Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

6 Ocak 2026 Salı

 

ABD’nin Nicolas Maduro’ya Yönelttiği Suçlamaların Hukuksal Niteliği ve Geçerliliği

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

Öz

Bu çalışma, ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro hakkında 2020 yılında açıkladığı iddianamenin, uluslararası hukuk bakımından taşıdığı hukuksal ve kuramsal sonuçları incelemektedir. ABD, söz konusu süreçte Maduro’yu klasik bir siyasal aktör olarak değil, uluslararası uyuşturucu ticareti ve narko-terörizm etkinlikleriyle bağlantılı bir suç ağının lideri olarak konumlandırmıştır. Bu yaklaşım, görevdeki bir devlet başkanının yabancı bir devletin ulusal ceza yargısı önüne çıkarılmak istenmesi bakımından uluslararası hukukun temel ilkeleriyle doğrudan çatışmaktadır. Çalışmada, ABD’nin ileri sürdüğü suçlamalar ABD iç hukuku, uluslararası ceza hukuku, devlet başkanı dokunulmazlığı ve egemenlik ilkesi çerçevesinde çözümlenmiştir. Ayrıca koruyucu yargı yetkisi, ülke dışı yargılama ve siyasal tanıma savları karşı görüş olarak ele alınmış, Noriega, Pinochet ve Milosevic davalarıyla yapılan karşılaştırmalı inceleme yoluyla Maduro dosyasının neden olağan dışı ve benzersiz bir nitelik taşıdığı ortaya konulmuştur. İnceleme sonucunda, uyuşturucu kaçakçılığı ve narko-terörizm suçlarının jus cogens kapsamında değerlendirilmediği ve bu nedenle görevdeki bir devlet başkanının kişisel dokunulmazlığını ortadan kaldırmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Çalışma, Maduro dosyasının hukuksal bir ceza davasından çok, ulusal ceza hukukunun küresel ölçekte uygulanması yoluyla uluslararası hukukun sınırlarının zorlandığı siyasal bir güç uygulaması yansıttığını savunmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Nicolas Maduro, narko-terörizm, devlet başkanı dokunulmazlığı, egemenlik, evrensel yargı yetkisi, jus cogens, uluslararası ceza hukuku

Abstract

This study examines the legal and theoretical implications of the criminal indictment announced by the United States in 2020 against Nicolas Maduro, the sitting President of Venezuela, from the perspective of international law. In this process, the United States has framed Maduro not as a conventional political actor, but as the leader of a transnational criminal network allegedly involved in drug trafficking and narco-terrorism. Such an approach directly challenges fundamental principles of international law, particularly with regard to the criminal jurisdiction over a sitting head of state by a foreign national court. The study analyses the charges brought against Maduro within the framework of U.S. domestic law, international criminal law, head of state immunity, and the principle of state sovereignty. It also critically examines the U.S. arguments based on protective jurisdiction, extraterritorial jurisdiction, and political recognition, and conducts a comparative analysis with the cases of Noriega, Pinochet, and Milosevic. Through this comparison, the study demonstrates why the Maduro case constitutes an exceptional and unprecedented situation in international law.  The analysis concludes that drug trafficking and narco-terrorism do not fall within the scope of jus cogens norms and therefore do not justify the removal of personal immunity of a sitting head of state. Accordingly, the study argues that the Maduro case should be understood not as a purely legal prosecution, but as a political exercise that stretches the boundaries of international law through the global application of national criminal law.

Keywords:  Nicolas Maduro, narco-terrorism, head of state immunity, sovereignty, universal jurisdiction, jus cogens, international criminal law

GİRİŞ

ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro hakkında 2020 yılında açıkladığı iddianame, çağdaş uluslararası hukukun en tartışmalı ve duyarlı alanlarından birine değinmektedir: görevdeki bir devlet başkanının, yabancı bir devletin ulusal ceza yargısı tarafından ağır ceza suçlarıyla suçlanması. Bu durum, yalnızca bireysel ceza sorumluluğu sorunu değil, aynı zamanda devlet egemenliği, devlet başkanı dokunulmazlığı ve uluslararası hukukun güç karşısındaki direncini doğrudan gündeme getirmektedir.

ABD, bu süreçte Nicolas Maduro’yu klasik anlamda bir siyasal aktör veya tartışmalı bir rejimin temsilcisi olarak değil, uluslararası örgütlü suç ağlarının merkezinde yer alan bir “narko-terörist yapı”nın lideri olarak konumlandırmıştır. Bu nitelendirme, Venezuela devlet aygıtının tamamını cezai bir çerçeveye oturtan ve devleti uluslararası hukukun öznesi olmaktan çıkarıp ulusal ceza hukukunun nesnesi durumuna getiren köktenci bir yaklaşımı yansıtmaktadır.

Söz konusu iddianame, ABD’nin uyuşturucu ve terörle mücadele mevzuatını ülke sınırlarının ötesine taşıyarak eylemli bir evrensel yargı yetkisi kurup kuramayacağı sorusunu da beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda sorun, yalnızca Maduro’nun bireysel sorumluluğuna indirgenemeyecek ölçüde, uluslararası ceza hukukunun sınırları ile ulusal ceza hukukunun küreselleşmesi arasındaki gerilimi görünür kılmaktadır.

Bu çalışma, ABD’nin Nicolas Maduro’ya yönelttiği suçlamaları ABD iç hukuku, uluslararası ceza hukuku, devlet başkanı dokunulmazlığı (“ratione personae” ve” ratione materiae”) ve egemenlik ilkesi çerçevesinde bütüncül bir yaklaşımla incelemeyi amaçlamaktadır. İncelemede ayrıca, ABD’nin ileri sürdüğü hukuksal savlar karşı görüş olarak ele alınmakta ve Noriega, Pinochet ve Milosevic davalarıyla yapılan karşılaştırmalı çözümleme yoluyla Maduro dosyasının neden olağan dışı bir nitelik taşıdığı ortaya konulmaktadır.

Bu çerçevede çalışma, Maduro dosyasını yalnızca güncel bir ceza soruşturması olarak değil, uluslararası hukukun, güçlü devletlerin tek taraflı uygulamaları karşısında ne ölçüde korunabildiğini sınayan yapısal bir kırılma noktası olarak değerlendirmektedir.

Amaç ve Hedefler

Bu çalışmanın temel amacı, ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik suçlamaları, salt ulusal ceza hukuku bakış açısıyla değil, uluslararası hukukun kurucu ilkeleri, devlet egemenliği anlayışı ve dokunulmazlık rejimi bağlamında eleştirel bir çözümlemeden geçirmektir. Çalışma, söz konusu iddianamenin hukuksal meşruluğunu sorgularken, aynı zamanda ulusal ceza hukukunun sınır aşan biçimde uygulanmasının uluslararası hukuk düzeni üzerindeki etkilerini ortaya koymayı hedeflemektedir.

Bu genel amaç doğrultusunda çalışmanın özel hedefleri şu şekilde belirlenmiştir:

ABD’nin Nicolas Maduro’ya yönelttiği suçlamaların, ABD iç hukuku bakımından dayandığı normatif temelleri ortaya koymak ve bu temellerin uluslararası hukukla uyumunu değerlendirmek,

Görevdeki bir devlet başkanının yabancı bir devlet tarafından yargılanabilirliğini, kişisel ve işlevsel dokunulmazlık kavramları çerçevesinde incelemek,

Uyuşturucu kaçakçılığı ve narko-terörizm suçlarının, evrensel yargı yetkisi veya jus cogens kapsamına girip girmediğini tartışmak,

ABD’nin ileri sürdüğü koruyucu yargı yetkisi, ülke dışı yargılama ve siyasal tanıma savlarını karşı görüş olarak ele alarak hukuksal tutarlılıklarını sorgulamak,

Noriega, Pinochet ve Milosevic davalarıyla yapılan karşılaştırmalı çözümleme aracılığıyla, Maduro dosyasının neden olağan dışı ve benzersiz bir nitelik taşıdığını ortaya koymak,

Son olarak, bu davanın genelleşmesi durumunda uluslararası hukuk düzeni, devlet egemenliği ve dokunulmazlık rejimi üzerinde doğurabileceği yapısal sonuçları değerlendirmek.

Bu hedefler doğrultusunda çalışma, Maduro dosyasını bireysel bir ceza soruşturması olarak değil, uluslararası hukukun güç karşısındaki dayanıklılığını sınayan bir örnek olay olarak ele almakta ve normatif bir değerlendirme sunmayı amaçlamaktadır.

Araştırma Soruları

Bu çalışma, ABD’nin Nicolas Maduro’ya yönelik suçlamalarını ve bu suçlamaların uluslararası hukuk düzeni üzerindeki etkilerini çözümlerken aşağıdaki temel araştırma sorularına yanıt aramaktadır:

ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelttiği suçlamalar, ABD iç hukuku bakımından hangi normatif temellere dayanmaktadır ve bu temeller uluslararası hukukla ne ölçüde uyumludur?

Görevdeki bir devlet başkanının, yabancı bir devletin ulusal ceza mahkemeleri önünde yargılanması, uluslararası teamül hukuku ve Uluslararası Adalet Divanı içtihadı ışığında hukuksal olarak olanaklı mıdır?

Uyuşturucu kaçakçılığı ve narko-terörizm suçları, kişisel veya işlevsel dokunulmazlığı ortadan kaldırabilecek nitelikte, jus cogens ya da evrensel yargı yetkisi kapsamına giren suçlar olarak değerlendirilebilir mi?

ABD’nin ileri sürdüğü koruyucu yargı yetkisi, ülke dışı yargılama (extraterritorial jurisdiction) ve siyasal tanıma savları, uluslararası hukuk açısından meşru ve sürdürülebilir midir?

Noriega, Pinochet ve Milosevic davalarıyla yapılan karşılaştırmalı çözümleme, Maduro dosyasının örnek oluşturup oluşturmadığı konusunda ne tür sonuçlar ortaya koymaktadır?

ABD’nin bu davadaki yaklaşımı, uluslararası ceza hukuku ile ulusal ceza hukukunun sınırları arasındaki ilişkiyi nasıl etkilemektedir?

Bu yaklaşımın genelleşmesi durumunda uluslararası hukuk düzeni bakımından ne tür yapısal sonuçlar doğabilecektir?

Bu araştırma soruları aracılığıyla çalışma, Maduro dosyasını yalnızca somut bir dava olarak değil, uluslararası hukukun normatif bütünlüğünü ve egemenlik ilkesini sınayan bir örnek olay olarak ele almayı amaçlamaktadır.

YÖNTEM

Bu çalışma, nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde yürütülmüş olup, normatif hukuk çözümlemesi, öğretisel inceleme ve karşılaştırmalı yöntem birlikte kullanılarak yapılandırılmıştır. Araştırmanın yöntemi, Maduro dosyasının yalnızca pozitif hukuk kurallarıyla açıklanamayacak ölçüde siyasal ve yapısal sonuçlar doğurması nedeniyle, klasik betimleyici çözümlemelerle sınırlı tutulmamış ve uluslararası hukukun temel ilkeleri ışığında eleştirel bir değerlendirme benimsenmiştir.

İlk aşamada, ABD’nin Nicolas Maduro’ya yönelttiği suçlamalar, ilgili ABD iç hukuk normları (özellikle uyuşturucu, terör ve örgütlü suçlarla mücadele mevzuatı) çerçevesinde incelenmiş ve bu normların ülke dışı uygulanabilirliğine ilişkin savlar ortaya konulmuştur. Bu inceleme, ABD’nin kendi iç hukukunu hangi hukuksal gerekçelerle sınır ötesine taşıdığını anlamayı amaçlamaktadır.

İkinci aşamada, söz konusu suçlamalar uluslararası hukuk normları bakımından değerlendirilmiştir. Bu kapsamda uluslararası teamül hukuku, Uluslararası Adalet Divanı içtihadı ve ilgili Birleşmiş Milletler sözleşmeleri esas alınmış ve özellikle devlet başkanı dokunulmazlığı (ratione personae ve ratione materiae), egemenlik ilkesi ve evrensel yargı yetkisi kavramları normatif çözümleme yöntemiyle ele alınmıştır.

Üçüncü aşamada, çalışmada bilinçli bir şekilde karşı görüş (counter-argument) yöntemi kullanılmıştır. ABD’nin ileri sürdüğü koruyucu yargı yetkisi, ülke dışı yargılama ve siyasal tanıma savları, en güçlü şekilleriyle ortaya konulmuş ve ardından bu savlar uluslararası hukukun yerleşik ilkeleri ışığında sistemli olarak değerlendirilmiş ve eleştirilmiştir. Bu yöntem, çalışmanın tek taraflı bir eleştiri olmaktan çıkmasını ve akademik dengeyi sağlamasını amaçlamaktadır.

Dördüncü aşamada ise karşılaştırmalı yöntem uygulanmıştır. Noriega, Pinochet ve Milosevic davaları, statü, yargı yetkisi ve suç türleri bakımından incelenerek Maduro dosyasıyla karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırma yoluyla, Maduro dosyasının mevcut örneklerden hangi yönleriyle ayrıldığı ve neden olağan dışı bir nitelik taşıdığı ortaya konulmuştur.

Son olarak, elde edilen bulgular bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmiş ve ulusal ceza hukukunun küresel ölçekte uygulanmasının uluslararası hukuk düzeni üzerindeki etkileri normatif sonuçlar bağlamında çözümlenmiştir. Bu yöntemsel çerçeve sayesinde çalışma, betimleyici olmanın ötesine geçerek çözümleyici, eleştirel ve normatif bir katkı sunmayı hedeflemektedir.

KURAMSAL VE HUKUKSAL ÇERÇEVE

Bu çalışmanın kuramsal ve hukuksal çerçevesi, klasik egemenlik anlayışı, devlet başkanı dokunulmazlığı rejimi ve uluslararası ceza yargı yetkisinin sınırları üzerine kurulmuştur. Maduro dosyası, bu üç temel kavramın kesişim noktasında yer almakta ve uluslararası hukukun normatif bütünlüğünü sınayan bir örnek oluşturmaktadır.

Devlet Egemenliği İlkesi

Devlet egemenliği, uluslararası hukukun kurucu ilkelerinden biridir ve Birleşmiş Milletler Şartı’nın 2/1 maddesinde açıkça ifade edilen egemen eşitlik ilkesine dayanır. Bu ilke uyarınca her devlet, kendi ülkesinde ve yetki alanında “münhasır” yargı yetkisine sahiptir. Yabancı bir devletin ulusal ceza hukukunu başka bir devletin topraklarında veya yetkisi altındaki kişiler üzerinde tek taraflı biçimde uygulaması, egemenlik ilkesinin olağan dışı durumları dışında uluslararası hukuka aykırılık teşkil eder. Maduro dosyasında ABD, Venezuela’nın egemenlik alanı içinde gerçekleştiği ileri sürülen eylemler bakımından yargı yetkisi kurmaya çalışmakta ve bu durum egemenliğin hukuksal alanda aşındırılması riskini doğurmaktadır.

Devlet Başkanı Dokunulmazlığı

Uluslararası hukukta devlet başkanı dokunulmazlığı, kişisel dokunulmazlık (ratione personae) ve işlevsel dokunulmazlık (ratione materiae) olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Görevdeki devlet başkanları, isnat edilen eylemlerin niteliğinden bağımsız olarak, yabancı devletlerin ceza yargısından mutlak biçimde bağışıktır. Bu ilke, Uluslararası Adalet Divanı’nın “Arrest Warrant[1] (2002) kararında açıkça doğrulanmıştır. İşlevsel dokunulmazlık ise, devlet görevi kapsamında gerçekleştirilen eylemler bakımından görev sona erdikten sonra da devam eder. Bu bağlamda, bir devlet başkanının eylemlerinin “resmi görev kapsamında” olup olmadığına ilişkin değerlendirme tek taraflı ve siyasal nitelikte yapılamaz. Uluslararası Adalet Divanı, görevdeki devlet başkanlarının kişisel dokunulmazlığa sahip olduğunu ve bu dokunulmazlığın yüklenen eylemlerin niteliğinden bağımsız olarak yabancı devletlerin ceza yargısını engellediğini açıkça ortaya koymuştur (ICJ, Arrest Warrant of 11 April 2000, Judgment, 2002).

Uluslararası Ceza Yargı Yetkisinin Sınırları

Uluslararası hukukta ceza yargı yetkisi esasen ülkesellik, şahsilik, koruyucu ilke ve evrensel yargı yetkisi gibi sınırlı bağlantı noktalarına dayanır. Evrensel yargı yetkisi, yalnızca soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve korsanlık gibi ağır uluslararası suçlar bakımından kabul edilmektedir. Uyuşturucu kaçakçılığı ve narko-terörizm, her ne kadar uluslararası toplum açısından ciddi tehditler oluştursa da mevcut uluslararası hukuk düzeninde jus cogens niteliği taşımamakta ve evrensel yargı yetkisi kapsamına açıkça alınmamaktadır. Bu nedenle bu suçlar bakımından ulusal mahkemelerin tek taraflı biçimde küresel yargı yetkisi tesis etmesi, normatif bir boşluk yaratmaktadır.

Emredici Kurallar (Jus Cogens) Kavramı

Jus cogens yani emredici normlar uluslararası hukukun bütün devletler için bağlayıcı, kendisinden sapmaya izin verilmeyen ve ancak aynı nitelikte yeni bir normla değiştirilebilen kurallarını ifade eder. Bu kavram, 1969 tarihli Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin 53. maddesinde tanımlanmış olup, jus cogens normlarına aykırı antlaşmaların baştan itibaren hükümsüz olduğu kabul edilmektedir. Öğretide ve uluslararası yargı içtihatlarında jus cogens normları arasında, soykırım yasağı, işkence yasağı, kölelik yasağı, saldırı suçu ve insanlığa karşı suçlar gibi eylemler sayılmaktadır. Bu suçların ortak özelliği, yalnızca bireysel veya ikili devlet çıkarlarını değil, uluslararası toplumun tamamını ilgilendiren temel değerleri çiğnemektedir. Jus cogens normlarının çiğnenmesi söz konusu olduğunda, klasik dokunulmazlık ve yargı yetkisi sınırlamaları önemli ölçüde daralmakta ve uluslararası ceza mahkemeleri veya sınırlı ölçüde ulusal mahkemeler bakımından evrensel yargı yetkisi tartışması gündeme gelebilmektedir. Pinochet davası bu yaklaşımın en bilinen örneklerinden biridir. Uyuşturucu kaçakçılığı ve narko-terörizm, her ne kadar uluslararası toplum açısından ciddi tehditler oluştursa da mevcut uluslararası hukuk düzeninde jus cogens niteliği taşımamakta ve evrensel yargı yetkisi kapsamına açıkça alınmamaktadır. Bu nedenle bu suçlar bakımından ulusal mahkemelerin tek taraflı biçimde küresel yargı yetkisi oluşturması, normatif bir boşluk yaratmaktadır. Jus cogens normları, uluslararası toplumun tamamını ilgilendiren ve kendisinden sapmaya izin verilmeyen emredici kurallar olup, bu normların ihlali hâlinde klasik dokunulmazlık rejimleri istisnai olarak daralabilmektedir (Vienna Convention on the Law of Treaties, Art. 53).

Ulusal Ceza Hukukunun Küreselleşmesi Sorunu

Maduro dosyası, ulusal ceza hukukunun sınır aşan biçimde uygulanması eğilimini görünür kılmaktadır. Bu eğilim, çok taraflı sözleşmelerle kurulan uluslararası ceza iş birliği mekanizmalarının devre dışı bırakılması ve ulusal mahkemelerin eylemli uluslararası mahkemeler gibi hareket etmesi sonucunu doğurmaktadır. Kuramsal açıdan bu durum, hukukun evrenselleşmesi değil, gücün hukuksallaştırılması olarak değerlendirilmektedir. Zira yargı yetkisinin kapsamı, ortak normlarla değil, devletlerin eylemli güç kapasitesiyle belirlenmektedir.

Değerlendirilecek olura, bu kuramsal ve hukuksal çerçeve, Maduro dosyasının neden yalnızca bir ceza davası olarak ele alınamayacağını ortaya koymaktadır. Dosya, devlet egemenliği, dokunulmazlık rejimi ve uluslararası ceza hukukunun sınırları bakımından mevcut dengeleri zorlamakta ve uluslararası hukukun normatif yapısında kalıcı etkiler doğurma olasılığı taşımaktadır.

MADURO’YA YÖNELTİLEN SUÇLAMALAR

ABD tarafından Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yöneltilen suçlar ile bu suçların ABD yasaları ve uluslararası normlar karşılığındaki konumu aşağıda Çizelge 1’de özetlemiştir.

Çizelge 1:

 

ABD Tarafından Maduro’ya Yöneltilen Suçlamalar

SUÇLAMALAR

ABD MEVZUATINDAKİ YERİ

ULUSLARARASI HUKUK

1) Narko-terörizm Komplosu

21 U.S.C. § 960a (Narco-Terrorism Statute): Terör örgütleriyle bağlantılı uyuşturucu ticareti
21 U.S.C. §§ 959, 963: ABD dışından ABD’ye uyuşturucu sevkiyatı ve komplo
18 U.S.C. § 2332b: Ulusötesi terör etkinlikleri

1988 BM Uyuşturucu Maddelerin Yasadışı Ticareti Sözleşmesi
BM Sınıraşan Örgütlü Suçlarla Mücadele Sözleşmesi (UNTOC)
• Devletlerin teröre destek vermeme yükümlülüğü (genel uluslararası hukuk)

2) Kokain İthalatı Komplosu

21 U.S.C. § 959: ABD’ye yönelik uyuşturucu üretimi ve dağıtımı
21 U.S.C. § 960: Uyuşturucu ithalatı
21 U.S.C. § 963: Komplo suçu

1988 BM Uyuşturucu Sözleşmesi
• Evrensel yargı yetkisine yakın uygulamalar (uluslararası uyuşturucu suçları)

3) Silah ve Yıkıcı Cihazlar Suçlamaları

18 U.S.C. § 924(c): Şiddet ve uyuşturucu suçlarıyla bağlantılı silah kullanımı
18 U.S.C. § 2332g: Yıkıcı cihazlar (makineli tüfekler, ağır silahlar)
18 U.S.C. § 922: Yasadışı silah bulundurma ve transfer

BM Ateşli Silahlar Protokolü
UNTOC
• Silah kaçakçılığına karşı uluslararası teamül hukuku

4) Yolsuzluk ve Gayrimeşru Yönetim

18 U.S.C. §§ 1956–1957: Kara para aklama
18 U.S.C. § 1962 (RICO): Sürekli suç örgütü etkinliki
IEEPA (50 U.S.C. §§ 1701–1708): Yaptırımların ihlali

BM Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi (UNCAC)
• Devletin kamu gücünü suç amaçlı kullanmama yükümlülüğü
• İnsan hakları hukuku (devletin suç ekonomisine dayanması)

5) Narko-teröristler ile İş Birliği

21 U.S.C. § 960a
18 U.S.C. § 2339B: Terör örgütlerine maddi destek
18 U.S.C. § 371: Komplo

• Terörün finansmanının önlenmesine ilişkin BM Sözleşmesi (1999)
• Devlet sorumluluğu (terör örgütleriyle sistemli iş birliği)

 

ABD’NİN HUKUKSAL ÇERÇEVESİ: NARKO-DEVLET KURMA

Narko-Terörizm Kavramının Hukuksal İşlevi

ABD mevzuatında yer alan 21 U.S.C. § 960a, terör örgütleriyle bağlantılı uyuşturucu ticaretini klasik uyuşturucu suçlarından ayırarak ağırlaştırılmış bir kategoriye sokar. Maduro’ya yöneltilen suçlamaların merkezinde bu norm bulunmaktadır. ABD savcılığı, Venezuela devlet aygıtını uyuşturucu üretimini ve sevkiyatını koruyan, silahlı gruplarla iş birliği yapan ve gelirlerini ABD’ye zarar vermek amacıyla kullanan bir “suç örgütü” olarak yeniden tanımlamaktadır. Bu yaklaşım, devleti özne olmaktan çıkarıp ceza hukukunun nesnesi durumuna getirmektedir. Uyuşturucu kaçakçılığı ve narko-terörizm, her ne kadar ağır uluslararası suçlar olarak kabul edilse de mevcut uluslararası hukuk düzeninde jus cogens normları arasında sayılmamaktadır (Cassese, International Law, s. 203–205).

ULUSLARARASI HUKUKTA DEVLET BAŞKANININ DOKUNULMAZLIĞI

Kişisel (Ratione Personae) Dokunulmazlık

Uluslararası ‘teamül’ hukukuna göre görevdeki devlet başkanları yabancı devletlerin ceza yargısından bağışıktır. Bu dokunulmazlık mutlak ve geçicidir. Uluslararası Adalet Divanı (Arrest Warrant, 2002) kararı bu ilkeyi açıkça doğrulamıştır. ABD’nin Maduro’ya yönelttiği iddianame bu ilkeyle doğrudan çatışmaktadır.

ABD’nin Karşı Savı

ABD, Maduro’nun meşru devlet başkanı olmadığını, bir suç örgütünün lideri gibi davrandığını ve eylemlerinin resmi görev kapsamında sayılamayacağını ileri sürerek dokunulmazlığı tanımamaktadır. Bu, uluslararası hukukun tek taraflı yeniden yorumlanmasıdır.

EVRENSEL YARGI YETKİSİ TARTIŞMASI

Uyuşturucu ve Terör Suçları Evrensel midir?

Uluslararası hukukta evrensel yargı yetkisi geleneksel olarak soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve korsanlık ile sınırlıdır. Uyuşturucu kaçakçılığı ve narko-terörizm bu listede açıkça yer almamaktadır.

ABD’nin Genişletici Yorumu

ABD, şu savı benimsemektedir: “ABD’ye yönelik sistemli ve büyük ölçekli uyuşturucu sevkiyatı, uluslararası barış ve güvenliğe tehdittir.” Bu yaklaşım, evrensel yargı yetkisi yaratma girişimi olarak değerlendirilmektedir.

DEVLET SORUMLULUĞU MU, BİREYSEL CEZA SORUMLULUĞU MU?

Uluslararası hukukta yerleşik duruma gelen temel ayrıma göre devlet sorumlu ise yaptırımlar ve karşı önlemler uygulanabilir. Bireysel ceza sorumluluğu söz konusu ise uluslararası ceza mahkemeleri yetkilidir. ABD ise bu ayrımı bulanıklaştırarak Devlet politikasını bireysel suç isnadına dönüştürmektedir. Bu, klasik uluslararası hukuk mimarisine aykırıdır.

BM SÖZLEŞMELERİ VE ABD’NİN SEÇİCİ YAKLAŞIMI

1988 BM Uyuşturucu Sözleşmesi

Bu sözleşme Devletler arası iş birliğini, iade ve adli yardımı öngörür, ancak tek taraflı ceza kovuşturmasını uygun görmez.

ABD’nin Sapması

ABD, çok taraflı mekanizmalar yerine ulusal mahkemelerini, tek taraflı yaptırımları ve kırmızı bülten ve ödül sistemlerini kullanmaktadır.

SİYASAL GERÇEKLİK: HUKUK MU, GÜÇ MÜ?

Maduro dosyası, hukuksal olmaktan çok rejim değişikliği stratejisinin, ekonomik yaptırımların ve jeopolitik baskının bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Hukuk burada araçsallaştırılmıştır.

ULUSLARARASI HUKUKUN AŞINMASI

ABD’nin Maduro’ya yönelik suçlamaları uluslararası hukukun temel ilkelerini zorlamakta, dokunulmazlık rejimini delmekte ve güçlü devletlerin hukuku yeniden yazma kapasitesini göstermektedir. Bu dava, yalnızca Maduro’nun değil, uluslararası hukukun geleceğinin de yargılandığı bir örnektir. Bu yaklaşım genelleşirse hiçbir devlet başkanı güvende olmayacak, egemenlik ilkesi simgesel duruma gelecek ve uluslararası hukuk, güçlülerin ceza hukukuna dönüşecektir. Bu nedenle Maduro dosyası, hukuksal bir dava değil, küresel güç ve hukuk ilişkisinin çıplak bir görünümüdür.

ABD’NİN KARŞI SAVI VE SİSTEMLİ ÇÜRÜTME

ABD’nin Hukuksal Savunmasının En Güçlü Durumu

ABD, Maduro’ya yönelik ceza kovuşturmasını meşrulaştırmak için birbirini tamamlayan dört temel hukuksal sava dayanmaktadır:

Koruyucu (Protective) Yargı Yetkisi: ABD’ye göre, Venezuela kaynaklı ve devlet destekli olduğu ileri sürülen büyük ölçekli uyuşturucu sevkiyatı, ABD toplum sağlığını, kamu düzenini ve ulusal güvenliğini doğrudan tehdit etmektedir. Bu nedenle ABD, eylemler kendi toprakları dışında işlenmiş olsa dahi, koruyucu yargı yetkisini kullanabileceğini savunmaktadır.

Ülke Dışında İşlenen Eylemlerin ABD’ye Yönelmesi (Extraterritorial Jurisdiction): ABD hukuku, ABD’ye yönelik uyuşturucu ithalatı ve terör bağlantılı etkinliklerde, eylemin işlendiği yerden bağımsız olarak yargı yetkisi oluşturabileceğini kabul etmektedir. Maduro’ya yüklenen eylemlerin hedefinin ABD olması bu yetkinin dayanağı olarak sunulmaktadır. ABD’nin uyuşturucu ile mücadele mevzuatını ülke sınırları dışında uygulama yönündeki yaklaşımı, çok taraflı sözleşmelerle öngörülen iş birliği ve karşılıklı adli yardım mekanizmalarının yerini tek taraflı ceza kovuşturmasına bırakması bakımından tartışmalıdır (UN Convention against Illicit Traffic in Narcotic Drugs, 1988).

Resmi Görev Kapsamı Dışında Eylemler İddiası: ABD, uyuşturucu ticareti, silahlı örgütlerle iş birliği ve kara para aklamanın devlet başkanının meşru görevleri kapsamında değerlendirilemeyeceğini ve dolayısıyla işlevsel dokunulmazlık (ratione materiae) korumasından yararlanamayacağını ileri sürmektedir.

Siyasal Tanıma Savı: ABD ayrıca Nicolas Maduro’yu Venezuela’nın meşru devlet başkanı olarak tanımadığını, bu nedenle kendisine devlet başkanlarına özgü kişisel dokunulmazlığın (ratione personae) uygulanamayacağını savunmaktadır.

Karşı Savların Hukuksal Açıdan Çürütülmesi

Koruyucu Yargı Yetkisinin Sınırları: Koruyucu yargı yetkisi, uluslararası hukukta olağan dışı bir ilkedir ve dar yorumlanması gerekir. Bu ilke, devletlere evrensel ceza yargısı tanımaz. ABD’nin uyuşturucu suçlarını bu kapsamda değerlendirmesi, koruyucu yetkiyi eylemen evrensel yetkiye dönüştürmektedir ki bu, uluslararası teamül hukukuyla bağdaşmamaktadır.

Extraterritorial Yetkinin Çok Taraflı Sözleşmelerle Sınırlandırılması: Uyuşturucu ile mücadele alanında geçerli olan 1988 BM Uyuşturucu Sözleşmesi, tek taraflı ceza kovuşturması değil, devletler arası iş birliği, iade ve karşılıklı adli yardımı esas alır. ABD’nin ulusal mahkemelerini tek yetkili merci gibi kullanması sözleşmenin ruhuna aykırıdır.

Kişisel Dokunulmazlığın Mutlak Niteliği: Görevdeki bir devlet başkanının kişisel dokunulmazlığı, yüklenen eylemlerin niteliğinden bağımsızdır. UAD’nin Arrest Warrant (2002) kararı bu ilkeyi açıkça doğrulamıştır. Uyuşturucu ve terör suçları, uluslararası hukukta kişisel dokunulmazlığı kaldıran jus cogens suçlar arasında yer almamaktadır.

Siyasal Tanımanın Hukuksal Sonuç Doğurmaması: Bir devletin başka bir devlet başkanını tanımaması, uluslararası hukuk bakımından dokunulmazlık rejimini ortadan kaldırmaz. Tanıma siyasal bir işlemdir ve ceza yargısı yetkisi doğurmaz. Aksi yaklaşım, dokunulmazlığı güçlü devletlerin keyfi takdirine terk etmek anlamına gelir.

Bu bağlamda, ABD’nin ileri sürdüğü savunmalar, ilk bakışta ulusal hukuk açısından tutarlı görünse de uluslararası hukuk düzleminde normatif bir temel oluşturmamaktadır. Bu savlar kabul edildiği takdirde, devlet başkanı dokunulmazlığı eylemen işlevsiz kılınacak ve uluslararası ceza hukuku, ulusal mahkemelerin yarışma alanına dönüşecektir.

KARŞILAŞTIRMALI DAVA ÇÖZÜMLEMESİ: NORIEGA – PINOCHET – MİLOSEVİC – MADURO

Bu bölümde, uluslararası hukukta sıkça atıf yapılan üç yüksek profilli dava ile Nicolas Maduro dosyası karşılaştırılmakta VE benzerlikler ve özellikle kritik farklılıklar ortaya konulmaktadır. Amaç, Maduro dosyasının neden hukuksal açıdan olağan dışı ve tehlikeli bir örnek oluşturduğunu somut biçimde göstermektir.

Manuel Noriega (Panama)

Statü: Görevden düşmüş (ABD müdahalesi sonrası)

Yargılayan: ABD Federal Mahkemeleri

Suçlamalar: Uyuşturucu kaçakçılığı, kara para aklama

Noriega davası, ABD tarafından sıkça Maduro dosyasına örnek olarak gösterilmektedir. Ancak bu karşılaştırma hukuksal açıdan sorunludur. Noriega, ABD’nin Panama’yı askeri müdahale ile işgal etmesinin ardından eylemli olarak iktidardan uzaklaştırılmış ve Panama devleti egemenlik kapasitesini kaybetmiş durumdaydı. Bu bağlamda Noriega, uluslararası hukuk bakımından görevdeki bir devlet başkanı statüsünde değildi. Dolayısıyla Noriega davası, egemen bir devletin görevdeki liderinin yabancı bir devlet tarafından yargılanmasına örnek oluşturmaz.

Augusto Pinochet (Şili)

Statü: Görev dışı (eski devlet başkanı)

Yargılayan: Birleşik Krallık (iade süreci)

Suçlamalar: İşkence, zorla kaybetme (jus cogens suçlar)

Pinochet davası, evrensel yargı yetkisi tartışmalarının merkezinde yer alır. Ancak bu davada belirleyici olan iki özellik bulunmaktadır. Pinochet görevde değildir. Yüklenen suçlar, işkence gibi jus cogens niteliği taşıyan ağır uluslararası suçlardır. Uyuşturucu kaçakçılığı ve narko-terörizm, uluslararası hukukta bu kategoride yer almadığından Pinochet davasının Maduro dosyasına doğrudan örnek gösterilmesi olanaklı değildir. Pinochet davasında evrensel yargı yetkisinin tartışılabilmesi, sanığın görev dışı olması ve yüklenen suçların jus cogens niteliği taşımasıyla doğrudan bağlantılıdır ve bu koşullar Maduro dosyasında mevcut değildir (Akande, “Immunities of State Officials”, AJIL, 2007).

Slobodan Milosevic (Sırbistan)

Statü: Görev dışı

Yargılayan: Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY)

Suçlamalar: Soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları

Milosevic davası, devlet başkanlarının yargılanabilirliğine ilişkin en önemli örneklerden biridir. Ancak burada yargı yetkisi bir uluslararası ceza mahkemesine aittir, BM Güvenlik Konseyi yetkisine dayanmaktadır ve ulusal değil çok taraflı bir mekanizma tarafından işletilmiştir. Bu yönüyle Milosevic davası, devlet başkanı dokunulmazlığının uluslararası mahkemeler önünde kaldırılabileceğini göstermekte, ancak ulusal mahkemelerin bu yetkiye sahip olduğunu doğrulamamaktadır.

Nicolas Maduro (Venezuela)

Statü: Görevdeki devlet başkanı

Yargılayan: ABD ulusal mahkemeleri

Suçlamalar: Narko-terörizm, uyuşturucu ithalatı komplosu, silahlı örgütlerle iş birliği

Maduro dosyası, yukarıdaki örneklerden köklü biçimde ayrılmaktadır. İlk kez görevdeki bir devlet başkanı, jus cogens niteliği taşımayan suçlar nedeniyle, herhangi bir uluslararası mahkeme kararı olmaksızın, başka bir devletin ulusal ceza mahkemeleri önüne çıkarılmak istenmektedir. Bu durum, uluslararası hukukta mevcut dengeleri zorlayan ve dokunulmazlık rejimini eylemen aşındıran niteliktedir.

Çizelge 2:

 

Karşılaştırmalı Tablo

Dava

Statü

Yargı Yetkisi

Suç Türü

Maduro’dan Temel Fark

Noriega

Görev dışı

ABD

Uyuşturucu

Egemenlik yokluğu

Pinochet

Görev dışı

Ulusal (iade)

Jus cogens

Ağır uluslararası suç

Milosevic

Görev dışı

Uluslararası

Soykırım vb.

BM yetkisi

Maduro

Görevde

ABD ulusal mahkemesi

Narko-terörizm

Eşi benzeri olmayan durum

 

Karşılaştırmalı çözümleme göstermektedir ki, Maduro dosyası ne Noriega ne Pinochet ne de Milosevic davalarıyla hukuken örtüşmektedir. Bu dosya, mevcut örneklerin dışında, uluslararası hukukun sınırlarını tek taraflı biçimde zorlayan yeni bir kategori yaratmaktadır. Bu yönüyle dava, bireysel bir ceza yargılamasından çok, uluslararası hukuk düzeninin yapısal dönüşümüne işaret etmektedir.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, ABD’nin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik suçlamalarını yalnızca ceza hukuku teknikleri çerçevesinde değil, uluslararası hukukun yapısal ilkeleri, egemenlik rejimi ve güç ilişkileri bağlamında ele almıştır. Yapılan çözümleme, söz konusu davanın klasik anlamda bir ceza kovuşturmasından çok, uluslararası hukukun sınırlarını yeniden tanımlamaya yönelik siyasal bir girişim niteliği taşıdığını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Maduro dosyası, uluslararası ceza hukukunun gelişiminden çok ulusal ceza hukukunun küresel ölçekte uygulanmasının uluslararası hukuk düzeni üzerindeki etkilerini gözler önüne seren olağan dışı bir örnek oluşturmaktadır (Shaw, International Law, 2021).

İlk olarak, ABD’nin narko-terörizm kavramını kullanarak Venezuela devlet aygıtını bir “suç örgütü” olarak çerçevelemesi, devleti uluslararası hukukun öznesi olmaktan çıkarıp ulusal ceza hukukunun nesnesi durumuna getiren köktenci bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım, devletlerin eşit egemenliği ilkesini zedelediği gibi, çok taraflı sözleşmelerle kurulan uluslararası iş birliği rejimlerini de işlevsizleştirmektedir.

İkinci olarak, görevdeki bir devlet başkanının yabancı bir devletin ulusal mahkemeleri önünde yargılanmak istenmesi, kişisel dokunulmazlık (ratione personae) ilkesine açık bir meydan okumadır. İnceleme boyunca gösterildiği üzere, uyuşturucu kaçakçılığı ve narko-terörizm suçları, uluslararası hukukta dokunulmazlığı bertaraf eden jus cogens suçlar arasında yer almamaktadır. Bu nedenle ABD’nin yaklaşımı, mevcut uluslararası hukuk normlarıyla bağdaşmamaktadır.

Üçüncü olarak, karşılaştırmalı dava çözümlemesi, Noriega, Pinochet ve Milosevic örneklerinin Maduro dosyasına örnek oluşturamayacağını açık biçimde ortaya koymuştur. Bu davaların tamamında ya sanık görev dışındadır ya da yargılama yetkisi uluslararası bir mahkemeye dayanmaktadır. Maduro dosyası ise, görevdeki bir devlet başkanının, jus cogens niteliği taşımayan suçlar nedeniyle, tek taraflı biçimde ulusal bir mahkeme önüne çıkarılmak istendiği ilk örnek olarak ayrışmaktadır.

Son olarak, ABD’nin ileri sürdüğü koruyucu yargı yetkisi, ülke dışı yargı yetkisi ve siyasal tanıma savları, uluslararası hukuk düzleminde normatif bir meşruluk üretmemektedir. Bu savların kabulü durumunda, devlet başkanı dokunulmazlığı ortadan kalkacak ve uluslararası ceza hukuku, güçlü devletlerin ulusal mahkemeleri aracılığıyla uyguladığı asimetrik bir disiplin mekanizmasına dönüşecektir.

Bu çerçevede Maduro dosyası, hukuksal bir uyuşmazlıktan çok daha fazlasını ifade etmektedir. Bu dava hukuksal değildir, çünkü hukukun kurallarına değil, gücün sınırlarına dayanmaktadır. ABD, bu süreçte evrensel yargı yetkisini açıkça ilan etmeden eylem olarak gerçekleştirmekte ve çok taraflı mekanizmaları devre dışı bırakarak ulusal ceza hukukunu küresel bir araç durumuna getirmektedir. Böyle bir yaklaşımın genelleşmesi durumunda, uluslararası hukuk düzeni normlara değil, güç ilişkilerine bağlı bir yapıya dönüşme riskiyle karşı karşıya kalacaktır.

Sonuç olarak, Maduro dosyası yalnızca Venezuela’ya veya Nicolas Maduro’ya ilişkin bir dava değildir. Bu dosya, uluslararası hukukun geleceğinin, devlet egemenliğinin ve dokunulmazlık rejiminin hangi yönde evrileceğine dair kritik bir eşik niteliği taşımaktadır.


 

KAYNAKÇA

 

Uluslararası Mahkeme Kararları

International Court of Justice (ICJ), Arrest Warrant of 11 April 2000 (Democratic Republic of the Congo v. Belgium), Judgment, 14 February 2002.

International Criminal Tribunal for the Former Yugoslavia (ICTY), Prosecutor v. Slobodan Milošević, Case No. IT-02-54.

 

Uluslararası Sözleşmeler ve Belgeler

Vienna Convention on the Law of Treaties, 1969, UNTS Vol. 1155.

Rome Statute of the International Criminal Court, 1998.

United Nations Convention against Illicit Traffic in Narcotic Drugs and Psychotropic Substances, 1988.

United Nations Convention against Transnational Organized Crime (UNTOC), 2000.

United Nations Charter, 1945.

 

ABD Belgeleri

United States Department of Justice, Nicolás Maduro Moros and Others Charged in Narco-Terrorism Conspiracy, Press Release, 26 March 2020.

United States v. Nicolás Maduro Moros et al., Indictment, Southern District of New York, 2020.

 

Kitap ve Makaleler

Cassese, Antonio, International Law, 2nd ed., Oxford University Press, 2005.

Akande, Dapo, “Immunities of State Officials and International Crimes”, American Journal of International Law, Vol. 101, 2007.

Fox, Hazel & Webb, Philippa, The Law of State Immunity, 3rd ed., Oxford University Press, 2015.

Cryer, Robert et al., An Introduction to International Criminal Law and Procedure, Cambridge University Press, 2019.

Shaw, Malcolm N., International Law, 9th ed., Cambridge University Press, 2021.



[1] Tutuklama müzekkeresi

Hiç yorum yok: