Halep’te Yeniden Tırmanma: Suriye
Devlet Egemenliğinin Pekiştirilmesi, Kürt Aktörler ve Uluslararası Sessiz Görüş
Birlikteliği
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
ÖZ
Bu çalışma, Halep’te son dönemde
yaşanan askeri ve siyasal gelişmeleri, Suriye iç savaşının yeni bir evresine
işaret eden devlet merkezli egemenliğin yeniden kurulması süreci çerçevesinde çözümlemektedir.
Makale, Halep’teki çatışmaları yalnızca yerel güvenlik dinamikleri veya
taktiksel askeri kazanımlar üzerinden değil, Suriye devletinin “tek devlet–tek
ordu” stratejisi doğrultusunda silahlı çoğulculuğu gidermeye etmeye yönelik
daha geniş bir güç ve egemenliğin pekiştirilmesi sürecinin ilk aşaması olarak
ele almaktadır. Çalışmada ayrıca Kürt silahlı ve siyasal aktörlerin Rojava
temelli özerklik beklentileri ile Şam yönetiminin merkezileşme stratejisi
arasındaki yapısal gerilim incelenmektedir. ABD’nin, Suriye Demokratik
Güçleri’nin (SDG) Halep’ten çekilmesine verdiği destek ise, bu sürecin yalnızca
yerel değil, uluslararası düzeyde de örtük biçimde onaylandığını göstermesi
bakımından özel olarak değerlendirilmiştir. Makale, Halep örneği üzerinden
Suriye’de çatışmanın ideolojik projelerden çok egemenliğin yeniden
merkezileştirilmesi yönünde evrildiğini savunmakta ve bu sürecin orta vadede
ülkenin kuzeyine yayılabilecek etkilerini tartışmaktadır.
Anahtar
Kelimeler: Halep, Suriye iç savaşı, devlet
egemenliği, SDG, güç konsolidasyonu, merkezileşme
ABSTRACT
This article analyzes recent military and political developments in
Aleppo within the framework of a new phase in the Syrian conflict characterized
by state-centered reconstruction of sovereignty. Rather than interpreting the
events in Aleppo merely as localized security incidents or tactical military
gains, the study conceptualizes them as the initial stage of a broader process
of power and territorial consolidation pursued by the Syrian state under the
“one state–one army” strategy. The article further examines the structural
tension between the Rojava-based autonomy aspirations of Kurdish armed and
political actors and Damascus’ centralization agenda. Particular attention is
given to the United States’ support for the withdrawal of the Syrian Democratic
Forces (SDF) from Aleppo, which indicates that this process is tacitly endorsed
not only at the local level but also within the international arena. By
focusing on Aleppo as a critical threshold, the study argues that the Syrian
conflict is increasingly evolving away from ideological projects toward the
reassertion of centralized sovereignty, with significant implications for
northern Syria in the medium term.
Keywords: Aleppo, Syrian civil war, state sovereignty, SDF, power consolidation,
centralization
GİRİŞ
2026 yılının
ilk günlerinde Suriye’nin kuzeyindeki tarihsel metropol Halep (Aleppo), uzunca
bir süredir devam eden gerilim çizgisinde kritik bir dönemeçten geçmektedir.
2011–2024 arasındaki iç savaş sonrası Şam hükümeti ile Suriye Demokratik
Güçleri (SDG) arasında zaman zaman gerilim yaşanan kentin bazı Kürt nüfuslu
mahallelerinde Ocak ayının başında üç gün süren yoğun çatışmalar yeniden patlak
verdi. Bu yeni dönemde Suriye ordusunun askeri operasyonlarında hedef aldığı
başlıca bölgeler Şeyh Maksud, Eşrefiye (Ashrafieh) ve Beni Zeyd mahalleleridir.
Bu alanlar Halep’in kuzeyinde önemli Kürt nüfus yoğunluğuna sahiptir ve uzun
süredir SDG ile bağlantılı yerel otoritelerin eylemli denetimi altındadır.
Gerginlik, tarafların bütünleşmeyi öngören Mart 2025 anlaşmasının
uygulanamamasıyla başlamıştır. Bu anlaşma, SDG güçlerinin Suriye ordusuna ve
devlet kurumlarına katılımını hedefliyordu. Ancak uygulamadaki tıkanıklık,
Halep’teki Kürtler ile devlet arasındaki çatışmanın yeniden yüzeye çıkmasına
neden olmuştur.
Askeri
Çatışma ve Ateşkes Girişimleri
Suriye
Savunma Bakanlığı tarafından yapılan duyurulara göre hükümet, SDG’nin bölgeden
çekilmesi için belirli süreler tanıyan bir ateşkes ve çekilme çağrısı ilan
etmiş buna karşılık Kürt konseyleri çağrıyı “teslim olmak” olarak
değerlendirerek reddetmiştir. Bu reddediş, ateşkes süreçlerinin çabuk çökmesine
ve çatışmaların yeniden alevlenmesine yol açmıştır. Erken günlerde ilan edilen
geçici ateşkes, Suriye ordusunun Kürt milislerin tahliyesini öngören süreye karşın
beklenen çekilmeyi görmemesi sonrasında başarısız olmuş ve bunun üzerine
Savunma Bakanlığı açık askeri operasyonlar başlatmıştır. Özellikle Şeyh
Maksud’da hükümet güçleriyle SDG arasında yoğun çatışmalar yaşanmakta ve her
iki taraf da birbirini ateşkesi çiğnemekle suçlamaktadır.
Sivil
Halk Üzerindeki Baskı
Bu yeni
çatışma dönemi, Halep’te başka bir büyük insancıl krizi tetiklemiştir. Yerel
yetkililer ve savaş gözlemcileri, şiddet olaylarının yoğunlaşmasıyla birlikte
yaklaşık 140.000’den fazla kişinin evlerini terk etmek zorunda kaldığını ve on
binlerce sivilin göç ettiğini rapor etmektedir. Saldırılar, okul ve hastanelerin
kapatılmasına, uçuşların durdurulmasına ve kentin çeşitli bölgelerinde kamu
hizmetlerinin askıya alınmasına yol açmıştır. Sivil halkın çekilme süreçleri
sırasında hem Suriye ordusu hem de SDG denetimindeki bölgelerde karşılıklı
olarak sivil altyapı ve konut alanlarının hedef alındığına ilişkin karşılıklı
suçlamalar ortaya çıkmıştır. Halep’teki çatışmalar, kısa süre içinde siviller
üzerinde ağır psikolojik ve ekonomik maliyetler bırakmıştır.
Bölgesel
Diplomasi ve Uluslararası Tepkiler
Uluslararası
aktörler de duruma müdahil olmaya çalışmaktadır. ABD, çatışmaların
yatıştırılması ve kalıcı ateşkes sağlanması yönünde diplomatik çabalar
yürütürken, Türkiye sınır güvenliği ve olası göç akınları konusunda dikkatli
gözlem ve ateşkes çağrılarına paralel açıklamalar yapmaktadır. Türkiye, SDG’yi
PKK bağlantısı üzerinden “terörist” olarak nitelendirerek çatışma çizgisindeki
gelişmelerin kendi ulusal güvenlik öncelikleri açısından izlenmesi gerektiğini
vurgulamıştır. Halep’teki bu son dönemdeki şiddet dalgası, Suriye’nin siyasal
birliği ve devlet yapısının yeniden kurulması sürecini doğrudan etkilemektedir.
Özellikle SDG ile devlet arasındaki bütünleşme sürecinin tıkanması, siyasal
çıkmazı derinleştirirken çatışmaların yeniden şiddetli biçimde patlak vermesi
Suriye’de barışçıl çözüm arayışlarının önünde ciddi bir engel oluşturmaktadır.
10 Ocak
2026 Sabahı İtibarıyla Halep’te Durum
2026 yılının
Ocak ayının ilk haftasında Halep’te yeniden yoğunlaşan çatışmalar, Suriye iç
savaşının sona erdiğine ilişkin yaygın kabulleri sorgulatan yeni bir güvenlik
ve egemenlik krizini ortaya çıkarmıştır. 10 Ocak 2026 sabahı itibarıyla kent,
özellikle kuzey ve kuzeydoğu mahallelerinde devam eden silahlı çatışmalar
nedeniyle yeniden yüksek riskli bir çatışma alanı durumuna gelmiştir.
Çatışmaların odağını, uzun süredir Kürt nüfusun yoğun olduğu ve SDG ile
bağlantılı yerel yapıların denetiminde bulunan Şeyh Maksud, Eşrefiye
(Ashrafieh) ve Bani Zeyd mahalleleri oluşturmaktadır.
Suriye
merkezi hükümeti, bu bölgelerdeki denetim düzenini devlet egemenliği açısından
kabul edilemez olarak nitelendirmiş ve SDG unsurlarının bölgeden çekilmesi
yönünde çağrılarda bulunmuştur. Savunma Bakanlığı tarafından yapılan
açıklamalarda, söz konusu mahallelerin “devletin egemenlik alanı” olduğu
vurgulanmış ve bu çerçevede SDG’ye bağlı silahlı unsurların varlığı, kamu
düzeni ve ulusal bütünlük açısından bir tehdit olarak tanımlanmıştır. Ancak bu
çağrılar, Kürt yerel konseyleri ve SDG yönetimi tarafından “teslimiyet
dayatması” olarak değerlendirilmiş ve reddedilmiştir. Bu durum, kısa süreli
ateşkes girişimlerinin başarısız olmasına ve çatışmaların yeniden tırmanmasına
yol açmıştır.
Askeri
açıdan bakıldığında, 9-10 Ocak sabahı itibarıyla Suriye ordusu söz konusu
mahallelerde sınırlı fakat yoğun operasyonlar yürütmüştür. Operasyonlar, büyük
ölçüde kentsel alanlarda gerçekleştiğinden, doğrudan cephe çizgisi yerine
mahalle bazlı çatışmalar şeklinde ortaya çıkmıştır. Bu durum, askeri
kazanımlardan çok siyasal mesaj üretimine yönelik bir güç kullanımı biçimine
işaret etmiştir. Devletin temel hedefinin, Halep genelinde parçalı ve özerk
güvenlik düzenlerini ortadan kaldırarak merkezi denetimi kurmak olduğu ortaya
çıkmıştır. Çatışmaların yeniden alevlenmesi, sivil nüfus üzerinde ciddi insancıl
sonuçlar doğurmuştur. Yerel ve uluslararası gözlemcilere göre, 10 Ocak sabahı
itibarıyla on binlerce sivil çatışma bölgelerini terk etmek zorunda kalmış ve
kent içi göç hareketleri hız kazanmıştır. Okulların kapatılması, sağlık
hizmetlerinin aksaması ve temel altyapının zarar görmesi, Halep’te zaten
kırılgan olan toplumsal yaşamı daha da zayıflatmıştır. Bu bağlamda, Halep’te
yaşanan gelişmeler yalnızca askeri bir tırmanma değil, aynı zamanda yeni bir insancıl
güvenlik krizi olarak da değerlendirilmelidir.
Bölgesel ve
uluslararası aktörlerin tepkileri ise sınırlı ve temkinli kalmıştır. ABD ve
bazı Avrupa ülkeleri, çatışmaların genişlememesi yönünde diplomatik çağrılarda
bulunurken, Türkiye, sınır güvenliği ve olası yeni göç dalgaları açısından
durumu yakından izlediğini açıklamıştır. Bununla birlikte, alandaki gelişmeler
üzerinde belirleyici bir dış müdahale veya bağlayıcı bir uluslararası mekanizma
henüz devreye girmemiştir. Bu durum, Halep’te yaşanan çatışmaların çözümünün
büyük ölçüde Suriye iç siyasetindeki güç dengelerine ve merkezi devletin
uygulayacağı stratejilere bağlı olduğunu göstermektedir.
Sonuç
olarak, Halep’te ortaya çıkan tablo, Suriye’de “savaş sonrası dönem” olarak
tanımlanan sürecin son derece kırılgan olduğunu ortaya koymaktadır. Halep, bir
kez daha yalnızca yerel bir güvenlik sorunu değil, devlet egemenliği, merkezileşme
siyasaları ve etnik ve siyasal bütünleşme tartışmalarının kesiştiği kritik bir
alan durumuna gelmiştir. Bu bağlamda kentte yaşanan son gelişmeler, Suriye’nin
gelecekteki siyasal ve yönetsel yapısına ilişkin daha geniş ölçekli
tartışmaların habercisi niteliğindedir. Suriye Ordusu 10.Ocak.2026 günü öğleye doğru yaptığı
açıklamada Halep’in PHD/SDG’den arındırıldığını ve operasyonun tamamlandığını açıklamıştır.
Aynı gün daha sonraki saatlerde Lübnanlı yetkililerle ortak açıklama yapan
ABD’nin Suriye özel temsilcisi Tom Barrack ABD’nin SDG’nin Halep’ten
çıkartılması girişimini desteklediğini açıklamıştır.
Bu çalışma,
Halep’teki gelişmeleri yerel bir güvenlik krizi değil, Suriye’de savaş sonrası
egemenlik savaşımının ilk açık çatışma alanı olarak ele almaktadır. Bu
çalışmada güç pekiştirme kavramı Suriye devletinin askeri denetimin ötesine
geçerek, rakip silahlı aktörlerin alan egemenliğini ortadan kaldırması ve
egemenlik savını ülke geneline yayması süreci olarak kullanılmaktadır.
Amaç
Bu
çalışmanın temel amacı, 9 ve 10 Ocak 2026 itibarıyla Halep’te yeniden tırmanan
çatışmaları, Suriye iç savaşının “savaş sonrası” olarak tanımlanan evresinde
ortaya çıkan devlet egemenliği, merkezileşme siyasaları ve yerel silahlı
aktörlerle bütünleşme sorunları bağlamında çözümlemektir. Çalışma, Halep’teki
güncel gelişmeleri yalnızca geçici bir güvenlik krizi olarak değil, Suriye’de
devletin yeniden kurulma sürecinde karşılaşılan yapısal gerilimlerin somut bir görünümü
olarak ele almayı amaçlamaktadır.
Bu
doğrultuda makale, Suriye merkezi yönetimi ile Kürt yerel aktörler (özellikle
Suriye Demokratik Güçleri ve ilişkili yerel yapılar) arasındaki çatışmanın, askeri
boyutunun ötesinde, egemenliğin yeniden tanımlanması ve siyasal otoritenin pekiştirilmesi
çerçevesinde nasıl şekillendiğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Halep örneği
üzerinden, savaş sonrası dönemde devletin parçalı denetim alanlarını ortadan
kaldırma çabasının hangi siyasal ve toplumsal maliyetleri ürettiği
tartışılmaktadır.
Çalışmanın
bir diğer amacı, Halep’teki son çatışmaların uluslararası ve bölgesel bağlamını
değerlendirmektir. Bu kapsamda, ABD, Türkiye ve diğer dış aktörlerin sınırlı ve
temkinli tepkilerinin, Suriye krizinin çözümünde uluslararası müdahalenin
giderek geri planda kaldığını ve çözüm dinamiklerinin büyük ölçüde iç
aktörlerin güç ilişkilerine indirgendiğini göstermesi hedeflenmektedir.
Böylece, Halep’teki gelişmelerin, uluslararası sistemde artan çok taraflılık
krizinin yerel çatışma alanlarına nasıl yansıdığı da dolaylı biçimde çözümlenmektedir.
Son olarak
bu çalışma, Halep’te yaşanan güncel gelişmeler üzerinden, savaş sonrası
toplumlarda barışın sürdürülebilirliği, yerel aktörlerin siyasal bütünleşmesi
ve merkezi devletin meşruluk üretme kapasitesi gibi daha geniş kuramsal
tartışmalara katkı sunmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda makale, Halep’i tekil
bir olay olarak değil, iç savaş sonrası devlet kurma süreçlerinin
kırılganlığını gösteren açıklayıcı bir örnek olarak konumlandırmaktadır.
Hedefler
Bu
çalışmanın temel hedefleri şu şekilde özetlenebilir:
Halep’te 10 Ocak 2026 itibarıyla ortaya çıkan çatışma
dinamiklerini askeri, siyasal ve toplumsal boyutlarıyla sistemli biçimde
betimlemek.
Suriye merkezi yönetiminin Halep’te izlediği merkezileşme ve
egemenlik oluşturma stratejisini, yerel Kürt aktörlerle yaşanan gerilimler
bağlamında çözümlemek.
SDG ve ilişkili yerel yapıların tutumunu, savaş sonrası
dönemde siyasal bütünleşme, özerklik talepleri ve güvenlik kaygıları
çerçevesinde değerlendirmek.
Halep’teki güncel çatışmaların, Suriye’de “savaş sonrası
düzen” olarak tanımlanan sürecin kırılganlığını nasıl açığa çıkardığını ortaya
koymak.
Çatışmaların sivil nüfus, yerinden edilme ve insancıl
güvenlik üzerindeki etkilerini, egemenlik ve güvenlik siyasalarının toplumsal
maliyetleri açısından incelemek.
Bölgesel ve uluslararası aktörlerin sınırlı tepkilerini,
Suriye krizinin çözümünde uluslararası müdahalenin gerilemesi ve iç
dinamiklerin belirleyiciliği bağlamında yorumlamak.
Halep örneği üzerinden, iç savaş sonrası devlet kurma,
merkez–yerel ilişkileri ve egemenliğin yeniden oluşturulması konularındaki
kuramsal tartışmalara deneysel katkı sunmak.
Araştırma
Soruları
Halep’te Ocak 2026 ortaları itibarıyla yeniden tırmanan
çatışmalar, Suriye’de savaş sonrası dönemde devlet egemenliğinin yeniden oluşturulma
sürecini nasıl yansıtmaktadır?
Suriye merkezi yönetiminin Halep’te izlediği merkezileşme ve
güvenlik siyasaları, Kürt yerel aktörler (SDG ve ilişkili yapılar) ile olan
ilişkileri hangi açılardan dönüştürmektedir?
Halep’teki Kürt denetimindeki mahallelerde yaşanan
çatışmalar, siyasal bütünleşme ile zorlayıcı güç kullanımı arasındaki dengeyi
nasıl etkilemektedir?
Halep çatışmaları, “savaş sonrası düzen” kavramının Suriye
bağlamındaki geçerliliğini ve sınırlarını nasıl ortaya koymaktadır?
Halep’teki askeri tırmanmanın sivil nüfus, yerinden edilme ve
insancıl güvenlik üzerindeki etkileri, devletin egemenlik oluşturma
stratejilerinin toplumsal maliyetleri açısından nasıl değerlendirilebilir?
Bölgesel ve uluslararası aktörlerin sınırlı müdahalesi,
Halep’teki çatışmaların çözümünde iç dinamiklerin belirleyiciliğini ne ölçüde
artırmaktadır?
Halep örneği, iç savaş sonrası devlet kurma süreçlerinde
merkez–yerel ilişkileri ve etnik ve siyasal çeşitlilikle baş etme kapasitesi
açısından ne tür genellenebilir çıkarımlar sunmaktadır?
YÖNTEM
Bu çalışma,
nitel araştırma yöntemlerine dayalı olarak yürütülmüş olup, betimsel çözümleme
ile çözümleyici irdeleme tekniklerini bir arada kullanmaktadır. Araştırma,
çatışma ortamlarında hızla değişen siyasal ve askeri dinamiklerin durağan
değişkenlerle açıklanmasının yetersiz kaldığı varsayımından hareketle, yazar
tarafından geliştirilen Sürekli Özelleştirilmiş Sosyopolitik Çözümleme Modeli
çerçevesinde yapılandırılmıştır.
Bu model,
sosyopolitik süreçleri tekil olaylar veya sabit aktör konumları üzerinden değil
aktörlerin zamana bağlı olarak değişen stratejik yönelimleri, söylemsel durumları
ve güç ilişkileri üzerinden çözümlemeyi amaçlayan nitel bir araştırma
yaklaşımıdır. Modelin temel varsayımı, çatışma alanlarında ortaya çıkan
gelişmelerin doğrusal bir seyir izlemediği, aksine, yerel, ulusal ve
uluslararası etmenlerin karşılıklı etkileşimiyle sürekli olarak yeniden
şekillendiğidir.
Sürekli
Özelleştirilmiş Sosyopolitik Çözümleme Modeli, sahadaki gelişmelerin çözümleyici
çerçevesini araştırma süreci boyunca güncellemeyi olanaklı kılmakta ve bu
yönüyle durağan örnek olay incelemelerinin ötesine geçmektedir. Bu bağlamda
Halep’teki gelişmeler, belirli bir zaman dilimine hapsedilmiş olaylar dizisi
olarak değil, Suriye devletinin egemenliği yeniden merkezileştirme stratejisi,
Kürt aktörlerin alan koruma ve siyasal beklentileri ile uluslararası aktörlerin
seçici tutumları arasındaki etkileşim sürecinin dinamik bir parçası olarak ele
alınmıştır.
Araştırmada
kullanılan veriler açık kaynaklı resmi açıklamalar, uluslararası ve bölgesel
haber ajansları, ikincil akademik yazın ve alana ilişkin güncel çözümlemelerden
derlenmiştir. Bu veriler, model çerçevesinde karşılaştırmalı ve zamansal bir
okuma ile çözümlenmiş ve aktörlerin durum değişimleri, söylem farklılaşmaları
ve güç ilişkilerindeki kırılmalar çözümleme konusu yapılmıştır. Böylece
çalışma, Halep’teki gelişmeleri yalnızca betimlemekle yetinmeyip, bu
gelişmelerin Suriye’nin gelecekteki siyasal ve yönetsel yapısına ilişkin daha
geniş çıkarımlar üretmesini hedeflemiştir.
Araştırma
Tasarımı
Çalışma,
betimleyici ve çözümleyici bir tasarıma sahiptir. İlk aşamada Halep’teki güncel
gelişmeler kronolojik ve tematik olarak betimlenmiş ve ikinci aşamada ise bu
gelişmeler, devlet egemenliğinin yeniden kurulması, merkez–yerel ilişkileri ve
savaş sonrası düzen tartışmaları bağlamında çözümleyici olarak
değerlendirilmiştir. Bu yaklaşım, olayların yalnızca “ne olduğu”nu değil, aynı
zamanda “neden ve nasıl” ortaya çıktığını açıklamayı hedeflemektedir.
Veri Çözümlemesi
Toplanan
veriler, tematik çözümleme yöntemiyle çözümlenmiştir. Çözümleme sürecinde şu
temel temalar ön plana çıkarılmıştır: Devlet egemenliğinin yeniden kurulması ve
merkezileşme çabaları, yerel Kürt aktörlerin siyasal ve askeri konumlanışı, güç
kullanımı ile siyasal bütünleşme arasındaki gerilim, sivil nüfus üzerindeki insancıl
etkiler ve uluslararası ve bölgesel aktörlerin sınırlı rolü. Bu temalar,
araştırma sorularıyla ilişkilendirilerek yorumlanmış ve Halep’teki güncel
çatışmaların daha geniş yapısal ve kuramsal bağlam içindeki anlamı ortaya
konmuştur.
Yöntemin
Sınırlılıkları
Çalışma, alana
doğrudan erişimin olanaklı olmaması nedeniyle birincil veri (mülakat, gözlem
vb.) içermemektedir. Bu durum, çözümlemelerin büyük ölçüde açık kaynaklara ve
ikincil verilere dayanmasına yol açmaktadır. Bununla birlikte, farklı
kaynakların karşılaştırmalı kullanımı ve tematik çözümleme yöntemi sayesinde bu
sınırlılığın etkisi azaltılmaya çalışılmıştır. Ayrıca çalışma, Halep özelinde
derinlemesine bir çözümleme sunmayı amaçladığından, bulguların
genellenebilirliği sınırlıdır. Ancak benzer savaş sonrası çatışma ve merkezileşme
süreçleri için çözümleyici çıkarımlar sunmaktadır.
KURAMSAL
ÇERÇEVE
Bu çalışma,
Halep’te Ocak 2026 itibarıyla yeniden tırmanan çatışmaları çözümlerken, devlet
egemenliği, merkezileşme ve savaş sonrası düzen (post-conflict order) yazınlarından
yararlanan bütüncül bir kuramsal çerçeveye dayanmaktadır. Halep’te yaşanan
gelişmeler, yalnızca güncel bir güvenlik krizi olarak değil, iç savaş sonrası
devletin yeniden kurulması sürecinde ortaya çıkan yapısal gerilimlerin bir
yansıması olarak ele alınmaktadır.
Devlet
Egemenliği ve Merkezileşme
Çalışmanın
temel kuramsal dayanaklarından biri, çağdaş devletin egemenlik anlayışıdır.
Klasik siyaset kuramında egemenlik, belirli bir toprak parçası üzerinde meşru
güç kullanma tekeline sahip olmayı ifade eder. İç savaşlar ve uzun süreli
silahlı çatışmalar, bu tekeli aşındırarak devlet otoritesinin parçalanmasına
yol açar. Suriye bağlamında, iç savaş süreci boyunca farklı silahlı aktörlerin
ortaya çıkması ve geniş alanlarda eylemli denetim kurması, egemenliğin bölünmüş
ve tartışmalı bir durum almasına neden olmuştur. Bu çerçevede, savaş sonrası
dönemde devletin temel hedeflerinden biri, parçalı egemenlik alanlarını ortadan
kaldırarak merkezi denetimi yeniden kurmak olarak ortaya çıkmaktadır. Halep’te
Kürt denetimindeki mahallelere yönelik operasyonlar, bu merkezileşme çabasının
somut bir görünümü olarak değerlendirilmektedir. Devletin burada izlediği
strateji, yalnızca güvenlik sağlama amacı taşımamakta aynı zamanda egemenliğin simgesel
ve eylemli olarak yeniden kurulmasını hedeflemektedir.
Savaş
Sonrası Düzen ve Kırılgan Barış
Bu çalışma
ayrıca, savaş sonrası düzen yazınından yararlanmaktadır. Savaş sonrası
dönemler, sıklıkla barışın kurulduğu kararlı evreler olarak varsayılsa da yazın
bu süreçlerin çoğu zaman kırılgan, geçici ve çatışmaya açık olduğunu ortaya
koymaktadır. Devlet otoritesinin yeniden kurulması, silahlı grupların bütünleşmesi
ve toplumsal uzlaşma gibi süreçler tamamlanmadığında, savaş sonrası düzen
kolaylıkla yeniden şiddete evrilebilmektedir. Halep’te yaşanan son çatışmalar,
Suriye’de savaş sonrası dönemin henüz kurumsallaşmadığını ve barışın yapısal
olarak oluşturulamadığını göstermektedir. Özellikle yerel silahlı aktörlerin
statüsünün belirsizliği ve siyasal bütünleşmenin zorlayıcı yöntemlerle ikame
edilmeye çalışılması, çatışma riskini artıran temel etmenler olarak öne
çıkmaktadır.
Merkez–Yerel
İlişkileri ve Siyasal Bütünleşme
Kuramsal
çerçevenin üçüncü boyutu, merkez–yerel ilişkileri ve siyasal bütünleşme
tartışmalarına dayanmaktadır. Çok etnik unsurlu ve çok aktörlü toplumlarda,
savaş sonrası dönemde yerel güç odaklarının merkezi devletle bütünleşmesi
yalnızca askeri değil aynı zamanda siyasal bir süreçtir. Zorlayıcı merkezileşme
siyasaları, kısa vadede denetim sağlayabilse de uzun vadede meşruluk sorunları
ve yeni çatışma dinamikleri üretebilmektedir. Halep örneğinde, Kürt yerel
aktörlerin talepleri ile Şam yönetiminin tekil (üniter) devlet anlayışı
arasındaki gerilim bütünleşme sürecinin neden kırılgan olduğunu ortaya
koymaktadır. Bu bağlamda çalışma, Halep’teki çatışmaları, siyasal bütünleşme
ile zorlayıcı egemenlik oluşturmanın kesişim noktasında konumlandırmaktadır.
Uluslararası
Bağlam ve Müdahalenin Yeniden Biçimlenmesi
Bu çalışma,
Halep’te yaşanan gelişmeleri, uluslararası sistemde giderek belirginleşen çok
taraflılık krizi ve dış müdahalenin dönüşen niteliği bağlamında da ele
almaktadır. Ancak Halep örneği, dış müdahalenin bütünüyle geri çekilmesinden çok
yeniden biçimlendiğini ve daha dolaylı bir karakter kazandığını göstermektedir.
Uluslararası aktörler, özellikle de ABD, alandaki gelişmelere doğrudan yön
veren bir rol üstlenmemekle birlikte, devlet merkezli egemenliğin
pekiştirilmesi sürecine açık bir karşı duruş sergilememektedir.
ABD’nin SDG’nin
Halep’ten çekilmesine verdiği destek, çözüm dinamiklerinin yalnızca iç
aktörlerin güç ilişkilerine indirgenmediğini aksine bu sürecin uluslararası
düzeyde örtük biçimde kabul gören bir çerçeve içinde ilerlediğini ortaya
koymaktadır. Bu durum, savaş sonrası düzenin kurulmasında uluslararası meşruluk
ve denetim mekanizmalarının ortadan kalktığını değil, daha çok sessizleştiğini
ve seçici biçimde uyumlandığını göstermektedir.
Bu bağlamda
Halep’teki çatışmalar, uluslararası sistemin etkili müdahaleden kaçınarak yerel
ve ulusal egemenlik projelerine alan açtığı bir dönemin örneği olarak
değerlendirilebilir. Çalışma, bu kuramsal çerçeve doğrultusunda Halep’te
yaşanan güncel gelişmeleri egemenliğin yeniden kurulması, merkezileşme
siyasaları ve savaş sonrası düzenin kırılganlığı bağlamında çözümleyerek,
Suriye’nin gelecekteki siyasal ve yönetsel yapısına ilişkin daha geniş
çıkarımlar sunmayı amaçlamaktadır.
ABD’NİN
HALEP TUTUMUNUN YENİDEN KONUMLANIŞI: SDG’NİN ÇEKİLMESİNE DESTEK
ABD’nin
Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Halep’e ilişkin son açıklamaları,
Washington’un Suriye alansındaki önceliklerinde belirgin bir yeniden
konumlanmaya işaret etmektedir. Barrack’ın, SDG’nin Halep’ten barışçıl biçimde
çekilmesine destek verdiklerini açıkça ifade etmesi, ABD’nin uzun süredir
sürdürdüğü “yerel ortaklar üzerinden alan tutma” siyasasının sınırlarına
ulaştığını göstermektedir.
Bu açıklama,
ABD’nin SDG ile ilişkisini tamamen sonlandırdığı anlamına gelmemekle birlikte,
Halep gibi simgesel ve stratejik önemi yüksek bir şehirde, devlet egemenliğinin
yeniden kurulmasına karşı açık bir itirazda bulunmayacağını ortaya koymaktadır.
Aksine, ABD’nin bu süreçte ateşkes, güvenli çekilme ve bütünleşme vurgusu
yapması, Suriye’de eylemli çoklu egemenlik alanlarının sürdürülemez duruma
geldiğine ilişkin bir kabullenmeyi yansıtmaktadır.
Barrack’ın
Ürdünlü muhataplarıyla yaptığı ortak açıklamalarda, SDG’nin Şam yönetimiyle
imzaladığı bütünleşme anlaşmasının uygulanmasına yapılan vurgu da dikkat
çekicidir. Bu yaklaşım, ABD’nin alandaki Kürt silahlı varlığını, uzun vadeli
bir özerklik projesinin taşıyıcısı olarak değil, merkezi devlet yapısına
eklemlenmesi gereken geçici bir aktör olarak konumlandırmaya başladığını
göstermektedir. Bu bağlamda Halep’ten çekilme, yalnızca taktiksel bir geri adım
değil, daha geniş ölçekli bir egemenliğin pekiştirilmesi sürecinin ilk halkası
olarak değerlendirilebilir.
ABD’nin bu
tutumu, Suriye’de “tek devlet, tek ordu” yönündeki eylemli gidişle
örtüşmektedir. Halep’te SDG’nin alan kaybetmesi, Münbiç, Rakka ve Fırat
havzasında benzer baskıların artabileceğine işaret etmektedir. Dolayısıyla
Barrack’ın açıklaması, ABD’nin Kürt aktörleri merkeze alan önceki
stratejisinden tamamen vazgeçtiğini değil, bu stratejiyi, Suriye devletinin
yeniden güç kazanmasına engel olmayacak şekilde daralttığını göstermektedir.
ABD, Halep bağlamında çatışmayı
yönlendiren değil, devlet egemenliğinin yeniden kurulmasına açıkça karşı
çıkmayan ve süreci seçici biçimde uyumlayan bir aktör görünümü sergilemektedir.
Sonuç
olarak, ABD’nin Halep bağlamında sergilediği bu tutum, Suriye iç savaşının yeni
bir evresine girildiğini göstermektedir. Bu evrede belirleyici olan unsur,
ideolojik projelerden çok egemenliğin yeniden merkezileştirilmesi ve alandaki
silahlı aktörlerin devlet çatısı altında tasfiye edilmesi veya bütünleştirilmesidir.
Halep, bu dönüşümün ilk somut sahnesi olarak öne çıkmaktadır.
BULGULAR
VE ÇÖZÜMLEME
Bu bölümde,
Halep’te 9-10 Ocak 2026 itibarıyla yeniden tırmanan çatışmalara ilişkin
bulgular, çalışmanın araştırma soruları doğrultusunda sistemli biçimde çözümlenmektedir.
Bulgular, Halep’te yaşanan gelişmelerin geçici bir güvenlik sorunu olmaktan çok,
Suriye’de savaş sonrası dönemde devlet egemenliğinin yeniden kurulmasına
ilişkin yapısal gerilimlerin bir sonucu olduğunu ortaya koymaktadır.
Halep’te
Çatışmalar ve Egemenliğin Yeniden Oluşturulması
Araştırmanın
ilk bulgusu, Halep’teki çatışmaların doğrudan devlet egemenliğinin yeniden oluşturulmasına
yönelik bir güç kullanımı olarak şekillendiğini göstermektedir. Suriye merkezi
yönetimi, Kürt denetimindeki mahalleleri yalnızca güvenlik tehdidi olarak
değil, egemenliğin parçalanmışlığının simgesel alanları olarak
değerlendirmektedir. Bu nedenle askeri operasyonlar, salt taktik kazanımların
ötesinde, devletin toprak üzerindeki mutlak yetkisini yeniden ilan etmeye
yönelik siyasal bir işlev taşımaktadır. Bu durum, savaş sonrası dönemde
egemenliğin yeniden kurulmasının çoğu zaman zorlayıcı araçlar üzerinden
yürütüldüğünü ortaya koymaktadır. Halep’teki operasyonlar, egemenliğin kurumsal
görüşmeler yoluyla değil, eylemli denetimin merkezileştirilmesi yoluyla kurulmak
istendiğini göstermektedir.
Merkezileşme
Siyasaları ve Kürt Yerel Aktörlerle Gerilim
İkinci temel
bulgu, Halep’te yaşanan çatışmaların, merkezi devlet ile Kürt yerel aktörler
arasındaki siyasal bütünleşme krizini derinleştirdiği yönündedir. SDG ve
ilişkili yerel yapılar, savaş süresince elde ettikleri eylemli denetimi ve
yerel yönetişim deneyimini, savaş sonrası dönemde korunması gereken bir kazanım
olarak görmektedir. Buna karşılık Şam yönetimi, bu durumu tekil devlet yapısına
yönelik bir tehdit olarak algılamaktadır. Bu karşıt algılar, bütünleşme
süreçlerinin neden başarısız olduğunu açıklamaktadır. Bulgular, merkezi
yönetimin bütünleşmeyi büyük ölçüde güvenlikçi ve hiyerarşik bir çerçevede ele
aldığını ve yerel aktörlerin ise siyasal tanınma ve yönetsel özerklik
beklentileri taşıdığını göstermektedir. Bu uyumsuzluk, Halep’te çatışmanın
yeniden ortaya çıkmasında belirleyici olmuştur.
Güç
Kullanımı ile Siyasal Bütünleşme Arasındaki Gerilim
Üçüncü
bulgu, Halep örneğinde güç kullanımı ile siyasal bütünleşme arasındaki
ilişkinin birbirini dışlayan iki strateji durumuna geldiğini ortaya
koymaktadır. Devletin kısa vadeli güvenlik kazanımları sağlamak amacıyla
başvurduğu askeri yöntemler, yerel aktörlerin sisteme gönüllü bütünleşmesini
zorlaştırmaktadır. Bu bağlamda Halep’teki çatışmalar, savaş sonrası barış oluşturma
yazınında sıklıkla vurgulanan bir açmazı doğrulamaktadır: Zorlayıcı merkezileşme,
denetimi artırırken meşruluğu zayıflatmakta ve bu da uzun vadede yeni çatışma
risklerini beslemektedir. Bulgular, Halep’teki askeri tırmanmanın, siyasal
çözüm olasılığını kısa vadede daha da uzaklaştırdığını göstermektedir.
“Savaş
Sonrası Düzen”in Kırılganlığı
Araştırmanın
dördüncü bulgusu, Halep’te yaşanan gelişmelerin Suriye’de “savaş sonrası düzen”
söyleminin deneysel karşılığının zayıf olduğunu ortaya koymasıdır. Çatışmaların
yeniden alevlenmesi, savaşın askeri olarak büyük ölçüde sona ermiş olmasının,
siyasal ve toplumsal barış anlamına gelmediğini göstermektedir. Halep örneği,
savaş sonrası dönemin, çözülmemiş egemenlik sorunları ve belirsiz bütünleşme
süreçleri nedeniyle son derece kırılgan olduğunu doğrulamaktadır. Bu durum,
Suriye’de barışın kurumsallaşmasının henüz erken ve kararsız bir aşamada
olduğunu göstermektedir.
Sivil
Nüfus Üzerindeki Etkiler ve Toplumsal Maliyetler
Beşinci
bulgu, Halep’teki çatışmaların sivil nüfus üzerinde yarattığı yüksek toplumsal
maliyetlerdir. Yerinden edilme, altyapı yıkımı ve temel hizmetlerin aksaması,
egemenliğin zorlayıcı biçimde oluşturulmasının doğrudan sonuçları olarak ortaya
çıkmaktadır. Bulgular, güvenlik siyasalarının sivil yaşam üzerindeki
etkilerinin, devletin meşruluğunu zedeleyebilecek düzeyde olduğunu
göstermektedir. Bu durum, Halep’te egemenlik oluşturmanın yalnızca askeri
değil, aynı zamanda toplumsal rıza üretme sorunu olduğunu ortaya koymaktadır.
Sivil nüfus üzerindeki baskı arttıkça, merkezi devlet ile yerel toplum
arasındaki uzaklık da artmaktadır.
Uluslararası
Aktörlerin Sınırlı Rolü
Son olarak
bulgular, Halep’teki çatışmalara yönelik uluslararası ve bölgesel tepkilerin
sınırlı ve temkinli kaldığını göstermektedir. Bu durum, çözüm dinamiklerinin
büyük ölçüde Suriye içindeki güç ilişkilerine indirgendiğini ortaya
koymaktadır. Uluslararası aktörlerin belirleyici müdahalelerden kaçınması,
devletin zorlayıcı yöntemlere daha fazla alan açmasına dolaylı olarak katkı
sunmaktadır.
Genel olarak
bulgular, Halep’te 10 Ocak 2026 itibarıyla yaşanan çatışmaların, Suriye’de
savaş sonrası dönemde devlet egemenliğinin yeniden kurulmasına yönelik
zorlayıcı ve merkezileşmeci bir stratejinin sonucu olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu strateji, kısa vadede denetim sağlamayı hedeflerken, uzun vadede siyasal bütünleşme,
toplumsal barış ve meşruluk açısından ciddi riskler barındırmaktadır.
Bu bulgular,
Halep’teki gelişmelerin yalnızca taktiksel askeri kazanımlar olarak değil,
Suriye devletinin egemenlik alanını yeniden tanımlayan daha geniş bir stratejik
sürecin parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
BULGULARIN
İRDELENMESİ: HALEP’İN STRATEJİK ANLAMI VE ÇATIŞMANIN YAPISAL BOYUTLARI
Bu çalışmada
elde edilen bulgular, Halep’te 9-10 Ocak 2026 itibarıyla yeniden tırmanan
çatışmaların, yalnızca yerel bir güvenlik krizi ya da geçici bir merkez–yerel
gerilimi olarak değerlendirilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Aksine, söz konusu
gelişmeler, Suriye merkezi yönetiminin uzun vadeli bir devlet yeniden kurma ve
egemenlik sağlama stratejisinin ilk somut aşaması olarak okunmaya elverişlidir.
HALEP:
TEKİL DEVLET VE TEK ORDU STRATEJİSİNİN BAŞLANGIÇ NOKTASI
Halep’te
yaşanan askeri ve siyasal tırmanma, Suriye yönetiminin savaş sonrası dönemde
benimsediği “tek devlet, tek ordu ve merkezi egemenlik” hedefinin alanda
uygulamasına işaret etmektedir. Halep’in seçilmesi rastlantı değildir. Kent hem
simgesel hem de jeostratejik açıdan, Suriye’nin kuzeyindeki parçalı egemenlik
alanlarının merkezinde yer almaktadır. Bu bağlamda Halep, Şam yönetimi
açısından bir pilot alan niteliği taşımaktadır. Burada sağlanacak bir merkezi denetim,
benzer güvenlik ve bütünleşme siyasalarının Münbiç, Rakka, Kobani, Tişrin
Barajı çizgisi ve sonunda Haseke ile Deyrizor gibi stratejik bölgelerde
uygulanmasının önünü açacaktır. Bulgular, Suriye devletinin bu süreci eş
zamanlı ve topyekun bir askeri harekat yerine, aşamalı, bölgesel ve denetimli
bir ilerleme stratejisiyle yürütmeyi tercih ettiğini göstermektedir. Bu açıdan
Halep’teki çatışmalar, daha geniş bir coğrafi ve siyasal yeniden düzenleme
sürecinin ilk görünür evresi olarak değerlendirilebilir.
Kürt Bakış
Açısı: Rojava Merkezli Uzun Vadeli Egemenlik Projesi
Elde edilen
bulgular, Kürt yerel aktörlerin (SDG ve ilişkili yapılar) Halep’teki
direnişinin yalnızca mevcut mahallelerin savunulmasına indirgenemeyeceğini de
ortaya koymaktadır. Kürt aktörlerin tutumu, daha geniş bir Rojava temelli
siyasal ve toprak merkezli proje çerçevesinde şekillenmektedir. Bu bakış açısından
bakıldığında, Halep’teki direniş yalnızca yerel özerkliği koruma çabası değil, kuzey
Suriye’de kazanılmış alanların kalıcılaştırılması ve bu alanların bölgesel bir
Kürt siyasal coğrafyasının parçası durumuna getirilmesi amacını taşımaktadır. Bu
stratejik düşünce Irak, Türkiye ve İran’daki Kürt bölgeleriyle doğrudan
birleşik bir siyasal yapıdan çok, zaman içinde birbirini tamamlayan ve eylemli
olarak bağlantılı egemenlik alanları oluşturma hedefi üzerinden ilerlemektedir.
Dolayısıyla “Büyük Kürdistan” söylemi, bu bağlamda bir ideolojik slogan
olmaktan çok, uzun vadeli, aşamalı ve fırsat temelli bir jeopolitik vizyon
olarak değerlendirilebilir.
Çatışmanın
Özünde Yatan Yapısal Karşıtlık
Bu noktada
çatışmanın temelinde yatan unsur netleşmektedir: Halep’te yaşananlar, iki
tarafın da varoluşsal olarak algıladığı stratejik hedeflerin kesişim noktasında
ortaya çıkmaktadır. Suriye devleti için sorun parçalı egemenliği sona erdirmek,
silahlı çoğulculuğu ortadan kaldırmak ve tekil devlet yapısını yeniden kurmaktır.
Kürt aktörler için ise sorun savaş sırasında kazanılan alanları kaybetmemek, siyasal
ve askeri varlığı kurumsallaştırmak ve Rojava merkezli kazanımları geri
döndürülemez duruma getirmektir. Bu iki stratejik hedef, uzlaşmadan çok sıfır
toplamlı bir çatışma mantığı üretmektedir. Dolayısıyla Halep’te yaşananlar,
geçici bir görüşme krizinden çok, iki karşıt gelecek beklentisinin alandaki ilk
büyük yüzleşmesi olarak okunmalıdır.
Halep’ten
Sonraki Güzergah: Çatışmanın Yayılma Gizil Gücü
Bulguların
değerlendirilmesi, Halep’teki gelişmelerin sınırlı kalmayacağına işaret
etmektedir. Suriye merkezi yönetimi Halep’te istediği ölçüde denetim
sağlayabilirse, benzer bütünleşme ve merkezileştirme adımlarının kuzeydoğu
Suriye’ye doğru yayılması olasıdır. Buna karşılık, Kürt aktörlerin Halep’te
göstereceği direnç, diğer bölgelerdeki seferberlik kapasitesini de doğrudan
etkileyecektir. Bu nedenle Halep, yalnızca bir şehir değil, Suriye’nin
gelecekte nasıl bir devlet olacağının sınandığı bir eşik konumundadır.
KARŞI
SAVLAR VE SINIRLILIKLAR
Bu çalışmada
ileri sürülen bulgular ve değerlendirmeler, Halep’te yaşanan çatışmaların
Suriye’de tekil devlet ve tek ordu temelinde egemenliğin yeniden kurulmasına
yönelik uzun vadeli bir stratejinin ilk aşaması olduğu yönünde güçlü bir yorum
ortaya koymaktadır. Bununla birlikte, bu yorumun akademik geçerliliğini
pekiştirmek adına, olası karşı savların ve çalışmanın yapısal sınırlılıklarının
açık biçimde ele alınması gerekmektedir.
Halep’in
Tekil Bir Olay Olduğu Yönündeki Karşı Sav
Olası bir
karşı sav, Halep’teki çatışmaların genellenebilir bir stratejik planın parçası
olmaktan çok, yerel güvenlik dinamiklerine özgü bir gelişme olduğu yönünde
olabilir. Bu bakış açısına göre, Halep’teki operasyonlar, Şam yönetiminin ülke
genelini kapsayan bir merkezileşme hamlesinin başlangıcı değil, kentteki özgül
demografik yapı, tarihsel gerilimler ve yerel güç dengeleri nedeniyle ortaya
çıkmış sınırlı bir müdahaledir. Bu karşı sav, özellikle Suriye devletinin
farklı bölgelerde farklı yöntemler uyguladığına dikkat çekerek, Halep’in bireysel
bir örnek olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunabilir. Ancak bu çalışma,
Halep’in yalnızca yerel bir olay olmadığını, aksine, coğrafi konumu, Kürt
nüfusun yoğunluğu ve kuzey Suriye’deki güç dağılımı nedeniyle stratejik bir
başlangıç noktası olarak seçildiğini ileri sürmektedir. Buna karşın, Halep’ten
sonra benzer adımların atılıp atılmayacağı, bu yorumun deneysel olarak
doğrulanması gereken bir varsayım olarak kalmaktadır.
Kürt
Hareketinin Son Hedeflerine İlişkin Yorumsal Sınır
Bir diğer
önemli karşı sav, Kürt yerel aktörlerin hedeflerinin bu çalışmada ileri
sürüldüğü ölçüde bölgesel ve genişlemeci olmayabileceği yönündedir. Bu bakış
açısına göre, SDG ve ilişkili yapıların temel amacı, “Büyük Kürdistan” gibi
geniş ölçekli bir siyasal projeden çok, Suriye sınırları içinde kazanılmış
özerkliği korumak ve yerel yönetim kapasitesini sürdürmektir. Bu çalışmada Kürt
bakış açısı, ideolojik söylemlerden çok eylemli toprak denetimi, kurumsallaşma
ve kalıcılık arayışı üzerinden ele alınmaktadır. Ancak Kürt hareketinin uzun
vadeli hedefleri, büyük ölçüde değişken, çok katmanlı ve dış aktörlerle
ilişkilerden etkilenen bir nitelik taşımaktadır. Bu nedenle, Kürt direnişinin
bölgesel bir egemenlik projesinin parçası olduğu yönündeki değerlendirme,
olasılık temelli ve çözümleyici bir çıkarım olarak sunulmakta ve kesin ve tekil
bir niyet atfı olarak ileri sürülmemektedir.
Uluslararası
Aktörlerin Rolünün Göz Ardı Edildiği Savı
Bir başka
karşı sav, çalışmanın Suriye iç dinamiklerine ağırlık vererek, ABD, Rusya ve
bölgesel aktörlerin olası yönlendirici rollerini ikincil plana ittiği yönünde
olabilir. Bu görüşe göre, Halep’teki gelişmeler, büyük ölçüde uluslararası
güçlerin örtük onayı ya da edilginliğiyle olanaklı duruma gelmiştir ve bu durum
yeterince çözümlenmemiştir. Bu eleştiri kısmen geçerlidir. Ancak çalışma,
bilinçli bir tercihle, uluslararası aktörlerin geri çekilme eğilimini bir veri
olarak kabul etmekte ve bu geri çekilmenin, yerel aktörlerin hareket alanını
genişlettiğini savunmaktadır. Dolayısıyla uluslararası etmenlerin etkisi
reddedilmemekte, ancak belirleyici olmaktan çok dolaylı ve sınırlayıcı olmayan
bir çerçevede ele alınmaktadır.
Yöntemsel
ve Deneysel Sınırlılıklar
Bu
çalışmanın önemli bir sınırlılığı, doğrudan alan verilerine erişimin olanaklı
olmaması nedeniyle, çözümlemelerin ikincil kaynaklara dayanmasıdır. Bu durum,
özellikle aktörlerin niyetleri ve uzun vadeli stratejik hedefleri konusunda
kesin yargılara varmayı zorlaştırmaktadır. Ayrıca çalışma, Halep özelinde
derinlemesine bir çözümleme sunmayı amaçladığından, bulguların ülke geneline
genellenebilirliği sınırlıdır. Bununla birlikte, Halep’in simgesel ve stratejik
konumu göz önüne alındığında, bu olay üzerinden yapılan çözümlemelerin,
Suriye’de savaş sonrası egemenlik ve merkezileşme süreçlerine ilişkin önemli çözümleyici
ipuçları sunduğu değerlendirilmektedir.
Karşı savlar
ve sınırlılıklar dikkate alındığında, bu çalışma, Halep’teki çatışmaları tek
boyutlu bir açıklamayla ele almaktan kaçınmakta, aksine, çok katmanlı ve
dinamik bir sürecin ilk aşaması olarak yorumlamaktadır. Bulguların kesinliği
zaman içinde sınanabilir olmakla birlikte, Halep’in Suriye’nin gelecekteki
siyasal ve askeri yapılanması açısından kritik bir eşik oluşturduğu yönündeki
temel saptama geçerliliğini korumaktadır.
YAKIN
GELECEĞE İLİŞKİN KESTİRİMLER: OLASI SENARYOLAR VE STRATEJİK YÖNELİMLER
Bu
çalışmanın bulguları ve değerlendirmeleri ışığında, Halep’te 2026 yılı başı
itibarıyla yaşanan gelişmelerin, Suriye’nin kuzeyinde önümüzdeki dönemde ortaya
çıkabilecek daha geniş ölçekli siyasal ve askeri dönüşümlerin habercisi olduğu
değerlendirilmektedir. Yakın geleceğe ilişkin kestirimler, kesin öngörülerden çok,
mevcut eğilimler ve aktör davranışları temelinde şekillenen olasılık
senaryoları çerçevesinde ele alınmalıdır.
Merkezi
Devletin Aşamalı Yayılma Stratejisinin Derinleşmesi
Mevcut
bulgular, Suriye merkezi yönetiminin Halep’te uyguladığı güvenlik ve merkezileştirme
stratejisinin, kısa vadede başarı sağlaması durumunda, coğrafi olarak
genişletilmesi olasılığını güçlendirmektedir. Bu çerçevede, Halep’i izleyen
süreçte Münbiç ve Rakka gibi simgesel ve stratejik merkezlerde benzer bütünleşme
girişimlerinin gündeme gelmesi olasıdır. Bu bölgeler, hem Kürt yerel
yönetimlerinin siyasal meşruluğunu temsil etmekte hem de kuzey Suriye’deki
ulaşım ve lojistik ağların düğüm noktalarını oluşturmaktadır. Bu senaryoda,
devletin temel hedefi, geniş çaplı ve ani askeri operasyonlar yerine, parçalı, denetimli
ve zamana yayılan müdahaleler yoluyla eylemli egemenliği pekiştirmek olacaktır.
Böyle bir yaklaşım, uluslararası tepkileri sınırlı tutmayı ve yerel direnişi
zamana yayarak aşındırmayı amaçlamaktadır.
Kürt
Aktörlerin Savunmacı Güçlendirme Arayışı
Yakın
gelecekte Kürt yerel aktörlerin temel refleksinin, mevcut denetim alanlarını
korumaya ve kurumsal kapasiteyi artırmaya yönelik savunmacı bir güçlendirme
stratejisi olacağı öngörülebilir. Halep’teki gelişmeler, Kürt hareketi
açısından, kazanımların geri döndürülebilir olduğu gerçeğini bir kez daha
ortaya koymuştur. Bu durum, Kobani, Tişrin Barajı çizgisi, Haseke ve Deyrizor
gibi bölgelerde askeri hazırlıkların ve siyasal hareketliliğin artmasına yol
açabilir. Bu süreçte Kürt aktörlerin, doğrudan genişleme yerine, mevcut
alanlarda yönetim, güvenlik ve toplumsal meşruluğu güçlendirmeye odaklanmaları
olasıdır. Ancak bu savunmacı tutum dahi, merkezi devletin egemenlik
stratejisiyle kaçınılmaz olarak çatışma gizil gücü taşımaktadır.
Çatışmanın
Coğrafi Yayılma ve Dönüşüm Riski
Halep’teki
çatışmaların yakın gelecekte başka bölgelere sıçraması, yüksek olasılıklı bir
senaryo olarak değerlendirilebilir. Bununla birlikte bu yayılma, klasik anlamda
geniş cepheli bir savaş biçiminde değil, düşük yoğunluklu, bölgesel ve dönemsel
gerilimler şeklinde ortaya çıkabilir. Bu tür bir çatışma modeli hem devlet hem
de Kürt aktörler açısından maliyetleri denetim altında tutma amacına hizmet
etmektedir. Ancak bu durum, çatışmanın ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir.
Aksine, uzun süreli ve belirsiz bir gerilim durumu sivil nüfus üzerindeki
baskıyı artırarak toplumsal kırılganlıkları derinleştirebilir.
Uluslararası
Etmenlerin Seçici Geri Duruşu ve Yerel Aktörlerin Alan Mücadeleleri
Yakın
geleceğe ilişkin önemli kestirimlerden biri, uluslararası aktörlerin Suriye’nin
kuzeyindeki gelişmelere yönelik doğrudan müdahaleden kaçınan ancak sürecin
yönüne dolaylı biçimde etki eden tutumlarını sürdürmeleridir. Küresel ve
bölgesel önceliklerin değişmesi, Suriye dosyasının uluslararası gündemde ikinci
plana itilmesine yol açmakta ve bu durum, alandaki gelişmelerin daha çok yerel
ve ulusal aktörler tarafından belirlenmesine olanak tanımaktadır. Ancak bu
tablo, uluslararası aktörlerin bütünüyle edilgen kaldığı bir duruma işaret
etmemektedir.
ABD’nin SDG’nin
Halep’ten çekilmesine verdiği destek, uluslararası aktörlerin belirli eşiklerde
sürecin yönünü etkileyen seçici bir ilişkisizlik stratejisi benimsediğini
göstermektedir. Bu yaklaşım, merkezi devletin egemenliği yeniden kurmaya
yönelik adımlarını engellememekte aksine bu sürecin çatışmayı tırmandırmadan
ilerlemesine üstü örtük bir alan açmaktadır. Aynı zamanda Kürt aktörleri,
merkezi alanlardan geri çekilerek denetledikleri bölgelerde daha savunmacı ve
alan korumaya dayalı stratejilere yönelmeye zorlamaktadır. Bu çerçevede ortaya
çıkan tablo, çatışmanın çözümünü hızlandıran bir uluslararası arabuluculuktan çok,
taraflar arasında askıda ve kırılgan bir denge üreten bir statükoya işaret
etmektedir. Uluslararası aktörlerin bu dikkatli geri duruşu, kısa vadede büyük
ölçekli çatışmaları sınırlayabilirken, orta vadede Suriye’nin siyasal ve
yönetsel geleceğine ilişkin belirsizlikleri ortadan kaldırmaktan uzak
görünmektedir.
Uzun
Vadeli Sonuçlara İlişkin Erken İşaretler
Yakın
gelecekte yaşanacak gelişmeler, Suriye’de savaş sonrası dönemin niteliğine ilişkin
daha net göstergeler sunacaktır. Halep’te başlayan sürecin başarıyla devam
etmesi durumunda, Suriye’nin tekil ve güçlü merkezi devlet modeline doğru
ilerlemesi olanaklı görünmektedir. Buna karşılık, Kürt direnişinin belirli
bölgelerde kalıcılaşması, parçalı ve sürekli gerilim üreten bir siyasal yapının
uzun süre devam etmesine yol açabilir. Bu nedenle Halep, yalnızca bugünün
değil, Suriye’nin orta ve uzun vadeli siyasal geleceğinin şekillendiği bir eşik
olarak önemini korumaktadır.
Yakın
geleceğe ilişkin bu kestirimler, çalışmanın bulgularını söylenti benzeri
savlara dönüştürmeden, mevcut eğilimlerin mantıksal uzantılarını ortaya
koymaktadır. Halep’te yaşananlar, Suriye’de çatışmanın sona ermediğini, aksine
biçim değiştirerek ve yeni coğrafyalara evrilerek devam etme gizil gücü
taşıdığını göstermektedir.
ABD–SDG–ŞAM
ÜÇGENİNDE YENİ DENGE ARAYIŞI
Halep’teki
son gelişmeler, Suriye alanında yalnızca yerel aktörler arasındaki güç savaşımını
değil, aynı zamanda ABD, SDG ve Şam yönetimi arasındaki ilişkilerin yeniden
tanımlandığı bir denge arayışını da ortaya koymaktadır. ABD’nin Suriye Özel
Temsilcisi Tom Barrack’ın, SDG’nin Halep’ten barışçıl biçimde çekilmesine
verdiği açık destek Washington’un alandaki önceliklerinde önemli bir nüans
değişimine işaret etmektedir.
Bu tutum,
ABD’nin SDG ile ilişkisini tamamen sonlandırdığı anlamına gelmemekle birlikte,
Halep gibi simgesel ve stratejik önemi yüksek bir kentte, Suriye devletinin
egemenlik savına açık biçimde karşı çıkmaktan kaçındığını göstermektedir. ABD
bu bağlamda, çatışmayı yönlendiren veya belirleyici bir aktör olmaktan çok
devlet merkezli merkezileşme sürecine seçici uyum gösteren ve süreci örtük
biçimde meşrulaştıran bir konuma yerleşmektedir.
Şam yönetimi
açısından Halep, silahlı çoğulculuğun sınırlandırılması ve ülke genelinde
egemenliğin yeniden kurulması yönünde kritik bir eşik niteliği taşımaktadır.
SDG’nin Halep’ten çekilmesi, bu stratejinin yalnızca askeri değil, aynı zamanda
siyasal ve simgesel bir başarısı olarak değerlendirilmektedir. Kürt aktörler
ise bu süreçte, Halep gibi merkezi alanlardan geri çekilirken Fırat’ın
doğusunda elde ettikleri alanları korumaya yönelik daha savunmacı bir konuma
yönelmiş görünmektedir.
Bu üçlü
ilişki ağı, Suriye’de çatışmanın artık doğrudan rejim değişimi veya ideolojik
projeler üzerinden değil, egemenliğin yeniden merkezileştirilmesi, silahlı
aktörlerin giderilmesi veya bütünleştirilmesi ekseninde şekillendiğini
göstermektedir. ABD’nin Halep bağlamındaki tutumu, bu dönüşümün uluslararası
düzeyde de bütünüyle karşı çıkılmayan bir yönelim durumuna geldiğini ortaya
koymaktadır.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışma,
Halep’te yaşanan son askeri ve siyasal gelişmeleri, Suriye iç savaşının
geçirdiği yapısal dönüşüm çerçevesinde değerlendirmiştir. Halep örneği,
çatışmanın artık ideolojik projeler, rejim değişikliği hedefleri veya geçici
askeri kazanımlar üzerinden değil devlet egemenliğinin yeniden
merkezileştirilmesi ve silahlı çoğulculuğun ortadan kaldırılması ekseninde
şekillendiğini göstermektedir. Bu yönüyle Halep, Suriye’de yeni bir evrenin
başladığına işaret eden kritik bir eşik niteliği taşımaktadır.
Makalenin
bulguları, Şam yönetiminin “tek devlet–tek ordu” stratejisini yalnızca
söylemsel düzeyde değil, alanda eylemli adımlarla yaşama geçirmeye başladığını
ortaya koymaktadır. Halep’te SDG’nin alan kaybetmesi, bu stratejinin ilk somut görünümü
olarak değerlendirilmelidir. Bu süreç, devletin egemenlik savını yalnızca askeri
denetimle sınırlı tutmadığını, aynı zamanda yönetim ve güvenlik yapısı
seçeneklerinin ortadan kaldırılmasını hedeflediğini göstermektedir.
Kürt silahlı
ve siyasal aktörler açısından bakıldığında ise Halep’te yaşananlar, Rojava
temelli özerklik beklentisinin Suriye’nin merkezi kentlerinde
sürdürülebilirliğinin sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır. SDG’nin Halep’ten
çekilmesi, Kürt aktörlerin stratejik yönelimlerinde daha savunmacı ve alan
korumaya dayalı bir konuma geçmek zorunda kaldıklarını göstermektedir. Bu
durum, Kürt hareketinin uzun vadeli hedeflerinden bütünüyle vazgeçtiği anlamına
gelmemekle birlikte, alandaki güç dengelerinin bu hedefleri ciddi biçimde
daralttığını ortaya koymaktadır.
Çalışmanın
önemli bulgularından biri, uluslararası aktörlerin, özellikle de ABD’nin bu
sürece yönelik tutumudur. ABD’nin SDG’nin Halep’ten çekilmesine verdiği destek,
devlet merkezli egemenlik pekiştirme sürecinin yalnızca yerel bir gelişme
olmadığını, aynı zamanda uluslararası düzeyde örtük biçimde kabul gören bir
yönelim durumuna geldiğini göstermektedir. Bu durum, ABD’nin Suriye alanında
doğrudan belirleyici bir aktör olmaktan çok merkezileşme sürecine açıkça karşı
çıkmayan ve süreci seçici biçimde uyumlayan bir konuma yerleştiğine işaret
etmektedir.
Bu bağlamda
Halep, yalnızca bir şehir değil Suriye’de çatışmanın geleceğine ilişkin daha
geniş bir eğilimin habercisidir. Bulgular, benzer süreçlerin orta vadede
Münbiç, Rakka, Haseke, Kamışlı ve Deyrizor gibi bölgelerde de gündeme
gelebileceğini düşündürmektedir. Ancak bu sürecin doğrusal ve sorunsuz
ilerleyeceğini varsaymak olanaklı değildir. Kürt aktörlerin alan koruma
refleksleri, yerel direniş dinamikleri ve bölgesel güçlerin müdahaleleri,
merkezileşme sürecinin kırılganlığını sürdürmektedir. Doğal olarak Arap
aşiretlerin tutum ve davranışları da bu süreçte etkili rol oynayacaktır.
Sonuç olarak
bu makale, Halep’te yaşanan gelişmeleri, Suriye iç savaşının yeni bir aşamasını
temsil eden devlet merkezli egemenliğin yeniden oluşturulması sürecinin erken
bir örneği olarak kavramsallaştırmaktadır. Halep’te ortaya çıkan tablo,
Suriye’de çatışmanın giderek ideolojik hedeflerden uzaklaşıp, egemenliğin
yeniden tanımlanması ve silahlı aktörlerin giderilmesi ya da bütünleştirilmesi
doğrultusunda evrildiğini göstermektedir. Bu dönüşümün başarısı ya da
başarısızlığı, yalnızca Halep’in değil, Suriye’nin gelecekteki siyasal ve
toprak bütünlüğünün de belirleyici unsurlarından biri olacaktır.
Öngörülere
Yönelik Yöntembilimsel Savunma ve Çözümleyici Sınırlılıkların
Gerekçelendirilmesi
Bu çalışmada
ileri sürülen değerlendirmelerin ve yakın geleceğe ilişkin kestirimlerin,
deterministik veya kesin sonuç savları olarak değil, mevcut alan dinamikleri,
aktör davranışları ve söylemsel yönelimler üzerinden yapılan çözümleyici
çıkarımlar olarak ele alınması gerekmektedir. Suriye alanının yüksek derecede
değişken ve çok aktörlü yapısı göz önünde bulundurulduğunda, Halep’te
gözlemlenen merkezileşme eğiliminin doğrusal ve kesintisiz biçimde ülke
geneline yayılacağını varsaymak yöntembilimsel açıdan temkinli olunması gereken
bir konudur. Bu bağlamda çalışma, belirli bir sonucu öngörmekten çok, Halep’te
ortaya çıkan gelişmeleri bir eğilim, bir yönelim ve bir erken uyarı alanı
olarak kavramsallaştırmaktadır. Kürt aktörlerin stratejik hesapları,
uluslararası güçlerin tutum değişiklikleri ve bölgesel müdahaleler, bu sürecin
yönünü ve hızını doğrudan etkileyebilecek değişkenlerdir. Dolayısıyla makalede
sunulan öngörüler, kapalı ve kesin modellerden çok, koşullara bağlı olarak
farklı biçimlerde evrilebilecek senaryolar çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Bu yaklaşım, çalışmanın deneysel sınırlılıklarının farkında olan ve çözümleyici
ihtiyatı önceleyen bir yöntemsel tercihi yansıtmaktadır.
Siyasa
Çıkarımları
Bu
çalışmanın bulguları, Suriye alanında etkinlik gösteren ulusal, bölgesel ve
uluslararası aktörler açısından önemli siyasa çıkarımlarına işaret etmektedir.
Öncelikle Halep örneği, Suriye devletinin egemenliği yeniden merkezileştirme
yönündeki kararlılığının yalnızca askeri değil, aynı zamanda siyasal ve simgesel
bir boyut kazandığını göstermektedir. Bu durum, alanda etkinlik gösteren
silahlı ve yarı-devlet aktörlerin uzun vadeli stratejilerini yeniden gözden
geçirmelerini zorunlu kılmaktadır.
Kürt
aktörler açısından bakıldığında, Halep’te yaşananlar, merkezi şehirlerde alan
tutmaya dayalı bir stratejinin sürdürülebilirliğinin sınırlı olduğunu ortaya
koymaktadır. Bu bağlamda Kürt siyasal hareketinin, askeri kazanımlar ile
siyasal meşruluk arasındaki dengeyi yeniden kurmaya yönelik arayışlara
yönelmesi olasıdır. Aksi halde, merkezileşme sürecinin ilerlemesi, Kürt
aktörlerin kazanımlarını daha dar coğrafyalara sıkıştırma riski taşımaktadır.
Uluslararası
aktörler, özellikle de ABD açısından Halep, alandaki önceliklerin yeniden
tanımlandığı bir dönüm noktasıdır. ABD’nin SDG’nin Halep’ten çekilmesine
verdiği destek, Washington’un Suriye’de doğrudan alan tutma veya rejimle açık
çatışma yerine, denetimli geri çekilme ve denge koruma stratejisini
benimsediğini göstermektedir. Bu yaklaşım, ABD’nin gelecekte de benzer
merkezileşme adımlarına açıkça karşı çıkmaktan kaçınabileceğine işaret
etmektedir.
Son olarak,
bölgesel aktörler ve uluslararası toplum açısından Halep, Suriye’de çatışmanın
çözümüne yönelik diplomatik girişimlerin yeniden çerçevelenmesi gerektiğini
göstermektedir. Çatışmanın ideolojik projelerden çok egemenliğin yeniden
tanımlanması ekseninde ilerlemesi, görüşme süreçlerinde silahlı aktörlerin
statüsü, bütünleşmesi veya giderilmesi konularını daha merkezi duruma
getirecektir. Bu nedenle Halep’te ortaya çıkan tablo, yalnızca bir askeri
gelişme değil Suriye’nin geleceğine ilişkin siyasa üretiminde dikkate alınması
gereken stratejik bir uyarı alanı olarak değerlendirilmelidir.
Kaynakça
Acharya, A.
(2018). The end of American world order (2nd ed.). Polity Press.
Barnett, M.,
& Zürcher, C. (2009). The peacebuilder’s contract: How external
statebuilding reinforces weak statehood. International Studies Quarterly,
53(1), 23–52. https://doi.org/10.1111/j.1468-2478.2008.01523.x
Baczko, Adam,
Gilles Dorronsoro ve Arthur Quesnay. (2018). Suriye: Bir İç Savaşın Anatomisi.
İletişim.
Gunter, M.
M. (2014). Out of nowhere: The Kurds of Syria in peace and war. Hurst.
Hinnebusch,
R. (2012). Syria: From “authoritarian upgrading” to revolution? International
Affairs, 88(1), 95–113. https://doi.org/10.1111/j.1468-2346.2012.01059.x
Hinnebusch,
R., & Zintl, T. (2015). Syria from reform to revolt: Political economy,
conflict, and international relations. Third World Quarterly, 36(10),
1825–1843. https://doi.org/10.1080/01436597.2015.1086632
Mamdani, M.
(2001). When victims become killers: Colonialism, nativism, and the genocide in
Rwanda. Princeton University Press.
Mann, M.
(1984). The autonomous power of the state: Its origins, mechanisms and results.
European Journal of Sociology, 25(2), 185–213. https://doi.org/10.1017/S0003975600004239
Natali, D.
(2010). The Kurdish quasi-state: Development and dependency in post-Gulf War
Iraq. Syracuse University Press.
Phillips, C.
(2016). The battle for Syria: International rivalry in the new Middle East.
Yale University Press.
Staniland,
P. (2014). Networks of rebellion: Explaining insurgent cohesion and collapse.
Cornell University Press.
Tilly, C.
(1985). War making and state making as organized crime. In P. Evans, D.
Rueschemeyer, & T. Skocpol (Eds.), Bringing the state back in (pp.
169–191). Cambridge University Press.
Yassin-Kassab,
R., & Al-Shami, L. (2016). Burning country: Syrians in revolution and war.
Pluto Press.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder