İran Krizi: Ekonominin Ötesinde Bir
Rejim ve Toplum Çözülmesi
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Öz
Bu makale,
İran’da güncel olarak yaşanan ekonomik, siyasal ve toplumsal krizi çok boyutlu
olarak ele almaktadır. Petrol ve doğal gaz zenginliği ile birlikte ekonomik
kriz, ambargo ve yaptırımların etkisi, siyasal sistemin esnekliği, toplumsal
bölünmeler ve dış aktörlerin konumlanması incelenmiştir. Çözümlemeler, krizin
sadece ekonomik değil, aynı zamanda rejim ve toplumsal çözülme boyutlarını da
içerdiğini ortaya koymaktadır. Makale, kısa ve orta vadede İran için olası
senaryoları değerlendirirken, Türkiye ve bölge ülkeleri açısından risk ve
önerileri de sunmaktadır.
Anahtar
Kelimeler: İran,
ekonomik kriz, petrol ve doğal gaz, ambargo, yaptırımlar, siyasal sistem,
Velayet-i Fakih, bonyadlar, bölgesel etkiler, protestolar
Abstract
This article examines the current economic, political,
and social crisis in Iran from a multidimensional perspective. Despite its oil
and natural gas wealth, Iran faces severe economic challenges compounded by
sanctions, the rigidity of its political system, social divisions, and the
positioning of international actors. The analysis reveals that the crisis
extends beyond economics to include regime and societal fragmentation. The
paper also evaluates potential short- and medium-term scenarios for Iran and presents
associated risks and recommendations for Turkey and neighboring countries.
Keywords: Iran,
economic crisis, oil and natural gas, sanctions, political system, Velayet-i
Fakih, bonyads, regional impact, protests
GİRİŞ
İran,
dışarıdan bakıldığında çoğu zaman tek bir başlık altında ele alınır: nükleer
program, ABD ile gerilim, İsrail karşıtlığı ya da yaptırımlar. Oysa bugün
İran’da yaşanan kriz, bu başlıkların hiçbirine indirgenemeyecek kadar çok
katmanlı, tarihsel ve toplumsal bir nitelik taşımaktadır. Mevcut tablo,
yalnızca ekonomik bir daralma ya da geçici bir protesto dalgası değil, devlet,
toplum ve rejim arasındaki bağların eş zamanlı olarak zorlandığı yapısal bir
çözülme sürecine işaret etmektedir.
1979 İslam
Devrimi’nden bu yana İran’da kurulan siyasal sistem, din adamlarının
belirleyici olduğu teokratik bir yapı ile çağdaş devlet kurumlarının iç içe
geçtiği özgün bir model sunmuştur. Bu model, uzun yıllar boyunca ideolojik seferberlik,
güvenlik aygıtı ve dış tehdit algısı üzerinden ayakta kalmıştır. Ancak son on
yılda artan ekonomik kırılganlık, genç nüfusun beklentileri, etnik-mezhepsel
çeşitlilik ve küresel sistemle kurulamayan sağlıklı ilişkiler bu yapının taşıma
kapasitesini zorlamaya başlamıştır.
Bugün
İran’da sokağa yansıyan öfke, yalnızca yaşam pahalılığına ya da para biriminin
değer kaybına yönelik değildir. Protestolar, devletin adalet üretme
kapasitesine, yönetişim biçimine, meşruluk kaynaklarına ve gelecek vaat edip
edemediğine ilişkin derin bir sorgulamayı da içinde barındırmaktadır. Bu
nedenle mevcut kriz, “ekonomi kaynaklı toplumsal huzursuzluk” tanımını aşarak,
rejim ve toplum ilişkilerinin yeniden tanımlandığı bir kırılma anına
dönüşmektedir.
Öte yandan
İran, homojen bir toplum değildir. Farslar, Azerbaycan kökenli Türkler,
Kürtler, Araplar, Beluciler; Şiiler, Sünniler ve farklı mezhepsel gruplar;
merkez-çevre, şehir-taşra ve elit-alt sınıf ayrımları ülkenin toplumsal
dokusunu karmaşık bir fay hatları ağına dönüştürmektedir. Bu fay hatları sakin
dönemlerde görünmez olabilir, ancak kriz anlarında hızla siyasal ve güvenlik
boyutları kazanabilir.
Bu
çalışmanın çıkış noktası tam da burasıdır: İran’da yaşananları yalnızca dış
müdahaleler, yalnızca ekonomi, ya da yalnızca rejim karşıtlığı üzerinden okumak
yetersizdir. Asıl sorun, bu unsurların nasıl birbirini tetiklediği, hangi
aktörlerin nasıl tavır aldığı ve ortaya çıkan tablonun bölgesel ve küresel
sonuçlarının ne olabileceğidir.
AMAÇ VE
HEDEFLER
Bu makalenin
temel amacı, İran’da yaşanan güncel krizi tek nedenli açıklamalardan kaçınarak,
çok boyutlu ve dengeli bir çerçevede çözümleme etmektir. Çalışma hem İran iç
dinamiklerini hem de uluslararası sistemle kurulan ilişkileri birlikte ele
almayı hedeflemektedir.
Bu kapsamda
makalenin hedefleri şunlardır:
Ekonomik krizin ötesine geçerek, İran’daki toplumsal
huzursuzluğun siyasal, kurumsal ve ideolojik boyutlarını ortaya koymak.
İran’daki siyasal sistemin yapısını (din adamları, Devrim
Muhafızları, haber alma, yargı ve seçilmiş kurumlar arasındaki güç dengeleri) çözümleyerek
rejimin kriz karşısındaki reflekslerini anlamak.
Etnik ve mezhepsel çeşitliliğin, mevcut kriz ortamında nasıl
bir rol oynadığını ve hangi olası riskleri barındırdığını değerlendirmek.
ABD ve İsrail’in bilinen etkilerinin ötesinde, Rusya, Çin,
AB, Türkiye ve bölge ülkelerinin İran’daki gelişmelere yaklaşımını ve bu
aktörlerin çıkarlarını çözümlemek.
İnternetin tümüyle kesilmemesi, denetimli baskı, seçici
sertlik gibi rejimin yeni kriz yönetimi stratejilerini incelemek ve bunların
geçmiş protesto dalgalarından nasıl ayrıştığını göstermek.
İran’daki gelişmelerin bölgesel sonuçlarını, özellikle
Türkiye açısından göç, güvenlik, Kürt sorunu ve jeopolitik denge bağlamında
değerlendirmek.
Son olarak, İran’daki krizin devrim, reform, sertleşme ya da denetimli
çözülme gibi olası senaryolarını çözümleyici bir çerçevede tartışmak.
Bu çalışma,
taraf tutan bir metin olmayı değil, anlamaya çalışan, karmaşıklığı
sadeleştirmeden açıklayan ve okura soğukkanlı bir çözümleme olanağı sunan bir
değerlendirme ortaya koymayı amaçlamaktadır.
ARAŞTIRMA
SORULARI
Aşağıdaki
sorular, makalenin alt bölümlerini belirleyecek şekilde kurgulanmıştır.
Temel
Araştırma Sorusu
İran’da
yaşanan mevcut kriz, geçici bir ekonomik ve siyasal dalgalanma mı, yoksa İslam
Cumhuriyeti’nin yapısal bir çözülme sürecine girdiğinin göstergesi mi?
Alt
Araştırma Soruları
Ekonomik
boyut: İran’daki
ekonomik kriz hangi iç ve dış etmenlerin birleşimiyle ortaya çıkmıştır ve bu
kriz neden önceki dönemlere kıyasla daha yıkıcıdır?
Rejim ve
siyasal yapı: İran
İslam Cumhuriyeti’nin siyasal sistemi (din adamları, Devrim Muhafızları, haber
alma ve yargı) bu krize nasıl tepki vermektedir ve bu yapı kriz karşısında ne
ölçüde esneklik gösterebilmektedir?
Toplumsal
fay hatları: İran’daki
etnik, mezhepsel ve sınıfsal bölünmeler protestoların niteliğini ve yayılmasını
nasıl etkilemektedir?
Toplumsal meşruluk:
Rejimin ideolojik söylemi ve zor aygıtları, halk nezdinde meşruluk üretmekte
neden giderek yetersiz kalmaktadır?
Dış
aktörler: ABD,
İsrail, Rusya, Çin, Avrupa Birliği ve bölge ülkeleri İran’daki krizi nasıl
okumakta ve kendi çıkarları doğrultusunda nasıl konumlanmaktadır?
İnternet
ve denetim stratejileri: İran yönetiminin interneti tümüyle kesmemesi gibi “ölçülü” yaklaşımlar,
rejimin kriz yönetiminde yeni bir stratejiye mi işaret etmektedir?
Bölgesel
etkiler: İran’daki
olası bir siyasal çözülmenin Türkiye başta olmak üzere bölge ülkeleri açısından
güvenlik, göç ve etnik sorunlar bakımından olası sonuçları nelerdir?
Gelecek
senaryoları: İran
için kısa ve orta vadede hangi senaryolar öne çıkmaktadır: reform, baskı
yoluyla kararlılık, parçalı çözülme veya rejim değişimi?
YÖNTEM
Bu çalışma
nitel bir araştırma yaklaşımına dayanmaktadır. Çözümlemede betimleyici ve
yorumlayıcı yöntemler birlikte kullanılmaktadır. Yöntemsel çerçeve şu
unsurlardan oluşmaktadır:
Yazın
Taraması: İran’ın
siyasal sistemi, ekonomi politiği ve toplumsal yapısına ilişkin akademik
çalışmalar ve siyasa raporları incelenmiştir.
Karşılaştırmalı
Çözümleme: 2009,
2019 ve 2022 protesto dalgaları ile güncel gelişmeler karşılaştırılarak
benzerlikler ve ayrışmalar ortaya konmuştur.
Söylem Çözümlemesi: Rejim yetkililerinin açıklamaları, karşıt
aktörlerin dili ve dış aktörlerin söylemleri çözümlenmiştir.
Jeopolitik Okuma: İran’ın dış ilişkileri ve bölgesel konumu, büyük güç yarışması
bağlamında değerlendirilmiştir.
Bu yöntem
sayesinde İran’daki krizin yalnızca görünen olaylar üzerinden değil, arka
plandaki yapısal ve stratejik dinamikler üzerinden anlaşılması
hedeflenmektedir.
YAZIN
TARAMASI
İran üzerine
mevcut akademik ve siyasa odaklı yazın, krizi genellikle üç ana eksende ele
almaktadır: ekonomik ve siyasal çöküş, otoriter
rejimlerin dayanıklılığı ve toplumsal hareketler. Bu çalışmada kullanılan yazın, bu üç ekseni güncel gelişmeler ışığında birlikte değerlendirmeye olanak tanıyacak şekilde seçilmiştir.
Ekonomik ve Siyasal Yazın
Birinci grup
çalışmalar, İran ekonomisinin yapısal sorunlarına odaklanmaktadır. Bu yazın
yaptırımların petrol gelirleri üzerindeki etkisi, para siyasası
başarısızlıkları, devletin ekonomideki aşırı rolü, yarı‑resmi vakıflar (bonyadlar)
[1] ve Devrim Muhafızları’nın ekonomik etkinlikleri gibi unsurları öne çıkarmaktadır. IMF, Dünya Bankası, Brookings, Carnegie ve Chatham
House gibi kurumların raporları, İran’da kronikleşmiş enflasyon, bütçe açıkları ve üretken olmayan büyüme modelinin altını çizmektedir. Bu yazın, ekonomik çöküşün nedenlerini büyük ölçüde doğru
biçimde saptasa da çoğu zaman ekonomik krizin neden rejim meşruluğunu bu ölçüde
sarstığını ve neden belirli eşiklerden sonra siyasal bir krize dönüştüğünü
açıklamakta sınırlı kalmaktadır.
Rejim
Dayanıklılığı ve Siyasal Sistem Yazını
İkinci grup yazın,
İran İslam Cumhuriyeti’ni “dayanıklı otoriter rejim” olarak ele almaktadır. Bu
çalışmalar “Velayet‑i Fakih” [2]
kurumu, dinsel elitlerin rolü, Devrim Muhafızları’nın askeri‑ekonomik gücü ve güvenlik ve haber alma aygıtının etkililiği üzerinden rejimin neden çökmeye dirençli olduğunu çözümler. 2009 Yeşil Hareketi, 2019 benzin protestoları ve 2022 Mahsa Amini süreci bu çerçevede karşılaştırmalı biçimde incelenmiştir. Ancak bu yaklaşım, güncel protestolarda görülen niteliksel değişimi (özellikle
toplum ve devlet bağının çözülmesini ve
rejim ideolojisinin harekete geçirici gücünün zayıflamasını) açıklamakta yetersiz kalmaktadır.
Toplumsal
Hareketler ve Kimlik Yazını
Üçüncü grup
çalışmalar, İran’daki protestoları toplumsal hareketler kuramı çerçevesinde ele
almaktadır. Bu yazın, genç nüfus, kadınlar, kentli orta sınıf, etnik azınlıklar
(Kürtler, Beluciler, Araplar, Azerbaycan kökenli Türkler) ve mezhepsel
farklılıkların rolüne odaklanmaktadır. Özellikle 2022 sonrası yazında,
protestoların merkezsiz, liderlikten yoksun fakat yaygın karakteri
vurgulanmaktadır. Bu çalışmalar toplumsal fay hatlarını başarılı biçimde çözümlese
de çoğu zaman dış siyasa, yaptırımlar ve jeopolitik baskıların iç dinamiklerle
nasıl birleştiğini ikincil planda ele almaktadır.
Jeopolitik
ve Dış Siyasa Yazını
Dördüncü bir
yazın kümesi, İran krizini büyük güç yarışması ve bölgesel güvenlik bağlamında
değerlendirmektedir. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik uzun süreli baskı siyasaları,
Rusya ve Çin ile geliştirilen stratejik ortaklıklar, Avrupa Birliği’nin
normatif ve insan hakları merkezli yaklaşımı ile Türkiye, Körfez ülkeleri ve
Güney Asya aktörlerinin temkinli tutumları bu yazının ana eksenlerini
oluşturur. Bu çalışmalar, yaptırımların İran’ı farklı ittifak seçeneklerine
yönelttiğini ve rejimin dış tehdit söylemi üzerinden iç meşruluk üretmeye
çalıştığını ortaya koymaktadır. Ancak bu yazın, çoğu zaman İran iç siyasetini
edilgen bir değişken olarak ele almakta ve toplumsal dinamikleri yeterince
merkeze almamaktadır.
Sayısal
Alan, İnternet ve Bilgi Akışı Yazını
Son yıllarda
gelişen ayrı bir yazın, İran’daki protestoları sayısal alan ve bilgi akışı
bağlamında incelemektedir. Bu çalışmalar, internet kesintileri, toplumsal medya
sansürü, VPN kullanımı ve sayısal gözetim uygulamalarının rejim ve protestocu
ilişkisini nasıl dönüştürdüğüne odaklanmaktadır. Güncel yazın, internetin tümüyle
kesilmemesinin rejimin bilinçli bir tercihi olabileceğini, bunun hem ekonomik etkinlikleri
tümüyle durdurmamak hem de denetimsiz bir uluslararası tepkiyi tetiklememek
amacı taşıdığını öne sürmektedir. Bu yaklaşım, güncel krizi önceki dönemlerden
ayıran önemli bir farkı ortaya koymaktadır: Bilgi akışı artık tümüyle
bastırılamamakta ve yalnızca yönetilmeye çalışılmaktadır. Bu durum, rejimin
baskı kapasitesinin mutlak değil, sınırlı ve maliyetli duruma geldiğini
göstermektedir.
Bu makale,
söz konusu yazındaki parçalı yaklaşımları birleştirerek, ekonomik, siyasal,
toplumsal, sayısal ve uluslararası boyutları aynı çözümleyici çerçeve içinde
değerlendirmeyi hedeflemektedir.
Güncel
Olaylara İlişkin Çözümleyici Yorumlar
Güncel
protesto dalgası, İran tarihinde daha önce yaşanan 2009, 2019 ve 2022
hareketlerinden belirgin biçimde ayrılmaktadır. Bu farklılık, yalnızca
protestoların yaygınlığıyla değil, rejimin verdiği tepkilerin niteliğiyle de
ilgilidir. Öncelikle, rejimin interneti tümüyle kesmemesi ve baskıyı seçici
biçimde uygulaması dikkat çekicidir. Bu durum, yönetimin toplumsal tepkinin
boyutunun farkında olduğunu ve denetimsiz bir şiddetin geri tepebileceğini
hesapladığını göstermektedir. Bu yaklaşım, rejimin artık yalnızca zor
aygıtlarına güvenerek krizleri yönetemeyeceğinin farkında olduğuna işaret
etmektedir.
İkinci
olarak, protestoların söylemsel çerçevesi genişlemiştir. Ekonomik talepler,
hızla rejimin meşruluğunu sorgulayan ifadelere evrilmiştir. Bu, ekonomik krizin
artık sistemin bütününe yönelik bir güven kaybına dönüştüğünü göstermektedir.
Üçüncü
olarak, dış aktörlerin tutumu önceki dönemlere oranla daha temkinlidir. ABD ve
İsrail söylemsel destek verirken, Rusya ve Çin rejim kararlılığını önceleyen
bir tavır almaktadır. Avrupa Birliği ise insan hakları vurgusunu sürdürmekle
birlikte doğrudan müdahaleden kaçınmaktadır. Bu tablo, İran krizinin küresel
güçler açısından yüksek riskli ve öngörülmesi zor bir alan olarak görüldüğünü
ortaya koymaktadır. Son olarak, toplumsal fay hatlarının derinliği krizin
seyrini belirsizleştirmektedir. Etnik ve mezhepsel çeşitlilik, bir yandan rejim
için olası bir kırılganlık yaratırken, diğer yandan muhalefetin ortak ve
merkezi bir siyasal seçenek üretmesini de zorlaştırmaktadır.
KURAMSAL
ÇERÇEVE
Bu çalışma,
İran’daki güncel krizi tek bir kuramsal yaklaşım üzerinden değil; birbiriyle
ilişkili üç ana kuramsal bakış açısının kesişiminde ele almaktadır. Bu tercih,
krizin hem nedenlerini hem de olası sonuçlarını daha açıklayıcı biçimde çözümlemeyi
amaçlamaktadır.
Otoriter
Rejim Dayanıklılığı ve Aşınma Kuramları
İlk kuramsal
eksen, otoriter rejimlerin dayanıklılığına ilişkin yazına dayanmaktadır. Bu
yaklaşım, baskı aygıtları, elit uyumu, ideolojik meşruluk ve kaynak dağıtımı
gibi unsurların rejim sürekliliğini nasıl sağladığını açıklar. İran örneğinde
Velayet-i Fakih kurumu, Devrim Muhafızları ve dinsel elitler bu çerçevede
değerlendirilir. Ancak bu çalışma, klasik dayanıklılık tezlerinin ötesine
geçerek “otoriter aşınma” kavramını merkeze almaktadır. Buna göre rejimler ani
çöküşlerden çok, meşruluk kaybı, yönetim kapasitesinin düşmesi ve toplumla
bağların zayıflaması yoluyla aşamalı bir çözülme yaşayabilir. Güncel İran krizi
bu tür bir aşınma süreci olarak ele alınmaktadır.
Siyasal
Ekonomi ve Yaptırım Rejimleri
İkinci
kuramsal eksen, siyasal ekonomi yaklaşımıdır. Bu bakış açısı, ekonomik
krizlerin siyasal sonuçlarını yalnızca maddi yoksullaşma üzerinden değil,
adaletsizlik algısı, rant dağılımı ve sınıfsal dışlanma üzerinden açıklar.
Yaptırımlar, bu çerçevede dışsal bir şok olmanın ötesinde, içerdeki yapısal
sorunları derinleştiren bir çarpan olarak ele alınmaktadır. Bu yaklaşım,
“petrol var ama refah yok” paradoksunu açıklamakta özellikle işlevseldir.
Devletin petrol gelirlerini toplumsal refaha dönüştürememesi ekonomik krizi
doğrudan rejimin meşruluğuyla ilişkilendirmektedir.
Toplumsal
Hareketler ve Fay Hatları Yaklaşımı
Üçüncü
kuramsal eksen, toplumsal hareketler yazını ile fay hatları (cleavage)
yaklaşımını birleştirmektedir. Bu çerçevede etnik, mezhepsel, sınıfsal ve
kuşaksal farklılıklar seferberliği hem olanaklı kılan hem de sınırlayan
unsurlar olarak ele alınmaktadır. İran özelinde bu yaklaşım, derin toplumsal
fay hatlarının neden güçlü ve birleşik bir muhalefet üretmekte zorlandığını,
buna karşılık neden kronik bir siyasal kararsızlık yarattığını açıklamaktadır.
Kriz, bu fay hatlarının aynı anda harekete geçmesi fakat ortak bir siyasal
projede birleşememesi şeklinde kavramsallaştırılmaktadır.
Bütüncül Çözümleyici
Çerçeve
Bu üç
kuramsal yaklaşım birlikte kullanılarak, İran’daki krizin ne salt bir ekonomik
çöküş ne yalnızca dış müdahale ne de basit bir halk ayaklanması olduğu
savunulmaktadır. Aksine kriz, otoriter aşınma, siyasal ekonomi tıkanması ve
toplumsal fay hatlarının eş zamanlı derinleşmesiyle ortaya çıkan çok katmanlı
bir çözülme süreci olarak ele alınmaktadır.
Güncel
Olaylara İlişkin Çözümleyici Yorumlar
Güncel
protesto dalgası, İran tarihinde daha önce yaşanan 2009, 2019 ve 2022
hareketlerinden belirgin biçimde ayrılmaktadır. Bu farklılık, yalnızca
protestoların yaygınlığıyla değil, rejimin verdiği tepkilerin niteliğiyle de
ilgilidir. Öncelikle, rejimin interneti tümüyle kesmemesi ve baskıyı seçici
biçimde uygulaması dikkat çekicidir. Bu durum, yönetimin toplumsal tepkinin
boyutunun farkında olduğunu ve denetimsiz bir şiddetin geri tepebileceğini
hesapladığını göstermektedir. Bu yaklaşım, rejimin artık yalnızca zor
aygıtlarına güvenerek krizleri yönetemeyeceğinin farkında olduğuna işaret
etmektedir. İkinci olarak, protestoların söylemsel çerçevesi genişlemiştir.
Ekonomik talepler, hızla rejimin meşruluğunu sorgulayan ifadelere evrilmiştir.
Bu, ekonomik krizin artık sistemin bütününe yönelik bir güven kaybına
dönüştüğünü göstermektedir. Üçüncü olarak, dış aktörlerin tutumu önceki
dönemlere kıyasla daha temkinlidir. ABD ve İsrail söylemsel destek verirken,
Rusya ve Çin rejim kararlılığını önceleyen bir tutum almaktadır. Avrupa Birliği
ise insan hakları vurgusunu sürdürmekle birlikte doğrudan müdahaleden
kaçınmaktadır. Bu tablo, İran krizinin küresel güçler açısından yüksek riskli
ve öngörülmesi zor bir alan olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır. Son olarak,
toplumsal fay hatlarının derinliği krizin seyrini belirsizleştirmektedir. Etnik
ve mezhepsel çeşitlilik, bir yandan rejim için olası bir kırılganlık yaratırken,
diğer yandan muhalefetin ortak ve merkezi bir siyasal seçenek üretmesini de
zorlaştırmaktadır.
ÇÖZÜMLEME
Güncel
Protestoların Ortaya Çıkışı ve Yaygınlaşması
Güncel
protesto dalgası, yüzeyde ekonomik taleplerle başlamış olsa da kısa sürede
siyasal ve rejimsel bir karakter kazanmıştır. Yüksek enflasyon, temel gıda ve
enerji fiyatlarındaki artış, işsizlik ve özellikle genç nüfus arasında
yaygınlaşan gelecek kaygısı ilk kıvılcımı oluşturmuştur. Ancak İran bağlamında
bu tür ekonomik sorunlar yeni değildir. Protestoları önceki dönemlerden ayıran
temel unsur, ekonomik sıkıntıların artık “katlanılabilir” olmaktan çıkması ve
rejimin bu sorunları çözme kapasitesine ilişkin inancın zayıflamasıdır.
Başlangıçta
yerel ve dağınık nitelik taşıyan gösteriler, kısa sürede farklı toplumsal
kesimlere ve coğrafyalara yayılmıştır. Büyük kent merkezlerinin yanı sıra, uzun
süredir ekonomik ve siyasal olarak önemsizleştirilmiş taşra kentlerinin de
protestolara katılması dikkat çekicidir. Bu durum, krizin yalnızca kentli orta
sınıfla sınırlı olmadığını, alt sınıflar ve çevre bölgeler için de sistemsel
bir sorun durumuna geldiğini göstermektedir.
Protestoların genişlemesinde üç etmen belirleyici olmuştur.
Birincisi, ekonomik taleplerin hızla siyasal söyleme evrilmesidir. Geçim
sıkıntısı üzerinden başlayan tepkiler, kısa sürede rejimin meşruluğunu,
yönetişim kapasitesini ve adalet savlarını sorgulayan sloganlara dönüşmüştür.
İkincisi, protestoların belirgin bir liderliğe veya örgütlü merkeze sahip
olmamasıdır. Bu durum, rejimin klasik bastırma ve görüşme süreçlerini işlemez kılmıştır.
Üçüncüsü ise sayısal iletişim kanallarının, sınırlı da olsa, işlevini
sürdürmesidir. İnternetin tümüyle kesilmemesi protestoların görünürlüğünü
artırmış ve psikolojik eşiklerin aşılmasına katkı sağlamıştır.
Bu süreçte
rejimin tepkisi de protestoların seyrini etkilemiştir. Güvenlik güçlerinin yer
yer sert müdahaleleri, bazı bölgelerde ise geri çekilme ve denetim kaybı
görüntüleri, devletin mutlak egemenlik algısını zedelemiştir. Özellikle rejim
yanlısı söylemin harekete geçirici gücünü kaybetmesi, protestoların yalnızca
ekonomik değil, açık biçimde rejim karşıtı bir nitelik kazanmasına ortam
hazırlamıştır.
Bu bağlamda
güncel protestolar, ani bir patlamadan çok, uzun süredir biriken ekonomik,
siyasal ve toplumsal gerilimlerin görünür duruma gelmesi olarak
değerlendirilmelidir. Protestoların genişlemesi, İran’da sorunun artık belirli siyasa
alanlarıyla sınırlı olmadığını ve devlet ve toplum ilişkisinin bütününe yayılan
bir kriz yaşandığını ortaya koymaktadır.
Şekil 1: İran: Ulusal Gelir Artışı ve
Enflasyon Oranı (Kaynak: IMF)
Enerji
Kaynakları ve Ekonomik Dinamikler
İran
ekonomisi, Trump’ın 2018’de nükleer anlaşmadan (JCPOA) çekilmesinin ardından
2019’da yeniden uygulamaya konulan ABD’nin maksimum baskı yaptırımlarından
dolayı zaten aşırı bir baskı altındaydı. Para birimi dalgalanmaya devam ediyor,
enflasyon hızla artıyor, petrol ihracatı kısıtlanmış durumda ve yabancı yatırım
neredeyse hiç yok. Bu ekonomik baskılar, ülkede yaygın bir hoşnutsuzluğa
katkıda bulunmuştur. 2022’deki kitlesel “Kadın, Yaşam, Özgürlük”
gösterilerinden bu yana büyük çaplı protestolar tekrar ortaya çıkmamıştır. Gösteriler
şiddetle bastırılmıştı. Ancak rejimin, kötüleşen durumu kısa vadede durduracak
pek az geçerli seçeneği bulunmaktadır. Aynı zamanda, İran’ın bölgesel ağı
parçalanmış ve konumu son on yılın herhangi bir dönemine göre daha zayıf bir duruma
gelmiştir. On yıllardır oluşturduğu sözde “Direniş Ekseni”, İsrail’in amansız
askeri saldırıları altında parçalanmıştır. İran, dünyanın en büyük petrol ve
doğal gaz rezervlerinden birine sahip olmasıyla ekonomik ve stratejik açıdan
önemli bir ülkedir. Ancak bu doğal zenginlik, ülkenin ekonomik krizini otomatik
olarak çözmemektedir. Enerji kaynakları hem iç ekonomik dengeleri hem de dış siyasadaki
manevra alanını şekillendirmektedir. (Vakil, 2025)
Petrol ve
Doğal Gaz Rezervleri:
İran, dünya petrol rezervlerinin yaklaşık %10’una sahiptir ve OPEC üyesidir.
Petrol gelirleri, devlet bütçesi ve toplumsal harcamalar açısından yaşamsal
öneme sahiptir. Dünyanın en büyük
doğalgaz rezervlerinden birine sahip olan İran hem iç enerji tüketimi hem de
ihracat için kritik bir konumda bulunur.
Enerji
Gelirlerinin Sınırlılığı: İran’ın petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip olmasına karşın gelir elde
etmesini sınırlayan bir dizi yapısal ve dışsal etmen vardır:
Yaptırımlar ve ambargolar: ABD ve Batı tarafından uygulanan yaptırımlar, petrol
ihracatını kısıtlamakta ve gelirlerin önemli bir kısmının yurt dışına
transferini engellemektedir.
Piyasa fiyatları ve satış koşulları: Petrolü piyasa fiyatının altında
satmak zorunda kalmak ihracattan elde edilen geliri azaltmaktadır. Ayrıca alıcı
ülkelerden tahsilat sorunları yaşanmaktadır.
Bonyadlar ve devlet denetimi: Petrol ve gaz gelirleri çoğunlukla
devlet denetimli bonyadlar aracılığıyla yönetilmektedir. Bu sistemde
kaynakların verimsiz dağıtımı gelirlerin halkın geniş kesimlerine ulaşmasını
engellemektedir.
Yatırım ve altyapı eksiklikleri: Çağdaşlaşma ve üretim kapasitesine
yatırım yetersizliği, üretim ve ihracat hacmini sınırlamaktadır.
Ekonomik
ve Toplumsal Etkiler
Yoksullaşma
ve eşitsizlik: Ambargolar
ve verimsiz gelir dağılımı halkın yaşam düzeyini düşürmekte ve ekonomik
eşitsizliği derinleştirmektedir.
Yoksullaşma
ve eşitsizlik: Bazı
ülkeler petrol zenginliğini halkın refahına dönüştürürken İran’da verimsiz
yönetim ve ambargolar nedeniyle halk yoksullaşmaktadır.
Protestoların
ekonomik temeli:
Gelirlerin sınırlı ve dengesiz dağılımı, yüksek enflasyon, işsizlik ve temel
tüketim maddelerinin fiyat artışları mevcut protesto dalgasının ekonomik
temelini güçlendirmektedir.
Enerjinin
Stratejik Rolü
Petrol ve
doğal gaz, İran’ın hem bölgesel hem de küresel aktörler karşısındaki pazarlık
gücünü belirlemektedir. Enerji kaynakları, yaptırımların aşılması, Çin ve Rusya
ile ilişkilerin sürdürülmesi gibi alanlarda stratejik bir araçtır. Petrol ve
gaz gelirleri, ekonomik kriz döneminde rejim için bir mali tampon işlevi
görmektedir. Bu gelirler, güvenlik aygıtları ve bonyadlar aracılığıyla rejimin
ayakta kalmasını desteklemektedir. Sonuç olarak, İran’ın petrol ve doğal gaz kaynakları
hem ekonomik kriz hem de rejimin sürdürülebilirliği açısından kritik bir etmendir.
Ancak ambargolar, piyasa koşulları, verimsiz dağıtım ve yatırım eksiklikleri
nedeniyle enerji gelirleri halkın refahına yeterince yansımamakta ve
protestoların ve ekonomik sıkıntıların temel nedenlerinden biri olarak öne
çıkmaktadır.
Ara
Değerlendirme
İran,
dünyanın en büyük petrol ve doğal gaz rezervlerinden birine sahip olmasına karşın,
ekonomik krizle mücadelede ciddi zorluklar yaşamaktadır. Enerji kaynakları hem
iç ekonomik dengeleri hem de dış siyasadaki manevra alanını
şekillendirmektedir. Petrol ve doğal gaz sahibi ülkelerin tümü halkının
refahını artırmakta başarılı olamamaktadır. Örneğin Norveç, Birleşik Arap
Emirlikleri (BAE), Katar ve Suudi Arabistan gibi zenginleşen ülkeler enerji
gelirlerini iyi yöneten, saydam ve verimli kurumlara sahip ülkeler olarak
halklarını zenginleştirmeyi başarmıştır. İran ve Venezuela gibi ülkeler ise
enerji zenginliğine karşın yoksulluk ve ekonomik krizle karşı karşıyadır. Bunun
temel nedenleri arasında dış ambargolar, düşük petrol fiyatları, tahsilat
sorunları, bonyadlar aracılığıyla verimsiz gelir dağılımı ve yönetim
eksiklikleri bulunmaktadır. Petrol ve gaz gelirleri çoğunlukla devlet denetimli
bonyadlar aracılığıyla yönetilmektedir. Bu yapı, kaynakların halkın geniş
kesimlerine ulaşmasını engelleyerek eşitsizlik yaratmaktadır. Enerji
altyapısına yeterli yatırım yapılmaması, üretim ve ihracat hacmini
sınırlamaktadır.
Şekil 2: İran’da Yıllar İtibarıyla
Yoksulluk Oranı (Kaynak: Kazemi, 2024)
İran’daki
son eğilimler, kapsayıcı büyüme ve ek nakit transferleri sayesinde yoksulluğun
azalması ve gelir eşitsizliğinin iyileşmesi yönünde ilerleme göstermektedir.
2020/21 ile 2022/23 dönemleri arasında, günlük 6,85 ABD doları seviyesinde
ölçülen yoksulluk oranı 29,1 yüzde oranından 21,9’a düşerek 7,4 puan azalmıştır.
Böylece 6,1 milyon İranlı yoksulluk sınırının üzerine çıktı. Günlük 3,65 ABD
doları seviyesindeki alt-orta gelir yoksulluk sınırı kullanıldığında ise
yoksulluk oranı %6,1’den %3,8’e gerilemiştir. (Kazemi, 2024)
Sonuç
olarak, enerji kaynakları tek başına refah üretememekte ve, verimli yönetim, saydam
dağıtım ve uluslararası ticaret olanakları olmadan petrol ve doğalgaz
zenginliği ülkede yoksulluğu önleyememektedir. İran’ın durumu, bu bağlamda
Venezüella ile benzerlik göstermekte ve enerji zenginliği ile halk refahı
arasındaki farkı ortaya koymaktadır.
Ambargolar
ve Yaptırımların Etkisi
İran’ın
ekonomik krizinin en belirgin dışsal etmeni dış dünya tarafından uygulanan
ambargo ve yaptırımlardır. Bu etmenler, enerji gelirlerini ve ekonomik hareket
alanını doğrudan sınırlamaktadır. ABD ve Batı ülkelerinin uyguladığı
yaptırımlar İran’ın petrol ve gaz ihracatını ciddi biçimde sınırlandırmaktadır.
Döviz gelirlerinin azalması, devlet bütçesinin daralmasına ve toplumsal
harcamaların kısıtlanmasına yol açmaktadır. Petrol satışından elde edilen
gelirin tahsil edilmesi ve uluslararası transferi engellenmektedir. Bu durum,
ekonomik planlama ve yatırım kapasitesini düşürmektedir. Ambargolar, İran’ın
petrolü piyasa fiyatının altında satmasına veya uzun vadeli ödeme gecikmeleri
yaşamasına neden olmaktadır. Böylece enerji gelirleri sınırlı kalmaktadır.
Ambargoların yarattığı ekonomik baskı, işsizlik, enflasyon ve temel tüketim
maddelerinin fiyat artışları yoluyla protestoların temelini güçlendirmektedir. Sonuç
olarak, ambargo ve yaptırımlar, İran’ın enerji gelirlerinin etkili kullanımını
büyük ölçüde sınırlandırmakta ve ekonomik krizi derinleştirmektedir. Enerji
kaynakları stratejik bir üstünlük olarak kalmasına karşın, dış kısıtlamalar ve
iç dağıtım sorunları nedeniyle halkın refahına yeterince yansımamaktadır.
SWIFT ve
Finansal Yalıtım
SWIFT [3]
uluslararası bankalar arası para transferlerini sağlayan küresel bir ödeme
sistemidir. İran, nükleer programı ve uluslararası yaptırımlar nedeniyle 2012
yılında SWIFT sisteminden çıkarıldı. Bu durum, petrol gelirlerinin ve diğer
ticaret gelirlerinin uluslararası finansal ağlara aktarılmasını büyük ölçüde
zorlaştırdı. SWIFT’den dışlanma, İran bankalarının uluslararası ödemeleri
gerçekleştirememesi ve döviz işlemlerinde gecikmeler yaşaması anlamına gelir.
Bu da ekonomik planlama, enerji ihracatı ve ithalat için büyük bir engel
oluşturur. Döviz akışının kısıtlanması, enflasyonu ve temel tüketim
maddelerinin fiyatlarını yükseltmekte ve yaşam maliyetini artırmaktadır.
Finansal yalıtım ve ekonomik daralma, halkın ekonomik yakınmalarını
güçlendirerek protesto dalgalarının arka planını oluşturur. Sonuç olarak, SWIFT
sisteminden dışlanma, İran’ın enerji gelirlerinin etkili şekilde kullanılmasını
engelleyen kritik bir dışsal etmendir. Ambargolarla birleştiğinde, finansal yalıtım,
ekonomik kriz ve toplumsal hoşnutsuzluğun derinleşmesine doğrudan katkı
sağlamaktadır.
İran’daki
Ekonomik Kriz: İç ve Dış Etmenlerin Birleşimi ve Neden Bu Kez Daha Yıkıcı
Olduğu
İran’daki
ekonomik kriz, sadece tek bir nedenin sonucu değil, iç yapısal zayıflıklar ile
dış baskıların kesişiminden doğan çok boyutlu bir kırılmadır. İran’ın ulusal
para birimi riyal, 2025’te dolar karşısında tarihinde görülmemiş bir değer
kaybı yaşadı. Serbest piyasada yaklaşık 1,4 milyon riyal/dolar paritesi
egemendir. Bu durum, halkın birikimlerini çökerterek fiyat kararlılığını bozan
bir enflasyon sarmalını tetikledi. Resmi açıklamalar ve piyasa verilerine göre,
gıda, temel gereksinimler ve sağlık harcamaları gibi kalemlerde fiyat artışları
%40–70’leri aştı. Maaşlar bu artışın çok gerisinde kaldı ve alım gücü dramatik
şekilde düştü.
İç yönetim
sorunları da ekonomiyi kırılgan duruma getirdi. Çeşitli döviz kuru rejimlerinin
(resmi ve serbest piyasa) neden olduğu belirsizlik ve adaletsizlik en önemli
etmen olarak ortaya çıktı. Kaynak dağılımında yolsuzluk ve ayrıcalıklı gruplara
yüksek erişim sorunların etkisini büyüttü. Bu, ekonomik koşulları yalnızca
kötüleştirmekle kalmadı, aynı zamanda halk içinde algılanan adalet eksikliğini
ve siyasal hoşnutsuzluğu derinleştirdi. 2025 içinde farklı meslek
gruplarının protestoları (örneğin fırıncılar, nakliyeciler) ekonomik memnunluk
düzeyinin azalması uzun süre bastırılan duyguları yüzeye çıkaran bir stres
birikimi yarattı.
2018’de
ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesi sonrası uygulanan yaptırımlar petrol
gelirlerini kısıtladı ve İran’ın döviz gelirlerini azalttı. Bu, ülkeye giren
döviz miktarını düşürdü ve mali kararlılığı hedef aldı. Petrol hala İran’ın en
önemli geliri olsa da yaptırımlar nedeniyle petrol ihracat gelirleri sınırlı
kaldı ve bunun sonucu olarak devletin bütçe açığı büyüdü ve döviz rezervlerine
erişim zorlaştı ve uluslararası ticaret daha maliyetli oldu. Bu dış baskı, iç
ekonomik kırılganlıkları şiddetlendiren bir çarpan etkisi yarattı. 2025’te
İran-İsrail arasında yaşanan çatışmaların ekonomik maliyeti yüksek oldu. Altyapı
ve yatırım ortamı zarar gördü. Buna karşılık ülkeye dış sermaye gelmiyor,
gelmiş olanlar ayrılıyor. Bu tür gerilimler ekonomik beklentileri ve güveni
daha da zayıflattı.
Karşılaştırmalı
düşünülürse, önceki krizler (örneğin 2019 veya 2022 protestoları) daha sınırlı
ekonomik kırılganlıklarla başlamış ve belirli kesimlerle sınırlı kalmıştı. Yaşanmakta
olan kriz, yapısal ekonomik zayıflıkların (para birimi çöküşü, enflasyon, gelir
dağılımı adaletsizliği) yıllar içinde birikmesi ile dış etmenlerin
(yaptırımlar, petrol gelirlerinin baskılanması, jeopolitik gerilimler) aynı
anda çarpışması sonucunda ortaya çıkmıştır. Bir başka ifadeyle iç kırılganlık ve
dış baskı sistemsel çöküş riski ortaya çıkmış durumdadır.
|
Çizelge 1: Kısa Özet |
|
|
Etmenler |
Etki |
|
İç ekonomik zayıflıklar |
Para birimi çöküşü, enflasyon, adaletsizlik algısı |
|
Dış baskılar |
Yaptırımlar, petrol gelirlerinde azalma, jeopolitik
gerilim |
|
Biriken memnuniyetsizlik |
Önceki küçük protestolar, uzun süreli siyasal
tıkanma |
|
Sonuç |
Ekonomi artık halkın günlük yaşamını sürdüremeyecek
kadar zarar gördü; bu da siyasal meşruluk krizini tetikliyor |
İran
İslam Cumhuriyeti’nin Siyasal Yapısının Krize Tepkisi ve Esneklik Kapasitesi
İran’daki
mevcut krize verilen tepkiler, İslam Cumhuriyeti’nin siyasal yapısının
merkeziyetçi ama yekpare olmayan karakterini açık biçimde ortaya koymaktadır.
Rejim, dinsel otorite, askeri ve güvenlik aygıtı ve hukuk sistemi arasında
işlevsel bir iş bölümü kurarak krizi yönetmeye çalışmakta, ancak bu yapı aynı
zamanda ciddi sınırlarla karşı karşıya kalmaktadır.
Siyasal
sistemin tepesinde yer alan din adamları sınıfı ve Velayet-i Fakih kurumu,
krizi öncelikle meşruluk çerçevesinde ele almaktadır. Resmi söylemde
protestolar, dış güçlerin kışkırtması, “fitne” ve “İsrail ve ABD kaynaklı
komplo” gibi kavramlarla açıklanmakta ve rejimin ideolojik temelleri yeniden güçlendirilmeye
çalışılmaktadır. Ancak dikkat çekici olan nokta, bu söylemin toplumsal seferberlik
gücünün geçmişe oranla zayıflamış olmasıdır. Dinsel meşruluk, özellikle genç
kuşaklar ve kentli nüfus üzerinde eskisi kadar inandırıcı değildir. Bu durum,
rejimin ideolojik aygıtının savunmacı bir konuma sıkıştığını göstermektedir.
Devrim
Muhafızları Ordusu (DMO), krize verilen tepkilerin asıl belirleyici aktörüdür.
Ancak DMO’nun tutumu mutlak ve sınırsız bir baskıdan çok, seçici ve denetimli
güç kullanımı şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu yaklaşım iki nedene
dayanmaktadır: Aşırı şiddetin geniş çaplı bir rejim karşıtı koalisyonu
tetikleyebileceği endişesi ve Devrim Muhafızları’nın yalnızca askeri değil,
aynı zamanda ekonomik bir aktör olması nedeniyle uzun süreli kaosun kendi
çıkarlarını da tehdit etmesi. Bu nedenle DMO, bazı bölgelerde sert müdahalede
bulunurken, bazı alanlarda görünür biçimde geri çekilmekte ve krizi zamana
yayarak yönetme stratejisini benimsemektedir. Bu durum rejimin hala ciddi bir
baskı kapasitesine sahip olduğunu, ancak bu kapasiteyi artık temkinli
kullandığını göstermektedir.
İstihbarat
kurumları, krize doğrudan sokak şiddeti üzerinden değil, önleyici denetim ve
örgütsüzleştirme yoluyla yaklaşmaktadır. Protestoların liderlik üretmesini
engellemek, olası simge isimleri erken aşamada etkisizleştirmek ve farklı
toplumsal gruplar arasındaki bağları zayıflatmak temel strateji olarak öne
çıkmaktadır. Bu çerçevede rejimin interneti tümüyle kesmemesi, bir zayıflık
değil, aksine denetimli gözetim ve yönlendirme tercihinin parçası olarak
okunmalıdır. Bilginin tümüyle kesilmesi yerine, yönetilmesi hedeflenmektedir.
Yargı
sistemi, krize verilen tepkide açık biçimde baskı aygıtının bir uzantısı olarak
işlev görmektedir. Hızlı yargılamalar, ağır cezalar ve belirsiz suçlamalar
caydırıcılık amacı taşımaktadır. Ancak yargının toplumsal meşruluğu neredeyse tümüyle
aşınmış durumdadır. Bu nedenle hukuk, rejim açısından kısa vadeli bir denetim
aracı olsa da uzun vadede krizi derinleştiren bir etmene dönüşmektedir.
İran siyasal
sistemi, krize karşı tümüyle katı değil, sınırlı bir esnekliğe sahiptir.
İnternetin tümüyle kesilmemesi, söylemsel tonun zaman zaman yumuşatılması ve denetimli
geri çekilmeler bu esnekliğin göstergeleridir. Ancak bu esneklik yapısal
dönüşüm üretmeye yeterli değildir. Sistem, iyileştirilebilir bir yapıdan çok
baskı ve manevra arasında denge kurarak ayakta kalmaya çalışan bir rejim
görüntüsü vermektedir. Dolayısıyla gösterilen esneklik, krizi çözmekten çok
ertelemeye ve yönetmeye yöneliktir.
İran İslam
Cumhuriyeti’nin siyasal yapısı, krize karşı hala güçlü reflekslere sahiptir,
ancak bu refleksler artık meşruluk üretmekte zorlanmaktadır. Dinsel ideoloji harekete
geçirici gücünü kaybetmiş, baskı aygıtları maliyetli duruma gelmiş ve hukuk
sistemi ise inandırıcılığını yitirmiştir. Bu tablo, rejimin kısa vadede ayakta
kalabileceğini, fakat uzun vadede otoriter aşınmanın derinleşeceğini
göstermektedir.
Etnik,
Mezhepsel ve Sınıfsal Bölünmeler Protestoları Nasıl Şekillendiriyor?
İran’daki
protestoların niteliğini belirleyen en kritik unsur, ülkenin derin ve çok
katmanlı toplumsal fay hatlarıdır. Bu fay hatları protestoları hem
yaygınlaştırmakta hem de siyasal bir devrime dönüşmesini zorlaştırmaktadır.
Kürtler, Beluciler,
Araplar ve Azerbaycan kökenli Türkler gibi etnik gruplar, protestolara farklı
yoğunluk ve güdülenmelerle katılmaktadır. Özellikle Kürt ve Beluci bölgelerinde
protestolar daha sert ve rejimle daha açık çatışma biçiminde görülmektedir. Ancak
bu durum, protestoların merkezi bir ulusal muhalefet üretmesini
zorlaştırmaktadır. Rejim, bu etnik talepleri “ayrılıkçılık” söylemiyle suçlaştırarak
merkez ve çevre ayrımını derinleştirmektedir.
Sünni
azınlıklar, rejime karşı tarihsel bir dışlanmışlık duygusu taşımaktadır. Buna
karşın Şii çoğunluk içinde de özellikle genç kuşakta rejimin dinsel meşruluğu
sorgulanmaktadır. Bu, mezhepsel ayrımın rejim lehine otomatik bir sadakat
üretmediğini göstermektedir.
Protestolar
artık yalnızca kentli orta sınıfa ait değildir. Alt gelir grupları, işsiz
gençler ve taşra yoksulları da sürecin etkili parçası olmuştur. Bu durum
protestoları sayısal olarak büyütmüş, ancak talepleri parçalı kılmıştır: Orta
sınıf özgürlük ve hukuk talep ederken, alt sınıflar geçim ve ayakta kalma
talebi öne çıkarmaktadır
Bu
bölünmeler, protestoları bastırmayı zorlaştırmakta, ancak aynı zamanda birleşik
bir siyasal seçeneğin ortaya çıkmasını da engellemektedir. Rejim için bu durum
çift taraflıdır: Kısa vadede yönetilebilirlik sağlar ama uzun vadede ise kronik
kararsızlık üretir.
Rejimin
İdeolojik Söylemi ve Zor Kullanma Aygıtları Neden Meşruluk Üretemiyor?
İran
rejiminin meşruluk krizi, sadece ekonomik değil, anlamsal ve simgesel bir
krizdir. “Anti-emperyalizm”, “direniş
ekseni” ve “İslami adalet” söylemleri günlük yaşamla bağını koparmıştır. Halk
için ideoloji artık soyut, geçim sıkıntısı ise somuttur. Rejim söylemi, halkın
yaşadığı gerçekliği açıklayamamakta ve hatta yadsımaktadır. Baskı hala
etkilidir, ancak artık meşrulukla desteklenmemektedir. Bu da “zor”un maliyetini
artırmaktadır. Güvenlik güçlerinde isteksizlik, kaçışlar ve edilgin direnç
sinyalleri bu nedenle önemlidir. Önceki dönemlerden farklı olarak korku yerini
alaycı ve meydan okuyan bir toplumsal dile bırakmaktadır. Bu, otoriter rejimler
açısından son derece tehlikeli bir eşiğe işaret eder. Sonuç olarak rejim hala
zor kullanabilmektedir, ancak artık inanılmamaktadır. Çağdaş siyasal krizlerde
bu durum en kritik kırılma noktalarından biridir.
Dış
Aktörler: İran Krizinin Uluslararası Okuması ve Stratejik Hesaplar
İran’daki
mevcut kriz, dış aktörler açısından ne tek boyutlu bir “demokratikleşme
fırsatı” ne de basit bir “iç kararsızlık sorunu” olarak görülmektedir. Aksine,
her aktör krizi kendi jeopolitik öncelikleri, güvenlik kaygıları ve uzun vadeli
çıkarları çerçevesinde farklı biçimlerde okumakta ve konumlanmaktadır. Bu
nedenle İran krizi, uluslararası sistemde ortak bir müdahale iradesi üretmekten
çok, denetimli izleme ve sınırlı etkileme stratejileriyle karşılanmaktadır.
ABD,
İran’daki krizi doğrudan bir rejim değişikliği süreci olarak tanımlamaktan
özellikle kaçınmaktadır. Washington’un temel öncelikleri üç başlıkta
toplanmaktadır: İran’ın nükleer programının sınırlandırılması, bölgesel vekil
ağlarının (Hizbullah, Irak ve Yemen bağlantıları) zayıflatılması ve İsrail’in
güvenliğinin korunması. ABD açısından iç kararsızlık, rejimin bu alanlardaki
kapasitesini aşındıran bir fırsat sunmakla birlikte, denetimsiz bir çöküş,
nükleer güvenlik ve bölgesel kaos riski nedeniyle istenmeyen bir senaryodur. Bu
nedenle ABD, ekonomik yaptırımlar ve söylemsel destekle rejim üzerindeki
baskıyı sürdürürken, doğrudan yönlendirici veya askeri bir rol
üstlenmemektedir.
Çağdaş
tarihte, Haziran 2025’teki İsrail ve ABD’nin İran’ın nükleer programına yönelik
saldırıları kadar yüksek sesle ve sürekli önceden duyurulan bir askeri harekat
nadiren görülmüştür. Tel Aviv ve Washington’daki liderler, otuz yılı aşkın
süredir İran İslam Cumhuriyeti’nin nükleer emelleri ve etkinlikleri hakkında
sert uyarılarda bulunmuş ve beş Amerikan başkanı Tahran’ın nükleer silah
kapasite elde etmesini engellemeye söz vermiştir. Tüm bu önceden yapılan
uyarılara ve yakın hazırlık sinyallerine rağmen, İsrail’in İran’ın nükleer
altyapısına yönelik ilk saldırısı (ABD’nin kısa ama kararlı müdahalesiyle
sınırlanmış olsa da) Tahran ve birçok çevrede büyük bir şok etkisi yaratmıştır (Maloney,
2025).
İsrail,
İran’daki krizi en sert güvenlik bakış açısıyla okuyan aktördür. Tel Aviv
açısından sorun, İran’ın iç siyasal yapısından çok, nükleer kapasitesi ve
bölgesel askeri yayılımıdır. Rejim içi zayıflama ve meşruluk kaybı İsrail için
stratejik bir üstünlük olarak görülmektedir. Ancak İsrail, ani ve denetimsiz
bir rejim çöküşünün yaratabileceği belirsizlikten de kaygı duymaktadır. Bu
nedenle İsrail’in yaklaşımı, İran’ı içeriden zayıflatan fakat tümüyle çökmeye
zorlamayan bir denge arayışı şeklinde okunmalıdır. Rejim karşıtı simgelerin ve
söylemlerin İran içinde görünürlük kazanması, İsrail açısından psikolojik ve
stratejik bir kazanım olarak değerlendirilmektedir.
Rusya, İran
krizini Batı müdahalesine karşı bir egemenlik sorunu olarak çerçevelemektedir.
Moskova için İran, ABD hegemonyasına karşı oluşturulan jeopolitik denge çizgisinin
önemli bir parçasıdır. Bu nedenle Rusya, protestoları iç sorun olarak
tanımlamakta ve rejimin devamını ve devlet kapasitesinin korunmasını
öncelemektedir. Rusya açısından İran’daki kriz, rejim değişikliğinden çok,
yönetilebilir bir zayıflık durumu olarak tercih edilmektedir. Zira tümüyle
çökmüş bir İran, Rusya’nın bölgesel çıkarlarına hizmet etmemektedir.
Çin, krize
en düşük profilli fakat en tutarlı yaklaşımı sergileyen aktördür. Pekin için
İran, enerji güvenliği ve “Kuşak-Yol Girişimi” bağlamında stratejik bir
ülkedir. Çin, ideolojik veya normatif bir konum almaktan bilinçli olarak
kaçınmakta ve kararlılığı, öngörülebilirliği ve devlet sürekliliğini
öncelemektedir. Bu nedenle Çin, İran rejiminin baskı yöntemlerini açıkça
savunmasa da kriz karşısında rejimle ilişkilerini sürdürmekte ve sessiz bir
destek siyasası izlemektedir.
Avrupa
Birliği, İran krizinde en fazla çelişki yaşayan aktördür. İnsan hakları, kadın
hakları ve ifade özgürlüğü konularında sert eleştiriler yöneltilirken, enerji
güvenliği, göç riski ve bölgesel kararlılık kaygıları doğrudan müdahaleyi
sınırlamaktadır. AB’nin yaklaşımı, normatif söylem ile jeopolitik çekingenlik
arasında sıkışmış bir denge arayışı olarak tanımlanabilir.
Bölge
ülkeleri ve Türkiye, İran’daki krizi ideolojik değil, güvenlik ve kararlılık
eksenli okumaktadır. Körfez ülkeleri, İran’ın zayıflamasını stratejik bir
rahatlama olarak görse de mezhepsel çatışmaların ve devlet çözülmesinin bölgeye
yayılmasından endişe duymaktadır. Türkiye açısından ise kriz üç temel risk
alanı üretmektedir: olası göç dalgaları, Kürt sorununun sınır aşan etkileri
(PJAK dahil) ve bölgesel güç dengelerinde ani değişimler.
Açık
düşmanlıkların sona ermesi, İran’ın stratejik yönelimi konusunda netlik
getirmemiştir. Bunun yerine, siyasal ve askeri elitler arasında savaşın
sonucunun nasıl yorumlanacağı ve ülkenin bundan sonraki savunma duruşunun nasıl
şekilleneceği konusunda süregelen bir çaba ortaya çıkmıştır. Uzun süredir
vurgulanan temalar (özgüven, yerli askeri geliştirme ve ideolojik kararlılık) halen
geçerliliğini korumaktadır, ancak artık bunlar daha ciddi kaygılarla yan yana
durmaktadır: ekonomik tükenme, toplumsal huzursuzluk, İsrail istihbaratının
rahatsız edici ölçüde nüfuzu ve stratejik güvenliğin aşınması. Artık soru
sadece İran’ın caydırıcılığının işe yarayıp yaramadığı değil, aynı zamanda bu
caydırıcılığın tüm temelinin hala sürdürülebilir olup olmadığıdır. (Grajewski, 2025).
Genel olarak
dış aktörlerin tutumu, İran’daki krizin rejim değişikliğini hızlandıracak ortak
bir uluslararası baskı üretmediğini göstermektedir. Aksine, büyük güçler
İran’daki çözülmeyi dikkatle izlemekte ve rejimin zayıflamasını hoşgörüyle
karşılarken, denetimsiz bir çöküşten kaçınmayı tercih etmektedir. Bu durum,
İran’daki krizin kaderinin büyük ölçüde iç dinamikler tarafından
belirleneceğine işaret etmektedir.
Ölçülü
Baskı ve Yeni Kriz Yönetimi Stratejisi
İran
yönetiminin interneti tümüyle kesmemesi, kitlesel ve sınırsız şiddetten
kaçınması ve zaman zaman yumuşak söylemler kullanması, klasik kriz bastırma
yöntemlerinden görece sapmaya işaret etmektedir. Bu yaklaşım, rejimin artık
2009 veya 2019’daki gibi mutlak baskının yüksek siyasal ve ekonomik maliyetler
doğurduğunun farkında olduğunu göstermektedir. Bu strateji, protestoları tümüyle
bastırmak yerine yönetilebilir bir düzeyde tutmayı, uluslararası tepkileri
sınırlamayı ve ekonomik etkinliklerin tümüyle durmasını engellemeyi
amaçlamaktadır. İnternetin tümüyle kapatılmaması hem ticari yaşamın
sürdürülmesi hem de rejimin “tam denetim kaybı” görüntüsü vermekten
kaçınmasıyla ilişkilidir. Bu durum, rejimin kriz yönetiminde daha yararcı ve
maliyet hesabı yapan bir çizgiye yöneldiğini göstermektedir.
Cumhurbaşkanı
Pezeşkiyan’ın Rolü ve Sınırları
Cumhurbaşkanı
Mesud Pezeşkiyan’ın etkisi, İran siyasal sistemi içinde sınırlı fakat simgesel
açıdan önemlidir. Pezeşkiyan, reformist kimliği ve daha yumuşak diliyle rejimin
sert yüzünü dengeleyen bir figür olarak konumlandırılmaktadır. Bu durum hem iç
kamuoyuna hem de dış aktörlere rejim içinde bir esneklik olduğu mesajını verme
işlevi görmektedir. Ancak Pezeşkiyan’ın kriz üzerinde belirleyici bir siyasa
üretme kapasitesi sınırlıdır. Güvenlik, yargı, medya ve temel dış siyasa
kararları cumhurbaşkanlığı makamının dışında şekillenmektedir. Bu nedenle
Pezeşkiyan’ın rolü, krizi çözmekten çok rejimin maliyetlerini düşürmeye ve
zaman kazanmaya yönelik bir tampon mekanizma olarak değerlendirilebilir. Bu
tablo, İran’daki krizin kişisel liderlikten çok yapısal sorunlardan
kaynaklandığını ve mevcut siyasal mimari içinde köklü bir dönüşüm iradesi
oluşmadıkça yönetim değişikliklerinin sınırlı etki yaratacağını ortaya
koymaktadır.
Bölgesel
Sonuçlar: Türkiye ve Çevre Ülkeler Açısından Riskler ve Senaryolar
İran’da
yaşanabilecek olası bir siyasal çözülme, etkileri ülke sınırlarını aşan çok
katmanlı sonuçlar doğuracaktır. İran’ın coğrafi konumu, etnik yapısı ve
bölgesel rolü dikkate alındığında, bu çözülmenin en doğrudan yansımaları
Türkiye başta olmak üzere komşu ülkelerde güvenlik, göç ve etnik sorunlar
ekseninde görülecektir.
Türkiye
açısından en acil risk alanı göçtür. İran’da devlet kapasitesinin zayıflaması
veya uzun süreli bir kararsızlık, özellikle orta sınıf ve kentli nüfusun, Türk
kökenli ve Türkçe konuşanların yanı sıra etnik ve mezhepsel baskı gören
grupların Türkiye’ye yönelmesine yol açabilir. Türkiye’nin taşımakta olduğu
mevcut göç yükü düşünüldüğünde, İran kaynaklı yeni bir dalga hem ekonomik hem
de toplumsal baskıları artıracaktır.
Güvenlik
boyutunda, İran’daki çözülme Kürt sorununa sınır aşan bir nitelik
kazandırabilir. PJAK başta olmak üzere İran Kürt hareketlerinin alan kazanması,
‘Türkiye–Irak–İran’ çizgisinde yeni güvenlik riskleri doğurabilir. İran’ın
sınır bölgelerinde merkezi otoritenin zayıflaması, silahlı grupların hareket
alanını genişletebilir ve Türkiye’nin sınır güvenliğini doğrudan etkileyebilir.
Bölgesel
ölçekte bakıldığında, Irak, İran’daki kararsızlıktan en hızlı etkilenecek
ülkelerden biridir. İran’ın Irak iç siyasetindeki etkisinin zayıflaması, mevcut
güç dengelerini sarsabilir ve yeni çatışma alanları yaratabilir. Kafkasya
açısından Azerbaycan kökenli i nüfusun yoğun olduğu İran bölgelerinde (Batı Azerbaycan) yaşanabilecek
huzursuzluklar, Azerbaycan–İran ilişkilerini ve Güney Kafkasya dengelerini
etkileyebilir.
Körfez
ülkeleri, İran’ın zayıflamasını kısa vadede stratejik bir rahatlama olarak
görse de mezhepsel çatışmaların ve devlet çözülmesinin bölgeye yayılmasından
endişe duymaktadır. Enerji güvenliği, deniz ticaret yolları ve iç kararlılık bu
ülkeler açısından temel risk alanlarıdır.
Genel olarak
İran’da olası bir siyasal çözülme, bölge ülkeleri için net bir “kazanç”
senaryosu üretmemektedir. Aksine, denetimli bir dönüşüm yerine ani ve düzensiz
bir çözülme göç baskısı, sınır güvenliği sorunları ve etnik çatışma risklerini
artıracaktır. Bu nedenle Türkiye ve bölge ülkeleri, İran’daki krizi rejim
değişikliği bakış açısından çok kararlılığın korunması ve risklerin yönetilmesi
çerçevesinde izlemektedir.
Gelecek
Senaryoları: İran Nereye Gidiyor?
İran’daki
mevcut kriz, tek bir doğrusal sonuca işaret etmemektedir. Aksine kısa ve orta
vadede birden fazla senaryo aynı anda olanaklı görünmektedir. Bu senaryolar,
rejimin kapasitesi, toplumsal baskının sürekliliği ve dış koşulların gelişmesine
bağlı olarak farklı ağırlıklar kazanabilir.
Sınırlı
Reform ve Denetimli Açılım Senaryosu: Bu senaryo, rejimin baskı ile çözümün sürdürülemez olduğunu
kabul ederek sınırlı reformlara yönelmesini öngörmektedir. Ekonomik alanda kesimsel
rahatlatma, toplumsal yaşamda simgesel gevşemeler ve daha yumuşak bir söylem bu
çerçevede değerlendirilebilir. Ancak İran siyasal mimarisi içinde bu tür
reformların yapısal dönüşüme evrilme olasılığı düşüktür. Reformlar, daha çok
zaman kazanma ve toplumsal basıncı düşürme amacı taşır.
Kısa vadede
en olası senaryolardan biri, rejimin güvenlik aygıtları aracılığıyla
protestoları bastırması ve düşük yoğunluklu bir kararlılık üretmesidir. Seçici
baskı, yargı yoluyla sindirme ve ekonomik ödünlerin sınırlı biçimde dağıtılması
bu stratejinin temel araçlarıdır. Ancak bu senaryo, krizin nedenlerini ortadan
kaldırmadığı için yalnızca geçici bir denge sağlayabilir.
Üçüncü
senaryo, merkezi otoritenin tümüyle çökmeksizin aşınmasını ifade etmektedir.
Protestoların dalgalar şeklinde sürmesi, bazı bölgelerde devlet kapasitesinin
zayıflaması ve elitler arası uyumun bozulması bu çerçevede değerlendirilebilir.
Bu durum, İran’ı uzun süreli bir kararsızlık sarmalına sokabilir ve bölgesel
riskleri artırabilir.
En radikal
fakat kısa vadede en düşük olasılıklı senaryo rejim değişimidir. Güvenlik
aygıtlarının dağılması, elit kopuşlarının hızlanması ve toplumsal muhalefetin
ortak bir siyasal seçenek etrafında birleşmesi bu senaryonun ön koşullarıdır.
Mevcut tabloda bu koşulların eş zamanlı olarak oluştuğunu söylemek güçtür.
Özetlenecek
olursa, İran, ani bir rejim değişiminden çok baskı ile reform arasında gidip
gelen, parçalı ve uzun soluklu bir kriz sürecine daha yakındır. Bu durum,
krizin hem İran toplumu hem de bölge açısından uzun süre gündemde kalacağını
göstermektedir.
GENEL DEĞERLENDİRME
VE SONUÇ
Bu makalede
İran’daki güncel kriz, ekonomik, siyasal, toplumsal ve uluslararası
boyutlarıyla ele alınmıştır. Çözümlemeler, krizin tek bir nedenle değil, iç
yapısal zayıflıklar, etnik ve sınıfsal bölünmeler, ideolojik meşruluğun
aşınması ve dış baskılar gibi çok katmanlı etmenlerin birleşiminden
kaynaklandığını göstermektedir.
Siyasal
sistem, din adamları, Devrim Muhafızları, haber alma ve yargı üzerinden krize
tepki vermekte, ancak esneklik kapasitesi sınırlı ve maliyetlidir.
Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan gibi reformist figürler sınırlı yumuşama sağlasa da
yapısal dönüşümü tek başlarına gerçekleştirememektedir. Ölçülü baskı ve
internetin tümüyle kesilmemesi gibi stratejiler, rejimin maliyet hesaplarını ve
yararcı kriz yönetimini göstermektedir.
Toplumsal
düzeyde etnik, mezhepsel ve sınıfsal bölünmeler, protestoların yayılmasını hem
hızlandırmakta hem de ortak bir siyasal seçeneğin oluşmasını engellemektedir.
Rejimin ideolojik söylemi ve zor aygıtları, giderek meşruluk üretmekte yetersiz
kalmakta ve halkın gündelik ekonomik ve toplumsal taleplerine cevap
verememektedir.
Dış
aktörler, ABD, İsrail, Rusya, Çin, AB ve bölge ülkeleri, İran krizini kendi
stratejik çıkarları doğrultusunda okumakta ve denetimli bir etkileme siyasası
izlemektedir. Hiçbir aktör, rejim değişikliğini kısa vadede zorlayacak ortak
bir irade sergilememektedir. Bu durum, krizin temel belirleyicisinin iç
dinamikler olduğunu göstermektedir.
Gelecek
senaryoları açısından İran, ani bir rejim değişikliği yerine sınırlı reform ve denetimli
açılım ile baskı arasında gidip gelen, parçalı ve uzun süreli bir kriz sürecine
daha yakın görünmektedir. Bu senaryo hem İran toplumuna hem de bölgeye uzun
vadeli etkiler doğuracak ve özellikle göç, sınır güvenliği ve etnik çatışmalar
Türkiye ve komşu ülkeler açısından yönetilmesi gereken riskler olarak öne
çıkacaktır.
Sonuç
olarak, İran krizinin çözümü, tek bir siyasa veya müdahale ile değil, hem
rejimin iç yapısal kapasitesinin güçlendirilmesi hem de bölgesel ve
uluslararası dengelerin dikkatle yönetilmesi ile olanaklı olabilecektir. Kriz,
uzun süre gündemde kalacak ve hem yerel hem de bölgesel kararlılık için sürekli
izlenmesi gereken bir durum olarak varlığını sürdürecektir.
SİYASA
ÇIKARIMLARI VE TÜRKİYE İÇİN ÖNERİLER
İran’daki
kriz, Türkiye ve bölge ülkeleri açısından doğrudan ve dolaylı etkiler
barındırmaktadır. Çözümlemeler, kriz yönetiminde dikkat edilmesi gereken siyasal
çıkarımları ve Türkiye’nin stratejik adımlarını şu şekilde özetlemektedir:
Siyasa
Çıkarımları
Bölgesel kararlılığın
önemi: İran’daki
siyasal ve toplumsal çözülme, bölgesel kararlılığı tehdit edebilir. Türkiye,
sınır güvenliği ve enerji güvenliği açısından doğrudan etkilenebilir.
Göç ve
demografik baskılar:
Kriz, göç dalgalarını tetikleyebilir, özellikle orta sınıf ve taşra nüfusunun ve
Türkçe konuşanların Türkiye’ye yönelmesi olasıdır.
Kürt sorunu
ve güvenlik riskleri:
PJAK ve diğer İran Kürt hareketleri, sınır bölgelerinde hareket alanı
kazanabilir ve bu durum Türkiye için güvenlik risklerini artırır.
Ekonomik
ve enerji bağlantıları: İran ile ticari ilişkiler ve enerji temini krizden etkilenebilir ve
Türkiye enerji arz güvenliğini çeşitlendirmek durumunda kalabilir.
Uluslararası
konjonktür: ABD, AB,
Rusya ve Çin’in İran’a yönelik tutumları, Türkiye’nin diplomatik manevra
alanını etkileyecektir. Türkiye, dengeli ve çok boyutlu bir dış siyasa
sürdürmek zorundadır.
Türkiye
İçin Öneriler
Sınır
güvenliği ve göç yönetimi: Türkiye, İran sınırında güvenlik altyapısını güçlendirmeli ve olası göç
akışlarına karşı hazırlıklı olmalıdır. Sığınmacı siyasaları ve geçici barınma
kapasitesi önceden planlanmalıdır.
İstihbarat
ve erken uyarı sistemi: İran’daki toplumsal ve siyasal gelişmeleri yakından izlemek için haber
alma paylaşımı ve çözümleme kapasitesi artırılmalıdır. Özellikle Kürt ve etnik
hareketlerin sınır ötesi etkileri izlenmelidir.
Diplomatik
denge: Türkiye,
bölgesel aktörlerle eş güdümlü ve çok boyutlu bir diplomasi sürdürmeli ve ABD,
Rusya, Çin ve AB ile ilişkilerde dengeyi gözetmelidir.
Enerji
çeşitlendirmesi:
İran’dan enerji temini risklerini azaltmak için seçenek kaynaklar ve rotalar
geliştirilmelidir. Bu, kriz dönemlerinde enerji arz güvenliğini koruyacaktır.
Ekonomik
ve toplumsal hazırlık: Kriz kaynaklı göç ve ticaret aksaklıklarına karşı ekonomik önlemler,
lojistik ve toplumsal destek sistemleri güçlendirilmelidir.
Sonuç
olarak, İran’daki kriz Türkiye için yalnızca sınır güvenliği değil, ekonomik,
diplomatik ve toplumsal alanlarda da doğrudan etkiler yaratacaktır. Türkiye’nin
önlemleri hem kısa vadeli riskleri yönetmeye hem de bölgesel kararlılığı korumaya
yönelik dengeli ve çok boyutlu bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır.
Kaynakça
Central
Intelligence Agency. (2025). The World Factbook: Iran. https://www.cia.gov/the-world-factbook/countries/iran/
EIA. (2025).
Iran Country Profile. U.S. Energy Information Administration. https://www.eia.gov/international/analysis/country/IRN
Grajewski,
Nicole, (2025). Iran After the Battle. https://carnegieendowment.org/middle-east/diwan/2025/07/iran-after-the-battle?lang=en
IMF, (2025).
Islamic Republic of Iran. https://www.imf.org/en/countries/irn
Katzman, K.
(2025). Iran: Internal Politics and U.S. Policy. Congressional Research
Service. https://crsreports.congress.gov/product/pdf/R/R44017
Kazemi,
Majid; Zahedi, Razieh; Osman, Eiman; Knippenberg, Erwin W. Iran Economic
Monitor, Spring 2024: Sustaining Growth Amid Rising Geopolitical Tensions -
With a Special Focus: Recent Poverty and Inequality Trends in Iran (2020–2022)
(English). Washington, D.C.: World Bank Group. http://documents.worldbank.org/curated/en/099051007102421530
Maloney,
Suzanne. (2025). Iran’s Dangerous Desparation. Foreign Affairs. https://www.brookings.edu/regions/middle-east-north-africa/iran/
Milani, A.
(2011). The Persian Sphinx: Amir Abbas Hoveyda and the Riddle of the Iranian
Revolution. I.B. Tauris.
Parsi, T.
(2012). A Single Roll of the Dice: Obama's Diplomacy with Iran. Yale University
Press.
Pollack, K.
M. (2014). The Persian Puzzle: The Conflict Between Iran and America. Random
House.
Vakil,
Sanam. (2025). The US needs a new Iran strategy if Trump’s Gaza plan is to
endure. https://www.chathamhouse.org/2025/10/us-needs-new-iran-strategy-if-trumps-gaza-plan-endure
World Bank.
(2025). Iran Economic Monitor. https://www.worldbank.org/en/country/iran/publication/iran-economic-monitor
[1] İran
bağlamında “bonyadlar”, özellikle İslami Devrim sonrası kurulan devlet destekli
vakıf ve ekonomik kuruluşlar anlamına gelir. Bunlar hem ekonomik hem de siyasal
açıdan İran’da çok etkili aktörlerdir.
[2] Farsça
“Velayet‑i Fakih” kelime
olarak “dinin bilgisine sahip bir hukukçunun liderliği” anlamına gelir.
Kuruculuk kavramı, Ayetullah Ruhullah Humeyni
tarafından İslami Devrim öncesinde sistemleştirilmiş ve 1979’da İran İslam
Cumhuriyeti Anayasası’na dahil edilmiştir. Temel savı dini bilgi ve liderlik
kapasitesine sahip bir fakih hem dinsel hem de siyasal otoriteyi temsil
etmelidir şeklindedir.
[3] Society
for Worldwide Interbank Financial Telecommunication
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder