Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

27 Ocak 2026 Salı

 

 

PKK’nın Hüsranı: Silahlı Bağımsızlık Stratejisinin Tarihsel ve Stratejik Açmazı

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

Öz

Bu çalışma, PKK/YPG’nin silahlı bağımsızlık stratejisini tarihsel ve karşılaştırmalı bir çerçevede incelemekte ve bu stratejinin neden kalıcı siyasal kazanımlar üretemediğini çözümlemektedir. Çalışma, PKK/YPG deneyimini IRA ve ETA gibi silahlı ayrılıkçı hareketlerle karşılaştırarak, silahlı savaşımın bir pazarlık aracı mı yoksa doğrudan devlet kurma aracı mı olarak kurgulandığı sorusuna odaklanmaktadır. Çözümleme, PKK’nın silahlı savaşımı siyasal geçişin aracı olarak değil, başlı başına kurucu bir strateji olarak ele almasının, örgütü görüşülebilir bir aktör olmaktan uzaklaştırdığını ortaya koymaktadır. Ayrıca ABD’nin Suriye bağlamında YPG’ye verdiği desteğin geçici ve araçsal niteliği, uluslararası sistemin işleyişi çerçevesinde ele alınmakta ve bu desteğin sona ermesinin Kürt siyasetinde yarattığı hayal kırıklığı, “garantör ülkeler” ve “kırılganlık” söylemleri üzerinden çözümlenmektedir. Çalışma, PKK/YPG’nin yaşadığı krizi askeri bir yenilgiden çok stratejik ve tarihsel bir tıkanma olarak değerlendirmekte ve silahlı bağımsızlık stratejisinin Kürt siyasetinde uzun vadeli bir donma ve kurucu siyaset eksikliği yarattığını ileri sürmektedir.

Anahtar Kelimeler: PKK, YPG, silahlı bağımsızlık, IRA, ETA, garantörlük, ABD, siyasal strateji, Kürt siyaseti

Abstract

This article analyzes the armed independence strategy of the PKK/YPG within a historical and comparative framework and examines why this strategy has failed to produce durable political outcomes. By comparing the PKK/YPG experience with other armed separatist movements such as the IRA and ETA, the study focuses on whether armed struggle is conceived as a bargaining instrument or as a direct means of state-building. The analysis demonstrates that the PKK’s treatment of armed struggle as a constitutive strategy rather than a transitional political tool has prevented it from becoming a negotiable political actor. The article also examines the temporary and instrumental nature of U.S. support for the YPG in the Syrian context and analyzes the resulting sense of abandonment through the discourse of “guarantor states” and political vulnerability. The study argues that the current crisis faced by the PKK/YPG is not primarily a military defeat but a strategic and historical deadlock, which has generated organizational stagnation and hindered the development of a constructive political agenda in Kurdish politics.

Keywords: PKK, YPG, armed independence, IRA, ETA, guarantor states, United States, political strategy, Kurdish politics

GİRİŞ

PKK bugün büyük bir hüsran yaşamaktadır. Çok büyük umut bağladıkları ABD, PKK’yı İslam Devleti’ne (IS) karşı kullanmış, bu tehlike etkisini kaybedince kendilerini terk etmiş ve devlet kurma ve en azından federasyon ve özerklik hayal ve beklentisi içine giren Kürt toplumunu büyük bir düş kırıklığına uğratmış ve Kürtleri kaderleriyle başbaşa bırakmıştır. Bu hüsranın stratejik çözümlemesi yapılmalıdır. Çözümlemenin başlangıç noktası ise PKK’nın benzer nitelikteki öteki ayrımcı ve silahlı örgütler olan IRA [1] ve ETA [2] ile karşılaştırması olmalıdır. Aşağıdaki çizelge bu amaçla hazırlanmıştır.

Çizelge 1:

 

PKK [3] /YPG [4] Silahlı Kalkışma ve Garantör Çağrısı: Çözümleyici Çizelge

Unsur

IRA/ETA Örneği

PKK/YPG Durumu

Çözümleme & Sonuç

Bölgesel bağlam

Avrupa demokratik devletleri, hukuksal baskı ve uluslararası normlar

Ortadoğu, otokratik ve sert merkezi devletler (Türkiye, Şam, İran)

PKK/YPG, silah bıraksa bile devlet baskısına açık, güvenli alan yok

Uluslararası destek

AB ve ABD dolaylı baskı ve güvence sağladı

ABD geçici destek, çıkar odaklı; Rusya ve diğer aktörler araçsallaştırdı

Uluslararası garantörlük yok ve silah bırakmak stratejik risk

Örgütsel kültür

Silah araç, kimlik değil; siyasal sürece geçiş olanaklı

Silah kimlik ve varlık simgesi

Silah bırakmak varoluşsal kriz demek; stratejik esneklik yok

Toplum desteği

Şiddetten yorgun toplum ve barış sürecine destek

Alan ve diaspora tabanı çatışmaya bağımlı

Barış ve siyasal geçiş zor, toplumsal meşruluk sınırlı

Siyasal kazanım

Silah bırakıldı ve meşru siyaset ve özerklik sağlandı

Silah devam ediyor ve siyasal kazanım yok

Silahlı kalkışma stratejisi hedef üretmedi

Garantör çağrısı

Nadir ve somut (uluslararası baskı ile)

Çağrı: “garantörler görevini yerine getirsin”

Boş dilek, çünkü silahlı yapı adına kimse garantör olmaz

 

Amaç ve Hedefler

Amaç

Bu çalışmanın temel amacı, PKK tarafından Abdullah Öcalan liderliğinde geliştirilen silahlı bağımsızlık stratejisinin tarihsel, stratejik ve siyasal sonuçlarını çözümlemek ve bu stratejinin neden kalıcı siyasal kazanımlar üretemediğini çözümleyici bir çerçevede ortaya koymaktır. Çalışma, PKK/YPG’nin son dönemde dile getirdiği “garantör ülke” çağrıları ve “kırılganlık” söylemini, silahlı kalkışma stratejisinin yarattığı gecikmiş bir stratejik hüsranın siyasal dili olarak ele almaktadır. Bu bağlamda makale, PKK/YPG’nin yaşadığı krizi dışsal aktörlerin “ihaneti” ile açıklayan yaklaşımların ötesine geçerek, sorunun bizzat stratejinin kendisinde yatan yapısal açmazlara dayandığını savunmaktadır.

Hedefler

Bu genel amaç doğrultusunda çalışmanın somut hedefleri şunlardır:

PKK’nin silahlı bağımsızlık stratejisinin temel varsayımlarını (Türkiye’de devletin çözülebilirliği, uzun süreli çatışmanın uluslararası müdahaleyi tetikleyeceği ve toplumsal maliyetin taşınabilirliği) ortaya koymak ve bu varsayımların neden geçersiz kaldığını irdelemek.

PKK/YPG’nin izlediği silahlı kalkışma çizgisini, IRA ve ETA örnekleriyle karşılaştırarak, silahın “pazarlık aracı” mı yoksa “devlet kurma aracı” mı olarak kurgulandığı farkını çözümleyici biçimde göstermek.

ABD’nin YPG’ye verdiği desteğin niteliğini çözümleyerek, bu ilişkinin neden askeri koruma değil, geçici ve araçsal bir iş birliği olduğunu ve bunun Kürt siyasal hareketi tarafından nasıl yanlış bir devletleşme ufku olarak okunduğunu açıklamak.

ABD’nin çekilmesi sonrasında ortaya çıkan hayal kırıklığı, öfke ve garantör ülke çağrılarını, uluslararası hukuk veya gerçekçi siyaset bağlamında değil, travma sonrası söylemsel bir tepki olarak kavramsallaştırmak.

Silahlı savaşımın zaman içinde sivil siyaseti nasıl bastırdığını, Kürt siyasetini sürekli bir “güvenlik parantezi” içine hapsettiğini ve bu durumun demokratik siyasal alanı nasıl daralttığını ortaya koymak.

Son olarak, PKK/YPG’nin bugün karşı karşıya olduğu krizi, “ulaşılamamış bir hedeften geri çekilme” değil, “kaybedilmiş bir hayalin yarattığı stratejik ve ideolojik donma” olarak tanımlayarak, Kürt siyasetinin neden kurucu bir gelecek dili üretemediğini açıklamak.

Çalışmanın Temel Savı

Bu çalışma, PKK’nin silahlı bağımsızlık stratejisinin Kürt ulusal bilincini güçlendirmiş olmakla birlikte, siyasal kazanım alanını daralttığını ve bugün dile getirilen garantörlük ve kırılganlık söylemlerinin, geç kalmış bir stratejik sorgulamanın semptomları olduğunu ileri sürmektedir.

Araştırma Soruları

Ana Araştırma Sorusu

PKK tarafından geliştirilen silahlı bağımsızlık stratejisi, neden tarihsel ve stratejik olarak kalıcı siyasal kazanımlar üretememiş ve bu başarısızlık PKK/YPG’nin güncel söylem ve konumlanışını nasıl şekillendirmiştir?

Alt Araştırma Soruları

PKK’nin silahlı bağımsızlık stratejisi hangi tarihsel, ideolojik ve stratejik varsayımlar üzerine kurulmuştur?

Bu varsayımlar, Türkiye’nin devlet yapısı, Kürt nüfusunun demografik dağılımı ve bölgesel jeopolitik gerçeklik karşısında neden geçersiz kalmıştır?

PKK/YPG’nin silahlı kalkışma çizgisi, IRA ve ETA örneklerinden hangi temel noktalarda ayrışmaktadır?

ABD’nin YPG’ye verdiği destek neden ve nasıl “stratejik müttefiklik” yerine geçici ve araçsal bir iş birliği olarak şekillenmiştir?

Bu destek, PKK/YPG tarafından neden bir devletleşme ufku olarak okunmuştur?

ABD’nin çekilmesi sonrasında dile getirilen “garantör ülkeler” çağrısı ve “kırılganlık” söylemi hangi siyasal ve psikolojik dinamiklerden beslenmektedir?

Silahlı savaşımın uzun süreli devamı, Kürt sivil siyasetini ve demokratik temsil alanlarını nasıl etkilemiş ve bu durum siyasal kazanım üretme kapasitesini neden sınırlamıştır?

PKK/YPG’nin bugünkü stratejik krizi, ‘ulaşılamamış bir hedef’ mi yoksa ‘kaybedilmiş bir hayal’ midir ve bu ayrım Kürt siyasetinin gelecek oluşturmasını nasıl etkilemektedir?

Silahlı kalkışma stratejisinden geri çekilme, PKK/YPG açısından neden akılcı bir siyasal yeniden konumlanma değil, varoluşsal bir tehdit olarak algılanmaktadır?

YÖNTEM

Bu çalışma, nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde tasarlanmış olup, karşılaştırmalı tarihsel çözümleme ve söylem çözümlemesini bir arada kullanan bütüncül bir yöntemsel çerçeveye dayanmaktadır. Çalışmanın amacı, PKK tarafından geliştirilen silahlı bağımsızlık stratejisinin tarihsel ve stratejik açmazlarını ortaya koymak ve bu stratejinin güncel siyasal söylemler üzerindeki etkisini çözümlemektir.

Araştırma Tasarımı

Araştırma, üç tamamlayıcı ve çözümleyici düzlem üzerinden yürütülmüştür:

Tarihsel–Stratejik Çözümleme: PKK’nin 1978 sonrası geliştirdiği silahlı bağımsızlık stratejisi, dönemin uluslararası sistem koşulları, Türkiye’nin devlet yapısı ve bölgesel jeopolitik bağlam içerisinde incelenmiştir. Bu kapsamda, stratejinin dayandığı temel varsayımlar ile ortaya çıkan siyasal sonuçlar arasındaki uyumsuzluk çözümlenmiştir.

Karşılaştırmalı Çözümleme: PKK’nin silahlı kalkışma stratejisi, IRA ve ETA örnekleriyle karşılaştırılarak ele alınmıştır. Karşılaştırma, şu temel değişkenler üzerinden yapılmıştır: Silahın siyasal işlevi (araç/amaç), son hedef (görüşme/kopuş), uluslararası aktörlerle kurulan ilişki biçimi ve silahlı savaşımdan siyasal sürece geçiş mekanizmaları. Bu karşılaştırma, PKK’nin neden benzer bir siyasal dönüşümü gerçekleştiremediğini açıklamak amacıyla kullanılmıştır.

Söylem Çözümlemesi: PKK/YPG ve bu çizgideki siyasal aktörlerin son dönemde dile getirdiği “garantör ülkeler”, “kırılganlık” ve “uluslararası sorumluluk” vurguları, içerik ve bağlam temelinde çözümlenmiştir. Bu söylemler, uluslararası hukuk ya da eylemli siyaset bağlamında değil, travma sonrası siyasal dil çerçevesinde yorumlanmıştır.

Veri Kaynakları

Çalışmada kullanılan veriler şunlardır: PKK ve Öcalan’ın yazılı metinleri, savunmaları ve ideolojik belgeleri, DEM Parti yöneticilerinin ve YPG/SDG temsilcilerinin kamuoyuna açık açıklamaları, ABD, AB ve bölgesel aktörlerin siyasa belgeleri ve bildirimleri, IRA ve ETA’ya ilişkin akademik yazın, barış süreci belgeleri ve ikincil kaynaklar, ilgili ulusal ve uluslararası basın arşivleri. Veriler, tarihsel bağlamı gözeten nitel içerik çözümlemesi yöntemiyle değerlendirilmiştir.

Yöntemin Gerekçesi ve Sınırlılıkları

Bu yöntemsel yaklaşımın tercih edilmesinin temel gerekçesi, silahlı hareketlerin başarısızlığını yalnızca askeri ya da ahlaksal bir çerçevede değil, stratejik varsayımlar ile siyasal çıktılar arasındaki ilişki üzerinden çözümlemeye olanak tanımasıdır. Çalışmanın sınırlılıkları ise şunlardır: Çözümleme, alan araştırmasına değil, ikincil veri ve söylem çözümlemesine dayanmaktadır. IRA, ETA ve PKK/YPG örnekleri birebir eş değer vakalar olarak değil, karşılaştırmalı açıklayıcı örnekler olarak ele alınmıştır. Çalışma, normatif çözüm önerileri sunmaktan çok çözümleyici bir irdeleme yapmayı hedeflemektedir.

Çözümleyici Katkı

Bu yöntemsel çerçeve, PKK/YPG’nin güncel siyasal söylemlerini dışsal aktörlerin davranışlarıyla değil, silahlı bağımsızlık stratejisinin ürettiği tarihsel ve ideolojik mirasla ilişkilendirerek, Kürt siyasetine ilişkin yazına özgün bir çözümleyici katkı sunmaktadır.

KURAMSAL VE KAVRAMSAL ÇERÇEVE

Bu çalışma, PKK’nın Abdullah Öcalan liderliğinde geliştirdiği silahlı bağımsızlık stratejisinin neden yapısal bir açmaza sürüklendiğini açıklamak amacıyla çok katmanlı bir kuramsal çerçeveye dayanmaktadır. Çözümleme, uluslaşma kuramları, silahlı isyan ve gerilla hareketleri yazını, devlet-merkezli güvenlik yaklaşımları ve dış aktör bağımlılığı tartışmalarını birlikte ele almaktadır.

Uluslaşma ve Devlet Kurma Kuramları

Çalışmanın ilk kuramsal dayanağı, uluslaşma (nation-building) ve devlet kurma (state-building) yazınıdır. Çağdaş siyaset bilimi, başarılı bir ulus-devlet kurmanın yalnızca toplu kimlik ve tarihsel anlatılarla değil, meşru siyasal temsil, tanınmış sınırlar, kurumsallaşmış egemenlik ve uluslararası meşruluk unsurlarıyla olanaklı olabileceğini vurgular (Gellner, Anderson, Tilly). Bu bağlamda PKK’nın stratejisi, uluslaşmayı silahlı savaşımla hızlandırabileceği varsayımına dayanmıştır. Ancak bu yaklaşım, devlet kurma sürecinin dış tanınma, diplomatik meşruluk ve sürdürülebilir kurumsal kapasite gerektirdiği gerçeğini sistemli biçimde ihmal etmiştir.

Silahlı İsyan ve Gerilla Stratejileri Yazını

İkinci kuramsal hat, silahlı isyan (insurgency) ve gerilla hareketleri yazınıdır. Maoist halk savaşı, Latin Amerika gerillacılığı ve ulusal kurtuluş hareketleri üzerine yapılan çalışmalar, silahlı savaşımın ancak belirli koşullarda siyasal başarıya dönüşebileceğini ortaya koymaktadır: geniş ve sürekli halk desteği, merkezi ve meşru bir siyasal hedef, askeri araçların siyasal stratejiye bağlı olması. PKK örneğinde ise “araç-amaç” ilişkisinin tersine döndüğü görülmektedir. Silahlı savaşım, bağımsızlık hedefinin aracı olmaktan çıkarak bizzat stratejinin kendisi durumuna gelmiştir. Bu durum, hareketin siyasal esnekliğini azaltmış ve görüşme ve dönüşüm kapasitesini sınırlamıştır.

Devlet-Merkezli Güvenlik ve Karşı-İsyan Yaklaşımları

Üçüncü kuramsal çerçeve, devletlerin karşı-isyan (counterinsurgency) stratejilerine ilişkindir. Çağdaş devletler, özellikle NATO üyesi ve güçlü güvenlik kapasitesine sahip ülkeler, uzun süreli silahlı hareketlere karşı, askeri baskı, hukuksal araçlar ve ekonomik ve toplumsal denetim mekanizmaları kullanarak örgütleri yıpratmaktadır. Türkiye örneğinde PKK, devletin zamanla artan askeri-teknolojik kapasitesi, sınır ötesi operasyon yeteneği ve uluslararası meşruluk üstünlüğü karşısında asimetrik gücünü kaybetmiştir. Bu durum, silahlı bağımsızlık stratejisinin sürdürülebilirliğini yapısal olarak zayıflatmıştır.

Dış Aktör Bağımlılığı ve “Terk” Sorunu

Çalışmanın en kritik kavramsal katkılarından biri, dış aktör bağımlılığı ve özellikle ABD’nin “abandonment” (terk etme) kararları üzerinden geliştirilmektedir. Uluslararası ilişkiler yazını, devlet-dışı silahlı aktörlerin büyük güçlerle kurduğu ilişkilerin geçici, araçsal ve koşullu olduğunu göstermektedir. PKK/YPG çizgisi, özellikle Suriye iç savaşı sürecinde, ABD desteğini örtük bir garantörlük olarak yorumlamış ve bu durum uluslaşma beklentilerini gerçekçi olmayan biçimde yükseltmiştir. ABD’nin stratejik öncelik değişikliği ise derin bir hayal kırıklığı, öfke ve siyasal kırılganlık söylemlerini beraberinde getirmiştir. Bu noktada çalışma, PKK’nın yaşadığı krizi, IRA ve ETA gibi örgütlerin silahlı savaşımı terk ederek siyasal alana yönelmesiyle karşılaştırmalı biçimde ele almayı olanaklı kılmaktadır.

Kavramsal Ayrımlar

Çözümlemede özellikle şu kavramsal ayrımlar vurgulanmaktadır: “Silahlı savaşım – siyasal temsil”, “de facto denetim – de jure tanınma”, “kimlik oluşturma – devletleşme” ve “dış destek – uluslararası meşruluk”. Bu ayrımlar, PKK’nın neden askeri kapasite üretmiş ancak siyasal sonuç elde edememiş bir hareket olarak kaldığını açıklamak için kullanılmaktadır.

ÖN DEĞERLENDİRME

Bir ön değerlendirme yapmak gerekirse, silahlı kalkışma stratejisi, PKK/YPG’de siyasal kazanım üretmemiş ve sadece içinde yer aldıkları ülkeleri siyasal, toplumsal ve ekonomik açılardan kırılganlaştırmıştır. Bugün toplumda daha yüksek sesle duyulan garantör ülkelerin müdahalesi yolundaki çağrılar ise uluslararası ve bölgesel aktörlerin çıkarlarıyla uyumlu değildir. IRA/ETA örneğinde görüldüğü gibi silah bırakmak ve uluslararası güvence bileşimi siyasal başarı getirmesine karşın PKK/YPG’de bu gerçekleşmemiştir. Sonuç olarak garantör ülke çağrıları alandaki gerçeklerle örtüşmeyen boş bir istem olarak kalmıştır. Kaldı ki ABD dahil olmak üzere hiçbir ülke Kürt toplumuna devlet kurma ya da federasyon/özerklik bağlamında güvence vermemiştir. “Garantör” ülkelerin müdahaleye davet edilmesi ABD’nin “terk etme” (abandonment) kararı sonrası yaşanan toplu hayal kırıklığı ve bunun siyasal dile tercümesidir.

Bu durumun nedenleri aşağıda özetlenmiştir:

Bir kere, ABD’nin çekilmesi sadece stratejik değil, varoluşsal bir kırılma olmuştur. Bu noktada sorun yalnızca “müttefik terk etti” sorunu değildir. PKK/YPG açısından ABD’nin desteği askeri koruma değil sadece uluslaşma ufkunun maddi temeli idi. “De facto” özerklikten “de jure” statüye geçişin kapısı gibi algılandı. Dolayısıyla 2019 ve sonrasındaki Amerikan tutumu Kürtler açısından “tarihte ilk kez bu kadar yaklaşmışken her şeyin bir anda çökmesi” duygusunu yarattı. Bu, klasik bir devrimci hayal kırıklığı sendromudur: Büyük beklenti, ani terk ediliş, yoğun öfke ve akılcı strateji üretme kapasitesinin zayıflaması.

İkincisi, IRA / ETA ile asıl fark bu noktada ortaya çıkmaktadır. IRA ve ETA hiçbir zaman “devletleşmeye bu kadar yaklaştık” duygusunu yaşamadılar. Talepleri özerklik, temsil, hak genişlemesi idi. Dolayısıyla geri çekilme yeniden konumlanma getirdi. PKK/YPG ise ‘devletimsi’ kurumlar, sınırların denetimi, silahlı güç, bürokrasi, dış destekle oluşmuş yarı-egemenlik duygusu istedi. Bu yüzden ABD’nin çekilmesi bir taktik kayıp değil, yarı kurulu bir “gelecek devletin” yıkımı gibi yaşandı.

Üçüncüsü, “garantör ülke” çağrıları bu travmanın dili oldu. Burada çok önemli bir nokta vardır. Bu çağrılar stratejik değil, psikolojiktir. Anlamı ise “bizi bu kadar yaklaştırdınız, şimdi yalnız bırakamazsınız” oldu. Ancak uluslararası sistem böyle çalışmaz: Büyük güçler umut vermekten sorumlu değildir. Sadece çıkarlarından sorumludur. Dolayısıyla bu çağrılar hukuksal ve gerçekçi değil ama travma sonrası anlamını taşır. Bir tür suçluyu dışarıda arama, kırılganlığı uluslararası ahlaka havale etme ve kendi stratejik hatalarıyla yüzleşmeyi erteleme davranışıdır.

Dördüncüsü, Kürt toplumundan kırılganlık söyleminin yükselmiş olmasıdır. “Kırılganız, korunmalıyız” söylemi de aynı nedenlerden kaynak bulmaktadır. Çünkü PKK’ya göre silahlı kalkışma bitmemiştir. Ancak silahlı kalkışmanın artık kazanım üretmediği açıkça görülmeye başlanmıştır. Zira silah bırakmak Kürtler arasında varoluşsal korku yaratmaktadır. Ortaya çıkan durumda ne savaş kazanılmakta ve ne de siyaset kurulabilmektedir. Bu da sürekli dış güvence arayan, ama kimsenin güvence vermediği bir aktör profili yaratmaktadır.

Beşincisi, PKK/YPG, IRA ve ETA’nın vardığı noktaya gelemedi çünkü onlar “ulaşılamamış bir hedeften”, PKK/YPG ise “kaybedilmiş bir hayalden” geri çekilmek zorunda kaldı. Kaybedilmiş hayaller ulaşılamamış hedeflerden çok daha yıkıcıdır. Bu yüzden öfke daha büyük, söylem daha sert ve strateji daha dağınık oldu.

Bu nedenlerle “garantörler” vurgusu ve “kırılganlık” söylemi gelecek için kurucu bir siyaset üretmemekte ve kaybedilmiş bir olanağın yasını tutmaktadır.

Kaybedilmiş Hayal Sendromu: PKK/YPG ve Kürt Siyasetinde Örgütsel ve İdeolojik Sonuçlar

Bu sendrom, ABD’nin çekilmesiyle tetiklenen toplu bir siyasal travmadır ve bugün görülen pek çok tutarsızlığın anahtarıdır.

Örgütsel sonuç: Donma ve yinelemelerden ibarettir. Travma yaşayan örgütler genelde yenilik üretmez ve eski reflekslere sarılır. PKK/YPG’de görülen silahın sorgulanamaması, “savaşım devam ediyor” sloganları yeni strateji yerine eski dilin sertleştirilmesidir. Bu, ilerleme değil örgütsel donmadır. Silah artık çözüm değil, ama bırakılması da düşünülememektedir.

İdeolojik sonuç: Gerçeklikten kopuş yaşanmaktadır. Uluslaşma hayalinin çökmesi, ideolojide şu sonuçları doğurmuştur: Alan gerçekliğiyle uyumsuz iddialar, uluslararası toplum sorumlu vurgusu ve normatif (ahlaksal) dile sarılma. Bu noktada ideoloji açıklayıcı olmaktan çıkmakta ve teselli edici duruma gelmektedir.

Söylemsel sonuç: Ortaya çıkan söylemin ana temaları “garantör devletler”, “kırılganlık” ve “mağdur olma” olmuştur. Bu temalar rastlantı değildir. “Garantör ülkeler” terk edilme öfkesini, “kırılgan yapı” meşruluk arayışını ve “uluslararası sorumluluk” suçun dışsallaştırılmasını ifade etmektedir. Bunlar siyasal çözüm dili değil, travma sonrası savunma dilidir.

IRA/ETA ile asıl ayrışma noktası: IRA ve ETA’da hayal ve beklenti hiç bu kadar büyümemiş ve ayrı devletleşme ya da özerkleşme ufku yaşanmamıştır. Bu nedenle bu örgütlerin silahlı savaşımdan geri çekilmeleri “akılcı” olmuştur. PKK/YPG’de ise hayal kurumsallaşmıştır. Bürokrasi, güvenlik, simgeler oluşturulmuştur. Dolayısıyla çöküş Kürtler açısından kimlik bunalımı yaratmıştır. Bu yüzden IRA/ETA silahı bırakabilmiş ancak PKK/YPG ise silahın kendisine tutunmuştur.

Siyasal sonuç: DEM’in bugünkü dili kurucu değildir ve gelecek tasarımı içermemektedir. Sürekli geçmişe referans vermektedir. Çünkü arkasındaki ana aktör henüz kaybedilmiş hayalin yasını tutmayı bitirmemiştir. Bu yas bitmeden net siyasal program çıkmayacak, yeni paradigma kurulmayacak ve gerçekçi görüşme dili doğmayacaktır. Kürt siyasetinin bugünkü krizi, bastırılmış bir yenilginin yarattığı söylemsel ve örgütsel donmadır. Bu yenilgi askeri değil, stratejik ve tarihsel bir yenilgidir

APO’nun Silahlı Bağımsızlık Stratejisi: Amaç, Sonuç ve Açmazlar

PKK’nın stratejisi neydi? PKK’nin 1978–90’larda şekillenen temel stratejisi şuna dayanıyordu: Silahlı halk savaşı, uzun süreli yıpratma, Türk Devleti’nin çözülmesi ya da geri adım atması. Son hedef ise bağımsız (veya en azından birleşik) Kürdistan idi. Bu strateji üç temel varsayım üzerine kuruluydu: Türkiye devleti askeri ve siyasal olarak çözülebilir, uzun süreli çatışma uluslararası müdahaleyi tetikler ve Kürt halkı, maliyet ne olursa olsun, silahlı bağımsızlık etrafında bütünleşir.

Ne amaçlandı? PKK’nın stratejik hedefleri çok netti. Türkiye’nin tekil (üniter) yapısını zorlayarak kırmak, Kürt sorununu silahlı bir ulusal kurtuluş savaşı olarak tanımlatmak, uluslararası sistemde “taraf” durumuna gelmek ve zamanla bir Kürt devletine giden yolu açmak. Yani bu bir “hak savaşımı” değil, açıkça bir devlet kurma projesiydi.

Ne elde ettiler? Elde edilenler Kürt sorununun yadsınamaz duruma gelmesi, kimlik bilincinin yaygınlaşması, Kürtlerin Türkiye siyasetinin merkezi bir unsuru durumuna gelmesi ve bölgesel (Irak-İran-Suriye) Kürt hareketleriyle bağların güçlenmesi. Ama elde edilemeyenler bağımsızlık, özerklik, federal yapı, uluslararası meşruluk ve kalıcı siyasal statü oldu. Yani askeri özveri ile siyasal çıktı arasında büyük bir kopukluk ortaya çıktı.

Neden başarısız oldu?

Öncelikle tercih edilen yaklaşım yanlıştı. IRA ve ETA silahı bir “pazarlık aracı” olarak kullandı, PKK ise devlet kurma aracı sandı. Aşağıdaki çizelge yaklaşımlar arasındaki farkı açıklamaktadır.

Çizelge 2:

 

IRA/ETA ve PKK Farklılaşması

IRA/ETA

PKK

Demokratik sistem içinde savaşım

Yarı-otoriter/askeri gelenekli devlet

Dış destek sınırlı ama istikrarlı

Dış destek geçici ve araçsal

Son hedef görüşme

Son hedef kopuşu

Silahtan siyasete

Silah ve yine silah

 

İkincisi coğrafya ve demografi gerçeği farklıydı. Kürt nüfus dağınıktı, büyük şehirlerde iç içe geçmişti, kesintisiz bir ulusal coğrafya yoktu, deniz çıkışı yoktu ve ekonomik sürdürülebilirlik zayıftı. Bu koşullarda silahlı kopuş, yapısal olarak olanaksıza yakın oldu.

Üçüncüsü, uluslararası sistemin sert duvarı yeterince algılanamadı.  ABD örneği burada kilit rol oynadı. ABD YPG’yi IS’e karşı araç olarak kullandı. Hiçbir zaman Devlet, özerklik ve güvence sözü vermedi. ABD’nin terk edişi bir ihanet değil, baştan beri öyleydi. Ama PKK/YPG ABD’yi güvence sanacak kadar stratejik yanılgıya düştü.

Dördüncüsü, silah siyaseti yuttu. Silahlı yapı sivil siyaseti bastırdı. Kürt siyasetini tasfiye etti. Şiddet Kürt toplumunda bile meşruluk erozyonu yarattı. Devlete sürekli güvenlikçi refleks alanı açtı. Sonuç olarak silah, Kürtlerin elini güçlendirmedi fakat zayıflattı.

PKK Başarısızlığın Yapısal Nedenleri

Yanlış devlet okuması: APO’nun en büyük hatası Türkiye devletini “çözülebilir” sanmasıydı. Oysa Türkiye güçlü bir merkezi devlet geleneğine sahipti. Şiddet arttıkça devlet zayıflamadı, sertleşti. Silahlı isyan, devleti çökertmedi fakat güvenlikçi rejimi daha da kurumsallaştırdı.

Uluslararası sistemin yanlış okunması: PKK kendini Cezayir, Vietnam, Küba gibi örneklerle kıyasladı. Ama dünya değişmişti. 1980 sonrası dünya Devlet parçalanmasına kapalıydı, silahlı isyanlara karşı terörle savaşım paradigması egemendi ve Kürtler, Soğuk Savaş sonrası jeopolitik araç olarak görüldü. Sonuç olarak uluslararası sistem, PKK’yi “desteklenecek özne” değil, yönetilecek sorun olarak gördü.

Silahın siyaseti yutması: PKK’da zamanla silah araç olmaktan çıktı ve amaç durumuna geldi. Bu Demokratik siyaseti felç etti. Kürt siyasetini sürekli “güvenlik parantezine” hapsetti. Meşru siyasal alanı daralttı. Bu yüzden silahlı savaşım, Kürtlerin haklarını genişletmedi aksine daralttı.

Toplumsal maliyetin yanlış hesaplanması: APO stratejisi toplumun taşıyabileceği maliyeti fazla hafife aldı. Sürekli çatışmanın Kürt toplumunda yorgunluk ve sessiz kopuş yarattığını göremedi. IRA ve ETA tam burada durdu. PKK durmadı.

Paradoksal sonuç: PKK’nin silahlı bağımsızlık stratejisi, Kürt ulusal bilincini büyüttü ama Kürtlerin siyasal kazanım alanını daralttı. Bu, tarihsel bir paradokstur. Bugün gördüğümüz ABD’ye öfke, garantör çağrıları, kırılganlık söylemi ve DEM’in kurucu dil kuramamasının hiçbiri rastlantı değildir. Hepsi, başlangıçta yanlış kurulmuş bir stratejinin geç gelen sorgulanmasıdır. APO’nun silahlı bağımsızlık stratejisi, tarihsel olarak anlaşılabilir, ancak siyasal sonuçları itibarıyla başarısız ve bugün hala aşılmamış bir miras bırakmıştır.

Uluslararası Garantörlere Çağrı

Anlamsız garantör çağrılarını ve kırılganlık söylemlerini şu açıdan görmek gerekir: ABD gitti. Rusya güvenilmez. Şam merkeziyetçi. Türkiye sert. İran zaten karşı. O halde ortada sadece şu gerçek kaldı: “Biz silahlı savaşımla buraya geldik ama buradan nereye gideceğimizi bilmiyoruz.” Garantör çağrıları hukuksal ve siyasal değildir. Psikolojik reflekstir ve bir tür “bizi biri tutsun” çağrısıdır.

PKK’nin silahlı bağımsızlık stratejisi, Kürtlerin uluslaşmasını hızlandırmadı fakat kilitledi. IRA ve ETA silahı bırakarak alan kazandı. PKK silaha tutunarak alan kaybetti. Bugün yaşanan hayal kırıklığı, öfke, kırılganlık söylemi ve garantör devlet arayışının hepsi geç kalmış bir stratejik yüzleşmenin sancısıdır.

ÇÖZÜMLEME

PKK’nın silahlı bağımsızlık stratejisi tarihsel ve stratejik olarak neden siyasal kazanım üretememiştir?

PKK’nın silahlı bağımsızlık stratejisinin siyasal kazanım üretememesinin temel nedeni, stratejinin kurulduğu varsayımlar ile hem Türkiye’nin devlet kapasitesi hem de uluslararası sistemin işleyişi arasındaki yapısal uyumsuzluktur. Bu uyumsuzluk zaman içinde taktik başarılara karşın stratejik başarısızlıklar üretmiştir.

Birinci olarak, PKK stratejisi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni askeri ve siyasal olarak çözülebilir bir yapı olarak varsaymıştır. Oysa Türkiye, güçlü merkeziyetçi devlet geleneği, yüksek güvenlik kapasitesi ve uzun süreli iç çatışmaları yönetme deneyimi olan bir devlettir. Silahlı isyan, devleti zayıflatmamış, aksine güvenlikçi refleksleri kurumsallaştırmış ve devletin sertlik kapasitesini artırmıştır. Bu durum, silahlı savaşımın beklenen “devlet çözülmesi” sonucunu üretmesini engellemiştir.

İkinci olarak, PKK silahlı savaşımı siyasal görüşmeye zorlayan bir araç olarak değil, doğrudan devlet kurmaya yönelen bir araç olarak kurgulamıştır. Bu yaklaşım, IRA ve ETA örneklerinden temel bir kopuşu ifade etmektedir. IRA ve ETA’da silah, siyasal pazarlık için işlevsel bir baskı unsuru olarak kullanılmış ve PKK’da ise silah zamanla stratejik hedefin kendisi durumuna gelmiştir. Bu durum, silahlı yapının sivil siyaseti bastırmasına ve siyasal alanın daralmasına yol açmıştır.

Üçüncü olarak, PKK’nın uluslararası sistem okuması hatalıdır. Soğuk Savaş sonrası dönemde uluslararası sistem, silahlı ayrılıkçı hareketlere devletleşme zemini açmamakta ve bu tür hareketleri ya bastırılacak güvenlik sorunları ya da geçici jeopolitik araçlar olarak ele almaktadır. ABD’nin YPG’ye verdiği destek, hiçbir zaman devletleşme, özerklik ya da kalıcı siyasal statü vaadi içermemiştir. Buna karşın PKK/YPG, bu desteği “de facto” durumdan “de jure” statüye geçişin ön adımı olarak yorumlamıştır. Bu stratejik yanılgı, beklenti ile gerçeklik arasındaki farkı derinleştirmiştir.

Dördüncü olarak, coğrafi ve demografik koşullar silahlı kopuş stratejisini yapısal olarak zayıflatmıştır. Kürt nüfusun kesintisiz bir ulusal coğrafya oluşturmaması, büyük şehirlerde iç içe geçmiş demografik yapı, ekonomik sürdürülebilirlik sorunları ve bölgesel devletlerin eş zamanlı karşıtlığı, bağımsızlık ya da federasyon hedefini uygulanamaz kılmıştır.

Beşinci olarak, silahlı savaşımın toplumsal maliyeti uzun vadede yanlış hesaplanmıştır. Sürekli çatışma durumu, Kürt toplumunda yorgunluk, sessiz kopuş ve meşruluk erozyonu yaratmıştır. Silahlı strateji, Kürt ulusal bilincini güçlendirmiş olsa da siyasal kazanım üretme kapasitesini daraltmıştır. Bu durum, askeri özveri ile siyasal çıktı arasında kalıcı bir kopukluk doğurmuştur.

Sonuç olarak, PKK’nın silahlı bağımsızlık stratejisi tarihsel olarak anlaşılabilir bir bağlamda ortaya çıkmış olsa da stratejik varsayımları gerçekçi değildir. Bu strateji, devleti çözmek yerine güçlendirmiş, uluslararası desteği kalıcı güvence sanmış, silahı siyaset karşısında hegemonik hale getirmiş ve toplumsal maliyeti sürdürülemez düzeye taşımıştır. Bu nedenlerle silahlı bağımsızlık stratejisi siyasal kazanım üretmemiş, aksine Kürt siyasetinin manevra alanını daraltan bir sonuç doğurmuştur.

PKK/YPG’nin ABD ve uluslararası aktörlerle kurduğu ilişki neden kalıcı siyasal güvenceye ve statüye dönüşmemiştir?

PKK/YPG’nin ABD ve diğer uluslararası aktörlerle kurduğu ilişki, yapısal olarak araçsal, geçici ve çıkar temelli olduğu için kalıcı siyasal güvence ve statü üretmemiştir. Bu ilişkinin niteliği, taraflar arasındaki beklenti asimetrisinden ve uluslararası sistemin devlet merkezli işleyişinden kaynaklanmaktadır.

Birinci olarak, ABD’nin YPG ile kurduğu ilişki taktik ve sınırlı bir güvenlik ortaklığıdır. Bu ortaklığın tek somut amacı, İslam Devleti (IS) ile savaşım verilmesidir. ABD açısından YPG, alanda düşük maliyetli, disiplinli ve etkili bir askeri araç işlevi görmüştür. Ancak bu ilişki hiçbir zaman siyasal statü, devletleşme ya da özerklik vaadi içeren bir çerçeveye oturtulmamıştır. ABD, YPG’yi bir müttefik olarak değil, belirli bir tehdit ortadan kalkana kadar kullanılan bir yerel ortak olarak tanımlamıştır.

İkinci olarak, PKK/YPG bu ilişkiyi askeri iş birliğinin ötesinde siyasal güvence olarak yorumlamıştır. Özellikle 2014–2019 döneminde oluşan eylemli özerk yönetim yapıları, sınır denetimi, silahlı güç ve bürokratik kurumlar hem bölgede ve hem de diasporada bu algıyı pekiştirmiştir. Ancak bu durum uluslararası hukukta tanınma anlamına gelmemekte ve sadece büyük güçlerin geçici hoşgörüsünü yansıtmaktadır. PKK/YPG’nin temel stratejik hatası, bu hoşgörüyü kalıcı koruma ve statü güvencesi olarak algılamasıdır.

Üçüncü olarak, ABD’nin bölgesel öncelikleri Kürt siyasal talepleriyle hiçbir zaman örtüşmemiştir. ABD için Türkiye, NATO üyesi ve bölgesel bir devlet olarak PKK/YPG’den çok daha yüksek stratejik değere sahiptir. Aynı şekilde Suriye’nin toprak bütünlüğü ilkesi, ABD dahil tüm büyük aktörler tarafından resmi düzeyde kabul edilmektedir. Bu nedenle ABD’nin YPG’yi koruma pahasına Türkiye ile kalıcı bir kopuşa girmesi veya Suriye’nin parçalanmasını desteklemesi yapısal olarak olanaklı değildir.

Dördüncü olarak, uluslararası sistem devlet dışı silahlı aktörlere egemenlik ve garantörlük sağlamaz. Uluslararası garantörlük, genellikle egemen devletler veya tanınmış siyasal yapılar arasında olanaklıdır. Silahlı ve PKK ile organik bağı bulunan bir yapı adına hiçbir büyük güç hukuksal ve askeri garantörlük üstlenmez. Bu nedenle son dönemde dile getirilen “uluslararası garantör” çağrıları, hukuksal ve siyasal karşılığı olmayan talepler olarak kalmıştır.

Beşinci olarak, ABD’nin 2019 sonrası tutumu bir “ihanet”ten çok, ilişkinin başından beri sahip olduğu sınırların görünür duruma gelmesidir. ABD’nin çekilmesi, PKK/YPG açısından yalnızca askeri bir kayıp değil, devletleşme ufkunun çöküşü anlamına gelmiştir. Ancak bu çöküş, ABD’nin siyasa değişikliğinden çok, PKK/YPG’nin kendi stratejik beklentilerinin gerçekçi olmamasının sonucudur.

Sonuç olarak, PKK/YPG’nin uluslararası aktörlerle kurduğu ilişki, kalıcı siyasal statü üretmeye elverişli bir zemin taşımamaktadır. Büyük güçler, silahlı devlet dışı aktörleri destekleyebilir, ancak onlar adına egemenlik, özerklik ya da devletleşme güvencesi vermez. PKK/YPG’nin yaşadığı hayal kırıklığı, uluslararası sistemin ihlalinden değil, bu sistemin yanlış okunmasından kaynaklanmaktadır.

PKK/YPG’nin silahlı kalkışma stratejisi neden IRA ve ETA örneklerinde görülen siyasal geçiş ve kazanım üretme kapasitesine sahip olmamıştır?

PKK/YPG’nin silahlı kalkışma stratejisinin IRA ve ETA örneklerinden farklı sonuçlar üretmesinin temel nedeni, stratejik hedeflerin niteliği, siyasal bağlam, örgütsel yapı ve uluslararası çevre arasındaki yapısal uyumsuzluktur. Bu farklar, silahlı savaşımdan siyasal kazanıma geçiş olasılığını baştan sınırlamıştır.

Birinci olarak, hedeflerin kapsamı ve niteliği belirleyici olmuştur. IRA ve ETA’nın temel hedefleri bağımsız bir devlet kurmaktan çok, siyasal temsilin genişletilmesi, özerklik, dil ve kültürel haklar ile kurumsal tanınma gibi görüşmeye açık talepler etrafında şekillenmiştir. Buna karşılık PKK, kuruluşundan itibaren silahlı savaşımı açık biçimde devlet kurma ve toprak koparma hedefiyle kurgulamıştır. Bu hedef, mevcut devlet açısından varoluşsal bir tehdit olarak algılanmış ve görüşme alanını yapısal olarak kapatmıştır.

İkinci olarak, siyasal rejim bağlamı farklıdır. IRA ve ETA, tüm sınırlılıklarına karşın demokratik siyasal sistemler içinde etkinlik göstermiştir. Bu durum, şiddetin belirli bir noktadan sonra siyasal maliyet üretmesini ve devletin görüşmeye yönelmesini olanaklı kılmıştır. PKK ise güçlü merkezi devlet geleneğine sahip, güvenlikçi refleksleri yüksek ve uzun süre olağanüstü hal rejimleriyle yönetilen bir siyasal bağlamda etkinlik göstermiştir. Bu bağlamda şiddet, devleti geri adım atmaya zorlamak yerine güvenlik aygıtını daha da kurumsallaştırmıştır.

Üçüncü olarak, silahın örgütsel konumu farklılaşmıştır. IRA ve ETA’da silah, siyasal süreci zorlamak için kullanılan geçici bir araç olarak konumlanmıştır. Bu örgütler belirli bir aşamada silahlı savaşımı askıya alabilmiş ve bunu siyasal kazanım için bir eşik olarak değerlendirmiştir. PKK’da ise silah zamanla araç olmaktan çıkmış, örgütsel kimliğin ve meşruluğun temel dayanağı durumuna gelmiştir. Bu durum, silah bırakmayı stratejik bir seçenek olmaktan çıkararak varoluşsal bir tehdide dönüştürmüştür.

Dördüncü olarak, uluslararası çevre ve destek biçimi farklıdır. IRA ve ETA dolaylı uluslararası baskı ve normatif çerçeveden yararlanmış, ancak büyük güçler tarafından doğrudan araçsallaştırılmamıştır. PKK/YPG ise özellikle Suriye bağlamında büyük güçlerin kısa vadeli güvenlik çıkarları doğrultusunda desteklenmiş, bu destek kalıcı siyasal güvenceye dönüşmemiştir. Bu durum, örgütün kendi kapasitesine değil dış aktörlerin iradesine aşırı bağımlı bir strateji geliştirmesine yol açmıştır.

Beşinci olarak, toplumsal destek dinamikleri ayrışmaktadır. IRA ve ETA örneklerinde uzun süren şiddet, toplumda yorgunluk ve barış talebini güçlendirmiş ve örgütler bu talebi siyasal geçiş için bir baskı unsuru olarak kullanabilmiştir. PKK’da ise uzun süreli çatışma, Kürt toplumunda hem ciddi bir yorgunluk hem de siyasal alanın daralmasına yol açmıştır. Ancak silahlı yapının ağırlığı, bu toplumsal yorgunluğun siyasal bir yeniden konumlanmaya dönüşmesini engellemiştir.

Sonuç olarak, PKK/YPG’nin IRA ve ETA benzeri bir siyasal geçiş gerçekleştirememesinin nedeni taktik hatalardan çok başlangıçta kurulan stratejinin yapısal sınırlarıdır. Silahlı savaşım, pazarlık üretmek yerine kopuş hedefiyle kurgulanmış, silah, siyasetle ikame edilmiş, uluslararası destek yanlış okunmuş ve toplumsal maliyetler gerçekçi biçimde hesaba katılmamıştır. Bu koşullar altında silahlı kalkışma, siyasal kazanım üretmek yerine stratejik bir kilitlenmeye yol açmıştır.

PKK/YPG’de “garantör ülkeler” söylemi ve “kırılganlık” vurgusu nasıl ortaya çıkmıştır ve neyi ifade etmektedir?

PKK/YPG’de “garantör ülkeler” söylemi ve “kırılganlık” vurgusu, akılcı ve kurumsal bir siyasal stratejinin ürünü olmaktan çok, ABD’nin alandan çekilmesiyle ortaya çıkan stratejik boşluğa verilen tepkisel ve psikolojik bir yanıt olarak ortaya çıkmıştır. Bu söylem, silahlı kalkışma stratejisinin tıkanmasının ve geleceğe ilişkin net bir siyasal yol haritasının üretilememesinin dilsel dışavurumudur.

Birinci olarak, “garantör” söylemi uluslararası hukuk ve diplomasi açısından karşılığı olan bir kavram değildir. Garantörlük, egemen devletler veya barış anlaşmaları çerçevesinde tanınmış siyasal aktörler arasında olanaklıdır. PKK/YPG ise devlet dışı, silahlı ve uluslararası alanda terör örgütü olarak tanımlanan bir yapıyla organik bağlarını koparmamış bir aktördür. Bu nedenle hiçbir büyük güç, bu yapı adına bağlayıcı güvence üstlenemez. Buna karşın garantör çağrılarının yapılması, siyasal gerçeklikten çok yaşanan güvencesizlik duygusunun ifadesidir.

İkinci olarak, bu söylem ABD’nin çekilmesinin yarattığı varoluşsal kırılmaya dayanmaktadır. PKK/YPG açısından ABD desteği yalnızca askeri koruma değil, eylemli özerkliğin kalıcı siyasal statüye dönüşmesinin ön koşulu olarak algılanmıştır. ABD’nin alandan çekilmesiyle bu beklenti çökmüş ve örgüt, kendi başına ayakta kalamayacağı bir güç dengesiyle karşı karşıya kalmıştır. Garantör çağrısı, bu güç dengesizliğini dış müdahale yoluyla telafi etme arayışıdır.

Üçüncü olarak, “kırılganlık” vurgusu, örgütün hem silahlı savaşımı sürdürememesi hem de silah bırakmayı göze alamaması sonucunda ortaya çıkan ara durumda şekillenmiştir. PKK/YPG açısından silahlı kalkışmanın artık siyasal kazanım üretmediği görülmektedir. Ancak silah bırakmanın da güvenlik ve siyasal tasfiye riskleri nedeniyle olanaklı olmadığı düşünülmektedir. Bu ikili çıkmaz, örgütü sürekli korunma talep eden ama kurucu siyaset üretemeyen bir aktör konumuna itmiştir.

Dördüncü olarak, bu söylem sorumluluğun dışsallaştırılması işlevi görmektedir. Garantör ve kırılganlık vurgusu, yaşanan stratejik başarısızlığın nedenlerini örgütün kendi tercihlerinden çok uluslararası aktörlerin ahlaksal sorumluluğuna bağlamaktadır. Bu durum, içsel stratejik sorgulamanın ertelenmesine ve geçmiş tercihlerin yeniden üretilmesine yol açmaktadır.

Beşinci olarak, bu söylemin DEM ve sivil siyaset üzerindeki etkisi kurucu değil sınırlayıcıdır. Sürekli dış güvence talep eden bir dil, içeride yeni bir siyasal program, görüşme zemini veya toplumsal uzlaşma üretmemektedir. Aksine, geçmişte kaybedilmiş bir olanağın yasını tutan ve geleceğe yönelik somut çözüm önerileri sunamayan bir siyasal söylemi pekiştirmektedir.

Sonuç olarak, “garantör ülkeler” ve “kırılganlık” söylemleri, PKK/YPG’nin mevcut konumunu güçlendiren değil, stratejik tıkanıklığını görünür kılan göstergelerdir. Bu söylem, uluslararası sistemde karşılığı olmayan talepler üzerinden bir koruma beklentisi yaratmakta, ancak ne silahlı savaşımdan çıkış ne de siyasal geçiş için işlevsel bir çerçeve sunmaktadır.

PKK/YPG’nin silahlı bağımsızlık stratejisinin Kürt siyasal hareketi ve demokratik siyaset üzerindeki uzun vadeli etkileri nelerdir?

PKK/YPG’nin silahlı bağımsızlık stratejisi, Kürt siyasal hareketi üzerinde uzun vadede çift yönlü fakat asimetrik etkiler üretmiştir. Bir yandan Kürt kimliğinin görünürlüğünü ve siyasal farkındalığını artırmış, diğer yandan demokratik siyaset alanını daraltarak kalıcı ve kurumsal kazanımların oluşmasını engellemiştir. Bu etki, kısa vadeli seferberlik ile uzun vadeli siyasal kapasite arasındaki gerilimi derinleştirmiştir.

Birinci olarak, silahlı savaşım Kürt sorununu yadsınamaz bir siyasal gerçeklik durumuna getirmiştir. Kimliğin tanınması, dil ve kültür alanındaki tabuların kırılması ve Kürtlerin Türkiye siyasetinde merkezi bir aktör olarak konumlanması bu sürecin dolaylı sonuçlarıdır. Ancak bu kazanımlar, silahlı savaşım sayesinde değil, silahlı savaşımın yarattığı siyasal baskı ortamında gelişen toplumsal ve siyasal dönüşümler sonucunda ortaya çıkmıştır.

İkinci olarak, silahlı strateji demokratik siyaset üzerinde kalıcı bir vasilik etkisi yaratmıştır. Silahlı yapı, sivil siyasetin üzerinde belirleyici bir aktör durumuna gelmiş ve siyasal partiler, sivil toplum ve yerel yönetimler sürekli güvenlik parantezi içinde etkinlik göstermek zorunda kalmıştır. Bu durum, Kürt siyasetinin kendi başına siyasa üretme, görüşme yürütme ve toplumsal ittifak kurma kapasitesini sınırlamıştır.

Üçüncü olarak, silahlı savaşımın sürekliliği, devletin güvenlikçi siyasalarını meşrulaştırmış ve kurumsallaştırmıştır. Bu süreç, yalnızca PKK/YPG’yi değil, Kürt toplumunun tamamını etkileyen bir sonuç üretmiştir. Demokratik hak talepleri, sıklıkla güvenlik tehdidi çerçevesinde değerlendirilmiş ve bu da siyasal alanın genişlemesini zorlaştırmıştır. Böylece silahlı savaşım, amaçladığı siyasal açılımın tersine, yapısal bir daralma üretmiştir.

Dördüncü olarak, uzun süreli çatışma Kürt toplumunda ciddi bir toplumsal maliyet ve yorgunluk yaratmıştır. Zorunlu göç, ekonomik yoksullaşma, kuşaklar arası travma ve siyasal umutsuzluk, bu maliyetin başlıca unsurlarıdır. Bu durum, Kürt siyasetinde katılımın niteliğini zayıflatmış ve seferberliğini büyük ölçüde kriz ve mağdur olma söylemine bağımlı duruma getirmiştir.

Beşinci olarak, silahlı bağımsızlık stratejisinin devamı, Kürt siyasal hareketinin gelecek tasarımı üretme kapasitesini sınırlamıştır. Silahın merkezde olduğu bir yapı, kaçınılmaz olarak geçmiş savaşım anlatılarına ve kaybedilmiş hedeflere referans vermektedir. Bu durum, yeni bir siyasal paradigma, demokratik program veya toplumsal uzlaşma dili geliştirilmesini zorlaştırmaktadır. DEM’in güncel siyasal söyleminde görülen kurucu dil eksikliği, bu yapısal mirasın bir sonucudur.

Sonuç olarak, PKK/YPG’nin silahlı bağımsızlık stratejisi Kürt siyasal bilincini güçlendirmiş, ancak aynı zamanda Kürt siyasetinin demokratikleşme, kurumsallaşma ve kalıcı kazanım üretme kapasitesini daraltmıştır. Bu strateji, Kürt hareketine askeri bir görünürlük kazandırmış fakat siyasal bir gelecek kuramamıştır. Bugün yaşanan kriz, askeri bir yenilgiden çok, uzun vadeli bir stratejik tıkanmanın birikmiş sonucudur.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, PKK/YPG’nin silahlı bağımsızlık stratejisinin tarihsel gelişimini, uluslararası bağlamını ve siyasal sonuçlarını çözümleyerek, bu stratejinin neden kalıcı siyasal kazanım üretmediğini ortaya koymayı amaçlamıştır. Çözümleme, başarısızlığın geçici taktik hatalardan değil, başlangıçta kurulan stratejik varsayımların yapısal sınırlarından kaynaklandığını göstermektedir.

Genel değerlendirme açısından ilk temel bulgu, PKK’nın silahlı savaşımı bir pazarlık ve geçiş aracı olarak değil, doğrudan devlet kurma aracı olarak kurgulamış olmasıdır. Bu tercih, örgütü görüşmeye açık talepler yerine varoluşsal kopuş hedefleriyle konumlandırmış ve bu da hem Türkiye devleti hem de uluslararası sistem açısından PKK’yı uzlaşılabilir bir siyasal aktör olmaktan çıkarmıştır. IRA ve ETA örneklerinden farklı olarak silah, siyasete geçişin eşiği değil, siyasetin yerine geçen bir unsur durumuna gelmiştir.

İkinci olarak, uluslararası sistemin yanlış okunması stratejik kilitlenmenin merkezinde yer almaktadır. PKK/YPG, özellikle Suriye bağlamında ABD ile kurulan askeri iş birliğini siyasal güvenceye dönüşebilir bir ilişki olarak değerlendirmiştir. Oysa büyük güçlerin devlet dışı silahlı aktörlerle kurduğu ilişkiler araçsal, geçici ve çıkar temellidir. ABD’nin alandan çekilmesi, uluslararası sistemin ihlali değil, bu sistemin öngörülebilir işleyişinin bir sonucudur. Yaşanan hayal kırıklığı, dış aktörlerin tutumundan çok, bu tutuma yüklenen gerçekçi olmayan beklentilerden kaynaklanmıştır.

Üçüncü olarak, silahlı bağımsızlık stratejisi Kürt siyasal hareketi üzerinde uzun vadeli bir vasilik ve donma etkisi yaratmıştır. Silahlı yapının ağırlığı, demokratik siyasetin kurumsallaşmasını, sivil aktörlerin güçlenmesini ve yeni siyasal paradigmaların üretilmesini sınırlamıştır. Kürt sorunu görünürlük kazanmış, ancak bu görünürlük kalıcı haklar, kurumsal statü veya demokratik genişleme ile sonuçlanmamıştır. Aksine, güvenlikçi siyasal çerçeve kalıcılaşmış ve siyasal alan daralmıştır.

Dördüncü olarak, “garantör ülkeler” ve “kırılganlık” söylemleri, bu stratejik tıkanmanın söylemsel yansımaları olarak ortaya çıkmıştır. Bu söylemler, hukuksal ve siyasal karşılığı olan talepler üretmekten çok, ABD’nin çekilmesiyle yaşanan varoluşsal kırılmanın ve kaybedilmiş bir siyasal hayalin yasının ifadesidir. Bu yönüyle söz konusu söylem kurucu değil, savunmacı ve geçmişe dönüktür.

Sonuç olarak, PKK’nın silahlı bağımsızlık stratejisi tarihsel bağlamı içinde anlaşılabilir olmakla birlikte, siyasal sonuçları itibarıyla başarısızdır. Bu strateji Kürt ulusal bilincini güçlendirmiş, ancak Kürt siyasetinin demokratikleşme, kurumsallaşma ve kalıcı kazanım üretme kapasitesini daraltmıştır. Bugün karşı karşıya olunan kriz, askeri bir yenilgiden çok, stratejik ve tarihsel bir tıkanmanın birikmiş sonucudur.

Bu tıkanmanın aşılması, dış garantör arayışları veya kırılganlık söylemleriyle değil, silahlı savaşımın siyasal alandan çekilmesi, demokratik siyasetin özerkleştirilmesi ve gerçekçi hedefler etrafında yeni bir siyasal programın oluşturulmasıyla olanaklıdır. Aksi takdirde, kaybedilmiş bir hayalin yasını tutan söylemler yeniden üretilecek ancak kurucu ve ileriye dönük bir siyaset ortaya çıkmayacaktır.


KAYNAKÇA

PKK, Kürt Hareketi ve Silahlı Strateji

Barkey, H. J., & Fuller, G. E. (1998). Turkey’s Kurdish Question. Rowman & Littlefield.

Bozarslan, H. (2004). Violence in the Middle East: The Political Struggle of State and Non-State Actors. Princeton University Press.

Bozarslan, H. (2018). Kürt Sorunu: Ulus, Kimlik ve Şiddet. İletişim Yayınları.

Gunes, C. (2012). The Kurdish National Movement in Turkey: From Protest to Resistance. Routledge.

Gunes, C., & Lowe, R. (Eds.). (2015). The Kurdish Question in Turkey: New Perspectives on Violence, Representation and Reconciliation. Routledge.

Marcus, A. (2007). Blood and Belief: The PKK and the Kurdish Fight for Independence. New York University Press.

Özcan, A. K. (2006). Turkey’s Kurds: A Theoretical Analysis of the PKK and Abdullah Öcalan. Routledge.

Watts, N. F. (2010). Activists in Office: Kurdish Politics and Protest in Turkey. University of Washington Press.

YPG, Suriye, ABD ve Uluslararası Sistem

Balanche, F. (2018). Sectarianism in Syria’s Civil War. The Washington Institute.

Charap, S., & Colton, T. J. (2017). Everyone Loses: The Ukraine Crisis and the Ruinous Contest for Post-Soviet Eurasia. Routledge.

Gunter, M. M. (2015). Out of Nowhere: The Kurds of Syria in Peace and War. Hurst.

Lund, A. (2019). From Cold War to Civil War: 75 Years of Russian–Syrian Relations. Swedish Institute of International Affairs.

Stein, A., & Foley, M. (2019). The YPG–PKK Connection. Atlantic Council.

Tabler, A. (2020). In the Wake of America’s Withdrawal: Syria’s Endgame. Center for Middle East Policy.

IRA, ETA ve Karşılaştırmalı Silahlı Hareketler

Alonso, R. (2001). La Estrategia de ETA (1978–1992). Universidad Complutense.

English, R. (2003). Armed Struggle: The History of the IRA. Oxford University Press.

English, R. (2009). Terrorism: How to Respond. Oxford University Press.

McKittrick, D., & McVea, D. (2002). Making Sense of the Troubles. Penguin.

Whitfield, T. (2014). Endgame for ETA: Elusive Peace in the Basque Country. Oxford University Press.

Silahlı Hareketler, Devletleşme ve Kuramsal Çerçeve

Anderson, B. (2006). Imagined Communities (Revised ed.). London: Verso.

Fearon, J. D., & Laitin, D. D. (2003). Ethnicity, insurgency, and civil war. American Political Science Review, 97(1), 75–90.

Gellner, E. (1983). Nations and Nationalism. Oxford: Blackwell.

Gellner, E. (1997). Nationalism. London: Weidenfeld & Nicolson.

Tilly, C. (2003). The Politics of Collective Violence. Cambridge University Press.

Walter, B. F. (2002). Committing to Peace: The Successful Settlement of Civil Wars. Princeton University Press.

Weinstein, J. M. (2007). Inside Rebellion: The Politics of Insurgent Violence. Cambridge University Press.

Uluslararası İlişkiler, Büyük Güçler

Mearsheimer, J. J. (2001). The Tragedy of Great Power Politics. W. W. Norton.

Snyder, G. H. (1984). The security dilemma in alliance politics. World Politics, 36(4), 461–495.

Walt, S. M. (1987). The Origins of Alliances. Cornell University Press.

 



[1] Irish Republican Army (İrlanda Cumhuriyet Ordusu)

[2] Euskadi Ta Askatasuna (Bask Yurdu ve Özgürlük)

[3] Kurdistan Workers’ Party – Kürdistan İşçi Partisi (Partiya Karkeren Kurdistane)

[4] People’s Protection Units – Halk Koruma Birlikleri (Yekineyen Parastina Gel)

Hiç yorum yok: