Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

13 Ocak 2026 Salı

 

Baskı Altında Liderlik: Meşruluk, Denetim ve Siyasetin Dili

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

Öz

Bu çalışma, Ekrem İmamoğlu’nun basına verdiği bir mülakatta dile getirdiği “aday olamazsam seçim meşru değildir” ifadesini, Türkiye’deki siyasal ve kurumsal bağlam içerisinde çözümlemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, baskı altındaki siyasal liderlerin söylem tercihlerini, liderlik, meşruluk, söylem denetimi ve sorumluluk yükleme eksenlerinde ele almaktadır. Araştırma, nitel yöntem çerçevesinde bir örnek olay incelemesine dayanmaktadır. İlgili söylem, içerik analizi ve söylem çözümlemesi yoluyla değerlendirilmiş ve liderin kendisini hangi rol ve nitelikler üzerinden konumlandırdığı, meşruluk tartışmasını nasıl çerçevelediği ve farklı aktörlere hangi sorumlulukları yüklediği incelenmiştir. Bulgular, söz konusu söylemin haklılık zemini güçlü olmakla birlikte, meşruluk tartışmasını kişiselleştirdiğini ve kurumsal çerçevenin görünürlüğünü sınırladığını göstermektedir. Çalışma, baskı altındaki liderlerin söylem denetimi ile demokratik meşruluk savunusu arasındaki gerilimi ortaya koymayı amaçlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Siyasal liderlik, meşruluk, söylem denetimi, kriz yönetimi, Türkiye siyaseti

 

Abstract

 

This study aims to analyze the statement “if I cannot run as a candidate, the election is not legitimate,” articulated by Ekrem İmamoğlu in a media interview, within the political and institutional context of Turkey. The study examines the discursive choices of political leaders under pressure through the lenses of leadership, legitimacy, discourse control, and responsibility attribution. Employing a qualitative case study methodology, the analysis is based on content analysis and discourse analysis of the relevant statement. The study focuses on how the leader positions himself through specific roles and statuses, how legitimacy is framed, and how responsibilities are attributed to different political actors. The findings indicate that although the discourse rests on a strong claim of legitimacy, it personalizes the legitimacy debate and limits the visibility of institutional frameworks. The study seeks to contribute to the understanding of the tension between discourse control and the defense of democratic legitimacy in contexts of political pressure.

Keywords: Political leadership, legitimacy, discourse control, crisis management, Turkish politics

GİRİŞ

Türkiye’de siyasal yarışmanın yargı alanına taşındığı yönündeki tartışmalar, son dönemde Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin yaptığı bir açıklamayla yeniden gündeme gelmiştir. İmamoğlu, bir gazeteciye verdiği mülakatta, hakkında yürütülen hukuksal süreçler ve adaylık olasılığı sorulduğunda, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olamaması durumunda bu seçimin meşruluğunun tartışmalı olacağını ifade etmiştir. Bu açıklama, kısa sürede siyasal ve akademik çevrelerde yoğun bir tartışma yaratmış ve söz konusu ifadenin hem hukuksal hem de siyasal anlamı üzerine farklı değerlendirmeler yapılmıştır.

İmamoğlu’nun bu çıkışı, yalnızca tekil bir söylem olarak değil, Türkiye’de yargı bağımsızlığına ilişkin süregelen tartışmalar ve muhalefet aktörlerine yönelen kapsamlı hukuksal süreçler bağlamında ele alınmıştır. Hakkında açılan çok sayıda dava, kapsamı binlerce sayfayı bulan savnameler ve yüksek hapis cezaları talep edilen yargı süreçleri, bu davaların siyasal amaçlarla yürütüldüğü yönündeki eleştirileri güçlendirmiştir. Bu bağlamda söz konusu açıklama, bir siyasal aktörün kişisel tepkisinden çok, baskı altında kalan muhalefet liderlerinin siyasal alanı savunma biçimleriyle ilişkilendirilmiştir.

Ancak açıklamanın yarattığı tartışma, yalnızca yargının siyasallaşması savlarıyla sınırlı kalmamış, aynı zamanda devlet yönetimine aday bir siyasal aktörün kriz anlarında kullandığı dil, meşruluk kavramını nasıl kurduğu ve söylem denetimini ne ölçüde koruyabildiği sorularını da gündeme taşımıştır. Bu yönüyle tartışma, siyasal baskı koşullarında liderlik ve siyasal dil arasındaki ilişkiyi incelemek açısından anlamlı bir örnek sunmaktadır.

ÇALIŞMANIN AMACI VE HEDEFLERİ

Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye’de siyasal baskı koşulları altında muhalefet liderlerinin kullandığı söylemi meşruluk, denetim ve siyasal dil kavramları çerçevesinde incelemektir. Çalışma, Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin bir mülakatta dile getirdiği ve kamuoyunda geniş tartışma yaratan ifadesini, bireysel bir çıkıştan çok, baskı altındaki siyasal aktörlerin liderlik uygulamalarını görünür kılan bir örnek olay olarak ele almaktadır. Bu bağlamda çalışma, yargının siyasallaşması savları ve siyasal alanın daralması koşullarında, muhalefet liderlerinin meşruluk tartışmasını nasıl kurduklarını ve bu tartışmayı hangi söylemsel araçlar üzerinden yürüttüklerini çözümlemeyi amaçlamaktadır. Özellikle devlet yönetimine aday bir siyasal aktör açısından, kriz anlarında kullanılan dilin liderlik denetimi ve demokratik meşruluk algısı üzerindeki etkileri bu çalışmanın merkezinde yer almaktadır.

Çalışmanın hedefleri şu şekilde sıralanabilir:

Siyasal baskı ve yargı süreçleriyle karşı karşıya kalan muhalefet liderlerinin söylem tercihlerini çözümleyici bir çerçevede değerlendirmek,

Meşruluk kavramının kişiselleşmesi ile kurumsal ve ilkesel düzeyde savunulması arasındaki farkları ortaya koymak,

Kriz anlarında söylem denetiminin liderlik kapasitesi açısından taşıdığı önemi tartışmak,

Haklılık zemini güçlü olan bir siyasal aktörün, söylem tercihlerinin bu zemini nasıl güçlendirebileceğini ya da zayıflatabileceğini irdelemek.

ARAŞTIRMA SORULARI

Bu çalışma aşağıdaki temel araştırma sorularına yanıt aramayı amaçlamaktadır:

Siyasal baskı ve yargı süreçleri altında liderlerin kullandığı dil, liderlik kapasitesi ve kriz yönetimi açısından ne tür göstergeler sunmaktadır?

Meşruluk tartışmasının doğrudan liderin varlığına bağlanması, siyasal mücadelenin kurumsal ve ilkesel boyutunu nasıl etkiler?

Devlet yönetimine aday bir siyasal aktör açısından, kriz anlarında söylem denetiminin önemi nedir ve bu denetim nasıl korunabilir?

Haklılık zemini güçlü olan bir siyasal aktör, söylem tercihleri nedeniyle bu zemini güçlendirebilir mi, yoksa zayıflatabilir mi?

Baskı altında kullanılan söylem, yalnızca kişisel tepki olarak mı okunmalı, yoksa siyasal alanı ve demokratik meşruluğu savunma aracı olarak mı değerlendirilmelidir?

YÖNTEM

Bu çalışma, Türkiye’de baskı altında kalan muhalefet liderlerinin söylem tercihlerinin liderlik, denetim ve meşruluk açısından değerlendirilmesini amaçlayan nitel bir çözümleme olarak tasarlanmıştır. Çözümleme, olaya dayalı örnek olay incelemesi (case study) yöntemi üzerinden yürütülmüştür. Söz konusu olay, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı seçimleri bağlamında yaptığı açıklamadır. Çalışmada kullanılan yöntem ve veri toplama süreci şu şekilde özetlenebilir:

Veri Toplama: İmamoğlu’nun ilgili açıklaması, mülakat kayıtları ve basın yansımaları temel veri olarak kullanılmıştır. Açıklamanın kamuoyunda yarattığı tartışmalar, gazete, haber ajansı ve akademik yorumlar üzerinden derlenmiştir. İlgili yargı süreçleri ve siyasal bağlam hakkında mevcut yazın ve raporlar taranmıştır.

Çözümleme Yöntemi: Toplanan veriler, içerik çözümlemesi (content analysis) yöntemi ile incelenmiştir. Söylem ve dilin liderlik, meşruluk ve denetim boyutları açısından değerlendirilmesi yapılmıştır. Çözümleme sırasında, söz konusu açıklamanın haklılık zeminini güçlendirme ya da zayıflatma etkisi ve siyasal alan ile kurumsal meşruluğu ne ölçüde temsil ettiği dikkate alınmıştır.

Araştırmanın Sınırlılıkları: Çalışma, yalnızca bir örnek olayı kapsamaktadır. Bu nedenle bulguların genellenmesi sınırlıdır. Veri toplama, büyük ölçüde yazılı ve görsel medya üzerinden yapılmıştır. Bu durum, bazı yorum ve bağlamların doğrudan liderin niyetine dayanmadan aktarılması riskini taşımaktadır.

Bu yöntem, çalışmanın hem çözümleyici derinliğini hem de somut olay temelli yaklaşımını garanti altına almaktadır.

KURAMSAL ÇERÇEVE

Bu çalışmada üç temel kavram çerçevesinde bir kuramsal temel oluşturulmuştur: meşruluk, liderlik ve denetim. Bu kavramlar, baskı altındaki siyasal aktörlerin söylem stratejilerini anlamak için kritik öneme sahiptir.

Meşruluk

Meşruluk, siyasal bilimin klasik yazınında, bir aktörün veya kurumun haklı, kabul edilebilir ve desteklenebilir bir şekilde yönetim yetkisini elinde bulundurması olarak tanımlanır (Weber, 1978; Beetham, 1991). Demokratik sistemlerde meşruluk, yalnızca seçim sonuçlarına dayanmaz, aynı zamanda hukuksal normlar, kamuoyu desteği ve siyasal kurumların işleyişiyle de ilişkilidir. Baskı altındaki koşullarda muhalefet liderleri, meşruluklarını hem seçmen desteği hem de kamuoyuna yönelik söylemleri aracılığıyla yeniden oluşturmak zorunda kalır. Bu nedenle, liderin kullandığı dil, meşruluğun görünür kılınması ve korunması açısından önemli bir araçtır.

Liderlik

Liderlik, siyasal aktörlerin hem karar alma hem de kriz yönetimi kapasitelerini yansıtan bir kavramdır. Burns (1978) ve Bass (1990) gibi yazın, liderliği yalnızca durumunun sağladığı otoriteyle değil, karizma, vizyon ve kriz yönetimi bağlamında değerlendirir. Baskı altındaki liderler için liderlik, sadece seçim kazanma veya görev yürütme kapasitesi değil, aynı zamanda duygusal ve söylemsel denetimi koruma becerisi ile ölçülür. Söylem denetimi, liderin hem kurumsal sorumluluklarını hem de demokratik meşruluk algısını korumasında kritik bir araçtır.

Denetim

Denetim kavramı, burada özellikle söylem ve kriz yönetimi bağlamında kullanılmaktadır. Liderin baskı altında dahi söylemini denetleyebilmesi hem iç kamuoyuna hem de siyasal rakiplere yönelik bir stratejidir. Denetim, yalnızca kişisel disiplin değil, aynı zamanda kurumsal sorumluluk ve demokratik ölçünlere bağlılık göstergesidir. İçerik çözümlemesinde denetim, liderin kullandığı dilin kurumsal sınırlar ve demokratik normlarla uyumunu değerlendirmek için bir ölçüt olarak ele alınacaktır.

Kavramların Etkileşimi

Meşruluk, liderlik ve denetim kavramları, baskı altındaki siyasal aktörlerin söylemini anlamada birbirini tamamlayan bir çerçeve oluşturur. Liderin haklılık zemini güçlü olsa dahi, söylemin denetimsiz biçimde kişiselleşmesi, meşruluğun ve liderlik kapasitesinin sorgulanmasına yol açabilir. Bu çalışma, bu üç kavramı bir arada ele alarak, olay incelemesinde söylemin yapısal ve stratejik boyutlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır.

YAZIN TARAMASI

Olayın Basına Yansıması

Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin açıklamaları, 2026 yılı başında bir gazeteciye verdiği mülakat sırasında gündeme gelmiştir. Mülakatta İmamoğlu, aday olamaması durumunda seçimin meşruluğunun tartışmalı olacağını ifade etmiştir. Bu açıklama, kısa süre içinde ulusal basında geniş yer bulmuş ve farklı haber ajansları ile gazetelerde çeşitli başlıklar altında yansımıştır. Basında olayın sunumu genellikle üç farklı çerçevede yapılmıştır:

Siyasal Baskı ve Yargı Süreci Çerçevesi: Bazı medya organları, İmamoğlu’nun açıklamasını, hakkında açılan davalar ve yürütülen soruşturmalar bağlamında yorumlamış, açıklamanın hukuksal ve siyasal baskı altındaki liderin tepkisi olarak değerlendirildiğini aktarmıştır.

Liderin Kişisel Duygusu ve Tartışmalı Söylem Çerçevesi: Bazı köşe yazıları ve haber çözümlemelerinde, açıklama İmamoğlu’nun duygusal ve kişisel tepkisi olarak değerlendirilmiş ve meşruluk tartışmasını doğrudan kendi varlığına bağladığı vurgulanmıştır.

Seçim ve Demokratik Süreç Çerçevesi: Diğer medya yorumları, açıklamayı seçimlerin demokratik niteliğine ilişkin bir tartışma başlatan bir söylem olarak ele almış ve muhalefet liderinin rolü ve seçmen iradesinin korunması bağlamında çözümlemiştir.

Akademik ve Çözümleyici Yorumlar

Olayla ilgili akademik ve düşünsel yorumlar, ağırlıklı olarak siyasal baskı, yargının siyasallaşması ve liderlik söylemi üzerine odaklanmıştır. Yazında vurgulanan bazı noktalar şunlardır:

Yargı süreçlerinin muhalefeti caydırıcı ve denetleyici bir araç olarak kullanıldığı, bu durumun yarışmacı otoriterlik tanımına uygun olduğu (Levitsky & Way, 2010).

Liderin baskı altında kullandığı dilin hem haklılık zeminini güçlendirme hem de kişiselleşme ve denetim kaybı riski taşıdığı.

Kamuoyuna yansıyan tartışmaların, sadece siyasal polemik değil, aynı zamanda demokratik meşruluğun görünürlüğünü ölçen bir araç olarak işlev gördüğü.

Çalışmanın Veri Temeli

Bu yazın taraması, çalışmanın veri temeli açısından kritik öneme sahiptir. Basın yansımaları, liderin söyleminin toplumsal algı ve medyatik etki boyutunu ortaya koyarken; akademik yorumlar, söylemin çözümleyici çerçevede değerlendirilmesi için gerekli kavramsal desteği sağlamaktadır. Böylece olay çözümlemesi hem somut olaya hem de kuramsal yazına dayalı olarak yürütülebilecektir.

Yandaş ve doğrudan çıkarcı medya: Bazı gazeteler, İmamoğlu ve çevresindeki hukuksal süreçleri öncelikle suçlama ve operasyon çerçevesiyle vermeye çalışmaktadır. Örneğin yandaş eğilimli yayınlar İmamoğlunun gözaltına alınmasını ve operasyonu suç örgütü liderliği veya geniş çaplı operasyon olarak görülen bir olay şeklinde aktarmaktadır. Bu tür başlıklar İmamoğlunu hukuksal bir sorun olarak sunmaktadır. Bu yaklaşım olayı siyaset dışı işlenmiş suçlara ilişkin bir operasyon olarak çerçevelendirmektedir. “Meşruluk tartışması” gibi söylemleri doğrudan siyasal söylemden çok hukuksal bağlamda aktarmaktadır. Açıklamalara eleştirel veya uzak bir tonla yer vermektedir.

Muhalif ve bağımsız yayınlar: Öte yandan sol veya bağımsız eğilimli medya, açıklamayı ve süreci daha eleştirel bir bakışla vermektedir. İmamoğlu’nun açıklamasını siyasal baskı ve meşruluk tartışması bağlamında sunmaktadır. İfadeyi yalnızca “duygusal tepki” olarak değil, hukuksal süreçlerin siyasallaşmasının sonucu olarak ele almaktadır. Diploma iptali, cezaevinde yanıt vermesi ve seçime ilişkin söylemler gibi boyutları birlikte değerlendirmektedirler. Bu yayınlarda olay siyasal alanın daralması, muhalefetin engellenmeye çalışılması ve seçimle ilgisi olan bir aktörün hukuksal baskı altında bırakılması çerçevesiyle yorumlanmaktadır.

Genel haber portalları ve T24, Serbestiyet gibi kaynaklar: Bazı haber siteleri olayı doğrudan aktarırken aynı zamanda bağlamsal ayrıntı vermekte ve İmamoğlu’nun açıklamasının temel metnini, diplomanın iptal edilmesi ve CHP içi tartışmalarla birlikte okuyucuya sunmaktadırlar. Bu tür kaynaklarda “meşruluk” ifadesi yer almakta ve İmamoğlu’nun söyleminin seçime girememesi durumunda demokratik sistemle ilgili ciddi bir tartışma açacağı belirtilmektedir.

Basın ortamında iki ana yorum hattı

Hukuksal odaklı ve uzak okuma: Bu bakış İmamoğlu’nun “meşruluk” ifadesini haberleştirmekle birlikte açıklamanın siyasallaşmış yargı sürecinin bir tepkisi” olduğunu doğrudan söylemek yerine olayı bir kişisel veya profesyonel endişe olarak aktarıyor. Bu tarzda siyaset–hukuk ayrımı üzerinden okuma yapılıyor. “Ne dedi?” sorusuna odaklanılmaktadır. Ardından hukuksal süreçlerle ilgili ayrıntılar verilmektedir. Bu yaklaşım daha çok ana akım veya yandaş eğilimli medyada gözlemlenebilmektedir.

Siyasal baskı ve demokrasi tartışması eksenli okuma: Diğer çizgideki yayınlar ise İmamoğlu’nun açıklamasını siyasal baskı bağlamında anlamaya çalışıyor. Meşruluk tartışmasını hukuksal değil siyasal bir çerçeveye oturtmaktadır. Seçime girme sorunu üzerinden demokratik normlara dikkat çekmektedir. Bu tür yorumlarda açıklama “kişisel tepki” değil, sistemsel bir sorunun göstergesi, yargı süreçlerinin siyasallaşması tartışma odağına yerleşmekte ve seçim, demokratik meşruluk ve yargı bağımsızlığı gibi kavramlar birlikte değerlendirilmektedir. Bu bakış, daha çok muhalif/lisanslı bağımsız medya ve bazı köşe yazılarında izlenebilmektedir.

Medyanın genel panoraması

Türkiye’de gazetelerin İmamoğlu’na bakışı net bir bloklaşma göstermektedir. Yandaş ve uzak medya olayı daha çok hukuksal işlem ve suç savları çerçevesinde aktarıyor. Meşruluk tartışmasını birincil vurgu olarak öne çıkarmamaktadır. Muhalif / bağımsız medya açıklamayı siyasal baskı ve demokrasi bağlamında tartışmaktadır. Meşruluk tartışmasını geniş demokratik boyuta taşımaktadır. Tarafsız genel medya metni aktarıp bağlama işaret ediyor ama keskin çözümlemeden kaçınmaktadır.

Çizelge 1:

 

Kısa özet

Medya Tipi

Olayı Nasıl Veriyor?

Proiktidar

Hukuksal/operasyonel çerçeve

Muhalif/bağımsız

Siyasal baskı + demokratik normlar

Genel tarafsız

Haber + sınırlı bağlam

 

ÇÖZÜMLEME

Bu bölümde, Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı bağlamında yaptığı açıklama, baskı koşulları ve siyasal söylem çerçevesinde çözümlenmektedir. Çözümleme, önceden belirlenen araştırma sorularına yanıt verir nitelikte yapılandırılmıştır.

Siyasal baskı ve yargı süreçleri altında liderlerin kullandığı dil, liderlik kapasitesi ve kriz yönetimi açısından ne tür göstergeler sunmaktadır?

Baskı Altında Liderin Söylem Alanı: Türkiye’de yargının siyasallaşmış olduğu, muhalefet aktörlerine yönelik kapsamlı soruşturma ve davaların yürütüldüğü bir bağlamda, bir liderin söylemi yalnızca iletişim aracı değil, aynı zamanda kriz yönetiminin bir göstergesidir. İmamoğlu’nun açıklaması (“aday olamazsam seçim meşru değildir”), bu çerçevede incelendiğinde söylemin duygusal ve kişisel tepkilerle şekillendiğini göstermektedir. Liderin, hukuksal süreçler ve medyada yaratılan baskı karşısında söylem denetimini sınırlı ölçüde uygulayabildiğini ortaya koymaktadır. Kuramsal olarak, kriz anında liderin mesajını hem haklılık zemini hem de kurumsal sorumluluk çerçevesinde yönetmesi beklenir (Burns, 1978; Bass, 1990). Bu bağlamda ifade, liderlik denetimi açısından eksiklik barındırmaktadır.

Haklılık Zemini ve Söylem Denetimi Arasındaki Gerilim: İmamoğlu’nun açıklaması, yargı süreçlerinin siyasal olarak kullanılmaya çalışıldığı bir dönemde gelmiştir. Dolayısıyla haklılık zemini güçlüdür ve kamuoyu ve muhalefet çevreleri açısından açıklama anlamlı bir tepki olarak algılanabilir. Ancak, ifade bazı riskler içermektedir. Bunlardan biri sorunu kişiselleştirme riskidir. Meşruluğun tartışılmasını doğrudan kendi varlığına bağlamaktadır. Bu durum, tartışmayı kurumsal meşruluk yerine liderin bireysel durumuna kaydırmaktadır.

Söylem denetiminin eksikliği: Açıklama medyada geniş yer bulmuş, farklı yorumlara neden olmuştur. Bazı gazeteler bunu “kişisel tepki” olarak görürken, bazıları siyasal baskının sonucu olarak yorumlamıştır. Bu durum, liderin mesajının tüm hedef kitleye net iletilmesini zorlaştırmaktadır.

Liderlik kapasitesi göstergesi: Kriz anında liderin söylemini denetleyebilmesi hem kamuoyu hem de rakipler üzerinde güven oluşturur. Bu örnekte, denetim eksikliği, liderin kriz yönetiminde stratejik üstünlükını sınırlamaktadır.

Basın Yansıması ve Liderlik Algısı: Yandaş medyada, açıklama genellikle hukuksal sorun ve operasyon çerçevesinde verilmiş ve liderin söyleminin siyasal bağlamı öne çıkarılmamıştır. Muhalif ve bağımsız medyada ise, açıklama siyasal baskı ve demokratik meşruluk tartışması bağlamında yorumlanmıştır. Bu çeşitlilik, liderin mesajının hedeflenen etkiyi tüm kamuoyuna iletemediğini, dolayısıyla söylem denetiminin eksikliğini gösterir.

Çözümleyici Değerlendirme: Kuramsal çerçeveye göre liderlik, yalnızca seçim kazanma veya görev yürütme kapasitesi değil, kriz anında söylem ve duygusal denetimin yönetilmesi ile ölçülür. Meşruluk tartışmasını doğrudan liderin varlığına bağlamak, haklılık zemini güçlü olsa da kurumsal çerçeveyi gölgelemekte ve liderin kriz yönetim kapasitesini tartışmalı kılmaktadır. Medya ve kamuoyu yansıması, liderin söyleminin algılanabilirliğini ve etki gücünü sınırlamaktadır ve dolayısıyla bu tür ifadeler, baskı altındaki liderin hem siyasal hem de stratejik denetim kapasitesini sınayan kritik bir örnek olarak değerlendirilebilir.

Bu bağlamda İmamoğlu’nun açıklaması, haklılık zemininin güçlü olduğu bir liderin bile söylem denetimi konusunda riskler taşıdığını göstermektedir. Baskı altında liderlik, yalnızca haklı olmakla değil, aynı zamanda söylem denetimi ve kriz yönetimi stratejilerini etkili biçimde uygulamakla sağlanabilir. Bu olay, liderlik kapasitesinin kritik bir boyutunu, yani söylemin denetlenmesi ve meşruluğun kurumsal çerçevede korunması gerekliliğini ortaya koymaktadır.

Meşruluk Tartışmasının Kişiselleştirilmesi

Meşruluk tartışmasının doğrudan liderin varlığına bağlanması, siyasal mücadelenin kurumsal ve ilkesel boyutunu nasıl etkiler?

Meşruluk Kavramının Kurumsal Boyutu: Kuramsal çerçeveye göre meşruluk, yalnızca liderin bireysel varlığına değil, kurumsal normlara, demokratik sürece ve hukuksal çerçeveye dayanmaktadır (Weber, 1978; Beetham, 1991). Demokratik bir sistemde seçimlerin meşruluğu hem sandık sonuçları hem de süreçlerin saydamlığı ile ölçülür. Eğer meşruluk tartışması doğrudan liderin varlığına bağlanırsa, bu kurumsal meşruluğun görünürlüğünü gölgeleyebilir. Yani tartışma, “seçimin kurumsal olarak meşru olup olmadığı” yerine “liderin varlığına bağlı meşruluk” eksenine kayar.

İmamoğlu Örneğinde Kişiselleştirme: Mülakatta dile getirilen “aday olamazsam seçim meşru değildir” ifadesi, meşruluk tartışmasını doğrudan İmamoğlu’nun varlığına bağlamaktadır. Bu ifade, demokratik sürecin kurumsal boyutunu değil, liderin bireysel konumunu merkeze alır. Basın yansımaları bu kişiselleştirmeyi farklı şekillerde yorumlamıştır. Yandaş medya söylemi liderin bireysel çıkışı olarak sunmuş, kurumsal meşruluk tartışmasını öne çıkarmamıştır.  Muhalif/bağımsız medya söylemi siyasal baskı ve demokratik meşruluk bağlamında değerlendirmiş ve tartışmayı daha geniş kurumsal çerçevede sunmuştur. Bu farklı yorumlar, söylemin etki ve algı gücünü doğrudan etkiler.

Kişiselleştirilmiş Meşruluk ve Kurumsal Riskler: Kişiselleştirilmiş meşruluk tartışması, birkaç önemli riski beraberinde getirir. Kurumsal çerçeveye gölge düşürür. Seçim süreçleri ve demokratik normlar, bireysel liderin açıklamasına indirgenir. Algı riskini artırır. Kamuoyu ve medya, meşruluk tartışmasını liderin bireysel konumuna göre yorumlayabilir. Siyasal tartışmayı kutuplaştırır. İfadeler, destekçiler ve karşıtlar arasında duygusal ve kişiselleştirilmiş bir tartışma başlatır. Kurumsal normlar ikinci plana düşer.

Değerlendirmek gerekirse, İmamoğlu’nun açıklaması, meşruluk tartışmasını liderin bireysel konumuna bağlayarak kurumsal normların görünürlüğünü azaltmıştır. Kuramsal olarak, demokratik sistemde meşruluk kurumsal çerçeve ile güçlendirilir. Bireysel liderin açıklamaları, bu çerçeveyi desteklemeli, gölgelememelidir. Bu örnek, baskı altındaki liderlerin meşruluk tartışmasını nasıl yönettiklerinde stratejik hata yapabileceklerini ve bunun liderlik algısına etkisini göstermektedir.

Bu bağlamda, meşruluk tartışmasının kişiselleştirilmesi, kurumsal ve ilkesel boyutu zayıflatır. Bu tür ifadeler, kamuoyunda ve medyada farklı şekillerde algılanır. Sonuç olarak liderin söylem denetimi ve etki gücü sınırlanır. Baskı altında liderlerin, demokratik ve kurumsal meşruluk çerçevesini görünür kılacak şekilde dil kullanmaları hem liderlik kapasitesi hem de demokratik süreçler için kritik öneme sahiptir.

Kriz Anlarında Söylem Denetimi

Araştırma Sorusu 3: Devlet yönetimine aday bir siyasal aktör açısından, kriz anlarında söylem denetiminin önemi nedir ve bu denetim nasıl korunabilir?

Kriz ve Lider Söylemi: Baskı altındaki liderlerin söylem stratejisi, kriz yönetiminin en görünür göstergelerinden biridir. Kuramsal çerçevede (Bass, 1990; Burns, 1978), kriz anlarında liderlik yalnızca karar almak değil, duygusal ve iletişimsel denetimi de içerir. Söylemin tonu, kamuoyu algısını ve rakipler üzerindeki etkiyi belirler. Dengeyi kaybetmek, liderin hem kurumsal hem de demokratik meşruluğunu sorgulatabilir. İmamoğlu örneğinde “aday olamazsam seçim meşru değildir” cümlesiyle medyada geniş yer bulmuştur. Bu ifade, haklılık zemini güçlü olsa da duygusal bir tepki olarak yorumlanmıştır ve mesajın hedeflenen kitleye stratejik bir şekilde iletilmesini sınırlamıştır.

Söylem Denetimi ve Medya Yansımaları: Yandaş medya, ifadeyi hukuksal süreç çerçevesinde aktararak, liderin mesajını zayıflatmış ve kriz anında söylemin etki gücünü azaltmıştır. Muhalif medya, mesajı baskı ve demokratik meşruluk bağlamında sunmuş, ancak tartışmayı kişiselleştirilen meşruluk üzerinden yoğunlaştırmıştır. Bu durum, liderin söyleminin farklı yorumlara açık olduğunu ve denetimin eksik kaldığını göstermektedir. Sonuç olarak söylemin denetlenmemesi hem mesajın netliğini hem de kriz anındaki liderlik algısını sınırlamaktadır.

Stratejik ve Kurumsal Denge: Kriz anlarında ideal bir söylem, kurumsal sorumluluk ve haklılık zemini ile dengeyi kurmalıdır. Kurumsal çerçevede ise lder, demokratik süreçlerin ve hukuksal normların görünürlüğünü korumalıdır.

Haklılık zemini: Baskı altında dahi haklılık vurgusu, söylem aracılığıyla güçlendirilebilir.

Duygusal denetim: Söylem, kişisel tepki ve duygusal ifadelerden uzak, stratejik ve kamuoyunu yönlendirecek şekilde olmalıdır.

İmamoğlu’nun açıklamasında bu denge tam olarak sağlanamamış ve sonuç olarak söylem duygusal ve tartışmalı bir alana kaymış, kurumsal meşruluk gölgelenmiş ve kriz yönetimi açısından liderin denetim kapasitesi sınırlanmıştır. Değerlendirilecek olursa, baskı altındaki liderler için söylem denetimi, liderlik kapasitesinin kritik bir göstergesidir. Söylemin denetlenememesi, haklılık zemininin bile etkin şekilde kamuoyuna yansımamasına yol açabilir. Medya yansımaları, bu denetim eksikliğinin etkisini görünür kılar. Liderin mesajı farklı çerçevelerde yorumlanır ve etki gücü parçalanır. Dolayısıyla kriz anında söylem denetimi yalnızca mesajı aktarmak için değil, kurumsal meşruluk ve demokratik algıyı korumak için de gereklidir.

Bu bağlamda, kriz anında liderin söylem denetimi, stratejik ve kurumsal boyutu kapsamalıdır. Söylem denetimi eksik olduğunda, haklılık zemini güçlü olsa bile mesaj hedef kitlesine net ulaşamaz. Medya kutuplaşması ve farklı yorumlar, denetim eksikliğini görünür kılar. Bu, liderin kriz yönetimi ve meşruluk algısı açısından risk yaratır.

Haklılık Zemini ve Söylem Riski

Araştırma Sorusu 4: Haklılık zemini güçlü olan bir siyasal aktör, söylem tercihleri nedeniyle bu zemini güçlendirebilir mi, yoksa zayıflatabilir mi?

Haklılık Zemininin Tanımı ve Önemi: Kuramsal çerçeveye göre bir liderin haklılık zemini hem hukuksal süreçler hem de kamuoyu algısı ile şekillenir. Bu zemin, liderin söylemlerinin etki gücünü ve kriz anındaki mesajının algılanabilirliğini belirler (Beetham, 1991; Levitsky & Way, 2010). İmamoğlu’nun durumu, yargı süreçlerinin siyasal amaçlarla yürütüldüğü savları ve medyanın kutuplaşmış yapısı bağlamında güçlü bir haklılık zemini sunmaktadır. Bu zemin, liderin açıklamasının meşru ve haklı bir tepki olarak değerlendirilmesini sağlayabilir. Ancak, haklılık zemini tek başına yeterli değildir. Söylem tercihi bu zemini güçlendirebilir veya zayıflatabilir. “Aday olamazsam seçim meşru değildir” ifadesi, meşruluğu liderin bireysel varlığına bağlamaktadır. Bu durum, haklılık zemininin kurumsal çerçevede görünürlüğünü azaltır. Söylem, duygu yüklü ve tartışmaya açık bir ifade içerdiğinden, farklı medya organları tarafından farklı biçimlerde yorumlanabilir. Bu durum, haklılık zemininin hedef kitleye doğru ve etkili aktarılmasını engeller. Yandaş medya, söylemi “kişisel tepki” olarak sunarken, muhalif medya, siyasal baskı bağlamında değerlendirmektedir. Farklı yorumlar, mesajın kamuoyu üzerindeki etkisini parçalar ve liderin haklılık zemini üzerinde risk oluşturur.

Değerlendirmek gerekirse, haklılık zemini güçlü bir lider, söylemini stratejik ve dengeli kullanarak bu zemini güçlendirebilir. Ancak, İmamoğlu’nun açıklamasında denetimsiz ve kişiselleştirilmiş dil, haklılık zemininin etki gücünü sınırlamıştır. Bu durum, kriz anında liderin mesajının hem medya hem de kamuoyu nezdinde beklenen etkisini azaltır. Dolayısıyla haklılık zemini tek başına yeterli değildir ve söylem denetimi ve stratejik tercihler zeminin korunmasında kritik rol oynar.

Sonuç olarak, haklılık zemini güçlü liderler bile, söylem tercihlerinde denetim eksikliği yaşadığında zemin etkisini kaybedebilir. Kişiselleştirilmiş ve duygusal ifadeler, kurumsal meşruluk ve demokratik algıyı gölgeleyebilir. Stratejik ve dengeli söylem, haklılık zemininin hem güçlenmesini hem de kriz anında etkili olmasını sağlar.

Baskı Altında Söylemin İşlevi: Kişisel Tepki mi, Demokratik Meşruluk Aracı mı?

Araştırma Sorusu 5: Baskı altında kullanılan söylem, yalnızca kişisel tepki olarak mı okunmalı, yoksa siyasal alanı ve demokratik meşruluğu savunma aracı olarak mı değerlendirilmelidir?

Kuramsal çerçeveye göre, baskı altındaki liderin söylemi tek boyutlu bir ifade değildir, aynı anda hem kişisel tepki (duygu ve psikolojik savunma) ve siyasal ve demokratik meşruluğu savunma aracı (haklılık zemini ve kurumsal normların görünürlüğü) işlevlerini taşıyabilir (Bass, 1990; Beetham, 1991). İmamoğlu’nun açıklaması hem kişisel bir tepkiden hem de demokratik sürece ilişkin bir mesajdan oluşmaktadır. Ancak dil ve ton, bu iki işlevi dengeli biçimde yansıtacak şekilde yapılandırılmamıştır. Bu nedenle mesajın etkisi hem medya hem de kamuoyu nezdinde karmaşık yorumlara açıktır.

Basın ve medya yansımaları, söylemin işlevini anlamada kritik bir araçtır. Yandaş medya söylemi kişisel bir tepki olarak sunmuş, demokratik meşruluk boyutunu geri plana atmıştır. Muhalif ve bağımsız medya ise söylemi, demokratik süreç ve meşruluk tartışmasının bir aracı olarak çerçevelemiş, ancak kişiselleştirilmiş dil nedeniyle tartışmayı liderin bireysel konumu üzerinden yoğunlaştırmıştır.

Sonuç olarak, söylem, tek başına kişisel tepki olarak okunamaz. Medyanın yorumlaması ve kamuoyunun algısı ile birlikte demokratik meşruluk savunusu işlevi de kazanabilir veya zayıflayabilir.

Kişisel tepki, liderin haklılık zemini güçlü olsa bile mesajın kurumsal boyutta etkili olmasını sınırlar. Demokratik meşruluğu savunma işlevi ise, söylem denetimi ve stratejik dil ile güçlendirilebilir. İmamoğlu örneğinde, ifade hem haklılık hem de demokratik normları hatırlatmakta olsa da kişiselleştirilmiş tonu mesajın etkisini sınırlamıştır.

Değerlendirmek gerekirse, baskı altındaki liderin söylemi hem kişisel hem demokratik işlev taşıyabilir, ancak stratejik denetim olmadan bu iki işlev çatışabilir. Medya ve kamuoyu, söylemin hangi işlevini öne çıkaracağına karar verir. Bu durum, liderin mesajının algılanabilirliğini ve etki gücünü doğrudan etkiler. Kuramsal olarak, demokratik meşruluğun görünürlüğü için söylem, kişisel tepkiden bağımsız, stratejik ve dengeli bir biçimde sunulmalıdır.

Sonuç olarak, baskı altında kullanılan söylem, sadece kişisel tepki değildir, aynı zamanda demokratik meşruluğun korunması ve görünürlüğünün sağlanması için bir araçtır. Kişiselleştirilmiş dil, mesajın demokratik işlevini gölgeleyebilir ve haklılık zeminini zayıflatabilir. Medya kutuplaşması ve farklı yorumlar, söylemin algılanışını ve etki gücünü belirler. Liderin stratejik ve dengeli söylem tercihi hem kişisel tepkiyi yönetmesini hem de demokratik meşruluğu güçlendirmesini sağlar.

İfadenin Muhatapları ve Sorumluluk Yükleme Çözümlemesi

İmamoğlu’nun basına verdiği mülakatta söylediği “aday olamazsam seçim meşru değildir” ifadesi, dilbilimsel ve stratejik açıdan şu mesaj katmanlarını içeriyor:

Seçimin meşruluğu: doğrudan tartışmaya açılmış.

Kendi rolü: meşruluğun güvencesi olarak kendisini konumlandırıyor.

Koşullu mesaj: “aday olamazsam” şartı ile bir risk veya tehdit vurgusu yapıyor.

Bu üç katman, hedef kitle ve sorumluluk yükleme çözümlemesinde kritik rol oynuyor.

Muhataplar ve Mesajın Hedef Kitlesi: İfade, farklı muhatap gruplara yöneliktir. Bunlardan biri kamuoyu ve seçmenlerdir. Mesaj, seçmenlere liderin varlığının demokratik sürecin meşruluğu açısından kritik olduğunu göstermek için iletilmektedir. Amaç seçmen desteğini pekiştirmek ve “liderin engellenmesi, demokratik sürecin zarar görmesi anlamına gelir” algısı yaratmaktır. İkincisi siyasal rakipler ve iktidardır. Söylem, iktidar veya siyasal rakiplere mesaj göndermektedir. “Beni engellerseniz, seçim tartışmalı hale gelir.” Bu bir çeşit siyasal uyarı veya baskı stratejisi olarak okunabilir. Üçüncüsü, parti içi aktörler yani CHP yönetimi ve kadrolarıdır. İmamoğlu, kendi açıklamasında parti yönetimini de dolaylı olarak muhatap almaktadır. Vermek istediği mesaj “Adaylık sürecinde karar alınırken benim varlığım ve konumum kritiktir ve partinin bunu görmezden gelmemesi gerekir.” Bu, parti içi sorumluluk ve strateji uyarısı olarak değerlendirilebilir. Dördüncüsü medya ve kamuoyu inceleme araçlarıdır. Dolaylı olarak medya, açıklamayı hem kendi okur kitlesine hem de ulusal kamuoyuna iletir. Amaç mesajın görünürlüğünü artırmak ve tartışmayı genişletmektir.

Çizelge 2:

 

Özet: Sorumluluk Yükleme ve Beklentiler

İktidar ve rakipler

İmamoğlu, onları seçim sürecine müdahale etmemekle sorumlu kılıyor. “Aday olamazsam seçim meşru değildir” cümlesi, bir tür siyasal sorumluluk uyarısıdır.

Parti yönetimi

Lider, CHP içindeki aktörlerden stratejik karar ve destek bekliyor. Mesaj, partiyi karar alma sürecinde liderin haklılık zemini ve kamuoyu desteğini göz önünde bulundurmaya çağırıyor.

Kamuoyu / seçmenler

Seçmenlerden dikkat, destek ve farkındalık talep ediyor. Bu, halkın baskı ve destek yoluyla süreci etkilemesini dolaylı olarak öngörüyor.

 

Değerlendirilecek olursa, ifade, çok katmanlı bir iletişim stratejisinin parçası olup aynı anda kamuoyu, rakipler ve parti içi aktörlere mesaj göndermektedir. Lider, sorumlulukları farklı aktörler arasında bölüştürmeye çalışmaktadır: İktidardan seçim sürecine müdahale etmemesini, parti yönetiminden liderin haklılık zeminini dikkate almasını ve kamuoyundan destek ve farkındalık sağlaması. Söylem, kendi haklılık zemini ve demokratik meşruluğu koruma stratejisi ile kamuoyunu harekete geçirme arasında bir köprü kurmaktadır. Kişiselleştirilmiş ifade, mesajın stratejik işlevini hem güçlendirebilir hem de riskli duruma getirebilir, çünkü medya ve muhalefet tarafından farklı biçimlerde yorumlanabilir.

Sonuç olarak, İmamoğlu’nun söylemi, sadece bireysel bir tepki değil, stratejik bir iletişim aracıdır. Farklı muhataplara farklı sorumluluklar ve beklentiler yüklemektedir: iktidar, parti içi aktörler, kamuoyu. Mesajın başarısı, söylem denetimi, medya yansımaları ve algı yönetimi ile doğrudan bağlantılıdır.

Söylemde Liderin Konumu ve Sıfatı

İfadenin Kendini Konumlandırma Katmanı: İmamoğlu’nun mülakatındaki “aday olamazsam seçim meşru değildir” ifadesi, sadece muhataplara mesaj vermekle kalmaz, aynı zamanda kendi rolünü ve niteliklerini de açık biçimde ortaya koymaktadır. Bunların birincisi, demokratik meşruluğun temsilcisi ve güvencesi olmaktır. İmamoğlu kendisini partinin lideri olarak meşruluğun sağlanmasında kendisinin vazgeçilmez bir aktör olduğunu ilan etmektedir. Bu, söylemin kişiselleştirilmiş boyutunu güçlendirmekte ve “Meşruluk benim varlığıma bağlıdır” demektedir. İkincisi, haklılık zemini üzerine kurulu sorumluluk sahibi olduğunu savlamaktadır. İfade, liderin haklılık zeminini ve demokratik süreci sahiplenme rolünü ortaya koymaktadır. Kendi sorumluluğunu hem siyasal hem hukuksal boyutta merkezi bir konumda konumlandırmakta ve seçim sürecinde tarafsızlık ve adalet talep eden değil, sürecin güvencesi olarak kendini tanımlamaktadır. Üçüncüsü, İmamoğlu kendisini kriz anında stratejik aktör ve baskı altında lider olarak betimlemektedir. Söylem olarak kriz anında liderin stratejik bir karar ve eylem sahibi olduğunu vurgulamaktadır. Burada kendisini hem etkili bir savunucu hem de karşı tarafın müdahalesini sınırlayacak bir aktör olarak konumlandırmaktadır. Dördüncüsü, sorumluluk yükleme ile kendi konumu arasındaki ilişkidir. İmamoğlu lider olarak, iktidara, parti yönetimine ve kamuoyuna sorumluluk yüklemektedir. Kendisini ise bu sorumlulukları denetleyecek, koruyacak ve haklılık zemini üzerinden müdahaleleri sınırlayacak merkezi bir aktör olarak konumlandırmaktadır.

Değerlendirmek gerekirse, sorumluluğu başkalarına yüklemekte, ancak kendisi de bu sorumluluğu yöneten ve güvence altına alan kişi olarak tavır almaktadır. Bu konum, söylemin hem siyasal hem stratejik hem de psikolojik boyutunu güçlendirmektedir. Aynı zamanda, liderin kişiselleştirilmiş ifadesi, haklılık zemini ile demokratik meşruluğun görünürlüğünü kendi varlığına bağlayarak mesajın kritik noktalarını belirlemektedir.

İmamoğlu lider olarak kendisini sürecin merkezi olarak konumlandırarak hem kamuoyuna hem partisine hem de rakiplere mesaj göndermektedir. Bu, haklılık zemini ve meşruluk savunusunu güçlendirme stratejisidir. Kendi rolünü bu kadar merkezileştirmek, kişiselleştirilmiş algı ve tartışmaları artırır. Medya ve kamuoyu farklı yorumlar yapabilir. Bu da söylem denetiminin eksikliği riskini büyütür.

Sonuç olarak, İmamoğlu, söyleminde kendisini demokratik meşruluğun güvencesi, haklılık zemininin merkezindeki aktör ve kriz anında stratejik lider olarak konumlandırmaktadır. Sorumlulukları başkalarına yüklemekte, ancak bu sorumlulukların uygulanmasını denetleyen merkezi güç sıfatını taşımaktadır. Bu konumlandırma, mesajın hem stratejik hem psikolojik etkisini artırmakta, ama aynı zamanda kişiselleştirme ve medya yorumları üzerinden risk yaratmaktadır.

TARTIŞMA

Bu bölümde, Ekrem İmamoğlu’nun basına verdiği mülakattaki açıklamasına ilişkin bulgular, önceden belirlenen değerlendirme ölçütleri çerçevesinde tartışılmaktadır. Ölçütler şunlardır: liderlik ve kriz yönetimi kapasitesi, söylem denetimi ve stratejik iletişim, meşruluğun kurumsal ve bireysel boyutları, haklılık zemini ve kamuoyu algısı, sorumluluk yükleme ve liderin kendisini konumlandırması.

Söylemde Rol ve Nitelik Ayrışması

İmamoğlu’nun mülakatta dile getirdiği ifade, yalnızca muhataplara yüklenen sorumluluklar üzerinden değil, aynı zamanda konuşmacının kendisini hangi rol ve nitelikler çerçevesinde konumlandırdığı üzerinden de değerlendirilmelidir. Söylem, liderin kurumsal konumu ile söylemsel olarak üstlendiği roller arasında belirgin bir ayrışma ve kesimsel bir gerilim ortaya koymaktadır.

Kurumsal olarak Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sıfatını taşımaktadır. Bu sıfat, yerel yönetim alanı ile sınırlı bir yürütme yetkisini ve belirli bir yönetsel sorumluluğu ifade etmektedir. Bununla birlikte, incelenen söylemde kullanılan dil ve kurulan meşruluk çerçevesi, yerel yönetim sınırlarını aşan bir siyasal rol üstlenildiğini göstermektedir. Bu bağlamda belirleyici olan özellik, İmamoğlu’nun kendisini hukuksal geçerlik kazanmış bir cumhurbaşkanı adayı olarak değil, siyasal ve temsilî düzeyde “16 milyon seçmenin desteğiyle öne çıkan bir cumhurbaşkanı adayı” [1] olarak konumlandırmasıdır. Bu temsil savı belediye başkanlığına dayalı kurumsal sıfatın ötesinde, ulusal düzeyde meşruluk üretme kapasitesine sahip bir siyasal aktör olarak konuştuğunu göstermektedir. Dolayısıyla söylem, hukuksal statüden çok seçmen desteğine dayalı bir siyasal meşruluk varsayımı üzerine kurulmaktadır. Bu durum, liderin kendisini yalnızca yerel bir yöneticiden ibaret görmediğini, eylemli olarak cumhurbaşkanlığı yarışının merkezi aktörlerinden biri olarak konumlandırdığını ortaya koymaktadır. Söylemsel düzeyde İmamoğlu, kendisini üç farklı rol üzerinden konumlandırmaktadır. İlk olarak, demokratik sürecin mağduru konumunda yer almaktadır. Yargı süreçlerinin siyasal nedenlerle yürütüldüğü savı ve adaylığının engellenme olasılığı bu mağdur olma söyleminin temelini oluşturmaktadır. Bu rol, liderin haklılık zeminini güçlendiren bir işlev görmektedir.

İkinci olarak, lider kendisini demokratik meşruluğun temsilcisi ve hatta güvencesi olarak konumlandırmaktadır. “Aday olamazsam seçim meşru değildir” ifadesi, seçimlerin meşruluğunun belirli bir aktörün sürece katılımına bağlandığını ima etmektedir. Bu konumlandırma, meşruluğu kurumsal süreçlerden çok liderin varlığı üzerinden tanımlayan bir söylemsel çerçeve oluşturmaktadır.

Üçüncü olarak, İmamoğlu söyleminde eylemli bir cumhurbaşkanı adayı rolü üstlenmektedir. Her ne kadar adaylık süreci hukuksallık kazanmamış olsa da ifade biçimi ve sorumluluk yükleme tarzı, kendisini ulusal düzeyde siyasal yarışmanın merkezi aktörlerinden biri olarak sunduğunu göstermektedir. Bu rol hem parti içi aktörlere hem de siyasal rakiplere yönelik bir konumlanma içermektedir.

Bu üç rol arasındaki eşzamanlılık, söylemin çok katmanlı bir yapı kazanmasına yol açmaktadır. Ancak kurumsal sıfat ile söylemsel roller arasındaki sınırların net çizilmemesi, söylemin algısal ve stratejik risklerini artırmaktadır. Belediye başkanlığı gibi yerel bir kurumsal sıfat ile ulusal düzeyde meşruluk üretme savı arasındaki uzaklık söylemin kişiselleştirilmiş olarak yorumlanmasına zemin hazırlamaktadır.

Dolayısıyla, sorumluluk yükleyen söylemin arkasındaki aktör, kendisini yalnızca belirli bir siyasi sürecin tarafı olarak değil, sürecin meşruluğunu belirleyen merkezi bir özne olarak konumlandırmaktadır. Bu durum, liderin haklılık zeminini güçlendirme olanağı taşımakla birlikte, meşruluk tartışmasının kurumsal çerçeveden bireysel düzleme kaymasına da neden olmaktadır.

Liderlik ve Kriz Yönetimi

Çözümleme bulguları, İmamoğlu’nun baskı altındaki liderlik sürecinde haklılık zemininin güçlü olmasına karşın söylem denetiminde kesimsel eksiklikler olduğunu göstermektedir. Kriz anında kullanılan dilin duygusal ve kişiselleştirilmiş olması, liderlik kapasitesinin bir boyutunu, özellikle stratejik söylem yönetimini sınırlamıştır. Kuramsal çerçeveye göre, kriz dönemlerinde liderin hem haklılık zeminini hem de kurumsal normları görünür kılacak biçimde mesaj vermesi beklenmektedir; bu ölçüte göre, açıklama kısmen yetersiz kalmıştır.

Söylem Denetimi ve Stratejik İletişim

İfade, kamuoyuna, parti yönetimine ve siyasal rakiplere mesaj iletmekte, ancak ton ve kişiselleştirme nedeniyle mesajın etkisi parçalanmaktadır. Medya yansımaları, söylemin çok katmanlı işlevini farklı biçimlerde yorumlamış, bu durum mesajın etki gücünü sınırlamıştır. Söylem denetimi yüksek olan lider, mesajı hedef kitlelere net ve dengeli biçimde iletebilir. Bu ölçüte göre, ifade stratejik anlamda sınırlı bir başarı göstermektedir.

Meşruluk Tartışmasının Kişiselleştirilmesi

İfadenin meşruluğu doğrudan liderin varlığına bağlaması, kurumsal normların görünürlüğünü gölgelemektedir. Bu durum, demokratik sürecin görünürlüğünü azaltmakta ve kamuoyunda tartışmayı bireyselleştirilmiş bir eksene çekmektedir. Meşruluk tartışmasını kurumsal çerçevede tutmak, demokratik algıyı güçlendirecektir. Bu bağlamda, denge eksikliği gözlenmektedir.

Haklılık Zemini ve Söylem Riski

Haklılık zemini güçlü olmasına karşın, kişiselleştirilmiş ve duygusal ifadeler risk oluşturmaktadır. Söylemin farklı medya ve kamuoyu kanallarında değişik biçimlerde yorumlanması, haklılık zemininin etkinliğini sınırlamaktadır. Kuramsal olarak, haklılık zemini stratejik söylemle desteklenirse güç kazanır. Bu ölçüte göre denge tam olarak sağlanmamıştır.

Sorumluluk Yükleme ve Liderin Konumu

Söylem, farklı muhataplara sorumluluk yüklerken lider kendisini demokratik meşruluğun güvencesi, haklılık zemininin merkezi ve kriz anında stratejik aktör olarak konumlandırmaktadır. Bu durum, mesajın hem stratejik hem de psikolojik etkisini artırmaktadır. Ancak kişiselleştirme nedeniyle algı riskleri artmaktadır. Sorumluluk yüklemede liderin merkezi rolü mesajın etkisini güçlendirmektedir, ancak stratejik denetim eksikliği riski mevcuttur.

Çözümleyici Bütünleştirme

İmamoğlu’nun açıklaması, haklılık ve demokratik meşruluk ile liderlik kapasitesini sınayan bir olay olarak değerlendirilebilir. Söylemin çok katmanlı olması, stratejik üstünlük sağlamakla birlikte riskleri de beraberinde getirmiştir. Kuramsal ve bağlamsal ölçütler çerçevesinde liderlik ve kriz yönetiminde söylem denetimi eksik kalmıştır, meşruluk tartışması kişiselleştirilmiş ve kurumsal görünürlüğü sınırlamıştır, haklılık zemini, stratejik dil ile tam olarak desteklenememiştir ve sorumluluk yükleme ve liderin konumlandırması stratejik ve psikolojik üstünlük sağlamış ancak medya ve algı riskleri yaratmıştır. Bu tartışma hem Türkiye’deki siyasal bağlam hem de kuramsal beklentiler ışığında, söylemin güçlü ve zayıf yönlerini ortaya koymaktadır.

LİDERLİK KURAMINA KATKILAR

Bu çalışma, baskı altında bulunan siyasal liderlerin söylem uygulamalarını inceleyerek liderlik kuramına üç temel düzeyde katkı sunmaktadır.

Liderliğin Kurumsal Nitelik ile Söylemsel Rol Arasındaki Gerilim Üzerinden Yeniden Düşünülmesi

Çalışma, liderliği yalnızca kurumsal yetki ve hukuksal statü üzerinden tanımlayan yaklaşımlara eleştirel bir katkı sunmaktadır. İncelenen olay, bir liderin hukuksal olarak sahip olduğu kurumsal nitelik ile söylem düzeyinde üstlendiği siyasal rollerin örtüşmeyebileceğini göstermektedir. Bu durum, liderliğin sabit bir kurumsal konumdan çok bağlamsal olarak genişleyen ve daralan bir rol seti üzerinden işlediğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda çalışma, liderliği yalnızca “hangi makamda bulunulduğu” üzerinden değil, “hangi meşruluk savıyla konuşulduğu” üzerinden ele alan yaklaşımları güçlendirmektedir. Böylece liderlik kuramına, söylemsel konumlanmanın liderlik uygulamasının kurucu unsurlarından biri olduğu yönünde bir katkı sunulmaktadır.

Baskı Altındaki Liderlikte Söylem Denetimi Sorunu

Mevcut liderlik yazınında kriz ve baskı koşulları genellikle karar alma, örgütsel kapasite veya karizmatik seferberlik bağlamında ele alınmaktadır. Bu çalışma ise, baskı altındaki liderliğin temel kırılma noktalarından birinin söylem denetimi olduğunu göstermektedir. Olay çözümlemesi, haklılık zemini güçlü olan liderlerin dahi söylem denetimini kaybetmeleri durumunda meşruluk tartışmasını kişiselleştirme riskiyle karşı karşıya kaldıklarını ortaya koymaktadır. Bu bulgu, liderlik kuramına, kriz anlarında söylemin yalnızca bir iletişim aracı değil, doğrudan liderlik kapasitesini belirleyen bir unsur olduğu yönünde kavramsal bir katkı sunmaktadır.

Meşruluğun Kişiselleştirilmesi ve Liderliğin Sınırları

Çalışma, liderlik yazınında sıklıkla olumlanan karizmatik ve merkezileşmiş liderlik biçimlerine eleştirel bir bakış açısı getirmektedir. İncelenen söylem, meşruluğun kurumsal süreçlerden çok liderin bireysel varlığına bağlanmasının, kısa vadede harekete geçirici olsa da uzun vadede kurumsal meşruluğu zayıflatabileceğini göstermektedir. Bu bulgu, liderlik kuramına, meşruluğun kişiselleştirilmesinin yalnızca otoriter rejimlerde değil, baskı altındaki muhalif liderliklerde de ortaya çıkabilen bir eğilim olduğunu göstermesi açısından katkı sunmaktadır. Böylece çalışma, demokratik bağlamda dahi liderliğin meşruluk üretme biçimlerinin eleştirel biçimde değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Kuramsal Bütünleştirme

Sonuç olarak bu çalışma, liderlik kuramına üç temel katkı sağlamaktadır:

(i) liderliğin kurumsal nitelik ile söylemsel rol arasındaki gerilim üzerinden çözümlenebileceğini göstermesi,

(ii) baskı altındaki liderlikte söylem denetimini merkezi bir çözümleme kategorisi olarak önermesi ve

(iii) meşruluğun kişiselleştirilmesinin liderlik kapasitesi üzerindeki sınırlayıcı etkilerini görünür kılması.

Bu yönüyle çalışma, liderliği sabit ve homojen bir olgu olarak ele alan yaklaşımların ötesine geçerek, bağlama duyarlı, söylem merkezli ve eleştirel bir liderlik okuması sunmaktadır.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, Ekrem İmamoğlu’nun basına verdiği mülakatta dile getirdiği “aday olamazsam seçim meşru değildir” ifadesini Türkiye’deki siyasal ve kurumsal bağlam çerçevesinde çözümlemeyi amaçlamıştır. Çalışmada, liderin söylem stratejisi, meşruluk tartışmasının kişiselleştirilmesi, haklılık zemini, sorumluluk yükleme ve kriz yönetimi kapasiteleri ele alınmıştır.

Genel Değerlendirme

Liderlik ve Kriz Yönetimi: İmamoğlu, baskı altındaki liderlik sürecinde haklılık zemini güçlü olmasına karşın söylem denetiminde kesimsel eksiklik göstermiştir. Kriz anında kullanılan dilin duygusal ve kişiselleştirilmiş olması, liderlik kapasitesinin stratejik söylem boyutunu sınırlamıştır.

Söylem Denetimi ve Stratejik İletişim: Söylem, kamuoyuna, parti yönetimine ve siyasal rakiplere mesaj iletmeyi amaçlamakla birlikte ton ve kişiselleştirme nedeniyle mesajın etkisi parçalanmıştır. Medya yansımaları, söylemin çok katmanlı işlevini farklı biçimlerde yorumlamış ve mesajın etki gücünü sınırlamıştır.

Meşruluk ve Haklılık Zemini: Meşruluk tartışmasının doğrudan liderin varlığına bağlanması, kurumsal normların görünürlüğünü gölgelemektedir. Haklılık zemini güçlü olmasına karşın, söylemin kişiselleştirilmiş ve duygusal olması zeminin etkinliğini sınırlamaktadır.

Sorumluluk Yükleme ve Liderin Konumu: Söylem, farklı muhataplara sorumluluk yüklerken lider kendisini demokratik meşruluğun güvencesi ve kriz anında stratejik aktör olarak konumlandırmaktadır. Bu konum, mesajın stratejik ve psikolojik etkisini artırmakta, ancak algı ve medya risklerini beraberinde getirmektedir.

Sonuç

Çözümleme sonucunda elde edilen temel bulgular şunlardır:

Baskı altındaki liderlik, yalnızca haklılık zemini ile değil, söylem denetimi ve stratejik iletişim kapasitesi ile değerlendirilmektedir.

Kişiselleştirilmiş söylem hem stratejik üstünlük hem de risk üretmektedir.

Medya ve kamuoyu yorumları mesajın etkisini belirlemektedir.

Meşruluk tartışmasını kurumsal çerçevede tutmak, demokratik süreçlerin görünürlüğü açısından önemlidir.

Sorumluluk yükleme, liderin merkezi konumunu ve haklılık zemini üzerindeki etkisini güçlendirmektedir, ancak söylemin stratejik denetimini sınırlayan riskleri de içermektedir.

Sonuç olarak, İmamoğlu örneği, baskı altındaki liderlerin hem haklılık zeminini korumak hem demokratik meşruluğu savunmak hem de stratejik söylem denetimini sağlamak durumunda olduğunu göstermektedir. Liderin söylemi, siyasal, psikolojik ve kurumsal etkiler açısından çok katmanlı bir stratejik araçtır. Başarısı denetim, ölçülülük ve medya ile kamuoyu algısının yönetimine bağlıdır.


 

Kaynakça

 

Arendt, H. (1970). On Violence. New York: Harcourt, Brace & World.

Bass, B. M. (1990). Bass & Stogdill’s Handbook of Leadership: Theory, Research, and Managerial Applications (3rd ed.). New York: Free Press.

Beetham, D. (1991). The Legitimation of Power. London: Macmillan.

Bennister, M., ’t Hart, P., & Worthy, B. (2017). The Leadership Capital Index: A New Perspective on Political Leadership. Oxford: Oxford University Press.

Burns, J. M. (1978). Leadership. New York: Harper & Row.

Charteris-Black, J. (2011). Politicians and Rhetoric: The Persuasive Power of Metaphor (2nd ed.). London: Palgrave Macmillan.

Fairclough, N. (1995). Critical Discourse Analysis: The Critical Study of Language. London: Longman.

Gramsci, A. (1971). Selections from the Prison Notebooks. (Q. Hoare & G. Nowell Smith, Eds.). New York: International Publishers.

Habermas, J. (1996). Between Facts and Norms: Contributions to a Discourse Theory of Law and Democracy. Cambridge, MA: MIT Press.

Levitsky, S., & Way, L. A. (2010). Competitive Authoritarianism: Hybrid Regimes after the Cold War. Cambridge: Cambridge University Press.

Moffitt, B. (2016). The Global Rise of Populism: Performance, Political Style, and Representation. Stanford: Stanford University Press.

Schedler, A. (2013). The Politics of Uncertainty: Sustaining and Subverting Electoral Authoritarianism. Oxford: Oxford University Press.

Weber, M. (1978). Economy and Society. (G. Roth & C. Wittich, Eds.). Berkeley: University of California Press.


 

Ek: Söylem ve Liderlik Değerlendirme Ölçütleri Çerçevesinde Bulgular

Bu ekte, çalışmada kullanılan değerlendirme ölçütleri ile elde edilen bulgular sistematik bir biçimde özetlenmektedir. Çizelge, söylemin liderlik kapasitesi, meşruluk üretimi ve söylem denetimi açısından güçlü ve sınırlı yönlerini bütüncül olarak göstermeyi amaçlamaktadır.

Çizelge

 

Değerlendirme Ölçütleri ve Bulguların Özeti

Değerlendirme Ölçütü

Çözümleme Odağı

Bulguların Özeti

Değerlendirme

Liderlik ve kriz yönetimi

Baskı altında liderlik kapasitesi

Söylem, güçlü bir haklılık zeminine dayanmakla birlikte kriz anında söylem denetiminin kısmen kaybedildiğini göstermektedir.

Kriz yönetimi açısından stratejik söylem kapasitesi sınırlı kalmıştır.

Söylem denetimi

Mesajın tonu ve çerçevesi

Kullanılan dil, kişiselleştirilmiş ve duygusal bir çerçeve üretmiş, bu durum mesajın farklı biçimlerde yorumlanmasına yol açmıştır.

Söylem denetimi, liderlik kapasitesinin zayıf bir boyutu olarak ortaya çıkmaktadır.

Meşruluğun çerçevelenmesi

Kurumsal ve bireysel meşruluk

Seçim meşruluğu, kurumsal süreçlerden ziyade liderin adaylığına bağlanmıştır.

Meşruluk tartışması kişiselleşmiş, kurumsal görünürlük azalmıştır.

Haklılık zemini

Siyasal ve hukuksal bağlam

Yargı süreçleri ve siyasal baskı iddiaları, söylemin güçlü bir haklılık zeminine dayandığını göstermektedir.

Haklılık zemini güçlüdür; ancak söylem tercihi bu zemini tam olarak güçlendirememiştir.

Sorumluluk yükleme

Muhatapların belirlenmesi

Söylem, iktidara, parti yönetimine ve kamuoyuna farklı sorumluluklar yüklemektedir.

Sorumluluk dağılımı nettir; ancak merkezi rol liderin kendisinde toplanmaktadır.

Rol ve sıfat konumlandırması

Kurumsal nitelik–söylemsel rol ilişkisi

Lider, belediye başkanlığı sıfatının ötesinde, ulusal düzeyde meşruluk üreten bir aktör olarak konumlanmaktadır.

Kurumsal sıfat ile söylemsel rol arasındaki gerilim belirgindir.

Medya ve algı yönetimi

Söylemin dolaşımı

Medya yansımaları, söylemin farklı siyasal konumlarca farklı biçimlerde çerçevelendiğini göstermektedir.

Söylemin algısal etkisi parçalanmış ve denetimi sınırlı kalmıştır.

Demokratik meşruluk savunusu

Normatif çerçeve

Söylem, demokratik sürecin zarar gördüğü savını içermektedir.

Savunma niyeti mevcut olmakla birlikte, ifade biçimi tartışmayı bireyselleştirmiştir.

Not: Bu çizelge, çalışmada kullanılan değerlendirme ölçütleri ile elde edilen bulgular arasındaki ilişkiyi açık ve sistemli biçimde sunmak amacıyla hazırlanmıştır.



[1] Burada ‘16 milyon’ vurgusu, niceliksel bir temsil savından çok, plebisiter bir meşruluk söylemi olarak işlev görmektedir. Bu tür söylem, hukuksal statüden çok seçmen iradesini meşruluğun temel kaynağı olarak konumlandırır.

Hiç yorum yok: