Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

3 Ocak 2026 Cumartesi

 

 

İran Krizi: Ekonominin Ötesinde Bir Rejim ve Toplum Çözülmesi

 

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

 

 

Öz

Bu makale, İran’da güncel olarak yaşanan ekonomik, siyasal ve toplumsal krizi çok boyutlu olarak ele almaktadır. Petrol ve doğal gaz zenginliği ile birlikte ekonomik kriz, ambargo ve yaptırımların etkisi, siyasal sistemin esnekliği, toplumsal bölünmeler ve dış aktörlerin konumlanması incelenmiştir. Çözümlemeler, krizin sadece ekonomik değil, aynı zamanda rejim ve toplumsal çözülme boyutlarını da içerdiğini ortaya koymaktadır. Makale, kısa ve orta vadede İran için olası senaryoları değerlendirirken, Türkiye ve bölge ülkeleri açısından risk ve önerileri de sunmaktadır.

Anahtar Kelimeler: İran, ekonomik kriz, petrol ve doğal gaz, ambargo, yaptırımlar, siyasal sistem, Velayet-i Fakih, bonyadlar, bölgesel etkiler, protestolar

 

Abstract

This article examines the current economic, political, and social crisis in Iran from a multidimensional perspective. Despite its oil and natural gas wealth, Iran faces severe economic challenges compounded by sanctions, the rigidity of its political system, social divisions, and the positioning of international actors. The analysis reveals that the crisis extends beyond economics to include regime and societal fragmentation. The paper also evaluates potential short- and medium-term scenarios for Iran and presents associated risks and recommendations for Turkey and neighboring countries.

Keywords: Iran, economic crisis, oil and natural gas, sanctions, political system, Velayet-i Fakih, bonyads, regional impact, protests

GİRİŞ

İran, dışarıdan bakıldığında çoğu zaman tek bir başlık altında ele alınır: nükleer program, ABD ile gerilim, İsrail karşıtlığı ya da yaptırımlar. Oysa bugün İran’da yaşanan kriz, bu başlıkların hiçbirine indirgenemeyecek kadar çok katmanlı, tarihsel ve toplumsal bir nitelik taşımaktadır. Mevcut tablo, yalnızca ekonomik bir daralma ya da geçici bir protesto dalgası değil, devlet, toplum ve rejim arasındaki bağların eş zamanlı olarak zorlandığı yapısal bir çözülme sürecine işaret etmektedir.

1979 İslam Devrimi’nden bu yana İran’da kurulan siyasal sistem, din adamlarının belirleyici olduğu teokratik bir yapı ile çağdaş devlet kurumlarının iç içe geçtiği özgün bir model sunmuştur. Bu model, uzun yıllar boyunca ideolojik seferberlik, güvenlik aygıtı ve dış tehdit algısı üzerinden ayakta kalmıştır. Ancak son on yılda artan ekonomik kırılganlık, genç nüfusun beklentileri, etnik-mezhepsel çeşitlilik ve küresel sistemle kurulamayan sağlıklı ilişkiler bu yapının taşıma kapasitesini zorlamaya başlamıştır.

Bugün İran’da sokağa yansıyan öfke, yalnızca yaşam pahalılığına ya da para biriminin değer kaybına yönelik değildir. Protestolar, devletin adalet üretme kapasitesine, yönetişim biçimine, meşruluk kaynaklarına ve gelecek vaat edip edemediğine ilişkin derin bir sorgulamayı da içinde barındırmaktadır. Bu nedenle mevcut kriz, “ekonomi kaynaklı toplumsal huzursuzluk” tanımını aşarak, rejim ve toplum ilişkilerinin yeniden tanımlandığı bir kırılma anına dönüşmektedir.

Öte yandan İran, homojen bir toplum değildir. Farslar, Azerbaycan kökenli Türkler, Kürtler, Araplar, Beluciler; Şiiler, Sünniler ve farklı mezhepsel gruplar; merkez-çevre, şehir-taşra ve elit-alt sınıf ayrımları ülkenin toplumsal dokusunu karmaşık bir fay hatları ağına dönüştürmektedir. Bu fay hatları sakin dönemlerde görünmez olabilir, ancak kriz anlarında hızla siyasal ve güvenlik boyutları kazanabilir.

Bu çalışmanın çıkış noktası tam da burasıdır: İran’da yaşananları yalnızca dış müdahaleler, yalnızca ekonomi, ya da yalnızca rejim karşıtlığı üzerinden okumak yetersizdir. Asıl sorun, bu unsurların nasıl birbirini tetiklediği, hangi aktörlerin nasıl tavır aldığı ve ortaya çıkan tablonun bölgesel ve küresel sonuçlarının ne olabileceğidir.

AMAÇ VE HEDEFLER

Bu makalenin temel amacı, İran’da yaşanan güncel krizi tek nedenli açıklamalardan kaçınarak, çok boyutlu ve dengeli bir çerçevede çözümleme etmektir. Çalışma hem İran iç dinamiklerini hem de uluslararası sistemle kurulan ilişkileri birlikte ele almayı hedeflemektedir.

Bu kapsamda makalenin hedefleri şunlardır:

Ekonomik krizin ötesine geçerek, İran’daki toplumsal huzursuzluğun siyasal, kurumsal ve ideolojik boyutlarını ortaya koymak.

İran’daki siyasal sistemin yapısını (din adamları, Devrim Muhafızları, haber alma, yargı ve seçilmiş kurumlar arasındaki güç dengeleri) çözümleyerek rejimin kriz karşısındaki reflekslerini anlamak.

Etnik ve mezhepsel çeşitliliğin, mevcut kriz ortamında nasıl bir rol oynadığını ve hangi olası riskleri barındırdığını değerlendirmek.

ABD ve İsrail’in bilinen etkilerinin ötesinde, Rusya, Çin, AB, Türkiye ve bölge ülkelerinin İran’daki gelişmelere yaklaşımını ve bu aktörlerin çıkarlarını çözümlemek.

İnternetin tümüyle kesilmemesi, denetimli baskı, seçici sertlik gibi rejimin yeni kriz yönetimi stratejilerini incelemek ve bunların geçmiş protesto dalgalarından nasıl ayrıştığını göstermek.

İran’daki gelişmelerin bölgesel sonuçlarını, özellikle Türkiye açısından göç, güvenlik, Kürt sorunu ve jeopolitik denge bağlamında değerlendirmek.

Son olarak, İran’daki krizin devrim, reform, sertleşme ya da denetimli çözülme gibi olası senaryolarını çözümleyici bir çerçevede tartışmak.

Bu çalışma, taraf tutan bir metin olmayı değil, anlamaya çalışan, karmaşıklığı sadeleştirmeden açıklayan ve okura soğukkanlı bir çözümleme olanağı sunan bir değerlendirme ortaya koymayı amaçlamaktadır.

ARAŞTIRMA SORULARI

Aşağıdaki sorular, makalenin alt bölümlerini belirleyecek şekilde kurgulanmıştır.

Temel Araştırma Sorusu

İran’da yaşanan mevcut kriz, geçici bir ekonomik ve siyasal dalgalanma mı, yoksa İslam Cumhuriyeti’nin yapısal bir çözülme sürecine girdiğinin göstergesi mi?

Alt Araştırma Soruları

Ekonomik boyut: İran’daki ekonomik kriz hangi iç ve dış etmenlerin birleşimiyle ortaya çıkmıştır ve bu kriz neden önceki dönemlere kıyasla daha yıkıcıdır?

Rejim ve siyasal yapı: İran İslam Cumhuriyeti’nin siyasal sistemi (din adamları, Devrim Muhafızları, haber alma ve yargı) bu krize nasıl tepki vermektedir ve bu yapı kriz karşısında ne ölçüde esneklik gösterebilmektedir?

Toplumsal fay hatları: İran’daki etnik, mezhepsel ve sınıfsal bölünmeler protestoların niteliğini ve yayılmasını nasıl etkilemektedir?

Toplumsal meşruluk: Rejimin ideolojik söylemi ve zor aygıtları, halk nezdinde meşruluk üretmekte neden giderek yetersiz kalmaktadır?

Dış aktörler: ABD, İsrail, Rusya, Çin, Avrupa Birliği ve bölge ülkeleri İran’daki krizi nasıl okumakta ve kendi çıkarları doğrultusunda nasıl konumlanmaktadır?

İnternet ve denetim stratejileri: İran yönetiminin interneti tümüyle kesmemesi gibi “ölçülü” yaklaşımlar, rejimin kriz yönetiminde yeni bir stratejiye mi işaret etmektedir?

Bölgesel etkiler: İran’daki olası bir siyasal çözülmenin Türkiye başta olmak üzere bölge ülkeleri açısından güvenlik, göç ve etnik sorunlar bakımından olası sonuçları nelerdir?

Gelecek senaryoları: İran için kısa ve orta vadede hangi senaryolar öne çıkmaktadır: reform, baskı yoluyla kararlılık, parçalı çözülme veya rejim değişimi?

YÖNTEM

Bu çalışma nitel bir araştırma yaklaşımına dayanmaktadır. Çözümlemede betimleyici ve yorumlayıcı yöntemler birlikte kullanılmaktadır. Yöntemsel çerçeve şu unsurlardan oluşmaktadır:

Yazın Taraması: İran’ın siyasal sistemi, ekonomi politiği ve toplumsal yapısına ilişkin akademik çalışmalar ve siyasa raporları incelenmiştir.

Karşılaştırmalı Çözümleme: 2009, 2019 ve 2022 protesto dalgaları ile güncel gelişmeler karşılaştırılarak benzerlikler ve ayrışmalar ortaya konmuştur.

Söylem Çözümlemesi: Rejim yetkililerinin açıklamaları, karşıt aktörlerin dili ve dış aktörlerin söylemleri çözümlenmiştir.

Jeopolitik Okuma: İran’ın dış ilişkileri ve bölgesel konumu, büyük güç yarışması bağlamında değerlendirilmiştir.

Bu yöntem sayesinde İran’daki krizin yalnızca görünen olaylar üzerinden değil, arka plandaki yapısal ve stratejik dinamikler üzerinden anlaşılması hedeflenmektedir.

YAZIN TARAMASI

İran üzerine mevcut akademik ve siyasa odaklı yazın, krizi genellikle üç ana eksende ele almaktadır: ekonomik ve siyasal çöküş, otoriter rejimlerin dayanıklılığı ve toplumsal hareketler. Bu çalışmada kullanılan yazın, bu üç ekseni güncel gelişmeler ışığında birlikte değerlendirmeye olanak tanıyacak şekilde seçilmiştir.

Ekonomik ve Siyasal Yazın

Birinci grup çalışmalar, İran ekonomisinin yapısal sorunlarına odaklanmaktadır. Bu yazın yaptırımların petrol gelirleri üzerindeki etkisi, para siyasası başarısızlıkları, devletin ekonomideki aşırı rolü, yarıresmi vakıflar (bonyadlar) [1]  ve Devrim Muhafızları’nın ekonomik etkinlikleri gibi unsurları öne çıkarmaktadır. IMF, Dünya Bankası, Brookings, Carnegie ve Chatham House gibi kurumların raporları, İranda kronikleşmiş enflasyon, bütçe açıkları ve üretken olmayan büyüme modelinin altını çizmektedir. Bu yazın, ekonomik çöküşün nedenlerini büyük ölçüde doğru biçimde saptasa da çoğu zaman ekonomik krizin neden rejim meşruluğunu bu ölçüde sarstığını ve neden belirli eşiklerden sonra siyasal bir krize dönüştüğünü açıklamakta sınırlı kalmaktadır.

Rejim Dayanıklılığı ve Siyasal Sistem Yazını

İkinci grup yazın, İran İslam Cumhuriyeti’ni “dayanıklı otoriter rejim” olarak ele almaktadır. Bu çalışmalar “Velayeti Fakih” [2]  kurumu, dinsel elitlerin rolü, Devrim Muhafızları’nın askeriekonomik gücü ve güvenlik ve haber alma aygıtının etkililiği üzerinden rejimin neden çökmeye dirençli olduğunu çözümler. 2009 Yeşil Hareketi, 2019 benzin protestoları ve 2022 Mahsa Amini süreci bu çerçevede karşılaştırmalı biçimde incelenmiştir. Ancak bu yaklaşım, güncel protestolarda görülen niteliksel değişimi (özellikle toplum ve devlet bağının çözülmesini ve rejim ideolojisinin harekete geçirici gücünün zayıflamasını) açıklamakta yetersiz kalmaktadır.

Toplumsal Hareketler ve Kimlik Yazını

Üçüncü grup çalışmalar, İran’daki protestoları toplumsal hareketler kuramı çerçevesinde ele almaktadır. Bu yazın, genç nüfus, kadınlar, kentli orta sınıf, etnik azınlıklar (Kürtler, Beluciler, Araplar, Azerbaycan kökenli Türkler) ve mezhepsel farklılıkların rolüne odaklanmaktadır. Özellikle 2022 sonrası yazında, protestoların merkezsiz, liderlikten yoksun fakat yaygın karakteri vurgulanmaktadır. Bu çalışmalar toplumsal fay hatlarını başarılı biçimde çözümlese de çoğu zaman dış siyasa, yaptırımlar ve jeopolitik baskıların iç dinamiklerle nasıl birleştiğini ikincil planda ele almaktadır.

Jeopolitik ve Dış Siyasa Yazını

Dördüncü bir yazın kümesi, İran krizini büyük güç yarışması ve bölgesel güvenlik bağlamında değerlendirmektedir. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik uzun süreli baskı siyasaları, Rusya ve Çin ile geliştirilen stratejik ortaklıklar, Avrupa Birliği’nin normatif ve insan hakları merkezli yaklaşımı ile Türkiye, Körfez ülkeleri ve Güney Asya aktörlerinin temkinli tutumları bu yazının ana eksenlerini oluşturur. Bu çalışmalar, yaptırımların İran’ı farklı ittifak seçeneklerine yönelttiğini ve rejimin dış tehdit söylemi üzerinden iç meşruluk üretmeye çalıştığını ortaya koymaktadır. Ancak bu yazın, çoğu zaman İran iç siyasetini edilgen bir değişken olarak ele almakta ve toplumsal dinamikleri yeterince merkeze almamaktadır.

Sayısal Alan, İnternet ve Bilgi Akışı Yazını

Son yıllarda gelişen ayrı bir yazın, İran’daki protestoları sayısal alan ve bilgi akışı bağlamında incelemektedir. Bu çalışmalar, internet kesintileri, toplumsal medya sansürü, VPN kullanımı ve sayısal gözetim uygulamalarının rejim ve protestocu ilişkisini nasıl dönüştürdüğüne odaklanmaktadır. Güncel yazın, internetin tümüyle kesilmemesinin rejimin bilinçli bir tercihi olabileceğini, bunun hem ekonomik etkinlikleri tümüyle durdurmamak hem de denetimsiz bir uluslararası tepkiyi tetiklememek amacı taşıdığını öne sürmektedir. Bu yaklaşım, güncel krizi önceki dönemlerden ayıran önemli bir farkı ortaya koymaktadır: Bilgi akışı artık tümüyle bastırılamamakta ve yalnızca yönetilmeye çalışılmaktadır. Bu durum, rejimin baskı kapasitesinin mutlak değil, sınırlı ve maliyetli duruma geldiğini göstermektedir.

Bu makale, söz konusu yazındaki parçalı yaklaşımları birleştirerek, ekonomik, siyasal, toplumsal, sayısal ve uluslararası boyutları aynı çözümleyici çerçeve içinde değerlendirmeyi hedeflemektedir.

Güncel Olaylara İlişkin Çözümleyici Yorumlar

Güncel protesto dalgası, İran tarihinde daha önce yaşanan 2009, 2019 ve 2022 hareketlerinden belirgin biçimde ayrılmaktadır. Bu farklılık, yalnızca protestoların yaygınlığıyla değil, rejimin verdiği tepkilerin niteliğiyle de ilgilidir. Öncelikle, rejimin interneti tümüyle kesmemesi ve baskıyı seçici biçimde uygulaması dikkat çekicidir. Bu durum, yönetimin toplumsal tepkinin boyutunun farkında olduğunu ve denetimsiz bir şiddetin geri tepebileceğini hesapladığını göstermektedir. Bu yaklaşım, rejimin artık yalnızca zor aygıtlarına güvenerek krizleri yönetemeyeceğinin farkında olduğuna işaret etmektedir.

İkinci olarak, protestoların söylemsel çerçevesi genişlemiştir. Ekonomik talepler, hızla rejimin meşruluğunu sorgulayan ifadelere evrilmiştir. Bu, ekonomik krizin artık sistemin bütününe yönelik bir güven kaybına dönüştüğünü göstermektedir.

Üçüncü olarak, dış aktörlerin tutumu önceki dönemlere oranla daha temkinlidir. ABD ve İsrail söylemsel destek verirken, Rusya ve Çin rejim kararlılığını önceleyen bir tavır almaktadır. Avrupa Birliği ise insan hakları vurgusunu sürdürmekle birlikte doğrudan müdahaleden kaçınmaktadır. Bu tablo, İran krizinin küresel güçler açısından yüksek riskli ve öngörülmesi zor bir alan olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır. Son olarak, toplumsal fay hatlarının derinliği krizin seyrini belirsizleştirmektedir. Etnik ve mezhepsel çeşitlilik, bir yandan rejim için olası bir kırılganlık yaratırken, diğer yandan muhalefetin ortak ve merkezi bir siyasal seçenek üretmesini de zorlaştırmaktadır.

KURAMSAL ÇERÇEVE

Bu çalışma, İran’daki güncel krizi tek bir kuramsal yaklaşım üzerinden değil; birbiriyle ilişkili üç ana kuramsal bakış açısının kesişiminde ele almaktadır. Bu tercih, krizin hem nedenlerini hem de olası sonuçlarını daha açıklayıcı biçimde çözümlemeyi amaçlamaktadır.

Otoriter Rejim Dayanıklılığı ve Aşınma Kuramları

İlk kuramsal eksen, otoriter rejimlerin dayanıklılığına ilişkin yazına dayanmaktadır. Bu yaklaşım, baskı aygıtları, elit uyumu, ideolojik meşruluk ve kaynak dağıtımı gibi unsurların rejim sürekliliğini nasıl sağladığını açıklar. İran örneğinde Velayet-i Fakih kurumu, Devrim Muhafızları ve dinsel elitler bu çerçevede değerlendirilir. Ancak bu çalışma, klasik dayanıklılık tezlerinin ötesine geçerek “otoriter aşınma” kavramını merkeze almaktadır. Buna göre rejimler ani çöküşlerden çok, meşruluk kaybı, yönetim kapasitesinin düşmesi ve toplumla bağların zayıflaması yoluyla aşamalı bir çözülme yaşayabilir. Güncel İran krizi bu tür bir aşınma süreci olarak ele alınmaktadır.

Siyasal Ekonomi ve Yaptırım Rejimleri

İkinci kuramsal eksen, siyasal ekonomi yaklaşımıdır. Bu bakış açısı, ekonomik krizlerin siyasal sonuçlarını yalnızca maddi yoksullaşma üzerinden değil, adaletsizlik algısı, rant dağılımı ve sınıfsal dışlanma üzerinden açıklar. Yaptırımlar, bu çerçevede dışsal bir şok olmanın ötesinde, içerdeki yapısal sorunları derinleştiren bir çarpan olarak ele alınmaktadır. Bu yaklaşım, “petrol var ama refah yok” paradoksunu açıklamakta özellikle işlevseldir. Devletin petrol gelirlerini toplumsal refaha dönüştürememesi ekonomik krizi doğrudan rejimin meşruluğuyla ilişkilendirmektedir.

Toplumsal Hareketler ve Fay Hatları Yaklaşımı

Üçüncü kuramsal eksen, toplumsal hareketler yazını ile fay hatları (cleavage) yaklaşımını birleştirmektedir. Bu çerçevede etnik, mezhepsel, sınıfsal ve kuşaksal farklılıklar seferberliği hem olanaklı kılan hem de sınırlayan unsurlar olarak ele alınmaktadır. İran özelinde bu yaklaşım, derin toplumsal fay hatlarının neden güçlü ve birleşik bir muhalefet üretmekte zorlandığını, buna karşılık neden kronik bir siyasal kararsızlık yarattığını açıklamaktadır. Kriz, bu fay hatlarının aynı anda harekete geçmesi fakat ortak bir siyasal projede birleşememesi şeklinde kavramsallaştırılmaktadır.

Bütüncül Çözümleyici Çerçeve

Bu üç kuramsal yaklaşım birlikte kullanılarak, İran’daki krizin ne salt bir ekonomik çöküş ne yalnızca dış müdahale ne de basit bir halk ayaklanması olduğu savunulmaktadır. Aksine kriz, otoriter aşınma, siyasal ekonomi tıkanması ve toplumsal fay hatlarının eş zamanlı derinleşmesiyle ortaya çıkan çok katmanlı bir çözülme süreci olarak ele alınmaktadır.

Güncel Olaylara İlişkin Çözümleyici Yorumlar

Güncel protesto dalgası, İran tarihinde daha önce yaşanan 2009, 2019 ve 2022 hareketlerinden belirgin biçimde ayrılmaktadır. Bu farklılık, yalnızca protestoların yaygınlığıyla değil, rejimin verdiği tepkilerin niteliğiyle de ilgilidir. Öncelikle, rejimin interneti tümüyle kesmemesi ve baskıyı seçici biçimde uygulaması dikkat çekicidir. Bu durum, yönetimin toplumsal tepkinin boyutunun farkında olduğunu ve denetimsiz bir şiddetin geri tepebileceğini hesapladığını göstermektedir. Bu yaklaşım, rejimin artık yalnızca zor aygıtlarına güvenerek krizleri yönetemeyeceğinin farkında olduğuna işaret etmektedir. İkinci olarak, protestoların söylemsel çerçevesi genişlemiştir. Ekonomik talepler, hızla rejimin meşruluğunu sorgulayan ifadelere evrilmiştir. Bu, ekonomik krizin artık sistemin bütününe yönelik bir güven kaybına dönüştüğünü göstermektedir. Üçüncü olarak, dış aktörlerin tutumu önceki dönemlere kıyasla daha temkinlidir. ABD ve İsrail söylemsel destek verirken, Rusya ve Çin rejim kararlılığını önceleyen bir tutum almaktadır. Avrupa Birliği ise insan hakları vurgusunu sürdürmekle birlikte doğrudan müdahaleden kaçınmaktadır. Bu tablo, İran krizinin küresel güçler açısından yüksek riskli ve öngörülmesi zor bir alan olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır. Son olarak, toplumsal fay hatlarının derinliği krizin seyrini belirsizleştirmektedir. Etnik ve mezhepsel çeşitlilik, bir yandan rejim için olası bir kırılganlık yaratırken, diğer yandan muhalefetin ortak ve merkezi bir siyasal seçenek üretmesini de zorlaştırmaktadır.

ÇÖZÜMLEME

Güncel Protestoların Ortaya Çıkışı ve Yaygınlaşması

Güncel protesto dalgası, yüzeyde ekonomik taleplerle başlamış olsa da kısa sürede siyasal ve rejimsel bir karakter kazanmıştır. Yüksek enflasyon, temel gıda ve enerji fiyatlarındaki artış, işsizlik ve özellikle genç nüfus arasında yaygınlaşan gelecek kaygısı ilk kıvılcımı oluşturmuştur. Ancak İran bağlamında bu tür ekonomik sorunlar yeni değildir. Protestoları önceki dönemlerden ayıran temel unsur, ekonomik sıkıntıların artık “katlanılabilir” olmaktan çıkması ve rejimin bu sorunları çözme kapasitesine ilişkin inancın zayıflamasıdır.

Başlangıçta yerel ve dağınık nitelik taşıyan gösteriler, kısa sürede farklı toplumsal kesimlere ve coğrafyalara yayılmıştır. Büyük kent merkezlerinin yanı sıra, uzun süredir ekonomik ve siyasal olarak önemsizleştirilmiş taşra kentlerinin de protestolara katılması dikkat çekicidir. Bu durum, krizin yalnızca kentli orta sınıfla sınırlı olmadığını, alt sınıflar ve çevre bölgeler için de sistemsel bir sorun durumuna geldiğini göstermektedir.

Protestoların genişlemesinde üç etmen belirleyici olmuştur. Birincisi, ekonomik taleplerin hızla siyasal söyleme evrilmesidir. Geçim sıkıntısı üzerinden başlayan tepkiler, kısa sürede rejimin meşruluğunu, yönetişim kapasitesini ve adalet savlarını sorgulayan sloganlara dönüşmüştür. İkincisi, protestoların belirgin bir liderliğe veya örgütlü merkeze sahip olmamasıdır. Bu durum, rejimin klasik bastırma ve görüşme süreçlerini işlemez kılmıştır. Üçüncüsü ise sayısal iletişim kanallarının, sınırlı da olsa, işlevini sürdürmesidir. İnternetin tümüyle kesilmemesi protestoların görünürlüğünü artırmış ve psikolojik eşiklerin aşılmasına katkı sağlamıştır.

Bu süreçte rejimin tepkisi de protestoların seyrini etkilemiştir. Güvenlik güçlerinin yer yer sert müdahaleleri, bazı bölgelerde ise geri çekilme ve denetim kaybı görüntüleri, devletin mutlak egemenlik algısını zedelemiştir. Özellikle rejim yanlısı söylemin harekete geçirici gücünü kaybetmesi, protestoların yalnızca ekonomik değil, açık biçimde rejim karşıtı bir nitelik kazanmasına ortam hazırlamıştır.

Bu bağlamda güncel protestolar, ani bir patlamadan çok, uzun süredir biriken ekonomik, siyasal ve toplumsal gerilimlerin görünür duruma gelmesi olarak değerlendirilmelidir. Protestoların genişlemesi, İran’da sorunun artık belirli siyasa alanlarıyla sınırlı olmadığını ve devlet ve toplum ilişkisinin bütününe yayılan bir kriz yaşandığını ortaya koymaktadır.

Şekil 1: İran: Ulusal Gelir Artışı ve Enflasyon Oranı (Kaynak: IMF)

Enerji Kaynakları ve Ekonomik Dinamikler

İran ekonomisi, Trump’ın 2018’de nükleer anlaşmadan (JCPOA) çekilmesinin ardından 2019’da yeniden uygulamaya konulan ABD’nin maksimum baskı yaptırımlarından dolayı zaten aşırı bir baskı altındaydı. Para birimi dalgalanmaya devam ediyor, enflasyon hızla artıyor, petrol ihracatı kısıtlanmış durumda ve yabancı yatırım neredeyse hiç yok. Bu ekonomik baskılar, ülkede yaygın bir hoşnutsuzluğa katkıda bulunmuştur. 2022’deki kitlesel “Kadın, Yaşam, Özgürlük” gösterilerinden bu yana büyük çaplı protestolar tekrar ortaya çıkmamıştır. Gösteriler şiddetle bastırılmıştı. Ancak rejimin, kötüleşen durumu kısa vadede durduracak pek az geçerli seçeneği bulunmaktadır. Aynı zamanda, İran’ın bölgesel ağı parçalanmış ve konumu son on yılın herhangi bir dönemine göre daha zayıf bir duruma gelmiştir. On yıllardır oluşturduğu sözde “Direniş Ekseni”, İsrail’in amansız askeri saldırıları altında parçalanmıştır. İran, dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz rezervlerinden birine sahip olmasıyla ekonomik ve stratejik açıdan önemli bir ülkedir. Ancak bu doğal zenginlik, ülkenin ekonomik krizini otomatik olarak çözmemektedir. Enerji kaynakları hem iç ekonomik dengeleri hem de dış siyasadaki manevra alanını şekillendirmektedir. (Vakil, 2025)

Petrol ve Doğal Gaz Rezervleri: İran, dünya petrol rezervlerinin yaklaşık %10’una sahiptir ve OPEC üyesidir. Petrol gelirleri, devlet bütçesi ve toplumsal harcamalar açısından yaşamsal öneme sahiptir.  Dünyanın en büyük doğalgaz rezervlerinden birine sahip olan İran hem iç enerji tüketimi hem de ihracat için kritik bir konumda bulunur.

Enerji Gelirlerinin Sınırlılığı: İran’ın petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip olmasına karşın gelir elde etmesini sınırlayan bir dizi yapısal ve dışsal etmen vardır:

Yaptırımlar ve ambargolar: ABD ve Batı tarafından uygulanan yaptırımlar, petrol ihracatını kısıtlamakta ve gelirlerin önemli bir kısmının yurt dışına transferini engellemektedir.

Piyasa fiyatları ve satış koşulları: Petrolü piyasa fiyatının altında satmak zorunda kalmak ihracattan elde edilen geliri azaltmaktadır. Ayrıca alıcı ülkelerden tahsilat sorunları yaşanmaktadır.

Bonyadlar ve devlet denetimi: Petrol ve gaz gelirleri çoğunlukla devlet denetimli bonyadlar aracılığıyla yönetilmektedir. Bu sistemde kaynakların verimsiz dağıtımı gelirlerin halkın geniş kesimlerine ulaşmasını engellemektedir.

Yatırım ve altyapı eksiklikleri: Çağdaşlaşma ve üretim kapasitesine yatırım yetersizliği, üretim ve ihracat hacmini sınırlamaktadır.

Ekonomik ve Toplumsal Etkiler

Yoksullaşma ve eşitsizlik: Ambargolar ve verimsiz gelir dağılımı halkın yaşam düzeyini düşürmekte ve ekonomik eşitsizliği derinleştirmektedir.

Yoksullaşma ve eşitsizlik: Bazı ülkeler petrol zenginliğini halkın refahına dönüştürürken İran’da verimsiz yönetim ve ambargolar nedeniyle halk yoksullaşmaktadır.

Protestoların ekonomik temeli: Gelirlerin sınırlı ve dengesiz dağılımı, yüksek enflasyon, işsizlik ve temel tüketim maddelerinin fiyat artışları mevcut protesto dalgasının ekonomik temelini güçlendirmektedir.

Enerjinin Stratejik Rolü

Petrol ve doğal gaz, İran’ın hem bölgesel hem de küresel aktörler karşısındaki pazarlık gücünü belirlemektedir. Enerji kaynakları, yaptırımların aşılması, Çin ve Rusya ile ilişkilerin sürdürülmesi gibi alanlarda stratejik bir araçtır. Petrol ve gaz gelirleri, ekonomik kriz döneminde rejim için bir mali tampon işlevi görmektedir. Bu gelirler, güvenlik aygıtları ve bonyadlar aracılığıyla rejimin ayakta kalmasını desteklemektedir. Sonuç olarak, İran’ın petrol ve doğal gaz kaynakları hem ekonomik kriz hem de rejimin sürdürülebilirliği açısından kritik bir etmendir. Ancak ambargolar, piyasa koşulları, verimsiz dağıtım ve yatırım eksiklikleri nedeniyle enerji gelirleri halkın refahına yeterince yansımamakta ve protestoların ve ekonomik sıkıntıların temel nedenlerinden biri olarak öne çıkmaktadır.

Ara Değerlendirme

İran, dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz rezervlerinden birine sahip olmasına karşın, ekonomik krizle mücadelede ciddi zorluklar yaşamaktadır. Enerji kaynakları hem iç ekonomik dengeleri hem de dış siyasadaki manevra alanını şekillendirmektedir. Petrol ve doğal gaz sahibi ülkelerin tümü halkının refahını artırmakta başarılı olamamaktadır. Örneğin Norveç, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar ve Suudi Arabistan gibi zenginleşen ülkeler enerji gelirlerini iyi yöneten, saydam ve verimli kurumlara sahip ülkeler olarak halklarını zenginleştirmeyi başarmıştır. İran ve Venezuela gibi ülkeler ise enerji zenginliğine karşın yoksulluk ve ekonomik krizle karşı karşıyadır. Bunun temel nedenleri arasında dış ambargolar, düşük petrol fiyatları, tahsilat sorunları, bonyadlar aracılığıyla verimsiz gelir dağılımı ve yönetim eksiklikleri bulunmaktadır. Petrol ve gaz gelirleri çoğunlukla devlet denetimli bonyadlar aracılığıyla yönetilmektedir. Bu yapı, kaynakların halkın geniş kesimlerine ulaşmasını engelleyerek eşitsizlik yaratmaktadır. Enerji altyapısına yeterli yatırım yapılmaması, üretim ve ihracat hacmini sınırlamaktadır.

Şekil 2: İran’da Yıllar İtibarıyla Yoksulluk Oranı (Kaynak: Kazemi, 2024)

İran’daki son eğilimler, kapsayıcı büyüme ve ek nakit transferleri sayesinde yoksulluğun azalması ve gelir eşitsizliğinin iyileşmesi yönünde ilerleme göstermektedir. 2020/21 ile 2022/23 dönemleri arasında, günlük 6,85 ABD doları seviyesinde ölçülen yoksulluk oranı 29,1 yüzde oranından 21,9’a düşerek 7,4 puan azalmıştır. Böylece 6,1 milyon İranlı yoksulluk sınırının üzerine çıktı. Günlük 3,65 ABD doları seviyesindeki alt-orta gelir yoksulluk sınırı kullanıldığında ise yoksulluk oranı %6,1’den %3,8’e gerilemiştir. (Kazemi, 2024)

Sonuç olarak, enerji kaynakları tek başına refah üretememekte ve, verimli yönetim, saydam dağıtım ve uluslararası ticaret olanakları olmadan petrol ve doğalgaz zenginliği ülkede yoksulluğu önleyememektedir. İran’ın durumu, bu bağlamda Venezüella ile benzerlik göstermekte ve enerji zenginliği ile halk refahı arasındaki farkı ortaya koymaktadır.

Ambargolar ve Yaptırımların Etkisi

İran’ın ekonomik krizinin en belirgin dışsal etmeni dış dünya tarafından uygulanan ambargo ve yaptırımlardır. Bu etmenler, enerji gelirlerini ve ekonomik hareket alanını doğrudan sınırlamaktadır. ABD ve Batı ülkelerinin uyguladığı yaptırımlar İran’ın petrol ve gaz ihracatını ciddi biçimde sınırlandırmaktadır. Döviz gelirlerinin azalması, devlet bütçesinin daralmasına ve toplumsal harcamaların kısıtlanmasına yol açmaktadır. Petrol satışından elde edilen gelirin tahsil edilmesi ve uluslararası transferi engellenmektedir. Bu durum, ekonomik planlama ve yatırım kapasitesini düşürmektedir. Ambargolar, İran’ın petrolü piyasa fiyatının altında satmasına veya uzun vadeli ödeme gecikmeleri yaşamasına neden olmaktadır. Böylece enerji gelirleri sınırlı kalmaktadır. Ambargoların yarattığı ekonomik baskı, işsizlik, enflasyon ve temel tüketim maddelerinin fiyat artışları yoluyla protestoların temelini güçlendirmektedir. Sonuç olarak, ambargo ve yaptırımlar, İran’ın enerji gelirlerinin etkili kullanımını büyük ölçüde sınırlandırmakta ve ekonomik krizi derinleştirmektedir. Enerji kaynakları stratejik bir üstünlük olarak kalmasına karşın, dış kısıtlamalar ve iç dağıtım sorunları nedeniyle halkın refahına yeterince yansımamaktadır.

SWIFT ve Finansal Yalıtım

SWIFT [3] uluslararası bankalar arası para transferlerini sağlayan küresel bir ödeme sistemidir. İran, nükleer programı ve uluslararası yaptırımlar nedeniyle 2012 yılında SWIFT sisteminden çıkarıldı. Bu durum, petrol gelirlerinin ve diğer ticaret gelirlerinin uluslararası finansal ağlara aktarılmasını büyük ölçüde zorlaştırdı. SWIFT’den dışlanma, İran bankalarının uluslararası ödemeleri gerçekleştirememesi ve döviz işlemlerinde gecikmeler yaşaması anlamına gelir. Bu da ekonomik planlama, enerji ihracatı ve ithalat için büyük bir engel oluşturur. Döviz akışının kısıtlanması, enflasyonu ve temel tüketim maddelerinin fiyatlarını yükseltmekte ve yaşam maliyetini artırmaktadır. Finansal yalıtım ve ekonomik daralma, halkın ekonomik yakınmalarını güçlendirerek protesto dalgalarının arka planını oluşturur. Sonuç olarak, SWIFT sisteminden dışlanma, İran’ın enerji gelirlerinin etkili şekilde kullanılmasını engelleyen kritik bir dışsal etmendir. Ambargolarla birleştiğinde, finansal yalıtım, ekonomik kriz ve toplumsal hoşnutsuzluğun derinleşmesine doğrudan katkı sağlamaktadır.

İran’daki Ekonomik Kriz: İç ve Dış Etmenlerin Birleşimi ve Neden Bu Kez Daha Yıkıcı Olduğu

İran’daki ekonomik kriz, sadece tek bir nedenin sonucu değil, iç yapısal zayıflıklar ile dış baskıların kesişiminden doğan çok boyutlu bir kırılmadır. İran’ın ulusal para birimi riyal, 2025’te dolar karşısında tarihinde görülmemiş bir değer kaybı yaşadı. Serbest piyasada yaklaşık 1,4 milyon riyal/dolar paritesi egemendir. Bu durum, halkın birikimlerini çökerterek fiyat kararlılığını bozan bir enflasyon sarmalını tetikledi. Resmi açıklamalar ve piyasa verilerine göre, gıda, temel gereksinimler ve sağlık harcamaları gibi kalemlerde fiyat artışları %40–70’leri aştı. Maaşlar bu artışın çok gerisinde kaldı ve alım gücü dramatik şekilde düştü.

İç yönetim sorunları da ekonomiyi kırılgan duruma getirdi. Çeşitli döviz kuru rejimlerinin (resmi ve serbest piyasa) neden olduğu belirsizlik ve adaletsizlik en önemli etmen olarak ortaya çıktı. Kaynak dağılımında yolsuzluk ve ayrıcalıklı gruplara yüksek erişim sorunların etkisini büyüttü. Bu, ekonomik koşulları yalnızca kötüleştirmekle kalmadı, aynı zamanda halk içinde algılanan adalet eksikliğini ve siyasal hoşnutsuzluğu derinleştirdi. 2025 içinde farklı meslek gruplarının protestoları (örneğin fırıncılar, nakliyeciler) ekonomik memnunluk düzeyinin azalması uzun süre bastırılan duyguları yüzeye çıkaran bir stres birikimi yarattı.

2018’de ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesi sonrası uygulanan yaptırımlar petrol gelirlerini kısıtladı ve İran’ın döviz gelirlerini azalttı. Bu, ülkeye giren döviz miktarını düşürdü ve mali kararlılığı hedef aldı. Petrol hala İran’ın en önemli geliri olsa da yaptırımlar nedeniyle petrol ihracat gelirleri sınırlı kaldı ve bunun sonucu olarak devletin bütçe açığı büyüdü ve döviz rezervlerine erişim zorlaştı ve uluslararası ticaret daha maliyetli oldu. Bu dış baskı, iç ekonomik kırılganlıkları şiddetlendiren bir çarpan etkisi yarattı. 2025’te İran-İsrail arasında yaşanan çatışmaların ekonomik maliyeti yüksek oldu. Altyapı ve yatırım ortamı zarar gördü. Buna karşılık ülkeye dış sermaye gelmiyor, gelmiş olanlar ayrılıyor. Bu tür gerilimler ekonomik beklentileri ve güveni daha da zayıflattı.

Karşılaştırmalı düşünülürse, önceki krizler (örneğin 2019 veya 2022 protestoları) daha sınırlı ekonomik kırılganlıklarla başlamış ve belirli kesimlerle sınırlı kalmıştı. Yaşanmakta olan kriz, yapısal ekonomik zayıflıkların (para birimi çöküşü, enflasyon, gelir dağılımı adaletsizliği) yıllar içinde birikmesi ile dış etmenlerin (yaptırımlar, petrol gelirlerinin baskılanması, jeopolitik gerilimler) aynı anda çarpışması sonucunda ortaya çıkmıştır. Bir başka ifadeyle iç kırılganlık ve dış baskı sistemsel çöküş riski ortaya çıkmış durumdadır.

Çizelge 1:

 

Kısa Özet

Etmenler

Etki

İç ekonomik zayıflıklar

Para birimi çöküşü, enflasyon, adaletsizlik algısı

Dış baskılar

Yaptırımlar, petrol gelirlerinde azalma, jeopolitik gerilim

Biriken memnuniyetsizlik

Önceki küçük protestolar, uzun süreli siyasal tıkanma

Sonuç

Ekonomi artık halkın günlük yaşamını sürdüremeyecek kadar zarar gördü; bu da siyasal meşruluk krizini tetikliyor

 

İran İslam Cumhuriyeti’nin Siyasal Yapısının Krize Tepkisi ve Esneklik Kapasitesi

İran’daki mevcut krize verilen tepkiler, İslam Cumhuriyeti’nin siyasal yapısının merkeziyetçi ama yekpare olmayan karakterini açık biçimde ortaya koymaktadır. Rejim, dinsel otorite, askeri ve güvenlik aygıtı ve hukuk sistemi arasında işlevsel bir iş bölümü kurarak krizi yönetmeye çalışmakta, ancak bu yapı aynı zamanda ciddi sınırlarla karşı karşıya kalmaktadır.

Siyasal sistemin tepesinde yer alan din adamları sınıfı ve Velayet-i Fakih kurumu, krizi öncelikle meşruluk çerçevesinde ele almaktadır. Resmi söylemde protestolar, dış güçlerin kışkırtması, “fitne” ve “İsrail ve ABD kaynaklı komplo” gibi kavramlarla açıklanmakta ve rejimin ideolojik temelleri yeniden güçlendirilmeye çalışılmaktadır. Ancak dikkat çekici olan nokta, bu söylemin toplumsal seferberlik gücünün geçmişe oranla zayıflamış olmasıdır. Dinsel meşruluk, özellikle genç kuşaklar ve kentli nüfus üzerinde eskisi kadar inandırıcı değildir. Bu durum, rejimin ideolojik aygıtının savunmacı bir konuma sıkıştığını göstermektedir.

Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), krize verilen tepkilerin asıl belirleyici aktörüdür. Ancak DMO’nun tutumu mutlak ve sınırsız bir baskıdan çok, seçici ve denetimli güç kullanımı şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu yaklaşım iki nedene dayanmaktadır: Aşırı şiddetin geniş çaplı bir rejim karşıtı koalisyonu tetikleyebileceği endişesi ve Devrim Muhafızları’nın yalnızca askeri değil, aynı zamanda ekonomik bir aktör olması nedeniyle uzun süreli kaosun kendi çıkarlarını da tehdit etmesi. Bu nedenle DMO, bazı bölgelerde sert müdahalede bulunurken, bazı alanlarda görünür biçimde geri çekilmekte ve krizi zamana yayarak yönetme stratejisini benimsemektedir. Bu durum rejimin hala ciddi bir baskı kapasitesine sahip olduğunu, ancak bu kapasiteyi artık temkinli kullandığını göstermektedir.

İstihbarat kurumları, krize doğrudan sokak şiddeti üzerinden değil, önleyici denetim ve örgütsüzleştirme yoluyla yaklaşmaktadır. Protestoların liderlik üretmesini engellemek, olası simge isimleri erken aşamada etkisizleştirmek ve farklı toplumsal gruplar arasındaki bağları zayıflatmak temel strateji olarak öne çıkmaktadır. Bu çerçevede rejimin interneti tümüyle kesmemesi, bir zayıflık değil, aksine denetimli gözetim ve yönlendirme tercihinin parçası olarak okunmalıdır. Bilginin tümüyle kesilmesi yerine, yönetilmesi hedeflenmektedir.

Yargı sistemi, krize verilen tepkide açık biçimde baskı aygıtının bir uzantısı olarak işlev görmektedir. Hızlı yargılamalar, ağır cezalar ve belirsiz suçlamalar caydırıcılık amacı taşımaktadır. Ancak yargının toplumsal meşruluğu neredeyse tümüyle aşınmış durumdadır. Bu nedenle hukuk, rejim açısından kısa vadeli bir denetim aracı olsa da uzun vadede krizi derinleştiren bir etmene dönüşmektedir.

İran siyasal sistemi, krize karşı tümüyle katı değil, sınırlı bir esnekliğe sahiptir. İnternetin tümüyle kesilmemesi, söylemsel tonun zaman zaman yumuşatılması ve denetimli geri çekilmeler bu esnekliğin göstergeleridir. Ancak bu esneklik yapısal dönüşüm üretmeye yeterli değildir. Sistem, iyileştirilebilir bir yapıdan çok baskı ve manevra arasında denge kurarak ayakta kalmaya çalışan bir rejim görüntüsü vermektedir. Dolayısıyla gösterilen esneklik, krizi çözmekten çok ertelemeye ve yönetmeye yöneliktir.

İran İslam Cumhuriyeti’nin siyasal yapısı, krize karşı hala güçlü reflekslere sahiptir, ancak bu refleksler artık meşruluk üretmekte zorlanmaktadır. Dinsel ideoloji harekete geçirici gücünü kaybetmiş, baskı aygıtları maliyetli duruma gelmiş ve hukuk sistemi ise inandırıcılığını yitirmiştir. Bu tablo, rejimin kısa vadede ayakta kalabileceğini, fakat uzun vadede otoriter aşınmanın derinleşeceğini göstermektedir.

Etnik, Mezhepsel ve Sınıfsal Bölünmeler Protestoları Nasıl Şekillendiriyor?

İran’daki protestoların niteliğini belirleyen en kritik unsur, ülkenin derin ve çok katmanlı toplumsal fay hatlarıdır. Bu fay hatları protestoları hem yaygınlaştırmakta hem de siyasal bir devrime dönüşmesini zorlaştırmaktadır.

Kürtler, Beluciler, Araplar ve Azerbaycan kökenli Türkler gibi etnik gruplar, protestolara farklı yoğunluk ve güdülenmelerle katılmaktadır. Özellikle Kürt ve Beluci bölgelerinde protestolar daha sert ve rejimle daha açık çatışma biçiminde görülmektedir. Ancak bu durum, protestoların merkezi bir ulusal muhalefet üretmesini zorlaştırmaktadır. Rejim, bu etnik talepleri “ayrılıkçılık” söylemiyle suçlaştırarak merkez ve çevre ayrımını derinleştirmektedir.

Sünni azınlıklar, rejime karşı tarihsel bir dışlanmışlık duygusu taşımaktadır. Buna karşın Şii çoğunluk içinde de özellikle genç kuşakta rejimin dinsel meşruluğu sorgulanmaktadır. Bu, mezhepsel ayrımın rejim lehine otomatik bir sadakat üretmediğini göstermektedir.

Protestolar artık yalnızca kentli orta sınıfa ait değildir. Alt gelir grupları, işsiz gençler ve taşra yoksulları da sürecin etkili parçası olmuştur. Bu durum protestoları sayısal olarak büyütmüş, ancak talepleri parçalı kılmıştır: Orta sınıf özgürlük ve hukuk talep ederken, alt sınıflar geçim ve ayakta kalma talebi öne çıkarmaktadır

Bu bölünmeler, protestoları bastırmayı zorlaştırmakta, ancak aynı zamanda birleşik bir siyasal seçeneğin ortaya çıkmasını da engellemektedir. Rejim için bu durum çift taraflıdır: Kısa vadede yönetilebilirlik sağlar ama uzun vadede ise kronik kararsızlık üretir.

Rejimin İdeolojik Söylemi ve Zor Kullanma Aygıtları Neden Meşruluk Üretemiyor?

İran rejiminin meşruluk krizi, sadece ekonomik değil, anlamsal ve simgesel bir krizdir.  “Anti-emperyalizm”, “direniş ekseni” ve “İslami adalet” söylemleri günlük yaşamla bağını koparmıştır. Halk için ideoloji artık soyut, geçim sıkıntısı ise somuttur. Rejim söylemi, halkın yaşadığı gerçekliği açıklayamamakta ve hatta yadsımaktadır. Baskı hala etkilidir, ancak artık meşrulukla desteklenmemektedir. Bu da “zor”un maliyetini artırmaktadır. Güvenlik güçlerinde isteksizlik, kaçışlar ve edilgin direnç sinyalleri bu nedenle önemlidir. Önceki dönemlerden farklı olarak korku yerini alaycı ve meydan okuyan bir toplumsal dile bırakmaktadır. Bu, otoriter rejimler açısından son derece tehlikeli bir eşiğe işaret eder. Sonuç olarak rejim hala zor kullanabilmektedir, ancak artık inanılmamaktadır. Çağdaş siyasal krizlerde bu durum en kritik kırılma noktalarından biridir.

Dış Aktörler: İran Krizinin Uluslararası Okuması ve Stratejik Hesaplar

İran’daki mevcut kriz, dış aktörler açısından ne tek boyutlu bir “demokratikleşme fırsatı” ne de basit bir “iç kararsızlık sorunu” olarak görülmektedir. Aksine, her aktör krizi kendi jeopolitik öncelikleri, güvenlik kaygıları ve uzun vadeli çıkarları çerçevesinde farklı biçimlerde okumakta ve konumlanmaktadır. Bu nedenle İran krizi, uluslararası sistemde ortak bir müdahale iradesi üretmekten çok, denetimli izleme ve sınırlı etkileme stratejileriyle karşılanmaktadır.

ABD, İran’daki krizi doğrudan bir rejim değişikliği süreci olarak tanımlamaktan özellikle kaçınmaktadır. Washington’un temel öncelikleri üç başlıkta toplanmaktadır: İran’ın nükleer programının sınırlandırılması, bölgesel vekil ağlarının (Hizbullah, Irak ve Yemen bağlantıları) zayıflatılması ve İsrail’in güvenliğinin korunması. ABD açısından iç kararsızlık, rejimin bu alanlardaki kapasitesini aşındıran bir fırsat sunmakla birlikte, denetimsiz bir çöküş, nükleer güvenlik ve bölgesel kaos riski nedeniyle istenmeyen bir senaryodur. Bu nedenle ABD, ekonomik yaptırımlar ve söylemsel destekle rejim üzerindeki baskıyı sürdürürken, doğrudan yönlendirici veya askeri bir rol üstlenmemektedir.

Çağdaş tarihte, Haziran 2025’teki İsrail ve ABD’nin İran’ın nükleer programına yönelik saldırıları kadar yüksek sesle ve sürekli önceden duyurulan bir askeri harekat nadiren görülmüştür. Tel Aviv ve Washington’daki liderler, otuz yılı aşkın süredir İran İslam Cumhuriyeti’nin nükleer emelleri ve etkinlikleri hakkında sert uyarılarda bulunmuş ve beş Amerikan başkanı Tahran’ın nükleer silah kapasite elde etmesini engellemeye söz vermiştir. Tüm bu önceden yapılan uyarılara ve yakın hazırlık sinyallerine rağmen, İsrail’in İran’ın nükleer altyapısına yönelik ilk saldırısı (ABD’nin kısa ama kararlı müdahalesiyle sınırlanmış olsa da) Tahran ve birçok çevrede büyük bir şok etkisi yaratmıştır (Maloney, 2025).

İsrail, İran’daki krizi en sert güvenlik bakış açısıyla okuyan aktördür. Tel Aviv açısından sorun, İran’ın iç siyasal yapısından çok, nükleer kapasitesi ve bölgesel askeri yayılımıdır. Rejim içi zayıflama ve meşruluk kaybı İsrail için stratejik bir üstünlük olarak görülmektedir. Ancak İsrail, ani ve denetimsiz bir rejim çöküşünün yaratabileceği belirsizlikten de kaygı duymaktadır. Bu nedenle İsrail’in yaklaşımı, İran’ı içeriden zayıflatan fakat tümüyle çökmeye zorlamayan bir denge arayışı şeklinde okunmalıdır. Rejim karşıtı simgelerin ve söylemlerin İran içinde görünürlük kazanması, İsrail açısından psikolojik ve stratejik bir kazanım olarak değerlendirilmektedir.

Rusya, İran krizini Batı müdahalesine karşı bir egemenlik sorunu olarak çerçevelemektedir. Moskova için İran, ABD hegemonyasına karşı oluşturulan jeopolitik denge çizgisinin önemli bir parçasıdır. Bu nedenle Rusya, protestoları iç sorun olarak tanımlamakta ve rejimin devamını ve devlet kapasitesinin korunmasını öncelemektedir. Rusya açısından İran’daki kriz, rejim değişikliğinden çok, yönetilebilir bir zayıflık durumu olarak tercih edilmektedir. Zira tümüyle çökmüş bir İran, Rusya’nın bölgesel çıkarlarına hizmet etmemektedir.

Çin, krize en düşük profilli fakat en tutarlı yaklaşımı sergileyen aktördür. Pekin için İran, enerji güvenliği ve “Kuşak-Yol Girişimi” bağlamında stratejik bir ülkedir. Çin, ideolojik veya normatif bir konum almaktan bilinçli olarak kaçınmakta ve kararlılığı, öngörülebilirliği ve devlet sürekliliğini öncelemektedir. Bu nedenle Çin, İran rejiminin baskı yöntemlerini açıkça savunmasa da kriz karşısında rejimle ilişkilerini sürdürmekte ve sessiz bir destek siyasası izlemektedir.

Avrupa Birliği, İran krizinde en fazla çelişki yaşayan aktördür. İnsan hakları, kadın hakları ve ifade özgürlüğü konularında sert eleştiriler yöneltilirken, enerji güvenliği, göç riski ve bölgesel kararlılık kaygıları doğrudan müdahaleyi sınırlamaktadır. AB’nin yaklaşımı, normatif söylem ile jeopolitik çekingenlik arasında sıkışmış bir denge arayışı olarak tanımlanabilir.

Bölge ülkeleri ve Türkiye, İran’daki krizi ideolojik değil, güvenlik ve kararlılık eksenli okumaktadır. Körfez ülkeleri, İran’ın zayıflamasını stratejik bir rahatlama olarak görse de mezhepsel çatışmaların ve devlet çözülmesinin bölgeye yayılmasından endişe duymaktadır. Türkiye açısından ise kriz üç temel risk alanı üretmektedir: olası göç dalgaları, Kürt sorununun sınır aşan etkileri (PJAK dahil) ve bölgesel güç dengelerinde ani değişimler.

Açık düşmanlıkların sona ermesi, İran’ın stratejik yönelimi konusunda netlik getirmemiştir. Bunun yerine, siyasal ve askeri elitler arasında savaşın sonucunun nasıl yorumlanacağı ve ülkenin bundan sonraki savunma duruşunun nasıl şekilleneceği konusunda süregelen bir çaba ortaya çıkmıştır. Uzun süredir vurgulanan temalar (özgüven, yerli askeri geliştirme ve ideolojik kararlılık) halen geçerliliğini korumaktadır, ancak artık bunlar daha ciddi kaygılarla yan yana durmaktadır: ekonomik tükenme, toplumsal huzursuzluk, İsrail istihbaratının rahatsız edici ölçüde nüfuzu ve stratejik güvenliğin aşınması. Artık soru sadece İran’ın caydırıcılığının işe yarayıp yaramadığı değil, aynı zamanda bu caydırıcılığın tüm temelinin hala sürdürülebilir olup olmadığıdır.  (Grajewski, 2025).

Genel olarak dış aktörlerin tutumu, İran’daki krizin rejim değişikliğini hızlandıracak ortak bir uluslararası baskı üretmediğini göstermektedir. Aksine, büyük güçler İran’daki çözülmeyi dikkatle izlemekte ve rejimin zayıflamasını hoşgörüyle karşılarken, denetimsiz bir çöküşten kaçınmayı tercih etmektedir. Bu durum, İran’daki krizin kaderinin büyük ölçüde iç dinamikler tarafından belirleneceğine işaret etmektedir.

Ölçülü Baskı ve Yeni Kriz Yönetimi Stratejisi

İran yönetiminin interneti tümüyle kesmemesi, kitlesel ve sınırsız şiddetten kaçınması ve zaman zaman yumuşak söylemler kullanması, klasik kriz bastırma yöntemlerinden görece sapmaya işaret etmektedir. Bu yaklaşım, rejimin artık 2009 veya 2019’daki gibi mutlak baskının yüksek siyasal ve ekonomik maliyetler doğurduğunun farkında olduğunu göstermektedir. Bu strateji, protestoları tümüyle bastırmak yerine yönetilebilir bir düzeyde tutmayı, uluslararası tepkileri sınırlamayı ve ekonomik etkinliklerin tümüyle durmasını engellemeyi amaçlamaktadır. İnternetin tümüyle kapatılmaması hem ticari yaşamın sürdürülmesi hem de rejimin “tam denetim kaybı” görüntüsü vermekten kaçınmasıyla ilişkilidir. Bu durum, rejimin kriz yönetiminde daha yararcı ve maliyet hesabı yapan bir çizgiye yöneldiğini göstermektedir.

Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın Rolü ve Sınırları

Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın etkisi, İran siyasal sistemi içinde sınırlı fakat simgesel açıdan önemlidir. Pezeşkiyan, reformist kimliği ve daha yumuşak diliyle rejimin sert yüzünü dengeleyen bir figür olarak konumlandırılmaktadır. Bu durum hem iç kamuoyuna hem de dış aktörlere rejim içinde bir esneklik olduğu mesajını verme işlevi görmektedir. Ancak Pezeşkiyan’ın kriz üzerinde belirleyici bir siyasa üretme kapasitesi sınırlıdır. Güvenlik, yargı, medya ve temel dış siyasa kararları cumhurbaşkanlığı makamının dışında şekillenmektedir. Bu nedenle Pezeşkiyan’ın rolü, krizi çözmekten çok rejimin maliyetlerini düşürmeye ve zaman kazanmaya yönelik bir tampon mekanizma olarak değerlendirilebilir. Bu tablo, İran’daki krizin kişisel liderlikten çok yapısal sorunlardan kaynaklandığını ve mevcut siyasal mimari içinde köklü bir dönüşüm iradesi oluşmadıkça yönetim değişikliklerinin sınırlı etki yaratacağını ortaya koymaktadır.

Bölgesel Sonuçlar: Türkiye ve Çevre Ülkeler Açısından Riskler ve Senaryolar

İran’da yaşanabilecek olası bir siyasal çözülme, etkileri ülke sınırlarını aşan çok katmanlı sonuçlar doğuracaktır. İran’ın coğrafi konumu, etnik yapısı ve bölgesel rolü dikkate alındığında, bu çözülmenin en doğrudan yansımaları Türkiye başta olmak üzere komşu ülkelerde güvenlik, göç ve etnik sorunlar ekseninde görülecektir.

Türkiye açısından en acil risk alanı göçtür. İran’da devlet kapasitesinin zayıflaması veya uzun süreli bir kararsızlık, özellikle orta sınıf ve kentli nüfusun, Türk kökenli ve Türkçe konuşanların yanı sıra etnik ve mezhepsel baskı gören grupların Türkiye’ye yönelmesine yol açabilir. Türkiye’nin taşımakta olduğu mevcut göç yükü düşünüldüğünde, İran kaynaklı yeni bir dalga hem ekonomik hem de toplumsal baskıları artıracaktır.

Güvenlik boyutunda, İran’daki çözülme Kürt sorununa sınır aşan bir nitelik kazandırabilir. PJAK başta olmak üzere İran Kürt hareketlerinin alan kazanması, ‘Türkiye–Irak–İran’ çizgisinde yeni güvenlik riskleri doğurabilir. İran’ın sınır bölgelerinde merkezi otoritenin zayıflaması, silahlı grupların hareket alanını genişletebilir ve Türkiye’nin sınır güvenliğini doğrudan etkileyebilir.

Bölgesel ölçekte bakıldığında, Irak, İran’daki kararsızlıktan en hızlı etkilenecek ülkelerden biridir. İran’ın Irak iç siyasetindeki etkisinin zayıflaması, mevcut güç dengelerini sarsabilir ve yeni çatışma alanları yaratabilir. Kafkasya açısından Azerbaycan kökenli i nüfusun yoğun olduğu İran bölgelerinde  (Batı Azerbaycan) yaşanabilecek huzursuzluklar, Azerbaycan–İran ilişkilerini ve Güney Kafkasya dengelerini etkileyebilir.

Körfez ülkeleri, İran’ın zayıflamasını kısa vadede stratejik bir rahatlama olarak görse de mezhepsel çatışmaların ve devlet çözülmesinin bölgeye yayılmasından endişe duymaktadır. Enerji güvenliği, deniz ticaret yolları ve iç kararlılık bu ülkeler açısından temel risk alanlarıdır.

Genel olarak İran’da olası bir siyasal çözülme, bölge ülkeleri için net bir “kazanç” senaryosu üretmemektedir. Aksine, denetimli bir dönüşüm yerine ani ve düzensiz bir çözülme göç baskısı, sınır güvenliği sorunları ve etnik çatışma risklerini artıracaktır. Bu nedenle Türkiye ve bölge ülkeleri, İran’daki krizi rejim değişikliği bakış açısından çok kararlılığın korunması ve risklerin yönetilmesi çerçevesinde izlemektedir.

Gelecek Senaryoları: İran Nereye Gidiyor?

İran’daki mevcut kriz, tek bir doğrusal sonuca işaret etmemektedir. Aksine kısa ve orta vadede birden fazla senaryo aynı anda olanaklı görünmektedir. Bu senaryolar, rejimin kapasitesi, toplumsal baskının sürekliliği ve dış koşulların gelişmesine bağlı olarak farklı ağırlıklar kazanabilir.

Sınırlı Reform ve Denetimli Açılım Senaryosu: Bu senaryo, rejimin baskı ile çözümün sürdürülemez olduğunu kabul ederek sınırlı reformlara yönelmesini öngörmektedir. Ekonomik alanda kesimsel rahatlatma, toplumsal yaşamda simgesel gevşemeler ve daha yumuşak bir söylem bu çerçevede değerlendirilebilir. Ancak İran siyasal mimarisi içinde bu tür reformların yapısal dönüşüme evrilme olasılığı düşüktür. Reformlar, daha çok zaman kazanma ve toplumsal basıncı düşürme amacı taşır.

Kısa vadede en olası senaryolardan biri, rejimin güvenlik aygıtları aracılığıyla protestoları bastırması ve düşük yoğunluklu bir kararlılık üretmesidir. Seçici baskı, yargı yoluyla sindirme ve ekonomik ödünlerin sınırlı biçimde dağıtılması bu stratejinin temel araçlarıdır. Ancak bu senaryo, krizin nedenlerini ortadan kaldırmadığı için yalnızca geçici bir denge sağlayabilir.

Üçüncü senaryo, merkezi otoritenin tümüyle çökmeksizin aşınmasını ifade etmektedir. Protestoların dalgalar şeklinde sürmesi, bazı bölgelerde devlet kapasitesinin zayıflaması ve elitler arası uyumun bozulması bu çerçevede değerlendirilebilir. Bu durum, İran’ı uzun süreli bir kararsızlık sarmalına sokabilir ve bölgesel riskleri artırabilir.

En radikal fakat kısa vadede en düşük olasılıklı senaryo rejim değişimidir. Güvenlik aygıtlarının dağılması, elit kopuşlarının hızlanması ve toplumsal muhalefetin ortak bir siyasal seçenek etrafında birleşmesi bu senaryonun ön koşullarıdır. Mevcut tabloda bu koşulların eş zamanlı olarak oluştuğunu söylemek güçtür.

Özetlenecek olursa, İran, ani bir rejim değişiminden çok baskı ile reform arasında gidip gelen, parçalı ve uzun soluklu bir kriz sürecine daha yakındır. Bu durum, krizin hem İran toplumu hem de bölge açısından uzun süre gündemde kalacağını göstermektedir.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu makalede İran’daki güncel kriz, ekonomik, siyasal, toplumsal ve uluslararası boyutlarıyla ele alınmıştır. Çözümlemeler, krizin tek bir nedenle değil, iç yapısal zayıflıklar, etnik ve sınıfsal bölünmeler, ideolojik meşruluğun aşınması ve dış baskılar gibi çok katmanlı etmenlerin birleşiminden kaynaklandığını göstermektedir.

Siyasal sistem, din adamları, Devrim Muhafızları, haber alma ve yargı üzerinden krize tepki vermekte, ancak esneklik kapasitesi sınırlı ve maliyetlidir. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan gibi reformist figürler sınırlı yumuşama sağlasa da yapısal dönüşümü tek başlarına gerçekleştirememektedir. Ölçülü baskı ve internetin tümüyle kesilmemesi gibi stratejiler, rejimin maliyet hesaplarını ve yararcı kriz yönetimini göstermektedir.

Toplumsal düzeyde etnik, mezhepsel ve sınıfsal bölünmeler, protestoların yayılmasını hem hızlandırmakta hem de ortak bir siyasal seçeneğin oluşmasını engellemektedir. Rejimin ideolojik söylemi ve zor aygıtları, giderek meşruluk üretmekte yetersiz kalmakta ve halkın gündelik ekonomik ve toplumsal taleplerine cevap verememektedir.

Dış aktörler, ABD, İsrail, Rusya, Çin, AB ve bölge ülkeleri, İran krizini kendi stratejik çıkarları doğrultusunda okumakta ve denetimli bir etkileme siyasası izlemektedir. Hiçbir aktör, rejim değişikliğini kısa vadede zorlayacak ortak bir irade sergilememektedir. Bu durum, krizin temel belirleyicisinin iç dinamikler olduğunu göstermektedir.

Gelecek senaryoları açısından İran, ani bir rejim değişikliği yerine sınırlı reform ve denetimli açılım ile baskı arasında gidip gelen, parçalı ve uzun süreli bir kriz sürecine daha yakın görünmektedir. Bu senaryo hem İran toplumuna hem de bölgeye uzun vadeli etkiler doğuracak ve özellikle göç, sınır güvenliği ve etnik çatışmalar Türkiye ve komşu ülkeler açısından yönetilmesi gereken riskler olarak öne çıkacaktır.

Sonuç olarak, İran krizinin çözümü, tek bir siyasa veya müdahale ile değil, hem rejimin iç yapısal kapasitesinin güçlendirilmesi hem de bölgesel ve uluslararası dengelerin dikkatle yönetilmesi ile olanaklı olabilecektir. Kriz, uzun süre gündemde kalacak ve hem yerel hem de bölgesel kararlılık için sürekli izlenmesi gereken bir durum olarak varlığını sürdürecektir.

SİYASA ÇIKARIMLARI VE TÜRKİYE İÇİN ÖNERİLER

İran’daki kriz, Türkiye ve bölge ülkeleri açısından doğrudan ve dolaylı etkiler barındırmaktadır. Çözümlemeler, kriz yönetiminde dikkat edilmesi gereken siyasal çıkarımları ve Türkiye’nin stratejik adımlarını şu şekilde özetlemektedir:

Siyasa Çıkarımları

Bölgesel kararlılığın önemi: İran’daki siyasal ve toplumsal çözülme, bölgesel kararlılığı tehdit edebilir. Türkiye, sınır güvenliği ve enerji güvenliği açısından doğrudan etkilenebilir.

Göç ve demografik baskılar: Kriz, göç dalgalarını tetikleyebilir, özellikle orta sınıf ve taşra nüfusunun ve Türkçe konuşanların Türkiye’ye yönelmesi olasıdır.

Kürt sorunu ve güvenlik riskleri: PJAK ve diğer İran Kürt hareketleri, sınır bölgelerinde hareket alanı kazanabilir ve bu durum Türkiye için güvenlik risklerini artırır.

Ekonomik ve enerji bağlantıları: İran ile ticari ilişkiler ve enerji temini krizden etkilenebilir ve Türkiye enerji arz güvenliğini çeşitlendirmek durumunda kalabilir.

Uluslararası konjonktür: ABD, AB, Rusya ve Çin’in İran’a yönelik tutumları, Türkiye’nin diplomatik manevra alanını etkileyecektir. Türkiye, dengeli ve çok boyutlu bir dış siyasa sürdürmek zorundadır.

Türkiye İçin Öneriler

Sınır güvenliği ve göç yönetimi: Türkiye, İran sınırında güvenlik altyapısını güçlendirmeli ve olası göç akışlarına karşı hazırlıklı olmalıdır. Sığınmacı siyasaları ve geçici barınma kapasitesi önceden planlanmalıdır.

İstihbarat ve erken uyarı sistemi: İran’daki toplumsal ve siyasal gelişmeleri yakından izlemek için haber alma paylaşımı ve çözümleme kapasitesi artırılmalıdır. Özellikle Kürt ve etnik hareketlerin sınır ötesi etkileri izlenmelidir.

Diplomatik denge: Türkiye, bölgesel aktörlerle eş güdümlü ve çok boyutlu bir diplomasi sürdürmeli ve ABD, Rusya, Çin ve AB ile ilişkilerde dengeyi gözetmelidir.

Enerji çeşitlendirmesi: İran’dan enerji temini risklerini azaltmak için seçenek kaynaklar ve rotalar geliştirilmelidir. Bu, kriz dönemlerinde enerji arz güvenliğini koruyacaktır.

Ekonomik ve toplumsal hazırlık: Kriz kaynaklı göç ve ticaret aksaklıklarına karşı ekonomik önlemler, lojistik ve toplumsal destek sistemleri güçlendirilmelidir.

Sonuç olarak, İran’daki kriz Türkiye için yalnızca sınır güvenliği değil, ekonomik, diplomatik ve toplumsal alanlarda da doğrudan etkiler yaratacaktır. Türkiye’nin önlemleri hem kısa vadeli riskleri yönetmeye hem de bölgesel kararlılığı korumaya yönelik dengeli ve çok boyutlu bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır.


 

Kaynakça

 

 

Central Intelligence Agency. (2025). The World Factbook: Iran. https://www.cia.gov/the-world-factbook/countries/iran/

EIA. (2025). Iran Country Profile. U.S. Energy Information Administration. https://www.eia.gov/international/analysis/country/IRN

Grajewski, Nicole, (2025). Iran After the Battle. https://carnegieendowment.org/middle-east/diwan/2025/07/iran-after-the-battle?lang=en

IMF, (2025). Islamic Republic of Iran. https://www.imf.org/en/countries/irn

Katzman, K. (2025). Iran: Internal Politics and U.S. Policy. Congressional Research Service. https://crsreports.congress.gov/product/pdf/R/R44017

Kazemi, Majid; Zahedi, Razieh; Osman, Eiman; Knippenberg, Erwin W. Iran Economic Monitor, Spring 2024: Sustaining Growth Amid Rising Geopolitical Tensions - With a Special Focus: Recent Poverty and Inequality Trends in Iran (2020–2022) (English). Washington, D.C.: World Bank Group. http://documents.worldbank.org/curated/en/099051007102421530

Maloney, Suzanne. (2025). Iran’s Dangerous Desparation. Foreign Affairs. https://www.brookings.edu/regions/middle-east-north-africa/iran/

Milani, A. (2011). The Persian Sphinx: Amir Abbas Hoveyda and the Riddle of the Iranian Revolution. I.B. Tauris.

Parsi, T. (2012). A Single Roll of the Dice: Obama's Diplomacy with Iran. Yale University Press.

Pollack, K. M. (2014). The Persian Puzzle: The Conflict Between Iran and America. Random House.

Vakil, Sanam. (2025). The US needs a new Iran strategy if Trump’s Gaza plan is to endure. https://www.chathamhouse.org/2025/10/us-needs-new-iran-strategy-if-trumps-gaza-plan-endure

World Bank. (2025). Iran Economic Monitor. https://www.worldbank.org/en/country/iran/publication/iran-economic-monitor



[1] İran bağlamında “bonyadlar”, özellikle İslami Devrim sonrası kurulan devlet destekli vakıf ve ekonomik kuruluşlar anlamına gelir. Bunlar hem ekonomik hem de siyasal açıdan İran’da çok etkili aktörlerdir.

[2] Farsça “Velayeti Fakih kelime olarak “dinin bilgisine sahip bir hukukçunun liderliği” anlamına gelir.

Kuruculuk kavramı, Ayetullah Ruhullah Humeyni tarafından İslami Devrim öncesinde sistemleştirilmiş ve 1979’da İran İslam Cumhuriyeti Anayasası’na dahil edilmiştir. Temel savı dini bilgi ve liderlik kapasitesine sahip bir fakih hem dinsel hem de siyasal otoriteyi temsil etmelidir şeklindedir.

[3] Society for Worldwide Interbank Financial Telecommunication

Hiç yorum yok: