Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

16 Ocak 2026 Cuma

 

Buzun Altındaki Harita: Grönland’a Bakarak Türkiye’yi Okumak

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

Grönland ile Türkiye’yi yan yana düşünmek ilk bakışta anlamsız, hatta absürt görünebilir. Biri Kuzey Kutbu’na yakın, nüfusu bir Anadolu ilçesinden küçük, buzulların gölgesinde yaşayan bir coğrafya; diğeri kıtaların kesişiminde, kalabalık, gürültülü ve tarihle yüklü bir ülke. Ancak uluslararası ilişkilerde anlam çoğu zaman benzerlikten değil, ortak kader biçimlerinden doğar. Grönland ile Türkiye’yi birbirine bağlayan şey, aralarındaki doğrudan ilişki değil, dünyanın onlara bakma biçimidir.

Grönland bugün küresel siyasetin gözde başlıklarından biridir. Bunun nedeni romantik değildir. Eriyen buzullar yeni deniz yolları açmakta, buzun altındaki kaynaklar iştah kabartmakta, Arktik bölgesi büyük güçler için yeni bir yarışma alanına dönüşmektedir. ABD, Çin, Rusya ve Avrupa Birliği Grönland’a bakarken aslında bugünü değil, geleceğin haritasını okumaya çalışır. Grönland, küresel siyasetin “erken gelen” coğrafyalarından biridir.

Türkiye ise uzun süredir bugünün yükünü taşımaktadır. Güvenlik krizleri, göç, enerji, bölgesel çatışmalar ve sürekli değişen ittifak dengeleri içinde hareket eder. Türkiye’ye atfedilen “stratejik önem” çoğu zaman bir ayrıcalık değil, bitmeyen bir sorumluluk listesi anlamına gelir. Tam bu noktada Grönland ile Türkiye arasında sessiz bir paralellik ortaya çıkar: İkisi de merkezde değildir ama merkez için vazgeçilmezdir.

Bu benzerlik NATO haritasında daha da görünür duruma gelir. Grönland, ittifakın kuzeydeki sessiz sensörüdür. Türkiye ise güneydeki gergin denge unsurudur. Grönland’da radarlar konuşur, Türkiye’de açıklamalar yapılır. Biri sessizliğiyle, diğeri gürültüsüyle aynı yapının yükünü taşır. Ve bu vazgeçilmezlik, her iki taraf için de nadiren konfor üretir.

İklim krizi bu ortak kaderi daha da somutlaştırır. Grönland’da buzullar erir; dünya bunu grafiklerle ve uydu görüntüleriyle izler. Türkiye’de barajlar kurur, ormanlar yanar; çoğu zaman bu durum “mevsim normalleri” başlığı altında geçiştirilir. Oysa iki coğrafya da aynı küresel krizin farklı yüzleridir. Grönland iklim krizinin göstergesidir; Türkiye ise sonuç ülkelerden biridir. Krizi yaratanlar merkezde, bedelini ödeyenler yine çevrededir.

Bu noktada kaçınılmaz soru ortaya çıkar: Türkiye’nin Grönland’la gerçekten hiç mi ilgisi yok?

Cevap nettir: Doğrudan değil ama stratejik olarak kaçınılmaz biçimde vardır.

Grönland’ın açtığı Arktik deniz yolları, Türkiye’nin küresel ticaret ve lojistik geleceğini dolaylı olarak etkiler. Süveyş Kanalı gibi kırılgan boğazlara bağımlılık, Arktik rotalar açıldıkça yeni risk ve fırsatlar üretir. Grönland’daki nadir toprak elementleri yarışması, Türkiye’nin kendi kaynaklarını nasıl konumlandırması gerektiğine ilişkin canlı bir laboratuvar işlevi görür. NATO’nun kuzeydeki öncelikleri, bir süre sonra güney kanadına, yani Türkiye’ye beklenti olarak yansır. Bu açıdan bakıldığında Grönland, Türkiye için bir hedef değil, bir erken uyarı sistemidir.

Peki bu ilişkiyi biraz daha somutlaştıralım: Türkiye Grönland’a ne verebilir, ne alabilir?

 

Türkiye’nin Grönland’a sunabileceği şey askeri güç ya da küresel sermaye değildir. Türkiye bir Arktik süper gücü değildir. Ama Türkiye’nin güçlü olduğu alanlar vardır: orta ölçekli sanayi, zor coğrafyalarda altyapı kurma deneyimi, lojistik esneklik ve “büyük olmayan ama çalışan” çözümler. Grönland’ın en büyük sorunlarından biri, dev projeler ile yerel gerçeklik arasındaki kopuştur. Türkiye’nin Orta Asya’dan Afrika’ya uzanan deneyimi, Grönland için bir yatırım değilse bile değerli bir iş birliği modelidir.

Türkiye açısından Grönland bir pazar olmaktan çok, bir öğrenme alanıdır. Küçük bir nüfusla küresel baskıyı yönetme becerisi, büyük güçlere uzak ama akıllı ilişkiler kurma yeteneği, zaman zaman geri çekilmenin stratejik değerini bilmek… Bunlar Türkiye’nin kuramsal olarak bildiği ama uygulamakta zorlandığı alanlardır. Grönland bu anlamda Türkiye için bir ayna işlevi görür.

Tersinden bakıldığında Grönland da Türkiye’de kendisine benzeyen bir şey görür: büyük güçlerin arasında sıkışmış, stratejik ama rahat bırakılmayan bir coğrafya. Türkiye ne ABD kadar baskın ne Çin kadar uzak ne de AB kadar normatiftir. Bu “orta güç” konumu Grönland için daha dengeli ilişkilerin olanaklı olabileceğini gösterir. Ayrıca Türkiye, jeopolitik baskı altında yaşamayı bilen bir ülkedir. Bu deneyim kitaplardan öğrenilmez.

Sonuçta Türkiye ile Grönland arasında klasik bir “kazan–kazan” ticaret ilişkisi yoktur. Ama ‘öğren–uyum sağla–erken davran’ ilişkisi vardır. Türkiye Grönland’a bakarak gelecekte kendi coğrafyasında neyle karşılaşacağını daha erken görür. Grönland ise Türkiye’de, kendisinden çok daha gürültülü ama benzer bir kaderi taşıyan bir aktör görür.

Belki de bu yüzden Grönland–Türkiye ilişkisi resmi belgelerde yoktur ama düşünsel olarak değerlidir. Çünkü bazı ilişkiler anlaşmalarla değil, aynı rüzgarı farklı yönlerden duyan coğrafyalar arasında kurulur. Ve bazen bir ülkenin en çok kazanacağı şey, başka bir ülkeden alacağı bir maden değil, zamanında alınmış bir derstir.

Türkiye’nin Grönland’a bakamamasının nedeni coğrafi uzaklık değildir, zihinsel ufuk sorunudur. Türkiye’nin bir Arktik stratejisi yoktur, çünkü dış siyasa hala yakın krizlere ve kısa vadeli güvenlik başlıklarına kilitlidir. Bilim diplomasisi geri plandadır, çünkü sonuçları seçim takvimine sığmaz. Uzun vadeli düşünce zayıftır, çünkü kurumsal hafıza süreklilik değil, tepki üretir. Bu yüzden Türkiye çoğu zaman geleceğin haritasını okumak yerine, bugünün yangınını söndürmekle meşguldür. Grönland’a bakmak bu eksikliği görünür kılar, rahatsız edici ama öğretici biçimde.

Bu anlayış biçimi yabancı değil. Yıllar önce Körfez’de çalışan bir akademisyen olarak Türkiye’ye döndüğümde bir siyasal parti yöneticisine sorduğum ‘Körfez politikanız nedir?’ sorusuna aldığım yanıt bunu özetler: ‘Genel başkanımız bölgeyi ziyaret etti.’ Gezinin siyasa yerine geçtiği bu yaklaşım, bugün Grönland’a neden bakamadığımızın da kısa açıklamasıdır. Oysa, Körfez bölgesi Türkiye için yaşamsal derecede önemli. Enerji, finans, güvenlik, ideoloji, diaspora, askeri iş birlikleri var. “Stratejiniz ne?” diye soruyorum. Yanıt: “Genel başkanımız geziden döndü.” Bu cevap şunu söylüyordu: Uzun vadeli çerçeve yok, kurumsal hafıza yok, bölgeye dair bir “okuma” yok ve siyasa, kişiye ve ana bağlanmış. Bu, Grönland konusuyla birebir aynı anlayış. Grönland’a bakmıyoruz çünkü “Bizim orada ne işimiz var?” diyoruz. Tıpkı Körfez için bir dönem “zaten zenginler, ne gerek var?” denmesi gibi. Oysa sorun orada olmak değil, orayı düşünmek. Körfez’de strateji yerine gezi, çözümleme yerine ilişki, kurum yerine kişi. Grönland’da strateji yerine sessizlik, çözümleme yerine ilgisizlik ve kurum yerine refleks. Yani evet, aynı şey. Hatta daha sert söyleyeyim: Türkiye’de dış siyasa çoğu zaman “neredeydik?” sorusuna cevap verir, ama “neden oradaydık, sonra ne olacak?” sorularını cevapsız bırakır.

Grönland’a bakarak Türkiye’yi okumak tam olarak bunu yapar: Haritayı değil, geleceği karşılaştırır. Haritaya bakmayı ihmal edenler, geleceği başkalarının çizmesine razı olur.

Hiç yorum yok: