Çıplak ve Vahşi Emperyalizm: MAGA, “Zor
Yoluyla Barış” ve İdeal Tip Bir Örnek Olarak Venezuela
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Özet
Bu makale,
çağdaş emperyalist uygulamaları açıklamakta klasik ve neo-emperyalizm
yaklaşımlarının yetersiz kaldığı özgül bir müdahale biçimini kavramsallaştırmak
üzere Çıplak ve Vahşi Emperyalizm (Naked and Wild Imperialism – NWI) kavramını
geliştirmektedir. Açık askeri emperyalizmin yerini bütünüyle ekonomik ve
kurumsal baskı biçimlerinin aldığı yönündeki yaygın varsayıma karşı çıkan
çalışma, belirli siyasal ve sistemsel koşullar altında emperyal gücün daha
açık, daha sınırsız ve meşruluk üretiminden büyük ölçüde vazgeçmiş biçimlerde
yeniden ortaya çıktığını ileri sürmektedir. Çıplak ve Vahşi Emperyalizm, meşruluk
üretiminin bilinçli olarak terk edilmesi, kurumsal ve süreçsel sınırların
kasıtlı biçimde aşılması ve uluslararası hukuk ile iç hukukun eş zamanlı olarak
askıya alınması ile tanımlanmaktadır. Makale emperyalizm ve uluslararası
ilişkiler yazınına üç temel katkı sunmaktadır. İlk olarak, çıplaklık kavramını
yalnızca meşruluk eksikliği olarak değil, gerekçelendirme çabasının niteliksel
olarak terk edilmesi anlamında kuramsallaştırmaktadır. İkinci olarak, vahşilik
kavramını düzensizlik ya da akıl dışılıktan çok, hız, tek taraflılık ve
kurumsal devre dışı bırakma üzerinden işleyen stratejik bir müdahale biçemi
olarak ele almaktadır. Üçüncü olarak ise, çağdaş emperyal müdahalelerin hem
uluslararası normları hem de müdahaleyi gerçekleştiren devletin kendi anayasal
ve yasal sınırlamalarını geçici olarak devre dışı bırakabildiğini gösteren
çifte hukuk askıya alma kavramını yazına kazandırmaktadır. Ampirik olarak
çalışma, Irak (2003), Libya (2011) ve Venezuela olaylarını karşılaştırmalı bir
eşik çözümlemesi çerçevesinde incelemekte ve Irak ve Libya’yı geçiş olayları
olarak konumlandırırken, Venezuela’ya yönelik müdahaleyi Çıplak ve Vahşi
Emperyalizmin ideal tip örneği olarak değerlendirmektedir. Makale, NWI’nin
diğer emperyal müdahale biçimlerinin yerini bütünüyle almadığını, ancak
parçalanmış ve ‘post-liberal’ bir uluslararası düzende giderek daha
erişilebilir bir güç kullanımı durumuna geldiğini ileri sürerek sonlanmaktadır.
Anahtar
Kelimeler: Çıplak ve
Vahşi Emperyalizm; Emperyalizm Kuramı; Güç Kullanımı; Hukukun Askıya Alınması;
Egemenlik; Yürütme Yetkisi; Uluslararası Hukuk; Post-Liberal Uluslararası
Düzen; Performatif İktidar; Dış Müdahale
GİRİŞ
Emperyalizm yazınında
uzun süredir egemen olan yaklaşım, klasik askeri emperyalizmin toprak işgali, doğrudan
yönetim ve uzun süreli savaşlarla özellik kazanan biçimlerinin büyük ölçüde
geride kaldığı varsayımına dayanmaktadır. Bu varsayıma göre emperyal baskı,
Soğuk Savaş sonrası dönemde daha dolaylı, daha incelmiş ve çoğunlukla ekonomik
ya da kurumsal araçlar üzerinden işleyen ‘neo-emperyalist’ biçimlere
evrilmiştir. Bu çerçevede açık askeri müdahaleler ya tarihsel bir kalıntı ya da
uluslararası hukuk ve liberal normlar tarafından ciddi biçimde sınırlandırılmış
olağan dışı durumlar olarak ele alınmaktadır.
Bu makale
söz konusu varsayıma itiraz etmektedir. Çalışmanın temel savı, emperyalizmin
ortadan kalkmadığı, aksine belirli siyasal ve sistemsel koşullar altında daha
açık, daha sınırsız ve daha hızlanmış biçimlerde yeniden ortaya çıktığıdır. Bu
tür müdahaleler ne klasik emperyalizmin uzun süreli işgal ve yönetim mantığıyla
ne de neo-emperyalizmin dolaylı, kurumsal baskı biçimleriyle tam olarak
açıklanabilmektedir. Bu nedenle makale, çağdaş uluslararası sistemde giderek
daha görünür duruma gelen özgül bir emperyal uygulama türünü kavramsallaştırmak
üzere Çıplak ve Vahşi Emperyalizm (Naked and Wild Imperialism – NWI) kavramını
geliştirmektedir.
Çıplak ve
Vahşi Emperyalizm, emperyal müdahalenin yalnızca askeri araçlara dayanmasıyla
değil, aynı zamanda meşruluk üretme gereksiniminden bilinçli biçimde
vazgeçilmesiyle ayırt edilmektedir. Bu bağlamda çıplaklık, müdahalenin insancıl,
hukuksal ya da normatif gerekçelerle örtülmemesini, vahşilik ise güç
kullanımını sınırlayan kurumsal, hukuksal ve süreçsel çerçevelerin kasıtlı
biçimde aşılmasını ifade etmektedir. Bu tür uygulamalarda hukuk yalnızca ihlal
edilmemekte, çoğu durumda geçici olarak askıya alınmaktadır.
Bu makale
Çıplak ve Vahşi Emperyalizmi normatif bir suçlama ya da polemik bir etiket
olarak değil, çözümleyici bir kavramsallaştırma olarak ele almaktadır. Amaç
belirli müdahaleleri ahlaksal açıdan yargılamak değil, çağdaş güç kullanımının
değişen biçimlerini kuramsal olarak görünür kılmaktır. Bu doğrultuda çalışma,
NWI’yi klasik emperyalizmden (sürekli işgal ve doğrudan yönetim),
neo-emperyalizmden (ekonomik bağımlılık ve kurumsal baskı) ve liberal
müdahalecilikten (normatif meşruluk anlatılarına dayalı müdahaleler) sistemli
biçimde ayırmaktadır.
Son dönemde
yaşanan ve ABD’nin Venezuela’daki Devlet Başkanı’nı doğrudan hedef alan
müdahale, Çıplak ve Vahşi Emperyalizmin ideal tip bir örneğini sunmaktadır. Bu olay,
emperyal müdahalenin yalnızca uluslararası hukuku değil, müdahaleyi
gerçekleştiren devletin kendi iç hukukunu da askıya alabileceğini göstermesi
bakımından kuramsal açıdan özel bir önem taşımaktadır. Bu makale, söz konusu olayı
merkez alarak Çıplak ve Vahşi Emperyalizmin kavramsal sınırlarını, ortaya çıkış
koşullarını ve ayırt edici ölçütlerini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
AMAÇ VE
HEDEFLER
Amaç
Bu
araştırmanın amacı, MAGA [1]
dönemi dış siyasasını “güç yoluyla barış” (peace by force) anlayışı
etrafında şekillenen tutarlı bir öğreti olarak çözümlemektir. Çalışma, bu
yaklaşımın ideolojik temellerini, stratejik uygulamalarını ve küresel güç
dengeleri üzerindeki etkilerini incelemeyi hedeflemektedir. Bu çerçevede MAGA
dönemi dış siyasası, Amerikan emperyalizminin daha geniş tarihsel bağlamı
içinde konumlandırılmakta ve liberal uluslararasıcı normlardan kopuş noktaları
ve çağdaş uluslararası ilişkiler üzerindeki dönüştürücü etkileri ortaya
konulmaktadır.
Hedefler
Kavramsal
Açıklık: “Güç
yoluyla barış” kavramını tanımlamak ve bu kavramı ABD dış siyasasındaki
tarihsel örnekleriyle birlikte eleştirel biçimde incelemek.
Öğretisel
Çözümleme: MAGA
dönemi dış siyasasının ideolojik dayanaklarını incelemek ve bu yaklaşımın
zorlayıcı, çıkar temelli bir emperyalizm anlayışına yönelişi nasıl yansıttığını
ortaya koymak.
Siyasa
İncelemesi: Askeri
müdahaleler, ekonomik zorlama (yaptırımlar, ticaret savaşları) ve diplomatik
stratejiler dahil olmak üzere, bu öğretinin somut siyasa uygulamalarını çözümlemek.
Karşılaştırmalı
Değerlendirme: MAGA
yaklaşımını önceki ABD dış siyasa paradigmalarıyla karşılaştırarak süreklilik
ve kopuş noktalarını belirlemek.
Sonuçlar
ve Etkiler: “Güç
yoluyla barış” anlayışının küresel kararlılık, ittifak ilişkileri ve kurallara
dayalı uluslararası düzen üzerindeki etkilerini değerlendirmek.
İç–Dış Siyasa
Bağlantısı: İç
siyasal özendirmelerin, popülist söylemlerin ve seçim dinamiklerinin bu öğretiyi
nasıl pekiştirdiğini incelemek.
ARAŞTIRMA
SORULARI
Kavramsal
ve Kuramsal
MAGA dönemi dış siyasası, “güç yoluyla barış” öğretisi olarak
nasıl kavramsallaştırılabilir?
Bu yaklaşımı besleyen tarihsel öncüller ve ideolojik
çerçeveler nelerdir?
Siyasa ve
Uygulama
“Güç yoluyla barış” öğretisi MAGA dönemi ABD dış siyasasında askeri,
ekonomik ve diplomatik araçlar yoluyla nasıl yaşama geçirilmektedir?
Bu öğreti, önceki ABD dış siyasa paradigmalarından hangi
yönleriyle ayrılmakta, hangi yönleriyle süreklilik göstermektedir?
Sonuçlar
ve Etkiler
Bu yaklaşımın küresel kararlılık, uluslararası normlar ve
ittifak ilişkileri üzerindeki etkileri nelerdir?
Popülist söylemler ve seçim hesapları da dahil olmak üzere iç
siyasal dinamikler, “güç yoluyla barış” anlayışının benimsenmesini ve
sürdürülebilirliğini nasıl şekillendirmektedir?
ARAŞTIRMA
YÖNTEMİ
Bu çalışma,
MAGA dönemi ABD dış siyasasını çıplak ve vahşi emperyalizmin bir biçimi olarak
incelemek üzere nitel, öğretisel ve çözümleyici bir yöntem benimsemektedir.
Araştırma, “güç yoluyla barış” öğretisini bütüncül biçimde çözümlemeyebilmek
için kavramsal çözümleme, tarihsel karşılaştırma ve olay temelli incelemeyi bir
arada kullanmaktadır.
Kavramsal
Çözümleme: Çalışma,
“güç yoluyla barış” kavramını uluslararası ilişkiler kuramı ve Amerikan dış siyasası
bağlamında tanımlamakla başlamaktadır. Kavramın temel unsurları, ideolojik
temelleri ve tarihsel öncülleri (örneğin Roosevelt’in “big stick” [2]
diplomasisi ve Soğuk Savaş dönemi zorlayıcı stratejiler) eleştirel biçimde çözümlenerek
kuramsal çerçeve oluşturulmaktadır.
Öğreti ve
Siyasa Çözümlemesi:
MAGA dönemi siyasaları, resmi açıklamalar, başkanlık kararnameleri, konuşmalar
ve yasama etkinlikleri üzerinden incelenmektedir. Askeri müdahaleler, ekonomik
zorlama araçları (yaptırımlar, ticaret savaşları) ve diplomatik atılımlar, “güç
yoluyla barış” öğretisinin uygulamadaki yansımalarını göstermek üzere olay
örnekleri olarak ele alınmaktadır.
Karşılaştırmalı
Tarihsel Yaklaşım:
Araştırma, MAGA dönemi uygulamalarını önceki ABD dış siyasa öğretileriyle
karşılaştırarak süreklilik ve kopuş noktalarını ortaya koymaktadır. Bu tarihsel
karşılaştırmalı bakış açısı, mevcut yaklaşımın yenilik ve köktencilik düzeyini
bağlamsallaştırmaya olanak tanımaktadır.
İç–Dış Siyasa
Etkileşimi: Çözümleme,
popülist söylemler ve seçim özendirmeleri gibi iç siyasal dinamiklerle
uluslararası strateji arasındaki etkileşimi de kapsamaktadır. Bu sayede dış siyasa
kararlarının yalnızca sistemsel değil, aynı zamanda iç siyasal etmenlerce nasıl
şekillendirildiği ortaya konulmaktadır.
Veri
Kaynakları:
Birincil
kaynaklar:
Konuşmalar, siyasa belgeleri, resmi açıklamalar, başkanlık kararnameleri ve
Kongre kayıtları.
İkincil
kaynaklar: Akademik
makaleler, kitaplar, düşünce kuruluşu raporları ve medya çözümlemeleri.
Tüm
kaynaklar, güvenilirlik, önyargı ve konuya uygunluk açısından eleştirel biçimde
değerlendirilmektedir. Çalışma, MAGA dönemi dış siyasasındaki yinelenen
temaları, ilkeleri ve stratejileri belirlemek üzere tematik içerik çözümlemesi
kullanmaktadır. Bulgular, özellikle gerçekçilik ve yeni gerçekçilik (neo-gerçekçilik)
başta olmak üzere uluslararası ilişkiler kuramları ışığında yorumlanarak “zor
yoluyla barış” anlayışı daha geniş küresel güç dinamikleri içinde
konumlandırılmaktadır.
KAVRAMSAL
ÇERÇEVE: ÇIPLAKLIK, VAHŞİLİK VE HUKUKUN ASKIYA ALINMASI
Çıplak ve
Vahşi Emperyalizm (Naked and Wild Imperialism – NWI) kavramı, çağdaş
emperyal müdahalelerin giderek artan biçimde güç kullanımını daha önce
sınırlayan gerekçelendirme ve kurumsal çerçevelerin dışında gerçekleştiği
gözlemine dayanmaktadır. Mevcut emperyalizm kuramları ya doğrudan toprak egemenliğini
ya da dolaylı ekonomik ve kurumsal denetimi merkeze almakta, buna karşılık kısa
süreli, açık biçimde zorlayıcı ve zayıf biçimde gerekçelendirilen müdahalelerin
çözümleyici önemini büyük ölçüde gözden kaçırmaktadır. NWI, bu kör noktayı
gidererek, meşruluğun artık sistemli olarak üretilmediği ve hukukun bağlayıcı
kabul edilmediği koşullarda gücün nasıl uygulandığına odaklanmaktadır.
Çıplaklık:
Meşruluk Eksikliğinin Ötesinde
Geleneksel çözümlemelerde
askeri müdahalelerin meşruluğu genellikle öz savunma, insancıl zorunluluk ya da
uluslararası düzenin korunması gibi gerekçelendirici anlatıların varlığı ya da
yokluğu üzerinden değerlendirilir. Bu yaklaşıma göre söz konusu anlatılar
bulunmadığında, inandırıcı olmadığında ya da açıkça yanlışlandığında
müdahaleler gayrimeşru kabul edilir. Çıplak ve Vahşi Emperyalizm bu çerçeveden
ayrılarak, çağdaş emperyal uygulamaların meşruluk gereksinimini bütünüyle devre
dışı bırakmaya başladığını ileri sürmektedir.
Bu bağlamda
çıplaklık, yalnızca zayıf ya da inandırıcılıktan uzak gerekçelere işaret etmez.
Aksine, meşruluk üretiminin emperyal eylemin zorunlu bir bileşeni olmaktan
çıkmasını ifade eder. Bu anlamda çıplaklık, niceliksel değil niteliksel bir
dönüşümü temsil etmektedir: sorun hukuksal ya da ahlaksal savların başarısız
olması değil, bu savların karar alma süreçlerinde ve kamusal açıklamalarda
artık merkezi bir rol oynamamasıdır. Gerekçelendirme çabasının terk edilmesi,
uluslararası sistemde güç ile normatiflik arasındaki ilişkinin köklü bir
biçimde dönüştüğüne işaret etmektedir.
Bu noktada
çıplaklık, ikiyüzlülükten dikkatle ayrılmalıdır. Önceki müdahaleler çoğu zaman
yanıltıcı da olsa ayrıntılı normatif savlara dayanırken, çıplak emperyal uygulamalar
giderek daha fazla zorunluluk, acillik ya da yürütme yetkisi gibi kaba beyanlar
[3]
üzerinden işlemektedir. Bu beyanlar hukuksal savlar olmaktan çok, egemen
kararın ilanı niteliği taşımakta ve böylece hukukun geçerliliği sorusunun
bizzat yerinden edildiğini göstermektedir.
Vahşilik:
Kurumsal İhlal ve Süreçsel Devre dışı bırakma
Çıplaklık meşruluğun
aşınmasını ifade ederken, vahşilik emperyal gücün nasıl kullanıldığına işaret
etmektedir. Vahşilik, tarihsel olarak güç kullanımını sınırlayan kurumsal, süreçsel
ve hukuksal kısıtların bilinçli biçimde çiğnenmesini ifade eder. Bu yalnızca
uluslararası normların çiğnenmesini değil, aynı zamanda yürütme erkini
sınırlamak üzere tasarlanmış iç hukuksal ve anayasal mekanizmaların bilinçli
olarak devre dışı bırakılmasını da kapsamaktadır.
Vahşilik
düzensizlik ya da akıl dışılık olarak anlaşılmamalıdır. Aksine, hız, sürpriz ve
tek taraflı karar alma ilkelerini önceleyen stratejik bir tutumu temsil eder.
Vahşi emperyal uygulamalar, sıkıştırılmış zaman çizelgeleri, en az düzeyde danışma
ve oldu bitti (fait accompli) yaratma eğilimi ile özellik kazanır. Amaç hukuksal
çerçeveleri bütünüyle ortadan kaldırmak değil, onları geçici olarak
etkisizleştirmektir.
Bu süreçsel devre
dışı bırakma vurgusu, NWI’yi hem klasik emperyalizmden (ki orada baskı
biçimleri kurumsallaştırılır) hem de liberal müdahalecilikten (ki çok taraflı
yetkilendirme ve hukuksal sıralamaya dayanır) ayırt etmektedir. Vahşilik, gücün
kurumlarla ilişkisini açık reddetme yoluyla değil, seçici askıya alma yoluyla
yeniden tanımlar.
Hukukun
Askıya Alınması: NWI’nin Ayırt Edici Özelliği
Çıplaklık ve
vahşiliğin kesişim noktasında, Çıplak ve Vahşi Emperyalizmin tanımlayıcı unsuru
olan hukukun askıya alınması yer almaktadır. Hukukun sıradan ihlallerinden
farklı olarak askıya alma, hukuksal normların otoritesini üstü kapalı olarak
yeniden doğrulamaz, aksine hukuku geçici olarak anlam alanının dışına iter. Bu
durumlarda hukuk ne uygulanır ne de açıkça tartışılır, yalnızca kenara
bırakılır.
Bu askıya
alma iki düzeyde işlemektedir. Uluslararası düzeyde, güç kullanımı, egemenlik
ve iç işlerine karışmama normlarının görmezden gelinmesini içerir. İç hukuk
düzeyinde ise yasama denetiminin, yargısal gözetimin ve yürütme erkini
sınırlayan yasal düzenlemelerin devre dışı bırakılması şeklinde ortaya çıkar.
Bu iki boyutun eş zamanlılığı çözümleyici açıdan kritik önemdedir: NWI yalnızca
dışa dönük bir güç projeksiyonu değil, aynı zamanda müdahaleci devletin kendi
anayasal dengesini de yeniden şekillendiren bir uygulamadır.
Hukukun
askıya alınmasını merkeze alan bu kavramsallaştırma sayesinde Çıplak ve Vahşi
Emperyalizm, mevcut kuramsal çerçevelerin sıklıkla yanlış sınıflandırdığı ya da
bütünüyle göz ardı ettiği bir emperyal eylem biçimini görünür kılmaktadır. Bu
ne on dokuzuncu yüzyıl emperyalizmine bir geri dönüş ne de neo-emperyal
yönetişim içinde sıradan bir sapmadır. Aksine, normatif kısıtların
harcanabilir, kurumsal arabuluculuğun ise engelleyici olarak algılandığı
bağlamlarda ortaya çıkan özgül bir iktidar kipliğini [4]
temsil etmektedir.
KURAMSAL
ÇERÇEVE
Bu çalışma,
MAGA dönemi dış siyasasını klasik gerçekçilik, geleneksel emperyalizm ve bu
makalede kavramsallaştırılan Çıplak ve Vahşi Emperyalizm (NWI) arasında ayrım
yapan bütüncül bir kuramsal çerçeve içine yerleştirmektedir (Lenin, 1939).
Thukydides,
Machiavelli ve Morgenthau’nun yapıtlarına dayanan klasik gerçekçilik,
uluslararası ilişkilerde devletin geleceğini, ulusal çıkarların korunmasını ve
güç siyasetini temel ilkeler olarak ele alır. Bu yaklaşımda askeri güç,
ideolojik bir amaç değil, caydırma ya da denge sağlama aracıdır. Barış, açık baskı
yoluyla değil, denge ve stratejik hesaplamalarla sürdürülür. MAGA dönemi siyasaları
her ne kadar “America First” ve stratejik üstünlük vurgusuyla kesimsel gerçekçi
bir söylem kullansa da zorlamayı ve baskıyı normatif araçlar durumuna getirerek
klasik gerçekçiliğin sınırlarını aşmaktadır (Carr, 1939).
Geleneksel
emperyalizm ise tarihsel olarak toprak genişlemesi, sömürgeleştirme ve yabancı
nüfuslar üzerinde doğrudan siyasal denetim ile özellik kazanır. Ekonomik sömürü
ve kültürel hegemonya çoğu zaman bu süreçlere eşlik eder. Bu biçimiyle
geleneksel emperyalizm yapısal ve maddi bir nitelik taşır ve kaynaklara,
pazarlara ve stratejik coğrafyaya yöneliktir. MAGA dönemi dış siyasası ise
topraksal olmayan bir emperyalizm sergilemektedir: ilhak yerine zorlayıcı
diplomasiye, ekonomik baskıya ve askeri gözdağına dayanmaktadır. Bu nedenle
sonuçları itibarıyla emperyal, fakat biçimsel olarak klasik değildir (Hobson,
2012).
Bu çalışmada
geliştirilen NWI kavramı, MAGA dönemi siyasalarında gözlenen zorlayıcı güç
kullanımı, popülist ideoloji ve işlemsel diplomasinin özgül birleşimini
yakalamayı amaçlamaktadır. NWI, çıplak savlar (gücün ya da tehdidin
uluslararası düzenin birincil aracı olarak açık biçimde kullanılması) ve
fırsatçı esneklik (siyasaların durumsal, işlemsel ve kısa vadeli kazançlara
odaklı olması) ile özellik kazanmaktadır (Mearsheimer, 2001). Buna ek olarak
dış siyasa, iç siyasal özendirmeler, medya anlatıları ve popülist meşruluk
üretimiyle derin biçimde iç içe geçmiştir. Etki alanı ise toprak denetiminden çok
yaptırımlar, ticaret savaşları ve askeri duruşlar yoluyla genişletilmektedir.
Bu özellikleriyle NWI, klasik gerçekçilik ve geleneksel emperyalizmden
ayrılmakta ve zorlayıcı yararcılığı, ideolojik başarım ve siyasal fırsatçılıkla
birleştiren özgül bir emperyal iktidar biçimi olarak ortaya çıkmaktadır
(Gilpin, 1981).
ÇÖZÜMLEME
Uygulamada
Çıplak ve Vahşi Emperyalizm: İdeal Tip Bir Örnek Olarak Maduro Olayı
Bu bölüm,
egemen bir devletin siyasal liderliğine yönelik doğrudan eylem içeren yakın
tarihli bir müdahaleyi, Çıplak ve Vahşi Emperyalizmin (Naked and Wild
Imperialism) ideal tip bir örneği olarak incelemektedir. Olay, deneysel bir
anomali ya da olumsal bir siyasal olgu olarak ele alınmak yerine, önceki
kavramsal çerçevede ortaya konulan yapısal özelliklerin kristalleşmiş bir görünümü
olarak değerlendirilmektedir. Amaç, olayları ayrıntılı biçimde yeniden oluşturmak
değil, müdahalenin NWI’nin tanımlayıcı koşullarını olağanüstü bir açıklık
derecesiyle nasıl karşıladığını göstermektir.
Müdahaleden
İdeal Tipe
Uzun süreli askeri
kampanyalara, koalisyon oluşturmaya ya da ayrıntılı gerekçelendirme
anlatılarına dayanan önceki askeri müdahalelerin aksine, burada ele alınan
müdahale hız, tek taraflılık ve en az düzeyde kamusal gerekçelendirme ile özellik
kazanmıştır. Operasyon, etkilenen devletin yürütme erkini doğrudan hedef almış
hem uluslararası yetkilendirme mekanizmalarını hem de müdahaleci gücün kendi iç
hukukundaki yasama denetimini devre dışı bırakmıştır. Bu özellikler olayı
yalnızca derece bakımından değil, tür bakımından da ayırt etmektedir.
Bu
müdahaleyi çözümleyici açıdan anlamlı kılan ise kullanılan gücün ölçeği değil,
ona eşlik eden iktidar, hukuksallık ve gerekçe açıklamalarının yapılanma
biçemidir. Eylem, ne daha geniş bir işgal ya da devlet kurma stratejisinin
parçası olarak çerçevelenmiş ne de çok taraflı bir kurumsal sürece
yerleştirilmiştir. Aksine, olağan dışı koşullar altında gerçekleştirilen, ayrık
ve zorunlu bir eylem olarak sunulmuştur. Ancak bu koşullar hukuksal olarak
kanıtlanmamış, yalnızca savlanmıştır.
Hukukun
Çifte Askıya Alınması
Maduro olayı,
Çıplak ve Vahşi Emperyalizmin merkezinde yer alan hukukun çifte askıya
alınmasını örneklemektedir. Uluslararası düzeyde müdahale, Birleşmiş Milletler
Güvenlik Konseyi’nin yetkilendirmesi olmaksızın ve BM Şartı’nın 51. maddesi
uyarınca ileri sürülebilecek inandırıcı bir meşru savunma savı olmadan
gerçekleşmiştir. Egemenlik ve iç işlerine karışmama normları hukuksal savlar
yoluyla yeniden yorumlanmamış ya da tartışılmamış ve sadece kenara
bırakılmıştır.
Ancak en az
bu kadar önemli olan konu, hukukun askıya alınmasının iç hukuk boyutudur.
Müdahaleci devletin üst düzey yetkilileri, yasama organlarının operasyon
öncesinde bilgilendirilmediğini kamuoyuna açık biçimde kabul etmiş, bunu
operasyonel zorunluluk ve gizlilik gerekçesiyle açıklamıştır. Bu kabul çözümleyici
açıdan belirleyicidir. Zira bu durum basit bir süreçsel ihmal değil, güç
kullanımını düzenlemek üzere tasarlanmış anayasal mekanizmaların bilinçli
biçimde devre dışı bırakılması anlamına gelmektedir. Bu bağlamda müdahale hukuksal
normları yalnızca çiğnememiş, onları ilgili kısıtlar olmaktan geçici olarak
çıkarmıştır. Uluslararası ve iç hukuk düzeylerinin bu şekilde bir araya
gelmesi, bu olayı önceki birçok müdahaleden ayırmaktadır. [5]
Önceki örneklerde sıklıkla uluslararası hukuka uygunluk ile iç hukuksal
yetkilendirme arasında bir gerilim bulunurken, Maduro olayı her iki hukuk
düzeninin de eş zamanlı olarak işlevsiz kılındığı daha köktenci bir yapılanmayı
açığa çıkarmaktadır.
Özürsüz
Bir Çıplaklık
Sürekli ve
kapsamlı bir gerekçelendirme söyleminin yokluğu, bu müdahalenin Çıplak ve Vahşi
Emperyalizm örneği olarak sınıflandırılmasını daha da güçlendirmektedir. 2003
Irak işgali, sonunda doğru olmadığı ortaya çıkan kitle imha silahları savlarına
ya da 2011 Libya müdahalesi insancıl koruma yetkileri (right to protect)
çerçevesine dayanırken, Maduro olayı son derece sınırlı normatif açıklamalarla
yürütülmüştür. Resmi açıklamalar hukuka uygunluk, orantılılık ya da
uluslararası sorumluluk yerine acillik, zorunluluk ve yürütme takdir yetkisini
vurgulamıştır. Bu açıklamalar hukuksal ya da ahlaksal bir düzlemde sav olarak
değil, otorite beyanları olarak işlev görmüştür. Bu retorik duruş,
gerekçelendirmeye dayalı inandırmadan performatif [6]
karar vericiliğe geçişe işaret etmektedir. Bu durumda eylemin kendisi, kendi
açıklamasını üretmektedir. Bu tür bir çıplaklık iletişimsel bir başarısızlık
olarak yorumlanmamalıdır. Aksine, gerekçelendirme maliyetlerinin sağladığı yararlardan
daha ağır bastığı yönündeki algıya dayanan stratejik bir yeniden ayarlamayı
yansıtmaktadır. Bu yapılanmada meşruluk, normlara uyum yoluyla değil,
kararlılık ve kapasite sergilenmesi yoluyla üretilmektedir.
Stratejik
Bir Kip Olarak Vahşilik
Müdahalenin
operasyonel özellikleri, onun vahşiliğini daha da belirgin kılmaktadır.
Sıkıştırılmış zaman çizelgesi, sınırlı danışma ve tek taraflı uygulama, süreçsel
uyum yerine hız ve sürprizin bilinçli biçimde tercih edildiğini göstermektedir.
Bu yaklaşım kurumları bütünüyle reddetmez ama onları acil hedeflerin peşinde
geçici olarak önemsizleştirir.
Bu anlamda
vahşilik düzensizlikle eş anlamlı değildir. Aksine, kurumsal arabuluculuğun bir
kaynak değil, bir engel olarak görüldüğü hesaplı bir eylem biçemini temsil
etmektedir. Müdahale böylece, çevik, hedeflenmiş ve uzun vadeli yönetişim
düzenlemelerine kayıtsız bir emperyal uygulama örneklemektedir. Bunlar Çıplak
ve Vahşi Emperyalizmin ayırt edici bir iktidar kipliği olarak temel
özellikleridir.
Maduro Olayı
Neden Önemlidir?
Maduro olayının
çözümleyici değeri açıklığında yatmaktadır. Önceki müdahaleler geçişsel ya da
muğlak biçimde yorumlanabilirken, bu olay NWI’nin gerekli ve yeterli
koşullarını son derece düşük bir yorumlama gerilimiyle karşılamaktadır. Bu olay,
emperyal gücün işgal olmaksızın, koalisyon ve sürekli meşruluk üretimi
olmaksızın nasıl kullanılabildiğini, üstelik bunu yaparken müdahaleci devletin
kendi iç hukuksal düzenini eş zamanlı olarak yeniden şekillendirdiğini
göstermektedir. Bu nedenle söz konusu olay yalnızca deneysel bir örnek olarak
değil, aynı zamanda kuramsal bir referans noktası olarak işlev görmektedir.
Çağdaş emperyal uygulamaların hem klasik emperyalizmin kurumsallaşmış baskı
biçimlerinin hem de neo-emperyalizmin dolaylı yönetişim mekanizmalarının
ötesine ne ölçüde geçtiğini açığa çıkarmaktadır. Bu da Çıplak ve Vahşi
Emperyalizmin ayrı bir kavramsal kategori olarak çözümleyici gerekliliğini doğrulamaktadır.
NWI
İÇİNDE MAGA’NIN KONUMLANDIRILMASI
Çıplak ve
Vahşi Emperyalizmin (NWI) kuramsal yeniliğini ortaya koyabilmek için, bu
kavramı küresel gücün yürütülmesini tarihsel olarak şekillendirmiş iki önceki
emperyalizm biçimiyle karşılaştırmak zorunludur: klasik emperyalizm ve
neo-emperyalizm. Her biri, zorlayıcı devlet uygulamalarının evriminde farklı
bir aşamayı temsil etmektedir: topraksal baskıdan kurumsal bağımlılığa ve sonunda
performatif zorlamaya geçiş. MAGA dönemi dış siyasası, “güç yoluyla barış”
anlayışını işler duruma getirerek NWI’nin tipik bir örneğini sunmaktadır.
Burada baskı yalnızca caydırma amacıyla değil, itaat üretmek ve işlemsel üstünlük
sağlamak için ileri sürülmektedir. Bu çerçeve, çağdaş ABD dış siyasasının hem
ideolojik pervasızlığını hem de uygulama işleyiş mekanizmalarını yakalayan bir çözümleyici
mercek sunmakta ve onu önceki öğretilerden ayırmakta ve küresel sonuçlarını
görünür kılmaktadır (Hamid, 2018).
|
TABLO 1; Emperyalizmden Çıplak
ve Vahşi Emperyalizme: Karşılaştırmalı Bir Genel Bakış |
|||
|
Boyut |
Klasik Emperyalizm |
Neo-Emperyalizm |
Çıplak ve Vahşi
Emperyalizm (NWI) |
|
Birincil Amaç |
Toprak genişlemesi, kaynak çıkarımı |
Bağımlılık yoluyla küresel ekonomik baskı |
Performatif zorlama ve işlemsel denetim |
|
İktidar Mekanizması |
Askeri fetih ve doğrudan yönetim |
Ekonomik kaldıraç, kurumlar (IMF, DB) |
Kamusal tehditler, vekaleten zorlama, gücün retorik
normalleştirilmesi |
|
İdeolojik Gerekçelendirme |
Medenileştirme misyonu, milliyetçilik |
Liberal enternasyonalizm, demokrasi özendirmesi |
Ulusal yücelik, popülist olağan dışıcılık |
|
İşleyiş Biçimi |
Koloniler, vasi devletler |
Ticaret rejimleri, koşullu yardım, üsler |
İşgal olmaksızın kısa vadeli, yüksek görünürlüklü
zorlayıcı eylemler |
|
İç Siyasetle İlişki |
Elit güdümlü yayılmacılık |
Teknokratik küreselcilik |
İç kamuoyunu hedefleyen popülist performans |
|
Meşruluk Anlatısı |
İmparatorluk bir kaderdir |
Liberal düzen ahlaksal bir görevdir |
“Zor yoluyla barış” yurtsever gerçekçilik olarak |
Bu tablo,
NWI’nin, tarihsel olarak zorlamaya eşlik eden liberal ve uygarlaştırıcı
gerekçelendirmeleri terk ederek önceki emperyalizm biçimlerinden ayrıldığını
göstermektedir. NWI, bunların yerine iç siyasal gösteriyi küresel yıldırma ile
birleştiren popülist ve performatif bir mantık koymakta ve normatif kılıfından
soyundurulmuş bir emperyal davranışı yeniden oluşturmaktadır. NWI,
seleflerinden hem biçim hem amaç bakımından ayrılmaktadır. Klasik emperyalizm
fiziksel işgale, neo-emperyalizm ise ekonomik ya da kurumsal bağımlılığa
dayanırken, NWI retorik baskı ve performatif zorlamayı temel araçlar olarak
kullanmaktadır. Ahlaksal evrenselcilik ya da liberal iyicillik savı olmaksızın
işler ve meşruluğunu iç popülist duyarlılıklardan ve ulusal olağan dışılığa
devşirir. Bu anlamda NWI, emperyal mantığın yeniden barbarlaşmasını temsil
etmektedir: ham zorlayıcı güce utanmaz bir geri dönüş, ancak bu kez çağdaş
iletişim, medya gösterisi ve popülist siyasal tiyatro aracılığıyla anlatılmış
bir biçimde. “Zor yoluyla barış” öğretisi bu dönüşümü özetler: zorlama yalnızca
bir dış siyasa aracı değil, aynı zamanda ulusal kimliğin ve iradenin
performatif bir yeniden doğrulanması durumuna gelir.
ÇIPLAK VE
VAHŞİ EMPERYALİZM (NWI) KAVRAMININ GEREKÇELENDİRİLMESİ
NWI kavramı,
devlet davranışını hem klasik gerçekçilikten hem de geleneksel emperyalizmden
ayıran bir biçimi açıklamak için geliştirilmiştir. Klasik gerçekçilik ulusal
çıkar ve güç dengesi peşinde koşmayı vurgularken, geleneksel emperyalizm toprak
fetihleri ve yapısal egemenliği ön plana çıkarır. Buna karşılık MAGA dönemi ABD
dış siyasaları, zorlayıcı, ideolojik performatif ve fırsatçı/işlem odaklı
hibrit bir emperyalizm biçimini göstermektedir (Humire, 2024; Butler, 2021).
Egemenlik
Aracı Olarak Ekonomik Zorlama: 2018–2019 ABD-Çin ticaret savaşı, NWI mantığını
somutlaştırır. Gümrük tarifeleri yalnızca misilleme aracı olarak değil, ödün
elde etmek, güç göstermek ve kararlılığı işaret etmek için kullanılmıştır;
üstelik bu, iç ekonomik maliyetlere karşın yapılmıştır. Klasik gerçekçiliğin
uzun vadeli kararlılık için ekonomik araçları stratejik bir araç olarak
görmesinin aksine, NWI ekonomik araçları anlık siyasal ve stratejik kazanç için
silahlandırır.
Doğrudan
İşgal Olmaksızın Askeri Gösteri: MAGA dönemi tehditleri, Venezuela, İran ve Kuzey Kore’ye
yönelik olarak, toprak fethi olmaksızın zorlayıcı güç kullanımını
göstermektedir. Geleneksel emperyalizm yapısal denetim veya ilhak yoluna
dayanırken, NWI psikolojik egemenlik, işaret verme ve işlem odaklı tehditleri
ön plana çıkararak, resmi işgal olmadan etki sağlamaktadır (Agnew, 2017).
Değişimci
Diplomasi ve Fırsatçı İttifaklar: NAFTA’nın USMCA olarak yeniden müzakere edilmesi ve NATO
müttefiklerine katkı artırımı için yapılan baskılar, NWI’nin işlem odaklı ve
fırsatçı doğasını ortaya koymaktadır. İttifaklar, kalıcı uluslararası yükümlenmelerden
çok, anlık güç kazanımı ve iç siyasal meşruluk için araç olarak
kullanılmaktadır.
İdeolojik
ve Performatif Güç İfadesi: MAGA söylemi “zor yoluyla barış” vurgusunu ön plana çıkarırken, İran
nükleer anlaşmasından tek taraflı çekilme ve İsrail’e koşulsuz destek gibi siyasalalar,
normatif güç projeksiyonunu göstermek için ideolojik başarım niteliği
taşımaktadır. NWI, bu performatif ve ideolojik boyutu yakalar; siyasala hem
dünyaya bir sinyal hem de iç siyasi bir gösteridir.
Jeopolitik
Fırsatçılık ve Kaynak Elde Etme: Grönland’ın satın alınma girişimi ve Ukrayna’daki nadir
toprak elementlerine odaklanılması, NWI’nin fırsatçı ve cesur yönünü gösterir.
NWI, kalıcı toprak işgali olmaksızın maddi ve stratejik üstünlük elde etmeyi
hedefleyerek etkisini fırsatçılığa dönüştürür.
Filistin’de
Aşırı Zorlama: İki
devletli çözümü baltalayan, yerinden edilmeyi destekleyen, zulümlere olanak
tanıyan ve Gazze’yi ticari bir tatil bölgesi olarak tasarlaya siyasalar,
NWI’nin açıkça zorlayıcı ve normatif yeniden düzenleyici yaklaşımını ortaya
koyar. Bu yaklaşım, NWI’nin küresel alanları ve nüfusları ideolojik ve
stratejik hedefler doğrultusunda yeniden şekillendirme istekliliğini yansıtır.
Uluslararası
Normların Yeniden Tanımlanması: NWI, egemenlik, çok taraflı görüşme ve insan hakları gibi
yerleşik kuralların ötesinde işler ve tek taraflı eylem ve egemenliği ön plana
çıkarır. İç popülist anlatıları küresel zorlayıcı stratejilerle bağlayarak, NWI
ideolojik başarımı ve ham güç ile birleştiren bir yaklaşımı temsil eder (Nye ve
Keohane, 1977).
MAGA dönemi
dış siyasaları bağlamında NWI, çağdaş ABD gücünün açıktan iddialı, fırsatçı ve
ideolojik olarak performatif olduğunu göstermektedir. Bu yaklaşım zorlayıcı ve
işlem odaklıdır ve klasik emperyalizmin yapısal veya toprak temsili olmaksızın
etki alanını gösterir. Bu nedenle NWI, çağdaş Amerikan devlet yönetiminin yöntemini,
ideolojisini ve cüretini kavrayan kritik bir açıklayıcı çerçeve sunmaktadır
(Waltz, 1979).
|
TABLO 2: MAGA Dönemi Siyasalarının
NWI Özellikleriyle Eşleştirilmesi |
||
|
NWI Özelliği |
Somut Örnek |
Çözümleyici İçgörü |
|
Çıplak Ataklık |
Venezuela, İran ve Kuzey Kore’ye yönelik askeri
tehditler |
Güç ve yıldırma, toprak işgali olmaksızın doğrudan
itaat sağlamak için kullanılır. |
|
Fırsatçı Esneklik |
Grönland’ın satın alınma girişimi, Ukrayna’daki
nadir toprak elementlerine odaklanma ve Venezuela’yı sömürge konumuna getirme |
Etki ve kaynaklar kalıcı işgal yoluyla değil,
fırsatçı biçimde takip edilir. |
|
Değişimci Diplomasi |
NATO’ya mali baskı, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nın ABD, Meksika, Kanada
Anlaşması’na dönüştürülmesi |
İttifaklar ve anlaşmalar, kısa vadeli ödün koparma
araçları olarak ele alınır. |
|
İdeolojik ve Performatif Güç |
İran nükleer anlaşmasından çekilme; “güç yoluyla
barış” MAGA retoriği; İsrail’e koşulsuz destek |
Siyasa hem stratejik bir araç hem de iç popülist
gösteri işlevi görür; ideoloji ve imaj belirleyicidir. |
|
Geleneksel Olmayan Emperyal Erişim |
ABD-Çin ticaret savaşında tarifeler; yaptırımlar |
Resmi ilhak ya da koloni olmaksızın küresel etki;
ekonomik kaldıraç yoluyla denetim. |
|
Aşırı Zorlama ve Yeniden Düzenleme |
Filistin’de iki devletli çözümün reddi; zorunlu
yerinden edilme, Gazze’nin turistik alan olarak düşünülmesi |
Nüfuslar ve yerler ABD’nin ideolojik ve stratejik
hedeflerine göre yeniden şekillendirilir. |
|
İç-Siyasetle Bağlantı |
Dış siyasanın Amerikan işçisini/görevlilerini koruma
söylemiyle bağlanması |
İç siyaset, uluslararası zorlayıcı stratejileri
doğrudan yönlendirir; performatifliği artırır. |
|
Uluslararası Normların Yeniden Tanımlanması |
Çok taraflı normların aşılması, anlaşmaların tek
taraflı çiğnenmesi |
Egemenlik, diplomasi ve insan haklarına ilişkin
yerleşik kurallar sorgulanır ve dönüştürülür. |
EŞİĞİ
AŞMAK: GEÇİŞSEL MÜDAHALEDEN ÇIPLAK VE VAHŞİ EMPERYALİZME
Çağdaş
emperyal uygulamaları kuramsallaştırmadaki temel zorluklardan biri, önceki
emperyalizm biçimleriyle süreklilik arz eden müdahaleler ile niteliksel bir
dönüşüme işaret eden müdahaleler arasındaki ayrımı yapabilmektir. Bu tür bir
ayrım yapılmadığı takdirde, Çıplak ve Vahşi Emperyalizm kavramı ya klasik askeri
müdahalenin yeniden ifade edilmesine indirgenme ya da tüm zorlayıcı dış siyasa
biçimlerini kapsayan aşırı esnek bir kategoriye dönüşme riski taşır. Bu bölüm,
Irak (2003) ve Libya’yı (2011) geçişsel olaylar olarak, Venezuela’yı (2026) ise
eşiği aşan bir örnek olarak konumlandıran eşik temelli karşılaştırmalı bir çözümleme
geliştirerek bu zorluğu ele almaktadır.
Geçişsel
Emperyal Uygulamalar: Irak ve Libya
2003 Irak
işgali, klasik askeri emperyalizmin hiçbir zaman gerçekten ortadan
kalkmadığının kanıtı olarak sıklıkla anılır. Müdahale büyük ölçekli güç
kullanımı, toprak işgali ve rejim değişikliğini içermekle birlikte, yine de
yoğun (her ne kadar derin biçimde kusurlu olsa da) bir gerekçelendirme
anlatıları ağı içinde konumlanmıştır. Kitle imha silahlarına ilişkin savlar,
terörle bağlantılar ve demokrasinin özendirilmesi hem iç hem de dış
kamuoylarına yönelik meşruluk üretici aygıtlar olarak işlev görmüştür. Bu
anlatılar, geriye dönük olarak ne kadar inandırıcı olmaktan uzak olsalar da
gerekçelendirmenin hala önemli olduğunu göstermektedir. Çıplak ve Vahşi
Emperyalizm bakış açısından bakıldığında Irak, geçişsel bir olay oluşturur.
Müdahale hukuksal normları son sınırlarına kadar zorlamış, ancak onları
bütünüyle terk etmemiştir. Hukuk yönlendirilmiş, seçici biçimde yorumlanmış ve
araçsallaştırılmıştır. Ancak müdahalenin siyasal ve retorik mimarisinde merkezi
bir konumda kalmaya devam etmiştir. Önemli olarak, iç hukuksal süreçler (ne
kadar kısıtlı olursa olsun) biçimsel olarak işletilmiş ve anayasal uyum
görünümü korunmuştur.
2011 Libya
müdahalesi ise daha da muğlak bir konumda yer alır. Başlangıçta sivillerin
korunmasına yönelik bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yetkisiyle
onaylanan operasyon, kısa sürede ilan edilen hukuksal sınırları aşmış ve bir
rejim değişikliği kampanyasına evrilmiştir. Burada hukukun aşınması, açık bir reddetme
yoluyla değil, yetki genişlemesi ve yorumsal kayma yoluyla gerçekleşmiştir.
Libya bu nedenle hukukun askıya alınmasını değil, hukuksal aşırı genişlemeyi
örnekler.
Her iki olay
da kritik bir ortak özelliği paylaşır: normatif başarısızlıklarına karşın,
kurumsal sıralamaya, çok taraflı çerçevelere ve gerekçelendirme uğraşına
dayanmışlardır. Meşruluğun sınırlarını zorlamış, ancak onu bütünüyle terk
etmemişlerdir. Bu nedenle, Çıplak ve Vahşi Emperyalizmi tanımlayan eşiğin
altında kalırlar.
Çıplak ve
Vahşi Emperyalizm İçin Eşik Koşulları
Bu önceki
müdahalelerden Çıplak ve Vahşi Emperyalizme geçiş, birkaç koşulun eş zamanlı
olarak birleşmesiyle gerçekleşir. Birincisi, meşruluk üretimi artık
yönlendirici bir zorunluluk olmaktan çıkar. Gerekçelendirme anlatıları artık
geliştirilmez, savunulmaz ya da rafine edilmez. Bunun yerine zorunluluk, acillik
ya da yürütmenin takdir yetkisi gibi savlarla açıklanmaya çalışılır. İkincisi
hem uluslararası hem de iç hukuksal kısıtlar yalnızca çiğnenmez edilmez ya da
yeniden yorumlanmaz sadece bilinçli biçimde devre dışı bırakılır. Üçüncüsü,
kurumsal aracılık yerini hız ve sürprizle özellik kazanan tek taraflı karar
almaya bırakır. Bu eşiği tanımlayan şey, şiddetin ölçeği ya da müdahalenin savunma
savları değil, güç ile hukuk arasındaki ilişkidir. Hukuk tartışılan bir alan
olmaktan çıkıp isteğe bağlı duruma geldiğinde ve gerekçelendirme tartışmacı
değil performatif olduğunda, emperyal uygulama niteliksel olarak farklı bir
düzleme geçer.
Eşiği
Aşan Bir Olay Olarak Venezuela
Venezuela’daki
yürütme otoritesini hedef alan müdahale, bu eşik koşullarının bütünüyle
karşılandığı noktayı temsil eder. Irak ve Libya’dan farklı olarak, bu olay ne
uzun soluklu bir gerekçelendirme söylemine ne de çok taraflı bir
yetkilendirmeye dayanmıştır. Müdahalede bulunan devlet içinde önceden yasama
organına danışılmadığının, olaydan sonra kamuoyuna açık biçimde kabul edilmesi,
anayasal kısıtların ne ölçüde önemsizleştirildiğini daha da vurgular. Bu yapı
içinde hukuk ne kademeli ne de muğlak biçimde aşınmıştır. Doğrudan askıya
alınmıştır. Uluslararası egemenlik ve müdahale etmeme normları yeniden
yorumlanmamış ya da rakip hukuksal savlarla dengelenmemiştir. İçeride ise güç
kullanımını düzenlemek üzere tasarlanmış usul güvenceleri bilinçli biçimde
devre dışı bırakılmıştır. Bu ikili askıya alma, olayı yalnızca önceki
müdahalelerden değil, emperyalizm çalışmalarındaki yerleşik kategorilerin
çoğundan da ayırır.
Olağan
Dışılıktan Olağan İşleyişe
Kritik
olarak, Venezuela olayı bireysel bir aşırılık ya da yalnızca bireysel liderlik biçemine
atfedilebilecek bir sapma olarak yorumlanmamalıdır. Aksine, emperyal gücün uygulanmasında
daha geniş çaplı bir dönüşümü açığa çıkarır. Müdahalenin hızı, doğrudanlığı ve
özürsüz karakteri, meşruluğun normlara uyum yoluyla değil, kararlılık ve
kapasite gösterileriyle üretildiği farklı bir uygulama biçeminin ortaya
çıktığını göstermektedir. Irak ve Libya’yı geçişsel olaylar, Venezuela’yı ise
eşiği aşan bir örnek olarak konumlandırmak, Çıplak ve Vahşi Emperyalizmin çözümleyici
sınırlarını netleştirir. Böylece kavram hem tarihsel indirgemecilikten hem de
kavramsal şişmeden kaçınır. Gerekçelendirme çöktüğünde ve hukuk hem iç hem de
uluslararası düzeyde eş zamanlı olarak askıya alındığında görünür duruma gelen
özgül bir güç yapılanmasını tanımlar.
MAGA
DÖNEMİ DIŞ POLİTİKASININ “ZOR YOLUYLA BARIŞ” OLARAK KAVRAMLAŞTIRILMASI
NWI kavramı,
klasik gerçekçilikten ve geleneksel emperyalizmden farklı bir devlet davranışı
biçimini açıklamak için geliştirilmiştir. Klasik gerçekçilik ulusal çıkar ve
güç dengesini vurgularken, geleneksel emperyalizm toprak fetihleri ve yapısal egemenliğe
odaklanır. Buna karşın MAGA dönemi ABD dış siyasaları, zorlayıcı, ideolojik
olarak performatif ve fırsatçı/değişim odaklı hibrit bir emperyalizm biçimini
sergilemektedir. 2018–2019 ABD–Çin ticaret savaşı, NWI mantığını somut bir
örnek olarak ortaya koymaktadır. Gümrük tarifeleri yalnızca misilleme aracı
olarak değil, ödün almak, güç göstermek ve kararlılığı işaret etmek için
kullanılmıştır. Üstelik bu, iç ekonomik maliyetlere karşın yapılmıştır. Klasik gerçekçiliğin
ekonomik gücü uzun vadeli kararlılık için bir araç olarak görmesinin aksine,
NWI ekonomik araçları anlık siyasal ve stratejik kazanç için silahlandırır. MAGA
dönemi tehditleri, Venezuela, İran ve Kuzey Kore’ye yönelik olarak, toprak
fethi olmaksızın zorlayıcı güç kullanımını göstermektedir. Geleneksel
emperyalizm yapısal denetim veya ilhak yoluna dayanırken, NWI psikolojik egemenlik,
işaret verme ve değişim odaklı tehditleri ön plana çıkararak resmi işgal
olmadan etki sağlamaktadır. NAFTA’nın USMCA olarak yeniden görüşme konusu yapılması
ve NATO müttefiklerine katkı artırımı için yapılan baskılar, NWI’nin işlem
odaklı ve fırsatçı doğasını gösterir. İttifaklar, kalıcı uluslararası yükümlenmelerden
çok, anlık güç kazanımı ve iç siyasi meşruiyet için araç olarak
kullanılmaktadır.
MAGA dönemi siyasaları
benzersiz biçimde performatiftir. Eski Başkan Trump’ın “Birinci ve İkinci Dünya
Savaşı’nı kazandık. Bu yüzden Savunma Bakanlığı’nın adını Savaş Bakanlığı
olarak değiştirdim” ifadesi, NWI’deki normatif askerileşmesi ve söylemsel
cüretkarlığı özetlemektedir. Tarihsel zaferlere atıf yaparak ve bir kurumun
adını değiştirerek, bu ifade hem iç hem de dış otoriteyi işaret etmekte, güç
projeksiyonunun ideolojik ve simgesel boyutunu güçlendirmektedir. Benzer
şekilde İran nükleer anlaşmasından çekilme, İran’ın nükleer tesislerinin
bombalanması, Filistin’in devlet olma hakkının reddi ve İsrail’e koşulsuz
destek gibi uygulamalar, performatif işaretlemeyi stratejik zorlama ile
birleştirmektedir. Grönland’ın satın alınma girişimi ve Ukrayna’daki nadir
toprak elementlerine odaklanma örnekleri cesur fırsatçılığı göstermektedir.
NWI, kalıcı toprak işgali olmaksızın maddi ve stratejik üstünlük elde etmeyi
fırsatçılıkla özdeşleştirir. İki devletli çözümü baltalayan, zorla yerinden
edilmeyi destekleyen ve Gazze’yi ticari bir bölge olarak tasavvur eden siyasalalar,
NWI’nin açıkça zorlayıcı ve normatif yeniden düzenleyici yaklaşımını ortaya
koyar. NWI, egemenlik, çok taraflı müzakere ve insan hakları gibi yerleşik
kuralların ötesinde işler ve tek taraflı eylem ve egemenliği ön plana çıkarır.
İç popülist anlatıları küresel zorlayıcı stratejilerle bağlayarak, NWI
ideolojik performansı ve ham güç gösterisini birleştiren bir yaklaşımı temsil
eder.
Sonuç
olarak, NWI çerçevesinde MAGA dönemi dış siyasaları, çağdaş ABD gücünün açıkça
iddialı, fırsatçı ve ideolojik olarak performatif olduğunu göstermektedir. Bu
yaklaşım zorlayıcı ve işlem odaklıdır ve klasik emperyalizmin yapısal veya
toprak temsili olmaksızın etki yaratmasını vurgular. Söylemsel boyutun
(Trump’ın askeri üstünlüğü açıkça kutlaması) dahil edilmesi, NWI’nin yalnızca
stratejik eylemler dizisi değil, cesur işaretleme, iç siyasal meşruluk ve
normatif zorlamayı birleştiren performatif bir öğreti olduğunu vurgular. NWI,
böylece MAGA dönemi devlet yönetiminin yöntemini, ideolojisini ve cüretini
anlamak için kritik bir kavramsal çerçeve sunar. MAGA dönemi dış siyasaları, “zor
yoluyla barış” öğretisi olarak kavramsallaştırılabilir çünkü uluslararası
düzeni sürdürmek için zorlamayı, egemenliği ve değişim odaklı pazarlığı
birincil araçlar olarak kullanır. Klasik gerçekçilikte askeri ve ekonomik güç
caydırma veya denge aracı iken, zor yoluyla barış öğretisi gücü normatif ve
performatif bir mekanizmaya dönüştürür: Uyumluluk, karşılıklı anlaşma, görüşme
veya uluslararası uzlaşı yerine korku, sindirme ve tek taraflı eylem tehdidiyle
sağlanır.
Öne çıkan
özellikler şunlardır: Askeri tehditler, ekonomik yaptırımlar ve saldırgan
diplomasi yalnızca stratejik araçlar değil, davranış değişikliği sağlamak için
kullanılan normatif araçlardır. Siyasalar yüksek ölçüde durumsaldır, fırsatçı
ve değişim odaklıdır. ABD, yapısal denetim veya kalıcı toprak kazanımı aramaz,
anlık üstünlük için koşulları kullanır. Örneğin Grönland’ın satın alınma
girişimi veya NATO müttefiklerine mali katkı baskısı zorlamanın fırsatçı
kullanımını gösterir. Dış siyasalar performatif bir araç olarak işlev görür hem
iç hem de uluslararası aktörlere güç sinyali verir. Örneğin İsrail’e koşulsuz
destek ve “zor yoluyla yoluyla barış” söylemi, ideolojik savla ile zorlayıcı
stratejiyi birleştirir. MAGA dönemi dış siyasası iç siyasal hedeflerle
uyumludur ve zorlamanın ve güç projeksiyonunun hem stratejik hem de popülist
amaçları vardır. Örneğin Çin’e uygulanan tarifeler yalnızca stratejik değil,
Amerikan işçilerini koruma gerekçesiyle meşrulaştırılmış ve uluslararası
zorlamayı iç siyasal özendirmelere bağlamıştır. Bu nedenle MAGA dönemi dış siyasaları,
düzen sağlamak için sistemli olarak zorlamayı, fırsatçılığı ve ideolojik
performatifliği kullandığından “zorla barış”ı somutlaştırır. Bu, klasik gerçekçiliğin
denge vurgusundan ve geleneksel emperyalizmin yapısal egemenlik anlayışından
temelde farklıdır. Öğreti, akışkan, toprak temelli olmayan ve performatif biçimde
işler ve uluslararası ilişkilerde özgün bir çağdaş paradigma, yani NWI’nin açık
bir görünümünü oluşturur.
AYRIŞMALAR
VE YENİLİKLER
Klasik
emperyalizmden farklı olarak, MAGA dönemi siyasaları yapısal işgal gerektirmez;
etki, kaynaklara, ticarete ve stratejik kaldıraç noktalarına yönelik fırsatçı
biçimde oluşturulur (örneğin Grönland, Ukrayna’daki nadir toprak elementleri).
Ancak Venezuela’da işgalin de kesinleşeceği anlaşılmaktadır. ABD’nin
Venezuela’yı geçici olarak “yöneteceğini” açıklayan Trump Venezuela ile ilgili
düzenlediği basın toplantısında şunları söylemiştir: “Güvenli, uygun ve
sağduyulu bir geçiş yapana kadar ülkeyi biz yöneteceğiz. Başka birinin iktidara
gelmesiyle aynı durumun tekrar yaşanmasını istemiyoruz. Şimdilik bizim
yönetimimiz altında olacak. Venezuela halkı için barış ve adalet istiyoruz”
dedi. Trump, Venezuela’nın yönetiminde kimlerin olacağına ilişkin bazı
ayrıntılar verdi. Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth,
Genelkurmay Başkanı Dan Caine olmak üzere birkaç üst düzey ABD’li yetkilinin
ülkenin yönetiminde yer alacağını açıkladı. ABD Başkanı, “Bir süreliğine bu
ekip yönetecek. Venezuela’nın doğru şekilde yönetilmesini sağlayacaklar” dedi.
Trump Amerikan petrol şirketlerinin Venezuela petrolünü işleteceğini elde
edecekleri karın Venezuela’da harcanacağını sözlerine ekledi (Hürriyet, 2025)
Siyasalar
kamuya açık biçimde çekincesizdir ve söylemsel olarak yoğunlaştırılmıştır. Tarihsel
savaşların yüceltilmesi ve kurumsal yeniden adlandırmalar (Savunma Bakanı
yerine Savaş Bakanı) bu duruma örnektir. Bu performatif söylem hem iç kamuoyuna
hem de uluslararası alana güç sinyali gönderir.
Önceki
yönetimlerin çoğunda dış siyasa genellikle kısa vadeli seçim kaygılarından
ayrıştırılmışken, MAGA dönemi stratejileri popülist anlatılar, seçmen seferberliği
ve iç siyasal meşrulukla derinden iç içe geçmiştir. Gümrük tarifelerinin
Amerikan işçilerini koruma söylemiyle sunulması bu yaklaşımın örneğidir. Egemenliğe,
çok taraflı anlaşmalara ve görüşmelere dayalı çözümlere yönelik geleneksel
saygı seçici biçimde deve dışı bırakılmakta ve bu durum, ABD çıkarları
doğrultusunda normların yeniden şekillendirilmesine yönelik çıplak bir iradeyi
yansıtmaktadır. Bu bağlamda, sınır tanımaz söylem, fırsatçı stratejiler ve
performatif zorlamanın birleşimi, MAGA dönemi dış siyasasını hem klasik gerçekçilikten
hem de geleneksel emperyalizmden ayıran yeni bir operasyonel mantık
oluşturmaktadır. Bu ayrışmalar, çağdaş güç projeksiyonunun cüreti, esnekliği ve
ideolojik performatifliğini yakalayan Çıplak ve Vahşi Emperyalizm (NWI)
kavramsallaştırmasını haklı kılmaktadır. Dolayısıyla MAGA dönemi dış siyasası
aynı anda hem süreklilik hem de kopuştur: ABD’nin küresel egemenlik arayışını
sürdürürken, bunu işlemsel, ideolojik olarak performatif ve örtüsüz biçimde
zorlayıcı araçlarla yaşama geçirmektedir. Böylece NWI’yi ayrı bir kavramsal
çerçeve olarak tesis etmektedir (Thorsten Wojczewski, 2020). Yakın tarihli bir
örnek olarak Trump, 16 Ekim 2025’te “Hamas Gazze’de insanları öldürmeye devam
ederse, gidip onları öldürmekten başka çaremiz kalmayacak” şeklinde bir
açıklama yapmıştır. Daha sonra “bizim himayemiz altında” dolaylı bir eyleme
atıf yaparak netleştirilen bu ifade, zorlamanın hem dramatize edildiği hem de
dışsallaştırıldığı Çıplak ve Vahşi Emperyalizmin (NWI) performatif ve muğlak
operasyonel mantığını yansıtmaktadır (Beaulac, 2019). Bu olay, NWI öğretisinin merkezi
gerilimini kristalleştirmektedir: zorlama, kamusal bir gösteri ve stratejik
belirsizlik yoluyla ifade edilmekte; bu durum ABD’nin hegemonik egemenliğini
pekiştirirken caydırıcılık ile kışkırtma arasındaki sınırı
bulanıklaştırmaktadır (Trump, 2025; Reuters, 2025; Associated Press, 2025; The
Times of Israel, 2025).
NWI’NİN
KÜRESEL KARARLILIK, ULUSLARARASI NORMLAR VE İTTİFAKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
NWI’nin
operasyonel mantığı, yalnızca kısa vadeli stratejik kazanımların ötesine
geçerek küresel kararlılığı normatif çerçeveleri ve ittifak yapılarını
etkileyen derin ve çok katmanlı sonuçlar doğurmaktadır. NWI, koşullu ve
zorlayıcı biçimde oluşturulan bir kararlılık üretir. Devletlerin uyumu çoğu
zaman uzlaşı veya ortak kurallar yoluyla değil, korku, yıldırma ya da işlemsel ödünler
yoluyla sağlanır. Kısa vadede düzen sağlanabilse de yanlış hesaplama, tırmanma
ya da ani kopuş riski artar, zira rakipler meydan okuyan ve fırsatçı atılımlara
öngörülemez biçimde karşılık verebilir. NWI, egemenlik, çok taraflı diplomasi
ve görüşmeye dayalı çözümler gibi yerleşik ilkeleri aşındırır. Tek taraflı
eylem ve performatif zorlamayı önceleyerek, uluslararası ilişkilerin tarihsel
normatif temellerini sarsar. Filistin’de iki devletli çözümün reddedilmesi,
zorunlu yerinden etme siyasalarının desteklenmesi ve Gazze’nin
ticarileştirilmiş bir alan olarak yeniden kurgulanması geleneksel insan hakları
ve egemenlik normlarıyla bağdaşmayan ve normu yeniden tanımlayıcı bir cüreti
yansıtmaktadır. NWI’nin kalıcı biçimde benimsenmesi, uluslararası hukukun ve
çok taraflı kurumların meşruluğunu aşındırabilir ve diğer güçleri benzer
davranışlara özendirme edebilir. NWI altında ittifaklar, kalıcı ve güvene
dayalı yükümlenmeler olarak değil, işlemsel araçlar olarak ele alınır. NATO
müttefiklerine yapılan katkı baskısı ve ticaret ortakları üzerindeki koşullu
destek veya kaldıraç kullanımı (örneğin USMCA yeniden görüşmesi) buna örnektir.
Bu işlemsel taktikler kısa vadeli ödünler sağlayabilse de uzun vadeli güveni ve
uyumu zayıflatır, geleneksel ittifakları kararsız kılar ve rakipleri
dengeleyici koalisyonlar kurmaya yöneltebilir. NWI, büyük iç ve dış borç
yükleri ile devasa bütçe açıkları gibi iç siyasal, ekonomik ve mali
zorunlulukları bütünleşme yoluyla özgün biçimde pekiştirir. İç seçmenlere hitap
etmek üzere tasarlanan siyasalar, uluslararası alanda performatif ve çekincesiz
stratejileri güçlendirir (Wojczewski, 2020b). Bu geri besleme döngüsü,
uluslararası zorlamanın iç siyasal kazançlarla sürekli olarak meşrulaştırılması
ve güçlendirilmesiyle Venezuela olayında olduğu üzere saldırgan davranışları
yoğunlaştırabilir (ABD Savunma Bakanlığı, 2018). Dolayısıyla NWI, küresel düzen
için yeni bir mantık üretir: kararlılık, görüşme konusu yapılmış kurallarla
değil, cüretkar zorlamayla sağlanır, normlar stratejik fırsatçılığa göre
yeniden tanımlanır ve ittifaklar ise güvene dayalı değil araçsallaştırılmış duruma
gelir. Güç projeksiyonu ve kısa vadeli uyum sağlama açısından etkili olsa da
NWI sistemsel riski artırır ve uluslararası kurumların ve normatif çerçevelerin
uzun vadeli sürdürülebilirliğini tehdit eder (Othman, 2024). MAGA döneminin
“zorla barış” öğretisi, NWI aracılığıyla işletildiğinde, küresel sistem
üzerinde derin etkiler yaratmakta ve kararlılığı, normatif çerçeveleri ve
ittifak yapılarını dönüştürmektedir (Ulusal Güvenlik Servisi, 2017). NWI
altında kararlılık, görüşme ya da uzlaşıya dayalı değil, koşullu ve
zorlayıcıdır. Devletlerin uyumu tehditler, yıldırma veya işlemsel ödünlerle
sağlanır. Bu durum yanlış hesaplama ya da tırmanma riskini artırır. İran ve
Venezuela’ya yönelik tehditler, tek taraflı askeri tavır alma ve pervasız kaynak
atılımları, kısa vadeli düzenin korunabileceğini ancak sistemsel
öngörülemezliğin arttığını göstermektedir (Satoru, 2025).
NWI,
egemenlik, kendi kaderini belirleme hakkı, çok taraflılık ve görüşmeye dayalı
çözümler gibi köklü normları sorgular. Maduro’nun kaçırılması, Filistin’de iki
devletli çözümün reddi, zorla yerinden etmeye destek verilmesi ve Gazze’nin
ticarileştirilmiş bir alan olarak yeniden çerçevelenmesi, insan haklarını ve gelenek
hukukunu aşındırmakta ve devam eden katliamlar ve uluslararası insancıl hukukun
çiğnenmesi olarak yaygın biçimde kınanan eylemler karşısında göz yumulmakta ve
hatta destek verilmektedir. Tek taraflı eylem ve performatif zorlamayı
önceleyen NWI, uluslararası hukukun meşruluğunu aşındırarak diğer güçleri
benzer davranışlara özendirebilir (Verbeek & Zaslove, 2017). İttifaklar
işlemsel biçimde araçsallaştırılmakta ve kalıcı ve güvene dayalı yükümlenmeler
olarak görülmemektedir. NATO müttefiklerine katkı baskısı ve USMCA’nın iç
siyasal kaldıraç olarak yeniden görüşme konusu yapılması bu duruma örnektir. Bu
yaklaşım uzun vadeli uyumu ve güveni zayıflatır, müttefikleri dengeleme ya da
karşı koalisyonlar oluşturma arayışına iter ve geleneksel ittifak dinamiklerini
dönüştürür (Wojczewski, 2020a). İç siyasal zorunluluklar NWI’yi uluslararası
alanda pekiştirir: popülist söylem sınır tanımaz stratejileri meşrulaştırır. Bu
stratejiler de iç desteği artırarak zorlayıcı ve performatif siyasaları
besleyen bir geri besleme döngüsü yaratır. NWI, küresel düzen için yeni bir
mantık üretir. Burada kararlılık örtüsüz zorlamayla sağlanır, normlar seçici
biçimde yeniden tanımlanır ve ittifaklar fırsatçı biçimde kullanılır. Güç
projeksiyonu ve kısa vadeli uyum açısından etkili olsa da bu yaklaşım sistemsel
riski artırır, çok taraflı normları aşındırır ve ittifak ağlarını kararsız
kılar ve ABD’nin küresel stratejisinde köklü bir dönüşüme işaret eder.
İÇ
SİYASAL DİNAMİKLER VE “ZOR YOLUYLA ELDE EDİLEN BARIŞ”IN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ
MAGA dönemi
“zorla barış” öğretisinin benimsenmesi ve sürekliliği, popülist söylem, seçim özendirmeleri
ve sadık bir destek tabanının oluşturulması başta olmak üzere iç siyasal
dinamiklerle derinden iç içedir. Bu içsel etmenler dış siyasaya yalnızca eşlik
etmez, onun düzenlenmesini, operasyonel mantığını ve ideolojik
performatifliğini aktif biçimde şekillendirir ve NWI’nin özelliklerini
pekiştirir. MAGA dönemi dış siyasası, güç, ulusal gurur ve tarihsel zaferleri
vurgulayan bir söylemle çerçevelenir. Bu söylem iç kamuoyuna yönetimin ABD
çıkarlarını kararlılıkla savunduğu mesajını verir. Trump’ın Savunma Bakanı
unvanını Savaş Bakanı olarak yeniden adlandırması ve Dünya Savaşlarına yapılan
göndermeler, silahlandırma eylemi doğal ve kahramanca göstererek sınır tanımaz
uluslararası stratejilere siyasal meşruluk üretir. Bu söylem, zorlamayı
normalleştirir ve saldırgan eylemleri iç seçmenler için kabul edilebilir hatta
arzu edilir duruma getirir (McManus ve diğerleri, 2025).
MAGA
döneminde dış siyasa, seçim anlatılarıyla sıkı biçimde bağlantılıdır. Zorlayıcı
eylemler, ticaret savaşları ve ittifak baskıları iç kamuoyuna yarar sağlayan atılımlar
olarak sunulur. Böylece uluslararası egemenlik, seçmen memnunluğu ve siyasal
sadakatle ilişkilendirilir. Venezuela’ya el konulmasının zenginlik, özgürlük ve
demokrasi söylemiyle açıklanması ve Çin’e uygulanan tarifelerin Amerikan işçilerini
ve sanayiini koruma söylemiyle sunulması uluslararası zorlamanın iç ve dış ekonomik
anlatılarla bütünleştirilmesine örnektir. Dış siyasanın kısa vadeli iç
kazançlarla ilişkilendirilmesi, zorlayıcı stratejilerin benimsenmesini ve
sürdürülebilirliğini pekiştiren bir geri besleme döngüsü yaratır. Pervasız,
performatif ve ideolojik siyasalar güç gösterilerini siyasal destekle
ödüllendiren sadık bir seçmen kitlesini harekete geçirir. NWI’nin
sürdürülebilmesi, söylemsel cüret, askeri tehditler ve fırsatçı diplomasinin iç
meşruluğu korumak için sürekli performatif sinyaller olarak kullanılmasını
gerektirir. İç siyasal zorunluluklar performatif uluslararası davranışı
büyütür; buna karşılık aşırı cesur dış siyasa başarıları ya da tehditleri iç
desteği pekiştirir ve kendini yeniden üreten bir döngü oluşturur. Bu geri
besleme mekanizması, “zorla barış”ın yalnızca stratejik bir tercih değil, iç
siyasal dinamikler tarafından sürekli olarak yeniden üretilen yapısal bir öğreti
durumuna gelmesini sağlar. MAGA dönemi dış siyasası, iç siyaset ile
uluslararası zorlamanın NWI altında karşılıklı olarak kurucu olduğunu
göstermektedir. Popülist söylem, seçim özendirmeleri ve sadık bir destek
tabanının oluşturulması, ödünsüz, fırsatçı ve ideolojik olarak performatif siyasaların
benimsenmesini, işletilmesini ve uzun vadeli sürdürülebilirliğini olanaklı
kılmaktadır.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışma,
MAGA dönemi ABD dış siyasasını Çıplak ve Vahşi Emperyalizm (NWI) merceğinden
inceleyerek onu “zor yoluyla barış” öğretisi olarak kavramsallaştırmıştır.
Bulgular, bu yaklaşımın Amerikan uluslararası stratejisinde hem süreklilik hem
de kopuş anlamına geldiğini, tarihsel zorlayıcı uygulamaları cüret, fırsatçılık
ve ideolojik performatiflikle birleştirdiğini göstermektedir.
MAGA dönemi
dış siyasası, askeri, ekonomik ve diplomatik araçların bütünleşik kullanımı
yoluyla “zorla barışı işletmekte ve bu süreç iç siyasal zorunluluklarla
pekiştirilmektedir. NWI bu mantığı üç temel özellik üzerinden yakalar: çıplak
ataklık, vahşi fırsatçılık ve ideolojik performatif eylem. Klasik gerçekçilik
ya da geleneksel emperyalizmden farklı olarak, NWI işlemsel esnekliği,
söylemsel cüreti ve iç seçim geri besleme döngülerini açıklama kapasitesine
sahiptir.
MAGA dönemi
stratejileri Roosevelt’in “büyük sopa” diplomasisi, Soğuk Savaş zorlaması ve
neo-tutucu ataklık gibi tarihsel öncüllerden beslenir ve ABD’nin güç
projeksiyonuna verdiği uzun soluklu önemi yansıtır. Ayrışma, etkinin uygulanma
biçiminde ortaya çıkar: fırsatçı, normatif olarak esnek ve doğrudan iç popülist
anlatılarla bağlantılıdır.
Askeri
zorlama tehditleri, tavır alma ve seçici konuşlandırmalar yoluyla uygulanır.
Ekonomik kaldıraç tarifeler, yaptırımlar ve kaynak odaklı fırsatçılıkla
uygulanır. Diplomasi işlemsel, performatif ve fırsatçıdır. Trump’ın Savunma
Bakanını Savaş Bakanı olarak yeniden adlandırması gibi söylemsel stratejiler
saldırgan siyasaları içte ve dışta meşrulaştırır ve büyütür.
Küresel kararlılık
açısından NWI, zorlamayla oluşturulan ancak yanlış hesaplama ve tırmanmaya açık
koşullu bir düzen üretir. Uluslararası normlar açısından egemenlik, çok
taraflılık ve insan hakları ilkelerini zorlar ve yerleşik hukuku aşındırma gizil
gücü taşır. İttifaklar açısından işlemsel yönlendirme güveni ve uyumu
zayıflatır ve ortakları dengeleme ya da karşı koyma arayışına iter.
Popülist
söylem, seçim özendirmeleri ve sadık bir destek tabanının oluşturulması,
NWI’nin benimsenmesini ve sürdürülebilirliğini pekiştirir. İç onay ile
performatif dış siyasa arasındaki geri besleme döngüsü, “zorla barış”ın yapısal
olarak yerleşmesini sağlar. NWI, MAGA dönemi dış siyasasını anlamak için klasik
gerçekçilik, geleneksel emperyalizm ve yeni tutucu paradigmaların bıraktığı
boşlukları dolduran özgün bir çerçeve sunar. Söylem, fırsatçı strateji ve iç
siyasal zorunlulukların ABD’nin küresel davranışında nasıl bütünleştiğini
açıklar ve çağdaş güç projeksiyonunun evrilen mantığına ilişkin ön görüler
sağlar.
Bu makale,
çağdaş emperyal uygulamaların klasik askeri emperyalizm ile neo-emperyal
ekonomik ya da kurumsal egemenlik arasındaki yerleşik ikilikle yeterince
anlaşılamayacağını ileri sürmüştür. Yazındaki doğrusal geçiş varsayımının
aksine, son müdahaleler daha düzensiz ve koşullu bir seyri işaret etmektedir.
Belirli siyasal ve sistemsel koşullar altında emperyal güç hem daha açık hem
daha az sınırlı hem de meşruluk üretimine daha az yatırım yapan biçimlerde
yeniden ortaya çıkmaktadır.
Bu
yapılandırmayı yakalamak için makale Çıplak ve Vahşi Emperyalizm (NWI)
kavramını önermiştir. NWI, toprak işgali ya da uzun vadeli baskıyla değil,
gerekçelendirme çabasının terk edilmesi ve hukuksal ve kurumsal kısıtların
askıya alınmasıyla tanımlanır. Çıplaklık, meşruluğun yönlendirici bir
zorunluluk olmaktan çıkmasını ve vahşilik ise hız, tek taraflılık ve yürütme
takdir yetkisi lehine şekilsel ve hukuksal sınırların bilinçli olarak devre
dışı bırakılmasını ifade eder. Bu iki boyutun kesişiminde NWI’nin ayırt edici
niteliği yer alır: uluslararası ve iç hukukun eş zamanlı olarak askıya
alınması.
Karşılaştırmalı
çözümleme, tüm çağdaş müdahalelerin bu eşiği aşmadığını göstermiştir. Irak
(2003) ve Libya (2011) hukuksal yönlendirme ve normatif aşınma ile ifade edilen,
ancak hala gerekçelendirme anlatıları ve kurumsal çerçeveler içinde kalan
geçişsel olaylardır. Buna karşılık Venezuela’daki yürütme otoritesini hedef
alan müdahale, Çıplak ve Vahşi Emperyalizm eşiğini aşmıştır. Çözümleyici önemi
ölçeğinden ya da süresinden değil, hukuku ve meşruluğu merkezi kısıtlar olarak
görmeyen bir emperyal eylem biçimini açıklıkla ortaya koymasından
kaynaklanmaktadır.
Makale,
NWI’nin tüm emperyal uygulamaların yerini aldığını savlamaktadır. Meşruluğun ve
hukukun evrensel olarak ortadan kalktığını da savunmamaktadır. Aksine, NWI
normatif kısıtların harcanabilir, kurumsal aracılığın ise engelleyici olarak
algılandığı koşullarda ortaya çıkan özgül bir uygulama biçemini tanımlar. Bu
anlamda NWI durumsal ve koşulludur, ancak parçalanmış ve ‘post-liberal’ bir
uluslararası düzende giderek daha erişilebilir bir güç içeriği durumuna
gelmektedir.
Bu dönüşümün
sonuçları derindir. Emperyal güç sürdürülebilir gerekçelendirme olmadan ve hukuksal
kısıtlara en az saygıyla işlediğinde, dış müdahale ile iç anayasal dönüşüm
arasındaki sınır bulanıklaşır. Dışarıda hukukun askıya alınması, içeride de
askıya alınmasıyla yankılanır ve böylece yalnızca uluslararası normlar değil,
iç otorite dengeleri de yeniden şekillenir. Çıplak ve Vahşi Emperyalizm, çağdaş
küresel siyasette güç, hukuk ve hesap verebilirlik arasındaki ilişkinin daha
derin bir yeniden yapılanmasına işaret etmektedir.
Bu yeniden
yapılanmayı kavramsallaştırarak makale, emperyalizm çalışmaları, uluslararası
ilişkiler kuramı ve küresel yönetişimde hukuksal kısıtların aşınmasına ilişkin
tartışmalara katkı sunmaktadır. Gelecek çalışmalar, Çıplak ve Vahşi
Emperyalizmin hangi koşullarda siyasal olarak olanaklı duruma geldiğini, iç ve
dış kamuoyları tarafından nasıl karşılandığını ve uluslararası düzen üzerindeki
uzun vadeli sonuçlarını inceleyebilir. Ancak açık olan şudur: emperyalizm
ortadan kalkmamıştır. Değişen, artık özür dilemeden, sabırsızca ve giderek daha
fazla hukuksuz biçimde işlemesidir.
Sonuç
olarak, MAGA dönemi ABD dış siyasası zorlayıcı devlet uygulamalarının köktenci
bir evrimini temsil etmektedir. Bu yaklaşımın Çıplak ve Vahşi Emperyalizm
olarak kavramsallaştırılması, “zor yoluyla barış”ın nasıl tasarlandığını, nasıl
işletildiğini ve nasıl sürdürüldüğünü kuramsal olarak sağlam ve deneysel olarak
temellendirilmiş biçimde açıklamakta ve ABD stratejisini ve yükselen küresel
güç projeksiyonu örüntülerini çözümlemek için eleştirel bir bakış açısı
sunmaktadır.
KAYNAKÇA
Agnew, John.
(2017) Globalization and Sovereignty: Beyond the Territorial Trap. 2nd ed.
Lanham, MD: Rowman & Littlefield. 978-1538105191
Associated
Press. (2025). “Trump Threatens Hamas
over Gaza Violence.” Associated Press, October 16, 2025. https://apnews.com/
Beaulac,
Stephane. (2019) The Power of Language in the Making of International Law: The
Word Sovereignty in Bodin and Vattel and the Myth of Westphalia (Developments
in International Law, vol. 21) By Stephane Beaulac. Leiden; Boston: Martinus
Nijhoff Publishers
Butler,
Judith. (2021). Excitable Speech: A
Politics of the Performative. New York: Routledge, 1997. ISBN 9780367705244
Butler,
Judith. (2021). Trump and the
Bureaucracy of America First. Foreign Affairs 97, no. 3 (2018): 46–54.
Carr, E. H.
(1939). The Twenty Years’ Crisis, 1919–1939: An Introduction to the Study of
International Relations. London: Macmillan,
Department
of Defense (2018). Summary of the National Defense Strategy Sharpening the
American Military’s Competitive Edge.
https://media.defense.gov/2020/May/18/2002302061/-1/-1/1/2018-NATIONAL-DEFENSE-STRATEGY-SUMMARY.PDF
Gilpin,
Robert. (1981) War and Change in World Politics. Cambridge: Cambridge
University Press.
Hamid,
Shadi. (2018). Deconstructing Trump’s foreign policy.
https://www.brookings.edu/articles/deconstructing-trumps-foreign-policy/
Hobson, John
M. (2012). The Eurocentric Conception of World Politics: Western International
Theory, 1760–2010. Cambridge: Cambridge University Press.
Hobson, John
M., and Leonard Seabrooke, eds. (2007). Everyday Politics of the World Economy.
Cambridge: Cambridge University Press.
Humire,
Joseph M. (2024). The Foreign Policy Foundations of Trumpism. June 2024.
NORTEAMERICA, Ano 19, numero 1, enero-junio de 2024. DOI:
https://doi.org/10.22201/cisan.24487228e.2024.1.675
Lenin,
Vladimir I. (1939). Imperialism, the Highest Stage of Capitalism. New York:
International Publishers.
McManus,
Allison, Ryan Mulholland and Andrew Miller. (2025) 100 Days of the Trump
Administration’s Foreign Policy: Global Chaos, American Weakness, and Human
Suffering.
https://www.americanprogress.org/article/100-days-of-the-trump-administrations-foreign-policy-global-chaos-american-weakness-and-human-suffering/
Mearsheimer,
John J. (2001). The Tragedy of Great Power Politics. New York: W. W. Norton
& Company.
National
Security Service. (2017). National Security Strategy of the United States of
America.
https://trumpwhitehouse.archives.gov/wp-content/uploads/2017/12/NSS-Final-12-18-2017-0905.pdf
Nye, Joseph
S., and Robert O. Keohane. (1977). Power and Interdependence: World Politics in
Transition. Boston: Little, Brown.
Othman,
Rose. (2024). Analyzing Trump's Foreign
Policy Expectations. https://ssrn.com/abstract=5075540 or
http://dx.doi.org/10.2139/ssrn.5075540
Reuters.
(2025). “Trump Warns Hamas: Stop Killing Gazans or ‘We Will Go In and Kill
Them.’” Reuters, October 16, 2025. https://www.reuters.com/
Satoru, M.
(2025). The Second Trump Administration’s Foreign Engagement and Its
Geostrategy Toward the Four Regions. Asia-Pacific Review, 32(1), 54–79.
https://doi.org/10.1080/13439006.2025.2513207
The Times of
Israel. (2025). Trump: If Hamas doesn’t stop killing Gazans, ‘we will have no
choice but to go in and kill them’.
https://www.timesofisrael.com/trump-if-hamas-doesnt-stop-killing-gazans-we-will-have-no-choice-but-to-go-in-and-kill-them/
The White House. (2025). National Security Strategy.
Washington, DC: U.S. Government. Retrieved from https://www.whitehouse.gov/wp-content/uploads/2025/12/2025-National-Security-Strategy.pdf
Trump,
Donald J. (2025). Truth Social post, October 16, 2025, quoted in “Trump
Threatens Hamas over Gaza Violence,” Associated Press, October 16, 2025,
https://apnews.com/
Verbeek,
Bertjan, and Andrej Zaslove. (2017). 'Populism and Foreign Policy', in
Cristobal Rovira Kaltwasser, and others (eds). The Oxford Handbook of Populism,
Oxford Handbooks (2017; online edn, Oxford Academic.
https://doi.org/10.1093/oxfordhb/9780198803560.013.15.
Waltz,
Kenneth N. (1979). Theory of International Politics. Reading, MA:
Addison-Wesley.
Wojczewski,
T. (2020a). Trump, Populism, and American Foreign Policy, Foreign Policy
Analysis, Volume 16, Issue 3, July 2020, Pages 292–311,
https://doi.org/10.1093/fpa/orz021
Wojczewski,
T. (2020b). Statement on the Development of the 2025 National Defense Strategy.
https://www.war.gov/News/Releases/Release/article/4172735/statement-on-the-development-of-the-2025-national-defense-strategy/
[1] MAGA =
Make America Great Again. Başkan Trump’ın geliştirdiği ve Amerika’yı tekrar
büyük yap sloganı.
[2] Büyük
sopa
[3] Nitekim,
ABD Kongre onayı olmadan gerçekleşen Venezuela baskınını hukuksal olarak
narkotikle savaşım veren ABD DEA (Drug Enforcement Agency) personelinin
korunması için ABD Anayasası’nın Başkana verdiği ABD personelini koruma
yetkisine dayandırmak istemektedir.
[4] Kip, eylemin
yalnızca ne zaman gerçekleştiğini değil, hangi iktidar ilişkisi ve hangi irade
konumundan söylendiğini gösteren dilbilgisel kategoridir.
[5] İç hukuk
açısından Başkan Kongreyi devre dışı bırakmıştır ve yürütme, yasama denetimini
bilerek askıya almıştır. Bu durum ABD iç hukukunda yetki aşımı, anayasal kriz
ve “impeachment” tartışmalarını doğurabilecek niteliktedir. Bu, klasik
bir “unitary executive” genişlemesi örneğidir. Uluslararası hukuk
açısından, BM Şartı Madde 2(4): Devletlerin başka bir devlete karşı güç
kullanması yasaktır ilkesini getirmektedir. İstisnalar meşru savunma (Madde 51)
ve BM Güvenlik Konseyi yetkilendirmesidir. Maduro olayında Venezuela ABD’ye
silahlı saldırıda bulunmamıştır ve BM Güvenlik Konseyi kararı yoktur. Dolayısıyla
güç kullanımı ilk bakışta (prima facie) hukuka aykırı görünmektedir.
Rubio’nun “Koşullar Gerektiriyordu” söylemi ise uluslararası hukukta geçerli
bir kategori değildir. Bu dil istisna hukukunun (state of exception)
dilidir. Carl Schmitt’çi anlamda: “Egemen, istisnaya karar verendir”. Yani
hukuk askıya alınmış ve karar siyasal iradeye bırakılmıştır.
[6]
Performatiflik, siyasal söylemin yalnızca siyasal tercihleri ifade etmekle
kalmayıp, hukuksal ve kurumsal süreçlerin yerine geçerek eylemli güç ilişkileri
ve meşruluk üreten bir uygulama biçimi durumuna gelmesini ifade eder. NWI
bağlamında performatiflik, söylemin hukukun ve kurumların yerine geçerek güç
kullanımını meşrulaştıran ve eylemli olarak uygulayan bir egemenlik uygulaması durumuna
gelmesidir. Çünkü performatiflik üç şeyi aynı anda kapsar: Söylemin eyleme
dönüşmesi, söylemin meşruluk üretmesi ve söylemin sahnelenmiş güç gösterisi
olması. Performatif kavramı eylemin, sonucu kadar sergilenme biçimiyle anlam
üretmesi anlamında kullanılmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder