Baskı Altında
Liderlik: Meşruluk, Denetim ve Siyasetin Dili
Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış
Öz
Bu çalışma, Ekrem İmamoğlu’nun basına verdiği bir mülakatta dile getirdiği
“aday olamazsam seçim meşru değildir” ifadesini, Türkiye’deki siyasal ve
kurumsal bağlam içerisinde çözümlemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, baskı altındaki
siyasal liderlerin söylem tercihlerini, liderlik, meşruluk, söylem denetimi ve
sorumluluk yükleme eksenlerinde ele almaktadır. Araştırma, nitel yöntem
çerçevesinde bir örnek olay incelemesine dayanmaktadır. İlgili söylem, içerik
analizi ve söylem çözümlemesi yoluyla değerlendirilmiş ve liderin kendisini
hangi rol ve nitelikler üzerinden konumlandırdığı, meşruluk tartışmasını nasıl
çerçevelediği ve farklı aktörlere hangi sorumlulukları yüklediği incelenmiştir.
Bulgular, söz konusu söylemin haklılık zemini güçlü olmakla birlikte, meşruluk
tartışmasını kişiselleştirdiğini ve kurumsal çerçevenin görünürlüğünü
sınırladığını göstermektedir. Çalışma, baskı altındaki liderlerin söylem
denetimi ile demokratik meşruluk savunusu arasındaki gerilimi ortaya koymayı
amaçlamaktadır.
Anahtar Kelimeler: Siyasal liderlik, meşruluk, söylem
denetimi, kriz yönetimi, Türkiye siyaseti
Abstract
This
study aims to analyze the statement “if I cannot run as a candidate, the
election is not legitimate,” articulated by Ekrem İmamoğlu in a media
interview, within the political and institutional context of Turkey. The study
examines the discursive choices of political leaders under pressure through the
lenses of leadership, legitimacy, discourse control, and responsibility
attribution. Employing a qualitative case study methodology, the analysis is
based on content analysis and discourse analysis of the relevant statement. The
study focuses on how the leader positions himself through specific roles and
statuses, how legitimacy is framed, and how responsibilities are attributed to
different political actors. The findings indicate that although the discourse
rests on a strong claim of legitimacy, it personalizes the legitimacy debate
and limits the visibility of institutional frameworks. The study seeks to
contribute to the understanding of the tension between discourse control and
the defense of democratic legitimacy in contexts of political pressure.
Keywords:
Political leadership, legitimacy, discourse control, crisis management, Turkish
politics
GİRİŞ
Türkiye’de siyasal yarışmanın yargı alanına taşındığı yönündeki
tartışmalar, son dönemde Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı seçimlerine
ilişkin yaptığı bir açıklamayla yeniden gündeme gelmiştir. İmamoğlu, bir
gazeteciye verdiği mülakatta, hakkında yürütülen hukuksal süreçler ve adaylık olasılığı
sorulduğunda, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olamaması durumunda bu seçimin
meşruluğunun tartışmalı olacağını ifade etmiştir. Bu açıklama, kısa sürede
siyasal ve akademik çevrelerde yoğun bir tartışma yaratmış ve söz konusu
ifadenin hem hukuksal hem de siyasal anlamı üzerine farklı değerlendirmeler
yapılmıştır.
İmamoğlu’nun bu çıkışı, yalnızca tekil bir söylem olarak değil, Türkiye’de
yargı bağımsızlığına ilişkin süregelen tartışmalar ve muhalefet aktörlerine
yönelen kapsamlı hukuksal süreçler bağlamında ele alınmıştır. Hakkında açılan
çok sayıda dava, kapsamı binlerce sayfayı bulan savnameler ve yüksek hapis
cezaları talep edilen yargı süreçleri, bu davaların siyasal amaçlarla
yürütüldüğü yönündeki eleştirileri güçlendirmiştir. Bu bağlamda söz konusu
açıklama, bir siyasal aktörün kişisel tepkisinden çok, baskı altında kalan
muhalefet liderlerinin siyasal alanı savunma biçimleriyle ilişkilendirilmiştir.
Ancak açıklamanın yarattığı tartışma, yalnızca yargının siyasallaşması savlarıyla
sınırlı kalmamış, aynı zamanda devlet yönetimine aday bir siyasal aktörün kriz
anlarında kullandığı dil, meşruluk kavramını nasıl kurduğu ve söylem denetimini
ne ölçüde koruyabildiği sorularını da gündeme taşımıştır. Bu yönüyle tartışma,
siyasal baskı koşullarında liderlik ve siyasal dil arasındaki ilişkiyi
incelemek açısından anlamlı bir örnek sunmaktadır.
ÇALIŞMANIN AMACI VE HEDEFLERİ
Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye’de siyasal baskı koşulları altında
muhalefet liderlerinin kullandığı söylemi meşruluk, denetim ve siyasal dil
kavramları çerçevesinde incelemektir. Çalışma, Ekrem İmamoğlu’nun
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin bir mülakatta dile getirdiği ve kamuoyunda
geniş tartışma yaratan ifadesini, bireysel bir çıkıştan çok, baskı altındaki
siyasal aktörlerin liderlik uygulamalarını görünür kılan bir örnek olay olarak
ele almaktadır. Bu bağlamda çalışma, yargının siyasallaşması savları ve siyasal
alanın daralması koşullarında, muhalefet liderlerinin meşruluk tartışmasını
nasıl kurduklarını ve bu tartışmayı hangi söylemsel araçlar üzerinden
yürüttüklerini çözümlemeyi amaçlamaktadır. Özellikle devlet yönetimine aday bir
siyasal aktör açısından, kriz anlarında kullanılan dilin liderlik denetimi ve
demokratik meşruluk algısı üzerindeki etkileri bu çalışmanın merkezinde yer
almaktadır.
Çalışmanın hedefleri şu şekilde sıralanabilir:
Siyasal baskı ve yargı süreçleriyle
karşı karşıya kalan muhalefet liderlerinin söylem tercihlerini çözümleyici bir
çerçevede değerlendirmek,
Meşruluk kavramının kişiselleşmesi ile
kurumsal ve ilkesel düzeyde savunulması arasındaki farkları ortaya koymak,
Kriz anlarında söylem denetiminin
liderlik kapasitesi açısından taşıdığı önemi tartışmak,
Haklılık zemini güçlü olan bir siyasal
aktörün, söylem tercihlerinin bu zemini nasıl güçlendirebileceğini ya da
zayıflatabileceğini irdelemek.
ARAŞTIRMA SORULARI
Bu çalışma aşağıdaki temel araştırma sorularına yanıt aramayı
amaçlamaktadır:
Siyasal baskı ve yargı süreçleri altında
liderlerin kullandığı dil, liderlik kapasitesi ve kriz yönetimi açısından ne
tür göstergeler sunmaktadır?
Meşruluk tartışmasının doğrudan liderin
varlığına bağlanması, siyasal mücadelenin kurumsal ve ilkesel boyutunu nasıl
etkiler?
Devlet yönetimine aday bir siyasal aktör
açısından, kriz anlarında söylem denetiminin önemi nedir ve bu denetim nasıl
korunabilir?
Haklılık zemini güçlü olan bir siyasal
aktör, söylem tercihleri nedeniyle bu zemini güçlendirebilir mi, yoksa
zayıflatabilir mi?
Baskı altında kullanılan söylem,
yalnızca kişisel tepki olarak mı okunmalı, yoksa siyasal alanı ve demokratik meşruluğu
savunma aracı olarak mı değerlendirilmelidir?
YÖNTEM
Bu çalışma, Türkiye’de baskı altında kalan muhalefet liderlerinin söylem
tercihlerinin liderlik, denetim ve meşruluk açısından değerlendirilmesini
amaçlayan nitel bir çözümleme olarak tasarlanmıştır. Çözümleme, olaya dayalı
örnek olay incelemesi (case study) yöntemi üzerinden yürütülmüştür. Söz
konusu olay, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun
Cumhurbaşkanlığı seçimleri bağlamında yaptığı açıklamadır. Çalışmada kullanılan
yöntem ve veri toplama süreci şu şekilde özetlenebilir:
Veri Toplama: İmamoğlu’nun ilgili açıklaması, mülakat
kayıtları ve basın yansımaları temel veri olarak kullanılmıştır. Açıklamanın
kamuoyunda yarattığı tartışmalar, gazete, haber ajansı ve akademik yorumlar
üzerinden derlenmiştir. İlgili yargı süreçleri ve siyasal bağlam hakkında
mevcut yazın ve raporlar taranmıştır.
Çözümleme Yöntemi: Toplanan veriler, içerik çözümlemesi
(content analysis) yöntemi ile incelenmiştir. Söylem ve dilin liderlik, meşruluk
ve denetim boyutları açısından değerlendirilmesi yapılmıştır. Çözümleme
sırasında, söz konusu açıklamanın haklılık zeminini güçlendirme ya da
zayıflatma etkisi ve siyasal alan ile kurumsal meşruluğu ne ölçüde temsil
ettiği dikkate alınmıştır.
Araştırmanın Sınırlılıkları: Çalışma,
yalnızca bir örnek olayı kapsamaktadır. Bu nedenle bulguların genellenmesi
sınırlıdır. Veri toplama, büyük ölçüde yazılı ve görsel medya üzerinden
yapılmıştır. Bu durum, bazı yorum ve bağlamların doğrudan liderin niyetine
dayanmadan aktarılması riskini taşımaktadır.
Bu yöntem, çalışmanın hem çözümleyici derinliğini hem de somut olay temelli
yaklaşımını garanti altına almaktadır.
KURAMSAL ÇERÇEVE
Bu çalışmada üç temel kavram çerçevesinde bir kuramsal temel
oluşturulmuştur: meşruluk, liderlik ve denetim. Bu kavramlar, baskı altındaki
siyasal aktörlerin söylem stratejilerini anlamak için kritik öneme sahiptir.
Meşruluk
Meşruluk, siyasal bilimin klasik yazınında, bir aktörün veya kurumun haklı,
kabul edilebilir ve desteklenebilir bir şekilde yönetim yetkisini elinde
bulundurması olarak tanımlanır (Weber, 1978; Beetham, 1991). Demokratik
sistemlerde meşruluk, yalnızca seçim sonuçlarına dayanmaz, aynı zamanda hukuksal
normlar, kamuoyu desteği ve siyasal kurumların işleyişiyle de ilişkilidir.
Baskı altındaki koşullarda muhalefet liderleri, meşruluklarını hem seçmen
desteği hem de kamuoyuna yönelik söylemleri aracılığıyla yeniden oluşturmak
zorunda kalır. Bu nedenle, liderin kullandığı dil, meşruluğun görünür kılınması
ve korunması açısından önemli bir araçtır.
Liderlik
Liderlik, siyasal aktörlerin hem karar alma hem de kriz yönetimi
kapasitelerini yansıtan bir kavramdır. Burns (1978) ve Bass (1990) gibi yazın,
liderliği yalnızca durumunun sağladığı otoriteyle değil, karizma, vizyon ve
kriz yönetimi bağlamında değerlendirir. Baskı altındaki liderler için liderlik,
sadece seçim kazanma veya görev yürütme kapasitesi değil, aynı zamanda duygusal
ve söylemsel denetimi koruma becerisi ile ölçülür. Söylem denetimi, liderin hem
kurumsal sorumluluklarını hem de demokratik meşruluk algısını korumasında
kritik bir araçtır.
Denetim
Denetim kavramı, burada özellikle söylem ve kriz yönetimi bağlamında
kullanılmaktadır. Liderin baskı altında dahi söylemini denetleyebilmesi hem iç
kamuoyuna hem de siyasal rakiplere yönelik bir stratejidir. Denetim, yalnızca
kişisel disiplin değil, aynı zamanda kurumsal sorumluluk ve demokratik ölçünlere
bağlılık göstergesidir. İçerik çözümlemesinde denetim, liderin kullandığı dilin
kurumsal sınırlar ve demokratik normlarla uyumunu değerlendirmek için bir ölçüt
olarak ele alınacaktır.
Kavramların Etkileşimi
Meşruluk, liderlik ve denetim kavramları, baskı altındaki siyasal
aktörlerin söylemini anlamada birbirini tamamlayan bir çerçeve oluşturur.
Liderin haklılık zemini güçlü olsa dahi, söylemin denetimsiz biçimde
kişiselleşmesi, meşruluğun ve liderlik kapasitesinin sorgulanmasına yol
açabilir. Bu çalışma, bu üç kavramı bir arada ele alarak, olay incelemesinde
söylemin yapısal ve stratejik boyutlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır.
YAZIN TARAMASI
Olayın Basına Yansıması
Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin açıklamaları, 2026
yılı başında bir gazeteciye verdiği mülakat sırasında gündeme gelmiştir.
Mülakatta İmamoğlu, aday olamaması durumunda seçimin meşruluğunun tartışmalı olacağını
ifade etmiştir. Bu açıklama, kısa süre içinde ulusal basında geniş yer bulmuş
ve farklı haber ajansları ile gazetelerde çeşitli başlıklar altında
yansımıştır. Basında olayın sunumu genellikle üç farklı çerçevede yapılmıştır:
Siyasal Baskı ve Yargı Süreci Çerçevesi: Bazı medya
organları, İmamoğlu’nun açıklamasını, hakkında açılan davalar ve yürütülen
soruşturmalar bağlamında yorumlamış, açıklamanın hukuksal ve siyasal baskı
altındaki liderin tepkisi olarak değerlendirildiğini aktarmıştır.
Liderin Kişisel Duygusu ve Tartışmalı Söylem Çerçevesi: Bazı köşe
yazıları ve haber çözümlemelerinde, açıklama İmamoğlu’nun duygusal ve kişisel
tepkisi olarak değerlendirilmiş ve meşruluk tartışmasını doğrudan kendi
varlığına bağladığı vurgulanmıştır.
Seçim ve Demokratik Süreç Çerçevesi: Diğer medya
yorumları, açıklamayı seçimlerin demokratik niteliğine ilişkin bir tartışma
başlatan bir söylem olarak ele almış ve muhalefet liderinin rolü ve seçmen
iradesinin korunması bağlamında çözümlemiştir.
Akademik ve Çözümleyici Yorumlar
Olayla ilgili akademik ve düşünsel yorumlar, ağırlıklı olarak siyasal
baskı, yargının siyasallaşması ve liderlik söylemi üzerine odaklanmıştır. Yazında
vurgulanan bazı noktalar şunlardır:
Yargı süreçlerinin muhalefeti caydırıcı
ve denetleyici bir araç olarak kullanıldığı, bu durumun yarışmacı otoriterlik
tanımına uygun olduğu (Levitsky & Way, 2010).
Liderin baskı altında kullandığı dilin
hem haklılık zeminini güçlendirme hem de kişiselleşme ve denetim kaybı riski
taşıdığı.
Kamuoyuna yansıyan tartışmaların, sadece
siyasal polemik değil, aynı zamanda demokratik meşruluğun görünürlüğünü ölçen
bir araç olarak işlev gördüğü.
Çalışmanın Veri Temeli
Bu yazın taraması, çalışmanın veri temeli açısından kritik öneme sahiptir.
Basın yansımaları, liderin söyleminin toplumsal algı ve medyatik etki boyutunu
ortaya koyarken; akademik yorumlar, söylemin çözümleyici çerçevede
değerlendirilmesi için gerekli kavramsal desteği sağlamaktadır. Böylece olay çözümlemesi
hem somut olaya hem de kuramsal yazına dayalı olarak yürütülebilecektir.
Yandaş ve doğrudan çıkarcı medya: Bazı gazeteler,
İmamoğlu ve çevresindeki hukuksal süreçleri öncelikle suçlama ve operasyon
çerçevesiyle vermeye çalışmaktadır. Örneğin yandaş eğilimli yayınlar İmamoğlu’nun gözaltına alınmasını ve operasyonu “suç örgütü liderliği” veya geniş çaplı operasyon olarak görülen bir olay şeklinde aktarmaktadır.
Bu tür başlıklar İmamoğlu’nu hukuksal bir sorun olarak sunmaktadır. Bu yaklaşım olayı siyaset dışı işlenmiş
suçlara ilişkin bir operasyon olarak çerçevelendirmektedir. “Meşruluk
tartışması” gibi söylemleri doğrudan siyasal söylemden çok hukuksal bağlamda
aktarmaktadır. Açıklamalara eleştirel veya uzak bir tonla yer vermektedir.
Muhalif ve bağımsız yayınlar: Öte yandan sol
veya bağımsız eğilimli medya, açıklamayı ve süreci daha eleştirel bir bakışla
vermektedir. İmamoğlu’nun açıklamasını siyasal baskı ve meşruluk tartışması
bağlamında sunmaktadır. İfadeyi yalnızca “duygusal tepki” olarak değil, hukuksal
süreçlerin siyasallaşmasının sonucu olarak ele almaktadır. Diploma iptali,
cezaevinde yanıt vermesi ve seçime ilişkin söylemler gibi boyutları birlikte
değerlendirmektedirler. Bu yayınlarda olay siyasal alanın daralması, muhalefetin
engellenmeye çalışılması ve seçimle ilgisi olan bir aktörün hukuksal baskı
altında bırakılması çerçevesiyle yorumlanmaktadır.
Genel haber portalları ve T24, Serbestiyet gibi
kaynaklar: Bazı haber siteleri olayı doğrudan aktarırken aynı
zamanda bağlamsal ayrıntı vermekte ve İmamoğlu’nun açıklamasının temel metnini,
diplomanın iptal edilmesi ve CHP içi tartışmalarla birlikte okuyucuya sunmaktadırlar.
Bu tür kaynaklarda “meşruluk” ifadesi yer almakta ve İmamoğlu’nun söyleminin
seçime girememesi durumunda demokratik sistemle ilgili ciddi bir tartışma
açacağı belirtilmektedir.
Basın ortamında iki ana yorum hattı
Hukuksal odaklı ve uzak okuma: Bu bakış İmamoğlu’nun
“meşruluk” ifadesini haberleştirmekle birlikte açıklamanın siyasallaşmış yargı
sürecinin bir tepkisi” olduğunu doğrudan söylemek yerine olayı bir kişisel veya
profesyonel endişe olarak aktarıyor. Bu tarzda siyaset–hukuk ayrımı üzerinden
okuma yapılıyor. “Ne dedi?” sorusuna odaklanılmaktadır. Ardından hukuksal
süreçlerle ilgili ayrıntılar verilmektedir. Bu yaklaşım daha çok ana akım veya yandaş
eğilimli medyada gözlemlenebilmektedir.
Siyasal baskı ve demokrasi tartışması eksenli okuma: Diğer çizgideki
yayınlar ise İmamoğlu’nun açıklamasını siyasal baskı bağlamında anlamaya
çalışıyor. Meşruluk tartışmasını hukuksal değil siyasal bir çerçeveye oturtmaktadır.
Seçime girme sorunu üzerinden demokratik normlara dikkat çekmektedir. Bu tür
yorumlarda açıklama “kişisel tepki” değil, sistemsel bir sorunun göstergesi, yargı
süreçlerinin siyasallaşması tartışma odağına yerleşmekte ve seçim, demokratik meşruluk
ve yargı bağımsızlığı gibi kavramlar birlikte değerlendirilmektedir. Bu bakış,
daha çok muhalif/lisanslı bağımsız medya ve bazı köşe yazılarında izlenebilmektedir.
Medyanın genel panoraması
Türkiye’de gazetelerin İmamoğlu’na bakışı net bir bloklaşma göstermektedir.
Yandaş ve uzak medya olayı daha çok hukuksal işlem ve suç savları çerçevesinde
aktarıyor. Meşruluk tartışmasını birincil vurgu olarak öne çıkarmamaktadır. Muhalif
/ bağımsız medya açıklamayı siyasal baskı ve demokrasi bağlamında tartışmaktadır.
Meşruluk tartışmasını geniş demokratik boyuta taşımaktadır. Tarafsız genel
medya metni aktarıp bağlama işaret ediyor ama keskin çözümlemeden kaçınmaktadır.
|
Çizelge
1: Kısa
özet |
|
|
Medya
Tipi |
Olayı
Nasıl Veriyor? |
|
Pro‑iktidar |
Hukuksal/operasyonel çerçeve |
|
Muhalif/bağımsız |
Siyasal baskı + demokratik
normlar |
|
Genel tarafsız |
Haber + sınırlı bağlam |
ÇÖZÜMLEME
Bu bölümde, Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı bağlamında yaptığı
açıklama, baskı koşulları ve siyasal söylem çerçevesinde çözümlenmektedir. Çözümleme,
önceden belirlenen araştırma sorularına yanıt verir nitelikte
yapılandırılmıştır.
Siyasal baskı ve yargı süreçleri altında liderlerin
kullandığı dil, liderlik kapasitesi ve kriz yönetimi açısından ne tür
göstergeler sunmaktadır?
Baskı Altında Liderin Söylem Alanı: Türkiye’de
yargının siyasallaşmış olduğu, muhalefet aktörlerine yönelik kapsamlı
soruşturma ve davaların yürütüldüğü bir bağlamda, bir liderin söylemi yalnızca
iletişim aracı değil, aynı zamanda kriz yönetiminin bir göstergesidir.
İmamoğlu’nun açıklaması (“aday olamazsam seçim meşru değildir”), bu çerçevede
incelendiğinde söylemin duygusal ve kişisel tepkilerle şekillendiğini göstermektedir.
Liderin, hukuksal süreçler ve medyada yaratılan baskı karşısında söylem denetimini
sınırlı ölçüde uygulayabildiğini ortaya koymaktadır. Kuramsal olarak, kriz
anında liderin mesajını hem haklılık zemini hem de kurumsal sorumluluk
çerçevesinde yönetmesi beklenir (Burns, 1978; Bass, 1990). Bu bağlamda ifade,
liderlik denetimi açısından eksiklik barındırmaktadır.
Haklılık Zemini ve Söylem Denetimi Arasındaki Gerilim: İmamoğlu’nun
açıklaması, yargı süreçlerinin siyasal olarak kullanılmaya çalışıldığı bir
dönemde gelmiştir. Dolayısıyla haklılık zemini güçlüdür ve kamuoyu ve muhalefet
çevreleri açısından açıklama anlamlı bir tepki olarak algılanabilir. Ancak,
ifade bazı riskler içermektedir. Bunlardan biri sorunu kişiselleştirme
riskidir. Meşruluğun tartışılmasını doğrudan kendi varlığına bağlamaktadır. Bu
durum, tartışmayı kurumsal meşruluk yerine liderin bireysel durumuna
kaydırmaktadır.
Söylem denetiminin eksikliği: Açıklama
medyada geniş yer bulmuş, farklı yorumlara neden olmuştur. Bazı gazeteler bunu
“kişisel tepki” olarak görürken, bazıları siyasal baskının sonucu olarak
yorumlamıştır. Bu durum, liderin mesajının tüm hedef kitleye net iletilmesini
zorlaştırmaktadır.
Liderlik kapasitesi göstergesi: Kriz anında
liderin söylemini denetleyebilmesi hem kamuoyu hem de rakipler üzerinde güven oluşturur.
Bu örnekte, denetim eksikliği, liderin kriz yönetiminde stratejik üstünlükını
sınırlamaktadır.
Basın Yansıması ve Liderlik Algısı: Yandaş medyada,
açıklama genellikle hukuksal sorun ve operasyon çerçevesinde verilmiş ve
liderin söyleminin siyasal bağlamı öne çıkarılmamıştır. Muhalif ve bağımsız
medyada ise, açıklama siyasal baskı ve demokratik meşruluk tartışması
bağlamında yorumlanmıştır. Bu çeşitlilik, liderin mesajının hedeflenen etkiyi
tüm kamuoyuna iletemediğini, dolayısıyla söylem denetiminin eksikliğini
gösterir.
Çözümleyici Değerlendirme: Kuramsal
çerçeveye göre liderlik, yalnızca seçim kazanma veya görev yürütme kapasitesi
değil, kriz anında söylem ve duygusal denetimin yönetilmesi ile ölçülür. Meşruluk
tartışmasını doğrudan liderin varlığına bağlamak, haklılık zemini güçlü olsa da
kurumsal çerçeveyi gölgelemekte ve liderin kriz yönetim kapasitesini tartışmalı
kılmaktadır. Medya ve kamuoyu yansıması, liderin söyleminin algılanabilirliğini
ve etki gücünü sınırlamaktadır ve dolayısıyla bu tür ifadeler, baskı altındaki
liderin hem siyasal hem de stratejik denetim kapasitesini sınayan kritik bir
örnek olarak değerlendirilebilir.
Bu bağlamda İmamoğlu’nun açıklaması, haklılık zemininin güçlü olduğu bir
liderin bile söylem denetimi konusunda riskler taşıdığını göstermektedir. Baskı
altında liderlik, yalnızca haklı olmakla değil, aynı zamanda söylem denetimi ve
kriz yönetimi stratejilerini etkili biçimde uygulamakla sağlanabilir. Bu olay,
liderlik kapasitesinin kritik bir boyutunu, yani söylemin denetlenmesi ve meşruluğun
kurumsal çerçevede korunması gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Meşruluk Tartışmasının Kişiselleştirilmesi
Meşruluk tartışmasının doğrudan liderin varlığına bağlanması, siyasal
mücadelenin kurumsal ve ilkesel boyutunu nasıl etkiler?
Meşruluk Kavramının Kurumsal Boyutu: Kuramsal
çerçeveye göre meşruluk, yalnızca liderin bireysel varlığına değil, kurumsal
normlara, demokratik sürece ve hukuksal çerçeveye dayanmaktadır (Weber, 1978;
Beetham, 1991). Demokratik bir sistemde seçimlerin meşruluğu hem sandık
sonuçları hem de süreçlerin saydamlığı ile ölçülür. Eğer meşruluk tartışması
doğrudan liderin varlığına bağlanırsa, bu kurumsal meşruluğun görünürlüğünü
gölgeleyebilir. Yani tartışma, “seçimin kurumsal olarak meşru olup olmadığı”
yerine “liderin varlığına bağlı meşruluk” eksenine kayar.
İmamoğlu Örneğinde Kişiselleştirme: Mülakatta dile
getirilen “aday olamazsam seçim meşru değildir” ifadesi, meşruluk tartışmasını
doğrudan İmamoğlu’nun varlığına bağlamaktadır. Bu ifade, demokratik sürecin
kurumsal boyutunu değil, liderin bireysel konumunu merkeze alır. Basın
yansımaları bu kişiselleştirmeyi farklı şekillerde yorumlamıştır. Yandaş medya
söylemi liderin bireysel çıkışı olarak sunmuş, kurumsal meşruluk tartışmasını
öne çıkarmamıştır. Muhalif/bağımsız
medya söylemi siyasal baskı ve demokratik meşruluk bağlamında değerlendirmiş ve
tartışmayı daha geniş kurumsal çerçevede sunmuştur. Bu farklı yorumlar,
söylemin etki ve algı gücünü doğrudan etkiler.
Kişiselleştirilmiş Meşruluk ve Kurumsal Riskler: Kişiselleştirilmiş
meşruluk tartışması, birkaç önemli riski beraberinde getirir. Kurumsal
çerçeveye gölge düşürür. Seçim süreçleri ve demokratik normlar, bireysel
liderin açıklamasına indirgenir. Algı riskini artırır. Kamuoyu ve medya, meşruluk
tartışmasını liderin bireysel konumuna göre yorumlayabilir. Siyasal tartışmayı
kutuplaştırır. İfadeler, destekçiler ve karşıtlar arasında duygusal ve
kişiselleştirilmiş bir tartışma başlatır. Kurumsal normlar ikinci plana düşer.
Değerlendirmek gerekirse, İmamoğlu’nun açıklaması, meşruluk tartışmasını
liderin bireysel konumuna bağlayarak kurumsal normların görünürlüğünü
azaltmıştır. Kuramsal olarak, demokratik sistemde meşruluk kurumsal çerçeve ile
güçlendirilir. Bireysel liderin açıklamaları, bu çerçeveyi desteklemeli,
gölgelememelidir. Bu örnek, baskı altındaki liderlerin meşruluk tartışmasını
nasıl yönettiklerinde stratejik hata yapabileceklerini ve bunun liderlik
algısına etkisini göstermektedir.
Bu bağlamda, meşruluk tartışmasının kişiselleştirilmesi, kurumsal ve
ilkesel boyutu zayıflatır. Bu tür ifadeler, kamuoyunda ve medyada farklı
şekillerde algılanır. Sonuç olarak liderin söylem denetimi ve etki gücü
sınırlanır. Baskı altında liderlerin, demokratik ve kurumsal meşruluk
çerçevesini görünür kılacak şekilde dil kullanmaları hem liderlik kapasitesi
hem de demokratik süreçler için kritik öneme sahiptir.
Kriz Anlarında Söylem Denetimi
Araştırma Sorusu 3: Devlet yönetimine aday bir siyasal aktör açısından,
kriz anlarında söylem denetiminin önemi nedir ve bu denetim nasıl korunabilir?
Kriz ve Lider Söylemi: Baskı altındaki liderlerin
söylem stratejisi, kriz yönetiminin en görünür göstergelerinden biridir.
Kuramsal çerçevede (Bass, 1990; Burns, 1978), kriz anlarında liderlik yalnızca
karar almak değil, duygusal ve iletişimsel denetimi de içerir. Söylemin tonu,
kamuoyu algısını ve rakipler üzerindeki etkiyi belirler. Dengeyi kaybetmek,
liderin hem kurumsal hem de demokratik meşruluğunu sorgulatabilir. İmamoğlu
örneğinde “aday olamazsam seçim meşru değildir” cümlesiyle medyada geniş yer
bulmuştur. Bu ifade, haklılık zemini güçlü olsa da duygusal bir tepki olarak
yorumlanmıştır ve mesajın hedeflenen kitleye stratejik bir şekilde iletilmesini
sınırlamıştır.
Söylem Denetimi ve Medya Yansımaları: Yandaş medya,
ifadeyi hukuksal süreç çerçevesinde aktararak, liderin mesajını zayıflatmış ve
kriz anında söylemin etki gücünü azaltmıştır. Muhalif medya, mesajı baskı ve
demokratik meşruluk bağlamında sunmuş, ancak tartışmayı kişiselleştirilen meşruluk
üzerinden yoğunlaştırmıştır. Bu durum, liderin söyleminin farklı yorumlara açık
olduğunu ve denetimin eksik kaldığını göstermektedir. Sonuç olarak söylemin
denetlenmemesi hem mesajın netliğini hem de kriz anındaki liderlik algısını
sınırlamaktadır.
Stratejik ve Kurumsal Denge: Kriz anlarında
ideal bir söylem, kurumsal sorumluluk ve haklılık zemini ile dengeyi kurmalıdır.
Kurumsal çerçevede ise lder, demokratik süreçlerin ve hukuksal normların
görünürlüğünü korumalıdır.
Haklılık zemini: Baskı altında dahi haklılık vurgusu,
söylem aracılığıyla güçlendirilebilir.
Duygusal denetim: Söylem, kişisel tepki ve duygusal
ifadelerden uzak, stratejik ve kamuoyunu yönlendirecek şekilde olmalıdır.
İmamoğlu’nun açıklamasında bu denge tam olarak sağlanamamış ve sonuç olarak
söylem duygusal ve tartışmalı bir alana kaymış, kurumsal meşruluk gölgelenmiş
ve kriz yönetimi açısından liderin denetim kapasitesi sınırlanmıştır. Değerlendirilecek
olursa, baskı altındaki liderler için söylem denetimi, liderlik kapasitesinin
kritik bir göstergesidir. Söylemin denetlenememesi, haklılık zemininin bile
etkin şekilde kamuoyuna yansımamasına yol açabilir. Medya yansımaları, bu
denetim eksikliğinin etkisini görünür kılar. Liderin mesajı farklı çerçevelerde
yorumlanır ve etki gücü parçalanır. Dolayısıyla kriz anında söylem denetimi
yalnızca mesajı aktarmak için değil, kurumsal meşruluk ve demokratik algıyı
korumak için de gereklidir.
Bu bağlamda, kriz anında liderin söylem denetimi, stratejik ve kurumsal
boyutu kapsamalıdır. Söylem denetimi eksik olduğunda, haklılık zemini güçlü
olsa bile mesaj hedef kitlesine net ulaşamaz. Medya kutuplaşması ve farklı
yorumlar, denetim eksikliğini görünür kılar. Bu, liderin kriz yönetimi ve meşruluk
algısı açısından risk yaratır.
Haklılık Zemini ve Söylem Riski
Araştırma Sorusu 4: Haklılık zemini güçlü olan bir siyasal aktör, söylem
tercihleri nedeniyle bu zemini güçlendirebilir mi, yoksa zayıflatabilir mi?
Haklılık Zemininin Tanımı ve Önemi: Kuramsal
çerçeveye göre bir liderin haklılık zemini hem hukuksal süreçler hem de kamuoyu
algısı ile şekillenir. Bu zemin, liderin söylemlerinin etki gücünü ve kriz
anındaki mesajının algılanabilirliğini belirler (Beetham, 1991; Levitsky &
Way, 2010). İmamoğlu’nun durumu, yargı süreçlerinin siyasal amaçlarla
yürütüldüğü savları ve medyanın kutuplaşmış yapısı bağlamında güçlü bir
haklılık zemini sunmaktadır. Bu zemin, liderin açıklamasının meşru ve haklı bir
tepki olarak değerlendirilmesini sağlayabilir. Ancak, haklılık zemini tek
başına yeterli değildir. Söylem tercihi bu zemini güçlendirebilir veya
zayıflatabilir. “Aday olamazsam seçim meşru değildir” ifadesi, meşruluğu
liderin bireysel varlığına bağlamaktadır. Bu durum, haklılık zemininin kurumsal
çerçevede görünürlüğünü azaltır. Söylem, duygu yüklü ve tartışmaya açık
bir ifade içerdiğinden, farklı medya organları tarafından farklı biçimlerde
yorumlanabilir. Bu durum, haklılık zemininin hedef kitleye doğru ve etkili
aktarılmasını engeller. Yandaş medya, söylemi “kişisel tepki” olarak sunarken,
muhalif medya, siyasal baskı bağlamında değerlendirmektedir. Farklı yorumlar,
mesajın kamuoyu üzerindeki etkisini parçalar ve liderin haklılık zemini
üzerinde risk oluşturur.
Değerlendirmek gerekirse, haklılık zemini güçlü bir lider, söylemini
stratejik ve dengeli kullanarak bu zemini güçlendirebilir. Ancak, İmamoğlu’nun
açıklamasında denetimsiz ve kişiselleştirilmiş dil, haklılık zemininin etki
gücünü sınırlamıştır. Bu durum, kriz anında liderin mesajının hem medya hem de
kamuoyu nezdinde beklenen etkisini azaltır. Dolayısıyla haklılık zemini tek
başına yeterli değildir ve söylem denetimi ve stratejik tercihler zeminin
korunmasında kritik rol oynar.
Sonuç olarak, haklılık zemini güçlü liderler bile, söylem tercihlerinde
denetim eksikliği yaşadığında zemin etkisini kaybedebilir. Kişiselleştirilmiş
ve duygusal ifadeler, kurumsal meşruluk ve demokratik algıyı gölgeleyebilir. Stratejik
ve dengeli söylem, haklılık zemininin hem güçlenmesini hem de kriz anında
etkili olmasını sağlar.
Baskı Altında Söylemin İşlevi: Kişisel Tepki mi,
Demokratik Meşruluk Aracı mı?
Araştırma Sorusu 5: Baskı altında kullanılan söylem, yalnızca kişisel tepki
olarak mı okunmalı, yoksa siyasal alanı ve demokratik meşruluğu savunma aracı
olarak mı değerlendirilmelidir?
Kuramsal çerçeveye göre, baskı altındaki liderin söylemi tek boyutlu bir
ifade değildir, aynı anda hem kişisel tepki (duygu ve psikolojik savunma) ve siyasal
ve demokratik meşruluğu savunma aracı (haklılık zemini ve kurumsal normların
görünürlüğü) işlevlerini taşıyabilir (Bass, 1990; Beetham, 1991). İmamoğlu’nun
açıklaması hem kişisel bir tepkiden hem de demokratik sürece ilişkin bir
mesajdan oluşmaktadır. Ancak dil ve ton, bu iki işlevi dengeli biçimde
yansıtacak şekilde yapılandırılmamıştır. Bu nedenle mesajın etkisi hem medya
hem de kamuoyu nezdinde karmaşık yorumlara açıktır.
Basın ve medya yansımaları, söylemin işlevini anlamada kritik bir araçtır.
Yandaş medya söylemi kişisel bir tepki olarak sunmuş, demokratik meşruluk
boyutunu geri plana atmıştır. Muhalif ve bağımsız medya ise söylemi, demokratik
süreç ve meşruluk tartışmasının bir aracı olarak çerçevelemiş, ancak
kişiselleştirilmiş dil nedeniyle tartışmayı liderin bireysel konumu üzerinden
yoğunlaştırmıştır.
Sonuç olarak, söylem, tek başına kişisel tepki olarak okunamaz. Medyanın
yorumlaması ve kamuoyunun algısı ile birlikte demokratik meşruluk savunusu
işlevi de kazanabilir veya zayıflayabilir.
Kişisel tepki, liderin haklılık zemini güçlü olsa bile mesajın kurumsal
boyutta etkili olmasını sınırlar. Demokratik meşruluğu savunma işlevi ise,
söylem denetimi ve stratejik dil ile güçlendirilebilir. İmamoğlu örneğinde,
ifade hem haklılık hem de demokratik normları hatırlatmakta olsa da
kişiselleştirilmiş tonu mesajın etkisini sınırlamıştır.
Değerlendirmek gerekirse, baskı altındaki liderin söylemi hem kişisel hem
demokratik işlev taşıyabilir, ancak stratejik denetim olmadan bu iki işlev
çatışabilir. Medya ve kamuoyu, söylemin hangi işlevini öne çıkaracağına karar
verir. Bu durum, liderin mesajının algılanabilirliğini ve etki gücünü doğrudan
etkiler. Kuramsal olarak, demokratik meşruluğun görünürlüğü için söylem,
kişisel tepkiden bağımsız, stratejik ve dengeli bir biçimde sunulmalıdır.
Sonuç olarak, baskı altında kullanılan söylem, sadece kişisel tepki
değildir, aynı zamanda demokratik meşruluğun korunması ve görünürlüğünün
sağlanması için bir araçtır. Kişiselleştirilmiş dil, mesajın demokratik
işlevini gölgeleyebilir ve haklılık zeminini zayıflatabilir. Medya kutuplaşması
ve farklı yorumlar, söylemin algılanışını ve etki gücünü belirler. Liderin
stratejik ve dengeli söylem tercihi hem kişisel tepkiyi yönetmesini hem de
demokratik meşruluğu güçlendirmesini sağlar.
İfadenin Muhatapları ve Sorumluluk Yükleme Çözümlemesi
İmamoğlu’nun basına verdiği mülakatta söylediği “aday olamazsam seçim meşru
değildir” ifadesi, dilbilimsel ve stratejik açıdan şu mesaj katmanlarını
içeriyor:
Seçimin meşruluğu: doğrudan
tartışmaya açılmış.
Kendi rolü: meşruluğun güvencesi
olarak kendisini konumlandırıyor.
Koşullu mesaj: “aday
olamazsam” şartı ile bir risk veya tehdit vurgusu yapıyor.
Bu üç katman, hedef kitle ve sorumluluk yükleme çözümlemesinde kritik rol
oynuyor.
Muhataplar ve Mesajın Hedef Kitlesi: İfade, farklı
muhatap gruplara yöneliktir. Bunlardan biri kamuoyu ve seçmenlerdir. Mesaj,
seçmenlere liderin varlığının demokratik sürecin meşruluğu açısından kritik
olduğunu göstermek için iletilmektedir. Amaç seçmen desteğini pekiştirmek ve
“liderin engellenmesi, demokratik sürecin zarar görmesi anlamına gelir” algısı
yaratmaktır. İkincisi siyasal rakipler ve iktidardır. Söylem, iktidar veya siyasal
rakiplere mesaj göndermektedir. “Beni engellerseniz, seçim tartışmalı hale
gelir.” Bu bir çeşit siyasal uyarı veya baskı stratejisi olarak okunabilir.
Üçüncüsü, parti içi aktörler yani CHP yönetimi ve kadrolarıdır. İmamoğlu, kendi
açıklamasında parti yönetimini de dolaylı olarak muhatap almaktadır. Vermek
istediği mesaj “Adaylık sürecinde karar alınırken benim varlığım ve konumum
kritiktir ve partinin bunu görmezden gelmemesi gerekir.” Bu, parti içi
sorumluluk ve strateji uyarısı olarak değerlendirilebilir. Dördüncüsü medya ve kamuoyu
inceleme araçlarıdır. Dolaylı olarak medya, açıklamayı hem kendi okur
kitlesine hem de ulusal kamuoyuna iletir. Amaç mesajın görünürlüğünü artırmak
ve tartışmayı genişletmektir.
|
Çizelge
2: Özet:
Sorumluluk Yükleme ve Beklentiler |
|
|
İktidar ve rakipler |
İmamoğlu, onları seçim sürecine
müdahale etmemekle sorumlu kılıyor. “Aday olamazsam seçim meşru değildir”
cümlesi, bir tür siyasal sorumluluk uyarısıdır. |
|
Parti yönetimi |
Lider, CHP içindeki aktörlerden
stratejik karar ve destek bekliyor. Mesaj, partiyi karar alma sürecinde
liderin haklılık zemini ve kamuoyu desteğini göz önünde bulundurmaya
çağırıyor. |
|
Kamuoyu / seçmenler |
Seçmenlerden dikkat, destek ve
farkındalık talep ediyor. Bu, halkın baskı ve destek yoluyla süreci etkilemesini
dolaylı olarak öngörüyor. |
Değerlendirilecek olursa, ifade, çok katmanlı bir iletişim stratejisinin
parçası olup aynı anda kamuoyu, rakipler ve parti içi aktörlere mesaj göndermektedir.
Lider, sorumlulukları farklı aktörler arasında bölüştürmeye çalışmaktadır: İktidardan
seçim sürecine müdahale etmemesini, parti yönetiminden liderin haklılık
zeminini dikkate almasını ve kamuoyundan destek ve farkındalık sağlaması. Söylem,
kendi haklılık zemini ve demokratik meşruluğu koruma stratejisi ile kamuoyunu
harekete geçirme arasında bir köprü kurmaktadır. Kişiselleştirilmiş ifade,
mesajın stratejik işlevini hem güçlendirebilir hem de riskli duruma getirebilir,
çünkü medya ve muhalefet tarafından farklı biçimlerde yorumlanabilir.
Sonuç olarak, İmamoğlu’nun söylemi, sadece bireysel bir tepki değil,
stratejik bir iletişim aracıdır. Farklı muhataplara farklı sorumluluklar ve
beklentiler yüklemektedir: iktidar, parti içi aktörler, kamuoyu. Mesajın
başarısı, söylem denetimi, medya yansımaları ve algı yönetimi ile doğrudan
bağlantılıdır.
Söylemde Liderin Konumu ve Sıfatı
İfadenin Kendini Konumlandırma Katmanı: İmamoğlu’nun
mülakatındaki “aday olamazsam seçim meşru değildir” ifadesi, sadece muhataplara
mesaj vermekle kalmaz, aynı zamanda kendi rolünü ve niteliklerini de açık
biçimde ortaya koymaktadır. Bunların birincisi, demokratik meşruluğun temsilcisi
ve güvencesi olmaktır. İmamoğlu kendisini partinin lideri olarak meşruluğun
sağlanmasında kendisinin vazgeçilmez bir aktör olduğunu ilan etmektedir. Bu,
söylemin kişiselleştirilmiş boyutunu güçlendirmekte ve “Meşruluk benim
varlığıma bağlıdır” demektedir. İkincisi, haklılık zemini üzerine kurulu sorumluluk
sahibi olduğunu savlamaktadır. İfade, liderin haklılık zeminini ve
demokratik süreci sahiplenme rolünü ortaya koymaktadır. Kendi sorumluluğunu hem
siyasal hem hukuksal boyutta merkezi bir konumda konumlandırmakta ve seçim
sürecinde tarafsızlık ve adalet talep eden değil, sürecin güvencesi olarak kendini
tanımlamaktadır. Üçüncüsü, İmamoğlu kendisini kriz anında stratejik aktör ve baskı
altında lider olarak betimlemektedir. Söylem olarak kriz anında liderin
stratejik bir karar ve eylem sahibi olduğunu vurgulamaktadır. Burada kendisini
hem etkili bir savunucu hem de karşı tarafın müdahalesini sınırlayacak bir
aktör olarak konumlandırmaktadır. Dördüncüsü, sorumluluk yükleme ile kendi konumu
arasındaki ilişkidir. İmamoğlu lider olarak, iktidara, parti yönetimine ve
kamuoyuna sorumluluk yüklemektedir. Kendisini ise bu sorumlulukları
denetleyecek, koruyacak ve haklılık zemini üzerinden müdahaleleri sınırlayacak
merkezi bir aktör olarak konumlandırmaktadır.
Değerlendirmek gerekirse, sorumluluğu başkalarına yüklemekte, ancak kendisi
de bu sorumluluğu yöneten ve güvence altına alan kişi olarak tavır almaktadır. Bu
konum, söylemin hem siyasal hem stratejik hem de psikolojik boyutunu güçlendirmektedir.
Aynı zamanda, liderin kişiselleştirilmiş ifadesi, haklılık zemini ile
demokratik meşruluğun görünürlüğünü kendi varlığına bağlayarak mesajın kritik
noktalarını belirlemektedir.
İmamoğlu lider olarak kendisini sürecin merkezi olarak konumlandırarak hem
kamuoyuna hem partisine hem de rakiplere mesaj göndermektedir. Bu, haklılık
zemini ve meşruluk savunusunu güçlendirme stratejisidir. Kendi rolünü bu
kadar merkezileştirmek, kişiselleştirilmiş algı ve tartışmaları artırır. Medya
ve kamuoyu farklı yorumlar yapabilir. Bu da söylem denetiminin eksikliği
riskini büyütür.
Sonuç olarak, İmamoğlu, söyleminde kendisini demokratik meşruluğun güvencesi,
haklılık zemininin merkezindeki aktör ve kriz anında stratejik lider olarak
konumlandırmaktadır. Sorumlulukları başkalarına yüklemekte, ancak bu
sorumlulukların uygulanmasını denetleyen merkezi güç sıfatını taşımaktadır. Bu
konumlandırma, mesajın hem stratejik hem psikolojik etkisini artırmakta, ama
aynı zamanda kişiselleştirme ve medya yorumları üzerinden risk yaratmaktadır.
TARTIŞMA
Bu bölümde, Ekrem İmamoğlu’nun basına verdiği mülakattaki açıklamasına
ilişkin bulgular, önceden belirlenen değerlendirme ölçütleri çerçevesinde
tartışılmaktadır. Ölçütler şunlardır: liderlik ve kriz yönetimi kapasitesi,
söylem denetimi ve stratejik iletişim, meşruluğun kurumsal ve bireysel
boyutları, haklılık zemini ve kamuoyu algısı, sorumluluk yükleme ve liderin kendisini
konumlandırması.
Söylemde Rol ve Nitelik Ayrışması
İmamoğlu’nun mülakatta dile getirdiği ifade, yalnızca muhataplara yüklenen
sorumluluklar üzerinden değil, aynı zamanda konuşmacının kendisini hangi rol ve
nitelikler çerçevesinde konumlandırdığı üzerinden de değerlendirilmelidir.
Söylem, liderin kurumsal konumu ile söylemsel olarak üstlendiği roller arasında
belirgin bir ayrışma ve kesimsel bir gerilim ortaya koymaktadır.
Kurumsal olarak Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı
sıfatını taşımaktadır. Bu sıfat, yerel yönetim alanı ile sınırlı bir yürütme
yetkisini ve belirli bir yönetsel sorumluluğu ifade etmektedir. Bununla
birlikte, incelenen söylemde kullanılan dil ve kurulan meşruluk çerçevesi,
yerel yönetim sınırlarını aşan bir siyasal rol üstlenildiğini göstermektedir. Bu
bağlamda belirleyici olan özellik, İmamoğlu’nun kendisini hukuksal geçerlik kazanmış
bir cumhurbaşkanı adayı olarak değil, siyasal ve temsilî düzeyde “16 milyon
seçmenin desteğiyle öne çıkan bir cumhurbaşkanı adayı” [1]
olarak konumlandırmasıdır. Bu temsil savı belediye başkanlığına dayalı kurumsal
sıfatın ötesinde, ulusal düzeyde meşruluk üretme kapasitesine sahip bir siyasal
aktör olarak konuştuğunu göstermektedir. Dolayısıyla söylem, hukuksal statüden çok
seçmen desteğine dayalı bir siyasal meşruluk varsayımı üzerine kurulmaktadır.
Bu durum, liderin kendisini yalnızca yerel bir yöneticiden ibaret görmediğini, eylemli
olarak cumhurbaşkanlığı yarışının merkezi aktörlerinden biri olarak
konumlandırdığını ortaya koymaktadır. Söylemsel düzeyde İmamoğlu, kendisini üç
farklı rol üzerinden konumlandırmaktadır. İlk olarak, demokratik sürecin
mağduru konumunda yer almaktadır. Yargı süreçlerinin siyasal nedenlerle
yürütüldüğü savı ve adaylığının engellenme olasılığı bu mağdur olma söyleminin
temelini oluşturmaktadır. Bu rol, liderin haklılık zeminini güçlendiren bir
işlev görmektedir.
İkinci olarak, lider kendisini demokratik meşruluğun temsilcisi ve hatta güvencesi
olarak konumlandırmaktadır. “Aday olamazsam seçim meşru değildir” ifadesi,
seçimlerin meşruluğunun belirli bir aktörün sürece katılımına bağlandığını ima
etmektedir. Bu konumlandırma, meşruluğu kurumsal süreçlerden çok liderin
varlığı üzerinden tanımlayan bir söylemsel çerçeve oluşturmaktadır.
Üçüncü olarak, İmamoğlu söyleminde eylemli bir cumhurbaşkanı adayı rolü
üstlenmektedir. Her ne kadar adaylık süreci hukuksallık kazanmamış olsa da
ifade biçimi ve sorumluluk yükleme tarzı, kendisini ulusal düzeyde siyasal yarışmanın
merkezi aktörlerinden biri olarak sunduğunu göstermektedir. Bu rol hem parti
içi aktörlere hem de siyasal rakiplere yönelik bir konumlanma içermektedir.
Bu üç rol arasındaki eşzamanlılık, söylemin çok katmanlı bir yapı
kazanmasına yol açmaktadır. Ancak kurumsal sıfat ile söylemsel roller
arasındaki sınırların net çizilmemesi, söylemin algısal ve stratejik risklerini
artırmaktadır. Belediye başkanlığı gibi yerel bir kurumsal sıfat ile ulusal
düzeyde meşruluk üretme savı arasındaki uzaklık söylemin kişiselleştirilmiş
olarak yorumlanmasına zemin hazırlamaktadır.
Dolayısıyla, sorumluluk yükleyen söylemin arkasındaki aktör, kendisini
yalnızca belirli bir siyasi sürecin tarafı olarak değil, sürecin meşruluğunu
belirleyen merkezi bir özne olarak konumlandırmaktadır. Bu durum, liderin
haklılık zeminini güçlendirme olanağı taşımakla birlikte, meşruluk
tartışmasının kurumsal çerçeveden bireysel düzleme kaymasına da neden
olmaktadır.
Liderlik ve Kriz Yönetimi
Çözümleme bulguları, İmamoğlu’nun baskı altındaki liderlik sürecinde
haklılık zemininin güçlü olmasına karşın söylem denetiminde kesimsel
eksiklikler olduğunu göstermektedir. Kriz anında kullanılan dilin duygusal ve
kişiselleştirilmiş olması, liderlik kapasitesinin bir boyutunu, özellikle
stratejik söylem yönetimini sınırlamıştır. Kuramsal çerçeveye göre, kriz
dönemlerinde liderin hem haklılık zeminini hem de kurumsal normları görünür
kılacak biçimde mesaj vermesi beklenmektedir; bu ölçüte göre, açıklama kısmen
yetersiz kalmıştır.
Söylem Denetimi ve Stratejik İletişim
İfade, kamuoyuna, parti yönetimine ve siyasal rakiplere mesaj iletmekte,
ancak ton ve kişiselleştirme nedeniyle mesajın etkisi parçalanmaktadır. Medya
yansımaları, söylemin çok katmanlı işlevini farklı biçimlerde yorumlamış, bu
durum mesajın etki gücünü sınırlamıştır. Söylem denetimi yüksek olan lider,
mesajı hedef kitlelere net ve dengeli biçimde iletebilir. Bu ölçüte göre, ifade
stratejik anlamda sınırlı bir başarı göstermektedir.
Meşruluk Tartışmasının Kişiselleştirilmesi
İfadenin meşruluğu doğrudan liderin varlığına bağlaması, kurumsal normların
görünürlüğünü gölgelemektedir. Bu durum, demokratik sürecin görünürlüğünü
azaltmakta ve kamuoyunda tartışmayı bireyselleştirilmiş bir eksene çekmektedir.
Meşruluk tartışmasını kurumsal çerçevede tutmak, demokratik algıyı
güçlendirecektir. Bu bağlamda, denge eksikliği gözlenmektedir.
Haklılık Zemini ve Söylem Riski
Haklılık zemini güçlü olmasına karşın, kişiselleştirilmiş ve duygusal
ifadeler risk oluşturmaktadır. Söylemin farklı medya ve kamuoyu kanallarında
değişik biçimlerde yorumlanması, haklılık zemininin etkinliğini
sınırlamaktadır. Kuramsal olarak, haklılık zemini stratejik söylemle
desteklenirse güç kazanır. Bu ölçüte göre denge tam olarak sağlanmamıştır.
Sorumluluk Yükleme ve Liderin Konumu
Söylem, farklı muhataplara sorumluluk yüklerken lider kendisini demokratik meşruluğun
güvencesi, haklılık zemininin merkezi ve kriz anında stratejik aktör olarak
konumlandırmaktadır. Bu durum, mesajın hem stratejik hem de psikolojik etkisini
artırmaktadır. Ancak kişiselleştirme nedeniyle algı riskleri artmaktadır.
Sorumluluk yüklemede liderin merkezi rolü mesajın etkisini güçlendirmektedir,
ancak stratejik denetim eksikliği riski mevcuttur.
Çözümleyici Bütünleştirme
İmamoğlu’nun açıklaması, haklılık ve demokratik meşruluk ile liderlik
kapasitesini sınayan bir olay olarak değerlendirilebilir. Söylemin çok katmanlı
olması, stratejik üstünlük sağlamakla birlikte riskleri de beraberinde
getirmiştir. Kuramsal ve bağlamsal ölçütler çerçevesinde liderlik ve kriz
yönetiminde söylem denetimi eksik kalmıştır, meşruluk tartışması
kişiselleştirilmiş ve kurumsal görünürlüğü sınırlamıştır, haklılık zemini,
stratejik dil ile tam olarak desteklenememiştir ve sorumluluk yükleme ve
liderin konumlandırması stratejik ve psikolojik üstünlük sağlamış ancak medya
ve algı riskleri yaratmıştır. Bu tartışma hem Türkiye’deki siyasal bağlam hem
de kuramsal beklentiler ışığında, söylemin güçlü ve zayıf yönlerini ortaya
koymaktadır.
LİDERLİK KURAMINA KATKILAR
Bu çalışma, baskı altında bulunan siyasal liderlerin söylem uygulamalarını
inceleyerek liderlik kuramına üç temel düzeyde katkı sunmaktadır.
Liderliğin Kurumsal Nitelik ile Söylemsel Rol Arasındaki
Gerilim Üzerinden Yeniden Düşünülmesi
Çalışma, liderliği yalnızca kurumsal yetki ve hukuksal statü üzerinden
tanımlayan yaklaşımlara eleştirel bir katkı sunmaktadır. İncelenen olay, bir
liderin hukuksal olarak sahip olduğu kurumsal nitelik ile söylem düzeyinde
üstlendiği siyasal rollerin örtüşmeyebileceğini göstermektedir. Bu durum,
liderliğin sabit bir kurumsal konumdan çok bağlamsal olarak genişleyen ve
daralan bir rol seti üzerinden işlediğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda
çalışma, liderliği yalnızca “hangi makamda bulunulduğu” üzerinden değil, “hangi
meşruluk savıyla konuşulduğu” üzerinden ele alan yaklaşımları
güçlendirmektedir. Böylece liderlik kuramına, söylemsel konumlanmanın liderlik uygulamasının
kurucu unsurlarından biri olduğu yönünde bir katkı sunulmaktadır.
Baskı Altındaki Liderlikte Söylem Denetimi Sorunu
Mevcut liderlik yazınında kriz ve baskı koşulları genellikle karar alma,
örgütsel kapasite veya karizmatik seferberlik bağlamında ele alınmaktadır. Bu
çalışma ise, baskı altındaki liderliğin temel kırılma noktalarından birinin
söylem denetimi olduğunu göstermektedir. Olay çözümlemesi, haklılık zemini
güçlü olan liderlerin dahi söylem denetimini kaybetmeleri durumunda meşruluk
tartışmasını kişiselleştirme riskiyle karşı karşıya kaldıklarını ortaya
koymaktadır. Bu bulgu, liderlik kuramına, kriz anlarında söylemin yalnızca bir
iletişim aracı değil, doğrudan liderlik kapasitesini belirleyen bir unsur
olduğu yönünde kavramsal bir katkı sunmaktadır.
Meşruluğun Kişiselleştirilmesi ve Liderliğin Sınırları
Çalışma, liderlik yazınında sıklıkla olumlanan karizmatik ve merkezileşmiş
liderlik biçimlerine eleştirel bir bakış açısı getirmektedir. İncelenen söylem,
meşruluğun kurumsal süreçlerden çok liderin bireysel varlığına bağlanmasının,
kısa vadede harekete geçirici olsa da uzun vadede kurumsal meşruluğu
zayıflatabileceğini göstermektedir. Bu bulgu, liderlik kuramına, meşruluğun
kişiselleştirilmesinin yalnızca otoriter rejimlerde değil, baskı altındaki
muhalif liderliklerde de ortaya çıkabilen bir eğilim olduğunu göstermesi
açısından katkı sunmaktadır. Böylece çalışma, demokratik bağlamda dahi
liderliğin meşruluk üretme biçimlerinin eleştirel biçimde değerlendirilmesi
gerektiğini ortaya koymaktadır.
Kuramsal Bütünleştirme
Sonuç olarak bu çalışma, liderlik kuramına üç temel katkı sağlamaktadır:
(i) liderliğin kurumsal nitelik ile
söylemsel rol arasındaki gerilim üzerinden çözümlenebileceğini göstermesi,
(ii) baskı altındaki liderlikte söylem
denetimini merkezi bir çözümleme kategorisi olarak önermesi ve
(iii) meşruluğun kişiselleştirilmesinin
liderlik kapasitesi üzerindeki sınırlayıcı etkilerini görünür kılması.
Bu yönüyle çalışma, liderliği sabit ve homojen bir olgu olarak ele alan
yaklaşımların ötesine geçerek, bağlama duyarlı, söylem merkezli ve eleştirel
bir liderlik okuması sunmaktadır.
GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışma, Ekrem İmamoğlu’nun basına verdiği mülakatta dile getirdiği
“aday olamazsam seçim meşru değildir” ifadesini Türkiye’deki siyasal ve
kurumsal bağlam çerçevesinde çözümlemeyi amaçlamıştır. Çalışmada, liderin
söylem stratejisi, meşruluk tartışmasının kişiselleştirilmesi, haklılık zemini,
sorumluluk yükleme ve kriz yönetimi kapasiteleri ele alınmıştır.
Genel Değerlendirme
Liderlik ve Kriz Yönetimi: İmamoğlu, baskı
altındaki liderlik sürecinde haklılık zemini güçlü olmasına karşın söylem
denetiminde kesimsel eksiklik göstermiştir. Kriz anında kullanılan dilin
duygusal ve kişiselleştirilmiş olması, liderlik kapasitesinin stratejik söylem
boyutunu sınırlamıştır.
Söylem Denetimi ve Stratejik İletişim: Söylem,
kamuoyuna, parti yönetimine ve siyasal rakiplere mesaj iletmeyi amaçlamakla
birlikte ton ve kişiselleştirme nedeniyle mesajın etkisi parçalanmıştır. Medya
yansımaları, söylemin çok katmanlı işlevini farklı biçimlerde yorumlamış ve
mesajın etki gücünü sınırlamıştır.
Meşruluk ve Haklılık Zemini: Meşruluk
tartışmasının doğrudan liderin varlığına bağlanması, kurumsal normların
görünürlüğünü gölgelemektedir. Haklılık zemini güçlü olmasına karşın, söylemin
kişiselleştirilmiş ve duygusal olması zeminin etkinliğini sınırlamaktadır.
Sorumluluk Yükleme ve Liderin Konumu: Söylem, farklı
muhataplara sorumluluk yüklerken lider kendisini demokratik meşruluğun güvencesi
ve kriz anında stratejik aktör olarak konumlandırmaktadır. Bu konum, mesajın
stratejik ve psikolojik etkisini artırmakta, ancak algı ve medya risklerini
beraberinde getirmektedir.
Sonuç
Çözümleme sonucunda elde edilen temel bulgular şunlardır:
Baskı altındaki liderlik, yalnızca
haklılık zemini ile değil, söylem denetimi ve stratejik iletişim kapasitesi ile
değerlendirilmektedir.
Kişiselleştirilmiş söylem hem stratejik üstünlük
hem de risk üretmektedir.
Medya ve kamuoyu yorumları mesajın
etkisini belirlemektedir.
Meşruluk tartışmasını kurumsal çerçevede
tutmak, demokratik süreçlerin görünürlüğü açısından önemlidir.
Sorumluluk yükleme, liderin merkezi
konumunu ve haklılık zemini üzerindeki etkisini güçlendirmektedir, ancak
söylemin stratejik denetimini sınırlayan riskleri de içermektedir.
Sonuç olarak, İmamoğlu örneği, baskı altındaki liderlerin hem haklılık
zeminini korumak hem demokratik meşruluğu savunmak hem de stratejik söylem
denetimini sağlamak durumunda olduğunu göstermektedir. Liderin söylemi,
siyasal, psikolojik ve kurumsal etkiler açısından çok katmanlı bir stratejik
araçtır. Başarısı denetim, ölçülülük ve medya ile kamuoyu algısının yönetimine
bağlıdır.
Kaynakça
Arendt, H. (1970). On Violence. New York: Harcourt, Brace & World.
Bass, B. M. (1990). Bass & Stogdill’s Handbook of Leadership: Theory,
Research, and Managerial Applications (3rd ed.). New York: Free Press.
Beetham, D. (1991). The Legitimation of Power. London: Macmillan.
Bennister, M., ’t Hart, P., & Worthy, B. (2017). The Leadership Capital
Index: A New Perspective on Political Leadership. Oxford: Oxford University
Press.
Burns, J. M. (1978). Leadership. New York: Harper & Row.
Charteris-Black, J. (2011). Politicians and Rhetoric: The Persuasive Power
of Metaphor (2nd ed.). London: Palgrave Macmillan.
Fairclough, N. (1995). Critical Discourse Analysis: The Critical Study of
Language. London: Longman.
Gramsci, A. (1971). Selections from the Prison Notebooks. (Q. Hoare &
G. Nowell Smith, Eds.). New York: International Publishers.
Habermas, J. (1996). Between Facts and Norms: Contributions to a Discourse
Theory of Law and Democracy. Cambridge, MA: MIT Press.
Levitsky, S., & Way, L. A. (2010). Competitive Authoritarianism: Hybrid
Regimes after the Cold War. Cambridge: Cambridge University Press.
Moffitt, B. (2016). The Global Rise of Populism: Performance, Political
Style, and Representation. Stanford: Stanford University Press.
Schedler, A. (2013). The Politics of Uncertainty: Sustaining and Subverting
Electoral Authoritarianism. Oxford: Oxford University Press.
Weber, M. (1978). Economy and Society. (G. Roth & C. Wittich, Eds.).
Berkeley: University of California Press.
Ek: Söylem ve Liderlik Değerlendirme Ölçütleri
Çerçevesinde Bulgular
Bu ekte, çalışmada kullanılan değerlendirme ölçütleri ile elde edilen
bulgular sistematik bir biçimde özetlenmektedir. Çizelge, söylemin liderlik
kapasitesi, meşruluk üretimi ve söylem denetimi açısından güçlü ve sınırlı
yönlerini bütüncül olarak göstermeyi amaçlamaktadır.
|
Çizelge Değerlendirme
Ölçütleri ve Bulguların Özeti |
|||
|
Değerlendirme
Ölçütü |
Çözümleme
Odağı |
Bulguların
Özeti |
Değerlendirme |
|
Liderlik ve kriz yönetimi |
Baskı altında liderlik
kapasitesi |
Söylem, güçlü bir haklılık
zeminine dayanmakla birlikte kriz anında söylem denetiminin kısmen
kaybedildiğini göstermektedir. |
Kriz yönetimi açısından
stratejik söylem kapasitesi sınırlı kalmıştır. |
|
Söylem denetimi |
Mesajın tonu ve çerçevesi |
Kullanılan dil,
kişiselleştirilmiş ve duygusal bir çerçeve üretmiş, bu durum mesajın farklı
biçimlerde yorumlanmasına yol açmıştır. |
Söylem denetimi, liderlik
kapasitesinin zayıf bir boyutu olarak ortaya çıkmaktadır. |
|
Meşruluğun çerçevelenmesi |
Kurumsal ve bireysel meşruluk |
Seçim meşruluğu, kurumsal
süreçlerden ziyade liderin adaylığına bağlanmıştır. |
Meşruluk tartışması
kişiselleşmiş, kurumsal görünürlük azalmıştır. |
|
Haklılık zemini |
Siyasal ve hukuksal bağlam |
Yargı süreçleri ve siyasal
baskı iddiaları, söylemin güçlü bir haklılık zeminine dayandığını
göstermektedir. |
Haklılık zemini güçlüdür; ancak
söylem tercihi bu zemini tam olarak güçlendirememiştir. |
|
Sorumluluk yükleme |
Muhatapların belirlenmesi |
Söylem, iktidara, parti
yönetimine ve kamuoyuna farklı sorumluluklar yüklemektedir. |
Sorumluluk dağılımı nettir;
ancak merkezi rol liderin kendisinde toplanmaktadır. |
|
Rol ve sıfat konumlandırması |
Kurumsal nitelik–söylemsel rol
ilişkisi |
Lider, belediye başkanlığı
sıfatının ötesinde, ulusal düzeyde meşruluk üreten bir aktör olarak
konumlanmaktadır. |
Kurumsal sıfat ile söylemsel
rol arasındaki gerilim belirgindir. |
|
Medya ve algı yönetimi |
Söylemin dolaşımı |
Medya yansımaları, söylemin
farklı siyasal konumlarca farklı biçimlerde çerçevelendiğini göstermektedir. |
Söylemin algısal etkisi
parçalanmış ve denetimi sınırlı kalmıştır. |
|
Demokratik meşruluk savunusu |
Normatif çerçeve |
Söylem, demokratik sürecin
zarar gördüğü savını içermektedir. |
Savunma niyeti mevcut olmakla
birlikte, ifade biçimi tartışmayı bireyselleştirmiştir. |
Not: Bu çizelge, çalışmada kullanılan değerlendirme ölçütleri ile elde
edilen bulgular arasındaki ilişkiyi açık ve sistemli biçimde sunmak amacıyla
hazırlanmıştır.
[1] Burada ‘16 milyon’
vurgusu, niceliksel bir temsil savından çok, plebisiter bir meşruluk söylemi
olarak işlev görmektedir. Bu tür söylem, hukuksal statüden çok seçmen iradesini
meşruluğun temel kaynağı olarak konumlandırır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder