Çıplak ve Vahşi Emperyalizm: Monroe
Öğretisi’nden Donroe Öğretisine ABD Dış Siyasasının Dönüşümü
Prof. Dr.
Firuz Demir Yaşamış
Öz
Bu makale, ABD dış siyasasında 19.
yüzyıldan günümüze uzanan etki alanı mantığının tarihsel dönüşümünü
incelemektedir. Monroe Doktrini, ABD’nin Batı Yarımküre’de savunmacı bir etki
alanı oluşturmasını sağlayan ilk sistemli yaklaşım olarak ortaya çıkmış, zaman
içinde müdahaleci ve hegemonik bir niteliğe bürünmüştür. Donald Trump döneminde
şekillenen ve bu çalışmada “Donroe öğretisi” olarak adlandırılan yaklaşım ise,
normatif ve kurumsal çerçevelerden kopmuş, ulusal çıkarı öncelikleyen,
asimetrik güç kullanımını normalleştiren ve etki alanlarını açık biçimde
savunan bir dış siyaset anlayışıdır. Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış tarafından
geliştirilen “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramı, Monroe’dan Donroe’ya uzanan
bu tarihsel ve yapısal dönüşümü açıklamak için kavramsal bir çerçeve
sunmaktadır. Çalışma, ABD dış siyasasındaki hegemonya sonrası dönemi hem
tarihsel hem kuramsal açıdan anlamlandırmayı amaçlamaktadır.
Anahtar
Kelimeler: ABD Dış Politikası, Monroe Doktrini,
Donroe Öğretisi, Çıplak ve Vahşi Emperyalizm, Hegemonya, MAGA, Trump, Küresel
Güç Dengesi
Abstract
This article examines the historical transformation of the United
States’ foreign policy from the 19th century to the present in terms of its
sphere-of-influence logic. The Monroe Doctrine emerged as the first systematic
approach enabling the U.S. to establish a defensive sphere of influence in the
Western Hemisphere, evolving over time into a more interventionist and
hegemonic framework. During the Trump administration, a new approach,
conceptualized in this study as the “Donroe Doctrine,” emerged, characterized
by a departure from normative and institutional frameworks, prioritization of
national interest, normalization of asymmetric power use, and overt defense of
spheres of influence. The concept of “Naked and Savage Imperialism,” developed
by Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış, provides a theoretical framework to
understand the structural and historical transformation from Monroe to Donroe.
The study aims to offer both historical and theoretical insights into the
post-hegemonic phase of U.S. foreign policy.
Key Words: U.S. Foreign Policy, Monroe Doctrine, Donroe
Doctrine, Naked and Savage Imperialism, Hegemony, MAGA, Trump, Global Power
Shift
GİRİŞ
ABD dış siyasası, iki yüzyıla yaklaşan
tarihi boyunca farklı doktrinler, öğretiler, söylemler ve kurumsal çerçeveler
aracılığıyla kendisini yeniden üretmiş, ancak bu değişken görünüme karşın
belirli bir etki alanı mantığını süreklilik içinde korumuştur. Bu sürekliliğin
en erken ve en simgesel ifadesi, 1823 yılında ilan edilen Monroe Doktrini
olmuştur. Monroe Doktrini, Avrupa güçlerinin Batı Yarımküre’ye müdahalesini
reddeden savunmacı bir ilke bildirimi olarak ortaya çıkmış, zamanla ABD’nin
bölgesel ve küresel gücünün artmasıyla birlikte müdahaleci ve hegemonik bir
içeriğe evrilmiştir. [1]
Soğuk Savaş sonrasında ABD’nin liberal
uluslararası düzenin lideri olarak konumlanması, bu etki alanı mantığını
demokrasi, insan hakları ve çok taraflı kurumlar aracılığıyla normatif bir
çerçeveye oturtmuştur. Ancak 21. yüzyılın ikinci on yılı itibarıyla, küresel
güç dengesinin değişmesi, Çin’in yükselişi, Rusya’nın meydan okuması ve çok
taraflı kurumların etkinliğinin azalması, bu liberal hegemonya modelini giderek
sürdürülemez duruma getirmiştir. Bu bağlamda Donald Trump döneminde şekillenen
ve bu çalışmada “Donroe öğretisi” olarak adlandırılan yaklaşım, ABD dış siyasasında
normatif söylemlerden ve kurumsal bağlılıklardan açık bir kopuşu temsil
etmektedir. Bu öğretinin ortaya çıkışı, küresel
güç dengelerindeki değişim, Çin ve Rusya’nın meydan okumaları ve çok taraflı
kurumların etkililiğinin azalmasıyla ilişkilidir (Ikenberry, 2011; Wallerstein,
2004).
Trump’ın “America First”
sloganı etrafında şekillenen bu yaklaşım, uluslararası ilişkilerde ilke ve
kurallardan çok doğrudan güç kullanımını, ekonomik baskıyı ve asimetrik
pazarlığı önceleyen bir dış siyasa uygulamasını beraberinde getirmiştir. Trump’ın
“America First” yaklaşımı, normatif referanslardan kopuşu ve ulusal çıkarı
önceliklendirmeyi vurgulamaktadır (Trump, 2016; United States Government,
2017).Trump’ın bir gazeteci sorusu üzerine dile getirdiği “Monroe’nun çok
ötesindeyiz” ifadesi, bu kopuşu açık biçimde ortaya koymakta ve ABD’nin
tarihsel etki alanı anlayışının artık örtük değil, maskesiz bir biçimde
savunulduğunu göstermektedir. ABD dış siyasası, iki yüzyıla yaklaşan tarih
boyunca farklı doktrinler ve öğretiler aracılığıyla kendisini yeniden
üretmiştir (Ikenberry, 2011).
Bu çalışma, Monroe Doktrini ile Donroe
öğretisi arasındaki tarihsel süreklilik ve dönüşümü çözümlemekle yetinmemekte
ve aynı zamanda bu dönüşümü açıklamak üzere Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış
tarafından geliştirilen “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramını kuramsal bir
çerçeve olarak önermektedir. Bu kavram, ABD dış siyasasında rıza üretimine
dayalı hegemonik liderlikten, normatif ve kurumsal sınırlamalardan arındırılmış
bir çıplak güç siyasetine geçişi tanımlamayı amaçlamaktadır.
Makale, ilk bölümde Monroe
Doktrini’nin ortaya çıkış koşullarını, tarihsel gelişimini ve temel ilkelerini
ele almakta, ikinci bölümde Donroe öğretisinin gelişim çizgisini ve ayırt edici
özelliklerini incelemektedir. Üçüncü bölümde ise “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm”
kavramı, emperyalizm ve hegemonya yazınıyla ilişkilendirilerek kuramsal olarak
konumlandırılmakta ve son bölümde bu kavramsallaştırmanın ABD dış siyasasının
güncel ve gelecekteki yönelimlerini anlamadaki katkısı değerlendirilmektedir.
Amaç ve Hedefler
Bu çalışmanın temel amacı, ABD dış siyasasında
19. yüzyıldan günümüze uzanan etki alanı mantığının Monroe Doktrini’nden Donroe
öğretisine nasıl bir dönüşüm geçirdiğini çözümlemek ve bu dönüşümü açıklamak
üzere Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış tarafından geliştirilen “Çıplak ve Vahşi
Emperyalizm” kavramını kuramsal bir çerçeve olarak önermektir. Çalışma, ABD dış
siyasasındaki güncel yönelimi yalnızca dönemsel bir sapma ya da lider merkezli
bir tercih olarak değil, daha geniş bir hegemonya krizi bağlamında ele almayı
hedeflemektedir.
Bu genel amaç doğrultusunda çalışmanın
özel hedefleri şunlardır:
(i)
Monroe Doktrini’nin ortaya çıkış koşullarını, tarihsel gelişimini ve temel
ilkelerini inceleyerek ABD dış siyasasındaki erken dönem etki alanı anlayışını
ortaya koymak;
(ii)
Donald Trump döneminde şekillenen ve bu çalışmada “Donroe öğretisi” olarak
adlandırılan dış siyasa yaklaşımının gelişim çizgisini, araçlarını ve ayırt
edici özelliklerini çözümlemek;
(iii)
“Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramını, emperyalizm, hegemonya ve
dünya-sistemleri yazınıyla ilişkilendirerek kuramsal düzlemde konumlandırmak;
(iv)
Monroe–Donroe sürekliliği ve kopuşu üzerinden ABD dış siyasasındaki normatif,
kurumsal ve stratejik dönüşümü bütünlüklü biçimde değerlendirmek;
(v)
Son olarak, geliştirilen bu kavramsal çerçevenin, ABD dış siyasasının güncel ve
gelecekteki yönelimlerini anlamada sağlayabileceği çözümleyici katkıyı
tartışmak.
Bu bağlamda çalışma, mevcut yazını
yalnızca tarihsel bir karşılaştırma sunmayı değil, aynı zamanda hegemonya
sonrası dönemde emperyal gücün nasıl işlediğine ilişkin özgün bir kavramsal
katkı yapmayı hedeflemektedir.
YÖNTEM
Bu çalışma, nitel araştırma yaklaşımı
çerçevesinde yürütülmüş kavramsal ve tarihsel ve çözümleyici bir incelemeye
dayanmaktadır. Araştırmada nicel veri çözümlemesi ya da istatistiksel modelleme
yerine, ABD dış siyasasının tarihsel sürekliliği ve güncel dönüşümü,
doktrinler, öğretiler, söylemler ve uygulamalar üzerinden yorumlayıcı bir
yöntemle ele alınmıştır. Bu tercih, çalışmanın amacının nedensel genellemeler
üretmekten çok, mevcut dış siyasa uygulamasını kavramsal düzeyde açıklayıcı
olmasından kaynaklanmaktadır.
Çalışmada öncelikle Monroe Doktrini ve
Donroe öğretisi, tarihsel bağlam çözümlemesi yöntemiyle incelenmiştir. Bu
kapsamda, Monroe’nun 1823 Kongre mesajı ile Trump döneminde dile getirilen dış siyasa
söylemleri ve uygulamaları, ortaya çıktıkları siyasal, ekonomik ve jeopolitik
koşullar dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Böylece her iki yaklaşımın kendi
dönemlerinin güç dengeleri içindeki anlamı ve işlevi ortaya konulmuştur.
İkinci aşamada, Monroe Doktrini ile
Donroe öğretisi arasındaki ilişki, karşılaştırmalı fakat simetrik olmayan bir çözümleme
ile ele alınmıştır. Bu karşılaştırma, iki yaklaşımı eşit ve bağımsız olgular
olarak değil, aynı etki alanı mantığının farklı tarihsel aşamaları olarak
değerlendirmektedir. Amaç, benzerlik ve farklılıkların ötesinde, süreklilik ve
kopuş dinamiklerini görünür kılmaktır.
Üçüncü aşamada, çalışmanın kuramsal
katkısını oluşturan “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramı, emperyalizm,
hegemonya ve dünya sistemleri yazınıyla ilişkilendirilerek kavramsal bütünleştirme
yöntemiyle geliştirilmiştir. Bu bağlamda Gramsci’nin hegemonya anlayışı,
Lenin’in emperyalizm çözümlemesi, Polanyi’nin kuralsızlaşma saptaması ve
Wallerstein’ın hegemonik gerileme yaklaşımı, mevcut dış siyasa uygulamasını
açıklamak üzere yeniden yorumlanmıştır.
Son olarak, çalışmada kullanılan
kavramsal çerçevenin çözümleyici geçerliliği, güncel ABD dış siyasası örnekleri
üzerinden yorumlayıcı doğrulama yoluyla sınanmıştır. Bu doğrulama, kavramın deneysel
bir sınamadan çok, açıklayıcı kapasitesinin ve tutarlılığının
değerlendirilmesini amaçlamaktadır.
Bu yöntemsel yaklaşım, çalışmanın
lider odaklı ya da olay merkezli bir çözümleme yerine, yapısal ve tarihsel bir
okuma sunmasını sağlamaktadır.
MONROE DOKTRİNİ:
ORTAYA ÇIKIŞI, TARİHSEL GELİŞİMİ VE TEMEL İLKELERİ
Ortaya Çıkış
Koşulları (1820’ler Bağlamı)
Monroe Doktrini, ABD Başkanı James
Monroe’nun 2 Aralık 1823 tarihinde Kongre’ye sunduğu yıllık mesaj kapsamında
ilan edilmiştir. Doktrinin ortaya çıkışı, erken 19. yüzyılın küresel güç
dengeleri, sömürgecilik sonrası dönüşüm ve ABD’nin yükselen bölgesel konumu ile
yakından ilişkilidir. Bu dönemde İspanya ve Portekiz’in Latin Amerika’daki
sömürge imparatorlukları çözülmekteydi. Latin Amerika’da çok sayıda yeni
bağımsız devlet ortaya çıkmıştı. Avrupa’da ise Kutsal İttifak (Rusya,
Avusturya, Prusya) devrimci hareketleri bastırmayı ve monarşik düzeni yeniden kurmayı
amaçlıyordu. ABD yönetimi, Avrupa’nın bu tutucu müdahaleci çizgisinin Latin
Amerika’ya sıçrama olasılığını kendi güvenliği açısından tehdit olarak
algıladı. Monroe Doktrini bu bağlamda, ABD’nin Batı Yarımküre’deki gelişmelere
ilişkin stratejik bir önleyici tepki olarak şekillendi. Monroe Doktrini, Avrupa
güçlerinin Batı Yarımküre’ye müdahalesini reddeden savunmacı bir ilke bildirimi
olarak ortaya çıkmıştır (Monroe, 1823; Cox, 1987).
Doktrinin İlanı
ve Temel Gerekçeleri
Monroe
Doktrini, başlangıçta resmi bir yasa ya da uluslararası anlaşma değil,
başkanlık mesajı çerçevesinde ifade edilen bir dış siyasa tutumuydu. Buna karşın
zamanla ABD dış siyasasının kurucu referans noktalarından biri durumuna geldi. Doktrinin
temel gerekçeleri üç başlık altında toplanabilir:
Güvenlik Kaygısı: Avrupa güçlerinin Batı Yarımküre’de yeniden askeri
ve siyasal etki kazanmasının ABD için uzun vadeli bir tehdit oluşturacağı
düşünülüyordu.
Bölgesel Etki
Alanı Oluşturma: ABD, Amerika
kıtalarını Avrupa’dan ayrıştırarak kendisi için özel bir etki alanı tanımlamak
istiyordu.
Jeopolitik
Fırsatçılık: Avrupa’nın
yıpranmışlığı ve Latin Amerika’daki güç boşluğu, ABD’ye uzun vadede bölgesel
liderlik fırsatı sunuyordu.
Bu yönüyle Monroe Doktrini, ahlaksal
ya da evrensel ilkelerden çok çıkar temelli ve jeopolitik bir çerçeve
sunuyordu.
Monroe
Doktrini’nin Temel İlkeleri
Monroe Doktrini genel olarak üç ana
ilke üzerine kuruludur:
Yeni
Sömürgeleştirmeye Karşıtlık:
ABD, Avrupa devletlerinin Amerika kıtalarında yeni sömürgeler kurmasını kabul
edilemez bir tehdit olarak tanımlamıştır.
Müdahale Etmeme: Avrupa devletlerinin, Amerika kıtasındaki
bağımsız devletlerin iç işlerine karışmaması gerektiği vurgulanmıştır.
Karşılıklı Uzak
Durma: ABD, Avrupa’nın iç siyasal
çatışmalarına ve güç mücadelelerine müdahil olmayacağını, buna karşılık
Avrupa’nın da Batı Yarımküre’den uzak durmasını beklediğini ilan etmiştir.
Bu ilke, yüzeyde karşılıklı bir denge
çağrısı gibi görünse de uygulamada asimetrik bir güç tasarımına dayanıyordu.
Tarihsel Evrim:
Savunmadan Müdahaleciliğe
Monroe Doktrini 19. yüzyıl boyunca
büyük ölçüde retorik düzeyde kaldı. ABD’nin askeri ve ekonomik kapasitesi
sınırlıydı ve doktrinin uygulanabilirliği büyük ölçüde İngiltere’nin deniz
gücüne dolaylı olarak yaslanıyordu. Ancak ABD güçlendikçe doktrin farklı bir
içerik kazandı:
1904 Roosevelt Ek
Yorumu (Roosevelt Corollary):
ABD, Latin Amerika’daki “kararsızlık” gerekçesiyle doğrudan müdahale hakkını
kendinde gördü. Doktrinin tarihsel evrimi, ABD’nin bölgesel hegemonyasını
meşrulaştıran müdahaleci bir çerçeveye dönüşmüştür (Roosevelt Corollary, 1904;
Ikenberry, 2011).
Soğuk Savaş
Dönemi: Monroe Doktrini, komünizmin
yayılmasını engelleme gerekçesiyle yeniden yorumlandı ve çok sayıda siyasal, askeri
ve gizli müdahaleye zemin hazırladı.
Bu süreçte doktrin, Avrupa
müdahalesine karşı bir savunma aracı olmaktan çıkarak, ABD’nin bölgesel
hegemonyasını meşrulaştıran bir araç durumuna dönüştü.
Değerlendirme
Monroe Doktrini, ABD’nin dış siyasa
tarihinde ilk sistemli etki alanı ilanı, egemenlik kavramının büyük güç lehine
esnetilmesi, bölgesel liderlik savının doktrinel ifadesi olarak
değerlendirilebilir. Bu anlayış, günümüzde Trump döneminde dile getirilen
“Monroe’nun çok ötesindeyiz” söylemiyle birlikte, örtükten açık güç siyasetine
geçişin tarihsel arka planını oluşturmaktadır.
DONROE ÖĞRETİSİ:
GELİŞİM ÇİZGİSİ, ÇIKIŞ NEDENLERİ VE TEMEL İLKELERİ
Bu çalışmada “Donroe öğretisi”, Donald
Trump döneminde ABD dış siyasasında ortaya çıkan ve geleneksel doktrin
anlayışından farklı olarak yazılı, tutarlı ve kurumsallaşmış bir belgeye
dayanmayan, ancak söylem, siyasa tercihi ve uygulamalar üzerinden uygulamada fiilen
işleyen bir dış siyasa yaklaşımını ifade etmek üzere kavramsallaştırılmaktadır.
Bu yönüyle Donroe öğretisi, klasik anlamda bir doktrinden çok, ABD’nin küresel
güç konumunu koruma çabasının normatif ve kurumsal sınırlamalardan arındırılmış
bir biçimde yeniden tanımlanmasıdır.
Donroe öğretisinin ortaya çıkışı, 2008
küresel finans krizinin ardından derinleşen ekonomik kırılganlıklar, ABD’nin askeri
ve siyasal müdahalelerinin maliyetinin artması, Çin’in sistemsel rakip olarak
yükselişi ve liberal uluslararası düzenin meşruluk kaybı ile yakından
ilişkilidir. Bu bağlamda Donroe öğretisi, ABD’nin hegemonik liderlik rolünü
sürdürmekte zorlandığı bir dönemde, çok taraflılık, ittifak sadakati ve
evrensel değerler söylemini geri plana iterek, doğrudan güç, çıkar ve pazarlık
eksenli bir dış siyasa anlayışını öne çıkarmıştır.
Donroe öğretisinin temel ilkeleri dört
başlık altında toplanabilir. Birincisi, çıkarın, ilkenin önüne geçirilmesidir.
Trump yönetimi, demokrasi, insan hakları ya da uluslararası hukuk gibi normatif
referansları dış siyasanın kurucu unsurları olmaktan çıkararak, kısa vadeli
ekonomik ve stratejik kazancı merkeze almıştır. İkincisi, kurumsal çok
taraflılığa olan uzaklıktır. NATO, Dünya Ticaret Örgütü ve Birleşmiş Milletler
gibi yapılar, Donroe öğretisinde bağlayıcı çerçeveler olarak değil,
gerektiğinde baskı aracı ya da pazarlık unsuru olarak görülmüştür. Üçüncüsü,
asimetrik güç kullanımının normalleştirilmesidir. Ekonomik yaptırımlar, ticaret
savaşları, gümrük tarifeleri ve diplomatik baskı, askeri müdahaleye farklı ama
aynı derecede zorlayıcı araçlar olarak sistemli biçimde kullanılmıştır.
Dördüncüsü ise, etki alanlarının açık biçimde tanımlanması ve savunulmasıdır.
Trump’ın “Monroe’nun çok ötesindeyiz” ifadesi, ABD’nin tarihsel etki alanı
anlayışını artık örtük değil, açık ve meydan okuyucu bir dille savunduğunu
göstermektedir. “Çıplak” emperyalizm, Gramsci’nin hegemonya kavramında
vurgulanan rıza üretimi mekanizmasının terk edilmesini ifade eder (Gramsci,
1971).
Bu yönleriyle Donroe öğretisi, Monroe
Doktrini ile benzer bir etki alanı mantığını paylaşmakla birlikte, onu normatif
meşruluk, kurumsal arabuluculuk ve rıza üretimi gibi unsurlardan arındırarak
çıplak güç siyasetine indirgemektedir. Tam da bu nedenle Donroe öğretisi,
klasik emperyalizm ya da gerçekçilik kavramlarıyla tam olarak açıklanamamakta
ve ABD dış siyasasının bu yeni evresini tanımlamak için “Çıplak ve Vahşi
Emperyalizm” kavramına gereksinme duyulmaktadır.
Ortaya Çıkış
Koşulları: Hegemonya Krizi ve Sistem Yorgunluğu
Donroe öğretisi olarak
adlandırılabilecek dış siyasa yaklaşımı, Donald Trump’ın siyasal yükselişiyle
görünürlük kazanmış, ancak kökleri daha derin bir ABD hegemonyası krizine
dayanmaktadır. Bu yaklaşımın ortaya çıkışı, tek bir liderin tercihlerinden çok,
küresel düzenin dönüşümü ve ABD’nin bu düzene uyum sağlamakta zorlanmasıyla
ilişkilidir. 21. yüzyılın ikinci on yılında ABD şu gelişmelerle karşı karşıya
kalmıştır: Çin’in ekonomik ve teknolojik yükselişi, Rusya’nın askeri ve
jeopolitik meydan okumaları, küresel Güney’in daha özerk bir tutum geliştirmesi,
çok taraflı kurumların (BM, WTO, NATO) etkinlik kaybı ve ABD içinde
küreselleşme karşıtı siyasal ve toplumsal tepki. Bu koşullar altında liberal
hegemonya modeli (kurallar, ittifaklar ve normlar yoluyla liderlik) ABD
açısından yük ve maliyet olarak algılanmaya başlamıştır. Donroe öğretisi, bu
yorgunluğun ve tatminsizliğin siyasallaşmış bir dış siyasa tepkisi olarak
ortaya çıkmıştır.
Gelişim Çizgisi:
Liberal Hegemonyadan Çıplak Güç Siyasetine
Donroe öğretisi, Trump’ın 2016’da dile
getirdiği “America First” sloganı etrafında şekillenmiştir. Bu slogan,
yalnızca iç siyasaya değil, doğrudan dış siyasaya ilişkin köktenci bir öncelik
değişimini ifade etmektedir. Bu yaklaşımın gelişim çizgisi üç aşamada
özetlenebilir:
Normlardan Kopuş: Donroe öğretisi, ABD dış siyasasında uzun
süredir referans verilen, demokrasi yayılması, insan hakları, uluslararası
hukuk, çok taraflılık gibi normatif çerçeveleri ikincil hatta gereksiz
görmektedir.
Kurumlara Uzaklık: Uluslararası kurumlar, Donroe bakış açısından
ABD’yi bağlayan, hareket alanını daraltan, maliyet yaratan yapılar olarak
değerlendirilmiştir. Bu nedenle anlaşmalardan çekilme, kurumları by-pass etme
ve ikili pazarlıkları öne çıkarma eğilimi güçlenmiştir.
Gücün Doğrudan
Kullanımı: Ekonomik yaptırımlar, ticaret
savaşları, diplomatik baskı ve askeri tehdit, meşru ve olağan araçlar olarak
görülmeye başlanmıştır. Bu süreç, ABD dış siyasasında örtük hegemonyadan açık
güç siyasetine geçişi ifade eder.
Donroe
Öğretisinin Temel İlkeleri
Donroe öğretisi yazılı bir doktrin şeklinde
düzenlenmemiştir, ancak uygulamalardan hareketle beş temel ilke saptanabilir:
Ulusal Çıkarın
Mutlak Önceliği: ABD’nin
ekonomik, askeri ve teknolojik çıkarları, tüm diğer ilke ve yükümlülüklerin
önündedir. Müttefiklik ilişkileri dahi bu çıkarlarla koşulludur.
Çok Taraflılığa
Şüphe: Çok taraflı anlaşmalar ve kurumlar,
Donroe öğretisinde egemenlik kısıtlayıcı mekanizmalar olarak algılanır. İkili
ilişkiler ve güç dengesine dayalı pazarlıklar tercih edilir.
Müttefik–Rakip
Ayrımının Bulanıklaşması: Donroe
yaklaşımında müttefikler “sadakat”, rakipler “bedel” üzerinden değerlendirilir.
Bu durum, klasik ittifak siyasetinin çözülmesine yol açar.
Ekonominin
Silahlaştırılması: Gümrük
tarifeleri, yaptırımlar, finansal erişim ve teknoloji kısıtlamaları, askeri
araçlar kadar stratejik öneme sahiptir.
Etki Alanlarının
Sert Savunusu: Özellikle Batı
Yarımküre’de, Çin ve Rusya gibi rakip güçlerin etkisine karşı sert ve açık bir
karşı koyuş söz konusudur. Trump’ın “Monroe’nun çok ötesindeyiz” ifadesi, bu
yaklaşımın özlü bir ifadesi olarak değerlendirilebilir.
Monroe ile Donroe
Arasındaki Yapısal Süreklilik
Monroe Doktrini ile Donroe öğretisi
arasında tarihsel bir süreklilik bulunmaktadır: her ikisi de etki alanı
mantığına dayanır, her ikisi de büyük güç egemenliğini meşrulaştırır ve her
ikisi de uluslararası hukuku araçsal görür. Ancak temel fark şuradadır: Monroe
savunmacı bir sınır çizme savsıydı, Donroe ise kuralsız ve maskesiz bir güç
dayatmasıdır. Bu nedenle Donroe öğretisi, Yaşamış’ın kavramsallaştırmanla ifade
edilecek olursa, “çıplak ve vahşi emperyalizm” döneminin doktrinel ifadesi
olarak okunabilir.
Monroe Neden Bir
Doktrindir, Donroe Neden Değildir?
Monroe Doktrini’nin bir “doktrin”
olarak adlandırılmasının temel nedeni, yalnızca tarihsel olarak erken bir
dönemde ortaya çıkmış olması değil, belirli normatif savlara, tutarlı bir
ilkesel çerçeveye ve uzun vadeli bir stratejik vizyona dayanmasıdır. 1823’te
ilan edilen Monroe Doktrini, ABD’nin askeri ve ekonomik kapasitesinin sınırlı
olduğu bir dönemde, Avrupa güçlerinin Batı Yarımküre’ye müdahalesini reddeden
savunmacı bir ilke bildirimi niteliği taşımıştır. Bu yönüyle Monroe, ABD’nin
kendi etki alanını tanımlarken aynı zamanda bu alanı hangi koşullarda ve hangi
gerekçelerle savunduğunu da açıklayan, meşruluk üretmeye yönelik bir doktrinsel
çerçeve sunmuştur.
Buna karşılık Donroe öğretisi,
normatif ilkelere dayanan tutarlı bir stratejik vizyon üretmekten çok, ABD’nin
küresel gücünün göreli gerileme sürecine girdiği bir dönemde ortaya çıkmış,
reaktif ve araçsal bir dış siyasa yaklaşımını ifade etmektedir. Donroe
öğretisi, klasik doktrinlerden farklı olarak, kurucu ve bağlayıcı tek bir
yazılı metne dayanmamakta ve söylem, karar ve uygulamalar üzerinden
şekillenmektedir. Trump döneminde yayımlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesi
ise bu öğretinin doktrinel bir temeli olmaktan çok mevcut dış siyasa uygulamasını
geriye dönük olarak gerekçelendiren bir meşruluk metni niteliği taşımaktadır. Trump
döneminde yayımlanan strateji belgeleri, Donroe öğretisini kurumsallaştırmaktan
çok ABD dış siyasasındaki normatif geri çekilmenin yazılı kayıtları olarak
okunmalıdır. Bu nedenle klasik anlamda bir doktrin olarak değil, ‘doktrinsizliğin
doktrini’ olarak tanımlanabilir. Burada amaç, uzun vadeli düzen kurmak değil,
kısa vadeli çıkarları azami ölçüde korumak ve rakipleri caydırmaktır.
Monroe Doktrini, örtük güç kullanımını
ve zaman içinde kurumsallaşmayı olanaklı kılan bir siyasal sabır ve stratejik
erteleme anlayışı içerirken, Donroe öğretisi, bu sabrı terk ederek hemen sonuç
alma, doğrudan baskı kurma ve asimetrik güç kullanımını meşrulaştırmaktadır. Bu
fark, iki yaklaşım arasındaki temel ayrımı ortaya koymaktadır: Monroe düzen
kurmaya yönelik bir doktrin iken, Donroe düzenin çözülüşü koşullarında
geliştirilen kriz yönetimi uygulamasıdır.
Dolayısıyla Monroe’nun doktrin olarak
anılması, ABD hegemonyasının yükseliş dönemine özgü normatif ve kurumsal
kapasitesinden kaynaklanırken, Donroe’nun doktrinleşememesi, ABD’nin hegemonik
liderlik savını sürdüremediği bir dönemde, çıplak güce dayalı ve meşruluk
üretiminden büyük ölçüde vazgeçmiş bir dış siyasa anlayışının ürünüdür. Bu
ayrım, Donroe öğretisinin neden klasik doktrin kategorisine sığmadığını ve
neden “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramı ile açıklanması gerektiğini ortaya
koymaktadır.
Değerlendirmek gerekirse, Donroe
öğretisi, ABD dış siyasasında liberal hegemonya anlatısının sonunu, normatif
söylemin terk edilişini, güç siyasetinin doğrudanlaşmasını temsil etmektedir.
Bu yönüyle Donroe, Monroe’nun tarihsel mirasını devam ettirmekten çok, onu köktencileştiren
ve bir aşama olarak değerlendirilebilir.
“ÇIPLAK VE VAHŞİ
EMPERYALİZM”: KURAMSAL BİR KONUMLANDIRMA
Kavramsal Gereksinim:
Neden Yeni Bir Terim?
Emperyalizm yazını, büyük ölçüde iki
ana damar etrafında şekillenmiştir: klasik emperyalizm (Lenin, Hobson,
Luxemburg), liberal / hegemonik emperyalizm (Gramsci, Cox, Nye, Ikenberry). Ancak
MAGA dış siyasası bu iki çerçevenin de sınırlarını zorlamaktadır. Ne klasik
anlamda toprak işgali, sömürge yönetimi, sürekli askeri yayılma söz konusudur
ve ne de liberal hegemonya modelindeki norm üretimi, rıza inşası, kurumsal
liderlik, mekanizmaları işler durumdadır. Bu boşluk, yeni bir kavramsallaştırma
gereksinimi doğurmaktadır.
“Çıplak”:
Gramsci’den Kopuş ve Rızanın Terk Edilişi
Antonio Gramsci’ye göre hegemonya,
yalnızca zor yoluyla değil, rıza üretimi yoluyla sürdürülebilir. Soğuk Savaş
sonrası ABD hegemonyası da demokrasi, insan hakları, serbest piyasa gibi
normlar aracılığıyla bu rızayı üretmiştir. Çıplak emperyalizm, bu mekanizmanın
bilinçli olarak terk edilmesini ifade eder. Donroe yaklaşımında normlar yük, değerler
pazarlık unsuru ve meşruluk ikincildir. Bu yönüyle “çıplaklık”, hegemonik
rızanın çözülmesi anlamına gelir.
“Vahşi”: Polanyi
ve Kuralsızlaşma
Karl Polanyi, Büyük Dönüşüm’de
piyasanın toplumsal ve kurumsal sınırlarından kopmasının yıkıcı sonuçlar
doğuracağını vurgular. “Vahşi” sıfatı, Donroe döneminde diplomatik kuralların, ittifak
normlarının, çok taraflı mekanizmaların bilinçli biçimde askıya alınmasını
ifade eder. Bu, irrasyonel bir çöküş değil kuralsızlığın stratejiye
dönüştürülmesidir. “Vahşi” nitelik,
Polanyi’nin piyasanın toplumsal bağlamından kopmasının yarattığı yıkıcı
sonuçlara analoji ile açıklanabilir (Polanyi, 1944).
Emperyalizm:
Lenin’in Ötesinde Ama Onu Reddetmeden
Lenin, emperyalizmi sermaye ihracı, tekelci
kapitalizm, merkez–çevre ilişkisi üzerinden tanımlar. “Çıplak ve Vahşi
Emperyalizm” sermaye ihracından çok sermaye erişimini denetler, işgalden çok
bağımlılık üretir ve bayraktan çok finans, teknoloji ve veri üzerinden işler. Bu,
Lenin’i geçersiz kılmaz ama emperyalizmin araç setinin evrildiğini gösterir.
Wallerstein ve
Dünya-Sistemleri: Merkez Ama Savunmada
Immanuel Wallerstein’a göre merkez
güçler, sistem krizine girdiklerinde daha sert, daha korumacı, daha dışlayıcı davranırlar.
Donroe öğretisi, ABD’nin hala merkezde olduğunu, ancak artık genişleten değil
savunan bir merkez olduğunu göstermektedir. “Vahşilik” burada çevreyi denetlemek
için sistemi yeniden genişletmek yerine çözülmeyi yavaşlatma çabasıdır. Dünya-sistemleri bakış açısı, hegemonik
merkezlerin kriz dönemlerinde daha sert ve dışlayıcı davranış geliştirdiğini
göstermektedir (Wallerstein, 2004).
Gerçekçilikle Uzaklık:
Neden Sadece “Gerçekçilik” Değil?
Donroe sıklıkla “realist” olarak
etiketlenir. Ancak klasik gerçekçilik öngörülebilirlik ister, güç dengesi arar,
kararlılığı hedefler. “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” ise öngörülemezliği
araçsallaştırır, kararsızlığı baskı unsuru yapar, kuralsızlığı üstünlük sayar. Bu
nedenle kavram, gerçekçiliği aşan bir sertlik taşır.
Kavramsal Katkı Savı
“Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramı hegemonya
sonrası bir emperyalizm biçimini, normların çöktüğü ama gücün hala işlediği bir
aşamayı lider merkezli değil yapısal bir dönüşümü tanımlamayı amaçlamaktadır. Bu
yönüyle kavram polemik değil, tanılayıcı, tarihsel sürekliliği olan bir çözümleyici
araçtır.
Sonuç: Monroe’dan
Donroe’ya Kuramsal Köprü
Monroe Doktrini, emperyal etki
alanının örtük ilanıydı. Donroe öğretisi ise bu alanın çıplak ve vahşi
savunusudur. Bu nedenle “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” Monroe’nun mantığını, liberal
hegemonya deneyimini, hegemonya krizini tek bir kavramsal çerçevede
birleştirmektedir.
“Çıplak ve Vahşi
Emperyalizm”: Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış’ın Kavramsal Katkısı
ABD dış siyasasında Donald Trump
döneminde belirginleşen ve bu çalışmada Donroe öğretisi olarak adlandırılan
yaklaşımı açıklamak için, Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış tarafından geliştirilen
“Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramı çözümleyici bir çerçeve sunmaktadır. Bu
kavram, klasik emperyalizm kuramları ile liberal hegemonya yazınının
açıklamakta yetersiz kaldığı, normatif çerçevelerden arındırılmış yeni bir güç
kullanım biçimini tanımlamayı amaçlamaktadır.
Kavramsal Gerekçe
Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış’a göre,
güncel ABD dış siyasası ne klasik anlamda sömürgeci emperyalizmle ne de İkinci
Dünya Savaşı sonrasında şekillenen liberal hegemonya modeliyle tam olarak
örtüşmektedir. MAGA dış siyasası toprak ilhakı yerine bağımlılık üretmekte, norm
oluşturulması yerine doğrudan baskı araçlarını kullanmakta ve çok taraflı
kurumlar yerine ikili ve asimetrik ilişkileri öncelemektedir. Bu nedenle mevcut
yazındaki kavramlar, ortaya çıkan uygulaması açıklamakta yetersiz kalmaktadır.
Donroe öğretisi, yazılı bir doktrine değil,
uygulama, karar ve söylem üzerinden şekillenen bir dış politika yaklaşımıdır
(Yaşamış, 2026).
“Çıplaklık”:
Hegemonyanın Normatif Boyutunun Terk Edilişi
“Çıplak” nitelemesi, hegemonik gücün
rıza üretme kapasitesini yitirmesi ya da bu kapasiteden bilinçli olarak
vazgeçmesi anlamına gelmektedir. Gramsci’nin hegemonya kavramında merkezi bir
yer tutan normatif rıza üretimi, Prof. Dr. Yaşamış’ın saptamasına göre Donroe
öğretisinde sistemli biçimde terk edilmiştir. Bu bağlamda demokrasi, insan
hakları, uluslararası hukuk ABD dış siyasasında meşrulaştırıcı çerçeveler
olmaktan çıkmış ve yalnızca araçsal ve geçici unsurlar durumuna gelmiştir.
“Vahşilik”:
Kuralsızlığın Stratejiye Dönüşmesi
“Vahşi” sıfatı, Donroe öğretisinde
kuralsızlığın bir zayıflık değil, bilinçli bir stratejik tercih olarak
kullanılmasını ifade etmektedir. Prof. Dr. Yaşamış bu durumu, Karl Polanyi’nin
piyasanın toplumsal bağlamından kopmasının yarattığı yıkıcı sonuçlara ilişkin çözümlemeleriyle
analoji kurarak açıklar. Bu çerçevede uluslararası anlaşmalar geçici, ittifaklar
koşullu, normlar pazarlık konusu durumuna gelmiştir. Bu durum, klasik
emperyalizmin dahi sahip olduğu kurumsal sınırların aşındığını göstermektedir.
Emperyalizm
Kavramının Güncellenmesi
Prof. Dr. Yaşamış’ın “Çıplak ve Vahşi
Emperyalizm” kavramı, Lenin’in emperyalizm çözümlemesini reddetmez, ancak
emperyal gücün araç setinin dönüşümünü vurgular. Günümüzde emperyalizm askeri
işgalden çok ekonomik yaptırımlar, sermaye ihracından çok finansal erişimin
denetlenmesi ve bayrak egemenliğinden çok teknoloji ve veri bağımlılığı üzerinden
işlemektedir. Bu yönüyle kavram, Susan Strange’in “yapısal güç” yaklaşımıyla da
örtüşmektedir.
Dünya-Sistemleri Bakış
Açısından Okuma
Immanuel Wallerstein’ın
dünya-sistemleri kuramı bağlamında, “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm”, hegemonik
gerileme yaşayan bir merkezin daha sert, dışlayıcı ve kural tanımaz davranma
eğilimini yansıtmaktadır. Prof. Dr. Yaşamış’a göre Donroe öğretisi, ABD’nin
merkezde olmasına karşın artık genişleten değil savunan bir güç konumuna
geçişinin göstergesidir.
Kavramsal
Katkının Önemi
“Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” lider
merkezli değil, yapısal, polemik değil, çözümleyici, geçici değil, tarihsel
süreklilik içinde bir dönüşümü açıklamayı hedeflemektedir. Bu yönüyle kavram,
Monroe Doktrini’nden Donroe öğretisine uzanan çizgide ABD dış siyasasının
maskesizleşmesini kuramsal olarak anlamlandıran özgün bir katkı sunmaktadır.
Değerlendirmek gerekirse, Prof.
Dr. Firuz Demir Yaşamış’ın geliştirdiği “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramı,
ABD dış siyasasındaki güncel yönelimi açıklamakla kalmamakta, aynı zamanda
hegemonya sonrası dönemde emperyal gücün nasıl işlediğine ilişkin daha genel
bir kuramsal tartışmaya da kapı aralamaktadır.
MONROE – DONROE –
ÇIPLAK VE VAHŞİ EMPERYALİZM KARŞILAŞTIRMASI
Aşağıda verilen çizelge buraya kadar
açıklanan üç temel kavramı karşılaştırmaktadır.
|
Çizelge 1: Karşılaştırmalı Çözümleyici Çizelge |
|||
|
Başlık |
Monroe Doktrini |
Donroe Öğretisi (MAGA) |
Çıplak ve Vahşi Emperyalizm |
|
Tarihsel Bağlam |
1820’ler |
2010’lar |
2020’ler |
|
Küresel Konjonktür |
Avrupa merkezli dünya |
Çok kutupluluğa geçiş |
Hegemonya krizi |
|
ABD’nin Konumu |
Yükselen bölgesel güç |
Zorlanan hegemon |
Gerileyen ama sertleşen merkez |
|
Temel Kaygı |
Avrupa müdahalesi |
Çin / Rusya meydan okuması |
Etki alanı kaybı |
|
Ana Amaç |
Batı Yarımküre’yi ayırmak |
Etki alanını sert savunmak |
Çözülmeyi yavaşlatmak |
|
Yöntem |
İlke bildirimi |
Baskı + pazarlık |
Kuralsız güç kullanımı |
|
Meşruluk Dili |
Savunma & bağımsızlık |
Ulusal çıkar |
Meşruluk arayışı yok |
|
Normlarla İlişki |
Örtük |
Araçsal |
Terk edilmiş |
|
Kurumlarla İlişki |
Zayıf ama mesafeli |
Şüpheci |
By-pass eden |
|
Emperyal Mantık |
Örtük etki alanı |
Açık etki alanı |
Maskesiz dayatma |
|
Kavramsal Niteliği |
Doktrin |
Öğretisiz öğreti |
Kuramsal teşhis |
|
Kuramsal Karşılığı |
Klasik jeopolitik |
Sert gerçekçilik |
Hegemonya sonrası emperyalizm |
Not: Bu tabloda üçüncü sütun (Çıplak
ve Vahşi Emperyalizm), Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış’ın kavramsal katkısı
olarak diğer ikisini açıklayan üst kavram işlevi görüyor.
Monroe Doktrini, ABD’nin örtük etki
alanı ilanıydı. Donroe öğretisi bu alanın açık savunusudur. Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış’ın ‘Çıplak ve Vahşi Emperyalizm’ kavramı ise bu tarihsel
sürekliliği, hegemonya krizinin ürettiği maskesiz güç siyaseti olarak kuramsal
düzlemde açıklamaktadır.
Monroe Doktrini, 19. yüzyılın başında
ABD’nin Batı Yarımküre’yi Avrupa müdahalesinden ayırmayı hedefleyen, savunmacı
ve örtük bir etki alanı ilanı olarak ortaya çıkmış ve zamanla ABD gücünün
artmasıyla müdahaleci bir içeriğe evrilmiştir. Donroe öğretisi ise, küresel güç
dengesinin ABD aleyhine değiştiği bir dönemde, bu etki alanı mantığını normatif
ve kurumsal çerçevelerden kopararak açık güç siyaseti biçiminde yeniden üretmektedir.
Ancak her iki yaklaşım da tek başına güncel ABD dış siyasasının niteliğini açıklamakta
yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış tarafından
geliştirilen “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramı, Monroe ile başlayan etki
alanı zihniyetinin Donroe döneminde nasıl maskesiz, kuralsız ve rıza
üretiminden arındırılmış bir güç kullanımına dönüştüğünü kuramsal düzlemde
bütünlüklü biçimde kavramsallaştırmaktadır.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışma, ABD dış siyasasında 19.
yüzyıldan günümüze uzanan etki alanı mantığının tarihsel dönüşümünü ve bu
dönüşümün kavramsal temellerini ele almıştır. Monroe Doktrini, ABD’nin yükselen
bölgesel gücünün Batı Yarımküre’ye yönelik savunmacı bir ilke bildirimi olarak
şekillenmesini sağlamış, zaman içinde müdahaleci ve hegemonik bir çerçeveye
evrilmiştir. Soğuk Savaş sonrası liberal hegemonya dönemi, bu etki alanı
mantığını normatif ve kurumsal mekanizmalar aracılığıyla sürdürülebilir
kılmıştır. Ancak 21. yüzyılın ikinci on yılında, küresel güç dengelerinin
değişmesi ve çok taraflı kurumların etkinliğinin azalması, bu modelin
sürdürülebilirliğini zayıflatmıştır. Monroe
ile Donroe arasındaki süreklilik, ABD’nin etki alanı mantığını sürdürmesine karşın
normatif ve kurumsal sınırların terk edilmesi ile farklılık göstermektedir
(Yaşamış, 2026; Ikenberry, 2011).
Donald Trump döneminde ortaya çıkan ve
bu çalışmada “Donroe öğretisi” olarak adlandırılan yaklaşım, ABD dış
siyasasındaki normatif ve kurumsal referanslardan açık bir kopuşu temsil
etmektedir. Donroe öğretisi, ulusal çıkarı mutlak öncelik olarak benimseyen,
çok taraflılık ve normatif çerçeveleri ikincilleştiren, asimetrik güç
kullanımını normalleştiren ve etki alanlarını açık biçimde savunan bir dış
siyasa anlayışıdır. Bu yönüyle klasik doktrinlerden ayrılır, yazılı ve kurumsal
bir çerçeveye dayanmaz ve söylem, karar ve uygulamalar üzerinden şekillenir.
Ulusal Güvenlik Stratejisi belgeleri, bu öğretinin geriye dönük meşruluk
metinleri olarak okunabilir, ancak Donroe’yu klasik anlamda bir doktrin durumuna
getirmez.
Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış
tarafından geliştirilen “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramı, Monroe’dan
Donroe’ya uzanan bu tarihsel ve yapısal dönüşümü açıklamak için kavramsal bir
çerçeve sunmaktadır. Bu kavram, ABD dış siyasasının normatif rızadan, kurumsal
sınırlamalardan ve etik kaygılardan arındırılmış, maskesiz ve kuralsız bir güç
kullanımına dönüştüğü dönemi tanımlar. “Çıplak” unsur, hegemonik rızanın ve
normatif çerçevenin terk edilmesini; “Vahşi” unsur ise kuralsızlığın bilinçli
ve stratejik bir tercih olarak uygulanmasını ifade eder. Kavram, klasik
emperyalizm ve liberal hegemonya analizlerinin yetersiz kaldığı güncel ABD dış
siyasetini açıklamada özgün bir çözümleyici araçtır. “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramı, ABD dış
siyasasının hegemonya sonrası evresini hem tarihsel hem kuramsal düzlemde
açıklayan özgün bir araç sunmaktadır (Yaşamış, 2026).
Sonuç olarak, ABD dış siyasası, Monroe
doktrinsel savunmacılığından Donroe’nun maskesiz güç siyasetine uzanan bir
tarihsel çizgide evrilmiştir. Bu süreç, sadece lider tercihlerine
indirgenemeyecek yapısal ve hegemonya temelli bir dönüşümü ifade eder. “Çıplak
ve Vahşi Emperyalizm” kavramı, bu dönüşümü anlamak, tarihsel süreklilik ile
kopuş arasındaki dinamikleri kavramsallaştırmak ve ABD dış siyasasının güncel
ve gelecekteki yönelimlerini açıklamak için gerekli kuramsal araçları
sunmaktadır. Bu bağlamda, çalışma hem tarihsel çözümleme hem kuramsal katkı
açısından ABD dış siyasetinin hegemonya sonrası dönemine ilişkin özgün bir
perspektif ortaya koymaktadır.
Kaynakça
Cox, R. W. (1987). Production, Power,
and World Order: Social Forces in the Making of History. Columbia University
Press.
Gramsci, A. (1971). Selections from
the Prison Notebooks (Q. Hoare & G. N. Smith, Eds. & Trans.).
International Publishers.
Hobson, J. A. (1902). Imperialism: A
Study. James Nisbet & Co.
Ikenberry, G. J. (2011). Liberal
Leviathan: The Origins, Crisis, and Transformation of the American World Order.
Princeton University Press.
Lenin, V. I. (1917). Imperialism, the
Highest Stage of Capitalism. Progress Publishers.
Monroe, J. (1823). Annual Message to
Congress. United States Congress.
Nye, J. S. (2004). Soft Power: The
Means to Success in World Politics. Public Affairs.
Polanyi, K. (1944). The Great
Transformation: The Political and Economic Origins of Our Time. Beacon Press.
Wallerstein, I. (2004). World-Systems
Analysis: An Introduction. Duke University Press.
United States Government. (2017).
National Security Strategy of the United States of America. The White House.
Trump, D. J. (2016). Campaign Speeches
and Policy Statements. Public Records.
Yaşamış, F. D. (2026). Çıplak ve Vahşi
Emperyalizm: Donroe Öğretisi ve ABD Dış Politikası. https://www.blogger.com/blog/post/edit/3144762057093618809/5776080324005828785
[1] Bu
çalışmada Donroe öğretisi kavramı, klasik anlamda kurucu bir doktrini değil
normatif ve kurumsal çerçevelerden kopmuş, eylemli bir dış siyasa uygulamasını
ifade etmek üzere kullanılmaktadır. Monroe doktrini ise devlet aklını temsil
ettiği ve sürekli kullanıldığı için doktrin olarak nitelenmeye devam
edilecektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder