Apo ile İmralı
Görüşmesinde Kürt Sorununa İlişkin Ortaya Çıkan Çözüm Önerileri ile Ulusal ve
Bölgesel Yansımaları
Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış
ÖZ
Bu çalışma, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulan çözüm
komisyonunu temsilen milletvekillerinin İmralı’da Abdullah Öcalan ile
gerçekleştirdiği görüşmeye ilişkin tutanakta dile getirilen çözüm önerilerini
incelemektedir. Çalışmanın temel amacı, Kürt sorununa yönelik olarak sunulan
demokratik cumhuriyet, demokratik belediyecilik ve demokratik konfederalizm
gibi yaklaşımları, kamu yönetimi, devlet kuramı ve karşılaştırmalı siyaset bakış
açılarından değerlendirmektir. Çalışma, söz konusu çözüm çerçevesinin normatif
demokrasi ve barış söylemlerinin ötesinde, uygulanabilirlik, yönetsel kapasite
ve siyasal kararlılık açısından ne tür sonuçlar doğurduğunu çözümlemektedir.
Yapılan çözümleme, özerklik temelli komünal ve konfederal yönetsel modellerin,
kamu hizmetlerinin üretimi, merkezi eş güdüm ve egemenlik birliği ilkeleriyle
uyumlu olmadığını ortaya koymaktadır. Türkiye özelinde olduğu kadar, Suriye ve
İran gibi çok etnik unsurlu ve jeopolitik kırılganlığı yüksek ülkeler açısından
da değerlendirildiğinde, önerilen çözüm çerçevesinin kararlılık üretmekten çok
yönetsel parçalanma ve bölgesel kaos riskini artırdığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Kürt sorunu, İmralı görüşmesi,
demokratik konfederalizm, özerklik, kamu yönetimi, devlet kapasitesi, bölgesel kararlılık
ABSTRACT
This
study examines the solution proposals articulated in the official record of the
meeting held on İmralı Island between Abdullah Öcalan and members of the
Turkish Grand National Assembly’s resolution commission. The main objective of
the study is to analyze the proposed approaches to the Kurdish issue—such as
democratic republic, democratic municipalism, and democratic
confederalism—through the lenses of public administration, state theory, and
comparative politics. Moving beyond normative discourses of democracy and
peace, the study evaluates these proposals in terms of their practical
feasibility, administrative capacity, and implications for political stability.
The analysis demonstrates that autonomy-based communal and confederal
governance models are incompatible with the principles of public service
provision, central coordination, and unity of sovereignty. The findings further
indicate that, not only for Türkiye but also for multi-ethnic and
geopolitically fragile states such as Syria and Iran, the proposed solution
framework is more likely to generate administrative fragmentation and regional
instability rather than producing governance capacity and political cohesion.
Keywords: Kurdish issue, Imralı meeting, democratic confederalism, autonomy,
public administration, state capacity, regional stability
GİRİŞ
Türkiye’de Kürt sorunu, yalnızca bir
kimlik ya da güvenlik sorunu değil, aynı zamanda devletin yönetim kapasitesi,
siyasal temsil mekanizmaları ve bölgesel kararlılıkla doğrudan ilişkili çok
katmanlı bir yapısal sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Bu bağlamda, 24
Kasım 2025 tarihinde TBMM’de kurulan çözüm komisyonunu temsilen yapılan ve
Abdullah Öcalan ile İmralı’da gerçekleştirilen görüşme, içeriği ve zamanlaması
itibarıyla dikkat çekici bir siyasal gelişme olarak öne çıkmaktadır. Görüşme
sonrasında kamuoyuna yansıyan tutanaklar, yalnızca Türkiye’deki Kürt sorununa
ilişkin değil, aynı zamanda Suriye ve İran başta olmak üzere bölgesel düzeydeki
siyasal ve yönetsel yapılara ilişkin kapsamlı değerlendirmeler ve çözüm
önerileri içermektedir.
İmralı görüşmesinde dile getirilen çözüm yaklaşımı, klasik anlamda silah
bırakma ya da örgütsel tasfiye tartışmalarının ötesine geçerek, “demokratik
cumhuriyet”, “demokratik belediyecilik” ve “demokratik konfederalizm” gibi
kavramlar etrafında şekillenen daha geniş bir siyasal ve yönetsel beklentiler
sunmaktadır. Bu yaklaşım, Kürt sorununu Türkiye’nin mevcut devlet ve yönetim
yapısının bir sonucu olarak ele almakta ve çözümü ise merkeziyetçi ulus-devlet
modelinin aşındırılması ve yerel, etnik ve topluluk temelli yönetsel yapıların
güçlendirilmesi üzerinden kurgulamaktadır. Ancak bu çerçevenin, kamu yönetimi,
siyasal kararlılık ve devlet kapasitesi açısından ne ölçüde uygulanabilir
olduğu tartışmalıdır.
Bu çalışma, Abdullah Öcalan (Apo) ile
İmralı görüşmesinde ortaya çıkan çözüm önerilerini sistemli biçimde çözümlemeyi,
söz konusu önerilerin Türkiye açısından taşıdığı anlamı ve bu yaklaşımın Suriye
ve İran gibi çok etnik unsurlu ve güvenlik duyarlılığı yüksek ülkelerde
doğurabileceği ulusal ve bölgesel sonuçları değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
Makalenin temel savı şudur: Kürt sorunu için önerilen çözüm çerçevesi, bölgesel
ölçekte uygulandığında kararlılık değil, bölgesel kaos üretme gizil gücü
taşımaktadır. Bu bağlamda çalışma, söz konusu çözüm önerilerini yalnızca
normatif hedefler üzerinden değil, karşılaştırmalı siyaset ve kamu yönetimi bakış
açısından olası sonuçları itibarıyla ele almaktadır.
AMAÇ VE HEDEFLER
Bu çalışmanın temel amacı, Apo ile İmralı’da gerçekleştirilen görüşmede
Kürt sorununa ilişkin olarak dile getirilen çözüm önerilerini çözümleyici bir
çerçevede incelemek ve söz konusu önerilerin Türkiye açısından taşıdığı anlamı,
ulusal ve bölgesel düzeydeki olası siyasal ve yönetsel yansımalarıyla birlikte
değerlendirmektir. Çalışma, görüşme tutanaklarında yer alan çözüm yaklaşımını
normatif söylem düzeyinde ele almakla yetinmeyip, bu yaklaşımın
uygulanabilirliği ve olası sonuçlarını kamu yönetimi, devlet kapasitesi ve
siyasal kararlılık bakış açısından sorgulamayı hedeflemektedir.
Bu genel amaç doğrultusunda çalışmanın temel hedefleri şunlardır:
İmralı görüşmesinde ortaya konulan çözüm
önerilerini sistemli biçimde sınıflandırmak ve Kürt sorununun doğrudan çözümüne
yönelik somut öneriler ile Türkiye’nin siyasal ve yönetsel yapısına ilişkin
normatif ve ideolojik öneriler arasındaki farkı ortaya koymak.
Önerilen çözüm çerçevesinin Türkiye
bağlamındaki uygulanabilirliğini değerlendirmek ve özellikle demokratik
cumhuriyet, demokratik belediyecilik ve demokratik konfederalizm gibi
kavramların kamu yönetimi, egemenlik ve yönetsel bütünlük açısından ne tür
sonuçlar doğurabileceğini çözümlemek.
Söz konusu çözüm yaklaşımının bölgesel
ölçekteki yansımalarını incelemek ve Türkiye’de dile getirilen modelin Suriye
ve İran gibi çok etnik unsurlu, kırılgan ve güvenlik duyarlılığı yüksek
ülkelerde uygulanması durumunda ortaya çıkabilecek siyasal kararsızlık ve
yönetsel çözülme risklerini tartışmak.
Çözüm önerilerini karşılaştırmalı
siyaset ve kamu yönetimi yazını ışığında ele almak ve benzer tarihsel örnekler
ve devlet çözülmesi deneyimleriyle (özellikle Yugoslavya benzetmesi bağlamında)
çözümleyici bir değerlendirme sunmak.
Kürt sorununa ilişkin çözüm
arayışlarının sınırlarını ortaya koymak ve barış ve demokratikleşme söylemi
altında geliştirilen yönetsel modellerin, bölgesel ölçekte kararlılık üretme
kapasitesini sorgulamak.
Bu hedefler çerçevesinde çalışma, Kürt sorununa ilişkin çözüm önerilerini
aktarmaktan çok, bu önerilerin ne ölçüde uygulanabilir olduğu ve hangi
sonuçları üretebileceği sorularına odaklanarak, karar alıcılar ve akademik yazın
açısından eleştirel ve katkı sunmayı amaçlamaktadır.
ARAŞTIRMA SORULARI
Bu çalışma, Apo ile İmralı’da gerçekleştirilen görüşmede Kürt sorununa
ilişkin olarak dile getirilen çözüm önerilerini ve bu önerilerin ulusal ve
bölgesel düzeydeki olası etkilerini incelemek amacıyla aşağıdaki araştırma
sorularına yanıt aramaktadır:
Apo ile İmralı görüşmesinde Kürt
sorununa ilişkin olarak ortaya konulan çözüm önerileri nelerdir ve bu öneriler
hangi siyasal ve yönetsel varsayımlara dayanmaktadır?
Söz konusu çözüm önerileri, Türkiye’nin
mevcut devlet yapısı, kamu yönetimi sistemi ve egemenlik anlayışı açısından ne
ölçüde uygulanabilirlik taşımaktadır?
Demokratik cumhuriyet, demokratik
belediyecilik ve demokratik konfederalizm gibi kavramlar, Kürt sorununun çözümü
bağlamında hangi yönetsel ve siyasal sonuçları doğurma gizil gücüne sahiptir?
İmralı görüşmesinde dile getirilen çözüm
yaklaşımının Türkiye, Suriye ve İran gibi çok etnik unsurlu ve güvenlik duyarlılığı
yüksek ülkelerde bölgesel ölçekte uygulanması durumunda ne tür siyasal kararsızlık
ve yönetsel çözülme riskleri ortaya çıkabilir?
Kürt sorununa yönelik olarak
geliştirilen bu çözüm çerçevesi, bölgesel ölçekte kararlılık mı yoksa bölgesel
kaos mu üretme gizil gücü taşımaktadır?
YÖNTEM VE ÇÖZÜMLEYİCİ ÇERÇEVE
Bu çalışma, nitel araştırma yöntemine dayalı olarak tasarlanmıştır.
Araştırmanın temel veri kaynağını, 24 Kasım 2025 tarihinde Apo ile İmralı’da
gerçekleştirilen görüşmeye ilişkin tutanak oluşturmaktadır. Söz konusu metin,
doğrudan gözlemlenebilir bir siyasal olguya ilişkin birincil belge niteliği
taşıdığından, çalışma kapsamında belge çözümlemesi (document analysis)
yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntem aracılığıyla, görüşmede dile getirilen çözüm
önerileri sistemli biçimde incelenmiş ve söylemin içeriği, kavramsal çerçevesi
ve ima ettiği yönetsel ve siyasal sonuçlar çözümlenmiştir.
Çözümleyici süreçte, görüşme tutanakları betimleyici bir özetle
yetinilmeksizin, tematik çözümleme yaklaşımıyla ele alınmıştır. Bu kapsamda
metin, Kürt sorununun çözümüne yönelik doğrudan öneriler ile Türkiye’nin
siyasal ve yönetsel yapısına ilişkin normatif ve ideolojik öneriler arasında
ayrım yapacak biçimde sınıflandırılmıştır. Böylece, çözüm önerilerinin hangi
alanlarda somut siyasa önerileri sunduğu, hangi alanlarda ise daha çok normatif
bir rejim ve yönetim beklentisi ortaya koyduğu belirginleştirilmiştir.
Çalışmanın çözümleyici çerçevesi, karşılaştırmalı siyaset ve kamu yönetimi yazınından
yararlanmaktadır. Özellikle devlet kapasitesi, yönetsel bütünlük, egemenlik,
ölçek ekonomisi ve siyasal kararlılık kavramları, çözüm önerilerinin
uygulanabilirliğini değerlendirmede temel referans noktaları olarak
kullanılmıştır. Bu bağlamda, yerelcilik (daha doğru tanımlama ile yerinden yönetimcilik),
etnik temelli yönetsel yapılanma ve merkezi devletin aşındırılması gibi
yaklaşımların, çok etnik unsurlu ve güvenlik duyarlılığı yüksek devletlerde ne
tür sonuçlar doğurabileceği tartışılmıştır.
Buna ek olarak çalışma, bölgesel karşılaştırmalı bir bakış açsısı
benimsemektedir. İmralı görüşmesinde dile getirilen çözüm yaklaşımının yalnızca
Türkiye için değil, Suriye ve İran gibi bölgesel bağlamlar için de geçerli bir
model olarak sunulması dikkate alınarak, bu ülkelerin tarihsel, siyasal ve
yönetsel özellikleri çözümleme içine alınmıştır. Bu çerçevede, Yugoslavya
deneyimi başta olmak üzere, çok etnik unsurlu devletlerde merkezi yapının
zayıflatılmasının yol açtığı siyasal çözülme ve çatışma örnekleri çözümleyici
bir karşılaştırma zemini olarak kullanılmıştır.
Son olarak çalışma, çözüm önerilerini normatif hedefler ile olası sonuçlar
arasındaki ayrımı gözeterek ele almaktadır. Barış, demokratikleşme ve
katılımcılık gibi normatif savların, kamu yönetimi ve siyasal kararlılık
açısından hangi sonuçları doğurabileceği sorgulanmakta ve böylece çözüm
önerileri, niyetler üzerinden değil, olası etkiler üzerinden
değerlendirilmektedir.
KURAMSAL ÇERÇEVE
Bu çalışma, Apo ile İmralı görüşmesinde dile getirilen çözüm önerilerini
değerlendirmede, devlet kuramı, kamu yönetimi ve çok düzeyli yönetişim yazınına
dayanan bütüncül bir kuramsal çerçeve benimsemektedir. Kuramsal yaklaşım,
normatif siyasal söylemlerden çok, devletin işleyişi, kamu hizmetlerinin
üretimi ve siyasal sistemlerin yönetilebilirliği üzerine odaklanmaktadır.
Kuramsal olarak çalışma, çağdaş devletin temel niteliklerini açıklayan
egemenlik, merkezi otorite, yönetsel bütünlük ve meşru kamu gücü kavramlarını çözümlemesinin
merkezine yerleştirmektedir. Weberyen devlet anlayışı çerçevesinde devlet
belirli bir coğrafya üzerinde kamu otoritesini kuran, kamu hizmetlerini
hiyerarşik ve eş güdümlü bir yapı içinde sunan kurumsal bir örgütlenme olarak
ele alınmaktadır. Bu yaklaşım, devletin yalnızca siyasal bir birlik değil, aynı
zamanda karmaşık kamu hizmetlerini üretme kapasitesine sahip bir yönetsel aygıt
olduğunu vurgulamaktadır.
Bu bağlamda çalışma, devlet kapasitesi yazınından yararlanmaktadır. Devlet
kapasitesi, kamu hizmetlerinin planlanması ve sunulması, mali kaynakların
yeniden dağıtımı, güvenliğin sağlanması ve toplumsal krizlere müdahale edebilme
yeteneği olarak tanımlanmaktadır. Yönetsel yapıların parçalanması ya da merkezi
eş güdümün zayıflatılması, bu kapasitenin aşınmasına ve kamu hizmetlerinde
ciddi eşitsizliklere yol açabilmektedir.
Kuramsal çerçevenin önemli bir bileşeni, ölçek ve kamu hizmeti üretimi
tartışmalarıdır. Kamu yönetimi yazınında kamu hizmetlerinin etkili biçimde
sunulabilmesi, hizmetin niteliğine uygun optimum alan büyüklüğünün
belirlenmesini gerektirmektedir. Bu durum, hizmet havzası (catchment area)
kavramı ile açıklanmaktadır. Buna göre her kamu hizmeti, teknik gereksinimleri,
maliyet yapısı ve kapsama alanı dikkate alınarak farklı yönetsel ölçeklerde
örgütlenmek zorundadır. Yerel düzeyde sunulabilecek hizmetlerle, bölgesel ya da
ulusal ölçekte planlanması gereken hizmetler arasında yapısal bir ayrım
bulunmaktadır.
Bu ayrım, kamu hizmetlerinin üretiminde ölçek ekonomileri merkezi eş güdüm ilkelerini
ön plana çıkarmaktadır. Özellikle altyapı, ulaştırma, çevre, doğal kaynak
yönetimi ve güvenlik gibi alanlarda, yerel düzeyin ötesinde bir yönetsel örgütlenme
zorunlu hale gelmektedir. Dolayısıyla kamu yönetimi kuramı, tüm hizmetlerin tek
tip ve yerel ölçekli yapılara devredilmesini değil, çok düzeyli ve işlevsel bir
yönetsel yapılanmayı esas almaktadır.
Kuramsal çerçevede ayrıca yerelleşme ve yönetişim yazınından
yararlanılmaktadır. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, demokratik katılım ve
yerel gereksinmelere duyarlılık açısından önem taşımakla birlikte, bu sürecin
sınırları kamu yönetimi yazınında açık biçimde tartışılmaktadır. Yerelleşme,
merkezi devletin düzenleyici, denetleyici ve eş güdüm sağlayıcı rolünü ortadan
kaldıracak biçimde ele alındığında, yönetsel parçalanma ve meşruluk sorunları
ortaya çıkabilmektedir.
Son olarak çalışma, çok etnik unsurlu devletler ve siyasal kararlılık yazınından
yararlanmaktadır. Etnik kimliklerin yönetsel yapıların temel belirleyeni durumuna
gelmesi, özellikle tarihsel, güvenlik ve jeopolitik kırılganlıkların bulunduğu
bölgelerde merkezkaç eğilimleri güçlendirebilmektedir. Bu durum, devlet
kapasitesi, kamu hizmeti üretimi ve siyasal bütünlük açısından ek riskler
doğurmaktadır.
Bu kuramsal çerçeve doğrultusunda çalışma, Apo ile İmralı görüşmesinde dile
getirilen çözüm önerilerini, normatif demokrasi ve katılım söylemlerinin
ötesine taşıyarak devletin yönetilebilirliği, kamu hizmetlerinin ölçek sorunu
ve bölgesel siyasal kararlılık bağlamında çözümlemeyi amaçlamaktadır.
ÇÖZÜMLEME
İmralı Görüşmesinde Ortaya Konulan Çözüm Önerilerinin
Genel Çerçevesi
Apo ile İmralı’da gerçekleştirilen görüşmede dile getirilen çözüm önerileri
yalnızca Türkiye’deki Kürt sorununa odaklanan dar bir çerçeveyle sınırlı
kalmamakta ve Türkiye, Suriye ve İran’ı kapsayan daha geniş bir bölgesel bakış
açısı içinde ele alınmaktadır. Görüşme tutanağı, Kürt sorununu tekil bir ulusal
sorun olarak değil, Ortadoğu’nun çok etnik unsurlu ve çok katmanlı siyasal
yapılarıyla bağlantılı tarihsel ve yapısal bir sorun alanı olarak
tanımlamaktadır.
Tutanakta yer alan çözüm yaklaşımının temelinde, mevcut ulus-devlet
modeline yönelik eleştirel bir bakış açısı bulunmaktadır. Bu bağlamda,
merkeziyetçi ve uyum sağlayan devlet yapılarının, Kürt sorununun ortaya
çıkışında ve derinleşmesinde belirleyici olduğu ileri sürülmektedir. Bu
varsayımdan hareketle, çözümün de mevcut siyasal ve yönetsel yapılanmanın
dönüşümünü gerektirdiği savunulmaktadır.
Görüşmede öne çıkan ilk temel öneri, “demokratik cumhuriyet” kavramı
etrafında şekillenmektedir. Bu yaklaşım, etnik kimliğe dayalı bir devlet ya da
resmi bir bölünme önerisinden çok, farklı kimliklerin eşit yurttaşlık temelinde
tanındığı, çoğulcu ve kapsayıcı bir siyasal düzeni hedeflediğini savlamaktadır.
Ancak bu kavram, klasik anayasal yurttaşlık anlayışından farklı olarak,
kimliklerin siyasal ve yönetsel düzeyde daha görünür ve belirleyici duruma
gelmesini içeren bir çerçeve sunmaktadır.
İkinci olarak, çözüm önerilerinin merkezinde demokratik belediyecilik ve
yerel yönetimlerin güçlendirilmesi yer almaktadır. Tutanakta, yerel
yönetimlerin yalnızca hizmet sunan yönetsel birimler değil, halkın doğrudan
siyasal katılımını olanaklı kılan temel yönetsel yapılar olarak kurgulanması
gerektiği vurgulanmaktadır. Belediyeler ve yerel yapılar, merkezi devletin
hiyerarşik denetiminden görece bağımsız, kendi kendini yöneten siyasal alanlar
olarak tasarlanmaktadır.
Bu çerçeve, daha geniş bir biçimde demokratik konfederalizm yaklaşımıyla
ilişkilendirilmektedir. Demokratik konfederalizm, merkezi devlet otoritesinin
sınırlandırıldığı, yerel, komünal ve bölgesel yapıların yatay ilişkilerle
birbirine bağlandığı bir yönetsel modeli ifade etmektedir. Görüşme tutanağında
bu model hem Kürt sorununun çözümü hem de Ortadoğu’daki çok etnik unsurlu
yapılar için bir siyasal düzen seçeneği önerisi olarak sunulmaktadır.
Görüşmede dikkat çeken bir diğer unsur, çözüm önerilerinin bölgesel ölçekte
genellenebilir bir model olarak ele alınmasıdır. Tutanakta, Türkiye’de Kürt
sorunu için geliştirilen bu yaklaşımın, Suriye ve İran’daki etnik ve mezhepsel
çeşitlilik bağlamında da uygulanabilir olduğu ima edilmektedir. Bu durum, çözüm
önerilerinin yalnızca ulusal değil, bölgesel siyasal yapılanmaları da
dönüştürmeyi hedefleyen bir çerçeve sunduğunu göstermektedir.
Son olarak, görüşme tutanağında silahlı çatışma, şiddet ve güvenlik sorunu
doğrudan teknik bir güvenlik sorunu olarak değil, siyasal ve yönetsel yapının
bir sonucu olarak ele alınmaktadır. Çözüm önerileri, güvenlik siyasalarından çok
yönetsel dönüşüm ve siyasal yeniden yapılanma üzerinden kurgulanmaktadır. Bu
yaklaşım, çatışmanın sona erdirilmesini, devletin yapısal dönüşümüne bağlayan
bir bakış açısını yansıtmaktadır.
Bu genel çerçeve, Apo ile İmralı görüşmesinde dile getirilen çözüm
önerilerinin, Kürt sorununun ötesine geçen ve devlet, egemenlik, yerel
yönetimler ve bölgesel siyasal düzen üzerine kapsamlı bir yeniden düşünme
çağrısı içerdiğini ortaya koymaktadır. Ancak bu önerilerin uygulanabilirliği,
yönetsel sonuçları ve bölgesel etkileri, çalışmanın ilerleyen bölümlerinde araştırma
soruları ışığında ele alınacaktır.
Apo ile İmralı Görüşmesinde Ortaya Konulan Çözüm
Önerileri Hangi Siyasal ve Yönetsel Varsayımlara Dayanmaktadır?
Apo ile İmralı görüşmesinde dile getirilen çözüm önerileri, belirli siyasal
ve yönetsel varsayımlar üzerine kurulmuştur. Bu varsayımlar, yalnızca Kürt
sorununun tanımlanış biçimini değil, devlet, egemenlik ve kamu yönetimine
ilişkin daha geniş bir anlayışı da yansıtmaktadır.
İlk temel varsayım, Kürt sorununun esas olarak ulus-devlet modelinden
kaynaklandığı yönündedir. Görüşme tutanağında, merkeziyetçi, tekçi ve uyum sağlayıcı
devlet yapılarının, Kürt kimliğinin yadsınmasına ve siyasal dışlanmasına yol
açtığı kabul edilmektedir. Bu yaklaşımda sorun, belirli siyasa tercihlerinden çok
devletin kurucu ilkeleriyle ilişkilendirilmektedir. Dolayısıyla çözümün de
mevcut devlet yapısında köklü bir dönüşümü zorunlu kıldığı varsayılmaktadır.
İkinci varsayım, merkezi devlet otoritesinin demokratikleşmenin önündeki
temel engel olduğu düşüncesidir. Görüşmede dile getirilen demokratik
cumhuriyet, demokratik belediyecilik ve demokratik konfederalizm önerileri
merkezi otoritenin sınırlandırılmasını ve siyasal karar alma süreçlerinin yerel
ve komünal düzeylere kaydırılmasını esas almaktadır. Bu çerçevede demokrasi,
temsili kurumlar ve merkezi siyasal yapıdan çok doğrudan katılım ve yerel
öz-yönetim üzerinden tanımlanmaktadır.
Üçüncü varsayım, kimlik temelli çoğulluğun yönetsel yapının asli unsuru durumuna
getirilmesi gerektiği anlayışıdır. Görüşme tutanağında, etnik ve kültürel
kimliklerin yalnızca bireysel haklar düzeyinde tanınması yeterli görülmemekte
ve bu kimliklerin yönetsel ve siyasal düzeyde görünür ve belirleyici olması
gerektiği ima edilmektedir. Bu yaklaşım, klasik yurttaşlık anlayışından farklı
olarak, kimliklerin siyasal örgütlenmenin temel referans noktalarından biri durumuna
gelmesini öngörmektedir.
Dördüncü varsayım, yerel yönetimlerin yalnızca yönetsel birimler değil,
asli siyasal aktörler olduğu kabulüne dayanmaktadır. Demokratik belediyecilik
yaklaşımı, yerel yönetimleri merkezi devletin uzantıları olarak değil, halk
egemenliğinin doğrudan ortaya çıktığı özerk siyasal alanlar olarak
kurgulamaktadır. Bu varsayım, yerel yönetimlerin merkezi planlama, denetim ve
eş güdüm mekanizmalarından görece bağımsızlaşmasını normatif olarak olumlu bir
gelişme olarak değerlendirmektedir.
Son olarak görüşmede örtük biçimde yer alan bir diğer varsayım, bu yönetsel
ve siyasal modelin yalnızca Türkiye için değil, bölgesel ölçekte genellenebilir
olduğu düşüncesidir. Türkiye, Suriye ve İran gibi farklı tarihsel, siyasal ve
kurumsal yapılara sahip ülkelerde benzer çözüm çerçevelerinin uygulanabileceği
varsayımı çözüm önerilerinin ulusal bağlamın ötesine taşındığını
göstermektedir.
Bu varsayımlar bir arada değerlendirildiğinde, Apo ile İmralı görüşmesinde
dile getirilen çözüm önerilerinin, Kürt sorununu esas olarak devletin yapısal
özelliklerine bağlayan ve çözümü ise merkeziyetçi ulus-devlet modelinin
sınırlandırılması ve yerel-komünal yönetsel yapıların güçlendirilmesi üzerinden
tanımlayan bir siyasal ve yönetsel paradigma sunduğu görülmektedir. Ancak bu
paradigmaya içkin varsayımların kamu yönetiminin işleyişi, devlet kapasitesi ve
bölgesel siyasal kararlılık açısından ne ölçüde sürdürülebilir olduğu bir
sonraki araştırma sorusu kapsamında ele alınacaktır.
İmralı Görüşmesinde Dile Getirilen Çözüm Önerileri,
Türkiye’nin Mevcut Devlet Yapısı ve Kamu Yönetimi Sistemi Açısından Ne Ölçüde
Uygulanabilirlik Taşımaktadır?
Apo ile İmralı görüşmesinde dile getirilen çözüm önerilerinin merkezinde,
yerel ve komünal yapıların özerkliği yer almaktadır. Görüşme tutanağında
demokratik belediyecilik ve demokratik konfederalizm kavramları, klasik yerel
yönetim anlayışının ötesine geçen, merkezi devlet otoritesinden büyük ölçüde
bağımsız, kendi kendini yöneten siyasal ve yönetsel birimler olarak
kurgulanmaktadır. Bu bağlamda özerklik, yönetsel bir yetki devrinden çok, eylemli
yönetsel egemenlik niteliği taşıyan bir kavram olarak kullanılmaktadır.
Kamu yönetimi kuramı açısından bakıldığında, özerklik kavramı belirli
sınırlar içinde anlamlıdır. Yerel yönetimlerin yönetsel ve mali özerkliği,
merkezi devletin bütünlüğü, denetim ve eş güdüm yetkileriyle birlikte var
olabilir. Ancak Apo’nun modelinde özerklik, merkezi devletin düzenleyici ve eş güdüm
sağlayıcı rolünü ikincil kılan, hatta yer yer işlevsizleştiren bir içerik
kazanmaktadır. Bu durum, özerkliğin yerel demokrasi aracı olmaktan çıkarak,
parçalı bir egemenlik düzenine dönüşmesi riskini doğurmaktadır.
Özellikle komünlerin ve yerel yapıların kendi kendini yöneten özerk
birimler olarak tasarlanması, kamu hizmetlerinin üretimi ve sunumunda ciddi
yapısal sorunlar yaratmaktadır. Kamu yönetimi yazınında vurgulanan optimum alan
büyüklüğü ve hizmet havzası (catchment area) ilkeleri, her kamu
hizmetinin her ölçeğe uygun olmadığını açık biçimde ortaya koymaktadır. Özerk
komünler modeli, kamu hizmetlerini yerel ölçeğe hapseden bir yönetsel mantık
üretmekte ve bu durum ulaştırma, doğal kaynak yönetimi, çevre, enerji ve
güvenlik gibi alanlarda merkezi planlamayı işlevsiz kılmaktadır.
Bu çerçevede, her komünün ya da yerel birimin özerk biçimde karar alması,
kamu hizmetlerinde ölçek ekonomilerinin kaybına, kaynak israfına ve hizmet
sunumunda bölgesel eşitsizliklere yol açma gizil gücü taşımaktadır. Ayrıca
merkezi bütçe mekanizmalarının zayıflaması, yeniden dağıtım siyasalarının
etkinliğini azaltarak, kamu hizmetlerinin eşitliği ilkesini zedeleyebilir.
Türkiye’nin anayasal ve yönetsel yapısı dikkate alındığında, bu düzeyde bir
özerklik anlayışı mevcut sistemle bağdaşmamaktadır. Tekil (üniter) devlet
yapısı, kamu hizmetlerinde bütünlük, eşitlik ve merkezi denetim ilkeleri
üzerine kuruludur. Özerk komünler yaklaşımı ise bu ilkeleri sistemli biçimde
aşındırmakta ve merkezi devletin yönetsel kapasitesini ciddi ölçüde
sınırlamaktadır.
Sonuç olarak, Apo ile İmralı görüşmesinde dile getirilen çözüm önerileri,
özerkliği demokratikleşmenin temel koşulu olarak ele almakta, ancak bu özerklik
anlayışı, kamu yönetimi kuramı ve Türkiye’nin devlet yapısı açısından olanaklı
ve sürdürülebilir bir yönetsel model sunmamaktadır. Komünlerin ve yerel
yapıların özerkliği üzerine kurulu bu yaklaşım, uygulamada demokratikleşmeden çok,
yönetsel parçalanma ve devlet kapasitesinde aşınma riski üretmektedir.
Apo ile İmralı görüşmesinde dile getirilen çözüm önerilerinin
uygulanabilirliği, Türkiye’nin mevcut anayasal düzeni, devlet yapısı ve kamu
yönetimi sistemi dikkate alındığında ciddi yapısal sınırlılıklar içermektedir.
Bu sınırlılıklar, önerilerin normatif çekiciliğinden çok, yönetsel kapasite,
ölçek sorunu ve merkezi eş güdüm gereksinimi bağlamında ortaya çıkmaktadır.
Türkiye, tekil devlet yapısına sahip, kamu hizmetlerinin planlanması ve
sunumunda güçlü bir merkezi eş güdüme dayanan bir yönetim sistemine sahiptir.
Anayasal düzen, yerel yönetimlere belirli yönetsel yetkiler tanımakla birlikte,
kamu hizmetlerinde ulusal bütünlük (idarenin bütünlüğü ilkesi), eşitlik ve
merkezi denetim ilkelerini esas almaktadır. Bu çerçevede, yerel yönetimlerin
merkezi devlet otoritesinden bağımsız siyasal aktörler olarak kurgulanması
mevcut anayasal ve yönetsel yapı ile açık bir uyumsuzluk taşımaktadır.
Kamu yönetimi açısından bakıldığında, çözüm önerilerinin en temel
açmazlarından biri ölçek ve kamu hizmeti üretimi sorunudur. Kamu hizmetlerinin
etkin biçimde sunulabilmesi, her hizmet türü için uygun optimum alan
büyüklüğünün belirlenmesini gerektirmektedir. Hizmet havzası (catchment
area) kavramı çerçevesinde sağlık, eğitim, altyapı, çevre, ulaştırma ve
güvenlik gibi alanlar farklı ölçeklerde planlanmak zorundadır. Bu durum, tüm
kamu hizmetlerinin yerel ya da komünal düzeyde örgütlenmesini öngören
yaklaşımlarla çelişmektedir.
Özellikle ulaştırma, doğal kaynak yönetimi, çevresel koruma, enerji,
lojistik ve güvenlik gibi alanlarda, yerel ölçeğin ötesinde bir yönetsel örgütlenme
zorunludur. Ulusal karayolu ağları, uluslararası ulaşım koridorları, liman ve
havaalanı planlaması, orman ve su havzalarının yönetimi gibi hizmetler, teknik,
mali ve stratejik nedenlerle merkezi planlama ve eş güdüm gerektirmektedir. Bu
tür hizmetlerin komünal ya da yerel yönetimlerin inisiyatifine bırakılması,
kamu hizmetlerinde parçalanmaya ve ciddi eşitsizliklere yol açma gizil gücü
taşımaktadır.
Devlet kapasitesi açısından değerlendirildiğinde, demokratik konfederalizm
ve demokratik belediyecilik önerileri, kamu hizmetlerinin eş güdümlü biçimde
sunulmasını zorlaştırabilecek bir yönetsel yapı öngörmektedir. Merkezi
otoritenin zayıflatılması, mali kaynakların yeniden dağıtımı, kriz yönetimi ve
güvenlik siyasalarının yürütülmesi gibi alanlarda devletin müdahale
kapasitesini sınırlayabilir. Bu durum, özellikle ekonomik, siyasal ve güvenlik
kırılganlıklarının yüksek olduğu ülkelerde, yönetsel kararlılığı tehdit edici
sonuçlar doğurabilmektedir.
Ayrıca Türkiye’nin sosyo-politik yapısı dikkate alındığında, çözüm
önerilerinin etnik temelli yönetsel algıları güçlendirme riski de
bulunmaktadır. Yerel ve komünal yapıların etnik kimlikler üzerinden
meşrulaştırılması kamu hizmetlerinin tarafsız ve eşit sunumu ilkesini
zedeleyebilir ve ayrılıkçılık taleplerini körükleyebilir. Bu durum, yönetsel
kapasite sorunlarının yanı sıra, siyasal meşruluk ve toplumsal ve ulusal bütünlük
açısından da ek gerilimler yaratabilir.
Sonuç olarak, Apo ile İmralı görüşmesinde dile getirilen çözüm önerileri,
Türkiye’nin mevcut devlet yapısı ve kamu yönetimi sistemiyle
karşılaştırıldığında, normatif düzeyde demokratikleşme ve katılım vurgusu
taşısa da uygulanabilirlik açısından ciddi anayasal, yönetsel ve teknik
sınırlılıklar barındırmaktadır. Bu sınırlılıklar, çözüm önerilerinin uygulamada
kararlılık üretmekten çok ulusal birlikte ve kamu yönetiminde parçalanma ve
devlet kapasitesinde aşınma riskini artırabileceğine işaret etmektedir.
Demokratik Konfederalizm Yaklaşımının Kuramsal ve
Yönetsel Sonuçları Nelerdir?
Demokratik konfederalizm yaklaşımı, Apo ile İmralı görüşmesinde Kürt
sorununa yönelik çözüm önerilerinin merkezinde yer almaktadır. Bu yaklaşım,
merkezi devlet otoritesinin sınırlandırıldığı ve yerel, komünal ve bölgesel
yapıların yatay ilişkilerle birbirine bağlandığı bir yönetsel modeli
öngörmektedir. Ancak demokratik konfederalizmin hem kuramsal temelleri hem de
yönetsel sonuçları incelendiğinde ciddi yapısal çelişkiler ve uygulanabilirlik
sorunları ortaya çıkmaktadır.
Kuramsal düzeyde demokratik konfederalizm, çağdaş devlet kuramının temel
varsayımlarıyla çatışmaktadır. Çağdaş devlet, egemenliğin tekliği, kamu gücünün
merkeziliği ve yönetsel hiyerarşi ilkeleri üzerine kuruludur. Demokratik
konfederalizm ise egemenliği parçalı ve yatay bir biçimde dağıtarak, merkezi
otoriteyi bilinçli biçimde zayıflatmayı hedeflemektedir. Bu durum, siyasal
otoritenin kaynağı ve sınırları konusunda belirsizlik yaratmakta ve egemenliğin
kim tarafından ve nasıl kullanılacağı sorusunu yanıtsız bırakmaktadır.
Yönetsel açıdan bakıldığında, demokratik konfederalizm eş güdüm sorununu
çözememektedir. Komünler ve yerel yapılar arasında yatay ilişkiler öngören
model, merkezi planlama ve bağlayıcı karar alma mekanizmalarını dışlamaktadır.
Kamu yönetimi yazınında ise karmaşık kamu hizmetlerinin etkili sunumu, dikey eş
güdüm ve hiyerarşik eş güdüm gerektirmektedir. Demokratik konfederalizm, bu
gereklilikleri normatif gerekçelerle reddetmekte ancak yerine işlevsel bir
yönetsel mekanizma koyamamaktadır.
Demokratik konfederalizmin bir diğer temel açmazı, ölçek sorunudur. Kamu
hizmetlerinin üretimi ve sunumu, hizmetin niteliğine göre farklı ölçeklerde
örgütlenmek zorundadır. Ancak konfederal model, karar alma süreçlerini
ağırlıklı olarak yerel ve komünal düzeye indirgeyerek, optimum alan büyüklüğü
ve hizmet havzası ilkelerini göz ardı etmektedir. Bu durum, özellikle altyapı,
ulaştırma, enerji, çevre ve güvenlik gibi alanlarda ciddi yönetsel boşluklar
yaratma gizil gücü taşımaktadır.
Ayrıca demokratik konfederalizm, hesap verebilirlik ve sorumluluk
mekanizmaları açısından da zayıf bir çerçeve sunmaktadır. Hiyerarşik yapının
reddi, karar alma süreçlerinde kimin sorumlu olduğunun belirsizleşmesine yol
açmaktadır. Bu durum, kamu yönetiminde etkililik ve verimlilik kadar,
demokratik denetim açısından da önemli bir sorun alanı oluşturmaktadır.
Kuramsal olarak demokratik konfederalizm, katılım ve yerellik gibi normatif
olarak çekici kavramlara dayanmakla birlikte, yönetsel gerçeklikten kopuk bir
model sunmaktadır. Model, çağdaş devletin kamu hizmeti üretimi, güvenlik
sağlama ve kriz yönetimi gibi temel işlevlerini yerine getirebilmesi için
gerekli kurumsal kapasiteyi sistemli biçimde zayıflatmaktadır.
Sonuç olarak demokratik konfederalizm, Kürt sorununun çözümüne yönelik
olarak sunulduğu bağlamda, kuramsal olarak tutarsız ve yönetsel olarak ise
işlevsiz bir model görünümü sergilemektedir. Bu yaklaşım, demokratikleşme ve
barış üretmekten çok devlet kapasitesinin aşınmasına, ulusal bölünmeye, yönetsel
parçalanmaya ve siyasal kararsızlığa yol açabilecek bir yapı önermektedir. Bu
nedenle demokratik konfederalizm, kamu yönetimi ve devlet kuramı bakış açısından
bakıldığında, sürdürülebilir bir çözüm modeli sunmamaktadır.
İmralı Görüşmesinde Ortaya Konulan Çözüm Çerçevesinin
Bölgesel Ölçekte Uygulanması Ne Tür Siyasal ve Yönetsel Sonuçlar Doğurur?
Apo ile İmralı görüşmesinde dile getirilen çözüm çerçevesinin bölgesel
ölçekte uygulanabilirliği değerlendirildiğinde, karşılaştırmalı siyaset yazınında
sıkça atıf yapılan Yugoslavya deneyimi önemli bir çözümleyici referans noktası
sunmaktadır. Yugoslavya, etnik çoğulculuğu yönetsel ve anayasal özerklik
mekanizmalarıyla dengelemeye çalışan ancak merkezi devlet kapasitesinin
zayıflamasıyla birlikte siyasal çözülme sürecine giren çarpıcı bir örnek
oluşturmaktadır.
Yugoslavya’da federal ve özerk yapılar, başlangıçta etnik gruplar arasında
denge ve kararlılık üretmeyi amaçlamış ancak zamanla bu yapılar, merkezi
otoritenin aşınmasına ve cumhuriyetlerin eylemli egemenlik alanları
oluşturmasına zemin hazırlamıştır. Özellikle 1974 Anayasası ile cumhuriyetlere
ve özerk bölgelere tanınan geniş yetkiler, merkezi devletin karar alma ve eş güdüm
kapasitesini ciddi biçimde sınırlamış ve bu durum etnik temelli siyasal hareketlenmeyi
güçlendirmiştir. Sonuçta Yugoslavya, kararlı bir çok etnik unsurlu yapı üretmek
yerine, parçalanma ve şiddet sarmalına sürüklenmiştir.
Bu tarihsel deneyim, Apo ile İmralı görüşmesinde dile getirilen demokratik
konfederalizm ve özerk komünler yaklaşımı açısından önemli uyarılar
içermektedir. Yugoslavya örneğinde olduğu gibi, etnik ve yerel özerkliklerin
merkezi devlet kapasitesinin önüne geçmesi, kamu yönetiminde parçalanmaya ve
siyasal egemenliğin eylemli olarak bölünmesine yol açabilmektedir. Bu durum,
özellikle güvenlik, mali yeniden dağıtım ve kamu hizmetlerinde eşitlik
alanlarında derin krizler üretmektedir.
Türkiye, Suriye ve İran bağlamında değerlendirildiğinde, benzer bir
yönetsel ve siyasal mantığın uygulanması, Yugoslavya’dan daha karmaşık ve
öngörülemez sonuçlar doğurma gizil gücüne sahiptir. Ortadoğu’nun jeopolitik
kırılganlığı, sınır aşan etnik bağlar ve dış müdahalelere açık yapısı dikkate
alındığında, özerk ve konfederal yönetsel modeller, yalnızca iç kararsızlığı
değil, bölgesel ölçekte yayılabilecek bir çözülme sürecini tetikleyebilir.
Suriye örneğinde, iç savaş sonrası yeniden yapılanma sürecinde merkezi
otoritenin zayıflatılması, eylemli bölünmeleri kalıcı duruma getirme riski
taşımaktadır. İran açısından ise, etnik temelli özerklik taleplerinin
kurumsallaşması, Yugoslavya benzeri ancak çok daha sert güvenlik tepkileriyle
karşılaşabilecek bir çözülme sürecini tetikleyebilir. Türkiye bakımından ise bu
tür bir model, tekil yapının aşınmasıyla birlikte kamu yönetiminde eş güdüm
kaybı ve merkezkaç eğilimlerin güçlenmesi sonucunu doğurabilir.
Bu bağlamda Yugoslavya deneyimi, Apo ile İmralı görüşmesinde dile getirilen
çözüm çerçevesinin bölgesel ölçekte uygulandığında kararlılık değil, siyasal
çözülme ve kaos üretme gizil gücü taşıdığını tarihsel olarak da
doğrulamaktadır. Etnik temelli özerklik ve konfederal yapılanmalar, çok-etnik
unsurlu devletlerde barış ve demokratikleşme sağlamaktan çok, uzun vadede
devlet kapasitesini aşındıran ve bölgesel kararsızlığı derinleştiren sonuçlar
doğurabilmektedir.
Apo ile İmralı Görüşmesinde Ortaya Konulan Çözüm
Çerçevesi Kararlılık mı, Bölgesel Kaos mu Üretmektedir?
Bu çalışmada Apo ile İmralı görüşmesinde dile getirilen çözüm önerileri
devlet kuramı, kamu yönetimi ve karşılaştırmalı siyaset bakış açılarından
incelenmiştir. Yapılan çözümleme, söz konusu çözüm çerçevesinin normatif
düzeyde demokratikleşme, katılım ve barış söylemleri içermesine karşın,
yönetsel ve siyasal sonuçları itibarıyla kararlılık üretme kapasitesinin son
derece sınırlı olduğunu ortaya koymaktadır.
Çözüm çerçevesinin merkezinde yer alan demokratik konfederalizm ve özerk
komünler yaklaşımı, çağdaş devletin temel işlevlerini yerine getirebilmesi için
gerekli olan ulusal egemenlik birliği, merkezi eş güdüm ve kamu yönetimi
kapasitesini sistemli biçimde zayıflatmaktadır. Kamu hizmetlerinin üretimi
açısından bakıldığında, optimum alan büyüklüğü ve hizmet havzası ilkeleriyle
bağdaşmayan bu model ulusal bölünme, yönetsel parçalanma ve eşitsiz hizmet
sunumu riskini artırmaktadır.
Türkiye özelinde değerlendirildiğinde, önerilen model tekil devlet yapısı
ve anayasal düzenle uyumlu değildir. Yerel ve etnik temelli özerkliklerin
kurumsallaşması, kamu yönetiminde eş güdüm kaybına ve merkezkaç siyasal
eğilimlerin güçlenmesine yol açabilecek niteliktedir. Bu durum, Kürt sorununun
çözümü yerine, yeni ve daha karmaşık yönetsel sorun alanları üretme gizil gücü
taşımaktadır.
Bölgesel ölçekte bakıldığında ise çözüm çerçevesinin etkileri daha da
sorunlu bir görünüm arz etmektedir. Yugoslavya deneyiminin de gösterdiği üzere,
etnik temelli özerklik ve konfederal yapılanmalar, çok etnik unsurlu
devletlerde uzun vadeli kararlılık üretmekten çok siyasal çözülme ve çatışma
risklerini artırmaktadır. Türkiye, Suriye ve İran gibi jeopolitik kırılganlığı
yüksek ülkelerde benzer bir yönetsel modelin uygulanması, yalnızca ulusal
değil, bölgesel ölçekte de kararsızlık ve güvenlik sorunlarını
derinleştirebilir.
Bu çerçevede çalışmanın temel bulgusu nettir: Apo ile İmralı görüşmesinde
Kürt sorunu için önerilen çözüm çerçevesi, bölgesel ölçekte uygulandığında kararlılık
değil, bölgesel kaos üretme gizil gücü taşımaktadır. Söz konusu yaklaşım,
demokratikleşme ve barış hedeflerini gerçekleştirmekten çok, devlet
kapasitesinin aşınmasına, ulusal bölünmeye, yönetsel parçalanmaya ve siyasal
belirsizliğin artmasına yol açabilecek bir model sunmaktadır.
GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışma, Apo ile İmralı’da gerçekleştirilen görüşmede dile getirilen
çözüm önerilerini, Kürt sorununun çözümü bağlamında ele alarak bu önerilerin
siyasal, yönetsel ve bölgesel sonuçlarını kamu yönetimi, devlet kuramı ve
karşılaştırmalı siyaset bakış açılarından incelemiştir. Çalışmanın temel amacı,
normatif demokrasi ve barış söylemlerinin ötesine geçerek, önerilen çözüm
çerçevesinin uygulanabilirliği ve sürdürülebilirliği üzerine çözümleyici bir
değerlendirme sunmaktır.
Yapılan çözümleme, İmralı görüşmesinde dile getirilen çözüm yaklaşımının,
Kürt sorununu esas olarak merkeziyetçi ulus-devlet modelinin bir sonucu olarak
tanımladığını ve çözümü de bu modelin sınırlandırılması üzerinden kurguladığını
ortaya koymuştur. Demokratik cumhuriyet, demokratik belediyecilik ve demokratik
konfederalizm kavramları etrafında şekillenen bu yaklaşım, yerel ve komünal
yapıların özerkliğini siyasal düzenin temel unsuru durumuna getirmektedir.
Ancak kamu yönetimi ve devlet kuramı bakış açısından bakıldığında, bu çözüm
çerçevesi ciddi yapısal sorunlar barındırmaktadır. Özellikle özerklik
kavramının yönetsel bir yetki devrinin ötesine taşınarak, eylemli yönetsel
egemenlik alanları yaratacak biçimde kurgulanması, devletin merkezi eş güdüm
kapasitesini zayıflatmaktadır. Kamu hizmetlerinin üretimi ve sunumu açısından
ele alındığında, optimum alan büyüklüğü ve hizmet havzası ilkeleriyle
bağdaşmayan bu model ulusal bölünme, yönetsel parçalanma ve eşitsiz hizmet
sunumu riskini artırmaktadır.
Demokratik konfederalizm yaklaşımı, kuramsal düzeyde katılım ve yerellik
vurgusu taşısa da çağdaş devletin temel işlevleri olan kamu hizmetlerinin eş güdümlü
sunumu, güvenliğin sağlanması ve kriz yönetimi açısından işlevsel bir çerçeve
sunmamaktadır. Hiyerarşik yapıların ve merkezi planlamanın sistemli biçimde
dışlanması, yönetsel sorumluluk ve hesap verebilirlik mekanizmalarını da
belirsizleştirmektedir. Bu durum, demokratikleşme savıyla sunulan modelin, uygulamada
yönetsel zayıflıklar üretmesine yol açmaktadır.
Türkiye özelinde değerlendirildiğinde, önerilen çözüm çerçevesi mevcut
anayasal düzen ve tekil devlet yapısıyla uyumlu değildir. Yerel ve etnik
temelli özerkliklerin kurumsallaşması, yalnızca Kürt sorunuyla sınırlı
kalmayacak, kamu yönetiminde merkezkaç eğilimleri güçlendirecek ve ulusal ve siyasal
bütünlüğü zedeleyebilecek sonuçlar doğuracaktır. Bu durum, Kürt sorununun
çözümünden çok, yeni ve daha karmaşık yönetsel sorun alanlarının ortaya
çıkmasına neden olabilir.
Bölgesel ölçekte ele alındığında ise çözüm çerçevesinin sonuçları daha da
sorunlu bir görünüm arz etmektedir. Yugoslavya deneyiminin de gösterdiği üzere,
etnik temelli özerklik ve konfederal yapılanmalar, çok etnik unsurlu
devletlerde uzun vadeli kararlılık üretmekten çok, siyasal çözülme ve çatışma
risklerini artırmaktadır. Türkiye, Suriye ve İran gibi jeopolitik kırılganlığı
yüksek ülkelerde benzer bir yönetsel modelin uygulanması, yalnızca ulusal
düzeyde değil, bölgesel ölçekte de kararsızlık ve güvenlik sorunlarını
derinleştirme gizil gücü taşımaktadır.
Bu bağlamda çalışmanın temel sonucu açıktır: Apo ile İmralı görüşmesinde
Kürt sorunu için önerilen çözüm çerçevesi, demokratikleşme ve barış üretme savına
karşın yönetsel ve siyasal sonuçları itibarıyla kararlılık değil, bölgesel kaos
üretme gizil gücü taşımaktadır. Söz konusu yaklaşım, kamu yönetiminin işleyişi
ve devlet kapasitesinin korunması açısından sürdürülebilir bir çözüm modeli
sunmamaktadır.
Sonuç olarak Kürt sorununun çözümüne yönelik arayışların, normatif
söylemlerden çok, devletin yönetilebilirliği, kamu hizmetlerinin etkin sunumu
ve siyasal bütünlüğün korunması gibi somut yönetsel gerçeklikler üzerinden ele
alınması gerekmektedir. Aksi halde, çözüm savıyla ortaya konulan modeller,
sorunu çözmek yerine daha geniş ölçekli siyasal ve yönetsel krizlere zemin
hazırlayabilir.
Bu noktada çalışmanın dayandığı birincil kaynak olan İmralı görüşme
tutanağının niteliğine ilişkin yöntembilimsel bir not düşmek gerekmektedir.
Görüşme tutanağı, içerik, kavramsal tutarlılık ve çözümleyici derinlik
açısından sistemli bir metin bütünlüğü sunmamakta ve yer yer tekrarlar,
kavramsal belirsizlikler ve dağınık anlatım dikkat çekmektedir. Bu durum,
tutanağın siyasal ve yönetsel önerileri açık ve tutarlı bir çerçeve içinde
aktarmakta yetersiz kaldığını göstermektedir. Bu çalışmada yapılan çözümleme,
söz konusu tutanağı normatif ve çözümleyici bir metin olarak yeniden
yapılandırma ve kavramsal olarak disiplin altına alma çabası olarak da
okunmalıdır. Dolayısıyla metnin içerdiği belirsizlikler ve kavramsal
zayıflıklar, çalışmanın bulgularını zayıflatmak yerine önerilen çözüm
çerçevesinin kuramsal ve yönetsel açıdan ne ölçüde sorunlu olduğunu daha
görünür duruma getirmektedir.
KAYNAKÇA
Kuramsal Çerçeve – Devlet, Kamu Yönetimi, Ölçek
Bardhan, P. (2002). Decentralization of governance and development. Journal
of Economic Perspectives, 16(4), 185–205.
Faguet, J. P. (2014). Decentralization and governance. World Development,
53, 2–13.
Fukuyama, F. (2014). Political order and political decay. New York: Farrar,
Straus and Giroux.
Hooghe, L., & Marks, G. (2016). Community, scale, and regional
governance. Oxford: Oxford University Press.
Ostrom, E. (2010). Beyond markets and states: Polycentric governance of
complex economic systems. American Economic Review, 100(3), 641–672.
Pierre, J., & Peters, B. G. (2020). Governance, politics and the state
(2nd ed.). London: Palgrave Macmillan.
Pollitt, C., & Bouckaert, G. (2017). Public management reform (4th
ed.). Oxford: Oxford University Press.
Yerelleşme, Özerklik ve Devlet Kapasitesi
Benz, A., & Broschek, J. (2013). Federal dynamics: Continuity, change,
and the varieties of federalism. Oxford: Oxford University Press.
Gerring, J., Thacker, S. C., & Moreno, C. (2009). Centralization,
decentralization, and democracy. World Politics, 62(1), 1–50.
Rodden, J. (2004). Comparative federalism and decentralization. Comparative
Politics, 36(4), 481–500.
Treisman, D. (2007). The architecture of government. Cambridge: Cambridge
University Press.
Etnisite, Çok-Etnik unsurlu Devletler ve Siyasal Çözülme
Cederman, L.-E., Wimmer, A., & Min, B. (2010). Why do ethnic groups
rebel? World Politics, 62(1), 87–119.
Horowitz, D. L. (2000). Ethnic groups in conflict (2nd ed.). Berkeley:
University of California Press.
Linz, J. J., & Stepan, A. (1996). Problems of democratic transition and
consolidation. Baltimore: Johns Hopkins University Press.
Snyder, J. (2000). From voting to violence. New York: W.W. Norton.
Yugoslavya ve Karşılaştırmalı Çözülme Yazını
Bieber, F. (2006). Post-war Bosnia: Ethnicity, inequality and public sector
governance. London: Palgrave Macmillan.
Gagnon, V. P. (2004). The myth of ethnic war: Serbia and Croatia in the
1990s. Ithaca: Cornell University Press.
Ramet, S. P. (2006). The three Yugoslavias. Bloomington: Indiana University
Press.
Demokratik Konfederalizm ve Eleştirel Yazın
Bookchin, M. (2005). The next revolution. London: Verso.
Bookchin, M. (2015). Urbanization without cities. Montreal: Black Rose
Books.
Cemgil, C., & Hoffmann, C. (2016). The ‘Rojava revolution’ in Syrian
Kurdistan. Turkish Studies, 17(1), 53–70.
Tejel, J. (2019). Governing Kurdistan: Self-administration in Northern
Syria. Middle East Policy, 26(3), 125–140.
Türkiye, Kürt Sorunu ve Siyasal Yapı
Bozarslan, H. (2018). Kürt meselesi: Türkiye’nin yüzleşemediği sorun.
İstanbul: İletişim.
Çiçek, C. (2018). The Kurdish question in Turkey. London: Routledge.
Keyman, E. F. (2014). Çağdaşleşma, küreselleşme ve Türkiye. İstanbul:
İletişim.
Yeğen, M. (2015). The Kurdish question in Turkey. Nations and Nationalism,
21(1), 1–20.
Yöntem ve Karşılaştırmalı Siyaset
George, A. L., & Bennett, A. (2005). Case studies and theory
development in the social sciences. Cambridge: MIT Press.
Mahoney, J., & Rueschemeyer, D. (2003). Comparative historical
analysis. Cambridge: Cambridge University Press.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder