Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

12 Ocak 2026 Pazartesi

 

ABD ve Küba İlişkileri: Bugün ve Yarın

Jeopolitik Baskı, Ekonomik Kırılganlık ve Sınırlı Diplomasi Olasılığı

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

Özet

Bu çalışma, ABD–Küba ilişkilerinin 2014 sonrası dönemde geçirdiği normalleşme ve yeniden sertleşme süreçlerini, 2026 itibarıyla ortaya çıkan jeopolitik gelişmeler ışığında çözümlemektedir. Araştırma, ABD iç siyaseti, bölgesel güç dengeleri, Küba’nın ekonomik ve enerji kaynaklı yapısal kırılganlıkları ile küresel güç yarışmasının ikili ilişkiler üzerindeki etkilerini çok katmanlı bir çerçevede ele almaktadır. Nitel araştırma yöntemi kullanılan çalışmada tarihsel çözümleme, karşılaştırmalı siyasa incelemesi ve senaryo çözümlemesi birlikte uygulanmıştır. Bulgular, 2014 sonrası normalleşme sürecinin kurumsal bir uzlaşıya dayanmaması nedeniyle kalıcı bir dönüşüm üretemediğini ve ABD’nin 2026 itibarıyla izlediği sert baskı siyasasının ise rejim değişikliğinden çok Küba’da rejim dayanıklılığını güçlendirdiğini göstermektedir. Venezuela’daki rejim değişikliği ve küresel güç yarışması Küba’yı bölgesel bir aktör olmaktan çıkararak küresel jeopolitik hesapların parçası durumuna getirmiştir. Çalışma, yaptırım ve baskı siyasalarının etkililiğine ilişkin yaygın varsayımları sorgulamakta ve ABD–Küba ilişkilerinin geleceğinin tek taraflı baskı yerine çok taraflı ve esnek diplomatik yaklaşımlarla şekillenebileceğini savunmaktadır.

 

Anahtar Kelimeler: ABD–Küba ilişkileri, yaptırımlar, rejim dayanıklılığı, enerji krizi, jeopolitik yarışma

 

Abstract

This study analyzes U.S.–Cuba relations in the post-2014 period, focusing on the cycle of normalization and renewed confrontation in light of geopolitical developments as of 2026. The research examines the interaction of U.S. domestic politics, regional power shifts, Cuba’s structural economic and energy vulnerabilities, and global great-power competition within a multi-layered analytical framework. Employing a qualitative research design, the study combines historical analysis, comparative policy analysis, and scenario-based assessment. The findings indicate that the normalization process initiated after 2014 failed to produce a lasting transformation due to the absence of institutional consensus within U.S. politics. Moreover, the intensified pressure policies pursued by the United States as of 2026 appear to reinforce regime resilience in Cuba rather than facilitate regime change. The regime changes in Venezuela and the intensification of global power rivalry have repositioned Cuba from a regional actor to a focal point of broader geopolitical calculations. The study challenges prevailing assumptions regarding the effectiveness of sanctions and coercive policies and argues that the future of U.S.–Cuba relations is more likely to be shaped by multilateral, flexible, and pragmatic diplomatic approaches than by unilateral pressure.

Keywords: U.S.–Cuba relations, sanctions, regime resilience, energy crisis, geopolitical competition

GİRİŞ: MEVCUT DURUM – OCAK 2026

Yıllar öncesinde Küba’yı ziyaret ettim. Önemli sayılacak olumlu izlenimler edindim. Barış içinde yaşayan, ekonomik beklentilerini dizginlemiş, oldukça sağlıklı ve devletin vereceği kamusal olanakları yaşamları için yeterli bulan barışçı bir toplumla karşılaştım. Sosyalist bloka dahi bir ülke idi. Çin’in kalkınma yardımları gözle görülebiliyordu ama Rusya ve Venezuela görünür değildi. ABD ise Küba Devrimi’nden sonra ele geçirdiği Guantanamo bölgesinde askeri üsse sahipti. Büyük binalar ve oteller ise Küba Devrimi’nden önce yapılmıştı. 1960 öncesi Amerikan yapımı otomobiller Havana’ya farklı bir özellik katıyordu. Bu gözlemler, bugün Küba’nın karşı karşıya olduğu çok katmanlı krizin ne denli derin bir dönüşüm geçirdiğini anlamak açısından çarpıcı bir karşılaştırma zemini sunmaktadır.

Tırmanan Jeopolitik Gerilim

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2026 başında Venezuela’da gerçekleştirilen askeri operasyon ve Nicolas Maduro’nun devrilmesinin ardından, doğrudan Küba’ya da ağır baskı tehdidi yöneltti. Trump, Havana’ya “çok geç olmadan bir anlaşma yapın” uyarısı yaptı ve Venezuela’dan gelen petrol ve para akışını tümüyle kesme kararlılığını açıkladı. Bu, Küba’nın temel ekonomik desteklerinden birinin kurumasına neden oldu. Trump yönetimi küresel siyasasını daha saldırgan bir çizgiye çekti. Bu bağlamda Küba’yı da “baskı rejimi” olarak tanımlayarak Washington’un etki alanını genişletmeyi hedeflemeye başladı. Küba yönetimi ise bu tehditlere sert şekilde tepki vererek bağımsızlık ve egemenlik vurgusu yaptı. Kısaca söylemek gerekirse, bugün için iki ülke normal diplomatik ilişki düzeyinin çok ötesinde, yüksek gerilimli ve çatışmaya açık bir ortamda bulunuyor.

Ekonomi ve Enerji Bağlamı

Küba’nın Ekonomik Zorlukları: Küba ekonomisi, 2025’te önemli daralma ve döviz sıkıntısıyla karşı karşıyadır. Venezuela’dan gelen çok düşük petrol sevkiyatları ile destek arayan Havana, son dönemde enerji tedarikini Meksika’ya kaydırmak zorunda kaldı. Ancak bu da yeterli değildir. Birleşmiş Milletler bölgesel ekonomik raporlarına göre, Küba ekonomisi kronik enflasyon, yetersiz döviz rezervi ve dış talep düşüklüğü ile boğuşmaktadır. Sosyo-ekonomik kriz derinleşmiş durumdadır.

ABD Yaptırımları: ABD, Küba’yı 2025’te “teröre sponsor devletler” listesine yeniden aldı ve ekonomik yaptırımları sıkılaştırdı. Bu kapsamda uluslararası finans ve dolar erişimi de kısıtlandı. Küba’nın ekonomik kırılganlığı, ilişkilerdeki siyasal gerilimi daha da saldırgan siyasalara açık duruma getirmeye başladı.

Siyasal Uzaklık ve Diplomasi: Yönetimden bazı isimler (Trump, Dışişleri Bakanı Rubio gibi) Küba’ya yönelik baskının hem siyasal hem ekonomik hedeflerini açıkça dile getiriyor. Bazı ABD kamuoyu figürleri Küba rejiminin “yıkılmasını” gündeme getiriyor, bu da Washington’un resmi öğretisi ile örtüşüyor. Aynı zamanda ABD Kongresi bünyesinde değişik yaklaşımlar (hem baskının artırılması hem de diplomasi için çağrılar) tartışılıyor. Bu, ABD içinde siyasa tutarlılık üzerinde risk yaratıyor.

Küba’nın Tutumu

Havana yönetimi, ABD’nin geniş çaplı baskı siyasasını reddediyor ve bağımsızlık ile egemenlik savını öne çıkarıyor. Küba bu kriz döneminde dayanışma arama eğiliminde. Moskova, Pekin gibi küresel aktörlerle ilişkilere stratejik değer atfediyor. Ancak son gelişmelerle bu bağların esnekliği sınanıyor.

ABD–Küba İlişkilerinin Kısa ve Orta Vadeli Geleceği

Devam Eden Baskı ve Jeopolitik Yarışma: 2026 boyunca Trump yönetimi büyük olasılıkla sert ekonomik ve diplomatik baskıyı sürdürmeye devam edecektir. Küba’ya yönelik petrol kısıtlamaları, finansal yaptırımlar ve bölgesel ittifakların zayıflatılması öncelikli stratejiler olarak görülüyor. Bu siyasa, Trump yönetiminin “Donroe Öğretisi” olarak tanımlanan yaklaşımının bir parçası: ABD’nin bölgesel etkililiğini geri kazanmak ve sosyalist ve otoriter hükümetleri köşeye sıkıştırmak.

Olası Diploması Dalgaları: Ancak sürdürülebilir bir çatışmanın ekonomik ve siyasal maliyeti yüksek olduğundan, uzun vadede diplomatik temas kanallarının en az düzeyde açık tutulması beklenebilir. Özellikle AB ülkeleri, Kanada ve Meksika gibi uluslararası aktörler aracılığıyla arabulucu çabaları görülebilir. Diğer yandan, ABD’de gelecekte yönetim değişikliği veya Kongre dengeleri farklılaşırsa, Küba’ya yönelik siyasa yeniden şekillenebilir. Örneğin yaptırımların gevşetilmesi ve eski normalleşme çabalarına dönüş gibi.

Küba’nın İç Dinamikleri

Küba içindeki ekonomik kriz, nüfusun göçü ve sosyal basınçlar rejimin kararlılığını zorlayabilir. Bu da ilişkileri ister istemez etkileyecektir: daha köktenci iç siyasal değişiklikler, reform talepleri ya da rejimin pekiştirilmesi senaryoları ortaya çıkabilir.

Çizelge 1:

 

Genel Değerlendirme

Boyut

Durum

Gelecek Eğilimi

Diplomasi

Çatışma odaklı

Yüksek gerilim, olası sınırlı temas

Ekonomi

Küba zayıf, ABD yapıcı değil

Dış baskı ve kaynak arayışı

Güvenlik

Bölgesel yarışma artıyor

NATO/Latin aktörler dengesi önemli

Toplum

Küba’daki baskı ve göç baskısı artıyor

İç siyasa belirleyici olabilir

 

AMAÇ VE HEDEFLER

Bu çalışmanın temel amacı, ABD ile Küba arasındaki ilişkilerin Ocak 2026 itibarıyla ulaştığı yüksek gerilimli aşamayı, tarihsel süreklilikler ve güncel jeopolitik gelişmeler ışığında çözümlemek ve bu ilişkilerin kısa ve orta vadede alabileceği olası yönelimleri ortaya koymaktır. Çalışma, ABD–Küba ilişkilerini yalnızca ikili bir diplomatik sorun olarak değil, Latin Amerika dengeleri, büyük güç yarışması ve Küba’nın iç ekonomik ve siyasal dinamikleriyle iç içe geçmiş çok katmanlı bir süreç olarak ele almayı amaçlamaktadır. Bu genel amaç doğrultusunda çalışmanın başlıca hedefleri şunlardır:

ABD’nin Küba siyasasında süreklilik ve kırılma noktalarını ortaya koymak, özellikle normalleşme girişimleri ile yeniden sertleşen yaptırım siyasaları arasındaki geçişleri açıklamak.

Trump yönetiminin 2026 itibarıyla izlediği baskı siyasasını, ABD iç siyaseti, bölgesel güç dengeleri ve küresel yarışma bağlamında değerlendirmek.

Küba ekonomisinin yapısal kırılganlıklarını ve enerji bağımlılığını inceleyerek, dış baskılara neden bu denli açık duruma geldiğini çözümlemek.

Küba’nın dış siyasa seçeneklerini ve bu seçeneklerin sınırlarını, özellikle Rusya, Çin, Latin Amerika ülkeleri ve Avrupa Birliği ile ilişkileri çerçevesinde tartışmak.

ABD–Küba ilişkilerinin kısa ve orta vadede evrilebileceği olası senaryoları ortaya koyarak, çatışma, sınırlı diplomasi ve kontrollü normalleşme olasılıklarını çözümleyici bir çerçevede değerlendirmek.

Son olarak, ABD–Küba ilişkilerindeki gerilimin ne ölçüde dış baskıdan ne ölçüde Küba’nın iç yapısal sorunlarından kaynaklandığını sorgulayarak ilişkinin geleceğine ilişkin dengeli bir değerlendirme sunmak.

ARAŞTIRMA SORULARI

Bu çalışma, aşağıdaki temel ve alt araştırma sorularına yanıt aramayı amaçlamaktadır:

ABD–Küba ilişkilerinde 2014 sonrası dönemde gözlenen normalleşme ve yeniden sertleşme döngüsünün temel belirleyicileri nelerdir?

ABD’nin Ocak 2026 itibarıyla Küba’ya yönelik izlediği sert baskı siyasası, hangi iç siyasal, bölgesel ve küresel dinamikler tarafından şekillendirilmektedir?

Küba ekonomisinin mevcut yapısal kırılganlıkları (enerji bağımlılığı, döviz sıkıntısı, enflasyon, üretim kapasitesi) dış baskılara karşı ülkeyi neden daha savunmasız duruma getirmektedir?

ABD yaptırımları ve bölgesel baskılar, Küba’nın iç ekonomik ve siyasal karar alma süreçlerini ne ölçüde ve hangi mekanizmalarla etkilemektedir?

Küba’nın Rusya, Çin, Latin Amerika ülkeleri ve Avrupa Birliği ile ilişkileri, ABD baskısını dengeleme konusunda ne ölçüde etkili ve sürdürülebilirdir?

ABD–Küba ilişkilerinde doğrudan diplomatik ilişki olasılığı, mevcut koşullarda hangi etmenlere bağlıdır ve bu temasın sınırları nerede başlamaktadır?

YÖNTEM

Bu çalışma, ABD–Küba ilişkilerini çözümlemek amacıyla nitel araştırma yöntemine dayanmaktadır. Araştırmada, tarihsel çözümleme, karşılaştırmalı siyasa incelemesi ve senaryo çözümlemesi birlikte kullanılarak çok katmanlı bir değerlendirme yapılmıştır. Bu yaklaşım, çalışmanın ele aldığı konunun yalnızca güncel gelişmelerle değil, aynı zamanda tarihsel süreklilikler ve yapısal dinamiklerle şekillendiği varsayımına dayanmaktadır.

Araştırma Tasarımı

Çalışma, durum incelemesi (case study) tasarımı çerçevesinde kurgulanmıştır. ABD–Küba ilişkileri, ikili diplomatik ilişkilerin ötesinde bölgesel jeopolitik dengeler, büyük güç yarışması ve Küba’nın iç ekonomik-siyasal yapısıyla ilişkili bir örnek olay olarak ele alınmıştır. Bu kapsamda çözümleme, tek bir değişkene indirgenmemiş ve dış siyasa, ekonomi ve iç siyaset boyutları birlikte değerlendirilmiştir.

Veri Toplama Yöntemi

Araştırmada kullanılan veriler, ikincil kaynaklara dayanmaktadır. Bu kaynaklar arasında ABD ve Küba’ya ilişkin resmi hükümet açıklamaları ve siyasa belgeleri, uluslararası kuruluşların (Birleşmiş Milletler, bölgesel ekonomik komisyonlar vb.) raporları, akademik makaleler, kitaplar ve siyasa çözümlemeleri ve güvenilir uluslararası basın ve düşünce kuruluşlarının değerlendirmeleri yer almaktadır. Farklı kaynak türlerinin birlikte kullanılması, verilerin çapraz doğrulamasını olanaklı kılmıştır.

Çözümleme Yöntemi

Verilerin çözümlemesinde üç temel yöntem izlenmiştir:

Tarihsel Çözümleme: ABD–Küba ilişkilerinin özellikle 2014 sonrası dönemde geçirdiği dönüşüm, normalleşme ve yeniden sertleşme süreçleri tarihsel bağlam içinde incelenmiştir.

Karşılaştırmalı Siyasa İncelemesi: ABD’nin Küba’ya yönelik siyasaları, farklı dönemler ve yönetimler arasında karşılaştırılarak süreklilik ve kırılma noktaları saptanmıştır. Aynı zamanda Küba’nın dış siyasa seçenekleri bölgesel ve küresel aktörler bağlamında değerlendirilmiştir.

Senaryo Çözümlemesi: Mevcut iç ve dış dinamikler temel alınarak, ABD–Küba ilişkilerinin kısa ve orta vadede alabileceği olası yönelimler çözümleyici senaryolar çerçevesinde ele alınmıştır. Bu senaryolar normatif bir öngörüden çok olası gelişme yollarını sistemli biçimde tartışmayı amaçlamaktadır.

Çalışmanın Sınırlılıkları

Bu çalışma, birincil veri (mülakat, alan çalışması vb.) içermemekte ve çözümleme, mevcut yazılı kaynaklar ve açık veriler üzerinden yürütülmektedir. Ayrıca, ABD–Küba ilişkilerinin dinamik ve hızlı değişen yapısı nedeniyle değerlendirmeler Ocak 2026 itibarıyla mevcut koşullarla sınırlıdır. Bu durum, çalışmanın bulgularının belirli bir zaman kesiti için geçerli olduğu anlamına gelmektedir.

KURAMSAL VE KAVRAMSAL ÇERÇEVE

Bu çalışma, ABD–Küba ilişkilerini tek bir uluslararası ilişkiler kuramı çerçevesine indirgemek yerine çoğulcu ve açıklayıcı bir çözümleyici yaklaşım benimsemektedir. İkili ilişkiler güç, baskı ve çıkar hesaplarının yanı sıra tarihsel deneyimler, ideolojik algılar ve iç siyasal dinamikler tarafından şekillenen çok katmanlı bir süreç olarak ele alınmaktadır. Bu nedenle çözümlemede, gerçekçi, yapısalcı ve eleştirel ekonomi ve -siyasal yaklaşımlardan seçici biçimde yararlanılmaktadır.

Güç, Asimetri ve Gerçekçi Yaklaşım

ABD–Küba ilişkileri, klasik gerçekçi bakış açısından bakıldığında, asimetrik güç ilişkilerinin belirgin olduğu bir örnek oluşturmaktadır. ABD, askeri, ekonomik ve diplomatik kapasitesi bakımından küresel ölçekte üstün bir aktörken, Küba, sınırlı kaynaklara sahip, bölgesel düzeyde etkili bir devlettir. Bu güç asimetrisi, ABD’nin yaptırım, yalıtma ve baskı siyasalarını olanaklı kılarken, Küba’nın dış siyasa tercihlerini daraltmaktadır. Gerçekçi yaklaşım, ABD’nin Küba siyasasını ideolojik farklılıklardan çok ulusal çıkar, bölgesel egemenlik ve caydırıcılık kavramları üzerinden okumaya olanak tanır. Karayipler havzasının ABD için tarihsel ve stratejik önemi, Küba’nın Washington tarafından neden sürekli bir “olağan dışı” olarak ele alındığını açıklamada işlevseldir.

 

Yaptırımlar, Baskı Siyasaları ve Zorlayıcı Diplomasi

Çalışmanın temel kavramlarından biri yaptırımlardır. Yaptırımlar, bu bağlamda yalnızca ekonomik bir araç değil, zorlayıcı diplomasinin (coercive diplomacy) bir parçası olarak ele alınmaktadır. ABD’nin Küba’ya yönelik uzun süreli ambargosu, rejim değişikliğini veya en azından davranış değişikliğini hedefleyen yapısal bir baskı mekanizması niteliği taşımaktadır. Ancak yaptırımlar yazını, bu tür baskı siyasalarının her zaman istenen sonucu üretmediğini de göstermektedir. Uzun süreli yaptırımlar, hedef ülkede rejim dayanıklılığını artırabilir ve dış tehdidin iç siyasette meşrulaştırıcı bir işlev görmesine yol açabilir. Bu çerçeve, Küba yönetiminin ABD baskısını neden sürekli olarak egemenlik ve bağımsızlık söylemiyle karşılandığını anlamayı olanaklı kılar.

Rejim Dayanıklılığı ve İç Dinamikler

Bu çalışmada kullanılan bir diğer önemli kavram rejim dayanıklılığıdır. Rejim dayanıklılığı, bir siyasal sistemin dış baskılar, ekonomik krizler ve toplumsal huzursuzluklar karşısında varlığını sürdürebilme kapasitesini ifade eder. Küba örneğinde bu dayanıklılık, tarihsel meşruluk anlatıları, merkezi devlet yapısı ve güvenlik aygıtları kadar, uzun yıllar boyunca sağlanan toplumsal hizmetler ve eşitlikçi söylemle de ilişkilidir. Bununla birlikte, ekonomik darboğazların derinleşmesi ve toplumsal beklentilerin değişmesi, bu dayanıklılığı zorlayan etmenler olarak öne çıkmaktadır. Çalışma, dış baskı ile iç kırılganlıklar arasındaki etkileşimi nedensel ve karşılıklı bir ilişki olarak ele almaktadır.

Normalleşme, Etkileşim ve Sınırlı Diplomasi

ABD–Küba ilişkilerinde zaman zaman gündeme gelen normalleşme ve etkileşim kavramları, liberal yaklaşımlarla ilişkilendirilmektedir. Bu yaklaşıma göre, diplomatik ilişki, ekonomik etkileşim ve toplumsal ilişkiler uzun vadede siyasal dönüşümü özendirebilir. Obama döneminde gündeme gelen normalleşme süreci, bu varsayımın tipik bir örneği olarak değerlendirilebilir. Ancak çalışmada normalleşme, kaçınılmaz veya doğrusal bir süreç olarak ele alınmamakta, aksine geri döndürülebilir, kırılgan ve koşullu bir siyasa tercihi olarak değerlendirilmektedir. Bu durum, ABD–Küba ilişkilerinde neden sık sık sertleşme ve yumuşama döngülerinin yaşandığını açıklamada önemlidir.

Çok Katmanlı Çözümleyici Çerçeve

Sonuç olarak bu çalışma, ABD–Küba ilişkilerini güç ve asimetri, baskı ve yaptırımlar, rejim dayanıklılığı ve normalleşme ve diplomatik etkileşim kavramları etrafında, tek nedene indirgenmeyen çok katmanlı bir çözümleyici çerçeve içinde ele almaktadır. Bu yaklaşım, tarihsel arka planın ve güncel gelişmelerin daha tutarlı biçimde çözümlenmesine olanak tanımaktadır.

Bu kuramsal ve kavramsal çerçeve, ABD–Küba ilişkilerinin tarihsel gelişimini anlamak için çözümleyici bir zemin sunmaktadır. Bu nedenle bir sonraki bölümde, iki ülke arasındaki ilişkilerin Soğuk Savaş’tan günümüze uzanan tarihsel akışı ele alınacaktır.

Bu çalışma, söz konusu kuramsal yaklaşımları bir ‘rejim dayanıklılığı ve dış baskı etkileşimi’ çerçevesinde birlikte ele almaktadır.

TARİHSEL ARKA PLAN: DEVRİMDEN NORMALLEŞMEYE, NORMALLEŞMEDEN YENİDEN SERTLEŞMEYE

Küba Devrimi ve Kopuşun Kurumsallaşması (1959–1962)

ABD–Küba ilişkilerinde temel kırılma noktası, 1959 yılında Fidel Castro önderliğinde gerçekleşen Küba Devrimi’dir. Devrim, yalnızca bir rejim değişikliğini değil, Küba’nın dış siyasa yöneliminin köklü biçimde dönüşmesini ifade etmiştir. ABD’nin ekonomik ve siyasal etkisinin yoğun olduğu Batista döneminin sona ermesiyle birlikte, Küba yeni yönetimi hızla kamulaştırma siyasalarına yönelmiş ve bu adımlar Washington tarafından doğrudan bir meydan okuma olarak algılanmıştır. 1961’de diplomatik ilişkilerin kesilmesi ve Domuzlar Körfezi Çıkarması, iki ülke arasındaki çatışmacı ilişkinin askeri ve güvenlik boyutunu görünür kılmıştır. 1962 Küba Füze Krizi ise ABD–Küba ilişkilerini yalnızca ikili bir sorun olmaktan çıkararak küresel Soğuk Savaş yarışmasının merkezine yerleştirmiştir. Bu dönemden itibaren ABD’nin Küba’ya yönelik ambargosu, geçici bir yaptırım aracı olmaktan çıkmış ve kalıcı ve yapısal bir siyasa aracı durumuna gelmiştir.

Soğuk Savaş Dönemi: Koruma Altında Dayanıklılık (1962–1991)

Soğuk Savaş boyunca Küba, Sovyetler Birliği’nin ekonomik, askeri ve diplomatik desteği sayesinde ABD baskılarına karşı görece bir dayanıklılık sergileyebilmiştir. Bu dönem, Küba açısından dışa bağımlı ancak öngörülebilir bir kararlılık ortamı yaratmıştır. ABD için ise Küba, Karayipler’deki “sistem dışı, olağan dışı” olarak konumlandırılmıştır. Bu yıllarda ambargo ve diplomatik yalıtma, ABD siyasasının değişmeyen unsurları olmuş ve Küba ise dış tehdit algısını iç siyasal meşruluğun önemli bir dayanağı olarak kullanmıştır. Böylece karşılıklı güvensizlik kurumsallaşmış bir düşmanlık ilişkisine dönüşmüştür.

Soğuk Savaş Sonrası ve “Özel Dönem”: Beklenen Çöküşün Gelmemesi (1991–2000)

Sovyetler Birliği’nin dağılması, Küba için derin bir ekonomik ve toplumsal krizi beraberinde getirmiştir. “Özel Dönem” olarak adlandırılan bu süreçte, ülke ciddi enerji, gıda ve döviz sıkıntılarıyla karşı karşıya kalmıştır. ABD’de yaygın kanı Küba rejiminin bu dönemde çökeceği yönündeydi. Ancak beklenen rejim değişikliği gerçekleşmemiştir. Aksine, ABD bu dönemde ambargoyu daha da sertleştirmiş ve Helms–Burton Yasası [1] ile yaptırımlar hukuksal olarak kalıcı duruma getirilmiştir. Bu gelişme, ABD–Küba ilişkilerinde yaptırımların geçici değil yapısal bir tercih olduğunu açık biçimde ortaya koymuştur.

Kesimsel Açılımlar ve Sınırlı İlişkiler (2000–2014)

2000’li yıllar, ilişkilerde sınırlı ve temkinli açılımların yaşandığı bir dönem olmuştur. Küba’da Fidel Castro’nun yerini Raul Castro’nun alması, iç siyasada aşamalı reform beklentilerini artırmıştır. Aynı dönemde ABD’de de Küba’ya yönelik mutlak yalıtma siyasasının etkililiği sorgulanmaya başlanmıştır. Buna karşın, bu yıllardaki ilişkiler daha çok teknik ve insancıl düzeyde kalmış ve yapısal bir normalleşmeye dönüşmemiştir. Karşılıklı güvensizlik ve iç siyasal kısıtlar, kapsamlı bir dönüşümün önünde engel olmaya devam etmiştir.

Normalleşme Girişimi: Obama Dönemi (2014–2016)

2014 yılında ABD Başkanı Barack Obama ile Küba Devlet Başkanı Raul Castro’nun eş zamanlı açıklamalarıyla başlayan normalleşme süreci, iki ülke ilişkilerinde tarihsel bir dönüm noktası olarak değerlendirilmiştir. Diplomatik ilişkiler yeniden kurulmuş, büyükelçilikler açılmış ve seyahat ile ticaret alanlarında sınırlı gevşemeler yaşanmıştır. Bu süreç, etkileşim ve diplomatik ilişkinin uzun vadeli dönüşüm yaratabileceği varsayımına dayanmaktaydı. Ancak normalleşme, kurumsal ve toplumsal düzeyde yeterince derinleşmeden siyasal olarak kırılgan bir zeminde ilerlemiştir.

Geri Dönüş: Trump ve Biden Dönemleri (2017–2024)

Trump yönetimiyle birlikte ABD–Küba ilişkilerinde hızlı bir geri dönüş yaşanmıştır. Normalleşme adımlarının büyük bölümü askıya alınmış, yaptırımlar yeniden sıkılaştırılmış ve Küba “teröre sponsor devletler” listesine alınmıştır. Bu süreç, normalleşmenin kalıcı bir siyasa dönüşümüne aktarılamadığını göstermiştir. Biden yönetimi döneminde ise beklentilere karşın kapsamlı bir siyasa değişikliği gerçekleşmemiş ve ABD’nin Küba’ya yönelik temel yaklaşımında süreklilik korunmuştur. Bu durum, ABD iç siyasetinin ve yapısal etmenlerin Küba siyasasında ne denli belirleyici olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.

2026’ya Gelirken: Yeni Gerilim Eşiği

Ocak 2026 itibarıyla ABD–Küba ilişkileri, Venezuela merkezli bölgesel gelişmelerin de etkisiyle yeniden yüksek gerilimli bir aşamaya girmiştir. ABD’nin sert baskı siyasaları ile Küba’nın artan ekonomik kırılganlıkları, ilişkileri çatışmaya açık bir noktaya taşımıştır. Bu tarihsel arka plan, güncel gelişmelerin rastlantısal değil, birikimli olduğunu göstermektedir.

ABD’NİN 2026 SİYASASI: STRATEJİK HESAPLAR VE BASKI MEKANİZMALARI

ABD’nin 2026 itibarıyla Küba’ya yönelik izlediği siyasa, ani bir yön değişikliğinden çok, tarihsel süreklilikler ile güncel jeopolitik gelişmelerin kesişiminde şekillenmektedir. Bu siyasa, normatif söylemlerden çok stratejik hesaplar, bölgesel güç dengeleri ve iç siyasal kısıtlar tarafından belirlenmektedir.

Bölgesel Strateji ve Karayipler’in Yeniden Önem Kazanması

Venezuela’da yaşanan siyasal dönüşüm ve ABD’nin bu süreçte daha doğrudan bir rol üstlenmesi, Karayipler ve Latin Amerika’nın ABD dış siyasasındaki önemini yeniden artırmıştır. Küba, bu bağlamda yalnızca ikili ilişkiler açısından değil, bölgesel düzenin simgesel ve stratejik bir unsuru olarak görülmektedir. ABD açısından Küba Karayipler’deki jeopolitik denetimin tamamlanmamış halkası, Çin ve Rusya’nın olası etki alanı ve ABD hegemonyasına tarihsel olarak meydan okuyan bir olağan dışı olgu olarak algılanmaktadır. Bu nedenle Küba’ya yönelik siyasa Venezuela sonrası dönemde önleyici ve caydırıcı bir karakter kazanmıştır.

İç Siyaset, Seçmen Dinamikleri ve Siyasanın Sertliği

ABD’nin Küba siyasasını anlamada iç siyasal etmenler belirleyici önemdedir. Florida eyaletindeki Küba kökenli seçmenlerin siyasal tercihleri, özellikle Cumhuriyetçi yönetimler açısından, Küba’ya yönelik sert tutumun sürdürülebilirliğini artırmaktadır. Bu durum, Küba siyasasının yalnızca dış siyasa sorunu değil, aynı zamanda iç siyasal bir araç olarak işlev görmesine yol açmaktadır. 2026 itibarıyla ABD yönetimi için Küba’ya yönelik yumuşama iç siyasette “zayıflık” algısı yaratma riski taşımakta ve muhalefet tarafından ideolojik ödün olarak çerçevelenebilmektedir. Bu nedenle sert baskı siyasaları, iç siyasette düşük maliyetli ve yüksek getirili bir tercih olarak değerlendirilmektedir.

Yaptırımların Stratejik İşlevi: Davranış Değişikliği mi, Baskı Yoluyla Zayıflatma mı?

ABD’nin Küba’ya yönelik başlıca baskı mekanizması, ekonomik ve finansal yaptırımlardır. Ancak 2026 itibarıyla bu yaptırımların amacı konusunda belirsizlik dikkat çekmektedir. Resmi söylemde yaptırımlar, insan hakları ve demokratikleşme hedefleriyle gerekçelendirilse de uygulamada daha çok ekonomik yıpratma ve manevra alanını daraltma işlevi görmektedir. Yaptırımların stratejik işlevi üç düzeyde ortaya çıkmaktadır: Küba ekonomisinin dış kaynaklara erişimini sınırlamak, iç toplumsal memnuniyetsizliği artırarak rejim üzerindeki baskıyı yükseltmek ve üçüncü ülkelerin Küba ile ekonomik ilişkilerini caydırmak. Bu yönüyle yaptırımlar klasik zorlayıcı diplomasinin ötesine geçerek uzun vadeli yapısal baskı aracı niteliği kazanmıştır.

Enerji, Finans ve İkincil Yaptırımlar

2026 siyasasının ayırt edici unsurlarından biri, enerji ve finans alanındaki baskıların yoğunlaştırılmasıdır. Venezuela’dan gelen petrol akışının kesilmesi, Küba ekonomisinin en kırılgan noktalarından birini hedef almıştır. Aynı zamanda ikincil yaptırımlar yoluyla, Küba ile ticaret yapan üçüncü ülke aktörlerinin de baskı altına alınması amaçlanmaktadır. Bu yaklaşım, ABD’nin yalnızca Küba’yı değil, Küba ile iş birliği yapma niyetindeki aktörleri de disiplin altına almayı hedeflediğini göstermektedir. Böylece Küba’nın dış siyasa seçenekleri daraltılmaktadır.

Diplomasi Seçeneğinin Bilinçli Olarak Sınırlandırılması

2026 itibarıyla ABD, Küba ile doğrudan ve kapsamlı bir diplomatik etkileşimden bilinçli biçimde kaçınmaktadır. Diplomasi tümüyle dışlanmamakta ancak, insancıl konularla sınırlı, teknik düzeyde ve geri dönülebilir bir çerçevede tutulmaktadır. Bu durum, ABD’nin diplomasiyi bir araç olarak elinde tutmak istediğini, ancak stratejik öncelik olarak görmediğini ortaya koymaktadır.

Stratejik Tutarlılık ve Riskler

ABD’nin 2026 Küba siyasası, kendi içinde tutarlı bir baskı stratejisi sunsa da önemli riskler barındırmaktadır. Uzun süreli ve yoğun baskı rejim dayanıklılığını artırabilir, Küba’yı küresel seçenekli aktörlere daha fazla yaklaştırabilir ve bölgesel kararsızlık ve göç baskısını derinleştirebilir. Bu bağlamda ABD siyasası, kısa vadeli stratejik kazanımlar ile uzun vadeli bölgesel maliyetler arasında gerilimli bir denge üzerinde ilerlemektedir.

ABD’nin 2026 itibarıyla Küba’ya yönelik siyasası, ideolojik söylemlerden çok bölgesel güç mücadelesi, iç siyasal hesaplar ve zorlayıcı diplomasi araçları tarafından şekillenmektedir. Bu siyasa, Küba’yı davranış değişikliğine zorlamaktan çok, ülkenin ekonomik ve diplomatik manevra alanını daraltmayı hedefleyen bir baskı stratejisi olarak öne çıkmaktadır.

Florida’daki Küba diasporası, ABD’nin Küba siyasasında tarihsel olarak önemli bir rol oynamıştır. Bununla birlikte bu çalışma, diaspora siyasetini belirleyici bir değişken olarak ele almamakta ve ABD–Küba ilişkilerini daha çok jeopolitik baskı mekanizmaları ve yapısal güç dengeleri çerçevesinde çözümlemektedir.

KÜBA EKONOMİSİNİN YAPISAL KIRILGANLIĞI VE ENERJİ KRİZİ

Küba’nın ABD baskısına karşı sınırlı manevra alanına sahip olmasının temel nedenlerinden biri, ülke ekonomisinin uzun süredir taşıdığı yapısal kırılganlıklardır. Bu kırılganlıklar, yalnızca güncel yaptırımların sonucu değil tarihsel bağımlılık ilişkileri, üretim yapısının sınırlılığı ve enerji alanındaki dışa bağımlılıkla yakından ilişkilidir. 2026 itibarıyla derinleşen enerji krizi ise bu yapısal sorunları görünür ve yıkıcı duruma getirmiştir.

Ekonomik Yapının Temel Özellikleri ve Kırılganlık Kaynakları

Küba ekonomisi, uzun yıllar boyunca yüksek düzeyde merkezileşmiş, dış ticarete ve belirli sektörlere bağımlı bir yapı sergilemiştir. Şeker, turizm ve sağlık hizmetleri gibi sınırlı sayıda gelir kalemi, ekonominin döviz üretme kapasitesini belirlemiştir. Bu yapı, dış şoklara karşı ekonomiyi kırılgan duruma getirmiştir. Devletin ekonomideki belirleyici rolü, toplumsal hizmetlerin sürdürülmesi açısından belirli üstünlükler sağlasa da verimlilik, yenilikçilik ve üretkenlik alanlarında ciddi sınırlamalar yaratmıştır. Özellikle küçük ölçekli özel girişimlerin ve yabancı yatırımların sınırlı olması, ekonomik çeşitlenmeyi zorlaştırmıştır.

Döviz Krizi, Enflasyon ve Günlük Yaşama Etkileri

2020’li yılların ortalarına gelindiğinde Küba ekonomisi, kronik döviz yetersizliği, yüksek enflasyon ve tedarik sorunlarıyla karşı karşıya kalmıştır. Turizm gelirlerinin küresel krizler ve bölgesel kararsızlık nedeniyle dalgalanması döviz girişlerini daha da azaltmıştır. Bu durum, temel tüketim mallarına erişimi zorlaştırmış ve gıda, ilaç ve yakıt gibi alanlarda ciddi sıkıntılar ortaya çıkmıştır. Ekonomik sorunlar, yalnızca makro düzeyde değil, gündelik yaşamda da derin etkiler yaratmıştır. Bu da toplumsal memnuniyetsizliğin artmasına ve göç eğilimlerinin güçlenmesine yol açmıştır.

Enerji Bağımlılığı: Yapısal Sorunun Merkezi

Küba ekonomisinin en kırılgan alanlarından biri enerji sektörüdür. Ülke, kendi petrol ve doğal gaz kaynakları bakımından sınırlı kapasiteye sahiptir ve uzun yıllardır enerji gereksinimini büyük ölçüde dış kaynaklardan karşılamaktadır. Sovyetler Birliği döneminde bu bağımlılık Moskova üzerinden ve 2000’li yıllarda ise ağırlıklı olarak Venezuela üzerinden giderilmiştir. Venezuela’dan sağlanan düşük maliyetli petrol, Küba için yalnızca enerji arzı değil, aynı zamanda ekonomik ve siyasal kararlılığın da temel dayanaklarından biri olmuştur. Bu desteğin azalmasıyla birlikte, enerji üretiminde ciddi kesintiler yaşanmış ve elektrik altyapısının yetersizliği krizleri daha da derinleştirmiştir.

2026 Enerji Krizi: Dış Baskı ve İç Yetersizliklerin Kesişimi

2026 itibarıyla enerji krizi, ABD’nin bölgesel baskı siyasaları ile Küba’nın iç yapısal sorunlarının kesiştiği bir noktada yoğunlaşmıştır. Venezuela kaynaklı enerji akışının büyük ölçüde kesilmesi, Küba’yı tedarik seçenekleri aramaya zorlamıştır. Ancak finansal kısıtlar ve yaptırımlar, bu arayışın etkili sonuçlar üretmesini engellemiştir. Enerji krizinin sonuçları yalnızca sanayi üretimiyle sınırlı kalmamış ve ulaşım, sağlık hizmetleri ve günlük yaşamı doğrudan etkilemiştir. Elektrik kesintileri, üretkenliği düşürmüş ve ekonomik daralmayı hızlandırmıştır.

Reform Çabaları ve Sınırlı Etkileri

Küba yönetimi, ekonomik baskıları hafifletmek amacıyla belirli reform adımları atmıştır. Küçük ölçekli özel girişimlerin genişletilmesi, bazı fiyat denetimlerinin gevşetilmesi ve yabancı yatırımlara yönelik sınırlı açılımlar bu adımlar arasında yer almaktadır. Ancak bu reformlar kapsam bakımından sınırlı kalmış, bürokratik engellerle karşılaşmış ve enerji ve finans gibi kritik alanlarda belirleyici bir dönüşüm yaratamamıştır. Dolayısıyla reformlar, yapısal kırılganlıkları azaltmaktan çok, krizin etkilerini yönetmeye yönelik geçici önlemler niteliği taşımıştır.

Ekonomik Kırılganlık ve Siyasal Etkiler

Ekonomik ve enerji krizinin derinleşmesi, Küba’nın iç siyasal dengeleri üzerinde de etkili olmuştur. Devletin toplumsal hizmetleri sürdürme kapasitesinin aşınması, rejimin tarihsel meşruluk dayanaklarını zorlamaktadır. Bu durum, dış baskı ile iç memnuniyetsizlik arasındaki etkileşimi güçlendirmiştir. Ancak bu kırılganlık, otomatik olarak rejim değişimine yol açmamış ve aksine yönetim, krizi dış baskının bir sonucu olarak çerçeveleyerek iç dayanışmayı canlı tutmaya çalışmıştır. Küba ekonomisinin 2026 itibarıyla yaşadığı kriz, yalnızca ABD yaptırımlarının doğrudan sonucu değildir. Bu kriz, uzun yıllara yayılan yapısal kırılganlıklar ile dış baskı mekanizmalarının birbirini besleyen etkilerinin ürünüdür. Enerji bağımlılığı bu sürecin en kritik halkasını oluşturmakta ve Küba’nın ekonomik ve diplomatik manevra alanını ciddi biçimde sınırlamaktadır.

VENEZUELA’DAKİ REJİM DEĞİŞİKLİĞİNİN KÜBA'NIN GELECEĞİNE ETKİLERİ

Ocak 2026 başında ABD’nin Venezuela’da gerçekleştirdiği askeri operasyon sonucunda Nicolas Maduro’nun kaçırılması ve Venezuela’da bir rejim değişikliğinin yaşanması, yalnızca Latin Amerika için değil, özellikle Küba açısından da önemli yankılar uyandırmıştır. Bu değişiklik, bir yandan Küba’nın dış siyasa seçeneklerini ve stratejisini yeniden şekillendirirken, diğer yandan Havana’nın ekonomik ve güvenlik kırılganlıklarını daha görünür duruma getirmiştir.

Müttefik Kaybı ve Dış Siyasada Yalıtılma Riski

Venezuela, özellikle 2000’li yıllardan itibaren Küba için sadece önemli bir siyasal müttefik değil, aynı zamanda enerji ve ekonomik destek kaynağı olarak da stratejik bir konumda bulunuyordu. Özellikle düşük maliyetli petrol sevkiyatları Küba’nın enerji açığını kapatan ve ekonomik daralmayı hafifleten temel unsurlardan biriydi. Reuters’a göre ABD’nin Venezuela’dan gelen petrol ve finansal desteği tümüyle kesme kararı, Küba üzerindeki ekonomik baskıyı ciddi şekilde artırmıştır. Venezuela’nın siyasal dönüşümüyle birlikte bu müttefiklik bağı zayıflarken, Küba daha yalıtılmış bir dış siyasa konumuna sürüklenmektedir. Artık Havana’nın güvenebileceği benzer ideolojik yahut siyasal dayanışma ağları büyük ölçüde belirsiz duruma gelmiştir. Bu durum, Küba’nın dış siyasa manevra alanını daraltırken, Washington’un bölgedeki baskı siyasasını güçlendirmektedir.

Enerji Bağımlılığı ve Ekonomik Baskı

Venezuela’dan gelen petrol, Küba için salt dış siyasal bir bağ değil, aynı zamanda enerji güvenliği ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından da merkezi bir girdiydi. ABD’nin bu petrol akışını tümüyle durdurma yönündeki açıklaması Küba’nın zaten kırılgan ekonomik konumunu daha da kötüleştirdi. Enerji arzının kesilmesi, ülkede zaten kronikleşmiş elektrik kesintileri ve üretim daralmalarıyla birleştiğinde, Küba ekonomisini daha derin bir kriz döngüsüne sokma riskini birlikte getirmektedir. Bu bağlamda, Venezuela’daki rejim değişikliği Küba’nın enerji kırılganlığını doğrudan artıran bir dış şok olarak değerlendirilebilir.

Siyasal Etki: Rejimin Meşruluğu ve İç Basınçlar

Maduro sonrası süreç, Venezuela’da devam eden siyasal belirsizliklere ve güvensizliklere de yol açtı. Venezuela’daki olaylar, ülkedeki iç siyasetin kırılganlığını görünür kılarken, küresel düzeyde dış müdahale tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. ABD’nin bu askeri hareketi hem bölgesel aktörler hem de kamuoyları arasında geniş tepki yaratmıştır. Bu gelişmeler, Küba’da da rejimin meşruluk söylemini güçlendirmek ya da zayıflatmak açısından önemli bir referans noktası oldu. Maduro’nun kaçırılması gibi bir olay, Havana propagandasında hem ABD karşıtlığını pekiştirebilir hem de ekonomik çöküş beklentilerinin yönetilmesinde bir araç olarak kullanılabilir. Ancak dış destek kaynaklarının zayıflaması, iç siyasal direnç üzerinde de baskı yaratabilir, çünkü halk artık yalnızca dış saldırı algısıyla değil, günlük ekonomik koşullarla yüzleşmektedir.

Bölgesel Güvenlik ve Stratejik Denge

Venezuela’daki rejim değişikliği, Latin Amerika’daki güç dengesini de etkileyen bir kırılma noktasıdır. ABD’nin bu operasyonu, bölgedeki diğer aktörler üzerinde de mesaj niteliği taşımaktadır. Örneğin, Washington’un nerede etki kurmak istediği veya hangi rejimleri hedef aldığı konusunda belirgin sinyaller vermiştir. Bu bağlamda Küba, yalnızca ekonomik baskı altında kalmakla kalmayacak, aynı zamanda bölgesel güç mücadelesinin doğrudan bir aktörü olma riskini de taşıyacaktır. Bu risk, Küba’nın dış siyasa stratejisinde daha temkinli veya daha saldırgan bir konum alma olasılığını doğurabilir. Her iki senaryoda da Havana için belirsizlik artmaktadır.

Yeni Dayanışma Arayışları ve Stratejik Yeniden Konumlanma

Venezuela’nın dönüşümü, Küba’yı ittifak ve dayanışma seçenekleri arayışlarını yeniden gözden geçirmek zorunda bırakacaktır. Havana, artık yalnızca Caracas ile değil, Çin, Rusya, Meksika ve Avrupa ülkeleri dahil olmak üzere birden fazla aktörle ilişkilerini yeni koşullar altında yeniden tanımlamak zorundadır. Bu arayış, Küba’nın dış siyasa seçeneklerini genişletebilir, ancak aynı zamanda yeni bağımlılıklar ve stratejik ödünler yaratma riskini de barındırır.

Venezuela’da yaşanan rejim değişikliği, Küba açısından sadece bir müttefik kaybı değildir. Aynı zamanda enerji güvenliği, ekonomik dayanıklılık ve dış siyasa manevra alanı açısından önemli dönüşümlere yol açan kritik bir dış şoktur. Bu durum, Küba’nın 2026 sonrası geleceğini belirlemede merkezi bir etmendir ve hem iç siyasa hem uluslararası ilişkiler açısından uzun vadeli etkileri olacaktır.

 

ÇÖZÜMLEME

Bu bağlamda, ABD’nin güncel baskı stratejilerinin Küba üzerindeki etkileri araştırma soruları çerçevesinde aşağıda yanıtlanmaktadır.

Normalleşme ve Yeniden Sertleşme Döngüsünün Temel Belirleyicileri (2014 Sonrası)

ABD–Küba ilişkilerinde 2014 sonrası dönemde gözlenen normalleşme ve yeniden sertleşme döngüsü, geçici lider tercihlerinden çok, yapısal, siyasal ve stratejik belirleyicilerin kesişimi sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu döngü, ilişkilerin neden kalıcı bir dönüşüm üretemediğini açıklamak açısından merkezi önemdedir.

ABD İç Siyasetinin Yapısal Ağırlığı: Normalleşme sürecinin en temel kırılganlık noktası, ABD iç siyasetinde Küba siyasasının kurumsallaşmış bir uzlaşıya dayanmamasıdır. Obama döneminde başlatılan normalleşme girişimi, başkanlık yürütme yetkilerine dayanmış ve Kongre düzeyinde ambargonun kaldırılmasını sağlayacak kalıcı bir görüş birlikteliği üretilememiştir. Bu durum, Küba siyasasını yönetim değişikliklerine son derece açık, seçim döngülerine duyarlı ve iç siyasal maliyet hesabına bağımlı bir alan durumuna getirmiştir. Trump yönetiminin normalleşmeyi hızla geri çevirebilmesi, bu kırılganlığın doğrudan bir sonucudur. Dolayısıyla sertleşme, olağan dışı bir sapma değil, kurumsal zemin eksikliğinin öngörülebilir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Normalleşmenin Koşulluluğu ve Asimetrik Beklentiler: 2014–2016 normalleşme süreci, ABD ve Küba açısından farklı beklentilere dayanmıştır. ABD, etkileşim yoluyla Küba’da kademeli bir siyasal ve ekonomik dönüşüm beklentisi taşırken, Küba yönetimi bu süreci, rejim güvenliğini tehdit etmeyen sınırlı bir dış açılım olarak değerlendirmiştir. Bu asimetrik beklentiler ABD tarafında “yetersiz ilerleme” algısı ve Küba tarafında ise “egemenliğe müdahale” kaygısı yaratmıştır. Normalleşmenin davranışsal koşullara bağlanması, süreci kırılgan ve geri döndürülebilir duruma getirmiştir. Böylece normalleşme, stratejik bir paradigma değişimi değil, geçici bir siyasa denemesi olarak kalmıştır.

Bölgesel Jeopolitik ve Küba’nın “Olağan Dışı” Konumu: ABD–Küba ilişkilerindeki sertleşme-yumuşama döngüsünün bir diğer belirleyicisi, Küba’nın ABD dış siyasasında taşıdığı simgesel olağan dışı konumudur. Karayipler ve Latin Amerika, ABD açısından yalnızca coğrafi değil, tarihsel ve stratejik bir etki alanı olarak görülmektedir. Bu bağlamda Küba soğuk Savaş mirasının yaşayan simgesi, ABD hegemonyasına meydan okumanın tarihsel referansı ve Çin ve Rusya gibi aktörler için olası bir etki alanı olarak algılanmaktadır. Bölgesel gerilimlerin arttığı dönemlerde (Venezuela krizi, büyük güç yarışması), Küba’ya yönelik siyasanın sertleşmesi, önleyici ve caydırıcı bir refleks olarak ortaya çıkmaktadır.

Yaptırımların Kurumsallaşması ve Siyasal İvmesi: ABD’nin Küba’ya yönelik yaptırımları, zamanla yalnızca bir dış siyasa aracı değil, kendi başına bir siyasa rejimi durumuna gelmiştir. Helms–Burton Yasası gibi düzenlemeler, yaptırımları hukuksal olarak kalıcılaştırmış ve normalleşmeyi olağan dışı ve geçici bir duruma indirgemiştir. Bu kurumsallaşma, siyasa ivmesini otomatik olarak sertleşme yönünde üretmektedir. Normalleşme, sürekli siyasal irade gerektirirken, sertleşme, mevcut hukuksal ve bürokratik yapı tarafından kendiliğinden yeniden üretilmektedir.

Küba’nın İç Dinamikleri ve Reform Sınırları: Küba tarafında ise sınırlı ve denetimli reform yaklaşımı, normalleşmenin derinleşmesini engelleyen bir diğer etmen olmuştur. Küba yönetimi, dış açılımın rejim güvenliğini tehdit etmeyecek biçimde sınırlandırılmasını tercih etmiş ve bu da ABD tarafında normalleşmenin “sonuç üretmediği” algısını güçlendirmiştir. Ancak bu durum, Küba’nın isteksizliğinden çok, rejim dayanıklılığına öncelik veren akılcı bir tercih olarak değerlendirilmelidir. Bu tercih, ilişkilerin kalıcı yumuşama üretmesini zorlaştırmıştır.

2014 sonrası ABD–Küba ilişkilerinde gözlenen normalleşme ve yeniden sertleşme döngüsü, tek bir nedene indirgenemez. Bu döngü ABD iç siyasetinin kurumsal kısıtları, asimetrik beklentilere dayalı normalleşme modeli, bölgesel jeopolitik gerilimler, yaptırımların yapısal niteliği ve Küba’nın denetimli dönüşümden çok kırılgan bir ara evre olarak ortaya çıkmıştır.

ABD’nin 2026 İtibarıyla Küba’ya Yönelik Sert Baskı Siyasasının Belirleyicileri

ABD’nin 2026 itibarıyla Küba’ya yönelik sertleşen baskı siyasası, yalnızca ideolojik bir tercih ya da tekil bir liderlik yaklaşımıyla açıklanamaz. Bu siyasa, ABD iç siyasetindeki dinamikler, bölgesel güç dengeleri ve küresel jeopolitik yarışmanın kesişim noktasında şekillenmektedir.

ABD İç Siyaseti - Seçmen Koalisyonları ve Rejim Karşıtı Süreklilik: Trump yönetiminin Küba siyasasında izlediği sert çizgi, ABD iç siyasetinde özellikle Florida merkezli seçmen koalisyonlarının (diaspora)  etkisiyle doğrudan bağlantılıdır. Küba karşıtı söylem, bu bağlamda yalnızca dış siyasa tercihi değil, iç siyasal seferberlik aracı olarak da işlev görmektedir. Ayrıca ABD siyasal sisteminde Küba’ya yönelik rejim karşıtı yaklaşım, Cumhuriyetçi Parti içinde güçlü bir ideolojik sürekliliğe sahiptir. Bu süreklilik insan hakları söylemi, anti-komünist ideolojik miras ve “başarısız devlet” ve “otoriter rejim” anlatıları üzerinden yeniden üretilmektedir. Dolayısıyla 2026 siyasası, kısa vadeli bir sertleşmeden çok, kurumsal ve ideolojik olarak kökleşmiş bir çizginin güncel yansımasıdır.

Venezuela Sonrası Bölgesel Gücün Yeniden Dağılımı: Venezuela’da gerçekleşen rejim değişikliği, ABD’nin Latin Amerika siyasasında öz güven artışına ve daha müdahaleci bir stratejik okumanın benimsenmesine yol açmıştır. Bu gelişme, Küba’nın ABD açısından artık “yalıtılabilir” bir aktör olarak görülmesine neden olmuştur. Washington açısından Küba Venezuela sonrası bölgesel sol blokun son ideolojik dayanaklarından biri, ABD’nin bölgesel caydırıcılığını sınayan bir örnek ve “Domino etkisi”nin önlenmesi gereken bir olağan dışı üyesi olarak konumlandırılmaktadır. Bu bağlamda sert baskı siyasası, Küba’ya özgü olmaktan çok, bölgesel yeniden düzenleme stratejisinin parçasıdır.

Küresel Yarışma - Çin ve Rusya Etmeni: ABD’nin Küba siyasasındaki sertleşme, küresel ölçekte Çin ve Rusya ile yaşanan stratejik yarışmadan bağımsız değildir. Washington, Küba’yı bu aktörlerin Batı Yarımküresi’ndeki olası etki alanlarından biri olarak algılamaktadır. Bu algı Küba ile Çin arasındaki ekonomik ve teknolojik iş birliği, Rusya’nın simgesel ve askeri ve diplomatik varlığı ve çok kutuplu dünya söyleminin Karayipler’e yansıması üzerinden şekillenmektedir. Bu nedenle Küba’ya yönelik baskı, yalnızca rejim değişikliği hedefi değil, büyük güç yarışmasında alan kapatma amacını da taşımaktadır.

Yaptırım Mekanizmalarının Stratejik Araç Olarak Kullanımı: 2026 itibarıyla ABD, Küba’ya yönelik yaptırımları artık geçici baskı araçları olarak değil, uzun vadeli stratejik kaldıraçlar olarak kullanmaktadır. Enerji tedarik zincirlerinin hedef alınması, finansal yalıtma ve üçüncü ülkeler üzerindeki ikincil yaptırımlar bu stratejinin somut unsurlarıdır. Bu yaklaşım Küba ekonomisinin yapısal kırılganlıklarını derinleştirmeyi, iç toplumsal basıncı artırmayı ve rejimin manevra alanını daraltmayı amaçlamaktadır. Ancak bu baskı siyasasının sonuç üretme kapasitesi, Küba’nın iç dayanıklılığı ve dış ortaklık seçenekleri geliştirme becerisiyle sınırlanmaktadır.

Normatif Söylem ve Güç Siyasası Arasındaki Gerilim: ABD’nin Küba’ya yönelik siyasası, normatif düzeyde demokrasi ve insan hakları söylemiyle meşrulaştırılsa da uygulamada güç siyasası mantığına dayanmaktadır. Bu durum, ABD siyasasında söylem ve uygulama arasındaki gerilimi derinleştirmektedir. Bu gerilim, uluslararası alanda ABD’nin meşruluğunu tartışmalı duruma getirirken, Küba yönetimine de dış tehdide karşı iç bütünleşme söylemi üretme olanağı sunmaktadır. Böylece sert baskı siyasası, paradoksal biçimde rejim değişikliği hedefini zayıflatabilecek bir etki de yaratabilmektedir.

ABD’nin 2026 itibarıyla Küba’ya yönelik sert baskı siyasası ABD iç siyasetindeki ideolojik ve seçimsel dinamikler, Venezuela sonrası bölgesel güç yeniden dağılımı, Çin ve Rusya ile küresel yarışma yaptırımların kurumsallaşmış stratejik kullanımı tarafından birlikte şekillendirilmektedir. Bu siyasa, kısa vadede baskıyı artırsa da uzun vadede Küba üzerinde öngörülen siyasal dönüşümü güvence altına alan bir araç olmaktan uzaktır.

Küba’nın Ekonomik Kırılganlığı ve Enerji Krizinin Rejim Kararlılığı ve Dış Siyasa Tercihlerine Etkisi

Küba’nın 2020’li yılların ortasına gelindiğinde karşı karşıya kaldığı ekonomik kırılganlık ve kronik enerji krizi, yalnızca teknik bir kalkınma sorunu değil, rejimin iç kararlılığını ve dış siyasa yönelimlerini doğrudan şekillendiren yapısal bir belirleyici durumuna gelmiştir. Bu bağlamda ekonomi ve enerji, Küba siyasal sisteminde güvenlik sorunu niteliği kazanmıştır.

Yapısal Ekonomik Kırılganlık ve Krizin Sürekliliği: Küba ekonomisinin temel kırılganlığı, uzun süredir devam eden düşük verimlilik, sınırlı döviz üretimi ve dışa bağımlı girdi yapısından kaynaklanmaktadır. Turizm, sağlık hizmetleri ve yurt dışı para transferlerine dayalı gelir modeli, dış şoklara son derece açıktır. Pandemi sonrası toparlanmanın sınırlı kalması ve yaptırımların sıkılaşması, bu kırılganlığı daha da derinleştirmiştir. Bu yapısal sorunlar, ekonomik krizi geçici dalgalanmalardan çok kalıcı bir duruma getirmiş ve devletin toplumsal refah üretme kapasitesini belirgin biçimde sınırlandırmıştır. Sonuç olarak ekonomik performans rejim meşruluğunun en zayıf halkalarından biri durumuna gelmiştir.

Enerji Krizi: - Ekonomik Sorundan Siyasal Risk Alanına: Enerji krizi, Küba’daki ekonomik sorunların en görünür ve toplumsal etkisi en yüksek boyutunu oluşturmaktadır. Venezuela’dan gelen düşük maliyetli petrol sevkiyatlarının büyük ölçüde kesilmesi, elektrik üretiminde ciddi aksamalara yol açmış ve sanayi üretimi, ulaşım ve temel hizmetler doğrudan etkilenmiştir. Enerji arzındaki bu kararsızlık günlük yaşam kalitesini düşürmekte, üretim kapasitesini sınırlamakta ve toplumsal hoşnutsuzluğu görünür kılmaktadır. Bu nedenle enerji sorunu, yalnızca teknik bir tedarik sorunu değil, rejim için olası bir siyasal risk alanı durumuna gelmiştir.

Rejimin Kararlılığı - Dayanıklılık mı, Aşınma mı?: Ekonomik ve enerji kaynaklı baskılar, Küba rejimi üzerinde iki yönlü bir etki yaratmaktadır. Bir yandan bu krizler, rejimin meşruluğunu aşındıran ve toplumsal sabrı zorlayan unsurlar üretmektedir. Artan göç eğilimi ve genç nüfusun gelecek beklentilerindeki düşüş, bu aşınmanın somut göstergeleridir. Öte yandan rejim, bu krizleri dış baskı ve yaptırımlarla ilişkilendirerek, ulusal egemenlik söylemini güçlendirerek ve Devletçi kontrol mekanizmalarını sıkılaştırarak dayanıklılık üretme aracına dönüştürmeye çalışmaktadır. Dolayısıyla kriz, otomatik bir rejim çöküşü değil, denetimi gerilim altında süren bir kararlılık durumu yaratmaktadır.

Dış Siyasa Tercihleri - Zorunlu Çok Yönlülük: Ekonomik kırılganlık ve enerji açığı, Küba’nın dış siyasasında ideolojik tercihlerden çok zorunlu yararcılığı öne çıkarmaktadır. Havana yönetimi, mevcut koşullarda dış siyasayı bir kimlik sorunundan çok, yaşamda kalma stratejisi olarak kurgulamaktadır. Bu durum Çin ve Rusya ile ilişkilerin stratejik ama temkinli biçimde sürdürülmesi, Meksika ve bazı Avrupa ülkeleriyle enerji ve ticaret temelli iş birliklerinin geliştirilmesi ve ABD ile doğrudan çatışmadan kaçınan ama ödün vermeyen bir söylem şeklinde somutlaşmaktadır. Enerji ve finansman gereksinimi Küba’yı çok yönlü ama kırılgan bir dış siyasa çizgisine itmektedir.

Reform İkilemi ve Sınırlar: Ekonomik kriz, reform gereksinimini artırırken aynı zamanda reform alanını daraltmaktadır. Küba yönetimi, piyasa mekanizmalarına daha fazla alan açmanın ekonomik rahatlama sağlayabileceğini bilmekte, ancak bu açılımın siyasal denetimi zayıflatma riskini de göz önünde bulundurmaktadır. Bu ikilem, dış siyasa tercihlerine de yansımaktadır: Küba, dış destek ararken egemenlikten ödün vermemeye özel önem atfetmekte ve bu da ilişkilerin derinleşmesini sınırlayan bir etmen olarak ortaya çıkmaktadır.

Küba’nın ekonomik kırılganlığı ve enerji krizi rejim kararlılığını doğrudan tehdit eden ama aynı zamanda pekiştirme aracı olarak kullanılan, dış siyasada ideolojik değil yararcı tercihleri zorunlu kılan ve ABD baskı siyasasının etkilerini hem derinleştiren hem de sınırlayan çok katmanlı bir etkiye sahiptir. Bu nedenle ekonomik kriz, Küba’nın geleceğini belirleyecek tek başına bir etmen değil, rejim dayanıklılığı, dış baskı ve uluslararası konjonktürle etkileşim içinde değerlendirilmesi gereken bir değişkendir.

Venezuela’daki Rejim Değişikliği ve Küresel Güç Yarışmasının ABD–Küba İlişkilerinin Kısa ve Orta Vadeli Akışına Etkisi

Venezuela’da yaşanan rejim değişikliği ile eş zamanlı olarak derinleşen küresel güç yarışması, ABD–Küba ilişkilerinin dinamiklerini köklü biçimde dönüştürmektedir. Bu iki gelişme, birbirinden bağımsız değil, aksine karşılıklı olarak birbirini besleyen ve Küba’yı jeopolitik baskı merkezine yerleştiren süreçlerdir.

Venezuela Sonrası Bölgesel Güç Dengesinin Değişimi: Venezuela’daki rejim değişikliği, Latin Amerika’da uzun süredir devam eden ideolojik kutuplaşmayı ABD lehine yeniden şekillendirmiştir. Bu durum, Küba’yı bölgesel ölçekte ideolojik olarak daha yalnız, ekonomik olarak daha kırılgan stratejik olarak daha görünür bir aktör durumuna getirmiştir. Caracas’ın devre dışı kalmasıyla Küba, ABD açısından artık ikincil değil, doğrudan hedeflenen bir olağan dışı konumuna yerleşmiştir. Bu bağlamda ABD–Küba ilişkilerinin kısa vadede yumuşaması olasılığı zayıflamış ve baskı, caydırıcılık ve yalıtma siyasaları daha sistemli duruma gelmiştir.

Caydırıcılık Mantığı ve “Örnek Etki” Stratejisi: ABD açısından Küba’ya yönelik sert siyasa, yalnızca Havana’yı hedef alan ikili bir ilişki tercihi değildir. Bu yaklaşım, bölge genelinde örnek oluşturacak bir caydırıcılık mesajı üretmeyi amaçlamaktadır. Venezuela müdahalesiyle birlikte Küba’ya yönelen baskı ABD’nin bölgesel etki kapasitesini doğrulama, otoriter/sosyalist rejimlere sınır çizme ve müttefik ülkelere kararlılık mesajı verme işlevlerini birlikte üstlenmektedir. Bu nedenle Küba’ya yönelik sertlik, kısa vadede görüşmeye açık bir siyasa olmaktan çok, stratejik konum alma aracı niteliği taşımaktadır.

Küresel Güç Yarışması - Küba’nın Jeopolitik Değeri: Çin ve Rusya ile yaşanan küresel yarışma, Küba’nın jeopolitik değerini ABD açısından yeniden artırmıştır. Küba, bu bağlamda Çin için ekonomik ve teknolojik açılım alanı, Rusya için simgesel ve stratejik varlık noktası ve ABD için ise “yakın çevrede etki kaybı” riski olarak algılanmaktadır. Bu algı, ABD–Küba ilişkilerinde sertliğin yalnızca bölgesel değil, küresel bir bağlamda da gerekçelendirilmesini olanaklı kılmaktadır. Bu nedenle Küba’ya yönelik baskı siyasası, büyük güç yarışmasında ön alıcı ve sınırlayıcı bir işlev görmektedir.

Küba’nın Tepkisi - Denge Arayışı mı, Bloklaşma mı?: Bu jeopolitik baskı ortamında Küba’nın önünde iki temel seçenek belirmektedir: Çin ve Rusya ile daha derin stratejik yakınlaşma ve çok yönlü, esnek ve düşük profilli bir dengeleme stratejisi. Mevcut koşullarda Havana yönetimi, ikinci seçeneğe daha yakın bir çizgi izlemektedir. Küba, büyük güçlerle ilişkilerini sürdürmekte ancak ABD’yi doğrudan tahrik edecek askeri veya açık ideolojik bloklaşmadan kaçınmaktadır. Bu tercih, yaşamda kalmaya dönük akılcı bir strateji olarak değerlendirilebilir.

Kısa ve Orta Vadeli Öngörüler:  Kısa vadede (2026–2027) ABD–Küba ilişkilerinde sertliğin korunması, ekonomik ve diplomatik baskının artması ve diplomatik temasların en az düzeyde tutulması beklenmektedir. Orta vadede ise ABD iç siyasetindeki olası değişimler, Küba’daki ekonomik reformların seyri ve Çin ve Rusya’nın bölgesel etkileşim düzeyi ilişkilerin yönünü yeniden şekillendirebilecek değişkenler olarak öne çıkmaktadır. Ancak mevcut konjonktürde kalıcı bir normalleşme olasılığı zayıf, denetimli gerilim olasılığı ise yüksektir.

Venezuela’daki rejim değişikliği ve küresel güç yarışması, ABD–Küba ilişkilerini bölgesel yalıtmadan küresel stratejik yarışmaya taşıyan, sertliği akılcılaştıran ve Küba’yı hem baskı altında hem de jeopolitik açıdan değerli kılan bir çerçeveye oturtmaktadır. Bu koşullar altında ilişkilerin kısa vadede yumuşaması değil, yönetilen bir gerilim içinde sürmesi daha olası görünmektedir.

ABD’nin Baskı Siyasaları Rejim Değişikliği mi, Rejim Dayanıklılığı mı Üretiyor?

ABD–Küba ilişkilerinde uzun süredir uygulanan baskı siyasalarının temel varsayımı, ekonomik zorluklar ve diplomatik yalıtma yoluyla Küba’da rejim değişikliğini tetiklemektir. Ancak 2026 itibarıyla ortaya çıkan tablo, bu varsayımın sınırlı hatta çelişkili sonuçlar ürettiğini göstermektedir. Mevcut veriler, baskı siyasalarının rejim değişikliğinden çok rejim dayanıklılığına katkı sağladığını düşündürmektedir.

Baskı Siyasalarının Kuramsal Varsayımları ve Gerçeklik: Baskı ve yaptırım siyasaları, genellikle üç varsayıma dayanır: Ekonomik sıkıntı rejim meşruluğunu zayıflatır, toplumsal hoşnutsuzluk siyasal seferberliğe dönüşür ve elit bölünmesi rejim değişikliğini olanaklı kılar. Küba örneğinde ise bu zincirin tam olarak işlemediği görülmektedir. Ekonomik sıkıntılar artmasına karşın, bu durum otomatik olarak rejim karşıtı kitlesel bir siyasal dönüşüm üretmemiştir. Bunun temel nedeni, Küba rejiminin krizleri dış tehdit söylemiyle içselleştirme ve denetim altına alma kapasitesidir.

Dış Baskının İç Güçlendirme Etkisi: ABD’nin sert baskı siyasaları, Küba yönetimine güçlü bir meşruluk ve seferberlik söylemi sunmaktadır. Yaptırımlar ve tehditler, rejim tarafından ulusal egemenliğe saldırı, tarihsel düşmanlığın devamı ve toplumsal dayanışma gereği olarak çerçevelendirilmektedir. Bu söylem, rejimin güvenlik aygıtını ve siyasal denetim mekanizmalarını meşrulaştırmasına olanak tanımaktadır. Böylece baskı, paradoksal biçimde rejimin iç bütünlüğünü güçlendiren bir unsur durumuna gelebilmektedir.

Toplumsal Tepki - Siyasal Başkaldırı mı, Sessiz Çıkış mı?: Küba’da artan ekonomik zorluklar, geniş çaplı siyasal ayaklanmalardan çok göç eğilimini artırmaktadır. Bu durum, Albert O. Hirschman’ın “çıkış–ses (itiraz)–sadakat” (exit–voice–loyalty) çerçevesiyle uyumlu biçimde değerlendirilebilir: Siyasal “itiraz” yerine “ülkeyi terk etme” yöntemi tercih edilmektedir. Bu eğilim rejim üzerindeki doğrudan siyasal baskıyı azaltmakta, toplumsal muhalefetin örgütlenmesini zorlaştırmakta ve rejimin kısa vadeli kararlılığını korumasına katkı sağlamaktadır. Dolayısıyla baskı siyasaları, rejimi devirmeden önce toplumsal enerjiyi sistem dışına yönlendirmektedir.

Elit Yapısı ve Bölünmenin Yokluğu: Rejim değişikliği açısından kritik önemde olan elit bölünmesi, Küba’da sınırlı düzeydedir. ABD’nin dış baskısı, reformcu ve tutucu elitler arasındaki farklılıkları derinleştirmekten çok, rejim içi dayanışmayı özendiren bir tehdit algısı üretmektedir. Bu durum, elitlerin dış müdahale korkusuyla reformları yavaşlatmasına ve siyasal açılım risklerinden kaçınmasına yol açmaktadır. Böylece baskı, rejimi zayıflatmak yerine içe kapanmayı ve statükonun korunmasını özendirmektedir.

Uzun Vadeli Aşınma Olasılığı - Gecikmiş Ama Derin Etki: Bununla birlikte, baskı siyasalarının uzun vadede yığınsal aşındırıcı etkiler yaratma olasılığı tümüyle göz ardı edilemez. Süregelen ekonomik daralma, genç nüfusun beklentilerinin düşmesi ve insan sermayesi kaybı, rejimin toplumsal tabanını zaman içinde daraltabilir. Ancak bu etki ani ve devrimci bir rejim değişikliği değil, yavaş, belirsiz ve iç dinamiklere bağlı bir dönüşüm şeklinde ortaya çıkma gizil gücüne sahiptir. Bu dönüşümün yönü ise, dış baskıdan çok Küba’nın kendi reform kapasitesi tarafından belirlenecektir.

ABD’nin Küba’ya yönelik mevcut baskı siyasaları kısa ve orta vadede rejim değişikliğinden çok rejim dayanıklılığı üretmektedir, toplumsal muhalefeti siyasal alandan çok göçe yönlendirmektedir ve rejim içi bölünmeleri tetiklemek yerine pekişmeyi güçlendirmektedir. Bu nedenle ABD’nin rejim değişikliği hedefi ile kullandığı araçlar arasında yapısal bir uyumsuzluk bulunmaktadır.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, ABD–Küba ilişkilerini 2014 sonrası normalleşme girişimleri, izleyen yeniden sertleşme süreci ve 2026 itibarıyla derinleşen jeopolitik baskılar çerçevesinde ele almıştır. Çözümleme, ikili ilişkilerin yalnızca dönemsel siyasa tercihlerinin değil, yapısal kısıtlar, bölgesel güç dengeleri ve küresel yarışmanın birlikte şekillendirdiği çok katmanlı bir süreç olduğunu ortaya koymuştur.

Genel Bulguların Bütünleştirilmesi

Çalışmanın temel bulguları dört ana eksende özetlenebilir: Birincisi, 2014 sonrası normalleşme süreci, ABD iç siyasetinde kurumsallaşmış bir uzlaşıya dayanmaması nedeniyle kalıcı bir dönüşüm yaratamamıştır. Normalleşme, yapısal bir paradigma değişiminden çok, yönetim tercihlerine bağlı geçici bir açılım olarak kalmıştır. Bu durum, sertleşmenin olağan dışı değil, sistem içi bir geri dönüş olduğunu göstermektedir. İkincisi, ABD’nin 2026 itibarıyla Küba’ya yönelik sert baskı siyasası iç siyasal dinamikler, Venezuela sonrası bölgesel gücün yeniden dağılımı ve Çin–Rusya yarışmasının etkisiyle şekillenmektedir. Bu siyasa, Küba’ya özgü olmaktan çok, ABD’nin Batı Yarımküresi’ndeki stratejik denetim arayışının bir uzantısıdır. Üçüncüsü, Küba’nın ekonomik kırılganlığı ve enerji krizi, rejimin hem en zayıf hem de en dirençli alanını oluşturmaktadır. Ekonomik daralma toplumsal hoşnutsuzluğu artırırken, dış baskı söylemi, rejimin iç pekişme kapasitesini güçlendirmektedir. Bu ikili etki, Küba’da ani bir rejim değişikliği yerine, yönetilen bir kararlılık durumunun ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Dördüncüsü, Venezuela’daki rejim değişikliği ve küresel güç yarışması, Küba’yı bölgesel bir aktör olmaktan çıkararak küresel jeopolitik hesapların parçası durumuna getirmiştir. Bu durum, ABD–Küba ilişkilerinde yumuşama olasılığını zayıflatmış ve denetimli gerilim olasılığını güçlendirmiştir.

Kuramsal Katkı

Bu çalışma, yaptırım ve baskı siyasalarının rejim değişikliği üzerindeki etkilerine ilişkin yazına önemli bir katkı sunmaktadır. Küba örneği, dış baskının otomatik olarak siyasal dönüşüm üretmediğini, aksine belirli koşullar altında rejim dayanıklılığını artırabildiğini göstermektedir. Bu bulgu, yaptırımların etkinliğine ilişkin yaygın varsayımların yeniden değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Ayrıca çalışma, küçük ve orta ölçekli devletlerin büyük güç yarışması ortamında zorunlu yararcılık temelinde nasıl dış siyasa ürettiklerini göstermesi açısından da kavramsal bir çerçeve sunmaktadır.

Siyasa Çıkarımları

ABD açısından mevcut baskı siyasası, kısa vadede Küba üzerinde maliyet üretse de uzun vadede hedeflenen rejim değişikliğini güvence altına alamamaktadır. Aksine bu siyasa, Küba yönetimine meşruluk ve iç pekişme söylemi sağlamaktadır. Bu durum, araç–amaç uyumsuzluğunu daha görünür duruma getirmektedir. Küba açısından ise temel sorun ekonomik reform gereksinimi ile siyasal denetim arasındaki dengeyi sürdürülebilir biçimde yönetmektir. Enerji güvenliği ve döviz üretimi alanlarında atılacak sınırlı ama etkili adımlar rejimin manevra alanını genişletebilir. Ancak bu süreç, dış baskının yoğunluğu altında daha kırılgan duruma gelmektedir. Uluslararası aktörler açısından bakıldığında, ABD–Küba ilişkilerinde kalıcı bir yumuşama olasılığı, ancak çok taraflı diplomasi, yaptırımların aşamalı gevşetilmesi ve güven artırıcı önlemlerle olanaklı olabilir. Aksi halde mevcut gerilim, bölgesel kararsızlığı beslemeye devam edecektir.

Sonuç Değerlendirmesi

Sonuç olarak, ABD–Küba ilişkileri 2026 itibarıyla ne tam bir kopuş ne de bir normalleşme süreci içindedir. İlişkiler, yüksek maliyetli ama yönetilen bir gerilim hattında ilerlemektedir. Bu yönelim, kısa vadede baskı siyasalarıyla ve orta ve uzun vadede ise Küba’nın iç reform kapasitesi ve ABD iç siyasetindeki olası dönüşümlerle belirlenecektir. Bu çalışma, ABD–Küba ilişkilerinin geleceğinin tek bir aktörün iradesine değil, çok katmanlı ve etkileşimli dinamiklere bağlı olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla kalıcı çözüm arayışları, ideolojik sertlikten çok, yapısal gerçeklikleri dikkate alan esnek ve çok taraflı yaklaşımları gerektirmektedir. Mevcut koşullarda Küba’da toplumsal hoşnutsuzluk artmakla birlikte, bu hoşnutsuzluk örgütlü bir siyasal seçenek arayışına dönüşmediği ve ‘çıkış’ davranışı baskın kaldığı sürece kısa vadede halk kaynaklı bir rejim değişikliği olasılığı sınırlı görünmektedir.


 

Kaynakça

Balfour, R., & Grabbe, H. (2021). Geopolitics and the EU’s strategic autonomy. European Policy Centre.

Brands, H. (2016). American grand strategy in the age of Trump. Brookings Institution.

Bull, H. (1977). The anarchical society: A study of order in world politics. Columbia University Press.

Congress.Gov. (2025). Cuba: U.S. Policy Overview.  https://www.congress.gov/crs-product/IF10045

Council of Goreign Relations. (2024). U.S.–Cuba relations. https://www.cfr.org/backgrounder/us-cuba-relations

Drezner, D. W. (2011). Sanctions sometimes smart: Targeted sanctions in theory and practice. International Studies Review, 13(1), 96–108. https://doi.org/10.1111/j.1468-2486.2010.01001.x

Feinberg, R. E. (2016). Open for business: Building the new Cuban economy. Brookings Institution Press.

Gershman, C., & Allen, M. (2006). The assault on democracy: Promotion of democracy in U.S. foreign policy. Journal of Democracy, 17(2), 36–51. https://doi.org/10.1353/jod.2006.0026

Hirschman, A. O. (1970). Exit, voice, and loyalty: Responses to decline in firms, organizations, and states. Harvard University Press.

Kirk, J. M., & Erisman, H. M. (2009). Cuban medical internationalism: Origins, evolution, and goals. Palgrave Macmillan.

Levitsky, S., & Way, L. A. (2010). Competitive authoritarianism: Hybrid regimes after the Cold War. Cambridge University Press. https://doi.org/10.1017/CBO9780511781353

Mesa-Lago, C., & Vidal-Alejandro, P. (2019). Cuba’s economic change in comparative perspective. University of Pittsburgh Press.

Nye, J. S. (2004). Soft power: The means to success in world politics. PublicAffairs.

Oppenheimer, A. (2019). The dictatorship dilemma: Venezuela, Cuba, and U.S. foreign policy. Vintage Espanol.

Perez-Stable, M. (2012). The Cuban revolution: Origins, course, and legacy (2nd ed.). Oxford University Press.

Smith, P. H. (2017). Talons of the eagle: Latin America, the United States, and the world (4th ed.). Oxford University Press.

 

 



[1] ABD’nin Küba’ya yönelik yaptırım siyasasının kurumsal temelini oluşturan Helms–Burton Yasası (1996), ambargoyu başkanlık takdirinden çıkararak Kongre denetimine bağlamış ve normalleşmeyi rejim değişikliği koşuluna endekslemiştir. Bu düzenleme, 2014 sonrası etkileşim sürecinin neden kalıcı bir dönüşüm yaratamadığını açıklayan temel yapısal etmenlerden biridir. 2019 sonrası “Title III” hükümlerinin yeniden yürürlüğe sokulması ise ABD’nin 2026 itibarıyla izlediği sert baskı siyasasının hukuksal ve kurumsal zeminini güçlendirmiştir.

Hiç yorum yok: