Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

4 Ocak 2026 Pazar

 

Çıplak ve Vahşi Emperyalizm: MAGA, “Zor Yoluyla Barış” ve İdeal Tip Bir Örnek Olarak Venezuela

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

 

 

Özet

Bu makale, çağdaş emperyalist uygulamaları açıklamakta klasik ve neo-emperyalizm yaklaşımlarının yetersiz kaldığı özgül bir müdahale biçimini kavramsallaştırmak üzere Çıplak ve Vahşi Emperyalizm (Naked and Wild Imperialism – NWI) kavramını geliştirmektedir. Açık askeri emperyalizmin yerini bütünüyle ekonomik ve kurumsal baskı biçimlerinin aldığı yönündeki yaygın varsayıma karşı çıkan çalışma, belirli siyasal ve sistemsel koşullar altında emperyal gücün daha açık, daha sınırsız ve meşruluk üretiminden büyük ölçüde vazgeçmiş biçimlerde yeniden ortaya çıktığını ileri sürmektedir. Çıplak ve Vahşi Emperyalizm, meşruluk üretiminin bilinçli olarak terk edilmesi, kurumsal ve süreçsel sınırların kasıtlı biçimde aşılması ve uluslararası hukuk ile iç hukukun eş zamanlı olarak askıya alınması ile tanımlanmaktadır. Makale emperyalizm ve uluslararası ilişkiler yazınına üç temel katkı sunmaktadır. İlk olarak, çıplaklık kavramını yalnızca meşruluk eksikliği olarak değil, gerekçelendirme çabasının niteliksel olarak terk edilmesi anlamında kuramsallaştırmaktadır. İkinci olarak, vahşilik kavramını düzensizlik ya da akıl dışılıktan çok, hız, tek taraflılık ve kurumsal devre dışı bırakma üzerinden işleyen stratejik bir müdahale biçemi olarak ele almaktadır. Üçüncü olarak ise, çağdaş emperyal müdahalelerin hem uluslararası normları hem de müdahaleyi gerçekleştiren devletin kendi anayasal ve yasal sınırlamalarını geçici olarak devre dışı bırakabildiğini gösteren çifte hukuk askıya alma kavramını yazına kazandırmaktadır. Ampirik olarak çalışma, Irak (2003), Libya (2011) ve Venezuela olaylarını karşılaştırmalı bir eşik çözümlemesi çerçevesinde incelemekte ve Irak ve Libya’yı geçiş olayları olarak konumlandırırken, Venezuela’ya yönelik müdahaleyi Çıplak ve Vahşi Emperyalizmin ideal tip örneği olarak değerlendirmektedir. Makale, NWI’nin diğer emperyal müdahale biçimlerinin yerini bütünüyle almadığını, ancak parçalanmış ve ‘post-liberal’ bir uluslararası düzende giderek daha erişilebilir bir güç kullanımı durumuna geldiğini ileri sürerek sonlanmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Çıplak ve Vahşi Emperyalizm; Emperyalizm Kuramı; Güç Kullanımı; Hukukun Askıya Alınması; Egemenlik; Yürütme Yetkisi; Uluslararası Hukuk; Post-Liberal Uluslararası Düzen; Performatif İktidar; Dış Müdahale


 

GİRİŞ

Emperyalizm yazınında uzun süredir egemen olan yaklaşım, klasik askeri emperyalizmin toprak işgali, doğrudan yönetim ve uzun süreli savaşlarla özellik kazanan biçimlerinin büyük ölçüde geride kaldığı varsayımına dayanmaktadır. Bu varsayıma göre emperyal baskı, Soğuk Savaş sonrası dönemde daha dolaylı, daha incelmiş ve çoğunlukla ekonomik ya da kurumsal araçlar üzerinden işleyen ‘neo-emperyalist’ biçimlere evrilmiştir. Bu çerçevede açık askeri müdahaleler ya tarihsel bir kalıntı ya da uluslararası hukuk ve liberal normlar tarafından ciddi biçimde sınırlandırılmış olağan dışı durumlar olarak ele alınmaktadır.

Bu makale söz konusu varsayıma itiraz etmektedir. Çalışmanın temel savı, emperyalizmin ortadan kalkmadığı, aksine belirli siyasal ve sistemsel koşullar altında daha açık, daha sınırsız ve daha hızlanmış biçimlerde yeniden ortaya çıktığıdır. Bu tür müdahaleler ne klasik emperyalizmin uzun süreli işgal ve yönetim mantığıyla ne de neo-emperyalizmin dolaylı, kurumsal baskı biçimleriyle tam olarak açıklanabilmektedir. Bu nedenle makale, çağdaş uluslararası sistemde giderek daha görünür duruma gelen özgül bir emperyal uygulama türünü kavramsallaştırmak üzere Çıplak ve Vahşi Emperyalizm (Naked and Wild Imperialism – NWI) kavramını geliştirmektedir.

Çıplak ve Vahşi Emperyalizm, emperyal müdahalenin yalnızca askeri araçlara dayanmasıyla değil, aynı zamanda meşruluk üretme gereksiniminden bilinçli biçimde vazgeçilmesiyle ayırt edilmektedir. Bu bağlamda çıplaklık, müdahalenin insancıl, hukuksal ya da normatif gerekçelerle örtülmemesini, vahşilik ise güç kullanımını sınırlayan kurumsal, hukuksal ve süreçsel çerçevelerin kasıtlı biçimde aşılmasını ifade etmektedir. Bu tür uygulamalarda hukuk yalnızca ihlal edilmemekte, çoğu durumda geçici olarak askıya alınmaktadır.

Bu makale Çıplak ve Vahşi Emperyalizmi normatif bir suçlama ya da polemik bir etiket olarak değil, çözümleyici bir kavramsallaştırma olarak ele almaktadır. Amaç belirli müdahaleleri ahlaksal açıdan yargılamak değil, çağdaş güç kullanımının değişen biçimlerini kuramsal olarak görünür kılmaktır. Bu doğrultuda çalışma, NWI’yi klasik emperyalizmden (sürekli işgal ve doğrudan yönetim), neo-emperyalizmden (ekonomik bağımlılık ve kurumsal baskı) ve liberal müdahalecilikten (normatif meşruluk anlatılarına dayalı müdahaleler) sistemli biçimde ayırmaktadır.

Son dönemde yaşanan ve ABD’nin Venezuela’daki Devlet Başkanı’nı doğrudan hedef alan müdahale, Çıplak ve Vahşi Emperyalizmin ideal tip bir örneğini sunmaktadır. Bu olay, emperyal müdahalenin yalnızca uluslararası hukuku değil, müdahaleyi gerçekleştiren devletin kendi iç hukukunu da askıya alabileceğini göstermesi bakımından kuramsal açıdan özel bir önem taşımaktadır. Bu makale, söz konusu olayı merkez alarak Çıplak ve Vahşi Emperyalizmin kavramsal sınırlarını, ortaya çıkış koşullarını ve ayırt edici ölçütlerini ortaya koymayı amaçlamaktadır.

AMAÇ VE HEDEFLER

Amaç

Bu araştırmanın amacı, MAGA [1] dönemi dış siyasasını “güç yoluyla barış” (peace by force) anlayışı etrafında şekillenen tutarlı bir öğreti olarak çözümlemektir. Çalışma, bu yaklaşımın ideolojik temellerini, stratejik uygulamalarını ve küresel güç dengeleri üzerindeki etkilerini incelemeyi hedeflemektedir. Bu çerçevede MAGA dönemi dış siyasası, Amerikan emperyalizminin daha geniş tarihsel bağlamı içinde konumlandırılmakta ve liberal uluslararasıcı normlardan kopuş noktaları ve çağdaş uluslararası ilişkiler üzerindeki dönüştürücü etkileri ortaya konulmaktadır.

ABD’nin MAGA temelli yeni savunma öğretisi, güç kullanımını olağan dışı bir araç olmaktan çıkararak dış siyasanın asli ve meşru bir unsuru durumuna getirmektedir. Bu öğreti, “barışın güç yoluyla sağlanması” anlayışını açık bir ilke olarak benimseyerek askeri, ekonomik ve diplomatik zorlamayı caydırıcılığın ötesinde etkili bir siyasa aracı olarak konumlandırmaktadır. Böylece uluslararası hukuk, çok taraflılık ve normatif meşruluk ikincil duruma gelirken, yürütme erkinin takdir yetkisi genişlemekte ve güç kullanımı stratejik bir tercih değil, öğretisel bir zorunluluk olarak sunulmaktadır. Bu yönüyle söz konusu öğreti, Naked and Wild Imperialialism’in kuramsal çerçevesini somutlayan güncel ve açıklayıcı bir örnek teşkil etmektedir. (The White House, 2025).

Hedefler

Kavramsal Açıklık: “Güç yoluyla barış” kavramını tanımlamak ve bu kavramı ABD dış siyasasındaki tarihsel örnekleriyle birlikte eleştirel biçimde incelemek.

Öğretisel Çözümleme: MAGA dönemi dış siyasasının ideolojik dayanaklarını incelemek ve bu yaklaşımın zorlayıcı, çıkar temelli bir emperyalizm anlayışına yönelişi nasıl yansıttığını ortaya koymak.

Siyasa İncelemesi: Askeri müdahaleler, ekonomik zorlama (yaptırımlar, ticaret savaşları) ve diplomatik stratejiler dahil olmak üzere, bu öğretinin somut siyasa uygulamalarını çözümlemek.

Karşılaştırmalı Değerlendirme: MAGA yaklaşımını önceki ABD dış siyasa paradigmalarıyla karşılaştırarak süreklilik ve kopuş noktalarını belirlemek.

Sonuçlar ve Etkiler: “Güç yoluyla barış” anlayışının küresel kararlılık, ittifak ilişkileri ve kurallara dayalı uluslararası düzen üzerindeki etkilerini değerlendirmek.

İç–Dış Siyasa Bağlantısı: İç siyasal özendirmelerin, popülist söylemlerin ve seçim dinamiklerinin bu öğretiyi nasıl pekiştirdiğini incelemek.

ARAŞTIRMA SORULARI

Kavramsal ve Kuramsal

MAGA dönemi dış siyasası, “güç yoluyla barış” öğretisi olarak nasıl kavramsallaştırılabilir?

Bu yaklaşımı besleyen tarihsel öncüller ve ideolojik çerçeveler nelerdir?

Siyasa ve Uygulama

“Güç yoluyla barış” öğretisi MAGA dönemi ABD dış siyasasında askeri, ekonomik ve diplomatik araçlar yoluyla nasıl yaşama geçirilmektedir?

Bu öğreti, önceki ABD dış siyasa paradigmalarından hangi yönleriyle ayrılmakta, hangi yönleriyle süreklilik göstermektedir?

Sonuçlar ve Etkiler

Bu yaklaşımın küresel kararlılık, uluslararası normlar ve ittifak ilişkileri üzerindeki etkileri nelerdir?

Popülist söylemler ve seçim hesapları da dahil olmak üzere iç siyasal dinamikler, “güç yoluyla barış” anlayışının benimsenmesini ve sürdürülebilirliğini nasıl şekillendirmektedir?

ARAŞTIRMA YÖNTEMİ

Bu çalışma, MAGA dönemi ABD dış siyasasını çıplak ve vahşi emperyalizmin bir biçimi olarak incelemek üzere nitel, öğretisel ve çözümleyici bir yöntem benimsemektedir. Araştırma, “güç yoluyla barış” öğretisini bütüncül biçimde çözümlemeyebilmek için kavramsal çözümleme, tarihsel karşılaştırma ve olay temelli incelemeyi bir arada kullanmaktadır.

Kavramsal Çözümleme: Çalışma, “güç yoluyla barış” kavramını uluslararası ilişkiler kuramı ve Amerikan dış siyasası bağlamında tanımlamakla başlamaktadır. Kavramın temel unsurları, ideolojik temelleri ve tarihsel öncülleri (örneğin Roosevelt’in “big stick” [2] diplomasisi ve Soğuk Savaş dönemi zorlayıcı stratejiler) eleştirel biçimde çözümlenerek kuramsal çerçeve oluşturulmaktadır.

Öğreti ve Siyasa Çözümlemesi: MAGA dönemi siyasaları, resmi açıklamalar, başkanlık kararnameleri, konuşmalar ve yasama etkinlikleri üzerinden incelenmektedir. Askeri müdahaleler, ekonomik zorlama araçları (yaptırımlar, ticaret savaşları) ve diplomatik atılımlar, “güç yoluyla barış” öğretisinin uygulamadaki yansımalarını göstermek üzere olay örnekleri olarak ele alınmaktadır.

Karşılaştırmalı Tarihsel Yaklaşım: Araştırma, MAGA dönemi uygulamalarını önceki ABD dış siyasa öğretileriyle karşılaştırarak süreklilik ve kopuş noktalarını ortaya koymaktadır. Bu tarihsel karşılaştırmalı bakış açısı, mevcut yaklaşımın yenilik ve köktencilik düzeyini bağlamsallaştırmaya olanak tanımaktadır.

İç–Dış Siyasa Etkileşimi: Çözümleme, popülist söylemler ve seçim özendirmeleri gibi iç siyasal dinamiklerle uluslararası strateji arasındaki etkileşimi de kapsamaktadır. Bu sayede dış siyasa kararlarının yalnızca sistemsel değil, aynı zamanda iç siyasal etmenlerce nasıl şekillendirildiği ortaya konulmaktadır.

Veri Kaynakları:

Birincil kaynaklar: Konuşmalar, siyasa belgeleri, resmi açıklamalar, başkanlık kararnameleri ve Kongre kayıtları.

İkincil kaynaklar: Akademik makaleler, kitaplar, düşünce kuruluşu raporları ve medya çözümlemeleri.

Tüm kaynaklar, güvenilirlik, önyargı ve konuya uygunluk açısından eleştirel biçimde değerlendirilmektedir. Çalışma, MAGA dönemi dış siyasasındaki yinelenen temaları, ilkeleri ve stratejileri belirlemek üzere tematik içerik çözümlemesi kullanmaktadır. Bulgular, özellikle gerçekçilik ve yeni gerçekçilik (neo-gerçekçilik) başta olmak üzere uluslararası ilişkiler kuramları ışığında yorumlanarak “zor yoluyla barış” anlayışı daha geniş küresel güç dinamikleri içinde konumlandırılmaktadır.

KAVRAMSAL ÇERÇEVE: ÇIPLAKLIK, VAHŞİLİK VE HUKUKUN ASKIYA ALINMASI

Çıplak ve Vahşi Emperyalizm (Naked and Wild Imperialism – NWI) kavramı, çağdaş emperyal müdahalelerin giderek artan biçimde güç kullanımını daha önce sınırlayan gerekçelendirme ve kurumsal çerçevelerin dışında gerçekleştiği gözlemine dayanmaktadır. Mevcut emperyalizm kuramları ya doğrudan toprak egemenliğini ya da dolaylı ekonomik ve kurumsal denetimi merkeze almakta, buna karşılık kısa süreli, açık biçimde zorlayıcı ve zayıf biçimde gerekçelendirilen müdahalelerin çözümleyici önemini büyük ölçüde gözden kaçırmaktadır. NWI, bu kör noktayı gidererek, meşruluğun artık sistemli olarak üretilmediği ve hukukun bağlayıcı kabul edilmediği koşullarda gücün nasıl uygulandığına odaklanmaktadır.

Çıplaklık: Meşruluk Eksikliğinin Ötesinde

Geleneksel çözümlemelerde askeri müdahalelerin meşruluğu genellikle öz savunma, insancıl zorunluluk ya da uluslararası düzenin korunması gibi gerekçelendirici anlatıların varlığı ya da yokluğu üzerinden değerlendirilir. Bu yaklaşıma göre söz konusu anlatılar bulunmadığında, inandırıcı olmadığında ya da açıkça yanlışlandığında müdahaleler gayrimeşru kabul edilir. Çıplak ve Vahşi Emperyalizm bu çerçeveden ayrılarak, çağdaş emperyal uygulamaların meşruluk gereksinimini bütünüyle devre dışı bırakmaya başladığını ileri sürmektedir.

Bu bağlamda çıplaklık, yalnızca zayıf ya da inandırıcılıktan uzak gerekçelere işaret etmez. Aksine, meşruluk üretiminin emperyal eylemin zorunlu bir bileşeni olmaktan çıkmasını ifade eder. Bu anlamda çıplaklık, niceliksel değil niteliksel bir dönüşümü temsil etmektedir: sorun hukuksal ya da ahlaksal savların başarısız olması değil, bu savların karar alma süreçlerinde ve kamusal açıklamalarda artık merkezi bir rol oynamamasıdır. Gerekçelendirme çabasının terk edilmesi, uluslararası sistemde güç ile normatiflik arasındaki ilişkinin köklü bir biçimde dönüştüğüne işaret etmektedir.

Bu noktada çıplaklık, ikiyüzlülükten dikkatle ayrılmalıdır. Önceki müdahaleler çoğu zaman yanıltıcı da olsa ayrıntılı normatif savlara dayanırken, çıplak emperyal uygulamalar giderek daha fazla zorunluluk, acillik ya da yürütme yetkisi gibi kaba beyanlar [3] üzerinden işlemektedir. Bu beyanlar hukuksal savlar olmaktan çok, egemen kararın ilanı niteliği taşımakta ve böylece hukukun geçerliliği sorusunun bizzat yerinden edildiğini göstermektedir.

Vahşilik: Kurumsal İhlal ve Süreçsel Devre dışı bırakma

Çıplaklık meşruluğun aşınmasını ifade ederken, vahşilik emperyal gücün nasıl kullanıldığına işaret etmektedir. Vahşilik, tarihsel olarak güç kullanımını sınırlayan kurumsal, süreçsel ve hukuksal kısıtların bilinçli biçimde çiğnenmesini ifade eder. Bu yalnızca uluslararası normların çiğnenmesini değil, aynı zamanda yürütme erkini sınırlamak üzere tasarlanmış iç hukuksal ve anayasal mekanizmaların bilinçli olarak devre dışı bırakılmasını da kapsamaktadır.

Vahşilik düzensizlik ya da akıl dışılık olarak anlaşılmamalıdır. Aksine, hız, sürpriz ve tek taraflı karar alma ilkelerini önceleyen stratejik bir tutumu temsil eder. Vahşi emperyal uygulamalar, sıkıştırılmış zaman çizelgeleri, en az düzeyde danışma ve oldu bitti (fait accompli) yaratma eğilimi ile özellik kazanır. Amaç hukuksal çerçeveleri bütünüyle ortadan kaldırmak değil, onları geçici olarak etkisizleştirmektir.

Bu süreçsel devre dışı bırakma vurgusu, NWI’yi hem klasik emperyalizmden (ki orada baskı biçimleri kurumsallaştırılır) hem de liberal müdahalecilikten (ki çok taraflı yetkilendirme ve hukuksal sıralamaya dayanır) ayırt etmektedir. Vahşilik, gücün kurumlarla ilişkisini açık reddetme yoluyla değil, seçici askıya alma yoluyla yeniden tanımlar.

Hukukun Askıya Alınması: NWI’nin Ayırt Edici Özelliği

Çıplaklık ve vahşiliğin kesişim noktasında, Çıplak ve Vahşi Emperyalizmin tanımlayıcı unsuru olan hukukun askıya alınması yer almaktadır. Hukukun sıradan ihlallerinden farklı olarak askıya alma, hukuksal normların otoritesini üstü kapalı olarak yeniden doğrulamaz, aksine hukuku geçici olarak anlam alanının dışına iter. Bu durumlarda hukuk ne uygulanır ne de açıkça tartışılır, yalnızca kenara bırakılır.

Bu askıya alma iki düzeyde işlemektedir. Uluslararası düzeyde, güç kullanımı, egemenlik ve iç işlerine karışmama normlarının görmezden gelinmesini içerir. İç hukuk düzeyinde ise yasama denetiminin, yargısal gözetimin ve yürütme erkini sınırlayan yasal düzenlemelerin devre dışı bırakılması şeklinde ortaya çıkar. Bu iki boyutun eş zamanlılığı çözümleyici açıdan kritik önemdedir: NWI yalnızca dışa dönük bir güç projeksiyonu değil, aynı zamanda müdahaleci devletin kendi anayasal dengesini de yeniden şekillendiren bir uygulamadır.

Hukukun askıya alınmasını merkeze alan bu kavramsallaştırma sayesinde Çıplak ve Vahşi Emperyalizm, mevcut kuramsal çerçevelerin sıklıkla yanlış sınıflandırdığı ya da bütünüyle göz ardı ettiği bir emperyal eylem biçimini görünür kılmaktadır. Bu ne on dokuzuncu yüzyıl emperyalizmine bir geri dönüş ne de neo-emperyal yönetişim içinde sıradan bir sapmadır. Aksine, normatif kısıtların harcanabilir, kurumsal arabuluculuğun ise engelleyici olarak algılandığı bağlamlarda ortaya çıkan özgül bir iktidar kipliğini [4] temsil etmektedir.

KURAMSAL ÇERÇEVE

Bu çalışma, MAGA dönemi dış siyasasını klasik gerçekçilik, geleneksel emperyalizm ve bu makalede kavramsallaştırılan Çıplak ve Vahşi Emperyalizm (NWI) arasında ayrım yapan bütüncül bir kuramsal çerçeve içine yerleştirmektedir (Lenin, 1939).

Thukydides, Machiavelli ve Morgenthau’nun yapıtlarına dayanan klasik gerçekçilik, uluslararası ilişkilerde devletin geleceğini, ulusal çıkarların korunmasını ve güç siyasetini temel ilkeler olarak ele alır. Bu yaklaşımda askeri güç, ideolojik bir amaç değil, caydırma ya da denge sağlama aracıdır. Barış, açık baskı yoluyla değil, denge ve stratejik hesaplamalarla sürdürülür. MAGA dönemi siyasaları her ne kadar “America First” ve stratejik üstünlük vurgusuyla kesimsel gerçekçi bir söylem kullansa da zorlamayı ve baskıyı normatif araçlar durumuna getirerek klasik gerçekçiliğin sınırlarını aşmaktadır (Carr, 1939).

Geleneksel emperyalizm ise tarihsel olarak toprak genişlemesi, sömürgeleştirme ve yabancı nüfuslar üzerinde doğrudan siyasal denetim ile özellik kazanır. Ekonomik sömürü ve kültürel hegemonya çoğu zaman bu süreçlere eşlik eder. Bu biçimiyle geleneksel emperyalizm yapısal ve maddi bir nitelik taşır ve kaynaklara, pazarlara ve stratejik coğrafyaya yöneliktir. MAGA dönemi dış siyasası ise topraksal olmayan bir emperyalizm sergilemektedir: ilhak yerine zorlayıcı diplomasiye, ekonomik baskıya ve askeri gözdağına dayanmaktadır. Bu nedenle sonuçları itibarıyla emperyal, fakat biçimsel olarak klasik değildir (Hobson, 2012).

Bu çalışmada geliştirilen NWI kavramı, MAGA dönemi siyasalarında gözlenen zorlayıcı güç kullanımı, popülist ideoloji ve işlemsel diplomasinin özgül birleşimini yakalamayı amaçlamaktadır. NWI, çıplak savlar (gücün ya da tehdidin uluslararası düzenin birincil aracı olarak açık biçimde kullanılması) ve fırsatçı esneklik (siyasaların durumsal, işlemsel ve kısa vadeli kazançlara odaklı olması) ile özellik kazanmaktadır (Mearsheimer, 2001). Buna ek olarak dış siyasa, iç siyasal özendirmeler, medya anlatıları ve popülist meşruluk üretimiyle derin biçimde iç içe geçmiştir. Etki alanı ise toprak denetiminden çok yaptırımlar, ticaret savaşları ve askeri duruşlar yoluyla genişletilmektedir. Bu özellikleriyle NWI, klasik gerçekçilik ve geleneksel emperyalizmden ayrılmakta ve zorlayıcı yararcılığı, ideolojik başarım ve siyasal fırsatçılıkla birleştiren özgül bir emperyal iktidar biçimi olarak ortaya çıkmaktadır (Gilpin, 1981).

ÇÖZÜMLEME

Uygulamada Çıplak ve Vahşi Emperyalizm: İdeal Tip Bir Örnek Olarak Maduro Olayı

Bu bölüm, egemen bir devletin siyasal liderliğine yönelik doğrudan eylem içeren yakın tarihli bir müdahaleyi, Çıplak ve Vahşi Emperyalizmin (Naked and Wild Imperialism) ideal tip bir örneği olarak incelemektedir. Olay, deneysel bir anomali ya da olumsal bir siyasal olgu olarak ele alınmak yerine, önceki kavramsal çerçevede ortaya konulan yapısal özelliklerin kristalleşmiş bir görünümü olarak değerlendirilmektedir. Amaç, olayları ayrıntılı biçimde yeniden oluşturmak değil, müdahalenin NWI’nin tanımlayıcı koşullarını olağanüstü bir açıklık derecesiyle nasıl karşıladığını göstermektir.

Müdahaleden İdeal Tipe

Uzun süreli askeri kampanyalara, koalisyon oluşturmaya ya da ayrıntılı gerekçelendirme anlatılarına dayanan önceki askeri müdahalelerin aksine, burada ele alınan müdahale hız, tek taraflılık ve en az düzeyde kamusal gerekçelendirme ile özellik kazanmıştır. Operasyon, etkilenen devletin yürütme erkini doğrudan hedef almış hem uluslararası yetkilendirme mekanizmalarını hem de müdahaleci gücün kendi iç hukukundaki yasama denetimini devre dışı bırakmıştır. Bu özellikler olayı yalnızca derece bakımından değil, tür bakımından da ayırt etmektedir.

Bu müdahaleyi çözümleyici açıdan anlamlı kılan ise kullanılan gücün ölçeği değil, ona eşlik eden iktidar, hukuksallık ve gerekçe açıklamalarının yapılanma biçemidir. Eylem, ne daha geniş bir işgal ya da devlet kurma stratejisinin parçası olarak çerçevelenmiş ne de çok taraflı bir kurumsal sürece yerleştirilmiştir. Aksine, olağan dışı koşullar altında gerçekleştirilen, ayrık ve zorunlu bir eylem olarak sunulmuştur. Ancak bu koşullar hukuksal olarak kanıtlanmamış, yalnızca savlanmıştır.

Hukukun Çifte Askıya Alınması

Maduro olayı, Çıplak ve Vahşi Emperyalizmin merkezinde yer alan hukukun çifte askıya alınmasını örneklemektedir. Uluslararası düzeyde müdahale, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yetkilendirmesi olmaksızın ve BM Şartı’nın 51. maddesi uyarınca ileri sürülebilecek inandırıcı bir meşru savunma savı olmadan gerçekleşmiştir. Egemenlik ve iç işlerine karışmama normları hukuksal savlar yoluyla yeniden yorumlanmamış ya da tartışılmamış ve sadece kenara bırakılmıştır.

Ancak en az bu kadar önemli olan konu, hukukun askıya alınmasının iç hukuk boyutudur. Müdahaleci devletin üst düzey yetkilileri, yasama organlarının operasyon öncesinde bilgilendirilmediğini kamuoyuna açık biçimde kabul etmiş, bunu operasyonel zorunluluk ve gizlilik gerekçesiyle açıklamıştır. Bu kabul çözümleyici açıdan belirleyicidir. Zira bu durum basit bir süreçsel ihmal değil, güç kullanımını düzenlemek üzere tasarlanmış anayasal mekanizmaların bilinçli biçimde devre dışı bırakılması anlamına gelmektedir. Bu bağlamda müdahale hukuksal normları yalnızca çiğnememiş, onları ilgili kısıtlar olmaktan geçici olarak çıkarmıştır. Uluslararası ve iç hukuk düzeylerinin bu şekilde bir araya gelmesi, bu olayı önceki birçok müdahaleden ayırmaktadır. [5] Önceki örneklerde sıklıkla uluslararası hukuka uygunluk ile iç hukuksal yetkilendirme arasında bir gerilim bulunurken, Maduro olayı her iki hukuk düzeninin de eş zamanlı olarak işlevsiz kılındığı daha köktenci bir yapılanmayı açığa çıkarmaktadır.

Özürsüz Bir Çıplaklık

Sürekli ve kapsamlı bir gerekçelendirme söyleminin yokluğu, bu müdahalenin Çıplak ve Vahşi Emperyalizm örneği olarak sınıflandırılmasını daha da güçlendirmektedir. 2003 Irak işgali, sonunda doğru olmadığı ortaya çıkan kitle imha silahları savlarına ya da 2011 Libya müdahalesi insancıl koruma yetkileri (right to protect) çerçevesine dayanırken, Maduro olayı son derece sınırlı normatif açıklamalarla yürütülmüştür. Resmi açıklamalar hukuka uygunluk, orantılılık ya da uluslararası sorumluluk yerine acillik, zorunluluk ve yürütme takdir yetkisini vurgulamıştır. Bu açıklamalar hukuksal ya da ahlaksal bir düzlemde sav olarak değil, otorite beyanları olarak işlev görmüştür. Bu retorik duruş, gerekçelendirmeye dayalı inandırmadan performatif [6] karar vericiliğe geçişe işaret etmektedir. Bu durumda eylemin kendisi, kendi açıklamasını üretmektedir. Bu tür bir çıplaklık iletişimsel bir başarısızlık olarak yorumlanmamalıdır. Aksine, gerekçelendirme maliyetlerinin sağladığı yararlardan daha ağır bastığı yönündeki algıya dayanan stratejik bir yeniden ayarlamayı yansıtmaktadır. Bu yapılanmada meşruluk, normlara uyum yoluyla değil, kararlılık ve kapasite sergilenmesi yoluyla üretilmektedir.

Stratejik Bir Kip Olarak Vahşilik

Müdahalenin operasyonel özellikleri, onun vahşiliğini daha da belirgin kılmaktadır. Sıkıştırılmış zaman çizelgesi, sınırlı danışma ve tek taraflı uygulama, süreçsel uyum yerine hız ve sürprizin bilinçli biçimde tercih edildiğini göstermektedir. Bu yaklaşım kurumları bütünüyle reddetmez ama onları acil hedeflerin peşinde geçici olarak önemsizleştirir.

Bu anlamda vahşilik düzensizlikle eş anlamlı değildir. Aksine, kurumsal arabuluculuğun bir kaynak değil, bir engel olarak görüldüğü hesaplı bir eylem biçemini temsil etmektedir. Müdahale böylece, çevik, hedeflenmiş ve uzun vadeli yönetişim düzenlemelerine kayıtsız bir emperyal uygulama örneklemektedir. Bunlar Çıplak ve Vahşi Emperyalizmin ayırt edici bir iktidar kipliği olarak temel özellikleridir.

Maduro Olayı Neden Önemlidir?

Maduro olayının çözümleyici değeri açıklığında yatmaktadır. Önceki müdahaleler geçişsel ya da muğlak biçimde yorumlanabilirken, bu olay NWI’nin gerekli ve yeterli koşullarını son derece düşük bir yorumlama gerilimiyle karşılamaktadır. Bu olay, emperyal gücün işgal olmaksızın, koalisyon ve sürekli meşruluk üretimi olmaksızın nasıl kullanılabildiğini, üstelik bunu yaparken müdahaleci devletin kendi iç hukuksal düzenini eş zamanlı olarak yeniden şekillendirdiğini göstermektedir. Bu nedenle söz konusu olay yalnızca deneysel bir örnek olarak değil, aynı zamanda kuramsal bir referans noktası olarak işlev görmektedir. Çağdaş emperyal uygulamaların hem klasik emperyalizmin kurumsallaşmış baskı biçimlerinin hem de neo-emperyalizmin dolaylı yönetişim mekanizmalarının ötesine ne ölçüde geçtiğini açığa çıkarmaktadır. Bu da Çıplak ve Vahşi Emperyalizmin ayrı bir kavramsal kategori olarak çözümleyici gerekliliğini doğrulamaktadır.

NWI İÇİNDE MAGA’NIN KONUMLANDIRILMASI

Çıplak ve Vahşi Emperyalizmin (NWI) kuramsal yeniliğini ortaya koyabilmek için, bu kavramı küresel gücün yürütülmesini tarihsel olarak şekillendirmiş iki önceki emperyalizm biçimiyle karşılaştırmak zorunludur: klasik emperyalizm ve neo-emperyalizm. Her biri, zorlayıcı devlet uygulamalarının evriminde farklı bir aşamayı temsil etmektedir: topraksal baskıdan kurumsal bağımlılığa ve sonunda performatif zorlamaya geçiş. MAGA dönemi dış siyasası, “güç yoluyla barış” anlayışını işler duruma getirerek NWI’nin tipik bir örneğini sunmaktadır. Burada baskı yalnızca caydırma amacıyla değil, itaat üretmek ve işlemsel üstünlük sağlamak için ileri sürülmektedir. Bu çerçeve, çağdaş ABD dış siyasasının hem ideolojik pervasızlığını hem de uygulama işleyiş mekanizmalarını yakalayan bir çözümleyici mercek sunmakta ve onu önceki öğretilerden ayırmakta ve küresel sonuçlarını görünür kılmaktadır (Hamid, 2018).

TABLO 1;

 

Emperyalizmden Çıplak ve Vahşi Emperyalizme: Karşılaştırmalı Bir Genel Bakış

Boyut

Klasik Emperyalizm

Neo-Emperyalizm

Çıplak ve Vahşi Emperyalizm (NWI)

Birincil Amaç

Toprak genişlemesi, kaynak çıkarımı

Bağımlılık yoluyla küresel ekonomik baskı

Performatif zorlama ve işlemsel denetim

İktidar Mekanizması

Askeri fetih ve doğrudan yönetim

Ekonomik kaldıraç, kurumlar (IMF, DB)

Kamusal tehditler, vekaleten zorlama, gücün retorik normalleştirilmesi

İdeolojik Gerekçelendirme

Medenileştirme misyonu, milliyetçilik

Liberal enternasyonalizm, demokrasi özendirmesi

Ulusal yücelik, popülist olağan dışıcılık

İşleyiş Biçimi

Koloniler, vasi devletler

Ticaret rejimleri, koşullu yardım, üsler

İşgal olmaksızın kısa vadeli, yüksek görünürlüklü zorlayıcı eylemler

İç Siyasetle İlişki

Elit güdümlü yayılmacılık

Teknokratik küreselcilik

İç kamuoyunu hedefleyen popülist performans

Meşruluk Anlatısı

İmparatorluk bir kaderdir

Liberal düzen ahlaksal bir görevdir

“Zor yoluyla barış” yurtsever gerçekçilik olarak

 

Bu tablo, NWI’nin, tarihsel olarak zorlamaya eşlik eden liberal ve uygarlaştırıcı gerekçelendirmeleri terk ederek önceki emperyalizm biçimlerinden ayrıldığını göstermektedir. NWI, bunların yerine iç siyasal gösteriyi küresel yıldırma ile birleştiren popülist ve performatif bir mantık koymakta ve normatif kılıfından soyundurulmuş bir emperyal davranışı yeniden oluşturmaktadır. NWI, seleflerinden hem biçim hem amaç bakımından ayrılmaktadır. Klasik emperyalizm fiziksel işgale, neo-emperyalizm ise ekonomik ya da kurumsal bağımlılığa dayanırken, NWI retorik baskı ve performatif zorlamayı temel araçlar olarak kullanmaktadır. Ahlaksal evrenselcilik ya da liberal iyicillik savı olmaksızın işler ve meşruluğunu iç popülist duyarlılıklardan ve ulusal olağan dışılığa devşirir. Bu anlamda NWI, emperyal mantığın yeniden barbarlaşmasını temsil etmektedir: ham zorlayıcı güce utanmaz bir geri dönüş, ancak bu kez çağdaş iletişim, medya gösterisi ve popülist siyasal tiyatro aracılığıyla anlatılmış bir biçimde. “Zor yoluyla barış” öğretisi bu dönüşümü özetler: zorlama yalnızca bir dış siyasa aracı değil, aynı zamanda ulusal kimliğin ve iradenin performatif bir yeniden doğrulanması durumuna gelir.

ÇIPLAK VE VAHŞİ EMPERYALİZM (NWI) KAVRAMININ GEREKÇELENDİRİLMESİ

NWI kavramı, devlet davranışını hem klasik gerçekçilikten hem de geleneksel emperyalizmden ayıran bir biçimi açıklamak için geliştirilmiştir. Klasik gerçekçilik ulusal çıkar ve güç dengesi peşinde koşmayı vurgularken, geleneksel emperyalizm toprak fetihleri ve yapısal egemenliği ön plana çıkarır. Buna karşılık MAGA dönemi ABD dış siyasaları, zorlayıcı, ideolojik performatif ve fırsatçı/işlem odaklı hibrit bir emperyalizm biçimini göstermektedir (Humire, 2024; Butler, 2021).

Egemenlik Aracı Olarak Ekonomik Zorlama: 2018–2019 ABD-Çin ticaret savaşı, NWI mantığını somutlaştırır. Gümrük tarifeleri yalnızca misilleme aracı olarak değil, ödün elde etmek, güç göstermek ve kararlılığı işaret etmek için kullanılmıştır; üstelik bu, iç ekonomik maliyetlere karşın yapılmıştır. Klasik gerçekçiliğin uzun vadeli kararlılık için ekonomik araçları stratejik bir araç olarak görmesinin aksine, NWI ekonomik araçları anlık siyasal ve stratejik kazanç için silahlandırır.

Doğrudan İşgal Olmaksızın Askeri Gösteri: MAGA dönemi tehditleri, Venezuela, İran ve Kuzey Kore’ye yönelik olarak, toprak fethi olmaksızın zorlayıcı güç kullanımını göstermektedir. Geleneksel emperyalizm yapısal denetim veya ilhak yoluna dayanırken, NWI psikolojik egemenlik, işaret verme ve işlem odaklı tehditleri ön plana çıkararak, resmi işgal olmadan etki sağlamaktadır (Agnew, 2017).

Değişimci Diplomasi ve Fırsatçı İttifaklar: NAFTA’nın USMCA olarak yeniden müzakere edilmesi ve NATO müttefiklerine katkı artırımı için yapılan baskılar, NWI’nin işlem odaklı ve fırsatçı doğasını ortaya koymaktadır. İttifaklar, kalıcı uluslararası yükümlenmelerden çok, anlık güç kazanımı ve iç siyasal meşruluk için araç olarak kullanılmaktadır.

İdeolojik ve Performatif Güç İfadesi: MAGA söylemi “zor yoluyla barış” vurgusunu ön plana çıkarırken, İran nükleer anlaşmasından tek taraflı çekilme ve İsrail’e koşulsuz destek gibi siyasalalar, normatif güç projeksiyonunu göstermek için ideolojik başarım niteliği taşımaktadır. NWI, bu performatif ve ideolojik boyutu yakalar; siyasala hem dünyaya bir sinyal hem de iç siyasi bir gösteridir.

 

Jeopolitik Fırsatçılık ve Kaynak Elde Etme: Grönland’ın satın alınma girişimi ve Ukrayna’daki nadir toprak elementlerine odaklanılması, NWI’nin fırsatçı ve cesur yönünü gösterir. NWI, kalıcı toprak işgali olmaksızın maddi ve stratejik üstünlük elde etmeyi hedefleyerek etkisini fırsatçılığa dönüştürür.

Filistin’de Aşırı Zorlama: İki devletli çözümü baltalayan, yerinden edilmeyi destekleyen, zulümlere olanak tanıyan ve Gazze’yi ticari bir tatil bölgesi olarak tasarlaya siyasalar, NWI’nin açıkça zorlayıcı ve normatif yeniden düzenleyici yaklaşımını ortaya koyar. Bu yaklaşım, NWI’nin küresel alanları ve nüfusları ideolojik ve stratejik hedefler doğrultusunda yeniden şekillendirme istekliliğini yansıtır.

Uluslararası Normların Yeniden Tanımlanması: NWI, egemenlik, çok taraflı görüşme ve insan hakları gibi yerleşik kuralların ötesinde işler ve tek taraflı eylem ve egemenliği ön plana çıkarır. İç popülist anlatıları küresel zorlayıcı stratejilerle bağlayarak, NWI ideolojik başarımı ve ham güç ile birleştiren bir yaklaşımı temsil eder (Nye ve Keohane, 1977).

MAGA dönemi dış siyasaları bağlamında NWI, çağdaş ABD gücünün açıktan iddialı, fırsatçı ve ideolojik olarak performatif olduğunu göstermektedir. Bu yaklaşım zorlayıcı ve işlem odaklıdır ve klasik emperyalizmin yapısal veya toprak temsili olmaksızın etki alanını gösterir. Bu nedenle NWI, çağdaş Amerikan devlet yönetiminin yöntemini, ideolojisini ve cüretini kavrayan kritik bir açıklayıcı çerçeve sunmaktadır (Waltz, 1979).

TABLO 2:

 

MAGA Dönemi Siyasalarının NWI Özellikleriyle Eşleştirilmesi

NWI Özelliği

Somut Örnek

Çözümleyici İçgörü

Çıplak Ataklık

Venezuela, İran ve Kuzey Kore’ye yönelik askeri tehditler

Güç ve yıldırma, toprak işgali olmaksızın doğrudan itaat sağlamak için kullanılır.

Fırsatçı Esneklik

Grönland’ın satın alınma girişimi, Ukrayna’daki nadir toprak elementlerine odaklanma ve Venezuela’yı sömürge konumuna getirme

Etki ve kaynaklar kalıcı işgal yoluyla değil, fırsatçı biçimde takip edilir.

Değişimci Diplomasi

NATO’ya mali baskı, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nın ABD, Meksika, Kanada Anlaşması’na dönüştürülmesi

İttifaklar ve anlaşmalar, kısa vadeli ödün koparma araçları olarak ele alınır.

İdeolojik ve Performatif Güç

İran nükleer anlaşmasından çekilme; “güç yoluyla barış” MAGA retoriği; İsrail’e koşulsuz destek

Siyasa hem stratejik bir araç hem de iç popülist gösteri işlevi görür; ideoloji ve imaj belirleyicidir.

Geleneksel Olmayan Emperyal Erişim

ABD-Çin ticaret savaşında tarifeler; yaptırımlar

Resmi ilhak ya da koloni olmaksızın küresel etki; ekonomik kaldıraç yoluyla denetim.

Aşırı Zorlama ve Yeniden Düzenleme

Filistin’de iki devletli çözümün reddi; zorunlu yerinden edilme, Gazze’nin turistik alan olarak düşünülmesi

Nüfuslar ve yerler ABD’nin ideolojik ve stratejik hedeflerine göre yeniden şekillendirilir.

İç-Siyasetle Bağlantı

Dış siyasanın Amerikan işçisini/görevlilerini koruma söylemiyle bağlanması

İç siyaset, uluslararası zorlayıcı stratejileri doğrudan yönlendirir; performatifliği artırır.

Uluslararası Normların Yeniden Tanımlanması

Çok taraflı normların aşılması, anlaşmaların tek taraflı çiğnenmesi

Egemenlik, diplomasi ve insan haklarına ilişkin yerleşik kurallar sorgulanır ve dönüştürülür.

 

EŞİĞİ AŞMAK: GEÇİŞSEL MÜDAHALEDEN ÇIPLAK VE VAHŞİ EMPERYALİZME

Çağdaş emperyal uygulamaları kuramsallaştırmadaki temel zorluklardan biri, önceki emperyalizm biçimleriyle süreklilik arz eden müdahaleler ile niteliksel bir dönüşüme işaret eden müdahaleler arasındaki ayrımı yapabilmektir. Bu tür bir ayrım yapılmadığı takdirde, Çıplak ve Vahşi Emperyalizm kavramı ya klasik askeri müdahalenin yeniden ifade edilmesine indirgenme ya da tüm zorlayıcı dış siyasa biçimlerini kapsayan aşırı esnek bir kategoriye dönüşme riski taşır. Bu bölüm, Irak (2003) ve Libya’yı (2011) geçişsel olaylar olarak, Venezuela’yı (2026) ise eşiği aşan bir örnek olarak konumlandıran eşik temelli karşılaştırmalı bir çözümleme geliştirerek bu zorluğu ele almaktadır.

Geçişsel Emperyal Uygulamalar: Irak ve Libya

2003 Irak işgali, klasik askeri emperyalizmin hiçbir zaman gerçekten ortadan kalkmadığının kanıtı olarak sıklıkla anılır. Müdahale büyük ölçekli güç kullanımı, toprak işgali ve rejim değişikliğini içermekle birlikte, yine de yoğun (her ne kadar derin biçimde kusurlu olsa da) bir gerekçelendirme anlatıları ağı içinde konumlanmıştır. Kitle imha silahlarına ilişkin savlar, terörle bağlantılar ve demokrasinin özendirilmesi hem iç hem de dış kamuoylarına yönelik meşruluk üretici aygıtlar olarak işlev görmüştür. Bu anlatılar, geriye dönük olarak ne kadar inandırıcı olmaktan uzak olsalar da gerekçelendirmenin hala önemli olduğunu göstermektedir. Çıplak ve Vahşi Emperyalizm bakış açısından bakıldığında Irak, geçişsel bir olay oluşturur. Müdahale hukuksal normları son sınırlarına kadar zorlamış, ancak onları bütünüyle terk etmemiştir. Hukuk yönlendirilmiş, seçici biçimde yorumlanmış ve araçsallaştırılmıştır. Ancak müdahalenin siyasal ve retorik mimarisinde merkezi bir konumda kalmaya devam etmiştir. Önemli olarak, iç hukuksal süreçler (ne kadar kısıtlı olursa olsun) biçimsel olarak işletilmiş ve anayasal uyum görünümü korunmuştur.

2011 Libya müdahalesi ise daha da muğlak bir konumda yer alır. Başlangıçta sivillerin korunmasına yönelik bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi yetkisiyle onaylanan operasyon, kısa sürede ilan edilen hukuksal sınırları aşmış ve bir rejim değişikliği kampanyasına evrilmiştir. Burada hukukun aşınması, açık bir reddetme yoluyla değil, yetki genişlemesi ve yorumsal kayma yoluyla gerçekleşmiştir. Libya bu nedenle hukukun askıya alınmasını değil, hukuksal aşırı genişlemeyi örnekler.

Her iki olay da kritik bir ortak özelliği paylaşır: normatif başarısızlıklarına karşın, kurumsal sıralamaya, çok taraflı çerçevelere ve gerekçelendirme uğraşına dayanmışlardır. Meşruluğun sınırlarını zorlamış, ancak onu bütünüyle terk etmemişlerdir. Bu nedenle, Çıplak ve Vahşi Emperyalizmi tanımlayan eşiğin altında kalırlar.

Çıplak ve Vahşi Emperyalizm İçin Eşik Koşulları

Bu önceki müdahalelerden Çıplak ve Vahşi Emperyalizme geçiş, birkaç koşulun eş zamanlı olarak birleşmesiyle gerçekleşir. Birincisi, meşruluk üretimi artık yönlendirici bir zorunluluk olmaktan çıkar. Gerekçelendirme anlatıları artık geliştirilmez, savunulmaz ya da rafine edilmez. Bunun yerine zorunluluk, acillik ya da yürütmenin takdir yetkisi gibi savlarla açıklanmaya çalışılır. İkincisi hem uluslararası hem de iç hukuksal kısıtlar yalnızca çiğnenmez edilmez ya da yeniden yorumlanmaz sadece bilinçli biçimde devre dışı bırakılır. Üçüncüsü, kurumsal aracılık yerini hız ve sürprizle özellik kazanan tek taraflı karar almaya bırakır. Bu eşiği tanımlayan şey, şiddetin ölçeği ya da müdahalenin savunma savları değil, güç ile hukuk arasındaki ilişkidir. Hukuk tartışılan bir alan olmaktan çıkıp isteğe bağlı duruma geldiğinde ve gerekçelendirme tartışmacı değil performatif olduğunda, emperyal uygulama niteliksel olarak farklı bir düzleme geçer.

Eşiği Aşan Bir Olay Olarak Venezuela

Venezuela’daki yürütme otoritesini hedef alan müdahale, bu eşik koşullarının bütünüyle karşılandığı noktayı temsil eder. Irak ve Libya’dan farklı olarak, bu olay ne uzun soluklu bir gerekçelendirme söylemine ne de çok taraflı bir yetkilendirmeye dayanmıştır. Müdahalede bulunan devlet içinde önceden yasama organına danışılmadığının, olaydan sonra kamuoyuna açık biçimde kabul edilmesi, anayasal kısıtların ne ölçüde önemsizleştirildiğini daha da vurgular. Bu yapı içinde hukuk ne kademeli ne de muğlak biçimde aşınmıştır. Doğrudan askıya alınmıştır. Uluslararası egemenlik ve müdahale etmeme normları yeniden yorumlanmamış ya da rakip hukuksal savlarla dengelenmemiştir. İçeride ise güç kullanımını düzenlemek üzere tasarlanmış usul güvenceleri bilinçli biçimde devre dışı bırakılmıştır. Bu ikili askıya alma, olayı yalnızca önceki müdahalelerden değil, emperyalizm çalışmalarındaki yerleşik kategorilerin çoğundan da ayırır.

Olağan Dışılıktan Olağan İşleyişe

Kritik olarak, Venezuela olayı bireysel bir aşırılık ya da yalnızca bireysel liderlik biçemine atfedilebilecek bir sapma olarak yorumlanmamalıdır. Aksine, emperyal gücün uygulanmasında daha geniş çaplı bir dönüşümü açığa çıkarır. Müdahalenin hızı, doğrudanlığı ve özürsüz karakteri, meşruluğun normlara uyum yoluyla değil, kararlılık ve kapasite gösterileriyle üretildiği farklı bir uygulama biçeminin ortaya çıktığını göstermektedir. Irak ve Libya’yı geçişsel olaylar, Venezuela’yı ise eşiği aşan bir örnek olarak konumlandırmak, Çıplak ve Vahşi Emperyalizmin çözümleyici sınırlarını netleştirir. Böylece kavram hem tarihsel indirgemecilikten hem de kavramsal şişmeden kaçınır. Gerekçelendirme çöktüğünde ve hukuk hem iç hem de uluslararası düzeyde eş zamanlı olarak askıya alındığında görünür duruma gelen özgül bir güç yapılanmasını tanımlar.

MAGA DÖNEMİ DIŞ POLİTİKASININ “ZOR YOLUYLA BARIŞ” OLARAK KAVRAMLAŞTIRILMASI

NWI kavramı, klasik gerçekçilikten ve geleneksel emperyalizmden farklı bir devlet davranışı biçimini açıklamak için geliştirilmiştir. Klasik gerçekçilik ulusal çıkar ve güç dengesini vurgularken, geleneksel emperyalizm toprak fetihleri ve yapısal egemenliğe odaklanır. Buna karşın MAGA dönemi ABD dış siyasaları, zorlayıcı, ideolojik olarak performatif ve fırsatçı/değişim odaklı hibrit bir emperyalizm biçimini sergilemektedir. 2018–2019 ABD–Çin ticaret savaşı, NWI mantığını somut bir örnek olarak ortaya koymaktadır. Gümrük tarifeleri yalnızca misilleme aracı olarak değil, ödün almak, güç göstermek ve kararlılığı işaret etmek için kullanılmıştır. Üstelik bu, iç ekonomik maliyetlere karşın yapılmıştır. Klasik gerçekçiliğin ekonomik gücü uzun vadeli kararlılık için bir araç olarak görmesinin aksine, NWI ekonomik araçları anlık siyasal ve stratejik kazanç için silahlandırır. MAGA dönemi tehditleri, Venezuela, İran ve Kuzey Kore’ye yönelik olarak, toprak fethi olmaksızın zorlayıcı güç kullanımını göstermektedir. Geleneksel emperyalizm yapısal denetim veya ilhak yoluna dayanırken, NWI psikolojik egemenlik, işaret verme ve değişim odaklı tehditleri ön plana çıkararak resmi işgal olmadan etki sağlamaktadır. NAFTA’nın USMCA olarak yeniden görüşme konusu yapılması ve NATO müttefiklerine katkı artırımı için yapılan baskılar, NWI’nin işlem odaklı ve fırsatçı doğasını gösterir. İttifaklar, kalıcı uluslararası yükümlenmelerden çok, anlık güç kazanımı ve iç siyasi meşruiyet için araç olarak kullanılmaktadır.

MAGA dönemi siyasaları benzersiz biçimde performatiftir. Eski Başkan Trump’ın “Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nı kazandık. Bu yüzden Savunma Bakanlığı’nın adını Savaş Bakanlığı olarak değiştirdim” ifadesi, NWI’deki normatif askerileşmesi ve söylemsel cüretkarlığı özetlemektedir. Tarihsel zaferlere atıf yaparak ve bir kurumun adını değiştirerek, bu ifade hem iç hem de dış otoriteyi işaret etmekte, güç projeksiyonunun ideolojik ve simgesel boyutunu güçlendirmektedir. Benzer şekilde İran nükleer anlaşmasından çekilme, İran’ın nükleer tesislerinin bombalanması, Filistin’in devlet olma hakkının reddi ve İsrail’e koşulsuz destek gibi uygulamalar, performatif işaretlemeyi stratejik zorlama ile birleştirmektedir. Grönland’ın satın alınma girişimi ve Ukrayna’daki nadir toprak elementlerine odaklanma örnekleri cesur fırsatçılığı göstermektedir. NWI, kalıcı toprak işgali olmaksızın maddi ve stratejik üstünlük elde etmeyi fırsatçılıkla özdeşleştirir. İki devletli çözümü baltalayan, zorla yerinden edilmeyi destekleyen ve Gazze’yi ticari bir bölge olarak tasavvur eden siyasalalar, NWI’nin açıkça zorlayıcı ve normatif yeniden düzenleyici yaklaşımını ortaya koyar. NWI, egemenlik, çok taraflı müzakere ve insan hakları gibi yerleşik kuralların ötesinde işler ve tek taraflı eylem ve egemenliği ön plana çıkarır. İç popülist anlatıları küresel zorlayıcı stratejilerle bağlayarak, NWI ideolojik performansı ve ham güç gösterisini birleştiren bir yaklaşımı temsil eder.

Sonuç olarak, NWI çerçevesinde MAGA dönemi dış siyasaları, çağdaş ABD gücünün açıkça iddialı, fırsatçı ve ideolojik olarak performatif olduğunu göstermektedir. Bu yaklaşım zorlayıcı ve işlem odaklıdır ve klasik emperyalizmin yapısal veya toprak temsili olmaksızın etki yaratmasını vurgular. Söylemsel boyutun (Trump’ın askeri üstünlüğü açıkça kutlaması) dahil edilmesi, NWI’nin yalnızca stratejik eylemler dizisi değil, cesur işaretleme, iç siyasal meşruluk ve normatif zorlamayı birleştiren performatif bir öğreti olduğunu vurgular. NWI, böylece MAGA dönemi devlet yönetiminin yöntemini, ideolojisini ve cüretini anlamak için kritik bir kavramsal çerçeve sunar. MAGA dönemi dış siyasaları, “zor yoluyla barış” öğretisi olarak kavramsallaştırılabilir çünkü uluslararası düzeni sürdürmek için zorlamayı, egemenliği ve değişim odaklı pazarlığı birincil araçlar olarak kullanır. Klasik gerçekçilikte askeri ve ekonomik güç caydırma veya denge aracı iken, zor yoluyla barış öğretisi gücü normatif ve performatif bir mekanizmaya dönüştürür: Uyumluluk, karşılıklı anlaşma, görüşme veya uluslararası uzlaşı yerine korku, sindirme ve tek taraflı eylem tehdidiyle sağlanır.

Öne çıkan özellikler şunlardır: Askeri tehditler, ekonomik yaptırımlar ve saldırgan diplomasi yalnızca stratejik araçlar değil, davranış değişikliği sağlamak için kullanılan normatif araçlardır. Siyasalar yüksek ölçüde durumsaldır, fırsatçı ve değişim odaklıdır. ABD, yapısal denetim veya kalıcı toprak kazanımı aramaz, anlık üstünlük için koşulları kullanır. Örneğin Grönland’ın satın alınma girişimi veya NATO müttefiklerine mali katkı baskısı zorlamanın fırsatçı kullanımını gösterir. Dış siyasalar performatif bir araç olarak işlev görür hem iç hem de uluslararası aktörlere güç sinyali verir. Örneğin İsrail’e koşulsuz destek ve “zor yoluyla yoluyla barış” söylemi, ideolojik savla ile zorlayıcı stratejiyi birleştirir. MAGA dönemi dış siyasası iç siyasal hedeflerle uyumludur ve zorlamanın ve güç projeksiyonunun hem stratejik hem de popülist amaçları vardır. Örneğin Çin’e uygulanan tarifeler yalnızca stratejik değil, Amerikan işçilerini koruma gerekçesiyle meşrulaştırılmış ve uluslararası zorlamayı iç siyasal özendirmelere bağlamıştır. Bu nedenle MAGA dönemi dış siyasaları, düzen sağlamak için sistemli olarak zorlamayı, fırsatçılığı ve ideolojik performatifliği kullandığından “zorla barış”ı somutlaştırır. Bu, klasik gerçekçiliğin denge vurgusundan ve geleneksel emperyalizmin yapısal egemenlik anlayışından temelde farklıdır. Öğreti, akışkan, toprak temelli olmayan ve performatif biçimde işler ve uluslararası ilişkilerde özgün bir çağdaş paradigma, yani NWI’nin açık bir görünümünü oluşturur.

AYRIŞMALAR VE YENİLİKLER

Klasik emperyalizmden farklı olarak, MAGA dönemi siyasaları yapısal işgal gerektirmez; etki, kaynaklara, ticarete ve stratejik kaldıraç noktalarına yönelik fırsatçı biçimde oluşturulur (örneğin Grönland, Ukrayna’daki nadir toprak elementleri). Ancak Venezuela’da işgalin de kesinleşeceği anlaşılmaktadır. ABD’nin Venezuela’yı geçici olarak “yöneteceğini” açıklayan Trump Venezuela ile ilgili düzenlediği basın toplantısında şunları söylemiştir: “Güvenli, uygun ve sağduyulu bir geçiş yapana kadar ülkeyi biz yöneteceğiz. Başka birinin iktidara gelmesiyle aynı durumun tekrar yaşanmasını istemiyoruz. Şimdilik bizim yönetimimiz altında olacak. Venezuela halkı için barış ve adalet istiyoruz” dedi. Trump, Venezuela’nın yönetiminde kimlerin olacağına ilişkin bazı ayrıntılar verdi. Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Savunma Bakanı Pete Hegseth, Genelkurmay Başkanı Dan Caine olmak üzere birkaç üst düzey ABD’li yetkilinin ülkenin yönetiminde yer alacağını açıkladı. ABD Başkanı, “Bir süreliğine bu ekip yönetecek. Venezuela’nın doğru şekilde yönetilmesini sağlayacaklar” dedi. Trump Amerikan petrol şirketlerinin Venezuela petrolünü işleteceğini elde edecekleri karın Venezuela’da harcanacağını sözlerine ekledi (Hürriyet, 2025)

Siyasalar kamuya açık biçimde çekincesizdir ve söylemsel olarak yoğunlaştırılmıştır. Tarihsel savaşların yüceltilmesi ve kurumsal yeniden adlandırmalar (Savunma Bakanı yerine Savaş Bakanı) bu duruma örnektir. Bu performatif söylem hem iç kamuoyuna hem de uluslararası alana güç sinyali gönderir.

Önceki yönetimlerin çoğunda dış siyasa genellikle kısa vadeli seçim kaygılarından ayrıştırılmışken, MAGA dönemi stratejileri popülist anlatılar, seçmen seferberliği ve iç siyasal meşrulukla derinden iç içe geçmiştir. Gümrük tarifelerinin Amerikan işçilerini koruma söylemiyle sunulması bu yaklaşımın örneğidir. Egemenliğe, çok taraflı anlaşmalara ve görüşmelere dayalı çözümlere yönelik geleneksel saygı seçici biçimde deve dışı bırakılmakta ve bu durum, ABD çıkarları doğrultusunda normların yeniden şekillendirilmesine yönelik çıplak bir iradeyi yansıtmaktadır. Bu bağlamda, sınır tanımaz söylem, fırsatçı stratejiler ve performatif zorlamanın birleşimi, MAGA dönemi dış siyasasını hem klasik gerçekçilikten hem de geleneksel emperyalizmden ayıran yeni bir operasyonel mantık oluşturmaktadır. Bu ayrışmalar, çağdaş güç projeksiyonunun cüreti, esnekliği ve ideolojik performatifliğini yakalayan Çıplak ve Vahşi Emperyalizm (NWI) kavramsallaştırmasını haklı kılmaktadır. Dolayısıyla MAGA dönemi dış siyasası aynı anda hem süreklilik hem de kopuştur: ABD’nin küresel egemenlik arayışını sürdürürken, bunu işlemsel, ideolojik olarak performatif ve örtüsüz biçimde zorlayıcı araçlarla yaşama geçirmektedir. Böylece NWI’yi ayrı bir kavramsal çerçeve olarak tesis etmektedir (Thorsten Wojczewski, 2020). Yakın tarihli bir örnek olarak Trump, 16 Ekim 2025’te “Hamas Gazze’de insanları öldürmeye devam ederse, gidip onları öldürmekten başka çaremiz kalmayacak” şeklinde bir açıklama yapmıştır. Daha sonra “bizim himayemiz altında” dolaylı bir eyleme atıf yaparak netleştirilen bu ifade, zorlamanın hem dramatize edildiği hem de dışsallaştırıldığı Çıplak ve Vahşi Emperyalizmin (NWI) performatif ve muğlak operasyonel mantığını yansıtmaktadır (Beaulac, 2019). Bu olay, NWI öğretisinin merkezi gerilimini kristalleştirmektedir: zorlama, kamusal bir gösteri ve stratejik belirsizlik yoluyla ifade edilmekte; bu durum ABD’nin hegemonik egemenliğini pekiştirirken caydırıcılık ile kışkırtma arasındaki sınırı bulanıklaştırmaktadır (Trump, 2025; Reuters, 2025; Associated Press, 2025; The Times of Israel, 2025).

NWI’NİN KÜRESEL KARARLILIK, ULUSLARARASI NORMLAR VE İTTİFAKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

NWI’nin operasyonel mantığı, yalnızca kısa vadeli stratejik kazanımların ötesine geçerek küresel kararlılığı normatif çerçeveleri ve ittifak yapılarını etkileyen derin ve çok katmanlı sonuçlar doğurmaktadır. NWI, koşullu ve zorlayıcı biçimde oluşturulan bir kararlılık üretir. Devletlerin uyumu çoğu zaman uzlaşı veya ortak kurallar yoluyla değil, korku, yıldırma ya da işlemsel ödünler yoluyla sağlanır. Kısa vadede düzen sağlanabilse de yanlış hesaplama, tırmanma ya da ani kopuş riski artar, zira rakipler meydan okuyan ve fırsatçı atılımlara öngörülemez biçimde karşılık verebilir. NWI, egemenlik, çok taraflı diplomasi ve görüşmeye dayalı çözümler gibi yerleşik ilkeleri aşındırır. Tek taraflı eylem ve performatif zorlamayı önceleyerek, uluslararası ilişkilerin tarihsel normatif temellerini sarsar. Filistin’de iki devletli çözümün reddedilmesi, zorunlu yerinden etme siyasalarının desteklenmesi ve Gazze’nin ticarileştirilmiş bir alan olarak yeniden kurgulanması geleneksel insan hakları ve egemenlik normlarıyla bağdaşmayan ve normu yeniden tanımlayıcı bir cüreti yansıtmaktadır. NWI’nin kalıcı biçimde benimsenmesi, uluslararası hukukun ve çok taraflı kurumların meşruluğunu aşındırabilir ve diğer güçleri benzer davranışlara özendirme edebilir. NWI altında ittifaklar, kalıcı ve güvene dayalı yükümlenmeler olarak değil, işlemsel araçlar olarak ele alınır. NATO müttefiklerine yapılan katkı baskısı ve ticaret ortakları üzerindeki koşullu destek veya kaldıraç kullanımı (örneğin USMCA yeniden görüşmesi) buna örnektir. Bu işlemsel taktikler kısa vadeli ödünler sağlayabilse de uzun vadeli güveni ve uyumu zayıflatır, geleneksel ittifakları kararsız kılar ve rakipleri dengeleyici koalisyonlar kurmaya yöneltebilir. NWI, büyük iç ve dış borç yükleri ile devasa bütçe açıkları gibi iç siyasal, ekonomik ve mali zorunlulukları bütünleşme yoluyla özgün biçimde pekiştirir. İç seçmenlere hitap etmek üzere tasarlanan siyasalar, uluslararası alanda performatif ve çekincesiz stratejileri güçlendirir (Wojczewski, 2020b). Bu geri besleme döngüsü, uluslararası zorlamanın iç siyasal kazançlarla sürekli olarak meşrulaştırılması ve güçlendirilmesiyle Venezuela olayında olduğu üzere saldırgan davranışları yoğunlaştırabilir (ABD Savunma Bakanlığı, 2018). Dolayısıyla NWI, küresel düzen için yeni bir mantık üretir: kararlılık, görüşme konusu yapılmış kurallarla değil, cüretkar zorlamayla sağlanır, normlar stratejik fırsatçılığa göre yeniden tanımlanır ve ittifaklar ise güvene dayalı değil araçsallaştırılmış duruma gelir. Güç projeksiyonu ve kısa vadeli uyum sağlama açısından etkili olsa da NWI sistemsel riski artırır ve uluslararası kurumların ve normatif çerçevelerin uzun vadeli sürdürülebilirliğini tehdit eder (Othman, 2024). MAGA döneminin “zorla barış” öğretisi, NWI aracılığıyla işletildiğinde, küresel sistem üzerinde derin etkiler yaratmakta ve kararlılığı, normatif çerçeveleri ve ittifak yapılarını dönüştürmektedir (Ulusal Güvenlik Servisi, 2017). NWI altında kararlılık, görüşme ya da uzlaşıya dayalı değil, koşullu ve zorlayıcıdır. Devletlerin uyumu tehditler, yıldırma veya işlemsel ödünlerle sağlanır. Bu durum yanlış hesaplama ya da tırmanma riskini artırır. İran ve Venezuela’ya yönelik tehditler, tek taraflı askeri tavır alma ve pervasız kaynak atılımları, kısa vadeli düzenin korunabileceğini ancak sistemsel öngörülemezliğin arttığını göstermektedir (Satoru, 2025).

NWI, egemenlik, kendi kaderini belirleme hakkı, çok taraflılık ve görüşmeye dayalı çözümler gibi köklü normları sorgular. Maduro’nun kaçırılması, Filistin’de iki devletli çözümün reddi, zorla yerinden etmeye destek verilmesi ve Gazze’nin ticarileştirilmiş bir alan olarak yeniden çerçevelenmesi, insan haklarını ve gelenek hukukunu aşındırmakta ve devam eden katliamlar ve uluslararası insancıl hukukun çiğnenmesi olarak yaygın biçimde kınanan eylemler karşısında göz yumulmakta ve hatta destek verilmektedir. Tek taraflı eylem ve performatif zorlamayı önceleyen NWI, uluslararası hukukun meşruluğunu aşındırarak diğer güçleri benzer davranışlara özendirebilir (Verbeek & Zaslove, 2017). İttifaklar işlemsel biçimde araçsallaştırılmakta ve kalıcı ve güvene dayalı yükümlenmeler olarak görülmemektedir. NATO müttefiklerine katkı baskısı ve USMCA’nın iç siyasal kaldıraç olarak yeniden görüşme konusu yapılması bu duruma örnektir. Bu yaklaşım uzun vadeli uyumu ve güveni zayıflatır, müttefikleri dengeleme ya da karşı koalisyonlar oluşturma arayışına iter ve geleneksel ittifak dinamiklerini dönüştürür (Wojczewski, 2020a). İç siyasal zorunluluklar NWI’yi uluslararası alanda pekiştirir: popülist söylem sınır tanımaz stratejileri meşrulaştırır. Bu stratejiler de iç desteği artırarak zorlayıcı ve performatif siyasaları besleyen bir geri besleme döngüsü yaratır. NWI, küresel düzen için yeni bir mantık üretir. Burada kararlılık örtüsüz zorlamayla sağlanır, normlar seçici biçimde yeniden tanımlanır ve ittifaklar fırsatçı biçimde kullanılır. Güç projeksiyonu ve kısa vadeli uyum açısından etkili olsa da bu yaklaşım sistemsel riski artırır, çok taraflı normları aşındırır ve ittifak ağlarını kararsız kılar ve ABD’nin küresel stratejisinde köklü bir dönüşüme işaret eder.

İÇ SİYASAL DİNAMİKLER VE “ZOR YOLUYLA ELDE EDİLEN BARIŞ”IN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ

MAGA dönemi “zorla barış” öğretisinin benimsenmesi ve sürekliliği, popülist söylem, seçim özendirmeleri ve sadık bir destek tabanının oluşturulması başta olmak üzere iç siyasal dinamiklerle derinden iç içedir. Bu içsel etmenler dış siyasaya yalnızca eşlik etmez, onun düzenlenmesini, operasyonel mantığını ve ideolojik performatifliğini aktif biçimde şekillendirir ve NWI’nin özelliklerini pekiştirir. MAGA dönemi dış siyasası, güç, ulusal gurur ve tarihsel zaferleri vurgulayan bir söylemle çerçevelenir. Bu söylem iç kamuoyuna yönetimin ABD çıkarlarını kararlılıkla savunduğu mesajını verir. Trump’ın Savunma Bakanı unvanını Savaş Bakanı olarak yeniden adlandırması ve Dünya Savaşlarına yapılan göndermeler, silahlandırma eylemi doğal ve kahramanca göstererek sınır tanımaz uluslararası stratejilere siyasal meşruluk üretir. Bu söylem, zorlamayı normalleştirir ve saldırgan eylemleri iç seçmenler için kabul edilebilir hatta arzu edilir duruma getirir (McManus ve diğerleri, 2025).

MAGA döneminde dış siyasa, seçim anlatılarıyla sıkı biçimde bağlantılıdır. Zorlayıcı eylemler, ticaret savaşları ve ittifak baskıları iç kamuoyuna yarar sağlayan atılımlar olarak sunulur. Böylece uluslararası egemenlik, seçmen memnunluğu ve siyasal sadakatle ilişkilendirilir. Venezuela’ya el konulmasının zenginlik, özgürlük ve demokrasi söylemiyle açıklanması ve Çin’e uygulanan tarifelerin Amerikan işçilerini ve sanayiini koruma söylemiyle sunulması uluslararası zorlamanın iç ve dış ekonomik anlatılarla bütünleştirilmesine örnektir. Dış siyasanın kısa vadeli iç kazançlarla ilişkilendirilmesi, zorlayıcı stratejilerin benimsenmesini ve sürdürülebilirliğini pekiştiren bir geri besleme döngüsü yaratır. Pervasız, performatif ve ideolojik siyasalar güç gösterilerini siyasal destekle ödüllendiren sadık bir seçmen kitlesini harekete geçirir. NWI’nin sürdürülebilmesi, söylemsel cüret, askeri tehditler ve fırsatçı diplomasinin iç meşruluğu korumak için sürekli performatif sinyaller olarak kullanılmasını gerektirir. İç siyasal zorunluluklar performatif uluslararası davranışı büyütür; buna karşılık aşırı cesur dış siyasa başarıları ya da tehditleri iç desteği pekiştirir ve kendini yeniden üreten bir döngü oluşturur. Bu geri besleme mekanizması, “zorla barış”ın yalnızca stratejik bir tercih değil, iç siyasal dinamikler tarafından sürekli olarak yeniden üretilen yapısal bir öğreti durumuna gelmesini sağlar. MAGA dönemi dış siyasası, iç siyaset ile uluslararası zorlamanın NWI altında karşılıklı olarak kurucu olduğunu göstermektedir. Popülist söylem, seçim özendirmeleri ve sadık bir destek tabanının oluşturulması, ödünsüz, fırsatçı ve ideolojik olarak performatif siyasaların benimsenmesini, işletilmesini ve uzun vadeli sürdürülebilirliğini olanaklı kılmaktadır.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, MAGA dönemi ABD dış siyasasını Çıplak ve Vahşi Emperyalizm (NWI) merceğinden inceleyerek onu “zor yoluyla barış” öğretisi olarak kavramsallaştırmıştır. Bulgular, bu yaklaşımın Amerikan uluslararası stratejisinde hem süreklilik hem de kopuş anlamına geldiğini, tarihsel zorlayıcı uygulamaları cüret, fırsatçılık ve ideolojik performatiflikle birleştirdiğini göstermektedir.

MAGA dönemi dış siyasası, askeri, ekonomik ve diplomatik araçların bütünleşik kullanımı yoluyla “zorla barışı işletmekte ve bu süreç iç siyasal zorunluluklarla pekiştirilmektedir. NWI bu mantığı üç temel özellik üzerinden yakalar: çıplak ataklık, vahşi fırsatçılık ve ideolojik performatif eylem. Klasik gerçekçilik ya da geleneksel emperyalizmden farklı olarak, NWI işlemsel esnekliği, söylemsel cüreti ve iç seçim geri besleme döngülerini açıklama kapasitesine sahiptir.

MAGA dönemi stratejileri Roosevelt’in “büyük sopa” diplomasisi, Soğuk Savaş zorlaması ve neo-tutucu ataklık gibi tarihsel öncüllerden beslenir ve ABD’nin güç projeksiyonuna verdiği uzun soluklu önemi yansıtır. Ayrışma, etkinin uygulanma biçiminde ortaya çıkar: fırsatçı, normatif olarak esnek ve doğrudan iç popülist anlatılarla bağlantılıdır.

Askeri zorlama tehditleri, tavır alma ve seçici konuşlandırmalar yoluyla uygulanır. Ekonomik kaldıraç tarifeler, yaptırımlar ve kaynak odaklı fırsatçılıkla uygulanır. Diplomasi işlemsel, performatif ve fırsatçıdır. Trump’ın Savunma Bakanını Savaş Bakanı olarak yeniden adlandırması gibi söylemsel stratejiler saldırgan siyasaları içte ve dışta meşrulaştırır ve büyütür.

Küresel kararlılık açısından NWI, zorlamayla oluşturulan ancak yanlış hesaplama ve tırmanmaya açık koşullu bir düzen üretir. Uluslararası normlar açısından egemenlik, çok taraflılık ve insan hakları ilkelerini zorlar ve yerleşik hukuku aşındırma gizil gücü taşır. İttifaklar açısından işlemsel yönlendirme güveni ve uyumu zayıflatır ve ortakları dengeleme ya da karşı koyma arayışına iter.

Popülist söylem, seçim özendirmeleri ve sadık bir destek tabanının oluşturulması, NWI’nin benimsenmesini ve sürdürülebilirliğini pekiştirir. İç onay ile performatif dış siyasa arasındaki geri besleme döngüsü, “zorla barış”ın yapısal olarak yerleşmesini sağlar. NWI, MAGA dönemi dış siyasasını anlamak için klasik gerçekçilik, geleneksel emperyalizm ve yeni tutucu paradigmaların bıraktığı boşlukları dolduran özgün bir çerçeve sunar. Söylem, fırsatçı strateji ve iç siyasal zorunlulukların ABD’nin küresel davranışında nasıl bütünleştiğini açıklar ve çağdaş güç projeksiyonunun evrilen mantığına ilişkin ön görüler sağlar.

Bu makale, çağdaş emperyal uygulamaların klasik askeri emperyalizm ile neo-emperyal ekonomik ya da kurumsal egemenlik arasındaki yerleşik ikilikle yeterince anlaşılamayacağını ileri sürmüştür. Yazındaki doğrusal geçiş varsayımının aksine, son müdahaleler daha düzensiz ve koşullu bir seyri işaret etmektedir. Belirli siyasal ve sistemsel koşullar altında emperyal güç hem daha açık hem daha az sınırlı hem de meşruluk üretimine daha az yatırım yapan biçimlerde yeniden ortaya çıkmaktadır.

Bu yapılandırmayı yakalamak için makale Çıplak ve Vahşi Emperyalizm (NWI) kavramını önermiştir. NWI, toprak işgali ya da uzun vadeli baskıyla değil, gerekçelendirme çabasının terk edilmesi ve hukuksal ve kurumsal kısıtların askıya alınmasıyla tanımlanır. Çıplaklık, meşruluğun yönlendirici bir zorunluluk olmaktan çıkmasını ve vahşilik ise hız, tek taraflılık ve yürütme takdir yetkisi lehine şekilsel ve hukuksal sınırların bilinçli olarak devre dışı bırakılmasını ifade eder. Bu iki boyutun kesişiminde NWI’nin ayırt edici niteliği yer alır: uluslararası ve iç hukukun eş zamanlı olarak askıya alınması.

Karşılaştırmalı çözümleme, tüm çağdaş müdahalelerin bu eşiği aşmadığını göstermiştir. Irak (2003) ve Libya (2011) hukuksal yönlendirme ve normatif aşınma ile ifade edilen, ancak hala gerekçelendirme anlatıları ve kurumsal çerçeveler içinde kalan geçişsel olaylardır. Buna karşılık Venezuela’daki yürütme otoritesini hedef alan müdahale, Çıplak ve Vahşi Emperyalizm eşiğini aşmıştır. Çözümleyici önemi ölçeğinden ya da süresinden değil, hukuku ve meşruluğu merkezi kısıtlar olarak görmeyen bir emperyal eylem biçimini açıklıkla ortaya koymasından kaynaklanmaktadır.

Makale, NWI’nin tüm emperyal uygulamaların yerini aldığını savlamaktadır. Meşruluğun ve hukukun evrensel olarak ortadan kalktığını da savunmamaktadır. Aksine, NWI normatif kısıtların harcanabilir, kurumsal aracılığın ise engelleyici olarak algılandığı koşullarda ortaya çıkan özgül bir uygulama biçemini tanımlar. Bu anlamda NWI durumsal ve koşulludur, ancak parçalanmış ve ‘post-liberal’ bir uluslararası düzende giderek daha erişilebilir bir güç içeriği durumuna gelmektedir.

Bu dönüşümün sonuçları derindir. Emperyal güç sürdürülebilir gerekçelendirme olmadan ve hukuksal kısıtlara en az saygıyla işlediğinde, dış müdahale ile iç anayasal dönüşüm arasındaki sınır bulanıklaşır. Dışarıda hukukun askıya alınması, içeride de askıya alınmasıyla yankılanır ve böylece yalnızca uluslararası normlar değil, iç otorite dengeleri de yeniden şekillenir. Çıplak ve Vahşi Emperyalizm, çağdaş küresel siyasette güç, hukuk ve hesap verebilirlik arasındaki ilişkinin daha derin bir yeniden yapılanmasına işaret etmektedir.

Bu yeniden yapılanmayı kavramsallaştırarak makale, emperyalizm çalışmaları, uluslararası ilişkiler kuramı ve küresel yönetişimde hukuksal kısıtların aşınmasına ilişkin tartışmalara katkı sunmaktadır. Gelecek çalışmalar, Çıplak ve Vahşi Emperyalizmin hangi koşullarda siyasal olarak olanaklı duruma geldiğini, iç ve dış kamuoyları tarafından nasıl karşılandığını ve uluslararası düzen üzerindeki uzun vadeli sonuçlarını inceleyebilir. Ancak açık olan şudur: emperyalizm ortadan kalkmamıştır. Değişen, artık özür dilemeden, sabırsızca ve giderek daha fazla hukuksuz biçimde işlemesidir.

Sonuç olarak, MAGA dönemi ABD dış siyasası zorlayıcı devlet uygulamalarının köktenci bir evrimini temsil etmektedir. Bu yaklaşımın Çıplak ve Vahşi Emperyalizm olarak kavramsallaştırılması, “zor yoluyla barış”ın nasıl tasarlandığını, nasıl işletildiğini ve nasıl sürdürüldüğünü kuramsal olarak sağlam ve deneysel olarak temellendirilmiş biçimde açıklamakta ve ABD stratejisini ve yükselen küresel güç projeksiyonu örüntülerini çözümlemek için eleştirel bir bakış açısı sunmaktadır.


 

KAYNAKÇA

 

Agnew, John. (2017) Globalization and Sovereignty: Beyond the Territorial Trap. 2nd ed. Lanham, MD: Rowman & Littlefield. 978-1538105191

Associated Press. (2025).  “Trump Threatens Hamas over Gaza Violence.” Associated Press, October 16, 2025. https://apnews.com/

Beaulac, Stephane. (2019) The Power of Language in the Making of International Law: The Word Sovereignty in Bodin and Vattel and the Myth of Westphalia (Developments in International Law, vol. 21) By Stephane Beaulac. Leiden; Boston: Martinus Nijhoff Publishers

Butler, Judith. (2021).  Excitable Speech: A Politics of the Performative. New York: Routledge, 1997. ISBN 9780367705244

Butler, Judith. (2021).  Trump and the Bureaucracy of America First. Foreign Affairs 97, no. 3 (2018): 46–54.

Carr, E. H. (1939). The Twenty Years’ Crisis, 1919–1939: An Introduction to the Study of International Relations. London: Macmillan,

Department of Defense (2018). Summary of the National Defense Strategy Sharpening the American Military’s Competitive Edge. https://media.defense.gov/2020/May/18/2002302061/-1/-1/1/2018-NATIONAL-DEFENSE-STRATEGY-SUMMARY.PDF

Gilpin, Robert. (1981) War and Change in World Politics. Cambridge: Cambridge University Press.

Hamid, Shadi. (2018). Deconstructing Trump’s foreign policy. https://www.brookings.edu/articles/deconstructing-trumps-foreign-policy/

Hobson, John M. (2012). The Eurocentric Conception of World Politics: Western International Theory, 1760–2010. Cambridge: Cambridge University Press.

Hobson, John M., and Leonard Seabrooke, eds. (2007). Everyday Politics of the World Economy. Cambridge: Cambridge University Press.

Humire, Joseph M. (2024). The Foreign Policy Foundations of Trumpism. June 2024. NORTEAMERICA, Ano 19, numero 1, enero-junio de 2024. DOI: https://doi.org/10.22201/cisan.24487228e.2024.1.675

Lenin, Vladimir I. (1939). Imperialism, the Highest Stage of Capitalism. New York: International Publishers.

McManus, Allison, Ryan Mulholland and Andrew Miller. (2025) 100 Days of the Trump Administration’s Foreign Policy: Global Chaos, American Weakness, and Human Suffering.  https://www.americanprogress.org/article/100-days-of-the-trump-administrations-foreign-policy-global-chaos-american-weakness-and-human-suffering/

Mearsheimer, John J. (2001). The Tragedy of Great Power Politics. New York: W. W. Norton & Company.

National Security Service. (2017). National Security Strategy of the United States of America. https://trumpwhitehouse.archives.gov/wp-content/uploads/2017/12/NSS-Final-12-18-2017-0905.pdf

Nye, Joseph S., and Robert O. Keohane. (1977). Power and Interdependence: World Politics in Transition. Boston: Little, Brown.

Othman, Rose. (2024).  Analyzing Trump's Foreign Policy Expectations. https://ssrn.com/abstract=5075540 or http://dx.doi.org/10.2139/ssrn.5075540

Reuters. (2025). “Trump Warns Hamas: Stop Killing Gazans or ‘We Will Go In and Kill Them.’” Reuters, October 16, 2025. https://www.reuters.com/

Satoru, M. (2025). The Second Trump Administration’s Foreign Engagement and Its Geostrategy Toward the Four Regions. Asia-Pacific Review, 32(1), 54–79. https://doi.org/10.1080/13439006.2025.2513207

The Times of Israel. (2025). Trump: If Hamas doesn’t stop killing Gazans, ‘we will have no choice but to go in and kill them’. https://www.timesofisrael.com/trump-if-hamas-doesnt-stop-killing-gazans-we-will-have-no-choice-but-to-go-in-and-kill-them/

The White House. (2025). National Security Strategy. Washington, DC: U.S. Government. Retrieved from https://www.whitehouse.gov/wp-content/uploads/2025/12/2025-National-Security-Strategy.pdf

Trump, Donald J. (2025). Truth Social post, October 16, 2025, quoted in “Trump Threatens Hamas over Gaza Violence,” Associated Press, October 16, 2025, https://apnews.com/

Verbeek, Bertjan, and Andrej Zaslove. (2017). 'Populism and Foreign Policy', in Cristobal Rovira Kaltwasser, and others (eds). The Oxford Handbook of Populism, Oxford Handbooks (2017; online edn, Oxford Academic. https://doi.org/10.1093/oxfordhb/9780198803560.013.15.

Waltz, Kenneth N. (1979). Theory of International Politics. Reading, MA: Addison-Wesley.

Wojczewski, T. (2020a). Trump, Populism, and American Foreign Policy, Foreign Policy Analysis, Volume 16, Issue 3, July 2020, Pages 292–311, https://doi.org/10.1093/fpa/orz021

Wojczewski, T. (2020b). Statement on the Development of the 2025 National Defense Strategy. https://www.war.gov/News/Releases/Release/article/4172735/statement-on-the-development-of-the-2025-national-defense-strategy/

 



[1] MAGA = Make America Great Again. Başkan Trump’ın geliştirdiği ve Amerika’yı tekrar büyük yap sloganı.

[2] Büyük sopa

[3] Nitekim, ABD Kongre onayı olmadan gerçekleşen Venezuela baskınını hukuksal olarak narkotikle savaşım veren ABD DEA (Drug Enforcement Agency) personelinin korunması için ABD Anayasası’nın Başkana verdiği ABD personelini koruma yetkisine dayandırmak istemektedir.

[4] Kip, eylemin yalnızca ne zaman gerçekleştiğini değil, hangi iktidar ilişkisi ve hangi irade konumundan söylendiğini gösteren dilbilgisel kategoridir.

[5] İç hukuk açısından Başkan Kongreyi devre dışı bırakmıştır ve yürütme, yasama denetimini bilerek askıya almıştır. Bu durum ABD iç hukukunda yetki aşımı, anayasal kriz ve “impeachment” tartışmalarını doğurabilecek niteliktedir. Bu, klasik bir “unitary executive” genişlemesi örneğidir. Uluslararası hukuk açısından, BM Şartı Madde 2(4): Devletlerin başka bir devlete karşı güç kullanması yasaktır ilkesini getirmektedir. İstisnalar meşru savunma (Madde 51) ve BM Güvenlik Konseyi yetkilendirmesidir. Maduro olayında Venezuela ABD’ye silahlı saldırıda bulunmamıştır ve BM Güvenlik Konseyi kararı yoktur. Dolayısıyla güç kullanımı ilk bakışta (prima facie) hukuka aykırı görünmektedir. Rubio’nun “Koşullar Gerektiriyordu” söylemi ise uluslararası hukukta geçerli bir kategori değildir. Bu dil istisna hukukunun (state of exception) dilidir. Carl Schmitt’çi anlamda: “Egemen, istisnaya karar verendir”. Yani hukuk askıya alınmış ve karar siyasal iradeye bırakılmıştır.

[6] Performatiflik, siyasal söylemin yalnızca siyasal tercihleri ifade etmekle kalmayıp, hukuksal ve kurumsal süreçlerin yerine geçerek eylemli güç ilişkileri ve meşruluk üreten bir uygulama biçimi durumuna gelmesini ifade eder. NWI bağlamında performatiflik, söylemin hukukun ve kurumların yerine geçerek güç kullanımını meşrulaştıran ve eylemli olarak uygulayan bir egemenlik uygulaması durumuna gelmesidir. Çünkü performatiflik üç şeyi aynı anda kapsar: Söylemin eyleme dönüşmesi, söylemin meşruluk üretmesi ve söylemin sahnelenmiş güç gösterisi olması. Performatif kavramı eylemin, sonucu kadar sergilenme biçimiyle anlam üretmesi anlamında kullanılmıştır.

Hiç yorum yok: