Yapay Zeka ve Demokrasi: Rejim Bağlamında Bir
Karşılaştırmalı Değerlendirme
Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış
Öz
Bu makale, yapay zeka ile demokrasi arasındaki ilişkiyi, mevcut akademik
yazında çoğu zaman ikincil düzeyde ele alınan rejim bağlamı üzerinden
incelemektedir. Journal of Democracy’de yayımlanan yedi güncel makalenin
karşılaştırmalı çözümlemesi temelinde çalışma, yapay zekanın siyasal
etkilerinin teknolojiye içkin özelliklerden çok, içinde işlediği rejimlerin
kurumsal ve normatif yapıları tarafından belirlendiğini ileri sürmektedir. Çözümleme,
demokratik rejimlerde yapay zekanın öncelikle bilgisel güveni ve siyasal meşruluğu
aşındırdığını, melez ve otoriterleşme eğilimindeki rejimlerde demokratik
kurumların içini boşaltan bir hızlandırıcı işlev gördüğünü ve otoriter
rejimlerde ise gözetim, merkezileşme ve seçici rıza üretimi yoluyla iktidarın
sürekliliğini güçlendirdiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca makale, yapay zekaya
ilişkin düzenleyici ve yönetişim çerçevelerinin demokratik hesap verebilirliği
rejim türüne bağlı olarak farklı biçimlerde etkilediğini göstermektedir.
Çalışma, ‘yapay zeka–demokrasi’ ilişkisini teknoloji merkezli yaklaşımlardan
rejim merkezli çözümlemelere kaydırarak, yazındaki önemli bir çözümleme boşluğunu
doldurmayı amaçlamaktadır.
Anahtar Kelimeler: Yapay zeka, demokrasi, rejim türleri, bilgisel
güven, otoriterleşme, siyasal meşruluk, yönetişim
Abstract
This
article examines the relationship between artificial intelligence and democracy
through the lens of regime context, a dimension that remains underexplored in
much of the existing literature. Drawing on a comparative analysis of seven
recent articles published in the Journal of Democracy, the study argues
that the political effects of artificial intelligence are shaped less by the
intrinsic features of the technology than by the institutional and normative
characteristics of the regimes in which it operates. The analysis demonstrates
that in democratic regimes, AI primarily erodes epistemic trust and political
legitimacy; in hybrid and authoritarianizing regimes, it functions as an
accelerator that hollows out democratic institutions without abolishing them;
and in authoritarian regimes, it strengthens regime durability through
surveillance, decision-making centralization, and selective incentive
structures. The article further shows that regulatory and governance frameworks
for artificial intelligence affect democratic accountability in divergent ways
depending on regime type. By advancing a regime-centered analytical framework,
this study seeks to address a critical gap in the literature and to reframe
debates on AI and democracy beyond technology-driven perspectives.
Keywords: Artificial intelligence, democracy, regime types, epistemic trust,
authoritarianization, political legitimacy, governance
GİRİŞ
Yapay zeka (bundan sonra YZ olarak kısaltılacak) teknolojilerindeki hızlı
gelişmeler, demokratik siyasal sistemlerin işleyişine ilişkin yerleşik
varsayımları giderek daha fazla sorgulanır hale getirmektedir. Derin sahte
içerikler, büyük ölçekli yanıltıcı bilgi yayma çalışmaları, otomatikleştirilmiş
gözetim sistemleri ve algoritmik karar verme mekanizmaları, yalnızca siyasal
süreçlerin teknik boyutlarını değil, demokrasinin normatif ve kurumsal
temellerini de doğrudan etkilemektedir. Bu bağlamda YZ, artık geleceğe yönelik
soyut bir teknoloji tartışmasının ötesine geçerek, çağdaş demokrasilerin karşı
karşıya olduğu yapısal bir meydan okuma olarak belirmektedir.
Son yıllarda artan akademik ve siyasal ilgi, YZ’nın demokrasi üzerindeki
etkilerini çoğunlukla iki uç arasında konumlandırmıştır. Bir yanda YZ’nın
katılımı artırabileceği, kamu siyasalarının daha veriye dayalı biçimde
şekillendirilmesine katkı sunabileceği ve Danışmaya ve tartışmaya dayalı (deliberatif)
[1] süreçleri
destekleyebileceği ileri sürülmektedir. Diğer yanda ise aynı teknolojilerin
seçim yönlendirmesi, kitlesel gözetim, algı yönetimi ve siyasal meşruluğun
aşınması gibi riskleri derinleştirdiği vurgulanmaktadır. Bu karşıtlık, YZ’nın
demokratik sistemler açısından hem bir olanak hem de bir tehdit olarak
algılanmasına yol açmakta; ancak çoğu zaman bu ikiliğin hangi siyasal
koşullarda nasıl somutlaştığı yeterince açıklığa kavuşturulmamaktadır.
Bu makale, YZ ile demokrasi arasındaki ilişkiyi rejim bağlamı merkezli bir bakış
açısından ele almayı amaçlamaktadır. Çıkış noktası, YZ’nın demokratik ya da
otoriter sonuçlar üretme kapasitesinin, teknolojinin kendisinden çok, içinde
işlediği siyasal ve kurumsal yapılar tarafından belirlendiği varsayımıdır. Bu
çerçevede YZ, demokrasinin kaderini tek başına belirleyen bağımsız bir değişken
olarak değil, mevcut rejim özelliklerini, güç ilişkilerini ve yönetişim uygulamalarını
hızlandıran ve derinleştiren bir çarpan olarak ele alınmaktadır.
Çalışma, Journal of Democracy’de yayımlanan yedi güncel makalenin
karşılaştırmalı bir değerlendirmesine dayanmaktadır. Söz konusu çalışmalar, YZ’nın
demokratik süreçler üzerindeki etkilerini farklı açılardan tartışmakla
birlikte, bilgisel güvenin aşınması, kurumsal kapasitenin sınırları ve siyasal
iradenin rolü gibi ortak temalar etrafında kesişmektedir. Bununla birlikte,
rejim türlerinin YZ teknolojilerinin siyasal sonuçlarını nasıl biçimlendirdiği sorunu,
bu yazında çoğunlukla örtük biçimde ele alınmakta ve sistemli bir çözümleyici
çerçeveye kavuşturulmamaktadır.
Bu makalenin temel amacı, söz konusu yazını karşılaştırmalı biçimde
değerlendirerek üç katkı sunmaktır. İlk olarak, YZ’nın demokrasi üzerindeki
etkilerinin rejim türüne göre nasıl farklılaştığını görünür kılmak
hedeflenmektedir. İkinci olarak, demokratik rejimlerde ortaya çıkan bilgisel
kriz ile otoriter rejimlerde derinleşen gözetim ve denetim uygulamaları
arasındaki farklar çözümleyici düzlemde tartışılmaktadır. Üçüncü olarak ise, YZ’ya
ilişkin düzenleyici ve yönetişim yaklaşımlarının, özellikle otoriterleşme
eğilimindeki rejimlerde nasıl araçsallaştırılabileceğine dikkat çekilmektedir.
Bu çerçevede makale, YZ’nın demokrasiler için kaçınılmaz bir yıkım ya da
otomatik bir kurtuluş anlamına gelmediğini, aksine, demokratik kurumların
dayanıklılığı, hukukun üstünlüğü ve siyasal iradenin niteliği ölçüsünde farklı
sonuçlar ürettiğini savunmaktadır. YZ çağında asıl sorunun teknolojiye ne
ölçüde sahip olunduğu değil, bu teknolojinin hangi siyasal düzen içinde, hangi
normatif ilkeler doğrultusunda ve kimin denetiminde kullanılmakta olduğu ileri
sürülmektedir.
Amaç ve Hedefler
Bu makalenin temel amacı, YZ
teknolojilerinin demokratik siyasal süreçler üzerindeki etkilerini, rejim
bağlamını merkeze alan karşılaştırmalı bir bakış açısı üzerinden incelemektir.
Çalışma, YZ’nın demokrasi açısından yarattığı risk ve fırsatların, teknolojinin
kendisinden çok, içinde işlediği siyasal rejimin kurumsal yapısı, normatif
yönelimi ve yönetişim kapasitesi tarafından belirlendiği varsayımından hareket
etmektedir. Bu doğrultuda makale, YZ’nın demokratik ya da otoriter sonuçlar
üretme gizil gücünü farklı rejim türleri bağlamında çözümleyici olarak
tartışmayı amaçlamaktadır.
Bu genel amaç çerçevesinde çalışmanın özgül hedefleri şu şekilde
belirlenmiştir:
YZ teknolojilerinin demokratik süreçler
üzerindeki etkilerine ilişkin güncel akademik yazını sistemli biçimde bütünleştirmek
ve bu yazında öne çıkan ortak temaları ve ayrışma noktalarını ortaya koymak.
YZ’nın demokratik rejimlerde yol açtığı bilgisel
aşınma, güven krizi ve siyasal meşruluk sorunlarını çözümlemek ve bu süreçlerin
seçimler, kamuoyu oluşumu ve yurttaş katılımı üzerindeki yansımalarını
tartışmak.
Otoriter ve otoriterleşme eğilimindeki
rejimlerde YZ’nın gözetim, denetim ve algı yönetimi araçlarıyla nasıl
bütünleştiğini ve bu bütünleşmenin siyasal iktidarın merkezileşmesine nasıl
katkı sunduğunu değerlendirmek.
YZ’ya ilişkin düzenleyici ve yönetişim
yaklaşımlarının, farklı rejim bağlamlarında nasıl farklı sonuçlar
üretebileceğini incelemek ve özellikle otoriter rejimlerde bu çerçevelerin
araçsallaştırılma risklerine dikkat çekmek.
YZ ile demokrasi arasındaki ilişkinin,
teknoloji merkezli yaklaşımların ötesinde, rejim türü, kurumsal dayanıklılık ve
siyasal irade eksenlerinde ele alınmasının çözümleyici ve normatif önemini
vurgulamak.
Bu hedefler doğrultusunda makale, YZ’yı demokrasiler için kaçınılmaz bir
tehdit ya da otomatik bir çözüm olarak ele alan indirgemeci yaklaşımlardan uzak
durmakta ve bunun yerine, YZ’nın siyasal sonuçlarının rejimsel koşullar altında
şekillendiğini ileri süren bütüncül bir değerlendirme sunmayı amaçlamaktadır.
Böylece çalışma, YZ çağında demokrasinin geleceğine ilişkin tartışmalara,
karşılaştırmalı siyaset ve rejim çözümlemesi bakış açısından özgün bir katkı
sağlamayı hedeflemektedir.
Araştırma Soruları
Bu çalışma, YZ teknolojilerinin demokrasi üzerindeki etkilerini rejim
bağlamı içinde anlamayı amaçlayan aşağıdaki temel araştırma sorularına yanıt
aramaktadır:
YZ teknolojilerinin demokratik siyasal
süreçler üzerindeki etkileri, farklı rejim türlerinde (demokratik, melez ve
otoriter) nasıl farklılaşmaktadır?
YZ temelli uygulamalar, demokratik
rejimlerde bilgisel güven, siyasal meşruluk ve yurttaş katılımı üzerinde ne tür
etkiler yaratmaktadır?
Otoriter ve otoriterleşme eğilimindeki
rejimlerde YZ, gözetim, denetim ve algı yönetimi mekanizmalarıyla nasıl
bütünleşmekte ve siyasal iktidarın merkezileşmesine nasıl katkı sunmaktadır?
YZ’ya ilişkin düzenleyici ve yönetişim
çerçeveleri, farklı siyasal rejimlerde ne ölçüde demokratik hesap verebilirliği
güçlendirmekte ya da zayıflatmaktadır?
Mevcut akademik yazın, YZ ile demokrasi
arasındaki ilişkiyi açıklamada rejim bağlamını ne ölçüde dikkate almakta ve bu
bağlamda hangi çözümleyici boşluklar ortaya çıkmaktadır?
Bu araştırma soruları aracılığıyla çalışma, YZ’nın demokrasi üzerindeki
etkilerini teknoloji merkezli yaklaşımların ötesine taşıyarak, siyasal
rejimlerin kurumsal özellikleri ve yönetişim kapasitesi ışığında
değerlendirmeyi hedeflemektedir. Böylece makale, YZ çağında demokrasinin karşı
karşıya olduğu risk ve olanakları daha bütüncül ve karşılaştırmalı bir
çerçevede tartışmayı amaçlamaktadır.
YÖNTEM
Bu çalışma, nitel bir araştırma tasarımına dayanmaktadır ve karşılaştırmalı
yazın sentezi (comparative literature synthesis) yöntemini
benimsemektedir. Araştırmanın deneysel veri kaynağını, Journal of Democracy
dergisinde yayımlanan ve YZ ile demokrasi arasındaki ilişkiyi konu alan yedi
güncel makale oluşturmaktadır. Söz konusu makaleler, YZ’nın demokratik
süreçler, siyasal rejimler ve yönetişim uygulamaları üzerindeki etkilerini
farklı açılardan ele almaları nedeniyle, karşılaştırmalı bir değerlendirme için
uygun bir çözümleyici zemin sunmaktadır.
Çalışmada izlenen yöntem üç aşamadan oluşmaktadır. İlk aşamada, seçilen
makaleler sistemli biçimde incelenmiş ve her bir çalışmanın temel varsayımları,
kavramsal çerçevesi ve öne çıkan bulguları belirlenmiştir. Bu aşamada özellikle
YZ’nın demokrasiye yönelik tehdit ve fırsatları nasıl tanımlandığına, hangi
siyasal süreçlerin ön plana çıkarıldığına ve çözüm önerilerinin hangi düzeyde düzenlediğine
odaklanılmıştır.
İkinci aşamada, makaleler ortak temalar ve ayrışan yaklaşımlar temelinde
karşılaştırmalı olarak çözümlenmiştir. Bu çözümleme sürecinde üç ana eksen
belirlenmiştir: (i) YZ’nın demokratik süreçler üzerindeki sistemsel etkileri,
(ii) bilgisel güven ve siyasal meşruluk tartışmaları ve (iii) rejim türlerinin YZ
uygulamalarını nasıl şekillendirdiği. Bu eksenler üzerinden yapılan
karşılaştırma, yazında örtük kalan varsayımların görünür kılınmasını ve çözümleyici
boşlukların saptanmasını amaçlamaktadır.
Üçüncü aşamada ise, elde edilen bulgular rejim bağlamı merkezli bir çözümleyici
çerçeveye oturtulmuştur. Bu çerçevede YZ, demokratik ya da otoriter sonuçlar
üreten bağımsız bir değişken olarak değil, mevcut siyasal ve kurumsal yapıların
etkisini hızlandıran bir mekanizma olarak ele alınmıştır. Böylece çalışma,
teknoloji merkezli açıklamaların ötesine geçerek, YZ’nın farklı rejim
türlerinde neden ve nasıl farklı siyasal sonuçlar doğurduğunu tartışmayı
hedeflemiştir.
Bu yöntemin tercih edilmesinin temel gerekçesi, YZ ve demokrasi ilişkisine ilişkin
hızla genişleyen yazında, bulguların çoğunlukla parçalı ve bağlamdan kopuk
biçimde ele alınmasıdır. Karşılaştırmalı yazın sentezi yaklaşımı, mevcut
çalışmalar arasında çözümleyici bir bütünlük kurmaya ve YZ’nın demokrasi
üzerindeki etkilerini rejimsel farklılıklar ışığında daha sistemli biçimde
değerlendirmeye olanak tanımaktadır.
KURAMSAL ÇERÇEVE: YZ, REJİM TÜRLERİ VE DEMOKRATİK
DAYANIKLILIK
Bu çalışma, YZ ile demokrasi arasındaki ilişkiyi açıklamak üzere,
karşılaştırmalı siyaset yazınında yaygın olarak kullanılan rejim türleri,
demokratik dayanıklılık ve otoriterleşme kavramlarını kuramsal çerçevesinin
merkezine almaktadır. Temel varsayım, YZ teknolojilerinin siyasal sonuçlarının,
teknolojinin teknik kapasitesinden çok, içinde işlediği rejimin kurumsal
yapısı, normatif ilkeleri ve güç ilişkileri tarafından belirlendiğidir. Bu
yaklaşım, teknoloji merkezli açıklamaların ötesine geçerek, YZ’yı siyasal
süreçlere içkin bir unsur olarak ele almayı olanaklı kılmaktadır.
Rejim Türleri ve Siyasal Sonuçlar
Karşılaştırmalı siyaset yazınında rejimler genel olarak demokratik, melez
ve otoriter rejimler olarak sınıflandırılmaktadır. Demokratik rejimler serbest
ve adil seçimler, kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü ve temel hak ve
özgürlüklerin korunması gibi kurumsal ve normatif unsurlara dayanmaktadır.
Otoriter rejimler ise siyasal iktidarın yoğunlaştığı, hesap verebilirlik
mekanizmalarının zayıfladığı ve siyasal yarışmanın sınırlandırıldığı
yapılardır. Melez rejimler ise bu iki ideal tip arasında yer almakta ve
biçimsel demokratik kurumları saklı tutarken, uygulamada otoriter uygulamaları
giderek derinleştirmektedir. Bu çerçevede YZ, rejim türlerinden bağımsız, nötr
bir araç olarak değil, mevcut rejim özelliklerini pekiştiren bir mekanizma
olarak ele alınmaktadır. Demokratik rejimlerde YZ, saydamlık ve katılımı
artırma gizil gücü taşısa da zayıflayan kurumsal denge ve denetim mekanizmaları
altında bilgisel güveni aşındırarak demokratik gerilemeyi
hızlandırabilmektedir. Otoriter rejimlerde ise YZ, gözetim, denetim ve baskı
kapasitesini artırarak siyasal iktidarın merkezileşmesine katkı sunmaktadır.
Demokratik Dayanıklılık ve Bilgisel Boyut
Demokratik dayanıklılık, demokratik
rejimlerin içsel ve dışsal şoklara karşı kendilerini uyarlama ve sürdürme
kapasitesini ifade etmektedir. Bu kapasite yalnızca kurumsal düzenlemelerle
değil, aynı zamanda demokratik normların, yurttaşlık bilincinin ve ortak bilgisel
zeminlerin varlığıyla yakından ilişkilidir. YZ teknolojilerinin yaygınlaşması,
özellikle bilgi üretimi ve dolaşımı alanında yarattığı dönüşüm nedeniyle,
demokrasinin bilgisel boyutunu doğrudan etkilemektedir. Bu bağlamda, demokratik
rejimlerin işleyişi için kritik önemde olan en az ortak gerçeklik varsayımı, YZ
tarafından üretilen içeriklerin çoğalmasıyla zayıflamaktadır. Gerçek ile kurgu
arasındaki sınırların belirsizleşmesi, yalnızca yanlış bilginin yayılmasına
değil, doğrulama süreçlerine duyulan güvenin aşınmasına yol açmaktadır. Bu
durum, demokratik dayanıklılığı tehdit eden bir bilgisel kırılganlık yaratmakta
ve siyasal katılımın yerini ilgisizlik ya da kutuplaşmış inanç sistemleri
alabilmektedir.
Otoriterleşme, Algı Yönetimi ve YZ
Otoriterleşme yazını, çağdaş rejimlerin çoğunda siyasal iktidarın ani
kopuşlarla değil, kademeli ve kurumsal aşınma yoluyla yoğunlaştığını
göstermektedir. Bu süreçte seçimler, medya ve hukuk gibi demokratik kurumlar
bütünüyle ortadan kaldırılmamakta, aksine, biçimsel varlıklarını sürdürürken
işlevsel olarak zayıflatılmaktadır. YZ, bu tür bir otoriterleşme sürecinde,
algı yönetimi ve kamuoyu denetimi açısından stratejik bir rol oynamaktadır. Algoritmik
içerik üretimi, hedefli yanlış bilgi yayma ve otomatikleştirilmiş gözetim
araçları, siyasal iktidarın toplumsal rızayı daha düşük maliyetle ve daha
yüksek etkililikle üretmesine olanak tanımaktadır. Bu bağlamda YZ, baskıyı
görünmez kılmakta ve açık zor kullanımının yerini, algıların yönlendirilmesi ve
bilişsel çerçevelerin şekillendirilmesi almaktadır. Böylece otoriterleşme,
yalnızca kurumsal değil, aynı zamanda bilgisel bir boyut kazanmaktadır.
Kuramsal Çıkarım
Bu kuramsal çerçeve, YZ ile demokrasi arasındaki ilişkinin, teknoloji
merkezli iyimserlik ya da kötümserlik ikilemiyle açıklanamayacağını ileri
sürmektedir. YZ, demokratik ya da otoriter sonuçlar üretme gizil gücüne sahip
olmakla birlikte, bu gizil gücün hangi yönde gerçekleşeceği, rejim türü,
kurumsal dayanıklılık ve siyasal iradenin niteliği tarafından belirlenmektedir.
Dolayısıyla YZ çağında demokrasinin geleceği, teknik kapasiteden çok, siyasal
düzenin normatif ve kurumsal sınırları içinde şekillenmektedir.
MAKALELERİN İRDELENMESİ: YZ VE DEMOKRASİ YAZININA İLİŞKİN
KARŞILAŞTIRMALI DEĞERLENDİRME
Journal of Democracy’de yayımlanan yedi makale, YZ’nın demokratik
siyasal süreçler üzerindeki etkilerini farklı boyutlarıyla ele almakla
birlikte, ortak varsayımlar, örtüşen kaygılar ve belirgin ayrışma noktaları
etrafında kümelenmektedir. Bu çalışmaların tümü, YZ’nın artık geleceğe ilişkin
soyut bir tartışma konusu olmaktan çıktığı ve demokrasilerin işleyişini
doğrudan etkileyen yapısal bir unsur durumuna geldiği konusunda görüş birliği
içindedir. Bununla birlikte, risklerin niteliği, neden-sonuç ilişkileri ve
çözüm yolları konusunda önemli farklılaşmalar vardır.
Ortak Noktalar
YZ’nın demokratik süreçler açısından sistemsel bir tehdit
oluşturması: Çalışmaların tamamı, YZ temelli teknolojilerin demokrasi
açısından marjinal ya da ikincil bir sorun olmadığı konusunda birleşmektedir.
Derin sahte (deepfake) içerikler, yapay olarak üretilmiş kimlikler ve
büyük ölçekli yanlış ve yanıltıcı bilgi yayma çalışmaları aracılığıyla
seçimlerin, kamuoyu oluşumunun ve siyasal meşruluğun doğrudan etkilenebildiği vurgulanmaktadır.
Slovakya ve Hindistan seçimleri gibi güncel örnekler, YZ’nın demokratik
süreçlere müdahalesinin henüz olgunlaşmamış bir olasılık değil, eylemli olarak
yaşanan bir gerçeklik olduğunu göstermektedir.
Bilgisel düzenin aşınması ve demokratik güven krizi: Makalelerin
önemli bir kesişim noktası, demokrasinin bilgisel temellerinin zayıflamasıdır.
Demokratik rejimler, yurttaşların en az düzeyde ortak bir gerçeklik algısını
paylaşmalarına dayanır. YZ tarafından üretilen içeriklerin hızla çoğalması ve
doğrulanmasının giderek zorlaşması, yalnızca yanlış bilginin yayılmasına değil,
“doğrunun ayırt edilebileceği” inancının erozyona uğramasına yol açmaktadır. Bu
durum, bazı yazarlar tarafından “siyasal nihilizm” [2]
riski olarak tanımlanmakta ve yurttaşların siyasal süreçlerden bütünüyle
kopmasının, yanıltıcı bilgilerin kendisinden bile daha yıkıcı olabileceği ileri
sürülmektedir.
Teknolojik determinizmin reddi: Çalışmalar, YZ’nın
demokrasi üzerinde kaçınılmaz ve tek yönlü bir etki yarattığı fikrini açık ya
da örtük biçimde reddetmektedir. Ortak vurgu, YZ’nın sonuçlarının, onu yöneten
siyasal kurumlara, hukuksal çerçevelere ve normatif tercihlere bağlı olduğu
yönündedir. Bu çerçevede, demokrasinin algoritmalar tarafından otomatik olarak
ne yıkılacağı ne de kurtarılacağı, belirleyici olanın insan iradesi ve
yönetişim kapasitesi olduğu savunulmaktadır.
Ayrışan Noktalar
Rejim türünün rolü konusunda farklılaşma: Makaleler
arasındaki en belirgin ayrışma, YZ’nın etkilerinin rejim türüne göre nasıl
değiştiği sorununda ortaya çıkmaktadır. Bazı çalışmalar, YZ’yı liberal
demokrasiler için ortak bir meydan okuma olarak ele alırken, Çin örneğine
odaklanan çalışmalar, YZ’nın otoriter rejimlerde gözetim, baskı ve toplumsal denetimi
derinleştiren bir araç olarak işlev gördüğünü vurgulamaktadır. Bununla
birlikte, makalelerin çoğu rejim farkını sezgisel düzeyde kabul etmekle
yetinmekte, YZ’nın demokratik, melez ve otoriter rejimlerde nasıl farklı
sonuçlar ürettiğine ilişkin sistemli bir tipoloji geliştirmemektedir.
Kurumsal kapasiteye ilişkin iyimserlik ve kuşkuculuk: Çalışmalar
arasında bir diğer ayrışma noktası, mevcut demokratik kurumların YZ kaynaklı
riskleri yönetme kapasitesine ilişkin değerlendirmelerdir. Bazı yazarlar,
denetim mekanizmaları, saydamlık yükümlülükleri, ulusal ve uluslararası
düzenleyici çerçeveler yoluyla bu risklerin denetim altına alınabileceğini
savunmaktadır. Buna karşılık, daha kuşkucu yaklaşan çalışmalar, mevcut
kurumların tarihsel olarak daha yavaş ve öngörülebilir tehditlere göre tasarlandığını,
bu nedenle hızla gelişen YZ teknolojileri karşısında yapısal olarak yetersiz
kalabileceğini ileri sürmektedir.
Demokratik öznenin konumu: Makaleler,
yurttaşların rolü konusunda da farklı bakış açıları sunmaktadır. Bazı
çalışmalar bireysel düzeyde medya okuryazarlığı, “güven ama doğrula” yaklaşımı
ve bilişsel disiplinin önemini vurgularken, diğerleri çözümün toplu ve
kurumsallaşmış demokratik yeniliklerde, özellikle görüşmeci demokrasi
mekanizmalarında yattığını savunmaktadır. Bu farklılık, demokratik
dayanıklılığın bireysel bilinçlenme mi yoksa kurumsal tasarım mı üzerinden
sağlanacağı sorusuna verilen farklı yanıtları yansıtmaktadır.
Açık Kalan Sorular ve Çözümleyici Boşluklar
Bu yedi çalışma, YZ’nın demokrasi açısından yarattığı riskleri kapsamlı
biçimde tartışmakla birlikte, bazı temel soruları açık bırakmaktadır. Özellikle
YZ’ya ilişkin düzenleyici çerçevelerin, otoriterleşme eğilimindeki rejimlerde
nasıl araçsallaştırılabileceği sorunu yeterince ele alınmamaktadır. Benzer
biçimde, büyük teknoloji şirketleri ve YZ laboratuvarlarının artan siyasal ve
ekonomik gücünün demokratik hesap verebilirlik üzerindeki etkileri, bütünlüklü
bir siyasal iktisat çözümlemesiyle tartışılmamaktadır.
Değerlendirme
Bir bütün olarak ele alındığında, bu yedi makale YZ’yı demokrasinin
kaderini tek başına belirleyen bağımsız bir değişken olarak değil, mevcut
siyasal ve kurumsal devingenlerini hızlandıran bir çarpan olarak
konumlandırmaktadır. Ortaklaşan kaygılar, demokrasinin bilgisel temellerinin
aşınması ve mevcut yönetişim kapasitesinin yetersizliğine işaret ederken,
ayrışan yaklaşımlar, rejim türü, kurumsal uyum ve demokratik öznenin rolü
konularında yoğunlaşmaktadır. Bu yazın, YZ’nın demokrasiler için son bir tehdit
ya da kurtarıcıdan çok, demokrasinin nasıl yönetileceğine ilişkin siyasal
soruları daha acil ve kaçınılmaz duruma getirdiğini göstermektedir.
Bu kuramsal çerçeve doğrultusunda, çalışmanın bu bölümünde Journal of
Democracy’de yayımlanan yedi güncel makale karşılaştırmalı olarak
irdelenmektedir. Amaç, söz konusu çalışmaların YZ ve demokrasi ilişkisini hangi
ortak varsayımlar üzerinden ele aldığını, hangi noktalarda ayrıştığını ve
özellikle rejim bağlamının yazında nasıl konumlandırıldığını ortaya koymaktır.
Bu çözümleme, YZ’nın demokratik ve otoriter rejimlerde farklı siyasal sonuçlar
üretmesine ilişkin örtük varsayımları görünür kılmayı ve yazındaki çözümleyici
boşlukları saptamayı hedeflemektedir.
ÇÖZÜMLEME
Bu bölüm, önceki sentezden hareketle, YZ’nın demokrasi üzerindeki
etkilerini rejim bağlamı temelinde çözümleyici olarak değerlendirmektedir.
YZ Teknolojilerinin Demokratik Siyasal Süreçler
Üzerindeki Etkileri: Rejim Türlerine Göre Bir Değerlendirme
Bu bölüm, çalışmanın birinci araştırma sorusuna odaklanmaktadır: YZ
teknolojilerinin demokratik siyasal süreçler üzerindeki etkileri, farklı rejim
türlerinde nasıl farklılaşmaktadır? Bu soru, YZ’nın siyasal sonuçlarının
teknolojiye içkin özelliklerden çok, içinde işlediği rejimin kurumsal ve
normatif yapısı tarafından belirlendiği varsayımına dayanmaktadır.
Demokratik Rejimlerde YZ ve Kırılganlık ve Gizil Güç
Arasında Kalmak: Demokratik rejimlerde YZ, ikili bir karakter
sergilemektedir. Bir yandan, karar alma süreçlerinin desteklenmesi, yurttaş
katılımının artırılması ve kamusal tartışmaların daha kapsayıcı kılınması gibi
alanlarda önemli bir gizil güç barındırmaktadır. Büyük veri çözümlemeleri ve
doğal dil işleme araçları, kamuoyunun taleplerinin daha hızlı ve sistemli
biçimde saptanmasına olanak tanıyabilmektedir. Bu yönüyle YZ, demokratik
yönetişimi güçlendirebilecek tamamlayıcı bir araç olarak değerlendirilebilir. Öte
yandan, incelenen makalelerin ortak biçimde ortaya koyduğu üzere, demokratik
rejimlerde asıl risk, YZ’nın bilgisel güveni aşındırıcı etkisi üzerinden belirginlik
kazanmaktadır. Derin sahte içerikler, otomatikleştirilmiş propaganda ve hedefli
yanlış bilgilendirme, seçim süreçlerinin bütünlüğünü zedeleyebilmekte ve
yurttaşların siyasal tercihlerinin yönlendirmeye açık duruma gelmesine yol
açmaktadır. Bu durum, demokratik rejimlerin dayandığı serbest ve adil yarışma
ilkesini zayıflatmakta ve siyasal meşruluğu tartışmalı kılmaktadır. Demokratik
rejimlerde YZ’nın yarattığı bu kırılganlık, özellikle kurumsal denge ve denetim
mekanizmalarının zayıfladığı, medya çoğulculuğunun gerilediği ve kutuplaşmanın
derinleştiği bağlamlarda daha belirgin olmaktadır. Bu koşullar altında YZ,
demokratik işleyişi destekleyen bir araç olmaktan çıkarak, demokratik
gerilemeyi hızlandıran bir mekanizma işlevi görebilmektedir.
Melez Rejimlerde YZ ve Yarışmacı Otoriterliğin
Derinleşmesi: Melez ya da yarışmacı otoriter rejimlerde YZ, demokratik
kurumların biçimsel varlığını sürdürdüğü ancak eylemli olarak işlevsizleştiği
bir siyasal ortamda devreye girmektedir. Bu rejimlerde seçimler, medya ve yargı
gibi kurumlar tamamen ortadan kaldırılmamakta, ancak siyasal iktidarın lehine
çalışacak şekilde yeniden yapılandırılmaktadır. YZ, bu yeniden yapılandırma
sürecini daha etkili ve düşük maliyetli kılan bir araç olarak öne çıkmaktadır. YZ
temelli içerik üretimi ve veri çözümlemesi, muhalefetin söylemlerinin
izlenmesi, hedefli karşı-propaganda geliştirilmesi ve kamuoyunun alt bölümlere ayrılarak
yönlendirilmesi gibi uygulamaları olanaklı kılmaktadır. Bu durum, siyasal yarışmanın
biçimsel olarak sürdüğü ancak özünde eşitsizleştiği bir ortam yaratmaktadır.
Dolayısıyla YZ, melez rejimlerde demokratik süreçleri tamamen ortadan
kaldırmadan, onların içini boşaltan bir işlev üstlenmektedir.
Otoriter Rejimlerde YZ Gözetim ve Merkezileşme Aracı: Otoriter
rejimlerde YZ’nın siyasal etkileri, demokratik rejimlerden niteliksel olarak
farklılaşmaktadır. Bu bağlamda YZ, öncelikle gözetim kapasitesini artıran ve
siyasal iktidarın toplumsal denetimini derinleştiren bir araç olarak
kullanılmaktadır. Gelişmiş yüz tanıma sistemleri, davranış çözümlemesi
algoritmaları ve büyük veri temelli izleme mekanizmaları, muhalefetin erken
aşamada saptanmasını ve bastırılmasını olanaklı kılmaktadır. İncelenen
çalışmalar, özellikle Çin örneğinde, YZ’nın yalnızca teknik bir araç değil,
otoriter yönetişimin ayrılmaz bir bileşeni durumuna geldiğini göstermektedir.
Bu tür rejimlerde YZ, insan emeğinin yerini alan bir otomasyon unsuru olmanın
ötesinde, siyasal iktidarın sürekliliğini sağlayan stratejik bir altyapı işlevi
görmektedir. Böylece siyasal baskı, daha görünmez, daha sürekli ve daha sistemli
bir nitelik kazanmaktadır.
Karşılaştırmalı Değerlendirme: Bu çözümleme, YZ
teknolojilerinin siyasal etkilerinin rejim türüne göre anlamlı biçimde
farklılaştığını ortaya koymaktadır. Demokratik rejimlerde YZ, bilgisel güveni
zayıflatarak demokratik kırılganlıkları artırırken, melez rejimlerde yarışmacı
otoriterliğin derinleşmesine hizmet etmekte ve otoriter rejimlerde ise gözetim
ve baskı kapasitesini yapısal olarak güçlendirmektedir. Dolayısıyla YZ, siyasal
rejimlerden bağımsız, tek tip sonuçlar üreten bir teknoloji değil, mevcut rejimsel
devingenleri hızlandıran ve pekiştiren bir siyasal araç olarak işlev
görmektedir.
Demokratik Rejimlerde YZ, Bilgisel Güven ve Siyasal Meşruluğun
Aşınması
Bu bölüm, çalışmanın ikinci araştırma sorusuna odaklanmaktadır: YZ temelli
uygulamalar, demokratik rejimlerde bilgisel güven, siyasal meşruluk ve yurttaş
katılımı üzerinde ne tür etkiler yaratmaktadır? Bu soru, demokrasinin yalnızca
kurumsal düzenlemelere değil, aynı zamanda paylaşılan bilişsel ve normatif
temellere dayandığı varsayımından hareket etmektedir.
Bilgisel Güvenin Demokratik İşlevi: Demokratik
rejimler, yurttaşların siyasal tercihlerini oluştururken en az düzeyde
güvenilir bilgiye erişebildikleri ve bu bilginin doğruluğunu
değerlendirebildikleri bir kamusal alan varsayımına dayanır. Seçimler, kamusal
tartışmalar ve temsil mekanizmaları, bu ortak bilgisel zemin üzerinde anlam
kazanır. Bilgisel güvenin aşınması, bu nedenle, demokrasinin yalnızca
işleyişini değil, meşruluk temelini de doğrudan etkilemektedir. İncelenen
makaleler, YZ teknolojilerinin bu bilgisel zemini çok boyutlu biçimde
zayıflattığını göstermektedir. Özellikle üretken (generatif) YZ uygulamaları,
sahte ancak ikna edici içeriklerin büyük ölçeklerde ve düşük maliyetle
üretilmesini olanaklı kılmakta ve doğru ile yanlış arasındaki ayrımı giderek
belirsizleştirmektedir.
Yanıltıcı Bilgiden Bilgisel Nihilizme: YZ kaynaklı yanıltıcı
bilgi yayımı demokratik rejimler için yeni bir olgu değildir. Ancak bu
çalışmalarda vurgulanan temel farklılık, sorunlu bilginin niceliğinden çok
niteliğidir. YZ tarafından üretilen içerikler, yalnızca yanlış bilgi yaymakla
kalmamakta ve yurttaşların doğrulama süreçlerine olan inancını da
aşındırmaktadır. “Gördüğüne inanma” ilkesinin geçerliliğini yitirmesi, kamusal
tartışmayı akılcı zeminden uzaklaştırmaktadır. Bu süreç, bazı çalışmalarda
“siyasal nihilizm” kavramıyla ifade edilmektedir. Yurttaşlar, karşılaştıkları
bilginin doğruluğunu ayırt edemeyeceklerini düşündüklerinde, siyasal katılımdan
bütünüyle çekilme ya da yalnızca kendi inançlarını doğrulayan kapalı bilgi
evrenlerine yönelme eğilimi göstermektedir. Her iki durumda da demokratik görüşme
zayıflamakta ve siyasal kutuplaşma derinleşmektedir.
Siyasal Meşruluğun Aşınması: Bilgisel
güvenin zayıflaması, doğrudan siyasal meşruluk sorunlarına yol açmaktadır.
Seçim sonuçlarının yönlendirildiğine ilişkin yaygın kuşkular, temsil ilişkisini
tartışmalı duruma getirmekte ve siyasal iktidarın hukuksal ve ahlaksal
dayanaklarını aşındırmaktadır. İncelenen yazında, YZ destekli yönlendirmenin
seçimlerin teknik doğruluğundan çok, algılanan adaletini hedef aldığı
vurgulanmaktadır. Bu bağlamda meşruluk krizi, seçimlerin eylemli olarak hileli
olup olmamasından bağımsız olarak ortaya çıkabilmektedir. YZ temelli yanıltıcı
bilgiler seçim süreçlerinin saydam ve güvenilir olduğu inancını zedelediğinde,
demokratik rejimler kendi içsel meşruluk kaynaklarını tüketme riskiyle karşı
karşıya kalmaktadır.
Yurttaş Katılımı ve Demokratik Dayanıklılık: Bilgisel güven
ve meşruluk arasındaki bu kopuş, yurttaş katılımını da doğrudan etkilemektedir.
YZ’nın yarattığı bilgi kirliliği ortamında yurttaşlar, siyasal süreci
anlamlandırmakta zorlanmakta ve katılımın anlamlı olduğuna ilişkin inançlarını
yitirebilmektedir. Bu durum, demokratik dayanıklılığı zayıflatan bir geri
besleme döngüsü yaratmaktadır: azalan katılım, temsil kapasitesini düşürmekte
ve temsil kapasitesinin düşmesi ise meşruluk krizini derinleştirmektedir. Bununla
birlikte, bazı çalışmalar YZ’nın uygun kurumsal çerçeveler altında, yurttaş
katılımını destekleyici biçimde de kullanılabileceğini ileri sürmektedir. Ancak
bu gizil gücün yaşama geçirilebilmesi, güçlü hukuk devleti ilkeleri, saydam
yönetişim ve bağımsız denetim mekanizmalarının varlığına bağlıdır. Bu
koşulların zayıf olduğu bağlamlarda YZ, demokratik katılımı güçlendirmekten
çok, onu anlamsızlaştıran bir unsur durumuna gelmektedir.
Değerlendirme: Bu çözümleme, YZ’nın demokratik
rejimlerdeki etkilerinin öncelikle bilgisel güven ve siyasal meşruluk ekseninde
yoğunlaştığını ortaya koymaktadır. YZ, demokratik kurumları doğrudan ortadan
kaldırmadan, onların bilişsel ve normatif temellerini aşındırarak demokratik
işleyişi zayıflatmaktadır. Bu durum, YZ’nın demokrasi üzerindeki en yıkıcı
etkisinin, görünür baskıdan çok, görünmez bir güven erozyonu yoluyla
gerçekleştiğini göstermektedir.
Otoriter ve Otoriterleşen Rejimlerde YZ ve Siyasal
İktidarın Merkezileşmesi
Bu bölüm, çalışmanın üçüncü araştırma sorusuna odaklanmaktadır: YZ
teknolojileri, otoriter ve otoriterleşme eğilimindeki rejimlerde siyasal
iktidarın merkezileşmesine ve sürekliliğine nasıl katkı sağlamaktadır? Bu soru,
YZ’nın bu tür rejimlerde tarafsız bir teknolojik yenilik değil, doğrudan
iktidar ilişkilerini yeniden üreten bir siyasal araç olarak işlev gördüğü
varsayımına dayanmaktadır.
YZ ve Gözetimin Yapısal Derinleşmesi: Otoriter
rejimlerde siyasal iktidarın sürekliliği, büyük ölçüde muhalefetin erken saptanması,
toplumsal seferberliğin engellenmesi ve kamusal alanın sıkı denetimi ile olanaklıdır.
İncelenen çalışmalar, YZ teknolojilerinin bu işlevleri daha sistemli, daha
düşük maliyetli ve daha görünmez biçimde yerine getirmeyi olanaklı kıldığını
göstermektedir. Yüz tanıma sistemleri, davranışsal veri çözümlemesi ve otomatik
risk profilleme araçları, bireylerin yalnızca eylemlerini değil, gizil güç
olarak siyasal eğilimlerini de izlenebilir duruma getirmektedir. Bu durum,
baskının niteliğinde önemli bir dönüşüme işaret etmektedir. Geleneksel otoriter
rejimlerde baskı çoğu zaman tepkisel ve seçici iken, YZ destekli yönetişimde
baskı öngörücü ve sürekli bir özellik kazanmaktadır. Böylece siyasal iktidar,
muhalefeti bastırmak için kriz anlarını beklemek zorunda kalmamakta ve
toplumsal muhalefeti daha ortaya çıkmadan etkisizleştirebilmektedir.
Karar Alma Süreçlerinin Merkezileşmesi ve Otomasyonu: YZ’nın otoriter
rejimlerdeki bir diğer temel etkisi, karar alma süreçlerinin merkezileşmesini
hızlandırmasıdır. Büyük veri çözümlemesi ve algoritmik kestirim modelleri,
siyasal kararların sınırlı bir yürütme elitinin denetiminde alınmasını
kolaylaştırmaktadır. Bu süreçte teknik uzmanlık, demokratik hesap
verebilirliğin yerini almakta ve algoritmik çıktılar siyasal sorumluluğu
görünmez kılmaktadır. İncelenen makaleler, özellikle otoriterleşme sürecindeki rejimlerde,
YZ’nın bürokratik özerkliği zayıflattığını ve kamu yönetimini yürütmenin
uzantısı durumuna getirdiğini vurgulamaktadır. Algoritmalar, siyasal
tercihlerin teknik zorunluluklar olarak sunulmasına olanak tanımakta ve böylece
siyasal kararlar tartışma dışı bırakılmaktadır. Bu durum hem siyasal
çoğulculuğu hem de kurumsal denge ve denetim mekanizmalarını aşındırmaktadır.
Seçici Özendirme ve Cezalandırma Mekanizmaları: YZ, otoriter
rejimlerde yalnızca baskı aracı olarak değil, aynı zamanda seçici özendirme ve
cezalandırma mekanizması olarak da kullanılmaktadır. Büyük veri temelli çözümlemeler,
rejime sadık grupların saptanmasını ve bu gruplara yönelik maddi ya da simgesel
ödüllerin hedefli biçimde dağıtılmasını olanaklı kılmaktadır. Benzer biçimde, gizil
güç muhalifler de yönetsel yaptırımlar, ekonomik dışlama veya toplumsal
görünmezlik yoluyla sistemli biçimde cezalandırılabilmektedir. Bu seçicilik,
baskının toplumsal maliyetini düşürmekte ve rejimin geniş çaplı hoşnutsuzlukla
karşılaşmadan iktidarını sürdürmesini sağlamaktadır. Dolayısıyla YZ, otoriter
rejimlerde yalnızca zor kullanımını değil, rıza üretimini de daha etkili kılan
bir araç olarak işlev görmektedir.
Otoriterleşme Sürecindeki Rejimler ve Hızlandırıcı Etki: İncelenen
çalışmaların önemli bir ortak noktası, YZ’nın özellikle otoriterleşme
sürecindeki rejimlerde kritik bir hızlandırıcı rol oynadığı yönündedir. Bu
rejimlerde demokratik kurumlar biçimsel olarak varlığını sürdürmekte, ancak YZ
temelli uygulamalar, bu kurumların işlevlerini eylemli olarak
etkisizleştirmektedir. Seçimler yapılmakta, ancak sonuçları yönlendirmeye açık duruma
gelmekte, yargı ve bürokrasi varlığını korumakta, ancak algoritmik yönlendirme
yoluyla siyasal iktidara bağımlı kılınmaktadır. Bu bağlamda YZ, otoriterleşmeyi
görünür bir kopuş yerine, kademeli ve teknik bir dönüşüm süreci olarak
gerçekleştirmektedir. Bu durum, ulusal ve uluslararası düzeyde otoriterleşmenin
saptanmasını ve müdahale edilmesini zorlaştırmaktadır.
Değerlendirme: Bu çözümleme, YZ’nın otoriter ve
otoriterleşen rejimlerde siyasal iktidarın merkezileşmesini hem derinleştiren
hem de görünmez kılan bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. YZ, baskıyı
otomatikleştirerek, karar alma süreçlerini merkezileştirerek ve seçici rıza
üretimini olanaklı kılarak otoriter yönetişimi yapısal olarak
güçlendirmektedir. Bu nedenle YZ, bu rejimlerde demokratikleşmeye katkı sunan
bir araç olmaktan çok, otoriterliğin kurumsal ve teknolojik altyapısını
oluşturmaktadır.
YZ’ya İlişkin Düzenleyici ve Yönetişim Çerçeveleri:
Demokratik Hesap Verebilirlik Açısından Rejim Temelli Bir Çözümleme
Bu bölüm, çalışmanın dördüncü araştırma sorusuna odaklanmaktadır: YZ’ya
ilişkin düzenleyici ve yönetişim çerçeveleri, farklı siyasal rejimlerde
demokratik hesap verebilirliği ne ölçüde güçlendirmekte ya da zayıflatmaktadır?
Bu soru, YZ’nın siyasal etkilerinin yalnızca kullanım biçimlerinden değil, aynı
zamanda bu kullanımı çevreleyen hukuksal ve kurumsal düzenlemelerden de
etkilendiği varsayımına dayanmaktadır.
Demokratik Rejimlerde Düzenleme ve Saydamlık ve
Sınırlandırma Arayışı: Demokratik rejimlerde YZ’ya ilişkin düzenleyici
çerçeveler, temelde bireysel hakların korunması, saydamlık ve hesap
verebilirlik ilkeleri etrafında şekillenmektedir. İncelenen makaleler, bu
rejimlerde YZ’nın kamu yönetimi ve siyasal süreçlerde kullanımının giderek daha
fazla hukuksal sınırlamaya tabi tutulduğunu göstermektedir. Algoritmik karar
alma süreçlerinin denetlenebilirliği, veri kaynaklarının açıklığı ve etki
değerlendirmeleri, bu düzenlemelerin merkezinde yer almaktadır. Bununla
birlikte, demokratik rejimlerdeki temel sorun, düzenleyici kapasitenin
teknolojik gelişmenin hızına yetişememesidir. YZ sistemlerinin karmaşıklığı,
parlamenter denetim ve yargısal gözetim mekanizmalarının etkililiğini
sınırlayabilmektedir. Bu durum, düzenlemenin varlığına karşın, eylemli hesap
verebilirliğin zayıflamasına yol açabilmektedir. Dolayısıyla demokratik
rejimlerde YZ yönetişimi, normatif açıdan güçlü ancak uygulamada kırılgan bir
yapı sergilemektedir.
Melez Rejimlerde Düzenleme ve Biçimsel Hukuk, Sınırlı
Hesap Verebilirlik: Melez ve yarışmaca otoriter rejimlerde YZ’ya ilişkin
düzenleyici çerçeveler çoğu zaman biçimsel bir hukuksal yapıya sahiptir. Bu
rejimlerde veri koruma yasaları, etik ilkeler ve denetim kurumları kağıt
üzerinde varlığını sürdürmekte ancak siyasal iktidarın kullanım alanlarını
sınırlayacak gerçek bir özerkliğe sahip olmamaktadır. İncelenen çalışmalar, bu
tür düzenlemelerin çoğu zaman uluslararası meşruluk sağlama amacıyla
benimsendiğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda düzenleme, demokratik hesap
verebilirliği güçlendiren bir mekanizma olmaktan çok, YZ temelli uygulamaların
siyasal denetimden bağışık tutulmasını meşrulaştıran bir araç durumuna
gelebilmektedir. Algoritmik kararlar, “teknik zorunluluk” ya da “yönetsel
verimlilik” söylemiyle siyasal tartışmanın dışına çıkarılmakta ve böylece hesap
verebilirlik daha da zayıflamaktadır.
Otoriter Rejimlerde Düzenleme ve Denetimin
Kurumsallaşması: Otoriter rejimlerde YZ’ya ilişkin düzenleyici çerçeveler,
demokratik hesap verebilirliği sağlama amacı taşımaktan çok, siyasal denetimin
kurumsallaştırılmasına hizmet etmektedir. Bu rejimlerde düzenleme, çoğu zaman
veri erişimini merkezileştiren, güvenlik kurumlarının yetkilerini genişleten ve
yurttaşların hukuksal itiraz yollarını sınırlandıran bir işlev görmektedir. İncelenen
yazında, özellikle ulusal güvenlik ve kamu düzeni gerekçeleriyle yapılan
düzenlemelerin, YZ temelli gözetim ve izleme uygulamalarını hukuksal açıdan
koruma altına aldığı vurgulanmaktadır. Bu durum, YZ’nın otoriter rejimlerde
hesap verebilirliği zayıflatan değil, doğrudan ortadan kaldıran bir yönetişim
aracına dönüştüğünü göstermektedir.
Değerlendirme: Bu çözümleme, YZ’ya ilişkin düzenleyici
ve yönetişim çerçevelerinin, rejim türüne bağlı olarak demokratik hesap
verebilirlik üzerinde farklı ve çoğu zaman zıt etkiler yarattığını göstermektedir.
Demokratik rejimlerde düzenleme, hesap verebilirliği güçlendirme gizil gücü
taşımakla birlikte, kurumsal kapasite ve siyasal irade eksikliği nedeniyle
sınırlı kalabilmektedir. Melez rejimlerde düzenleme, çoğunlukla simgesel bir
işlev görmekte ve otoriter rejimlerde ise YZ temelli denetim mekanizmalarını
meşrulaştıran bir araç durumuna gelmektedir. Sonuç olarak, YZ’ya ilişkin
düzenleyici çerçeveler, kendi başlarına demokratik hesap verebilirliği güvence
altına alan mekanizmalar değildir. Bu çerçevelerin etkisi, içinde işledikleri
siyasal rejimin normatif öncelikleri ve kurumsal yapıları tarafından
belirlenmektedir. YZ yönetişimi, demokratik rejimlerde dahi, güçlü hukuk
devleti ilkeleri ve etkili denetim mekanizmalarıyla desteklenmediği sürece,
hesap verebilirliği güçlendirmekten çok, onu teknik bir sis perdesi arkasında
görünmez kılma riski taşımaktadır.
Akademik Yazında Rejim Bağlamı ve Çözümleyici Boşluklar
Bu bölüm, YZ ile demokrasi ilişkisini ele alan akademik yazının, rejim
bağlamını ne ölçüde dikkate aldığını ve bu bağlamda hangi kavramsal, çözümleyici
ve yöntembilimsel boşlukların bulunduğunu tartışmaya açmaktadır. İncelenen yazın,
YZ teknolojilerinin siyasal etkilerine ilişkin önemli içgörüler sunsa da bu
etkilerin rejim türleri bağlamında sistemli olarak ele alınmasına yönelik
kapsamlı bir çerçeve geliştirme konusunda önemli eksiklikler göstermektedir.
Rejim Bağlamının Sınırlı veya Örtük İşlenmesi: Mevcut yazında
rejim bağlamı, çoğunlukla örtük veya parçalı bir kavramsallaştırmayla ele
alınmaktadır. Birçok çalışma, YZ’nın demokratik, otoriter ya da hibrit siyasal
sistemlerde farklı etkiler yaratabileceğini sezdirse de bu farklılaşmanın
nedensel mekanizmaları ve sistemli koşulları net bir şekilde
tanımlanmamaktadır. Rejim türlerinin özellikleri ile YZ uygulamalarının siyasal
sonuçları arasındaki ilişki çoğu zaman açıklayıcı bir tipoloji veya kuramsal
modelle ortaya konulmamaktadır. Bu eksiklik, akademik yazının teknolojiye
odaklanan düzeyde kalmasına yol açmakta ve YZ’nın ne tür siyasal sonuçlar
doğurduğu üzerine yoğunlaşan açıklamalar, bu sonuçların hangi siyasal yapı ve
kurumsal çerçeve içinde anlam kazandığına ilişkin çözümleyici netlikten yoksun
kalmaktadır.
Rejimsel Farklılaşmayı Kurumsal Boyutla Bağdaştırma
Eksikliği: Bir diğer önemli boşluk, rejimsel farklılaşmayı yalnızca siyasal
sistem türüyle açıklama eğilimiyle sınırlı kalmasıdır. Örneğin çalışmalar, Çin
gibi otoriter rejimlere ait olay çözümlemeleri sunmakta, liberal demokrasilerde
YZ’nın katılımı artırıcı gizil gücünden bahsetmekte fakat bu farklılaşmayı
kurumsal kapasite, hukuk devleti ilkeleri, sivil toplumun rolü ve medya
çoğulculuğu gibi somut değişkenlerle bağdaştıran kapsamlı modeller
geliştirmemektedir. Bu durum, rejim türü ve YZ’nın etkileri arasındaki
ilişkinin bağlamsal koşullarla (örneğin özgür basın, yargı bağımsızlığı, parti
sistemleri) nasıl belirlendiğini saptamayı zorlaştırmaktadır. Bu tür bağlamsal
değişkenler, yalnızca rejim tipiyle sınırlı kalmayıp, demokrasinin
dayanıklılığını etkileyen kurumsal başarım göstergeleriyle ilişkilidir. Yazında
bu boyut yeterince sistemli biçimde işlenmemektedir.
Rejimlerin Devingen Doğasını Yeterince Hesaba Katmama: Yazında dikkat
çeken bir diğer boşluk, rejimlerin durağan kategoriler olarak ele alınmasıdır.
Demokratik, melez ve otoriter rejimler genellikle birbirinden keskin sınırlarla
ayrılmış gibi sunulmakta, ancak gerçek siyasal süreçler, rejimlerin zaman
içinde dönüşebildiğini göstermektedir. Otoriterleşme, demokratik gerileme veya
demokratik yenilenme gibi süreçler, YZ’nın siyasal etkilerinin ortaya çıkışı ve
yönü üzerinde belirleyici olabilmektedir. Bu dönüşüm süreçleri, yazında gerçek
zamanlı ve karşılaştırmalı biçimde ele alınmadığı için, YZ’nın demokratik yozlaşma
ile demokratik direnç arasındaki rolü tam olarak anlaşılmamaktadır. Rejim
değişiminin süreç boyutu, mevcut yazında sistemli açıklama alanı
bulamamaktadır.
Düzenleyici Çerçevelerin Rejimsel Bağlamda Çözümlemesi
Eksikliği: YZ’ya ilişkin düzenleyici ve yönetişim çerçeveleri üzerine çok sayıda
önerme geliştirilmiş olmakla birlikte, bu önerilerin rejim bağlamında nasıl
sonuçlar doğuracağı üzerine ayrıntılı çalışmalar sınırlıdır. Akademik yazın, düzenleme
fikirlerini normatif düzeyde tartışırken, bu normların farklı rejimlerde uygulamada
ne tür demokratik sonuçlar üreteceğini sistemli biçimde ele almamaktadır. Örneğin,
bir etik yönerge veya saydamlık mekanizmasının bir liberal demokraside
demokratik hesap verebilirliği güçlendirmesine ilişkin çıkarımlar
yapılabilmekte ancak bu tür düzenlemelerin melez veya otoriter rejimlerde nasıl
araçsallaştırılabileceği ya da demokratik kurumları ne ölçüde aşındıracağına
ilişkin çözümleyici modeller veya deneysel değerlendirmeler yok denecek kadar
az bulunmaktadır.
Birey–Kurum Arasındaki Etkileşimin Rejimsel Boyutu: Son olarak,
mevcut yazında, yurttaşların siyasal davranışlarının, YZ temelli bilgi
ortamıyla nasıl ilişkilendiğine ilişkin bireysel düzey çözümlemeler bulunmakla
birlikte, bu mikro düzey çıktılar ile makro düzey rejim yapıları arasındaki
etkileşimi kavramsal olarak birleştiren bütüncül modeller sınırlıdır. Yani,
bireylerin bilgiye erişim ve değerlendirme davranışlarının rejimlerin kurumsal
özellikleriyle nasıl bir etkileşim içinde olduğu, yazında sistemli biçimde ele
alınmamaktadır.
Değerlendirme ve Yazındaki Temel Çözümleyici Boşluklar: Bu inceleme,
akademik yazının YZ ile demokrasi ilişkisini incelerken önemli katkılar
sunmakla birlikte, rejim bağlamını sistemli ve kuramsal bir eksen olarak
konumlandırma konusunda eksik kaldığını ortaya koymaktadır. Bu boşluklar şöyle
özetlenebilir: Rejim bağlamının örtük veya parçalı ele alınmasını nedensel
mekanizmalar açıkça tanımlanmamaktadır. Kurumsal kapasite ve normatif ilkelerle
ilişkilendirme eksikliği rejim türü ile somut demokratik çıktı arasındaki
bağlantı kurulamamaktadır. Rejim devingenlerinin durağan kategoriler olarak
değerlendirilmesini açıklayan dönüşüm süreçleri çözümleyici olarak ihmal
edilmektedir. Düzenleyici çerçevelerin rejimsel etkilerinin modellenmemesi farklı
rejimlerde uygulama sonuçlarına ilişkin çözümlemeler göz önüne alındığında sınırlı
kalmaktadır. Mikro düzey bireysel davranış ile makro düzey rejim yapıları
arasındaki etkileşim yeteri kadar açıklığa kavuşturulmamıştır.
GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışma, YZ ile demokrasi arasındaki ilişkiyi, mevcut akademik yazında
çoğu zaman ihmal edilen rejim bağlamı ekseninde ele alarak, teknolojik
gelişmelerin siyasal sonuçlarının bağlamsal ve kurumsal koşullara bağlı olarak
nasıl farklılaştığını göstermeyi amaçlamıştır. Journal of Democracy’de
yayımlanan yedi güncel makalenin karşılaştırmalı irdelenmesine dayanan çözümleme,
YZ’nın ne özsel olarak demokratik ne de kaçınılmaz biçimde otoriter sonuçlar
üreten bir teknoloji olduğunu, aksine, içinde işlediği siyasal rejimlerin
kurumsal ve normatif özelliklerini hızlandıran bir araç olarak işlev gördüğünü
göstermektedir.
Çalışmanın bulguları, YZ’nın demokratik rejimlerde öncelikle bilgisel güven
ve siyasal meşruluk üzerinde yıkıcı etkiler yarattığını vurgulamaktadır. YZ
temelli yanıltıcı bilgi yayımı, yalnızca yanlış bilginin yayılmasını değil,
kamusal tartışmanın dayandığı ortak gerçeklik algısının aşınmasını da
beraberinde getirmektedir. Bu durum, demokratik süreçlerin teknik olarak
işlemesini olanaklı kılmaya devam ederken, onların normatif temelini
zayıflatmakta ve demokratik yönetişimi kırılgan duruma getirmektedir. Demokratik
rejimlerde YZ’nın yarattığı temel risk, bu bağlamda, açık baskıdan çok görünmez
bir güven erozyonu yoluyla ortaya çıkmaktadır.
Melez ve otoriterleşme eğilimindeki rejimlerde ise YZ, demokratik kurumları
tamamen ortadan kaldırmadan, onların içini boşaltan bir hızlandırıcı işlev
görmektedir. Seçimler, yargı ve bürokrasi gibi kurumlar biçimsel varlıklarını
sürdürürken, YZ temelli uygulamalar bu kurumların siyasal iktidar karşısındaki
özerkliğini eylemli olarak ortadan kaldırmaktadır. Bu durum, otoriterleşmenin
ani kopuşlar yerine, teknik ve yönetsel süreçler aracılığıyla kademeli biçimde
ilerlemesine olanak tanımaktadır.
Otoriter rejimlerde YZ, gözetim kapasitesini derinleştirerek, karar alma
süreçlerini merkezileştirerek ve seçici özendirme–cezalandırma mekanizmalarını
otomatikleştirerek siyasal iktidarın sürekliliğini yapısal olarak
güçlendirmektedir. Bu bağlamda YZ, yalnızca bir yönetim aracı değil, otoriter
yönetişimin kurumsal altyapısının ayrılmaz bir bileşeni durumuna gelmektedir.
Baskının görünmezleşmesi ve süreklilik kazanması, bu rejimlerde siyasal
muhalefetin örgütlenmesini daha da zorlaştırmaktadır.
Çalışmanın önemli bir katkısı, YZ’ya ilişkin düzenleyici ve yönetişim
çerçevelerinin demokratik hesap verebilirlik üzerindeki etkilerinin de rejim
bağlamına bağlı olarak değiştiğini ortaya koymasıdır. Demokratik rejimlerde
düzenleme, kuramsal olarak hesap verebilirliği güçlendirme gizil gücüne sahip
olmakla birlikte, kurumsal kapasite ve siyasal irade eksiklikleri nedeniyle
çoğu zaman sınırlı kalmaktadır. Melez rejimlerde düzenleme, sıklıkla simgesel
ve meşrulaştırıcı bir işlev görmekte ve otoriter rejimlerde ise YZ temelli denetim
mekanizmalarını hukuksal bir çerçeve içine alarak kurumsallaştırmaktadır.
Dolayısıyla düzenleme, rejim bağlamından bağımsız olarak ele alındığında,
demokratik bir çözüm olmaktan çok yanıltıcı bir güvenlik hissi yaratma riski
taşımaktadır.
Bu bulgular ışığında, mevcut akademik yazının önemli bir çözümleyici
boşluğuna işaret etmek olanaklıdır. YZ ile demokrasi arasındaki ilişkiyi ele
alan çalışmalar, çoğu zaman rejim bağlamını örtük biçimde kabul etmekte, ancak
bu bağlamı açıklayıcı bir kuramsal eksen durumuna getirmemektedir. Rejimlerin devingen
doğası, kurumsal kapasite farklılıkları ve otoriterleşme süreçleri, YZ’nın
siyasal etkilerini anlamada merkezi öneme sahip olmasına karşın, yazında sistemli
biçimde ele alınmamaktadır. Bu çalışma, söz konusu boşluğu doldurmayı ve ‘YZ–demokrasi’
ilişkisini rejim-temelli bir çözümleyici çerçeve içinde yeniden düşünmeyi
önermektedir.
Sonuç olarak, YZ teknolojilerinin demokratik geleceği belirleyeceği
yönündeki iddialar, ancak bu teknolojilerin hangi rejimsel, kurumsal ve
normatif bağlamlarda kullanıldığı dikkate alındığında anlamlı duruma
gelmektedir. YZ, demokrasiyi ne otomatik olarak güçlendiren ne de kaçınılmaz
biçimde zayıflatan bir etmendir, aksine, mevcut siyasal düzenin yönelimlerini
hızlandıran ve derinleştiren bir araçtır. Bu nedenle YZ’ya ilişkin akademik ve
siyasal tartışmaların, teknoloji merkezli yaklaşımlardan rejim merkezli çözümlemelere
yönelmesi, demokratik dayanıklılığı koruma çabaları açısından kritik bir önem
taşımaktadır.
SİYASA ÇIKARIMLARI
Bu çalışmanın bulguları, YZ ile demokrasi arasındaki ilişkinin teknoloji
merkezli değil, rejim ve kurumsal bağlam merkezli bir siyasa yaklaşımını
zorunlu kıldığını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda geliştirilecek siyasa
çerçevelerinin, YZ’nın olası demokratik katkılarını otomatik varsaymak yerine,
farklı rejim türlerinde yaratabileceği asimetrik ve çoğu zaman olumsuz etkileri
dikkate alması gerekmektedir. Aşağıda sunulan siyasa çıkarımları, bu bağlamsal
farklılaşmayı esas almaktadır.
Demokratik Rejimler İçin: Bilgisel Güveni Merkez Alan
Siyasa Öncelikleri
Demokratik rejimlerde YZ’ya ilişkin siyasa çerçevelerinin öncelikli hedefi,
teknik verimlilikten çok bilgisel güvenin korunması olmalıdır. Bu çalışma, YZ
kaynaklı tehdidin esas olarak seçim süreçlerinin teknik bütünlüğünden değil,
kamusal tartışmanın dayandığı ortak gerçeklik algısının aşınmasından
kaynaklandığını göstermektedir. Bu nedenle siyasa yapıcıların, yanıltıcı
bilgiyle savaşımı yalnızca içerik denetimi veya platform düzenlemeleri ile
sınırlamaması gerekmektedir. Bu bağlamda, YZ tarafından üretilen içeriklerin
açık biçimde etiketlenmesini zorunlu kılan düzenlemeler, seçim dönemlerinde
algoritmik içerik yayılımına ilişkin saydamlık yükümlülükleri ve bağımsız ve
çoğulcu doğrulama mekanizmalarının kurumsal olarak desteklenmesi demokratik
hesap verebilirliği güçlendiren temel araçlar olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu
önlemlerin ifade özgürlüğünü daraltacak biçimde uygulanması, demokratik meşruluğu
daha da zayıflatma riski taşıdığından, hukuksal güvencelerle desteklenmesi
zorunludur.
Otoriterleşme Eğilimindeki Rejimler İçin: Düzenlemenin
Araçsallaştırılması Riski
Bu çalışmanın önemli bulgularından biri, YZ’ya ilişkin düzenleyici
çerçevelerin, otoriterleşme sürecindeki rejimlerde demokratik bir güvence
olmaktan çok, siyasal denetimin meşrulaştırılmasına hizmet edebilmesidir. Bu
nedenle, bu tür rejimlerde geliştirilen “etik”, “güvenli YZ” veya “veri koruma”
temelli düzenlemelerin demokratik etkileri, normatif savlarından bağımsız
olarak değerlendirilmelidir. Bu bağlamda, ulusal ve uluslararası siyasa
yapıcıların YZ düzenlemelerini yalnızca hukuksal metinler üzerinden değil,
uygulamalar üzerinden değerlendirmesi, algoritmik sistemlerin güvenlik
gerekçesiyle sınırsız biçimde kullanılmasını engelleyecek uluslararası normlar
geliştirmesi ve demokratik denetimden yoksun düzenlemeleri “iyi yönetişim”
örneği olarak tanımaktan kaçınması gerekmektedir. Aksi durumda, düzenleme
söylemi, otoriterleşmenin teknik bir kılıfı durumuna gelme riski taşımaktadır.
Uluslararası Düzeyde: Rejim-Duyarlı YZ Yönetişimi
Çalışmanın bulguları, YZ’ya ilişkin küresel yönetişim çabalarının, rejim
farklarını göz ardı eden tek tip normatif çerçeveler üzerinden ilerlemesinin
ciddi sınırlılıklar taşıdığını ortaya koymaktadır. Demokratik ölçünler
temelinde geliştirilen düzenleyici ilkeler, otoriter veya melez rejimlerde
farklı siyasal sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle uluslararası kuruluşlar
ve norm üreticiler YZ yönetişimini rejim-duyarlı bir bakış açısıyla ele almalı,
demokratik hesap verebilirliği yalnızca teknik ölçünlere indirgememeli ve saydamlık,
denetim ve itiraz mekanizmalarının eylemli olarak işlemediği bağlamlarda “uyum”
savlarını sorgulamalıdır. Aksi halde, küresel YZ yönetişimi, demokratik
değerleri korumaktan çok, otoriter uygulamaların uluslararası düzeyde
normalleşmesine katkı sunabilir.
Akademik ve Siyasal Tartışmalar İçin: Rejim Merkezli
Yaklaşımın Kurumsallaştırılması
Son olarak, bu çalışma, YZ’ya ilişkin siyasa tartışmalarının teknoloji
merkezli iyimserlik veya kötümserlik ikiliğinden çıkarılarak, rejim merkezli
bir çözümleyici zemine oturtulması gerektiğini göstermektedir. YZ’ya ilişkin
siyasa üretimi, demokratik dayanıklılığı güçlendirmeyi amaçlıyorsa, rejimlerin
kurumsal kapasitesi, hukukun üstünlüğü ve siyasal hesap verebilirlik düzeyi bu
sürecin ayrılmaz bir parçası durumuna gelmelidir. Bu bağlamda geliştirilecek
siyasa çerçeveleri, YZ’yı soyut bir “gelecek teknolojisi” olarak değil, mevcut
siyasal güç ilişkilerini yeniden üreten somut bir yönetişim aracı olarak ele
almak zorundadır. Bu çalışma, YZ’nın demokrasi üzerindeki etkilerinin ancak
rejimlerin kurumsal kapasitesi ve demokratik dayanıklılığı çerçevesinde
anlamlandırılabileceğini göstermektedir.
KAYNAKÇA
Allen, D., ve Weyl, E.G. (2024). The Real Dangers of Generative AI. Journal
of Democracy 35(1), 147-162. https://dx.doi.org/10.1353/jod.2024.a915355.
Altman, D. (2026). The AI Democracy Dilemma. Journal of Democracy 37(1),
32-44. https://dx.doi.org/10.1353/jod.2026.a977942.
Bengio, Y. (2023). AI and Catastrophic Risk. Journal of Democracy 34(4),
111-121. https://dx.doi.org/10.1353/jod.2023.a907692.
Davidson, T. (2023). The Danger of Runaway AI. Journal of Democracy 34(4),
132-140. https://dx.doi.org/10.1353/jod.2023.a907694.
Fishkin, J. S. (2009). When the people speak: Deliberative democracy and
public consultation. Oxford University Press.
Habermas, J. (1996). Between facts and norms: Contributions to a discourse
theory of law and democracy. Polity Press.
Kreps, S., ve Kriner, D. (2023). How AI Threatens Democracy. Journal of
Democracy 34(4), 122-131. https://dx.doi.org/10.1353/jod.2023.a907693.
Levitsky, S., ve Way, L. A. (2010). Competitive authoritarianism: Hybrid
regimes after the Cold War. Cambridge University Press.
Weber, V. (2025). China's AI-Powered Surveillance State. Journal of
Democracy 36(4), 151-160. https://dx.doi.org/10.1353/jod.2025.a970356.
Yang, E., ve Roberts, M.E. (2023). The Authoritarian Data Problem. Journal
of Democracy 34(4), 141-150. https://dx.doi.org/10.1353/jod.2023.a907695.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder