Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

28 Ocak 2026 Çarşamba

 

Yapay Zeka ve Demokrasi: Rejim Bağlamında Bir Karşılaştırmalı Değerlendirme

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

Öz

Bu makale, yapay zeka ile demokrasi arasındaki ilişkiyi, mevcut akademik yazında çoğu zaman ikincil düzeyde ele alınan rejim bağlamı üzerinden incelemektedir. Journal of Democracy’de yayımlanan yedi güncel makalenin karşılaştırmalı çözümlemesi temelinde çalışma, yapay zekanın siyasal etkilerinin teknolojiye içkin özelliklerden çok, içinde işlediği rejimlerin kurumsal ve normatif yapıları tarafından belirlendiğini ileri sürmektedir. Çözümleme, demokratik rejimlerde yapay zekanın öncelikle bilgisel güveni ve siyasal meşruluğu aşındırdığını, melez ve otoriterleşme eğilimindeki rejimlerde demokratik kurumların içini boşaltan bir hızlandırıcı işlev gördüğünü ve otoriter rejimlerde ise gözetim, merkezileşme ve seçici rıza üretimi yoluyla iktidarın sürekliliğini güçlendirdiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca makale, yapay zekaya ilişkin düzenleyici ve yönetişim çerçevelerinin demokratik hesap verebilirliği rejim türüne bağlı olarak farklı biçimlerde etkilediğini göstermektedir. Çalışma, ‘yapay zeka–demokrasi’ ilişkisini teknoloji merkezli yaklaşımlardan rejim merkezli çözümlemelere kaydırarak, yazındaki önemli bir çözümleme boşluğunu doldurmayı amaçlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Yapay zeka, demokrasi, rejim türleri, bilgisel güven, otoriterleşme, siyasal meşruluk, yönetişim

Abstract

This article examines the relationship between artificial intelligence and democracy through the lens of regime context, a dimension that remains underexplored in much of the existing literature. Drawing on a comparative analysis of seven recent articles published in the Journal of Democracy, the study argues that the political effects of artificial intelligence are shaped less by the intrinsic features of the technology than by the institutional and normative characteristics of the regimes in which it operates. The analysis demonstrates that in democratic regimes, AI primarily erodes epistemic trust and political legitimacy; in hybrid and authoritarianizing regimes, it functions as an accelerator that hollows out democratic institutions without abolishing them; and in authoritarian regimes, it strengthens regime durability through surveillance, decision-making centralization, and selective incentive structures. The article further shows that regulatory and governance frameworks for artificial intelligence affect democratic accountability in divergent ways depending on regime type. By advancing a regime-centered analytical framework, this study seeks to address a critical gap in the literature and to reframe debates on AI and democracy beyond technology-driven perspectives.

Keywords: Artificial intelligence, democracy, regime types, epistemic trust, authoritarianization, political legitimacy, governance

GİRİŞ

Yapay zeka (bundan sonra YZ olarak kısaltılacak) teknolojilerindeki hızlı gelişmeler, demokratik siyasal sistemlerin işleyişine ilişkin yerleşik varsayımları giderek daha fazla sorgulanır hale getirmektedir. Derin sahte içerikler, büyük ölçekli yanıltıcı bilgi yayma çalışmaları, otomatikleştirilmiş gözetim sistemleri ve algoritmik karar verme mekanizmaları, yalnızca siyasal süreçlerin teknik boyutlarını değil, demokrasinin normatif ve kurumsal temellerini de doğrudan etkilemektedir. Bu bağlamda YZ, artık geleceğe yönelik soyut bir teknoloji tartışmasının ötesine geçerek, çağdaş demokrasilerin karşı karşıya olduğu yapısal bir meydan okuma olarak belirmektedir.

Son yıllarda artan akademik ve siyasal ilgi, YZ’nın demokrasi üzerindeki etkilerini çoğunlukla iki uç arasında konumlandırmıştır. Bir yanda YZ’nın katılımı artırabileceği, kamu siyasalarının daha veriye dayalı biçimde şekillendirilmesine katkı sunabileceği ve Danışmaya ve tartışmaya dayalı (deliberatif) [1] süreçleri destekleyebileceği ileri sürülmektedir. Diğer yanda ise aynı teknolojilerin seçim yönlendirmesi, kitlesel gözetim, algı yönetimi ve siyasal meşruluğun aşınması gibi riskleri derinleştirdiği vurgulanmaktadır. Bu karşıtlık, YZ’nın demokratik sistemler açısından hem bir olanak hem de bir tehdit olarak algılanmasına yol açmakta; ancak çoğu zaman bu ikiliğin hangi siyasal koşullarda nasıl somutlaştığı yeterince açıklığa kavuşturulmamaktadır.

Bu makale, YZ ile demokrasi arasındaki ilişkiyi rejim bağlamı merkezli bir bakış açısından ele almayı amaçlamaktadır. Çıkış noktası, YZ’nın demokratik ya da otoriter sonuçlar üretme kapasitesinin, teknolojinin kendisinden çok, içinde işlediği siyasal ve kurumsal yapılar tarafından belirlendiği varsayımıdır. Bu çerçevede YZ, demokrasinin kaderini tek başına belirleyen bağımsız bir değişken olarak değil, mevcut rejim özelliklerini, güç ilişkilerini ve yönetişim uygulamalarını hızlandıran ve derinleştiren bir çarpan olarak ele alınmaktadır.

Çalışma, Journal of Democracy’de yayımlanan yedi güncel makalenin karşılaştırmalı bir değerlendirmesine dayanmaktadır. Söz konusu çalışmalar, YZ’nın demokratik süreçler üzerindeki etkilerini farklı açılardan tartışmakla birlikte, bilgisel güvenin aşınması, kurumsal kapasitenin sınırları ve siyasal iradenin rolü gibi ortak temalar etrafında kesişmektedir. Bununla birlikte, rejim türlerinin YZ teknolojilerinin siyasal sonuçlarını nasıl biçimlendirdiği sorunu, bu yazında çoğunlukla örtük biçimde ele alınmakta ve sistemli bir çözümleyici çerçeveye kavuşturulmamaktadır.

Bu makalenin temel amacı, söz konusu yazını karşılaştırmalı biçimde değerlendirerek üç katkı sunmaktır. İlk olarak, YZ’nın demokrasi üzerindeki etkilerinin rejim türüne göre nasıl farklılaştığını görünür kılmak hedeflenmektedir. İkinci olarak, demokratik rejimlerde ortaya çıkan bilgisel kriz ile otoriter rejimlerde derinleşen gözetim ve denetim uygulamaları arasındaki farklar çözümleyici düzlemde tartışılmaktadır. Üçüncü olarak ise, YZ’ya ilişkin düzenleyici ve yönetişim yaklaşımlarının, özellikle otoriterleşme eğilimindeki rejimlerde nasıl araçsallaştırılabileceğine dikkat çekilmektedir.

Bu çerçevede makale, YZ’nın demokrasiler için kaçınılmaz bir yıkım ya da otomatik bir kurtuluş anlamına gelmediğini, aksine, demokratik kurumların dayanıklılığı, hukukun üstünlüğü ve siyasal iradenin niteliği ölçüsünde farklı sonuçlar ürettiğini savunmaktadır. YZ çağında asıl sorunun teknolojiye ne ölçüde sahip olunduğu değil, bu teknolojinin hangi siyasal düzen içinde, hangi normatif ilkeler doğrultusunda ve kimin denetiminde kullanılmakta olduğu ileri sürülmektedir.

Amaç ve Hedefler

Bu makalenin temel amacı, YZ teknolojilerinin demokratik siyasal süreçler üzerindeki etkilerini, rejim bağlamını merkeze alan karşılaştırmalı bir bakış açısı üzerinden incelemektir. Çalışma, YZ’nın demokrasi açısından yarattığı risk ve fırsatların, teknolojinin kendisinden çok, içinde işlediği siyasal rejimin kurumsal yapısı, normatif yönelimi ve yönetişim kapasitesi tarafından belirlendiği varsayımından hareket etmektedir. Bu doğrultuda makale, YZ’nın demokratik ya da otoriter sonuçlar üretme gizil gücünü farklı rejim türleri bağlamında çözümleyici olarak tartışmayı amaçlamaktadır.

Bu genel amaç çerçevesinde çalışmanın özgül hedefleri şu şekilde belirlenmiştir:

YZ teknolojilerinin demokratik süreçler üzerindeki etkilerine ilişkin güncel akademik yazını sistemli biçimde bütünleştirmek ve bu yazında öne çıkan ortak temaları ve ayrışma noktalarını ortaya koymak.

YZ’nın demokratik rejimlerde yol açtığı bilgisel aşınma, güven krizi ve siyasal meşruluk sorunlarını çözümlemek ve bu süreçlerin seçimler, kamuoyu oluşumu ve yurttaş katılımı üzerindeki yansımalarını tartışmak.

Otoriter ve otoriterleşme eğilimindeki rejimlerde YZ’nın gözetim, denetim ve algı yönetimi araçlarıyla nasıl bütünleştiğini ve bu bütünleşmenin siyasal iktidarın merkezileşmesine nasıl katkı sunduğunu değerlendirmek.

YZ’ya ilişkin düzenleyici ve yönetişim yaklaşımlarının, farklı rejim bağlamlarında nasıl farklı sonuçlar üretebileceğini incelemek ve özellikle otoriter rejimlerde bu çerçevelerin araçsallaştırılma risklerine dikkat çekmek.

YZ ile demokrasi arasındaki ilişkinin, teknoloji merkezli yaklaşımların ötesinde, rejim türü, kurumsal dayanıklılık ve siyasal irade eksenlerinde ele alınmasının çözümleyici ve normatif önemini vurgulamak.

Bu hedefler doğrultusunda makale, YZ’yı demokrasiler için kaçınılmaz bir tehdit ya da otomatik bir çözüm olarak ele alan indirgemeci yaklaşımlardan uzak durmakta ve bunun yerine, YZ’nın siyasal sonuçlarının rejimsel koşullar altında şekillendiğini ileri süren bütüncül bir değerlendirme sunmayı amaçlamaktadır. Böylece çalışma, YZ çağında demokrasinin geleceğine ilişkin tartışmalara, karşılaştırmalı siyaset ve rejim çözümlemesi bakış açısından özgün bir katkı sağlamayı hedeflemektedir.

Araştırma Soruları

Bu çalışma, YZ teknolojilerinin demokrasi üzerindeki etkilerini rejim bağlamı içinde anlamayı amaçlayan aşağıdaki temel araştırma sorularına yanıt aramaktadır:

YZ teknolojilerinin demokratik siyasal süreçler üzerindeki etkileri, farklı rejim türlerinde (demokratik, melez ve otoriter) nasıl farklılaşmaktadır?

YZ temelli uygulamalar, demokratik rejimlerde bilgisel güven, siyasal meşruluk ve yurttaş katılımı üzerinde ne tür etkiler yaratmaktadır?

Otoriter ve otoriterleşme eğilimindeki rejimlerde YZ, gözetim, denetim ve algı yönetimi mekanizmalarıyla nasıl bütünleşmekte ve siyasal iktidarın merkezileşmesine nasıl katkı sunmaktadır?

YZ’ya ilişkin düzenleyici ve yönetişim çerçeveleri, farklı siyasal rejimlerde ne ölçüde demokratik hesap verebilirliği güçlendirmekte ya da zayıflatmaktadır?

Mevcut akademik yazın, YZ ile demokrasi arasındaki ilişkiyi açıklamada rejim bağlamını ne ölçüde dikkate almakta ve bu bağlamda hangi çözümleyici boşluklar ortaya çıkmaktadır?

Bu araştırma soruları aracılığıyla çalışma, YZ’nın demokrasi üzerindeki etkilerini teknoloji merkezli yaklaşımların ötesine taşıyarak, siyasal rejimlerin kurumsal özellikleri ve yönetişim kapasitesi ışığında değerlendirmeyi hedeflemektedir. Böylece makale, YZ çağında demokrasinin karşı karşıya olduğu risk ve olanakları daha bütüncül ve karşılaştırmalı bir çerçevede tartışmayı amaçlamaktadır.

YÖNTEM

Bu çalışma, nitel bir araştırma tasarımına dayanmaktadır ve karşılaştırmalı yazın sentezi (comparative literature synthesis) yöntemini benimsemektedir. Araştırmanın deneysel veri kaynağını, Journal of Democracy dergisinde yayımlanan ve YZ ile demokrasi arasındaki ilişkiyi konu alan yedi güncel makale oluşturmaktadır. Söz konusu makaleler, YZ’nın demokratik süreçler, siyasal rejimler ve yönetişim uygulamaları üzerindeki etkilerini farklı açılardan ele almaları nedeniyle, karşılaştırmalı bir değerlendirme için uygun bir çözümleyici zemin sunmaktadır.

Çalışmada izlenen yöntem üç aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada, seçilen makaleler sistemli biçimde incelenmiş ve her bir çalışmanın temel varsayımları, kavramsal çerçevesi ve öne çıkan bulguları belirlenmiştir. Bu aşamada özellikle YZ’nın demokrasiye yönelik tehdit ve fırsatları nasıl tanımlandığına, hangi siyasal süreçlerin ön plana çıkarıldığına ve çözüm önerilerinin hangi düzeyde düzenlediğine odaklanılmıştır.

İkinci aşamada, makaleler ortak temalar ve ayrışan yaklaşımlar temelinde karşılaştırmalı olarak çözümlenmiştir. Bu çözümleme sürecinde üç ana eksen belirlenmiştir: (i) YZ’nın demokratik süreçler üzerindeki sistemsel etkileri, (ii) bilgisel güven ve siyasal meşruluk tartışmaları ve (iii) rejim türlerinin YZ uygulamalarını nasıl şekillendirdiği. Bu eksenler üzerinden yapılan karşılaştırma, yazında örtük kalan varsayımların görünür kılınmasını ve çözümleyici boşlukların saptanmasını amaçlamaktadır.

Üçüncü aşamada ise, elde edilen bulgular rejim bağlamı merkezli bir çözümleyici çerçeveye oturtulmuştur. Bu çerçevede YZ, demokratik ya da otoriter sonuçlar üreten bağımsız bir değişken olarak değil, mevcut siyasal ve kurumsal yapıların etkisini hızlandıran bir mekanizma olarak ele alınmıştır. Böylece çalışma, teknoloji merkezli açıklamaların ötesine geçerek, YZ’nın farklı rejim türlerinde neden ve nasıl farklı siyasal sonuçlar doğurduğunu tartışmayı hedeflemiştir.

Bu yöntemin tercih edilmesinin temel gerekçesi, YZ ve demokrasi ilişkisine ilişkin hızla genişleyen yazında, bulguların çoğunlukla parçalı ve bağlamdan kopuk biçimde ele alınmasıdır. Karşılaştırmalı yazın sentezi yaklaşımı, mevcut çalışmalar arasında çözümleyici bir bütünlük kurmaya ve YZ’nın demokrasi üzerindeki etkilerini rejimsel farklılıklar ışığında daha sistemli biçimde değerlendirmeye olanak tanımaktadır.

KURAMSAL ÇERÇEVE: YZ, REJİM TÜRLERİ VE DEMOKRATİK DAYANIKLILIK

Bu çalışma, YZ ile demokrasi arasındaki ilişkiyi açıklamak üzere, karşılaştırmalı siyaset yazınında yaygın olarak kullanılan rejim türleri, demokratik dayanıklılık ve otoriterleşme kavramlarını kuramsal çerçevesinin merkezine almaktadır. Temel varsayım, YZ teknolojilerinin siyasal sonuçlarının, teknolojinin teknik kapasitesinden çok, içinde işlediği rejimin kurumsal yapısı, normatif ilkeleri ve güç ilişkileri tarafından belirlendiğidir. Bu yaklaşım, teknoloji merkezli açıklamaların ötesine geçerek, YZ’yı siyasal süreçlere içkin bir unsur olarak ele almayı olanaklı kılmaktadır.

Rejim Türleri ve Siyasal Sonuçlar

Karşılaştırmalı siyaset yazınında rejimler genel olarak demokratik, melez ve otoriter rejimler olarak sınıflandırılmaktadır. Demokratik rejimler serbest ve adil seçimler, kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü ve temel hak ve özgürlüklerin korunması gibi kurumsal ve normatif unsurlara dayanmaktadır. Otoriter rejimler ise siyasal iktidarın yoğunlaştığı, hesap verebilirlik mekanizmalarının zayıfladığı ve siyasal yarışmanın sınırlandırıldığı yapılardır. Melez rejimler ise bu iki ideal tip arasında yer almakta ve biçimsel demokratik kurumları saklı tutarken, uygulamada otoriter uygulamaları giderek derinleştirmektedir. Bu çerçevede YZ, rejim türlerinden bağımsız, nötr bir araç olarak değil, mevcut rejim özelliklerini pekiştiren bir mekanizma olarak ele alınmaktadır. Demokratik rejimlerde YZ, saydamlık ve katılımı artırma gizil gücü taşısa da zayıflayan kurumsal denge ve denetim mekanizmaları altında bilgisel güveni aşındırarak demokratik gerilemeyi hızlandırabilmektedir. Otoriter rejimlerde ise YZ, gözetim, denetim ve baskı kapasitesini artırarak siyasal iktidarın merkezileşmesine katkı sunmaktadır.

Demokratik Dayanıklılık ve Bilgisel Boyut

Demokratik dayanıklılık, demokratik rejimlerin içsel ve dışsal şoklara karşı kendilerini uyarlama ve sürdürme kapasitesini ifade etmektedir. Bu kapasite yalnızca kurumsal düzenlemelerle değil, aynı zamanda demokratik normların, yurttaşlık bilincinin ve ortak bilgisel zeminlerin varlığıyla yakından ilişkilidir. YZ teknolojilerinin yaygınlaşması, özellikle bilgi üretimi ve dolaşımı alanında yarattığı dönüşüm nedeniyle, demokrasinin bilgisel boyutunu doğrudan etkilemektedir. Bu bağlamda, demokratik rejimlerin işleyişi için kritik önemde olan en az ortak gerçeklik varsayımı, YZ tarafından üretilen içeriklerin çoğalmasıyla zayıflamaktadır. Gerçek ile kurgu arasındaki sınırların belirsizleşmesi, yalnızca yanlış bilginin yayılmasına değil, doğrulama süreçlerine duyulan güvenin aşınmasına yol açmaktadır. Bu durum, demokratik dayanıklılığı tehdit eden bir bilgisel kırılganlık yaratmakta ve siyasal katılımın yerini ilgisizlik ya da kutuplaşmış inanç sistemleri alabilmektedir.

Otoriterleşme, Algı Yönetimi ve YZ

Otoriterleşme yazını, çağdaş rejimlerin çoğunda siyasal iktidarın ani kopuşlarla değil, kademeli ve kurumsal aşınma yoluyla yoğunlaştığını göstermektedir. Bu süreçte seçimler, medya ve hukuk gibi demokratik kurumlar bütünüyle ortadan kaldırılmamakta, aksine, biçimsel varlıklarını sürdürürken işlevsel olarak zayıflatılmaktadır. YZ, bu tür bir otoriterleşme sürecinde, algı yönetimi ve kamuoyu denetimi açısından stratejik bir rol oynamaktadır. Algoritmik içerik üretimi, hedefli yanlış bilgi yayma ve otomatikleştirilmiş gözetim araçları, siyasal iktidarın toplumsal rızayı daha düşük maliyetle ve daha yüksek etkililikle üretmesine olanak tanımaktadır. Bu bağlamda YZ, baskıyı görünmez kılmakta ve açık zor kullanımının yerini, algıların yönlendirilmesi ve bilişsel çerçevelerin şekillendirilmesi almaktadır. Böylece otoriterleşme, yalnızca kurumsal değil, aynı zamanda bilgisel bir boyut kazanmaktadır.

Kuramsal Çıkarım

Bu kuramsal çerçeve, YZ ile demokrasi arasındaki ilişkinin, teknoloji merkezli iyimserlik ya da kötümserlik ikilemiyle açıklanamayacağını ileri sürmektedir. YZ, demokratik ya da otoriter sonuçlar üretme gizil gücüne sahip olmakla birlikte, bu gizil gücün hangi yönde gerçekleşeceği, rejim türü, kurumsal dayanıklılık ve siyasal iradenin niteliği tarafından belirlenmektedir. Dolayısıyla YZ çağında demokrasinin geleceği, teknik kapasiteden çok, siyasal düzenin normatif ve kurumsal sınırları içinde şekillenmektedir.

MAKALELERİN İRDELENMESİ: YZ VE DEMOKRASİ YAZININA İLİŞKİN KARŞILAŞTIRMALI DEĞERLENDİRME

Journal of Democracy’de yayımlanan yedi makale, YZ’nın demokratik siyasal süreçler üzerindeki etkilerini farklı boyutlarıyla ele almakla birlikte, ortak varsayımlar, örtüşen kaygılar ve belirgin ayrışma noktaları etrafında kümelenmektedir. Bu çalışmaların tümü, YZ’nın artık geleceğe ilişkin soyut bir tartışma konusu olmaktan çıktığı ve demokrasilerin işleyişini doğrudan etkileyen yapısal bir unsur durumuna geldiği konusunda görüş birliği içindedir. Bununla birlikte, risklerin niteliği, neden-sonuç ilişkileri ve çözüm yolları konusunda önemli farklılaşmalar vardır.

Ortak Noktalar

YZ’nın demokratik süreçler açısından sistemsel bir tehdit oluşturması: Çalışmaların tamamı, YZ temelli teknolojilerin demokrasi açısından marjinal ya da ikincil bir sorun olmadığı konusunda birleşmektedir. Derin sahte (deepfake) içerikler, yapay olarak üretilmiş kimlikler ve büyük ölçekli yanlış ve yanıltıcı bilgi yayma çalışmaları aracılığıyla seçimlerin, kamuoyu oluşumunun ve siyasal meşruluğun doğrudan etkilenebildiği vurgulanmaktadır. Slovakya ve Hindistan seçimleri gibi güncel örnekler, YZ’nın demokratik süreçlere müdahalesinin henüz olgunlaşmamış bir olasılık değil, eylemli olarak yaşanan bir gerçeklik olduğunu göstermektedir.

Bilgisel düzenin aşınması ve demokratik güven krizi: Makalelerin önemli bir kesişim noktası, demokrasinin bilgisel temellerinin zayıflamasıdır. Demokratik rejimler, yurttaşların en az düzeyde ortak bir gerçeklik algısını paylaşmalarına dayanır. YZ tarafından üretilen içeriklerin hızla çoğalması ve doğrulanmasının giderek zorlaşması, yalnızca yanlış bilginin yayılmasına değil, “doğrunun ayırt edilebileceği” inancının erozyona uğramasına yol açmaktadır. Bu durum, bazı yazarlar tarafından “siyasal nihilizm” [2] riski olarak tanımlanmakta ve yurttaşların siyasal süreçlerden bütünüyle kopmasının, yanıltıcı bilgilerin kendisinden bile daha yıkıcı olabileceği ileri sürülmektedir.

Teknolojik determinizmin reddi: Çalışmalar, YZ’nın demokrasi üzerinde kaçınılmaz ve tek yönlü bir etki yarattığı fikrini açık ya da örtük biçimde reddetmektedir. Ortak vurgu, YZ’nın sonuçlarının, onu yöneten siyasal kurumlara, hukuksal çerçevelere ve normatif tercihlere bağlı olduğu yönündedir. Bu çerçevede, demokrasinin algoritmalar tarafından otomatik olarak ne yıkılacağı ne de kurtarılacağı, belirleyici olanın insan iradesi ve yönetişim kapasitesi olduğu savunulmaktadır.

Ayrışan Noktalar

Rejim türünün rolü konusunda farklılaşma: Makaleler arasındaki en belirgin ayrışma, YZ’nın etkilerinin rejim türüne göre nasıl değiştiği sorununda ortaya çıkmaktadır. Bazı çalışmalar, YZ’yı liberal demokrasiler için ortak bir meydan okuma olarak ele alırken, Çin örneğine odaklanan çalışmalar, YZ’nın otoriter rejimlerde gözetim, baskı ve toplumsal denetimi derinleştiren bir araç olarak işlev gördüğünü vurgulamaktadır. Bununla birlikte, makalelerin çoğu rejim farkını sezgisel düzeyde kabul etmekle yetinmekte, YZ’nın demokratik, melez ve otoriter rejimlerde nasıl farklı sonuçlar ürettiğine ilişkin sistemli bir tipoloji geliştirmemektedir.

Kurumsal kapasiteye ilişkin iyimserlik ve kuşkuculuk: Çalışmalar arasında bir diğer ayrışma noktası, mevcut demokratik kurumların YZ kaynaklı riskleri yönetme kapasitesine ilişkin değerlendirmelerdir. Bazı yazarlar, denetim mekanizmaları, saydamlık yükümlülükleri, ulusal ve uluslararası düzenleyici çerçeveler yoluyla bu risklerin denetim altına alınabileceğini savunmaktadır. Buna karşılık, daha kuşkucu yaklaşan çalışmalar, mevcut kurumların tarihsel olarak daha yavaş ve öngörülebilir tehditlere göre tasarlandığını, bu nedenle hızla gelişen YZ teknolojileri karşısında yapısal olarak yetersiz kalabileceğini ileri sürmektedir.

Demokratik öznenin konumu: Makaleler, yurttaşların rolü konusunda da farklı bakış açıları sunmaktadır. Bazı çalışmalar bireysel düzeyde medya okuryazarlığı, “güven ama doğrula” yaklaşımı ve bilişsel disiplinin önemini vurgularken, diğerleri çözümün toplu ve kurumsallaşmış demokratik yeniliklerde, özellikle görüşmeci demokrasi mekanizmalarında yattığını savunmaktadır. Bu farklılık, demokratik dayanıklılığın bireysel bilinçlenme mi yoksa kurumsal tasarım mı üzerinden sağlanacağı sorusuna verilen farklı yanıtları yansıtmaktadır.

Açık Kalan Sorular ve Çözümleyici Boşluklar

Bu yedi çalışma, YZ’nın demokrasi açısından yarattığı riskleri kapsamlı biçimde tartışmakla birlikte, bazı temel soruları açık bırakmaktadır. Özellikle YZ’ya ilişkin düzenleyici çerçevelerin, otoriterleşme eğilimindeki rejimlerde nasıl araçsallaştırılabileceği sorunu yeterince ele alınmamaktadır. Benzer biçimde, büyük teknoloji şirketleri ve YZ laboratuvarlarının artan siyasal ve ekonomik gücünün demokratik hesap verebilirlik üzerindeki etkileri, bütünlüklü bir siyasal iktisat çözümlemesiyle tartışılmamaktadır.

Değerlendirme

Bir bütün olarak ele alındığında, bu yedi makale YZ’yı demokrasinin kaderini tek başına belirleyen bağımsız bir değişken olarak değil, mevcut siyasal ve kurumsal devingenlerini hızlandıran bir çarpan olarak konumlandırmaktadır. Ortaklaşan kaygılar, demokrasinin bilgisel temellerinin aşınması ve mevcut yönetişim kapasitesinin yetersizliğine işaret ederken, ayrışan yaklaşımlar, rejim türü, kurumsal uyum ve demokratik öznenin rolü konularında yoğunlaşmaktadır. Bu yazın, YZ’nın demokrasiler için son bir tehdit ya da kurtarıcıdan çok, demokrasinin nasıl yönetileceğine ilişkin siyasal soruları daha acil ve kaçınılmaz duruma getirdiğini göstermektedir.

Bu kuramsal çerçeve doğrultusunda, çalışmanın bu bölümünde Journal of Democracy’de yayımlanan yedi güncel makale karşılaştırmalı olarak irdelenmektedir. Amaç, söz konusu çalışmaların YZ ve demokrasi ilişkisini hangi ortak varsayımlar üzerinden ele aldığını, hangi noktalarda ayrıştığını ve özellikle rejim bağlamının yazında nasıl konumlandırıldığını ortaya koymaktır. Bu çözümleme, YZ’nın demokratik ve otoriter rejimlerde farklı siyasal sonuçlar üretmesine ilişkin örtük varsayımları görünür kılmayı ve yazındaki çözümleyici boşlukları saptamayı hedeflemektedir.

ÇÖZÜMLEME

Bu bölüm, önceki sentezden hareketle, YZ’nın demokrasi üzerindeki etkilerini rejim bağlamı temelinde çözümleyici olarak değerlendirmektedir.

YZ Teknolojilerinin Demokratik Siyasal Süreçler Üzerindeki Etkileri: Rejim Türlerine Göre Bir Değerlendirme

Bu bölüm, çalışmanın birinci araştırma sorusuna odaklanmaktadır: YZ teknolojilerinin demokratik siyasal süreçler üzerindeki etkileri, farklı rejim türlerinde nasıl farklılaşmaktadır? Bu soru, YZ’nın siyasal sonuçlarının teknolojiye içkin özelliklerden çok, içinde işlediği rejimin kurumsal ve normatif yapısı tarafından belirlendiği varsayımına dayanmaktadır.

Demokratik Rejimlerde YZ ve Kırılganlık ve Gizil Güç Arasında Kalmak: Demokratik rejimlerde YZ, ikili bir karakter sergilemektedir. Bir yandan, karar alma süreçlerinin desteklenmesi, yurttaş katılımının artırılması ve kamusal tartışmaların daha kapsayıcı kılınması gibi alanlarda önemli bir gizil güç barındırmaktadır. Büyük veri çözümlemeleri ve doğal dil işleme araçları, kamuoyunun taleplerinin daha hızlı ve sistemli biçimde saptanmasına olanak tanıyabilmektedir. Bu yönüyle YZ, demokratik yönetişimi güçlendirebilecek tamamlayıcı bir araç olarak değerlendirilebilir. Öte yandan, incelenen makalelerin ortak biçimde ortaya koyduğu üzere, demokratik rejimlerde asıl risk, YZ’nın bilgisel güveni aşındırıcı etkisi üzerinden belirginlik kazanmaktadır. Derin sahte içerikler, otomatikleştirilmiş propaganda ve hedefli yanlış bilgilendirme, seçim süreçlerinin bütünlüğünü zedeleyebilmekte ve yurttaşların siyasal tercihlerinin yönlendirmeye açık duruma gelmesine yol açmaktadır. Bu durum, demokratik rejimlerin dayandığı serbest ve adil yarışma ilkesini zayıflatmakta ve siyasal meşruluğu tartışmalı kılmaktadır. Demokratik rejimlerde YZ’nın yarattığı bu kırılganlık, özellikle kurumsal denge ve denetim mekanizmalarının zayıfladığı, medya çoğulculuğunun gerilediği ve kutuplaşmanın derinleştiği bağlamlarda daha belirgin olmaktadır. Bu koşullar altında YZ, demokratik işleyişi destekleyen bir araç olmaktan çıkarak, demokratik gerilemeyi hızlandıran bir mekanizma işlevi görebilmektedir.

Melez Rejimlerde YZ ve Yarışmacı Otoriterliğin Derinleşmesi: Melez ya da yarışmacı otoriter rejimlerde YZ, demokratik kurumların biçimsel varlığını sürdürdüğü ancak eylemli olarak işlevsizleştiği bir siyasal ortamda devreye girmektedir. Bu rejimlerde seçimler, medya ve yargı gibi kurumlar tamamen ortadan kaldırılmamakta, ancak siyasal iktidarın lehine çalışacak şekilde yeniden yapılandırılmaktadır. YZ, bu yeniden yapılandırma sürecini daha etkili ve düşük maliyetli kılan bir araç olarak öne çıkmaktadır. YZ temelli içerik üretimi ve veri çözümlemesi, muhalefetin söylemlerinin izlenmesi, hedefli karşı-propaganda geliştirilmesi ve kamuoyunun alt bölümlere ayrılarak yönlendirilmesi gibi uygulamaları olanaklı kılmaktadır. Bu durum, siyasal yarışmanın biçimsel olarak sürdüğü ancak özünde eşitsizleştiği bir ortam yaratmaktadır. Dolayısıyla YZ, melez rejimlerde demokratik süreçleri tamamen ortadan kaldırmadan, onların içini boşaltan bir işlev üstlenmektedir.

Otoriter Rejimlerde YZ Gözetim ve Merkezileşme Aracı: Otoriter rejimlerde YZ’nın siyasal etkileri, demokratik rejimlerden niteliksel olarak farklılaşmaktadır. Bu bağlamda YZ, öncelikle gözetim kapasitesini artıran ve siyasal iktidarın toplumsal denetimini derinleştiren bir araç olarak kullanılmaktadır. Gelişmiş yüz tanıma sistemleri, davranış çözümlemesi algoritmaları ve büyük veri temelli izleme mekanizmaları, muhalefetin erken aşamada saptanmasını ve bastırılmasını olanaklı kılmaktadır. İncelenen çalışmalar, özellikle Çin örneğinde, YZ’nın yalnızca teknik bir araç değil, otoriter yönetişimin ayrılmaz bir bileşeni durumuna geldiğini göstermektedir. Bu tür rejimlerde YZ, insan emeğinin yerini alan bir otomasyon unsuru olmanın ötesinde, siyasal iktidarın sürekliliğini sağlayan stratejik bir altyapı işlevi görmektedir. Böylece siyasal baskı, daha görünmez, daha sürekli ve daha sistemli bir nitelik kazanmaktadır.

Karşılaştırmalı Değerlendirme: Bu çözümleme, YZ teknolojilerinin siyasal etkilerinin rejim türüne göre anlamlı biçimde farklılaştığını ortaya koymaktadır. Demokratik rejimlerde YZ, bilgisel güveni zayıflatarak demokratik kırılganlıkları artırırken, melez rejimlerde yarışmacı otoriterliğin derinleşmesine hizmet etmekte ve otoriter rejimlerde ise gözetim ve baskı kapasitesini yapısal olarak güçlendirmektedir. Dolayısıyla YZ, siyasal rejimlerden bağımsız, tek tip sonuçlar üreten bir teknoloji değil, mevcut rejimsel devingenleri hızlandıran ve pekiştiren bir siyasal araç olarak işlev görmektedir.

Demokratik Rejimlerde YZ, Bilgisel Güven ve Siyasal Meşruluğun Aşınması

Bu bölüm, çalışmanın ikinci araştırma sorusuna odaklanmaktadır: YZ temelli uygulamalar, demokratik rejimlerde bilgisel güven, siyasal meşruluk ve yurttaş katılımı üzerinde ne tür etkiler yaratmaktadır? Bu soru, demokrasinin yalnızca kurumsal düzenlemelere değil, aynı zamanda paylaşılan bilişsel ve normatif temellere dayandığı varsayımından hareket etmektedir.

Bilgisel Güvenin Demokratik İşlevi: Demokratik rejimler, yurttaşların siyasal tercihlerini oluştururken en az düzeyde güvenilir bilgiye erişebildikleri ve bu bilginin doğruluğunu değerlendirebildikleri bir kamusal alan varsayımına dayanır. Seçimler, kamusal tartışmalar ve temsil mekanizmaları, bu ortak bilgisel zemin üzerinde anlam kazanır. Bilgisel güvenin aşınması, bu nedenle, demokrasinin yalnızca işleyişini değil, meşruluk temelini de doğrudan etkilemektedir. İncelenen makaleler, YZ teknolojilerinin bu bilgisel zemini çok boyutlu biçimde zayıflattığını göstermektedir. Özellikle üretken (generatif) YZ uygulamaları, sahte ancak ikna edici içeriklerin büyük ölçeklerde ve düşük maliyetle üretilmesini olanaklı kılmakta ve doğru ile yanlış arasındaki ayrımı giderek belirsizleştirmektedir.

Yanıltıcı Bilgiden Bilgisel Nihilizme: YZ kaynaklı yanıltıcı bilgi yayımı demokratik rejimler için yeni bir olgu değildir. Ancak bu çalışmalarda vurgulanan temel farklılık, sorunlu bilginin niceliğinden çok niteliğidir. YZ tarafından üretilen içerikler, yalnızca yanlış bilgi yaymakla kalmamakta ve yurttaşların doğrulama süreçlerine olan inancını da aşındırmaktadır. “Gördüğüne inanma” ilkesinin geçerliliğini yitirmesi, kamusal tartışmayı akılcı zeminden uzaklaştırmaktadır. Bu süreç, bazı çalışmalarda “siyasal nihilizm” kavramıyla ifade edilmektedir. Yurttaşlar, karşılaştıkları bilginin doğruluğunu ayırt edemeyeceklerini düşündüklerinde, siyasal katılımdan bütünüyle çekilme ya da yalnızca kendi inançlarını doğrulayan kapalı bilgi evrenlerine yönelme eğilimi göstermektedir. Her iki durumda da demokratik görüşme zayıflamakta ve siyasal kutuplaşma derinleşmektedir.

Siyasal Meşruluğun Aşınması: Bilgisel güvenin zayıflaması, doğrudan siyasal meşruluk sorunlarına yol açmaktadır. Seçim sonuçlarının yönlendirildiğine ilişkin yaygın kuşkular, temsil ilişkisini tartışmalı duruma getirmekte ve siyasal iktidarın hukuksal ve ahlaksal dayanaklarını aşındırmaktadır. İncelenen yazında, YZ destekli yönlendirmenin seçimlerin teknik doğruluğundan çok, algılanan adaletini hedef aldığı vurgulanmaktadır. Bu bağlamda meşruluk krizi, seçimlerin eylemli olarak hileli olup olmamasından bağımsız olarak ortaya çıkabilmektedir. YZ temelli yanıltıcı bilgiler seçim süreçlerinin saydam ve güvenilir olduğu inancını zedelediğinde, demokratik rejimler kendi içsel meşruluk kaynaklarını tüketme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.

Yurttaş Katılımı ve Demokratik Dayanıklılık: Bilgisel güven ve meşruluk arasındaki bu kopuş, yurttaş katılımını da doğrudan etkilemektedir. YZ’nın yarattığı bilgi kirliliği ortamında yurttaşlar, siyasal süreci anlamlandırmakta zorlanmakta ve katılımın anlamlı olduğuna ilişkin inançlarını yitirebilmektedir. Bu durum, demokratik dayanıklılığı zayıflatan bir geri besleme döngüsü yaratmaktadır: azalan katılım, temsil kapasitesini düşürmekte ve temsil kapasitesinin düşmesi ise meşruluk krizini derinleştirmektedir. Bununla birlikte, bazı çalışmalar YZ’nın uygun kurumsal çerçeveler altında, yurttaş katılımını destekleyici biçimde de kullanılabileceğini ileri sürmektedir. Ancak bu gizil gücün yaşama geçirilebilmesi, güçlü hukuk devleti ilkeleri, saydam yönetişim ve bağımsız denetim mekanizmalarının varlığına bağlıdır. Bu koşulların zayıf olduğu bağlamlarda YZ, demokratik katılımı güçlendirmekten çok, onu anlamsızlaştıran bir unsur durumuna gelmektedir.

Değerlendirme: Bu çözümleme, YZ’nın demokratik rejimlerdeki etkilerinin öncelikle bilgisel güven ve siyasal meşruluk ekseninde yoğunlaştığını ortaya koymaktadır. YZ, demokratik kurumları doğrudan ortadan kaldırmadan, onların bilişsel ve normatif temellerini aşındırarak demokratik işleyişi zayıflatmaktadır. Bu durum, YZ’nın demokrasi üzerindeki en yıkıcı etkisinin, görünür baskıdan çok, görünmez bir güven erozyonu yoluyla gerçekleştiğini göstermektedir.

Otoriter ve Otoriterleşen Rejimlerde YZ ve Siyasal İktidarın Merkezileşmesi

Bu bölüm, çalışmanın üçüncü araştırma sorusuna odaklanmaktadır: YZ teknolojileri, otoriter ve otoriterleşme eğilimindeki rejimlerde siyasal iktidarın merkezileşmesine ve sürekliliğine nasıl katkı sağlamaktadır? Bu soru, YZ’nın bu tür rejimlerde tarafsız bir teknolojik yenilik değil, doğrudan iktidar ilişkilerini yeniden üreten bir siyasal araç olarak işlev gördüğü varsayımına dayanmaktadır.

YZ ve Gözetimin Yapısal Derinleşmesi: Otoriter rejimlerde siyasal iktidarın sürekliliği, büyük ölçüde muhalefetin erken saptanması, toplumsal seferberliğin engellenmesi ve kamusal alanın sıkı denetimi ile olanaklıdır. İncelenen çalışmalar, YZ teknolojilerinin bu işlevleri daha sistemli, daha düşük maliyetli ve daha görünmez biçimde yerine getirmeyi olanaklı kıldığını göstermektedir. Yüz tanıma sistemleri, davranışsal veri çözümlemesi ve otomatik risk profilleme araçları, bireylerin yalnızca eylemlerini değil, gizil güç olarak siyasal eğilimlerini de izlenebilir duruma getirmektedir. Bu durum, baskının niteliğinde önemli bir dönüşüme işaret etmektedir. Geleneksel otoriter rejimlerde baskı çoğu zaman tepkisel ve seçici iken, YZ destekli yönetişimde baskı öngörücü ve sürekli bir özellik kazanmaktadır. Böylece siyasal iktidar, muhalefeti bastırmak için kriz anlarını beklemek zorunda kalmamakta ve toplumsal muhalefeti daha ortaya çıkmadan etkisizleştirebilmektedir.

Karar Alma Süreçlerinin Merkezileşmesi ve Otomasyonu: YZ’nın otoriter rejimlerdeki bir diğer temel etkisi, karar alma süreçlerinin merkezileşmesini hızlandırmasıdır. Büyük veri çözümlemesi ve algoritmik kestirim modelleri, siyasal kararların sınırlı bir yürütme elitinin denetiminde alınmasını kolaylaştırmaktadır. Bu süreçte teknik uzmanlık, demokratik hesap verebilirliğin yerini almakta ve algoritmik çıktılar siyasal sorumluluğu görünmez kılmaktadır. İncelenen makaleler, özellikle otoriterleşme sürecindeki rejimlerde, YZ’nın bürokratik özerkliği zayıflattığını ve kamu yönetimini yürütmenin uzantısı durumuna getirdiğini vurgulamaktadır. Algoritmalar, siyasal tercihlerin teknik zorunluluklar olarak sunulmasına olanak tanımakta ve böylece siyasal kararlar tartışma dışı bırakılmaktadır. Bu durum hem siyasal çoğulculuğu hem de kurumsal denge ve denetim mekanizmalarını aşındırmaktadır.

Seçici Özendirme ve Cezalandırma Mekanizmaları: YZ, otoriter rejimlerde yalnızca baskı aracı olarak değil, aynı zamanda seçici özendirme ve cezalandırma mekanizması olarak da kullanılmaktadır. Büyük veri temelli çözümlemeler, rejime sadık grupların saptanmasını ve bu gruplara yönelik maddi ya da simgesel ödüllerin hedefli biçimde dağıtılmasını olanaklı kılmaktadır. Benzer biçimde, gizil güç muhalifler de yönetsel yaptırımlar, ekonomik dışlama veya toplumsal görünmezlik yoluyla sistemli biçimde cezalandırılabilmektedir. Bu seçicilik, baskının toplumsal maliyetini düşürmekte ve rejimin geniş çaplı hoşnutsuzlukla karşılaşmadan iktidarını sürdürmesini sağlamaktadır. Dolayısıyla YZ, otoriter rejimlerde yalnızca zor kullanımını değil, rıza üretimini de daha etkili kılan bir araç olarak işlev görmektedir.

Otoriterleşme Sürecindeki Rejimler ve Hızlandırıcı Etki: İncelenen çalışmaların önemli bir ortak noktası, YZ’nın özellikle otoriterleşme sürecindeki rejimlerde kritik bir hızlandırıcı rol oynadığı yönündedir. Bu rejimlerde demokratik kurumlar biçimsel olarak varlığını sürdürmekte, ancak YZ temelli uygulamalar, bu kurumların işlevlerini eylemli olarak etkisizleştirmektedir. Seçimler yapılmakta, ancak sonuçları yönlendirmeye açık duruma gelmekte, yargı ve bürokrasi varlığını korumakta, ancak algoritmik yönlendirme yoluyla siyasal iktidara bağımlı kılınmaktadır. Bu bağlamda YZ, otoriterleşmeyi görünür bir kopuş yerine, kademeli ve teknik bir dönüşüm süreci olarak gerçekleştirmektedir. Bu durum, ulusal ve uluslararası düzeyde otoriterleşmenin saptanmasını ve müdahale edilmesini zorlaştırmaktadır.

Değerlendirme: Bu çözümleme, YZ’nın otoriter ve otoriterleşen rejimlerde siyasal iktidarın merkezileşmesini hem derinleştiren hem de görünmez kılan bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. YZ, baskıyı otomatikleştirerek, karar alma süreçlerini merkezileştirerek ve seçici rıza üretimini olanaklı kılarak otoriter yönetişimi yapısal olarak güçlendirmektedir. Bu nedenle YZ, bu rejimlerde demokratikleşmeye katkı sunan bir araç olmaktan çok, otoriterliğin kurumsal ve teknolojik altyapısını oluşturmaktadır.

YZ’ya İlişkin Düzenleyici ve Yönetişim Çerçeveleri: Demokratik Hesap Verebilirlik Açısından Rejim Temelli Bir Çözümleme

Bu bölüm, çalışmanın dördüncü araştırma sorusuna odaklanmaktadır: YZ’ya ilişkin düzenleyici ve yönetişim çerçeveleri, farklı siyasal rejimlerde demokratik hesap verebilirliği ne ölçüde güçlendirmekte ya da zayıflatmaktadır? Bu soru, YZ’nın siyasal etkilerinin yalnızca kullanım biçimlerinden değil, aynı zamanda bu kullanımı çevreleyen hukuksal ve kurumsal düzenlemelerden de etkilendiği varsayımına dayanmaktadır.

Demokratik Rejimlerde Düzenleme ve Saydamlık ve Sınırlandırma Arayışı: Demokratik rejimlerde YZ’ya ilişkin düzenleyici çerçeveler, temelde bireysel hakların korunması, saydamlık ve hesap verebilirlik ilkeleri etrafında şekillenmektedir. İncelenen makaleler, bu rejimlerde YZ’nın kamu yönetimi ve siyasal süreçlerde kullanımının giderek daha fazla hukuksal sınırlamaya tabi tutulduğunu göstermektedir. Algoritmik karar alma süreçlerinin denetlenebilirliği, veri kaynaklarının açıklığı ve etki değerlendirmeleri, bu düzenlemelerin merkezinde yer almaktadır. Bununla birlikte, demokratik rejimlerdeki temel sorun, düzenleyici kapasitenin teknolojik gelişmenin hızına yetişememesidir. YZ sistemlerinin karmaşıklığı, parlamenter denetim ve yargısal gözetim mekanizmalarının etkililiğini sınırlayabilmektedir. Bu durum, düzenlemenin varlığına karşın, eylemli hesap verebilirliğin zayıflamasına yol açabilmektedir. Dolayısıyla demokratik rejimlerde YZ yönetişimi, normatif açıdan güçlü ancak uygulamada kırılgan bir yapı sergilemektedir.

Melez Rejimlerde Düzenleme ve Biçimsel Hukuk, Sınırlı Hesap Verebilirlik: Melez ve yarışmaca otoriter rejimlerde YZ’ya ilişkin düzenleyici çerçeveler çoğu zaman biçimsel bir hukuksal yapıya sahiptir. Bu rejimlerde veri koruma yasaları, etik ilkeler ve denetim kurumları kağıt üzerinde varlığını sürdürmekte ancak siyasal iktidarın kullanım alanlarını sınırlayacak gerçek bir özerkliğe sahip olmamaktadır. İncelenen çalışmalar, bu tür düzenlemelerin çoğu zaman uluslararası meşruluk sağlama amacıyla benimsendiğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda düzenleme, demokratik hesap verebilirliği güçlendiren bir mekanizma olmaktan çok, YZ temelli uygulamaların siyasal denetimden bağışık tutulmasını meşrulaştıran bir araç durumuna gelebilmektedir. Algoritmik kararlar, “teknik zorunluluk” ya da “yönetsel verimlilik” söylemiyle siyasal tartışmanın dışına çıkarılmakta ve böylece hesap verebilirlik daha da zayıflamaktadır.

Otoriter Rejimlerde Düzenleme ve Denetimin Kurumsallaşması: Otoriter rejimlerde YZ’ya ilişkin düzenleyici çerçeveler, demokratik hesap verebilirliği sağlama amacı taşımaktan çok, siyasal denetimin kurumsallaştırılmasına hizmet etmektedir. Bu rejimlerde düzenleme, çoğu zaman veri erişimini merkezileştiren, güvenlik kurumlarının yetkilerini genişleten ve yurttaşların hukuksal itiraz yollarını sınırlandıran bir işlev görmektedir. İncelenen yazında, özellikle ulusal güvenlik ve kamu düzeni gerekçeleriyle yapılan düzenlemelerin, YZ temelli gözetim ve izleme uygulamalarını hukuksal açıdan koruma altına aldığı vurgulanmaktadır. Bu durum, YZ’nın otoriter rejimlerde hesap verebilirliği zayıflatan değil, doğrudan ortadan kaldıran bir yönetişim aracına dönüştüğünü göstermektedir.

Değerlendirme: Bu çözümleme, YZ’ya ilişkin düzenleyici ve yönetişim çerçevelerinin, rejim türüne bağlı olarak demokratik hesap verebilirlik üzerinde farklı ve çoğu zaman zıt etkiler yarattığını göstermektedir. Demokratik rejimlerde düzenleme, hesap verebilirliği güçlendirme gizil gücü taşımakla birlikte, kurumsal kapasite ve siyasal irade eksikliği nedeniyle sınırlı kalabilmektedir. Melez rejimlerde düzenleme, çoğunlukla simgesel bir işlev görmekte ve otoriter rejimlerde ise YZ temelli denetim mekanizmalarını meşrulaştıran bir araç durumuna gelmektedir. Sonuç olarak, YZ’ya ilişkin düzenleyici çerçeveler, kendi başlarına demokratik hesap verebilirliği güvence altına alan mekanizmalar değildir. Bu çerçevelerin etkisi, içinde işledikleri siyasal rejimin normatif öncelikleri ve kurumsal yapıları tarafından belirlenmektedir. YZ yönetişimi, demokratik rejimlerde dahi, güçlü hukuk devleti ilkeleri ve etkili denetim mekanizmalarıyla desteklenmediği sürece, hesap verebilirliği güçlendirmekten çok, onu teknik bir sis perdesi arkasında görünmez kılma riski taşımaktadır.

Akademik Yazında Rejim Bağlamı ve Çözümleyici Boşluklar

Bu bölüm, YZ ile demokrasi ilişkisini ele alan akademik yazının, rejim bağlamını ne ölçüde dikkate aldığını ve bu bağlamda hangi kavramsal, çözümleyici ve yöntembilimsel boşlukların bulunduğunu tartışmaya açmaktadır. İncelenen yazın, YZ teknolojilerinin siyasal etkilerine ilişkin önemli içgörüler sunsa da bu etkilerin rejim türleri bağlamında sistemli olarak ele alınmasına yönelik kapsamlı bir çerçeve geliştirme konusunda önemli eksiklikler göstermektedir.

Rejim Bağlamının Sınırlı veya Örtük İşlenmesi: Mevcut yazında rejim bağlamı, çoğunlukla örtük veya parçalı bir kavramsallaştırmayla ele alınmaktadır. Birçok çalışma, YZ’nın demokratik, otoriter ya da hibrit siyasal sistemlerde farklı etkiler yaratabileceğini sezdirse de bu farklılaşmanın nedensel mekanizmaları ve sistemli koşulları net bir şekilde tanımlanmamaktadır. Rejim türlerinin özellikleri ile YZ uygulamalarının siyasal sonuçları arasındaki ilişki çoğu zaman açıklayıcı bir tipoloji veya kuramsal modelle ortaya konulmamaktadır. Bu eksiklik, akademik yazının teknolojiye odaklanan düzeyde kalmasına yol açmakta ve YZ’nın ne tür siyasal sonuçlar doğurduğu üzerine yoğunlaşan açıklamalar, bu sonuçların hangi siyasal yapı ve kurumsal çerçeve içinde anlam kazandığına ilişkin çözümleyici netlikten yoksun kalmaktadır.

Rejimsel Farklılaşmayı Kurumsal Boyutla Bağdaştırma Eksikliği: Bir diğer önemli boşluk, rejimsel farklılaşmayı yalnızca siyasal sistem türüyle açıklama eğilimiyle sınırlı kalmasıdır. Örneğin çalışmalar, Çin gibi otoriter rejimlere ait olay çözümlemeleri sunmakta, liberal demokrasilerde YZ’nın katılımı artırıcı gizil gücünden bahsetmekte fakat bu farklılaşmayı kurumsal kapasite, hukuk devleti ilkeleri, sivil toplumun rolü ve medya çoğulculuğu gibi somut değişkenlerle bağdaştıran kapsamlı modeller geliştirmemektedir. Bu durum, rejim türü ve YZ’nın etkileri arasındaki ilişkinin bağlamsal koşullarla (örneğin özgür basın, yargı bağımsızlığı, parti sistemleri) nasıl belirlendiğini saptamayı zorlaştırmaktadır. Bu tür bağlamsal değişkenler, yalnızca rejim tipiyle sınırlı kalmayıp, demokrasinin dayanıklılığını etkileyen kurumsal başarım göstergeleriyle ilişkilidir. Yazında bu boyut yeterince sistemli biçimde işlenmemektedir.

Rejimlerin Devingen Doğasını Yeterince Hesaba Katmama: Yazında dikkat çeken bir diğer boşluk, rejimlerin durağan kategoriler olarak ele alınmasıdır. Demokratik, melez ve otoriter rejimler genellikle birbirinden keskin sınırlarla ayrılmış gibi sunulmakta, ancak gerçek siyasal süreçler, rejimlerin zaman içinde dönüşebildiğini göstermektedir. Otoriterleşme, demokratik gerileme veya demokratik yenilenme gibi süreçler, YZ’nın siyasal etkilerinin ortaya çıkışı ve yönü üzerinde belirleyici olabilmektedir. Bu dönüşüm süreçleri, yazında gerçek zamanlı ve karşılaştırmalı biçimde ele alınmadığı için, YZ’nın demokratik yozlaşma ile demokratik direnç arasındaki rolü tam olarak anlaşılmamaktadır. Rejim değişiminin süreç boyutu, mevcut yazında sistemli açıklama alanı bulamamaktadır.

Düzenleyici Çerçevelerin Rejimsel Bağlamda Çözümlemesi Eksikliği: YZ’ya ilişkin düzenleyici ve yönetişim çerçeveleri üzerine çok sayıda önerme geliştirilmiş olmakla birlikte, bu önerilerin rejim bağlamında nasıl sonuçlar doğuracağı üzerine ayrıntılı çalışmalar sınırlıdır. Akademik yazın, düzenleme fikirlerini normatif düzeyde tartışırken, bu normların farklı rejimlerde uygulamada ne tür demokratik sonuçlar üreteceğini sistemli biçimde ele almamaktadır. Örneğin, bir etik yönerge veya saydamlık mekanizmasının bir liberal demokraside demokratik hesap verebilirliği güçlendirmesine ilişkin çıkarımlar yapılabilmekte ancak bu tür düzenlemelerin melez veya otoriter rejimlerde nasıl araçsallaştırılabileceği ya da demokratik kurumları ne ölçüde aşındıracağına ilişkin çözümleyici modeller veya deneysel değerlendirmeler yok denecek kadar az bulunmaktadır.

Birey–Kurum Arasındaki Etkileşimin Rejimsel Boyutu: Son olarak, mevcut yazında, yurttaşların siyasal davranışlarının, YZ temelli bilgi ortamıyla nasıl ilişkilendiğine ilişkin bireysel düzey çözümlemeler bulunmakla birlikte, bu mikro düzey çıktılar ile makro düzey rejim yapıları arasındaki etkileşimi kavramsal olarak birleştiren bütüncül modeller sınırlıdır. Yani, bireylerin bilgiye erişim ve değerlendirme davranışlarının rejimlerin kurumsal özellikleriyle nasıl bir etkileşim içinde olduğu, yazında sistemli biçimde ele alınmamaktadır.

Değerlendirme ve Yazındaki Temel Çözümleyici Boşluklar: Bu inceleme, akademik yazının YZ ile demokrasi ilişkisini incelerken önemli katkılar sunmakla birlikte, rejim bağlamını sistemli ve kuramsal bir eksen olarak konumlandırma konusunda eksik kaldığını ortaya koymaktadır. Bu boşluklar şöyle özetlenebilir: Rejim bağlamının örtük veya parçalı ele alınmasını nedensel mekanizmalar açıkça tanımlanmamaktadır. Kurumsal kapasite ve normatif ilkelerle ilişkilendirme eksikliği rejim türü ile somut demokratik çıktı arasındaki bağlantı kurulamamaktadır. Rejim devingenlerinin durağan kategoriler olarak değerlendirilmesini açıklayan dönüşüm süreçleri çözümleyici olarak ihmal edilmektedir. Düzenleyici çerçevelerin rejimsel etkilerinin modellenmemesi farklı rejimlerde uygulama sonuçlarına ilişkin çözümlemeler göz önüne alındığında sınırlı kalmaktadır. Mikro düzey bireysel davranış ile makro düzey rejim yapıları arasındaki etkileşim yeteri kadar açıklığa kavuşturulmamıştır.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, YZ ile demokrasi arasındaki ilişkiyi, mevcut akademik yazında çoğu zaman ihmal edilen rejim bağlamı ekseninde ele alarak, teknolojik gelişmelerin siyasal sonuçlarının bağlamsal ve kurumsal koşullara bağlı olarak nasıl farklılaştığını göstermeyi amaçlamıştır. Journal of Democracy’de yayımlanan yedi güncel makalenin karşılaştırmalı irdelenmesine dayanan çözümleme, YZ’nın ne özsel olarak demokratik ne de kaçınılmaz biçimde otoriter sonuçlar üreten bir teknoloji olduğunu, aksine, içinde işlediği siyasal rejimlerin kurumsal ve normatif özelliklerini hızlandıran bir araç olarak işlev gördüğünü göstermektedir.

Çalışmanın bulguları, YZ’nın demokratik rejimlerde öncelikle bilgisel güven ve siyasal meşruluk üzerinde yıkıcı etkiler yarattığını vurgulamaktadır. YZ temelli yanıltıcı bilgi yayımı, yalnızca yanlış bilginin yayılmasını değil, kamusal tartışmanın dayandığı ortak gerçeklik algısının aşınmasını da beraberinde getirmektedir. Bu durum, demokratik süreçlerin teknik olarak işlemesini olanaklı kılmaya devam ederken, onların normatif temelini zayıflatmakta ve demokratik yönetişimi kırılgan duruma getirmektedir. Demokratik rejimlerde YZ’nın yarattığı temel risk, bu bağlamda, açık baskıdan çok görünmez bir güven erozyonu yoluyla ortaya çıkmaktadır.

Melez ve otoriterleşme eğilimindeki rejimlerde ise YZ, demokratik kurumları tamamen ortadan kaldırmadan, onların içini boşaltan bir hızlandırıcı işlev görmektedir. Seçimler, yargı ve bürokrasi gibi kurumlar biçimsel varlıklarını sürdürürken, YZ temelli uygulamalar bu kurumların siyasal iktidar karşısındaki özerkliğini eylemli olarak ortadan kaldırmaktadır. Bu durum, otoriterleşmenin ani kopuşlar yerine, teknik ve yönetsel süreçler aracılığıyla kademeli biçimde ilerlemesine olanak tanımaktadır.

Otoriter rejimlerde YZ, gözetim kapasitesini derinleştirerek, karar alma süreçlerini merkezileştirerek ve seçici özendirme–cezalandırma mekanizmalarını otomatikleştirerek siyasal iktidarın sürekliliğini yapısal olarak güçlendirmektedir. Bu bağlamda YZ, yalnızca bir yönetim aracı değil, otoriter yönetişimin kurumsal altyapısının ayrılmaz bir bileşeni durumuna gelmektedir. Baskının görünmezleşmesi ve süreklilik kazanması, bu rejimlerde siyasal muhalefetin örgütlenmesini daha da zorlaştırmaktadır.

Çalışmanın önemli bir katkısı, YZ’ya ilişkin düzenleyici ve yönetişim çerçevelerinin demokratik hesap verebilirlik üzerindeki etkilerinin de rejim bağlamına bağlı olarak değiştiğini ortaya koymasıdır. Demokratik rejimlerde düzenleme, kuramsal olarak hesap verebilirliği güçlendirme gizil gücüne sahip olmakla birlikte, kurumsal kapasite ve siyasal irade eksiklikleri nedeniyle çoğu zaman sınırlı kalmaktadır. Melez rejimlerde düzenleme, sıklıkla simgesel ve meşrulaştırıcı bir işlev görmekte ve otoriter rejimlerde ise YZ temelli denetim mekanizmalarını hukuksal bir çerçeve içine alarak kurumsallaştırmaktadır. Dolayısıyla düzenleme, rejim bağlamından bağımsız olarak ele alındığında, demokratik bir çözüm olmaktan çok yanıltıcı bir güvenlik hissi yaratma riski taşımaktadır.

Bu bulgular ışığında, mevcut akademik yazının önemli bir çözümleyici boşluğuna işaret etmek olanaklıdır. YZ ile demokrasi arasındaki ilişkiyi ele alan çalışmalar, çoğu zaman rejim bağlamını örtük biçimde kabul etmekte, ancak bu bağlamı açıklayıcı bir kuramsal eksen durumuna getirmemektedir. Rejimlerin devingen doğası, kurumsal kapasite farklılıkları ve otoriterleşme süreçleri, YZ’nın siyasal etkilerini anlamada merkezi öneme sahip olmasına karşın, yazında sistemli biçimde ele alınmamaktadır. Bu çalışma, söz konusu boşluğu doldurmayı ve ‘YZ–demokrasi’ ilişkisini rejim-temelli bir çözümleyici çerçeve içinde yeniden düşünmeyi önermektedir.

Sonuç olarak, YZ teknolojilerinin demokratik geleceği belirleyeceği yönündeki iddialar, ancak bu teknolojilerin hangi rejimsel, kurumsal ve normatif bağlamlarda kullanıldığı dikkate alındığında anlamlı duruma gelmektedir. YZ, demokrasiyi ne otomatik olarak güçlendiren ne de kaçınılmaz biçimde zayıflatan bir etmendir, aksine, mevcut siyasal düzenin yönelimlerini hızlandıran ve derinleştiren bir araçtır. Bu nedenle YZ’ya ilişkin akademik ve siyasal tartışmaların, teknoloji merkezli yaklaşımlardan rejim merkezli çözümlemelere yönelmesi, demokratik dayanıklılığı koruma çabaları açısından kritik bir önem taşımaktadır.

SİYASA ÇIKARIMLARI

Bu çalışmanın bulguları, YZ ile demokrasi arasındaki ilişkinin teknoloji merkezli değil, rejim ve kurumsal bağlam merkezli bir siyasa yaklaşımını zorunlu kıldığını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda geliştirilecek siyasa çerçevelerinin, YZ’nın olası demokratik katkılarını otomatik varsaymak yerine, farklı rejim türlerinde yaratabileceği asimetrik ve çoğu zaman olumsuz etkileri dikkate alması gerekmektedir. Aşağıda sunulan siyasa çıkarımları, bu bağlamsal farklılaşmayı esas almaktadır.

Demokratik Rejimler İçin: Bilgisel Güveni Merkez Alan Siyasa Öncelikleri

Demokratik rejimlerde YZ’ya ilişkin siyasa çerçevelerinin öncelikli hedefi, teknik verimlilikten çok bilgisel güvenin korunması olmalıdır. Bu çalışma, YZ kaynaklı tehdidin esas olarak seçim süreçlerinin teknik bütünlüğünden değil, kamusal tartışmanın dayandığı ortak gerçeklik algısının aşınmasından kaynaklandığını göstermektedir. Bu nedenle siyasa yapıcıların, yanıltıcı bilgiyle savaşımı yalnızca içerik denetimi veya platform düzenlemeleri ile sınırlamaması gerekmektedir. Bu bağlamda, YZ tarafından üretilen içeriklerin açık biçimde etiketlenmesini zorunlu kılan düzenlemeler, seçim dönemlerinde algoritmik içerik yayılımına ilişkin saydamlık yükümlülükleri ve bağımsız ve çoğulcu doğrulama mekanizmalarının kurumsal olarak desteklenmesi demokratik hesap verebilirliği güçlendiren temel araçlar olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu önlemlerin ifade özgürlüğünü daraltacak biçimde uygulanması, demokratik meşruluğu daha da zayıflatma riski taşıdığından, hukuksal güvencelerle desteklenmesi zorunludur.

Otoriterleşme Eğilimindeki Rejimler İçin: Düzenlemenin Araçsallaştırılması Riski

Bu çalışmanın önemli bulgularından biri, YZ’ya ilişkin düzenleyici çerçevelerin, otoriterleşme sürecindeki rejimlerde demokratik bir güvence olmaktan çok, siyasal denetimin meşrulaştırılmasına hizmet edebilmesidir. Bu nedenle, bu tür rejimlerde geliştirilen “etik”, “güvenli YZ” veya “veri koruma” temelli düzenlemelerin demokratik etkileri, normatif savlarından bağımsız olarak değerlendirilmelidir. Bu bağlamda, ulusal ve uluslararası siyasa yapıcıların YZ düzenlemelerini yalnızca hukuksal metinler üzerinden değil, uygulamalar üzerinden değerlendirmesi, algoritmik sistemlerin güvenlik gerekçesiyle sınırsız biçimde kullanılmasını engelleyecek uluslararası normlar geliştirmesi ve demokratik denetimden yoksun düzenlemeleri “iyi yönetişim” örneği olarak tanımaktan kaçınması gerekmektedir. Aksi durumda, düzenleme söylemi, otoriterleşmenin teknik bir kılıfı durumuna gelme riski taşımaktadır.

Uluslararası Düzeyde: Rejim-Duyarlı YZ Yönetişimi

Çalışmanın bulguları, YZ’ya ilişkin küresel yönetişim çabalarının, rejim farklarını göz ardı eden tek tip normatif çerçeveler üzerinden ilerlemesinin ciddi sınırlılıklar taşıdığını ortaya koymaktadır. Demokratik ölçünler temelinde geliştirilen düzenleyici ilkeler, otoriter veya melez rejimlerde farklı siyasal sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle uluslararası kuruluşlar ve norm üreticiler YZ yönetişimini rejim-duyarlı bir bakış açısıyla ele almalı, demokratik hesap verebilirliği yalnızca teknik ölçünlere indirgememeli ve saydamlık, denetim ve itiraz mekanizmalarının eylemli olarak işlemediği bağlamlarda “uyum” savlarını sorgulamalıdır. Aksi halde, küresel YZ yönetişimi, demokratik değerleri korumaktan çok, otoriter uygulamaların uluslararası düzeyde normalleşmesine katkı sunabilir.

Akademik ve Siyasal Tartışmalar İçin: Rejim Merkezli Yaklaşımın Kurumsallaştırılması

Son olarak, bu çalışma, YZ’ya ilişkin siyasa tartışmalarının teknoloji merkezli iyimserlik veya kötümserlik ikiliğinden çıkarılarak, rejim merkezli bir çözümleyici zemine oturtulması gerektiğini göstermektedir. YZ’ya ilişkin siyasa üretimi, demokratik dayanıklılığı güçlendirmeyi amaçlıyorsa, rejimlerin kurumsal kapasitesi, hukukun üstünlüğü ve siyasal hesap verebilirlik düzeyi bu sürecin ayrılmaz bir parçası durumuna gelmelidir. Bu bağlamda geliştirilecek siyasa çerçeveleri, YZ’yı soyut bir “gelecek teknolojisi” olarak değil, mevcut siyasal güç ilişkilerini yeniden üreten somut bir yönetişim aracı olarak ele almak zorundadır. Bu çalışma, YZ’nın demokrasi üzerindeki etkilerinin ancak rejimlerin kurumsal kapasitesi ve demokratik dayanıklılığı çerçevesinde anlamlandırılabileceğini göstermektedir.

 

 


 

KAYNAKÇA

 

Allen, D., ve Weyl, E.G. (2024). The Real Dangers of Generative AI. Journal of Democracy 35(1), 147-162. https://dx.doi.org/10.1353/jod.2024.a915355.

Altman, D. (2026). The AI Democracy Dilemma. Journal of Democracy 37(1), 32-44. https://dx.doi.org/10.1353/jod.2026.a977942.

Bengio, Y. (2023). AI and Catastrophic Risk. Journal of Democracy 34(4), 111-121. https://dx.doi.org/10.1353/jod.2023.a907692.

Davidson, T. (2023). The Danger of Runaway AI. Journal of Democracy 34(4), 132-140. https://dx.doi.org/10.1353/jod.2023.a907694.

Fishkin, J. S. (2009). When the people speak: Deliberative democracy and public consultation. Oxford University Press.

Habermas, J. (1996). Between facts and norms: Contributions to a discourse theory of law and democracy. Polity Press.

Kreps, S., ve Kriner, D. (2023). How AI Threatens Democracy. Journal of Democracy 34(4), 122-131. https://dx.doi.org/10.1353/jod.2023.a907693.

Levitsky, S., ve Way, L. A. (2010). Competitive authoritarianism: Hybrid regimes after the Cold War. Cambridge University Press.

Weber, V. (2025). China's AI-Powered Surveillance State. Journal of Democracy 36(4), 151-160. https://dx.doi.org/10.1353/jod.2025.a970356.

Yang, E., ve Roberts, M.E. (2023). The Authoritarian Data Problem. Journal of Democracy 34(4), 141-150. https://dx.doi.org/10.1353/jod.2023.a907695.



[1] Müzakereci (görüşmeci, deliberative) demokrasi, demokratik meşruluğun kamusal tartışma ve gerekçelendirmeye dayalı görüşme süreçleri üzerinden üretildiği demokratik yaklaşımı ifade eder

[2] Nihilizm: Değerlerin, anlamın ya da doğruluğun bağlayıcılığını reddeden yaklaşım.

Hiç yorum yok: