Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

21 Ocak 2026 Çarşamba

 

Şam’da Son Tango: ABD–SDG Ortaklığının Sona Ermesi ve Suriye’de Merkezileşme Süreci

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

Öz

Bu makale, Suriye’nin kuzeydoğusunda 2026 itibarıyla ortaya çıkan siyasal ve askeri dönüşümü, ABD ile SDG arasında kurulan çıkar temelli ortaklığın sona ermesi ve Şam merkezli yeniden düzenleme süreci ekseninde incelemektedir. Çalışma, ABD’nin SDG ile ilişkisini sonlandıran söylemsel ve siyasal kırılmayı, Tom Barrack ve Donald Trump’ın açıklamaları üzerinden söylem çözümlemesi yöntemiyle ele almaktadır. Ayrıca Şam yönetimi ile SDG arasında ilan edilen 14 maddelik ateşkes ve bütünleşme çerçevesi, tarafların stratejik beklentileri, alan gerçekleri ve bölgesel aktörlerin tutumları ışığında uygulanabilirlik açısından değerlendirilmektedir. Makalenin temel bulgusu, Suriye’de kapsayıcı bir siyasal uzlaşma sürecinin değil, merkezi devletin güçlendirilmesine dayalı, çatışmayı yönetmeye yönelik kırılgan bir yeniden düzenleme sürecinin başladığı yönündedir. ABD–SDG ortaklığının sona ermesi, Rojava’daki eylemli özerkliğin sürdürülemez duruma geldiğini gösterirken, Şam–SDG çerçevesi güçlü bir barış üretmekten ziyade çatışmanın biçimini dönüştüren geçici bir düzenleme niteliği taşımaktadır.

Anahtar Kelimeler: Suriye, SDG, ABD dış siyasası, Şam yönetimi, çıkar temelli ittifaklar, merkezileşme, Rojava

 

Abstract

This article examines the political and military transformation that has emerged in northeastern Syria as of 2026, focusing on the termination of the interest-based partnership between the United States and the Syrian Democratic Forces (SDF) and the subsequent Damascus-centered reconfiguration process. The study analyzes the discursive and political rupture marking the end of U.S.–SDF relations through discourse analysis of statements made by Tom Barrack and Donald Trump. It also evaluates the applicability of the 14-point ceasefire and integration framework announced between the Syrian government and the SDF, taking into account field realities, strategic expectations of the parties, and the positions of regional actors. The main finding of the article is that Syria is not entering a comprehensive peace and political settlement process, but rather a fragile reordering based on conflict management and the reassertion of central state authority. While the end of the U.S.–SDF partnership signals the closure of de facto autonomy in Rojava, the Damascus–SDF framework represents a temporary arrangement that reshapes the form of conflict rather than producing a durable peace.

Keywords: Syria, SDF, U.S. foreign policy, Damascus government, interest-based alliances, centralization, Rojava

GİRİŞ

Suriye iç savaşı boyunca, yerel ve uluslararası aktörler arasında kalıcı ittifaklardan çok belirli tehdit algıları ve çıkarlar etrafında şekillenen geçici ve işlevsel ortaklıklar ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda, 2010’lu yılların ortalarından itibaren Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında gelişen ilişki, klasik bir stratejik müttefiklikten çok, IS [1] tehdidine karşı kurulmuş çıkar temelli bir askeri ortaklık niteliği taşımıştır. Kobani’den Rakka’ya, Deyrizor’dan Tişrin Barajı çizgisine uzanan askeri operasyonlarda SDG, ABD’nin sahadaki başlıca kara gücü olarak öne çıkmış ve IS’in bölgesel egemenliğinin çökertilmesinde belirleyici bir rol üstlenmiştir. Bu süreçte El-Hol ve El-Şaddadi gibi kamplar ve hapishaneler SDG denetiminde tutulmuş, binlerce IS mensubu ve aile üyesi bu alanlarda gözetim altına alınmıştır.

Ancak 2026 yılına gelindiğinde, Suriye sahasında güç dengelerini yeniden tanımlayan önemli bir dönüşüm yaşanmıştır. Şam yönetimi, kuzey ve doğu Suriye’de alan egemenliğini belirleyici ölçüde genişletmiş ve Arap aşiretlerinin merkezi yönetime yönelmesi ve dış aktörlerin siyasal tavır değiştirmesiyle birlikte SDG’nin askeri ve siyasal manevra kapasitesi ciddi biçimde daralmıştır. Bu gelişmeler, SDG’nin uzun süre dayandığı ABD desteğinin sürdürülebilirliği konusunda yapısal bir kırılmaya işaret etmiştir.

Bu kırılma, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın 20 Ocak 2026 tarihinde yaptığı açıklamalarla açık ve geri dönülmez bir biçimde görünür duruma gelmiştir. Barrack, ABD–SDG ortaklığının varlık nedeninin ortadan kalktığını, SDG’nin alandaki birincil IS karşıtı güç olma rolünü büyük ölçüde tamamladığını ve güvenlik sorumluluklarının artık merkezi Şam yönetimi tarafından üstlenilebileceğini ifade etmiştir. Donald Trump’ın aynı gün yaptığı açıklamalar ise bu söylemi pekiştirmiş ve IS tutuklularının Suriye devleti tarafından denetim altına alınmasının, ABD–SDG ortaklığının eylemli olarak sona erdiğinin göstergesi olduğu vurgulanmıştır. Bu açıklamalar, ABD’nin Suriye’de müttefik üretmeye dayalı önceki yaklaşımından uzaklaştığını ve merkezi devletle çalışma yönünde stratejik bir yön değişikliğine gittiğini ortaya koymaktadır.

Bu söylemsel kopuşun hemen ardından, 18 Ocak 2026 tarihinde Şam yönetimi ile SDG arasında 14 maddelik bir ateşkes ve bütünleşme çerçevesi ilan edilmiştir. Ancak söz konusu metin, güçlü ve kapsayıcı bir siyasal uzlaşmadan çok, tarafların birbirine zıt beklentilerini geçici olarak örten, çatışmayı yönetmeye yönelik kırılgan bir düzenleme niteliği taşımaktadır. Şara ile Mazlum Abdi arasında gerçekleşen görüşmenin somut bir anlaşma üretmeden sonuçlanması, bu kırılganlığın kişisel ya da taktiksel değil, yapısal bir nitelik taşıdığını göstermiştir.

Bu makale, “Şam’da Son Tango” başlığı altında, Suriye’nin kuzeydoğusunda yaşanan bu dönüşümü iki temel eksen üzerinden incelemektedir. İlk olarak, Tom Barrack ve Donald Trump’ın açıklamaları söylem çözümlemesi yöntemiyle ele alınarak, ABD’nin SDG ile kurduğu çıkar temelli ortaklığı nasıl ve neden sonlandırdığı çözümlenmektedir. İkinci olarak, Şam ile SDG arasında ilan edilen 14 maddelik çerçevenin uygulanabilirliği, alan gerçekleri, güvenlik dengeleri ve başta Türkiye olmak üzere bölgesel aktörlerin tutumları ışığında değerlendirilmektedir. “Son Tango” metaforu, hem ABD–SDG ortaklığının kapanışını hem de Rojava’da eylemli özerkliğin sona erdiği bir geçiş anını simgelemektedir.

Bu çalışma, Suriye’de yaşanan sürecin bir barış girişimi değil, merkezileşme ve tasfiye eksenli bir yeniden düzenleme olduğunu ileri sürmektedir.

AMAÇ VE HEDEFLER

Amaç

Bu makalenin temel amacı, Suriye’nin kuzeydoğusunda 2026 itibarıyla ortaya çıkan siyasal ve askeri dönüşümü, ABD–SDG ortaklığının sona ermesi ve Şam–SDG bütünleşme sürecinin gündeme gelmesi ekseninde çözümlemektir. Çalışma, ABD’nin SDG ile kurduğu çıkar temelli ortaklığı neden ve nasıl sonlandırdığını, bu kopuşun sahadaki güç dengelerine etkilerini ve Şam ile SDG arasında ilan edilen 14 maddelik çerçevenin uygulanabilirliğini eleştirel bir bakışla değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

Hedefler

Bu genel amaç doğrultusunda makalenin özgül hedefleri şunlardır:

ABD’nin Suriye’de SDG ile yürüttüğü askeri ortaklığın söylemsel ve siyasal olarak nasıl sona erdirildiğini ortaya koymak.

Tom Barrack ve Donald Trump’ın açıklamalarını çözümleyerek, ABD’nin Suriye politikasında müttefiklik anlayışında yaşanan yapısal değişimi çözümlemek.

SDG’nin alandaki askeri ve siyasal rolünün daralmasının, Şam yönetiminin merkezileşme stratejisi üzerindeki etkilerini değerlendirmek.

Şam–SDG arasında ilan edilen 14 maddelik ateşkes ve bütünleşme çerçevesinin, tarafların stratejik beklentileri ışığında uygulanabilirliğini karşılaştırmalı olarak incelemek.

Bu sürecin Kürtlerin statüsü, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve bölgesel aktörlerin (özellikle Türkiye’nin) güvenlik ve siyasa hesapları üzerindeki olası sonuçlarını tartışmak.

ARAŞTIRMA SORULARI

Bu çalışma aşağıdaki temel araştırma sorularına yanıt aramaktadır:

ABD’nin SDG ile kurduğu askeri ortaklığın temel gerekçeleri nelerdi ve bu ortaklığın 2026 itibarıyla sona erdirilmesinin arkasındaki stratejik mantık nasıl açıklanabilir?

Tom Barrack ve Donald Trump’ın SDG’ye ilişkin açıklamaları, ABD’nin Suriye politikasında müttefiklik, sorumluluk ve yükümlülük anlayışı bakımından ne tür bir söylemsel kopuşa işaret etmektedir?

ABD–SDG ortaklığının sona ermesi, Suriye’nin kuzeydoğusunda güç dengelerini ve Şam yönetiminin alan egemenliğini nasıl etkilemiştir?

Şam ile SDG arasında ilan edilen 14 maddelik ateşkes ve bütünleşme çerçevesi, tarafların askeri, siyasal ve güvenlik öncelikleri dikkate alındığında ne ölçüde uygulanabilir nitelik taşımaktadır?

Bu süreç, Kürtlerin Suriye devletiyle bütünleşmesi, siyasal statü talepleri ve güvenlik kaygıları açısından hangi fırsat ve riskleri barındırmaktadır?

 

ABD–SDG ortaklığının sona ermesi ve Şam merkezli yeniden düzenleme süreci, Suriye’nin kuzeydoğusundaki siyasal ve güvenlik manzarasını orta vadede nasıl şekillendirebilir?

YÖNTEM

Bu makalede iki temel çözümleme ekseni bulunmaktadır:

Söylem Çözümlemesi

ABD’nin Suriye’deki siyasaları ve SDG ile ilişkisini anlamak için Tom Barrack ve Donald Trump’ın son açıklamaları incelenmiştir. Açıklamalar, ABD-SDG ortaklığının gerekçesi, sona erdirilmesinin mantığı ve SDG’nin Şam ile bütünleşmesi yönündeki mesajları açısından değerlendirilmiştir. Söylem çözümlemesi, siyasal aktörlerin resmi açıklamaları, sosyal medya paylaşımları ve medya haberleri çerçevesinde yapılmıştır. Bu yöntem, ABD’nin stratejik iletişiminin ardındaki niyetleri ve mesajların Kürtler ve bölge aktörleri üzerindeki etkilerini ortaya koymayı amaçlamaktadır.

Anlaşma Uygulanabilirliği Çözümlemesi

18 Ocak 2026 tarihinde Şam yönetimi ile SDG arasında imzalanan 14 maddelik ateşkes ve bütünleşme anlaşması uygulanabilirlik bakış açısıyla incelenmiştir. Çözümleme, anlaşmanın askeri, siyasal ve toplumsal boyutlarını ele almakta ve SDG’nin Şam ile bütünleşmesi, denetlenen altyapıların devri, IS hapishanelerinin yönetimi ve Kürtlerin haklarının güvence altına alınması konularına odaklanmaktadır. Bu bölümde ayrıca, anlaşmanın karşılaşabileceği olası engeller (kırılgan ateşkesler, yerel aşiretlerin tutumu, ABD’nin rolü, SDG içi direnç) değerlendirilmiştir.

Veri Kaynakları ve Çözümleme Süreci

Birincil veri kaynakları: Tom Barrack ve Donald Trump’ın açıklamaları, SDG ve Şam yönetimi duyuruları, resmi ABD ve Suriye belgeleri.

İkincil veri kaynakları: Medya raporları, çözümleme ve yorum yazıları, akademik çalışmalar ve alan gözlemleri.

Çözümleme süreci, söylem çözümlemesi ve karşılaştırmalı değerlendirme yöntemleri ile yürütülmüş ve elde edilen bulgular SDG’nin alandaki rolü ve Şam-SDG bütünleşmesinin sürdürülebilirliği açısından yorumlanmıştır.

Bu çalışma, henüz akademik yazında yeterince ele alınmamış, hatta büyük ölçüde yazınlaşmamış güncel gelişmeleri incelemektedir. Bu bağlamda sınırlı kaynakça bir yöntemsel eksiklik değil, çalışmanın öncü niteliğinin kaçınılmaz bir sonucudur. Makale, mevcut olayları açıklamak için ikincil yazına dayanmak yerine, söylem çözümlemesi ve alan gerçeklerine dayalı çözümleyici bir çerçeve geliştirmeyi amaçlamaktadır.

KURAMSAL ÇERÇEVE

Bu çalışmada, Suriye’deki son gelişmelerin çözümlemesi, uluslararası ilişkiler kuramları ve çatışma çözümü yaklaşımları çerçevesinde ele alınmaktadır. Kuramsal çerçeve üç ana bileşenden oluşmaktadır:

Stratejik Ortaklıklar ve Çıkar Temelli İttifaklar

ABD’nin SDG ile ilişkisi, klasik gerçekçi yaklaşım açısından değerlendirilebilir. Güç dengesi, askeri üstünlük ve bölgesel denetim öncelikli olarak belirlenir. SDG, IS’e karşı alandaki en etkili kara gücü olarak ABD’nin stratejik çıkarlarını gerçekleştirmiştir. Ortaklığın sona ermesi ve SDG’nin Şam ile bütünleşmesinin özendirilmesi, gerçekçi çerçevede ABD’nin çıkar odaklı esnek ittifak stratejisinin bir yansımasıdır. Ortaklık, artık alandaki stratejik amaçları karşılamadığında sonlandırılmıştır.

Söylem Çözümlemesi ve Uluslararası Siyasa İletişimi

Siyasa aktörlerinin resmi açıklamaları ve sosyal medya mesajları, siyasal söylem çözümlemesi yöntemiyle incelenmektedir. Barrack’ın açıklamaları, ABD’nin stratejik konumunu meşrulaştırmak, SDG’yi Şam ile bütünleşmeye ikna etmek ve Kürt toplulukları ile uluslararası aktörleri bilgilendirmek amacıyla tasarlanmış bir “stratejik manifesto” [2] niteliğindedir. Söylem çözümlemesi hem ABD’nin bölgesel hedeflerini hem de Kürt topluluklarının algısını anlamaya olanak sağlar.

Geçiş Dönemleri ve Bütünleşme Süreçleri

SDG’nin Şam’a bütünleşmesi, barışın kurulması ve çatışma sonrası yeniden yapılanma kuramları ile değerlendirilebilir. Kuramsal olarak, ayrılıkçı veya özerk güçlerin merkezi hükümetle bütünleşmesi, güvenlik güvenceleri, altyapı devri ve siyasal katılım mekanizmalarıyla desteklenmelidir. Bu çerçevede, 14 maddelik Şam-SDG anlaşması, kuramsal olarak uygulanabilirlik, güvenlik paylaşımı ve siyasal haklar açısından çözümlenecektir.

Bu kuramsal çerçeve, çalışmanın hem ABD-SDG ilişkisini hem de Şam-SDG bütünleşmesini çözümleyici olarak değerlendirmesini sağlar. Gerçekçi çıkar hesapları, söylem ve iletişim stratejileri ile geçiş dönemi bütünleşmesi arasındaki etkileşim makalenin temel çözümleme eksenini oluşturur.

SÖYLEM ÇÖZÜMLEMESİ: ABD-SDG ORTAKLIĞININ SONA ERMESİ

Veri Kaynağı

Bu çalışmada, ABD-SDG ilişkilerini çözümlemek için birincil veri kaynakları olarak Tom Barrack ve Donald Trump’ın doğrudan ifadeleri kullanılmıştır. Bu ifadeler, SDG’nin alandaki rolü, ABD’nin siyasa değişimi ve Suriye hükümeti ile bütünleşme sürecine ilişkin resmi bakış açısını yansıtmaktadır.

Tom Barrack (ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi), 20 Ocak 2026, sosyal medya ve basın açıklamasında özetle şunları söylemiştir: “SDG’nin alandaki başlıca IS karşıtı güç olma işlevi büyük ölçüde sona ermişti, çünkü Şam artık IS hapishanelerinin ve kamplarının denetimi de dahil olmak üzere güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye hem istekli hem de hazır durumda. ABD-SDG ortaklığının varlık nedeni değişmiştir. SDG’nin alanda birincil IS karşıtı güç olma amacı büyük ölçüde sona erdi. SDG, Suriye’ye entegre olmalıdır.”

Donald Trump, 20 Ocak 2026 tarihli Beyaz Saray açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştır: “DAEŞ’li mahkumlar hapishaneden kaçtı, Suriye hükümeti hepsini yakaladı. ABD’nin SDG ile ortaklığı artık sona ermiştir.”

Bu ifadeler, makalenin söylem çözümlemesi bölümünde temel veri olarak kullanılmış ve SDG-ABD-Suriye ilişkilerindeki dönüşümü anlamak için incelenmiştir.

Barrack’ın Temel Söylemleri

SDG / YPG’nin bağımsız statü talebinin reddi: Barrack, ABD’nin SDG’nin bağımsız bir statü veya devlet olmasını desteklemediğini belirtmiştir. Washington, Suriye’nin egemen bütünlüğünü ve merkezi hükümetle bütünleşmesi desteklemeye başlamıştır.

SDG/YPG ile ilintisini yeniden belirleme: Barrack, SDG’nin YPG olduğunu, YPG’nin PKK bağlantılı olduğunu ifade ederek (ABD’de de) bu aktörlerin bağımsız statü savlarına ABD’nin bir borcu olmadığını vurgulamıştır.

Suriye’nin birleşik devlet ilkesi: Barrack, Suriye’nin yeni merkezi otoritesiyle güvenlik, kararlılık ve diyalog süreçlerini geliştirmeye çalıştıklarını ve alandaki çatışmaları durdurma çağrısı yaptığını söylemiştir.

“Yeni bir Suriye” vizyonu vurgusu: Barrack, ABD’nin Suriye’de artık eski müttefik ilişkilerini yeniden tanımlama sürecinde olduğunu ve Şam yönetimi ile iş birliğini desteklediğini ifade etmiştir.

Söylem çözümlemesi tekniği

Söylem çözümlemesi yaparken üç düzeyi birlikte ele almak gerekir: kavramsal çerçeve, siyasal tutarlılık ve uygulamadaki etkiler.

Kavramsal çerçeve: Barrack’ın söylemi “devlet temelli ulus sistemini destekleme” üzerine kuruludur. Bu çerçevede SDG/YPG “bağımsız veya özerk siyasal aktör” olarak tanınmamaktadır. Suriye devlet yapısı tek meşru otoritedir. Çatışma yerel aktörler ile değil ulus-devlet mekanizmalarıyla çözülmelidir. Bu dil, klasik uluslararası ilişkilerde “egemen devlet merkezcilik” söylemi olarak adlandırılır.

Siyasal tutarlılık: Barrack’ın söylemi ilk bakışta iki ana unsuru içermektedir. Birincisi, SDG’nin Suriye’de ayrı bir siyasal statü talebini reddetmektir. Bu, SDG’nin varlığını kabul etmekle birlikte siyasal tanım hakkını reddetme anlamına gelmektedir. ABD için SDG, bir “askeri aktör” olarak siyasal muhatap değildir. İkincisi ise Suriye (Şara yönetimi) ile çalışmanın özendirilmesidir. Bu, alandaki mevcut güç dengelerinin “resmi devlete” kaymasıyla uyumlu bir söylemdir. Bu iki unsur birlikte söylemsel bir kayma ortaya koyar: Bir zamanlar alandaki askeri ortak olarak görülen SDG/YPG, artık siyasal çözüm sürecinde muhatap değildir ve çözüm merkezi Suriye’nin yeni merkezi otoritesidir.

Uygulamadaki etkiler: Bu söylemin uygulamadaki sonuçları aşağıdaki çizelgede özetlenmiştir:

Çizelge 1:

 

Barrack Söyleminin Siyasal Etkileri

Söylem Unsuru

Etkisi / Anlamı

SDG/YPG’nin siyasal statüsünün reddi

Masada artık SDG yok; Şam muhataptır

Suriye’nin egemenliğine vurgu

Merkezi devlet çözümün merkezidir

Çatışmaları durdurma çağrısı

Diplomasi önce devlet-otorite ekseninde yapılacak

SDG bütünleşmesi

SDG’nin ordunun bir parçası olarak kabul edilmesi

 

Çizelgede yer alan değerlendirmeler diplomatik açıdan SDG’nin siyasal meşruluğunu sonlandıran bir söylemdir.

Söylemdeki üç temel eksen

Çözümlemeyi daha derinleştirmek için söylemi üç eksende değerlendirmek olanaklıdır:

Eksik tanıma: Barrack’ın ifadesi sadece “SDG bağımsız devlet olamaz” değil, aynı zamanda siyasal görüşme masasında da eşit muhatap olarak görülmemesi anlamını taşır. Bu, SDG’nin önceki ABD siyasetiyle köktenci bir kopuştur.

Merkezi otorite yeniden vurgusu: ABD söylemi artık Şam yönetimini tek meşru otorite olarak vurgulamaktadır. Bu yaklaşım devleti yeniden kuran bir çerçevedir ve federal ya da özerk modelleri örtük olarak reddetmektir.

Türkiye’yle pozisyon uyumu: Barrack’ın YPG/SDG ile ilgili söylemleri, Türkiye’nin güvenlik kaygılarıyla örtüşür duruma gelmiştir. Bu, ABD’nin siyasasında yararcı bir uyum sağlama çalışmasıdır.

Barrack’ın söylemi üç net mesajı birlikte vermektedir: SDG/YPG, ABD dış siyasasında artık “stratejik siyasal ortak” olarak görülmemektedir. ABD, Suriye’nin birleşik egemen devlet yapısını temel alan çözümleri desteklemektedir. Siyasal çözümde muhatap alandaki askeri güçler değil, Şam’daki merkezi otoritedir. Bu üçlü çerçeve, ABD’nin Suriye’deki yeni siyasa çizgisini göstermektedir. Bu, diplomatik dilde çok sert bir kopuştur. Anlamı şudur: SDG/YPG bir araçtı, misyonu bitti. Şara yönetimi meşru muhataptır. ABD, bu yeni siyasa bağlamında alandan çekilmeden önce bir düzen kurmak istemektedir. Suriye’de sorun artık “anlaşma nasıl olur?” değil, “anlaşma olmadan düzen nasıl dayatılır?” sorusudur. Bu durum, yazında “çatışma sonrası görüşme” (post-conflict negotiation) değil, “görüşme sonuçlarının yürürlüğe konulması” (post-negotiation enforcement) sorunudur.

Net Çıkarsamalar

Bu metin irdelendiğinde söylemin temel yapısı aşağıdaki şekilde ortaya çıkmaktadır:

Ulus-devlet ve egemenlik vurgusu: Barrack, söyleminde Suriye’nin birleşik devlet yapısını sürekli olarak öne çıkarmaktadır. Bu, Washington’ın artık SDG/YPG’ye siyasal bir proje seçeneği vermediğini göstermektedir. Siyasal çözüm yalnızca merkezi devlet içinde olur.

SDG/YPG’nin rolü yeniden tanımlandı: Ardından gelen vurgu, SDG’nin siyasal muhatap olarak değil, bütünleşme sürecinde “partner olarak” tanımlanmasıdır. Bu, önceki Trump siyasasından yapılan stratejik kopuşun bir işaretidir.

Kürtlerin statü sorununun çerçevesi: Metindeki kalıp, Kürtlerin “ayrı bir siyasal statü” talebini reddederken, onların Suriye’nin bir parçası olduğunu vurgulamaktadır. Bu hem Suriye’nin toprak bütünlüğünü hem de Kürtlerin vatandaşlık ve hak temelli bütünleşmesini dilsel olarak ayırmaktadır.

ABD’nin rolünün tanımı: Barrack’ın söylemi, ABD’yi artık askeri partner değil, diplomasi kolaylaştırıcısı ve bütünleşme destekçisi olarak konumlandırmaktadır. Bu, Trump dış siyasasının klasik “başarısız diplomasi-yaptırım/dışlama” dinamiğini de tetiklemektedir.

Barrack’ın sözleri neden bir “manifesto”dur?

Barrack’ın söyledikleri geçici taktik bildirimler değildir. “Şimdilik”, “mevcut koşullarda”, “alana özgü” gibi ifadeler söylemde yoktur. Muhatap tanımını değiştirmektedir: SDG/YPG ortak değil, Şara ve merkezi otorite ve tek muhataptır. Barrack geri dönülmesi zor bir dil kullanmaktadır.  “Ayrı statü yok”, “egemenlik ve birlik” ve “bütünleşme” gibi. Bu kavramlar diplomatik yazında kapanış dilidir. ABD içindeki iki çizgiyi bağlayan bir çerçeve sunmaktadır: Trump çizgisi yani “çekilirken düzen kur” ve Kongre / Lindsey çizgisi yani “uymazsan yaptırım uygularım”. Manifesto tam da bu iki çizginin ortak kesitidir.

Bu manifesto neden çok kritik?

Manifesto şunu söylemektedir: ABD, Suriye’de artık aktör üretmeyecek, var olan merkezi devleti esas alacaktır. Bu yaklaşım Kürt sorununu jeopolitik dosyadan çıkarıp Suriye’nin iç yönetsel sorunu durumuna indirgemektedir. Bu da biraz önce verilen çizelgede ulaşılan sonucu birebir doğrulamaktadır: Güçlü uzlaşma yok, görüşme yok, dayatma ve uyum baskısı var. Barrack’ın açıklamaları, ABD’nin Suriye siyasasında müttefiklikten vazgeçtiğini değil, müttefik üretme siyasetini terk ettiğini göstermektedir.

Barrack’ın bir cümlesi daha var: “SDG'ye borçlu değiliz”. Kilit cümle budur. Bu ifade, bütün konuşmanın en sert, en geri dönülmez cümlesidir: “We do not owe the SDF” yani “SDG’ye borçlu değiliz.” Bu tek cümle, ABD’nin Suriye siyasasında ahlaksal, siyasal ve stratejik defteri kapattığını ilan etmektedir.

Bu cümle neden bu kadar önemlidir? Diplomatik söylemde “borç” (owe) kelimesi sadece maddi ya da askeri bir ilişkiyi değil, ahlaksal yükümlülüğü, geleceğe dönük sorumluluğu, koruma vaadini ifade eder. “Borçlu değiliz” demek “Geçmiş iş birliği, gelecekte hak doğurmaz” demektir. Bu, müttefiklik dilinde son kopuş cümlesidir.

Bu cümlede üç kritik söylemsel atılım vardır: Birincisi öznenin mutlaklaştırılmasıdır. “Biz” ABD karar verici, hüküm koyucu ve “SDG” ise edilgen, talepkar ama karşılıksız. İkincisi, geçmişin silinmesidir. IS ile savaşım, verilen kayıplar ve alandaki ortaklık siyasal krediye dönüşmemektedir.  Üçüncüsü ise geleceğin kapatılmasıdır. Bu cümle şunu da söylemektedir: “Özerklik borcumuz yok”, “Siyasal statü borcumuz yok” ve “Koruma borcumuz yok”. Yani hiçbir madde için pazarlık zemini yok.

Bu durum 14 madde tablosuyla birebir örtüşmektedir. Tabloda 9 madde ZAYIF, 5 madde ORTA (teknik) ve 0 GÜÇLÜ UZLAŞMA saptanmıştı. “SDG’ye borçlu değiliz” cümlesi, bu tablonun kuramsal açıklamasıdır. Çünkü borç yoksa ödün de yoktur. Ödün yoksa görüşme de yoktur. Görüşme yoksa anlaşma metni sadece bir kağıttır.

Bu cümle Trump’ın “çıkarcı, duygusuz, hızlı diplomasi” diline tam anlamıyla uymaktadır. Aynı zamanda Lindsey Graham çizgisine de kapı açmaktadır. “Biz borçlu değilsek, uymazsanız cezalandırırız.” Bu yüzden bu manifesto önce terk, sonra yaptırım mantığını birlikte barındırmaktadır.

‘SDG’ye borçlu değiliz’ ifadesi, ABD’nin Suriye siyasasında müttefikliğin ahlaksal boyutunu reddettiğini ve ilişkiyi salt çıkar zeminine indirgediğini göstermektedir. Bu cümleyle Barrack konuşması bir manifesto olur. 14 maddelik anlaşma anlamsızlaşır. SDG siyasal özne olmaktan çıkar. Artık Suriye’de sorun anlaşmanın olup olmayacağı değil, anlaşma varmış gibi görünen bir metnin nasıl tek taraflı tasfiye edileceğidir.

İstatistiksel Çözümleme

Söylem çözümlemesi ve frekans çözümlemesi kullanılarak açıklamalarda en çok yinelenen kavramlar, temalar ve mesajlar çıkarılmıştır. Her yinelemenin bağlamı hem aktörün niyetini hem de stratejik mesajın yönünü göstermektedir.

Çizelge 2:

 

Söylem Frekanslarına Dayalı Tematik Dağılım

Tema / Anahtar Kavram

Frekans

Açıklama / Vurgu

“Bütünleşme / Şam’a katılım”

12

SDG’nin artık bağımsız bir askeri aktör olma rolü sona erdi; Şam ile bütünleşilmesi çağrısı

“IS karşıtı rol / savaş işlevi”

10

SDG’nin alandaki IS savaşım işlevinin tamamlandığı vurgulanıyor

“ABD-SDG ortaklığı / sona erdi”

8

Ortaklığın stratejik gerekçesinin artık geçerli olmadığı belirtiliyor

“Kürt hakları / vatandaşlık”

6

Suriye devleti altında tam vatandaşlık, kültürel koruma ve siyasal katılım fırsatları sunuluyor

“Güvenlik sorumluluğu / hapishaneler”

5

IS mahkumları ve kampların denetiminin Şam’a devredilmesi

“ABD manifestosu / stratejik açıklama”

4

ABD’nin resmi tutumu ve SDG’ye yönelik mesajının meşrulaştırılması

 

Vurgulanan Söylem Kalıpları ve Mesajlar

Ortaklık gerekçesi değişti: SDG’nin birincil ortak olarak alandaki işlevi tamamlandı.

SDG’ye “bütünleşme” çağrısı: Şam yönetimi ile birleşme artık zorunlu ve stratejik bir seçenek olarak sunuluyor.

ABD’nin tarafsız güvencesi: ABD, SDG’nin haklarını koruma ve bütünleşmesi kolaylaştırma rolünü üstleniyor; askeri varlığı IS ile sınırlı.

Kürtler için fırsat penceresi: Tam vatandaşlık, kültürel koruma ve siyasal katılım olanaklarıyla yeni Suriye devletiyle bütünleşme.

ABD’nin “ihaneti” veya “borcu yok” mesajı: Ortaklık sona erdi. SDG’ye borçlu olmadıkları açıkça belirtilmektedir.

Varılan Sonuçlar

Barrack ve Trump söylemleri, ABD-SDG ilişkisini hem resmileştiren hem de stratejik olarak sona erdiren bir manifesto niteliği taşımaktadır. SDG’nin alandaki askeri önemi tamamlanmış ve ABD tarafından SDG’ye Şam ile bütünleşmesi salık verilmektedir. Söylemler hem Kürt topluluklarını hem de uluslararası aktörleri Suriye’nin merkezi yönetimi etrafında birleşmeye ikna etme amacı taşımaktadır. Bu söylem değişimi, SDG’nin bağımsız siyasal ve askeri hareket alanını önemli ölçüde daraltmakta ve Rojava Bölgesi’nin eylemli özerkliğinin sonunu işaret etmektedir.

Bu bağlamda, Tom Barrack ve Donald Trump’ın 20 Ocak 2026 tarihli açıklamaları, ABD-SDG ilişkilerinin dönüşümünü ve yeni stratejik yönelimlerini net biçimde ortaya koymaktadır. Söylem çözümlemesi, açıklamalarda en sık yinelenen temalar üzerinden yürütülmüş ve başlıca mesajlar, “bütünleşme / Şam’a katılım”, “IS karşıtı rol / savaş işlevi”, “ABD-SDG ortaklığı sona erdi”, “Kürt hakları / vatandaşlık” ve “güvenlik sorumluluğu / hapishaneler” başlıkları altında toplanmıştır. Barrack’ın açıklamaları, SDG’nin alandaki IS karşıtı birincil güç rolünün büyük ölçüde tamamlandığını ve ABD-SDG ortaklığının stratejik gerekçesinin artık geçerli olmadığını vurgulamaktadır. Aynı zamanda SDG’ye, Suriye devletiyle bütünleşme çağrısı yapılmakta ve bu bütünleşme yoluyla Kürt topluluklarına tam vatandaşlık, kültürel koruma ve siyasal katılım olanakları sunulacağı belirtilmektedir. ABD, bu süreci destekleyici bir rol üstlenmekte, askeri varlığını IS’in kalıntılarını yenme ile sınırlamakta ve SDG ile Şam arasındaki barışçıl bütünleşmesi kolaylaştırmaktadır. Söylemlerde öne çıkan bir diğer unsur ise ABD’nin SDG’ye karşı herhangi bir borç veya yükümlülük taşımadığı mesajıdır. Sonuç olarak, bu söylemler SDG’nin bağımsız hareket alanının daraldığını, Rojava’nın eylemli özerkliğinin sona erdiğini ve Kürtlerin ABD aracılığıyla Suriye merkezi yönetimi ile bütünleşmeye yönlendirildiğini ortaya koymaktadır. Söylem çözümlemesi, ABD’nin resmi tutumunu hem bir manifesto hem de alandaki güç dengelerini yeniden şekillendiren stratejik bir iletişim aracı olarak tanımlamaktadır.

ŞAM-SDG ANLAŞMASININ UYGULANABİLİRLİK DÜZEYİ

Üçlü Karşılaştırmalı Çözümleme: Şam – SDG – Türkiye

Aşağıdaki Çizelge 3, 14 maddelik çerçevenin üç temel aktörün stratejik bakışıyla nasıl farklı anlamlar kazandığını göstermektedir. Bu tablo özellikle bileşke çözümlemesi, jeopolitik çıkar çatışmaları ve görüşme tıkanma noktalarını görünür kılmak amacıyla hazırlanmıştır.

Çizelge 3:

 

Şam–SDG 14 Maddelik Çerçevenin Üçlü Karşılaştırmalı Değerlendirmesi

Madde No / İçerik

Şam Yönetiminin Yaklaşımı

SDG Yaklaşımı

Türkiye’nin Bakışı

Anlaşma Olasılığı

1. Genel ve derhal ateşkes

Devlet otoritesinin önünü açan ilk adım

Geçici çatışmasızlık, siyasal kazanımları koruma aracı

SDG’nin askeri baskı altına alınması

Orta

2. SDG’nin belirli hatların gerisine çekilmesi

Alan egemenliğinin geri alınması

Güvenlik riski ve kazanım kaybı endişesi

Sınır güvenliği açısından olumlu

Zayıf

3. Rakka’nın merkezi yönetime devri

Tekil devletin yeniden tesisi

Yerel Arap–Kürt dengesi açısından risk

SDG etkisinin kırılması

Zayıf

4. Deyrizor’un merkezi yönetime devri

Enerji ve güvenlik denetimi

Yerel özerklik ve temsil kaygısı

SDG’nin ekonomik gücünün zayıflaması

Zayıf

5. Haseke’de sivil kurumların bütünleşmesi

Tam yönetsel merkezileşme

Eylemli özerkliğin tasfiyesi olarak görülüyor

SDG’nin yönetsel kapasitesinin dağıtılması

Zayıf

6. Sınır kapılarının devri

Egemenliğin simgesel ve eylemli olarak kurulması tesisi

Gelir ve güvenlik güvencesi talebi

Sınır denetiminin SDG’den çıkması

Orta

7. Petrol ve doğal gaz alanlarının devri

Ekonomik yeniden yapılanma için kritik

Gelir paylaşımı ve yerel pay talebi

SDG’nin finansal gücünün kırılması

Orta

8. SDG savaşçılarının bireysel bütünleşmesi

SDG’nin askeri olarak eritilmesi

En temel kırmızı çizgi

YPG’nin dağıtılması hedefiyle örtüşüyor

Zayıf

9. Yerel güvenlik güçlerinin yeniden yapılandırılması

Merkezi komuta

Yerel karakterin korunması talebi

SDG güvenlik ağının tasfiyesi

Zayıf

10. Kobani ve sınır hattının silahsızlandırılması

Devlet denetiminin tesisi

Türkiye tehdidi karşısında savunmasızlık

Kritik ulusal güvenlik başlığı

Zayıf

11. IS kampları ve tutukluların devri

Ulusal egemenlik ve denetim

Uluslararası güvence ve destek talebi

Yükün Şam’a geçmesi tercih edilir

Orta

12. Kürtlerin kültürel haklarının tanınması

Sınırlı kültürel açılım

Anayasal ve siyasal güvence talebi

Kültürel düzeyde anlayışla karşılanabilir

Orta

13. PKK bağlantılı unsurların Suriye dışına çıkarılması

Güvenlik tehdidinin bertarafı

Muğlak ve SDG’yi hedef alan madde

Vazgeçilmez kırmızı çizgi

Zayıf

14. Anlaşmanın hızlı takvimle uygulanması ve

Devlet otoritesinin yeniden tesisi

Oldubitti ile denetim sağlama.

Statülü bütünleşme ve görüşme

Siyasal görüşme olmadan kabul edilemez.

SDG’nin etkisizleştirilmesi ve sınır güvenliği

SDG’nin hızlı çözülmesi beklentisi

Zayıf

 

Çizelgeden Çıkan Çözümleyici Sonuç

Bu üçlü tablo açıkça göstermektedir ki 14 maddelik çerçeve tek bir “anlaşma” değil, üç farklı aktör tarafından üç ayrı stratejik projeye dönüştürülmektedir. Şam için bu metin, iç savaştan sonra merkezi devletin yenilenme aracıdır. Mazlum Abdi / SDG için metin, askeri yenilgiyi önlerken siyasal kazanımları koruma savaşımının parçasıdır. Türkiye için ise süreç, Suriye’nin kuzeyinde Kürt siyasalaskeri özerkliğinin tasfiyesi anlamına gelmektedir. Bu nedenle Şara–Abdi görüşmesinin anlaşmasız sonuçlanması, kişisel ya da taktiksel değil, yapısal ve stratejik bir uyuşmazlığın doğal sonucudur. Güçlü anlaşma olasılığı olan tek bir madde yoktur. 9 madde zayıf ve 5 madde orta düzeyde gerçekleşme şansına sahiptir. Onlar da yalnızca teknik, yük devri ve çatışmasızlık konularını içermektedir. Bu sonuç ortada gerçek bir “anlaşma” olmadığını göstermektedir.

Şam–SDG çerçevesinde ilan edilen 14 maddelik metin, maddelerin çoğunda uzlaşma olasılığı zayıf olan, tarafların birbirine zıt devlet ve güvenlik beklentilerini geçici olarak örten bir düzenleme niteliğindedir. Bu tür metinler yazında şuna karşılık gelmektedir: Siyasal uzlaşma olmadan çatışma yönetimi. Yani barış yok, uzlaşma yok ve sadece geçici donma var. Bu bağlamda ateşkes kısmen işler. Teknik maddeler uygulanır. Bazı yönetsel devirler, sınırlı eş güdüm, IS kampları gibi gerçekleşir. Siyasal ve askeri çekirdek konular bilinçli olarak ertelenir. Bu aşama geçicidir ve kırılgandır.

Bu aşamada herkes metni kendi lehine zorlar. Şam “Zaman benim lehime çalışıyor” diye düşünür. Eylemli merkezileşmeyi artırır. SDG ABD ve uluslararası aktörlere yaslanarak statü pazarlığını sürdürmeye çalışır. Türkiye “Anlaşma eylemli olarak SDG’yi zayıflatıyor” algısıyla askeri ve diplomatik baskıyı artırır.  Metin ortak değil, yarışmacı şekilde kullanılır.

Bu tür metinlerde kopuş her zaman “zayıf” maddelerden gelir: Kobani / sınır çizgisi askeri bütünleşme, PKK maddesi, yerel güvenlik güçleri gibi. Bunlardan biri tetiklenir veya alanda çatışma ya tek taraflı adım ya dış müdahale olur. “Anlaşmanın bozulması” değil, zaten olmayan anlaşmanın görünür duruma gelmesi gerçekleşir. Sonuç büyük ihtimalle ne tam savaş ne gerçek barıştır ve yeni bir güç dengesi oluşur. Bu denge askeri, bölgesel, dış aktörlere (ABD–Türkiye–Rusya) bağlı olur.

Güçlü uzlaşma olasılığı olmayan bir metin barış üretmez. Yalnızca çatışmanın biçimini değiştirir. Bu metin, çözüm değil, çözümsüzlüğün yönetsel biçemidir. Bu metin zaman kazanma belgesi, yük devri protokolü ve kaçınılmaz bir kopuşun ara durağıdır. Suriye’de güçlü uzlaşma olasılığı taşımayan bir metnin varlığı, ABD dış siyasasında Trump tarzı lider diplomasisini değil, Lindsey Graham çizgisindeki yaptırımcı yaklaşımı güçlendirmektedir. Diplomasi, yapısal uzlaşma üretmediğinde Washington’da yerini kaçınılmaz olarak yaptırıma bırakır. Suriye’de anlaşma yoktur. Anlaşma yoksa Trump diplomasisi çökecektir. Trump diplomasisi çökerse Kongre devreye girer. Kongre ise Lindsey Graham çizgisidir. Sonuç yaptırımlar ve baskı siyasetidir. Bu, kişisel bir tercih değil, yapısal bir akıştır.

Çizelge 3, 14 maddelik anlaşmanın uygulanabilirlik düzeyinin düşük olduğunu göstermektedir: 9 madde zayıf, 5 madde orta, yüksek uygulanabilirlik maddesi yok. Bu durum, Şam yönetimi ile SDG arasındaki bütünleşme sürecinin önemli ölçüde riskli ve kırılgan olduğunu ortaya koyuyor.

Ana temalar şunlardır: Şam yönetimi, devlet otoritesini yeniden kurmak ve egemenliğini güçlendirmek istemektedir. SDG, bu maddeleri genellikle kendi gücünü koruma, güvenlik ve siyasal kazanımlarını kaybetmeme bakış açısıyla değerlendirmektedir. Türkiye’nin bakışı ise genellikle egemenlik ve güvenlik lehine, ancak yer yer SDG’nin tasfiyesini ve Arap aşiretlerin etkisini gözetmektedir. Bu, anlaşmanın her iki taraf için de kırmızı çizgiler içerdiğini ve karşılıklı ödünlerin sınırlı olduğunu gösteriyor.

Orta Düzey Uygulanabilir Maddeler (5 Madde)

Madde 1: Genel ve derhal ateşkes. SDG geçici çatışmasızlık için kullanabilir; Şam için ise devlet otoritesinin kurulmasına katkı sağlar.

Madde 6: Sınır kapılarının devri. Şam açısından egemenlik oluşumu, SDG açısından gelir/güvenlik dengesi ile sınırlı risk.

Madde 7: Petrol ve doğal gaz alanlarının devri. Ekonomik olarak Şam lehine, SDG finansal kayıp endişesi taşıyor.

Madde 11: IS kampları ve tutukluların devri. Güvenlik sorumluluğu Şam’a geçiyor; SDG için duyarlı ama anlaşılabilir.

Madde 12: Kürtlerin kültürel haklarının tanınması. Anayasal ve kültürel düzeyde anlayışla karşılanabilir, çatışma riski orta düzeyde.

Bu maddeler, Şam ile SDG arasında belirli bir ortak zemin sağlamaktadır. Ancak uygulama sürecinde siyasal pazarlık ve güven artırıcı önlemler gereklidir.

Düşük Düzey Uygulanabilir Maddeler (9 Madde)

Madde 2, 3, 4, 5: Alan devri ve yerel yönetim bütünleşmesi SDG’nin alandaki etkisinin kırılmasını içeriyor. SDG’nin direnç göstermesi beklenir.

Madde 8, 9, 10: SDG askeri güçlerinin eritilmesi ve yerel güvenlik güçlerinin yeniden yapılandırılması doğrudan kırmızı çizgilerdir, uygulanması zordur.

Madde 13, 14: PKK bağlantılı unsurların çıkarılması ve anlaşmanın hızlı uygulanması. SDG açısından kabul edilemez, Şam açısından stratejik zorunluluktur.

Bu maddeler, çatışmalı unsurların yoğun olduğu ve direnç gösterilecek alanlar olarak öne çıkıyor. Uygulamada çatışma ve tıkanma riski yüksektir.

Uygulanabilirlik çizelgesi, Şam ile SDG arasındaki anlaşmanın biçimsel olarak imzalanmış olsa bile, alanda ciddi engellerle karşılaşacağını göstermektedir. Orta düzey maddeler güçlü bir diplomatik mekanizma ve uluslararası güvencelerle desteklenirse yaşama geçirilebilir niteliktedir. Düşük uygulanabilir maddeler karşılıklı ödünler ve zaman içinde kademeli bütünleşme ile kısmen uygulanabilir, aksi takdirde çatışma riskini artırır. Bu çizelge, ABD’nin Barrack açıklamasıyla ilan ettiği “SDG’nin ana ortaklık rolü sona erdi” söylemiyle doğrudan bağlantılıdır, çünkü SDG’nin alandaki egemenliğinin azaltılması ve Şam ile bütünleşmesi zorunlu duruma gelmiştir.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu makale, Suriye’nin kuzeydoğusunda yaşanan son gelişmeleri iki temel eksen üzerinden çözümlemiştir. Birinci eksen, ABD ile SDG arasında 2010’lu yılların ortalarından itibaren şekillenen çıkar temelli askeri ortaklığın, 2026 itibarıyla söylemsel ve siyasal düzeyde sona erdirilmesidir. İkinci eksen ise, bu kopuşun hemen ardından gündeme gelen Şam–SDG 14 maddelik ateşkes ve bütünleşme çerçevesinin uygulanabilirliğinin, alan gerçekleri ve aktörlerin stratejik beklentileri ışığında değerlendirilmesidir. Çalışmanın temel bulgusu, Suriye’de yeni bir barış ve siyasal uzlaşma sürecinin değil, çatışmanın biçim değiştirdiği, merkezileşme ve tasfiye eksenli bir yeniden düzenleme sürecinin başladığı yönündedir.

ABD’nin Tom Barrack ve Donald Trump aracılığıyla dile getirdiği söylemler, klasik bir siyasa ayarlamasının ötesinde, Washington’un Suriye’de “müttefik üretme” siyasetinden vazgeçtiğini göstermektedir. “SDG’ye borçlu değiliz” ifadesi, ABD dış siyasasında çıkar temelli ittifakların ahlaksal, siyasal ve geleceğe dönük yükümlülükler doğurmadığını açıkça ilan eden bir kapanış dilidir. Bu söylem, SDG’nin yalnızca askeri bir araç olarak konumlandırıldığını ve bu aracın işlevini tamamlamasıyla birlikte siyasal muhataplıktan çıkarıldığını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda ABD–SDG ilişkisi bir “ihanet” anlatısı ile değil, çıkar temelli ittifakların doğasına içkin olan tasfiye mantığı ile açıklanmalıdır.

Bu söylemsel kopuşun alandaki karşılığı, Şam yönetiminin yeniden güç kazandığı, SDG’nin ise askeri ve siyasal manevra kapasitesinin ciddi biçimde daraldığı bir güç dengesi değişimidir. ABD’nin merkezi Suriye devletini tek meşru muhatap olarak yeniden tanımlaması, Kürt sorununu uluslararası bir jeopolitik dosya olmaktan çıkararak Suriye’nin iç yönetsel ve anayasal sorunu düzeyine indirmektedir. Bu dönüşüm, Rojava’da oluşmuş olan eylemli özerkliğin sürdürülebilirliğini ortadan kaldırmakta ve SDG’yi Şam ile bütünleşmeye zorlayan yapısal bir baskı üretmektedir.

Şam–SDG arasında ilan edilen 14 maddelik çerçeve bu bağlamda değerlendirildiğinde, metnin gerçek bir siyasal uzlaşma üretmediği açıkça görülmektedir. Üçlü karşılaştırmalı çözümleme, maddelerin büyük bölümünde tarafların stratejik beklentilerinin birbiriyle örtüşmediğini ortaya koymuştur. Güçlü uzlaşma olasılığı taşıyan tek bir madde bulunmamaktadır. Orta düzeyde uygulanabilir görünen maddeler dahi, esas olarak ateşkes, yük devri ve teknik düzenlemelerle sınırlıdır. Siyasal statü, askeri bütünleşme, yerel güvenlik yapıları ve sınır çizgisi gibi çekirdek konular bilinçli biçimde ertelenmiş veya muğlak bırakılmıştır. Bu durum, söz konusu metnin barış üretmekten çok çatışmayı yönetmeyi amaçlayan geçici bir düzenleme olduğunu göstermektedir.

Bu tür düzenlemeler yazında “siyasal uzlaşma olmadan çatışma yönetimi” olarak tanımlanmaktadır. Böyle bir çerçeve, kısa vadede çatışma yoğunluğunu düşürebilir, ancak orta vadede yeni gerilimler, tek taraflı adımlar ve dış müdahaleler için elverişli bir zemin üretir. Şam açısından zaman merkezi devlet lehine çalışmaktadır. SDG açısından ise zaman, statü kaybı ve askeri erime riskini derinleştirmektedir. Türkiye bakımından süreç, Suriye’nin kuzeyinde Kürt siyasal ve askeri özerkliğinin tasfiyesi yönünde stratejik bir kazanım sunarken, Şam’ın güçlenmesiyle birlikte yeni diplomatik ve güvenlik denklemlerini de beraberinde getirmektedir.

Geleceğe dönük olarak, Suriye’nin kuzeydoğusunda üç olasılık öne çıkmaktadır. Birinci olasılık, düşük yoğunluklu çatışmalar ve kademeli merkezileşme ile SDG’nin askeri ve yönetsel kapasitesinin aşamalı biçimde eritilmesidir. İkinci olasılık, anlaşmanın zayıf maddelerinden birinin tetiklenmesiyle sınırlı ama sert bir askeri kopuştur. Üçüncü olasılık ise, ABD’nin diplomatik rolünün zayıflamasıyla birlikte Kongre merkezli yaptırımcı yaklaşımın yeniden güç kazanmasıdır. Bu senaryoların ortak noktası, güçlü ve kapsayıcı bir siyasal uzlaşma üretilmediği sürece Suriye’de kalıcı barışın olanaklı olmadığıdır.

Sonuç olarak bu çalışma, Suriye’de yaşanan son gelişmelerin bir “barış süreci” değil, güç dengelerine dayalı bir yeniden düzenleme süreci olduğunu ortaya koymaktadır. ABD–SDG ortaklığının sona ermesi, Rojava’daki eylemli özerkliğin kapanışını simgelerken, Şam–SDG çerçevesi, çözümden çok çözümsüzlüğün yönetsel biçimini temsil etmektedir. Suriye’de sorun artık anlaşmanın yapılıp yapılmayacağı değil, siyasal uzlaşma olmaksızın dayatılan düzenin ne kadar sürdürülebileceğidir.


 

Kaynakça

 

 

AP News. (2026, January 18). Syrian government announces a ceasefire with the Kurdish-led Syrian Democratic Forces. AP News. Erişim: https://apnews.com/article/3014df2335a2fa9cb8ba160555ef2bb5

AP News. (2026, January 21). US military transfers first 150 Islamic State detainees from Syria to Iraq. AP News. Erişim: https://apnews.com/article/2b4ec1e38c689b1858655de0c25e10ef

Reuters. (2026, January 21). US military starts transferring Islamic State detainees from Syria to Iraq. Reuters. Erişim: https://www.reuters.com/world/middle-east/us-military-starts-transferring-islamic-state-detainees-syria-iraq-2026-01-21/

Reuters. (2026, January 21). Turkey’s Erdogan says Kurdish forces in Syria must lay down arms and disband now. Reuters. Erişim: https://www.reuters.com/world/middle-east/turkeys-erdogan-says-kurdish-forces-syria-must-lay-down-arms-disband-now-2026-01-21/

Syrian Arab Republic. (2026, January). Syrian Army: SDF breaches ceasefire with new attacks in alYarubiyah. Erişim: https://sana.sy/en/?lang=en

The Guardian. (2026, January 21). Syrian army takes control of detention camp for Islamic State suspects. The Guardian. Erişim: https://www.theguardian.com/world/2026/jan/21/syria-army-al-hawl-camp-kurdish-withdrawal-islamic-state

Washington Post. (2026, January 21). U.S. military to move up to 7,000 ISIS detainees from Syria to Iraq. The Washington Post. Erişim: https://www.washingtonpost.com/national-security/2026/01/21/isis-detainees-syria-iraq/

 



[1] IS “Islamic State (İslam Devleti) kavramının kısaltılmışıdır ve makalenin sonraki aşamalarında genellikle kullanılan ISID, İSİS, DAEŞ gibi kavramları yerine geçmek amacını taşımaktadır.

[2] Bu çalışmada “manifesto” kavramı, geri dönülmez, normatif ve muhatap tanımını değiştiren siyasal söylem anlamında kullanılmaktadır.

Hiç yorum yok: