ABD ve Küba İlişkileri:
Bugün ve Yarın
Jeopolitik Baskı,
Ekonomik Kırılganlık ve Sınırlı Diplomasi Olasılığı
Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış
Özet
Bu
çalışma, ABD–Küba ilişkilerinin 2014 sonrası dönemde geçirdiği normalleşme ve
yeniden sertleşme süreçlerini, 2026 itibarıyla ortaya çıkan jeopolitik
gelişmeler ışığında çözümlemektedir. Araştırma, ABD iç siyaseti, bölgesel güç
dengeleri, Küba’nın ekonomik ve enerji kaynaklı yapısal kırılganlıkları ile
küresel güç yarışmasının ikili ilişkiler üzerindeki etkilerini çok katmanlı bir
çerçevede ele almaktadır. Nitel araştırma yöntemi kullanılan çalışmada tarihsel
çözümleme, karşılaştırmalı siyasa incelemesi ve senaryo çözümlemesi birlikte
uygulanmıştır. Bulgular, 2014 sonrası normalleşme sürecinin kurumsal bir
uzlaşıya dayanmaması nedeniyle kalıcı bir dönüşüm üretemediğini ve ABD’nin 2026
itibarıyla izlediği sert baskı siyasasının ise rejim değişikliğinden çok
Küba’da rejim dayanıklılığını güçlendirdiğini göstermektedir. Venezuela’daki
rejim değişikliği ve küresel güç yarışması Küba’yı bölgesel bir aktör olmaktan
çıkararak küresel jeopolitik hesapların parçası durumuna getirmiştir. Çalışma,
yaptırım ve baskı siyasalarının etkililiğine ilişkin yaygın varsayımları
sorgulamakta ve ABD–Küba ilişkilerinin geleceğinin tek taraflı baskı yerine çok
taraflı ve esnek diplomatik yaklaşımlarla şekillenebileceğini savunmaktadır.
Anahtar Kelimeler: ABD–Küba ilişkileri, yaptırımlar, rejim dayanıklılığı, enerji krizi, jeopolitik
yarışma
Abstract
This study
analyzes U.S.–Cuba relations in the post-2014 period, focusing on the cycle of
normalization and renewed confrontation in light of geopolitical developments
as of 2026. The research examines the interaction of U.S. domestic politics,
regional power shifts, Cuba’s structural economic and energy vulnerabilities,
and global great-power competition within a multi-layered analytical framework.
Employing a qualitative research design, the study combines historical
analysis, comparative policy analysis, and scenario-based assessment. The
findings indicate that the normalization process initiated after 2014 failed to
produce a lasting transformation due to the absence of institutional consensus
within U.S. politics. Moreover, the intensified pressure policies pursued by
the United States as of 2026 appear to reinforce regime resilience in Cuba
rather than facilitate regime change. The regime changes in Venezuela and the
intensification of global power rivalry have repositioned Cuba from a regional
actor to a focal point of broader geopolitical calculations. The study
challenges prevailing assumptions regarding the effectiveness of sanctions and
coercive policies and argues that the future of U.S.–Cuba relations is more
likely to be shaped by multilateral, flexible, and pragmatic diplomatic
approaches than by unilateral pressure.
Keywords:
U.S.–Cuba relations, sanctions, regime resilience, energy crisis, geopolitical
competition
GİRİŞ: MEVCUT DURUM – OCAK 2026
Yıllar öncesinde
Küba’yı ziyaret ettim. Önemli sayılacak olumlu izlenimler edindim. Barış içinde
yaşayan, ekonomik beklentilerini dizginlemiş, oldukça sağlıklı ve devletin
vereceği kamusal olanakları yaşamları için yeterli bulan barışçı bir toplumla
karşılaştım. Sosyalist bloka dahi bir ülke idi. Çin’in kalkınma yardımları
gözle görülebiliyordu ama Rusya ve Venezuela görünür değildi. ABD ise Küba
Devrimi’nden sonra ele geçirdiği Guantanamo bölgesinde askeri üsse sahipti.
Büyük binalar ve oteller ise Küba Devrimi’nden önce yapılmıştı. 1960 öncesi
Amerikan yapımı otomobiller Havana’ya farklı bir özellik katıyordu. Bu gözlemler, bugün Küba’nın karşı karşıya olduğu çok katmanlı krizin ne
denli derin bir dönüşüm geçirdiğini anlamak açısından çarpıcı bir karşılaştırma
zemini sunmaktadır.
Tırmanan Jeopolitik Gerilim
ABD Başkanı
Donald Trump yönetimi, Ocak 2026 başında Venezuela’da gerçekleştirilen askeri
operasyon ve Nicolas Maduro’nun devrilmesinin ardından, doğrudan Küba’ya da
ağır baskı tehdidi yöneltti. Trump, Havana’ya “çok geç olmadan bir anlaşma
yapın” uyarısı yaptı ve Venezuela’dan gelen petrol ve para akışını tümüyle
kesme kararlılığını açıkladı. Bu, Küba’nın temel ekonomik desteklerinden
birinin kurumasına neden oldu. Trump yönetimi küresel siyasasını daha saldırgan
bir çizgiye çekti. Bu bağlamda Küba’yı da “baskı rejimi” olarak tanımlayarak
Washington’un etki alanını genişletmeyi hedeflemeye başladı. Küba yönetimi ise
bu tehditlere sert şekilde tepki vererek bağımsızlık ve egemenlik vurgusu
yaptı. Kısaca söylemek gerekirse, bugün için iki ülke normal diplomatik ilişki
düzeyinin çok ötesinde, yüksek gerilimli ve çatışmaya açık bir ortamda
bulunuyor.
Ekonomi ve Enerji Bağlamı
Küba’nın Ekonomik Zorlukları: Küba ekonomisi, 2025’te önemli daralma ve döviz
sıkıntısıyla karşı karşıyadır. Venezuela’dan gelen çok düşük petrol
sevkiyatları ile destek arayan Havana, son dönemde enerji tedarikini Meksika’ya
kaydırmak zorunda kaldı. Ancak bu da yeterli değildir. Birleşmiş Milletler
bölgesel ekonomik raporlarına göre, Küba ekonomisi kronik enflasyon, yetersiz
döviz rezervi ve dış talep düşüklüğü ile boğuşmaktadır. Sosyo-ekonomik kriz
derinleşmiş durumdadır.
ABD Yaptırımları: ABD, Küba’yı 2025’te “teröre sponsor devletler” listesine yeniden aldı ve
ekonomik yaptırımları sıkılaştırdı. Bu kapsamda uluslararası finans ve dolar
erişimi de kısıtlandı. Küba’nın ekonomik kırılganlığı, ilişkilerdeki siyasal
gerilimi daha da saldırgan siyasalara açık duruma getirmeye başladı.
Siyasal Uzaklık ve Diplomasi: Yönetimden bazı isimler (Trump, Dışişleri Bakanı Rubio
gibi) Küba’ya yönelik baskının hem siyasal hem ekonomik hedeflerini açıkça dile
getiriyor. Bazı ABD kamuoyu figürleri Küba rejiminin “yıkılmasını” gündeme
getiriyor, bu da Washington’un resmi öğretisi ile örtüşüyor. Aynı zamanda ABD
Kongresi bünyesinde değişik yaklaşımlar (hem baskının artırılması hem de
diplomasi için çağrılar) tartışılıyor. Bu, ABD içinde siyasa tutarlılık
üzerinde risk yaratıyor.
Küba’nın Tutumu
Havana yönetimi,
ABD’nin geniş çaplı baskı siyasasını reddediyor ve bağımsızlık ile egemenlik savını
öne çıkarıyor. Küba bu kriz döneminde dayanışma arama eğiliminde. Moskova,
Pekin gibi küresel aktörlerle ilişkilere stratejik değer atfediyor. Ancak son
gelişmelerle bu bağların esnekliği sınanıyor.
ABD–Küba İlişkilerinin Kısa ve Orta Vadeli Geleceği
Devam Eden Baskı ve Jeopolitik Yarışma: 2026 boyunca Trump yönetimi büyük olasılıkla sert
ekonomik ve diplomatik baskıyı sürdürmeye devam edecektir. Küba’ya yönelik
petrol kısıtlamaları, finansal yaptırımlar ve bölgesel ittifakların
zayıflatılması öncelikli stratejiler olarak görülüyor. Bu siyasa, Trump
yönetiminin “Donroe Öğretisi” olarak tanımlanan yaklaşımının bir parçası:
ABD’nin bölgesel etkililiğini geri kazanmak ve sosyalist ve otoriter
hükümetleri köşeye sıkıştırmak.
Olası Diploması Dalgaları: Ancak sürdürülebilir bir çatışmanın ekonomik ve siyasal
maliyeti yüksek olduğundan, uzun vadede diplomatik temas kanallarının en az
düzeyde açık tutulması beklenebilir. Özellikle AB ülkeleri, Kanada ve Meksika gibi uluslararası aktörler
aracılığıyla arabulucu çabaları görülebilir. Diğer yandan, ABD’de gelecekte
yönetim değişikliği veya Kongre dengeleri farklılaşırsa, Küba’ya yönelik siyasa
yeniden şekillenebilir. Örneğin yaptırımların gevşetilmesi ve eski normalleşme
çabalarına dönüş gibi.
Küba’nın İç Dinamikleri
Küba içindeki
ekonomik kriz, nüfusun göçü ve sosyal basınçlar rejimin kararlılığını
zorlayabilir. Bu da ilişkileri ister istemez etkileyecektir: daha köktenci iç siyasal
değişiklikler, reform talepleri ya da rejimin pekiştirilmesi senaryoları ortaya
çıkabilir.
|
Çizelge 1: Genel
Değerlendirme |
||
|
Boyut |
Durum |
Gelecek Eğilimi |
|
Diplomasi |
Çatışma odaklı |
Yüksek gerilim, olası sınırlı temas |
|
Ekonomi |
Küba zayıf, ABD yapıcı değil |
Dış baskı ve kaynak arayışı |
|
Güvenlik |
Bölgesel yarışma artıyor |
NATO/Latin aktörler dengesi önemli |
|
Toplum |
Küba’daki baskı ve göç baskısı artıyor |
İç siyasa belirleyici olabilir |
AMAÇ VE HEDEFLER
Bu çalışmanın
temel amacı, ABD ile Küba arasındaki ilişkilerin Ocak 2026 itibarıyla ulaştığı
yüksek gerilimli aşamayı, tarihsel süreklilikler ve güncel jeopolitik
gelişmeler ışığında çözümlemek ve bu ilişkilerin kısa ve orta vadede
alabileceği olası yönelimleri ortaya koymaktır. Çalışma, ABD–Küba ilişkilerini
yalnızca ikili bir diplomatik sorun olarak değil, Latin Amerika dengeleri,
büyük güç yarışması ve Küba’nın iç ekonomik ve siyasal dinamikleriyle iç içe
geçmiş çok katmanlı bir süreç olarak ele almayı amaçlamaktadır. Bu genel amaç
doğrultusunda çalışmanın başlıca hedefleri şunlardır:
ABD’nin Küba siyasasında süreklilik ve kırılma
noktalarını ortaya koymak, özellikle normalleşme girişimleri ile yeniden
sertleşen yaptırım siyasaları arasındaki geçişleri açıklamak.
Trump yönetiminin 2026 itibarıyla izlediği baskı siyasasını,
ABD iç siyaseti, bölgesel güç dengeleri ve küresel yarışma bağlamında
değerlendirmek.
Küba ekonomisinin yapısal kırılganlıklarını ve enerji
bağımlılığını inceleyerek, dış baskılara neden bu denli açık duruma geldiğini çözümlemek.
Küba’nın dış siyasa seçeneklerini ve bu seçeneklerin
sınırlarını, özellikle Rusya, Çin, Latin Amerika ülkeleri ve Avrupa Birliği ile
ilişkileri çerçevesinde tartışmak.
ABD–Küba ilişkilerinin kısa ve orta vadede evrilebileceği
olası senaryoları ortaya koyarak, çatışma, sınırlı diplomasi ve kontrollü
normalleşme olasılıklarını çözümleyici bir çerçevede değerlendirmek.
Son olarak, ABD–Küba
ilişkilerindeki gerilimin ne ölçüde dış baskıdan ne ölçüde Küba’nın iç yapısal
sorunlarından kaynaklandığını sorgulayarak ilişkinin geleceğine ilişkin dengeli
bir değerlendirme sunmak.
ARAŞTIRMA SORULARI
Bu çalışma,
aşağıdaki temel ve alt araştırma sorularına yanıt aramayı amaçlamaktadır:
ABD–Küba ilişkilerinde 2014 sonrası dönemde gözlenen
normalleşme ve yeniden sertleşme döngüsünün temel belirleyicileri nelerdir?
ABD’nin Ocak 2026 itibarıyla Küba’ya yönelik izlediği
sert baskı siyasası, hangi iç siyasal, bölgesel ve küresel dinamikler
tarafından şekillendirilmektedir?
Küba ekonomisinin mevcut yapısal kırılganlıkları (enerji
bağımlılığı, döviz sıkıntısı, enflasyon, üretim kapasitesi) dış baskılara karşı
ülkeyi neden daha savunmasız duruma getirmektedir?
ABD yaptırımları ve bölgesel baskılar, Küba’nın iç
ekonomik ve siyasal karar alma süreçlerini ne ölçüde ve hangi mekanizmalarla
etkilemektedir?
Küba’nın Rusya, Çin, Latin Amerika ülkeleri ve Avrupa
Birliği ile ilişkileri, ABD baskısını dengeleme konusunda ne ölçüde etkili ve
sürdürülebilirdir?
ABD–Küba ilişkilerinde doğrudan diplomatik ilişki
olasılığı, mevcut koşullarda hangi etmenlere bağlıdır ve bu temasın sınırları
nerede başlamaktadır?
YÖNTEM
Bu çalışma,
ABD–Küba ilişkilerini çözümlemek amacıyla nitel araştırma yöntemine
dayanmaktadır. Araştırmada, tarihsel çözümleme, karşılaştırmalı siyasa
incelemesi ve senaryo çözümlemesi birlikte kullanılarak çok katmanlı bir
değerlendirme yapılmıştır. Bu yaklaşım, çalışmanın ele aldığı konunun yalnızca
güncel gelişmelerle değil, aynı zamanda tarihsel süreklilikler ve yapısal
dinamiklerle şekillendiği varsayımına dayanmaktadır.
Araştırma Tasarımı
Çalışma, durum
incelemesi (case study) tasarımı çerçevesinde kurgulanmıştır. ABD–Küba
ilişkileri, ikili diplomatik ilişkilerin ötesinde bölgesel jeopolitik dengeler,
büyük güç yarışması ve Küba’nın iç ekonomik-siyasal yapısıyla ilişkili bir
örnek olay olarak ele alınmıştır. Bu kapsamda çözümleme, tek bir değişkene
indirgenmemiş ve dış siyasa, ekonomi ve iç siyaset boyutları birlikte
değerlendirilmiştir.
Veri Toplama Yöntemi
Araştırmada
kullanılan veriler, ikincil kaynaklara dayanmaktadır. Bu kaynaklar arasında ABD
ve Küba’ya ilişkin resmi hükümet açıklamaları ve siyasa belgeleri, uluslararası
kuruluşların (Birleşmiş Milletler, bölgesel ekonomik komisyonlar vb.)
raporları, akademik makaleler, kitaplar ve siyasa çözümlemeleri ve güvenilir
uluslararası basın ve düşünce kuruluşlarının değerlendirmeleri yer almaktadır.
Farklı kaynak türlerinin birlikte kullanılması, verilerin çapraz doğrulamasını olanaklı
kılmıştır.
Çözümleme Yöntemi
Verilerin çözümlemesinde
üç temel yöntem izlenmiştir:
Tarihsel Çözümleme: ABD–Küba ilişkilerinin özellikle 2014 sonrası dönemde geçirdiği dönüşüm,
normalleşme ve yeniden sertleşme süreçleri tarihsel bağlam içinde
incelenmiştir.
Karşılaştırmalı Siyasa İncelemesi: ABD’nin Küba’ya yönelik siyasaları, farklı dönemler ve
yönetimler arasında karşılaştırılarak süreklilik ve kırılma noktaları saptanmıştır.
Aynı zamanda Küba’nın dış siyasa seçenekleri bölgesel ve küresel aktörler
bağlamında değerlendirilmiştir.
Senaryo Çözümlemesi: Mevcut iç ve dış dinamikler temel alınarak, ABD–Küba ilişkilerinin kısa ve
orta vadede alabileceği olası yönelimler çözümleyici senaryolar çerçevesinde
ele alınmıştır. Bu senaryolar normatif bir öngörüden çok olası gelişme
yollarını sistemli biçimde tartışmayı amaçlamaktadır.
Çalışmanın Sınırlılıkları
Bu çalışma,
birincil veri (mülakat, alan çalışması vb.) içermemekte ve çözümleme, mevcut
yazılı kaynaklar ve açık veriler üzerinden yürütülmektedir. Ayrıca, ABD–Küba
ilişkilerinin dinamik ve hızlı değişen yapısı nedeniyle değerlendirmeler Ocak
2026 itibarıyla mevcut koşullarla sınırlıdır. Bu durum, çalışmanın bulgularının
belirli bir zaman kesiti için geçerli olduğu anlamına gelmektedir.
KURAMSAL VE KAVRAMSAL ÇERÇEVE
Bu çalışma,
ABD–Küba ilişkilerini tek bir uluslararası ilişkiler kuramı çerçevesine
indirgemek yerine çoğulcu ve açıklayıcı bir çözümleyici yaklaşım
benimsemektedir. İkili ilişkiler güç, baskı ve çıkar hesaplarının yanı sıra
tarihsel deneyimler, ideolojik algılar ve iç siyasal dinamikler tarafından
şekillenen çok katmanlı bir süreç olarak ele alınmaktadır. Bu nedenle çözümlemede,
gerçekçi, yapısalcı ve eleştirel ekonomi ve -siyasal yaklaşımlardan seçici
biçimde yararlanılmaktadır.
Güç, Asimetri ve Gerçekçi Yaklaşım
ABD–Küba
ilişkileri, klasik gerçekçi bakış açısından bakıldığında, asimetrik güç
ilişkilerinin belirgin olduğu bir örnek oluşturmaktadır. ABD, askeri, ekonomik
ve diplomatik kapasitesi bakımından küresel ölçekte üstün bir aktörken, Küba,
sınırlı kaynaklara sahip, bölgesel düzeyde etkili bir devlettir. Bu güç
asimetrisi, ABD’nin yaptırım, yalıtma ve baskı siyasalarını olanaklı kılarken,
Küba’nın dış siyasa tercihlerini daraltmaktadır. Gerçekçi yaklaşım, ABD’nin
Küba siyasasını ideolojik farklılıklardan çok ulusal çıkar, bölgesel egemenlik
ve caydırıcılık kavramları üzerinden okumaya olanak tanır. Karayipler
havzasının ABD için tarihsel ve stratejik önemi, Küba’nın Washington tarafından
neden sürekli bir “olağan dışı” olarak ele alındığını açıklamada işlevseldir.
Yaptırımlar, Baskı Siyasaları ve Zorlayıcı Diplomasi
Çalışmanın temel
kavramlarından biri yaptırımlardır. Yaptırımlar, bu bağlamda yalnızca ekonomik
bir araç değil, zorlayıcı diplomasinin (coercive diplomacy) bir parçası
olarak ele alınmaktadır. ABD’nin Küba’ya yönelik uzun süreli ambargosu, rejim
değişikliğini veya en azından davranış değişikliğini hedefleyen yapısal bir
baskı mekanizması niteliği taşımaktadır. Ancak yaptırımlar yazını, bu tür baskı
siyasalarının her zaman istenen sonucu üretmediğini de göstermektedir. Uzun
süreli yaptırımlar, hedef ülkede rejim dayanıklılığını artırabilir ve dış
tehdidin iç siyasette meşrulaştırıcı bir işlev görmesine yol açabilir. Bu
çerçeve, Küba yönetiminin ABD baskısını neden sürekli olarak egemenlik ve
bağımsızlık söylemiyle karşılandığını anlamayı olanaklı kılar.
Rejim Dayanıklılığı ve İç Dinamikler
Bu çalışmada
kullanılan bir diğer önemli kavram rejim dayanıklılığıdır. Rejim dayanıklılığı,
bir siyasal sistemin dış baskılar, ekonomik krizler ve toplumsal huzursuzluklar
karşısında varlığını sürdürebilme kapasitesini ifade eder. Küba örneğinde bu
dayanıklılık, tarihsel meşruluk anlatıları, merkezi devlet yapısı ve güvenlik
aygıtları kadar, uzun yıllar boyunca sağlanan toplumsal hizmetler ve eşitlikçi
söylemle de ilişkilidir. Bununla birlikte, ekonomik darboğazların derinleşmesi
ve toplumsal beklentilerin değişmesi, bu dayanıklılığı zorlayan etmenler olarak
öne çıkmaktadır. Çalışma, dış baskı ile iç kırılganlıklar arasındaki etkileşimi
nedensel ve karşılıklı bir ilişki olarak ele almaktadır.
Normalleşme, Etkileşim ve Sınırlı Diplomasi
ABD–Küba
ilişkilerinde zaman zaman gündeme gelen normalleşme ve etkileşim kavramları,
liberal yaklaşımlarla ilişkilendirilmektedir. Bu yaklaşıma göre, diplomatik ilişki,
ekonomik etkileşim ve toplumsal ilişkiler uzun vadede siyasal dönüşümü özendirebilir.
Obama döneminde gündeme gelen normalleşme süreci, bu varsayımın tipik bir
örneği olarak değerlendirilebilir. Ancak çalışmada normalleşme, kaçınılmaz veya
doğrusal bir süreç olarak ele alınmamakta, aksine geri döndürülebilir, kırılgan
ve koşullu bir siyasa tercihi olarak değerlendirilmektedir. Bu durum, ABD–Küba
ilişkilerinde neden sık sık sertleşme ve yumuşama döngülerinin yaşandığını
açıklamada önemlidir.
Çok Katmanlı Çözümleyici Çerçeve
Sonuç olarak bu
çalışma, ABD–Küba ilişkilerini güç ve asimetri, baskı ve yaptırımlar, rejim
dayanıklılığı ve normalleşme ve diplomatik etkileşim kavramları etrafında, tek
nedene indirgenmeyen çok katmanlı bir çözümleyici çerçeve içinde ele
almaktadır. Bu yaklaşım, tarihsel arka planın ve güncel gelişmelerin daha
tutarlı biçimde çözümlenmesine olanak tanımaktadır.
Bu kuramsal ve
kavramsal çerçeve, ABD–Küba ilişkilerinin tarihsel gelişimini anlamak için çözümleyici
bir zemin sunmaktadır. Bu nedenle bir sonraki bölümde, iki ülke arasındaki
ilişkilerin Soğuk Savaş’tan günümüze uzanan tarihsel akışı ele alınacaktır.
Bu çalışma, söz
konusu kuramsal yaklaşımları bir ‘rejim dayanıklılığı ve dış baskı etkileşimi’
çerçevesinde birlikte ele almaktadır.
TARİHSEL ARKA PLAN: DEVRİMDEN NORMALLEŞMEYE, NORMALLEŞMEDEN YENİDEN
SERTLEŞMEYE
Küba Devrimi ve Kopuşun Kurumsallaşması (1959–1962)
ABD–Küba
ilişkilerinde temel kırılma noktası, 1959 yılında Fidel Castro önderliğinde
gerçekleşen Küba Devrimi’dir. Devrim, yalnızca bir rejim değişikliğini değil,
Küba’nın dış siyasa yöneliminin köklü biçimde dönüşmesini ifade etmiştir.
ABD’nin ekonomik ve siyasal etkisinin yoğun olduğu Batista döneminin sona
ermesiyle birlikte, Küba yeni yönetimi hızla kamulaştırma siyasalarına yönelmiş
ve bu adımlar Washington tarafından doğrudan bir meydan okuma olarak
algılanmıştır. 1961’de diplomatik ilişkilerin kesilmesi ve Domuzlar Körfezi
Çıkarması, iki ülke arasındaki çatışmacı ilişkinin askeri ve güvenlik boyutunu
görünür kılmıştır. 1962 Küba Füze Krizi ise ABD–Küba ilişkilerini yalnızca
ikili bir sorun olmaktan çıkararak küresel Soğuk Savaş yarışmasının merkezine
yerleştirmiştir. Bu dönemden itibaren ABD’nin Küba’ya yönelik ambargosu, geçici
bir yaptırım aracı olmaktan çıkmış ve kalıcı ve yapısal bir siyasa aracı durumuna
gelmiştir.
Soğuk Savaş Dönemi: Koruma Altında Dayanıklılık (1962–1991)
Soğuk Savaş
boyunca Küba, Sovyetler Birliği’nin ekonomik, askeri ve diplomatik desteği
sayesinde ABD baskılarına karşı görece bir dayanıklılık sergileyebilmiştir. Bu
dönem, Küba açısından dışa bağımlı ancak öngörülebilir bir kararlılık ortamı
yaratmıştır. ABD için ise Küba, Karayipler’deki “sistem dışı, olağan dışı”
olarak konumlandırılmıştır. Bu yıllarda ambargo ve diplomatik yalıtma, ABD siyasasının
değişmeyen unsurları olmuş ve Küba ise dış tehdit algısını iç siyasal meşruluğun
önemli bir dayanağı olarak kullanmıştır. Böylece karşılıklı güvensizlik
kurumsallaşmış bir düşmanlık ilişkisine dönüşmüştür.
Soğuk Savaş Sonrası ve “Özel Dönem”: Beklenen Çöküşün Gelmemesi (1991–2000)
Sovyetler
Birliği’nin dağılması, Küba için derin bir ekonomik ve toplumsal krizi
beraberinde getirmiştir. “Özel Dönem” olarak adlandırılan bu süreçte, ülke
ciddi enerji, gıda ve döviz sıkıntılarıyla karşı karşıya kalmıştır. ABD’de
yaygın kanı Küba rejiminin bu dönemde çökeceği yönündeydi. Ancak beklenen rejim
değişikliği gerçekleşmemiştir. Aksine, ABD bu dönemde ambargoyu daha da
sertleştirmiş ve Helms–Burton Yasası [1] ile
yaptırımlar hukuksal olarak kalıcı duruma getirilmiştir. Bu gelişme, ABD–Küba
ilişkilerinde yaptırımların geçici değil yapısal bir tercih olduğunu açık
biçimde ortaya koymuştur.
Kesimsel Açılımlar ve Sınırlı İlişkiler (2000–2014)
2000’li yıllar,
ilişkilerde sınırlı ve temkinli açılımların yaşandığı bir dönem olmuştur.
Küba’da Fidel Castro’nun yerini Raul Castro’nun alması, iç siyasada aşamalı
reform beklentilerini artırmıştır. Aynı dönemde ABD’de de Küba’ya yönelik
mutlak yalıtma siyasasının etkililiği sorgulanmaya başlanmıştır. Buna karşın,
bu yıllardaki ilişkiler daha çok teknik ve insancıl düzeyde kalmış ve yapısal
bir normalleşmeye dönüşmemiştir. Karşılıklı güvensizlik ve iç siyasal kısıtlar,
kapsamlı bir dönüşümün önünde engel olmaya devam etmiştir.
Normalleşme Girişimi: Obama Dönemi (2014–2016)
2014 yılında ABD
Başkanı Barack Obama ile Küba Devlet Başkanı Raul Castro’nun eş zamanlı
açıklamalarıyla başlayan normalleşme süreci, iki ülke ilişkilerinde tarihsel
bir dönüm noktası olarak değerlendirilmiştir. Diplomatik ilişkiler yeniden
kurulmuş, büyükelçilikler açılmış ve seyahat ile ticaret alanlarında sınırlı gevşemeler
yaşanmıştır. Bu süreç, etkileşim ve diplomatik ilişkinin uzun vadeli dönüşüm
yaratabileceği varsayımına dayanmaktaydı. Ancak normalleşme, kurumsal ve
toplumsal düzeyde yeterince derinleşmeden siyasal olarak kırılgan bir zeminde
ilerlemiştir.
Geri Dönüş: Trump ve Biden Dönemleri (2017–2024)
Trump yönetimiyle
birlikte ABD–Küba ilişkilerinde hızlı bir geri dönüş yaşanmıştır. Normalleşme
adımlarının büyük bölümü askıya alınmış, yaptırımlar yeniden sıkılaştırılmış ve
Küba “teröre sponsor devletler” listesine alınmıştır. Bu süreç, normalleşmenin
kalıcı bir siyasa dönüşümüne aktarılamadığını göstermiştir. Biden yönetimi
döneminde ise beklentilere karşın kapsamlı bir siyasa değişikliği
gerçekleşmemiş ve ABD’nin Küba’ya yönelik temel yaklaşımında süreklilik
korunmuştur. Bu durum, ABD iç siyasetinin ve yapısal etmenlerin Küba siyasasında
ne denli belirleyici olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.
2026’ya Gelirken: Yeni Gerilim Eşiği
Ocak 2026
itibarıyla ABD–Küba ilişkileri, Venezuela merkezli bölgesel gelişmelerin de
etkisiyle yeniden yüksek gerilimli bir aşamaya girmiştir. ABD’nin sert baskı siyasaları
ile Küba’nın artan ekonomik kırılganlıkları, ilişkileri çatışmaya açık bir
noktaya taşımıştır. Bu tarihsel arka plan, güncel gelişmelerin rastlantısal
değil, birikimli olduğunu göstermektedir.
ABD’NİN 2026 SİYASASI: STRATEJİK HESAPLAR VE BASKI MEKANİZMALARI
ABD’nin 2026
itibarıyla Küba’ya yönelik izlediği siyasa, ani bir yön değişikliğinden çok,
tarihsel süreklilikler ile güncel jeopolitik gelişmelerin kesişiminde
şekillenmektedir. Bu siyasa, normatif söylemlerden çok stratejik hesaplar,
bölgesel güç dengeleri ve iç siyasal kısıtlar tarafından belirlenmektedir.
Bölgesel Strateji ve Karayipler’in Yeniden Önem Kazanması
Venezuela’da
yaşanan siyasal dönüşüm ve ABD’nin bu süreçte daha doğrudan bir rol üstlenmesi,
Karayipler ve Latin Amerika’nın ABD dış siyasasındaki önemini yeniden
artırmıştır. Küba, bu bağlamda yalnızca ikili ilişkiler açısından değil,
bölgesel düzenin simgesel ve stratejik bir unsuru olarak görülmektedir. ABD
açısından Küba Karayipler’deki jeopolitik denetimin tamamlanmamış
halkası, Çin ve Rusya’nın olası etki alanı ve ABD hegemonyasına tarihsel olarak
meydan okuyan bir olağan dışı olgu olarak algılanmaktadır. Bu nedenle Küba’ya
yönelik siyasa Venezuela sonrası dönemde önleyici ve caydırıcı bir karakter
kazanmıştır.
İç Siyaset, Seçmen Dinamikleri ve Siyasanın Sertliği
ABD’nin Küba siyasasını
anlamada iç siyasal etmenler belirleyici önemdedir. Florida eyaletindeki Küba
kökenli seçmenlerin siyasal tercihleri, özellikle Cumhuriyetçi yönetimler
açısından, Küba’ya yönelik sert tutumun sürdürülebilirliğini artırmaktadır. Bu
durum, Küba siyasasının yalnızca dış siyasa sorunu değil, aynı zamanda iç siyasal
bir araç olarak işlev görmesine yol açmaktadır. 2026 itibarıyla ABD yönetimi
için Küba’ya yönelik yumuşama iç siyasette “zayıflık” algısı yaratma riski
taşımakta ve muhalefet tarafından ideolojik ödün olarak çerçevelenebilmektedir.
Bu nedenle sert baskı siyasaları, iç siyasette düşük maliyetli ve yüksek
getirili bir tercih olarak değerlendirilmektedir.
Yaptırımların Stratejik İşlevi: Davranış Değişikliği mi, Baskı Yoluyla
Zayıflatma mı?
ABD’nin Küba’ya
yönelik başlıca baskı mekanizması, ekonomik ve finansal yaptırımlardır. Ancak
2026 itibarıyla bu yaptırımların amacı konusunda belirsizlik dikkat
çekmektedir. Resmi söylemde yaptırımlar, insan hakları ve demokratikleşme
hedefleriyle gerekçelendirilse de uygulamada daha çok ekonomik yıpratma ve
manevra alanını daraltma işlevi görmektedir. Yaptırımların stratejik işlevi üç
düzeyde ortaya çıkmaktadır: Küba ekonomisinin dış kaynaklara erişimini
sınırlamak, iç toplumsal memnuniyetsizliği artırarak rejim üzerindeki baskıyı
yükseltmek ve üçüncü ülkelerin Küba ile ekonomik ilişkilerini caydırmak. Bu
yönüyle yaptırımlar klasik zorlayıcı diplomasinin ötesine geçerek uzun vadeli
yapısal baskı aracı niteliği kazanmıştır.
Enerji, Finans ve İkincil Yaptırımlar
2026 siyasasının
ayırt edici unsurlarından biri, enerji ve finans alanındaki baskıların
yoğunlaştırılmasıdır. Venezuela’dan gelen petrol akışının kesilmesi, Küba
ekonomisinin en kırılgan noktalarından birini hedef almıştır. Aynı zamanda
ikincil yaptırımlar yoluyla, Küba ile ticaret yapan üçüncü ülke aktörlerinin de
baskı altına alınması amaçlanmaktadır. Bu yaklaşım, ABD’nin yalnızca Küba’yı
değil, Küba ile iş birliği yapma niyetindeki aktörleri de disiplin altına
almayı hedeflediğini göstermektedir. Böylece Küba’nın dış siyasa seçenekleri
daraltılmaktadır.
Diplomasi Seçeneğinin Bilinçli Olarak Sınırlandırılması
2026 itibarıyla
ABD, Küba ile doğrudan ve kapsamlı bir diplomatik etkileşimden bilinçli biçimde
kaçınmaktadır. Diplomasi tümüyle dışlanmamakta ancak, insancıl konularla
sınırlı, teknik düzeyde ve geri dönülebilir bir çerçevede tutulmaktadır. Bu
durum, ABD’nin diplomasiyi bir araç olarak elinde tutmak istediğini, ancak
stratejik öncelik olarak görmediğini ortaya koymaktadır.
Stratejik Tutarlılık ve Riskler
ABD’nin 2026 Küba
siyasası, kendi içinde tutarlı bir baskı stratejisi sunsa da önemli riskler
barındırmaktadır. Uzun süreli ve yoğun baskı rejim dayanıklılığını artırabilir,
Küba’yı küresel seçenekli aktörlere daha fazla yaklaştırabilir ve bölgesel kararsızlık
ve göç baskısını derinleştirebilir. Bu bağlamda ABD siyasası, kısa vadeli
stratejik kazanımlar ile uzun vadeli bölgesel maliyetler arasında gerilimli bir
denge üzerinde ilerlemektedir.
ABD’nin 2026
itibarıyla Küba’ya yönelik siyasası, ideolojik söylemlerden çok bölgesel güç
mücadelesi, iç siyasal hesaplar ve zorlayıcı diplomasi araçları tarafından
şekillenmektedir. Bu siyasa, Küba’yı davranış değişikliğine zorlamaktan çok,
ülkenin ekonomik ve diplomatik manevra alanını daraltmayı hedefleyen bir baskı
stratejisi olarak öne çıkmaktadır.
Florida’daki Küba
diasporası, ABD’nin Küba siyasasında tarihsel olarak önemli bir rol oynamıştır.
Bununla birlikte bu çalışma, diaspora siyasetini belirleyici bir değişken
olarak ele almamakta ve ABD–Küba ilişkilerini daha çok jeopolitik baskı
mekanizmaları ve yapısal güç dengeleri çerçevesinde çözümlemektedir.
KÜBA EKONOMİSİNİN YAPISAL KIRILGANLIĞI VE ENERJİ KRİZİ
Küba’nın ABD
baskısına karşı sınırlı manevra alanına sahip olmasının temel nedenlerinden
biri, ülke ekonomisinin uzun süredir taşıdığı yapısal kırılganlıklardır. Bu
kırılganlıklar, yalnızca güncel yaptırımların sonucu değil tarihsel bağımlılık
ilişkileri, üretim yapısının sınırlılığı ve enerji alanındaki dışa bağımlılıkla
yakından ilişkilidir. 2026 itibarıyla derinleşen enerji krizi ise bu yapısal
sorunları görünür ve yıkıcı duruma getirmiştir.
Ekonomik Yapının Temel Özellikleri ve Kırılganlık Kaynakları
Küba ekonomisi,
uzun yıllar boyunca yüksek düzeyde merkezileşmiş, dış ticarete ve belirli
sektörlere bağımlı bir yapı sergilemiştir. Şeker, turizm ve sağlık hizmetleri
gibi sınırlı sayıda gelir kalemi, ekonominin döviz üretme kapasitesini
belirlemiştir. Bu yapı, dış şoklara karşı ekonomiyi kırılgan duruma
getirmiştir. Devletin ekonomideki belirleyici rolü, toplumsal hizmetlerin
sürdürülmesi açısından belirli üstünlükler sağlasa da verimlilik, yenilikçilik
ve üretkenlik alanlarında ciddi sınırlamalar yaratmıştır. Özellikle küçük
ölçekli özel girişimlerin ve yabancı yatırımların sınırlı olması, ekonomik
çeşitlenmeyi zorlaştırmıştır.
Döviz Krizi, Enflasyon ve Günlük Yaşama Etkileri
2020’li yılların
ortalarına gelindiğinde Küba ekonomisi, kronik döviz yetersizliği, yüksek
enflasyon ve tedarik sorunlarıyla karşı karşıya kalmıştır. Turizm gelirlerinin
küresel krizler ve bölgesel kararsızlık nedeniyle dalgalanması döviz
girişlerini daha da azaltmıştır. Bu durum, temel tüketim mallarına erişimi
zorlaştırmış ve gıda, ilaç ve yakıt gibi alanlarda ciddi sıkıntılar ortaya
çıkmıştır. Ekonomik sorunlar, yalnızca makro düzeyde değil, gündelik yaşamda da
derin etkiler yaratmıştır. Bu da toplumsal memnuniyetsizliğin artmasına ve göç
eğilimlerinin güçlenmesine yol açmıştır.
Enerji Bağımlılığı: Yapısal Sorunun Merkezi
Küba ekonomisinin
en kırılgan alanlarından biri enerji sektörüdür. Ülke, kendi petrol ve doğal
gaz kaynakları bakımından sınırlı kapasiteye sahiptir ve uzun yıllardır enerji gereksinimini
büyük ölçüde dış kaynaklardan karşılamaktadır. Sovyetler Birliği döneminde bu
bağımlılık Moskova üzerinden ve 2000’li yıllarda ise ağırlıklı olarak Venezuela
üzerinden giderilmiştir. Venezuela’dan sağlanan düşük maliyetli petrol, Küba
için yalnızca enerji arzı değil, aynı zamanda ekonomik ve siyasal kararlılığın
da temel dayanaklarından biri olmuştur. Bu desteğin azalmasıyla birlikte,
enerji üretiminde ciddi kesintiler yaşanmış ve elektrik altyapısının
yetersizliği krizleri daha da derinleştirmiştir.
2026 Enerji Krizi: Dış Baskı ve İç Yetersizliklerin Kesişimi
2026 itibarıyla
enerji krizi, ABD’nin bölgesel baskı siyasaları ile Küba’nın iç yapısal
sorunlarının kesiştiği bir noktada yoğunlaşmıştır. Venezuela kaynaklı enerji
akışının büyük ölçüde kesilmesi, Küba’yı tedarik seçenekleri aramaya
zorlamıştır. Ancak finansal kısıtlar ve yaptırımlar, bu arayışın etkili
sonuçlar üretmesini engellemiştir. Enerji krizinin sonuçları yalnızca sanayi
üretimiyle sınırlı kalmamış ve ulaşım, sağlık hizmetleri ve günlük yaşamı
doğrudan etkilemiştir. Elektrik kesintileri, üretkenliği düşürmüş ve ekonomik
daralmayı hızlandırmıştır.
Reform Çabaları ve Sınırlı Etkileri
Küba yönetimi,
ekonomik baskıları hafifletmek amacıyla belirli reform adımları atmıştır. Küçük
ölçekli özel girişimlerin genişletilmesi, bazı fiyat denetimlerinin
gevşetilmesi ve yabancı yatırımlara yönelik sınırlı açılımlar bu adımlar
arasında yer almaktadır. Ancak bu reformlar kapsam bakımından sınırlı kalmış,
bürokratik engellerle karşılaşmış ve enerji ve finans gibi kritik alanlarda
belirleyici bir dönüşüm yaratamamıştır. Dolayısıyla reformlar, yapısal
kırılganlıkları azaltmaktan çok, krizin etkilerini yönetmeye yönelik geçici
önlemler niteliği taşımıştır.
Ekonomik Kırılganlık ve Siyasal Etkiler
Ekonomik ve
enerji krizinin derinleşmesi, Küba’nın iç siyasal dengeleri üzerinde de etkili
olmuştur. Devletin toplumsal hizmetleri sürdürme kapasitesinin aşınması,
rejimin tarihsel meşruluk dayanaklarını zorlamaktadır. Bu durum, dış baskı ile
iç memnuniyetsizlik arasındaki etkileşimi güçlendirmiştir. Ancak bu
kırılganlık, otomatik olarak rejim değişimine yol açmamış ve aksine yönetim,
krizi dış baskının bir sonucu olarak çerçeveleyerek iç dayanışmayı canlı
tutmaya çalışmıştır. Küba ekonomisinin 2026 itibarıyla yaşadığı kriz, yalnızca
ABD yaptırımlarının doğrudan sonucu değildir. Bu kriz, uzun yıllara yayılan
yapısal kırılganlıklar ile dış baskı mekanizmalarının birbirini besleyen
etkilerinin ürünüdür. Enerji bağımlılığı bu sürecin en kritik halkasını oluşturmakta
ve Küba’nın ekonomik ve diplomatik manevra alanını ciddi biçimde
sınırlamaktadır.
VENEZUELA’DAKİ REJİM DEĞİŞİKLİĞİNİN KÜBA'NIN GELECEĞİNE ETKİLERİ
Ocak 2026 başında
ABD’nin Venezuela’da gerçekleştirdiği askeri operasyon sonucunda Nicolas
Maduro’nun kaçırılması ve Venezuela’da bir rejim değişikliğinin yaşanması,
yalnızca Latin Amerika için değil, özellikle Küba açısından da önemli yankılar
uyandırmıştır. Bu değişiklik, bir yandan Küba’nın dış siyasa seçeneklerini ve
stratejisini yeniden şekillendirirken, diğer yandan Havana’nın ekonomik ve
güvenlik kırılganlıklarını daha görünür duruma getirmiştir.
Müttefik Kaybı ve Dış Siyasada Yalıtılma Riski
Venezuela,
özellikle 2000’li yıllardan itibaren Küba için sadece önemli bir siyasal
müttefik değil, aynı zamanda enerji ve ekonomik destek kaynağı olarak da
stratejik bir konumda bulunuyordu. Özellikle düşük maliyetli petrol
sevkiyatları Küba’nın enerji açığını kapatan ve ekonomik daralmayı hafifleten
temel unsurlardan biriydi. Reuters’a göre ABD’nin Venezuela’dan gelen petrol ve
finansal desteği tümüyle kesme kararı, Küba üzerindeki ekonomik baskıyı ciddi
şekilde artırmıştır. Venezuela’nın siyasal dönüşümüyle birlikte bu müttefiklik
bağı zayıflarken, Küba daha yalıtılmış bir dış siyasa konumuna
sürüklenmektedir. Artık Havana’nın güvenebileceği benzer ideolojik yahut siyasal
dayanışma ağları büyük ölçüde belirsiz duruma gelmiştir. Bu durum, Küba’nın dış
siyasa manevra alanını daraltırken, Washington’un bölgedeki baskı siyasasını
güçlendirmektedir.
Enerji Bağımlılığı ve Ekonomik Baskı
Venezuela’dan
gelen petrol, Küba için salt dış siyasal bir bağ değil, aynı zamanda enerji
güvenliği ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından da merkezi bir girdiydi.
ABD’nin bu petrol akışını tümüyle durdurma yönündeki açıklaması Küba’nın zaten
kırılgan ekonomik konumunu daha da kötüleştirdi. Enerji arzının kesilmesi,
ülkede zaten kronikleşmiş elektrik kesintileri ve üretim daralmalarıyla
birleştiğinde, Küba ekonomisini daha derin bir kriz döngüsüne sokma riskini
birlikte getirmektedir. Bu bağlamda, Venezuela’daki rejim değişikliği Küba’nın
enerji kırılganlığını doğrudan artıran bir dış şok olarak değerlendirilebilir.
Siyasal Etki: Rejimin Meşruluğu ve İç Basınçlar
Maduro sonrası
süreç, Venezuela’da devam eden siyasal belirsizliklere ve güvensizliklere de
yol açtı. Venezuela’daki olaylar, ülkedeki iç siyasetin kırılganlığını görünür
kılarken, küresel düzeyde dış müdahale tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
ABD’nin bu askeri hareketi hem bölgesel aktörler hem de kamuoyları arasında
geniş tepki yaratmıştır. Bu gelişmeler, Küba’da da rejimin meşruluk söylemini
güçlendirmek ya da zayıflatmak açısından önemli bir referans noktası oldu.
Maduro’nun kaçırılması gibi bir olay, Havana propagandasında hem ABD
karşıtlığını pekiştirebilir hem de ekonomik çöküş beklentilerinin
yönetilmesinde bir araç olarak kullanılabilir. Ancak dış destek kaynaklarının
zayıflaması, iç siyasal direnç üzerinde de baskı yaratabilir, çünkü halk artık
yalnızca dış saldırı algısıyla değil, günlük ekonomik koşullarla
yüzleşmektedir.
Bölgesel Güvenlik ve Stratejik Denge
Venezuela’daki
rejim değişikliği, Latin Amerika’daki güç dengesini de etkileyen bir kırılma
noktasıdır. ABD’nin bu operasyonu, bölgedeki diğer aktörler üzerinde de mesaj
niteliği taşımaktadır. Örneğin, Washington’un nerede etki kurmak istediği veya
hangi rejimleri hedef aldığı konusunda belirgin sinyaller vermiştir. Bu
bağlamda Küba, yalnızca ekonomik baskı altında kalmakla kalmayacak, aynı
zamanda bölgesel güç mücadelesinin doğrudan bir aktörü olma riskini de
taşıyacaktır. Bu risk, Küba’nın dış siyasa stratejisinde daha temkinli veya
daha saldırgan bir konum alma olasılığını doğurabilir. Her iki senaryoda da
Havana için belirsizlik artmaktadır.
Yeni Dayanışma Arayışları ve Stratejik Yeniden Konumlanma
Venezuela’nın
dönüşümü, Küba’yı ittifak ve dayanışma seçenekleri arayışlarını yeniden gözden
geçirmek zorunda bırakacaktır. Havana, artık yalnızca Caracas ile değil, Çin,
Rusya, Meksika ve Avrupa ülkeleri dahil olmak üzere birden fazla aktörle
ilişkilerini yeni koşullar altında yeniden tanımlamak zorundadır. Bu arayış,
Küba’nın dış siyasa seçeneklerini genişletebilir, ancak aynı zamanda yeni
bağımlılıklar ve stratejik ödünler yaratma riskini de barındırır.
Venezuela’da
yaşanan rejim değişikliği, Küba açısından sadece bir müttefik kaybı değildir. Aynı
zamanda enerji güvenliği, ekonomik dayanıklılık ve dış siyasa manevra alanı
açısından önemli dönüşümlere yol açan kritik bir dış şoktur. Bu durum, Küba’nın
2026 sonrası geleceğini belirlemede merkezi bir etmendir ve hem iç siyasa hem
uluslararası ilişkiler açısından uzun vadeli etkileri olacaktır.
ÇÖZÜMLEME
Bu bağlamda,
ABD’nin güncel baskı stratejilerinin Küba üzerindeki etkileri araştırma
soruları çerçevesinde aşağıda yanıtlanmaktadır.
Normalleşme ve Yeniden Sertleşme Döngüsünün Temel Belirleyicileri (2014
Sonrası)
ABD–Küba
ilişkilerinde 2014 sonrası dönemde gözlenen normalleşme ve yeniden sertleşme
döngüsü, geçici lider tercihlerinden çok, yapısal, siyasal ve stratejik
belirleyicilerin kesişimi sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu döngü, ilişkilerin
neden kalıcı bir dönüşüm üretemediğini açıklamak açısından merkezi önemdedir.
ABD İç Siyasetinin Yapısal Ağırlığı: Normalleşme sürecinin en temel kırılganlık noktası, ABD
iç siyasetinde Küba siyasasının kurumsallaşmış bir uzlaşıya dayanmamasıdır.
Obama döneminde başlatılan normalleşme girişimi, başkanlık yürütme yetkilerine
dayanmış ve Kongre düzeyinde ambargonun kaldırılmasını sağlayacak kalıcı bir görüş
birlikteliği üretilememiştir. Bu durum, Küba siyasasını yönetim
değişikliklerine son derece açık, seçim döngülerine duyarlı ve iç siyasal
maliyet hesabına bağımlı bir alan durumuna getirmiştir. Trump yönetiminin
normalleşmeyi hızla geri çevirebilmesi, bu kırılganlığın doğrudan bir
sonucudur. Dolayısıyla sertleşme, olağan dışı bir sapma değil, kurumsal zemin
eksikliğinin öngörülebilir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
Normalleşmenin Koşulluluğu ve Asimetrik Beklentiler: 2014–2016 normalleşme
süreci, ABD ve Küba açısından farklı beklentilere dayanmıştır. ABD, etkileşim
yoluyla Küba’da kademeli bir siyasal ve ekonomik dönüşüm beklentisi taşırken,
Küba yönetimi bu süreci, rejim güvenliğini tehdit etmeyen sınırlı bir dış
açılım olarak değerlendirmiştir. Bu asimetrik beklentiler ABD tarafında
“yetersiz ilerleme” algısı ve Küba tarafında ise “egemenliğe müdahale” kaygısı
yaratmıştır. Normalleşmenin davranışsal koşullara bağlanması, süreci kırılgan
ve geri döndürülebilir duruma getirmiştir. Böylece normalleşme, stratejik bir
paradigma değişimi değil, geçici bir siyasa denemesi olarak kalmıştır.
Bölgesel Jeopolitik ve Küba’nın “Olağan Dışı” Konumu: ABD–Küba ilişkilerindeki
sertleşme-yumuşama döngüsünün bir diğer belirleyicisi, Küba’nın ABD dış siyasasında
taşıdığı simgesel olağan dışı konumudur. Karayipler ve Latin Amerika, ABD
açısından yalnızca coğrafi değil, tarihsel ve stratejik bir etki alanı olarak
görülmektedir. Bu bağlamda Küba soğuk Savaş mirasının yaşayan simgesi, ABD
hegemonyasına meydan okumanın tarihsel referansı ve Çin ve Rusya gibi aktörler
için olası bir etki alanı olarak algılanmaktadır. Bölgesel gerilimlerin arttığı
dönemlerde (Venezuela krizi, büyük güç yarışması), Küba’ya yönelik siyasanın
sertleşmesi, önleyici ve caydırıcı bir refleks olarak ortaya çıkmaktadır.
Yaptırımların Kurumsallaşması ve Siyasal İvmesi: ABD’nin Küba’ya yönelik
yaptırımları, zamanla yalnızca bir dış siyasa aracı değil, kendi başına bir siyasa
rejimi durumuna gelmiştir. Helms–Burton Yasası gibi düzenlemeler, yaptırımları hukuksal
olarak kalıcılaştırmış ve normalleşmeyi olağan dışı ve geçici bir duruma
indirgemiştir. Bu kurumsallaşma, siyasa ivmesini otomatik olarak sertleşme
yönünde üretmektedir. Normalleşme, sürekli siyasal irade gerektirirken,
sertleşme, mevcut hukuksal ve bürokratik yapı tarafından kendiliğinden yeniden
üretilmektedir.
Küba’nın İç Dinamikleri ve Reform Sınırları: Küba tarafında ise
sınırlı ve denetimli reform yaklaşımı, normalleşmenin derinleşmesini engelleyen
bir diğer etmen olmuştur. Küba yönetimi, dış açılımın rejim güvenliğini tehdit
etmeyecek biçimde sınırlandırılmasını tercih etmiş ve bu da ABD tarafında
normalleşmenin “sonuç üretmediği” algısını güçlendirmiştir. Ancak bu durum,
Küba’nın isteksizliğinden çok, rejim dayanıklılığına öncelik veren akılcı bir
tercih olarak değerlendirilmelidir. Bu tercih, ilişkilerin kalıcı yumuşama
üretmesini zorlaştırmıştır.
2014 sonrası
ABD–Küba ilişkilerinde gözlenen normalleşme ve yeniden sertleşme döngüsü, tek
bir nedene indirgenemez. Bu döngü ABD iç siyasetinin kurumsal kısıtları,
asimetrik beklentilere dayalı normalleşme modeli, bölgesel jeopolitik
gerilimler, yaptırımların yapısal niteliği ve Küba’nın denetimli dönüşümden çok
kırılgan bir ara evre olarak ortaya çıkmıştır.
ABD’nin 2026 İtibarıyla Küba’ya Yönelik Sert Baskı Siyasasının
Belirleyicileri
ABD’nin 2026
itibarıyla Küba’ya yönelik sertleşen baskı siyasası, yalnızca ideolojik bir
tercih ya da tekil bir liderlik yaklaşımıyla açıklanamaz. Bu siyasa, ABD iç
siyasetindeki dinamikler, bölgesel güç dengeleri ve küresel jeopolitik yarışmanın
kesişim noktasında şekillenmektedir.
ABD İç Siyaseti - Seçmen Koalisyonları ve Rejim Karşıtı Süreklilik: Trump yönetiminin Küba siyasasında
izlediği sert çizgi, ABD iç siyasetinde özellikle Florida merkezli seçmen
koalisyonlarının (diaspora) etkisiyle
doğrudan bağlantılıdır. Küba karşıtı söylem, bu bağlamda yalnızca dış siyasa
tercihi değil, iç siyasal seferberlik aracı olarak da işlev görmektedir. Ayrıca
ABD siyasal sisteminde Küba’ya yönelik rejim karşıtı yaklaşım, Cumhuriyetçi
Parti içinde güçlü bir ideolojik sürekliliğe sahiptir. Bu süreklilik insan
hakları söylemi, anti-komünist ideolojik miras ve “başarısız devlet” ve
“otoriter rejim” anlatıları üzerinden yeniden üretilmektedir. Dolayısıyla 2026 siyasası,
kısa vadeli bir sertleşmeden çok, kurumsal ve ideolojik olarak kökleşmiş bir
çizginin güncel yansımasıdır.
Venezuela Sonrası Bölgesel Gücün Yeniden Dağılımı: Venezuela’da gerçekleşen
rejim değişikliği, ABD’nin Latin Amerika siyasasında öz güven artışına ve daha
müdahaleci bir stratejik okumanın benimsenmesine yol açmıştır. Bu gelişme,
Küba’nın ABD açısından artık “yalıtılabilir” bir aktör olarak görülmesine neden
olmuştur. Washington açısından Küba Venezuela sonrası bölgesel sol blokun son
ideolojik dayanaklarından biri, ABD’nin bölgesel caydırıcılığını sınayan bir
örnek ve “Domino etkisi”nin önlenmesi gereken bir olağan dışı üyesi olarak
konumlandırılmaktadır. Bu bağlamda sert baskı siyasası, Küba’ya özgü olmaktan çok,
bölgesel yeniden düzenleme stratejisinin parçasıdır.
Küresel Yarışma - Çin ve Rusya Etmeni: ABD’nin Küba siyasasındaki sertleşme, küresel ölçekte Çin
ve Rusya ile yaşanan stratejik yarışmadan bağımsız değildir. Washington,
Küba’yı bu aktörlerin Batı Yarımküresi’ndeki olası etki alanlarından biri
olarak algılamaktadır. Bu algı Küba ile Çin arasındaki ekonomik ve teknolojik
iş birliği, Rusya’nın simgesel ve askeri ve diplomatik varlığı ve çok kutuplu
dünya söyleminin Karayipler’e yansıması üzerinden şekillenmektedir. Bu nedenle
Küba’ya yönelik baskı, yalnızca rejim değişikliği hedefi değil, büyük güç yarışmasında
alan kapatma amacını da taşımaktadır.
Yaptırım Mekanizmalarının Stratejik Araç Olarak Kullanımı: 2026 itibarıyla ABD,
Küba’ya yönelik yaptırımları artık geçici baskı araçları olarak değil, uzun
vadeli stratejik kaldıraçlar olarak kullanmaktadır. Enerji tedarik
zincirlerinin hedef alınması, finansal yalıtma ve üçüncü ülkeler üzerindeki
ikincil yaptırımlar bu stratejinin somut unsurlarıdır. Bu yaklaşım Küba
ekonomisinin yapısal kırılganlıklarını derinleştirmeyi, iç toplumsal basıncı
artırmayı ve rejimin manevra alanını daraltmayı amaçlamaktadır. Ancak bu baskı siyasasının
sonuç üretme kapasitesi, Küba’nın iç dayanıklılığı ve dış ortaklık seçenekleri
geliştirme becerisiyle sınırlanmaktadır.
Normatif Söylem ve Güç Siyasası Arasındaki Gerilim: ABD’nin Küba’ya yönelik siyasası,
normatif düzeyde demokrasi ve insan hakları söylemiyle meşrulaştırılsa da uygulamada
güç siyasası mantığına dayanmaktadır. Bu durum, ABD siyasasında söylem ve uygulama
arasındaki gerilimi derinleştirmektedir. Bu gerilim, uluslararası alanda
ABD’nin meşruluğunu tartışmalı duruma getirirken, Küba yönetimine de dış
tehdide karşı iç bütünleşme söylemi üretme olanağı sunmaktadır. Böylece sert
baskı siyasası, paradoksal biçimde rejim değişikliği hedefini zayıflatabilecek
bir etki de yaratabilmektedir.
ABD’nin 2026
itibarıyla Küba’ya yönelik sert baskı siyasası ABD iç siyasetindeki ideolojik
ve seçimsel dinamikler, Venezuela sonrası bölgesel güç yeniden dağılımı, Çin ve
Rusya ile küresel yarışma yaptırımların kurumsallaşmış stratejik kullanımı
tarafından birlikte şekillendirilmektedir. Bu siyasa, kısa vadede baskıyı
artırsa da uzun vadede Küba üzerinde öngörülen siyasal dönüşümü güvence altına
alan bir araç olmaktan uzaktır.
Küba’nın Ekonomik Kırılganlığı ve Enerji Krizinin Rejim Kararlılığı ve Dış Siyasa
Tercihlerine Etkisi
Küba’nın 2020’li
yılların ortasına gelindiğinde karşı karşıya kaldığı ekonomik kırılganlık ve
kronik enerji krizi, yalnızca teknik bir kalkınma sorunu değil, rejimin iç kararlılığını
ve dış siyasa yönelimlerini doğrudan şekillendiren yapısal bir belirleyici durumuna
gelmiştir. Bu bağlamda ekonomi ve enerji, Küba siyasal sisteminde güvenlik sorunu
niteliği kazanmıştır.
Yapısal Ekonomik Kırılganlık ve Krizin Sürekliliği: Küba ekonomisinin temel
kırılganlığı, uzun süredir devam eden düşük verimlilik, sınırlı döviz üretimi
ve dışa bağımlı girdi yapısından kaynaklanmaktadır. Turizm, sağlık hizmetleri
ve yurt dışı para transferlerine dayalı gelir modeli, dış şoklara son derece açıktır.
Pandemi sonrası toparlanmanın sınırlı kalması ve yaptırımların sıkılaşması, bu
kırılganlığı daha da derinleştirmiştir. Bu yapısal sorunlar, ekonomik krizi
geçici dalgalanmalardan çok kalıcı bir duruma getirmiş ve devletin toplumsal
refah üretme kapasitesini belirgin biçimde sınırlandırmıştır. Sonuç olarak
ekonomik performans rejim meşruluğunun en zayıf halkalarından biri durumuna
gelmiştir.
Enerji Krizi: - Ekonomik Sorundan Siyasal Risk Alanına: Enerji krizi, Küba’daki
ekonomik sorunların en görünür ve toplumsal etkisi en yüksek boyutunu
oluşturmaktadır. Venezuela’dan gelen düşük maliyetli petrol sevkiyatlarının
büyük ölçüde kesilmesi, elektrik üretiminde ciddi aksamalara yol açmış ve
sanayi üretimi, ulaşım ve temel hizmetler doğrudan etkilenmiştir. Enerji
arzındaki bu kararsızlık günlük yaşam kalitesini düşürmekte, üretim
kapasitesini sınırlamakta ve toplumsal hoşnutsuzluğu görünür kılmaktadır. Bu
nedenle enerji sorunu, yalnızca teknik bir tedarik sorunu değil, rejim için olası
bir siyasal risk alanı durumuna gelmiştir.
Rejimin Kararlılığı - Dayanıklılık mı, Aşınma mı?: Ekonomik ve enerji
kaynaklı baskılar, Küba rejimi üzerinde iki yönlü bir etki yaratmaktadır. Bir
yandan bu krizler, rejimin meşruluğunu aşındıran ve toplumsal sabrı zorlayan
unsurlar üretmektedir. Artan göç eğilimi ve genç nüfusun gelecek
beklentilerindeki düşüş, bu aşınmanın somut göstergeleridir. Öte yandan rejim,
bu krizleri dış baskı ve yaptırımlarla ilişkilendirerek, ulusal egemenlik
söylemini güçlendirerek ve Devletçi kontrol mekanizmalarını sıkılaştırarak
dayanıklılık üretme aracına dönüştürmeye çalışmaktadır. Dolayısıyla kriz,
otomatik bir rejim çöküşü değil, denetimi gerilim altında süren bir kararlılık
durumu yaratmaktadır.
Dış Siyasa Tercihleri - Zorunlu Çok Yönlülük: Ekonomik kırılganlık ve
enerji açığı, Küba’nın dış siyasasında ideolojik tercihlerden çok zorunlu yararcılığı
öne çıkarmaktadır. Havana yönetimi, mevcut koşullarda dış siyasayı bir kimlik sorunundan
çok, yaşamda kalma stratejisi olarak kurgulamaktadır. Bu durum Çin ve Rusya ile
ilişkilerin stratejik ama temkinli biçimde sürdürülmesi, Meksika ve bazı Avrupa
ülkeleriyle enerji ve ticaret temelli iş birliklerinin geliştirilmesi ve ABD
ile doğrudan çatışmadan kaçınan ama ödün vermeyen bir söylem şeklinde
somutlaşmaktadır. Enerji ve finansman gereksinimi Küba’yı çok yönlü ama
kırılgan bir dış siyasa çizgisine itmektedir.
Reform İkilemi ve Sınırlar: Ekonomik kriz, reform gereksinimini artırırken aynı
zamanda reform alanını daraltmaktadır. Küba yönetimi, piyasa mekanizmalarına
daha fazla alan açmanın ekonomik rahatlama sağlayabileceğini bilmekte, ancak bu
açılımın siyasal denetimi zayıflatma riskini de göz önünde bulundurmaktadır. Bu
ikilem, dış siyasa tercihlerine de yansımaktadır: Küba, dış destek ararken
egemenlikten ödün vermemeye özel önem atfetmekte ve bu da ilişkilerin
derinleşmesini sınırlayan bir etmen olarak ortaya çıkmaktadır.
Küba’nın ekonomik
kırılganlığı ve enerji krizi rejim kararlılığını doğrudan tehdit eden ama aynı
zamanda pekiştirme aracı olarak kullanılan, dış siyasada ideolojik değil yararcı
tercihleri zorunlu kılan ve ABD baskı siyasasının etkilerini hem derinleştiren
hem de sınırlayan çok katmanlı bir etkiye sahiptir. Bu nedenle ekonomik kriz,
Küba’nın geleceğini belirleyecek tek başına bir etmen değil, rejim
dayanıklılığı, dış baskı ve uluslararası konjonktürle etkileşim içinde
değerlendirilmesi gereken bir değişkendir.
Venezuela’daki Rejim Değişikliği ve Küresel Güç Yarışmasının ABD–Küba
İlişkilerinin Kısa ve Orta Vadeli Akışına Etkisi
Venezuela’da
yaşanan rejim değişikliği ile eş zamanlı olarak derinleşen küresel güç yarışması,
ABD–Küba ilişkilerinin dinamiklerini köklü biçimde dönüştürmektedir. Bu iki
gelişme, birbirinden bağımsız değil, aksine karşılıklı olarak birbirini
besleyen ve Küba’yı jeopolitik baskı merkezine yerleştiren süreçlerdir.
Venezuela Sonrası Bölgesel Güç Dengesinin Değişimi: Venezuela’daki rejim
değişikliği, Latin Amerika’da uzun süredir devam eden ideolojik kutuplaşmayı
ABD lehine yeniden şekillendirmiştir. Bu durum, Küba’yı bölgesel ölçekte ideolojik
olarak daha yalnız, ekonomik olarak daha kırılgan stratejik olarak daha görünür
bir aktör durumuna getirmiştir. Caracas’ın devre dışı kalmasıyla Küba, ABD
açısından artık ikincil değil, doğrudan hedeflenen bir olağan dışı konumuna
yerleşmiştir. Bu bağlamda ABD–Küba ilişkilerinin kısa vadede yumuşaması olasılığı
zayıflamış ve baskı, caydırıcılık ve yalıtma siyasaları daha sistemli duruma
gelmiştir.
Caydırıcılık Mantığı ve “Örnek Etki” Stratejisi: ABD açısından Küba’ya
yönelik sert siyasa, yalnızca Havana’yı hedef alan ikili bir ilişki tercihi
değildir. Bu yaklaşım, bölge genelinde örnek oluşturacak bir caydırıcılık
mesajı üretmeyi amaçlamaktadır. Venezuela müdahalesiyle birlikte Küba’ya
yönelen baskı ABD’nin bölgesel etki kapasitesini doğrulama, otoriter/sosyalist
rejimlere sınır çizme ve müttefik ülkelere kararlılık mesajı verme işlevlerini
birlikte üstlenmektedir. Bu nedenle Küba’ya yönelik sertlik, kısa vadede görüşmeye
açık bir siyasa olmaktan çok, stratejik konum alma aracı niteliği taşımaktadır.
Küresel Güç Yarışması - Küba’nın Jeopolitik Değeri: Çin ve Rusya ile yaşanan
küresel yarışma, Küba’nın jeopolitik değerini ABD açısından yeniden
artırmıştır. Küba, bu bağlamda Çin için ekonomik ve teknolojik açılım alanı, Rusya
için simgesel ve stratejik varlık noktası ve ABD için ise “yakın çevrede etki
kaybı” riski olarak algılanmaktadır. Bu algı, ABD–Küba ilişkilerinde sertliğin
yalnızca bölgesel değil, küresel bir bağlamda da gerekçelendirilmesini olanaklı
kılmaktadır. Bu nedenle Küba’ya yönelik baskı siyasası, büyük güç yarışmasında
ön alıcı ve sınırlayıcı bir işlev görmektedir.
Küba’nın Tepkisi - Denge Arayışı mı, Bloklaşma mı?: Bu jeopolitik baskı
ortamında Küba’nın önünde iki temel seçenek belirmektedir: Çin ve Rusya ile
daha derin stratejik yakınlaşma ve çok yönlü, esnek ve düşük profilli bir
dengeleme stratejisi. Mevcut koşullarda Havana yönetimi, ikinci seçeneğe daha
yakın bir çizgi izlemektedir. Küba, büyük güçlerle ilişkilerini sürdürmekte
ancak ABD’yi doğrudan tahrik edecek askeri veya açık ideolojik bloklaşmadan
kaçınmaktadır. Bu tercih, yaşamda kalmaya dönük akılcı bir strateji olarak
değerlendirilebilir.
Kısa ve Orta Vadeli Öngörüler: Kısa vadede (2026–2027)
ABD–Küba ilişkilerinde sertliğin korunması, ekonomik ve diplomatik baskının
artması ve diplomatik temasların en az düzeyde tutulması beklenmektedir. Orta
vadede ise ABD iç siyasetindeki olası değişimler, Küba’daki ekonomik
reformların seyri ve Çin ve Rusya’nın bölgesel etkileşim düzeyi ilişkilerin
yönünü yeniden şekillendirebilecek değişkenler olarak öne çıkmaktadır. Ancak
mevcut konjonktürde kalıcı bir normalleşme olasılığı zayıf, denetimli gerilim
olasılığı ise yüksektir.
Venezuela’daki
rejim değişikliği ve küresel güç yarışması, ABD–Küba ilişkilerini bölgesel yalıtmadan
küresel stratejik yarışmaya taşıyan, sertliği akılcılaştıran ve Küba’yı hem
baskı altında hem de jeopolitik açıdan değerli kılan bir çerçeveye
oturtmaktadır. Bu koşullar altında ilişkilerin kısa vadede yumuşaması değil,
yönetilen bir gerilim içinde sürmesi daha olası görünmektedir.
ABD’nin Baskı Siyasaları Rejim Değişikliği mi, Rejim Dayanıklılığı mı
Üretiyor?
ABD–Küba
ilişkilerinde uzun süredir uygulanan baskı siyasalarının temel varsayımı,
ekonomik zorluklar ve diplomatik yalıtma yoluyla Küba’da rejim değişikliğini
tetiklemektir. Ancak 2026 itibarıyla ortaya çıkan tablo, bu varsayımın sınırlı
hatta çelişkili sonuçlar ürettiğini göstermektedir. Mevcut veriler, baskı siyasalarının
rejim değişikliğinden çok rejim dayanıklılığına katkı sağladığını
düşündürmektedir.
Baskı Siyasalarının Kuramsal Varsayımları ve Gerçeklik: Baskı ve yaptırım siyasaları,
genellikle üç varsayıma dayanır: Ekonomik sıkıntı rejim meşruluğunu zayıflatır,
toplumsal hoşnutsuzluk siyasal seferberliğe dönüşür ve elit bölünmesi rejim
değişikliğini olanaklı kılar. Küba örneğinde ise bu zincirin tam olarak
işlemediği görülmektedir. Ekonomik sıkıntılar artmasına karşın, bu durum
otomatik olarak rejim karşıtı kitlesel bir siyasal dönüşüm üretmemiştir. Bunun
temel nedeni, Küba rejiminin krizleri dış tehdit söylemiyle içselleştirme ve denetim
altına alma kapasitesidir.
Dış Baskının İç Güçlendirme Etkisi: ABD’nin sert baskı siyasaları, Küba yönetimine güçlü bir meşruluk
ve seferberlik söylemi sunmaktadır. Yaptırımlar ve tehditler, rejim tarafından
ulusal egemenliğe saldırı, tarihsel düşmanlığın devamı ve toplumsal dayanışma
gereği olarak çerçevelendirilmektedir. Bu söylem, rejimin güvenlik aygıtını ve
siyasal denetim mekanizmalarını meşrulaştırmasına olanak tanımaktadır. Böylece
baskı, paradoksal biçimde rejimin iç bütünlüğünü güçlendiren bir unsur durumuna
gelebilmektedir.
Toplumsal Tepki -
Siyasal Başkaldırı mı, Sessiz Çıkış mı?: Küba’da artan ekonomik zorluklar,
geniş çaplı siyasal ayaklanmalardan çok göç eğilimini artırmaktadır. Bu durum,
Albert O. Hirschman’ın “çıkış–ses (itiraz)–sadakat” (exit–voice–loyalty)
çerçevesiyle uyumlu biçimde değerlendirilebilir: Siyasal “itiraz” yerine
“ülkeyi terk etme” yöntemi tercih edilmektedir. Bu eğilim rejim üzerindeki
doğrudan siyasal baskıyı azaltmakta, toplumsal muhalefetin örgütlenmesini
zorlaştırmakta ve rejimin kısa vadeli kararlılığını korumasına katkı
sağlamaktadır. Dolayısıyla baskı siyasaları, rejimi devirmeden önce toplumsal
enerjiyi sistem dışına yönlendirmektedir.
Elit Yapısı ve Bölünmenin Yokluğu: Rejim değişikliği açısından kritik önemde olan elit
bölünmesi, Küba’da sınırlı düzeydedir. ABD’nin dış baskısı, reformcu ve tutucu
elitler arasındaki farklılıkları derinleştirmekten çok, rejim içi dayanışmayı özendiren
bir tehdit algısı üretmektedir. Bu durum, elitlerin dış müdahale korkusuyla
reformları yavaşlatmasına ve siyasal açılım risklerinden kaçınmasına yol
açmaktadır. Böylece baskı, rejimi zayıflatmak yerine içe kapanmayı ve
statükonun korunmasını özendirmektedir.
Uzun Vadeli Aşınma Olasılığı - Gecikmiş Ama Derin Etki: Bununla birlikte, baskı siyasalarının
uzun vadede yığınsal aşındırıcı etkiler yaratma olasılığı tümüyle göz ardı
edilemez. Süregelen ekonomik daralma, genç nüfusun beklentilerinin düşmesi ve
insan sermayesi kaybı, rejimin toplumsal tabanını zaman içinde daraltabilir.
Ancak bu etki ani ve devrimci bir rejim değişikliği değil, yavaş, belirsiz ve
iç dinamiklere bağlı bir dönüşüm şeklinde ortaya çıkma gizil gücüne sahiptir.
Bu dönüşümün yönü ise, dış baskıdan çok Küba’nın kendi reform kapasitesi
tarafından belirlenecektir.
ABD’nin Küba’ya
yönelik mevcut baskı siyasaları kısa ve orta vadede rejim değişikliğinden çok
rejim dayanıklılığı üretmektedir, toplumsal muhalefeti siyasal alandan çok göçe
yönlendirmektedir ve rejim içi bölünmeleri tetiklemek yerine pekişmeyi
güçlendirmektedir. Bu nedenle ABD’nin rejim değişikliği hedefi ile kullandığı
araçlar arasında yapısal bir uyumsuzluk bulunmaktadır.
GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışma,
ABD–Küba ilişkilerini 2014 sonrası normalleşme girişimleri, izleyen yeniden
sertleşme süreci ve 2026 itibarıyla derinleşen jeopolitik baskılar çerçevesinde
ele almıştır. Çözümleme, ikili ilişkilerin yalnızca dönemsel siyasa
tercihlerinin değil, yapısal kısıtlar, bölgesel güç dengeleri ve küresel yarışmanın
birlikte şekillendirdiği çok katmanlı bir süreç olduğunu ortaya koymuştur.
Genel Bulguların Bütünleştirilmesi
Çalışmanın temel
bulguları dört ana eksende özetlenebilir: Birincisi, 2014 sonrası normalleşme
süreci, ABD iç siyasetinde kurumsallaşmış bir uzlaşıya dayanmaması nedeniyle
kalıcı bir dönüşüm yaratamamıştır. Normalleşme, yapısal bir paradigma
değişiminden çok, yönetim tercihlerine bağlı geçici bir açılım olarak
kalmıştır. Bu durum, sertleşmenin olağan dışı değil, sistem içi bir geri dönüş
olduğunu göstermektedir. İkincisi, ABD’nin 2026 itibarıyla Küba’ya yönelik sert
baskı siyasası iç siyasal dinamikler, Venezuela sonrası bölgesel gücün yeniden
dağılımı ve Çin–Rusya yarışmasının etkisiyle şekillenmektedir. Bu siyasa,
Küba’ya özgü olmaktan çok, ABD’nin Batı Yarımküresi’ndeki stratejik denetim
arayışının bir uzantısıdır. Üçüncüsü, Küba’nın ekonomik kırılganlığı ve enerji
krizi, rejimin hem en zayıf hem de en dirençli alanını oluşturmaktadır.
Ekonomik daralma toplumsal hoşnutsuzluğu artırırken, dış baskı söylemi, rejimin
iç pekişme kapasitesini güçlendirmektedir. Bu ikili etki, Küba’da ani bir rejim
değişikliği yerine, yönetilen bir kararlılık durumunun ortaya çıkmasına yol
açmaktadır. Dördüncüsü, Venezuela’daki rejim değişikliği ve küresel güç yarışması,
Küba’yı bölgesel bir aktör olmaktan çıkararak küresel jeopolitik hesapların
parçası durumuna getirmiştir. Bu durum, ABD–Küba ilişkilerinde yumuşama olasılığını
zayıflatmış ve denetimli gerilim olasılığını güçlendirmiştir.
Kuramsal Katkı
Bu çalışma,
yaptırım ve baskı siyasalarının rejim değişikliği üzerindeki etkilerine ilişkin
yazına önemli bir katkı sunmaktadır. Küba örneği, dış baskının otomatik olarak
siyasal dönüşüm üretmediğini, aksine belirli koşullar altında rejim
dayanıklılığını artırabildiğini göstermektedir. Bu bulgu, yaptırımların
etkinliğine ilişkin yaygın varsayımların yeniden değerlendirilmesi gerektiğine
işaret etmektedir. Ayrıca çalışma, küçük ve orta ölçekli devletlerin büyük güç yarışması
ortamında zorunlu yararcılık temelinde nasıl dış siyasa ürettiklerini
göstermesi açısından da kavramsal bir çerçeve sunmaktadır.
Siyasa Çıkarımları
ABD açısından
mevcut baskı siyasası, kısa vadede Küba üzerinde maliyet üretse de uzun vadede
hedeflenen rejim değişikliğini güvence altına alamamaktadır. Aksine bu siyasa,
Küba yönetimine meşruluk ve iç pekişme söylemi sağlamaktadır. Bu durum,
araç–amaç uyumsuzluğunu daha görünür duruma getirmektedir. Küba açısından ise
temel sorun ekonomik reform gereksinimi ile siyasal denetim arasındaki dengeyi
sürdürülebilir biçimde yönetmektir. Enerji güvenliği ve döviz üretimi
alanlarında atılacak sınırlı ama etkili adımlar rejimin manevra alanını
genişletebilir. Ancak bu süreç, dış baskının yoğunluğu altında daha kırılgan duruma
gelmektedir. Uluslararası aktörler açısından bakıldığında, ABD–Küba
ilişkilerinde kalıcı bir yumuşama olasılığı, ancak çok taraflı diplomasi,
yaptırımların aşamalı gevşetilmesi ve güven artırıcı önlemlerle olanaklı
olabilir. Aksi halde mevcut gerilim, bölgesel kararsızlığı beslemeye devam
edecektir.
Sonuç Değerlendirmesi
Sonuç olarak,
ABD–Küba ilişkileri 2026 itibarıyla ne tam bir kopuş ne de bir normalleşme
süreci içindedir. İlişkiler, yüksek maliyetli ama yönetilen bir gerilim
hattında ilerlemektedir. Bu yönelim, kısa vadede baskı siyasalarıyla ve orta ve
uzun vadede ise Küba’nın iç reform kapasitesi ve ABD iç siyasetindeki olası
dönüşümlerle belirlenecektir. Bu çalışma, ABD–Küba ilişkilerinin geleceğinin
tek bir aktörün iradesine değil, çok katmanlı ve etkileşimli dinamiklere bağlı
olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla kalıcı çözüm arayışları, ideolojik
sertlikten çok, yapısal gerçeklikleri dikkate alan esnek ve çok taraflı
yaklaşımları gerektirmektedir. Mevcut koşullarda Küba’da toplumsal hoşnutsuzluk
artmakla birlikte, bu hoşnutsuzluk örgütlü bir siyasal seçenek arayışına
dönüşmediği ve ‘çıkış’ davranışı baskın kaldığı sürece kısa vadede halk
kaynaklı bir rejim değişikliği olasılığı sınırlı görünmektedir.
Kaynakça
Balfour, R.,
& Grabbe, H. (2021). Geopolitics and the EU’s strategic autonomy. European
Policy Centre.
Brands, H.
(2016). American grand strategy in the age of Trump. Brookings Institution.
Bull, H. (1977).
The anarchical society: A study of order in world politics. Columbia University
Press.
Congress.Gov.
(2025). Cuba: U.S. Policy Overview. https://www.congress.gov/crs-product/IF10045
Council of
Goreign Relations. (2024). U.S.–Cuba relations. https://www.cfr.org/backgrounder/us-cuba-relations
Drezner, D. W.
(2011). Sanctions sometimes smart: Targeted sanctions in theory and practice.
International Studies Review, 13(1), 96–108. https://doi.org/10.1111/j.1468-2486.2010.01001.x
Feinberg, R. E.
(2016). Open for business: Building the new Cuban economy. Brookings
Institution Press.
Gershman, C.,
& Allen, M. (2006). The assault on democracy: Promotion of democracy in
U.S. foreign policy. Journal of Democracy, 17(2), 36–51. https://doi.org/10.1353/jod.2006.0026
Hirschman, A. O.
(1970). Exit, voice, and loyalty: Responses to decline in firms, organizations,
and states. Harvard University Press.
Kirk, J. M.,
& Erisman, H. M. (2009). Cuban medical internationalism: Origins,
evolution, and goals. Palgrave Macmillan.
Levitsky, S.,
& Way, L. A. (2010). Competitive authoritarianism: Hybrid regimes after the
Cold War. Cambridge University Press. https://doi.org/10.1017/CBO9780511781353
Mesa-Lago, C.,
& Vidal-Alejandro, P. (2019). Cuba’s economic change in comparative
perspective. University of Pittsburgh Press.
Nye, J. S.
(2004). Soft power: The means to success in world politics. PublicAffairs.
Oppenheimer, A.
(2019). The dictatorship dilemma: Venezuela, Cuba, and U.S. foreign policy. Vintage
Espanol.
Perez-Stable, M.
(2012). The Cuban revolution: Origins, course, and legacy (2nd ed.). Oxford
University Press.
Smith, P. H.
(2017). Talons of the eagle: Latin America, the United States, and the world
(4th ed.). Oxford University Press.
[1] ABD’nin Küba’ya yönelik
yaptırım siyasasının kurumsal temelini oluşturan Helms–Burton Yasası (1996),
ambargoyu başkanlık takdirinden çıkararak Kongre denetimine bağlamış ve
normalleşmeyi rejim değişikliği koşuluna endekslemiştir. Bu düzenleme, 2014
sonrası etkileşim sürecinin neden kalıcı bir dönüşüm yaratamadığını açıklayan
temel yapısal etmenlerden biridir. 2019 sonrası “Title III” hükümlerinin
yeniden yürürlüğe sokulması ise ABD’nin 2026 itibarıyla izlediği sert baskı siyasasının
hukuksal ve kurumsal zeminini güçlendirmiştir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder