Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

23 Ocak 2026 Cuma

 

Özgür Özel Döneminde Cumhuriyet Halk Partisi: Oy Artışı, Liderlik ve İktidar Seçeneği Olma Sorunu

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

 

ÖZ

Bu çalışma, Özgür Özel’in Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanlığı dönemini, partinin oy oranlarındaki değişim, liderlik yapısının niteliği ve iktidar seçeneği üretme kapasitesi bağlamında incelemektedir. Çalışma, CHP’de gözlenen oy artışının bütünlüklü, tutarlı ve kalıcı bir siyasal dönüşümü mü, yoksa ağırlıklı olarak iktidara yönelik tepkisel bir yönelimi mi yansıttığı sorusuna odaklanmaktadır. Bu çerçevede, yoğun miting uygulamalarının siyasal seferberlik ve ikna kapasitesi, AKP’nin yaklaşık yüzde 30 bandındaki çekirdek oy desteğini koruma nedenleri ve CHP’de ortaya çıkan çift merkezli liderlik yapısı çözümlenmektedir. Nitel çözümleme yöntemiyle yürütülen çalışma, CHP’nin görünürlük ve hareketlilik kazandığını, ancak bu sürecin henüz bütünlüklü ve sürdürülebilir bir iktidar projesine dönüşmediğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak makale, CHP’nin mevcut yükselişinin kurumsallaşmamış ve kırılgan bir geçiş sürecine işaret ettiğini ileri sürmektedir.

Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet Halk Partisi, Özgür Özel, muhalefet, liderlik, oy davranışı, siyasal seferberlik

 

ABSTRACT

This article examines the period of Özgür Özel’s leadership of the Republican People’s Party (CHP) by focusing on changes in electoral support, the nature of party leadership, and the capacity to produce a viable alternative to government. The study questions whether the observed increase in CHP’s vote share reflects a programmatic and sustainable political transformation or primarily represents protest voting against the incumbent government. In this context, the analysis addresses the effects of intensive rally practices on political mobilization and persuasion, the persistence of the Justice and Development Party’s (AKP) core electoral support at around thirty percent, and the emergence of a dual-centered leadership structure within the CHP. Employing a qualitative analytical approach, the article argues that while the CHP has gained visibility and momentum, this process has not yet evolved into a coherent and durable governing project. The findings suggest that the current rise of the CHP represents a fragile and incomplete transitional phase rather than a consolidated path to power.

Keywords: Republican People’s Party (CHP), Özgür Özel, opposition politics, leadership, voting behavior, political mobilization

GİRİŞ

Türkiye’de muhalefet siyaseti, uzun süredir iki temel açmaz arasında sıkışmış durumdadır: bir yanda iktidarın otoriterleşme süreci ve derinleşen ekonomik kriz, diğer yanda muhalefetin bu krizi iktidar seçeneği üretecek kurucu bir siyasal programa dönüştürme konusundaki yetersizliği. Bu ikili sıkışma, özellikle Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) açısından yapısal bir nitelik kazanmıştır. 2023 genel seçimlerinin kaybedilmesinin ardından yaşanan liderlik değişimi, bu yapısal sorunun aşılacağına ilişkin önemli bir beklenti yaratmış ve Özgür Özel’in genel başkanlığı, CHP açısından yeni bir siyasal dönüş noktası olarak değerlendirilmiştir.

Özgür Özel’in liderliğinde CHP, kısa süre içinde örgütsel devingenliğini artırmış, yoğun miting programlarıyla kamuoyunda görünürlüğünü yükseltmiş ve 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde Türkiye’nin birinci partisi konumuna gelmiştir. İlk bakışta bu tablo, CHP’nin uzun süredir aşamadığı psikolojik eşiği geçtiğini ve iktidar yürüyüşüne geçtiğini düşündürmektedir. Ne var ki bu görünür başarının arkasında, daha derin ve henüz çözülememiş sorunlar bulunmaktadır. Bu sorunlar, yalnızca seçim sonuçlarıyla değil, muhalefetin siyaset yapma tarzı, liderlik biçimi ve bütünlüklü ve tutarlı siyasa geliştirme kapasitesiyle ilgilidir.

Bu çalışma, Özgür Özel döneminde CHP’nin başarım düzeyini salt nicel göstergeler üzerinden değil, siyasal içerik, liderlik ve kurumsal kapasite eksenlerinde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Özellikle iki kritik sorun bu çözümlemede merkezi bir yer tutmaktadır. Birincisi, CHP’nin yoğun miting etkinliklerine karşın partiyi iktidara taşıma stratejisinin büyük ölçüde yinelenen, kişiselleşmiş ve bütünlüklü ve tutarlı derinlikten yoksun bir söylemle yürütülmesidir. İkincisi ise CHP’nin oy artışının büyük ölçüde iktidara yönelik tepki oylarından beslenmesine karşın Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) yaklaşık yüzde 30 bandındaki çekirdek desteğinin aşılamamış olmasıdır.

Bu bağlamda makale şu temel sorulara yanıt aramaktadır: CHP, Özgür Özel liderliğinde gerçekten büyümekte midir, yoksa iktidarın yıpranmasından geçici olarak mı beslenmektedir? Yoğun miting siyaseti, neden toplumsal iknaya ve bütünlüklü ve tutarlı dönüşüme evrilememektedir? CHP’nin siyasal söylemi neden hala ülkenin temel sorunlarına ilişkin net ve bütünlüklü bir seçenek sunamamaktadır? Ve nihayet, CHP’deki liderlik yapısı, kurumsal bir parti liderliğine mi işaret etmektedir, yoksa giderek kişilere endeksli bir muhalefet uygulamasına mı dönüşmektedir?

Bu soruların yanıtları, yalnızca CHP’nin geleceği açısından değil, Türkiye’de demokratik siyasetin yeniden kurulması bakımından da belirleyicidir. Zira iktidarın zayıflaması, muhalefetin otomatik olarak güçlenmesi anlamına gelmemektedir. Muhalefetin gerçek anlamda iktidar seçeneği durumuna gelebilmesi, tepkisel siyasetin ötesine geçen, topluma güven veren ve kurucu bir program ortaya koyabilmesine bağlıdır. Bu çalışma, Özgür Özel dönemi CHP’sini tam da bu ölçütler üzerinden irdelemeyi hedeflemektedir.

AMAÇ VE HEDEFLER

Amaç

Bu çalışmanın temel amacı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Özgür Özel liderliği dönemindeki siyasal başarım düzeyini, seçim sonuçlarının ötesine geçerek, liderlik biçimi, siyaset üretme kapasitesi ve bütünlüklü ve tutarlı içerik yaratma açısından çözümlemektir. Çalışma, CHP’nin son dönemde artan görünürlüğüne ve seçim başarısına karşın neden hala güçlü ve sürdürülebilir bir iktidar seçeneği olarak algılanamadığını açıklamayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda makale, CHP’nin muhalefet uygulamasını yalnızca iktidarın zayıflamasıyla açıklayan yaklaşımların ötesine geçmeyi ve muhalefetin kendi siyasal kapasitesi, kurumsal yapısı ve liderlik anlayışı üzerinden değerlendirilmesini hedefleyen çözümleyici bir çerçeve sunmayı amaçlamaktadır. Böylece çalışma, Türkiye’de demokratik siyasetin yeniden kurulması açısından muhalefetin karşı karşıya olduğu yapısal sınırları görünür kılmayı amaçlamaktadır.

Hedefler

Bu genel amaç doğrultusunda çalışmanın somut hedefleri şunlardır:

Özgür Özel döneminde CHP’nin siyasal seferberlik stratejisini çözümlemek: CHP’nin yoğun miting çalışmalarının kapsamı, içeriği ve söylemsel yapısı incelenerek, bu seferber etmenin neden bütünlüklü ve tutarlı bir siyasal derinliğe dönüşemediği ortaya konulacaktır.

CHP’nin oy artışının niteliğini değerlendirmek: CHP’nin son dönemde elde ettiği oy artışının, kendi siyasal programına duyulan güvenden mi yoksa iktidara yönelik tepki oylarından mı kaynaklandığı çözümlenecek ve bu çerçevede AKP’nin yaklaşık yüzde 30 bandındaki çekirdek desteğini koruyabilmesinin nedenleri tartışılacaktır.

CHP’deki liderlik yapısını kurumsallık ekseninde incelemek: Özgür Özel’in genel başkanlık başarım düzeyi, kurumsal liderlik ile kişiselleşmiş siyaset arasındaki gerilim bağlamında ele alınacak ve parti içinde ve kamuoyunda ortaya çıkan liderlik algıları değerlendirilecektir.

CHP’nin bütünlüklü ve tutarlı program geliştirme kapasitesini sorgulamak: CHP’nin ekonomi, kamu yönetimi, toplumsal siyasa ve demokrasi alanlarında tutarlı ve bütünlüklü bir iktidar programı sunup sunamadığı çözümlenecektir.

Muhalefetin iktidar seçeneği olma koşullarını tartışmak: CHP örneği üzerinden, Türkiye’de muhalefetin yalnızca iktidarın zayıflamasına yaslanarak iktidara yürüyüp yürüyemeyeceği kuramsal ve deneysel olarak değerlendirilecektir.

Araştırma Soruları

Bu çalışma, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Özgür Özel liderliği dönemindeki siyasal başarım düzeyini çözümlemek amacıyla aşağıdaki araştırma sorularına yanıt aramaktadır:

Özgür Özel’in genel başkanlığı döneminde CHP’nin oy oranlarında nasıl bir değişim yaşanmıştır?

Bu değişim, seçim sonuçları ve kamuoyu araştırmaları ışığında değerlendirildiğinde, CHP’ye yönelik bütünlüklü ve tutarlı bir umut yükselişini mi yansıtmaktadır, yoksa esas olarak AKP iktidarına yönelik tepki oylarının bir sonucu mudur?

CHP’nin oy artışı, toplumsal destek açısından ne ölçüde kalıcı ve sürdürülebilirdir?

Bu artış, farklı seçmen grupları (kararsızlar, ilk kez oy verenler, eski AKP seçmeni vb.) açısından nasıl bir anlam taşımaktadır?

Yoğun miting çalışmaları CHP’nin oy artışı üzerinde nasıl bir etki yaratmaktadır?

Mitinglerin, siyasal ikna ve bütünlüklü ve tutarlı yönelim üretme kapasitesi var mıdır, yoksa yinelenen ve kişiselleşmiş bir stratejik eylem aracı olarak mı işlev görmektedir?

AKP, derinleşen ekonomik kriz ve siyasal yıpranmaya karşın neden yaklaşık yüzde 30 bandındaki çekirdek oy desteğini koruyabilmektedir?

Bu durum, CHP’nin siyasal söylemi ve iktidar seçeneği üretme kapasitesi açısından hangi sınırlara işaret etmektedir?

Özgür Özel döneminde CHP’de liderlik yapısı nasıl şekillenmektedir?

Parti, kurumsal bir liderlik modeli mi üretmektedir, yoksa kişilere endeksli ve çift merkezli bir siyasal yapı mı ortaya çıkmaktadır?

Ekrem İmamoğlu’nun siyasal ağırlığı CHP’nin oy artışı ve liderlik algısı üzerinde nasıl bir etki yaratmaktadır?

Bu etki, CHP açısından bir sinerji mi yoksa uzun vadede kurumsal bir zayıflama riski mi taşımaktadır?

CHP’nin mevcut muhalefet uygulaması Türkiye’de iktidar seçeneği olabilmek için gerekli bütünlüklü ve tutarlı ve kurucu siyaset kapasitesini üretmekte midir?

YÖNTEM

Bu çalışma, CHP’nin Özgür Özel liderliği dönemindeki siyasal başarım düzeyini incelemek amacıyla nitel ağırlıklı bir siyasal çözümleme yöntemi benimsemektedir. Çalışmada, seçim sonuçları ve kamuoyu araştırmaları gibi nicel verilerden yararlanılmakla birlikte, esas olarak siyasal söylem, liderlik biçemi ve muhalefet stratejilerinin içeriksel çözümlemesi yapılmaktadır. Bu yaklaşım, CHP’nin son dönemdeki görünür başarısının ardındaki yapısal sınırlamaları ortaya koymayı amaçlamaktadır.

Araştırma, üç temel yöntemsel bileşen üzerine kuruludur.

Nitel Söylem Çözümlemesi

Çalışmanın birinci yöntemi, Özgür Özel döneminde CHP tarafından üretilen siyasal söylemin nitel çözümlemesidir. Bu kapsamda parti liderinin miting konuşmaları, parti sözcülerinin kamuoyuna yansıyan açıklamaları ve CHP’nin resmi metinleri ve kamuya açık bildirimleri incelenmiş ve bu söylemlerde yinelenen temalar, kavramsal çerçeveler ve retorik kalıplar çözümlenmiştir. Söylem çözümlemesi, özellikle mitinglerin içeriksel yapısına odaklanarak, yoğun siyasal savaşıma karşın neden bütünlüklü ve tutarlı bir derinliğin üretilemediğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede çalışma, CHP söylemini bütünlüklü ve tutarlı siyaset ile kişiselleşmiş ve tepkisel siyaset ayrımı üzerinden değerlendirmektedir. Bu çalışma, nicel eğilimleri açıklayıcı bir araç olarak kullanmakla birlikte, asıl olarak siyasal anlam üretim süreçlerini çözümlemeyi hedeflediği için nitel yöntemi tercih etmektedir.

Karşılaştırmalı Siyasal Başarım Düzeyi Çözümlemesi

İkinci yöntemsel bileşen, CHP’nin Özgür Özel öncesi ve sonrası başarım düzeyinin karşılaştırmalı olarak çözümlenmesidir. Bu kapsamda 2023 genel seçim sonuçları, 2024 yerel seçim sonuçları, seçim sonrası kamuoyu yoklamaları karşılaştırmalı biçimde ele alınmıştır. Bu çözümleme, CHP’deki oy artışının nicel boyutunu ortaya koyarken, bu artışın siyasal içeriği ve sürdürülebilirliği konusunda nitel bir değerlendirme yapılmasına olanak tanımaktadır. Aynı çerçevede AKP’nin oy oranlarındaki görece kararlılık da çözümlenerek, iktidar partisinin ekonomik ve siyasal krizlere karşın neden belirli bir tabanı koruyabildiği tartışılmıştır.

Liderlik ve Kurumsallık Çözümlemesi

Çalışmanın üçüncü yöntemi, liderlik çözümlemesi ile kurumsal siyaset yaklaşımının birlikte kullanılmasıdır. Bu bağlamda Özgür Özel’in liderlik profili kurumsal parti liderliği, kişiselleşmiş siyaset ve çift merkezli liderlik kavramları üzerinden değerlendirilmiştir. Özellikle Ekrem İmamoğlu’nun siyasal ağırlığının CHP’nin kurumsal liderlik yapısı üzerindeki etkileri, nitel veriler ve kamuoyu algısı üzerinden çözümlenmiştir. Bu çözümleme, CHP’nin liderlik yapısının uzun vadede parti kurumsallığını güçlendirip güçlendirmediğini ya da kişilere bağımlı kırılgan bir siyasal yapı üretip üretmediğini tartışmayı amaçlamaktadır.

Sınırlılıklar

Bu çalışmanın temel sınırlılığı, çözümlemelerin kamuya açık söylemler, seçim sonuçları ve mevcut kamuoyu verileri üzerinden yürütülmüş olmasıdır. Çalışma, parti içi kapalı karar alma süreçlerini doğrudan gözlemleyememekte ve bu nedenle değerlendirmeler, siyasal çıktılar ve kamusal yansımalar üzerinden yapılmaktadır. Bununla birlikte bu sınırlılık, çalışmanın amacına uygun olarak CHP’nin toplum nezdindeki algısını ve siyasal başarım düzeyini çözümleme açısından temel bir engel oluşturmamaktadır.

KURAMSAL ÇERÇEVE

Bu çalışma, muhalefet partilerinin siyasal başarım düzeyini yalnızca seçim kazanma ya da oy oranı artışı üzerinden değerlendiren yaklaşımların yetersiz olduğu varsayımına dayanmaktadır. Özellikle uzun süre iktidarda kalmış ve devletle bütünleşmiş siyasal yapılar karşısında muhalefetin başarısı, yalnızca iktidarın zayıflamasına değil, muhalefetin kurucu, bütünlüklü ve tutarlı ve güven üreten bir siyasal seçenek sunabilme kapasitesine bağlıdır. Bu nedenle çalışmanın kuramsal çerçevesi, muhalefet kuramları, liderlik yaklaşımları ve oy davranışı yazınının kesişiminde kurulmaktadır.

Tepki Oyu ve Umut Oyu Ayrımı

Siyasal davranış yazınında seçmen tercihlerinin önemli bir bölümü, iktidara yönelik memnuniyetsizlikler üzerinden şekillenmektedir. Bu bağlamda “tepki oyları” (protest votes), seçmenin mevcut iktidara yönelik ekonomik, siyasal ya da ahlaksal hoşnutsuzluğunu ifade etme aracı olarak ortaya çıkar. Tepki oyları, muhalefet partilerine yönelse bile, bu partilere duyulan olumlu bir güveni ya da bütünlüklü ve tutarlı desteği zorunlu olarak yansıtmaz. Buna karşılık “umut oyları”, seçmenin muhalefet partisini iktidar seçeneği olarak görmesi, bu partinin ülkeyi yönetebileceğine inanması ve geleceğe ilişkin olumlu beklentiler geliştirmesiyle ortaya çıkar. Umut oyları, yalnızca iktidar karşıtlığına değil, muhalefetin sunduğu siyasal vizyona, kadrolara ve siyasa önerilerine dayanır. Bu ayrım, muhalefet partilerinin oy artışlarını değerlendirirken kritik bir çözümleyici araç sunmaktadır. Tepki oyları kısa vadede hızlı yükselişler yaratabilirken, umut oyları uzun vadeli ve sürdürülebilir siyasal dönüşümlerin temelini oluşturur. Bu nedenle muhalefet partilerinin temel sorunu, tepki oylarını umut oylarına dönüştürebilme kapasitesidir.

Bütünlüklü ve Tutarlı Siyaset ve Kişiselleşmiş Muhalefet

Siyasal partilerin iktidar seçeneği olabilmesi, bütünlüklü ve tutarlı siyaset üretme kapasiteleriyle doğrudan ilişkilidir. Bütünlüklü ve tutarlı siyaset, partinin temel toplumsal sorunlara ilişkin tutarlı, bütünlüklü ve uygulanabilir siyasa önerileri sunmasını ifade eder. Bu yaklaşımda siyaset, kişilere değil, ilkelere, siyasalara ve kurumsal çözümlere dayanır. Buna karşılık kişiselleşmiş siyaset, siyasal yarışmanın lider figürler etrafında şekillendiği, söylemin büyük ölçüde bireysel mağduriyetler, karizma ya da lider karşıtlığı üzerinden kurulduğu bir modeli ifade eder. Muhalefet partileri açısından kişiselleşmiş siyaset kısa vadede hareketlilik sağlayabilir, ancak uzun vadede kurumsal kapasitenin zayıflamasına ve siyasal belirsizliğin artmasına yol açar. Bu çalışma, CHP’nin son dönemdeki muhalefet uygulamasını, bütünlüklü ve tutarlı siyaset ile kişiselleşmiş muhalefet arasındaki gerilim üzerinden değerlendirmektedir.

Liderlik, Kurumsallık ve Çift Merkezli Yapılar

Liderlik yazını, siyasal partilerde liderliğin yalnızca bireysel özelliklerden değil, kurumsal yapı, örgütsel denge ve siyasal bağlamdan bağımsız olarak değerlendirilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Kurumsal liderlik, liderin parti programı, örgüt yapısı ve toplu ve ortak karar alma mekanizmalarıyla uyum içinde hareket ettiği bir modeli ifade eder. Buna karşılık, çift merkezli liderlik ya da eylemli liderlik bölünmeleri, partilerde kurumsal belirsizlik yaratabilir. Bu tür yapılarda resmi liderlik ile kamuoyunda algılanan liderlik farklılaşır ve bu durum parti kimliğinin kişilere bağımlı duruma gelmesine yol açar. Bu çerçevede çalışma, CHP’de Özgür Özel’in resmi liderliği ile Ekrem İmamoğlu’nun toplumsal ve siyasal ağırlığı arasındaki ilişkiyi kurumsal liderlik açısından çözümlemektedir.

Devletleşmiş Partiler ve Muhalefetin Sınırları

Uzun süre iktidarda kalan partiler, zamanla yalnızca siyasal aktörler olmaktan çıkarak devletleşmiş yapılar durumuna gelirler. Devletleşmiş partiler, kamu kaynakları, toplumsal yardım mekanizmaları, medya gücü ve bürokratik kadrolaşma yoluyla toplumsal desteklerini sürdürme kapasitesine sahiptir. Bu tür yapılar karşısında muhalefetin başarısı, yalnızca eleştiri üretmekle değil, mevcut düzenin yerine ne koyacağını açık ve ikna edici biçimde ortaya koyabilmesiyle olanaklıdır. Aksi durumda muhalefet, iktidarın yıpranmasından faydalanan ama onu aşamayan bir konumda kalır.

Muhalefetin Kurucu Siyaset Sorunu

Kuramsal olarak muhalefetin en kritik işlevi, yalnızca iktidara karşı çıkmak değil, yeni bir siyasal ve yönetsel düzen beklentisi sunmaktır. Bu, “kurucu siyaset” olarak tanımlanabilir. Kurucu siyaset, seçim kazanmanın ötesinde, topluma güven veren bir gelecek anlatısı üretmeyi gerektirir. Bu çalışma, CHP’nin Özgür Özel dönemindeki başarım düzeyini, kurucu siyaset üretme kapasitesi açısından değerlendirmekte ve muhalefetin neden hala iktidar seçeneği olarak algılanmakta zorlandığını bu kuramsal çerçeve üzerinden açıklamayı amaçlamaktadır.

Kuramsal Çerçevenin Bu Çalışmaya Katkısı

Bu kuramsal çerçeve, Özgür Özel dönemini yalnızca “başarılı/başarısız” ikiliğine sıkıştırmak yerine oy artışının niceliğini ve niteliğini, liderlik tarzının strateji–program dengesini, CHP’nin kurumsal kimliği ile kişiselleşmiş siyaset arasındaki gerilimini ve AKP’nin neden hala belirli bir tabanın altına düşmediğini çözümleyici biçimde tartışmayı olanaklı kılmaktadır.

YAZIN TARAMASI

Muhalefet Liderliği, Tepkisel Oy Davranışı ve Parti Kimliği Sorunu

Bu çalışma, CHP’nin Özgür Özel liderliğindeki başarım düzeyini değerlendirirken, üç ana kuramsal eksene dayanmaktadır: (i) muhalefet liderliği ve liderlik tipolojileri, (ii) tepkisel (protest) oy davranışı ve (iii) parti kimliği ile kişiselleşmiş siyaset arasındaki gerilim. Bu eksenler, Türkiye siyaset bilimi yazınında uzun süredir tartışılan fakat son dönemde yeniden önem kazanan sorunlarla doğrudan ilişkilidir.

Muhalefet Liderliği: Bütünlüklü ve Tutarlı mı, Harekete Geçirici mi?

Türkiye’de siyasal liderlik yazını büyük ölçüde iktidar liderliği üzerine yoğunlaşmış, muhalefet liderliği ise görece ihmal edilmiştir. Oysa muhalefet liderliği, özellikle yarışmacı otoriter rejimlerde, iktidar liderliğinden niteliksel olarak farklı özellikler taşır. Ertuğrul Kürkçü, Binnaz Toprak ve Feroz Ahmad gibi isimlerin dolaylı biçimde işaret ettiği üzere, Türkiye’de muhalefet liderliğinin temel açmazı program üretmek ile seçmeni mobilize etmek arasındaki gerilimdir. Son dönem çalışmalarda (özellikle Ergun Özbudun ve Ozan Varol çizgisi) muhalefetin yalnızca iktidarın hatalarını sergileyen bir aktör olarak kalmasının, yapısal bir tıkanma yarattığı vurgulanmaktadır. Bu bağlamda Özgür Özel’in liderliği, klasik anlamda bütünlüklü ve tutarlı muhalefet ile hareket temelli (seferberlik odaklı) muhalefet arasında salınan bir örnek sunmaktadır. Miting sayısındaki artış, görünürlük ve söylemsel sertlik, harekete geçme kapasitesini artırırken, yinelenen retorik ve sınırlı siyasa içeriği, bütünlüklü ve tutarlı derinliğin zayıf kaldığına işaret etmektedir.

Tepkisel Oy Davranışı ve “Ceza Kesme” Mekanizması

Türkiye siyaset bilimi yazınında tepkisel oy (protest vote) kavramı özellikle Korkut Boratav, Ahmet İnsel ve İlter Turan’ın çalışmalarında ekonomik kriz, yoksullaşma ve yönetim başarısızlığı bağlamında ele alınmıştır. Bu yaklaşım, seçmen davranışını “umut”tan çok “cezalandırma” güdülenmesi üzerinden açıklar. Bu çalışmanın temel varsayımlarından biri şudur: Özgür Özel döneminde CHP oylarındaki artış, büyük ölçüde AKP’ye yönelik birikmiş toplumsal tepkinin CHP’ye yönelmesi ile açıklanabilir. Ancak bu artışın niteliği tartışmalıdır. Zira yazın, tepkisel oyların kalıcı siyasal yeniden hizalanma yaratmadığını, aksine belirli bir eşikte durduğunu göstermektedir. Nitekim Türkiye örneğinde, CHP’nin oy artışı belirli bir noktada plato çizmekte ve buna karşılık AKP oylarının yüzde 30 bandının altına düşmemesi, kimliksel sadakat, devlet kaynaklarının dağıtımı ve medya egemenliği gibi yapısal etmenlerle açıklanmaktadır (Ayşe Buğra – Osman Savaşkan).

Parti Kimliği mi, Kişiselleşmiş Siyaset mi?

Türk siyaset bilimi yazınında son yıllarda öne çıkan bir diğer tema, partilerin liderler üzerinden yeniden tanımlanmasıdır. Şerif Mardin’in merkez-çevre yaklaşımı ve daha güncel olarak Burhanettin Duran’ın “lider merkezli siyaset” çözümlemeleri, partilerin kurumsal kimliğinin aşındığını göstermektedir. Bu bağlamda makalenin özgün tartışma alanlarından biri şudur: CHP, Özgür Özel liderliğinde kurumsal bir muhalefet partisi olarak mı hareket etmektedir, yoksa İmamoğlu merkezli bir siyasal açıdan harekete geçmenin örgütsel aracı konumuna mı sürüklenmektedir? Mitinglerin büyük ölçüde Ekrem İmamoğlu figürü etrafında kurgulanması, söylemin belediyecilik başarılarıyla sınırlı kalması ve CHP’nin ülke ölçeğinde ekonomi, dış siyasa ve devlet reformuna ilişkin net siyasaların ce görüşlerin görünür olmaması bu soruyu akademik olarak meşru kılmaktadır.

Muhalefet Liderliği, Tepki Oyları ve Kişiselleşmiş Siyaset: Uluslararası Yazın

Bu çalışmanın çözümleyici çerçevesi, ağırlıklı olarak karşılaştırmalı siyaset, yarışmacı otoriter rejimler ve muhalefet stratejileri üzerine gelişmiş uluslararası yazına dayanmaktadır. Türkiye örneği, bu yazında giderek daha sık atıf yapılan olaylardan biri durumuna gelmiş, ancak muhalefet liderliğinin niteliği konusu hala sınırlı biçimde ele alınmıştır.

Yarışmacı Otoriter Rejimlerde Muhalefet Liderliği: Steven Levitsky ve Lucan A. Way’in klasikleşmiş çalışması “Yarışmacı Otoriterlik” (Competitive Authoritarianism, 2010), muhalefetin başarısını yalnızca seçim başarım düzeyine değil, rejimi dönüştürme kapasitesine bağlar. Yazarlara göre, bu tür rejimlerde muhalefet liderlerinin karşılaştığı temel risk, siyasal seferberliği kalıcı siyasal seçeneğe dönüştürememektir. Bu bağlamda Özgür Özel liderliği, yazında “yüksek hareketlilik-düşük kurumsallaşma” (high mobilization–low institutionalization) olarak tanımlanan modele yakındır, yani, yüksek görünürlük ve miting siyaseti, ancak sınırlı bütünlüklü ve tutarlı kurumsallaşma.

Tepki Oyları: Tepki mi, Umut mu? Uluslararası yazında tepki oyları, özellikle kriz dönemlerinde muhalefet partilerinin yaşadığı geçici yükselişleri açıklamak için kullanılır. Pippa Norris ve Ronald Inglehart, seçmen davranışında “negatif motivasyonun” (öfke, hayal kırıklığı) kalıcı siyasal yönelim üretmediğini vurgular. Benzer biçimde Larry Bartels, ekonomik memnuniyetsizliğin iktidar partisini cezalandırdığını ancak muhalefetin kendi öyküsünü kuramadığı durumlarda oy artışının sınırlı kaldığını ortaya koyar. Bu yazın, CHP’nin Özgür Özel dönemindeki oy artışının AKP’ye tepki mi yoksa CHP’ye yönelen umut mu olduğu sorusunu merkezi duruma getirmektedir.

Miting Siyaseti ve Retoriğin Sınırları: Siyasal mitingler üzerine yapılan karşılaştırmalı çalışmalar, mitinglerin toplumu harekete geçirme aracı olarak etkili olduğunu, ancak yinelenen retoriğin kısa sürede alışkanlık yarattığını göstermektedir. Kurt Weyland’a göre popülist ya da yarı-popülist liderliklerde mitingler, siyasa üretiminin ikamesi durumuna geldiğinde etkisini yitirir.  Bu çerçevede, Özgür Özel döneminde 80’i aşan mitingin büyük ölçüde benzer içerikle yapılması, yazında “harekete geçirmenin azalan getirileri” (diminishing returns of mobilization) olarak adlandırılan olguyla örtüşmektedir.

Kişiselleşmiş Siyaset ve Parti Kimliğinin Aşınması: Thomas Poguntke ve Paul Webb’in editörlüğünü yaptığı “Siyasetin Başkanlaşması” (The Presidentialization of Politics, 2005), parlamenter sistemlerde bile siyasetin giderek lider merkezli duruma geldiğini göstermektedir. Bu süreçte partiler, lider figürlerinin “taşıyıcısı”na dönüşür. Bu yazın, CHP’nin mevcut durumunu çözümlemek açısından kritik bir soruyu gündeme getirir: CHP, Özgür Özel liderliğinde kurumsal bir ana muhalefet partisi midir, yoksa Ekrem İmamoğlu merkezli bir siyasal hareketin örgütsel zeminine mi dönüşmektedir?

Başarılı Muhalefet Örnekleri: Karşılaştırmalı Dersler

Uluslararası yazında başarılı kabul edilen muhalefet liderlikleri üç ortak özelliğe sahiptir: ‘Net bütünlüklü ve tutarlı seçenek yaratma’ (İspanya – İspanyol Sosyalist İşçi Partisi, PSOE / Pedro Sanchez), ‘kişi değil kurum vurgusu’ (Şili – Concertacion, yani merkez solun birleşip siyasal ortak hareket amacıyla kurdukları koalisyon sonrası yeniden yapılanma) ve ‘miting ve siyasa belgeleri dengesi’ (Polonya – Civic Platform, Sivil Platform, Polonya'da merkez sağ bir siyasi partidir.). Bu örnekler, miting siyasetinin tek başına yeterli olmadığını ve yazılı siyasa belgeleri, gölge kabine ve ülke sorunlarına bütüncül yaklaşım olmadan kalıcı başarı sağlanamadığını göstermektedir.

Bu yazın taraması, Özgür Özel liderliğini duygusal ya da normatif değil, karşılaştırmalı ve ölçülebilir bir zeminde değerlendirmeyi olanaklı kılmaktadır. Aşağıda erişilebilir ve güvenilir uluslararası raporlar ile çözümleme kaynaklarını özetlenmiştir:

Chatham House: Future of the Turkish Opposition – Türk Muhalefetinin Geleceği

Chatham House tarafından yayınlanan “The future of the Turkish opposition after Imamoglu’s Arrest” başlıklı raporun içeriğinde CHP ve muhalefetin seçim öncesi durumuna ilişkin kapsamlı çözümleme yapılmakta ve CHP’nin toplumsal taban genişletme stratejileri, liderlik yapısı ve muhalefetin kimlik siyasaları üzerine değerlendirmeler yapılmaktadır. Muhalefetin etki alanı genişletme olanakları ve kimlik siyasaları ve bütünlüklü ve tutarlı siyasete geçiş gereksinim, raporda ele alınan diğer konular arasındadır. Bu tür raporlar, Türkiye muhalefetini karşılaştırmalı siyaset bağlamında değerlendirmelere doğrudan veri sağlar.

European Parliamentary Research Service (EPRS): Türkiye’nin Yüksek Riskli Seçimleri

Avrupa Parlamentosu Dışişleri Birimi (EPRS) tarafından yayınlanan “Türkiye’s high-stakes elections: what think tanks are thinking” raporun İçeriğinde 2023 seçimleri bağlamında Türkiye siyasal alanını değerlendiren geniş bir derleme yer almaktadır. Rapor diğer think tank raporlarına bağlantı sağlamakta ve Türkiye’de demokratik süreçler ile muhalefet dinamiklerini uluslararası okurla paylaşmaktadır. Çözümlemede medya özgürlüğü ve eşit seçim koşulları, muhalefetin seçim kampanyası ve zorlukları ele alınmaktadır

OSW (Centre for Eastern Studies) – Türkiye Çözümlemeleri

OSW tarafından yayınlanan “Awaiting a verdict. Turkish opposition under pressure” adlı raporda CHP’nin iç dinamikleri, Özel’in liderliği, parti içi krizler ve rejim baskısı üzerine siyasa çözümlemesi yapılmaktadır.

BTI (Bertelsmann Transformation Index) 2024 – Türkiye Ülke Raporu

BTI tarafından 2024 yılında yayınlanan “Türkiye Country Report” başlıklı rapor ise ülkede siyasal katılım, demokrasi, seçim özgürlüğü, yapısal dönüşüm ve muhalefetin kapsamlı değerlendirmesi gibi alt başlıklar ele alınmaktadır.

OSCE / ODIHR – Seçim Gözlem Değerlendirmeleri

“OSCE Election Observation Reports – Türkiye” başlıklı raporda 2023 seçimleri için uluslararası gözlem raporları, seçim kampanyaları, ifade özgürlüğü ve medyanın rolü üzerine ayrıntılı gözlemler içerir.

ÇÖZÜMLEME

CHP Oy Oranlarında Nicel Değişim: Seçimler ve Anketler

Yerel Seçim Başarısı (31 Mart 2024): Özgür Özel dönemi, yerel seçimlerde CHP için tarihi bir sıçrama ile başlayıp görünür başarıyla açıldı. CHP %37,77 oyla yerel seçimlerde Türkiye genelinde ilk parti oldu. Bu, CHP’nin son yıllardaki en yüksek yerel oy oranlarından biridir. Ayrıca CHP’nin belediye sayısı ve belediye başkanlıklarında artış güçlü oldu. Büyükşehirlerdeki oy oranı da %41,9’a kadar yükseldiği görüldü. Bu sonuç, CHP’nin 2019 yerel seçimlerindeki başarım düzeyine oranla hem oy oranında hem de coğrafi yaygınlıkta ciddi artış anlamına gelmiştir.

Anketlerdeki Oy Eğilimleri

Yerel seçimlerin ardından yapılan kamuoyu araştırmaları, CHP’nin oy oranının hem AKP ile yarıştığı hem de dönem dönem öne geçtiğini gösteriyor. ORC tarafından yapılan ankette CHP ≈ 29.3%, AKP ≈ 28.9% gibi yakın oranlarda yarıştı. Başka bir ankette CHP ≈ 35.25% olurken AKP ≈ 29.09% olarak ölçüldü (Ekim 2025). Çok sayıda ankette CHP genellikle %30–36 aralığında seyretmektedir. Son dönemde CHP’nin ortalama %34–35 civarında bir desteğe sahip olduğu anketler de vardır. Bu veriler, Özel döneminde CHP’nin sürekli olarak AKP’ye yakın ya da önde konumlandığını ortaya koymaktadır. Birden fazla ankette ise AKP’nin oy oranı yaklaşık %30 bandına sabitlenmiş görünmektedir. Bu, muhalefetin yükselişinin AKP’yi ciddi biçimde aşağı çekemediğinin bir göstergesidir.

Değişimin Niteliği: Tepki Oy mu, Umut Oy mu?

Tepki Oylarının Rolü: Öne çıkan eğilimlerden biri, CHP’ye yönelen oy artışının belirgin şekilde iktidara yönelik memnuniyetsizlikten kaynaklanmasıdır. Şu göstergeler bu yorumu güçlendirir: Yerel seçimlerde yapılan bir Ipsos Şirketi anketi, AKP seçmeninin belirli bir kesiminin CHP’ye oy verdiğini göstermiştir (yaklaşık %13,3). Bu da şaşırtıcı bir tercih kaymasıdır. Birçok anket, CHP’nin oy artışını “iktidar memnuniyetsizliği” bağlamıyla değerlendirmekte ve ekonomik sorunların öne çıkmasıyla ilişkilendirmektedir. Bu tür tepkisel oylar, özellikle ekonomik ve yönetsel hoşnutsuzluk dönemlerinde muhalefet partisinin anlık oy oranını yükseltebilir.

Umut Oylarının Rolü: CHP’nin oy oranındaki artış bir tepki oyundan ibaret olmayabilir. Burada “umut oyları” olarak adlandırabileceğimiz başka bir dinamik de vardır. Yerel seçimlerde CHP’nin başarılı olmasının sandığa gitme oranını artırdığı ve partiye uzun vadeli destek gizil gücü yarattığı görülmektedir. Anketlerde CHP’nin yalnızca kısa vadeli tepki oylarıyla değil, genel kararsız seçmen dağılımında da sürekli yüksek oranlarda görünmesi bunu desteklemektedir. Bu durum, CHP’ye karşı mutlak bir ideolojik çekicilik değilse de kadroların ve yerel yönetim başarım düzeyinin oluşturduğu güvenle birlikte “umut oyları” dinamiğini ortaya koymaktadır.

Nicel Artışın Yorumu

Akademik açıdan şöyle bir ayrım yapmak yararlı olur:

“Tepki oy” bakış açısı: CHP’nin oy oranı artışı, AKP hükümetinin ekonomik başarım düzeyi zayıflığında tepki oylarının CHP’ye yönelmesiyle açıklanabilir. Bu tür değişimler tipik olarak anlık eğilim dalgalanmalarıyla ilişkilendirilir.

“Umut oy” bakış açısı: Sürekli olarak kamuoyu araştırmalarında CHP’nin yüksek oy oranıyla görünmesi ve yerel seçimlerde psikolojik üst eşiği geçmesi, bu artışın sadece tepkisel değil, aynı zamanda umut yaratan bir eğilim de içerdiğini gösterir. Bu, yazında bütünlüklü ve tutarlı heyecanın ve yönetsel güvenin muhalefete oy kazandırdığı durumlarda görülen bir olgudur. Ancak bu güven henüz kararlı ve kurumsal bir programdan çok yerel başarı ve lider algısıyla desteklenmektedir.

Sonuç olarak, Özgür Özel liderliğinde CHP’nin oy oranında ölçülebilir bir artış yaşanmış ve bu artış hem yerel seçimlerdeki güçlü sonuçlarla hem de kamuoyu araştırmalarında yüksek destek oranlarıyla doğrulanmıştır. Bu değişim, kısmen iktidara yönelik tepkisel oyların bir sonucudur, ancak aynı zamanda CHP’nin umut oyları üretebildiğine ilişkin işaretler de barındırmaktadır. Bu nedenle CHP’nin oy dinamiklerini yorumlarken, bu iki eğilimin birleşik ancak ayrı ayrı etkilerini göz önünde bulundurmak gerekir.

Oy Artışının Niteliği Üzerine Çözümleme: Umut mu, Tepki mi?

Özgür Özel’in genel başkanlığı döneminde CHP’nin oy oranlarında gözlenen artış, nicel olarak anlamlı olsa da bu artışın niteliksel karakteri tartışmalıdır. Seçim sonuçları ve kamuoyu araştırmaları birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu yükselişin bütünlüklü ve tutarlı bir umut dalgasından çok, büyük ölçüde AKP iktidarına yönelik birikmiş toplumsal tepkinin CHP’ye yönelmesi sonucu ortaya çıktığı görülmektedir.

Bütünlüklü ve Tutarlı Umut İçin Gerekli Koşullar ve Mevcut Durum: Karşılaştırmalı siyaset yazınında “bütünlüklü ve tutarlı umut”, üç temel unsurun birlikte varlığını gerektirir: Tutarlı ve görünür bir siyasa seti (ekonomi, dış siyasa, devlet reformu), parti merkezli bir siyasal anlatı (liderden bağımsız kurumsal kimlik) ve geleceğe ilişkin somut bir dönüşüm vaadi. Mevcut veriler, CHP’nin Özgür Özel döneminde bu üç alanda da sınırlı ilerleme kaydettiğini göstermektedir. Mitingler ve söylemler, ağırlıklı olarak ekonomik kriz eleştirisi, adaletsizlik vurgusu, Erdoğan karşıtlığı etrafında şekillenmekte, ancak seçenek oluşturabilecek bir iktidar programı açık ve sistemli biçimde kamuoyuna sunulmamaktadır. Bu durum, oy artışının bütünlüklü ve tutarlı bir umut yükselişine dayandığı savını zayıflatmaktadır.

Miting Siyaseti ve Tepki Oylarının Baskınlığı: Özgür Özel döneminde düzenlenen 80’i aşkın miting, nicel açıdan yüksek bir siyasal mobilizasyon kapasitesine işaret etmektedir. Ancak bu mitinglerin büyük bölümünde benzer sloganların yinelendiği, söylemin kişiselleştiği, siyasa içeriğinin sınırlı kaldığı gözlemlenmektedir. Uluslararası yazında bu durum, “mobilizasyonun içeriksizleşmesi” olarak tanımlanır ve çoğunlukla tepki oylarını pekiştiren, fakat yeni ve kalıcı seçmen kazanmada yetersiz kalan bir stratejiye işaret eder. Bu bağlamda CHP mitingleri, seçmeni “CHP’ye oy vermeye” değil, daha çok “AKP’ye oy vermemeye” çağıran bir işlev görmektedir. Bu ise oy artışının karakterini belirgin biçimde tepkisel duruma getirmektedir. CHP mitinglerinde yinelenen söylem, ağırlıklı olarak adalet talebi, erken seçim çağrısı ve iktidar eleştirisi etrafında şekillenmektedir. Ancak bu söylem, ekonomi siyasası, kamu yönetimi reformu ya da sosyal devletin yeniden kurulmasına ilişkin somut ve bütünlüklü siyasa önerileriyle desteklenmemektedir.

Kamuoyu Araştırmalarının Gösterdiği Yapısal Sınır: Kamuoyu araştırmalarının en dikkat çekici bulgusu şudur: CHP’nin oy oranı artarken, AKP’nin oy oranı yaklaşık %30 bandında sabitlenmektedir. Bu durum, CHP’nin yükselişinin AKP’nin çekirdek seçmenini çözmekte başarısız olduğunu ve kararsızlar ve geçici kopuşlar üzerinden büyüdüğünü göstermektedir. Bütünlüklü ve tutarlı umut yükselişlerinde, iktidar partisinin çekirdek tabanında erime beklenir. Türkiye örneğinde bu gerçekleşmemektedir. Bu da CHP’ye yönelen oyların kalıcı ideolojik veya bütünlüklü ve tutarlı dönüşümden çok, geçici bir memnuniyetsizlik tepkisi olduğunu düşündürmektedir. Bu durum, CHP’nin sorununun yalnızca iktidarın yıpranmışlığıyla ilgili olmadığını, aksine kendi siyasal anlatısını kurmakta zorlandığını göstermektedir.

İmamoğlu Etmeni ve Umudun Kişiselleşmesi: Oy artışının “umut” boyutu tamamen yok değildir. Ancak bu umut büyük ölçüde CHP’nin programına değil, Ekrem İmamoğlu figürüne yöneliktir. Mitinglerin ve kamuoyu algısının büyük kısmı, CHP’nin kurumsal kimliğinden çok İmamoğlu’nun siyasal geleceği etrafında şekillenmektedir. Bu durum, yazında “kişiselleşmiş umut” olarak tanımlanır ve şu riski barındırır: Umut partiye değil, lidere bağlandığında, parti kurumsal olarak güçlenmez, yalnızca taşıyıcı rol üstlenir. Dolayısıyla CHP’ye yönelen umut, bütünlüklü ve tutarlı ve kurumsal değil, kişisel ve koşulludur.

Tepki Baskın, Umut Sınırlı: Bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde şu sonuca ulaşmak olanaklıdır: CHP’nin oy artışı gerçektir, ancak bu artışın baskın niteliği AKP iktidarına yönelik tepki oylarıdır. Bütünlüklü ve tutarlı bir umut yükselişi ise zayıf, parçalı ve kişiselleşmiş durumdadır. Bu nedenle Özgür Özel döneminde CHP, henüz seçmeni “iktidar seçeneği” olduğuna ikna eden bir bütünlüklü ve tutarlı çekim merkezi durumuna gelmemiş ve daha çok iktidardan hoşnutsuz seçmenin geçici adresi işlevi görmüştür.

Tepkisel Oyları Bütünlüklü ve Tutarlı Bir İktidar Projesine Dönüştürme Kapasitesi: Özgür Özel’in Liderliği

Bu bölüm, Özgür Özel’in liderliğinin mevcut biçimiyle, CHP’ye yönelen tepkisel oyları kalıcı ve bütünlüklü ve tutarlı bir iktidar seçeneğine dönüştürüp dönüştüremeyeceğini irdelemektedir. Çözümleme, liderlik tarzı, örgütsel kapasite ve siyasal anlatı olmak üzere üç temel boyut üzerinden yürütülmektedir.

Liderlik Tarzı: Koordinatör mü, Kurucu mu? Karşılaştırmalı siyaset yazınında bütünlüklü ve tutarlı dönüşüm yaratan muhalefet liderleri, genellikle iki temel niteliğe sahiptir: (i) siyasal yön belirleme kapasitesi ve (ii) parti içi farklı aktörleri ortak bir vizyon etrafında hizalama yeteneği. Özgür Özel’in liderlik uygulaması ise daha çok eş güdümcü bir profil sergilemektedir. Parti içi dengeyi gözeten, çatışmadan kaçınan ve farklı güç merkezleri arasında uzlaşma üretmeye çalışan bu liderlik biçemi kısa vadede parti içi kararlılık sağlamış, ancak uzun vadeli bir kurucu siyasal anlatı üretmekte yetersiz kalmıştır. Bu durum, tepkisel oyların bütünlüklü ve tutarlı dönüşümü açısından kritik bir eksikliktir. Zira tepki oyları, ancak güçlü ve yön belirleyen bir liderlik altında gelecek beklentisine dönüştürülebilir. Ecevit’in toprak işleyenin, su kullananın mottosu gibi. Özel’in mevcut liderlik biçemi bu dönüşümü tetikleyecek ölçüde yönlendirici değildir.

Siyasal Anlatı Sorunu: Ne’ye Karşı Değil, Ne İçin?

Özgür Özel döneminde CHP’nin siyasal söylemi, büyük ölçüde negatif tanımlama üzerinden kurulmuştur: adaletsizlik, yoksulluk, keyfi yönetim ve Erdoğan karşıtlığı. Bu söylem, tepkisel oyları pekiştirmekte etkilidir, ancak yazında yaygın biçimde vurgulandığı üzere, negatif kampanyalar tek başına iktidar projeleri üretmez. Bütünlüklü ve tutarlı dönüşüm için “neye karşı olunduğu” kadar, “ne için iktidar istendiği”nin de açık biçimde ortaya konması gerekir. Bu bağlamda CHP’nin ekonomi yönetimi, kamu yönetimi reformu, dış siyasa yönelimi, devlet-toplum ilişkilerinin yeniden oluşturulması konularında sade ve yinelenebilir bir bütünlüklü ve tutarlı bir fikirsel çerçeve sunamadığı görülmektedir. Bu eksiklik, tepkisel oyların umut oylarına evrilmesini engelleyen temel etmenlerden biridir.

Örgütsel ve Kurumsal Kapasite: Parti mi, Taşıyıcı mı? Bütünlüklü ve tutarlı bir iktidar projesi, yalnızca liderlik söylemiyle değil, kurumsal kapasiteyle olanaklı olur. Bu noktada CHP’nin mevcut durumu çelişkili bir tablo sunmaktadır. Bir yandan yerel yönetimlerde elde edilen başarı ve parti içi sert çatışmaların azalması olumlu gelişmelerdir. Öte yandan siyasa üretim merkezlerinin görünmezliği, gölge kabine benzeri mekanizmaların eksikliği ve parti programının güncel siyasal dile tercüme edilememesi CHP’nin hala tepkici (reaktif) bir muhalefet partisi olarak konumlandığını göstermektedir. Bu çerçevede CHP, Özgür Özel liderliğinde henüz bir “iktidar seçeneği parti” olmaktan çok, toplumsal memnuniyetsizliğin örgütsel taşıyıcısı konumundadır.

İmamoğlu Etmeni ve Liderlik Gölgesi

Bu çözümlemede göz ardı edilemeyecek bir unsur, Ekrem İmamoğlu’nun siyasal ağırlığıdır. Kamuoyu algısında “iktidar seçeneği” fikri, büyük ölçüde CHP’nin kurumsal kimliğiyle değil, İmamoğlu’nun kişisel liderlik gücüyle ilişkilendirilmektedir. Bu durum, Özgür Özel’in liderliğini iki açıdan sınırlamaktadır: Bütünlüklü ve tutarlı umut partiye değil, bireye bağlanmaktadır. Genel başkanlık makamı, stratejik yön belirleyen değil, siyasal alanı yöneten figüre alan açan bir konuma gerilemektedir. Bu koşullarda tepkisel oyların bütünlüklü ve tutarlı dönüşümü, liderlik merkezli değil, kişiselleşmiş beklenti düzeyinde kalmaktadır.

Dönüştürücü Kapasite Sınırlı

Bu bulgular ışığında şu sonuca varmak olanaklıdır: Özgür Özel’in liderliği, mevcut durumuyla, CHP’ye yönelen tepkisel oyları bütünlüklü ve tutarlı, kurumsal ve kalıcı bir iktidar projesine dönüştürebilecek güçlü bir dönüştürücü kapasite sergilememektedir. Liderlik tarzı kararlılık sağlayıcıdır, ancak yön belirleyici değildir. Söylem mobilize edicidir, ancak bütünlüklü ve tutarlı değildir. Örgütsel yapı kapsayıcıdır, ancak üretken değildir. Bu nedenle CHP, Özgür Özel döneminde bir “geçiş ivmesi” yakalamış, fakat bu ivmeyi iktidar projesine dönüştürebilecek siyasal derinliği henüz kuramamıştır.

Özgür Özel’in “Benim misyonum partiyi iktidara getirmektir, başaramazsam siyasetten çekilirim” ifadesi, liderlik niyeti açısından güçlü bir sorumluluk bildirimi içermektedir. Ancak bu bildirim, siyaset bilimi açısından bir kapasite göstergesi değil, normatif bir hedef tanımıdır. Bütünlüklü ve tutarlı bir iktidar projesi, niyet açıklamalarından çok bu niyetin kurumsal yapılara, siyasa belgelerine ve örgütsel dönüşüme aktarılmasıyla olanaklıdır. Mevcut durumda bu ifade, CHP’ye yönelen tepkisel oyları güdülendirici bir çerçeve sunsa da bu oyları kalıcı ve bütünlüklü ve tutarlı bir iktidar seçeneği durumuna getirecek siyasal tasarımın henüz oluşturulamadığını göstermektedir.

CHP’nin Oy Artışı: Kalıcılık ve Sürdürülebilirlik Sorunu

Özgür Özel’in genel başkanlığı döneminde CHP’nin oy oranlarında gözlenen artış, nicel olarak anlamlı olmakla birlikte, bu artışın toplumsal destek açısından kalıcı ve sürdürülebilir bir siyasal yönelime mi, yoksa konjonktürel ve tepkisel bir mobilizasyona mı dayandığı tartışmalıdır. Seçim sonuçları ve kamuoyu araştırmaları birlikte değerlendirildiğinde, CHP’ye yönelen oy artışının büyük ölçüde AKP iktidarının ekonomik kriz, hukuksuzluk algısı ve yönetim yorgunluğu nedeniyle kaybettiği destekten beslendiği görülmektedir. Bu bağlamda söz konusu artış, henüz güçlü, tutarlı ve bütünlüklü iktidar seçeneği algısına dönüşmüş değildir. Başka bir ifadeyle, seçmen davranışındaki değişim “CHP’ye yönelişten” çok “AKP’den uzaklaşma” karakteri taşımaktadır. Bu durum, oy artışının negatif güdülenmeler üzerinden şekillendiğini ve seçmenin tercihini büyük ölçüde “daha iyi bir gelecek vaadi”nden çok “mevcut iktidardan kurtulma isteği” ile kurduğunu göstermektedir. Yazında bu tür destek biçimleri, protesto oyu, tepkisel oy ya da geçici yönelim olarak tanımlanmakta ve kurumsal-siyasal bağlanma üretme kapasitesinin sınırlı olduğu kabul edilmektedir. Özgür Özel’in “Benim misyonum partiyi iktidara getirmektir. Başka bir hedefim yok. Başaramazsam siyasetten çekilirim” ifadesi, bu bağlamda iki yönlü bir anlam taşımaktadır. Bir yandan, liderlik sorumluluğunu kişiselleştiren ve başarım düzeyine dayalı bir siyaset anlayışını yansıtarak seçmen nezdinde ciddiyet ve kararlılık algısı yaratma gizil gücüne sahiptir. Öte yandan, bu söylem henüz nasıl bir iktidar, hangi program, hangi toplumsal koalisyon sorularına sistemli yanıtlar üretmediği ölçüde, CHP’nin oy artışını uzun vadeli ve sürdürülebilir bir desteğe dönüştürmek için tek başına yeterli görünmemektedir. Dolayısıyla CHP’nin mevcut oy artışı, yüksek fakat kırılgan bir toplumsal desteğe işaret etmektedir. Bu desteğin kalıcı olabilmesi, tepkisel oyların açık ve tutarlı bir ekonomik program, demokratikleşme ve hukuk devleti konusunda inandırıcı kurumsal reform önerileri ve farklı toplumsal kesimleri kapsayan pozitif bir gelecek anlatısı ile bütünleştirilmesine bağlıdır. Aksi takdirde, mevcut destek konjonktürel koşulların değişmesiyle birlikte hızla çözülme riski taşımaktadır. Bu nedenle, CHP’nin oy artışı bugünkü durumuyla iktidar olasılığının başlangıç koşullarını oluştursa da henüz sürdürülebilir, bütünlüklü ve tutarlı hegemonya kurulduğunu söylemek için erken görünmektedir.

Oy Artışının Farklı Seçmen Grupları Açısından Anlamı

CHP’nin Özgür Özel’in genel başkanlığı döneminde kaydettiği oy artışı, homojen bir seçmen yönelimine değil, farklı güdülenmelere, beklentilere ve geçicilik derecelerine sahip seçmen gruplarının eş zamanlı fakat asimetrik hareketine dayanmaktadır. Bu nedenle söz konusu artış, her seçmen grubu açısından aynı siyasal anlamı taşımamaktadır.

Kararsız Seçmenler: Geçici Güven, Düşük Bağlanma

Kararsız seçmenler açısından CHP’ye yönelim, büyük ölçüde mevcut iktidara duyulan memnuniyetsizliğin yoğunlaşması ile açıklanabilir. Bu grup için CHP, henüz güçlü bir ideolojik ya da bütünlüklü ve tutarlı yakınlıktan çok, “en makul seçenek” konumundadır. Özgür Özel’in daha sade, çatışmacı olmayan ve kurumsal bir dil kurma çabası, kararsızlar nezdinde risk azaltıcı bir etki yaratmıştır. Ancak bu yönelim, zayıf siyasal bağlanma karakteri taşımaktadır. Kararsız seçmenler, farklı bir merkez siyasetin seçeneğinin ortaya çıkması ya da iktidarın sınırlı da olsa toparlanma sinyalleri vermesi durumunda yönelimlerini hızla değiştirebilecek bir esnekliğe sahiptir. Bu durum, CHP açısından bu grubun kalıcı destek üretme kapasitesinin sınırlı olduğunu göstermektedir.

İlk Kez Oy Verenler: Değer Arayışı, Kurumsal Uzaklık

İlk kez oy veren genç seçmenler bakımından CHP’ye yönelim, klasik parti sadakati üzerinden değil, demokrasi, liyakat, özgürlük ve ekonomik gelecek beklentileri üzerinden şekillenmektedir. Bu grup için CHP, tarihsel kimliğinden çok, otoriterleşmeye karşı bir denge unsuru olarak algılanmaktadır. Bununla birlikte, genç seçmenlerin partiyle kurduğu ilişki kurumsal değil, tematik niteliktedir. Toplumsal adalet, ifade özgürlüğü, fırsat eşitliği gibi başlıklarda somut ve ikna edici siyasalar üretilmediği takdirde, bu seçmen grubunun desteği hızla dağılabilir veya “apolitikleşme”ye yani siyasete karşı ilgisizleşmeye dönüşebilir. Dolayısıyla genç seçmen desteği, yüksek potansiyel güç taşısa da aynı zamanda yüksek kırılganlık barındırmaktadır.

Eski AKP Seçmeni: Tepki, Güvensizlik ve Uzaklık

CHP’nin oy artışının en dikkat çekici boyutlarından biri, geçmişte AKP’ye oy vermiş seçmenlerin sınırlı fakat anlamlı bir bölümünün CHP’ye yönelmesidir. Bu geçiş, büyük ölçüde ekonomik kriz, yoksullaşma, adaletsizlik algısı ve kayırmacılık üzerinden gerçekleşmektedir. Ancak bu grup için CHP, henüz tam anlamıyla “benim partim” konumuna gelmiş değildir. Söz konusu seçmenler, CHP’ye oy vermeyi çoğu zaman zorunlu bir tercih ya da geçici bir durak olarak görmektedir. Kültürel kodlar, kimliksel uzaklık ve geçmişe ilişkin algılar bu grubun CHP ile derin bir siyasal özdeşlik kurmasını zorlaştırmaktadır. Bu nedenle bu seçmen desteği CHP açısından stratejik ama son derece duyarlı bir alana işaret etmektedir.

Geleneksel CHP Seçmeni: Yeniden Mobilizasyon

CHP’nin çekirdek seçmeni açısından oy artışı, yeni bir yönelimden çok, yeniden mobilizasyon anlamı taşımaktadır. Özgür Özel’in liderliği, bu grupta uzun süredir duyulan “siyasetsizlik” ve “iktidar bakış açısı eksikliği” eleştirilerini kısmen yatıştırmış görünmektedir. Ancak bu destek, aynı zamanda yüksek beklenti üretmektedir. Başarıya endeksli bir sabır söz konusudur ve başarısızlık durumunda hayal kırıklığı da aynı ölçüde sert olabilir.

Değerlendirilecek olursa, CHP’nin oy artışı, farklı seçmen grupları açısından farklı siyasal anlamlar taşımaktadır: Kararsızlar için geçici ussal bir tercih, gençler için değer temelli arayış, eski AKP seçmeni için tepkisel kopuş ve geleneksel seçmen için yeniden umutlanma. Bu tablo, CHP’nin önündeki temel sorunun oy artırmak değil, bu heterojen destekleri ortak bir bütünlüklü ve tutarlı çerçevede tutarlı ve kalıcı bir siyasal koalisyona dönüştürmek olduğunu göstermektedir. Başarının ölçütü, bu farklı güdülenmeleri tek bir iktidar anlatısı altında birleştirme kapasitesi olacaktır.

Yoğun Miting Uygulamasının CHP’nin Oy Artışı Üzerindeki Etkisi

Özgür Özel’in genel başkanlığı döneminde CHP, Türkiye siyasal tarihinde nadir görülen ölçekte yoğun bir miting uygulaması sergilemiştir. Seksenin üzerinde miting, niceliksel olarak yüksek bir siyasal mobilizasyon kapasitesine işaret etmektedir. Ancak bu yoğunluk, oy artışı üzerindeki etkisi bakımından çelişkili ve sınırlı sonuçlar üretmiştir.

Mobilizasyon Etkisi: Mevcut Desteğin Pekiştirilmesi

Yoğun miting uygulamasının en belirgin etkisi, CHP’nin mevcut ve olası seçmen tabanını mobilize etmesi olmuştur. Mitingler, özellikle partiye zaten yakın olan seçmenler açısından bir “moral yükseltme” ve “yalnız değiliz” duygusu üretmiştir. Bu bağlamda mitingler, CHP’nin çekirdek tabanında dağılmayı önleyici, pekiştirici bir rol oynamıştır. Ancak bu etki, büyük ölçüde içe dönük bir nitelik taşımaktadır. Mitinglerin yeni seçmen kazanımı yaratma kapasitesi sınırlı kalmış ve daha çok zaten muhalif olan kesimlerin siyasal enerjisinin canlı tutulmasına hizmet etmiştir.

Retorik Yineleme ve Etki Aşınması

Miting uygulamasının en sorunlu boyutu, içerik açısından yüksek düzeyde tekrar içermesidir. Kullanılan söylem, sloganlar ve hedef alınan siyasal figürler büyük ölçüde birbirinin kopyası niteliğindedir. Bu durum, mitinglerin zamanla ikna edici gücünü yitirmesine yol açmıştır. Sürekli yinelenen retorik, kısa vadede duygusal bir rahatlama sağlasa da orta vadede seçmen nezdinde bir “siyasal gürültü” algısı üretmektedir. Özellikle kararsız ve iktidardan kopma eğilimindeki seçmenler açısından, bu tür mitingler yeni bir siyasal öneri sunmaktan çok, mevcut öfkeyi tekrar eden başarım düzeyi olarak algılanmaktadır.

Bütünlüklü ve Tutarlı İçerik Eksikliği ve Siyasa Görünmezliği

Yoğun miting uygulaması, CHP’nin ülkenin temel sorunlarına ilişkin bütünlüklü ve tutarlı siyasalarını görünür kılma konusunda yeterince işlevsel olmamıştır. Ekonomi, toplumsal siyasa, eğitim, dış siyasa ve devlet reformu gibi alanlarda net, bütünlüklü ve somut siyasa setlerinin mitingler aracılığıyla seçmene aktarılabildiğini söylemek güçtür. Bu durum, mitinglerin CHP’yi bir “iktidar seçeneği” olarak değil, daha çok bir “itiraz odağı” olarak konumlandırmasına yol açmıştır. Oy artışının büyük ölçüde AKP’ye tepki üzerinden şekillenmesinde, mitinglerin bu bütünlüklü ve tutarlı yoksunluğu belirleyici bir rol oynamıştır.

Kişiselleşme Sorunu: Parti Mitingi mi, Lider Mitingi mi?

Mitinglerin önemli bir bölümü, algısal olarak CHP mitinginden çok belirli bir lider figürünün mitingi niteliği taşımaktadır. Bu durum, partinin kurumsal kimliğini güçlendirmek yerine, siyasal yarışmayı kişiler üzerinden okuyan bir çerçeveyi yeniden üretmektedir. Bu kişiselleşme, kısa vadede görünürlük sağlasa da uzun vadede CHP’nin toplu ve bütünlüklü ve tutarlı bir iktidar projesi geliştirmesini zorlaştırmaktadır. Ayrıca bu durum, partinin liderlik kapasitesinin değil, liderler arası yarışmanın tartışılmasına yol açarak siyasal odağı dağıtmaktadır.

Marjinal Getiri Problemi: Çok Miting, Az Yeni Oy

Siyasal iletişim yazınının da işaret ettiği üzere, belirli bir noktadan sonra miting sayısındaki artış, oy artışı açısından azalan marjinal getiri üretmektedir. CHP örneğinde de yoğun miting uygulaması, belirli bir eşikten sonra yeni seçmen kazandırmak yerine, aynı seçmenlere aynı mesajların yinelenmesi sonucunu doğurmuştur. Bu durum, CHP’nin oy oranındaki artışın neden belirli bir seviyede takılı kaldığını, buna karşın AKP oylarının neden kalıcı biçimde %30’un altına indirilemediğini açıklayan unsurlardan biridir.

Sonuç olarak yoğun miting uygulaması, CHP’nin oy artışında yardımcı fakat belirleyici olmayan bir rol oynamıştır. Mitingler mevcut desteği pekiştirmiş, tepkisel oyları harekete geçirmiş, ancak bütünlüklü ve tutarlı bir iktidar umudu üretmekte yetersiz kalmıştır. Bu bağlamda mitingler, CHP açısından bir araç olmaktan çıkıp, neredeyse amaç durumuna gelmiştir. Asıl sorun, miting sayısını artırmak değil, mitingleri siyasal içerik, farklılaşmış mesaj ve iktidar vizyonu ile yeniden tanımlayabilmektir.

Mitinglerin Siyasal İkna ve Bütünlüklü ve Tutarlı Yönelim Üretme Kapasitesi

Mitingler, siyasal iletişim yazınında yalnızca bir mobilizasyon aracı değil, aynı zamanda seçmen davranışını yönlendirebilecek ikna edici ve yönlendirici bir mekanizma olarak ele alınmaktadır. Ancak bu gizil gücün gerçekleşip gerçekleşmediği, mitinglerin içeriği, dili, hedef kitlesi ve kurumsal bağlamı ile doğrudan ilişkilidir. CHP örneğinde, bu ayrım özellikle belirgin duruma gelmektedir.

Kuramsal Olarak Mitinglerin İkna Gücü

Kuramsal düzeyde mitingler, üç temel işlev üzerinden siyasal ikna üretebilir:

Sorun Tanımlama (Problem Framing): Toplumsal sorunların nedenlerini, sorumlularını ve sonuçlarını net biçimde ortaya koymak.

Çözüm Sunma (Policy Signaling): Seçenek siyasa önerilerinin sade, anlaşılır ve yinelenebilir biçimde aktarılması.

Yönelim Üretme (Directional Cueing): Seçmene “neden bu parti?”, “neden şimdi?” ve “neden bu lider?” sorularına tutarlı yanıtlar sunmak.

Bu üç işlev birlikte çalıştığında mitingler, yalnızca duygusal bir boşalma alanı değil, bütünlüklü ve tutarlı yönelim üreten bir siyasal okul işlevi görebilir.

CHP Mitinglerinde Eylemli Durum: Yineleme ve Kişiselleşme

Özgür Özel döneminde CHP’nin miting uygulaması incelendiğinde, bu kuramsal gücün büyük ölçüde kullanılamadığı görülmektedir. Mitingler, ağırlıklı olarak iktidar eleştirilerinin yinelenmesine, genel ve soyut demokrasi vurgularına ve belirli lider figürleri etrafında şekillenen söylemlere dayanmaktadır. Bu durum, mitingleri ikna edici bir siyasal yönelim üretme aracından çok, tepkisel ve kişiselleşmiş bir mobilizasyon başarım düzeyine dönüştürmektedir. Retoriğin yüksek düzeyde yinelemeye dayanması, mitinglerin yeni seçmenler açısından bilgi üretmeyen, dolayısıyla ikna kapasitesi düşük etkinlikler olarak algılanmasına yol açmaktadır. Özellikle kararsız ve iktidardan kopma eğilimindeki seçmenler için mitingler, “neye karşı olunduğunu” anlatmakta, ancak “ne yapılacağını” yeterince görünür kılmamaktadır.

Bütünlüklü ve Tutarlı Körlük: Siyasa Yerine Duygu Üretimi

CHP mitinglerinde dikkat çeken bir diğer unsur, bütünlüklü ve tutarlı içerik yerine duygusal mobilizasyonun baskın olmasıdır. Ekonomi, toplumsal devlet, eğitim reformu, kamu yönetimi ve dış siyasa gibi alanlarda somut siyasa setlerinin miting diliyle bütünleştirilemediği görülmektedir. Bu eksiklik, mitinglerin seçmende bir yön duygusu değil, yalnızca bir öfke ve tepki duygusu üretmesine neden olmaktadır. Oysa siyasal ikna, yalnızca mevcut iktidara yönelik memnuniyetsizliği yükseltmekle değil, bu memnuniyetsizliği seçenek bir yönetim vaadine bağlamakla olanaklıdır.

Kişiselleşmiş Mobilizasyonun Yapısal Sonuçları

Mitinglerin kişiselleşmesi, iki önemli yapısal sonuç doğurmaktadır:

Partinin Kurumsal Kimliğinin Zayıflaması: Parti siyasaları ve kadroları geri planda kalırken, lider figürleri siyasal anlatının merkezine yerleşmektedir.

İktidar Projesi Yerine Seçim Başarım Düzeyi Algısı: CHP, seçmeni iktidar programına değil, bir tür “liderler arası yarışmaya” çağıran bir yapı olarak algılanmaktadır.

Bu durum, mitinglerin uzun vadede oy artırıcı değil, oyları belirli bir tavan altında kilitleyici bir işlev görmesine yol açmaktadır.

Sonuç: Mitingler İkna Aracı mı, Yinelenen Mobilizasyon mu?

Mevcut veriler ve gözlemler ışığında, CHP’nin yoğun miting uygulaması siyasal ikna ve bütünlüklü ve tutarlı yönelim üretme kapasitesine sahip, ancak uygulamada yinelenen, kişiselleşmiş ve tepkisel bir mobilizasyon aracı olarak işlemektedir. Bu nedenle mitingler, CHP’nin oy artışını niceliksel olarak desteklemiş, fakat bu artışı niteliksel ve sürdürülebilir bir iktidar bakış açısına dönüştürmekte yetersiz kalmıştır.

AKP’nin Ekonomik Kriz ve Siyasal Yıpranmaya Karşın %30 Bandındaki Çekirdek Desteğini Koruma Nedenleri

Derinleşen ekonomik kriz, artan yoksulluk, gelir adaletsizliği ve kurumsal çözülmeye karşın AKP’nin yaklaşık %30 bandındaki oy desteğini koruyabilmesi, kısa vadeli siyasal başarım düzeyi ile açıklanamayacak yapısal ve çok katmanlı bir olgudur. Bu durum, yalnızca iktidarın gücünü değil, aynı zamanda muhalefetin sınırlarını da görünür kılmaktadır.

Kimliksel Bağlanma: Ekonominin Ötesinde Bir Sadakat İlişkisi

AKP’nin çekirdek seçmen desteğinin en önemli dayanağı, kimlik temelli siyasal ait olma duygusudur. Bu seçmen grubu için AKP, yalnızca bir iktidar partisi değil, kültürel, dinsel ve tarihsel bir “temsil” mekanizmasıdır. Ekonomik kriz, bu ait olma duygusunu zayıflatmakta, ancak ortadan kaldırmamaktadır. Bu bağlamda AKP seçmeninin önemli bir bölümü, yaşanan ekonomik sıkıntıları geçici, dışsal ya da “daha büyük bir mücadelenin bedeli” olarak ussallaştırabilmektedir. Bu durum, ekonomik akılcılık ile siyasal davranış arasındaki ilişkinin kimlik tarafından askıya alındığını göstermektedir.

Negatif Kıyaslama Mekanizması: “Seçeneksizlik” Algısı

AKP’nin oylarını belli bir tabanın altına düşürmemesinin bir diğer temel nedeni, muhalefetin iktidar seçeneği olarak yeterince ikna edici görülmemesidir. Seçmenin önemli bir bölümü, AKP’den memnun olmasa dahi, CHP ve muhalefet blokunu “daha iyi yönetecek” bir seçenek olarak hayal edememektedir. Bu durum, seçmen davranışında “negatif kıyaslama” mekanizmasını devreye sokmaktadır: “AKP kötü ama diğerleri daha mı iyi?” Bu soruya net ve güven verici bir yanıt üretilemediği sürece, iktidar partisi oy kaybetse bile belirli bir tabanda tutunmayı sürdürmektedir.

Devletleşmiş Parti Yapısı ve Dağıtım Kapasitesi

AKP, klasik bir siyasal parti olmaktan çıkarak, zaman içinde devletle iç içe geçmiş bir iktidar ağına dönüşmüştür. Toplumsal yardımlar, kamu istihdamı, yerel düzeydeki ilişkiler ve patronaj mekanizmaları, özellikle alt gelir grupları açısından yaşamsal bir güvenlik ağı işlevi görmektedir. Ekonomik kriz derinleştikçe, bu ağlara bağımlılık da artmaktadır. Bu nedenle birçok seçmen için AKP’den kopuş, yalnızca siyasal bir tercih değişikliği değil, gündelik yaşam riskini artıran bir karar olarak algılanmaktadır.

Medya Hegemonyası ve Algı Yönetimi

AKP’nin medya üzerindeki yüksek denetim kapasitesi, ekonomik ve siyasal başarısızlıkların çerçevelenme biçimini belirlemektedir. Kriz, çoğu zaman küresel gelişmeler, dış güçler, geçmiş iktidarların mirası üzerinden anlatılmakta ve sorumluluk doğrudan iktidara atfedilmemektedir. Bu durum, özellikle siyasal bilgilenmesi sınırlı olan seçmen gruplarında iktidara yönelik hesap sorma refleksini zayıflatmaktadır.

Muhalefetin Dil ve Temas Sorunu

AKP’nin çekirdek oyunu korumasında, muhalefetin, özellikle CHP’nin, kullandığı dil de dolaylı bir rol oynamaktadır. CHP’nin söylemi, birçok AKP seçmeni açısından uzak, kültürel olarak yabancı, hatta zaman zaman tehdit edici olarak algılanabilmektedir. Bu algı, ekonomik memnuniyetsizliğin siyasal kopuşa dönüşmesini engelleyen psikolojik bir engel oluşturmaktadır.

Korku ve Kararsızlık Endişesi

Otoriterleşmiş rejimlerde sıkça görüldüğü üzere, iktidar değişimi fikri, bazı seçmenler için belirsizlik ve kaos korkusu üretmektedir. AKP, bu korkuyu bilinçli biçimde besleyen bir söylem üretmektedir: “Biz gidersek ülke dağılır.” Bu söylem, özellikle yaşlı, kırsal ve düşük gelirli seçmen gruplarında güçlü bir karşılık bulmaktadır.

Değerlendirilecek olursa, AKP’nin yaklaşık %30 bandındaki çekirdek oyunu koruyabilmesi, ekonomik başarım düzeyi ile değil, kimliksel sadakat, seçeneksizlik algısı, devletleşmiş patronaj ağları, medya hegemonyası ve muhalefetin ikna yetersizliği gibi yapısal etmenlerin birleşimiyle açıklanabilir. Bu tablo, CHP açısından şu gerçeği net biçimde ortaya koymaktadır: AKP’nin oylarını %30’un altına indirmek, yalnızca iktidarın hatalarını sergilemekle değil, bu seçmenlere güven veren, kapsayıcı ve bütünlüklü ve tutarlı bir iktidar anlatısı oluşturmakla olanaklıdır.

AKP’nin Çekirdek Oy Direnci Karşısında CHP’nin Siyasal Söylemi ve İktidar Seçeneği Üretme Kapasitesinin Sınırları

AKP’nin derinleşen ekonomik kriz ve siyasal yıpranmaya karşın yaklaşık %30 bandındaki çekirdek oy desteğini koruyabilmesi, CHP’nin siyasal söylemi ve iktidar seçeneği üretme kapasitesi açısından yapısal sınırlara işaret etmektedir. Bu sınırlamalar, yalnızca taktiksel hatalardan değil, daha derin, söylemsel ve kurumsal eksikliklerden kaynaklanmaktadır.

Tepkisel Söylem Sınırı: “Karşıtlık” Üzerinden Siyaset

CHP’nin son dönemdeki siyasal söylemi, büyük ölçüde AKP karşıtlığı ekseninde şekillenmektedir. İktidarın hataları, hukuksuzlukları ve ekonomik başarısızlıkları görünür kılınmakta, ancak bu eleştiriler, tutarlı ve bütünlüklü bir iktidar projesine yeterince bağlanamamaktadır. Bu durum, CHP’nin söylemini “neye karşı olduğu” üzerinden netleştirirken “neyi nasıl yapacağı” sorusunu görece belirsiz bırakmaktadır. Tepkisel söylem, kısa vadede oy artışı sağlayabilse de iktidar değişimi için gerekli olan güven ve yön duygusunu üretmekte yetersiz kalmaktadır.

Bütünlüklü ve Tutarlı Muğlaklık: Siyasa Setlerinin Görünmezliği

CHP’nin iktidar seçeneği üretme kapasitesinin önündeki en önemli sınırlardan biri, bütünlüklü ve tutarlı netlik eksikliğidir. Ekonomi, toplumsal siyasa, kamu yönetimi reformu ve dış siyasa gibi temel alanlarda kapsamlı siyasa belgeleri bulunsa dahi bu içeriklerin siyasal söyleme ve kitle iletişimine etkili biçimde aktarılamadığı görülmektedir. Bu kopukluk, CHP’yi seçmen nezdinde bir “eleştiri partisi” konumunda tutmakta, ancak bir “yönetme kapasitesi olan parti” olarak algılanmasını zorlaştırmaktadır. Özellikle AKP’nin çekirdek seçmeni açısından bu muğlaklık, “risk almama” refleksini güçlendirmektedir.

Kapsayıcılık Sorunu: Kültürel ve Kimliksel Engeller

CHP’nin söylemi, seküler ve kentli seçmenler açısından akılcı ve meşru görülürken, tutucu, dindar ve taşra seçmeni açısından uzak ve zaman zaman dışlayıcı algılanabilmektedir. Bu algı, CHP’nin AKP’nin çekirdek seçmen tabanına etki etmesini zorlaştıran temel engellerden biridir. Bu bağlamda CHP’nin söylemi, evrensel değerleri savunurken dahi, bu değerleri yerel ve kültürel olarak aktarabilme kapasitesinde sınırlılıklar göstermektedir. Sonuç olarak, parti genişlemekte, ancak derinleşememektedir.

Liderlik ve Kurumsallık Gerilimi

CHP’nin iktidar seçeneği üretme sürecinde karşılaştığı bir diğer sınır, liderlik ile kurumsallık arasındaki gerilimdir. Siyasal iletişimde lider figürlerinin öne çıkması, kısa vadeli görünürlük sağlasa da partinin toplu akıl, kadro derinliği ve kurumsal kapasite üretmesini gölgede bırakabilmektedir. Bu durum, CHP’nin iktidar vaadinin bir “kişiler arası yarışma” algısına sıkışmasına yol açmakta ve iktidar değişimi, seçmen nezdinde kişilerden bağımsız bir yönetilebilirlik güvencesi gerektirmektedir.

Zaman ve Sabır Sorunu: Uzun Vadeli İkna Eksikliği

AKP’nin çekirdek oy direnci, kısa vadeli söylem atılımlarıyla çözülebilecek bir olgu değildir. CHP’nin temel sınırlılıklarından biri, uzun vadeli, sabırlı ve çok katmanlı bir ikna stratejisinin henüz yeterince geliştirilmemiş olmasıdır. Seçmen davranışındaki kimliksel bağlanmalar, ancak zaman içinde tutarlılıkla yinelenen, güven üreten ve çelişkisiz bir siyasal dil aracılığıyla çözülebilir. Bu süreklilik sağlanamadığında, her seçim dönemi yeni bir “umut dalgası” oluşmakta, ancak bu dalga kalıcı bir dönüşüme evrilememektedir.

Sonuç olarak, AKP’nin çekirdek oy desteğini koruyabilmesi, CHP’nin tepkisel söyleme sıkışması, bütünlüklü ve tutarlı netlik üretememesi, kapsayıcı bir dil kurmakta zorlanması, kurumsal iktidar anlatısını güçlendirememesi gibi yapısal sınırlılıklarını görünür kılmaktadır. Bu tablo, CHP açısından temel sorunun “oy artırmak” değil, iktidar olunabilirliğini toplumsal olarak ikna edici biçimde kurmak olduğunu ortaya koymaktadır.

Özgür Özel Döneminde CHP’de Liderlik Yapısının Şekillenmesi

Özgür Özel’in CHP Genel Başkanlığı, partide ne tam anlamıyla klasik tek liderli ne de güçlü bir toplu liderlik modeline karşılık gelmektedir. Bunun yerine, çok aktörlü, parçalı ve zaman zaman gerilim üreten hibrit bir liderlik yapısı ortaya çıkmıştır. Bu yapı hem partinin dönüşüm arayışlarını hem de iktidar seçeneği üretme kapasitesindeki sınırlılıkları yansıtmaktadır.

Kurumsal Genel Başkanlık: Yetkili ama Sınırlı Liderlik

Özgür Özel, biçimsel olarak CHP’nin tüm kurumsal yetkilerini elinde bulunduran genel başkandır. Parti Meclisi, MYK ve örgüt yapısı üzerinde hukuksal ve tüzüğe dayalı yetkilere sahiptir. Ancak bu yetkiler, uygulamada yüksek karizma, güçlü toplumsal liderlik ya da belirleyici siyasal gündem kurma kapasitesi ile tam olarak örtüşmemektedir. Bu durum, Özel’in liderliğini “dengeleyici ve idare edici” bir çerçeveye yerleştirmektedir. Özel, partide sert kırılmalar yaratmaktan kaçınan, farklı eğilimleri bir arada tutmaya çalışan bir liderlik tarzı sergilemektedir. Bu tercih, kısa vadede parti içi kararlılık sağlasa da uzun vadede stratejik yön belirleme kapasitesini sınırlamaktadır.

Gölge Liderlik ve Eylemli Güç Merkezleri

Özgür Özel döneminde CHP liderliği, tek merkezli bir yapıdan çok, birden fazla güç odağının eş zamanlı varlığı ile özellik kazanmaktadır. Özellikle büyükşehir belediye başkanları (başta Ekrem İmamoğlu) parti siyasetinde yüksek görünürlük ve etki kapasitesine sahiptir. Bu durum, uygulamada şu soruyu gündeme getirmektedir: CHP’nin siyasal lideri kimdir? Özel’in liderliği, kurumsal düzeyde kabul görürken, kamuoyu algısında partinin siyasal yönünü ve geleceğini temsil eden figür ile örtüşmeyebilmektedir. Bu ikilik, liderlik yapısında süreklilik arz eden bir meşruluk ve temsil gerilimi yaratmaktadır.

Karizma Açığı ve Söylemsel Sınırlılık

Siyasal liderlik yazınında karizma, özellikle iktidar seçeneği üretme süreçlerinde belirleyici bir rol oynamaktadır. Özgür Özel’in liderliği, akılcı, ölçülü ve çatışmadan kaçınan bir profile sahip olmakla birlikte, geniş seçmen kitlelerini sürükleyici ve dönüştürücü bir karizma üretmekte zorlanmaktadır. Bu durum, liderliğin söylemsel düzeyde de görülmektedir. Özel’in dili kapsayıcı ve yumuşak olmakla birlikte, güçlü bir yön duygusu ve gelecek anlatısı üretme kapasitesi sınırlı kalmaktadır. Sonuç olarak liderlik, kriz yöneten bir aktör olmaktan çok, dengeyi koruyan bir eş güdümcü işlevi görmektedir.

Toplu Liderlik Savı ve Uygulamadaki Gerilim

Özgür Özel, söylem düzeyinde sıkça “toplu akıl”, “ortak yönetim” ve “danışma” vurgusu yapmaktadır. Ancak uygulamada bu yaklaşım, güçlü bir toplu liderlik modeline dönüşmekten çok, liderlik belirsizliğini normalleştiren bir çerçeve üretmektedir. Toplu liderlik, açık rol dağılımı ve net sorumluluk alanlarıyla işlerlik kazanır. CHP’de ise bu yapı, çoğu zaman farklı aktörlerin kendi siyasal gündemlerini sürdürdüğü, ancak bunların merkezi bir stratejiye bağlanmadığı bir görünüm arz etmektedir.

Parti İçi Demokrasi ile Siyasal Etkililik Arasındaki Gerilim

Özgür Özel’in liderlik anlayışı, parti içi demokrasiye ve çoğulculuğa güçlü vurgu yapmaktadır. Bu yönüyle, önceki dönemlerin merkezi ve disiplin içeren liderlik anlayışından bilinçli bir kopuş söz konusudur. Ancak bu yaklaşım, siyasal yarışmanın sert olduğu bir ortamda, CHP’nin hızlı karar alma ve net tavır belirleme kapasitesini zayıflatabilmektedir. Bu gerilim, liderliğin “demokratik meşruluk” ile “siyasal etkililik” arasında sıkışmasına yol açmaktadır.

Değerlendirilecek olursa, Özgür Özel döneminde CHP’de liderlik yapısı kurumsal olarak güçlü, siyasal olarak parçalı, karizma üretme kapasitesi sınırlı, birden fazla güç odağının etkili olduğu hibrit bir model olarak şekillenmektedir. Bu yapı, parti içi çatışmayı sınırlamakta, ancak aynı zamanda CHP’nin tek merkezli, net ve ikna edici bir iktidar liderliği üretmesini zorlaştırmaktadır.

Kurumsal Liderlik mi, Kişilere Endeksli ve Çift Merkezli Bir Siyasal Yapı mı?

Özgür Özel döneminde CHP’de ortaya çıkan liderlik yapısı, klasik anlamda kurumsallaşmış bir liderlik modeli üretmekten çok, kişilere endeksli ve uygulamada çift merkezli bir siyasal yapı görünümü arz etmektedir. Bu durum, partinin iktidar seçeneği üretme kapasitesi açısından hem yapısal hem de algısal sorunlar doğurmaktadır.

Kurumsal Liderliğin Asgari Koşulları ve CHP Gerçeği

Kurumsal bir liderlik modeli, liderliğin kişisel karizma ya da bireysel görünürlükten bağımsız olarak açık rol ve yetki tanımlarına, net karar alma mekanizmalarına, kolektif aklı yönlendiren bir merkezi stratejiye ve lider değişse dahi süreklilik gösteren bir siyasal çizgiye sahip olmayı gerektirir. CHP’de biçimsel olarak bu yapıların büyük kısmı mevcuttur. Ancak uygulamada bu kurumsal çerçeve siyasal ağırlık üretme kapasitesine dönüşememektedir. Kurumlar vardır, fakat yön belirleyen, siyaseti sürükleyen ve seçmen nezdinde güven üreten bir merkezi liderlik algısı oluşmamaktadır.

Çift Merkezlilik: Genel Başkanlık ile Popüler Liderlik Arasındaki Ayrışma

CHP’de liderlik yapısının en belirgin özelliği, kurumsal genel başkanlık ile popüler siyasal liderlik arasındaki ayrışmadır. Genel başkanlık makamı, parti içi yönetim ve örgütsel eş güdüm açısından belirleyici olmakla birlikte, kamuoyu algısında partinin siyasal yönünü ve geleceğini temsil eden figür ile örtüşmeyebilmektedir. Bu durum, uygulamada bir çift merkezlilik üretmektedir. Bir yanda partiyi yöneten, uzlaştırıcı ve kurumsal bir genel başkanlık, diğer yanda toplumsal karşılığı daha yüksek, seçim kazanmış ve görünürlüğü güçlü siyasal aktörler. Bu ikilik, CHP’nin siyasal mesajlarını çoğu zaman çok sesli ama yönsüz bir duruma getirmektedir.

Kişilere Endeksli Siyasetin Kaçınılmazlığı

CHP’de kurumsal liderlik üretilememesinin temel nedenlerinden biri, siyasal yarışmanın giderek kişiler üzerinden yürütülmesidir. Mitingler, medya görünürlüğü ve siyasal anlatı, büyük ölçüde belirli isimler etrafında şekillenmektedir. Bu durum, partinin bütünlüklü ve tutarlı kapasitesini gölgede bırakmakta ve siyasal başarı ve başarısızlıklar kişisel başarım düzeylerine bağlanmaktadır. Sonuç olarak CHP, bir iktidar programı etrafında değil, lider figürlerinin yarışması ve uyumu üzerinden tartışılmaktadır.

Kurumsallaşma Yerine Yönetilebilir Belirsizlik

Özgür Özel’in liderliği, bu çift merkezli yapıyı doğrudan çatışmaya dönüştürmekten kaçınan bir “yönetilebilir belirsizlik” stratejisi üretmektedir. Bu strateji, kısa vadede parti içi krizleri önleyici bir işlev görmektedir. Ancak uzun vadede bu belirsizlik, CHP’nin iktidar olma savını netleştirmesini, liderlik sorusuna açık bir yanıt vermesini ve seçmen nezdinde güven üretmesini zorlaştırmaktadır.

Siyasal Algı Sorunu: “Kim Yönetiyor?”

Seçmen açısından en kritik soru şudur “CHP iktidara gelirse, kim yönetecek?”. Çift merkezli yapı, bu soruya net bir yanıt üretmeyi güçleştirmektedir. Kurumsal liderlik savı, kişisel siyasal figürlerin gölgesinde kalmakta ve bu da CHP’nin iktidar seçeneği olarak algılanmasında ciddi bir zayıflık yaratmaktadır.

Sonuç olarak, Özgür Özel döneminde CHP kurumsal liderlik söylemi üretmekte, ancak uygulamada kişilere endeksli, çift merkezli ve belirsizlikle yönetilen bir siyasal yapı sergilemektedir. Bu yapı, parti içi kararlılığı kısa vadede koruyabilse de CHP’nin tek merkezli, net ve ikna edici bir iktidar anlatısı üretmesini sınırlamaktadır.

Ekrem İmamoğlu’nun Siyasal Ağırlığının CHP’nin Oy Artışı ve Liderlik Algısı Üzerindeki Etkisi

Ekrem İmamoğlu’nun siyasal ağırlığı, Özgür Özel döneminde CHP’nin oy artışı ve liderlik algısı üzerinde çift yönlü ve çelişkili bir etki yaratmaktadır. İmamoğlu, bir yandan CHP’nin toplumsal görünürlüğünü ve kazanma kapasitesini artıran bir aktör olarak öne çıkarken, diğer yandan partinin kurumsal liderlik kurmasını zorlaştıran yapısal bir gerilim üretmektedir.

Oy Artışı Üzerindeki Etki: Katalizör Ama Taşıyıcı Değil

İmamoğlu’nun özellikle büyükşehir seçmeni, gençler ve kararsızlar üzerindeki etkisi, CHP’nin oy artışında katalizör işlevi görmektedir. İstanbul seçimlerinde elde edilen başarı, CHP’nin “kazanabilir parti” algısını güçlendirmiş ve bu algı, partiye yönelik geçici güven artışını beraberinde getirmiştir. Ancak bu etki, kişisel başarıdan kurumsal kazanıma tam anlamıyla dönüştürülememiştir. İmamoğlu’nun popülaritesi, CHP’nin oylarını belirli ölçüde yukarı çekmiş, fakat bu artış, partinin tüm ülke çapında kalıcı, bütünlüklü ve tutarlı bir yükselişe dönüşmemiştir. Dolayısıyla İmamoğlu etkisi oy artışını başlatan bir itici güç, fakat onu sürdüren bir taşıyıcı mekanizma olmamıştır.

Liderlik Algısı: Eylemli Siyasal Lider – Kurumsal Genel Başkan Ayrımı

İmamoğlu’nun siyasal ağırlığı, CHP’de liderlik algısını ikiye bölmektedir. Kurumsal olarak CHP’nin genel başkanı Özgür Özel olmakla birlikte, kamuoyu algısında İmamoğlu çoğu zaman partinin en görünür yüzü, seçim kazanmış lideri, iktidar olasılığı taşıyan figürü olarak algılanmaktadır. Bu durum, CHP’de eylemli siyasal liderlik ile kurumsal genel başkanlık arasında örtüşme sorunu yaratmaktadır. Liderliğin bu şekilde bölünmesi, partinin siyasal mesajlarında zaman zaman belirsizlik ve çok merkezlilik üretmektedir.

Mitingler ve Siyasetin Kişiselleşmesi

İmamoğlu’nun katıldığı ya da onun etrafında şekillenen mitingler, CHP’nin kurumsal kimliğinden çok, lider figürünün mobilizasyon kapasitesini öne çıkarmaktadır. Bu durum, kısa vadede kalabalık ve görünürlük sağlasa da uzun vadede CHP’nin siyasal mücadelesini kişiler üzerinden okuyan bir çerçeveyi pekiştirmektedir. Sonuç olarak mitingler, CHP’nin bütünlüklü ve tutarlı vizyonunu görünür kılmaktan çok, liderler arası güç dengesi tartışmalarının zeminine dönüşebilmektedir.

Kurumsallaşma Üzerindeki Etki: Güçlendirme mi, Gölgeleme mi?

İmamoğlu’nun siyasal ağırlığı, CHP’nin kurumsallaşması açısından ikili bir etki yaratmaktadır: Bir yandan CHP’nin kazanma kapasitesini ve özgüvenini artırmakta, diğer yandan partinin kurumsal liderlik modelinin kurulmasını gölgelemektedir. Bu durum, CHP’nin iktidar seçeneği olabilmesi için gerekli olan kurum merkezli güven üretimini zayıflatmaktadır. Seçmen, CHP’ye değil, CHP içindeki belirli aktörlere güven duymaya yönelmektedir.

Stratejik İkilem: Üstünlük mü, Yapısal Risk mi?

İmamoğlu etmeni, CHP açısından aynı anda hem stratejik bir üstünlük hem de yapısal bir risk oluşturmaktadır. Üstünlüktür, çünkü CHP’nin seçim kazanabildiğini göstermiştir. Risktir, çünkü bu kazanma kapasitesi, partinin bütününe değil, tek bir siyasal figüre endekslenmiştir. Bu ikilem çözülemediği sürece, CHP’nin oy artışı belirli bir tavanın üzerine çıkmakta zorlanacak ve liderlik tartışmaları ise iktidar projesinin önüne geçmeye devam edecektir.

Değerlendirilecek olursa, Ekrem İmamoğlu’nun siyasal ağırlığı CHP’nin oy artışını tetikleyen, kazanabilirlik algısını güçlendiren, ancak kurumsal liderlik oluşturulmasını zorlaştıran çelişkili bir etki yaratmaktadır. Bu durum, CHP’nin önündeki temel soruyu daha da netleştirmektedir: CHP, kişisel siyasal başarıları kurumsal bir iktidar projesine dönüştürebilecek midir?

Sinerji mi, Uzun Vadeli Kurumsal Zayıflama Riski mi?

Ekrem İmamoğlu’nun siyasal ağırlığının CHP üzerindeki etkisi, kısa vadede sinerjik, uzun vadede ise kurumsal zayıflama riski barındıran çift yönlü bir karakter taşımaktadır. Bu etki, doğru biçimde yönetilmediği takdirde, CHP’nin iktidar seçeneği olma kapasitesini güçlendirmek yerine, yapısal sınırlarını derinleştirebilir.

Kısa Vadede Sinerji: Kazanabilirlik ve Moral Etkisi

Kısa vadede İmamoğlu etmeni, CHP açısından açık bir sinerji üretmektedir. Bu sinerji üç düzeyde ortaya çıkmaktadır:

Kazanabilirlik Algısı: İmamoğlu’nun seçim başarısı, CHP’nin “seçim kazanamaz” algısını kırmış ve partiye yönelik psikolojik eşiğin aşılmasına katkı sağlamıştır.

Mobilizasyon Kapasitesi: İmamoğlu’nun toplumsal karşılığı, mitinglere katılımı artırmış ve muhalif seçmenin siyasete yeniden sıcak bakmasını kolaylaştırmıştır.

Gündem Kurma Gücü: CHP, İmamoğlu sayesinde daha görünür duruma gelmiş ve siyasal gündemin tümüyle iktidar tarafından belirlenmesinin önüne kısmen geçebilmiştir.

Bu yönüyle İmamoğlu, CHP için kısa vadeli bir hızlandırıcı ve katalizör işlevi görmektedir.

Orta Vadede Gerilim: Liderlik Belirsizliği ve Odak Kaybı

Ancak bu sinerji, orta vadede belirgin bir liderlik gerilimine dönüşmektedir. CHP’de kurumsal genel başkanlık ile eylemli siyasal liderlik algısı arasında net bir örtüşme sağlanamamaktadır. Bu durum, partinin siyasal mesajlarının merkezileşmesini zorlaştırmakta ve “CHP ne söylüyor?” sorusu yerine, “hangi lider ne dedi?” sorusunu öne çıkarmaktadır. Bu gerilim, CHP’nin iktidar projesini kişiler arası ilişkilere indirgeme riski taşımaktadır.

Uzun Vadede Kurumsal Zayıflama Riski

Uzun vadede en kritik risk, CHP’nin siyasal başarısının kurumsal kapasiteye değil, kişisel popülariteye endekslenmesidir. Bu durum üç temel zayıflık üretir:

Kurumsal Güven Erozyonu: Seçmen, CHP’ye değil, CHP içindeki belirli aktörlere güvenmeye başlar. Bu da partinin süreklilik ve yönetilebilirlik savını zayıflatır.

Bütünlüklü ve Tutarlı Geri Planlama: Siyasa setleri, ideolojik yönelimler ve kurumsal reform önerileri, lider figürlerinin gölgesinde kalır.

İktidar Sonrası Belirsizlik: CHP iktidara gelirse “kim yönetecek?” sorusu net bir yanıt bulamaz. Bu belirsizlik, özellikle riskten kaçınan seçmen gruplarını uzaklaştırır.

Bu bağlamda İmamoğlu etkisi kurumsal bir çerçeveye oturtulmadığı takdirde, CHP’yi lider bağımlı bir partiye dönüştürme riski taşımaktadır.

Kritik Ayrım: Yönetilen Sinerji mi, Denetimsiz Kişiselleşme mi?

Buradaki belirleyici unsur, İmamoğlu’nun varlığı değil, bu varlığın nasıl yönetildiğidir. Kurumsal liderlik açık biçimde tanımlanır, roller netleştirilir ve kişisel başarılar partinin ortak programına bağlanabilirse, sinerji kalıcı kılınabilir. Aksi durumda, sinerji kısa vadeli bir ivme olarak kalacak ve uzun vadede CHP’nin kurumsal zayıflığını derinleştiren bir etmene dönüşecektir.

Sonuç olarak, Ekrem İmamoğlu’nun siyasal ağırlığı kısa vadede CHP için sinerji üretmektedir, orta vadede liderlik gerilimi yaratmaktadır ve uzun vadede ise kurumsal olarak yönetilmediği takdirde zayıflama riski taşımaktadır. Bu neden ve CHP açısından temel sorun, “İmamoğlu etkisi var mı?” sorusu değil, “Bu etki, kurumsal bir iktidar mimarisine dönüştürülebiliyor mu?” sorusudur.

CHP’nin Muhalefet Uygulaması ve İktidar Seçeneği Olma Kapasitesi

CHP’nin mevcut muhalefet uygulaması, Türkiye’de iktidar seçeneği olabilmek için gerekli olan bütünlüklü ve tutarlı derinliği ve kurucu siyaset kapasitesini sınırlı ve parçalı biçimde üretmektedir. Parti, iktidarın krizlerine tepki veren, gündem takip eden ve savunmacı bir muhalefet çizgisi oluşturmakta, ancak bu çizgiyi bütünlüklü bir siyasal proje düzeyine taşımakta zorlanmaktadır.

Tepkisel Muhalefet – Kurucu Siyaset Ayrımı

Kurucu siyaset, yalnızca iktidarı eleştirmek değil, yeni bir devlet-toplum ilişkisi, yeni bir yönetim mimarisi ve yeni bir meşruluk anlatısı oluşturabilme kapasitesini gerektirir. CHP’nin mevcut muhalefet uygulaması ise ağırlıklı olarak iktidarın hukuksuzluklarına, ekonomik kriz yönetimine ve otoriterleşme eğilimlerine tepki vermekle sınırlı kalmaktadır. Bu yaklaşım, muhalefetin haklılığını güçlendirse de iktidar olma iknasını üretmemektedir.

Bütünlüklü ve Tutarlı Yetersizlik ve Parçalı Söylem

CHP’de bütünlüklü ve tutarlı kapasite tamamen yok değildir. Ancak siyasa önerileri parçalıdır, sektörel reformlar birbiriyle konuşmamaktadır ve sunulan çözümler, güçlü bir normatif çerçeveye bağlanmamaktadır. Örneğin hukuk devleti, yargı reformu, yerel yönetimler veya toplumsal siyasa alanlarında önemli eleştiriler dile getirilmekte, ancak bunlar, “nasıl bir Türkiye?” sorusuna bütünlüklü bir yanıt üreten kurucu bir anlatıya dönüşememektedir. Bu durum, CHP’nin muhalefet uygulamasını teknik ama vizyonsuz algılanabilir duruma getirmektedir.

Kurucu Dil Eksikliği: Gelecek Hayalinin Belirsizliği

CHP’nin söyleminde en önemli eksikliklerden biri, güçlü bir gelecek hayalidir. Parti, sıklıkla “neyi yıkacağını” ve “neyi durduracağını” anlatmakta, ancak, hangi siyasal düzeni kuracağını, bu düzenin hangi değerler üzerine kurulacağını ve devletin hangi alanlardan çekilip hangilerinde güçleneceğini net biçimde ortaya koyamamaktadır. Bu nedenle CHP, otoriter bir rejimden çıkış için teknik bir geçiş planı sunmakta, fakat bu geçişin toplumsal anlamını yeterince kuramamaktadır.

İttifak Siyaseti ve Kurumsal Erozyon

CHP’nin muhalefet uygulaması, büyük ölçüde ittifak siyaseti üzerine kuruludur. Bu durum kısa vadede seçim matematiği açısından akılcı olsa da uzun vadede iki sorun üretmektedir: CHP’nin kendi bütünlüklü ve tutarlı kimliği silikleşmektedir. Parti, iktidar projesini değil, uzlaşma zeminlerini merkeze almaktadır. Bu bağlamda CHP, kurucu bir merkez parti olmaktan çok, farklı muhalif aktörleri bir arada tutmaya çalışan eş güdümcü bir aktöre dönüşme riski taşımaktadır.

İktidar Seçeneği mi, Sürekli Muhalefet mi?

Mevcut haliyle CHP’nin muhalefet uygulaması eleştirel olarak güçlü, ahlaksal olarak meşru ancak kurucu, bütünlüklü ve tutarlı siyasa olarak eksiktir. Bu nedenle CHP, bugün itibarıyla iktidarı devralabilecek bir siyasal proje sunmaktan çok, iktidarın yarattığı krizlerin geçici yöneticisi olmaya daha yakın görünmektedir. CHP’nin gerçek anlamda iktidar seçeneği olabilmesi için kişilere değil kuruma dayalı bir liderlik, parçalı değil bütünlüklü bir program ve savunmacı değil kurucu bir siyasal dil üretmesi gerekmektedir.

CHP İçinde Temsil ve Kimlik Tartışması: Başörtülü Aday Sorunu

Özgür Özel’in, CHP’nin gelecek seçimlerde başörtülü ya da tesettürlü kadın adaylara yer vereceğini açıklaması, partinin toplumsal kapsayıcılık savı açısından önemli olduğu kadar, parti içi dengeler bakımından da tartışmalı bir başlık oluşturmaktadır. Bu tür bir aday tercihi, CHP’nin uzun yıllar boyunca laiklik ekseninde şekillenen siyasal kimliği dikkate alındığında, parti içinde farklı düzeylerde itirazların ortaya çıkmasını kaçınılmaz kılmaktadır.

Söz konusu itirazlar, yalnızca ideolojik bir dirençten ibaret değildir. Bir yandan laiklik duyarlılığı güçlü olan geleneksel CHP tabanında, başörtüsünün bireysel bir tercih olmaktan çok siyasal İslam’ın simgesi olarak algılanmasına dayalı tarihsel bir hafıza bulunmaktadır. Diğer yandan, kendisini sosyal demokrat çizgide konumlandıran parti içi aktörler açısından asıl sorun, kimlik temsiline yapılan bu vurgunun, sınıfsal eşitsizlikler, sosyal adalet ve ekonomik kriz gibi temel siyasa alanlarının önüne geçmesi olasılığıdır. Bu bağlamda itirazların önemli bir kısmı, CHP’nin kimlik siyasetine sıkışması riskine yönelik bütünlüklü ve tutarlı bir kaygıdan beslenmektedir.

Bu tür iç gerilimlerin CHP açısından ters sonuç üretip üretmeyeceği ise büyük ölçüde bu adımın nasıl çerçevelendiğine bağlıdır. Başörtülü aday tercihi, simgesel bir “açılım” ya da geçmişle hesaplaşma söylemi üzerinden sunulduğu takdirde, parti içinde savunmacı refleksleri güçlendirebilir ve CHP’nin kendi tabanında yeni bir kimlik tartışmasını tetikleyebilir. Buna karşılık, bu tercihin olağan ve normal bir temsil sorunu olarak ele alınması, adayların siyasal duruşlarının, siyasa önerilerinin ve sosyal demokrat çizgiyle uyumlarının ön plana çıkarılması durumunda, söz konusu gerilimlerin etkisi sınırlı kalacaktır.

Bu noktada belirleyici olan husus, CHP’nin temsil çeşitliliğini tekil ve vitrin niteliğinde bir atılım olarak mı, yoksa daha geniş bir kurumsal dönüşümün parçası olarak mı ele aldığıdır. Başörtülü kadın adayların varlığı, ancak emek, yoksulluk, kadın hakları ve toplumsal siyasa alanlarında tutarlı ve kapsayıcı bir siyasal çizgiyle birlikte düşünüldüğünde partinin iktidar seçeneği olma savını güçlendirebilir. Aksi durumda bu adım, CHP’nin bütünlüklü ve tutarlı siyasal kapasitesini artırmaktan çok parti içi tartışmaları derinleştiren simgesel bir jest olarak kalma riski taşımaktadır.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, Özgür Özel’in Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığı dönemini, başarı–başarısızlık ikiliğine indirgemeden, oy oranlarındaki değişim, liderlik yapısının niteliği, muhalefet uygulamalarının sınırları ve iktidar seçeneği üretme kapasitesi bağlamında çözümlemeyi amaçlamıştır. Çözümleme, CHP’de gözlenen görece oy artışının siyasal anlamını tartışmaya açarken, bu artışın kalıcılığı ve dönüştürücü gücü konusunda temkinli bir değerlendirme ortaya koymaktadır.

Özgür Özel’in genel başkanlığı döneminde CHP’nin oy oranlarında sınırlı fakat dikkat çekici bir yükseliş yaşandığı görülmektedir. Ancak bu yükseliş, seçim sonuçları ve kamuoyu araştırmaları birlikte değerlendirildiğinde, büyük ölçüde AKP iktidarına yönelik birikmiş toplumsal tepkinin yansıması niteliği taşımaktadır. Bu bağlamda söz konusu oy artışının, CHP tarafından üretilmiş bütünlüklü bir siyasal program ya da ikna edici bir iktidar projesinden çok mevcut iktidarın ekonomik ve siyasal başarım düzeyine yönelik memnuniyetsizlikten beslendiği söylenebilir. Dolayısıyla ortaya çıkan tablo, bir “umut yükselişi”nden çok, geçici ve kırılgan bir yönelim değişimine işaret etmektedir.

Çalışmada özellikle vurgulanan miting uygulamaları, bu kırılganlığın önemli göstergelerinden biridir. Yoğun ve yaygın miting etkinlikleri CHP’ye görünürlük ve kısa vadeli seferberlik kapasitesi kazandırmakla birlikte, yinelenen ve büyük ölçüde kişiselleşmiş bir siyasal söylem üretmektedir. Mitinglerde dile getirilen taleplerin, somut ve bütünlüklü siyasa önerilerine dönüşmemesi, bu uygulamanın siyasal ikna ve program üretme kapasitesini sınırlamaktadır. Bu durum, CHP’nin toplumsal muhalefeti diri tutma konusunda görece başarılı, ancak bu enerjiyi kurucu bir siyasal projeye dönüştürme konusunda yetersiz kaldığını göstermektedir.

AKP’nin derinleşen ekonomik kriz, siyasal yıpranma ve yönetsel sorunlara karşın yaklaşık yüzde 30 bandındaki çekirdek oy desteğini koruyabilmesi, CHP açısından ayrı bir yapısal sınırı görünür kılmaktadır. Bu olgu, iktidar blokunun yalnızca maddi performansla değil, kimlik, sadakat ve kurumsallaşmış siyasal ait olma duyguları üzerinden de yeniden üretildiğini ortaya koymaktadır. Aynı zamanda bu durum, CHP’nin söyleminin ve muhalefet uygulamasının iktidarın çekirdek seçmenini çözebilecek kapsayıcılık ve derinlikten henüz uzak olduğunu göstermektedir.

Liderlik tartışması açısından bakıldığında, Özgür Özel döneminde CHP’de kurumsal bir liderlik modelinin tam anlamıyla kurulamadığı görülmektedir. Parti, bir yandan genel başkanlık makamı etrafında şekillenen örgütsel liderliği korumaya çalışırken, diğer yandan Ekrem İmamoğlu’nun yüksek siyasal görünürlüğü ve toplumsal karşılığıyla oluşan ikinci bir ağırlık merkeziyle karşı karşıyadır. Bu çift merkezli yapı, kısa vadede CHP’ye devingenlik ve siyasal ivme kazandırsa da uzun vadede partinin kurumsal kimliği ve liderlik bütünlüğü açısından riskler barındırmaktadır. CHP’nin, kişilere endeksli bir siyasal taşıyıcıya dönüşme olasılığı bu bağlamda göz ardı edilemez.

Sonuç olarak bu çalışma, CHP’nin Özgür Özel liderliğinde belirli bir siyasal hareketlilik ve görünürlük kazandığını, ancak bu hareketliliğin henüz kurumsallaşmış, bütünlüklü ve sürdürülebilir bir iktidar seçeneği üretme düzeyine ulaşmadığını ortaya koymaktadır. Mevcut tablo, CHP’nin içinde bulunduğu yükselişin bir iktidar yürüyüşünden çok henüz tamamlanmamış ve kırılgan bir geçiş sürecine işaret ettiğini göstermektedir. Bu geçişin kalıcı bir siyasal dönüşüme evrilip evrilemeyeceği ise, partinin seferberlik kapasitesini ikna edici bir siyasal hat ve somut siyasa setiyle destekleyip destekleyemeyeceğine bağlı olacaktır. Bu bağlamda, başörtülü aday sorunu etrafında ortaya çıkan parti içi tartışmalar, CHP’nin temsil çeşitliliği ile kurumsal bütünlük arasındaki dengeyi henüz tam olarak kuramadığını göstermektedir. Bu denge, ancak kimlik temelli simgesel adımların, sosyal demokrat bir siyasal çizgi ve tutarlı bir iktidar projesiyle desteklenmesi durumunda,CHP’nin mevcut hareketliliğini kalıcı ve dönüştürücü bir siyasal kapasiteye dönüştürebilecektir.


 

KAYNAKÇA

 

Achen, C. H., & Bartels, L. M. (2016). Democracy for realists: Why elections do not produce responsive government. Princeton University Press.

Bale, T. (2014). European politics: A comparative introduction (2nd ed.). Palgrave Macmillan.

Bartels, L. (2008). Unequal Democracy. Princeton University Press.

Bennett, W. L., & Segerberg, A. (2013). The logic of connective action: Digital media and the personalization of contentious politics. Cambridge University Press.

Bermeo, N. (2016). On democratic backsliding. Journal of Democracy, 27(1), 5–19. https://doi.org/10.1353/jod.2016.0012

Carothers, T., & O’Donohue, A. (2019). Democracies divided: The global challenge of political polarization. Brookings Institution Press.

Çarkoğlu, A., & Kalaycıoğlu, E. (2007). Turkish democracy today. I.B. Tauris.

Dalton, R. J. (2018). Political realignment: Economics, culture, and electoral change. Oxford University Press.

Downs, A. (1957). An economic theory of democracy. Harper & Row.

Eatwell, R., & Goodwin, M. (2018). National populism: The revolt against liberal democracy. Pelican Books.

Enyedi, Z. (2016). Paternalist populism and illiberal elitism in Central Europe. Journal of Political Ideologies, 21(1), 9–25. https://doi.org/10.1080/13569317.2016.1105402

Katz, R. S., & Mair, P. (1995). Changing models of party organization and party democracy. Party Politics, 1(1), 5–28. https://doi.org/10.1177/1354068895001001001

Kriesi, H., et al. (2012). Political conflict in Western Europe. Cambridge University Press.

Levitsky, S. ve Way, L. A. (2010). Competitive Authoritarianism. Cambridge University Press. Erişim: Cambridge Core, JSTOR).

Levitsky, S., & Ziblatt, D. (2018). How democracies die. Crown.

Linz, J. J. (1990). The perils of presidentialism. Journal of Democracy, 1(1), 51–69. https://doi.org/10.1353/jod.1990.0011

Mainwaring, S., & Shugart, M. S. (1997). Presidentialism and democracy in Latin America. Cambridge University Press.

Mair, P. (2013). Ruling the void: The hollowing of Western democracy. Verso.

McAdam, D., Tarrow, S., & Tilly, C. (2001). Dynamics of contention. Cambridge University Press.

Mudde, C. (2007). Populist radical right parties in Europe. Cambridge University Press.

Norris, P. & Inglehart, R. (2019). Cultural Backlash. Cambridge University Press.

Norris, P., & Inglehart, R. (2019). Cultural backlash: Trump, Brexit, and authoritarian populism. Cambridge University Press.

Özbudun, E. (2014). Turkey’s judiciary and the drift toward competitive authoritarianism. International Spectator, 49(2), 42–55. https://doi.org/10.1080/03932729.2014.918351

Poguntke, Thomas, and Paul Webb (eds), 'The Presidentialization of Politics in Democratic Societies: A Framework for Analysis', in Thomas Poguntke, and Paul Webb (eds), The Presidentialization of Politics: A Comparative Study of Modern Democracies, Comparative Politics (Oxford, 2005; online edn, Oxford Academic, 20 Apr. 2005), https://doi.org/10.1093/0199252017.003.0001, accessed 22 Jan. 2026.

Schedler, A. (2006). The logic of electoral authoritarianism. In A. Schedler (Ed.), Electoral authoritarianism (pp. 1–23). Lynne Rienner.

Tilly, C. (2004). Social movements, 1768–2004. Paradigm Publishers.

Weyland, K. (2017). Populism: A Political-Strategic Approach.

Hiç yorum yok: