ABD’nin Nicolas Maduro’ya Yönelttiği
Suçlamaların Hukuksal Niteliği ve Geçerliliği
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Öz
Bu çalışma,
ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro hakkında 2020 yılında
açıkladığı iddianamenin, uluslararası hukuk bakımından taşıdığı hukuksal ve
kuramsal sonuçları incelemektedir. ABD, söz konusu süreçte Maduro’yu klasik bir
siyasal aktör olarak değil, uluslararası uyuşturucu ticareti ve narko-terörizm etkinlikleriyle
bağlantılı bir suç ağının lideri olarak konumlandırmıştır. Bu yaklaşım,
görevdeki bir devlet başkanının yabancı bir devletin ulusal ceza yargısı önüne
çıkarılmak istenmesi bakımından uluslararası hukukun temel ilkeleriyle doğrudan
çatışmaktadır. Çalışmada, ABD’nin ileri sürdüğü suçlamalar ABD iç hukuku,
uluslararası ceza hukuku, devlet başkanı dokunulmazlığı ve egemenlik ilkesi
çerçevesinde çözümlenmiştir. Ayrıca koruyucu yargı yetkisi, ülke dışı yargılama
ve siyasal tanıma savları karşı görüş olarak ele alınmış, Noriega, Pinochet ve Milosevic
davalarıyla yapılan karşılaştırmalı inceleme yoluyla Maduro dosyasının neden olağan
dışı ve benzersiz bir nitelik taşıdığı ortaya konulmuştur. İnceleme sonucunda,
uyuşturucu kaçakçılığı ve narko-terörizm suçlarının jus cogens
kapsamında değerlendirilmediği ve bu nedenle görevdeki bir devlet başkanının
kişisel dokunulmazlığını ortadan kaldırmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma,
Maduro dosyasının hukuksal bir ceza davasından çok, ulusal ceza hukukunun
küresel ölçekte uygulanması yoluyla uluslararası hukukun sınırlarının
zorlandığı siyasal bir güç uygulaması yansıttığını savunmaktadır.
Anahtar
Kelimeler: Nicolas
Maduro, narko-terörizm, devlet başkanı dokunulmazlığı, egemenlik, evrensel
yargı yetkisi, jus cogens, uluslararası ceza hukuku
Abstract
This study examines the legal and theoretical
implications of the criminal indictment announced by the United States in 2020
against Nicolas Maduro, the sitting President of Venezuela, from the
perspective of international law. In this process, the United States has framed
Maduro not as a conventional political actor, but as the leader of a
transnational criminal network allegedly involved in drug trafficking and
narco-terrorism. Such an approach directly challenges fundamental principles of
international law, particularly with regard to the criminal jurisdiction over a
sitting head of state by a foreign national court. The study analyses the
charges brought against Maduro within the framework of U.S. domestic law,
international criminal law, head of state immunity, and the principle of state
sovereignty. It also critically examines the U.S. arguments based on protective
jurisdiction, extraterritorial jurisdiction, and political recognition, and
conducts a comparative analysis with the cases of Noriega, Pinochet, and Milosevic.
Through this comparison, the study demonstrates why the Maduro case constitutes
an exceptional and unprecedented situation in international law. The analysis concludes that drug trafficking
and narco-terrorism do not fall within the scope of jus cogens norms and
therefore do not justify the removal of personal immunity of a sitting head of
state. Accordingly, the study argues that the Maduro case should be understood
not as a purely legal prosecution, but as a political exercise that stretches
the boundaries of international law through the global application of national
criminal law.
Keywords: Nicolas
Maduro, narco-terrorism, head of state immunity, sovereignty, universal
jurisdiction, jus cogens, international criminal law
GİRİŞ
ABD’nin
Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro hakkında 2020 yılında açıkladığı iddianame,
çağdaş uluslararası hukukun en tartışmalı ve duyarlı alanlarından birine değinmektedir:
görevdeki bir devlet başkanının, yabancı bir devletin ulusal ceza yargısı
tarafından ağır ceza suçlarıyla suçlanması. Bu durum, yalnızca bireysel ceza
sorumluluğu sorunu değil, aynı zamanda devlet egemenliği, devlet başkanı
dokunulmazlığı ve uluslararası hukukun güç karşısındaki direncini doğrudan
gündeme getirmektedir.
ABD, bu
süreçte Nicolas Maduro’yu klasik anlamda bir siyasal aktör veya tartışmalı bir
rejimin temsilcisi olarak değil, uluslararası örgütlü suç ağlarının merkezinde
yer alan bir “narko-terörist yapı”nın lideri olarak konumlandırmıştır. Bu
nitelendirme, Venezuela devlet aygıtının tamamını cezai bir çerçeveye oturtan
ve devleti uluslararası hukukun öznesi olmaktan çıkarıp ulusal ceza hukukunun
nesnesi durumuna getiren köktenci bir yaklaşımı yansıtmaktadır.
Söz konusu iddianame,
ABD’nin uyuşturucu ve terörle mücadele mevzuatını ülke sınırlarının ötesine
taşıyarak eylemli bir evrensel yargı yetkisi kurup kuramayacağı sorusunu da
beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda sorun, yalnızca Maduro’nun bireysel
sorumluluğuna indirgenemeyecek ölçüde, uluslararası ceza hukukunun sınırları
ile ulusal ceza hukukunun küreselleşmesi arasındaki gerilimi görünür
kılmaktadır.
Bu çalışma,
ABD’nin Nicolas Maduro’ya yönelttiği suçlamaları ABD iç hukuku, uluslararası
ceza hukuku, devlet başkanı dokunulmazlığı (“ratione personae” ve” ratione
materiae”) ve egemenlik ilkesi çerçevesinde bütüncül bir yaklaşımla
incelemeyi amaçlamaktadır. İncelemede ayrıca, ABD’nin ileri sürdüğü hukuksal savlar
karşı görüş olarak ele alınmakta ve Noriega, Pinochet ve Milosevic davalarıyla
yapılan karşılaştırmalı çözümleme yoluyla Maduro dosyasının neden olağan dışı
bir nitelik taşıdığı ortaya konulmaktadır.
Bu çerçevede
çalışma, Maduro dosyasını yalnızca güncel bir ceza soruşturması olarak değil,
uluslararası hukukun, güçlü devletlerin tek taraflı uygulamaları karşısında ne
ölçüde korunabildiğini sınayan yapısal bir kırılma noktası olarak
değerlendirmektedir.
Amaç ve
Hedefler
Bu
çalışmanın temel amacı, ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya
yönelik suçlamaları, salt ulusal ceza hukuku bakış açısıyla değil, uluslararası
hukukun kurucu ilkeleri, devlet egemenliği anlayışı ve dokunulmazlık rejimi
bağlamında eleştirel bir çözümlemeden geçirmektir. Çalışma, söz konusu iddianamenin
hukuksal meşruluğunu sorgularken, aynı zamanda ulusal ceza hukukunun sınır aşan
biçimde uygulanmasının uluslararası hukuk düzeni üzerindeki etkilerini ortaya
koymayı hedeflemektedir.
Bu genel
amaç doğrultusunda çalışmanın özel hedefleri şu şekilde belirlenmiştir:
ABD’nin Nicolas Maduro’ya yönelttiği
suçlamaların, ABD iç hukuku bakımından dayandığı normatif temelleri ortaya
koymak ve bu temellerin uluslararası hukukla uyumunu değerlendirmek,
Görevdeki bir devlet başkanının yabancı bir devlet tarafından
yargılanabilirliğini, kişisel ve işlevsel dokunulmazlık kavramları çerçevesinde
incelemek,
Uyuşturucu kaçakçılığı ve narko-terörizm suçlarının, evrensel
yargı yetkisi veya jus cogens kapsamına girip girmediğini tartışmak,
ABD’nin ileri sürdüğü koruyucu yargı yetkisi, ülke dışı
yargılama ve siyasal tanıma savlarını karşı görüş olarak ele alarak hukuksal
tutarlılıklarını sorgulamak,
Noriega, Pinochet ve Milosevic davalarıyla yapılan karşılaştırmalı
çözümleme aracılığıyla, Maduro dosyasının neden olağan dışı ve benzersiz bir
nitelik taşıdığını ortaya koymak,
Son olarak, bu davanın genelleşmesi durumunda uluslararası
hukuk düzeni, devlet egemenliği ve dokunulmazlık rejimi üzerinde doğurabileceği
yapısal sonuçları değerlendirmek.
Bu hedefler
doğrultusunda çalışma, Maduro dosyasını bireysel bir ceza soruşturması olarak
değil, uluslararası hukukun güç karşısındaki dayanıklılığını sınayan bir örnek
olay olarak ele almakta ve normatif bir değerlendirme sunmayı amaçlamaktadır.
Araştırma
Soruları
Bu çalışma,
ABD’nin Nicolas Maduro’ya yönelik suçlamalarını ve bu suçlamaların uluslararası
hukuk düzeni üzerindeki etkilerini çözümlerken aşağıdaki temel araştırma
sorularına yanıt aramaktadır:
ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelttiği
suçlamalar, ABD iç hukuku bakımından hangi normatif temellere dayanmaktadır ve
bu temeller uluslararası hukukla ne ölçüde uyumludur?
Görevdeki bir devlet başkanının, yabancı bir devletin ulusal
ceza mahkemeleri önünde yargılanması, uluslararası teamül hukuku ve
Uluslararası Adalet Divanı içtihadı ışığında hukuksal olarak olanaklı mıdır?
Uyuşturucu kaçakçılığı ve narko-terörizm suçları, kişisel
veya işlevsel dokunulmazlığı ortadan kaldırabilecek nitelikte, jus cogens
ya da evrensel yargı yetkisi kapsamına giren suçlar olarak değerlendirilebilir
mi?
ABD’nin ileri sürdüğü koruyucu yargı yetkisi, ülke dışı
yargılama (extraterritorial jurisdiction) ve siyasal tanıma savları,
uluslararası hukuk açısından meşru ve sürdürülebilir midir?
Noriega, Pinochet ve Milosevic davalarıyla yapılan karşılaştırmalı
çözümleme, Maduro dosyasının örnek oluşturup oluşturmadığı konusunda ne tür
sonuçlar ortaya koymaktadır?
ABD’nin bu davadaki yaklaşımı, uluslararası ceza hukuku ile
ulusal ceza hukukunun sınırları arasındaki ilişkiyi nasıl etkilemektedir?
Bu yaklaşımın genelleşmesi durumunda uluslararası hukuk
düzeni bakımından ne tür yapısal sonuçlar doğabilecektir?
Bu araştırma
soruları aracılığıyla çalışma, Maduro dosyasını yalnızca somut bir dava olarak
değil, uluslararası hukukun normatif bütünlüğünü ve egemenlik ilkesini sınayan
bir örnek olay olarak ele almayı amaçlamaktadır.
YÖNTEM
Bu çalışma,
nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde yürütülmüş olup, normatif hukuk çözümlemesi,
öğretisel inceleme ve karşılaştırmalı yöntem birlikte kullanılarak
yapılandırılmıştır. Araştırmanın yöntemi, Maduro dosyasının yalnızca pozitif
hukuk kurallarıyla açıklanamayacak ölçüde siyasal ve yapısal sonuçlar doğurması
nedeniyle, klasik betimleyici çözümlemelerle sınırlı tutulmamış ve uluslararası
hukukun temel ilkeleri ışığında eleştirel bir değerlendirme benimsenmiştir.
İlk aşamada,
ABD’nin Nicolas Maduro’ya yönelttiği suçlamalar, ilgili ABD iç hukuk normları
(özellikle uyuşturucu, terör ve örgütlü suçlarla mücadele mevzuatı)
çerçevesinde incelenmiş ve bu normların ülke dışı uygulanabilirliğine ilişkin savlar
ortaya konulmuştur. Bu inceleme, ABD’nin kendi iç hukukunu hangi hukuksal
gerekçelerle sınır ötesine taşıdığını anlamayı amaçlamaktadır.
İkinci
aşamada, söz konusu suçlamalar uluslararası hukuk normları bakımından
değerlendirilmiştir. Bu kapsamda uluslararası teamül hukuku, Uluslararası
Adalet Divanı içtihadı ve ilgili Birleşmiş Milletler sözleşmeleri esas alınmış
ve özellikle devlet başkanı dokunulmazlığı (ratione personae ve ratione
materiae), egemenlik ilkesi ve evrensel yargı yetkisi kavramları normatif çözümleme
yöntemiyle ele alınmıştır.
Üçüncü
aşamada, çalışmada bilinçli bir şekilde karşı görüş (counter-argument)
yöntemi kullanılmıştır. ABD’nin ileri sürdüğü koruyucu yargı yetkisi, ülke dışı
yargılama ve siyasal tanıma savları, en güçlü şekilleriyle ortaya konulmuş ve
ardından bu savlar uluslararası hukukun yerleşik ilkeleri ışığında sistemli
olarak değerlendirilmiş ve eleştirilmiştir. Bu yöntem, çalışmanın tek taraflı
bir eleştiri olmaktan çıkmasını ve akademik dengeyi sağlamasını amaçlamaktadır.
Dördüncü
aşamada ise karşılaştırmalı yöntem uygulanmıştır. Noriega, Pinochet ve Milosevic
davaları, statü, yargı yetkisi ve suç türleri bakımından incelenerek Maduro
dosyasıyla karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırma yoluyla, Maduro dosyasının
mevcut örneklerden hangi yönleriyle ayrıldığı ve neden olağan dışı bir nitelik
taşıdığı ortaya konulmuştur.
Son olarak,
elde edilen bulgular bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmiş ve ulusal ceza
hukukunun küresel ölçekte uygulanmasının uluslararası hukuk düzeni üzerindeki
etkileri normatif sonuçlar bağlamında çözümlenmiştir. Bu yöntemsel çerçeve
sayesinde çalışma, betimleyici olmanın ötesine geçerek çözümleyici, eleştirel
ve normatif bir katkı sunmayı hedeflemektedir.
KURAMSAL
VE HUKUKSAL ÇERÇEVE
Bu
çalışmanın kuramsal ve hukuksal çerçevesi, klasik egemenlik anlayışı, devlet
başkanı dokunulmazlığı rejimi ve uluslararası ceza yargı yetkisinin sınırları
üzerine kurulmuştur. Maduro dosyası, bu üç temel kavramın kesişim noktasında
yer almakta ve uluslararası hukukun normatif bütünlüğünü sınayan bir örnek oluşturmaktadır.
Devlet
Egemenliği İlkesi
Devlet
egemenliği, uluslararası hukukun kurucu ilkelerinden biridir ve Birleşmiş
Milletler Şartı’nın 2/1 maddesinde açıkça ifade edilen egemen eşitlik ilkesine
dayanır. Bu ilke uyarınca her devlet, kendi ülkesinde ve yetki alanında “münhasır”
yargı yetkisine sahiptir. Yabancı bir devletin ulusal ceza hukukunu başka bir
devletin topraklarında veya yetkisi altındaki kişiler üzerinde tek taraflı
biçimde uygulaması, egemenlik ilkesinin olağan dışı durumları dışında
uluslararası hukuka aykırılık teşkil eder. Maduro dosyasında ABD, Venezuela’nın
egemenlik alanı içinde gerçekleştiği ileri sürülen eylemler bakımından yargı
yetkisi kurmaya çalışmakta ve bu durum egemenliğin hukuksal alanda
aşındırılması riskini doğurmaktadır.
Devlet
Başkanı Dokunulmazlığı
Uluslararası
hukukta devlet başkanı dokunulmazlığı, kişisel dokunulmazlık (ratione
personae) ve işlevsel dokunulmazlık (ratione materiae) olmak üzere
ikiye ayrılmaktadır. Görevdeki devlet başkanları, isnat edilen eylemlerin
niteliğinden bağımsız olarak, yabancı devletlerin ceza yargısından mutlak
biçimde bağışıktır. Bu ilke, Uluslararası Adalet Divanı’nın “Arrest Warrant”
[1]
(2002) kararında açıkça doğrulanmıştır. İşlevsel dokunulmazlık ise, devlet
görevi kapsamında gerçekleştirilen eylemler bakımından görev sona erdikten
sonra da devam eder. Bu bağlamda, bir devlet başkanının eylemlerinin “resmi
görev kapsamında” olup olmadığına ilişkin değerlendirme tek taraflı ve siyasal
nitelikte yapılamaz. Uluslararası Adalet Divanı, görevdeki devlet başkanlarının
kişisel dokunulmazlığa sahip olduğunu ve bu dokunulmazlığın yüklenen eylemlerin
niteliğinden bağımsız olarak yabancı devletlerin ceza yargısını engellediğini
açıkça ortaya koymuştur (ICJ, Arrest Warrant of 11 April 2000, Judgment, 2002).
Uluslararası
Ceza Yargı Yetkisinin Sınırları
Uluslararası
hukukta ceza yargı yetkisi esasen ülkesellik, şahsilik, koruyucu ilke ve
evrensel yargı yetkisi gibi sınırlı bağlantı noktalarına dayanır. Evrensel
yargı yetkisi, yalnızca soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve
korsanlık gibi ağır uluslararası suçlar bakımından kabul edilmektedir. Uyuşturucu
kaçakçılığı ve narko-terörizm, her ne kadar uluslararası toplum açısından ciddi
tehditler oluştursa da mevcut uluslararası hukuk düzeninde jus cogens niteliği
taşımamakta ve evrensel yargı yetkisi kapsamına açıkça alınmamaktadır. Bu
nedenle bu suçlar bakımından ulusal mahkemelerin tek taraflı biçimde küresel
yargı yetkisi tesis etmesi, normatif bir boşluk yaratmaktadır.
Emredici
Kurallar (Jus Cogens) Kavramı
Jus
cogens yani emredici
normlar uluslararası hukukun bütün devletler için bağlayıcı, kendisinden
sapmaya izin verilmeyen ve ancak aynı nitelikte yeni bir normla
değiştirilebilen kurallarını ifade eder. Bu kavram, 1969 tarihli Viyana Antlaşmalar
Hukuku Sözleşmesi’nin 53. maddesinde tanımlanmış olup, jus cogens
normlarına aykırı antlaşmaların baştan itibaren hükümsüz olduğu kabul
edilmektedir. Öğretide ve uluslararası yargı içtihatlarında jus cogens
normları arasında, soykırım yasağı, işkence yasağı, kölelik yasağı, saldırı
suçu ve insanlığa karşı suçlar gibi eylemler sayılmaktadır. Bu suçların ortak
özelliği, yalnızca bireysel veya ikili devlet çıkarlarını değil, uluslararası
toplumun tamamını ilgilendiren temel değerleri çiğnemektedir. Jus cogens
normlarının çiğnenmesi söz konusu olduğunda, klasik dokunulmazlık ve yargı
yetkisi sınırlamaları önemli ölçüde daralmakta ve uluslararası ceza mahkemeleri
veya sınırlı ölçüde ulusal mahkemeler bakımından evrensel yargı yetkisi
tartışması gündeme gelebilmektedir. Pinochet davası bu yaklaşımın en bilinen
örneklerinden biridir. Uyuşturucu kaçakçılığı ve narko-terörizm, her ne kadar
uluslararası toplum açısından ciddi tehditler oluştursa da mevcut uluslararası
hukuk düzeninde jus cogens niteliği taşımamakta ve evrensel yargı
yetkisi kapsamına açıkça alınmamaktadır. Bu nedenle bu suçlar bakımından ulusal
mahkemelerin tek taraflı biçimde küresel yargı yetkisi oluşturması, normatif
bir boşluk yaratmaktadır. Jus cogens normları, uluslararası toplumun
tamamını ilgilendiren ve kendisinden sapmaya izin verilmeyen emredici kurallar olup,
bu normların ihlali hâlinde klasik dokunulmazlık rejimleri istisnai olarak
daralabilmektedir (Vienna Convention on the Law of Treaties, Art. 53).
Ulusal
Ceza Hukukunun Küreselleşmesi Sorunu
Maduro
dosyası, ulusal ceza hukukunun sınır aşan biçimde uygulanması eğilimini görünür
kılmaktadır. Bu eğilim, çok taraflı sözleşmelerle kurulan uluslararası ceza iş
birliği mekanizmalarının devre dışı bırakılması ve ulusal mahkemelerin eylemli
uluslararası mahkemeler gibi hareket etmesi sonucunu doğurmaktadır. Kuramsal
açıdan bu durum, hukukun evrenselleşmesi değil, gücün hukuksallaştırılması
olarak değerlendirilmektedir. Zira yargı yetkisinin kapsamı, ortak normlarla
değil, devletlerin eylemli güç kapasitesiyle belirlenmektedir.
Değerlendirilecek
olura, bu kuramsal ve hukuksal çerçeve, Maduro dosyasının neden yalnızca bir
ceza davası olarak ele alınamayacağını ortaya koymaktadır. Dosya, devlet
egemenliği, dokunulmazlık rejimi ve uluslararası ceza hukukunun sınırları
bakımından mevcut dengeleri zorlamakta ve uluslararası hukukun normatif
yapısında kalıcı etkiler doğurma olasılığı taşımaktadır.
MADURO’YA
YÖNELTİLEN SUÇLAMALAR
ABD
tarafından Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yöneltilen suçlar ile bu
suçların ABD yasaları ve uluslararası normlar karşılığındaki konumu aşağıda
Çizelge 1’de özetlemiştir.
|
Çizelge 1: ABD
Tarafından Maduro’ya Yöneltilen Suçlamalar |
||
|
SUÇLAMALAR |
ABD
MEVZUATINDAKİ YERİ |
ULUSLARARASI
HUKUK |
|
1) Narko-terörizm Komplosu |
• 21 U.S.C. § 960a (Narco-Terrorism
Statute): Terör örgütleriyle bağlantılı uyuşturucu ticareti |
• 1988 BM Uyuşturucu Maddelerin Yasadışı
Ticareti Sözleşmesi |
|
2) Kokain İthalatı Komplosu |
• 21 U.S.C. § 959: ABD’ye yönelik
uyuşturucu üretimi ve dağıtımı |
• 1988 BM Uyuşturucu Sözleşmesi |
|
3) Silah ve Yıkıcı Cihazlar Suçlamaları |
• 18 U.S.C. § 924(c): Şiddet ve
uyuşturucu suçlarıyla bağlantılı silah kullanımı |
• BM Ateşli Silahlar Protokolü |
|
4) Yolsuzluk ve Gayrimeşru Yönetim |
• 18 U.S.C. §§ 1956–1957: Kara para
aklama |
• BM Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi (UNCAC)
|
|
5) Narko-teröristler ile İş Birliği |
• 21 U.S.C. § 960a |
• Terörün finansmanının önlenmesine ilişkin BM
Sözleşmesi (1999) |
ABD’NİN
HUKUKSAL ÇERÇEVESİ: NARKO-DEVLET KURMA
Narko-Terörizm
Kavramının Hukuksal İşlevi
ABD
mevzuatında yer alan 21 U.S.C. § 960a, terör örgütleriyle bağlantılı uyuşturucu
ticaretini klasik uyuşturucu suçlarından ayırarak ağırlaştırılmış bir
kategoriye sokar. Maduro’ya yöneltilen suçlamaların merkezinde bu norm
bulunmaktadır. ABD savcılığı, Venezuela devlet aygıtını uyuşturucu üretimini ve
sevkiyatını koruyan, silahlı gruplarla iş birliği yapan ve gelirlerini ABD’ye
zarar vermek amacıyla kullanan bir “suç örgütü” olarak yeniden tanımlamaktadır.
Bu yaklaşım, devleti özne olmaktan çıkarıp ceza hukukunun nesnesi durumuna
getirmektedir. Uyuşturucu kaçakçılığı ve narko-terörizm, her ne kadar ağır
uluslararası suçlar olarak kabul edilse de mevcut uluslararası hukuk düzeninde
jus cogens normları arasında sayılmamaktadır (Cassese, International Law, s.
203–205).
ULUSLARARASI
HUKUKTA DEVLET BAŞKANININ DOKUNULMAZLIĞI
Kişisel (Ratione
Personae) Dokunulmazlık
Uluslararası
‘teamül’ hukukuna göre görevdeki devlet başkanları yabancı devletlerin ceza
yargısından bağışıktır. Bu dokunulmazlık mutlak ve geçicidir. Uluslararası
Adalet Divanı (Arrest Warrant, 2002) kararı bu ilkeyi açıkça doğrulamıştır.
ABD’nin Maduro’ya yönelttiği iddianame bu ilkeyle doğrudan çatışmaktadır.
ABD’nin
Karşı Savı
ABD,
Maduro’nun meşru devlet başkanı olmadığını, bir suç örgütünün lideri gibi
davrandığını ve eylemlerinin resmi görev kapsamında sayılamayacağını ileri
sürerek dokunulmazlığı tanımamaktadır. Bu, uluslararası hukukun tek taraflı
yeniden yorumlanmasıdır.
EVRENSEL
YARGI YETKİSİ TARTIŞMASI
Uyuşturucu
ve Terör Suçları Evrensel midir?
Uluslararası
hukukta evrensel yargı yetkisi geleneksel olarak soykırım, insanlığa karşı
suçlar, savaş suçları ve korsanlık ile sınırlıdır. Uyuşturucu kaçakçılığı ve
narko-terörizm bu listede açıkça yer almamaktadır.
ABD’nin
Genişletici Yorumu
ABD, şu savı
benimsemektedir: “ABD’ye yönelik sistemli ve büyük ölçekli uyuşturucu
sevkiyatı, uluslararası barış ve güvenliğe tehdittir.” Bu yaklaşım, evrensel
yargı yetkisi yaratma girişimi olarak değerlendirilmektedir.
DEVLET
SORUMLULUĞU MU, BİREYSEL CEZA SORUMLULUĞU MU?
Uluslararası
hukukta yerleşik duruma gelen temel ayrıma göre devlet sorumlu ise yaptırımlar
ve karşı önlemler uygulanabilir. Bireysel ceza sorumluluğu söz konusu ise uluslararası
ceza mahkemeleri yetkilidir. ABD ise bu ayrımı bulanıklaştırarak Devlet
politikasını bireysel suç isnadına dönüştürmektedir. Bu, klasik uluslararası
hukuk mimarisine aykırıdır.
BM
SÖZLEŞMELERİ VE ABD’NİN SEÇİCİ YAKLAŞIMI
1988 BM
Uyuşturucu Sözleşmesi
Bu sözleşme Devletler
arası iş birliğini, iade ve adli yardımı öngörür, ancak tek taraflı ceza
kovuşturmasını uygun görmez.
ABD’nin
Sapması
ABD, çok
taraflı mekanizmalar yerine ulusal mahkemelerini, tek taraflı yaptırımları ve kırmızı
bülten ve ödül sistemlerini kullanmaktadır.
SİYASAL
GERÇEKLİK: HUKUK MU, GÜÇ MÜ?
Maduro
dosyası, hukuksal olmaktan çok rejim değişikliği stratejisinin, ekonomik
yaptırımların ve jeopolitik baskının bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Hukuk
burada araçsallaştırılmıştır.
ULUSLARARASI
HUKUKUN AŞINMASI
ABD’nin
Maduro’ya yönelik suçlamaları uluslararası hukukun temel ilkelerini zorlamakta,
dokunulmazlık rejimini delmekte ve güçlü devletlerin hukuku yeniden yazma
kapasitesini göstermektedir. Bu dava, yalnızca Maduro’nun değil, uluslararası
hukukun geleceğinin de yargılandığı bir örnektir. Bu yaklaşım genelleşirse hiçbir
devlet başkanı güvende olmayacak, egemenlik ilkesi simgesel duruma gelecek ve uluslararası
hukuk, güçlülerin ceza hukukuna dönüşecektir. Bu nedenle Maduro dosyası, hukuksal
bir dava değil, küresel güç ve hukuk ilişkisinin çıplak bir görünümüdür.
ABD’NİN
KARŞI SAVI VE SİSTEMLİ ÇÜRÜTME
ABD’nin Hukuksal
Savunmasının En Güçlü Durumu
ABD,
Maduro’ya yönelik ceza kovuşturmasını meşrulaştırmak için birbirini tamamlayan
dört temel hukuksal sava dayanmaktadır:
Koruyucu
(Protective) Yargı Yetkisi: ABD’ye göre, Venezuela kaynaklı ve devlet destekli olduğu ileri sürülen
büyük ölçekli uyuşturucu sevkiyatı, ABD toplum sağlığını, kamu düzenini ve
ulusal güvenliğini doğrudan tehdit etmektedir. Bu nedenle ABD, eylemler kendi
toprakları dışında işlenmiş olsa dahi, koruyucu yargı yetkisini
kullanabileceğini savunmaktadır.
Ülke
Dışında İşlenen Eylemlerin ABD’ye Yönelmesi (Extraterritorial Jurisdiction): ABD hukuku, ABD’ye yönelik
uyuşturucu ithalatı ve terör bağlantılı etkinliklerde, eylemin işlendiği yerden
bağımsız olarak yargı yetkisi oluşturabileceğini kabul etmektedir. Maduro’ya yüklenen
eylemlerin hedefinin ABD olması bu yetkinin dayanağı olarak sunulmaktadır. ABD’nin
uyuşturucu ile mücadele mevzuatını ülke sınırları dışında uygulama yönündeki
yaklaşımı, çok taraflı sözleşmelerle öngörülen iş birliği ve karşılıklı adli yardım
mekanizmalarının yerini tek taraflı ceza kovuşturmasına bırakması bakımından
tartışmalıdır (UN Convention against Illicit Traffic in Narcotic Drugs, 1988).
Resmi
Görev Kapsamı Dışında Eylemler İddiası: ABD, uyuşturucu ticareti, silahlı örgütlerle iş birliği ve
kara para aklamanın devlet başkanının meşru görevleri kapsamında
değerlendirilemeyeceğini ve dolayısıyla işlevsel dokunulmazlık (ratione
materiae) korumasından yararlanamayacağını ileri sürmektedir.
Siyasal
Tanıma Savı: ABD
ayrıca Nicolas Maduro’yu Venezuela’nın meşru devlet başkanı olarak
tanımadığını, bu nedenle kendisine devlet başkanlarına özgü kişisel
dokunulmazlığın (ratione personae) uygulanamayacağını savunmaktadır.
Karşı Savların
Hukuksal Açıdan Çürütülmesi
Koruyucu
Yargı Yetkisinin Sınırları: Koruyucu yargı yetkisi, uluslararası hukukta olağan dışı bir ilkedir ve
dar yorumlanması gerekir. Bu ilke, devletlere evrensel ceza yargısı tanımaz.
ABD’nin uyuşturucu suçlarını bu kapsamda değerlendirmesi, koruyucu yetkiyi eylemen
evrensel yetkiye dönüştürmektedir ki bu, uluslararası teamül hukukuyla
bağdaşmamaktadır.
Extraterritorial
Yetkinin Çok Taraflı Sözleşmelerle Sınırlandırılması: Uyuşturucu ile mücadele alanında
geçerli olan 1988 BM Uyuşturucu Sözleşmesi, tek taraflı ceza kovuşturması değil,
devletler arası iş birliği, iade ve karşılıklı adli yardımı esas alır. ABD’nin
ulusal mahkemelerini tek yetkili merci gibi kullanması sözleşmenin ruhuna
aykırıdır.
Kişisel
Dokunulmazlığın Mutlak Niteliği: Görevdeki bir devlet başkanının kişisel dokunulmazlığı, yüklenen
eylemlerin niteliğinden bağımsızdır. UAD’nin Arrest Warrant (2002) kararı bu
ilkeyi açıkça doğrulamıştır. Uyuşturucu ve terör suçları, uluslararası hukukta
kişisel dokunulmazlığı kaldıran jus cogens suçlar arasında yer
almamaktadır.
Siyasal
Tanımanın Hukuksal Sonuç Doğurmaması: Bir devletin başka bir devlet başkanını tanımaması,
uluslararası hukuk bakımından dokunulmazlık rejimini ortadan kaldırmaz. Tanıma
siyasal bir işlemdir ve ceza yargısı yetkisi doğurmaz. Aksi yaklaşım,
dokunulmazlığı güçlü devletlerin keyfi takdirine terk etmek anlamına gelir.
Bu bağlamda,
ABD’nin ileri sürdüğü savunmalar, ilk bakışta ulusal hukuk açısından tutarlı
görünse de uluslararası hukuk düzleminde normatif bir temel oluşturmamaktadır.
Bu savlar kabul edildiği takdirde, devlet başkanı dokunulmazlığı eylemen
işlevsiz kılınacak ve uluslararası ceza hukuku, ulusal mahkemelerin yarışma
alanına dönüşecektir.
KARŞILAŞTIRMALI
DAVA ÇÖZÜMLEMESİ: NORIEGA – PINOCHET – MİLOSEVİC – MADURO
Bu bölümde,
uluslararası hukukta sıkça atıf yapılan üç yüksek profilli dava ile Nicolas
Maduro dosyası karşılaştırılmakta VE benzerlikler ve özellikle kritik
farklılıklar ortaya konulmaktadır. Amaç, Maduro dosyasının neden hukuksal
açıdan olağan dışı ve tehlikeli bir örnek oluşturduğunu somut biçimde
göstermektir.
Manuel Noriega
(Panama)
Statü:
Görevden düşmüş (ABD müdahalesi sonrası)
Yargılayan:
ABD Federal Mahkemeleri
Suçlamalar:
Uyuşturucu kaçakçılığı, kara para aklama
Noriega
davası, ABD tarafından sıkça Maduro dosyasına örnek olarak gösterilmektedir.
Ancak bu karşılaştırma hukuksal açıdan sorunludur. Noriega, ABD’nin Panama’yı askeri
müdahale ile işgal etmesinin ardından eylemli olarak iktidardan uzaklaştırılmış
ve Panama devleti egemenlik kapasitesini kaybetmiş durumdaydı. Bu bağlamda
Noriega, uluslararası hukuk bakımından görevdeki bir devlet başkanı statüsünde
değildi. Dolayısıyla Noriega davası, egemen bir devletin görevdeki liderinin
yabancı bir devlet tarafından yargılanmasına örnek oluşturmaz.
Augusto
Pinochet (Şili)
Statü: Görev
dışı (eski devlet başkanı)
Yargılayan:
Birleşik Krallık (iade süreci)
Suçlamalar:
İşkence, zorla kaybetme (jus cogens suçlar)
Pinochet
davası, evrensel yargı yetkisi tartışmalarının merkezinde yer alır. Ancak bu
davada belirleyici olan iki özellik bulunmaktadır. Pinochet görevde değildir. Yüklenen
suçlar, işkence gibi jus cogens niteliği taşıyan ağır uluslararası
suçlardır. Uyuşturucu kaçakçılığı ve narko-terörizm, uluslararası hukukta bu
kategoride yer almadığından Pinochet davasının Maduro dosyasına doğrudan örnek
gösterilmesi olanaklı değildir. Pinochet davasında evrensel yargı yetkisinin
tartışılabilmesi, sanığın görev dışı olması ve yüklenen suçların jus cogens
niteliği taşımasıyla doğrudan bağlantılıdır ve bu koşullar Maduro dosyasında
mevcut değildir (Akande, “Immunities of State Officials”, AJIL, 2007).
Slobodan Milosevic
(Sırbistan)
Statü: Görev
dışı
Yargılayan:
Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY)
Suçlamalar:
Soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları
Milosevic
davası, devlet başkanlarının yargılanabilirliğine ilişkin en önemli örneklerden
biridir. Ancak burada yargı yetkisi bir uluslararası ceza mahkemesine aittir, BM
Güvenlik Konseyi yetkisine dayanmaktadır ve ulusal değil çok taraflı bir
mekanizma tarafından işletilmiştir. Bu yönüyle Milosevic davası, devlet başkanı
dokunulmazlığının uluslararası mahkemeler önünde kaldırılabileceğini
göstermekte, ancak ulusal mahkemelerin bu yetkiye sahip olduğunu doğrulamamaktadır.
Nicolas
Maduro (Venezuela)
Statü:
Görevdeki devlet başkanı
Yargılayan:
ABD ulusal mahkemeleri
Suçlamalar:
Narko-terörizm, uyuşturucu ithalatı komplosu, silahlı örgütlerle iş birliği
Maduro
dosyası, yukarıdaki örneklerden köklü biçimde ayrılmaktadır. İlk kez görevdeki
bir devlet başkanı, jus cogens niteliği taşımayan suçlar nedeniyle, herhangi
bir uluslararası mahkeme kararı olmaksızın, başka bir devletin ulusal ceza
mahkemeleri önüne çıkarılmak istenmektedir. Bu durum, uluslararası hukukta
mevcut dengeleri zorlayan ve dokunulmazlık rejimini eylemen aşındıran
niteliktedir.
|
Çizelge 2: Karşılaştırmalı Tablo |
||||
|
Dava |
Statü |
Yargı Yetkisi |
Suç Türü |
Maduro’dan Temel Fark |
|
Noriega |
Görev dışı |
ABD |
Uyuşturucu |
Egemenlik yokluğu |
|
Pinochet |
Görev dışı |
Ulusal (iade) |
Jus cogens |
Ağır uluslararası suç |
|
Milosevic |
Görev dışı |
Uluslararası |
Soykırım vb. |
BM yetkisi |
|
Maduro |
Görevde |
ABD ulusal mahkemesi |
Narko-terörizm |
Eşi benzeri olmayan durum |
Karşılaştırmalı
çözümleme göstermektedir ki, Maduro dosyası ne Noriega ne Pinochet ne de Milosevic
davalarıyla hukuken örtüşmektedir. Bu dosya, mevcut örneklerin dışında,
uluslararası hukukun sınırlarını tek taraflı biçimde zorlayan yeni bir kategori
yaratmaktadır. Bu yönüyle dava, bireysel bir ceza yargılamasından çok,
uluslararası hukuk düzeninin yapısal dönüşümüne işaret etmektedir.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışma,
ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik suçlamalarını
yalnızca ceza hukuku teknikleri çerçevesinde değil, uluslararası hukukun
yapısal ilkeleri, egemenlik rejimi ve güç ilişkileri bağlamında ele almıştır.
Yapılan çözümleme, söz konusu davanın klasik anlamda bir ceza kovuşturmasından çok,
uluslararası hukukun sınırlarını yeniden tanımlamaya yönelik siyasal bir
girişim niteliği taşıdığını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Maduro dosyası,
uluslararası ceza hukukunun gelişiminden çok ulusal ceza hukukunun küresel
ölçekte uygulanmasının uluslararası hukuk düzeni üzerindeki etkilerini gözler
önüne seren olağan dışı bir örnek oluşturmaktadır (Shaw, International Law,
2021).
İlk olarak,
ABD’nin narko-terörizm kavramını kullanarak Venezuela devlet aygıtını bir “suç
örgütü” olarak çerçevelemesi, devleti uluslararası hukukun öznesi olmaktan
çıkarıp ulusal ceza hukukunun nesnesi durumuna getiren köktenci bir
yaklaşımdır. Bu yaklaşım, devletlerin eşit egemenliği ilkesini zedelediği gibi,
çok taraflı sözleşmelerle kurulan uluslararası iş birliği rejimlerini de
işlevsizleştirmektedir.
İkinci
olarak, görevdeki bir devlet başkanının yabancı bir devletin ulusal mahkemeleri
önünde yargılanmak istenmesi, kişisel dokunulmazlık (ratione personae)
ilkesine açık bir meydan okumadır. İnceleme boyunca gösterildiği üzere,
uyuşturucu kaçakçılığı ve narko-terörizm suçları, uluslararası hukukta
dokunulmazlığı bertaraf eden jus cogens suçlar arasında yer
almamaktadır. Bu nedenle ABD’nin yaklaşımı, mevcut uluslararası hukuk
normlarıyla bağdaşmamaktadır.
Üçüncü
olarak, karşılaştırmalı dava çözümlemesi, Noriega, Pinochet ve Milosevic
örneklerinin Maduro dosyasına örnek oluşturamayacağını açık biçimde ortaya
koymuştur. Bu davaların tamamında ya sanık görev dışındadır ya da yargılama
yetkisi uluslararası bir mahkemeye dayanmaktadır. Maduro dosyası ise, görevdeki
bir devlet başkanının, jus cogens niteliği taşımayan suçlar nedeniyle,
tek taraflı biçimde ulusal bir mahkeme önüne çıkarılmak istendiği ilk örnek
olarak ayrışmaktadır.
Son olarak,
ABD’nin ileri sürdüğü koruyucu yargı yetkisi, ülke dışı yargı yetkisi ve
siyasal tanıma savları, uluslararası hukuk düzleminde normatif bir meşruluk
üretmemektedir. Bu savların kabulü durumunda, devlet başkanı dokunulmazlığı ortadan kalkacak ve uluslararası ceza hukuku, güçlü devletlerin ulusal
mahkemeleri aracılığıyla uyguladığı asimetrik bir disiplin mekanizmasına
dönüşecektir.
Bu çerçevede
Maduro dosyası, hukuksal bir uyuşmazlıktan çok daha fazlasını ifade etmektedir.
Bu dava hukuksal değildir, çünkü hukukun kurallarına değil, gücün sınırlarına
dayanmaktadır. ABD, bu süreçte evrensel yargı yetkisini açıkça ilan etmeden eylem
olarak gerçekleştirmekte ve çok taraflı mekanizmaları devre dışı bırakarak
ulusal ceza hukukunu küresel bir araç durumuna getirmektedir. Böyle bir
yaklaşımın genelleşmesi durumunda, uluslararası hukuk düzeni normlara değil,
güç ilişkilerine bağlı bir yapıya dönüşme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.
Sonuç
olarak, Maduro dosyası yalnızca Venezuela’ya veya Nicolas Maduro’ya ilişkin bir
dava değildir. Bu dosya, uluslararası hukukun geleceğinin, devlet egemenliğinin
ve dokunulmazlık rejiminin hangi yönde evrileceğine dair kritik bir eşik
niteliği taşımaktadır.
KAYNAKÇA
Uluslararası
Mahkeme Kararları
International
Court of Justice (ICJ), Arrest Warrant of 11 April 2000 (Democratic Republic of
the Congo v. Belgium), Judgment, 14 February 2002.
International
Criminal Tribunal for the Former Yugoslavia (ICTY), Prosecutor v. Slobodan
Milošević, Case No. IT-02-54.
Uluslararası
Sözleşmeler ve Belgeler
Vienna
Convention on the Law of Treaties, 1969, UNTS Vol. 1155.
Rome Statute
of the International Criminal Court, 1998.
United
Nations Convention against Illicit Traffic in Narcotic Drugs and Psychotropic
Substances, 1988.
United
Nations Convention against Transnational Organized Crime (UNTOC), 2000.
United
Nations Charter, 1945.
ABD
Belgeleri
United
States Department of Justice, Nicolás Maduro Moros and Others Charged in
Narco-Terrorism Conspiracy, Press Release, 26 March 2020.
United
States v. Nicolás Maduro Moros et al., Indictment, Southern District of New
York, 2020.
Kitap ve
Makaleler
Cassese,
Antonio, International Law, 2nd ed., Oxford University Press, 2005.
Akande,
Dapo, “Immunities of State Officials and International Crimes”, American
Journal of International Law, Vol. 101, 2007.
Fox, Hazel
& Webb, Philippa, The Law of State Immunity, 3rd ed., Oxford University
Press, 2015.
Cryer,
Robert et al., An Introduction to International Criminal Law and Procedure,
Cambridge University Press, 2019.
Shaw,
Malcolm N., International Law, 9th ed., Cambridge University Press, 2021.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder