Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

5 Ocak 2026 Pazartesi

 

Çıplak ve Vahşi Emperyalizm: Monroe Öğretisi’nden Donroe Öğretisine ABD Dış Siyasasının Dönüşümü

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

 

Öz

Bu makale, ABD dış siyasasında 19. yüzyıldan günümüze uzanan etki alanı mantığının tarihsel dönüşümünü incelemektedir. Monroe Doktrini, ABD’nin Batı Yarımküre’de savunmacı bir etki alanı oluşturmasını sağlayan ilk sistemli yaklaşım olarak ortaya çıkmış, zaman içinde müdahaleci ve hegemonik bir niteliğe bürünmüştür. Donald Trump döneminde şekillenen ve bu çalışmada “Donroe öğretisi” olarak adlandırılan yaklaşım ise, normatif ve kurumsal çerçevelerden kopmuş, ulusal çıkarı öncelikleyen, asimetrik güç kullanımını normalleştiren ve etki alanlarını açık biçimde savunan bir dış siyaset anlayışıdır. Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış tarafından geliştirilen “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramı, Monroe’dan Donroe’ya uzanan bu tarihsel ve yapısal dönüşümü açıklamak için kavramsal bir çerçeve sunmaktadır. Çalışma, ABD dış siyasasındaki hegemonya sonrası dönemi hem tarihsel hem kuramsal açıdan anlamlandırmayı amaçlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: ABD Dış Politikası, Monroe Doktrini, Donroe Öğretisi, Çıplak ve Vahşi Emperyalizm, Hegemonya, MAGA, Trump, Küresel Güç Dengesi

 

Abstract

This article examines the historical transformation of the United States’ foreign policy from the 19th century to the present in terms of its sphere-of-influence logic. The Monroe Doctrine emerged as the first systematic approach enabling the U.S. to establish a defensive sphere of influence in the Western Hemisphere, evolving over time into a more interventionist and hegemonic framework. During the Trump administration, a new approach, conceptualized in this study as the “Donroe Doctrine,” emerged, characterized by a departure from normative and institutional frameworks, prioritization of national interest, normalization of asymmetric power use, and overt defense of spheres of influence. The concept of “Naked and Savage Imperialism,” developed by Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış, provides a theoretical framework to understand the structural and historical transformation from Monroe to Donroe. The study aims to offer both historical and theoretical insights into the post-hegemonic phase of U.S. foreign policy.

Key Words: U.S. Foreign Policy, Monroe Doctrine, Donroe Doctrine, Naked and Savage Imperialism, Hegemony, MAGA, Trump, Global Power Shift

GİRİŞ

ABD dış siyasası, iki yüzyıla yaklaşan tarihi boyunca farklı doktrinler, öğretiler, söylemler ve kurumsal çerçeveler aracılığıyla kendisini yeniden üretmiş, ancak bu değişken görünüme karşın belirli bir etki alanı mantığını süreklilik içinde korumuştur. Bu sürekliliğin en erken ve en simgesel ifadesi, 1823 yılında ilan edilen Monroe Doktrini olmuştur. Monroe Doktrini, Avrupa güçlerinin Batı Yarımküre’ye müdahalesini reddeden savunmacı bir ilke bildirimi olarak ortaya çıkmış, zamanla ABD’nin bölgesel ve küresel gücünün artmasıyla birlikte müdahaleci ve hegemonik bir içeriğe evrilmiştir. [1]

Soğuk Savaş sonrasında ABD’nin liberal uluslararası düzenin lideri olarak konumlanması, bu etki alanı mantığını demokrasi, insan hakları ve çok taraflı kurumlar aracılığıyla normatif bir çerçeveye oturtmuştur. Ancak 21. yüzyılın ikinci on yılı itibarıyla, küresel güç dengesinin değişmesi, Çin’in yükselişi, Rusya’nın meydan okuması ve çok taraflı kurumların etkinliğinin azalması, bu liberal hegemonya modelini giderek sürdürülemez duruma getirmiştir. Bu bağlamda Donald Trump döneminde şekillenen ve bu çalışmada “Donroe öğretisi” olarak adlandırılan yaklaşım, ABD dış siyasasında normatif söylemlerden ve kurumsal bağlılıklardan açık bir kopuşu temsil etmektedir. Bu öğretinin ortaya çıkışı, küresel güç dengelerindeki değişim, Çin ve Rusya’nın meydan okumaları ve çok taraflı kurumların etkililiğinin azalmasıyla ilişkilidir (Ikenberry, 2011; Wallerstein, 2004).

Trump’ın “America First” sloganı etrafında şekillenen bu yaklaşım, uluslararası ilişkilerde ilke ve kurallardan çok doğrudan güç kullanımını, ekonomik baskıyı ve asimetrik pazarlığı önceleyen bir dış siyasa uygulamasını beraberinde getirmiştir. Trump’ın “America First” yaklaşımı, normatif referanslardan kopuşu ve ulusal çıkarı önceliklendirmeyi vurgulamaktadır (Trump, 2016; United States Government, 2017).Trump’ın bir gazeteci sorusu üzerine dile getirdiği “Monroe’nun çok ötesindeyiz” ifadesi, bu kopuşu açık biçimde ortaya koymakta ve ABD’nin tarihsel etki alanı anlayışının artık örtük değil, maskesiz bir biçimde savunulduğunu göstermektedir. ABD dış siyasası, iki yüzyıla yaklaşan tarih boyunca farklı doktrinler ve öğretiler aracılığıyla kendisini yeniden üretmiştir (Ikenberry, 2011).

Bu çalışma, Monroe Doktrini ile Donroe öğretisi arasındaki tarihsel süreklilik ve dönüşümü çözümlemekle yetinmemekte ve aynı zamanda bu dönüşümü açıklamak üzere Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış tarafından geliştirilen “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramını kuramsal bir çerçeve olarak önermektedir. Bu kavram, ABD dış siyasasında rıza üretimine dayalı hegemonik liderlikten, normatif ve kurumsal sınırlamalardan arındırılmış bir çıplak güç siyasetine geçişi tanımlamayı amaçlamaktadır.

Makale, ilk bölümde Monroe Doktrini’nin ortaya çıkış koşullarını, tarihsel gelişimini ve temel ilkelerini ele almakta, ikinci bölümde Donroe öğretisinin gelişim çizgisini ve ayırt edici özelliklerini incelemektedir. Üçüncü bölümde ise “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramı, emperyalizm ve hegemonya yazınıyla ilişkilendirilerek kuramsal olarak konumlandırılmakta ve son bölümde bu kavramsallaştırmanın ABD dış siyasasının güncel ve gelecekteki yönelimlerini anlamadaki katkısı değerlendirilmektedir.

Amaç ve Hedefler

Bu çalışmanın temel amacı, ABD dış siyasasında 19. yüzyıldan günümüze uzanan etki alanı mantığının Monroe Doktrini’nden Donroe öğretisine nasıl bir dönüşüm geçirdiğini çözümlemek ve bu dönüşümü açıklamak üzere Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış tarafından geliştirilen “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramını kuramsal bir çerçeve olarak önermektir. Çalışma, ABD dış siyasasındaki güncel yönelimi yalnızca dönemsel bir sapma ya da lider merkezli bir tercih olarak değil, daha geniş bir hegemonya krizi bağlamında ele almayı hedeflemektedir.

Bu genel amaç doğrultusunda çalışmanın özel hedefleri şunlardır:

(i) Monroe Doktrini’nin ortaya çıkış koşullarını, tarihsel gelişimini ve temel ilkelerini inceleyerek ABD dış siyasasındaki erken dönem etki alanı anlayışını ortaya koymak;

(ii) Donald Trump döneminde şekillenen ve bu çalışmada “Donroe öğretisi” olarak adlandırılan dış siyasa yaklaşımının gelişim çizgisini, araçlarını ve ayırt edici özelliklerini çözümlemek;

(iii) “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramını, emperyalizm, hegemonya ve dünya-sistemleri yazınıyla ilişkilendirerek kuramsal düzlemde konumlandırmak;

(iv) Monroe–Donroe sürekliliği ve kopuşu üzerinden ABD dış siyasasındaki normatif, kurumsal ve stratejik dönüşümü bütünlüklü biçimde değerlendirmek;

(v) Son olarak, geliştirilen bu kavramsal çerçevenin, ABD dış siyasasının güncel ve gelecekteki yönelimlerini anlamada sağlayabileceği çözümleyici katkıyı tartışmak.

Bu bağlamda çalışma, mevcut yazını yalnızca tarihsel bir karşılaştırma sunmayı değil, aynı zamanda hegemonya sonrası dönemde emperyal gücün nasıl işlediğine ilişkin özgün bir kavramsal katkı yapmayı hedeflemektedir.

YÖNTEM

Bu çalışma, nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde yürütülmüş kavramsal ve tarihsel ve çözümleyici bir incelemeye dayanmaktadır. Araştırmada nicel veri çözümlemesi ya da istatistiksel modelleme yerine, ABD dış siyasasının tarihsel sürekliliği ve güncel dönüşümü, doktrinler, öğretiler, söylemler ve uygulamalar üzerinden yorumlayıcı bir yöntemle ele alınmıştır. Bu tercih, çalışmanın amacının nedensel genellemeler üretmekten çok, mevcut dış siyasa uygulamasını kavramsal düzeyde açıklayıcı olmasından kaynaklanmaktadır.

Çalışmada öncelikle Monroe Doktrini ve Donroe öğretisi, tarihsel bağlam çözümlemesi yöntemiyle incelenmiştir. Bu kapsamda, Monroe’nun 1823 Kongre mesajı ile Trump döneminde dile getirilen dış siyasa söylemleri ve uygulamaları, ortaya çıktıkları siyasal, ekonomik ve jeopolitik koşullar dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Böylece her iki yaklaşımın kendi dönemlerinin güç dengeleri içindeki anlamı ve işlevi ortaya konulmuştur.

İkinci aşamada, Monroe Doktrini ile Donroe öğretisi arasındaki ilişki, karşılaştırmalı fakat simetrik olmayan bir çözümleme ile ele alınmıştır. Bu karşılaştırma, iki yaklaşımı eşit ve bağımsız olgular olarak değil, aynı etki alanı mantığının farklı tarihsel aşamaları olarak değerlendirmektedir. Amaç, benzerlik ve farklılıkların ötesinde, süreklilik ve kopuş dinamiklerini görünür kılmaktır.

Üçüncü aşamada, çalışmanın kuramsal katkısını oluşturan “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramı, emperyalizm, hegemonya ve dünya sistemleri yazınıyla ilişkilendirilerek kavramsal bütünleştirme yöntemiyle geliştirilmiştir. Bu bağlamda Gramsci’nin hegemonya anlayışı, Lenin’in emperyalizm çözümlemesi, Polanyi’nin kuralsızlaşma saptaması ve Wallerstein’ın hegemonik gerileme yaklaşımı, mevcut dış siyasa uygulamasını açıklamak üzere yeniden yorumlanmıştır.

Son olarak, çalışmada kullanılan kavramsal çerçevenin çözümleyici geçerliliği, güncel ABD dış siyasası örnekleri üzerinden yorumlayıcı doğrulama yoluyla sınanmıştır. Bu doğrulama, kavramın deneysel bir sınamadan çok, açıklayıcı kapasitesinin ve tutarlılığının değerlendirilmesini amaçlamaktadır.

Bu yöntemsel yaklaşım, çalışmanın lider odaklı ya da olay merkezli bir çözümleme yerine, yapısal ve tarihsel bir okuma sunmasını sağlamaktadır.

MONROE DOKTRİNİ: ORTAYA ÇIKIŞI, TARİHSEL GELİŞİMİ VE TEMEL İLKELERİ

Ortaya Çıkış Koşulları (1820’ler Bağlamı)

Monroe Doktrini, ABD Başkanı James Monroe’nun 2 Aralık 1823 tarihinde Kongre’ye sunduğu yıllık mesaj kapsamında ilan edilmiştir. Doktrinin ortaya çıkışı, erken 19. yüzyılın küresel güç dengeleri, sömürgecilik sonrası dönüşüm ve ABD’nin yükselen bölgesel konumu ile yakından ilişkilidir. Bu dönemde İspanya ve Portekiz’in Latin Amerika’daki sömürge imparatorlukları çözülmekteydi. Latin Amerika’da çok sayıda yeni bağımsız devlet ortaya çıkmıştı. Avrupa’da ise Kutsal İttifak (Rusya, Avusturya, Prusya) devrimci hareketleri bastırmayı ve monarşik düzeni yeniden kurmayı amaçlıyordu. ABD yönetimi, Avrupa’nın bu tutucu müdahaleci çizgisinin Latin Amerika’ya sıçrama olasılığını kendi güvenliği açısından tehdit olarak algıladı. Monroe Doktrini bu bağlamda, ABD’nin Batı Yarımküre’deki gelişmelere ilişkin stratejik bir önleyici tepki olarak şekillendi. Monroe Doktrini, Avrupa güçlerinin Batı Yarımküre’ye müdahalesini reddeden savunmacı bir ilke bildirimi olarak ortaya çıkmıştır (Monroe, 1823; Cox, 1987).

Doktrinin İlanı ve Temel Gerekçeleri

Monroe Doktrini, başlangıçta resmi bir yasa ya da uluslararası anlaşma değil, başkanlık mesajı çerçevesinde ifade edilen bir dış siyasa tutumuydu. Buna karşın zamanla ABD dış siyasasının kurucu referans noktalarından biri durumuna geldi. Doktrinin temel gerekçeleri üç başlık altında toplanabilir:

Güvenlik Kaygısı: Avrupa güçlerinin Batı Yarımküre’de yeniden askeri ve siyasal etki kazanmasının ABD için uzun vadeli bir tehdit oluşturacağı düşünülüyordu.

Bölgesel Etki Alanı Oluşturma: ABD, Amerika kıtalarını Avrupa’dan ayrıştırarak kendisi için özel bir etki alanı tanımlamak istiyordu.

Jeopolitik Fırsatçılık: Avrupa’nın yıpranmışlığı ve Latin Amerika’daki güç boşluğu, ABD’ye uzun vadede bölgesel liderlik fırsatı sunuyordu.

Bu yönüyle Monroe Doktrini, ahlaksal ya da evrensel ilkelerden çok çıkar temelli ve jeopolitik bir çerçeve sunuyordu.

Monroe Doktrini’nin Temel İlkeleri

Monroe Doktrini genel olarak üç ana ilke üzerine kuruludur:

Yeni Sömürgeleştirmeye Karşıtlık: ABD, Avrupa devletlerinin Amerika kıtalarında yeni sömürgeler kurmasını kabul edilemez bir tehdit olarak tanımlamıştır.

Müdahale Etmeme: Avrupa devletlerinin, Amerika kıtasındaki bağımsız devletlerin iç işlerine karışmaması gerektiği vurgulanmıştır.

Karşılıklı Uzak Durma: ABD, Avrupa’nın iç siyasal çatışmalarına ve güç mücadelelerine müdahil olmayacağını, buna karşılık Avrupa’nın da Batı Yarımküre’den uzak durmasını beklediğini ilan etmiştir.

Bu ilke, yüzeyde karşılıklı bir denge çağrısı gibi görünse de uygulamada asimetrik bir güç tasarımına dayanıyordu.

Tarihsel Evrim: Savunmadan Müdahaleciliğe

Monroe Doktrini 19. yüzyıl boyunca büyük ölçüde retorik düzeyde kaldı. ABD’nin askeri ve ekonomik kapasitesi sınırlıydı ve doktrinin uygulanabilirliği büyük ölçüde İngiltere’nin deniz gücüne dolaylı olarak yaslanıyordu. Ancak ABD güçlendikçe doktrin farklı bir içerik kazandı:

1904 Roosevelt Ek Yorumu (Roosevelt Corollary): ABD, Latin Amerika’daki “kararsızlık” gerekçesiyle doğrudan müdahale hakkını kendinde gördü. Doktrinin tarihsel evrimi, ABD’nin bölgesel hegemonyasını meşrulaştıran müdahaleci bir çerçeveye dönüşmüştür (Roosevelt Corollary, 1904; Ikenberry, 2011).

Soğuk Savaş Dönemi: Monroe Doktrini, komünizmin yayılmasını engelleme gerekçesiyle yeniden yorumlandı ve çok sayıda siyasal, askeri ve gizli müdahaleye zemin hazırladı.

Bu süreçte doktrin, Avrupa müdahalesine karşı bir savunma aracı olmaktan çıkarak, ABD’nin bölgesel hegemonyasını meşrulaştıran bir araç durumuna dönüştü.

Değerlendirme

Monroe Doktrini, ABD’nin dış siyasa tarihinde ilk sistemli etki alanı ilanı, egemenlik kavramının büyük güç lehine esnetilmesi, bölgesel liderlik savının doktrinel ifadesi olarak değerlendirilebilir. Bu anlayış, günümüzde Trump döneminde dile getirilen “Monroe’nun çok ötesindeyiz” söylemiyle birlikte, örtükten açık güç siyasetine geçişin tarihsel arka planını oluşturmaktadır.

DONROE ÖĞRETİSİ: GELİŞİM ÇİZGİSİ, ÇIKIŞ NEDENLERİ VE TEMEL İLKELERİ

Bu çalışmada “Donroe öğretisi”, Donald Trump döneminde ABD dış siyasasında ortaya çıkan ve geleneksel doktrin anlayışından farklı olarak yazılı, tutarlı ve kurumsallaşmış bir belgeye dayanmayan, ancak söylem, siyasa tercihi ve uygulamalar üzerinden uygulamada fiilen işleyen bir dış siyasa yaklaşımını ifade etmek üzere kavramsallaştırılmaktadır. Bu yönüyle Donroe öğretisi, klasik anlamda bir doktrinden çok, ABD’nin küresel güç konumunu koruma çabasının normatif ve kurumsal sınırlamalardan arındırılmış bir biçimde yeniden tanımlanmasıdır.

Donroe öğretisinin ortaya çıkışı, 2008 küresel finans krizinin ardından derinleşen ekonomik kırılganlıklar, ABD’nin askeri ve siyasal müdahalelerinin maliyetinin artması, Çin’in sistemsel rakip olarak yükselişi ve liberal uluslararası düzenin meşruluk kaybı ile yakından ilişkilidir. Bu bağlamda Donroe öğretisi, ABD’nin hegemonik liderlik rolünü sürdürmekte zorlandığı bir dönemde, çok taraflılık, ittifak sadakati ve evrensel değerler söylemini geri plana iterek, doğrudan güç, çıkar ve pazarlık eksenli bir dış siyasa anlayışını öne çıkarmıştır.

Donroe öğretisinin temel ilkeleri dört başlık altında toplanabilir. Birincisi, çıkarın, ilkenin önüne geçirilmesidir. Trump yönetimi, demokrasi, insan hakları ya da uluslararası hukuk gibi normatif referansları dış siyasanın kurucu unsurları olmaktan çıkararak, kısa vadeli ekonomik ve stratejik kazancı merkeze almıştır. İkincisi, kurumsal çok taraflılığa olan uzaklıktır. NATO, Dünya Ticaret Örgütü ve Birleşmiş Milletler gibi yapılar, Donroe öğretisinde bağlayıcı çerçeveler olarak değil, gerektiğinde baskı aracı ya da pazarlık unsuru olarak görülmüştür. Üçüncüsü, asimetrik güç kullanımının normalleştirilmesidir. Ekonomik yaptırımlar, ticaret savaşları, gümrük tarifeleri ve diplomatik baskı, askeri müdahaleye farklı ama aynı derecede zorlayıcı araçlar olarak sistemli biçimde kullanılmıştır. Dördüncüsü ise, etki alanlarının açık biçimde tanımlanması ve savunulmasıdır. Trump’ın “Monroe’nun çok ötesindeyiz” ifadesi, ABD’nin tarihsel etki alanı anlayışını artık örtük değil, açık ve meydan okuyucu bir dille savunduğunu göstermektedir. “Çıplak” emperyalizm, Gramsci’nin hegemonya kavramında vurgulanan rıza üretimi mekanizmasının terk edilmesini ifade eder (Gramsci, 1971).

Bu yönleriyle Donroe öğretisi, Monroe Doktrini ile benzer bir etki alanı mantığını paylaşmakla birlikte, onu normatif meşruluk, kurumsal arabuluculuk ve rıza üretimi gibi unsurlardan arındırarak çıplak güç siyasetine indirgemektedir. Tam da bu nedenle Donroe öğretisi, klasik emperyalizm ya da gerçekçilik kavramlarıyla tam olarak açıklanamamakta ve ABD dış siyasasının bu yeni evresini tanımlamak için “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramına gereksinme duyulmaktadır.

Ortaya Çıkış Koşulları: Hegemonya Krizi ve Sistem Yorgunluğu

Donroe öğretisi olarak adlandırılabilecek dış siyasa yaklaşımı, Donald Trump’ın siyasal yükselişiyle görünürlük kazanmış, ancak kökleri daha derin bir ABD hegemonyası krizine dayanmaktadır. Bu yaklaşımın ortaya çıkışı, tek bir liderin tercihlerinden çok, küresel düzenin dönüşümü ve ABD’nin bu düzene uyum sağlamakta zorlanmasıyla ilişkilidir. 21. yüzyılın ikinci on yılında ABD şu gelişmelerle karşı karşıya kalmıştır: Çin’in ekonomik ve teknolojik yükselişi, Rusya’nın askeri ve jeopolitik meydan okumaları, küresel Güney’in daha özerk bir tutum geliştirmesi, çok taraflı kurumların (BM, WTO, NATO) etkinlik kaybı ve ABD içinde küreselleşme karşıtı siyasal ve toplumsal tepki. Bu koşullar altında liberal hegemonya modeli (kurallar, ittifaklar ve normlar yoluyla liderlik) ABD açısından yük ve maliyet olarak algılanmaya başlamıştır. Donroe öğretisi, bu yorgunluğun ve tatminsizliğin siyasallaşmış bir dış siyasa tepkisi olarak ortaya çıkmıştır.

Gelişim Çizgisi: Liberal Hegemonyadan Çıplak Güç Siyasetine

Donroe öğretisi, Trump’ın 2016’da dile getirdiği “America First” sloganı etrafında şekillenmiştir. Bu slogan, yalnızca iç siyasaya değil, doğrudan dış siyasaya ilişkin köktenci bir öncelik değişimini ifade etmektedir. Bu yaklaşımın gelişim çizgisi üç aşamada özetlenebilir:

Normlardan Kopuş: Donroe öğretisi, ABD dış siyasasında uzun süredir referans verilen, demokrasi yayılması, insan hakları, uluslararası hukuk, çok taraflılık gibi normatif çerçeveleri ikincil hatta gereksiz görmektedir.

Kurumlara Uzaklık: Uluslararası kurumlar, Donroe bakış açısından ABD’yi bağlayan, hareket alanını daraltan, maliyet yaratan yapılar olarak değerlendirilmiştir. Bu nedenle anlaşmalardan çekilme, kurumları by-pass etme ve ikili pazarlıkları öne çıkarma eğilimi güçlenmiştir.

Gücün Doğrudan Kullanımı: Ekonomik yaptırımlar, ticaret savaşları, diplomatik baskı ve askeri tehdit, meşru ve olağan araçlar olarak görülmeye başlanmıştır. Bu süreç, ABD dış siyasasında örtük hegemonyadan açık güç siyasetine geçişi ifade eder.

Donroe Öğretisinin Temel İlkeleri

Donroe öğretisi yazılı bir doktrin şeklinde düzenlenmemiştir, ancak uygulamalardan hareketle beş temel ilke saptanabilir:

Ulusal Çıkarın Mutlak Önceliği: ABD’nin ekonomik, askeri ve teknolojik çıkarları, tüm diğer ilke ve yükümlülüklerin önündedir. Müttefiklik ilişkileri dahi bu çıkarlarla koşulludur.

Çok Taraflılığa Şüphe: Çok taraflı anlaşmalar ve kurumlar, Donroe öğretisinde egemenlik kısıtlayıcı mekanizmalar olarak algılanır. İkili ilişkiler ve güç dengesine dayalı pazarlıklar tercih edilir.

Müttefik–Rakip Ayrımının Bulanıklaşması: Donroe yaklaşımında müttefikler “sadakat”, rakipler “bedel” üzerinden değerlendirilir. Bu durum, klasik ittifak siyasetinin çözülmesine yol açar.

Ekonominin Silahlaştırılması: Gümrük tarifeleri, yaptırımlar, finansal erişim ve teknoloji kısıtlamaları, askeri araçlar kadar stratejik öneme sahiptir.

Etki Alanlarının Sert Savunusu: Özellikle Batı Yarımküre’de, Çin ve Rusya gibi rakip güçlerin etkisine karşı sert ve açık bir karşı koyuş söz konusudur. Trump’ın “Monroe’nun çok ötesindeyiz” ifadesi, bu yaklaşımın özlü bir ifadesi olarak değerlendirilebilir.

Monroe ile Donroe Arasındaki Yapısal Süreklilik

Monroe Doktrini ile Donroe öğretisi arasında tarihsel bir süreklilik bulunmaktadır: her ikisi de etki alanı mantığına dayanır, her ikisi de büyük güç egemenliğini meşrulaştırır ve her ikisi de uluslararası hukuku araçsal görür. Ancak temel fark şuradadır: Monroe savunmacı bir sınır çizme savsıydı, Donroe ise kuralsız ve maskesiz bir güç dayatmasıdır. Bu nedenle Donroe öğretisi, Yaşamış’ın kavramsallaştırmanla ifade edilecek olursa, “çıplak ve vahşi emperyalizm” döneminin doktrinel ifadesi olarak okunabilir.

Monroe Neden Bir Doktrindir, Donroe Neden Değildir?

Monroe Doktrini’nin bir “doktrin” olarak adlandırılmasının temel nedeni, yalnızca tarihsel olarak erken bir dönemde ortaya çıkmış olması değil, belirli normatif savlara, tutarlı bir ilkesel çerçeveye ve uzun vadeli bir stratejik vizyona dayanmasıdır. 1823’te ilan edilen Monroe Doktrini, ABD’nin askeri ve ekonomik kapasitesinin sınırlı olduğu bir dönemde, Avrupa güçlerinin Batı Yarımküre’ye müdahalesini reddeden savunmacı bir ilke bildirimi niteliği taşımıştır. Bu yönüyle Monroe, ABD’nin kendi etki alanını tanımlarken aynı zamanda bu alanı hangi koşullarda ve hangi gerekçelerle savunduğunu da açıklayan, meşruluk üretmeye yönelik bir doktrinsel çerçeve sunmuştur.

Buna karşılık Donroe öğretisi, normatif ilkelere dayanan tutarlı bir stratejik vizyon üretmekten çok, ABD’nin küresel gücünün göreli gerileme sürecine girdiği bir dönemde ortaya çıkmış, reaktif ve araçsal bir dış siyasa yaklaşımını ifade etmektedir. Donroe öğretisi, klasik doktrinlerden farklı olarak, kurucu ve bağlayıcı tek bir yazılı metne dayanmamakta ve söylem, karar ve uygulamalar üzerinden şekillenmektedir. Trump döneminde yayımlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesi ise bu öğretinin doktrinel bir temeli olmaktan çok mevcut dış siyasa uygulamasını geriye dönük olarak gerekçelendiren bir meşruluk metni niteliği taşımaktadır. Trump döneminde yayımlanan strateji belgeleri, Donroe öğretisini kurumsallaştırmaktan çok ABD dış siyasasındaki normatif geri çekilmenin yazılı kayıtları olarak okunmalıdır. Bu nedenle klasik anlamda bir doktrin olarak değil, ‘doktrinsizliğin doktrini’ olarak tanımlanabilir. Burada amaç, uzun vadeli düzen kurmak değil, kısa vadeli çıkarları azami ölçüde korumak ve rakipleri caydırmaktır.

Monroe Doktrini, örtük güç kullanımını ve zaman içinde kurumsallaşmayı olanaklı kılan bir siyasal sabır ve stratejik erteleme anlayışı içerirken, Donroe öğretisi, bu sabrı terk ederek hemen sonuç alma, doğrudan baskı kurma ve asimetrik güç kullanımını meşrulaştırmaktadır. Bu fark, iki yaklaşım arasındaki temel ayrımı ortaya koymaktadır: Monroe düzen kurmaya yönelik bir doktrin iken, Donroe düzenin çözülüşü koşullarında geliştirilen kriz yönetimi uygulamasıdır.

Dolayısıyla Monroe’nun doktrin olarak anılması, ABD hegemonyasının yükseliş dönemine özgü normatif ve kurumsal kapasitesinden kaynaklanırken, Donroe’nun doktrinleşememesi, ABD’nin hegemonik liderlik savını sürdüremediği bir dönemde, çıplak güce dayalı ve meşruluk üretiminden büyük ölçüde vazgeçmiş bir dış siyasa anlayışının ürünüdür. Bu ayrım, Donroe öğretisinin neden klasik doktrin kategorisine sığmadığını ve neden “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramı ile açıklanması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Değerlendirmek gerekirse, Donroe öğretisi, ABD dış siyasasında liberal hegemonya anlatısının sonunu, normatif söylemin terk edilişini, güç siyasetinin doğrudanlaşmasını temsil etmektedir. Bu yönüyle Donroe, Monroe’nun tarihsel mirasını devam ettirmekten çok, onu köktencileştiren ve bir aşama olarak değerlendirilebilir.

“ÇIPLAK VE VAHŞİ EMPERYALİZM”: KURAMSAL BİR KONUMLANDIRMA

Kavramsal Gereksinim: Neden Yeni Bir Terim?

Emperyalizm yazını, büyük ölçüde iki ana damar etrafında şekillenmiştir: klasik emperyalizm (Lenin, Hobson, Luxemburg), liberal / hegemonik emperyalizm (Gramsci, Cox, Nye, Ikenberry). Ancak MAGA dış siyasası bu iki çerçevenin de sınırlarını zorlamaktadır. Ne klasik anlamda toprak işgali, sömürge yönetimi, sürekli askeri yayılma söz konusudur ve ne de liberal hegemonya modelindeki norm üretimi, rıza inşası, kurumsal liderlik, mekanizmaları işler durumdadır. Bu boşluk, yeni bir kavramsallaştırma gereksinimi doğurmaktadır.

“Çıplak”: Gramsci’den Kopuş ve Rızanın Terk Edilişi

Antonio Gramsci’ye göre hegemonya, yalnızca zor yoluyla değil, rıza üretimi yoluyla sürdürülebilir. Soğuk Savaş sonrası ABD hegemonyası da demokrasi, insan hakları, serbest piyasa gibi normlar aracılığıyla bu rızayı üretmiştir. Çıplak emperyalizm, bu mekanizmanın bilinçli olarak terk edilmesini ifade eder. Donroe yaklaşımında normlar yük, değerler pazarlık unsuru ve meşruluk ikincildir. Bu yönüyle “çıplaklık”, hegemonik rızanın çözülmesi anlamına gelir.

“Vahşi”: Polanyi ve Kuralsızlaşma

Karl Polanyi, Büyük Dönüşüm’de piyasanın toplumsal ve kurumsal sınırlarından kopmasının yıkıcı sonuçlar doğuracağını vurgular. “Vahşi” sıfatı, Donroe döneminde diplomatik kuralların, ittifak normlarının, çok taraflı mekanizmaların bilinçli biçimde askıya alınmasını ifade eder. Bu, irrasyonel bir çöküş değil kuralsızlığın stratejiye dönüştürülmesidir. “Vahşi” nitelik, Polanyi’nin piyasanın toplumsal bağlamından kopmasının yarattığı yıkıcı sonuçlara analoji ile açıklanabilir (Polanyi, 1944).

Emperyalizm: Lenin’in Ötesinde Ama Onu Reddetmeden

Lenin, emperyalizmi sermaye ihracı, tekelci kapitalizm, merkez–çevre ilişkisi üzerinden tanımlar. “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” sermaye ihracından çok sermaye erişimini denetler, işgalden çok bağımlılık üretir ve bayraktan çok finans, teknoloji ve veri üzerinden işler. Bu, Lenin’i geçersiz kılmaz ama emperyalizmin araç setinin evrildiğini gösterir.

Wallerstein ve Dünya-Sistemleri: Merkez Ama Savunmada

Immanuel Wallerstein’a göre merkez güçler, sistem krizine girdiklerinde daha sert, daha korumacı, daha dışlayıcı davranırlar. Donroe öğretisi, ABD’nin hala merkezde olduğunu, ancak artık genişleten değil savunan bir merkez olduğunu göstermektedir. “Vahşilik” burada çevreyi denetlemek için sistemi yeniden genişletmek yerine çözülmeyi yavaşlatma çabasıdır. Dünya-sistemleri bakış açısı, hegemonik merkezlerin kriz dönemlerinde daha sert ve dışlayıcı davranış geliştirdiğini göstermektedir (Wallerstein, 2004).

Gerçekçilikle Uzaklık: Neden Sadece “Gerçekçilik” Değil?

Donroe sıklıkla “realist” olarak etiketlenir. Ancak klasik gerçekçilik öngörülebilirlik ister, güç dengesi arar, kararlılığı hedefler. “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” ise öngörülemezliği araçsallaştırır, kararsızlığı baskı unsuru yapar, kuralsızlığı üstünlük sayar. Bu nedenle kavram, gerçekçiliği aşan bir sertlik taşır.

Kavramsal Katkı Savı

“Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramı hegemonya sonrası bir emperyalizm biçimini, normların çöktüğü ama gücün hala işlediği bir aşamayı lider merkezli değil yapısal bir dönüşümü tanımlamayı amaçlamaktadır. Bu yönüyle kavram polemik değil, tanılayıcı, tarihsel sürekliliği olan bir çözümleyici araçtır.

Sonuç: Monroe’dan Donroe’ya Kuramsal Köprü

Monroe Doktrini, emperyal etki alanının örtük ilanıydı. Donroe öğretisi ise bu alanın çıplak ve vahşi savunusudur. Bu nedenle “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” Monroe’nun mantığını, liberal hegemonya deneyimini, hegemonya krizini tek bir kavramsal çerçevede birleştirmektedir.

“Çıplak ve Vahşi Emperyalizm”: Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış’ın Kavramsal Katkısı

ABD dış siyasasında Donald Trump döneminde belirginleşen ve bu çalışmada Donroe öğretisi olarak adlandırılan yaklaşımı açıklamak için, Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış tarafından geliştirilen “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramı çözümleyici bir çerçeve sunmaktadır. Bu kavram, klasik emperyalizm kuramları ile liberal hegemonya yazınının açıklamakta yetersiz kaldığı, normatif çerçevelerden arındırılmış yeni bir güç kullanım biçimini tanımlamayı amaçlamaktadır.

Kavramsal Gerekçe

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış’a göre, güncel ABD dış siyasası ne klasik anlamda sömürgeci emperyalizmle ne de İkinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenen liberal hegemonya modeliyle tam olarak örtüşmektedir. MAGA dış siyasası toprak ilhakı yerine bağımlılık üretmekte, norm oluşturulması yerine doğrudan baskı araçlarını kullanmakta ve çok taraflı kurumlar yerine ikili ve asimetrik ilişkileri öncelemektedir. Bu nedenle mevcut yazındaki kavramlar, ortaya çıkan uygulaması açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Donroe öğretisi, yazılı bir doktrine değil, uygulama, karar ve söylem üzerinden şekillenen bir dış politika yaklaşımıdır (Yaşamış, 2026).

“Çıplaklık”: Hegemonyanın Normatif Boyutunun Terk Edilişi

“Çıplak” nitelemesi, hegemonik gücün rıza üretme kapasitesini yitirmesi ya da bu kapasiteden bilinçli olarak vazgeçmesi anlamına gelmektedir. Gramsci’nin hegemonya kavramında merkezi bir yer tutan normatif rıza üretimi, Prof. Dr. Yaşamış’ın saptamasına göre Donroe öğretisinde sistemli biçimde terk edilmiştir. Bu bağlamda demokrasi, insan hakları, uluslararası hukuk ABD dış siyasasında meşrulaştırıcı çerçeveler olmaktan çıkmış ve yalnızca araçsal ve geçici unsurlar durumuna gelmiştir.

“Vahşilik”: Kuralsızlığın Stratejiye Dönüşmesi

“Vahşi” sıfatı, Donroe öğretisinde kuralsızlığın bir zayıflık değil, bilinçli bir stratejik tercih olarak kullanılmasını ifade etmektedir. Prof. Dr. Yaşamış bu durumu, Karl Polanyi’nin piyasanın toplumsal bağlamından kopmasının yarattığı yıkıcı sonuçlara ilişkin çözümlemeleriyle analoji kurarak açıklar. Bu çerçevede uluslararası anlaşmalar geçici, ittifaklar koşullu, normlar pazarlık konusu durumuna gelmiştir. Bu durum, klasik emperyalizmin dahi sahip olduğu kurumsal sınırların aşındığını göstermektedir.

Emperyalizm Kavramının Güncellenmesi

Prof. Dr. Yaşamış’ın “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramı, Lenin’in emperyalizm çözümlemesini reddetmez, ancak emperyal gücün araç setinin dönüşümünü vurgular. Günümüzde emperyalizm askeri işgalden çok ekonomik yaptırımlar, sermaye ihracından çok finansal erişimin denetlenmesi ve bayrak egemenliğinden çok teknoloji ve veri bağımlılığı üzerinden işlemektedir. Bu yönüyle kavram, Susan Strange’in “yapısal güç” yaklaşımıyla da örtüşmektedir.

Dünya-Sistemleri Bakış Açısından Okuma

Immanuel Wallerstein’ın dünya-sistemleri kuramı bağlamında, “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm”, hegemonik gerileme yaşayan bir merkezin daha sert, dışlayıcı ve kural tanımaz davranma eğilimini yansıtmaktadır. Prof. Dr. Yaşamış’a göre Donroe öğretisi, ABD’nin merkezde olmasına karşın artık genişleten değil savunan bir güç konumuna geçişinin göstergesidir.

Kavramsal Katkının Önemi

“Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” lider merkezli değil, yapısal, polemik değil, çözümleyici, geçici değil, tarihsel süreklilik içinde bir dönüşümü açıklamayı hedeflemektedir. Bu yönüyle kavram, Monroe Doktrini’nden Donroe öğretisine uzanan çizgide ABD dış siyasasının maskesizleşmesini kuramsal olarak anlamlandıran özgün bir katkı sunmaktadır.

Değerlendirmek gerekirse, Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış’ın geliştirdiği “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramı, ABD dış siyasasındaki güncel yönelimi açıklamakla kalmamakta, aynı zamanda hegemonya sonrası dönemde emperyal gücün nasıl işlediğine ilişkin daha genel bir kuramsal tartışmaya da kapı aralamaktadır.

MONROE – DONROE – ÇIPLAK VE VAHŞİ EMPERYALİZM KARŞILAŞTIRMASI

Aşağıda verilen çizelge buraya kadar açıklanan üç temel kavramı karşılaştırmaktadır.

Çizelge 1:

 

Karşılaştırmalı Çözümleyici Çizelge

Başlık

Monroe Doktrini

Donroe Öğretisi (MAGA)

Çıplak ve Vahşi Emperyalizm

Tarihsel Bağlam

1820’ler

2010’lar

2020’ler

Küresel Konjonktür

Avrupa merkezli dünya

Çok kutupluluğa geçiş

Hegemonya krizi

ABD’nin Konumu

Yükselen bölgesel güç

Zorlanan hegemon

Gerileyen ama sertleşen merkez

Temel Kaygı

Avrupa müdahalesi

Çin / Rusya meydan okuması

Etki alanı kaybı

Ana Amaç

Batı Yarımküre’yi ayırmak

Etki alanını sert savunmak

Çözülmeyi yavaşlatmak

Yöntem

İlke bildirimi

Baskı + pazarlık

Kuralsız güç kullanımı

Meşruluk Dili

Savunma & bağımsızlık

Ulusal çıkar

Meşruluk arayışı yok

Normlarla İlişki

Örtük

Araçsal

Terk edilmiş

Kurumlarla İlişki

Zayıf ama mesafeli

Şüpheci

By-pass eden

Emperyal Mantık

Örtük etki alanı

Açık etki alanı

Maskesiz dayatma

Kavramsal Niteliği

Doktrin

Öğretisiz öğreti

Kuramsal teşhis

Kuramsal Karşılığı

Klasik jeopolitik

Sert gerçekçilik

Hegemonya sonrası emperyalizm

Not: Bu tabloda üçüncü sütun (Çıplak ve Vahşi Emperyalizm), Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış’ın kavramsal katkısı olarak diğer ikisini açıklayan üst kavram işlevi görüyor.

Monroe Doktrini, ABD’nin örtük etki alanı ilanıydı. Donroe öğretisi bu alanın açık savunusudur. Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış’ın ‘Çıplak ve Vahşi Emperyalizm’ kavramı ise bu tarihsel sürekliliği, hegemonya krizinin ürettiği maskesiz güç siyaseti olarak kuramsal düzlemde açıklamaktadır.

Monroe Doktrini, 19. yüzyılın başında ABD’nin Batı Yarımküre’yi Avrupa müdahalesinden ayırmayı hedefleyen, savunmacı ve örtük bir etki alanı ilanı olarak ortaya çıkmış ve zamanla ABD gücünün artmasıyla müdahaleci bir içeriğe evrilmiştir. Donroe öğretisi ise, küresel güç dengesinin ABD aleyhine değiştiği bir dönemde, bu etki alanı mantığını normatif ve kurumsal çerçevelerden kopararak açık güç siyaseti biçiminde yeniden üretmektedir. Ancak her iki yaklaşım da tek başına güncel ABD dış siyasasının niteliğini açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış tarafından geliştirilen “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramı, Monroe ile başlayan etki alanı zihniyetinin Donroe döneminde nasıl maskesiz, kuralsız ve rıza üretiminden arındırılmış bir güç kullanımına dönüştüğünü kuramsal düzlemde bütünlüklü biçimde kavramsallaştırmaktadır.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, ABD dış siyasasında 19. yüzyıldan günümüze uzanan etki alanı mantığının tarihsel dönüşümünü ve bu dönüşümün kavramsal temellerini ele almıştır. Monroe Doktrini, ABD’nin yükselen bölgesel gücünün Batı Yarımküre’ye yönelik savunmacı bir ilke bildirimi olarak şekillenmesini sağlamış, zaman içinde müdahaleci ve hegemonik bir çerçeveye evrilmiştir. Soğuk Savaş sonrası liberal hegemonya dönemi, bu etki alanı mantığını normatif ve kurumsal mekanizmalar aracılığıyla sürdürülebilir kılmıştır. Ancak 21. yüzyılın ikinci on yılında, küresel güç dengelerinin değişmesi ve çok taraflı kurumların etkinliğinin azalması, bu modelin sürdürülebilirliğini zayıflatmıştır. Monroe ile Donroe arasındaki süreklilik, ABD’nin etki alanı mantığını sürdürmesine karşın normatif ve kurumsal sınırların terk edilmesi ile farklılık göstermektedir (Yaşamış, 2026; Ikenberry, 2011).

Donald Trump döneminde ortaya çıkan ve bu çalışmada “Donroe öğretisi” olarak adlandırılan yaklaşım, ABD dış siyasasındaki normatif ve kurumsal referanslardan açık bir kopuşu temsil etmektedir. Donroe öğretisi, ulusal çıkarı mutlak öncelik olarak benimseyen, çok taraflılık ve normatif çerçeveleri ikincilleştiren, asimetrik güç kullanımını normalleştiren ve etki alanlarını açık biçimde savunan bir dış siyasa anlayışıdır. Bu yönüyle klasik doktrinlerden ayrılır, yazılı ve kurumsal bir çerçeveye dayanmaz ve söylem, karar ve uygulamalar üzerinden şekillenir. Ulusal Güvenlik Stratejisi belgeleri, bu öğretinin geriye dönük meşruluk metinleri olarak okunabilir, ancak Donroe’yu klasik anlamda bir doktrin durumuna getirmez.

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış tarafından geliştirilen “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramı, Monroe’dan Donroe’ya uzanan bu tarihsel ve yapısal dönüşümü açıklamak için kavramsal bir çerçeve sunmaktadır. Bu kavram, ABD dış siyasasının normatif rızadan, kurumsal sınırlamalardan ve etik kaygılardan arındırılmış, maskesiz ve kuralsız bir güç kullanımına dönüştüğü dönemi tanımlar. “Çıplak” unsur, hegemonik rızanın ve normatif çerçevenin terk edilmesini; “Vahşi” unsur ise kuralsızlığın bilinçli ve stratejik bir tercih olarak uygulanmasını ifade eder. Kavram, klasik emperyalizm ve liberal hegemonya analizlerinin yetersiz kaldığı güncel ABD dış siyasetini açıklamada özgün bir çözümleyici araçtır. “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramı, ABD dış siyasasının hegemonya sonrası evresini hem tarihsel hem kuramsal düzlemde açıklayan özgün bir araç sunmaktadır (Yaşamış, 2026).

Sonuç olarak, ABD dış siyasası, Monroe doktrinsel savunmacılığından Donroe’nun maskesiz güç siyasetine uzanan bir tarihsel çizgide evrilmiştir. Bu süreç, sadece lider tercihlerine indirgenemeyecek yapısal ve hegemonya temelli bir dönüşümü ifade eder. “Çıplak ve Vahşi Emperyalizm” kavramı, bu dönüşümü anlamak, tarihsel süreklilik ile kopuş arasındaki dinamikleri kavramsallaştırmak ve ABD dış siyasasının güncel ve gelecekteki yönelimlerini açıklamak için gerekli kuramsal araçları sunmaktadır. Bu bağlamda, çalışma hem tarihsel çözümleme hem kuramsal katkı açısından ABD dış siyasetinin hegemonya sonrası dönemine ilişkin özgün bir perspektif ortaya koymaktadır.


 

Kaynakça

 

Cox, R. W. (1987). Production, Power, and World Order: Social Forces in the Making of History. Columbia University Press.

Gramsci, A. (1971). Selections from the Prison Notebooks (Q. Hoare & G. N. Smith, Eds. & Trans.). International Publishers.

Hobson, J. A. (1902). Imperialism: A Study. James Nisbet & Co.

Ikenberry, G. J. (2011). Liberal Leviathan: The Origins, Crisis, and Transformation of the American World Order. Princeton University Press.

Lenin, V. I. (1917). Imperialism, the Highest Stage of Capitalism. Progress Publishers.

Monroe, J. (1823). Annual Message to Congress. United States Congress.

Nye, J. S. (2004). Soft Power: The Means to Success in World Politics. Public Affairs.

Polanyi, K. (1944). The Great Transformation: The Political and Economic Origins of Our Time. Beacon Press.

Wallerstein, I. (2004). World-Systems Analysis: An Introduction. Duke University Press.

United States Government. (2017). National Security Strategy of the United States of America. The White House.

Trump, D. J. (2016). Campaign Speeches and Policy Statements. Public Records.

Yaşamış, F. D. (2026). Çıplak ve Vahşi Emperyalizm: Donroe Öğretisi ve ABD Dış Politikası. https://www.blogger.com/blog/post/edit/3144762057093618809/5776080324005828785

 



[1] Bu çalışmada Donroe öğretisi kavramı, klasik anlamda kurucu bir doktrini değil normatif ve kurumsal çerçevelerden kopmuş, eylemli bir dış siyasa uygulamasını ifade etmek üzere kullanılmaktadır. Monroe doktrini ise devlet aklını temsil ettiği ve sürekli kullanıldığı için doktrin olarak nitelenmeye devam edilecektir.

Hiç yorum yok: