Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

10 Ocak 2026 Cumartesi

 

Halep’te Yeniden Tırmanma: Suriye Devlet Egemenliğinin Pekiştirilmesi, Kürt Aktörler ve Uluslararası Sessiz Görüş Birlikteliği

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

 

ÖZ

Bu çalışma, Halep’te son dönemde yaşanan askeri ve siyasal gelişmeleri, Suriye iç savaşının yeni bir evresine işaret eden devlet merkezli egemenliğin yeniden kurulması süreci çerçevesinde çözümlemektedir. Makale, Halep’teki çatışmaları yalnızca yerel güvenlik dinamikleri veya taktiksel askeri kazanımlar üzerinden değil, Suriye devletinin “tek devlet–tek ordu” stratejisi doğrultusunda silahlı çoğulculuğu gidermeye etmeye yönelik daha geniş bir güç ve egemenliğin pekiştirilmesi sürecinin ilk aşaması olarak ele almaktadır. Çalışmada ayrıca Kürt silahlı ve siyasal aktörlerin Rojava temelli özerklik beklentileri ile Şam yönetiminin merkezileşme stratejisi arasındaki yapısal gerilim incelenmektedir. ABD’nin, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Halep’ten çekilmesine verdiği destek ise, bu sürecin yalnızca yerel değil, uluslararası düzeyde de örtük biçimde onaylandığını göstermesi bakımından özel olarak değerlendirilmiştir. Makale, Halep örneği üzerinden Suriye’de çatışmanın ideolojik projelerden çok egemenliğin yeniden merkezileştirilmesi yönünde evrildiğini savunmakta ve bu sürecin orta vadede ülkenin kuzeyine yayılabilecek etkilerini tartışmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Halep, Suriye iç savaşı, devlet egemenliği, SDG, güç konsolidasyonu, merkezileşme

 

ABSTRACT

This article analyzes recent military and political developments in Aleppo within the framework of a new phase in the Syrian conflict characterized by state-centered reconstruction of sovereignty. Rather than interpreting the events in Aleppo merely as localized security incidents or tactical military gains, the study conceptualizes them as the initial stage of a broader process of power and territorial consolidation pursued by the Syrian state under the “one state–one army” strategy. The article further examines the structural tension between the Rojava-based autonomy aspirations of Kurdish armed and political actors and Damascus’ centralization agenda. Particular attention is given to the United States’ support for the withdrawal of the Syrian Democratic Forces (SDF) from Aleppo, which indicates that this process is tacitly endorsed not only at the local level but also within the international arena. By focusing on Aleppo as a critical threshold, the study argues that the Syrian conflict is increasingly evolving away from ideological projects toward the reassertion of centralized sovereignty, with significant implications for northern Syria in the medium term.

Keywords: Aleppo, Syrian civil war, state sovereignty, SDF, power consolidation, centralization
GİRİŞ

2026 yılının ilk günlerinde Suriye’nin kuzeyindeki tarihsel metropol Halep (Aleppo), uzunca bir süredir devam eden gerilim çizgisinde kritik bir dönemeçten geçmektedir. 2011–2024 arasındaki iç savaş sonrası Şam hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında zaman zaman gerilim yaşanan kentin bazı Kürt nüfuslu mahallelerinde Ocak ayının başında üç gün süren yoğun çatışmalar yeniden patlak verdi. Bu yeni dönemde Suriye ordusunun askeri operasyonlarında hedef aldığı başlıca bölgeler Şeyh Maksud, Eşrefiye (Ashrafieh) ve Beni Zeyd mahalleleridir. Bu alanlar Halep’in kuzeyinde önemli Kürt nüfus yoğunluğuna sahiptir ve uzun süredir SDG ile bağlantılı yerel otoritelerin eylemli denetimi altındadır. Gerginlik, tarafların bütünleşmeyi öngören Mart 2025 anlaşmasının uygulanamamasıyla başlamıştır. Bu anlaşma, SDG güçlerinin Suriye ordusuna ve devlet kurumlarına katılımını hedefliyordu. Ancak uygulamadaki tıkanıklık, Halep’teki Kürtler ile devlet arasındaki çatışmanın yeniden yüzeye çıkmasına neden olmuştur.

Askeri Çatışma ve Ateşkes Girişimleri

Suriye Savunma Bakanlığı tarafından yapılan duyurulara göre hükümet, SDG’nin bölgeden çekilmesi için belirli süreler tanıyan bir ateşkes ve çekilme çağrısı ilan etmiş buna karşılık Kürt konseyleri çağrıyı “teslim olmak” olarak değerlendirerek reddetmiştir. Bu reddediş, ateşkes süreçlerinin çabuk çökmesine ve çatışmaların yeniden alevlenmesine yol açmıştır. Erken günlerde ilan edilen geçici ateşkes, Suriye ordusunun Kürt milislerin tahliyesini öngören süreye karşın beklenen çekilmeyi görmemesi sonrasında başarısız olmuş ve bunun üzerine Savunma Bakanlığı açık askeri operasyonlar başlatmıştır. Özellikle Şeyh Maksud’da hükümet güçleriyle SDG arasında yoğun çatışmalar yaşanmakta ve her iki taraf da birbirini ateşkesi çiğnemekle suçlamaktadır.

Sivil Halk Üzerindeki Baskı

Bu yeni çatışma dönemi, Halep’te başka bir büyük insancıl krizi tetiklemiştir. Yerel yetkililer ve savaş gözlemcileri, şiddet olaylarının yoğunlaşmasıyla birlikte yaklaşık 140.000’den fazla kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığını ve on binlerce sivilin göç ettiğini rapor etmektedir. Saldırılar, okul ve hastanelerin kapatılmasına, uçuşların durdurulmasına ve kentin çeşitli bölgelerinde kamu hizmetlerinin askıya alınmasına yol açmıştır. Sivil halkın çekilme süreçleri sırasında hem Suriye ordusu hem de SDG denetimindeki bölgelerde karşılıklı olarak sivil altyapı ve konut alanlarının hedef alındığına ilişkin karşılıklı suçlamalar ortaya çıkmıştır. Halep’teki çatışmalar, kısa süre içinde siviller üzerinde ağır psikolojik ve ekonomik maliyetler bırakmıştır.

Bölgesel Diplomasi ve Uluslararası Tepkiler

Uluslararası aktörler de duruma müdahil olmaya çalışmaktadır. ABD, çatışmaların yatıştırılması ve kalıcı ateşkes sağlanması yönünde diplomatik çabalar yürütürken, Türkiye sınır güvenliği ve olası göç akınları konusunda dikkatli gözlem ve ateşkes çağrılarına paralel açıklamalar yapmaktadır. Türkiye, SDG’yi PKK bağlantısı üzerinden “terörist” olarak nitelendirerek çatışma çizgisindeki gelişmelerin kendi ulusal güvenlik öncelikleri açısından izlenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Halep’teki bu son dönemdeki şiddet dalgası, Suriye’nin siyasal birliği ve devlet yapısının yeniden kurulması sürecini doğrudan etkilemektedir. Özellikle SDG ile devlet arasındaki bütünleşme sürecinin tıkanması, siyasal çıkmazı derinleştirirken çatışmaların yeniden şiddetli biçimde patlak vermesi Suriye’de barışçıl çözüm arayışlarının önünde ciddi bir engel oluşturmaktadır.

10 Ocak 2026 Sabahı İtibarıyla Halep’te Durum

2026 yılının Ocak ayının ilk haftasında Halep’te yeniden yoğunlaşan çatışmalar, Suriye iç savaşının sona erdiğine ilişkin yaygın kabulleri sorgulatan yeni bir güvenlik ve egemenlik krizini ortaya çıkarmıştır. 10 Ocak 2026 sabahı itibarıyla kent, özellikle kuzey ve kuzeydoğu mahallelerinde devam eden silahlı çatışmalar nedeniyle yeniden yüksek riskli bir çatışma alanı durumuna gelmiştir. Çatışmaların odağını, uzun süredir Kürt nüfusun yoğun olduğu ve SDG ile bağlantılı yerel yapıların denetiminde bulunan Şeyh Maksud, Eşrefiye (Ashrafieh) ve Bani Zeyd mahalleleri oluşturmaktadır.

Suriye merkezi hükümeti, bu bölgelerdeki denetim düzenini devlet egemenliği açısından kabul edilemez olarak nitelendirmiş ve SDG unsurlarının bölgeden çekilmesi yönünde çağrılarda bulunmuştur. Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamalarda, söz konusu mahallelerin “devletin egemenlik alanı” olduğu vurgulanmış ve bu çerçevede SDG’ye bağlı silahlı unsurların varlığı, kamu düzeni ve ulusal bütünlük açısından bir tehdit olarak tanımlanmıştır. Ancak bu çağrılar, Kürt yerel konseyleri ve SDG yönetimi tarafından “teslimiyet dayatması” olarak değerlendirilmiş ve reddedilmiştir. Bu durum, kısa süreli ateşkes girişimlerinin başarısız olmasına ve çatışmaların yeniden tırmanmasına yol açmıştır.

Askeri açıdan bakıldığında, 9-10 Ocak sabahı itibarıyla Suriye ordusu söz konusu mahallelerde sınırlı fakat yoğun operasyonlar yürütmüştür. Operasyonlar, büyük ölçüde kentsel alanlarda gerçekleştiğinden, doğrudan cephe çizgisi yerine mahalle bazlı çatışmalar şeklinde ortaya çıkmıştır. Bu durum, askeri kazanımlardan çok siyasal mesaj üretimine yönelik bir güç kullanımı biçimine işaret etmiştir. Devletin temel hedefinin, Halep genelinde parçalı ve özerk güvenlik düzenlerini ortadan kaldırarak merkezi denetimi kurmak olduğu ortaya çıkmıştır. Çatışmaların yeniden alevlenmesi, sivil nüfus üzerinde ciddi insancıl sonuçlar doğurmuştur. Yerel ve uluslararası gözlemcilere göre, 10 Ocak sabahı itibarıyla on binlerce sivil çatışma bölgelerini terk etmek zorunda kalmış ve kent içi göç hareketleri hız kazanmıştır. Okulların kapatılması, sağlık hizmetlerinin aksaması ve temel altyapının zarar görmesi, Halep’te zaten kırılgan olan toplumsal yaşamı daha da zayıflatmıştır. Bu bağlamda, Halep’te yaşanan gelişmeler yalnızca askeri bir tırmanma değil, aynı zamanda yeni bir insancıl güvenlik krizi olarak da değerlendirilmelidir.

Bölgesel ve uluslararası aktörlerin tepkileri ise sınırlı ve temkinli kalmıştır. ABD ve bazı Avrupa ülkeleri, çatışmaların genişlememesi yönünde diplomatik çağrılarda bulunurken, Türkiye, sınır güvenliği ve olası yeni göç dalgaları açısından durumu yakından izlediğini açıklamıştır. Bununla birlikte, alandaki gelişmeler üzerinde belirleyici bir dış müdahale veya bağlayıcı bir uluslararası mekanizma henüz devreye girmemiştir. Bu durum, Halep’te yaşanan çatışmaların çözümünün büyük ölçüde Suriye iç siyasetindeki güç dengelerine ve merkezi devletin uygulayacağı stratejilere bağlı olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak, Halep’te ortaya çıkan tablo, Suriye’de “savaş sonrası dönem” olarak tanımlanan sürecin son derece kırılgan olduğunu ortaya koymaktadır. Halep, bir kez daha yalnızca yerel bir güvenlik sorunu değil, devlet egemenliği, merkezileşme siyasaları ve etnik ve siyasal bütünleşme tartışmalarının kesiştiği kritik bir alan durumuna gelmiştir. Bu bağlamda kentte yaşanan son gelişmeler, Suriye’nin gelecekteki siyasal ve yönetsel yapısına ilişkin daha geniş ölçekli tartışmaların habercisi niteliğindedir. Suriye Ordusu 10.Ocak.2026 günü öğleye doğru yaptığı açıklamada Halep’in PHD/SDG’den arındırıldığını ve operasyonun tamamlandığını açıklamıştır. Aynı gün daha sonraki saatlerde Lübnanlı yetkililerle ortak açıklama yapan ABD’nin Suriye özel temsilcisi Tom Barrack ABD’nin SDG’nin Halep’ten çıkartılması girişimini desteklediğini açıklamıştır.

Bu çalışma, Halep’teki gelişmeleri yerel bir güvenlik krizi değil, Suriye’de savaş sonrası egemenlik savaşımının ilk açık çatışma alanı olarak ele almaktadır. Bu çalışmada güç pekiştirme kavramı Suriye devletinin askeri denetimin ötesine geçerek, rakip silahlı aktörlerin alan egemenliğini ortadan kaldırması ve egemenlik savını ülke geneline yayması süreci olarak kullanılmaktadır.

Amaç

Bu çalışmanın temel amacı, 9 ve 10 Ocak 2026 itibarıyla Halep’te yeniden tırmanan çatışmaları, Suriye iç savaşının “savaş sonrası” olarak tanımlanan evresinde ortaya çıkan devlet egemenliği, merkezileşme siyasaları ve yerel silahlı aktörlerle bütünleşme sorunları bağlamında çözümlemektir. Çalışma, Halep’teki güncel gelişmeleri yalnızca geçici bir güvenlik krizi olarak değil, Suriye’de devletin yeniden kurulma sürecinde karşılaşılan yapısal gerilimlerin somut bir görünümü olarak ele almayı amaçlamaktadır.

Bu doğrultuda makale, Suriye merkezi yönetimi ile Kürt yerel aktörler (özellikle Suriye Demokratik Güçleri ve ilişkili yerel yapılar) arasındaki çatışmanın, askeri boyutunun ötesinde, egemenliğin yeniden tanımlanması ve siyasal otoritenin pekiştirilmesi çerçevesinde nasıl şekillendiğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Halep örneği üzerinden, savaş sonrası dönemde devletin parçalı denetim alanlarını ortadan kaldırma çabasının hangi siyasal ve toplumsal maliyetleri ürettiği tartışılmaktadır.

Çalışmanın bir diğer amacı, Halep’teki son çatışmaların uluslararası ve bölgesel bağlamını değerlendirmektir. Bu kapsamda, ABD, Türkiye ve diğer dış aktörlerin sınırlı ve temkinli tepkilerinin, Suriye krizinin çözümünde uluslararası müdahalenin giderek geri planda kaldığını ve çözüm dinamiklerinin büyük ölçüde iç aktörlerin güç ilişkilerine indirgendiğini göstermesi hedeflenmektedir. Böylece, Halep’teki gelişmelerin, uluslararası sistemde artan çok taraflılık krizinin yerel çatışma alanlarına nasıl yansıdığı da dolaylı biçimde çözümlenmektedir.

Son olarak bu çalışma, Halep’te yaşanan güncel gelişmeler üzerinden, savaş sonrası toplumlarda barışın sürdürülebilirliği, yerel aktörlerin siyasal bütünleşmesi ve merkezi devletin meşruluk üretme kapasitesi gibi daha geniş kuramsal tartışmalara katkı sunmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda makale, Halep’i tekil bir olay olarak değil, iç savaş sonrası devlet kurma süreçlerinin kırılganlığını gösteren açıklayıcı bir örnek olarak konumlandırmaktadır.

Hedefler

Bu çalışmanın temel hedefleri şu şekilde özetlenebilir:

Halep’te 10 Ocak 2026 itibarıyla ortaya çıkan çatışma dinamiklerini askeri, siyasal ve toplumsal boyutlarıyla sistemli biçimde betimlemek.

Suriye merkezi yönetiminin Halep’te izlediği merkezileşme ve egemenlik oluşturma stratejisini, yerel Kürt aktörlerle yaşanan gerilimler bağlamında çözümlemek.

SDG ve ilişkili yerel yapıların tutumunu, savaş sonrası dönemde siyasal bütünleşme, özerklik talepleri ve güvenlik kaygıları çerçevesinde değerlendirmek.

Halep’teki güncel çatışmaların, Suriye’de “savaş sonrası düzen” olarak tanımlanan sürecin kırılganlığını nasıl açığa çıkardığını ortaya koymak.

Çatışmaların sivil nüfus, yerinden edilme ve insancıl güvenlik üzerindeki etkilerini, egemenlik ve güvenlik siyasalarının toplumsal maliyetleri açısından incelemek.

Bölgesel ve uluslararası aktörlerin sınırlı tepkilerini, Suriye krizinin çözümünde uluslararası müdahalenin gerilemesi ve iç dinamiklerin belirleyiciliği bağlamında yorumlamak.

Halep örneği üzerinden, iç savaş sonrası devlet kurma, merkez–yerel ilişkileri ve egemenliğin yeniden oluşturulması konularındaki kuramsal tartışmalara deneysel katkı sunmak.

Araştırma Soruları

Halep’te Ocak 2026 ortaları itibarıyla yeniden tırmanan çatışmalar, Suriye’de savaş sonrası dönemde devlet egemenliğinin yeniden oluşturulma sürecini nasıl yansıtmaktadır?

Suriye merkezi yönetiminin Halep’te izlediği merkezileşme ve güvenlik siyasaları, Kürt yerel aktörler (SDG ve ilişkili yapılar) ile olan ilişkileri hangi açılardan dönüştürmektedir?

Halep’teki Kürt denetimindeki mahallelerde yaşanan çatışmalar, siyasal bütünleşme ile zorlayıcı güç kullanımı arasındaki dengeyi nasıl etkilemektedir?

Halep çatışmaları, “savaş sonrası düzen” kavramının Suriye bağlamındaki geçerliliğini ve sınırlarını nasıl ortaya koymaktadır?

Halep’teki askeri tırmanmanın sivil nüfus, yerinden edilme ve insancıl güvenlik üzerindeki etkileri, devletin egemenlik oluşturma stratejilerinin toplumsal maliyetleri açısından nasıl değerlendirilebilir?

Bölgesel ve uluslararası aktörlerin sınırlı müdahalesi, Halep’teki çatışmaların çözümünde iç dinamiklerin belirleyiciliğini ne ölçüde artırmaktadır?

Halep örneği, iç savaş sonrası devlet kurma süreçlerinde merkez–yerel ilişkileri ve etnik ve siyasal çeşitlilikle baş etme kapasitesi açısından ne tür genellenebilir çıkarımlar sunmaktadır?

YÖNTEM

Bu çalışma, nitel araştırma yöntemlerine dayalı olarak yürütülmüş olup, betimsel çözümleme ile çözümleyici irdeleme tekniklerini bir arada kullanmaktadır. Araştırma, çatışma ortamlarında hızla değişen siyasal ve askeri dinamiklerin durağan değişkenlerle açıklanmasının yetersiz kaldığı varsayımından hareketle, yazar tarafından geliştirilen Sürekli Özelleştirilmiş Sosyopolitik Çözümleme Modeli çerçevesinde yapılandırılmıştır.

 

Bu model, sosyopolitik süreçleri tekil olaylar veya sabit aktör konumları üzerinden değil aktörlerin zamana bağlı olarak değişen stratejik yönelimleri, söylemsel durumları ve güç ilişkileri üzerinden çözümlemeyi amaçlayan nitel bir araştırma yaklaşımıdır. Modelin temel varsayımı, çatışma alanlarında ortaya çıkan gelişmelerin doğrusal bir seyir izlemediği, aksine, yerel, ulusal ve uluslararası etmenlerin karşılıklı etkileşimiyle sürekli olarak yeniden şekillendiğidir.

Sürekli Özelleştirilmiş Sosyopolitik Çözümleme Modeli, sahadaki gelişmelerin çözümleyici çerçevesini araştırma süreci boyunca güncellemeyi olanaklı kılmakta ve bu yönüyle durağan örnek olay incelemelerinin ötesine geçmektedir. Bu bağlamda Halep’teki gelişmeler, belirli bir zaman dilimine hapsedilmiş olaylar dizisi olarak değil, Suriye devletinin egemenliği yeniden merkezileştirme stratejisi, Kürt aktörlerin alan koruma ve siyasal beklentileri ile uluslararası aktörlerin seçici tutumları arasındaki etkileşim sürecinin dinamik bir parçası olarak ele alınmıştır.

Araştırmada kullanılan veriler açık kaynaklı resmi açıklamalar, uluslararası ve bölgesel haber ajansları, ikincil akademik yazın ve alana ilişkin güncel çözümlemelerden derlenmiştir. Bu veriler, model çerçevesinde karşılaştırmalı ve zamansal bir okuma ile çözümlenmiş ve aktörlerin durum değişimleri, söylem farklılaşmaları ve güç ilişkilerindeki kırılmalar çözümleme konusu yapılmıştır. Böylece çalışma, Halep’teki gelişmeleri yalnızca betimlemekle yetinmeyip, bu gelişmelerin Suriye’nin gelecekteki siyasal ve yönetsel yapısına ilişkin daha geniş çıkarımlar üretmesini hedeflemiştir.

Araştırma Tasarımı

Çalışma, betimleyici ve çözümleyici bir tasarıma sahiptir. İlk aşamada Halep’teki güncel gelişmeler kronolojik ve tematik olarak betimlenmiş ve ikinci aşamada ise bu gelişmeler, devlet egemenliğinin yeniden kurulması, merkez–yerel ilişkileri ve savaş sonrası düzen tartışmaları bağlamında çözümleyici olarak değerlendirilmiştir. Bu yaklaşım, olayların yalnızca “ne olduğu”nu değil, aynı zamanda “neden ve nasıl” ortaya çıktığını açıklamayı hedeflemektedir.

Veri Çözümlemesi

Toplanan veriler, tematik çözümleme yöntemiyle çözümlenmiştir. Çözümleme sürecinde şu temel temalar ön plana çıkarılmıştır: Devlet egemenliğinin yeniden kurulması ve merkezileşme çabaları, yerel Kürt aktörlerin siyasal ve askeri konumlanışı, güç kullanımı ile siyasal bütünleşme arasındaki gerilim, sivil nüfus üzerindeki insancıl etkiler ve uluslararası ve bölgesel aktörlerin sınırlı rolü. Bu temalar, araştırma sorularıyla ilişkilendirilerek yorumlanmış ve Halep’teki güncel çatışmaların daha geniş yapısal ve kuramsal bağlam içindeki anlamı ortaya konmuştur.

Yöntemin Sınırlılıkları

Çalışma, alana doğrudan erişimin olanaklı olmaması nedeniyle birincil veri (mülakat, gözlem vb.) içermemektedir. Bu durum, çözümlemelerin büyük ölçüde açık kaynaklara ve ikincil verilere dayanmasına yol açmaktadır. Bununla birlikte, farklı kaynakların karşılaştırmalı kullanımı ve tematik çözümleme yöntemi sayesinde bu sınırlılığın etkisi azaltılmaya çalışılmıştır. Ayrıca çalışma, Halep özelinde derinlemesine bir çözümleme sunmayı amaçladığından, bulguların genellenebilirliği sınırlıdır. Ancak benzer savaş sonrası çatışma ve merkezileşme süreçleri için çözümleyici çıkarımlar sunmaktadır.

KURAMSAL ÇERÇEVE

Bu çalışma, Halep’te Ocak 2026 itibarıyla yeniden tırmanan çatışmaları çözümlerken, devlet egemenliği, merkezileşme ve savaş sonrası düzen (post-conflict order) yazınlarından yararlanan bütüncül bir kuramsal çerçeveye dayanmaktadır. Halep’te yaşanan gelişmeler, yalnızca güncel bir güvenlik krizi olarak değil, iç savaş sonrası devletin yeniden kurulması sürecinde ortaya çıkan yapısal gerilimlerin bir yansıması olarak ele alınmaktadır.

Devlet Egemenliği ve Merkezileşme

Çalışmanın temel kuramsal dayanaklarından biri, çağdaş devletin egemenlik anlayışıdır. Klasik siyaset kuramında egemenlik, belirli bir toprak parçası üzerinde meşru güç kullanma tekeline sahip olmayı ifade eder. İç savaşlar ve uzun süreli silahlı çatışmalar, bu tekeli aşındırarak devlet otoritesinin parçalanmasına yol açar. Suriye bağlamında, iç savaş süreci boyunca farklı silahlı aktörlerin ortaya çıkması ve geniş alanlarda eylemli denetim kurması, egemenliğin bölünmüş ve tartışmalı bir durum almasına neden olmuştur. Bu çerçevede, savaş sonrası dönemde devletin temel hedeflerinden biri, parçalı egemenlik alanlarını ortadan kaldırarak merkezi denetimi yeniden kurmak olarak ortaya çıkmaktadır. Halep’te Kürt denetimindeki mahallelere yönelik operasyonlar, bu merkezileşme çabasının somut bir görünümü olarak değerlendirilmektedir. Devletin burada izlediği strateji, yalnızca güvenlik sağlama amacı taşımamakta aynı zamanda egemenliğin simgesel ve eylemli olarak yeniden kurulmasını hedeflemektedir.

Savaş Sonrası Düzen ve Kırılgan Barış

Bu çalışma ayrıca, savaş sonrası düzen yazınından yararlanmaktadır. Savaş sonrası dönemler, sıklıkla barışın kurulduğu kararlı evreler olarak varsayılsa da yazın bu süreçlerin çoğu zaman kırılgan, geçici ve çatışmaya açık olduğunu ortaya koymaktadır. Devlet otoritesinin yeniden kurulması, silahlı grupların bütünleşmesi ve toplumsal uzlaşma gibi süreçler tamamlanmadığında, savaş sonrası düzen kolaylıkla yeniden şiddete evrilebilmektedir. Halep’te yaşanan son çatışmalar, Suriye’de savaş sonrası dönemin henüz kurumsallaşmadığını ve barışın yapısal olarak oluşturulamadığını göstermektedir. Özellikle yerel silahlı aktörlerin statüsünün belirsizliği ve siyasal bütünleşmenin zorlayıcı yöntemlerle ikame edilmeye çalışılması, çatışma riskini artıran temel etmenler olarak öne çıkmaktadır.

Merkez–Yerel İlişkileri ve Siyasal Bütünleşme

Kuramsal çerçevenin üçüncü boyutu, merkez–yerel ilişkileri ve siyasal bütünleşme tartışmalarına dayanmaktadır. Çok etnik unsurlu ve çok aktörlü toplumlarda, savaş sonrası dönemde yerel güç odaklarının merkezi devletle bütünleşmesi yalnızca askeri değil aynı zamanda siyasal bir süreçtir. Zorlayıcı merkezileşme siyasaları, kısa vadede denetim sağlayabilse de uzun vadede meşruluk sorunları ve yeni çatışma dinamikleri üretebilmektedir. Halep örneğinde, Kürt yerel aktörlerin talepleri ile Şam yönetiminin tekil (üniter) devlet anlayışı arasındaki gerilim bütünleşme sürecinin neden kırılgan olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda çalışma, Halep’teki çatışmaları, siyasal bütünleşme ile zorlayıcı egemenlik oluşturmanın kesişim noktasında konumlandırmaktadır.

Uluslararası Bağlam ve Müdahalenin Yeniden Biçimlenmesi

Bu çalışma, Halep’te yaşanan gelişmeleri, uluslararası sistemde giderek belirginleşen çok taraflılık krizi ve dış müdahalenin dönüşen niteliği bağlamında da ele almaktadır. Ancak Halep örneği, dış müdahalenin bütünüyle geri çekilmesinden çok yeniden biçimlendiğini ve daha dolaylı bir karakter kazandığını göstermektedir. Uluslararası aktörler, özellikle de ABD, alandaki gelişmelere doğrudan yön veren bir rol üstlenmemekle birlikte, devlet merkezli egemenliğin pekiştirilmesi sürecine açık bir karşı duruş sergilememektedir.

ABD’nin SDG’nin Halep’ten çekilmesine verdiği destek, çözüm dinamiklerinin yalnızca iç aktörlerin güç ilişkilerine indirgenmediğini aksine bu sürecin uluslararası düzeyde örtük biçimde kabul gören bir çerçeve içinde ilerlediğini ortaya koymaktadır. Bu durum, savaş sonrası düzenin kurulmasında uluslararası meşruluk ve denetim mekanizmalarının ortadan kalktığını değil, daha çok sessizleştiğini ve seçici biçimde uyumlandığını göstermektedir.

Bu bağlamda Halep’teki çatışmalar, uluslararası sistemin etkili müdahaleden kaçınarak yerel ve ulusal egemenlik projelerine alan açtığı bir dönemin örneği olarak değerlendirilebilir. Çalışma, bu kuramsal çerçeve doğrultusunda Halep’te yaşanan güncel gelişmeleri egemenliğin yeniden kurulması, merkezileşme siyasaları ve savaş sonrası düzenin kırılganlığı bağlamında çözümleyerek, Suriye’nin gelecekteki siyasal ve yönetsel yapısına ilişkin daha geniş çıkarımlar sunmayı amaçlamaktadır.

ABD’NİN HALEP TUTUMUNUN YENİDEN KONUMLANIŞI: SDG’NİN ÇEKİLMESİNE DESTEK

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Halep’e ilişkin son açıklamaları, Washington’un Suriye alansındaki önceliklerinde belirgin bir yeniden konumlanmaya işaret etmektedir. Barrack’ın, SDG’nin Halep’ten barışçıl biçimde çekilmesine destek verdiklerini açıkça ifade etmesi, ABD’nin uzun süredir sürdürdüğü “yerel ortaklar üzerinden alan tutma” siyasasının sınırlarına ulaştığını göstermektedir.

Bu açıklama, ABD’nin SDG ile ilişkisini tamamen sonlandırdığı anlamına gelmemekle birlikte, Halep gibi simgesel ve stratejik önemi yüksek bir şehirde, devlet egemenliğinin yeniden kurulmasına karşı açık bir itirazda bulunmayacağını ortaya koymaktadır. Aksine, ABD’nin bu süreçte ateşkes, güvenli çekilme ve bütünleşme vurgusu yapması, Suriye’de eylemli çoklu egemenlik alanlarının sürdürülemez duruma geldiğine ilişkin bir kabullenmeyi yansıtmaktadır.

Barrack’ın Ürdünlü muhataplarıyla yaptığı ortak açıklamalarda, SDG’nin Şam yönetimiyle imzaladığı bütünleşme anlaşmasının uygulanmasına yapılan vurgu da dikkat çekicidir. Bu yaklaşım, ABD’nin alandaki Kürt silahlı varlığını, uzun vadeli bir özerklik projesinin taşıyıcısı olarak değil, merkezi devlet yapısına eklemlenmesi gereken geçici bir aktör olarak konumlandırmaya başladığını göstermektedir. Bu bağlamda Halep’ten çekilme, yalnızca taktiksel bir geri adım değil, daha geniş ölçekli bir egemenliğin pekiştirilmesi sürecinin ilk halkası olarak değerlendirilebilir.

ABD’nin bu tutumu, Suriye’de “tek devlet, tek ordu” yönündeki eylemli gidişle örtüşmektedir. Halep’te SDG’nin alan kaybetmesi, Münbiç, Rakka ve Fırat havzasında benzer baskıların artabileceğine işaret etmektedir. Dolayısıyla Barrack’ın açıklaması, ABD’nin Kürt aktörleri merkeze alan önceki stratejisinden tamamen vazgeçtiğini değil, bu stratejiyi, Suriye devletinin yeniden güç kazanmasına engel olmayacak şekilde daralttığını göstermektedir. ABD, Halep bağlamında çatışmayı yönlendiren değil, devlet egemenliğinin yeniden kurulmasına açıkça karşı çıkmayan ve süreci seçici biçimde uyumlayan bir aktör görünümü sergilemektedir.

Sonuç olarak, ABD’nin Halep bağlamında sergilediği bu tutum, Suriye iç savaşının yeni bir evresine girildiğini göstermektedir. Bu evrede belirleyici olan unsur, ideolojik projelerden çok egemenliğin yeniden merkezileştirilmesi ve alandaki silahlı aktörlerin devlet çatısı altında tasfiye edilmesi veya bütünleştirilmesidir. Halep, bu dönüşümün ilk somut sahnesi olarak öne çıkmaktadır.

BULGULAR VE ÇÖZÜMLEME

Bu bölümde, Halep’te 9-10 Ocak 2026 itibarıyla yeniden tırmanan çatışmalara ilişkin bulgular, çalışmanın araştırma soruları doğrultusunda sistemli biçimde çözümlenmektedir. Bulgular, Halep’te yaşanan gelişmelerin geçici bir güvenlik sorunu olmaktan çok, Suriye’de savaş sonrası dönemde devlet egemenliğinin yeniden kurulmasına ilişkin yapısal gerilimlerin bir sonucu olduğunu ortaya koymaktadır.

Halep’te Çatışmalar ve Egemenliğin Yeniden Oluşturulması

Araştırmanın ilk bulgusu, Halep’teki çatışmaların doğrudan devlet egemenliğinin yeniden oluşturulmasına yönelik bir güç kullanımı olarak şekillendiğini göstermektedir. Suriye merkezi yönetimi, Kürt denetimindeki mahalleleri yalnızca güvenlik tehdidi olarak değil, egemenliğin parçalanmışlığının simgesel alanları olarak değerlendirmektedir. Bu nedenle askeri operasyonlar, salt taktik kazanımların ötesinde, devletin toprak üzerindeki mutlak yetkisini yeniden ilan etmeye yönelik siyasal bir işlev taşımaktadır. Bu durum, savaş sonrası dönemde egemenliğin yeniden kurulmasının çoğu zaman zorlayıcı araçlar üzerinden yürütüldüğünü ortaya koymaktadır. Halep’teki operasyonlar, egemenliğin kurumsal görüşmeler yoluyla değil, eylemli denetimin merkezileştirilmesi yoluyla kurulmak istendiğini göstermektedir.

Merkezileşme Siyasaları ve Kürt Yerel Aktörlerle Gerilim

İkinci temel bulgu, Halep’te yaşanan çatışmaların, merkezi devlet ile Kürt yerel aktörler arasındaki siyasal bütünleşme krizini derinleştirdiği yönündedir. SDG ve ilişkili yerel yapılar, savaş süresince elde ettikleri eylemli denetimi ve yerel yönetişim deneyimini, savaş sonrası dönemde korunması gereken bir kazanım olarak görmektedir. Buna karşılık Şam yönetimi, bu durumu tekil devlet yapısına yönelik bir tehdit olarak algılamaktadır. Bu karşıt algılar, bütünleşme süreçlerinin neden başarısız olduğunu açıklamaktadır. Bulgular, merkezi yönetimin bütünleşmeyi büyük ölçüde güvenlikçi ve hiyerarşik bir çerçevede ele aldığını ve yerel aktörlerin ise siyasal tanınma ve yönetsel özerklik beklentileri taşıdığını göstermektedir. Bu uyumsuzluk, Halep’te çatışmanın yeniden ortaya çıkmasında belirleyici olmuştur.

Güç Kullanımı ile Siyasal Bütünleşme Arasındaki Gerilim

Üçüncü bulgu, Halep örneğinde güç kullanımı ile siyasal bütünleşme arasındaki ilişkinin birbirini dışlayan iki strateji durumuna geldiğini ortaya koymaktadır. Devletin kısa vadeli güvenlik kazanımları sağlamak amacıyla başvurduğu askeri yöntemler, yerel aktörlerin sisteme gönüllü bütünleşmesini zorlaştırmaktadır. Bu bağlamda Halep’teki çatışmalar, savaş sonrası barış oluşturma yazınında sıklıkla vurgulanan bir açmazı doğrulamaktadır: Zorlayıcı merkezileşme, denetimi artırırken meşruluğu zayıflatmakta ve bu da uzun vadede yeni çatışma risklerini beslemektedir. Bulgular, Halep’teki askeri tırmanmanın, siyasal çözüm olasılığını kısa vadede daha da uzaklaştırdığını göstermektedir.

“Savaş Sonrası Düzen”in Kırılganlığı

Araştırmanın dördüncü bulgusu, Halep’te yaşanan gelişmelerin Suriye’de “savaş sonrası düzen” söyleminin deneysel karşılığının zayıf olduğunu ortaya koymasıdır. Çatışmaların yeniden alevlenmesi, savaşın askeri olarak büyük ölçüde sona ermiş olmasının, siyasal ve toplumsal barış anlamına gelmediğini göstermektedir. Halep örneği, savaş sonrası dönemin, çözülmemiş egemenlik sorunları ve belirsiz bütünleşme süreçleri nedeniyle son derece kırılgan olduğunu doğrulamaktadır. Bu durum, Suriye’de barışın kurumsallaşmasının henüz erken ve kararsız bir aşamada olduğunu göstermektedir.

Sivil Nüfus Üzerindeki Etkiler ve Toplumsal Maliyetler

Beşinci bulgu, Halep’teki çatışmaların sivil nüfus üzerinde yarattığı yüksek toplumsal maliyetlerdir. Yerinden edilme, altyapı yıkımı ve temel hizmetlerin aksaması, egemenliğin zorlayıcı biçimde oluşturulmasının doğrudan sonuçları olarak ortaya çıkmaktadır. Bulgular, güvenlik siyasalarının sivil yaşam üzerindeki etkilerinin, devletin meşruluğunu zedeleyebilecek düzeyde olduğunu göstermektedir. Bu durum, Halep’te egemenlik oluşturmanın yalnızca askeri değil, aynı zamanda toplumsal rıza üretme sorunu olduğunu ortaya koymaktadır. Sivil nüfus üzerindeki baskı arttıkça, merkezi devlet ile yerel toplum arasındaki uzaklık da artmaktadır.

Uluslararası Aktörlerin Sınırlı Rolü

Son olarak bulgular, Halep’teki çatışmalara yönelik uluslararası ve bölgesel tepkilerin sınırlı ve temkinli kaldığını göstermektedir. Bu durum, çözüm dinamiklerinin büyük ölçüde Suriye içindeki güç ilişkilerine indirgendiğini ortaya koymaktadır. Uluslararası aktörlerin belirleyici müdahalelerden kaçınması, devletin zorlayıcı yöntemlere daha fazla alan açmasına dolaylı olarak katkı sunmaktadır.

Genel olarak bulgular, Halep’te 10 Ocak 2026 itibarıyla yaşanan çatışmaların, Suriye’de savaş sonrası dönemde devlet egemenliğinin yeniden kurulmasına yönelik zorlayıcı ve merkezileşmeci bir stratejinin sonucu olduğunu ortaya koymaktadır. Bu strateji, kısa vadede denetim sağlamayı hedeflerken, uzun vadede siyasal bütünleşme, toplumsal barış ve meşruluk açısından ciddi riskler barındırmaktadır.

Bu bulgular, Halep’teki gelişmelerin yalnızca taktiksel askeri kazanımlar olarak değil, Suriye devletinin egemenlik alanını yeniden tanımlayan daha geniş bir stratejik sürecin parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

BULGULARIN İRDELENMESİ: HALEP’İN STRATEJİK ANLAMI VE ÇATIŞMANIN YAPISAL BOYUTLARI

Bu çalışmada elde edilen bulgular, Halep’te 9-10 Ocak 2026 itibarıyla yeniden tırmanan çatışmaların, yalnızca yerel bir güvenlik krizi ya da geçici bir merkez–yerel gerilimi olarak değerlendirilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Aksine, söz konusu gelişmeler, Suriye merkezi yönetiminin uzun vadeli bir devlet yeniden kurma ve egemenlik sağlama stratejisinin ilk somut aşaması olarak okunmaya elverişlidir.

HALEP: TEKİL DEVLET VE TEK ORDU STRATEJİSİNİN BAŞLANGIÇ NOKTASI

Halep’te yaşanan askeri ve siyasal tırmanma, Suriye yönetiminin savaş sonrası dönemde benimsediği “tek devlet, tek ordu ve merkezi egemenlik” hedefinin alanda uygulamasına işaret etmektedir. Halep’in seçilmesi rastlantı değildir. Kent hem simgesel hem de jeostratejik açıdan, Suriye’nin kuzeyindeki parçalı egemenlik alanlarının merkezinde yer almaktadır. Bu bağlamda Halep, Şam yönetimi açısından bir pilot alan niteliği taşımaktadır. Burada sağlanacak bir merkezi denetim, benzer güvenlik ve bütünleşme siyasalarının Münbiç, Rakka, Kobani, Tişrin Barajı çizgisi ve sonunda Haseke ile Deyrizor gibi stratejik bölgelerde uygulanmasının önünü açacaktır. Bulgular, Suriye devletinin bu süreci eş zamanlı ve topyekun bir askeri harekat yerine, aşamalı, bölgesel ve denetimli bir ilerleme stratejisiyle yürütmeyi tercih ettiğini göstermektedir. Bu açıdan Halep’teki çatışmalar, daha geniş bir coğrafi ve siyasal yeniden düzenleme sürecinin ilk görünür evresi olarak değerlendirilebilir.

Kürt Bakış Açısı: Rojava Merkezli Uzun Vadeli Egemenlik Projesi

Elde edilen bulgular, Kürt yerel aktörlerin (SDG ve ilişkili yapılar) Halep’teki direnişinin yalnızca mevcut mahallelerin savunulmasına indirgenemeyeceğini de ortaya koymaktadır. Kürt aktörlerin tutumu, daha geniş bir Rojava temelli siyasal ve toprak merkezli proje çerçevesinde şekillenmektedir. Bu bakış açısından bakıldığında, Halep’teki direniş yalnızca yerel özerkliği koruma çabası değil, kuzey Suriye’de kazanılmış alanların kalıcılaştırılması ve bu alanların bölgesel bir Kürt siyasal coğrafyasının parçası durumuna getirilmesi amacını taşımaktadır. Bu stratejik düşünce Irak, Türkiye ve İran’daki Kürt bölgeleriyle doğrudan birleşik bir siyasal yapıdan çok, zaman içinde birbirini tamamlayan ve eylemli olarak bağlantılı egemenlik alanları oluşturma hedefi üzerinden ilerlemektedir. Dolayısıyla “Büyük Kürdistan” söylemi, bu bağlamda bir ideolojik slogan olmaktan çok, uzun vadeli, aşamalı ve fırsat temelli bir jeopolitik vizyon olarak değerlendirilebilir.

Çatışmanın Özünde Yatan Yapısal Karşıtlık

Bu noktada çatışmanın temelinde yatan unsur netleşmektedir: Halep’te yaşananlar, iki tarafın da varoluşsal olarak algıladığı stratejik hedeflerin kesişim noktasında ortaya çıkmaktadır. Suriye devleti için sorun parçalı egemenliği sona erdirmek, silahlı çoğulculuğu ortadan kaldırmak ve tekil devlet yapısını yeniden kurmaktır. Kürt aktörler için ise sorun savaş sırasında kazanılan alanları kaybetmemek, siyasal ve askeri varlığı kurumsallaştırmak ve Rojava merkezli kazanımları geri döndürülemez duruma getirmektir. Bu iki stratejik hedef, uzlaşmadan çok sıfır toplamlı bir çatışma mantığı üretmektedir. Dolayısıyla Halep’te yaşananlar, geçici bir görüşme krizinden çok, iki karşıt gelecek beklentisinin alandaki ilk büyük yüzleşmesi olarak okunmalıdır.

Halep’ten Sonraki Güzergah: Çatışmanın Yayılma Gizil Gücü

Bulguların değerlendirilmesi, Halep’teki gelişmelerin sınırlı kalmayacağına işaret etmektedir. Suriye merkezi yönetimi Halep’te istediği ölçüde denetim sağlayabilirse, benzer bütünleşme ve merkezileştirme adımlarının kuzeydoğu Suriye’ye doğru yayılması olasıdır. Buna karşılık, Kürt aktörlerin Halep’te göstereceği direnç, diğer bölgelerdeki seferberlik kapasitesini de doğrudan etkileyecektir. Bu nedenle Halep, yalnızca bir şehir değil, Suriye’nin gelecekte nasıl bir devlet olacağının sınandığı bir eşik konumundadır.

KARŞI SAVLAR VE SINIRLILIKLAR

Bu çalışmada ileri sürülen bulgular ve değerlendirmeler, Halep’te yaşanan çatışmaların Suriye’de tekil devlet ve tek ordu temelinde egemenliğin yeniden kurulmasına yönelik uzun vadeli bir stratejinin ilk aşaması olduğu yönünde güçlü bir yorum ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, bu yorumun akademik geçerliliğini pekiştirmek adına, olası karşı savların ve çalışmanın yapısal sınırlılıklarının açık biçimde ele alınması gerekmektedir.

Halep’in Tekil Bir Olay Olduğu Yönündeki Karşı Sav

Olası bir karşı sav, Halep’teki çatışmaların genellenebilir bir stratejik planın parçası olmaktan çok, yerel güvenlik dinamiklerine özgü bir gelişme olduğu yönünde olabilir. Bu bakış açısına göre, Halep’teki operasyonlar, Şam yönetiminin ülke genelini kapsayan bir merkezileşme hamlesinin başlangıcı değil, kentteki özgül demografik yapı, tarihsel gerilimler ve yerel güç dengeleri nedeniyle ortaya çıkmış sınırlı bir müdahaledir. Bu karşı sav, özellikle Suriye devletinin farklı bölgelerde farklı yöntemler uyguladığına dikkat çekerek, Halep’in bireysel bir örnek olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunabilir. Ancak bu çalışma, Halep’in yalnızca yerel bir olay olmadığını, aksine, coğrafi konumu, Kürt nüfusun yoğunluğu ve kuzey Suriye’deki güç dağılımı nedeniyle stratejik bir başlangıç noktası olarak seçildiğini ileri sürmektedir. Buna karşın, Halep’ten sonra benzer adımların atılıp atılmayacağı, bu yorumun deneysel olarak doğrulanması gereken bir varsayım olarak kalmaktadır.

Kürt Hareketinin Son Hedeflerine İlişkin Yorumsal Sınır

Bir diğer önemli karşı sav, Kürt yerel aktörlerin hedeflerinin bu çalışmada ileri sürüldüğü ölçüde bölgesel ve genişlemeci olmayabileceği yönündedir. Bu bakış açısına göre, SDG ve ilişkili yapıların temel amacı, “Büyük Kürdistan” gibi geniş ölçekli bir siyasal projeden çok, Suriye sınırları içinde kazanılmış özerkliği korumak ve yerel yönetim kapasitesini sürdürmektir. Bu çalışmada Kürt bakış açısı, ideolojik söylemlerden çok eylemli toprak denetimi, kurumsallaşma ve kalıcılık arayışı üzerinden ele alınmaktadır. Ancak Kürt hareketinin uzun vadeli hedefleri, büyük ölçüde değişken, çok katmanlı ve dış aktörlerle ilişkilerden etkilenen bir nitelik taşımaktadır. Bu nedenle, Kürt direnişinin bölgesel bir egemenlik projesinin parçası olduğu yönündeki değerlendirme, olasılık temelli ve çözümleyici bir çıkarım olarak sunulmakta ve kesin ve tekil bir niyet atfı olarak ileri sürülmemektedir.

Uluslararası Aktörlerin Rolünün Göz Ardı Edildiği Savı

Bir başka karşı sav, çalışmanın Suriye iç dinamiklerine ağırlık vererek, ABD, Rusya ve bölgesel aktörlerin olası yönlendirici rollerini ikincil plana ittiği yönünde olabilir. Bu görüşe göre, Halep’teki gelişmeler, büyük ölçüde uluslararası güçlerin örtük onayı ya da edilginliğiyle olanaklı duruma gelmiştir ve bu durum yeterince çözümlenmemiştir. Bu eleştiri kısmen geçerlidir. Ancak çalışma, bilinçli bir tercihle, uluslararası aktörlerin geri çekilme eğilimini bir veri olarak kabul etmekte ve bu geri çekilmenin, yerel aktörlerin hareket alanını genişlettiğini savunmaktadır. Dolayısıyla uluslararası etmenlerin etkisi reddedilmemekte, ancak belirleyici olmaktan çok dolaylı ve sınırlayıcı olmayan bir çerçevede ele alınmaktadır.

Yöntemsel ve Deneysel Sınırlılıklar

Bu çalışmanın önemli bir sınırlılığı, doğrudan alan verilerine erişimin olanaklı olmaması nedeniyle, çözümlemelerin ikincil kaynaklara dayanmasıdır. Bu durum, özellikle aktörlerin niyetleri ve uzun vadeli stratejik hedefleri konusunda kesin yargılara varmayı zorlaştırmaktadır. Ayrıca çalışma, Halep özelinde derinlemesine bir çözümleme sunmayı amaçladığından, bulguların ülke geneline genellenebilirliği sınırlıdır. Bununla birlikte, Halep’in simgesel ve stratejik konumu göz önüne alındığında, bu olay üzerinden yapılan çözümlemelerin, Suriye’de savaş sonrası egemenlik ve merkezileşme süreçlerine ilişkin önemli çözümleyici ipuçları sunduğu değerlendirilmektedir.

Karşı savlar ve sınırlılıklar dikkate alındığında, bu çalışma, Halep’teki çatışmaları tek boyutlu bir açıklamayla ele almaktan kaçınmakta, aksine, çok katmanlı ve dinamik bir sürecin ilk aşaması olarak yorumlamaktadır. Bulguların kesinliği zaman içinde sınanabilir olmakla birlikte, Halep’in Suriye’nin gelecekteki siyasal ve askeri yapılanması açısından kritik bir eşik oluşturduğu yönündeki temel saptama geçerliliğini korumaktadır.

YAKIN GELECEĞE İLİŞKİN KESTİRİMLER: OLASI SENARYOLAR VE STRATEJİK YÖNELİMLER

Bu çalışmanın bulguları ve değerlendirmeleri ışığında, Halep’te 2026 yılı başı itibarıyla yaşanan gelişmelerin, Suriye’nin kuzeyinde önümüzdeki dönemde ortaya çıkabilecek daha geniş ölçekli siyasal ve askeri dönüşümlerin habercisi olduğu değerlendirilmektedir. Yakın geleceğe ilişkin kestirimler, kesin öngörülerden çok, mevcut eğilimler ve aktör davranışları temelinde şekillenen olasılık senaryoları çerçevesinde ele alınmalıdır.

Merkezi Devletin Aşamalı Yayılma Stratejisinin Derinleşmesi

Mevcut bulgular, Suriye merkezi yönetiminin Halep’te uyguladığı güvenlik ve merkezileştirme stratejisinin, kısa vadede başarı sağlaması durumunda, coğrafi olarak genişletilmesi olasılığını güçlendirmektedir. Bu çerçevede, Halep’i izleyen süreçte Münbiç ve Rakka gibi simgesel ve stratejik merkezlerde benzer bütünleşme girişimlerinin gündeme gelmesi olasıdır. Bu bölgeler, hem Kürt yerel yönetimlerinin siyasal meşruluğunu temsil etmekte hem de kuzey Suriye’deki ulaşım ve lojistik ağların düğüm noktalarını oluşturmaktadır. Bu senaryoda, devletin temel hedefi, geniş çaplı ve ani askeri operasyonlar yerine, parçalı, denetimli ve zamana yayılan müdahaleler yoluyla eylemli egemenliği pekiştirmek olacaktır. Böyle bir yaklaşım, uluslararası tepkileri sınırlı tutmayı ve yerel direnişi zamana yayarak aşındırmayı amaçlamaktadır.

Kürt Aktörlerin Savunmacı Güçlendirme Arayışı

Yakın gelecekte Kürt yerel aktörlerin temel refleksinin, mevcut denetim alanlarını korumaya ve kurumsal kapasiteyi artırmaya yönelik savunmacı bir güçlendirme stratejisi olacağı öngörülebilir. Halep’teki gelişmeler, Kürt hareketi açısından, kazanımların geri döndürülebilir olduğu gerçeğini bir kez daha ortaya koymuştur. Bu durum, Kobani, Tişrin Barajı çizgisi, Haseke ve Deyrizor gibi bölgelerde askeri hazırlıkların ve siyasal hareketliliğin artmasına yol açabilir. Bu süreçte Kürt aktörlerin, doğrudan genişleme yerine, mevcut alanlarda yönetim, güvenlik ve toplumsal meşruluğu güçlendirmeye odaklanmaları olasıdır. Ancak bu savunmacı tutum dahi, merkezi devletin egemenlik stratejisiyle kaçınılmaz olarak çatışma gizil gücü taşımaktadır.

Çatışmanın Coğrafi Yayılma ve Dönüşüm Riski

Halep’teki çatışmaların yakın gelecekte başka bölgelere sıçraması, yüksek olasılıklı bir senaryo olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte bu yayılma, klasik anlamda geniş cepheli bir savaş biçiminde değil, düşük yoğunluklu, bölgesel ve dönemsel gerilimler şeklinde ortaya çıkabilir. Bu tür bir çatışma modeli hem devlet hem de Kürt aktörler açısından maliyetleri denetim altında tutma amacına hizmet etmektedir. Ancak bu durum, çatışmanın ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Aksine, uzun süreli ve belirsiz bir gerilim durumu sivil nüfus üzerindeki baskıyı artırarak toplumsal kırılganlıkları derinleştirebilir.

Uluslararası Etmenlerin Seçici Geri Duruşu ve Yerel Aktörlerin Alan Mücadeleleri

Yakın geleceğe ilişkin önemli kestirimlerden biri, uluslararası aktörlerin Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelere yönelik doğrudan müdahaleden kaçınan ancak sürecin yönüne dolaylı biçimde etki eden tutumlarını sürdürmeleridir. Küresel ve bölgesel önceliklerin değişmesi, Suriye dosyasının uluslararası gündemde ikinci plana itilmesine yol açmakta ve bu durum, alandaki gelişmelerin daha çok yerel ve ulusal aktörler tarafından belirlenmesine olanak tanımaktadır. Ancak bu tablo, uluslararası aktörlerin bütünüyle edilgen kaldığı bir duruma işaret etmemektedir.

ABD’nin SDG’nin Halep’ten çekilmesine verdiği destek, uluslararası aktörlerin belirli eşiklerde sürecin yönünü etkileyen seçici bir ilişkisizlik stratejisi benimsediğini göstermektedir. Bu yaklaşım, merkezi devletin egemenliği yeniden kurmaya yönelik adımlarını engellememekte aksine bu sürecin çatışmayı tırmandırmadan ilerlemesine üstü örtük bir alan açmaktadır. Aynı zamanda Kürt aktörleri, merkezi alanlardan geri çekilerek denetledikleri bölgelerde daha savunmacı ve alan korumaya dayalı stratejilere yönelmeye zorlamaktadır. Bu çerçevede ortaya çıkan tablo, çatışmanın çözümünü hızlandıran bir uluslararası arabuluculuktan çok, taraflar arasında askıda ve kırılgan bir denge üreten bir statükoya işaret etmektedir. Uluslararası aktörlerin bu dikkatli geri duruşu, kısa vadede büyük ölçekli çatışmaları sınırlayabilirken, orta vadede Suriye’nin siyasal ve yönetsel geleceğine ilişkin belirsizlikleri ortadan kaldırmaktan uzak görünmektedir.

Uzun Vadeli Sonuçlara İlişkin Erken İşaretler

Yakın gelecekte yaşanacak gelişmeler, Suriye’de savaş sonrası dönemin niteliğine ilişkin daha net göstergeler sunacaktır. Halep’te başlayan sürecin başarıyla devam etmesi durumunda, Suriye’nin tekil ve güçlü merkezi devlet modeline doğru ilerlemesi olanaklı görünmektedir. Buna karşılık, Kürt direnişinin belirli bölgelerde kalıcılaşması, parçalı ve sürekli gerilim üreten bir siyasal yapının uzun süre devam etmesine yol açabilir. Bu nedenle Halep, yalnızca bugünün değil, Suriye’nin orta ve uzun vadeli siyasal geleceğinin şekillendiği bir eşik olarak önemini korumaktadır.

Yakın geleceğe ilişkin bu kestirimler, çalışmanın bulgularını söylenti benzeri savlara dönüştürmeden, mevcut eğilimlerin mantıksal uzantılarını ortaya koymaktadır. Halep’te yaşananlar, Suriye’de çatışmanın sona ermediğini, aksine biçim değiştirerek ve yeni coğrafyalara evrilerek devam etme gizil gücü taşıdığını göstermektedir.

ABD–SDG–ŞAM ÜÇGENİNDE YENİ DENGE ARAYIŞI

Halep’teki son gelişmeler, Suriye alanında yalnızca yerel aktörler arasındaki güç savaşımını değil, aynı zamanda ABD, SDG ve Şam yönetimi arasındaki ilişkilerin yeniden tanımlandığı bir denge arayışını da ortaya koymaktadır. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, SDG’nin Halep’ten barışçıl biçimde çekilmesine verdiği açık destek Washington’un alandaki önceliklerinde önemli bir nüans değişimine işaret etmektedir.

Bu tutum, ABD’nin SDG ile ilişkisini tamamen sonlandırdığı anlamına gelmemekle birlikte, Halep gibi simgesel ve stratejik önemi yüksek bir kentte, Suriye devletinin egemenlik savına açık biçimde karşı çıkmaktan kaçındığını göstermektedir. ABD bu bağlamda, çatışmayı yönlendiren veya belirleyici bir aktör olmaktan çok devlet merkezli merkezileşme sürecine seçici uyum gösteren ve süreci örtük biçimde meşrulaştıran bir konuma yerleşmektedir.

Şam yönetimi açısından Halep, silahlı çoğulculuğun sınırlandırılması ve ülke genelinde egemenliğin yeniden kurulması yönünde kritik bir eşik niteliği taşımaktadır. SDG’nin Halep’ten çekilmesi, bu stratejinin yalnızca askeri değil, aynı zamanda siyasal ve simgesel bir başarısı olarak değerlendirilmektedir. Kürt aktörler ise bu süreçte, Halep gibi merkezi alanlardan geri çekilirken Fırat’ın doğusunda elde ettikleri alanları korumaya yönelik daha savunmacı bir konuma yönelmiş görünmektedir.

Bu üçlü ilişki ağı, Suriye’de çatışmanın artık doğrudan rejim değişimi veya ideolojik projeler üzerinden değil, egemenliğin yeniden merkezileştirilmesi, silahlı aktörlerin giderilmesi veya bütünleştirilmesi ekseninde şekillendiğini göstermektedir. ABD’nin Halep bağlamındaki tutumu, bu dönüşümün uluslararası düzeyde de bütünüyle karşı çıkılmayan bir yönelim durumuna geldiğini ortaya koymaktadır.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, Halep’te yaşanan son askeri ve siyasal gelişmeleri, Suriye iç savaşının geçirdiği yapısal dönüşüm çerçevesinde değerlendirmiştir. Halep örneği, çatışmanın artık ideolojik projeler, rejim değişikliği hedefleri veya geçici askeri kazanımlar üzerinden değil devlet egemenliğinin yeniden merkezileştirilmesi ve silahlı çoğulculuğun ortadan kaldırılması ekseninde şekillendiğini göstermektedir. Bu yönüyle Halep, Suriye’de yeni bir evrenin başladığına işaret eden kritik bir eşik niteliği taşımaktadır.

Makalenin bulguları, Şam yönetiminin “tek devlet–tek ordu” stratejisini yalnızca söylemsel düzeyde değil, alanda eylemli adımlarla yaşama geçirmeye başladığını ortaya koymaktadır. Halep’te SDG’nin alan kaybetmesi, bu stratejinin ilk somut görünümü olarak değerlendirilmelidir. Bu süreç, devletin egemenlik savını yalnızca askeri denetimle sınırlı tutmadığını, aynı zamanda yönetim ve güvenlik yapısı seçeneklerinin ortadan kaldırılmasını hedeflediğini göstermektedir.

Kürt silahlı ve siyasal aktörler açısından bakıldığında ise Halep’te yaşananlar, Rojava temelli özerklik beklentisinin Suriye’nin merkezi kentlerinde sürdürülebilirliğinin sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır. SDG’nin Halep’ten çekilmesi, Kürt aktörlerin stratejik yönelimlerinde daha savunmacı ve alan korumaya dayalı bir konuma geçmek zorunda kaldıklarını göstermektedir. Bu durum, Kürt hareketinin uzun vadeli hedeflerinden bütünüyle vazgeçtiği anlamına gelmemekle birlikte, alandaki güç dengelerinin bu hedefleri ciddi biçimde daralttığını ortaya koymaktadır.

Çalışmanın önemli bulgularından biri, uluslararası aktörlerin, özellikle de ABD’nin bu sürece yönelik tutumudur. ABD’nin SDG’nin Halep’ten çekilmesine verdiği destek, devlet merkezli egemenlik pekiştirme sürecinin yalnızca yerel bir gelişme olmadığını, aynı zamanda uluslararası düzeyde örtük biçimde kabul gören bir yönelim durumuna geldiğini göstermektedir. Bu durum, ABD’nin Suriye alanında doğrudan belirleyici bir aktör olmaktan çok merkezileşme sürecine açıkça karşı çıkmayan ve süreci seçici biçimde uyumlayan bir konuma yerleştiğine işaret etmektedir.

Bu bağlamda Halep, yalnızca bir şehir değil Suriye’de çatışmanın geleceğine ilişkin daha geniş bir eğilimin habercisidir. Bulgular, benzer süreçlerin orta vadede Münbiç, Rakka, Haseke, Kamışlı ve Deyrizor gibi bölgelerde de gündeme gelebileceğini düşündürmektedir. Ancak bu sürecin doğrusal ve sorunsuz ilerleyeceğini varsaymak olanaklı değildir. Kürt aktörlerin alan koruma refleksleri, yerel direniş dinamikleri ve bölgesel güçlerin müdahaleleri, merkezileşme sürecinin kırılganlığını sürdürmektedir. Doğal olarak Arap aşiretlerin tutum ve davranışları da bu süreçte etkili rol oynayacaktır.

Sonuç olarak bu makale, Halep’te yaşanan gelişmeleri, Suriye iç savaşının yeni bir aşamasını temsil eden devlet merkezli egemenliğin yeniden oluşturulması sürecinin erken bir örneği olarak kavramsallaştırmaktadır. Halep’te ortaya çıkan tablo, Suriye’de çatışmanın giderek ideolojik hedeflerden uzaklaşıp, egemenliğin yeniden tanımlanması ve silahlı aktörlerin giderilmesi ya da bütünleştirilmesi doğrultusunda evrildiğini göstermektedir. Bu dönüşümün başarısı ya da başarısızlığı, yalnızca Halep’in değil, Suriye’nin gelecekteki siyasal ve toprak bütünlüğünün de belirleyici unsurlarından biri olacaktır.

Öngörülere Yönelik Yöntembilimsel Savunma ve Çözümleyici Sınırlılıkların Gerekçelendirilmesi

Bu çalışmada ileri sürülen değerlendirmelerin ve yakın geleceğe ilişkin kestirimlerin, deterministik veya kesin sonuç savları olarak değil, mevcut alan dinamikleri, aktör davranışları ve söylemsel yönelimler üzerinden yapılan çözümleyici çıkarımlar olarak ele alınması gerekmektedir. Suriye alanının yüksek derecede değişken ve çok aktörlü yapısı göz önünde bulundurulduğunda, Halep’te gözlemlenen merkezileşme eğiliminin doğrusal ve kesintisiz biçimde ülke geneline yayılacağını varsaymak yöntembilimsel açıdan temkinli olunması gereken bir konudur. Bu bağlamda çalışma, belirli bir sonucu öngörmekten çok, Halep’te ortaya çıkan gelişmeleri bir eğilim, bir yönelim ve bir erken uyarı alanı olarak kavramsallaştırmaktadır. Kürt aktörlerin stratejik hesapları, uluslararası güçlerin tutum değişiklikleri ve bölgesel müdahaleler, bu sürecin yönünü ve hızını doğrudan etkileyebilecek değişkenlerdir. Dolayısıyla makalede sunulan öngörüler, kapalı ve kesin modellerden çok, koşullara bağlı olarak farklı biçimlerde evrilebilecek senaryolar çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım, çalışmanın deneysel sınırlılıklarının farkında olan ve çözümleyici ihtiyatı önceleyen bir yöntemsel tercihi yansıtmaktadır.

Siyasa Çıkarımları

Bu çalışmanın bulguları, Suriye alanında etkinlik gösteren ulusal, bölgesel ve uluslararası aktörler açısından önemli siyasa çıkarımlarına işaret etmektedir. Öncelikle Halep örneği, Suriye devletinin egemenliği yeniden merkezileştirme yönündeki kararlılığının yalnızca askeri değil, aynı zamanda siyasal ve simgesel bir boyut kazandığını göstermektedir. Bu durum, alanda etkinlik gösteren silahlı ve yarı-devlet aktörlerin uzun vadeli stratejilerini yeniden gözden geçirmelerini zorunlu kılmaktadır.

Kürt aktörler açısından bakıldığında, Halep’te yaşananlar, merkezi şehirlerde alan tutmaya dayalı bir stratejinin sürdürülebilirliğinin sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Kürt siyasal hareketinin, askeri kazanımlar ile siyasal meşruluk arasındaki dengeyi yeniden kurmaya yönelik arayışlara yönelmesi olasıdır. Aksi halde, merkezileşme sürecinin ilerlemesi, Kürt aktörlerin kazanımlarını daha dar coğrafyalara sıkıştırma riski taşımaktadır.

Uluslararası aktörler, özellikle de ABD açısından Halep, alandaki önceliklerin yeniden tanımlandığı bir dönüm noktasıdır. ABD’nin SDG’nin Halep’ten çekilmesine verdiği destek, Washington’un Suriye’de doğrudan alan tutma veya rejimle açık çatışma yerine, denetimli geri çekilme ve denge koruma stratejisini benimsediğini göstermektedir. Bu yaklaşım, ABD’nin gelecekte de benzer merkezileşme adımlarına açıkça karşı çıkmaktan kaçınabileceğine işaret etmektedir.

Son olarak, bölgesel aktörler ve uluslararası toplum açısından Halep, Suriye’de çatışmanın çözümüne yönelik diplomatik girişimlerin yeniden çerçevelenmesi gerektiğini göstermektedir. Çatışmanın ideolojik projelerden çok egemenliğin yeniden tanımlanması ekseninde ilerlemesi, görüşme süreçlerinde silahlı aktörlerin statüsü, bütünleşmesi veya giderilmesi konularını daha merkezi duruma getirecektir. Bu nedenle Halep’te ortaya çıkan tablo, yalnızca bir askeri gelişme değil Suriye’nin geleceğine ilişkin siyasa üretiminde dikkate alınması gereken stratejik bir uyarı alanı olarak değerlendirilmelidir.


 

Kaynakça

 

Acharya, A. (2018). The end of American world order (2nd ed.). Polity Press.

Barnett, M., & Zürcher, C. (2009). The peacebuilder’s contract: How external statebuilding reinforces weak statehood. International Studies Quarterly, 53(1), 23–52. https://doi.org/10.1111/j.1468-2478.2008.01523.x

Baczko, Adam, Gilles Dorronsoro ve Arthur Quesnay. (2018). Suriye: Bir İç Savaşın Anatomisi. İletişim.

Gunter, M. M. (2014). Out of nowhere: The Kurds of Syria in peace and war. Hurst.

Hinnebusch, R. (2012). Syria: From “authoritarian upgrading” to revolution? International Affairs, 88(1), 95–113. https://doi.org/10.1111/j.1468-2346.2012.01059.x

Hinnebusch, R., & Zintl, T. (2015). Syria from reform to revolt: Political economy, conflict, and international relations. Third World Quarterly, 36(10), 1825–1843. https://doi.org/10.1080/01436597.2015.1086632

Mamdani, M. (2001). When victims become killers: Colonialism, nativism, and the genocide in Rwanda. Princeton University Press.

Mann, M. (1984). The autonomous power of the state: Its origins, mechanisms and results. European Journal of Sociology, 25(2), 185–213. https://doi.org/10.1017/S0003975600004239

Natali, D. (2010). The Kurdish quasi-state: Development and dependency in post-Gulf War Iraq. Syracuse University Press.

Phillips, C. (2016). The battle for Syria: International rivalry in the new Middle East. Yale University Press.

Staniland, P. (2014). Networks of rebellion: Explaining insurgent cohesion and collapse. Cornell University Press.

Tilly, C. (1985). War making and state making as organized crime. In P. Evans, D. Rueschemeyer, & T. Skocpol (Eds.), Bringing the state back in (pp. 169–191). Cambridge University Press.

Yassin-Kassab, R., & Al-Shami, L. (2016). Burning country: Syrians in revolution and war. Pluto Press.

Hiç yorum yok: