Özgür Özel
Döneminde Cumhuriyet Halk Partisi: Oy Artışı, Liderlik ve İktidar Seçeneği Olma
Sorunu
Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış
ÖZ
Bu çalışma, Özgür Özel’in Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanlığı
dönemini, partinin oy oranlarındaki değişim, liderlik yapısının niteliği ve
iktidar seçeneği üretme kapasitesi bağlamında incelemektedir. Çalışma, CHP’de
gözlenen oy artışının bütünlüklü, tutarlı ve kalıcı bir siyasal dönüşümü mü,
yoksa ağırlıklı olarak iktidara yönelik tepkisel bir yönelimi mi yansıttığı
sorusuna odaklanmaktadır. Bu çerçevede, yoğun miting uygulamalarının siyasal
seferberlik ve ikna kapasitesi, AKP’nin yaklaşık yüzde 30 bandındaki çekirdek
oy desteğini koruma nedenleri ve CHP’de ortaya çıkan çift merkezli liderlik
yapısı çözümlenmektedir. Nitel çözümleme yöntemiyle yürütülen çalışma, CHP’nin
görünürlük ve hareketlilik kazandığını, ancak bu sürecin henüz bütünlüklü ve
sürdürülebilir bir iktidar projesine dönüşmediğini ortaya koymaktadır. Sonuç
olarak makale, CHP’nin mevcut yükselişinin kurumsallaşmamış ve kırılgan bir
geçiş sürecine işaret ettiğini ileri sürmektedir.
Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet Halk Partisi, Özgür Özel,
muhalefet, liderlik, oy davranışı, siyasal seferberlik
ABSTRACT
This
article examines the period of Özgür Özel’s leadership of the Republican
People’s Party (CHP) by focusing on changes in electoral support, the nature of
party leadership, and the capacity to produce a viable alternative to
government. The study questions whether the observed increase in CHP’s vote
share reflects a programmatic and sustainable political transformation or
primarily represents protest voting against the incumbent government. In this
context, the analysis addresses the effects of intensive rally practices on
political mobilization and persuasion, the persistence of the Justice and
Development Party’s (AKP) core electoral support at around thirty percent, and
the emergence of a dual-centered leadership structure within the CHP. Employing
a qualitative analytical approach, the article argues that while the CHP has
gained visibility and momentum, this process has not yet evolved into a
coherent and durable governing project. The findings suggest that the current
rise of the CHP represents a fragile and incomplete transitional phase rather
than a consolidated path to power.
Keywords: Republican People’s Party (CHP), Özgür Özel, opposition politics,
leadership, voting behavior, political mobilization
GİRİŞ
Türkiye’de muhalefet siyaseti, uzun süredir iki temel açmaz arasında
sıkışmış durumdadır: bir yanda iktidarın otoriterleşme süreci ve derinleşen
ekonomik kriz, diğer yanda muhalefetin bu krizi iktidar seçeneği üretecek
kurucu bir siyasal programa dönüştürme konusundaki yetersizliği. Bu ikili
sıkışma, özellikle Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) açısından yapısal bir nitelik
kazanmıştır. 2023 genel seçimlerinin kaybedilmesinin ardından yaşanan liderlik
değişimi, bu yapısal sorunun aşılacağına ilişkin önemli bir beklenti yaratmış
ve Özgür Özel’in genel başkanlığı, CHP açısından yeni bir siyasal dönüş noktası
olarak değerlendirilmiştir.
Özgür Özel’in liderliğinde CHP, kısa süre içinde örgütsel devingenliğini
artırmış, yoğun miting programlarıyla kamuoyunda görünürlüğünü yükseltmiş ve 31
Mart 2024 yerel seçimlerinde Türkiye’nin birinci partisi konumuna gelmiştir.
İlk bakışta bu tablo, CHP’nin uzun süredir aşamadığı psikolojik eşiği geçtiğini
ve iktidar yürüyüşüne geçtiğini düşündürmektedir. Ne var ki bu görünür
başarının arkasında, daha derin ve henüz çözülememiş sorunlar bulunmaktadır. Bu
sorunlar, yalnızca seçim sonuçlarıyla değil, muhalefetin siyaset yapma tarzı,
liderlik biçimi ve bütünlüklü ve tutarlı siyasa geliştirme kapasitesiyle
ilgilidir.
Bu çalışma, Özgür Özel döneminde CHP’nin başarım düzeyini salt nicel
göstergeler üzerinden değil, siyasal içerik, liderlik ve kurumsal kapasite
eksenlerinde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Özellikle iki kritik sorun bu çözümlemede
merkezi bir yer tutmaktadır. Birincisi, CHP’nin yoğun miting etkinliklerine karşın
partiyi iktidara taşıma stratejisinin büyük ölçüde yinelenen, kişiselleşmiş ve bütünlüklü
ve tutarlı derinlikten yoksun bir söylemle yürütülmesidir. İkincisi ise CHP’nin
oy artışının büyük ölçüde iktidara yönelik tepki oylarından beslenmesine karşın
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) yaklaşık yüzde 30 bandındaki çekirdek
desteğinin aşılamamış olmasıdır.
Bu bağlamda makale şu temel sorulara yanıt aramaktadır: CHP, Özgür Özel
liderliğinde gerçekten büyümekte midir, yoksa iktidarın yıpranmasından geçici
olarak mı beslenmektedir? Yoğun miting siyaseti, neden toplumsal iknaya ve bütünlüklü
ve tutarlı dönüşüme evrilememektedir? CHP’nin siyasal söylemi neden hala
ülkenin temel sorunlarına ilişkin net ve bütünlüklü bir seçenek sunamamaktadır?
Ve nihayet, CHP’deki liderlik yapısı, kurumsal bir parti liderliğine mi işaret
etmektedir, yoksa giderek kişilere endeksli bir muhalefet uygulamasına mı
dönüşmektedir?
Bu soruların yanıtları, yalnızca CHP’nin geleceği açısından değil,
Türkiye’de demokratik siyasetin yeniden kurulması bakımından da belirleyicidir.
Zira iktidarın zayıflaması, muhalefetin otomatik olarak güçlenmesi anlamına
gelmemektedir. Muhalefetin gerçek anlamda iktidar seçeneği durumuna
gelebilmesi, tepkisel siyasetin ötesine geçen, topluma güven veren ve kurucu
bir program ortaya koyabilmesine bağlıdır. Bu çalışma, Özgür Özel dönemi
CHP’sini tam da bu ölçütler üzerinden irdelemeyi hedeflemektedir.
AMAÇ VE HEDEFLER
Amaç
Bu çalışmanın temel amacı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Özgür Özel
liderliği dönemindeki siyasal başarım düzeyini, seçim sonuçlarının ötesine
geçerek, liderlik biçimi, siyaset üretme kapasitesi ve bütünlüklü ve tutarlı
içerik yaratma açısından çözümlemektir. Çalışma, CHP’nin son dönemde artan
görünürlüğüne ve seçim başarısına karşın neden hala güçlü ve sürdürülebilir bir
iktidar seçeneği olarak algılanamadığını açıklamayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda
makale, CHP’nin muhalefet uygulamasını yalnızca iktidarın zayıflamasıyla
açıklayan yaklaşımların ötesine geçmeyi ve muhalefetin kendi siyasal
kapasitesi, kurumsal yapısı ve liderlik anlayışı üzerinden değerlendirilmesini
hedefleyen çözümleyici bir çerçeve sunmayı amaçlamaktadır. Böylece çalışma,
Türkiye’de demokratik siyasetin yeniden kurulması açısından muhalefetin karşı
karşıya olduğu yapısal sınırları görünür kılmayı amaçlamaktadır.
Hedefler
Bu genel amaç doğrultusunda çalışmanın somut hedefleri şunlardır:
Özgür Özel döneminde CHP’nin siyasal seferberlik
stratejisini çözümlemek: CHP’nin yoğun miting çalışmalarının kapsamı,
içeriği ve söylemsel yapısı incelenerek, bu seferber etmenin neden bütünlüklü
ve tutarlı bir siyasal derinliğe dönüşemediği ortaya konulacaktır.
CHP’nin oy artışının niteliğini
değerlendirmek: CHP’nin son dönemde elde ettiği oy artışının, kendi
siyasal programına duyulan güvenden mi yoksa iktidara yönelik tepki oylarından
mı kaynaklandığı çözümlenecek ve bu çerçevede AKP’nin yaklaşık yüzde 30
bandındaki çekirdek desteğini koruyabilmesinin nedenleri tartışılacaktır.
CHP’deki liderlik yapısını kurumsallık
ekseninde incelemek: Özgür Özel’in genel başkanlık başarım düzeyi, kurumsal
liderlik ile kişiselleşmiş siyaset arasındaki gerilim bağlamında ele alınacak
ve parti içinde ve kamuoyunda ortaya çıkan liderlik algıları
değerlendirilecektir.
CHP’nin bütünlüklü ve tutarlı program
geliştirme kapasitesini sorgulamak: CHP’nin ekonomi, kamu yönetimi, toplumsal
siyasa ve demokrasi alanlarında tutarlı ve bütünlüklü bir iktidar programı
sunup sunamadığı çözümlenecektir.
Muhalefetin iktidar seçeneği olma
koşullarını tartışmak: CHP örneği üzerinden, Türkiye’de muhalefetin
yalnızca iktidarın zayıflamasına yaslanarak iktidara yürüyüp yürüyemeyeceği
kuramsal ve deneysel olarak değerlendirilecektir.
Araştırma Soruları
Bu çalışma, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Özgür Özel liderliği
dönemindeki siyasal başarım düzeyini çözümlemek amacıyla aşağıdaki araştırma
sorularına yanıt aramaktadır:
Özgür Özel’in genel başkanlığı döneminde
CHP’nin oy oranlarında nasıl bir değişim yaşanmıştır?
Bu değişim, seçim sonuçları ve kamuoyu
araştırmaları ışığında değerlendirildiğinde, CHP’ye yönelik bütünlüklü ve
tutarlı bir umut yükselişini mi yansıtmaktadır, yoksa esas olarak AKP
iktidarına yönelik tepki oylarının bir sonucu mudur?
CHP’nin oy artışı, toplumsal destek
açısından ne ölçüde kalıcı ve sürdürülebilirdir?
Bu artış, farklı seçmen grupları
(kararsızlar, ilk kez oy verenler, eski AKP seçmeni vb.) açısından nasıl bir
anlam taşımaktadır?
Yoğun miting çalışmaları CHP’nin oy
artışı üzerinde nasıl bir etki yaratmaktadır?
Mitinglerin, siyasal ikna ve bütünlüklü
ve tutarlı yönelim üretme kapasitesi var mıdır, yoksa yinelenen ve
kişiselleşmiş bir stratejik eylem aracı olarak mı işlev görmektedir?
AKP, derinleşen ekonomik kriz ve siyasal
yıpranmaya karşın neden yaklaşık yüzde 30 bandındaki çekirdek oy desteğini
koruyabilmektedir?
Bu durum, CHP’nin siyasal söylemi ve
iktidar seçeneği üretme kapasitesi açısından hangi sınırlara işaret etmektedir?
Özgür Özel döneminde CHP’de liderlik
yapısı nasıl şekillenmektedir?
Parti, kurumsal bir liderlik modeli mi
üretmektedir, yoksa kişilere endeksli ve çift merkezli bir siyasal yapı mı
ortaya çıkmaktadır?
Ekrem İmamoğlu’nun siyasal ağırlığı
CHP’nin oy artışı ve liderlik algısı üzerinde nasıl bir etki yaratmaktadır?
Bu etki, CHP açısından bir sinerji mi
yoksa uzun vadede kurumsal bir zayıflama riski mi taşımaktadır?
CHP’nin mevcut muhalefet uygulaması
Türkiye’de iktidar seçeneği olabilmek için gerekli bütünlüklü ve tutarlı ve
kurucu siyaset kapasitesini üretmekte midir?
YÖNTEM
Bu çalışma, CHP’nin Özgür Özel liderliği dönemindeki siyasal başarım düzeyini
incelemek amacıyla nitel ağırlıklı bir siyasal çözümleme yöntemi
benimsemektedir. Çalışmada, seçim sonuçları ve kamuoyu araştırmaları gibi nicel
verilerden yararlanılmakla birlikte, esas olarak siyasal söylem, liderlik biçemi
ve muhalefet stratejilerinin içeriksel çözümlemesi yapılmaktadır. Bu yaklaşım,
CHP’nin son dönemdeki görünür başarısının ardındaki yapısal sınırlamaları
ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Araştırma, üç temel yöntemsel bileşen üzerine kuruludur.
Nitel Söylem Çözümlemesi
Çalışmanın birinci yöntemi, Özgür Özel döneminde CHP tarafından üretilen
siyasal söylemin nitel çözümlemesidir. Bu kapsamda parti liderinin miting
konuşmaları, parti sözcülerinin kamuoyuna yansıyan açıklamaları ve CHP’nin
resmi metinleri ve kamuya açık bildirimleri incelenmiş ve bu söylemlerde yinelenen
temalar, kavramsal çerçeveler ve retorik kalıplar çözümlenmiştir. Söylem çözümlemesi,
özellikle mitinglerin içeriksel yapısına odaklanarak, yoğun siyasal savaşıma karşın
neden bütünlüklü ve tutarlı bir derinliğin üretilemediğini ortaya koymayı
amaçlamaktadır. Bu çerçevede çalışma, CHP söylemini bütünlüklü ve tutarlı
siyaset ile kişiselleşmiş ve tepkisel siyaset ayrımı üzerinden
değerlendirmektedir. Bu çalışma, nicel eğilimleri açıklayıcı bir araç olarak
kullanmakla birlikte, asıl olarak siyasal anlam üretim süreçlerini çözümlemeyi
hedeflediği için nitel yöntemi tercih etmektedir.
Karşılaştırmalı Siyasal Başarım Düzeyi Çözümlemesi
İkinci yöntemsel bileşen, CHP’nin Özgür Özel öncesi ve sonrası başarım düzeyinin
karşılaştırmalı olarak çözümlenmesidir. Bu kapsamda 2023 genel seçim sonuçları,
2024 yerel seçim sonuçları, seçim sonrası kamuoyu yoklamaları karşılaştırmalı
biçimde ele alınmıştır. Bu çözümleme, CHP’deki oy artışının nicel boyutunu
ortaya koyarken, bu artışın siyasal içeriği ve sürdürülebilirliği konusunda
nitel bir değerlendirme yapılmasına olanak tanımaktadır. Aynı çerçevede AKP’nin
oy oranlarındaki görece kararlılık da çözümlenerek, iktidar partisinin ekonomik
ve siyasal krizlere karşın neden belirli bir tabanı koruyabildiği
tartışılmıştır.
Liderlik ve Kurumsallık Çözümlemesi
Çalışmanın üçüncü yöntemi, liderlik çözümlemesi ile kurumsal siyaset
yaklaşımının birlikte kullanılmasıdır. Bu bağlamda Özgür Özel’in liderlik
profili kurumsal parti liderliği, kişiselleşmiş siyaset ve çift merkezli
liderlik kavramları üzerinden değerlendirilmiştir. Özellikle Ekrem İmamoğlu’nun
siyasal ağırlığının CHP’nin kurumsal liderlik yapısı üzerindeki etkileri, nitel
veriler ve kamuoyu algısı üzerinden çözümlenmiştir. Bu çözümleme, CHP’nin
liderlik yapısının uzun vadede parti kurumsallığını güçlendirip
güçlendirmediğini ya da kişilere bağımlı kırılgan bir siyasal yapı üretip
üretmediğini tartışmayı amaçlamaktadır.
Sınırlılıklar
Bu çalışmanın temel sınırlılığı, çözümlemelerin kamuya açık söylemler,
seçim sonuçları ve mevcut kamuoyu verileri üzerinden yürütülmüş olmasıdır.
Çalışma, parti içi kapalı karar alma süreçlerini doğrudan gözlemleyememekte ve
bu nedenle değerlendirmeler, siyasal çıktılar ve kamusal yansımalar üzerinden
yapılmaktadır. Bununla birlikte bu sınırlılık, çalışmanın amacına uygun olarak
CHP’nin toplum nezdindeki algısını ve siyasal başarım düzeyini çözümleme
açısından temel bir engel oluşturmamaktadır.
KURAMSAL ÇERÇEVE
Bu çalışma, muhalefet partilerinin siyasal başarım düzeyini yalnızca seçim
kazanma ya da oy oranı artışı üzerinden değerlendiren yaklaşımların yetersiz
olduğu varsayımına dayanmaktadır. Özellikle uzun süre iktidarda kalmış ve
devletle bütünleşmiş siyasal yapılar karşısında muhalefetin başarısı, yalnızca
iktidarın zayıflamasına değil, muhalefetin kurucu, bütünlüklü ve tutarlı ve
güven üreten bir siyasal seçenek sunabilme kapasitesine bağlıdır. Bu nedenle
çalışmanın kuramsal çerçevesi, muhalefet kuramları, liderlik yaklaşımları ve oy
davranışı yazınının kesişiminde kurulmaktadır.
Tepki Oyu ve Umut Oyu Ayrımı
Siyasal davranış yazınında seçmen tercihlerinin önemli bir bölümü, iktidara
yönelik memnuniyetsizlikler üzerinden şekillenmektedir. Bu bağlamda “tepki
oyları” (protest votes), seçmenin mevcut iktidara yönelik ekonomik,
siyasal ya da ahlaksal hoşnutsuzluğunu ifade etme aracı olarak ortaya çıkar.
Tepki oyları, muhalefet partilerine yönelse bile, bu partilere duyulan olumlu
bir güveni ya da bütünlüklü ve tutarlı desteği zorunlu olarak yansıtmaz. Buna
karşılık “umut oyları”, seçmenin muhalefet partisini iktidar seçeneği olarak
görmesi, bu partinin ülkeyi yönetebileceğine inanması ve geleceğe ilişkin
olumlu beklentiler geliştirmesiyle ortaya çıkar. Umut oyları, yalnızca iktidar
karşıtlığına değil, muhalefetin sunduğu siyasal vizyona, kadrolara ve siyasa
önerilerine dayanır. Bu ayrım, muhalefet partilerinin oy artışlarını
değerlendirirken kritik bir çözümleyici araç sunmaktadır. Tepki oyları kısa
vadede hızlı yükselişler yaratabilirken, umut oyları uzun vadeli ve
sürdürülebilir siyasal dönüşümlerin temelini oluşturur. Bu nedenle muhalefet
partilerinin temel sorunu, tepki oylarını umut oylarına dönüştürebilme
kapasitesidir.
Bütünlüklü ve Tutarlı Siyaset ve Kişiselleşmiş Muhalefet
Siyasal partilerin iktidar seçeneği olabilmesi, bütünlüklü ve tutarlı
siyaset üretme kapasiteleriyle doğrudan ilişkilidir. Bütünlüklü ve tutarlı
siyaset, partinin temel toplumsal sorunlara ilişkin tutarlı, bütünlüklü ve
uygulanabilir siyasa önerileri sunmasını ifade eder. Bu yaklaşımda siyaset,
kişilere değil, ilkelere, siyasalara ve kurumsal çözümlere dayanır. Buna
karşılık kişiselleşmiş siyaset, siyasal yarışmanın lider figürler etrafında
şekillendiği, söylemin büyük ölçüde bireysel mağduriyetler, karizma ya da lider
karşıtlığı üzerinden kurulduğu bir modeli ifade eder. Muhalefet partileri
açısından kişiselleşmiş siyaset kısa vadede hareketlilik sağlayabilir, ancak
uzun vadede kurumsal kapasitenin zayıflamasına ve siyasal belirsizliğin
artmasına yol açar. Bu çalışma, CHP’nin son dönemdeki muhalefet uygulamasını, bütünlüklü
ve tutarlı siyaset ile kişiselleşmiş muhalefet arasındaki gerilim üzerinden
değerlendirmektedir.
Liderlik, Kurumsallık ve Çift Merkezli Yapılar
Liderlik yazını, siyasal partilerde liderliğin yalnızca bireysel
özelliklerden değil, kurumsal yapı, örgütsel denge ve siyasal bağlamdan
bağımsız olarak değerlendirilemeyeceğini ortaya koymaktadır. Kurumsal liderlik,
liderin parti programı, örgüt yapısı ve toplu ve ortak karar alma
mekanizmalarıyla uyum içinde hareket ettiği bir modeli ifade eder. Buna
karşılık, çift merkezli liderlik ya da eylemli liderlik bölünmeleri, partilerde
kurumsal belirsizlik yaratabilir. Bu tür yapılarda resmi liderlik ile
kamuoyunda algılanan liderlik farklılaşır ve bu durum parti kimliğinin kişilere
bağımlı duruma gelmesine yol açar. Bu çerçevede çalışma, CHP’de Özgür Özel’in
resmi liderliği ile Ekrem İmamoğlu’nun toplumsal ve siyasal ağırlığı arasındaki
ilişkiyi kurumsal liderlik açısından çözümlemektedir.
Devletleşmiş Partiler ve Muhalefetin Sınırları
Uzun süre iktidarda kalan partiler, zamanla yalnızca siyasal aktörler
olmaktan çıkarak devletleşmiş yapılar durumuna gelirler. Devletleşmiş partiler,
kamu kaynakları, toplumsal yardım mekanizmaları, medya gücü ve bürokratik
kadrolaşma yoluyla toplumsal desteklerini sürdürme kapasitesine sahiptir. Bu
tür yapılar karşısında muhalefetin başarısı, yalnızca eleştiri üretmekle değil,
mevcut düzenin yerine ne koyacağını açık ve ikna edici biçimde ortaya
koyabilmesiyle olanaklıdır. Aksi durumda muhalefet, iktidarın yıpranmasından
faydalanan ama onu aşamayan bir konumda kalır.
Muhalefetin Kurucu Siyaset Sorunu
Kuramsal olarak muhalefetin en kritik işlevi, yalnızca iktidara karşı
çıkmak değil, yeni bir siyasal ve yönetsel düzen beklentisi sunmaktır. Bu,
“kurucu siyaset” olarak tanımlanabilir. Kurucu siyaset, seçim kazanmanın
ötesinde, topluma güven veren bir gelecek anlatısı üretmeyi gerektirir. Bu
çalışma, CHP’nin Özgür Özel dönemindeki başarım düzeyini, kurucu siyaset üretme
kapasitesi açısından değerlendirmekte ve muhalefetin neden hala iktidar seçeneği
olarak algılanmakta zorlandığını bu kuramsal çerçeve üzerinden açıklamayı
amaçlamaktadır.
Kuramsal Çerçevenin Bu Çalışmaya Katkısı
Bu kuramsal çerçeve, Özgür Özel dönemini yalnızca “başarılı/başarısız”
ikiliğine sıkıştırmak yerine oy artışının niceliğini ve niteliğini, liderlik
tarzının strateji–program dengesini, CHP’nin kurumsal kimliği ile kişiselleşmiş
siyaset arasındaki gerilimini ve AKP’nin neden hala belirli bir tabanın altına
düşmediğini çözümleyici biçimde tartışmayı olanaklı kılmaktadır.
YAZIN TARAMASI
Muhalefet Liderliği, Tepkisel Oy Davranışı ve Parti
Kimliği Sorunu
Bu çalışma, CHP’nin Özgür Özel liderliğindeki başarım düzeyini
değerlendirirken, üç ana kuramsal eksene dayanmaktadır: (i) muhalefet liderliği
ve liderlik tipolojileri, (ii) tepkisel (protest) oy davranışı ve (iii)
parti kimliği ile kişiselleşmiş siyaset arasındaki gerilim. Bu eksenler,
Türkiye siyaset bilimi yazınında uzun süredir tartışılan fakat son dönemde
yeniden önem kazanan sorunlarla doğrudan ilişkilidir.
Muhalefet Liderliği: Bütünlüklü ve Tutarlı mı, Harekete
Geçirici mi?
Türkiye’de siyasal liderlik yazını büyük ölçüde iktidar liderliği üzerine
yoğunlaşmış, muhalefet liderliği ise görece ihmal edilmiştir. Oysa muhalefet
liderliği, özellikle yarışmacı otoriter rejimlerde, iktidar liderliğinden
niteliksel olarak farklı özellikler taşır. Ertuğrul Kürkçü, Binnaz Toprak ve
Feroz Ahmad gibi isimlerin dolaylı biçimde işaret ettiği üzere, Türkiye’de
muhalefet liderliğinin temel açmazı program üretmek ile seçmeni mobilize etmek
arasındaki gerilimdir. Son dönem çalışmalarda (özellikle Ergun Özbudun ve Ozan
Varol çizgisi) muhalefetin yalnızca iktidarın hatalarını sergileyen bir aktör
olarak kalmasının, yapısal bir tıkanma yarattığı vurgulanmaktadır. Bu bağlamda
Özgür Özel’in liderliği, klasik anlamda bütünlüklü ve tutarlı muhalefet ile
hareket temelli (seferberlik odaklı) muhalefet arasında salınan bir örnek
sunmaktadır. Miting sayısındaki artış, görünürlük ve söylemsel sertlik, harekete
geçme kapasitesini artırırken, yinelenen retorik ve sınırlı siyasa içeriği, bütünlüklü
ve tutarlı derinliğin zayıf kaldığına işaret etmektedir.
Tepkisel Oy Davranışı ve “Ceza Kesme” Mekanizması
Türkiye siyaset bilimi yazınında tepkisel oy (protest vote) kavramı
özellikle Korkut Boratav, Ahmet İnsel ve İlter Turan’ın çalışmalarında ekonomik
kriz, yoksullaşma ve yönetim başarısızlığı bağlamında ele alınmıştır. Bu
yaklaşım, seçmen davranışını “umut”tan çok “cezalandırma” güdülenmesi üzerinden
açıklar. Bu çalışmanın temel varsayımlarından biri şudur: Özgür Özel döneminde
CHP oylarındaki artış, büyük ölçüde AKP’ye yönelik birikmiş toplumsal tepkinin
CHP’ye yönelmesi ile açıklanabilir. Ancak bu artışın niteliği tartışmalıdır.
Zira yazın, tepkisel oyların kalıcı siyasal yeniden hizalanma yaratmadığını,
aksine belirli bir eşikte durduğunu göstermektedir. Nitekim Türkiye örneğinde,
CHP’nin oy artışı belirli bir noktada plato çizmekte ve buna karşılık AKP
oylarının yüzde 30 bandının altına düşmemesi, kimliksel sadakat, devlet
kaynaklarının dağıtımı ve medya egemenliği gibi yapısal etmenlerle
açıklanmaktadır (Ayşe Buğra – Osman Savaşkan).
Parti Kimliği mi, Kişiselleşmiş Siyaset mi?
Türk siyaset bilimi yazınında son yıllarda öne çıkan bir diğer tema,
partilerin liderler üzerinden yeniden tanımlanmasıdır. Şerif Mardin’in
merkez-çevre yaklaşımı ve daha güncel olarak Burhanettin Duran’ın “lider
merkezli siyaset” çözümlemeleri, partilerin kurumsal kimliğinin aşındığını
göstermektedir. Bu bağlamda makalenin özgün tartışma alanlarından biri şudur: CHP,
Özgür Özel liderliğinde kurumsal bir muhalefet partisi olarak mı hareket
etmektedir, yoksa İmamoğlu merkezli bir siyasal açıdan harekete geçmenin
örgütsel aracı konumuna mı sürüklenmektedir? Mitinglerin büyük ölçüde Ekrem
İmamoğlu figürü etrafında kurgulanması, söylemin belediyecilik başarılarıyla
sınırlı kalması ve CHP’nin ülke ölçeğinde ekonomi, dış siyasa ve devlet
reformuna ilişkin net siyasaların ce görüşlerin görünür olmaması bu soruyu
akademik olarak meşru kılmaktadır.
Muhalefet Liderliği, Tepki Oyları ve Kişiselleşmiş
Siyaset: Uluslararası Yazın
Bu çalışmanın çözümleyici çerçevesi, ağırlıklı olarak karşılaştırmalı
siyaset, yarışmacı otoriter rejimler ve muhalefet stratejileri üzerine gelişmiş
uluslararası yazına dayanmaktadır. Türkiye örneği, bu yazında giderek daha sık
atıf yapılan olaylardan biri durumuna gelmiş, ancak muhalefet liderliğinin
niteliği konusu hala sınırlı biçimde ele alınmıştır.
Yarışmacı Otoriter Rejimlerde Muhalefet Liderliği: Steven Levitsky
ve Lucan A. Way’in klasikleşmiş çalışması “Yarışmacı Otoriterlik” (Competitive
Authoritarianism, 2010), muhalefetin başarısını yalnızca seçim başarım düzeyine
değil, rejimi dönüştürme kapasitesine bağlar. Yazarlara göre, bu tür rejimlerde
muhalefet liderlerinin karşılaştığı temel risk, siyasal seferberliği kalıcı
siyasal seçeneğe dönüştürememektir. Bu bağlamda Özgür Özel liderliği, yazında “yüksek
hareketlilik-düşük kurumsallaşma” (high mobilization–low
institutionalization) olarak tanımlanan modele yakındır, yani, yüksek
görünürlük ve miting siyaseti, ancak sınırlı bütünlüklü ve tutarlı
kurumsallaşma.
Tepki Oyları: Tepki mi, Umut mu? Uluslararası yazında
tepki oyları, özellikle kriz dönemlerinde muhalefet partilerinin yaşadığı
geçici yükselişleri açıklamak için kullanılır. Pippa Norris ve Ronald
Inglehart, seçmen davranışında “negatif motivasyonun” (öfke, hayal kırıklığı)
kalıcı siyasal yönelim üretmediğini vurgular. Benzer biçimde Larry Bartels,
ekonomik memnuniyetsizliğin iktidar partisini cezalandırdığını ancak
muhalefetin kendi öyküsünü kuramadığı durumlarda oy artışının sınırlı kaldığını
ortaya koyar. Bu yazın, CHP’nin Özgür Özel dönemindeki oy artışının AKP’ye
tepki mi yoksa CHP’ye yönelen umut mu olduğu sorusunu merkezi duruma
getirmektedir.
Miting Siyaseti ve Retoriğin Sınırları: Siyasal
mitingler üzerine yapılan karşılaştırmalı çalışmalar, mitinglerin toplumu
harekete geçirme aracı olarak etkili olduğunu, ancak yinelenen retoriğin kısa
sürede alışkanlık yarattığını göstermektedir. Kurt Weyland’a göre popülist ya
da yarı-popülist liderliklerde mitingler, siyasa üretiminin ikamesi durumuna
geldiğinde etkisini yitirir. Bu
çerçevede, Özgür Özel döneminde 80’i aşan mitingin büyük ölçüde benzer içerikle
yapılması, yazında “harekete geçirmenin azalan getirileri” (diminishing
returns of mobilization) olarak adlandırılan olguyla örtüşmektedir.
Kişiselleşmiş Siyaset ve Parti Kimliğinin Aşınması: Thomas Poguntke
ve Paul Webb’in editörlüğünü yaptığı “Siyasetin Başkanlaşması” (The
Presidentialization of Politics, 2005), parlamenter sistemlerde bile
siyasetin giderek lider merkezli duruma geldiğini göstermektedir. Bu süreçte
partiler, lider figürlerinin “taşıyıcısı”na dönüşür. Bu yazın, CHP’nin mevcut
durumunu çözümlemek açısından kritik bir soruyu gündeme getirir: CHP, Özgür
Özel liderliğinde kurumsal bir ana muhalefet partisi midir, yoksa Ekrem
İmamoğlu merkezli bir siyasal hareketin örgütsel zeminine mi dönüşmektedir?
Başarılı Muhalefet Örnekleri: Karşılaştırmalı Dersler
Uluslararası yazında başarılı kabul edilen muhalefet liderlikleri üç ortak
özelliğe sahiptir: ‘Net bütünlüklü ve tutarlı seçenek yaratma’ (İspanya – İspanyol
Sosyalist İşçi Partisi, PSOE / Pedro Sanchez), ‘kişi değil kurum vurgusu’ (Şili
– Concertacion, yani merkez solun birleşip siyasal ortak hareket amacıyla kurdukları koalisyon
sonrası yeniden yapılanma) ve ‘miting ve siyasa belgeleri dengesi’ (Polonya –
Civic Platform, Sivil Platform, Polonya'da merkez sağ bir siyasi
partidir.). Bu örnekler, miting siyasetinin tek başına yeterli olmadığını ve
yazılı siyasa belgeleri, gölge kabine ve ülke sorunlarına bütüncül yaklaşım
olmadan kalıcı başarı sağlanamadığını göstermektedir.
Bu yazın taraması, Özgür Özel liderliğini duygusal ya da normatif değil, karşılaştırmalı
ve ölçülebilir bir zeminde değerlendirmeyi olanaklı kılmaktadır. Aşağıda
erişilebilir ve güvenilir uluslararası raporlar ile çözümleme kaynaklarını
özetlenmiştir:
Chatham House: Future of the Turkish Opposition – Türk
Muhalefetinin Geleceği
Chatham House tarafından yayınlanan “The future of the Turkish
opposition after Imamoglu’s Arrest” başlıklı raporun içeriğinde CHP ve
muhalefetin seçim öncesi durumuna ilişkin kapsamlı çözümleme yapılmakta ve CHP’nin
toplumsal taban genişletme stratejileri, liderlik yapısı ve muhalefetin kimlik siyasaları
üzerine değerlendirmeler yapılmaktadır. Muhalefetin etki alanı genişletme olanakları
ve kimlik siyasaları ve bütünlüklü ve tutarlı siyasete geçiş gereksinim,
raporda ele alınan diğer konular arasındadır. Bu tür raporlar, Türkiye
muhalefetini karşılaştırmalı siyaset bağlamında değerlendirmelere doğrudan veri
sağlar.
European Parliamentary Research Service (EPRS):
Türkiye’nin Yüksek Riskli Seçimleri
Avrupa Parlamentosu Dışişleri Birimi (EPRS) tarafından yayınlanan “Türkiye’s
high-stakes elections: what think tanks are thinking” raporun İçeriğinde
2023 seçimleri bağlamında Türkiye siyasal alanını değerlendiren geniş bir
derleme yer almaktadır. Rapor diğer think tank raporlarına bağlantı
sağlamakta ve Türkiye’de demokratik süreçler ile muhalefet dinamiklerini
uluslararası okurla paylaşmaktadır. Çözümlemede medya özgürlüğü ve eşit seçim
koşulları, muhalefetin seçim kampanyası ve zorlukları ele alınmaktadır
OSW (Centre for Eastern Studies) – Türkiye Çözümlemeleri
OSW tarafından yayınlanan “Awaiting a verdict. Turkish opposition under
pressure” adlı raporda CHP’nin iç dinamikleri, Özel’in liderliği, parti içi
krizler ve rejim baskısı üzerine siyasa çözümlemesi yapılmaktadır.
BTI (Bertelsmann Transformation Index) 2024 – Türkiye
Ülke Raporu
BTI tarafından 2024 yılında yayınlanan “Türkiye Country Report”
başlıklı rapor ise ülkede siyasal katılım, demokrasi, seçim özgürlüğü, yapısal
dönüşüm ve muhalefetin kapsamlı değerlendirmesi gibi alt başlıklar ele
alınmaktadır.
OSCE / ODIHR – Seçim Gözlem Değerlendirmeleri
“OSCE Election Observation Reports – Türkiye” başlıklı
raporda 2023 seçimleri için uluslararası gözlem raporları, seçim kampanyaları,
ifade özgürlüğü ve medyanın rolü üzerine ayrıntılı gözlemler içerir.
ÇÖZÜMLEME
CHP Oy Oranlarında Nicel Değişim: Seçimler ve Anketler
Yerel Seçim Başarısı (31 Mart 2024): Özgür Özel
dönemi, yerel seçimlerde CHP için tarihi bir sıçrama ile başlayıp görünür
başarıyla açıldı. CHP %37,77 oyla yerel seçimlerde Türkiye genelinde ilk parti
oldu. Bu, CHP’nin son yıllardaki en yüksek yerel oy oranlarından biridir. Ayrıca
CHP’nin belediye sayısı ve belediye başkanlıklarında artış güçlü oldu. Büyükşehirlerdeki
oy oranı da %41,9’a kadar yükseldiği görüldü. Bu sonuç, CHP’nin 2019 yerel
seçimlerindeki başarım düzeyine oranla hem oy oranında hem de coğrafi
yaygınlıkta ciddi artış anlamına gelmiştir.
Anketlerdeki Oy Eğilimleri
Yerel seçimlerin ardından yapılan kamuoyu araştırmaları, CHP’nin oy
oranının hem AKP ile yarıştığı hem de dönem dönem öne geçtiğini gösteriyor. ORC
tarafından yapılan ankette CHP ≈ 29.3%, AKP ≈ 28.9% gibi yakın oranlarda
yarıştı. Başka bir ankette CHP ≈ 35.25% olurken AKP ≈ 29.09% olarak ölçüldü
(Ekim 2025). Çok sayıda ankette CHP genellikle %30–36 aralığında seyretmektedir.
Son dönemde CHP’nin ortalama %34–35 civarında bir desteğe sahip olduğu anketler
de vardır. Bu veriler, Özel döneminde CHP’nin sürekli olarak AKP’ye yakın ya da
önde konumlandığını ortaya koymaktadır. Birden fazla ankette ise AKP’nin oy
oranı yaklaşık %30 bandına sabitlenmiş görünmektedir. Bu, muhalefetin
yükselişinin AKP’yi ciddi biçimde aşağı çekemediğinin bir göstergesidir.
Değişimin Niteliği: Tepki Oy mu, Umut Oy mu?
Tepki Oylarının Rolü: Öne çıkan eğilimlerden biri,
CHP’ye yönelen oy artışının belirgin şekilde iktidara yönelik
memnuniyetsizlikten kaynaklanmasıdır. Şu göstergeler bu yorumu güçlendirir: Yerel
seçimlerde yapılan bir Ipsos Şirketi anketi, AKP seçmeninin belirli bir
kesiminin CHP’ye oy verdiğini göstermiştir (yaklaşık %13,3). Bu da şaşırtıcı
bir tercih kaymasıdır. Birçok anket, CHP’nin oy artışını “iktidar
memnuniyetsizliği” bağlamıyla değerlendirmekte ve ekonomik sorunların öne
çıkmasıyla ilişkilendirmektedir. Bu tür tepkisel oylar, özellikle ekonomik ve
yönetsel hoşnutsuzluk dönemlerinde muhalefet partisinin anlık oy oranını
yükseltebilir.
Umut Oylarının Rolü: CHP’nin oy oranındaki artış bir
tepki oyundan ibaret olmayabilir. Burada “umut oyları” olarak
adlandırabileceğimiz başka bir dinamik de vardır. Yerel seçimlerde CHP’nin
başarılı olmasının sandığa gitme oranını artırdığı ve partiye uzun vadeli
destek gizil gücü yarattığı görülmektedir. Anketlerde CHP’nin yalnızca kısa
vadeli tepki oylarıyla değil, genel kararsız seçmen dağılımında da sürekli
yüksek oranlarda görünmesi bunu desteklemektedir. Bu durum, CHP’ye karşı mutlak
bir ideolojik çekicilik değilse de kadroların ve yerel yönetim başarım düzeyinin
oluşturduğu güvenle birlikte “umut oyları” dinamiğini ortaya koymaktadır.
Nicel Artışın Yorumu
Akademik açıdan şöyle bir ayrım yapmak yararlı olur:
“Tepki oy” bakış açısı: CHP’nin oy oranı
artışı, AKP hükümetinin ekonomik başarım düzeyi zayıflığında tepki oylarının
CHP’ye yönelmesiyle açıklanabilir. Bu tür değişimler tipik olarak anlık eğilim
dalgalanmalarıyla ilişkilendirilir.
“Umut oy” bakış açısı: Sürekli olarak kamuoyu
araştırmalarında CHP’nin yüksek oy oranıyla görünmesi ve yerel seçimlerde
psikolojik üst eşiği geçmesi, bu artışın sadece tepkisel değil, aynı zamanda
umut yaratan bir eğilim de içerdiğini gösterir. Bu, yazında bütünlüklü ve
tutarlı heyecanın ve yönetsel güvenin muhalefete oy kazandırdığı durumlarda
görülen bir olgudur. Ancak bu güven henüz kararlı ve kurumsal bir programdan çok
yerel başarı ve lider algısıyla desteklenmektedir.
Sonuç olarak, Özgür Özel liderliğinde CHP’nin oy oranında ölçülebilir bir
artış yaşanmış ve bu artış hem yerel seçimlerdeki güçlü sonuçlarla hem de
kamuoyu araştırmalarında yüksek destek oranlarıyla doğrulanmıştır. Bu değişim,
kısmen iktidara yönelik tepkisel oyların bir sonucudur, ancak aynı zamanda
CHP’nin umut oyları üretebildiğine ilişkin işaretler de barındırmaktadır. Bu
nedenle CHP’nin oy dinamiklerini yorumlarken, bu iki eğilimin birleşik ancak
ayrı ayrı etkilerini göz önünde bulundurmak gerekir.
Oy Artışının Niteliği Üzerine Çözümleme: Umut mu, Tepki
mi?
Özgür Özel’in genel başkanlığı döneminde CHP’nin oy oranlarında gözlenen
artış, nicel olarak anlamlı olsa da bu artışın niteliksel karakteri
tartışmalıdır. Seçim sonuçları ve kamuoyu araştırmaları birlikte
değerlendirildiğinde, söz konusu yükselişin bütünlüklü ve tutarlı bir umut
dalgasından çok, büyük ölçüde AKP iktidarına yönelik birikmiş toplumsal
tepkinin CHP’ye yönelmesi sonucu ortaya çıktığı görülmektedir.
Bütünlüklü ve Tutarlı Umut İçin Gerekli Koşullar ve
Mevcut Durum: Karşılaştırmalı siyaset yazınında “bütünlüklü ve tutarlı
umut”, üç temel unsurun birlikte varlığını gerektirir: Tutarlı ve görünür bir siyasa
seti (ekonomi, dış siyasa, devlet reformu), parti merkezli bir siyasal anlatı
(liderden bağımsız kurumsal kimlik) ve geleceğe ilişkin somut bir dönüşüm
vaadi. Mevcut veriler, CHP’nin Özgür Özel döneminde bu üç alanda da sınırlı
ilerleme kaydettiğini göstermektedir. Mitingler ve söylemler, ağırlıklı olarak ekonomik
kriz eleştirisi, adaletsizlik vurgusu, Erdoğan karşıtlığı etrafında
şekillenmekte, ancak seçenek oluşturabilecek bir iktidar programı açık ve sistemli
biçimde kamuoyuna sunulmamaktadır. Bu durum, oy artışının bütünlüklü ve tutarlı
bir umut yükselişine dayandığı savını zayıflatmaktadır.
Miting Siyaseti ve Tepki Oylarının Baskınlığı: Özgür Özel
döneminde düzenlenen 80’i aşkın miting, nicel açıdan yüksek bir siyasal
mobilizasyon kapasitesine işaret etmektedir. Ancak bu mitinglerin büyük
bölümünde benzer sloganların yinelendiği, söylemin kişiselleştiği, siyasa
içeriğinin sınırlı kaldığı gözlemlenmektedir. Uluslararası yazında bu durum,
“mobilizasyonun içeriksizleşmesi” olarak tanımlanır ve çoğunlukla tepki
oylarını pekiştiren, fakat yeni ve kalıcı seçmen kazanmada yetersiz kalan bir
stratejiye işaret eder. Bu bağlamda CHP mitingleri, seçmeni “CHP’ye oy vermeye”
değil, daha çok “AKP’ye oy vermemeye” çağıran bir işlev görmektedir. Bu ise oy
artışının karakterini belirgin biçimde tepkisel duruma getirmektedir. CHP
mitinglerinde yinelenen söylem, ağırlıklı olarak adalet talebi, erken seçim çağrısı
ve iktidar eleştirisi etrafında şekillenmektedir. Ancak bu söylem, ekonomi siyasası,
kamu yönetimi reformu ya da sosyal devletin yeniden kurulmasına ilişkin somut
ve bütünlüklü siyasa önerileriyle desteklenmemektedir.
Kamuoyu Araştırmalarının Gösterdiği Yapısal Sınır: Kamuoyu
araştırmalarının en dikkat çekici bulgusu şudur: CHP’nin oy oranı artarken,
AKP’nin oy oranı yaklaşık %30 bandında sabitlenmektedir. Bu durum, CHP’nin
yükselişinin AKP’nin çekirdek seçmenini çözmekte başarısız olduğunu ve kararsızlar
ve geçici kopuşlar üzerinden büyüdüğünü göstermektedir. Bütünlüklü ve tutarlı
umut yükselişlerinde, iktidar partisinin çekirdek tabanında erime beklenir.
Türkiye örneğinde bu gerçekleşmemektedir. Bu da CHP’ye yönelen oyların kalıcı
ideolojik veya bütünlüklü ve tutarlı dönüşümden çok, geçici bir
memnuniyetsizlik tepkisi olduğunu düşündürmektedir. Bu durum,
CHP’nin sorununun yalnızca iktidarın yıpranmışlığıyla ilgili olmadığını, aksine
kendi siyasal anlatısını kurmakta zorlandığını göstermektedir.
İmamoğlu Etmeni ve Umudun Kişiselleşmesi: Oy artışının
“umut” boyutu tamamen yok değildir. Ancak bu umut büyük ölçüde CHP’nin
programına değil, Ekrem İmamoğlu figürüne yöneliktir. Mitinglerin ve kamuoyu
algısının büyük kısmı, CHP’nin kurumsal kimliğinden çok İmamoğlu’nun siyasal
geleceği etrafında şekillenmektedir. Bu durum, yazında “kişiselleşmiş umut”
olarak tanımlanır ve şu riski barındırır: Umut partiye değil, lidere
bağlandığında, parti kurumsal olarak güçlenmez, yalnızca taşıyıcı rol üstlenir.
Dolayısıyla CHP’ye yönelen umut, bütünlüklü ve tutarlı ve kurumsal değil,
kişisel ve koşulludur.
Tepki Baskın, Umut Sınırlı: Bu bulgular
birlikte değerlendirildiğinde şu sonuca ulaşmak olanaklıdır: CHP’nin oy artışı
gerçektir, ancak bu artışın baskın niteliği AKP iktidarına yönelik tepki
oylarıdır. Bütünlüklü ve tutarlı bir umut yükselişi ise zayıf, parçalı ve
kişiselleşmiş durumdadır. Bu nedenle Özgür Özel döneminde CHP, henüz seçmeni
“iktidar seçeneği” olduğuna ikna eden bir bütünlüklü ve tutarlı çekim merkezi durumuna
gelmemiş ve daha çok iktidardan hoşnutsuz seçmenin geçici adresi işlevi
görmüştür.
Tepkisel Oyları Bütünlüklü ve Tutarlı Bir İktidar
Projesine Dönüştürme Kapasitesi: Özgür Özel’in Liderliği
Bu bölüm, Özgür Özel’in liderliğinin mevcut biçimiyle, CHP’ye yönelen
tepkisel oyları kalıcı ve bütünlüklü ve tutarlı bir iktidar seçeneğine
dönüştürüp dönüştüremeyeceğini irdelemektedir. Çözümleme, liderlik tarzı,
örgütsel kapasite ve siyasal anlatı olmak üzere üç temel boyut üzerinden
yürütülmektedir.
Liderlik Tarzı: Koordinatör mü, Kurucu mu? Karşılaştırmalı
siyaset yazınında bütünlüklü ve tutarlı dönüşüm yaratan muhalefet liderleri,
genellikle iki temel niteliğe sahiptir: (i) siyasal yön belirleme kapasitesi ve
(ii) parti içi farklı aktörleri ortak bir vizyon etrafında hizalama yeteneği. Özgür
Özel’in liderlik uygulaması ise daha çok eş güdümcü bir profil sergilemektedir.
Parti içi dengeyi gözeten, çatışmadan kaçınan ve farklı güç merkezleri arasında
uzlaşma üretmeye çalışan bu liderlik biçemi kısa vadede parti içi kararlılık
sağlamış, ancak uzun vadeli bir kurucu siyasal anlatı üretmekte yetersiz
kalmıştır. Bu durum, tepkisel oyların bütünlüklü ve tutarlı dönüşümü açısından
kritik bir eksikliktir. Zira tepki oyları, ancak güçlü ve yön belirleyen bir
liderlik altında gelecek beklentisine dönüştürülebilir. Ecevit’in toprak
işleyenin, su kullananın mottosu gibi. Özel’in mevcut liderlik biçemi bu
dönüşümü tetikleyecek ölçüde yönlendirici değildir.
Siyasal Anlatı Sorunu: Ne’ye Karşı Değil, Ne İçin?
Özgür Özel döneminde CHP’nin siyasal söylemi, büyük ölçüde negatif
tanımlama üzerinden kurulmuştur: adaletsizlik, yoksulluk, keyfi yönetim ve
Erdoğan karşıtlığı. Bu söylem, tepkisel oyları pekiştirmekte etkilidir, ancak yazında
yaygın biçimde vurgulandığı üzere, negatif kampanyalar tek başına iktidar
projeleri üretmez. Bütünlüklü ve tutarlı dönüşüm için “neye karşı olunduğu”
kadar, “ne için iktidar istendiği”nin de açık biçimde ortaya konması gerekir. Bu
bağlamda CHP’nin ekonomi yönetimi, kamu yönetimi reformu, dış siyasa yönelimi, devlet-toplum
ilişkilerinin yeniden oluşturulması konularında sade ve yinelenebilir bir bütünlüklü
ve tutarlı bir fikirsel çerçeve sunamadığı görülmektedir. Bu eksiklik, tepkisel
oyların umut oylarına evrilmesini engelleyen temel etmenlerden biridir.
Örgütsel ve Kurumsal Kapasite: Parti mi, Taşıyıcı mı? Bütünlüklü ve
tutarlı bir iktidar projesi, yalnızca liderlik söylemiyle değil, kurumsal
kapasiteyle olanaklı olur. Bu noktada CHP’nin mevcut durumu çelişkili bir tablo
sunmaktadır. Bir yandan yerel yönetimlerde elde edilen başarı ve parti içi sert
çatışmaların azalması olumlu gelişmelerdir. Öte yandan siyasa üretim
merkezlerinin görünmezliği, gölge kabine benzeri mekanizmaların eksikliği ve parti
programının güncel siyasal dile tercüme edilememesi CHP’nin hala tepkici (reaktif)
bir muhalefet partisi olarak konumlandığını göstermektedir. Bu çerçevede CHP,
Özgür Özel liderliğinde henüz bir “iktidar seçeneği parti” olmaktan çok,
toplumsal memnuniyetsizliğin örgütsel taşıyıcısı konumundadır.
İmamoğlu Etmeni ve Liderlik Gölgesi
Bu çözümlemede göz ardı edilemeyecek bir unsur, Ekrem İmamoğlu’nun siyasal
ağırlığıdır. Kamuoyu algısında “iktidar seçeneği” fikri, büyük ölçüde CHP’nin
kurumsal kimliğiyle değil, İmamoğlu’nun kişisel liderlik gücüyle
ilişkilendirilmektedir. Bu durum, Özgür Özel’in liderliğini iki açıdan
sınırlamaktadır: Bütünlüklü ve tutarlı umut partiye değil, bireye
bağlanmaktadır. Genel başkanlık makamı, stratejik yön belirleyen değil, siyasal
alanı yöneten figüre alan açan bir konuma gerilemektedir. Bu koşullarda
tepkisel oyların bütünlüklü ve tutarlı dönüşümü, liderlik merkezli değil,
kişiselleşmiş beklenti düzeyinde kalmaktadır.
Dönüştürücü Kapasite Sınırlı
Bu bulgular ışığında şu sonuca varmak olanaklıdır: Özgür Özel’in liderliği,
mevcut durumuyla, CHP’ye yönelen tepkisel oyları bütünlüklü ve tutarlı,
kurumsal ve kalıcı bir iktidar projesine dönüştürebilecek güçlü bir dönüştürücü
kapasite sergilememektedir. Liderlik tarzı kararlılık sağlayıcıdır, ancak yön belirleyici
değildir. Söylem mobilize edicidir, ancak bütünlüklü ve tutarlı değildir.
Örgütsel yapı kapsayıcıdır, ancak üretken değildir. Bu nedenle CHP, Özgür Özel
döneminde bir “geçiş ivmesi” yakalamış, fakat bu ivmeyi iktidar projesine
dönüştürebilecek siyasal derinliği henüz kuramamıştır.
Özgür Özel’in “Benim misyonum partiyi iktidara getirmektir, başaramazsam
siyasetten çekilirim” ifadesi, liderlik niyeti açısından güçlü bir sorumluluk bildirimi
içermektedir. Ancak bu bildirim, siyaset bilimi açısından bir kapasite
göstergesi değil, normatif bir hedef tanımıdır. Bütünlüklü ve tutarlı bir
iktidar projesi, niyet açıklamalarından çok bu niyetin kurumsal yapılara, siyasa
belgelerine ve örgütsel dönüşüme aktarılmasıyla olanaklıdır. Mevcut durumda bu
ifade, CHP’ye yönelen tepkisel oyları güdülendirici bir çerçeve sunsa da bu
oyları kalıcı ve bütünlüklü ve tutarlı bir iktidar seçeneği durumuna getirecek
siyasal tasarımın henüz oluşturulamadığını göstermektedir.
CHP’nin Oy Artışı: Kalıcılık ve Sürdürülebilirlik Sorunu
Özgür Özel’in genel başkanlığı döneminde CHP’nin oy oranlarında gözlenen
artış, nicel olarak anlamlı olmakla birlikte, bu artışın toplumsal destek
açısından kalıcı ve sürdürülebilir bir siyasal yönelime mi, yoksa konjonktürel
ve tepkisel bir mobilizasyona mı dayandığı tartışmalıdır. Seçim sonuçları ve
kamuoyu araştırmaları birlikte değerlendirildiğinde, CHP’ye yönelen oy
artışının büyük ölçüde AKP iktidarının ekonomik kriz, hukuksuzluk algısı ve
yönetim yorgunluğu nedeniyle kaybettiği destekten beslendiği görülmektedir. Bu
bağlamda söz konusu artış, henüz güçlü, tutarlı ve bütünlüklü iktidar seçeneği
algısına dönüşmüş değildir. Başka bir ifadeyle, seçmen davranışındaki değişim
“CHP’ye yönelişten” çok “AKP’den uzaklaşma” karakteri taşımaktadır. Bu durum,
oy artışının negatif güdülenmeler üzerinden şekillendiğini ve seçmenin
tercihini büyük ölçüde “daha iyi bir gelecek vaadi”nden çok “mevcut iktidardan
kurtulma isteği” ile kurduğunu göstermektedir. Yazında bu tür destek biçimleri,
protesto oyu, tepkisel oy ya da geçici yönelim olarak tanımlanmakta ve
kurumsal-siyasal bağlanma üretme kapasitesinin sınırlı olduğu kabul
edilmektedir. Özgür Özel’in “Benim misyonum partiyi iktidara getirmektir. Başka
bir hedefim yok. Başaramazsam siyasetten çekilirim” ifadesi, bu bağlamda iki
yönlü bir anlam taşımaktadır. Bir yandan, liderlik sorumluluğunu
kişiselleştiren ve başarım düzeyine dayalı bir siyaset anlayışını yansıtarak
seçmen nezdinde ciddiyet ve kararlılık algısı yaratma gizil gücüne sahiptir.
Öte yandan, bu söylem henüz nasıl bir iktidar, hangi program, hangi toplumsal
koalisyon sorularına sistemli yanıtlar üretmediği ölçüde, CHP’nin oy artışını
uzun vadeli ve sürdürülebilir bir desteğe dönüştürmek için tek başına yeterli
görünmemektedir. Dolayısıyla CHP’nin mevcut oy artışı, yüksek fakat kırılgan
bir toplumsal desteğe işaret etmektedir. Bu desteğin kalıcı olabilmesi,
tepkisel oyların açık ve tutarlı bir ekonomik program, demokratikleşme ve hukuk
devleti konusunda inandırıcı kurumsal reform önerileri ve farklı toplumsal
kesimleri kapsayan pozitif bir gelecek anlatısı ile bütünleştirilmesine
bağlıdır. Aksi takdirde, mevcut destek konjonktürel koşulların değişmesiyle
birlikte hızla çözülme riski taşımaktadır. Bu nedenle, CHP’nin oy artışı
bugünkü durumuyla iktidar olasılığının başlangıç koşullarını oluştursa da henüz
sürdürülebilir, bütünlüklü ve tutarlı hegemonya kurulduğunu söylemek için erken
görünmektedir.
Oy Artışının Farklı Seçmen Grupları Açısından Anlamı
CHP’nin Özgür Özel’in genel başkanlığı döneminde kaydettiği oy artışı,
homojen bir seçmen yönelimine değil, farklı güdülenmelere, beklentilere ve
geçicilik derecelerine sahip seçmen gruplarının eş zamanlı fakat asimetrik
hareketine dayanmaktadır. Bu nedenle söz konusu artış, her seçmen grubu
açısından aynı siyasal anlamı taşımamaktadır.
Kararsız Seçmenler: Geçici Güven, Düşük Bağlanma
Kararsız seçmenler açısından CHP’ye yönelim, büyük ölçüde mevcut iktidara
duyulan memnuniyetsizliğin yoğunlaşması ile açıklanabilir. Bu grup için CHP,
henüz güçlü bir ideolojik ya da bütünlüklü ve tutarlı yakınlıktan çok, “en
makul seçenek” konumundadır. Özgür Özel’in daha sade, çatışmacı olmayan ve
kurumsal bir dil kurma çabası, kararsızlar nezdinde risk azaltıcı bir etki
yaratmıştır. Ancak bu yönelim, zayıf siyasal bağlanma karakteri taşımaktadır.
Kararsız seçmenler, farklı bir merkez siyasetin seçeneğinin ortaya çıkması ya
da iktidarın sınırlı da olsa toparlanma sinyalleri vermesi durumunda
yönelimlerini hızla değiştirebilecek bir esnekliğe sahiptir. Bu durum, CHP
açısından bu grubun kalıcı destek üretme kapasitesinin sınırlı olduğunu
göstermektedir.
İlk Kez Oy Verenler: Değer Arayışı, Kurumsal Uzaklık
İlk kez oy veren genç seçmenler bakımından CHP’ye yönelim, klasik parti
sadakati üzerinden değil, demokrasi, liyakat, özgürlük ve ekonomik gelecek
beklentileri üzerinden şekillenmektedir. Bu grup için CHP, tarihsel kimliğinden
çok, otoriterleşmeye karşı bir denge unsuru olarak algılanmaktadır. Bununla
birlikte, genç seçmenlerin partiyle kurduğu ilişki kurumsal değil, tematik
niteliktedir. Toplumsal adalet, ifade özgürlüğü, fırsat eşitliği gibi
başlıklarda somut ve ikna edici siyasalar üretilmediği takdirde, bu seçmen
grubunun desteği hızla dağılabilir veya “apolitikleşme”ye yani siyasete
karşı ilgisizleşmeye dönüşebilir. Dolayısıyla genç seçmen desteği, yüksek
potansiyel güç taşısa da aynı zamanda yüksek kırılganlık barındırmaktadır.
Eski AKP Seçmeni: Tepki, Güvensizlik ve Uzaklık
CHP’nin oy artışının en dikkat çekici boyutlarından biri, geçmişte AKP’ye
oy vermiş seçmenlerin sınırlı fakat anlamlı bir bölümünün CHP’ye yönelmesidir.
Bu geçiş, büyük ölçüde ekonomik kriz, yoksullaşma, adaletsizlik algısı ve
kayırmacılık üzerinden gerçekleşmektedir. Ancak bu grup için CHP, henüz tam
anlamıyla “benim partim” konumuna gelmiş değildir. Söz konusu seçmenler, CHP’ye
oy vermeyi çoğu zaman zorunlu bir tercih ya da geçici bir durak olarak
görmektedir. Kültürel kodlar, kimliksel uzaklık ve geçmişe ilişkin algılar bu
grubun CHP ile derin bir siyasal özdeşlik kurmasını zorlaştırmaktadır. Bu
nedenle bu seçmen desteği CHP açısından stratejik ama son derece duyarlı bir
alana işaret etmektedir.
Geleneksel CHP Seçmeni: Yeniden Mobilizasyon
CHP’nin çekirdek seçmeni açısından oy artışı, yeni bir yönelimden çok,
yeniden mobilizasyon anlamı taşımaktadır. Özgür Özel’in liderliği, bu grupta
uzun süredir duyulan “siyasetsizlik” ve “iktidar bakış açısı eksikliği”
eleştirilerini kısmen yatıştırmış görünmektedir. Ancak bu destek, aynı zamanda
yüksek beklenti üretmektedir. Başarıya endeksli bir sabır söz konusudur ve
başarısızlık durumunda hayal kırıklığı da aynı ölçüde sert olabilir.
Değerlendirilecek olursa, CHP’nin oy artışı, farklı seçmen grupları
açısından farklı siyasal anlamlar taşımaktadır: Kararsızlar için geçici ussal
bir tercih, gençler için değer temelli arayış, eski AKP seçmeni için tepkisel
kopuş ve geleneksel seçmen için yeniden umutlanma. Bu tablo, CHP’nin önündeki
temel sorunun oy artırmak değil, bu heterojen destekleri ortak bir bütünlüklü
ve tutarlı çerçevede tutarlı ve kalıcı bir siyasal koalisyona dönüştürmek
olduğunu göstermektedir. Başarının ölçütü, bu farklı güdülenmeleri tek bir
iktidar anlatısı altında birleştirme kapasitesi olacaktır.
Yoğun Miting Uygulamasının CHP’nin Oy Artışı Üzerindeki
Etkisi
Özgür Özel’in genel başkanlığı döneminde CHP, Türkiye siyasal tarihinde
nadir görülen ölçekte yoğun bir miting uygulaması sergilemiştir. Seksenin
üzerinde miting, niceliksel olarak yüksek bir siyasal mobilizasyon kapasitesine
işaret etmektedir. Ancak bu yoğunluk, oy artışı üzerindeki etkisi bakımından
çelişkili ve sınırlı sonuçlar üretmiştir.
Mobilizasyon Etkisi: Mevcut Desteğin Pekiştirilmesi
Yoğun miting uygulamasının en belirgin etkisi, CHP’nin mevcut ve olası
seçmen tabanını mobilize etmesi olmuştur. Mitingler, özellikle partiye zaten
yakın olan seçmenler açısından bir “moral yükseltme” ve “yalnız değiliz”
duygusu üretmiştir. Bu bağlamda mitingler, CHP’nin çekirdek tabanında dağılmayı
önleyici, pekiştirici bir rol oynamıştır. Ancak bu etki, büyük ölçüde içe dönük
bir nitelik taşımaktadır. Mitinglerin yeni seçmen kazanımı yaratma kapasitesi
sınırlı kalmış ve daha çok zaten muhalif olan kesimlerin siyasal enerjisinin
canlı tutulmasına hizmet etmiştir.
Retorik Yineleme ve Etki Aşınması
Miting uygulamasının en sorunlu boyutu, içerik açısından yüksek düzeyde
tekrar içermesidir. Kullanılan söylem, sloganlar ve hedef alınan siyasal
figürler büyük ölçüde birbirinin kopyası niteliğindedir. Bu durum, mitinglerin
zamanla ikna edici gücünü yitirmesine yol açmıştır. Sürekli yinelenen retorik,
kısa vadede duygusal bir rahatlama sağlasa da orta vadede seçmen nezdinde bir
“siyasal gürültü” algısı üretmektedir. Özellikle kararsız ve iktidardan kopma
eğilimindeki seçmenler açısından, bu tür mitingler yeni bir siyasal öneri
sunmaktan çok, mevcut öfkeyi tekrar eden başarım düzeyi olarak algılanmaktadır.
Bütünlüklü ve Tutarlı İçerik Eksikliği ve Siyasa
Görünmezliği
Yoğun miting uygulaması, CHP’nin ülkenin temel sorunlarına ilişkin bütünlüklü
ve tutarlı siyasalarını görünür kılma konusunda yeterince işlevsel olmamıştır.
Ekonomi, toplumsal siyasa, eğitim, dış siyasa ve devlet reformu gibi alanlarda
net, bütünlüklü ve somut siyasa setlerinin mitingler aracılığıyla seçmene
aktarılabildiğini söylemek güçtür. Bu durum, mitinglerin CHP’yi bir “iktidar seçeneği”
olarak değil, daha çok bir “itiraz odağı” olarak konumlandırmasına yol
açmıştır. Oy artışının büyük ölçüde AKP’ye tepki üzerinden şekillenmesinde,
mitinglerin bu bütünlüklü ve tutarlı yoksunluğu belirleyici bir rol oynamıştır.
Kişiselleşme Sorunu: Parti Mitingi mi, Lider Mitingi mi?
Mitinglerin önemli bir bölümü, algısal olarak CHP mitinginden çok belirli
bir lider figürünün mitingi niteliği taşımaktadır. Bu durum, partinin kurumsal
kimliğini güçlendirmek yerine, siyasal yarışmayı kişiler üzerinden okuyan bir
çerçeveyi yeniden üretmektedir. Bu kişiselleşme, kısa vadede görünürlük sağlasa
da uzun vadede CHP’nin toplu ve bütünlüklü ve tutarlı bir iktidar projesi
geliştirmesini zorlaştırmaktadır. Ayrıca bu durum, partinin liderlik
kapasitesinin değil, liderler arası yarışmanın tartışılmasına yol açarak
siyasal odağı dağıtmaktadır.
Marjinal Getiri Problemi: Çok Miting, Az Yeni Oy
Siyasal iletişim yazınının da işaret ettiği üzere, belirli bir noktadan
sonra miting sayısındaki artış, oy artışı açısından azalan marjinal getiri
üretmektedir. CHP örneğinde de yoğun miting uygulaması, belirli bir eşikten
sonra yeni seçmen kazandırmak yerine, aynı seçmenlere aynı mesajların yinelenmesi
sonucunu doğurmuştur. Bu durum, CHP’nin oy oranındaki artışın neden belirli bir
seviyede takılı kaldığını, buna karşın AKP oylarının neden kalıcı biçimde
%30’un altına indirilemediğini açıklayan unsurlardan biridir.
Sonuç olarak yoğun miting uygulaması, CHP’nin oy artışında yardımcı fakat
belirleyici olmayan bir rol oynamıştır. Mitingler mevcut desteği pekiştirmiş, tepkisel
oyları harekete geçirmiş, ancak bütünlüklü ve tutarlı bir iktidar umudu
üretmekte yetersiz kalmıştır. Bu bağlamda mitingler, CHP açısından bir araç
olmaktan çıkıp, neredeyse amaç durumuna gelmiştir. Asıl sorun, miting sayısını
artırmak değil, mitingleri siyasal içerik, farklılaşmış mesaj ve iktidar
vizyonu ile yeniden tanımlayabilmektir.
Mitinglerin Siyasal İkna ve Bütünlüklü ve Tutarlı Yönelim
Üretme Kapasitesi
Mitingler, siyasal iletişim yazınında yalnızca bir mobilizasyon aracı değil,
aynı zamanda seçmen davranışını yönlendirebilecek ikna edici ve yönlendirici
bir mekanizma olarak ele alınmaktadır. Ancak bu gizil gücün gerçekleşip
gerçekleşmediği, mitinglerin içeriği, dili, hedef kitlesi ve kurumsal bağlamı
ile doğrudan ilişkilidir. CHP örneğinde, bu ayrım özellikle belirgin duruma
gelmektedir.
Kuramsal Olarak Mitinglerin İkna Gücü
Kuramsal düzeyde mitingler, üç temel işlev üzerinden siyasal ikna
üretebilir:
Sorun Tanımlama (Problem Framing): Toplumsal
sorunların nedenlerini, sorumlularını ve sonuçlarını net biçimde ortaya koymak.
Çözüm Sunma (Policy Signaling): Seçenek siyasa
önerilerinin sade, anlaşılır ve yinelenebilir biçimde aktarılması.
Yönelim Üretme (Directional Cueing): Seçmene “neden
bu parti?”, “neden şimdi?” ve “neden bu lider?” sorularına tutarlı yanıtlar
sunmak.
Bu üç işlev birlikte çalıştığında mitingler, yalnızca duygusal bir boşalma
alanı değil, bütünlüklü ve tutarlı yönelim üreten bir siyasal okul işlevi
görebilir.
CHP Mitinglerinde Eylemli Durum: Yineleme ve Kişiselleşme
Özgür Özel döneminde CHP’nin miting uygulaması incelendiğinde, bu kuramsal gücün
büyük ölçüde kullanılamadığı görülmektedir. Mitingler, ağırlıklı olarak iktidar
eleştirilerinin yinelenmesine, genel ve soyut demokrasi vurgularına ve belirli
lider figürleri etrafında şekillenen söylemlere dayanmaktadır. Bu durum,
mitingleri ikna edici bir siyasal yönelim üretme aracından çok, tepkisel ve
kişiselleşmiş bir mobilizasyon başarım düzeyine dönüştürmektedir. Retoriğin
yüksek düzeyde yinelemeye dayanması, mitinglerin yeni seçmenler açısından bilgi
üretmeyen, dolayısıyla ikna kapasitesi düşük etkinlikler olarak algılanmasına
yol açmaktadır. Özellikle kararsız ve iktidardan kopma eğilimindeki seçmenler
için mitingler, “neye karşı olunduğunu” anlatmakta, ancak “ne yapılacağını”
yeterince görünür kılmamaktadır.
Bütünlüklü ve Tutarlı Körlük: Siyasa Yerine Duygu Üretimi
CHP mitinglerinde dikkat çeken bir diğer unsur, bütünlüklü ve tutarlı
içerik yerine duygusal mobilizasyonun baskın olmasıdır. Ekonomi, toplumsal
devlet, eğitim reformu, kamu yönetimi ve dış siyasa gibi alanlarda somut siyasa
setlerinin miting diliyle bütünleştirilemediği görülmektedir. Bu eksiklik,
mitinglerin seçmende bir yön duygusu değil, yalnızca bir öfke ve tepki duygusu
üretmesine neden olmaktadır. Oysa siyasal ikna, yalnızca mevcut iktidara
yönelik memnuniyetsizliği yükseltmekle değil, bu memnuniyetsizliği seçenek bir
yönetim vaadine bağlamakla olanaklıdır.
Kişiselleşmiş Mobilizasyonun Yapısal Sonuçları
Mitinglerin kişiselleşmesi, iki önemli yapısal sonuç doğurmaktadır:
Partinin Kurumsal Kimliğinin
Zayıflaması: Parti siyasaları ve kadroları geri planda kalırken, lider
figürleri siyasal anlatının merkezine yerleşmektedir.
İktidar Projesi Yerine Seçim Başarım Düzeyi
Algısı: CHP, seçmeni iktidar programına değil, bir tür “liderler arası yarışmaya”
çağıran bir yapı olarak algılanmaktadır.
Bu durum, mitinglerin uzun vadede oy artırıcı değil, oyları belirli bir
tavan altında kilitleyici bir işlev görmesine yol açmaktadır.
Sonuç: Mitingler İkna Aracı mı, Yinelenen Mobilizasyon
mu?
Mevcut veriler ve gözlemler ışığında, CHP’nin yoğun miting uygulaması siyasal
ikna ve bütünlüklü ve tutarlı yönelim üretme kapasitesine sahip, ancak uygulamada
yinelenen, kişiselleşmiş ve tepkisel bir mobilizasyon aracı olarak
işlemektedir. Bu nedenle mitingler, CHP’nin oy artışını niceliksel olarak
desteklemiş, fakat bu artışı niteliksel ve sürdürülebilir bir iktidar bakış
açısına dönüştürmekte yetersiz kalmıştır.
AKP’nin Ekonomik Kriz ve Siyasal Yıpranmaya Karşın %30
Bandındaki Çekirdek Desteğini Koruma Nedenleri
Derinleşen ekonomik kriz, artan yoksulluk, gelir adaletsizliği ve kurumsal
çözülmeye karşın AKP’nin yaklaşık %30 bandındaki oy desteğini koruyabilmesi,
kısa vadeli siyasal başarım düzeyi ile açıklanamayacak yapısal ve çok katmanlı
bir olgudur. Bu durum, yalnızca iktidarın gücünü değil, aynı zamanda
muhalefetin sınırlarını da görünür kılmaktadır.
Kimliksel Bağlanma: Ekonominin Ötesinde Bir Sadakat
İlişkisi
AKP’nin çekirdek seçmen desteğinin en önemli dayanağı, kimlik temelli
siyasal ait olma duygusudur. Bu seçmen grubu için AKP, yalnızca bir iktidar
partisi değil, kültürel, dinsel ve tarihsel bir “temsil” mekanizmasıdır.
Ekonomik kriz, bu ait olma duygusunu zayıflatmakta, ancak ortadan
kaldırmamaktadır. Bu bağlamda AKP seçmeninin önemli bir bölümü, yaşanan
ekonomik sıkıntıları geçici, dışsal ya da “daha büyük bir mücadelenin bedeli” olarak
ussallaştırabilmektedir. Bu durum, ekonomik akılcılık ile siyasal davranış
arasındaki ilişkinin kimlik tarafından askıya alındığını göstermektedir.
Negatif Kıyaslama Mekanizması: “Seçeneksizlik” Algısı
AKP’nin oylarını belli bir tabanın altına düşürmemesinin bir diğer temel
nedeni, muhalefetin iktidar seçeneği olarak yeterince ikna edici
görülmemesidir. Seçmenin önemli bir bölümü, AKP’den memnun olmasa dahi, CHP ve
muhalefet blokunu “daha iyi yönetecek” bir seçenek olarak hayal edememektedir. Bu
durum, seçmen davranışında “negatif kıyaslama” mekanizmasını devreye
sokmaktadır: “AKP kötü ama diğerleri daha mı iyi?” Bu soruya net ve güven
verici bir yanıt üretilemediği sürece, iktidar partisi oy kaybetse bile belirli
bir tabanda tutunmayı sürdürmektedir.
Devletleşmiş Parti Yapısı ve Dağıtım Kapasitesi
AKP, klasik bir siyasal parti olmaktan çıkarak, zaman içinde devletle iç
içe geçmiş bir iktidar ağına dönüşmüştür. Toplumsal yardımlar, kamu istihdamı,
yerel düzeydeki ilişkiler ve patronaj mekanizmaları, özellikle alt gelir
grupları açısından yaşamsal bir güvenlik ağı işlevi görmektedir. Ekonomik kriz
derinleştikçe, bu ağlara bağımlılık da artmaktadır. Bu nedenle birçok seçmen
için AKP’den kopuş, yalnızca siyasal bir tercih değişikliği değil, gündelik
yaşam riskini artıran bir karar olarak algılanmaktadır.
Medya Hegemonyası ve Algı Yönetimi
AKP’nin medya üzerindeki yüksek denetim kapasitesi, ekonomik ve siyasal
başarısızlıkların çerçevelenme biçimini belirlemektedir. Kriz, çoğu zaman küresel
gelişmeler, dış güçler, geçmiş iktidarların mirası üzerinden anlatılmakta ve
sorumluluk doğrudan iktidara atfedilmemektedir. Bu durum, özellikle siyasal
bilgilenmesi sınırlı olan seçmen gruplarında iktidara yönelik hesap sorma
refleksini zayıflatmaktadır.
Muhalefetin Dil ve Temas Sorunu
AKP’nin çekirdek oyunu korumasında, muhalefetin, özellikle CHP’nin,
kullandığı dil de dolaylı bir rol oynamaktadır. CHP’nin söylemi, birçok AKP
seçmeni açısından uzak, kültürel olarak yabancı, hatta zaman zaman tehdit edici
olarak algılanabilmektedir. Bu algı, ekonomik memnuniyetsizliğin siyasal kopuşa
dönüşmesini engelleyen psikolojik bir engel oluşturmaktadır.
Korku ve Kararsızlık Endişesi
Otoriterleşmiş rejimlerde sıkça görüldüğü üzere, iktidar değişimi fikri,
bazı seçmenler için belirsizlik ve kaos korkusu üretmektedir. AKP, bu korkuyu
bilinçli biçimde besleyen bir söylem üretmektedir: “Biz gidersek ülke dağılır.”
Bu söylem, özellikle yaşlı, kırsal ve düşük gelirli seçmen gruplarında güçlü
bir karşılık bulmaktadır.
Değerlendirilecek olursa, AKP’nin yaklaşık %30 bandındaki çekirdek oyunu
koruyabilmesi, ekonomik başarım düzeyi ile değil, kimliksel sadakat, seçeneksizlik
algısı, devletleşmiş patronaj ağları, medya hegemonyası ve muhalefetin ikna
yetersizliği gibi yapısal etmenlerin birleşimiyle açıklanabilir. Bu tablo, CHP
açısından şu gerçeği net biçimde ortaya koymaktadır: AKP’nin oylarını %30’un
altına indirmek, yalnızca iktidarın hatalarını sergilemekle değil, bu
seçmenlere güven veren, kapsayıcı ve bütünlüklü ve tutarlı bir iktidar anlatısı
oluşturmakla olanaklıdır.
AKP’nin Çekirdek Oy Direnci Karşısında CHP’nin Siyasal
Söylemi ve İktidar Seçeneği Üretme Kapasitesinin Sınırları
AKP’nin derinleşen ekonomik kriz ve siyasal yıpranmaya karşın yaklaşık %30
bandındaki çekirdek oy desteğini koruyabilmesi, CHP’nin siyasal söylemi ve
iktidar seçeneği üretme kapasitesi açısından yapısal sınırlara işaret
etmektedir. Bu sınırlamalar, yalnızca taktiksel hatalardan değil, daha derin,
söylemsel ve kurumsal eksikliklerden kaynaklanmaktadır.
Tepkisel Söylem Sınırı: “Karşıtlık” Üzerinden Siyaset
CHP’nin son dönemdeki siyasal söylemi, büyük ölçüde AKP karşıtlığı
ekseninde şekillenmektedir. İktidarın hataları, hukuksuzlukları ve ekonomik
başarısızlıkları görünür kılınmakta, ancak bu eleştiriler, tutarlı ve
bütünlüklü bir iktidar projesine yeterince bağlanamamaktadır. Bu durum, CHP’nin
söylemini “neye karşı olduğu” üzerinden netleştirirken “neyi nasıl yapacağı”
sorusunu görece belirsiz bırakmaktadır. Tepkisel söylem, kısa vadede oy artışı
sağlayabilse de iktidar değişimi için gerekli olan güven ve yön duygusunu
üretmekte yetersiz kalmaktadır.
Bütünlüklü ve Tutarlı Muğlaklık: Siyasa Setlerinin
Görünmezliği
CHP’nin iktidar seçeneği üretme kapasitesinin önündeki en önemli
sınırlardan biri, bütünlüklü ve tutarlı netlik eksikliğidir. Ekonomi, toplumsal
siyasa, kamu yönetimi reformu ve dış siyasa gibi temel alanlarda kapsamlı siyasa
belgeleri bulunsa dahi bu içeriklerin siyasal söyleme ve kitle iletişimine
etkili biçimde aktarılamadığı görülmektedir. Bu kopukluk, CHP’yi seçmen
nezdinde bir “eleştiri partisi” konumunda tutmakta, ancak bir “yönetme
kapasitesi olan parti” olarak algılanmasını zorlaştırmaktadır. Özellikle
AKP’nin çekirdek seçmeni açısından bu muğlaklık, “risk almama” refleksini
güçlendirmektedir.
Kapsayıcılık Sorunu: Kültürel ve Kimliksel Engeller
CHP’nin söylemi, seküler ve kentli seçmenler açısından akılcı ve meşru
görülürken, tutucu, dindar ve taşra seçmeni açısından uzak ve zaman zaman
dışlayıcı algılanabilmektedir. Bu algı, CHP’nin AKP’nin çekirdek seçmen
tabanına etki etmesini zorlaştıran temel engellerden biridir. Bu bağlamda
CHP’nin söylemi, evrensel değerleri savunurken dahi, bu değerleri yerel ve
kültürel olarak aktarabilme kapasitesinde sınırlılıklar göstermektedir. Sonuç
olarak, parti genişlemekte, ancak derinleşememektedir.
Liderlik ve Kurumsallık Gerilimi
CHP’nin iktidar seçeneği üretme sürecinde karşılaştığı bir diğer sınır,
liderlik ile kurumsallık arasındaki gerilimdir. Siyasal iletişimde lider
figürlerinin öne çıkması, kısa vadeli görünürlük sağlasa da partinin toplu
akıl, kadro derinliği ve kurumsal kapasite üretmesini gölgede
bırakabilmektedir. Bu durum, CHP’nin iktidar vaadinin bir “kişiler arası yarışma”
algısına sıkışmasına yol açmakta ve iktidar değişimi, seçmen nezdinde
kişilerden bağımsız bir yönetilebilirlik güvencesi gerektirmektedir.
Zaman ve Sabır Sorunu: Uzun Vadeli İkna Eksikliği
AKP’nin çekirdek oy direnci, kısa vadeli söylem atılımlarıyla çözülebilecek
bir olgu değildir. CHP’nin temel sınırlılıklarından biri, uzun vadeli, sabırlı
ve çok katmanlı bir ikna stratejisinin henüz yeterince geliştirilmemiş
olmasıdır. Seçmen davranışındaki kimliksel bağlanmalar, ancak zaman içinde
tutarlılıkla yinelenen, güven üreten ve çelişkisiz bir siyasal dil aracılığıyla
çözülebilir. Bu süreklilik sağlanamadığında, her seçim dönemi yeni bir “umut
dalgası” oluşmakta, ancak bu dalga kalıcı bir dönüşüme evrilememektedir.
Sonuç olarak, AKP’nin çekirdek oy desteğini koruyabilmesi, CHP’nin tepkisel
söyleme sıkışması, bütünlüklü ve tutarlı netlik üretememesi, kapsayıcı bir dil
kurmakta zorlanması, kurumsal iktidar anlatısını güçlendirememesi gibi yapısal
sınırlılıklarını görünür kılmaktadır. Bu tablo, CHP açısından temel sorunun “oy
artırmak” değil, iktidar olunabilirliğini toplumsal olarak ikna edici biçimde kurmak
olduğunu ortaya koymaktadır.
Özgür Özel Döneminde CHP’de Liderlik Yapısının
Şekillenmesi
Özgür Özel’in CHP Genel Başkanlığı, partide ne tam anlamıyla klasik tek
liderli ne de güçlü bir toplu liderlik modeline karşılık gelmektedir. Bunun
yerine, çok aktörlü, parçalı ve zaman zaman gerilim üreten hibrit bir liderlik
yapısı ortaya çıkmıştır. Bu yapı hem partinin dönüşüm arayışlarını hem de
iktidar seçeneği üretme kapasitesindeki sınırlılıkları yansıtmaktadır.
Kurumsal Genel Başkanlık: Yetkili ama Sınırlı Liderlik
Özgür Özel, biçimsel olarak CHP’nin tüm kurumsal yetkilerini elinde
bulunduran genel başkandır. Parti Meclisi, MYK ve örgüt yapısı üzerinde hukuksal
ve tüzüğe dayalı yetkilere sahiptir. Ancak bu yetkiler, uygulamada yüksek
karizma, güçlü toplumsal liderlik ya da belirleyici siyasal gündem kurma
kapasitesi ile tam olarak örtüşmemektedir. Bu durum, Özel’in liderliğini
“dengeleyici ve idare edici” bir çerçeveye yerleştirmektedir. Özel, partide
sert kırılmalar yaratmaktan kaçınan, farklı eğilimleri bir arada tutmaya
çalışan bir liderlik tarzı sergilemektedir. Bu tercih, kısa vadede parti içi kararlılık
sağlasa da uzun vadede stratejik yön belirleme kapasitesini sınırlamaktadır.
Gölge Liderlik ve Eylemli Güç Merkezleri
Özgür Özel döneminde CHP liderliği, tek merkezli bir yapıdan çok, birden
fazla güç odağının eş zamanlı varlığı ile özellik kazanmaktadır. Özellikle
büyükşehir belediye başkanları (başta Ekrem İmamoğlu) parti siyasetinde yüksek
görünürlük ve etki kapasitesine sahiptir. Bu durum, uygulamada şu soruyu
gündeme getirmektedir: CHP’nin siyasal lideri kimdir? Özel’in liderliği,
kurumsal düzeyde kabul görürken, kamuoyu algısında partinin siyasal yönünü ve
geleceğini temsil eden figür ile örtüşmeyebilmektedir. Bu ikilik, liderlik
yapısında süreklilik arz eden bir meşruluk ve temsil gerilimi yaratmaktadır.
Karizma Açığı ve Söylemsel Sınırlılık
Siyasal liderlik yazınında karizma, özellikle iktidar seçeneği üretme
süreçlerinde belirleyici bir rol oynamaktadır. Özgür Özel’in liderliği, akılcı,
ölçülü ve çatışmadan kaçınan bir profile sahip olmakla birlikte, geniş seçmen
kitlelerini sürükleyici ve dönüştürücü bir karizma üretmekte zorlanmaktadır. Bu
durum, liderliğin söylemsel düzeyde de görülmektedir. Özel’in dili kapsayıcı ve
yumuşak olmakla birlikte, güçlü bir yön duygusu ve gelecek anlatısı üretme
kapasitesi sınırlı kalmaktadır. Sonuç olarak liderlik, kriz yöneten bir aktör
olmaktan çok, dengeyi koruyan bir eş güdümcü işlevi görmektedir.
Toplu Liderlik Savı ve Uygulamadaki Gerilim
Özgür Özel, söylem düzeyinde sıkça “toplu akıl”, “ortak yönetim” ve “danışma”
vurgusu yapmaktadır. Ancak uygulamada bu yaklaşım, güçlü bir toplu liderlik
modeline dönüşmekten çok, liderlik belirsizliğini normalleştiren bir çerçeve
üretmektedir. Toplu liderlik, açık rol dağılımı ve net sorumluluk alanlarıyla
işlerlik kazanır. CHP’de ise bu yapı, çoğu zaman farklı aktörlerin kendi
siyasal gündemlerini sürdürdüğü, ancak bunların merkezi bir stratejiye
bağlanmadığı bir görünüm arz etmektedir.
Parti İçi Demokrasi ile Siyasal Etkililik Arasındaki
Gerilim
Özgür Özel’in liderlik anlayışı, parti içi demokrasiye ve çoğulculuğa güçlü
vurgu yapmaktadır. Bu yönüyle, önceki dönemlerin merkezi ve disiplin içeren
liderlik anlayışından bilinçli bir kopuş söz konusudur. Ancak bu yaklaşım,
siyasal yarışmanın sert olduğu bir ortamda, CHP’nin hızlı karar alma ve net tavır
belirleme kapasitesini zayıflatabilmektedir. Bu gerilim, liderliğin “demokratik
meşruluk” ile “siyasal etkililik” arasında sıkışmasına yol açmaktadır.
Değerlendirilecek olursa, Özgür Özel döneminde CHP’de liderlik yapısı kurumsal
olarak güçlü, siyasal olarak parçalı, karizma üretme kapasitesi sınırlı, birden
fazla güç odağının etkili olduğu hibrit bir model olarak şekillenmektedir. Bu
yapı, parti içi çatışmayı sınırlamakta, ancak aynı zamanda CHP’nin tek
merkezli, net ve ikna edici bir iktidar liderliği üretmesini zorlaştırmaktadır.
Kurumsal Liderlik mi, Kişilere Endeksli ve Çift Merkezli
Bir Siyasal Yapı mı?
Özgür Özel döneminde CHP’de ortaya çıkan liderlik yapısı, klasik anlamda
kurumsallaşmış bir liderlik modeli üretmekten çok, kişilere endeksli ve uygulamada
çift merkezli bir siyasal yapı görünümü arz etmektedir. Bu durum, partinin
iktidar seçeneği üretme kapasitesi açısından hem yapısal hem de algısal
sorunlar doğurmaktadır.
Kurumsal Liderliğin Asgari Koşulları ve CHP Gerçeği
Kurumsal bir liderlik modeli, liderliğin kişisel karizma ya da bireysel
görünürlükten bağımsız olarak açık rol ve yetki tanımlarına, net karar alma
mekanizmalarına, kolektif aklı yönlendiren bir merkezi stratejiye ve lider
değişse dahi süreklilik gösteren bir siyasal çizgiye sahip olmayı gerektirir. CHP’de
biçimsel olarak bu yapıların büyük kısmı mevcuttur. Ancak uygulamada bu
kurumsal çerçeve siyasal ağırlık üretme kapasitesine dönüşememektedir. Kurumlar
vardır, fakat yön belirleyen, siyaseti sürükleyen ve seçmen nezdinde güven
üreten bir merkezi liderlik algısı oluşmamaktadır.
Çift Merkezlilik: Genel Başkanlık ile Popüler Liderlik
Arasındaki Ayrışma
CHP’de liderlik yapısının en belirgin özelliği, kurumsal genel başkanlık
ile popüler siyasal liderlik arasındaki ayrışmadır. Genel başkanlık makamı,
parti içi yönetim ve örgütsel eş güdüm açısından belirleyici olmakla birlikte,
kamuoyu algısında partinin siyasal yönünü ve geleceğini temsil eden figür ile
örtüşmeyebilmektedir. Bu durum, uygulamada bir çift merkezlilik üretmektedir. Bir
yanda partiyi yöneten, uzlaştırıcı ve kurumsal bir genel başkanlık, diğer yanda
toplumsal karşılığı daha yüksek, seçim kazanmış ve görünürlüğü güçlü siyasal
aktörler. Bu ikilik, CHP’nin siyasal mesajlarını çoğu zaman çok sesli ama
yönsüz bir duruma getirmektedir.
Kişilere Endeksli Siyasetin Kaçınılmazlığı
CHP’de kurumsal liderlik üretilememesinin temel nedenlerinden biri, siyasal
yarışmanın giderek kişiler üzerinden yürütülmesidir. Mitingler, medya
görünürlüğü ve siyasal anlatı, büyük ölçüde belirli isimler etrafında
şekillenmektedir. Bu durum, partinin bütünlüklü ve tutarlı kapasitesini gölgede
bırakmakta ve siyasal başarı ve başarısızlıklar kişisel başarım düzeylerine
bağlanmaktadır. Sonuç olarak CHP, bir iktidar programı etrafında değil, lider
figürlerinin yarışması ve uyumu üzerinden tartışılmaktadır.
Kurumsallaşma Yerine Yönetilebilir Belirsizlik
Özgür Özel’in liderliği, bu çift merkezli yapıyı doğrudan çatışmaya
dönüştürmekten kaçınan bir “yönetilebilir belirsizlik” stratejisi üretmektedir.
Bu strateji, kısa vadede parti içi krizleri önleyici bir işlev görmektedir.
Ancak uzun vadede bu belirsizlik, CHP’nin iktidar olma savını netleştirmesini, liderlik
sorusuna açık bir yanıt vermesini ve seçmen nezdinde güven üretmesini zorlaştırmaktadır.
Siyasal Algı Sorunu: “Kim Yönetiyor?”
Seçmen açısından en kritik soru şudur “CHP iktidara gelirse, kim
yönetecek?”. Çift merkezli yapı, bu soruya net bir yanıt üretmeyi
güçleştirmektedir. Kurumsal liderlik savı, kişisel siyasal figürlerin
gölgesinde kalmakta ve bu da CHP’nin iktidar seçeneği olarak algılanmasında
ciddi bir zayıflık yaratmaktadır.
Sonuç olarak, Özgür Özel döneminde CHP kurumsal liderlik söylemi üretmekte,
ancak uygulamada kişilere endeksli, çift merkezli ve belirsizlikle yönetilen bir
siyasal yapı sergilemektedir. Bu yapı, parti içi kararlılığı kısa vadede
koruyabilse de CHP’nin tek merkezli, net ve ikna edici bir iktidar anlatısı
üretmesini sınırlamaktadır.
Ekrem İmamoğlu’nun Siyasal Ağırlığının CHP’nin Oy Artışı
ve Liderlik Algısı Üzerindeki Etkisi
Ekrem İmamoğlu’nun siyasal ağırlığı, Özgür Özel döneminde CHP’nin oy artışı
ve liderlik algısı üzerinde çift yönlü ve çelişkili bir etki yaratmaktadır.
İmamoğlu, bir yandan CHP’nin toplumsal görünürlüğünü ve kazanma kapasitesini
artıran bir aktör olarak öne çıkarken, diğer yandan partinin kurumsal liderlik kurmasını
zorlaştıran yapısal bir gerilim üretmektedir.
Oy Artışı Üzerindeki Etki: Katalizör Ama Taşıyıcı Değil
İmamoğlu’nun özellikle büyükşehir seçmeni, gençler ve kararsızlar
üzerindeki etkisi, CHP’nin oy artışında katalizör işlevi görmektedir. İstanbul
seçimlerinde elde edilen başarı, CHP’nin “kazanabilir parti” algısını
güçlendirmiş ve bu algı, partiye yönelik geçici güven artışını beraberinde
getirmiştir. Ancak bu etki, kişisel başarıdan kurumsal kazanıma tam anlamıyla
dönüştürülememiştir. İmamoğlu’nun popülaritesi, CHP’nin oylarını belirli ölçüde
yukarı çekmiş, fakat bu artış, partinin tüm ülke çapında kalıcı, bütünlüklü ve
tutarlı bir yükselişe dönüşmemiştir. Dolayısıyla İmamoğlu etkisi oy artışını
başlatan bir itici güç, fakat onu sürdüren bir taşıyıcı mekanizma olmamıştır.
Liderlik Algısı: Eylemli Siyasal Lider – Kurumsal Genel
Başkan Ayrımı
İmamoğlu’nun siyasal ağırlığı, CHP’de liderlik algısını ikiye bölmektedir.
Kurumsal olarak CHP’nin genel başkanı Özgür Özel olmakla birlikte, kamuoyu
algısında İmamoğlu çoğu zaman partinin en görünür yüzü, seçim kazanmış lideri, iktidar
olasılığı taşıyan figürü olarak algılanmaktadır. Bu durum, CHP’de eylemli siyasal
liderlik ile kurumsal genel başkanlık arasında örtüşme sorunu yaratmaktadır.
Liderliğin bu şekilde bölünmesi, partinin siyasal mesajlarında zaman zaman
belirsizlik ve çok merkezlilik üretmektedir.
Mitingler ve Siyasetin Kişiselleşmesi
İmamoğlu’nun katıldığı ya da onun etrafında şekillenen mitingler, CHP’nin
kurumsal kimliğinden çok, lider figürünün mobilizasyon kapasitesini öne
çıkarmaktadır. Bu durum, kısa vadede kalabalık ve görünürlük sağlasa da uzun
vadede CHP’nin siyasal mücadelesini kişiler üzerinden okuyan bir çerçeveyi
pekiştirmektedir. Sonuç olarak mitingler, CHP’nin bütünlüklü ve tutarlı
vizyonunu görünür kılmaktan çok, liderler arası güç dengesi tartışmalarının
zeminine dönüşebilmektedir.
Kurumsallaşma Üzerindeki Etki: Güçlendirme mi, Gölgeleme
mi?
İmamoğlu’nun siyasal ağırlığı, CHP’nin kurumsallaşması açısından ikili bir
etki yaratmaktadır: Bir yandan CHP’nin kazanma kapasitesini ve özgüvenini
artırmakta, diğer yandan partinin kurumsal liderlik modelinin kurulmasını
gölgelemektedir. Bu durum, CHP’nin iktidar seçeneği olabilmesi için gerekli
olan kurum merkezli güven üretimini zayıflatmaktadır. Seçmen, CHP’ye değil, CHP
içindeki belirli aktörlere güven duymaya yönelmektedir.
Stratejik İkilem: Üstünlük mü, Yapısal Risk mi?
İmamoğlu etmeni, CHP açısından aynı anda hem stratejik bir üstünlük hem de
yapısal bir risk oluşturmaktadır. Üstünlüktür, çünkü CHP’nin seçim
kazanabildiğini göstermiştir. Risktir, çünkü bu kazanma kapasitesi, partinin
bütününe değil, tek bir siyasal figüre endekslenmiştir. Bu ikilem çözülemediği
sürece, CHP’nin oy artışı belirli bir tavanın üzerine çıkmakta zorlanacak ve
liderlik tartışmaları ise iktidar projesinin önüne geçmeye devam edecektir.
Değerlendirilecek olursa, Ekrem İmamoğlu’nun siyasal ağırlığı CHP’nin oy
artışını tetikleyen, kazanabilirlik algısını güçlendiren, ancak kurumsal
liderlik oluşturulmasını zorlaştıran çelişkili bir etki yaratmaktadır. Bu
durum, CHP’nin önündeki temel soruyu daha da netleştirmektedir: CHP, kişisel
siyasal başarıları kurumsal bir iktidar projesine dönüştürebilecek midir?
Sinerji mi, Uzun Vadeli Kurumsal Zayıflama Riski mi?
Ekrem İmamoğlu’nun siyasal ağırlığının CHP üzerindeki etkisi, kısa vadede
sinerjik, uzun vadede ise kurumsal zayıflama riski barındıran çift yönlü bir
karakter taşımaktadır. Bu etki, doğru biçimde yönetilmediği takdirde, CHP’nin
iktidar seçeneği olma kapasitesini güçlendirmek yerine, yapısal sınırlarını
derinleştirebilir.
Kısa Vadede Sinerji: Kazanabilirlik ve Moral Etkisi
Kısa vadede İmamoğlu etmeni, CHP açısından açık bir sinerji üretmektedir.
Bu sinerji üç düzeyde ortaya çıkmaktadır:
Kazanabilirlik Algısı: İmamoğlu’nun
seçim başarısı, CHP’nin “seçim kazanamaz” algısını kırmış ve partiye yönelik
psikolojik eşiğin aşılmasına katkı sağlamıştır.
Mobilizasyon Kapasitesi: İmamoğlu’nun
toplumsal karşılığı, mitinglere katılımı artırmış ve muhalif seçmenin siyasete
yeniden sıcak bakmasını kolaylaştırmıştır.
Gündem Kurma Gücü: CHP, İmamoğlu
sayesinde daha görünür duruma gelmiş ve siyasal gündemin tümüyle iktidar
tarafından belirlenmesinin önüne kısmen geçebilmiştir.
Bu yönüyle İmamoğlu, CHP için kısa vadeli bir hızlandırıcı ve katalizör
işlevi görmektedir.
Orta Vadede Gerilim: Liderlik Belirsizliği ve Odak Kaybı
Ancak bu sinerji, orta vadede belirgin bir liderlik gerilimine
dönüşmektedir. CHP’de kurumsal genel başkanlık ile eylemli siyasal liderlik
algısı arasında net bir örtüşme sağlanamamaktadır. Bu durum, partinin siyasal
mesajlarının merkezileşmesini zorlaştırmakta ve “CHP ne söylüyor?” sorusu
yerine, “hangi lider ne dedi?” sorusunu öne çıkarmaktadır. Bu gerilim, CHP’nin
iktidar projesini kişiler arası ilişkilere indirgeme riski taşımaktadır.
Uzun Vadede Kurumsal Zayıflama Riski
Uzun vadede en kritik risk, CHP’nin siyasal başarısının kurumsal kapasiteye
değil, kişisel popülariteye endekslenmesidir. Bu durum üç temel zayıflık
üretir:
Kurumsal Güven Erozyonu: Seçmen, CHP’ye
değil, CHP içindeki belirli aktörlere güvenmeye başlar. Bu da partinin
süreklilik ve yönetilebilirlik savını zayıflatır.
Bütünlüklü ve Tutarlı Geri Planlama: Siyasa setleri,
ideolojik yönelimler ve kurumsal reform önerileri, lider figürlerinin
gölgesinde kalır.
İktidar Sonrası Belirsizlik: CHP iktidara
gelirse “kim yönetecek?” sorusu net bir yanıt bulamaz. Bu belirsizlik,
özellikle riskten kaçınan seçmen gruplarını uzaklaştırır.
Bu bağlamda İmamoğlu etkisi kurumsal bir çerçeveye oturtulmadığı takdirde,
CHP’yi lider bağımlı bir partiye dönüştürme riski taşımaktadır.
Kritik Ayrım: Yönetilen Sinerji mi, Denetimsiz
Kişiselleşme mi?
Buradaki belirleyici unsur, İmamoğlu’nun varlığı değil, bu varlığın nasıl
yönetildiğidir. Kurumsal liderlik açık biçimde tanımlanır, roller netleştirilir
ve kişisel başarılar partinin ortak programına bağlanabilirse, sinerji kalıcı kılınabilir.
Aksi durumda, sinerji kısa vadeli bir ivme olarak kalacak ve uzun vadede
CHP’nin kurumsal zayıflığını derinleştiren bir etmene dönüşecektir.
Sonuç olarak, Ekrem İmamoğlu’nun siyasal ağırlığı kısa vadede CHP için
sinerji üretmektedir, orta vadede liderlik gerilimi yaratmaktadır ve uzun
vadede ise kurumsal olarak yönetilmediği takdirde zayıflama riski taşımaktadır.
Bu neden ve CHP açısından temel sorun, “İmamoğlu etkisi var mı?” sorusu değil, “Bu
etki, kurumsal bir iktidar mimarisine dönüştürülebiliyor mu?” sorusudur.
CHP’nin Muhalefet Uygulaması ve İktidar Seçeneği Olma
Kapasitesi
CHP’nin mevcut muhalefet uygulaması, Türkiye’de iktidar seçeneği olabilmek
için gerekli olan bütünlüklü ve tutarlı derinliği ve kurucu siyaset
kapasitesini sınırlı ve parçalı biçimde üretmektedir. Parti, iktidarın
krizlerine tepki veren, gündem takip eden ve savunmacı bir muhalefet çizgisi
oluşturmakta, ancak bu çizgiyi bütünlüklü bir siyasal proje düzeyine taşımakta
zorlanmaktadır.
Tepkisel Muhalefet – Kurucu Siyaset Ayrımı
Kurucu siyaset, yalnızca iktidarı eleştirmek değil, yeni bir devlet-toplum
ilişkisi, yeni bir yönetim mimarisi ve yeni bir meşruluk anlatısı oluşturabilme
kapasitesini gerektirir. CHP’nin mevcut muhalefet uygulaması ise ağırlıklı
olarak iktidarın hukuksuzluklarına, ekonomik kriz yönetimine ve otoriterleşme
eğilimlerine tepki vermekle sınırlı kalmaktadır. Bu yaklaşım, muhalefetin
haklılığını güçlendirse de iktidar olma iknasını üretmemektedir.
Bütünlüklü ve Tutarlı Yetersizlik ve Parçalı Söylem
CHP’de bütünlüklü ve tutarlı kapasite tamamen yok değildir. Ancak siyasa
önerileri parçalıdır, sektörel reformlar birbiriyle konuşmamaktadır ve sunulan
çözümler, güçlü bir normatif çerçeveye bağlanmamaktadır. Örneğin hukuk devleti,
yargı reformu, yerel yönetimler veya toplumsal siyasa alanlarında önemli
eleştiriler dile getirilmekte, ancak bunlar, “nasıl bir Türkiye?” sorusuna
bütünlüklü bir yanıt üreten kurucu bir anlatıya dönüşememektedir. Bu durum,
CHP’nin muhalefet uygulamasını teknik ama vizyonsuz algılanabilir duruma
getirmektedir.
Kurucu Dil Eksikliği: Gelecek Hayalinin Belirsizliği
CHP’nin söyleminde en önemli eksikliklerden biri, güçlü bir gelecek hayalidir.
Parti, sıklıkla “neyi yıkacağını” ve “neyi durduracağını” anlatmakta, ancak, hangi
siyasal düzeni kuracağını, bu düzenin hangi değerler üzerine kurulacağını ve devletin
hangi alanlardan çekilip hangilerinde güçleneceğini net biçimde ortaya
koyamamaktadır. Bu nedenle CHP, otoriter bir rejimden çıkış için teknik bir
geçiş planı sunmakta, fakat bu geçişin toplumsal anlamını yeterince
kuramamaktadır.
İttifak Siyaseti ve Kurumsal Erozyon
CHP’nin muhalefet uygulaması, büyük ölçüde ittifak siyaseti üzerine
kuruludur. Bu durum kısa vadede seçim matematiği açısından akılcı olsa da uzun
vadede iki sorun üretmektedir: CHP’nin kendi bütünlüklü ve tutarlı kimliği
silikleşmektedir. Parti, iktidar projesini değil, uzlaşma zeminlerini merkeze
almaktadır. Bu bağlamda CHP, kurucu bir merkez parti olmaktan çok, farklı
muhalif aktörleri bir arada tutmaya çalışan eş güdümcü bir aktöre dönüşme riski
taşımaktadır.
İktidar Seçeneği mi, Sürekli Muhalefet mi?
Mevcut haliyle CHP’nin muhalefet uygulaması eleştirel olarak güçlü, ahlaksal
olarak meşru ancak kurucu, bütünlüklü ve tutarlı siyasa olarak eksiktir. Bu
nedenle CHP, bugün itibarıyla iktidarı devralabilecek bir siyasal proje
sunmaktan çok, iktidarın yarattığı krizlerin geçici yöneticisi olmaya daha
yakın görünmektedir. CHP’nin gerçek anlamda iktidar seçeneği olabilmesi için kişilere
değil kuruma dayalı bir liderlik, parçalı değil bütünlüklü bir program ve savunmacı
değil kurucu bir siyasal dil üretmesi gerekmektedir.
CHP İçinde Temsil ve Kimlik Tartışması: Başörtülü Aday Sorunu
Özgür Özel’in, CHP’nin gelecek seçimlerde başörtülü ya da tesettürlü kadın
adaylara yer vereceğini açıklaması, partinin toplumsal kapsayıcılık savı
açısından önemli olduğu kadar, parti içi dengeler bakımından da tartışmalı bir
başlık oluşturmaktadır. Bu tür bir aday tercihi, CHP’nin uzun yıllar boyunca
laiklik ekseninde şekillenen siyasal kimliği dikkate alındığında, parti içinde
farklı düzeylerde itirazların ortaya çıkmasını kaçınılmaz kılmaktadır.
Söz konusu itirazlar, yalnızca ideolojik bir dirençten ibaret değildir. Bir
yandan laiklik duyarlılığı güçlü olan geleneksel CHP tabanında, başörtüsünün
bireysel bir tercih olmaktan çok siyasal İslam’ın simgesi olarak algılanmasına
dayalı tarihsel bir hafıza bulunmaktadır. Diğer yandan, kendisini sosyal
demokrat çizgide konumlandıran parti içi aktörler açısından asıl sorun, kimlik
temsiline yapılan bu vurgunun, sınıfsal eşitsizlikler, sosyal adalet ve
ekonomik kriz gibi temel siyasa alanlarının önüne geçmesi olasılığıdır. Bu
bağlamda itirazların önemli bir kısmı, CHP’nin kimlik siyasetine sıkışması
riskine yönelik bütünlüklü ve tutarlı bir kaygıdan beslenmektedir.
Bu tür iç gerilimlerin CHP açısından ters sonuç üretip üretmeyeceği ise
büyük ölçüde bu adımın nasıl çerçevelendiğine bağlıdır. Başörtülü aday tercihi,
simgesel bir “açılım” ya da geçmişle hesaplaşma söylemi üzerinden sunulduğu
takdirde, parti içinde savunmacı refleksleri güçlendirebilir ve CHP’nin kendi
tabanında yeni bir kimlik tartışmasını tetikleyebilir. Buna karşılık, bu
tercihin olağan ve normal bir temsil sorunu olarak ele alınması, adayların
siyasal duruşlarının, siyasa önerilerinin ve sosyal demokrat çizgiyle
uyumlarının ön plana çıkarılması durumunda, söz konusu gerilimlerin etkisi
sınırlı kalacaktır.
Bu noktada belirleyici olan husus, CHP’nin temsil çeşitliliğini tekil ve
vitrin niteliğinde bir atılım olarak mı, yoksa daha geniş bir kurumsal
dönüşümün parçası olarak mı ele aldığıdır. Başörtülü kadın adayların varlığı,
ancak emek, yoksulluk, kadın hakları ve toplumsal siyasa alanlarında tutarlı ve
kapsayıcı bir siyasal çizgiyle birlikte düşünüldüğünde partinin iktidar seçeneği
olma savını güçlendirebilir. Aksi durumda bu adım, CHP’nin bütünlüklü ve
tutarlı siyasal kapasitesini artırmaktan çok parti içi tartışmaları
derinleştiren simgesel bir jest olarak kalma riski taşımaktadır.
GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışma, Özgür Özel’in Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığı
dönemini, başarı–başarısızlık ikiliğine indirgemeden, oy oranlarındaki değişim,
liderlik yapısının niteliği, muhalefet uygulamalarının sınırları ve iktidar seçeneği
üretme kapasitesi bağlamında çözümlemeyi amaçlamıştır. Çözümleme, CHP’de
gözlenen görece oy artışının siyasal anlamını tartışmaya açarken, bu artışın
kalıcılığı ve dönüştürücü gücü konusunda temkinli bir değerlendirme ortaya
koymaktadır.
Özgür Özel’in genel başkanlığı döneminde CHP’nin oy oranlarında sınırlı
fakat dikkat çekici bir yükseliş yaşandığı görülmektedir. Ancak bu yükseliş,
seçim sonuçları ve kamuoyu araştırmaları birlikte değerlendirildiğinde, büyük
ölçüde AKP iktidarına yönelik birikmiş toplumsal tepkinin yansıması niteliği
taşımaktadır. Bu bağlamda söz konusu oy artışının, CHP tarafından üretilmiş
bütünlüklü bir siyasal program ya da ikna edici bir iktidar projesinden çok
mevcut iktidarın ekonomik ve siyasal başarım düzeyine yönelik
memnuniyetsizlikten beslendiği söylenebilir. Dolayısıyla ortaya çıkan tablo,
bir “umut yükselişi”nden çok, geçici ve kırılgan bir yönelim değişimine işaret
etmektedir.
Çalışmada özellikle vurgulanan miting uygulamaları, bu kırılganlığın önemli
göstergelerinden biridir. Yoğun ve yaygın miting etkinlikleri CHP’ye görünürlük
ve kısa vadeli seferberlik kapasitesi kazandırmakla birlikte, yinelenen ve
büyük ölçüde kişiselleşmiş bir siyasal söylem üretmektedir. Mitinglerde dile
getirilen taleplerin, somut ve bütünlüklü siyasa önerilerine dönüşmemesi, bu uygulamanın
siyasal ikna ve program üretme kapasitesini sınırlamaktadır. Bu durum, CHP’nin
toplumsal muhalefeti diri tutma konusunda görece başarılı, ancak bu enerjiyi
kurucu bir siyasal projeye dönüştürme konusunda yetersiz kaldığını
göstermektedir.
AKP’nin derinleşen ekonomik kriz, siyasal yıpranma ve yönetsel sorunlara karşın
yaklaşık yüzde 30 bandındaki çekirdek oy desteğini koruyabilmesi, CHP açısından
ayrı bir yapısal sınırı görünür kılmaktadır. Bu olgu, iktidar blokunun yalnızca
maddi performansla değil, kimlik, sadakat ve kurumsallaşmış siyasal ait olma
duyguları üzerinden de yeniden üretildiğini ortaya koymaktadır. Aynı zamanda bu
durum, CHP’nin söyleminin ve muhalefet uygulamasının iktidarın çekirdek
seçmenini çözebilecek kapsayıcılık ve derinlikten henüz uzak olduğunu
göstermektedir.
Liderlik tartışması açısından bakıldığında, Özgür Özel döneminde CHP’de
kurumsal bir liderlik modelinin tam anlamıyla kurulamadığı görülmektedir.
Parti, bir yandan genel başkanlık makamı etrafında şekillenen örgütsel
liderliği korumaya çalışırken, diğer yandan Ekrem İmamoğlu’nun yüksek siyasal
görünürlüğü ve toplumsal karşılığıyla oluşan ikinci bir ağırlık merkeziyle
karşı karşıyadır. Bu çift merkezli yapı, kısa vadede CHP’ye devingenlik ve
siyasal ivme kazandırsa da uzun vadede partinin kurumsal kimliği ve liderlik
bütünlüğü açısından riskler barındırmaktadır. CHP’nin, kişilere endeksli bir
siyasal taşıyıcıya dönüşme olasılığı bu bağlamda göz ardı edilemez.
Sonuç olarak bu çalışma, CHP’nin Özgür Özel liderliğinde belirli bir
siyasal hareketlilik ve görünürlük kazandığını, ancak bu hareketliliğin henüz
kurumsallaşmış, bütünlüklü ve sürdürülebilir bir iktidar seçeneği üretme
düzeyine ulaşmadığını ortaya koymaktadır. Mevcut tablo, CHP’nin içinde
bulunduğu yükselişin bir iktidar yürüyüşünden çok henüz tamamlanmamış ve
kırılgan bir geçiş sürecine işaret ettiğini göstermektedir. Bu geçişin kalıcı
bir siyasal dönüşüme evrilip evrilemeyeceği ise, partinin seferberlik kapasitesini
ikna edici bir siyasal hat ve somut siyasa setiyle destekleyip
destekleyemeyeceğine bağlı olacaktır. Bu bağlamda, başörtülü aday sorunu
etrafında ortaya çıkan parti içi tartışmalar, CHP’nin temsil çeşitliliği ile
kurumsal bütünlük arasındaki dengeyi henüz tam olarak kuramadığını
göstermektedir. Bu denge, ancak kimlik temelli simgesel adımların, sosyal
demokrat bir siyasal çizgi ve tutarlı bir iktidar projesiyle desteklenmesi durumunda,CHP’nin
mevcut hareketliliğini kalıcı ve dönüştürücü bir siyasal kapasiteye
dönüştürebilecektir.
KAYNAKÇA
Achen, C. H., & Bartels, L. M. (2016). Democracy for realists: Why
elections do not produce responsive government. Princeton University Press.
Bale, T. (2014). European politics: A comparative introduction (2nd ed.).
Palgrave Macmillan.
Bartels, L. (2008). Unequal Democracy. Princeton University Press.
Bennett, W. L., & Segerberg, A. (2013). The logic of connective action:
Digital media and the personalization of contentious politics. Cambridge
University Press.
Bermeo, N. (2016). On democratic backsliding. Journal of Democracy, 27(1),
5–19. https://doi.org/10.1353/jod.2016.0012
Carothers, T., & O’Donohue, A. (2019). Democracies divided: The global
challenge of political polarization. Brookings Institution Press.
Çarkoğlu, A., & Kalaycıoğlu, E. (2007). Turkish democracy today. I.B.
Tauris.
Dalton, R. J. (2018). Political realignment: Economics, culture, and
electoral change. Oxford University Press.
Downs, A. (1957). An economic theory of democracy. Harper & Row.
Eatwell, R., & Goodwin, M. (2018). National populism: The revolt
against liberal democracy. Pelican Books.
Enyedi, Z. (2016). Paternalist populism and illiberal elitism in Central
Europe. Journal of Political Ideologies, 21(1), 9–25. https://doi.org/10.1080/13569317.2016.1105402
Katz, R. S., & Mair, P. (1995). Changing models of party organization
and party democracy. Party Politics, 1(1), 5–28. https://doi.org/10.1177/1354068895001001001
Kriesi, H., et al. (2012). Political conflict in Western Europe. Cambridge
University Press.
Levitsky, S. ve Way, L. A. (2010). Competitive Authoritarianism. Cambridge
University Press. Erişim: Cambridge Core, JSTOR).
Levitsky, S., & Ziblatt, D. (2018). How democracies die. Crown.
Linz, J. J. (1990). The perils of presidentialism. Journal of Democracy,
1(1), 51–69. https://doi.org/10.1353/jod.1990.0011
Mainwaring, S., & Shugart, M. S. (1997). Presidentialism and democracy
in Latin America. Cambridge University Press.
Mair, P. (2013). Ruling the void: The hollowing of Western democracy.
Verso.
McAdam, D., Tarrow, S., & Tilly, C. (2001). Dynamics of contention.
Cambridge University Press.
Mudde, C. (2007). Populist radical right parties in Europe. Cambridge
University Press.
Norris, P. & Inglehart, R. (2019). Cultural Backlash. Cambridge
University Press.
Norris, P., & Inglehart, R. (2019). Cultural backlash: Trump, Brexit,
and authoritarian populism. Cambridge University Press.
Özbudun, E. (2014). Turkey’s judiciary and the drift toward competitive
authoritarianism. International Spectator, 49(2), 42–55. https://doi.org/10.1080/03932729.2014.918351
Poguntke, Thomas, and Paul Webb (eds), 'The Presidentialization of Politics
in Democratic Societies: A Framework for Analysis', in Thomas Poguntke, and
Paul Webb (eds), The Presidentialization of Politics: A Comparative Study of
Modern Democracies, Comparative Politics (Oxford, 2005; online edn, Oxford
Academic, 20 Apr. 2005), https://doi.org/10.1093/0199252017.003.0001, accessed
22 Jan. 2026.
Schedler, A. (2006). The logic of electoral authoritarianism. In A.
Schedler (Ed.), Electoral authoritarianism (pp. 1–23). Lynne Rienner.
Tilly, C. (2004). Social movements, 1768–2004. Paradigm Publishers.
Weyland, K. (2017). Populism: A Political-Strategic Approach.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder