Şam’da Son
Tango: ABD–SDG Ortaklığının Sona Ermesi ve Suriye’de Merkezileşme Süreci
Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış
Öz
Bu makale, Suriye’nin kuzeydoğusunda 2026 itibarıyla ortaya çıkan siyasal
ve askeri dönüşümü, ABD ile SDG arasında kurulan çıkar temelli ortaklığın sona
ermesi ve Şam merkezli yeniden düzenleme süreci ekseninde incelemektedir.
Çalışma, ABD’nin SDG ile ilişkisini sonlandıran söylemsel ve siyasal kırılmayı,
Tom Barrack ve Donald Trump’ın açıklamaları üzerinden söylem çözümlemesi
yöntemiyle ele almaktadır. Ayrıca Şam yönetimi ile SDG arasında ilan edilen 14
maddelik ateşkes ve bütünleşme çerçevesi, tarafların stratejik beklentileri,
alan gerçekleri ve bölgesel aktörlerin tutumları ışığında uygulanabilirlik açısından
değerlendirilmektedir. Makalenin temel bulgusu, Suriye’de kapsayıcı bir siyasal
uzlaşma sürecinin değil, merkezi devletin güçlendirilmesine dayalı, çatışmayı
yönetmeye yönelik kırılgan bir yeniden düzenleme sürecinin başladığı
yönündedir. ABD–SDG ortaklığının sona ermesi, Rojava’daki eylemli özerkliğin
sürdürülemez duruma geldiğini gösterirken, Şam–SDG çerçevesi güçlü bir barış
üretmekten ziyade çatışmanın biçimini dönüştüren geçici bir düzenleme niteliği
taşımaktadır.
Anahtar Kelimeler: Suriye, SDG, ABD dış siyasası,
Şam yönetimi, çıkar temelli ittifaklar, merkezileşme, Rojava
Abstract
This
article examines the political and military transformation that has emerged in
northeastern Syria as of 2026, focusing on the termination of the
interest-based partnership between the United States and the Syrian Democratic
Forces (SDF) and the subsequent Damascus-centered reconfiguration process. The
study analyzes the discursive and political rupture marking the end of U.S.–SDF
relations through discourse analysis of statements made by Tom Barrack and
Donald Trump. It also evaluates the applicability of the 14-point ceasefire and
integration framework announced between the Syrian government and the SDF,
taking into account field realities, strategic expectations of the parties, and
the positions of regional actors. The main finding of the article is that Syria
is not entering a comprehensive peace and political settlement process, but
rather a fragile reordering based on conflict management and the reassertion of
central state authority. While the end of the U.S.–SDF partnership signals the
closure of de facto autonomy in Rojava, the Damascus–SDF framework represents a
temporary arrangement that reshapes the form of conflict rather than producing
a durable peace.
Keywords: Syria, SDF, U.S. foreign policy, Damascus government, interest-based
alliances, centralization, Rojava
GİRİŞ
Suriye iç savaşı boyunca, yerel ve uluslararası aktörler arasında kalıcı
ittifaklardan çok belirli tehdit algıları ve çıkarlar etrafında şekillenen
geçici ve işlevsel ortaklıklar ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda, 2010’lu yılların
ortalarından itibaren Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG)
ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında gelişen ilişki, klasik bir
stratejik müttefiklikten çok, IS [1]
tehdidine karşı kurulmuş çıkar temelli bir askeri ortaklık niteliği taşımıştır.
Kobani’den Rakka’ya, Deyrizor’dan Tişrin Barajı çizgisine uzanan askeri
operasyonlarda SDG, ABD’nin sahadaki başlıca kara gücü olarak öne çıkmış ve IS’in
bölgesel egemenliğinin çökertilmesinde belirleyici bir rol üstlenmiştir. Bu
süreçte El-Hol ve El-Şaddadi gibi kamplar ve hapishaneler SDG denetiminde
tutulmuş, binlerce IS mensubu ve aile üyesi bu alanlarda gözetim altına
alınmıştır.
Ancak 2026 yılına gelindiğinde, Suriye sahasında güç dengelerini yeniden
tanımlayan önemli bir dönüşüm yaşanmıştır. Şam yönetimi, kuzey ve doğu
Suriye’de alan egemenliğini belirleyici ölçüde genişletmiş ve Arap
aşiretlerinin merkezi yönetime yönelmesi ve dış aktörlerin siyasal tavır
değiştirmesiyle birlikte SDG’nin askeri ve siyasal manevra kapasitesi ciddi
biçimde daralmıştır. Bu gelişmeler, SDG’nin uzun süre dayandığı ABD desteğinin
sürdürülebilirliği konusunda yapısal bir kırılmaya işaret etmiştir.
Bu kırılma, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom
Barrack’ın 20 Ocak 2026 tarihinde yaptığı açıklamalarla açık ve geri dönülmez
bir biçimde görünür duruma gelmiştir. Barrack, ABD–SDG ortaklığının varlık
nedeninin ortadan kalktığını, SDG’nin alandaki birincil IS karşıtı güç olma
rolünü büyük ölçüde tamamladığını ve güvenlik sorumluluklarının artık merkezi
Şam yönetimi tarafından üstlenilebileceğini ifade etmiştir. Donald Trump’ın
aynı gün yaptığı açıklamalar ise bu söylemi pekiştirmiş ve IS tutuklularının
Suriye devleti tarafından denetim altına alınmasının, ABD–SDG ortaklığının eylemli
olarak sona erdiğinin göstergesi olduğu vurgulanmıştır. Bu açıklamalar, ABD’nin
Suriye’de müttefik üretmeye dayalı önceki yaklaşımından uzaklaştığını ve
merkezi devletle çalışma yönünde stratejik bir yön değişikliğine gittiğini
ortaya koymaktadır.
Bu söylemsel kopuşun hemen ardından, 18 Ocak 2026 tarihinde Şam yönetimi
ile SDG arasında 14 maddelik bir ateşkes ve bütünleşme çerçevesi ilan
edilmiştir. Ancak söz konusu metin, güçlü ve kapsayıcı bir siyasal uzlaşmadan çok,
tarafların birbirine zıt beklentilerini geçici olarak örten, çatışmayı
yönetmeye yönelik kırılgan bir düzenleme niteliği taşımaktadır. Şara ile Mazlum
Abdi arasında gerçekleşen görüşmenin somut bir anlaşma üretmeden sonuçlanması,
bu kırılganlığın kişisel ya da taktiksel değil, yapısal bir nitelik taşıdığını
göstermiştir.
Bu makale, “Şam’da Son Tango” başlığı altında, Suriye’nin kuzeydoğusunda
yaşanan bu dönüşümü iki temel eksen üzerinden incelemektedir. İlk olarak, Tom
Barrack ve Donald Trump’ın açıklamaları söylem çözümlemesi yöntemiyle ele
alınarak, ABD’nin SDG ile kurduğu çıkar temelli ortaklığı nasıl ve neden
sonlandırdığı çözümlenmektedir. İkinci olarak, Şam ile SDG arasında ilan edilen
14 maddelik çerçevenin uygulanabilirliği, alan gerçekleri, güvenlik dengeleri
ve başta Türkiye olmak üzere bölgesel aktörlerin tutumları ışığında
değerlendirilmektedir. “Son Tango” metaforu, hem ABD–SDG ortaklığının
kapanışını hem de Rojava’da eylemli özerkliğin sona erdiği bir geçiş anını
simgelemektedir.
Bu çalışma, Suriye’de yaşanan sürecin bir barış girişimi değil,
merkezileşme ve tasfiye eksenli bir yeniden düzenleme olduğunu ileri
sürmektedir.
AMAÇ VE HEDEFLER
Amaç
Bu makalenin temel amacı, Suriye’nin kuzeydoğusunda 2026 itibarıyla ortaya
çıkan siyasal ve askeri dönüşümü, ABD–SDG ortaklığının sona ermesi ve Şam–SDG
bütünleşme sürecinin gündeme gelmesi ekseninde çözümlemektir. Çalışma, ABD’nin
SDG ile kurduğu çıkar temelli ortaklığı neden ve nasıl sonlandırdığını, bu
kopuşun sahadaki güç dengelerine etkilerini ve Şam ile SDG arasında ilan edilen
14 maddelik çerçevenin uygulanabilirliğini eleştirel bir bakışla
değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
Hedefler
Bu genel amaç doğrultusunda makalenin özgül hedefleri şunlardır:
ABD’nin Suriye’de SDG ile yürüttüğü
askeri ortaklığın söylemsel ve siyasal olarak nasıl sona erdirildiğini ortaya
koymak.
Tom Barrack ve Donald Trump’ın
açıklamalarını çözümleyerek, ABD’nin Suriye politikasında müttefiklik
anlayışında yaşanan yapısal değişimi çözümlemek.
SDG’nin alandaki askeri ve siyasal
rolünün daralmasının, Şam yönetiminin merkezileşme stratejisi üzerindeki
etkilerini değerlendirmek.
Şam–SDG arasında ilan edilen 14 maddelik
ateşkes ve bütünleşme çerçevesinin, tarafların stratejik beklentileri ışığında
uygulanabilirliğini karşılaştırmalı olarak incelemek.
Bu sürecin Kürtlerin statüsü, Suriye’nin
toprak bütünlüğü ve bölgesel aktörlerin (özellikle Türkiye’nin) güvenlik ve
siyasa hesapları üzerindeki olası sonuçlarını tartışmak.
ARAŞTIRMA SORULARI
Bu çalışma aşağıdaki temel araştırma sorularına yanıt aramaktadır:
ABD’nin SDG ile kurduğu askeri
ortaklığın temel gerekçeleri nelerdi ve bu ortaklığın 2026 itibarıyla sona
erdirilmesinin arkasındaki stratejik mantık nasıl açıklanabilir?
Tom Barrack ve Donald Trump’ın SDG’ye
ilişkin açıklamaları, ABD’nin Suriye politikasında müttefiklik, sorumluluk ve
yükümlülük anlayışı bakımından ne tür bir söylemsel kopuşa işaret etmektedir?
ABD–SDG ortaklığının sona ermesi,
Suriye’nin kuzeydoğusunda güç dengelerini ve Şam yönetiminin alan egemenliğini
nasıl etkilemiştir?
Şam ile SDG arasında ilan edilen 14
maddelik ateşkes ve bütünleşme çerçevesi, tarafların askeri, siyasal ve
güvenlik öncelikleri dikkate alındığında ne ölçüde uygulanabilir nitelik
taşımaktadır?
Bu süreç, Kürtlerin Suriye devletiyle
bütünleşmesi, siyasal statü talepleri ve güvenlik kaygıları açısından hangi
fırsat ve riskleri barındırmaktadır?
ABD–SDG ortaklığının sona ermesi ve Şam merkezli yeniden düzenleme süreci,
Suriye’nin kuzeydoğusundaki siyasal ve güvenlik manzarasını orta vadede nasıl
şekillendirebilir?
YÖNTEM
Bu makalede iki temel çözümleme ekseni bulunmaktadır:
Söylem Çözümlemesi
ABD’nin Suriye’deki siyasaları ve SDG ile ilişkisini anlamak için Tom
Barrack ve Donald Trump’ın son açıklamaları incelenmiştir. Açıklamalar, ABD-SDG
ortaklığının gerekçesi, sona erdirilmesinin mantığı ve SDG’nin Şam ile bütünleşmesi
yönündeki mesajları açısından değerlendirilmiştir. Söylem çözümlemesi, siyasal
aktörlerin resmi açıklamaları, sosyal medya paylaşımları ve medya haberleri
çerçevesinde yapılmıştır. Bu yöntem, ABD’nin stratejik iletişiminin ardındaki
niyetleri ve mesajların Kürtler ve bölge aktörleri üzerindeki etkilerini ortaya
koymayı amaçlamaktadır.
Anlaşma Uygulanabilirliği Çözümlemesi
18 Ocak 2026 tarihinde Şam yönetimi ile SDG arasında imzalanan 14 maddelik ateşkes
ve bütünleşme anlaşması uygulanabilirlik bakış açısıyla incelenmiştir. Çözümleme,
anlaşmanın askeri, siyasal ve toplumsal boyutlarını ele almakta ve SDG’nin Şam
ile bütünleşmesi, denetlenen altyapıların devri, IS hapishanelerinin yönetimi
ve Kürtlerin haklarının güvence altına alınması konularına odaklanmaktadır. Bu
bölümde ayrıca, anlaşmanın karşılaşabileceği olası engeller (kırılgan
ateşkesler, yerel aşiretlerin tutumu, ABD’nin rolü, SDG içi direnç)
değerlendirilmiştir.
Veri Kaynakları ve Çözümleme Süreci
Birincil veri kaynakları: Tom Barrack ve
Donald Trump’ın açıklamaları, SDG ve Şam yönetimi duyuruları, resmi ABD ve
Suriye belgeleri.
İkincil veri kaynakları: Medya
raporları, çözümleme ve yorum yazıları, akademik çalışmalar ve alan gözlemleri.
Çözümleme süreci, söylem çözümlemesi ve karşılaştırmalı değerlendirme
yöntemleri ile yürütülmüş ve elde edilen bulgular SDG’nin alandaki rolü ve
Şam-SDG bütünleşmesinin sürdürülebilirliği açısından yorumlanmıştır.
Bu çalışma, henüz akademik yazında yeterince ele alınmamış, hatta büyük
ölçüde yazınlaşmamış güncel gelişmeleri incelemektedir. Bu bağlamda sınırlı
kaynakça bir yöntemsel eksiklik değil, çalışmanın öncü niteliğinin kaçınılmaz
bir sonucudur. Makale, mevcut olayları açıklamak için ikincil yazına dayanmak
yerine, söylem çözümlemesi ve alan gerçeklerine dayalı çözümleyici bir çerçeve
geliştirmeyi amaçlamaktadır.
KURAMSAL ÇERÇEVE
Bu çalışmada, Suriye’deki son gelişmelerin çözümlemesi, uluslararası
ilişkiler kuramları ve çatışma çözümü yaklaşımları çerçevesinde ele
alınmaktadır. Kuramsal çerçeve üç ana bileşenden oluşmaktadır:
Stratejik Ortaklıklar ve Çıkar Temelli İttifaklar
ABD’nin SDG ile ilişkisi, klasik gerçekçi yaklaşım açısından
değerlendirilebilir. Güç dengesi, askeri üstünlük ve bölgesel denetim öncelikli
olarak belirlenir. SDG, IS’e karşı alandaki en etkili kara gücü olarak ABD’nin
stratejik çıkarlarını gerçekleştirmiştir. Ortaklığın sona ermesi ve SDG’nin Şam
ile bütünleşmesinin özendirilmesi, gerçekçi çerçevede ABD’nin çıkar odaklı
esnek ittifak stratejisinin bir yansımasıdır. Ortaklık, artık alandaki
stratejik amaçları karşılamadığında sonlandırılmıştır.
Söylem Çözümlemesi ve Uluslararası Siyasa İletişimi
Siyasa aktörlerinin resmi açıklamaları ve sosyal medya mesajları, siyasal
söylem çözümlemesi yöntemiyle incelenmektedir. Barrack’ın açıklamaları, ABD’nin
stratejik konumunu meşrulaştırmak, SDG’yi Şam ile bütünleşmeye ikna etmek ve
Kürt toplulukları ile uluslararası aktörleri bilgilendirmek amacıyla
tasarlanmış bir “stratejik manifesto” [2]
niteliğindedir. Söylem çözümlemesi hem ABD’nin bölgesel hedeflerini hem de Kürt
topluluklarının algısını anlamaya olanak sağlar.
Geçiş Dönemleri ve Bütünleşme Süreçleri
SDG’nin Şam’a bütünleşmesi, barışın kurulması ve çatışma sonrası yeniden
yapılanma kuramları ile değerlendirilebilir. Kuramsal olarak, ayrılıkçı veya
özerk güçlerin merkezi hükümetle bütünleşmesi, güvenlik güvenceleri, altyapı
devri ve siyasal katılım mekanizmalarıyla desteklenmelidir. Bu çerçevede, 14
maddelik Şam-SDG anlaşması, kuramsal olarak uygulanabilirlik, güvenlik
paylaşımı ve siyasal haklar açısından çözümlenecektir.
Bu kuramsal çerçeve, çalışmanın hem ABD-SDG ilişkisini hem de Şam-SDG bütünleşmesini
çözümleyici olarak değerlendirmesini sağlar. Gerçekçi çıkar hesapları, söylem
ve iletişim stratejileri ile geçiş dönemi bütünleşmesi arasındaki etkileşim
makalenin temel çözümleme eksenini oluşturur.
SÖYLEM ÇÖZÜMLEMESİ: ABD-SDG ORTAKLIĞININ SONA ERMESİ
Veri Kaynağı
Bu çalışmada, ABD-SDG ilişkilerini çözümlemek için birincil veri kaynakları
olarak Tom Barrack ve Donald Trump’ın doğrudan ifadeleri kullanılmıştır. Bu
ifadeler, SDG’nin alandaki rolü, ABD’nin siyasa değişimi ve Suriye hükümeti ile
bütünleşme sürecine ilişkin resmi bakış açısını yansıtmaktadır.
Tom Barrack (ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi), 20 Ocak
2026, sosyal medya ve basın açıklamasında özetle şunları söylemiştir: “SDG’nin alandaki
başlıca IS karşıtı güç olma işlevi büyük ölçüde sona ermişti, çünkü Şam artık IS
hapishanelerinin ve kamplarının denetimi de dahil olmak üzere güvenlik
sorumluluklarını üstlenmeye hem istekli hem de hazır durumda. ABD-SDG
ortaklığının varlık nedeni değişmiştir. SDG’nin alanda birincil IS karşıtı güç
olma amacı büyük ölçüde sona erdi. SDG, Suriye’ye entegre olmalıdır.”
Donald Trump, 20 Ocak 2026 tarihli Beyaz Saray açıklamasında şu ifadeleri
kullanmıştır: “DAEŞ’li mahkumlar hapishaneden kaçtı, Suriye hükümeti hepsini
yakaladı. ABD’nin SDG ile ortaklığı artık sona ermiştir.”
Bu ifadeler, makalenin söylem çözümlemesi bölümünde temel veri olarak
kullanılmış ve SDG-ABD-Suriye ilişkilerindeki dönüşümü anlamak için
incelenmiştir.
Barrack’ın Temel Söylemleri
SDG / YPG’nin bağımsız statü talebinin reddi: Barrack, ABD’nin
SDG’nin bağımsız bir statü veya devlet olmasını desteklemediğini belirtmiştir.
Washington, Suriye’nin egemen bütünlüğünü ve merkezi hükümetle bütünleşmesi
desteklemeye başlamıştır.
SDG/YPG ile ilintisini yeniden belirleme: Barrack, SDG’nin
YPG olduğunu, YPG’nin PKK bağlantılı olduğunu ifade ederek (ABD’de de) bu
aktörlerin bağımsız statü savlarına ABD’nin bir borcu olmadığını vurgulamıştır.
Suriye’nin birleşik devlet ilkesi: Barrack,
Suriye’nin yeni merkezi otoritesiyle güvenlik, kararlılık ve diyalog
süreçlerini geliştirmeye çalıştıklarını ve alandaki çatışmaları durdurma
çağrısı yaptığını söylemiştir.
“Yeni bir Suriye” vizyonu vurgusu: Barrack,
ABD’nin Suriye’de artık eski müttefik ilişkilerini yeniden tanımlama sürecinde
olduğunu ve Şam yönetimi ile iş birliğini desteklediğini ifade etmiştir.
Söylem çözümlemesi tekniği
Söylem çözümlemesi yaparken üç düzeyi birlikte ele almak gerekir: kavramsal
çerçeve, siyasal tutarlılık ve uygulamadaki etkiler.
Kavramsal çerçeve: Barrack’ın söylemi “devlet temelli ulus
sistemini destekleme” üzerine kuruludur. Bu çerçevede SDG/YPG “bağımsız veya
özerk siyasal aktör” olarak tanınmamaktadır. Suriye devlet yapısı tek meşru
otoritedir. Çatışma yerel aktörler ile değil ulus-devlet mekanizmalarıyla
çözülmelidir. Bu dil, klasik uluslararası ilişkilerde “egemen devlet
merkezcilik” söylemi olarak adlandırılır.
Siyasal tutarlılık: Barrack’ın söylemi ilk bakışta
iki ana unsuru içermektedir. Birincisi, SDG’nin Suriye’de ayrı bir siyasal
statü talebini reddetmektir. Bu, SDG’nin varlığını kabul etmekle birlikte
siyasal tanım hakkını reddetme anlamına gelmektedir. ABD için SDG, bir “askeri
aktör” olarak siyasal muhatap değildir. İkincisi ise Suriye (Şara yönetimi) ile
çalışmanın özendirilmesidir. Bu, alandaki mevcut güç dengelerinin “resmi
devlete” kaymasıyla uyumlu bir söylemdir. Bu iki unsur birlikte söylemsel bir
kayma ortaya koyar: Bir zamanlar alandaki askeri ortak olarak görülen SDG/YPG,
artık siyasal çözüm sürecinde muhatap değildir ve çözüm merkezi Suriye’nin yeni
merkezi otoritesidir.
Uygulamadaki etkiler: Bu söylemin uygulamadaki sonuçları
aşağıdaki çizelgede özetlenmiştir:
|
Çizelge
1: Barrack
Söyleminin Siyasal Etkileri |
|
|
Söylem
Unsuru |
Etkisi
/ Anlamı |
|
SDG/YPG’nin siyasal statüsünün
reddi |
Masada artık SDG yok; Şam
muhataptır |
|
Suriye’nin egemenliğine vurgu |
Merkezi devlet çözümün
merkezidir |
|
Çatışmaları durdurma çağrısı |
Diplomasi önce devlet-otorite
ekseninde yapılacak |
|
SDG bütünleşmesi |
SDG’nin ordunun bir parçası
olarak kabul edilmesi |
Çizelgede yer alan değerlendirmeler diplomatik açıdan SDG’nin siyasal meşruluğunu
sonlandıran bir söylemdir.
Söylemdeki üç temel eksen
Çözümlemeyi daha derinleştirmek için söylemi üç eksende değerlendirmek
olanaklıdır:
Eksik tanıma: Barrack’ın ifadesi sadece “SDG bağımsız
devlet olamaz” değil, aynı zamanda siyasal görüşme masasında da eşit muhatap
olarak görülmemesi anlamını taşır. Bu, SDG’nin önceki ABD siyasetiyle köktenci
bir kopuştur.
Merkezi otorite yeniden vurgusu: ABD söylemi
artık Şam yönetimini tek meşru otorite olarak vurgulamaktadır. Bu yaklaşım
devleti yeniden kuran bir çerçevedir ve federal ya da özerk modelleri örtük
olarak reddetmektir.
Türkiye’yle pozisyon uyumu: Barrack’ın
YPG/SDG ile ilgili söylemleri, Türkiye’nin güvenlik kaygılarıyla örtüşür duruma
gelmiştir. Bu, ABD’nin siyasasında yararcı bir uyum sağlama çalışmasıdır.
Barrack’ın söylemi üç net mesajı birlikte vermektedir: SDG/YPG, ABD dış siyasasında
artık “stratejik siyasal ortak” olarak görülmemektedir. ABD, Suriye’nin
birleşik egemen devlet yapısını temel alan çözümleri desteklemektedir. Siyasal
çözümde muhatap alandaki askeri güçler değil, Şam’daki merkezi otoritedir. Bu
üçlü çerçeve, ABD’nin Suriye’deki yeni siyasa çizgisini göstermektedir. Bu,
diplomatik dilde çok sert bir kopuştur. Anlamı şudur: SDG/YPG bir araçtı,
misyonu bitti. Şara yönetimi meşru muhataptır. ABD, bu yeni siyasa bağlamında alandan
çekilmeden önce bir düzen kurmak istemektedir. Suriye’de sorun artık “anlaşma
nasıl olur?” değil, “anlaşma olmadan düzen nasıl dayatılır?” sorusudur. Bu
durum, yazında “çatışma sonrası görüşme” (post-conflict negotiation)
değil, “görüşme sonuçlarının yürürlüğe konulması” (post-negotiation enforcement)
sorunudur.
Net Çıkarsamalar
Bu metin irdelendiğinde söylemin temel yapısı aşağıdaki şekilde ortaya
çıkmaktadır:
Ulus-devlet ve egemenlik vurgusu: Barrack,
söyleminde Suriye’nin birleşik devlet yapısını sürekli olarak öne çıkarmaktadır.
Bu, Washington’ın artık SDG/YPG’ye siyasal bir proje seçeneği vermediğini
göstermektedir. Siyasal çözüm yalnızca merkezi devlet içinde olur.
SDG/YPG’nin rolü yeniden tanımlandı: Ardından gelen
vurgu, SDG’nin siyasal muhatap olarak değil, bütünleşme sürecinde “partner
olarak” tanımlanmasıdır. Bu, önceki Trump siyasasından yapılan stratejik
kopuşun bir işaretidir.
Kürtlerin statü sorununun çerçevesi: Metindeki
kalıp, Kürtlerin “ayrı bir siyasal statü” talebini reddederken, onların
Suriye’nin bir parçası olduğunu vurgulamaktadır. Bu hem Suriye’nin toprak
bütünlüğünü hem de Kürtlerin vatandaşlık ve hak temelli bütünleşmesini dilsel
olarak ayırmaktadır.
ABD’nin rolünün tanımı: Barrack’ın söylemi, ABD’yi artık
askeri partner değil, diplomasi kolaylaştırıcısı ve bütünleşme destekçisi
olarak konumlandırmaktadır. Bu, Trump dış siyasasının klasik “başarısız
diplomasi-yaptırım/dışlama” dinamiğini de tetiklemektedir.
Barrack’ın sözleri neden bir “manifesto”dur?
Barrack’ın söyledikleri geçici taktik bildirimler değildir. “Şimdilik”,
“mevcut koşullarda”, “alana özgü” gibi ifadeler söylemde yoktur. Muhatap
tanımını değiştirmektedir: SDG/YPG ortak değil, Şara ve merkezi otorite ve tek
muhataptır. Barrack geri dönülmesi zor bir dil kullanmaktadır. “Ayrı statü yok”, “egemenlik ve birlik” ve “bütünleşme”
gibi. Bu kavramlar diplomatik yazında kapanış dilidir. ABD içindeki iki çizgiyi
bağlayan bir çerçeve sunmaktadır: Trump çizgisi yani “çekilirken düzen kur” ve Kongre
/ Lindsey çizgisi yani “uymazsan yaptırım uygularım”. Manifesto tam da bu iki çizginin
ortak kesitidir.
Bu manifesto neden çok kritik?
Manifesto şunu söylemektedir: ABD, Suriye’de artık aktör üretmeyecek, var
olan merkezi devleti esas alacaktır. Bu yaklaşım Kürt sorununu jeopolitik
dosyadan çıkarıp Suriye’nin iç yönetsel sorunu durumuna indirgemektedir. Bu da biraz
önce verilen çizelgede ulaşılan sonucu birebir doğrulamaktadır: Güçlü uzlaşma
yok, görüşme yok, dayatma ve uyum baskısı var. Barrack’ın açıklamaları, ABD’nin
Suriye siyasasında müttefiklikten vazgeçtiğini değil, müttefik üretme
siyasetini terk ettiğini göstermektedir.
Barrack’ın bir cümlesi daha var: “SDG'ye borçlu değiliz”. Kilit cümle budur.
Bu ifade, bütün konuşmanın en sert, en geri dönülmez cümlesidir: “We do not
owe the SDF” yani “SDG’ye borçlu değiliz.” Bu tek cümle, ABD’nin Suriye siyasasında
ahlaksal, siyasal ve stratejik defteri kapattığını ilan etmektedir.
Bu cümle neden bu kadar önemlidir? Diplomatik söylemde “borç” (owe)
kelimesi sadece maddi ya da askeri bir ilişkiyi değil, ahlaksal yükümlülüğü, geleceğe
dönük sorumluluğu, koruma vaadini ifade eder. “Borçlu değiliz” demek “Geçmiş iş
birliği, gelecekte hak doğurmaz” demektir. Bu, müttefiklik dilinde son kopuş
cümlesidir.
Bu cümlede üç kritik söylemsel atılım vardır: Birincisi öznenin
mutlaklaştırılmasıdır. “Biz” ABD karar verici, hüküm koyucu ve “SDG” ise
edilgen, talepkar ama karşılıksız. İkincisi, geçmişin silinmesidir. IS ile savaşım,
verilen kayıplar ve alandaki ortaklık siyasal krediye dönüşmemektedir. Üçüncüsü ise geleceğin kapatılmasıdır. Bu
cümle şunu da söylemektedir: “Özerklik borcumuz yok”, “Siyasal statü borcumuz
yok” ve “Koruma borcumuz yok”. Yani hiçbir madde için pazarlık zemini yok.
Bu durum 14 madde tablosuyla birebir örtüşmektedir. Tabloda 9 madde ZAYIF, 5
madde ORTA (teknik) ve 0 GÜÇLÜ UZLAŞMA saptanmıştı. “SDG’ye borçlu değiliz”
cümlesi, bu tablonun kuramsal açıklamasıdır. Çünkü borç yoksa ödün de yoktur. Ödün
yoksa görüşme de yoktur. Görüşme yoksa anlaşma metni sadece bir kağıttır.
Bu cümle Trump’ın “çıkarcı, duygusuz, hızlı diplomasi” diline tam anlamıyla
uymaktadır. Aynı zamanda Lindsey Graham çizgisine de kapı açmaktadır. “Biz
borçlu değilsek, uymazsanız cezalandırırız.” Bu yüzden bu manifesto önce terk, sonra
yaptırım mantığını birlikte barındırmaktadır.
‘SDG’ye borçlu değiliz’ ifadesi, ABD’nin Suriye siyasasında müttefikliğin ahlaksal
boyutunu reddettiğini ve ilişkiyi salt çıkar zeminine indirgediğini
göstermektedir. Bu cümleyle Barrack konuşması bir manifesto olur. 14 maddelik
anlaşma anlamsızlaşır. SDG siyasal özne olmaktan çıkar. Artık Suriye’de sorun
anlaşmanın olup olmayacağı değil, anlaşma varmış gibi görünen bir metnin nasıl
tek taraflı tasfiye edileceğidir.
İstatistiksel Çözümleme
Söylem çözümlemesi ve frekans çözümlemesi kullanılarak açıklamalarda en çok
yinelenen kavramlar, temalar ve mesajlar çıkarılmıştır. Her yinelemenin bağlamı
hem aktörün niyetini hem de stratejik mesajın yönünü göstermektedir.
|
Çizelge
2: Söylem
Frekanslarına Dayalı Tematik Dağılım |
||
|
Tema
/ Anahtar Kavram |
Frekans |
Açıklama
/ Vurgu |
|
“Bütünleşme / Şam’a katılım” |
12 |
SDG’nin artık bağımsız bir
askeri aktör olma rolü sona erdi; Şam ile bütünleşilmesi çağrısı |
|
“IS karşıtı rol / savaş işlevi” |
10 |
SDG’nin alandaki IS savaşım
işlevinin tamamlandığı vurgulanıyor |
|
“ABD-SDG ortaklığı / sona erdi” |
8 |
Ortaklığın stratejik
gerekçesinin artık geçerli olmadığı belirtiliyor |
|
“Kürt hakları / vatandaşlık” |
6 |
Suriye devleti altında tam
vatandaşlık, kültürel koruma ve siyasal katılım fırsatları sunuluyor |
|
“Güvenlik sorumluluğu /
hapishaneler” |
5 |
IS mahkumları ve kampların denetiminin
Şam’a devredilmesi |
|
“ABD manifestosu / stratejik
açıklama” |
4 |
ABD’nin resmi tutumu ve SDG’ye
yönelik mesajının meşrulaştırılması |
Vurgulanan Söylem Kalıpları ve Mesajlar
Ortaklık gerekçesi değişti: SDG’nin
birincil ortak olarak alandaki işlevi tamamlandı.
SDG’ye “bütünleşme” çağrısı: Şam yönetimi
ile birleşme artık zorunlu ve stratejik bir seçenek olarak sunuluyor.
ABD’nin tarafsız güvencesi: ABD, SDG’nin
haklarını koruma ve bütünleşmesi kolaylaştırma rolünü üstleniyor; askeri
varlığı IS ile sınırlı.
Kürtler için fırsat penceresi: Tam
vatandaşlık, kültürel koruma ve siyasal katılım olanaklarıyla yeni Suriye
devletiyle bütünleşme.
ABD’nin “ihaneti” veya “borcu yok” mesajı: Ortaklık sona
erdi. SDG’ye borçlu olmadıkları açıkça belirtilmektedir.
Varılan Sonuçlar
Barrack ve Trump söylemleri, ABD-SDG ilişkisini hem resmileştiren hem de
stratejik olarak sona erdiren bir manifesto niteliği taşımaktadır. SDG’nin alandaki
askeri önemi tamamlanmış ve ABD tarafından SDG’ye Şam ile bütünleşmesi salık
verilmektedir. Söylemler hem Kürt topluluklarını hem de uluslararası aktörleri
Suriye’nin merkezi yönetimi etrafında birleşmeye ikna etme amacı taşımaktadır. Bu
söylem değişimi, SDG’nin bağımsız siyasal ve askeri hareket alanını önemli
ölçüde daraltmakta ve Rojava Bölgesi’nin eylemli özerkliğinin sonunu işaret etmektedir.
Bu bağlamda, Tom Barrack ve Donald Trump’ın 20 Ocak 2026 tarihli
açıklamaları, ABD-SDG ilişkilerinin dönüşümünü ve yeni stratejik yönelimlerini
net biçimde ortaya koymaktadır. Söylem çözümlemesi, açıklamalarda en sık yinelenen
temalar üzerinden yürütülmüş ve başlıca mesajlar, “bütünleşme / Şam’a katılım”,
“IS karşıtı rol / savaş işlevi”, “ABD-SDG ortaklığı sona erdi”, “Kürt hakları /
vatandaşlık” ve “güvenlik sorumluluğu / hapishaneler” başlıkları altında
toplanmıştır. Barrack’ın açıklamaları, SDG’nin alandaki IS karşıtı birincil güç
rolünün büyük ölçüde tamamlandığını ve ABD-SDG ortaklığının stratejik
gerekçesinin artık geçerli olmadığını vurgulamaktadır. Aynı zamanda SDG’ye,
Suriye devletiyle bütünleşme çağrısı yapılmakta ve bu bütünleşme yoluyla Kürt
topluluklarına tam vatandaşlık, kültürel koruma ve siyasal katılım olanakları
sunulacağı belirtilmektedir. ABD, bu süreci destekleyici bir rol üstlenmekte,
askeri varlığını IS’in kalıntılarını yenme ile sınırlamakta ve SDG ile Şam
arasındaki barışçıl bütünleşmesi kolaylaştırmaktadır. Söylemlerde öne çıkan bir
diğer unsur ise ABD’nin SDG’ye karşı herhangi bir borç veya yükümlülük
taşımadığı mesajıdır. Sonuç olarak, bu söylemler SDG’nin bağımsız hareket
alanının daraldığını, Rojava’nın eylemli özerkliğinin sona erdiğini ve
Kürtlerin ABD aracılığıyla Suriye merkezi yönetimi ile bütünleşmeye
yönlendirildiğini ortaya koymaktadır. Söylem çözümlemesi, ABD’nin resmi tutumunu
hem bir manifesto hem de alandaki güç dengelerini yeniden şekillendiren
stratejik bir iletişim aracı olarak tanımlamaktadır.
ŞAM-SDG ANLAŞMASININ UYGULANABİLİRLİK DÜZEYİ
Üçlü Karşılaştırmalı Çözümleme: Şam – SDG – Türkiye
Aşağıdaki Çizelge 3, 14 maddelik çerçevenin üç temel aktörün stratejik
bakışıyla nasıl farklı anlamlar kazandığını göstermektedir. Bu tablo özellikle
bileşke çözümlemesi, jeopolitik çıkar çatışmaları ve görüşme tıkanma
noktalarını görünür kılmak amacıyla hazırlanmıştır.
|
Çizelge
3: Şam–SDG
14 Maddelik Çerçevenin Üçlü Karşılaştırmalı Değerlendirmesi |
||||
|
Madde
No / İçerik |
Şam
Yönetiminin Yaklaşımı |
SDG
Yaklaşımı |
Türkiye’nin
Bakışı |
Anlaşma
Olasılığı |
|
1. Genel ve derhal ateşkes |
Devlet otoritesinin önünü açan
ilk adım |
Geçici çatışmasızlık, siyasal
kazanımları koruma aracı |
SDG’nin askeri baskı altına
alınması |
Orta |
|
2. SDG’nin belirli hatların
gerisine çekilmesi |
Alan egemenliğinin geri
alınması |
Güvenlik riski ve kazanım kaybı
endişesi |
Sınır güvenliği açısından
olumlu |
Zayıf |
|
3. Rakka’nın merkezi yönetime
devri |
Tekil devletin yeniden tesisi |
Yerel Arap–Kürt dengesi
açısından risk |
SDG etkisinin kırılması |
Zayıf |
|
4. Deyrizor’un merkezi yönetime
devri |
Enerji ve güvenlik denetimi |
Yerel özerklik ve temsil
kaygısı |
SDG’nin ekonomik gücünün
zayıflaması |
Zayıf |
|
5. Haseke’de sivil kurumların bütünleşmesi |
Tam yönetsel merkezileşme |
Eylemli özerkliğin tasfiyesi
olarak görülüyor |
SDG’nin yönetsel kapasitesinin
dağıtılması |
Zayıf |
|
6. Sınır kapılarının devri |
Egemenliğin simgesel ve eylemli
olarak kurulması tesisi |
Gelir ve güvenlik güvencesi
talebi |
Sınır denetiminin SDG’den
çıkması |
Orta |
|
7. Petrol ve doğal gaz alanlarının
devri |
Ekonomik yeniden yapılanma için
kritik |
Gelir paylaşımı ve yerel pay
talebi |
SDG’nin finansal gücünün
kırılması |
Orta |
|
8. SDG savaşçılarının bireysel bütünleşmesi |
SDG’nin askeri olarak
eritilmesi |
En temel kırmızı çizgi |
YPG’nin dağıtılması hedefiyle
örtüşüyor |
Zayıf |
|
9. Yerel güvenlik güçlerinin
yeniden yapılandırılması |
Merkezi komuta |
Yerel karakterin korunması
talebi |
SDG güvenlik ağının tasfiyesi |
Zayıf |
|
10. Kobani ve sınır hattının
silahsızlandırılması |
Devlet denetiminin tesisi |
Türkiye tehdidi karşısında
savunmasızlık |
Kritik ulusal güvenlik başlığı |
Zayıf |
|
11. IS kampları ve tutukluların
devri |
Ulusal egemenlik ve denetim |
Uluslararası güvence ve destek
talebi |
Yükün Şam’a geçmesi tercih
edilir |
Orta |
|
12. Kürtlerin kültürel
haklarının tanınması |
Sınırlı kültürel açılım |
Anayasal ve siyasal güvence
talebi |
Kültürel düzeyde anlayışla
karşılanabilir |
Orta |
|
13. PKK bağlantılı unsurların
Suriye dışına çıkarılması |
Güvenlik tehdidinin bertarafı |
Muğlak ve SDG’yi hedef alan
madde |
Vazgeçilmez kırmızı çizgi |
Zayıf |
|
14. Anlaşmanın hızlı takvimle
uygulanması ve Devlet otoritesinin yeniden
tesisi |
Oldubitti ile denetim sağlama. Statülü bütünleşme ve görüşme |
Siyasal görüşme olmadan kabul
edilemez. SDG’nin etkisizleştirilmesi ve
sınır güvenliği |
SDG’nin hızlı çözülmesi
beklentisi |
Zayıf |
Çizelgeden Çıkan Çözümleyici Sonuç
Bu üçlü tablo açıkça göstermektedir ki 14 maddelik çerçeve tek bir
“anlaşma” değil, üç farklı aktör tarafından üç ayrı stratejik projeye
dönüştürülmektedir. Şam için bu metin, iç savaştan sonra merkezi devletin yenilenme
aracıdır. Mazlum Abdi / SDG için metin, askeri yenilgiyi önlerken siyasal
kazanımları koruma savaşımının parçasıdır. Türkiye için ise süreç, Suriye’nin
kuzeyinde Kürt siyasal‑askeri özerkliğinin tasfiyesi
anlamına gelmektedir. Bu nedenle Şara–Abdi görüşmesinin anlaşmasız sonuçlanması,
kişisel ya da taktiksel değil, yapısal ve stratejik bir uyuşmazlığın doğal
sonucudur. Güçlü anlaşma olasılığı olan tek bir madde yoktur. 9 madde zayıf ve 5 madde
orta düzeyde gerçekleşme şansına sahiptir. Onlar da yalnızca teknik, yük devri
ve çatışmasızlık konularını içermektedir. Bu sonuç ortada gerçek bir “anlaşma”
olmadığını göstermektedir.
Şam–SDG çerçevesinde ilan edilen 14 maddelik metin, maddelerin çoğunda
uzlaşma olasılığı zayıf olan, tarafların birbirine zıt devlet ve güvenlik beklentilerini
geçici olarak örten bir düzenleme niteliğindedir. Bu tür metinler yazında şuna
karşılık gelmektedir: Siyasal uzlaşma olmadan çatışma yönetimi. Yani barış yok,
uzlaşma yok ve sadece geçici donma var. Bu bağlamda ateşkes kısmen işler. Teknik
maddeler uygulanır. Bazı yönetsel devirler, sınırlı eş güdüm, IS kampları gibi
gerçekleşir. Siyasal ve askeri çekirdek konular bilinçli olarak ertelenir. Bu
aşama geçicidir ve kırılgandır.
Bu aşamada herkes metni kendi lehine zorlar. Şam “Zaman benim lehime
çalışıyor” diye düşünür. Eylemli merkezileşmeyi artırır. SDG ABD ve
uluslararası aktörlere yaslanarak statü pazarlığını sürdürmeye çalışır. Türkiye
“Anlaşma eylemli olarak SDG’yi zayıflatıyor” algısıyla askeri ve diplomatik
baskıyı artırır. Metin ortak değil, yarışmacı
şekilde kullanılır.
Bu tür metinlerde kopuş her zaman “zayıf” maddelerden gelir: Kobani / sınır
çizgisi askeri bütünleşme, PKK maddesi, yerel güvenlik güçleri gibi. Bunlardan
biri tetiklenir veya alanda çatışma ya tek taraflı adım ya dış müdahale olur. “Anlaşmanın
bozulması” değil, zaten olmayan anlaşmanın görünür duruma gelmesi gerçekleşir. Sonuç
büyük ihtimalle ne tam savaş ne gerçek barıştır ve yeni bir güç dengesi oluşur.
Bu denge askeri, bölgesel, dış aktörlere (ABD–Türkiye–Rusya) bağlı olur.
Güçlü uzlaşma olasılığı olmayan bir metin barış üretmez. Yalnızca
çatışmanın biçimini değiştirir. Bu metin, çözüm değil, çözümsüzlüğün yönetsel biçemidir.
Bu metin zaman kazanma belgesi, yük devri protokolü ve kaçınılmaz bir kopuşun
ara durağıdır. Suriye’de güçlü uzlaşma olasılığı taşımayan bir metnin varlığı,
ABD dış siyasasında Trump tarzı lider diplomasisini değil, Lindsey Graham
çizgisindeki yaptırımcı yaklaşımı güçlendirmektedir. Diplomasi, yapısal uzlaşma
üretmediğinde Washington’da yerini kaçınılmaz olarak yaptırıma bırakır. Suriye’de
anlaşma yoktur. Anlaşma yoksa Trump diplomasisi çökecektir. Trump diplomasisi
çökerse Kongre devreye girer. Kongre ise Lindsey Graham çizgisidir. Sonuç
yaptırımlar ve baskı siyasetidir. Bu, kişisel bir tercih değil, yapısal bir
akıştır.
Çizelge 3, 14 maddelik anlaşmanın uygulanabilirlik düzeyinin düşük olduğunu
göstermektedir: 9 madde zayıf, 5 madde orta, yüksek uygulanabilirlik maddesi yok.
Bu durum, Şam yönetimi ile SDG arasındaki bütünleşme sürecinin önemli ölçüde
riskli ve kırılgan olduğunu ortaya koyuyor.
Ana temalar şunlardır: Şam yönetimi, devlet otoritesini yeniden kurmak ve
egemenliğini güçlendirmek istemektedir. SDG, bu maddeleri genellikle kendi
gücünü koruma, güvenlik ve siyasal kazanımlarını kaybetmeme bakış açısıyla
değerlendirmektedir. Türkiye’nin bakışı ise genellikle egemenlik ve güvenlik
lehine, ancak yer yer SDG’nin tasfiyesini ve Arap aşiretlerin etkisini gözetmektedir.
Bu, anlaşmanın her iki taraf için de kırmızı çizgiler içerdiğini ve karşılıklı
ödünlerin sınırlı olduğunu gösteriyor.
Orta Düzey Uygulanabilir Maddeler (5 Madde)
Madde 1: Genel ve derhal ateşkes. SDG geçici çatışmasızlık için
kullanabilir; Şam için ise devlet otoritesinin kurulmasına katkı sağlar.
Madde 6: Sınır kapılarının devri. Şam açısından egemenlik oluşumu, SDG
açısından gelir/güvenlik dengesi ile sınırlı risk.
Madde 7: Petrol ve doğal gaz alanlarının devri. Ekonomik olarak Şam lehine,
SDG finansal kayıp endişesi taşıyor.
Madde 11: IS kampları ve tutukluların devri. Güvenlik sorumluluğu Şam’a
geçiyor; SDG için duyarlı ama anlaşılabilir.
Madde 12: Kürtlerin kültürel haklarının tanınması. Anayasal ve kültürel
düzeyde anlayışla karşılanabilir, çatışma riski orta düzeyde.
Bu maddeler, Şam ile SDG arasında belirli bir ortak zemin sağlamaktadır. Ancak
uygulama sürecinde siyasal pazarlık ve güven artırıcı önlemler gereklidir.
Düşük Düzey Uygulanabilir Maddeler (9 Madde)
Madde 2, 3, 4, 5: Alan devri ve yerel yönetim bütünleşmesi SDG’nin alandaki
etkisinin kırılmasını içeriyor. SDG’nin direnç göstermesi beklenir.
Madde 8, 9, 10: SDG askeri güçlerinin eritilmesi ve yerel güvenlik
güçlerinin yeniden yapılandırılması doğrudan kırmızı çizgilerdir, uygulanması
zordur.
Madde 13, 14: PKK bağlantılı unsurların çıkarılması ve anlaşmanın hızlı
uygulanması. SDG açısından kabul edilemez, Şam açısından stratejik zorunluluktur.
Bu maddeler, çatışmalı unsurların yoğun olduğu ve direnç gösterilecek
alanlar olarak öne çıkıyor. Uygulamada çatışma ve tıkanma riski yüksektir.
Uygulanabilirlik çizelgesi, Şam ile SDG arasındaki anlaşmanın biçimsel
olarak imzalanmış olsa bile, alanda ciddi engellerle karşılaşacağını göstermektedir.
Orta düzey maddeler güçlü bir diplomatik mekanizma ve uluslararası güvencelerle
desteklenirse yaşama geçirilebilir niteliktedir. Düşük uygulanabilir maddeler
karşılıklı ödünler ve zaman içinde kademeli bütünleşme ile kısmen
uygulanabilir, aksi takdirde çatışma riskini artırır. Bu çizelge, ABD’nin
Barrack açıklamasıyla ilan ettiği “SDG’nin ana ortaklık rolü sona erdi”
söylemiyle doğrudan bağlantılıdır, çünkü SDG’nin alandaki egemenliğinin
azaltılması ve Şam ile bütünleşmesi zorunlu duruma gelmiştir.
GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu makale, Suriye’nin kuzeydoğusunda yaşanan son gelişmeleri iki temel
eksen üzerinden çözümlemiştir. Birinci eksen, ABD ile SDG arasında 2010’lu
yılların ortalarından itibaren şekillenen çıkar temelli askeri ortaklığın, 2026
itibarıyla söylemsel ve siyasal düzeyde sona erdirilmesidir. İkinci eksen ise,
bu kopuşun hemen ardından gündeme gelen Şam–SDG 14 maddelik ateşkes ve
bütünleşme çerçevesinin uygulanabilirliğinin, alan gerçekleri ve aktörlerin
stratejik beklentileri ışığında değerlendirilmesidir. Çalışmanın temel bulgusu,
Suriye’de yeni bir barış ve siyasal uzlaşma sürecinin değil, çatışmanın biçim
değiştirdiği, merkezileşme ve tasfiye eksenli bir yeniden düzenleme sürecinin
başladığı yönündedir.
ABD’nin Tom Barrack ve Donald Trump aracılığıyla dile getirdiği söylemler,
klasik bir siyasa ayarlamasının ötesinde, Washington’un Suriye’de “müttefik
üretme” siyasetinden vazgeçtiğini göstermektedir. “SDG’ye borçlu değiliz”
ifadesi, ABD dış siyasasında çıkar temelli ittifakların ahlaksal, siyasal ve
geleceğe dönük yükümlülükler doğurmadığını açıkça ilan eden bir kapanış
dilidir. Bu söylem, SDG’nin yalnızca askeri bir araç olarak konumlandırıldığını
ve bu aracın işlevini tamamlamasıyla birlikte siyasal muhataplıktan
çıkarıldığını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda ABD–SDG ilişkisi bir “ihanet”
anlatısı ile değil, çıkar temelli ittifakların doğasına içkin olan tasfiye
mantığı ile açıklanmalıdır.
Bu söylemsel kopuşun alandaki karşılığı, Şam yönetiminin yeniden güç
kazandığı, SDG’nin ise askeri ve siyasal manevra kapasitesinin ciddi biçimde
daraldığı bir güç dengesi değişimidir. ABD’nin merkezi Suriye devletini tek
meşru muhatap olarak yeniden tanımlaması, Kürt sorununu uluslararası bir
jeopolitik dosya olmaktan çıkararak Suriye’nin iç yönetsel ve anayasal sorunu
düzeyine indirmektedir. Bu dönüşüm, Rojava’da oluşmuş olan eylemli özerkliğin
sürdürülebilirliğini ortadan kaldırmakta ve SDG’yi Şam ile bütünleşmeye
zorlayan yapısal bir baskı üretmektedir.
Şam–SDG arasında ilan edilen 14 maddelik çerçeve bu bağlamda
değerlendirildiğinde, metnin gerçek bir siyasal uzlaşma üretmediği açıkça
görülmektedir. Üçlü karşılaştırmalı çözümleme, maddelerin büyük bölümünde
tarafların stratejik beklentilerinin birbiriyle örtüşmediğini ortaya koymuştur.
Güçlü uzlaşma olasılığı taşıyan tek bir madde bulunmamaktadır. Orta düzeyde
uygulanabilir görünen maddeler dahi, esas olarak ateşkes, yük devri ve teknik
düzenlemelerle sınırlıdır. Siyasal statü, askeri bütünleşme, yerel güvenlik
yapıları ve sınır çizgisi gibi çekirdek konular bilinçli biçimde ertelenmiş
veya muğlak bırakılmıştır. Bu durum, söz konusu metnin barış üretmekten çok
çatışmayı yönetmeyi amaçlayan geçici bir düzenleme olduğunu göstermektedir.
Bu tür düzenlemeler yazında “siyasal uzlaşma olmadan çatışma yönetimi”
olarak tanımlanmaktadır. Böyle bir çerçeve, kısa vadede çatışma yoğunluğunu
düşürebilir, ancak orta vadede yeni gerilimler, tek taraflı adımlar ve dış
müdahaleler için elverişli bir zemin üretir. Şam açısından zaman merkezi devlet
lehine çalışmaktadır. SDG açısından ise zaman, statü kaybı ve askeri erime
riskini derinleştirmektedir. Türkiye bakımından süreç, Suriye’nin kuzeyinde
Kürt siyasal ve askeri özerkliğinin tasfiyesi yönünde stratejik bir kazanım
sunarken, Şam’ın güçlenmesiyle birlikte yeni diplomatik ve güvenlik
denklemlerini de beraberinde getirmektedir.
Geleceğe dönük olarak, Suriye’nin kuzeydoğusunda üç olasılık öne
çıkmaktadır. Birinci olasılık, düşük yoğunluklu çatışmalar ve kademeli
merkezileşme ile SDG’nin askeri ve yönetsel kapasitesinin aşamalı biçimde
eritilmesidir. İkinci olasılık, anlaşmanın zayıf maddelerinden birinin
tetiklenmesiyle sınırlı ama sert bir askeri kopuştur. Üçüncü olasılık ise,
ABD’nin diplomatik rolünün zayıflamasıyla birlikte Kongre merkezli yaptırımcı
yaklaşımın yeniden güç kazanmasıdır. Bu senaryoların ortak noktası, güçlü ve kapsayıcı
bir siyasal uzlaşma üretilmediği sürece Suriye’de kalıcı barışın olanaklı
olmadığıdır.
Sonuç olarak bu çalışma, Suriye’de yaşanan son gelişmelerin bir “barış
süreci” değil, güç dengelerine dayalı bir yeniden düzenleme süreci olduğunu
ortaya koymaktadır. ABD–SDG ortaklığının sona ermesi, Rojava’daki eylemli
özerkliğin kapanışını simgelerken, Şam–SDG çerçevesi, çözümden çok
çözümsüzlüğün yönetsel biçimini temsil etmektedir. Suriye’de sorun artık
anlaşmanın yapılıp yapılmayacağı değil, siyasal uzlaşma olmaksızın dayatılan
düzenin ne kadar sürdürülebileceğidir.
Kaynakça
AP News. (2026, January 18). Syrian government announces a ceasefire with
the Kurdish-led Syrian Democratic Forces. AP News. Erişim: https://apnews.com/article/3014df2335a2fa9cb8ba160555ef2bb5
AP News. (2026, January 21). US military transfers first 150 Islamic State
detainees from Syria to Iraq. AP News. Erişim:
https://apnews.com/article/2b4ec1e38c689b1858655de0c25e10ef
Reuters. (2026, January 21). US military starts transferring Islamic State
detainees from Syria to Iraq. Reuters. Erişim: https://www.reuters.com/world/middle-east/us-military-starts-transferring-islamic-state-detainees-syria-iraq-2026-01-21/
Reuters. (2026, January 21). Turkey’s Erdogan says Kurdish forces in Syria
must lay down arms and disband now. Reuters. Erişim: https://www.reuters.com/world/middle-east/turkeys-erdogan-says-kurdish-forces-syria-must-lay-down-arms-disband-now-2026-01-21/
Syrian Arab Republic. (2026, January). Syrian Army: SDF breaches ceasefire
with new attacks in al‑Yarubiyah. Erişim:
https://sana.sy/en/?lang=en
The Guardian. (2026, January 21). Syrian army takes control of detention
camp for Islamic State suspects. The Guardian. Erişim: https://www.theguardian.com/world/2026/jan/21/syria-army-al-hawl-camp-kurdish-withdrawal-islamic-state
Washington Post. (2026, January 21). U.S. military to move up to 7,000 ISIS
detainees from Syria to Iraq. The Washington Post. Erişim: https://www.washingtonpost.com/national-security/2026/01/21/isis-detainees-syria-iraq/
[1] IS “Islamic State “(İslam Devleti) kavramının kısaltılmışıdır
ve makalenin sonraki aşamalarında genellikle kullanılan ISID, İSİS, DAEŞ gibi
kavramları yerine geçmek amacını taşımaktadır.
[2] Bu çalışmada “manifesto”
kavramı, geri dönülmez, normatif ve muhatap tanımını değiştiren siyasal söylem
anlamında kullanılmaktadır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder