PKK’nın Hüsranı: Silahlı
Bağımsızlık Stratejisinin Tarihsel ve Stratejik Açmazı
Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış
Öz
Bu çalışma,
PKK/YPG’nin silahlı bağımsızlık stratejisini tarihsel ve karşılaştırmalı bir
çerçevede incelemekte ve bu stratejinin neden kalıcı siyasal kazanımlar
üretemediğini çözümlemektedir. Çalışma, PKK/YPG deneyimini IRA ve ETA gibi
silahlı ayrılıkçı hareketlerle karşılaştırarak, silahlı savaşımın bir pazarlık
aracı mı yoksa doğrudan devlet kurma aracı mı olarak kurgulandığı sorusuna
odaklanmaktadır. Çözümleme, PKK’nın silahlı savaşımı siyasal geçişin aracı
olarak değil, başlı başına kurucu bir strateji olarak ele almasının, örgütü görüşülebilir
bir aktör olmaktan uzaklaştırdığını ortaya koymaktadır. Ayrıca ABD’nin Suriye
bağlamında YPG’ye verdiği desteğin geçici ve araçsal niteliği, uluslararası
sistemin işleyişi çerçevesinde ele alınmakta ve bu desteğin sona ermesinin Kürt
siyasetinde yarattığı hayal kırıklığı, “garantör ülkeler” ve “kırılganlık”
söylemleri üzerinden çözümlenmektedir. Çalışma, PKK/YPG’nin yaşadığı krizi
askeri bir yenilgiden çok stratejik ve tarihsel bir tıkanma olarak
değerlendirmekte ve silahlı bağımsızlık stratejisinin Kürt siyasetinde uzun
vadeli bir donma ve kurucu siyaset eksikliği yarattığını ileri sürmektedir.
Anahtar Kelimeler: PKK, YPG, silahlı bağımsızlık, IRA, ETA, garantörlük, ABD, siyasal
strateji, Kürt siyaseti
Abstract
This article
analyzes the armed independence strategy of the PKK/YPG within a historical and
comparative framework and examines why this strategy has failed to produce
durable political outcomes. By comparing the PKK/YPG experience with other
armed separatist movements such as the IRA and ETA, the study focuses on
whether armed struggle is conceived as a bargaining instrument or as a direct
means of state-building. The analysis demonstrates that the PKK’s treatment of
armed struggle as a constitutive strategy rather than a transitional political
tool has prevented it from becoming a negotiable political actor. The article
also examines the temporary and instrumental nature of U.S. support for the YPG
in the Syrian context and analyzes the resulting sense of abandonment through
the discourse of “guarantor states” and political vulnerability. The study
argues that the current crisis faced by the PKK/YPG is not primarily a military
defeat but a strategic and historical deadlock, which has generated organizational
stagnation and hindered the development of a constructive political agenda in
Kurdish politics.
Keywords: PKK, YPG, armed independence, IRA, ETA,
guarantor states, United States, political strategy, Kurdish politics
GİRİŞ
PKK bugün büyük
bir hüsran yaşamaktadır. Çok büyük umut bağladıkları ABD, PKK’yı İslam
Devleti’ne (IS) karşı kullanmış, bu tehlike etkisini kaybedince kendilerini
terk etmiş ve devlet kurma ve en azından federasyon ve özerklik hayal ve
beklentisi içine giren Kürt toplumunu büyük bir düş kırıklığına uğratmış ve Kürtleri
kaderleriyle başbaşa bırakmıştır. Bu hüsranın stratejik çözümlemesi
yapılmalıdır. Çözümlemenin başlangıç noktası ise PKK’nın benzer nitelikteki
öteki ayrımcı ve silahlı örgütler olan IRA [1] ve ETA [2] ile
karşılaştırması olmalıdır. Aşağıdaki çizelge bu amaçla hazırlanmıştır.
|
Çizelge 1: PKK [3]
/YPG [4]
Silahlı Kalkışma ve Garantör Çağrısı: Çözümleyici Çizelge |
|||
|
Unsur |
IRA/ETA Örneği |
PKK/YPG Durumu |
Çözümleme &
Sonuç |
|
Bölgesel bağlam |
Avrupa demokratik devletleri, hukuksal
baskı ve uluslararası normlar |
Ortadoğu, otokratik ve sert merkezi
devletler (Türkiye, Şam, İran) |
PKK/YPG, silah bıraksa bile devlet
baskısına açık, güvenli alan yok |
|
Uluslararası destek |
AB ve ABD dolaylı baskı ve güvence sağladı |
ABD geçici destek, çıkar odaklı; Rusya ve
diğer aktörler araçsallaştırdı |
Uluslararası garantörlük yok ve silah
bırakmak stratejik risk |
|
Örgütsel kültür |
Silah araç, kimlik değil; siyasal sürece
geçiş olanaklı |
Silah kimlik ve varlık simgesi |
Silah bırakmak varoluşsal kriz demek; stratejik
esneklik yok |
|
Toplum desteği |
Şiddetten yorgun toplum ve barış sürecine
destek |
Alan ve diaspora tabanı çatışmaya bağımlı |
Barış ve siyasal geçiş zor, toplumsal meşruluk
sınırlı |
|
Siyasal kazanım |
Silah bırakıldı ve meşru siyaset ve
özerklik sağlandı |
Silah devam ediyor ve siyasal kazanım yok |
Silahlı kalkışma stratejisi hedef üretmedi |
|
Garantör çağrısı |
Nadir ve somut (uluslararası baskı ile) |
Çağrı: “garantörler görevini yerine
getirsin” |
Boş dilek, çünkü silahlı yapı adına kimse
garantör olmaz |
Amaç ve Hedefler
Amaç
Bu çalışmanın
temel amacı, PKK tarafından Abdullah Öcalan liderliğinde geliştirilen silahlı
bağımsızlık stratejisinin tarihsel, stratejik ve siyasal sonuçlarını çözümlemek
ve bu stratejinin neden kalıcı siyasal kazanımlar üretemediğini çözümleyici bir
çerçevede ortaya koymaktır. Çalışma, PKK/YPG’nin son dönemde dile getirdiği
“garantör ülke” çağrıları ve “kırılganlık” söylemini, silahlı kalkışma
stratejisinin yarattığı gecikmiş bir stratejik hüsranın siyasal dili olarak ele
almaktadır. Bu bağlamda makale, PKK/YPG’nin yaşadığı krizi dışsal aktörlerin
“ihaneti” ile açıklayan yaklaşımların ötesine geçerek, sorunun bizzat
stratejinin kendisinde yatan yapısal açmazlara dayandığını savunmaktadır.
Hedefler
Bu genel amaç
doğrultusunda çalışmanın somut hedefleri şunlardır:
PKK’nin silahlı bağımsızlık stratejisinin temel
varsayımlarını (Türkiye’de devletin çözülebilirliği, uzun süreli çatışmanın
uluslararası müdahaleyi tetikleyeceği ve toplumsal maliyetin taşınabilirliği)
ortaya koymak ve bu varsayımların neden geçersiz kaldığını irdelemek.
PKK/YPG’nin izlediği silahlı kalkışma çizgisini, IRA ve
ETA örnekleriyle karşılaştırarak, silahın “pazarlık aracı” mı yoksa “devlet
kurma aracı” mı olarak kurgulandığı farkını çözümleyici biçimde göstermek.
ABD’nin YPG’ye verdiği desteğin niteliğini çözümleyerek,
bu ilişkinin neden askeri koruma değil, geçici ve araçsal bir iş birliği
olduğunu ve bunun Kürt siyasal hareketi tarafından nasıl yanlış bir devletleşme
ufku olarak okunduğunu açıklamak.
ABD’nin çekilmesi sonrasında ortaya çıkan hayal
kırıklığı, öfke ve garantör ülke çağrılarını, uluslararası hukuk veya gerçekçi
siyaset bağlamında değil, travma sonrası söylemsel bir tepki olarak
kavramsallaştırmak.
Silahlı savaşımın zaman içinde sivil siyaseti nasıl
bastırdığını, Kürt siyasetini sürekli bir “güvenlik parantezi” içine
hapsettiğini ve bu durumun demokratik siyasal alanı nasıl daralttığını ortaya
koymak.
Son olarak, PKK/YPG’nin bugün karşı karşıya olduğu krizi,
“ulaşılamamış bir hedeften geri çekilme” değil, “kaybedilmiş bir hayalin
yarattığı stratejik ve ideolojik donma” olarak tanımlayarak, Kürt siyasetinin
neden kurucu bir gelecek dili üretemediğini açıklamak.
Çalışmanın Temel Savı
Bu çalışma,
PKK’nin silahlı bağımsızlık stratejisinin Kürt ulusal bilincini güçlendirmiş
olmakla birlikte, siyasal kazanım alanını daralttığını ve bugün dile getirilen
garantörlük ve kırılganlık söylemlerinin, geç kalmış bir stratejik sorgulamanın
semptomları olduğunu ileri sürmektedir.
Araştırma Soruları
Ana Araştırma Sorusu
PKK tarafından geliştirilen silahlı bağımsızlık
stratejisi, neden tarihsel ve stratejik olarak kalıcı siyasal kazanımlar
üretememiş ve bu başarısızlık PKK/YPG’nin güncel söylem ve konumlanışını nasıl
şekillendirmiştir?
Alt Araştırma Soruları
PKK’nin silahlı bağımsızlık stratejisi hangi tarihsel,
ideolojik ve stratejik varsayımlar üzerine kurulmuştur?
Bu varsayımlar, Türkiye’nin devlet yapısı, Kürt nüfusunun
demografik dağılımı ve bölgesel jeopolitik gerçeklik karşısında neden geçersiz
kalmıştır?
PKK/YPG’nin silahlı kalkışma çizgisi, IRA ve ETA
örneklerinden hangi temel noktalarda ayrışmaktadır?
ABD’nin YPG’ye verdiği destek neden ve nasıl “stratejik
müttefiklik” yerine geçici ve araçsal bir iş birliği olarak şekillenmiştir?
Bu destek, PKK/YPG tarafından neden bir devletleşme ufku
olarak okunmuştur?
ABD’nin çekilmesi sonrasında dile getirilen “garantör
ülkeler” çağrısı ve “kırılganlık” söylemi hangi siyasal ve psikolojik
dinamiklerden beslenmektedir?
Silahlı savaşımın uzun süreli devamı, Kürt sivil
siyasetini ve demokratik temsil alanlarını nasıl etkilemiş ve bu durum siyasal
kazanım üretme kapasitesini neden sınırlamıştır?
PKK/YPG’nin bugünkü stratejik krizi, ‘ulaşılamamış bir
hedef’ mi yoksa ‘kaybedilmiş bir hayal’ midir ve bu ayrım Kürt siyasetinin
gelecek oluşturmasını nasıl etkilemektedir?
Silahlı kalkışma stratejisinden geri çekilme, PKK/YPG
açısından neden akılcı bir siyasal yeniden konumlanma değil, varoluşsal bir
tehdit olarak algılanmaktadır?
YÖNTEM
Bu çalışma, nitel
araştırma yaklaşımı çerçevesinde tasarlanmış olup, karşılaştırmalı tarihsel çözümleme
ve söylem çözümlemesini bir arada kullanan bütüncül bir yöntemsel çerçeveye
dayanmaktadır. Çalışmanın amacı, PKK tarafından geliştirilen silahlı
bağımsızlık stratejisinin tarihsel ve stratejik açmazlarını ortaya koymak ve bu
stratejinin güncel siyasal söylemler üzerindeki etkisini çözümlemektir.
Araştırma Tasarımı
Araştırma, üç
tamamlayıcı ve çözümleyici düzlem üzerinden yürütülmüştür:
Tarihsel–Stratejik Çözümleme: PKK’nin 1978 sonrası geliştirdiği silahlı bağımsızlık
stratejisi, dönemin uluslararası sistem koşulları, Türkiye’nin devlet yapısı ve
bölgesel jeopolitik bağlam içerisinde incelenmiştir. Bu kapsamda, stratejinin
dayandığı temel varsayımlar ile ortaya çıkan siyasal sonuçlar arasındaki
uyumsuzluk çözümlenmiştir.
Karşılaştırmalı Çözümleme: PKK’nin silahlı kalkışma stratejisi, IRA ve ETA
örnekleriyle karşılaştırılarak ele alınmıştır. Karşılaştırma, şu temel
değişkenler üzerinden yapılmıştır: Silahın siyasal işlevi (araç/amaç), son
hedef (görüşme/kopuş), uluslararası aktörlerle kurulan ilişki biçimi ve silahlı
savaşımdan siyasal sürece geçiş mekanizmaları. Bu karşılaştırma, PKK’nin neden
benzer bir siyasal dönüşümü gerçekleştiremediğini açıklamak amacıyla
kullanılmıştır.
Söylem Çözümlemesi: PKK/YPG ve bu çizgideki siyasal aktörlerin son dönemde dile getirdiği
“garantör ülkeler”, “kırılganlık” ve “uluslararası sorumluluk” vurguları,
içerik ve bağlam temelinde çözümlenmiştir. Bu söylemler, uluslararası hukuk ya
da eylemli siyaset bağlamında değil, travma sonrası siyasal dil çerçevesinde
yorumlanmıştır.
Veri Kaynakları
Çalışmada
kullanılan veriler şunlardır: PKK ve Öcalan’ın yazılı metinleri, savunmaları ve
ideolojik belgeleri, DEM Parti yöneticilerinin ve YPG/SDG temsilcilerinin
kamuoyuna açık açıklamaları, ABD, AB ve bölgesel aktörlerin siyasa belgeleri ve
bildirimleri, IRA ve ETA’ya ilişkin akademik yazın, barış süreci belgeleri ve
ikincil kaynaklar, ilgili ulusal ve uluslararası basın arşivleri. Veriler,
tarihsel bağlamı gözeten nitel içerik çözümlemesi yöntemiyle
değerlendirilmiştir.
Yöntemin Gerekçesi ve Sınırlılıkları
Bu yöntemsel
yaklaşımın tercih edilmesinin temel gerekçesi, silahlı hareketlerin
başarısızlığını yalnızca askeri ya da ahlaksal bir çerçevede değil, stratejik
varsayımlar ile siyasal çıktılar arasındaki ilişki üzerinden çözümlemeye olanak
tanımasıdır. Çalışmanın sınırlılıkları ise şunlardır: Çözümleme, alan
araştırmasına değil, ikincil veri ve söylem çözümlemesine dayanmaktadır. IRA,
ETA ve PKK/YPG örnekleri birebir eş değer vakalar olarak değil, karşılaştırmalı
açıklayıcı örnekler olarak ele alınmıştır. Çalışma, normatif çözüm önerileri
sunmaktan çok çözümleyici bir irdeleme yapmayı hedeflemektedir.
Çözümleyici Katkı
Bu yöntemsel
çerçeve, PKK/YPG’nin güncel siyasal söylemlerini dışsal aktörlerin
davranışlarıyla değil, silahlı bağımsızlık stratejisinin ürettiği tarihsel ve
ideolojik mirasla ilişkilendirerek, Kürt siyasetine ilişkin yazına özgün bir çözümleyici
katkı sunmaktadır.
KURAMSAL VE KAVRAMSAL ÇERÇEVE
Bu çalışma,
PKK’nın Abdullah Öcalan liderliğinde geliştirdiği silahlı bağımsızlık
stratejisinin neden yapısal bir açmaza sürüklendiğini açıklamak amacıyla çok
katmanlı bir kuramsal çerçeveye dayanmaktadır. Çözümleme, uluslaşma kuramları,
silahlı isyan ve gerilla hareketleri yazını, devlet-merkezli güvenlik
yaklaşımları ve dış aktör bağımlılığı tartışmalarını birlikte ele almaktadır.
Uluslaşma ve Devlet Kurma Kuramları
Çalışmanın ilk
kuramsal dayanağı, uluslaşma (nation-building) ve devlet kurma (state-building)
yazınıdır. Çağdaş siyaset bilimi, başarılı bir ulus-devlet kurmanın yalnızca toplu
kimlik ve tarihsel anlatılarla değil, meşru siyasal temsil, tanınmış sınırlar, kurumsallaşmış
egemenlik ve uluslararası meşruluk unsurlarıyla olanaklı olabileceğini vurgular
(Gellner, Anderson, Tilly). Bu bağlamda PKK’nın stratejisi, uluslaşmayı silahlı
savaşımla hızlandırabileceği varsayımına dayanmıştır. Ancak bu yaklaşım, devlet
kurma sürecinin dış tanınma, diplomatik meşruluk ve sürdürülebilir kurumsal
kapasite gerektirdiği gerçeğini sistemli biçimde ihmal etmiştir.
Silahlı İsyan ve Gerilla Stratejileri Yazını
İkinci kuramsal
hat, silahlı isyan (insurgency) ve gerilla hareketleri yazınıdır. Maoist
halk savaşı, Latin Amerika gerillacılığı ve ulusal kurtuluş hareketleri üzerine
yapılan çalışmalar, silahlı savaşımın ancak belirli koşullarda siyasal başarıya
dönüşebileceğini ortaya koymaktadır: geniş ve sürekli halk desteği, merkezi ve
meşru bir siyasal hedef, askeri araçların siyasal stratejiye bağlı olması. PKK
örneğinde ise “araç-amaç” ilişkisinin tersine döndüğü görülmektedir. Silahlı savaşım,
bağımsızlık hedefinin aracı olmaktan çıkarak bizzat stratejinin kendisi durumuna
gelmiştir. Bu durum, hareketin siyasal esnekliğini azaltmış ve görüşme ve
dönüşüm kapasitesini sınırlamıştır.
Devlet-Merkezli Güvenlik ve Karşı-İsyan Yaklaşımları
Üçüncü kuramsal
çerçeve, devletlerin karşı-isyan (counterinsurgency) stratejilerine
ilişkindir. Çağdaş devletler, özellikle NATO üyesi ve güçlü güvenlik
kapasitesine sahip ülkeler, uzun süreli silahlı hareketlere karşı, askeri
baskı, hukuksal araçlar ve ekonomik ve toplumsal denetim mekanizmaları kullanarak
örgütleri yıpratmaktadır. Türkiye örneğinde PKK, devletin zamanla artan
askeri-teknolojik kapasitesi, sınır ötesi operasyon yeteneği ve uluslararası meşruluk
üstünlüğü karşısında asimetrik gücünü kaybetmiştir. Bu durum, silahlı
bağımsızlık stratejisinin sürdürülebilirliğini yapısal olarak zayıflatmıştır.
Dış Aktör Bağımlılığı ve “Terk” Sorunu
Çalışmanın en
kritik kavramsal katkılarından biri, dış aktör bağımlılığı ve özellikle ABD’nin
“abandonment” (terk etme) kararları üzerinden geliştirilmektedir.
Uluslararası ilişkiler yazını, devlet-dışı silahlı aktörlerin büyük güçlerle
kurduğu ilişkilerin geçici, araçsal ve koşullu olduğunu göstermektedir. PKK/YPG
çizgisi, özellikle Suriye iç savaşı sürecinde, ABD desteğini örtük bir
garantörlük olarak yorumlamış ve bu durum uluslaşma beklentilerini gerçekçi
olmayan biçimde yükseltmiştir. ABD’nin stratejik öncelik değişikliği ise derin
bir hayal kırıklığı, öfke ve siyasal kırılganlık söylemlerini beraberinde
getirmiştir. Bu noktada çalışma, PKK’nın yaşadığı krizi, IRA ve ETA gibi
örgütlerin silahlı savaşımı terk ederek siyasal alana yönelmesiyle
karşılaştırmalı biçimde ele almayı olanaklı kılmaktadır.
Kavramsal Ayrımlar
Çözümlemede
özellikle şu kavramsal ayrımlar vurgulanmaktadır: “Silahlı savaşım – siyasal
temsil”, “de facto denetim – de jure tanınma”, “kimlik oluşturma
– devletleşme” ve “dış destek – uluslararası meşruluk”. Bu ayrımlar, PKK’nın
neden askeri kapasite üretmiş ancak siyasal sonuç elde edememiş bir hareket
olarak kaldığını açıklamak için kullanılmaktadır.
ÖN DEĞERLENDİRME
Bir ön değerlendirme
yapmak gerekirse, silahlı kalkışma stratejisi, PKK/YPG’de siyasal kazanım
üretmemiş ve sadece içinde yer aldıkları ülkeleri siyasal, toplumsal ve
ekonomik açılardan kırılganlaştırmıştır. Bugün toplumda daha yüksek sesle
duyulan garantör ülkelerin müdahalesi yolundaki çağrılar ise uluslararası ve
bölgesel aktörlerin çıkarlarıyla uyumlu değildir. IRA/ETA örneğinde görüldüğü
gibi silah bırakmak ve uluslararası güvence bileşimi siyasal başarı getirmesine
karşın PKK/YPG’de bu gerçekleşmemiştir. Sonuç olarak garantör ülke çağrıları alandaki
gerçeklerle örtüşmeyen boş bir istem olarak kalmıştır. Kaldı ki ABD dahil olmak
üzere hiçbir ülke Kürt toplumuna devlet kurma ya da federasyon/özerklik
bağlamında güvence vermemiştir. “Garantör” ülkelerin müdahaleye davet edilmesi
ABD’nin “terk etme” (abandonment) kararı sonrası yaşanan toplu hayal
kırıklığı ve bunun siyasal dile tercümesidir.
Bu durumun
nedenleri aşağıda özetlenmiştir:
Bir kere, ABD’nin
çekilmesi sadece stratejik değil, varoluşsal bir kırılma olmuştur. Bu noktada sorun
yalnızca “müttefik terk etti” sorunu değildir. PKK/YPG açısından ABD’nin
desteği askeri koruma değil sadece uluslaşma ufkunun maddi temeli idi. “De
facto” özerklikten “de jure” statüye geçişin kapısı gibi algılandı. Dolayısıyla
2019 ve sonrasındaki Amerikan tutumu Kürtler açısından “tarihte ilk kez bu
kadar yaklaşmışken her şeyin bir anda çökmesi” duygusunu yarattı. Bu, klasik
bir devrimci hayal kırıklığı sendromudur: Büyük beklenti, ani terk ediliş, yoğun
öfke ve akılcı strateji üretme kapasitesinin zayıflaması.
İkincisi, IRA /
ETA ile asıl fark bu noktada ortaya çıkmaktadır. IRA ve ETA hiçbir zaman
“devletleşmeye bu kadar yaklaştık” duygusunu yaşamadılar. Talepleri özerklik,
temsil, hak genişlemesi idi. Dolayısıyla geri çekilme yeniden konumlanma
getirdi. PKK/YPG ise ‘devletimsi’ kurumlar, sınırların denetimi, silahlı güç, bürokrasi,
dış destekle oluşmuş yarı-egemenlik duygusu istedi. Bu yüzden ABD’nin çekilmesi
bir taktik kayıp değil, yarı kurulu bir “gelecek devletin” yıkımı gibi yaşandı.
Üçüncüsü, “garantör
ülke” çağrıları bu travmanın dili oldu. Burada çok önemli bir nokta vardır. Bu
çağrılar stratejik değil, psikolojiktir. Anlamı ise “bizi bu kadar
yaklaştırdınız, şimdi yalnız bırakamazsınız” oldu. Ancak uluslararası sistem
böyle çalışmaz: Büyük güçler umut vermekten sorumlu değildir. Sadece
çıkarlarından sorumludur. Dolayısıyla bu çağrılar hukuksal ve gerçekçi değil ama
travma sonrası anlamını taşır. Bir tür suçluyu dışarıda arama, kırılganlığı
uluslararası ahlaka havale etme ve kendi stratejik hatalarıyla yüzleşmeyi
erteleme davranışıdır.
Dördüncüsü, Kürt
toplumundan kırılganlık söyleminin yükselmiş olmasıdır. “Kırılganız,
korunmalıyız” söylemi de aynı nedenlerden kaynak bulmaktadır. Çünkü PKK’ya göre
silahlı kalkışma bitmemiştir. Ancak silahlı kalkışmanın artık kazanım üretmediği
açıkça görülmeye başlanmıştır. Zira silah bırakmak Kürtler arasında varoluşsal
korku yaratmaktadır. Ortaya çıkan durumda ne savaş kazanılmakta ve ne de siyaset
kurulabilmektedir. Bu da sürekli dış güvence arayan, ama kimsenin güvence
vermediği bir aktör profili yaratmaktadır.
Beşincisi, PKK/YPG,
IRA ve ETA’nın vardığı noktaya gelemedi çünkü onlar “ulaşılamamış bir
hedeften”, PKK/YPG ise “kaybedilmiş bir hayalden” geri çekilmek zorunda kaldı. Kaybedilmiş
hayaller ulaşılamamış hedeflerden çok daha yıkıcıdır. Bu yüzden öfke daha büyük,
söylem daha sert ve strateji daha dağınık oldu.
Bu nedenlerle “garantörler”
vurgusu ve “kırılganlık” söylemi gelecek için kurucu bir siyaset üretmemekte ve
kaybedilmiş bir olanağın yasını tutmaktadır.
Kaybedilmiş Hayal Sendromu: PKK/YPG ve Kürt Siyasetinde Örgütsel ve İdeolojik
Sonuçlar
Bu sendrom,
ABD’nin çekilmesiyle tetiklenen toplu bir siyasal travmadır ve bugün görülen
pek çok tutarsızlığın anahtarıdır.
Örgütsel sonuç: Donma ve yinelemelerden ibarettir. Travma yaşayan örgütler genelde yenilik
üretmez ve eski reflekslere sarılır. PKK/YPG’de görülen silahın sorgulanamaması,
“savaşım devam ediyor” sloganları yeni strateji yerine eski dilin
sertleştirilmesidir. Bu, ilerleme değil örgütsel donmadır. Silah artık çözüm
değil, ama bırakılması da düşünülememektedir.
İdeolojik sonuç: Gerçeklikten kopuş yaşanmaktadır. Uluslaşma hayalinin çökmesi, ideolojide
şu sonuçları doğurmuştur: Alan gerçekliğiyle uyumsuz iddialar, uluslararası
toplum sorumlu vurgusu ve normatif (ahlaksal) dile sarılma. Bu noktada ideoloji
açıklayıcı olmaktan çıkmakta ve teselli edici duruma gelmektedir.
Söylemsel sonuç: Ortaya çıkan söylemin ana temaları “garantör devletler”, “kırılganlık” ve “mağdur
olma” olmuştur. Bu temalar rastlantı değildir. “Garantör ülkeler” terk edilme
öfkesini, “kırılgan yapı” meşruluk arayışını ve “uluslararası sorumluluk” suçun
dışsallaştırılmasını ifade etmektedir. Bunlar siyasal çözüm dili değil, travma
sonrası savunma dilidir.
IRA/ETA ile asıl ayrışma noktası: IRA ve ETA’da hayal ve beklenti hiç bu kadar büyümemiş
ve ayrı devletleşme ya da özerkleşme ufku yaşanmamıştır. Bu nedenle bu
örgütlerin silahlı savaşımdan geri çekilmeleri “akılcı” olmuştur. PKK/YPG’de ise
hayal kurumsallaşmıştır. Bürokrasi, güvenlik, simgeler oluşturulmuştur. Dolayısıyla
çöküş Kürtler açısından kimlik bunalımı yaratmıştır. Bu yüzden IRA/ETA silahı
bırakabilmiş ancak PKK/YPG ise silahın kendisine tutunmuştur.
Siyasal sonuç: DEM’in bugünkü dili kurucu değildir ve gelecek tasarımı içermemektedir. Sürekli
geçmişe referans vermektedir. Çünkü arkasındaki ana aktör henüz kaybedilmiş hayalin
yasını tutmayı bitirmemiştir. Bu yas bitmeden net siyasal program çıkmayacak, yeni
paradigma kurulmayacak ve gerçekçi görüşme dili doğmayacaktır. Kürt siyasetinin
bugünkü krizi, bastırılmış bir yenilginin yarattığı söylemsel ve örgütsel
donmadır. Bu yenilgi askeri değil, stratejik ve tarihsel bir yenilgidir
APO’nun Silahlı Bağımsızlık Stratejisi: Amaç, Sonuç ve Açmazlar
PKK’nın stratejisi neydi? PKK’nin 1978–90’larda şekillenen temel stratejisi şuna
dayanıyordu: Silahlı halk savaşı, uzun süreli yıpratma, Türk Devleti’nin
çözülmesi ya da geri adım atması. Son hedef ise bağımsız (veya en azından
birleşik) Kürdistan idi. Bu strateji üç temel varsayım üzerine kuruluydu: Türkiye
devleti askeri ve siyasal olarak çözülebilir, uzun süreli çatışma uluslararası
müdahaleyi tetikler ve Kürt halkı, maliyet ne olursa olsun, silahlı bağımsızlık
etrafında bütünleşir.
Ne amaçlandı? PKK’nın stratejik hedefleri çok netti. Türkiye’nin tekil (üniter) yapısını
zorlayarak kırmak, Kürt sorununu silahlı bir ulusal kurtuluş savaşı olarak
tanımlatmak, uluslararası sistemde “taraf” durumuna gelmek ve zamanla bir Kürt
devletine giden yolu açmak. Yani bu bir “hak savaşımı” değil, açıkça bir devlet
kurma projesiydi.
Ne elde ettiler? Elde edilenler Kürt sorununun yadsınamaz duruma gelmesi, kimlik bilincinin
yaygınlaşması, Kürtlerin Türkiye siyasetinin merkezi bir unsuru durumuna
gelmesi ve bölgesel (Irak-İran-Suriye) Kürt hareketleriyle bağların güçlenmesi.
Ama elde edilemeyenler bağımsızlık, özerklik, federal yapı, uluslararası meşruluk
ve kalıcı siyasal statü oldu. Yani askeri özveri ile siyasal çıktı arasında
büyük bir kopukluk ortaya çıktı.
Neden başarısız oldu?
Öncelikle tercih
edilen yaklaşım yanlıştı. IRA ve ETA silahı bir “pazarlık aracı” olarak kullandı, PKK ise devlet
kurma aracı sandı. Aşağıdaki çizelge yaklaşımlar arasındaki farkı
açıklamaktadır.
|
Çizelge 2: IRA/ETA ve PKK
Farklılaşması |
|
|
IRA/ETA |
PKK |
|
Demokratik sistem içinde savaşım |
Yarı-otoriter/askeri gelenekli devlet |
|
Dış destek sınırlı ama istikrarlı |
Dış destek geçici ve araçsal |
|
Son hedef görüşme |
Son hedef kopuşu |
|
Silahtan siyasete |
Silah ve yine silah |
İkincisi coğrafya
ve demografi gerçeği farklıydı. Kürt nüfus dağınıktı, büyük şehirlerde iç içe
geçmişti, kesintisiz bir ulusal coğrafya yoktu, deniz çıkışı yoktu ve ekonomik
sürdürülebilirlik zayıftı. Bu koşullarda silahlı kopuş, yapısal olarak olanaksıza
yakın oldu.
Üçüncüsü, uluslararası
sistemin sert duvarı yeterince algılanamadı.
ABD örneği burada kilit rol oynadı. ABD YPG’yi IS’e karşı araç olarak
kullandı. Hiçbir zaman Devlet, özerklik ve güvence sözü vermedi. ABD’nin terk
edişi bir ihanet değil, baştan beri öyleydi. Ama PKK/YPG ABD’yi güvence sanacak
kadar stratejik yanılgıya düştü.
Dördüncüsü, silah
siyaseti yuttu. Silahlı yapı sivil siyaseti bastırdı. Kürt siyasetini tasfiye
etti. Şiddet Kürt toplumunda bile meşruluk erozyonu yarattı. Devlete sürekli
güvenlikçi refleks alanı açtı. Sonuç olarak silah, Kürtlerin elini
güçlendirmedi fakat zayıflattı.
PKK Başarısızlığın Yapısal Nedenleri
Yanlış devlet okuması: APO’nun en büyük hatası Türkiye devletini “çözülebilir” sanmasıydı. Oysa Türkiye
güçlü bir merkezi devlet geleneğine sahipti. Şiddet arttıkça devlet
zayıflamadı, sertleşti. Silahlı isyan, devleti çökertmedi fakat güvenlikçi
rejimi daha da kurumsallaştırdı.
Uluslararası sistemin yanlış okunması: PKK kendini Cezayir, Vietnam, Küba gibi örneklerle
kıyasladı. Ama dünya değişmişti. 1980 sonrası dünya Devlet parçalanmasına
kapalıydı, silahlı isyanlara karşı terörle savaşım paradigması egemendi ve Kürtler,
Soğuk Savaş sonrası jeopolitik araç olarak görüldü. Sonuç olarak uluslararası
sistem, PKK’yi “desteklenecek özne” değil, yönetilecek sorun olarak gördü.
Silahın siyaseti yutması: PKK’da zamanla silah araç olmaktan çıktı ve amaç durumuna
geldi. Bu Demokratik siyaseti felç etti. Kürt siyasetini sürekli “güvenlik
parantezine” hapsetti. Meşru siyasal alanı daralttı. Bu yüzden silahlı savaşım,
Kürtlerin haklarını genişletmedi aksine daralttı.
Toplumsal maliyetin yanlış hesaplanması: APO stratejisi toplumun taşıyabileceği maliyeti fazla
hafife aldı. Sürekli çatışmanın Kürt toplumunda yorgunluk ve sessiz kopuş
yarattığını göremedi. IRA ve ETA tam burada durdu. PKK durmadı.
Paradoksal sonuç: PKK’nin silahlı bağımsızlık stratejisi, Kürt ulusal bilincini büyüttü ama
Kürtlerin siyasal kazanım alanını daralttı. Bu, tarihsel bir paradokstur. Bugün
gördüğümüz ABD’ye öfke, garantör çağrıları, kırılganlık söylemi ve DEM’in
kurucu dil kuramamasının hiçbiri rastlantı değildir. Hepsi, başlangıçta yanlış
kurulmuş bir stratejinin geç gelen sorgulanmasıdır. APO’nun silahlı bağımsızlık
stratejisi, tarihsel olarak anlaşılabilir, ancak siyasal sonuçları itibarıyla
başarısız ve bugün hala aşılmamış bir miras bırakmıştır.
Uluslararası Garantörlere Çağrı
Anlamsız garantör
çağrılarını ve kırılganlık söylemlerini şu açıdan görmek gerekir: ABD gitti. Rusya
güvenilmez. Şam merkeziyetçi. Türkiye sert. İran zaten karşı. O halde ortada sadece
şu gerçek kaldı: “Biz silahlı savaşımla buraya geldik ama buradan nereye
gideceğimizi bilmiyoruz.” Garantör çağrıları hukuksal ve siyasal değildir. Psikolojik
reflekstir ve bir tür “bizi biri tutsun” çağrısıdır.
PKK’nin silahlı
bağımsızlık stratejisi, Kürtlerin uluslaşmasını hızlandırmadı fakat kilitledi. IRA
ve ETA silahı bırakarak alan kazandı. PKK silaha tutunarak alan kaybetti. Bugün
yaşanan hayal kırıklığı, öfke, kırılganlık söylemi ve garantör devlet arayışının
hepsi geç kalmış bir stratejik yüzleşmenin sancısıdır.
ÇÖZÜMLEME
PKK’nın silahlı bağımsızlık stratejisi tarihsel ve stratejik olarak neden
siyasal kazanım üretememiştir?
PKK’nın silahlı
bağımsızlık stratejisinin siyasal kazanım üretememesinin temel nedeni,
stratejinin kurulduğu varsayımlar ile hem Türkiye’nin devlet kapasitesi hem de
uluslararası sistemin işleyişi arasındaki yapısal uyumsuzluktur. Bu uyumsuzluk
zaman içinde taktik başarılara karşın stratejik başarısızlıklar üretmiştir.
Birinci olarak,
PKK stratejisi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni askeri ve siyasal olarak
çözülebilir bir yapı olarak varsaymıştır. Oysa Türkiye, güçlü merkeziyetçi
devlet geleneği, yüksek güvenlik kapasitesi ve uzun süreli iç çatışmaları
yönetme deneyimi olan bir devlettir. Silahlı isyan, devleti zayıflatmamış,
aksine güvenlikçi refleksleri kurumsallaştırmış ve devletin sertlik
kapasitesini artırmıştır. Bu durum, silahlı savaşımın beklenen “devlet
çözülmesi” sonucunu üretmesini engellemiştir.
İkinci olarak,
PKK silahlı savaşımı siyasal görüşmeye zorlayan bir araç olarak değil, doğrudan
devlet kurmaya yönelen bir araç olarak kurgulamıştır. Bu yaklaşım, IRA ve ETA
örneklerinden temel bir kopuşu ifade etmektedir. IRA ve ETA’da silah, siyasal
pazarlık için işlevsel bir baskı unsuru olarak kullanılmış ve PKK’da ise silah
zamanla stratejik hedefin kendisi durumuna gelmiştir. Bu durum, silahlı yapının
sivil siyaseti bastırmasına ve siyasal alanın daralmasına yol açmıştır.
Üçüncü olarak,
PKK’nın uluslararası sistem okuması hatalıdır. Soğuk Savaş sonrası dönemde
uluslararası sistem, silahlı ayrılıkçı hareketlere devletleşme zemini açmamakta
ve bu tür hareketleri ya bastırılacak güvenlik sorunları ya da geçici
jeopolitik araçlar olarak ele almaktadır. ABD’nin YPG’ye verdiği destek, hiçbir
zaman devletleşme, özerklik ya da kalıcı siyasal statü vaadi içermemiştir. Buna
karşın PKK/YPG, bu desteği “de facto” durumdan “de jure” statüye
geçişin ön adımı olarak yorumlamıştır. Bu stratejik yanılgı, beklenti ile
gerçeklik arasındaki farkı derinleştirmiştir.
Dördüncü olarak,
coğrafi ve demografik koşullar silahlı kopuş stratejisini yapısal olarak
zayıflatmıştır. Kürt nüfusun kesintisiz bir ulusal coğrafya oluşturmaması,
büyük şehirlerde iç içe geçmiş demografik yapı, ekonomik sürdürülebilirlik
sorunları ve bölgesel devletlerin eş zamanlı karşıtlığı, bağımsızlık ya da
federasyon hedefini uygulanamaz kılmıştır.
Beşinci olarak,
silahlı savaşımın toplumsal maliyeti uzun vadede yanlış hesaplanmıştır. Sürekli
çatışma durumu, Kürt toplumunda yorgunluk, sessiz kopuş ve meşruluk erozyonu
yaratmıştır. Silahlı strateji, Kürt ulusal bilincini güçlendirmiş olsa da
siyasal kazanım üretme kapasitesini daraltmıştır. Bu durum, askeri özveri ile
siyasal çıktı arasında kalıcı bir kopukluk doğurmuştur.
Sonuç olarak,
PKK’nın silahlı bağımsızlık stratejisi tarihsel olarak anlaşılabilir bir
bağlamda ortaya çıkmış olsa da stratejik varsayımları gerçekçi değildir. Bu
strateji, devleti çözmek yerine güçlendirmiş, uluslararası desteği kalıcı
güvence sanmış, silahı siyaset karşısında hegemonik hale getirmiş ve toplumsal
maliyeti sürdürülemez düzeye taşımıştır. Bu nedenlerle silahlı bağımsızlık
stratejisi siyasal kazanım üretmemiş, aksine Kürt siyasetinin manevra alanını
daraltan bir sonuç doğurmuştur.
PKK/YPG’nin ABD ve uluslararası aktörlerle kurduğu ilişki neden kalıcı
siyasal güvenceye ve statüye dönüşmemiştir?
PKK/YPG’nin ABD
ve diğer uluslararası aktörlerle kurduğu ilişki, yapısal olarak araçsal, geçici
ve çıkar temelli olduğu için kalıcı siyasal güvence ve statü üretmemiştir. Bu
ilişkinin niteliği, taraflar arasındaki beklenti asimetrisinden ve uluslararası
sistemin devlet merkezli işleyişinden kaynaklanmaktadır.
Birinci olarak,
ABD’nin YPG ile kurduğu ilişki taktik ve sınırlı bir güvenlik ortaklığıdır. Bu
ortaklığın tek somut amacı, İslam Devleti (IS) ile savaşım verilmesidir. ABD
açısından YPG, alanda düşük maliyetli, disiplinli ve etkili bir askeri araç
işlevi görmüştür. Ancak bu ilişki hiçbir zaman siyasal statü, devletleşme ya da
özerklik vaadi içeren bir çerçeveye oturtulmamıştır. ABD, YPG’yi bir müttefik
olarak değil, belirli bir tehdit ortadan kalkana kadar kullanılan bir yerel
ortak olarak tanımlamıştır.
İkinci olarak,
PKK/YPG bu ilişkiyi askeri iş birliğinin ötesinde siyasal güvence olarak
yorumlamıştır. Özellikle 2014–2019 döneminde oluşan eylemli özerk yönetim
yapıları, sınır denetimi, silahlı güç ve bürokratik kurumlar hem bölgede ve hem
de diasporada bu algıyı pekiştirmiştir. Ancak bu durum uluslararası hukukta
tanınma anlamına gelmemekte ve sadece büyük güçlerin geçici hoşgörüsünü
yansıtmaktadır. PKK/YPG’nin temel stratejik hatası, bu hoşgörüyü kalıcı koruma
ve statü güvencesi olarak algılamasıdır.
Üçüncü olarak,
ABD’nin bölgesel öncelikleri Kürt siyasal talepleriyle hiçbir zaman
örtüşmemiştir. ABD için Türkiye, NATO üyesi ve bölgesel bir devlet olarak
PKK/YPG’den çok daha yüksek stratejik değere sahiptir. Aynı şekilde Suriye’nin
toprak bütünlüğü ilkesi, ABD dahil tüm büyük aktörler tarafından resmi düzeyde
kabul edilmektedir. Bu nedenle ABD’nin YPG’yi koruma pahasına Türkiye ile
kalıcı bir kopuşa girmesi veya Suriye’nin parçalanmasını desteklemesi yapısal
olarak olanaklı değildir.
Dördüncü olarak,
uluslararası sistem devlet dışı silahlı aktörlere egemenlik ve garantörlük
sağlamaz. Uluslararası garantörlük, genellikle egemen devletler veya tanınmış
siyasal yapılar arasında olanaklıdır. Silahlı ve PKK ile organik bağı bulunan
bir yapı adına hiçbir büyük güç hukuksal ve askeri garantörlük üstlenmez. Bu
nedenle son dönemde dile getirilen “uluslararası garantör” çağrıları, hukuksal
ve siyasal karşılığı olmayan talepler olarak kalmıştır.
Beşinci olarak,
ABD’nin 2019 sonrası tutumu bir “ihanet”ten çok, ilişkinin başından beri sahip
olduğu sınırların görünür duruma gelmesidir. ABD’nin çekilmesi, PKK/YPG
açısından yalnızca askeri bir kayıp değil, devletleşme ufkunun çöküşü anlamına
gelmiştir. Ancak bu çöküş, ABD’nin siyasa değişikliğinden çok, PKK/YPG’nin
kendi stratejik beklentilerinin gerçekçi olmamasının sonucudur.
Sonuç olarak,
PKK/YPG’nin uluslararası aktörlerle kurduğu ilişki, kalıcı siyasal statü
üretmeye elverişli bir zemin taşımamaktadır. Büyük güçler, silahlı devlet dışı
aktörleri destekleyebilir, ancak onlar adına egemenlik, özerklik ya da
devletleşme güvencesi vermez. PKK/YPG’nin yaşadığı hayal kırıklığı,
uluslararası sistemin ihlalinden değil, bu sistemin yanlış okunmasından
kaynaklanmaktadır.
PKK/YPG’nin silahlı kalkışma stratejisi neden IRA ve ETA örneklerinde
görülen siyasal geçiş ve kazanım üretme kapasitesine sahip olmamıştır?
PKK/YPG’nin
silahlı kalkışma stratejisinin IRA ve ETA örneklerinden farklı sonuçlar
üretmesinin temel nedeni, stratejik hedeflerin niteliği, siyasal bağlam,
örgütsel yapı ve uluslararası çevre arasındaki yapısal uyumsuzluktur. Bu
farklar, silahlı savaşımdan siyasal kazanıma geçiş olasılığını baştan
sınırlamıştır.
Birinci olarak,
hedeflerin kapsamı ve niteliği belirleyici olmuştur. IRA ve ETA’nın temel
hedefleri bağımsız bir devlet kurmaktan çok, siyasal temsilin genişletilmesi,
özerklik, dil ve kültürel haklar ile kurumsal tanınma gibi görüşmeye açık
talepler etrafında şekillenmiştir. Buna karşılık PKK, kuruluşundan itibaren
silahlı savaşımı açık biçimde devlet kurma ve toprak koparma hedefiyle
kurgulamıştır. Bu hedef, mevcut devlet açısından varoluşsal bir tehdit olarak
algılanmış ve görüşme alanını yapısal olarak kapatmıştır.
İkinci olarak,
siyasal rejim bağlamı farklıdır. IRA ve ETA, tüm sınırlılıklarına karşın
demokratik siyasal sistemler içinde etkinlik göstermiştir. Bu durum, şiddetin
belirli bir noktadan sonra siyasal maliyet üretmesini ve devletin görüşmeye
yönelmesini olanaklı kılmıştır. PKK ise güçlü merkezi devlet geleneğine sahip,
güvenlikçi refleksleri yüksek ve uzun süre olağanüstü hal rejimleriyle
yönetilen bir siyasal bağlamda etkinlik göstermiştir. Bu bağlamda şiddet,
devleti geri adım atmaya zorlamak yerine güvenlik aygıtını daha da
kurumsallaştırmıştır.
Üçüncü olarak,
silahın örgütsel konumu farklılaşmıştır. IRA ve ETA’da silah, siyasal süreci
zorlamak için kullanılan geçici bir araç olarak konumlanmıştır. Bu örgütler
belirli bir aşamada silahlı savaşımı askıya alabilmiş ve bunu siyasal kazanım
için bir eşik olarak değerlendirmiştir. PKK’da ise silah zamanla araç olmaktan
çıkmış, örgütsel kimliğin ve meşruluğun temel dayanağı durumuna gelmiştir. Bu
durum, silah bırakmayı stratejik bir seçenek olmaktan çıkararak varoluşsal bir
tehdide dönüştürmüştür.
Dördüncü olarak,
uluslararası çevre ve destek biçimi farklıdır. IRA ve ETA dolaylı uluslararası
baskı ve normatif çerçeveden yararlanmış, ancak büyük güçler tarafından
doğrudan araçsallaştırılmamıştır. PKK/YPG ise özellikle Suriye bağlamında büyük
güçlerin kısa vadeli güvenlik çıkarları doğrultusunda desteklenmiş, bu destek
kalıcı siyasal güvenceye dönüşmemiştir. Bu durum, örgütün kendi kapasitesine
değil dış aktörlerin iradesine aşırı bağımlı bir strateji geliştirmesine yol
açmıştır.
Beşinci olarak,
toplumsal destek dinamikleri ayrışmaktadır. IRA ve ETA örneklerinde uzun süren
şiddet, toplumda yorgunluk ve barış talebini güçlendirmiş ve örgütler bu talebi
siyasal geçiş için bir baskı unsuru olarak kullanabilmiştir. PKK’da ise uzun
süreli çatışma, Kürt toplumunda hem ciddi bir yorgunluk hem de siyasal alanın
daralmasına yol açmıştır. Ancak silahlı yapının ağırlığı, bu toplumsal yorgunluğun
siyasal bir yeniden konumlanmaya dönüşmesini engellemiştir.
Sonuç olarak,
PKK/YPG’nin IRA ve ETA benzeri bir siyasal geçiş gerçekleştirememesinin nedeni
taktik hatalardan çok başlangıçta kurulan stratejinin yapısal sınırlarıdır.
Silahlı savaşım, pazarlık üretmek yerine kopuş hedefiyle kurgulanmış, silah,
siyasetle ikame edilmiş, uluslararası destek yanlış okunmuş ve toplumsal
maliyetler gerçekçi biçimde hesaba katılmamıştır. Bu koşullar altında silahlı
kalkışma, siyasal kazanım üretmek yerine stratejik bir kilitlenmeye yol
açmıştır.
PKK/YPG’de “garantör ülkeler” söylemi ve “kırılganlık” vurgusu nasıl ortaya
çıkmıştır ve neyi ifade etmektedir?
PKK/YPG’de
“garantör ülkeler” söylemi ve “kırılganlık” vurgusu, akılcı ve kurumsal bir
siyasal stratejinin ürünü olmaktan çok, ABD’nin alandan çekilmesiyle ortaya
çıkan stratejik boşluğa verilen tepkisel ve psikolojik bir yanıt olarak ortaya
çıkmıştır. Bu söylem, silahlı kalkışma stratejisinin tıkanmasının ve geleceğe ilişkin
net bir siyasal yol haritasının üretilememesinin dilsel dışavurumudur.
Birinci olarak,
“garantör” söylemi uluslararası hukuk ve diplomasi açısından karşılığı olan bir
kavram değildir. Garantörlük, egemen devletler veya barış anlaşmaları
çerçevesinde tanınmış siyasal aktörler arasında olanaklıdır. PKK/YPG ise devlet
dışı, silahlı ve uluslararası alanda terör örgütü olarak tanımlanan bir yapıyla
organik bağlarını koparmamış bir aktördür. Bu nedenle hiçbir büyük güç, bu yapı
adına bağlayıcı güvence üstlenemez. Buna karşın garantör çağrılarının
yapılması, siyasal gerçeklikten çok yaşanan güvencesizlik duygusunun
ifadesidir.
İkinci olarak, bu
söylem ABD’nin çekilmesinin yarattığı varoluşsal kırılmaya dayanmaktadır.
PKK/YPG açısından ABD desteği yalnızca askeri koruma değil, eylemli özerkliğin
kalıcı siyasal statüye dönüşmesinin ön koşulu olarak algılanmıştır. ABD’nin alandan
çekilmesiyle bu beklenti çökmüş ve örgüt, kendi başına ayakta kalamayacağı bir
güç dengesiyle karşı karşıya kalmıştır. Garantör çağrısı, bu güç dengesizliğini
dış müdahale yoluyla telafi etme arayışıdır.
Üçüncü olarak,
“kırılganlık” vurgusu, örgütün hem silahlı savaşımı sürdürememesi hem de silah
bırakmayı göze alamaması sonucunda ortaya çıkan ara durumda şekillenmiştir.
PKK/YPG açısından silahlı kalkışmanın artık siyasal kazanım üretmediği
görülmektedir. Ancak silah bırakmanın da güvenlik ve siyasal tasfiye riskleri
nedeniyle olanaklı olmadığı düşünülmektedir. Bu ikili çıkmaz, örgütü sürekli
korunma talep eden ama kurucu siyaset üretemeyen bir aktör konumuna itmiştir.
Dördüncü olarak,
bu söylem sorumluluğun dışsallaştırılması işlevi görmektedir. Garantör ve
kırılganlık vurgusu, yaşanan stratejik başarısızlığın nedenlerini örgütün kendi
tercihlerinden çok uluslararası aktörlerin ahlaksal sorumluluğuna
bağlamaktadır. Bu durum, içsel stratejik sorgulamanın ertelenmesine ve geçmiş
tercihlerin yeniden üretilmesine yol açmaktadır.
Beşinci olarak,
bu söylemin DEM ve sivil siyaset üzerindeki etkisi kurucu değil sınırlayıcıdır.
Sürekli dış güvence talep eden bir dil, içeride yeni bir siyasal program, görüşme
zemini veya toplumsal uzlaşma üretmemektedir. Aksine, geçmişte kaybedilmiş bir olanağın
yasını tutan ve geleceğe yönelik somut çözüm önerileri sunamayan bir siyasal
söylemi pekiştirmektedir.
Sonuç olarak,
“garantör ülkeler” ve “kırılganlık” söylemleri, PKK/YPG’nin mevcut konumunu
güçlendiren değil, stratejik tıkanıklığını görünür kılan göstergelerdir. Bu
söylem, uluslararası sistemde karşılığı olmayan talepler üzerinden bir koruma
beklentisi yaratmakta, ancak ne silahlı savaşımdan çıkış ne de siyasal geçiş
için işlevsel bir çerçeve sunmaktadır.
PKK/YPG’nin silahlı bağımsızlık stratejisinin Kürt siyasal hareketi ve
demokratik siyaset üzerindeki uzun vadeli etkileri nelerdir?
PKK/YPG’nin
silahlı bağımsızlık stratejisi, Kürt siyasal hareketi üzerinde uzun vadede çift
yönlü fakat asimetrik etkiler üretmiştir. Bir yandan Kürt kimliğinin
görünürlüğünü ve siyasal farkındalığını artırmış, diğer yandan demokratik
siyaset alanını daraltarak kalıcı ve kurumsal kazanımların oluşmasını
engellemiştir. Bu etki, kısa vadeli seferberlik ile uzun vadeli siyasal
kapasite arasındaki gerilimi derinleştirmiştir.
Birinci olarak,
silahlı savaşım Kürt sorununu yadsınamaz bir siyasal gerçeklik durumuna
getirmiştir. Kimliğin tanınması, dil ve kültür alanındaki tabuların kırılması
ve Kürtlerin Türkiye siyasetinde merkezi bir aktör olarak konumlanması bu
sürecin dolaylı sonuçlarıdır. Ancak bu kazanımlar, silahlı savaşım sayesinde
değil, silahlı savaşımın yarattığı siyasal baskı ortamında gelişen toplumsal ve
siyasal dönüşümler sonucunda ortaya çıkmıştır.
İkinci olarak,
silahlı strateji demokratik siyaset üzerinde kalıcı bir vasilik etkisi
yaratmıştır. Silahlı yapı, sivil siyasetin üzerinde belirleyici bir aktör durumuna
gelmiş ve siyasal partiler, sivil toplum ve yerel yönetimler sürekli güvenlik
parantezi içinde etkinlik göstermek zorunda kalmıştır. Bu durum, Kürt
siyasetinin kendi başına siyasa üretme, görüşme yürütme ve toplumsal ittifak
kurma kapasitesini sınırlamıştır.
Üçüncü olarak,
silahlı savaşımın sürekliliği, devletin güvenlikçi siyasalarını meşrulaştırmış
ve kurumsallaştırmıştır. Bu süreç, yalnızca PKK/YPG’yi değil, Kürt toplumunun
tamamını etkileyen bir sonuç üretmiştir. Demokratik hak talepleri, sıklıkla
güvenlik tehdidi çerçevesinde değerlendirilmiş ve bu da siyasal alanın
genişlemesini zorlaştırmıştır. Böylece silahlı savaşım, amaçladığı siyasal
açılımın tersine, yapısal bir daralma üretmiştir.
Dördüncü olarak,
uzun süreli çatışma Kürt toplumunda ciddi bir toplumsal maliyet ve yorgunluk
yaratmıştır. Zorunlu göç, ekonomik yoksullaşma, kuşaklar arası travma ve
siyasal umutsuzluk, bu maliyetin başlıca unsurlarıdır. Bu durum, Kürt
siyasetinde katılımın niteliğini zayıflatmış ve seferberliğini büyük ölçüde
kriz ve mağdur olma söylemine bağımlı duruma getirmiştir.
Beşinci olarak,
silahlı bağımsızlık stratejisinin devamı, Kürt siyasal hareketinin gelecek
tasarımı üretme kapasitesini sınırlamıştır. Silahın merkezde olduğu bir yapı,
kaçınılmaz olarak geçmiş savaşım anlatılarına ve kaybedilmiş hedeflere referans
vermektedir. Bu durum, yeni bir siyasal paradigma, demokratik program veya
toplumsal uzlaşma dili geliştirilmesini zorlaştırmaktadır. DEM’in güncel
siyasal söyleminde görülen kurucu dil eksikliği, bu yapısal mirasın bir
sonucudur.
Sonuç olarak,
PKK/YPG’nin silahlı bağımsızlık stratejisi Kürt siyasal bilincini güçlendirmiş,
ancak aynı zamanda Kürt siyasetinin demokratikleşme, kurumsallaşma ve kalıcı
kazanım üretme kapasitesini daraltmıştır. Bu strateji, Kürt hareketine askeri
bir görünürlük kazandırmış fakat siyasal bir gelecek kuramamıştır. Bugün
yaşanan kriz, askeri bir yenilgiden çok, uzun vadeli bir stratejik tıkanmanın
birikmiş sonucudur.
GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışma,
PKK/YPG’nin silahlı bağımsızlık stratejisinin tarihsel gelişimini, uluslararası
bağlamını ve siyasal sonuçlarını çözümleyerek, bu stratejinin neden kalıcı
siyasal kazanım üretmediğini ortaya koymayı amaçlamıştır. Çözümleme,
başarısızlığın geçici taktik hatalardan değil, başlangıçta kurulan stratejik
varsayımların yapısal sınırlarından kaynaklandığını göstermektedir.
Genel
değerlendirme açısından ilk temel bulgu, PKK’nın silahlı savaşımı bir pazarlık
ve geçiş aracı olarak değil, doğrudan devlet kurma aracı olarak kurgulamış
olmasıdır. Bu tercih, örgütü görüşmeye açık talepler yerine varoluşsal kopuş
hedefleriyle konumlandırmış ve bu da hem Türkiye devleti hem de uluslararası
sistem açısından PKK’yı uzlaşılabilir bir siyasal aktör olmaktan çıkarmıştır.
IRA ve ETA örneklerinden farklı olarak silah, siyasete geçişin eşiği değil,
siyasetin yerine geçen bir unsur durumuna gelmiştir.
İkinci olarak,
uluslararası sistemin yanlış okunması stratejik kilitlenmenin merkezinde yer
almaktadır. PKK/YPG, özellikle Suriye bağlamında ABD ile kurulan askeri iş birliğini
siyasal güvenceye dönüşebilir bir ilişki olarak değerlendirmiştir. Oysa büyük
güçlerin devlet dışı silahlı aktörlerle kurduğu ilişkiler araçsal, geçici ve
çıkar temellidir. ABD’nin alandan çekilmesi, uluslararası sistemin ihlali
değil, bu sistemin öngörülebilir işleyişinin bir sonucudur. Yaşanan hayal
kırıklığı, dış aktörlerin tutumundan çok, bu tutuma yüklenen gerçekçi olmayan
beklentilerden kaynaklanmıştır.
Üçüncü olarak,
silahlı bağımsızlık stratejisi Kürt siyasal hareketi üzerinde uzun vadeli bir vasilik
ve donma etkisi yaratmıştır. Silahlı yapının ağırlığı, demokratik siyasetin
kurumsallaşmasını, sivil aktörlerin güçlenmesini ve yeni siyasal paradigmaların
üretilmesini sınırlamıştır. Kürt sorunu görünürlük kazanmış, ancak bu
görünürlük kalıcı haklar, kurumsal statü veya demokratik genişleme ile
sonuçlanmamıştır. Aksine, güvenlikçi siyasal çerçeve kalıcılaşmış ve siyasal
alan daralmıştır.
Dördüncü olarak,
“garantör ülkeler” ve “kırılganlık” söylemleri, bu stratejik tıkanmanın
söylemsel yansımaları olarak ortaya çıkmıştır. Bu söylemler, hukuksal ve
siyasal karşılığı olan talepler üretmekten çok, ABD’nin çekilmesiyle yaşanan
varoluşsal kırılmanın ve kaybedilmiş bir siyasal hayalin yasının ifadesidir. Bu
yönüyle söz konusu söylem kurucu değil, savunmacı ve geçmişe dönüktür.
Sonuç olarak,
PKK’nın silahlı bağımsızlık stratejisi tarihsel bağlamı içinde anlaşılabilir
olmakla birlikte, siyasal sonuçları itibarıyla başarısızdır. Bu strateji Kürt
ulusal bilincini güçlendirmiş, ancak Kürt siyasetinin demokratikleşme,
kurumsallaşma ve kalıcı kazanım üretme kapasitesini daraltmıştır. Bugün karşı
karşıya olunan kriz, askeri bir yenilgiden çok, stratejik ve tarihsel bir
tıkanmanın birikmiş sonucudur.
Bu tıkanmanın
aşılması, dış garantör arayışları veya kırılganlık söylemleriyle değil, silahlı
savaşımın siyasal alandan çekilmesi, demokratik siyasetin özerkleştirilmesi ve
gerçekçi hedefler etrafında yeni bir siyasal programın oluşturulmasıyla
olanaklıdır. Aksi takdirde, kaybedilmiş bir hayalin yasını tutan söylemler
yeniden üretilecek ancak kurucu ve ileriye dönük bir siyaset ortaya
çıkmayacaktır.
KAYNAKÇA
PKK, Kürt Hareketi ve Silahlı Strateji
Barkey, H. J.,
& Fuller, G. E. (1998). Turkey’s Kurdish Question. Rowman &
Littlefield.
Bozarslan, H.
(2004). Violence in the Middle East: The Political Struggle of State and
Non-State Actors. Princeton University Press.
Bozarslan, H.
(2018). Kürt Sorunu: Ulus, Kimlik ve Şiddet. İletişim Yayınları.
Gunes, C. (2012).
The Kurdish National Movement in Turkey: From Protest to Resistance. Routledge.
Gunes, C., &
Lowe, R. (Eds.). (2015). The Kurdish Question in Turkey: New Perspectives on
Violence, Representation and Reconciliation. Routledge.
Marcus, A.
(2007). Blood and Belief: The PKK and the Kurdish Fight for Independence. New
York University Press.
Özcan, A. K.
(2006). Turkey’s Kurds: A Theoretical Analysis of the PKK and Abdullah Öcalan.
Routledge.
Watts, N. F.
(2010). Activists in Office: Kurdish Politics and Protest in Turkey. University
of Washington Press.
YPG, Suriye, ABD ve Uluslararası Sistem
Balanche, F.
(2018). Sectarianism in Syria’s Civil War. The Washington Institute.
Charap, S., &
Colton, T. J. (2017). Everyone Loses: The Ukraine Crisis and the Ruinous
Contest for Post-Soviet Eurasia. Routledge.
Gunter, M. M.
(2015). Out of Nowhere: The Kurds of Syria in Peace and War. Hurst.
Lund, A. (2019).
From Cold War to Civil War: 75 Years of Russian–Syrian Relations. Swedish
Institute of International Affairs.
Stein, A., &
Foley, M. (2019). The YPG–PKK Connection. Atlantic Council.
Tabler, A.
(2020). In the Wake of America’s Withdrawal: Syria’s Endgame. Center for Middle
East Policy.
IRA, ETA ve Karşılaştırmalı Silahlı Hareketler
Alonso, R.
(2001). La Estrategia de ETA (1978–1992). Universidad Complutense.
English, R.
(2003). Armed Struggle: The History of the IRA. Oxford University Press.
English, R.
(2009). Terrorism: How to Respond. Oxford University Press.
McKittrick, D.,
& McVea, D. (2002). Making Sense of the Troubles. Penguin.
Whitfield, T.
(2014). Endgame for ETA: Elusive Peace in the Basque Country. Oxford University
Press.
Silahlı Hareketler, Devletleşme ve Kuramsal Çerçeve
Anderson, B.
(2006). Imagined Communities (Revised ed.). London: Verso.
Fearon, J. D.,
& Laitin, D. D. (2003). Ethnicity, insurgency, and civil war. American
Political Science Review, 97(1), 75–90.
Gellner, E.
(1983). Nations and Nationalism. Oxford: Blackwell.
Gellner, E.
(1997). Nationalism. London: Weidenfeld & Nicolson.
Tilly, C. (2003).
The Politics of Collective Violence. Cambridge University Press.
Walter, B. F.
(2002). Committing to Peace: The Successful Settlement of Civil Wars. Princeton
University Press.
Weinstein, J. M.
(2007). Inside Rebellion: The Politics of Insurgent Violence. Cambridge
University Press.
Uluslararası İlişkiler, Büyük Güçler
Mearsheimer, J.
J. (2001). The Tragedy of Great Power Politics. W. W. Norton.
Snyder, G. H.
(1984). The security dilemma in alliance politics. World Politics, 36(4),
461–495.
Walt, S. M.
(1987). The Origins of Alliances. Cornell University Press.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder