Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

29 Ocak 2026 Perşembe

 

Kararsız Seçmenlerin Siyasal Gerekçeleri ve Gelecek Davranışlarının Kesişimi

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

ÖZ

Bu çalışma, Türkiye’de son yıllarda derinleşen otoriterleşme sürecinin siyasal temsil, seçmen davranışı ve kamu yönetimi üzerindeki etkilerini incelemektedir. Çalışma, özellikle siyasal partilere ve siyasal sisteme duyulan güvendeki aşınmayı, seçmenin artan umutsuzluğunu ve bunun siyasal katılım biçimlerine yansımasını çözümlemeyi amaçlamaktadır. Nicel verilerden, kamuoyu araştırmalarından ve ikincil kaynaklardan yararlanılarak yürütülen çözümleme, seçmenlerin önemli bir bölümünün hiçbir siyasal partinin ülkenin temel sorunlarını çözebileceğine inanmadığını ortaya koymaktadır. Araştırma bulguları, bu güvensizliğin yalnızca siyasal parti sistemine değil, parti liderliği, üst yönetim kadroları ve aday belirleme süreçlerine yönelik yaygın bir memnuniyetsizliği de içerdiğini göstermektedir. Parti içi demokrasi eksikliği, ehliyet ve liyakat ilkelerinin zayıflaması ve yandaş kayırmacılığı, seçmen nezdinde siyasal temsilin meşruluğunu aşındıran temel etmenler arasında yer almaktadır. Çalışma ayrıca, yargısal darbe ve yargıda yozlaşma olgusunun, hukukun üstünlüğünü zedeleyerek otoriterleşmeyi derinleştiren kritik bir mekanizma durumuna geldiğini savunmaktadır. Sonuç olarak makale, Türkiye’de siyasal sistemin karşı karşıya olduğu krizin yalnızca iktidar-muhalefet dengesiyle değil, kurumsal erozyon ve temsil krizinin yapısal boyutlarıyla ele alınması gerektiğini ileri sürmektedir.

Anahtar Kelimeler: Otoriterleşme, siyasal partiler, seçmen davranışı, kurumsal erozyon, yargısal darbe, Türkiye.

 

ABSTRACT

This study examines the impact of Turkey’s deepening autocratization process on political representation, voter behavior, and public administration. It focuses in particular on the erosion of trust in political parties and the political system, the growing sense of voter pessimism, and how these dynamics shape patterns of political participation. Drawing on quantitative data, public opinion surveys, and secondary sources, the analysis demonstrates that a substantial share of voters no longer believe that any political party is capable of resolving Turkey’s major problems.

The findings indicate that this distrust extends beyond the party system as a whole to include party leaders, senior party elites, and candidate selection processes. The lack of intra-party democracy, the weakening of merit and competence principles, and pervasive patronage practices emerge as key factors undermining the legitimacy of political representation. The article further argues that judicial coups and judicial corruption function as critical mechanisms that erode the rule of law and accelerate autocratization. Overall, the study contends that Turkey’s current political crisis cannot be adequately understood solely through government–opposition dynamics, but must be analyzed in terms of broader structural processes of institutional decay and representation failure.

Keywords: Autocratization, political parties, voter behavior, institutional erosion, judicial coup, Turkey.

GİRİŞ

Son yıllarda Türkiye’de seçim süreçlerine ilişkin en dikkat çekici olgulardan biri, kararsız seçmen oranındaki süreklilik ve dalgalanmadır. Kamuoyu araştırmalarında önemli bir yer tutan bu grup, çoğu zaman siyasal ilgisizlik, bilgi eksikliği ya da son anda karar veren seçmenler olarak ele alınmaktadır. Oysa kararsız seçmenlik, basit bir belirsizlik durumundan çok, siyasal temsil, güven ve başarım algılarına dayalı daha karmaşık bir değerlendirme sürecine işaret etmektedir.

Bu makale, kararsız seçmenleri edilgin ya da geçici bir kategori olarak ele alan yaklaşımların ötesine geçerek, bu seçmenlerin siyasal gerekçeleri ile olası gelecek davranışlarının kesişimini çözümlemeyi amaçlamaktadır. Türkiye bağlamında kararsız seçmenlik, yalnızca bireysel tercih düzeyinde değil, siyasal partilerin temsil kapasiteleri, söylemsel sınırları ve güven üretme yetenekleriyle doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle kararsızlık, seçmenin ne düşündüğünden çok, siyasal sistemin neyi başaramadığını da görünür kılan bir göstergedir.

Türkiye’de artan siyasal kutuplaşma, ekonomik belirsizlikler, kurumlara duyulan güvenin zayıflaması ve siyasal aktörlerin sınırlı ikna kapasitesi, kararsız seçmenliğin yapısal bir nitelik kazanmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda kararsız seçmenler, siyasal alandan çekilmiş bireyler olmaktan çok, mevcut seçenekleri bilinçli biçimde askıya alan, riskleri ve olası maliyetleri tartan ve geleceğe ilişkin beklentilerini yeniden değerlendiren aktörler olarak ele alınmalıdır.

Makalenin temel savı, kararsız seçmenliğin ideolojik bir boşluk ya da siyasal ilgisizlikten çok, temsil ve güven krizinin bir sonucu olduğudur. Bu çerçevede çalışma, kararsız seçmenlerin hangi siyasal gerekçelerle kararlarını ertelediklerini ve bu gerekçelerin hangi koşullarda oy verme, sandığa gitmeme ya da stratejik oy davranışına dönüşebileceğini ortaya koymayı hedeflemektedir. Böylece kararsız seçmenlerin yalnızca mevcut konumları değil, gelecekteki olası yönelimleri de çözümlenmektedir.

Bu yaklaşım, kararsız seçmenleri siyasal sistemin marjinal bir unsuru olarak değil, siyasal partiler açısından kritik bir uyarı mekanizması olarak konumlandırmaktadır. Makale, Türkiye örneği üzerinden, siyasal partilerin neden bu seçmen grubunu ikna etmekte zorlandığını ve bu durumun parti stratejileri açısından ne anlama geldiğini tartışarak, kararsız seçmen yazınına çözümleyici ve bağlamsal bir katkı sunmayı amaçlamaktadır.

Amaç ve Hedefler

Amaç

Bu makalenin temel amacı, Türkiye bağlamında kararsız seçmenlerin siyasal karar alma süreçlerini, siyasal gerekçeleri ile olası gelecek davranışlarının kesişimi üzerinden çözümlemektir. Çalışma, kararsız seçmenliği geçici bir belirsizlik durumu ya da siyasal ilgisizlik biçimi olarak ele alan yaklaşımların ötesine geçerek, bu olguyu siyasal temsil, güven ve başarım algılarıyla ilişkili yapısal bir durum olarak incelemeyi hedeflemektedir. Bu çerçevede makale, kararsız seçmenlerin hangi nedenlerle oy tercihlerini askıya aldıklarını ve bu askıya alma durumunun hangi koşullarda farklı siyasal davranışlara evrilebileceğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.

Hedefler

Bu genel amaç doğrultusunda makalenin başlıca hedefleri şunlardır:

Kararsız seçmenliğin kavramsal çerçevesini yeniden tanımlamak, kararsızlığı edilgin ya da apolitik bir durumdan çok, bilinçli ve koşullara duyarlı bir siyasal tutum olarak ele almak.

Kararsız seçmenlerin siyasal gerekçelerini çözümlemek, bu gerekçelerin ekonomik başarım algısı, kurumsal güven, siyasal temsil ve liderlik değerlendirmeleriyle nasıl şekillendiğini ortaya koymak.

Siyasal gerekçeler ile gelecek davranışları arasındaki ilişkiyi incelemek, kararsızlığın hangi koşullarda oy verme, sandığa gitmeme ya da stratejik oy davranışına dönüştüğünü çözümlemek.

Kararsız seçmenlere yönelik çözümleyici bir tipoloji geliştirmek, Türkiye örneği üzerinden farklı kararsız seçmen profillerini ve bu profillerin olası siyasal yönelimlerini sınıflandırmak.

Siyasal partiler açısından çıkarımlar üretmek, partilerin kararsız seçmenleri neden ikna etmekte zorlandıklarını ve bu durumun parti stratejileri, söylemleri ve örgütsel yapıları bakımından ne anlama geldiğini tartışmak.

Bu hedefler doğrultusunda makale, kararsız seçmen yazınına Türkiye odaklı fakat genellenebilir bir çözümleyici katkı sunmayı ve siyasal partilerin değişen seçmen davranışlarını anlamalarına yardımcı olmayı amaçlamaktadır.

Araştırma Soruları

Bu makale, Türkiye bağlamında kararsız seçmen olgusunu siyasal gerekçeler ile gelecek davranışlarının kesişimi üzerinden incelemekte ve aşağıdaki araştırma sorularına yanıt aramaktadır:

Türkiye’de kararsız seçmenler hangi temel siyasal gerekçelerle oy tercihlerini askıya almaktadır? (Ekonomik başarım algısı, kurumsal güven, temsil sorunu, liderlik değerlendirmeleri vb.)

Kararsız seçmenlerin siyasal gerekçeleri, onların gelecekteki olası siyasal davranışlarını nasıl etkilemektedir? (Oy verme, sandığa gitmeme, stratejik oy, son anda karar verme)

Kararsız seçmenlik, ideolojik belirsizlikten mi yoksa siyasal partilerin temsil ve güven üretme kapasitesindeki zayıflıktan mı kaynaklanmaktadır?

Kararsız seçmenler homojen bir grup mudur, yoksa farklı siyasal gerekçeler ve davranış eğilimlerine sahip alt tiplere ayrılabilir mi?

Türkiye’de siyasal partilerin söylemleri ve başarımları, kararsız seçmenlerin karar alma süreçlerini hangi yönlerden sınırlamakta ya da şekillendirmektedir?

Kararsız seçmen davranışları, siyasal partiler açısından geleceğe yönelik hangi stratejik risk ve fırsatları barındırmaktadır?

YÖNTEM VE VERİ

Bu çalışma, kararsız seçmen olgusunu Türkiye bağlamında çok boyutlu bir çerçevede çözümleyebilmek amacıyla nitel ve çözümleyici bir araştırma tasarımı benimsemektedir. Makale, kararsız seçmenleri sayısal bir oran ya da geçici bir kategori olarak ele almak yerine, bu seçmenlerin siyasal gerekçeleri ile olası gelecek davranışları arasındaki ilişkiye odaklanan kavramsal ve yorumlayıcı bir yaklaşım geliştirmeyi amaçlamaktadır.

Yöntem

Araştırmada nitel içerik çözümlemesi ve çözümleyici karşılaştırma yöntemleri birlikte kullanılmıştır. Bu çerçevede, Türkiye’de kararsız seçmen davranışına ilişkin mevcut akademik çalışmalar, kamuoyu araştırmaları ve siyasal aktörlerin söylemleri sistemli biçimde incelenmiştir. Çalışmanın çözümleyici omurgasını, kararsız seçmenlerin siyasal gerekçeleri ile geleceğe yönelik davranış eğilimleri arasındaki kesişimi ortaya koymayı amaçlayan kavramsal çözümleme oluşturmaktadır. Makale, nicel bir varsayım sınamasından çok, kararsız seçmenliğin nedenleri, biçimleri ve sonuçları üzerine açıklayıcı bir model geliştirmeyi hedeflemektedir. Bu bağlamda kararsız seçmenlik, sabit bir durum olarak değil, siyasal bağlam ve aktör başarımına bağlı olarak değişkenlik gösteren devingen bir süreç olarak ele alınmaktadır.

Veri

Çalışmada kullanılan veriler üç ana kaynaktan oluşmaktadır. İlk olarak, Türkiye’de son yıllarda gerçekleştirilen kamuoyu araştırmalarında kararsız seçmenlere ilişkin bulgular incelenmiştir. Bu veriler, kararsız seçmenliğin yaygınlığına ve zaman içindeki değişimine ilişkin bağlamsal bir arka plan sunmak amacıyla kullanılmıştır.

İkinci olarak, siyasal partilerin seçim dönemlerinde kullandıkları söylemler, lider konuşmaları ve parti programları çözümlenmiştir. Bu materyaller, partilerin kararsız seçmenlere yönelik hitap biçimlerini, kullandıkları ikna stratejilerini ve söylemsel sınırlarını değerlendirmek amacıyla ele alınmıştır.

Üçüncü olarak, mevcut yazında yer alan nitel çalışmalar ve alan gözlemlerine dayalı bulgular, çözümleyici çerçevenin geliştirilmesinde tamamlayıcı bir kaynak olarak kullanılmıştır. Bu veriler, kararsız seçmenlerin siyasal gerekçelerinin ve olası davranış yönelimlerinin sınıflandırılmasına olanak tanımıştır.

Sınırlılıklar

Bu çalışma, doğrudan alan araştırmasına ya da özgün anket verisine dayanmamakta ve mevcut veriler ve yazın üzerinden çözümleyici bir model önermektedir. Bu durum, nicel genelleme yapmayı sınırlamakla birlikte, kararsız seçmen olgusunun kavramsal ve kuramsal düzeyde daha derinlikli biçimde ele alınmasına olanak sağlamaktadır. Çalışmada geliştirilen tipoloji ve çıkarımlar, gelecekte yapılacak nicel ve karma yöntemli araştırmalar için bir çerçeve sunmayı amaçlamaktadır.

KURAMSAL ÇERÇEVE: SİYASAL KARARSIZLIK VE SEÇMEN DAVRANIŞI

Siyasal Kararsızlık Kavramı: Tanım ve Yaklaşımlar

Siyasal kararsızlık (political indecision), seçmen davranışı yazınında uzun süre geçici ve ikincil bir olgu olarak ele alınmıştır. Erken dönem çalışmalarda kararsız seçmenler, yeterli siyasal bilgiye sahip olmayan, ilgisiz ya da seçim kampanyalarının son aşamasında yönlendirilebilen aktörler olarak tanımlanmıştır (Lazarsfeld, Berelson ve Gaudet, 1944). Bu yaklaşım, kararsızlığı bireysel bilişsel eksikliklerle ilişkilendiren bir çerçeve sunmaktadır. Ancak sonraki çalışmalar, kararsızlığın yalnızca bilgi eksikliğinden değil, siyasal seçeneklerin algılanan yetersizliğinden ve temsil sorunlarından kaynaklanabileceğini göstermiştir. Downs’un akılcı seçim modeli (1957), seçmenlerin yarar-maliyet hesapları doğrultusunda karar verdiklerini öne sürerken, kararsızlığı belirsizlik ve risk algısıyla ilişkilendirmiştir. Bu bağlamda kararsızlık, akıl dışı değil, aksine akılcı bir askıya alma davranışı olarak yorumlanabilir.

Parti Kimliği, Temsil ve Kararsızlık

Michigan Okulu’nun parti kimliği yaklaşımı (Campbell et al., 1960), seçmen davranışını uzun dönemli psikolojik ait olma duyguları üzerinden açıklamaktadır. Bu bakış açısına göre kararsız seçmenler, güçlü bir parti kimliği geliştirmemiş bireylerdir. Ancak son yıllarda, parti ait olma duygularının zayıfladığı ve seçmenlerin daha akışkan hale geldiği birçok demokraside bu açıklamanın sınırlı kaldığı görülmektedir (Dalton, 2018). Temsil krizine odaklanan çağdaş yaklaşımlar ise kararsızlığı, seçmenin kendisini siyasal partiler tarafından yeterince temsil edilmediği algısına bağlamaktadır (Mair, 2013). Bu bakış açısında kararsız seçmenlik, sistem dışı bir tutum değil, aksine sistem içi aktörlere yönelik eleştirel bir tavır almadır. Türkiye gibi kutuplaşmanın yüksek olduğu siyasal bağlamlarda, seçmenlerin seçenekler arasında “en az maliyetli” tercihi dahi net biçimde görememesi, kararsızlığın yapısal bir özellik kazanmasına yol açmaktadır.

Güven, Başarım Algısı ve Siyasal Kararsızlık

Siyasal güven yazını, kararsız seçmen davranışını anlamada kritik bir eksen sunmaktadır. Kurumlara ve siyasal aktörlere duyulan güvenin azalması, seçmenlerin karar alma süreçlerini doğrudan etkilemektedir (Norris, 1999; Hetherington, 2005). Güvenin zayıfladığı bağlamlarda seçmenler, oy vermeyi bir “risk” olarak algılayabilmekte ve kararlarını erteleyebilmektedir. Ekonomik başarım ve yönetişim kapasitesi de bu süreçte belirleyici rol oynamaktadır. Retrospektif oy verme kuramı (Fiorina, 1981), seçmenlerin geçmiş başarıma bakarak karar verdiklerini savunurken, başarım algısının belirsizleştiği ya da çok boyutlu krizlerle gölgelendiği durumlarda kararsızlık artmaktadır. Türkiye örneğinde ekonomik belirsizlik, hukuk devleti algısı ve kurumsal kararlılığın aşınması, kararsız seçmenliğin temel besleyici unsurları arasında yer almaktadır. Türkiye’de kararsız seçmen davranışı, giderek geleceğe yönelik (prospektif) vaatlerden çok siyasal aktörlerin geçmiş başarımlarına yönelik olumsuz değerlendirmeler üzerinden şekillenmektedir. Bu durum, geçmiş başarılarına (retrospektif) dayalı oy verme mekanizmasının kararsızlık üretici bir işleve büründüğünü göstermektedir.

Siyasal Kararsızlık ve Gelecek Davranışları

Kararsız seçmenlik yazınında son dönem çalışmalar, bu grubun gelecekteki davranışlarına odaklanmaktadır. Kararsızlık her zaman oy verme ile sonuçlanmamakta ve sandığa gitmeme, protesto oyu ya da stratejik oy gibi farklı davranışlara evrilebilmektedir (Franklin, 2004; Blais, 2006). Bu bağlamda kararsız seçmenler, uyum içeren bir kategori olmaktan çok, farklı gerekçeler ve beklentiler doğrultusunda ayrışan alt gruplar olarak ele alınmalıdır. Bu yaklaşım, kararsızlığı durağan bir durum değil, devingen bir siyasal konumlanma olarak değerlendiren çağdaş seçmen davranışı yazınıyla uyumludur (Hillygus ve Shields, 2008).

Dinleyici (Audience) Demokrasisi ve Siyasal Kararsızlık

Çağdaş demokrasilerde seçmen–siyasal aktör ilişkisini açıklamak için geliştirilen önemli yaklaşımlardan biri dinleyici (audience) demokrasisi kavramıdır. Bernard Manin (1997), çağdaş demokrasilerde yurttaşların siyasal karar alma süreçlerine etkili katılımcılar olmaktan giderek uzaklaştığını ve siyasal liderleri, programları ve başarımları daha çok izleyen, değerlendiren ve tepki veren bir “seyirci” konumuna yerleştiğini ileri sürmektedir. Bu dönüşüm, seçmenin siyasal tercihlerini ertelemesini ve kararlarını askıya almasını yapısal olarak olanaklı kılan bir bağlam yaratmaktadır. Dinleyici demokrasisi çerçevesinde siyasal partiler, toplu temsil kanalları olmaktan çok, lider merkezli ve medya aracılı başarım sergileyen aktörler durumuna gelmektedir. Bu durum, seçmenlerin siyasal seçenekleri programa dayalı tutarlılık üzerinden değil, güvenilirlik, kriz yönetimi ve anlık başarım algıları üzerinden değerlendirmesine yol açmaktadır. Böyle bir bağlamda kararsız seçmenlik, olağan dışı bir durum olmaktan çıkıp, akılcı bir izleme ve bekleme stratejisine dönüşmektedir.

Yargısal Darbe, Yargıda Yozlaşma ve Seçmen Davranışı

Demokratik gerileme süreçlerinde yargı, hukukun üstünlüğünü koruyan bağımsız bir kurum olmaktan çıkarak, siyasal iktidarın yarışmayı sınırlamak için kullandığı temel araçlardan biri durumuna gelebilmektedir. “Yargısal darbe” kavramı, yargı organlarının biçimsel ve hukuksal süreçler aracılığıyla siyasal alanı yeniden şekillendirmesini ve seçilmiş aktörlerin siyasal etkinliklerini sınırlandırmasını ifade etmektedir (Scheppele, 2018). Bu süreç, açık anayasal ihlallerden çok, hukukun araçsallaştırılması ve seçici uygulanması yoluyla ilerlemektedir.

Yargıda yozlaşma ise, yalnızca bireysel etik ihlallerle sınırlı olmayıp, yargının sistemli biçimde siyasal sadakat temelinde işlemesi anlamına gelmektedir. Bu tür bir yargısal yapı, hukuksal öngörülebilirliği zayıflatmakta ve siyasal aktörler arasındaki yarışmayı derinden asimetrik duruma getirmektedir. Seçmenler açısından bu durum, oy verme davranışını yalnızca bir tercih değil, aynı zamanda olası bir siyasal risk olarak algılanan bir eyleme dönüştürmektedir.

Türkiye bağlamında yargının siyasallaşmasına ilişkin yazın, muhalefet aktörleri, belediye başkanları, siyasal parti yöneticileri ve sivil toplum temsilcileri hakkında açılan davaların siyasal yarışmayı sınırlayıcı bir işlev gördüğüne işaret etmektedir (Özbudun, 2015; Esen ve Gümüşçü, 2016). Bu bağlamda kararsız seçmenler, yalnızca siyasal programları değil, aynı zamanda siyasal tercihlerinin hukuksal sonuçlarını da hesaba katan aktörler durumuna gelmektedir.

Yargısal araçsallaştırmanın yaygınlaştığı rejimlerde, seçmen davranışları sıklıkla temkin, bekleme ve izleme biçiminde ortaya çıkmaktadır. Kararsız seçmenlik bu çerçevede, rejime yönelik açık bir reddetmeden çok, belirsiz ve cezalandırıcı bir siyasal ortamda akılcı bir korunma stratejisi olarak değerlendirilebilir. Bu durum, kararsız seçmenlerin siyasal gerekçeleri ile gelecek davranışları arasındaki ilişkinin, yargının işleyişi ve algılanan adalet düzeyiyle yakından bağlantılı olduğunu göstermektedir.

Seçmen Güvensizliği ve Karar Askıya Alma Davranışı

Dinleyici demokrasisinin işleyişi, seçmen güvensizliği yazınıyla doğrudan ilişkilidir. Siyasal kurumlara, partilere ve liderlere duyulan güvenin azalması, seçmenlerin oy verme davranışını bir bağlılık ifadesi olmaktan çıkararak riskli bir tercih durumuna getirmektedir (Norris, 1999; Rosanvallon, 2008). Bu bağlamda kararsız seçmenlik, siyasal sisteme yönelik toplu bir reddetme değil, sınırlı ve koşullu bir güven ilişkisini yansıtmaktadır. Pierre Rosanvallon’un “karşı-demokrasi” (counter-democracy) kavramsallaştırması, seçmenlerin denetleyen, eleştiren ve uzak bir konumdan siyasal süreci izlediklerini göstermektedir. Kararsız seçmenler bu çerçevede, siyasal katılımın klasik biçimlerini askıya alarak, kararlarını gelecekteki başarım işaretlerine bağlayan aktörler olarak değerlendirilebilir. Türkiye gibi kutuplaşmanın yüksek ve kurumsal güvenin zayıfladığı siyasal bağlamlarda, bu tutum kararsız seçmenliğin süreklilik kazanmasına katkıda bulunmaktadır.

Demokratik Gerileme, Otoriterleşme ve Kararsız Seçmen Davranışı

Son yıllarda siyaset bilimi yazınında demokrasilerin yalnızca ani darbelerle değil, kademeli ve hukuksal araçlar yoluyla da aşındığına dikkat çekilmektedir. “Demokratik gerileme” (democratic backsliding) ve “yarışmacı otoriterlik” kavramları, seçimlerin varlığını sürdürmesine rağmen siyasal yarışmanın eşit ve adil olmaktan çıktığı rejimleri açıklamak üzere geliştirilmiştir (Levitsky ve Way, 2010; Schedler, 2013). Bu tür rejimlerde seçimler, iktidarın meşruluk üretme aracı olmaya devam ederken, muhalefetin iktidara gelme olasılığı yapısal olarak sınırlandırılmaktadır. Medya denetimi, yargının siyasallaşması, yönetsel baskılar ve kaynak dağılımındaki asimetri, seçmenlerin oy verme davranışını yalnızca tercih değil, aynı zamanda risk hesaplaması durumuna getirmektedir. Bu bağlamda kararsız seçmenlik, siyasal ilgisizlikten çok, belirsiz ve maliyetli bir siyasal ortamda karar askıya alma stratejisi olarak ortaya çıkmaktadır.

Türkiye bağlamında demokratik gerileme, seçmen davranışını doğrudan etkileyen bir etmen durumuna gelmiştir. Kurumsal denge ve denetim mekanizmalarının zayıflaması, hukukun öngörülebilirliğinin azalması ve siyasal yarışmanın asimetrik bir yapıya bürünmesi, seçmenlerin siyasal aktörlere duyduğu güveni aşındırmaktadır. Bu ortamda kararsız seçmenler, mevcut iktidara yönelik memnuniyetsizlik ile muhalefetin iktidar kapasitesine ilişkin kuşku arasında sıkışmaktadır. Otoriterleşme yazını, bu tür rejimlerde seçmen davranışlarının sıklıkla “sessiz itiraz”, “bekleme” ve “izleme” biçimlerinde ortaya çıktığını göstermektedir (Schedler, 2013; Guriev ve Treisman, 2019). Kararsız seçmenler bu çerçevede, rejimi açıkça reddetmekten kaçınan, ancak güçlü ve güvenilir bir seçenek ortaya çıkana kadar siyasal tercihini erteleyen aktörler olarak değerlendirilebilir. Bu durum, kararsız seçmenliğin bireysel bir duraksamadan çok, demokratik gerilemenin ürettiği yapısal bir sonuç olduğunu göstermektedir. Bu kuramsal yaklaşımlar birlikte ele alındığında, kararsız seçmenlik bireysel bir duraksama değil, siyasal sistemin temsil ve güven üretme kapasitesinin bir göstergesi olarak okunmalıdır.

Türkiye Bağlamında Kuramsal Çıkarımlar

Türkiye’de siyasal kararsızlık, yalnızca bireysel tercih düzeyinde değil, siyasal sistemin işleyişine ilişkin daha geniş sorunlarla ilişkilidir. Kutuplaşmanın derinleşmesi, temsil kanallarının daralması ve siyasal yarışmanın asimetrik duruma gelmesi, kararsız seçmenliğin süreklilik kazanmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda kararsız seçmenler, siyasal sistemin meşruluk ve başarım sınırlarını görünür kılan bir gösterge grup olarak değerlendirilebilir.

Bu makale, söz konusu kuramsal yaklaşımları bir araya getirerek, kararsız seçmenlerin siyasal gerekçeleri ile gelecek davranışları arasındaki ilişkiyi açıklamaya yönelik bütüncül bir çerçeve sunmayı amaçlamaktadır.

YAZIN TARAMASI: TÜRKİYE’DE SİYASAL KARARSIZLIK VE SEÇMEN DAVRANIŞI

Türkiye’de seçmen davranışı yazını uzun süre kararlı parti ait olma duyguları, kimlik temelli siyaset ve merkez–çevre ekseni üzerinden şekillenmiştir. Erken dönem çalışmalar, seçmen tercihlerini ideolojik konumlanmalar, dinsel-kültürel ait olmalar ve liderlik etmenleri çerçevesinde ele alırken, kararsız seçmenlik olgusu ikincil ve geçici bir durum olarak değerlendirilmiştir (Kalaycıoğlu, 1994; Özbudun, 2000).

2000’li yıllarla birlikte siyasal yarışmanın yapısının değişmesi, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin uzun süreli iktidarı ve siyasal kutuplaşmanın derinleşmesi, seçmen davranışına ilişkin çözümlemelerin yönünü de dönüştürmüştür. Bu dönemde yapılan çalışmalar, seçmen tercihlerinde ekonomik başarım, liderlik algısı ve yönetişim kapasitesinin belirleyici rolünü vurgulamış, ancak kararsız seçmenler çoğunlukla “son anda karar verenler” ya da “salınan seçmenler” (floating voters) kategorisi içinde ele alınmıştır (Akarca ve Başlevent, 2011; Esmer, 2014).

Son yıllarda ise Türkiye’de siyasal kararsızlık olgusu, kurumsal güvenin aşınması, temsil krizinin derinleşmesi ve siyasal partilere duyulan uzaklığın artması bağlamında daha görünür duruma gelmiştir. Kamuoyu araştırmalarına dayalı çalışmalar, kararsız seçmen oranının seçimden seçime dalgalanmakla birlikte kalıcı bir nitelik kazandığını ortaya koymaktadır (KONDA, 2018; MetroPOLL, 2021). Bu bulgular, kararsızlığın geçici bir bilgi eksikliği değil, siyasal sistemle kurulan ilişkinin niteliğine bağlı bir durum olduğunu göstermektedir.

Türkiye yazınında seçmen güvensizliği üzerine yapılan çalışmalar, siyasal kurumlara ve partilere duyulan güvenin belirgin biçimde azaldığını ortaya koymaktadır. Kalaycıoğlu (2010), seçmenlerin siyasal partileri temsil kanalı olarak görmekte zorlandığını, Çarkoğlu ve Yıldırım (2015) ise seçmenlerin oy verme davranışını giderek daha koşullu ve yararcı biçimde değerlendirdiğini göstermektedir. Bu bağlamda kararsız seçmenlik, sistem karşıtı bir tutumdan çok, riskten kaçınan ve seçenekleri askıya alan bir davranış biçimi olarak yorumlanabilir.

Kutuplaşma yazını da Türkiye’de kararsız seçmenliğin anlaşılmasında önemli bir çerçeve sunmaktadır. Toplumsal ve siyasal kutuplaşmanın artması, seçmenleri net kamplara ayırmakla birlikte, bu kampların dışında kalan ya da her iki tarafa da uzak duran bir seçmen kitlesinin oluşmasına da yol açmıştır (Yılmaz, 2017; Somer, 2021). Bu seçmenler, güçlü bir karşıtlık üretmekten çok, siyasal aktörlerin başarımını izleyen ve kararlarını erteleyen bir konumda yer almaktadır.

Türkiye bağlamında yapılan çalışmaların önemli bir kısmı, kararsız seçmenlerin davranışlarını betimlemekle sınırlı kalmakta ve bu grubun siyasal gerekçeleri ile gelecekteki olası davranışları arasındaki ilişkiyi çözümleyici bir çerçeve içinde ele almamaktadır. Bu makale, mevcut yazındaki bu boşluğu doldurmayı ve kararsız seçmenleri, siyasal partilerin temsil ve güven üretme kapasiteleriyle ilişkili devingen bir aktör grubu olarak yeniden konumlandırmayı amaçlamaktadır.

Eğitim Düzeyi, Siyasal Biliş ve Kararsızlığın Niteliği

Siyasal kararsızlık olgusu, siyaset bilimi yazınında uzun süre bireysel bilişsel yetersizlikler ve düşük eğitim düzeyiyle ilişkilendirilmiştir. Özellikle davranışsal yaklaşımın erken dönem çalışmalarında, sınırlı siyasal bilgiye sahip seçmenlerin daha kolay kararsızlaştığı ve oy tercihlerini kampanya dönemlerinde sıkça değiştirdiği varsayılmıştır. Bu çerçevede eğitim düzeyi, seçmenin siyasal tutumlarını kararlılığa kavuşturan temel bir değişken olarak ele alınmıştır. Ancak bu yaklaşım, demokratik gerileme yaşayan ülkelerde siyasal kararsızlığın güncel biçimlerini açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Türkiye örneği, kararsız seçmen davranışının yalnızca düşük eğitim düzeyiyle sınırlı olmadığını, aksine yüksek eğitimli ve siyasal farkındalığı görece yüksek seçmen gruplarında da belirginleştiğini göstermektedir. Bu durum, kararsızlığın bilgi eksikliğinden çok, bilginin eleştirel değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıkan bilinçli bir siyasal uzak kalma biçimi olarak da ortaya çıkabildiğine işaret etmektedir. Bu bağlamda eğitim düzeyi ile siyasal kararsızlık arasındaki ilişki doğrusal değil, niteliksel ve çok boyutlu bir ilişki olarak ele alınmalıdır. Düşük eğitim düzeyine sahip seçmenlerde kararsızlık çoğu zaman bilişsel sınırlılıklardan, siyasal programlar arasındaki farkların ayırt edilememesinden ve siyasal bilgiye erişimdeki güçlüklerden kaynaklanmaktadır. Bu tür kararsızlık, kampanya etkilerine daha açık, görece kısa süreli ve harekete geçirilebilir bir nitelik taşımaktadır. Buna karşılık, yüksek eğitim düzeyine sahip seçmenlerde gözlemlenen kararsızlık farklı bir dinamik üzerinden şekillenmektedir. Bu grupta kararsızlık, siyasal sistemi, aktörleri ve kurumları eleştirel biçimde değerlendirme kapasitesinin artmasıyla bağlantılıdır. Demokratik ölçünlere ilişkin beklentilerin yükselmesi, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığına ilişkin duyarlıkların artması ve siyasal aktörlerin geçmiş başarım düzeylerinin daha sert biçimde sorgulanması, bu seçmen grubunda kararsızlığı besleyen başlıca unsurlar olarak öne çıkmaktadır.

Türkiye’de özellikle son yıllarda demokratik gerileme, yargısal yozlaşma ve siyasal hesap verebilirliğin zayıflaması yönündeki algıların güçlenmesi, yüksek eğitimli seçmenler arasında geçmiş başarım düzeylerini değerlendirmeye dayalı kararsızlığı yaygınlaştırmıştır. Bu seçmenler için kararsızlık, siyasal ilgisizliğin değil, aksine siyasal sürece yönelik bilinçli bir memnuniyetsizliğin göstergesi olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede eğitim düzeyi, siyasal kararsızlığın ortaya çıkıp çıkmamasından çok, kararsızlığın hangi gerekçelerle ve nasıl bir siyasal davranışa dönüştüğünü belirleyen bir değişken olarak değerlendirilmelidir. Nitekim bu çalışmada geliştirilen kararsız seçmen tipolojisi de eğitim düzeyinin kararsızlığı tek başına açıklayan bir etmen olmadığını, ancak kararsızlığın biçimlenmesinde belirleyici bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Stratejik–akılcı kararsızlar ile normatif–demokratik duyarlılığı yüksek kararsızların, ağırlıklı olarak orta ve yüksek eğitim düzeyine sahip seçmenler arasından çıkması bu durumu desteklemektedir. Dolayısıyla siyasal kararsızlığı bireysel eğitim eksikliğiyle açıklayan indirgemeci yaklaşımlar, Türkiye bağlamında çözümleyici açıdan yetersiz kalmaktadır. Kararsızlık, eğitim düzeyiyle etkileşim içinde olmakla birlikte, esas olarak kurumsal güvensizlikler, demokratik gerileme algısı ve siyasal aktörlerin başarımlarına yönelik eleştirel değerlendirmelerle birlikte ele alınmalıdır. Bu yaklaşım, kararsız seçmen davranışını daha bütüncül ve açıklayıcı bir çerçeveye oturtmaktadır.

KARARSIZ SEÇMENLERE YÖNELİK ÇÖZÜMLEYİCİ BİR TİPOLOJİ: TÜRKİYE ÖRNEĞİ

Bu çalışma, Türkiye’de “kararsız seçmen” kategorisinin uyum içeren bir seçmen kitlesi olmadığı varsayımından hareket etmektedir. Aksine, siyasal kararsızlık farklı toplumsal, kurumsal ve siyasal gerekçelerden beslenen çok katmanlı bir olgudur. Bu bağlamda kararsız seçmenler, yalnızca oy verme tercihlerini henüz netleştirmemiş bireyler olarak değil, mevcut siyasal sistem, siyasal aktörler ve demokratik işleyişe ilişkin farklı düzeylerde güvensizlikler geliştirmiş seçmen profilleri olarak ele alınmalıdır.

Bu bölümde, Türkiye bağlamında kararsız seçmenlere yönelik çözümleyici bir tipoloji geliştirilmekte ve farklı kararsız seçmen profilleri, bu profillerin temel siyasal gerekçeleri ve olası siyasal yönelimleri sistemli biçimde sınıflandırılmaktadır. Tipoloji, deneysel bulgular (kamuoyu araştırmaları) ile siyasal kararsızlık, seçmen güvensizliği, stratejik oy verme ve demokratik gerileme yazınının kesişiminden türetilmiştir.

Sistemden Umudunu Kesmiş Kararsız Seçmenler

Bu tipoloji, siyasal kararsızlığın en köktenci biçimini temsil etmektedir. Bu seçmen grubu, mevcut siyasal sorunların hiçbir siyasal parti tarafından çözülemeyeceği kanısını taşımaktadır. ASAL Araştırma’nın Kasım 2025 tarihli kamuoyu yoklamasında katılımcıların %36’sının bu görüşü paylaşması, söz konusu seçmen profilinin Türkiye’de kayda değer bir ağırlığa sahip olduğunu göstermektedir. Bu kararsızlık biçimi, belirli bir parti ya da liderden çok, parti sisteminin tümüne yönelik yapısal bir güvensizlikten kaynaklanmaktadır. Demokratik gerileme, yargısal yozlaşma, siyasal elitlerin hesap verebilirliğinin zayıflaması ve kurumsal çöküş algısı bu grubun siyasal tutumlarını belirleyen temel faktörlerdir.

Olası siyasal yönelimler: Bu seçmenler için sandığa gitmeme, geçersiz oy kullanma ya da son anda “en az zararlı” görülen tercihe yönelme olasılığı yüksektir. Siyasal seferberlik kapasiteleri düşüktür ve siyasal sistemle kurdukları ilişki büyük ölçüde kopukluk içermektedir.

Stratejik–Akılcı Kararsız Seçmenler

İkinci tipoloji, kararsızlığın akılcı hesaplamalar üzerinden şekillendiği seçmen profilini ifade etmektedir. Bu grup, siyasal tercihler konusunda bütünüyle ilgisiz ya da umutsuz değildir. Aksine, oyunun sonuç üretme kapasitesini en üst düzeye çıkarmaya çalışmaktadır. Bu noktada stratejik oy verme ile akılcı tercih kuramı arasında bir ayrım yapmak önemlidir. Akılcı tercih, seçmenin yarar-maliyet hesabı üzerinden kararlı bir tercihe sahip olmasını ifade ederken, stratejik oy verme, seçmenin kendi ilk tercihinden saparak siyasal dengeyi etkilemeyi amaçlaması anlamına gelmektedir. Türkiye bağlamında bu iki davranış biçimi çoğu zaman iç içe geçmektedir.

Olası siyasal yönelimler: Bu seçmenler genellikle seçim kampanyalarının son aşamalarında karar vermekte ve ittifak devingenlerine, kazanma olasılığı yüksek adaylara ve “dengeleyici oy” stratejilerine duyarlılık göstermektedir. Kararsızlıkları geçicidir ve siyasal konjonktüre son derece duyarlıdır.

Temsiliyet Krizi Yaşayan Kararsız Seçmenler

Bu tipoloji, kararsızlığın doğrudan doğruya siyasal partilerin iç işleyişine ve kadro yapılarına duyulan güvensizlikten kaynaklandığı seçmenleri kapsamaktadır. Bu gruptaki seçmenler, parti liderlerine ve üst yönetim kadrolarına yönelik eleştirilerini açıkça dile getirmekte ve özellikle ehliyet ve liyakat ilkelerinin zayıflaması, parti içi yandaş kayırmacılığı ve aday belirleme süreçlerindeki keyfiliği siyasal kararsızlıklarının temel gerekçesi olarak görmektedir. Bu durum, parti sistemine duyulan güvensizliğin yalnızca kurumsal düzeyde değil, aktör temelli bir boyut da içerdiğini göstermektedir.

Olası siyasal yönelimler: Bu seçmenler yeni partilere geçici yönelim gösterebilmekte, protest oy kullanabilmekte ya da son anda sandığa gitmeme eğilimi sergileyebilmektedir. Kararsızlıkları, çoğu zaman “daha iyi bir temsilci” arayışından beslenmektedir.

Normatif–Demokratik Duyarlılığı Yüksek Kararsız Seçmenler

 

Son tipoloji, siyasal kararsızlığın normatif ve değer temelli gerekçelerle şekillendiği seçmen profilini ifade etmektedir. Bu seçmenler için hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, güçler ayrılığı ve demokratik ölçünler merkezi önemdedir. Demokratik gerileme ve otoriterleşme süreci, bu grubun siyasal tercihlerinde belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu seçmenler, mevcut partilerin demokratik ilkelere yeterince bağlı kalmadığı algısını taşımakta ve bu nedenle karar verme süreçleri uzamakta ve kararsızlık eğilimi artmaktadır.

Olası siyasal yönelimler: Demokrasi ve hukuk vurgusu güçlü aktörlere yönelme, parti yerine lider ya da figür temelli oy verme ve seçim dönemlerinde son anda karar değiştirme bu grubun başlıca davranış kalıplarıdır.

Tipolojinin Analitik Katkısı

Bu tipoloji, kararsız seçmenlerin tekil bir kategori olarak ele alınmasının çözümleme açısından yetersiz olduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye örneğinde kararsızlık sistemsel güvensizlik, stratejik hesaplama, temsil krizi ve demokratik normlara ilişkin kaygıların farklı bileşimlerinden oluşmaktadır. Bu durum, siyasal partiler açısından kararsız seçmenlere yönelik tek tip bir siyasal söylemin etkisiz kalacağını, aksine, farklı kararsız seçmen profillerine özgü politika ve iletişim stratejilerinin geliştirilmesi gerektiğini göstermektedir.

 

Çizelge 1:

 

Türkiye’de Kararsız Seçmenlere Yönelik Çözümleyici Tipoloji ve Güvensizlik Göstergeleri

Kararsız Seçmen Tipi

Temel Siyasal Gerekçe

Baskın Güvensizlik Alanı

Deneysel Gösterge ve Bulgular

Olası Siyasal Davranışlar

Sistemden Umudunu Kesmiş Kararsızlar

Hiçbir partinin ülkenin sorunlarını çözemeyeceği inancı

Parti sistemi ve siyasal kurumlar

ASAL (Kasım 2025): “Türkiye’nin sorunlarını hiçbir parti çözemez” %36

Sandığa gitmeme, geçersiz oy, son anda “en az zararlı” tercih

Stratejik–Akılcı Kararsızlar

Oyun sonuç üretme kapasitesini maksimize etme

Seçim sonuçları ve güç dengeleri

AKP (%23,2) ve CHP (%19,6) oranlarının “hiçbiri”nin gerisinde kalması

Son hafta karar verme, büyük muhalefet partisine yönelme, oy kaydırma

Temsil Krizi Yaşayan Kararsızlar

Siyasal aktörlerin niteliksizliği ve temsil yetersizliği

Parti liderleri ve üst yönetimler

Parti bazlı güvenin düşük kalması; küçük partilere sınırlı yönelim

Protest oy, yeni partilere geçici yönelim, sandığa gitmeme

Normatif–Demokratik Duyarlılığı Yüksek Kararsızlar

Demokratik ilkelere bağlılık

Hukuk devleti ve yargı

“Hiçbiri” yanıtının normatif beklentilerin karşılanmadığı algısını yansıtması

Demokrasi vurgusu güçlü aktörlere yönelim, figür temelli oy, geç karar

 

Çizelgede yer alan ASAL Araştırması bulguları, kararsız seçmen davranışının partiler arası tercih belirsizliğinden çok, siyasal partilerin tamamının sorun çözme kapasitesine yönelik bir güvensizlikten kaynaklandığını göstermektedir. “Hiçbiri” seçeneğinin en yüksek oranı alması, kararsızlığın sistemsel ve geriye yönelik değerlendirmelere dayalı bir nitelik kazandığını ortaya koymaktadır. Bu çizelge, kararsız seçmen davranışlarının tek boyutlu bir belirsizlikten değil, farklı güvensizlik biçimleri ve siyasal değerlendirme süreçlerinden kaynaklandığını göstermektedir. Türkiye örneğinde kararsızlık, sistemsel, aktör temelli ve normatif gerekçelerin farklı bileşimleri üzerinden şekillenmektedir. Bu tipoloji, kararsız seçmenlerin homojen olmadığına ilişkin varsayımı deneysel ve kuramsal olarak desteklemektedir. Çizelge 1, kararsızlığın parti tercihi değil, güven krizi temelli olduğunu göstermektedir.

ÇÖZÜMLEME

Türkiye’de kararsız seçmenler hangi temel siyasal gerekçelerle oy tercihlerini askıya almaktadır?

Bu bölüm, Türkiye’de kararsız seçmenliğin ardındaki temel siyasal gerekçeleri, mevcut nicel veriler ve bunların kuramsal çözümlemesi üzerinden incelemektedir. Bulgular, kararsız seçmenliğin bireysel kararsızlıktan çok, sistemsel bir siyasal güvensizlik olgusuna işaret ettiğini göstermektedir. ASAL Araştırma’nın Kasım 2025 tarihli kamuoyu yoklamasında, “Türkiye’nin sorunlarını hangi siyasal parti çözebilir?” sorusuna verilen yanıtlar, seçmen güvensizliğinin boyutlarını çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Ankette en yüksek oranı %36 ile “hiçbiri” seçeneğinin alması, siyasal kararsızlığın partiler arası bir tercih belirsizliğinden ziyade, parti sisteminin tamamına yönelik bir güven kaybına işaret ettiğini göstermektedir. AKP ve CHP’nin sırasıyla %23,2 ve %19,6 oranlarıyla ilk iki sırada yer almasına karşın, çözüm kapasitesine ilişkin genel inancın bu denli zayıf olması, seçmenlerin geçmiş başarım düzeylerine dayalı geriye doğru değerlendirmelerinin büyük ölçüde olumsuzlaştığını ortaya koymaktadır. Bu bulgu, kararsız seçmen davranışının sistemsel güvensizlik ve demokratik gerileme algılarıyla doğrudan ilişkili olduğunu desteklemektedir.

Kurumsal Güven Erozyonu: Türkiye’de kararsız seçmenliğin en güçlü belirleyicisi, siyasal ve yargısal kurumlara duyulan güvenin ciddi biçimde aşınmış olmasıdır. TÜİK Yaşam Memnuniyeti Araştırmaları (2018–2023), Meclis’e güvenin %30’un altına, yargıya güvenin %25 civarına ve siyasal partilere güvenin ise %15’in altına gerilediğini göstermektedir. Bu veriler, kararsız seçmenlerin önemli bir bölümünün “seçenek yok” algısıyla değil, “hiçbir aktör güven vermiyor” duygusuyla oy tercihlerini askıya aldığını düşündürmektedir. Kuramsal bağlamda bu durum, dinleyici demokrasi yazınında tanımlanan “seyirci seçmen” modeline uymaktadır: Seçmen, etkili katılımcı olmaktan çıkmakta ve güvenmediği aktörleri izleyen, fakat onlarla bağ kurmayan bir konuma çekilmektedir.

Ekonomik Başarım Algısı ve Nedensellik Kopuşu: Türkiye’de kararsız seçmenlerin önemli bir kısmı, ekonomik sorunları doğrudan siyasal iktidarla ilişkilendirmekte, ancak muhalefetin çözüm kapasitesine de ikna olmamaktadır. KONDA ve MetroPOLL (2019–2024) araştırmaları ekonominin “kötüye gittiğini” düşünenlerin oranını %70–80 bandında göstermektedir. Buna karşılık bu grubun yaklaşık üçte biri, mevcut muhalefet partilerinin ekonomi yönetiminde başarılı olacağına inanmamaktadır. Bu durum, kararsız seçmenliğin akılcı bir bekleme davranışı biçimine dönüştüğünü göstermektedir. Çözümleyici çıkarıma göre, ekonomik hoşnutsuzluk tek başına oy değişimine yol açmamaktadır ve nedensellik zinciri kopmuştur. Seçmen, sorunları tanımlamakta ancak çözümün hangi siyasal aktörden geleceğini öngörememektedir.

Temsil Krizi ve Siyasal Partilere Uzaklık: Türkiye’de siyasal partiler, kararsız seçmenler açısından temsil üretme kapasitesini büyük ölçüde yitirmiştir. Ipsos Türkiye Seçmen Eğilimleri verileri seçmenlerin yarısından fazlası, “kendini temsil eden bir parti olmadığı” görüşünü paylaşmaktadır. Kararsız seçmenler arasında bu oran daha da yüksektir. Bu bulgu, kararsızlığın ideolojik belirsizlikten çok temsil boşluğu ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Kuramsal bağlamda, bu durum, parti demokrasisinin zayıfladığı ve seçmen ve parti bağlarının çözüldüğü sistemlerde görülen klasik bir eğilime karşılık gelmektedir.

Demokratik Gerileme ve Otoriterleşme Algısı: Kararsız seçmenliğin önemli bir siyasal gerekçesi de Türkiye’de demokratik süreçlerin işlevselliğine yönelik algının zayıflamasıdır. Freedom House, V-Dem ve IDEA verileri Türkiye’yi “özgür olmayan” ya da “yarışmacı otoriter” rejimler arasında sınıflandırmaktadır. Bu sınıflandırmalar, seçmen davranışını doğrudan etkilemese bile, seçimin anlamına ilişkin inancı zedelemektedir. Kararsız seçmenler, bu bağlamda oy vermeyi etkisiz ya da simgesel bir eylem olarak görmeye başlamaktadır.

Yargıya Güvensizlik ve Yargısal Yozlaşma Algısı: Yargı bağımsızlığına yönelik güvensizlik, kararsız seçmen davranışında dolaylı fakat güçlü bir rol oynamaktadır. Eurobarometer ve V-Dem göstergeleri Türkiye’de yargı bağımsızlığının ciddi biçimde gerilediğini ortaya koymaktadır. Bu makalede yargısal darbe/yargıda yozlaşma, otoriterleşmenin alt boyutu olarak ele alınmaktadır. Ayrı bir bölüm açmak olanaklı olmakla birlikte, kavramsal tutarlılık açısından bu tercih daha güçlüdür.

Ara Sonuç: Türkiye’de kararsız seçmenlik, bireysel kararsızlıktan değil, kurumsal güvensizlik, temsil krizi, ekonomik hoşnutsuzluk ve demokratik gerileme algısının kesişiminden kaynaklanan yapısal bir siyasal tutumdur. Bu sonuç, kararsız seçmenleri “ikna edilmesi gereken geçici aktörler” olarak değil, siyasal sistemin krizine verilen akılcı bir tepki olarak ele almak gerektiğini göstermektedir.

Parti-Üstü Güvensizlik ve “Çözümsüzlük” Algısı

Türkiye’de kararsız seçmenliğin en çarpıcı göstergelerinden biri, siyasal sorunların hiçbir parti tarafından çözülemeyeceğine yönelik yaygın inançtır. ASAL Araştırma ve Danışmanlık tarafından Kasım 2025’te 26 ilde, 2 bini aşkın katılımcıyla gerçekleştirilen kamuoyu araştırması, bu durumu açık biçimde ortaya koymaktadır. Araştırmada katılımcıların %36’sı, “Türkiye’nin sorunlarını hiçbir siyasal partinin çözemeyeceği” görüşünü dile getirmiştir. Bu oran, ankette yer alan tüm siyasal partilerin tek tek aldıkları oranların üzerindedir. Aynı çalışmada, sorunları çözebileceği düşünülen partiler arasında AKP %23,2, CHP %19,6 oranında destek alırken, diğer partiler tek haneli oranlarda kalmıştır. Bu bulgu, kararsız seçmenliğin yalnızca partiler arası tercihsizlikten değil, parti sisteminin tamamına yönelik bir güven kaybından beslendiğini göstermektedir. Seçmenlerin önemli bir bölümü için sorun artık “hangi partinin iktidara geleceği” değil, “iktidara gelen herhangi bir partinin çözüm üretip üretemeyeceği” sorusudur. Kuramsal açıdan bu durum, dinleyici demokrasi yazınında tanımlanan seyirci seçmen tipolojisiyle örtüşmektedir. Seçmen siyasal aktörleri izlemekte, söylemleri takip etmekte ancak bu aktörlerle bağ kurmamakta ve onların çözüm kapasitesine inanmadığı için kararını askıya almaktadır. Bu askıya alma durumu edilginlikten çok, mevcut siyasal sistemin işleyişine yönelik akılcı bir uzak kalma davranışı olarak okunmalıdır.

Kararsız seçmenlerin siyasal gerekçeleri, onların gelecekteki olası siyasal davranışlarını nasıl etkilemektedir?

Bu bölüm, Türkiye’de kararsız seçmenliğin bir “donukluk” değil, farklı davranış biçimlerine evrilebilen devingen bir tutum olduğunu savunmaktadır. Bulgular, siyasal güvensizlik ve temsil krizinin, seçmen davranışını dört ana eksende yeniden şekillendirdiğini göstermektedir.

Sandığa Gitmeme (Çekilme Davranışı): Türkiye’de kararsız seçmenlerin önemli bir bölümü için baskın eğilim, siyasal süreçten geçici ya da kalıcı çekilme yönündedir. MetroPOLL (2023–2024) ve KONDA verileri “Oy kullanmam/kararsızım” diyen seçmen oranının %20 bandına yaklaştığını, bu grubun büyük ölçüde “hiçbir partinin çözüm üretemeyeceğine” inananlardan oluştuğunu göstermektedir. ASAL (2025) verisiyle birlikte okunduğunda, %36’lık “hiçbir parti çözücü değil” algısının, sandığa gitmeme davranışı için güçlü bir zemin oluşturduğu görülmektedir. Çözümleyici çıkarım olarak bu seçmenler siyasete ilgisiz değil, aksine siyaseti anlamsızlaşmış görmektedir. Bu nedenle sandığa gitmeme, apolitik bir tutumdan çok protesto niteliği taşıyan edilgin bir davranış olarak okunmalıdır.

Son Anda Karar Verme (Bekleme Stratejisi): Kararsız seçmenlerin ikinci önemli davranış biçimi, tercihini seçime çok kısa bir süre kala belirlemektir. KONDA Seçmen Panelleri kararsız seçmenlerin önemli bir kısmının oy tercihini son haftada, hatta son günlerde belirlediğini ortaya koymaktadır. Bu davranış, seçmenin söylem değişimini, aday başarımını ve kriz anlarındaki refleksleri izlediğini göstermektedir.

Kuramsal bağlamda, bu durum, dinleyici demokrasi kavramının davranışsal yansımasıdır. Seçmen, aktörleri “dinleyici” olarak izler ve ikna olursa son anda sahne alır.

Stratejik Oy Kullanma: Türkiye bağlamında kararsız seçmenlerin bir bölümü, ideolojik yakınlıktan çok sonuç odaklı oy verme eğilimi göstermektedir. Özellikle başkanlık sistemi sonrası dönemde “İstemediğim aday kaybetsin diye oy verdim” ifadesi, anketlerde sıkça tekrar edilmektedir. Bu davranış, kararsız seçmenliğin hesaplı ve akılcı bir biçime büründüğünü göstermektedir. Çözümleyici çıkarım ise bu seçmen tipi, partilere güvenmez, ancak güç dengelerini dikkate alır yargısıdır. Kararsızlık burada bir geçiş evresidir ve son bir duruş değildir.

Süreklileşen Kararsızlık ve Siyasal Uzaklık: Bazı kararsız seçmenler için ise bu durum geçici değil, kalıcı bir siyasal konumlanma durumuna gelmektedir. Parti sistemine duyulan güvensizlik, yargı bağımsızlığına ilişkin kuşkular, demokratik gerileme algısı, bir araya geldiğinde, seçmen uzun süreli bir uzaklık koymaktadır. Bu grup, klasik seçmen davranışı modellerinin dışında kalmakta ve “kararsız” değil, “bağsız seçmen” olarak tanımlanmayı hak etmektedir. Ara sonuç olarak Türkiye’de kararsız seçmenlerin siyasal gerekçeleri, gelecekteki davranışlarını edilginlikten stratejik hesaplamaya uzanan geniş bir yelpazede şekillendirmektedir. Kararsızlık, bu bağlamda bir belirsizlik durumu değil, siyasal sistemin krizine verilen çok biçimli ve akılcı bir tepkidir. Bu bulgu, siyasal partiler açısından kararsız seçmenlerin “ikna edilmesi gereken geçici kitleler” olarak değil, mevcut siyasal düzenin sınırlarını görünür kılan aktörler olarak ele alınması gerektiğini göstermektedir. Stratejik oy davranışının, klasik akılcı tercih kuramından ayrıldığı noktalar özellikle Türkiye bağlamında belirgindir. Kararsız seçmenlerin stratejik tercihi, tam bilgiye dayalı yararı en üst düzeye çıkarma çabasından çok, belirsizlik ve güvensizlik koşullarında verilen sınırlı akılcı kararlara dayanmaktadır. Bu nedenle stratejik oy, ideolojik bir yönelimden çok, olumsuz sonuçları sınırlamaya dönük bir davranış biçimi olarak ortaya çıkmaktadır. Öte yandan siyasal parti sistemine yönelik güvensizlik, yalnızca kurumsal yapıları değil, parti liderleri ve üst yönetim kadrolarını da kapsamaktadır. Parti içi demokrasinin zayıflığı ve lider merkezli siyaset, seçmenlerin partilerle kurduğu bağları kişisel güven eksenine indirgemekte ve bu güvenin kurulamadığı durumlarda kararsızlık süreklileşmektedir.

Kararsız seçmenlik, ideolojik belirsizlikten mi yoksa siyasal partilerin temsil ve güven üretme kapasitesindeki zayıflıktan mı kaynaklanmaktadır?

Bu bölüm, Türkiye’de kararsız seçmenliğin kaynağına ilişkin iki yaygın açıklamayı karşılaştırmalı olarak ele almaktadır:

(i) seçmenin ideolojik yönelimsizliği ve

(ii) siyasal partilerin temsil ve güven üretme kapasitesindeki aşınma. Bulgular, kararsız seçmenliğin ağırlıklı olarak bir ideolojik boşluk değil, temsil ve güven krizi ürünü olduğunu göstermektedir.

İdeolojik Belirsizlik Tezinin Sınırları: Siyasal davranış yazınında kararsız seçmenlik sıklıkla ideolojik konumlanma eksikliğiyle açıklanmaktadır. Ancak Türkiye bağlamında bu yaklaşım sınırlı bir açıklayıcılığa sahiptir. KONDA ve MetroPOLL araştırmaları seçmenlerin büyük çoğunluğunun kendisini ideolojik bir eksende (tutucu–laik, milliyetçi, sosyal demokrat vb.) tanımlayabildiğini göstermektedir. Kararsız seçmenler arasında da ideolojik öz tanım oranı düşmemektedir. Bu durum, kararsız seçmenlerin “ne istediklerini bilmeyen” bir kitle olmadığını, aksine ne istemediklerini oldukça net biçimde bilen bir seçmen profiline işaret etmektedir. Buradan elde edilecek çözümleyici çıkarım Türkiye’de kararsızlığın, ideolojik yönelim eksikliğinden çok, mevcut ideolojik seçeneklerin siyasal temsil olanaklarını yetersiz görmesinden kaynaklandığıdır.

Temsil Krizi ve Parti-Demokrasisinin Aşınması: Kararsız seçmenliğin temel belirleyeni, siyasal partilerin seçmen taleplerini anlamlı ve inandırıcı biçimde temsil edememeleridir. ASAL (2025) araştırmasında seçmenlerin %36’sının “Türkiye’nin sorunlarını hiçbir siyasal partinin çözemeyeceğine” inanması, Ipsos ve KONDA çalışmalarında “kendimi temsil eden bir parti yok” ifadesinin yaygınlığı, temsil krizinin nicel göstergeleridir. Bu kriz, yalnızca programa dayalı eksiklikten değil parti içi demokrasinin zayıflığından, aday belirleme süreçlerinin kapalı olmasından, söylem ile eylem arasındaki tutarsızlıktan beslenmektedir.

Güven Üretme Kapasitesinin Çöküşü: Kararsız seçmenliğin ideolojiden çok güvenle ilişkili olduğunu gösteren bir diğer unsur, siyasal aktörlere duyulan güvenin sistemli biçimde düşmesidir. TÜİK Yaşam Memnuniyeti Araştırmaları siyasal partilere güvenin %15’in altına gerilediğini, yargı, meclis ve medya gibi kurumlara yönelik güvenin de benzer biçimde zayıfladığını göstermektedir. Bu bağlamda kararsızlık, seçmenin ideolojik tercihlerini askıya almasından değil, bu tercihleri yaşama geçirecek aktörlere güvenmemesinden kaynaklanmaktadır.

Lider Merkezli Siyaset ve Temsilin Kişiselleşmesi: Türkiye’de parti sistemine yönelik güvensizlik liderlik düzeyinde daha da yoğunlaşmaktadır. Başkanlık sistemiyle birlikte siyasal yarışmanın kişiselleşmesi, temsil sorununu derinleştirmiştir. Seçmenler için ideolojik yakınlık tek başına yeterli olmamakta ve liderin kriz yönetimi kapasitesi, söylem–eylem tutarlılığı, çevresindeki kadroların niteliği belirleyici duruma gelmektedir. Bu kişisel güven oluşturulamadığında ideolojik yakınlık dahi kararsızlığı ortadan kaldırmamaktadır.

Demokratik Gerileme Bağlamında Temsilin Anlamsızlaşması: Demokratik gerileme ve otoriterleşme algısı, temsil krizini daha da derinleştirmektedir. Seçmen açısından sorun artık yalnızca “beni kim temsil ediyor?” değil, aynı zamanda “temsilin siyasal sonuç üretme kapasitesi var mı?” sorusuna dönüşmektedir. Bu algı, kararsız seçmenliğin süreklileşmesine ve ideolojiden bağımsız bir siyasal uzaklık oluşmasına yol açmaktadır.

Türkiye’de kararsız seçmen tiplerinin oluşumunda belirleyici olan unsurlardan biri de siyasal partilerde ehliyet ve liyakat ilkelerinin zayıflamasıdır. Parti içi yandaş kayırmacılığı, kapalı devre aday belirleme süreçleri ve nitelik yerine sadakatin ödüllendirilmesi, seçmen nezdinde temsil kapasitesini aşındırmaktadır. Özellikle “temsil arayışındaki kararsızlar” için sorun, hangi partinin iktidara geleceğinden çok, iktidara gelen kadroların ülkeyi yönetme ehliyetine sahip olup olmadığıdır. Bu algı, partilere yönelik güvensizliği derinleştirmekte ve kararsızlığı geçici bir tutum olmaktan çıkararak süreklileştirmektedir.

Ara sonuç: Türkiye’de kararsız seçmenlik, ideolojik belirsizlikten çok, siyasal partilerin temsil ve güven üretme kapasitesindeki yapısal zayıflıktan kaynaklanmaktadır. Seçmenler ideolojik olarak konumlanmış olmakla birlikte, bu konumlanmayı siyasal alanda anlamlı sonuçlara dönüştürecek aktörlere güvenmemektedir. Bu bulgu, kararsız seçmenlerin “ideolojisiz” değil, temsilsiz bir seçmen kitlesi olduğunu göstermektedir.

Kararsız seçmen davranışları, Türkiye’de siyasal partiler açısından geleceğe yönelik hangi stratejik risk ve fırsatları barındırmaktadır?

Bu bölüm, önceki araştırma sorularında ortaya konulan bulguları siyasal partiler açısından değerlendirmekte ve kararsız seçmenliğin Türkiye’de parti siyaseti için ne tür yapısal sonuçlar doğurduğunu tartışmaktadır.

Stratejik Riskler - Kalıcı Seçmen Kopuşu Riski: Araştırmanın bulguları, kararsız seçmenliğin önemli bir bölümünün geçici bir kararsızlık değil, kalıcı bir siyasal uzaklık durumuna gelme eğiliminde olduğunu göstermektedir. Özellikle sistemsel güvensiz kararsızlar, partiler açısından geri kazanılması en zor seçmen grubunu oluşturmaktadır. Bu durum, siyasal partiler için uzun vadede seçmen tabanlarının daralması, seçimlere katılım oranlarının düşmesi, siyasal meşruluğun aşınması gibi sonuçlar doğurabilir.

Lider Merkezli Siyasetin Ters Etkisi: Kararsız seçmen davranışları, lider merkezli siyasetin kısa vadeli seferberlik sağlasa da uzun vadede güven üretme kapasitesini zayıflattığını göstermektedir. Lider ve dar yönetici kadrolara aşırı bağımlı yapı, parti markasını güçlendirmek yerine kişisel imajlara indirgemekte ve bu da liderlere yönelik güvensizlik arttığında partilerin hızla destek kaybetmesine yol açmaktadır.

Ehliyet ve Liyakat Erozyonunun Derinleşmesi: Parti içi yandaş kayırmacılığı ve kapalı aday belirleme süreçleri, yalnızca mevcut kararsız seçmenleri uzaklaştırmakla kalmamakta, aynı zamanda yeni seçmen kazanımını da zorlaştırmaktadır. Bulgular, seçmenlerin önemli bir bölümünün siyasal aktörleri yönetme kapasitesi üzerinden değerlendirdiğini göstermektedir. Bu bağlamda ehliyet ve liyakat algısındaki zayıflama, partiler açısından yapısal bir risk oluşturmaktadır.

Stratejik Fırsatlar - Temsil Kapasitesini Yeniden Kurma Fırsatı: Kararsız seçmenlerin önemli bir bölümü, siyasal sistemle bağlarını tümüyle koparmamıştır. Ancak kendilerini temsil edecek inandırıcı aktörler aramaktadır. Bu durum, siyasal partiler için temsil kapasitesini yeniden oluşturma yönünde önemli bir fırsat sunmaktadır. Bu bağlamda saydam aday belirleme süreçleri, parti içi demokrasinin güçlendirilmesi, program ve kadro uyumunun sağlanması kararsız seçmenleri yeniden siyasal süreç içine alabilir.

Güven Üretimini Önceleyen Siyaset: Bulgular, kararsız seçmenler için ideolojik yakınlıktan çok güvenilirlik unsurunun belirleyici olduğunu göstermektedir. Bu durum, kısa vadeli popülist söylemler yerine, tutarlı ve hesap verebilir bir siyasal iletişimin önemini artırmaktadır. Güven üretimini merkeze alan partiler, özellikle temsil arayışındaki kararsızlar açısından önemli bir çekim merkezi durumuna gelebilir.

Kararsız Seçmeni “Sorun” Değil “Gösterge” Olarak Okumak: Bu makalenin temel savlarından biri, kararsız seçmenlerin siyasal partiler için bir sorun değil, mevcut parti demokrasisinin kriz noktalarını görünür kılan bir gösterge olduğudur. Bu göstergeyi doğru okuyan partiler kurumsal reformları önceleyen, kapsayıcı ve katılımcı mekanizmalar geliştiren ve siyasal temsilin niteliğini artıran stratejiler geliştirebilir.

Ara sonuç: Türkiye’de kararsız seçmen davranışları, siyasal partiler açısından hem ciddi yapısal riskler hem de önemli reform fırsatları barındırmaktadır. Kararsızlık, partiler için yalnızca seçimsel bir sorun değil, temsil, güven ve kurumsal kapasiteye ilişkin derin bir uyarıdır.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu makale, Türkiye’de kararsız seçmen olgusunu, bireysel kararsızlık ya da ideolojik belirsizlik çerçevesinin ötesine taşıyarak, siyasal gerekçeler ile geleceğe yönelik davranış eğilimlerinin kesişiminde ele almıştır. Bulgular, kararsız seçmenliğin geçici bir tutumdan çok, Türkiye’de parti demokrasisinin işleyişine, kurumsal güvene ve siyasal temsil kapasitesine ilişkin yapısal sorunların bir yansıması olduğunu ortaya koymaktadır.

Araştırmanın temel bulgularından ilki, Türkiye’de kararsız seçmenliğin ideolojik yönelimsizlikle açıklanamayacağıdır. Aksine, kararsız seçmenlerin büyük bölümü ideolojik olarak konumlanmıştır. Ancak bu konumlanmayı siyasal alanda anlamlı ve güvenilir biçimde temsil edecek aktörlere duydukları güveni yitirmiştir. ASAL (2025) araştırmasında seçmenlerin yüzde 36’sının “Türkiye’nin sorunlarını hiçbir siyasal partinin çözemeyeceği” görüşünü paylaşması, bu güvensizliğin parti-üstü ve sistemsel niteliğini açık biçimde ortaya koymaktadır.

İkinci olarak, kararsız seçmenliğin ardında yatan temel siyasal gerekçeler kurumsal güven erozyonu, ekonomik başarım algısındaki olumsuzluk, demokratik gerileme ve yargıya yönelik güvensizlik ile yakından ilişkilidir. Bu unsurlar, seçmenin siyasal süreçlere katılımını anlamsızlaştırmakta ve oy verme davranışını ya askıya almakta ya da stratejik ve koşullu bir biçime dönüştürmektedir. Bu bağlamda kararsızlık, apolitik bir kayıtsızlıktan çok, mevcut siyasal düzenin sınırlarına yönelik akılcı bir uzaklık koyma davranışı olarak değerlendirilmelidir.

Üçüncü olarak, çalışma kararsız seçmenlerin uyum içeren bir grup olmadığını ve farklı siyasal gerekçeler ve davranış eğilimleri temelinde ayrışan çok katmanlı bir yapı sergilediğini göstermektedir. Sistemsel güvensiz kararsızlar, koşullu strateji izleyenler, temsil arayışındaki kararsızlar ve tepkisel kararsızlar şeklinde geliştirilen tipoloji, kararsız seçmenliğin tekil bir olgu olarak ele alınamayacağını ortaya koymaktadır. Bu tipoloji, siyasal partilerin kararsız seçmenlere yönelik stratejiler geliştirmesinde çözümleyici bir çerçeve sunmaktadır.

Dördüncü olarak, bulgular siyasal partiler açısından kararsız seçmenliğin yalnızca seçimsel bir sorun olmadığını, aksine temsil kapasitesi, güven üretimi ve kurumsal işleyişe ilişkin yapısal bir uyarı niteliği taşıdığını göstermektedir. Parti içi demokrasinin zayıflığı, ehliyet ve liyakat ilkelerinin aşınması, yandaş kayırmacılığı ve kapalı aday belirleme süreçleri seçmen nezdinde siyasal aktörlerin yönetme kapasitesine yönelik ciddi kuşkular doğurmaktadır. Bu durum, kararsızlığı süreklileştiren temel etmenlerden biri olarak öne çıkmaktadır.

Son olarak, bu makale kararsız seçmenleri siyasal sistem için bir tehdit ya da geçici bir sapma olarak değil, Türkiye’de parti demokrasisinin kriz noktalarını görünür kılan bir gösterge olarak ele almayı önermektedir. Kararsız seçmenlerin artışı, siyasal partiler açısından kısa vadeli söylem ve seferberlik stratejilerinin ötesine geçilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Güven üretimini önceleyen, temsil kapasitesini güçlendiren, saydam ve katılımcı mekanizmalar geliştiren partiler kararsız seçmenleri yeniden siyasal sürece alma gizil gücüne sahiptir.

Bu bağlamda makalenin temel katkısı, Türkiye’de kararsız seçmen olgusunu ideolojik belirsizlikten çok, siyasal temsil ve güven krizinin bir ürünü olarak kavramsallaştırması ve kararsız seçmenlerin gelecekteki davranışlarını bu yapısal çerçeve içinde çözümlemesidir. Bu yaklaşım, yalnızca Türkiye bağlamında değil, demokratik gerileme yaşayan diğer siyasal sistemlerde de kararsız seçmenliğin yeniden düşünülmesine katkı sunabilecek çözümleyici bir zemin oluşturmaktadır.


 

KAYNAKÇA

Akarca, A. T., ve Başlevent, C. (2011).“Economic Voting and the Turkish Voter.” Electoral Studies.

Blais, A. (2006). “What Affects Voter Turnout?” Annual Review of Political Science.

Campbell, A. et al. (1960). The American Voter. University of Chicago Press.

Çarkoğlu, A., ve Yıldırım, K. (2015). “Election Storm in Turkey.” South European Society and Politics.

Dalton, R. J. (2017). The Participation Gap. Oxford University Press.

Downs, A. (1957). An Economic Theory of Democracy. Harper ve Row.

Esen, B., ve Gümüşçü, Ş. (2016). “Rising Competitive Authoritarianism in Turkey.” Third World Quarterly.

Esmer, Y. (2014). Türkiye Değerler Atlası. Bahçeşehir Üniversitesi Yayınları.

Fiorina, M. (1981). Retrospective Voting in American National Elections. Yale University Press.

Franklin, M. (2004). Voter Turnout and the Dynamics of Electoral Competition. Cambridge UP.

Guriev, S., ve Treisman, D. (2019). “Informational Autocrats.” Journal of Economic Perspectives.

Hetherington, M. (2005). Why Trust Matters. Princeton University Press.

Hillygus, D. S., ve Shields, T. G. (2008). The Persuadable Voter. Princeton UP.

Kalaycıoğlu, E. (1994). Turkish Dynamics: Bridge Across Troubled Lands. Palgrave.

Kalaycıoğlu, E. (2010). “Justice and Development Party at the Helm.” South European Society and Politics.

KONDA (2018). Seçmen Kümeleri Araştırması.

Lazarsfeld, P., Berelson, B., ve Gaudet, H. (1944). The People’s Choice. Columbia University Press.

Levitsky, S., ve Way, L. (2010). Competitive Authoritarianism. Cambridge UP.

Lührmann, A., ve Lindberg, S. (2019). “A Third Wave of Autocratization.” Democratization.

Mair, P. (2013). Ruling the Void. Verso.

Manin, B. (1997). The Principles of Representative Government. Cambridge University Press.

MetroPOLL (2021). Türkiye’nin Nabzı Araştırmaları.

Norris, P. (1999). Critical Citizens. Oxford University Press.

Özbudun, E. (2000). Contemporary Turkish Politics. Lynne Rienner.

Özbudun, E. (2015). “Turkey’s Judiciary and the Drift Toward Competitive Authoritarianism.” The International Spectator.

Rosanvallon, P. (2008). Counter-Democracy: Politics in an Age of Distrust. Cambridge University Press.

Schedler, A. (2013). The Politics of Uncertainty. Oxford UP.

Somer, M. (2016). “Understanding Turkey’s Democratic Breakdown.” Southeast European and Black Sea Studies.

Somer, M. (2021). “Turkey’s Democratic Breakdown.” Journal of Democracy.

Yılmaz, G. (2021). “Authoritarianism and Democratic Backsliding in Turkey.” Journal of Balkan and Near Eastern Studies.

Hiç yorum yok: