Kararsız Seçmenlerin Siyasal
Gerekçeleri ve Gelecek Davranışlarının Kesişimi
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
ÖZ
Bu çalışma,
Türkiye’de son yıllarda derinleşen otoriterleşme sürecinin siyasal temsil,
seçmen davranışı ve kamu yönetimi üzerindeki etkilerini incelemektedir.
Çalışma, özellikle siyasal partilere ve siyasal sisteme duyulan güvendeki
aşınmayı, seçmenin artan umutsuzluğunu ve bunun siyasal katılım biçimlerine
yansımasını çözümlemeyi amaçlamaktadır. Nicel verilerden, kamuoyu
araştırmalarından ve ikincil kaynaklardan yararlanılarak yürütülen çözümleme,
seçmenlerin önemli bir bölümünün hiçbir siyasal partinin ülkenin temel
sorunlarını çözebileceğine inanmadığını ortaya koymaktadır. Araştırma
bulguları, bu güvensizliğin yalnızca siyasal parti sistemine değil, parti
liderliği, üst yönetim kadroları ve aday belirleme süreçlerine yönelik yaygın
bir memnuniyetsizliği de içerdiğini göstermektedir. Parti içi demokrasi
eksikliği, ehliyet ve liyakat ilkelerinin zayıflaması ve yandaş kayırmacılığı,
seçmen nezdinde siyasal temsilin meşruluğunu aşındıran temel etmenler arasında
yer almaktadır. Çalışma ayrıca, yargısal darbe ve yargıda yozlaşma olgusunun,
hukukun üstünlüğünü zedeleyerek otoriterleşmeyi derinleştiren kritik bir
mekanizma durumuna geldiğini savunmaktadır. Sonuç olarak makale, Türkiye’de
siyasal sistemin karşı karşıya olduğu krizin yalnızca iktidar-muhalefet
dengesiyle değil, kurumsal erozyon ve temsil krizinin yapısal boyutlarıyla ele
alınması gerektiğini ileri sürmektedir.
Anahtar
Kelimeler:
Otoriterleşme, siyasal partiler, seçmen davranışı, kurumsal erozyon, yargısal
darbe, Türkiye.
ABSTRACT
This study examines the impact of Turkey’s deepening
autocratization process on political representation, voter behavior, and public
administration. It focuses in particular on the erosion of trust in political
parties and the political system, the growing sense of voter pessimism, and how
these dynamics shape patterns of political participation. Drawing on
quantitative data, public opinion surveys, and secondary sources, the analysis
demonstrates that a substantial share of voters no longer believe that any
political party is capable of resolving Turkey’s major problems.
The findings indicate that this distrust extends
beyond the party system as a whole to include party leaders, senior party
elites, and candidate selection processes. The lack of intra-party democracy,
the weakening of merit and competence principles, and pervasive patronage
practices emerge as key factors undermining the legitimacy of political
representation. The article further argues that judicial coups and judicial
corruption function as critical mechanisms that erode the rule of law and
accelerate autocratization. Overall, the study contends that Turkey’s current
political crisis cannot be adequately understood solely through
government–opposition dynamics, but must be analyzed in terms of broader
structural processes of institutional decay and representation failure.
Keywords: Autocratization, political parties, voter
behavior, institutional erosion, judicial coup, Turkey.
GİRİŞ
Son yıllarda Türkiye’de seçim süreçlerine ilişkin en dikkat
çekici olgulardan biri, kararsız seçmen oranındaki süreklilik ve dalgalanmadır.
Kamuoyu araştırmalarında önemli bir yer tutan bu grup, çoğu zaman siyasal
ilgisizlik, bilgi eksikliği ya da son anda karar veren seçmenler olarak ele
alınmaktadır. Oysa kararsız seçmenlik, basit bir belirsizlik durumundan çok,
siyasal temsil, güven ve başarım algılarına dayalı daha karmaşık bir
değerlendirme sürecine işaret etmektedir.
Bu makale, kararsız seçmenleri edilgin ya da geçici bir
kategori olarak ele alan yaklaşımların ötesine geçerek, bu seçmenlerin siyasal
gerekçeleri ile olası gelecek davranışlarının kesişimini çözümlemeyi
amaçlamaktadır. Türkiye bağlamında kararsız seçmenlik, yalnızca bireysel tercih
düzeyinde değil, siyasal partilerin temsil kapasiteleri, söylemsel sınırları ve
güven üretme yetenekleriyle doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle kararsızlık,
seçmenin ne düşündüğünden çok, siyasal sistemin neyi başaramadığını da görünür
kılan bir göstergedir.
Türkiye’de artan siyasal kutuplaşma, ekonomik
belirsizlikler, kurumlara duyulan güvenin zayıflaması ve siyasal aktörlerin
sınırlı ikna kapasitesi, kararsız seçmenliğin yapısal bir nitelik kazanmasına
yol açmaktadır. Bu bağlamda kararsız seçmenler, siyasal alandan çekilmiş
bireyler olmaktan çok, mevcut seçenekleri bilinçli biçimde askıya alan,
riskleri ve olası maliyetleri tartan ve geleceğe ilişkin beklentilerini yeniden
değerlendiren aktörler olarak ele alınmalıdır.
Makalenin temel savı, kararsız seçmenliğin ideolojik bir
boşluk ya da siyasal ilgisizlikten çok, temsil ve güven krizinin bir sonucu
olduğudur. Bu çerçevede çalışma, kararsız seçmenlerin hangi siyasal
gerekçelerle kararlarını ertelediklerini ve bu gerekçelerin hangi koşullarda oy
verme, sandığa gitmeme ya da stratejik oy davranışına dönüşebileceğini ortaya
koymayı hedeflemektedir. Böylece kararsız seçmenlerin yalnızca mevcut konumları
değil, gelecekteki olası yönelimleri de çözümlenmektedir.
Bu yaklaşım, kararsız seçmenleri siyasal sistemin marjinal
bir unsuru olarak değil, siyasal partiler açısından kritik bir uyarı
mekanizması olarak konumlandırmaktadır. Makale, Türkiye örneği üzerinden,
siyasal partilerin neden bu seçmen grubunu ikna etmekte zorlandığını ve bu
durumun parti stratejileri açısından ne anlama geldiğini tartışarak, kararsız
seçmen yazınına çözümleyici ve bağlamsal bir katkı sunmayı amaçlamaktadır.
Amaç ve Hedefler
Amaç
Bu makalenin temel amacı, Türkiye bağlamında kararsız
seçmenlerin siyasal karar alma süreçlerini, siyasal gerekçeleri ile olası
gelecek davranışlarının kesişimi üzerinden çözümlemektir. Çalışma, kararsız
seçmenliği geçici bir belirsizlik durumu ya da siyasal ilgisizlik biçimi olarak
ele alan yaklaşımların ötesine geçerek, bu olguyu siyasal temsil, güven ve başarım
algılarıyla ilişkili yapısal bir durum olarak incelemeyi hedeflemektedir. Bu
çerçevede makale, kararsız seçmenlerin hangi nedenlerle oy tercihlerini askıya
aldıklarını ve bu askıya alma durumunun hangi koşullarda farklı siyasal
davranışlara evrilebileceğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Hedefler
Bu genel amaç doğrultusunda makalenin başlıca hedefleri
şunlardır:
Kararsız seçmenliğin kavramsal
çerçevesini yeniden tanımlamak, kararsızlığı edilgin ya da apolitik bir
durumdan çok, bilinçli ve koşullara duyarlı bir siyasal tutum olarak ele almak.
Kararsız seçmenlerin siyasal
gerekçelerini çözümlemek, bu gerekçelerin ekonomik başarım algısı, kurumsal
güven, siyasal temsil ve liderlik değerlendirmeleriyle nasıl şekillendiğini
ortaya koymak.
Siyasal gerekçeler ile gelecek
davranışları arasındaki ilişkiyi incelemek, kararsızlığın hangi koşullarda oy
verme, sandığa gitmeme ya da stratejik oy davranışına dönüştüğünü çözümlemek.
Kararsız seçmenlere yönelik çözümleyici
bir tipoloji geliştirmek, Türkiye örneği üzerinden farklı kararsız seçmen
profillerini ve bu profillerin olası siyasal yönelimlerini sınıflandırmak.
Siyasal partiler açısından
çıkarımlar üretmek, partilerin kararsız seçmenleri neden ikna etmekte
zorlandıklarını ve bu durumun parti stratejileri, söylemleri ve örgütsel
yapıları bakımından ne anlama geldiğini tartışmak.
Bu hedefler doğrultusunda makale, kararsız seçmen yazınına
Türkiye odaklı fakat genellenebilir bir çözümleyici katkı sunmayı ve siyasal
partilerin değişen seçmen davranışlarını anlamalarına yardımcı olmayı
amaçlamaktadır.
Araştırma Soruları
Bu makale, Türkiye bağlamında kararsız seçmen olgusunu
siyasal gerekçeler ile gelecek davranışlarının kesişimi üzerinden incelemekte
ve aşağıdaki araştırma sorularına yanıt aramaktadır:
Türkiye’de kararsız seçmenler
hangi temel siyasal gerekçelerle oy tercihlerini askıya almaktadır? (Ekonomik başarım
algısı, kurumsal güven, temsil sorunu, liderlik değerlendirmeleri vb.)
Kararsız seçmenlerin siyasal
gerekçeleri, onların gelecekteki olası siyasal davranışlarını nasıl
etkilemektedir? (Oy verme, sandığa gitmeme, stratejik oy, son anda karar verme)
Kararsız seçmenlik, ideolojik
belirsizlikten mi yoksa siyasal partilerin temsil ve güven üretme
kapasitesindeki zayıflıktan mı kaynaklanmaktadır?
Kararsız seçmenler homojen bir
grup mudur, yoksa farklı siyasal gerekçeler ve davranış eğilimlerine sahip alt
tiplere ayrılabilir mi?
Türkiye’de siyasal partilerin
söylemleri ve başarımları, kararsız seçmenlerin karar alma süreçlerini hangi
yönlerden sınırlamakta ya da şekillendirmektedir?
Kararsız seçmen davranışları,
siyasal partiler açısından geleceğe yönelik hangi stratejik risk ve fırsatları
barındırmaktadır?
YÖNTEM VE VERİ
Bu çalışma, kararsız seçmen olgusunu Türkiye bağlamında çok
boyutlu bir çerçevede çözümleyebilmek amacıyla nitel ve çözümleyici bir
araştırma tasarımı benimsemektedir. Makale, kararsız seçmenleri sayısal bir
oran ya da geçici bir kategori olarak ele almak yerine, bu seçmenlerin siyasal
gerekçeleri ile olası gelecek davranışları arasındaki ilişkiye odaklanan
kavramsal ve yorumlayıcı bir yaklaşım geliştirmeyi amaçlamaktadır.
Yöntem
Araştırmada nitel içerik çözümlemesi ve çözümleyici
karşılaştırma yöntemleri birlikte kullanılmıştır. Bu çerçevede, Türkiye’de
kararsız seçmen davranışına ilişkin mevcut akademik çalışmalar, kamuoyu
araştırmaları ve siyasal aktörlerin söylemleri sistemli biçimde incelenmiştir.
Çalışmanın çözümleyici omurgasını, kararsız seçmenlerin siyasal gerekçeleri ile
geleceğe yönelik davranış eğilimleri arasındaki kesişimi ortaya koymayı
amaçlayan kavramsal çözümleme oluşturmaktadır. Makale, nicel bir varsayım
sınamasından çok, kararsız seçmenliğin nedenleri, biçimleri ve sonuçları
üzerine açıklayıcı bir model geliştirmeyi hedeflemektedir. Bu bağlamda kararsız
seçmenlik, sabit bir durum olarak değil, siyasal bağlam ve aktör başarımına
bağlı olarak değişkenlik gösteren devingen bir süreç olarak ele alınmaktadır.
Veri
Çalışmada kullanılan veriler üç ana kaynaktan oluşmaktadır.
İlk olarak, Türkiye’de son yıllarda gerçekleştirilen kamuoyu araştırmalarında
kararsız seçmenlere ilişkin bulgular incelenmiştir. Bu veriler, kararsız
seçmenliğin yaygınlığına ve zaman içindeki değişimine ilişkin bağlamsal bir
arka plan sunmak amacıyla kullanılmıştır.
İkinci olarak, siyasal partilerin seçim dönemlerinde
kullandıkları söylemler, lider konuşmaları ve parti programları çözümlenmiştir.
Bu materyaller, partilerin kararsız seçmenlere yönelik hitap biçimlerini,
kullandıkları ikna stratejilerini ve söylemsel sınırlarını değerlendirmek
amacıyla ele alınmıştır.
Üçüncü olarak, mevcut yazında yer alan nitel çalışmalar ve alan
gözlemlerine dayalı bulgular, çözümleyici çerçevenin geliştirilmesinde
tamamlayıcı bir kaynak olarak kullanılmıştır. Bu veriler, kararsız seçmenlerin
siyasal gerekçelerinin ve olası davranış yönelimlerinin sınıflandırılmasına
olanak tanımıştır.
Sınırlılıklar
Bu çalışma, doğrudan alan araştırmasına ya da özgün anket
verisine dayanmamakta ve mevcut veriler ve yazın üzerinden çözümleyici bir
model önermektedir. Bu durum, nicel genelleme yapmayı sınırlamakla birlikte,
kararsız seçmen olgusunun kavramsal ve kuramsal düzeyde daha derinlikli biçimde
ele alınmasına olanak sağlamaktadır. Çalışmada geliştirilen tipoloji ve
çıkarımlar, gelecekte yapılacak nicel ve karma yöntemli araştırmalar için bir çerçeve
sunmayı amaçlamaktadır.
KURAMSAL ÇERÇEVE: SİYASAL KARARSIZLIK VE SEÇMEN DAVRANIŞI
Siyasal Kararsızlık Kavramı: Tanım ve Yaklaşımlar
Siyasal kararsızlık (political indecision), seçmen
davranışı yazınında uzun süre geçici ve ikincil bir olgu olarak ele alınmıştır.
Erken dönem çalışmalarda kararsız seçmenler, yeterli siyasal bilgiye sahip
olmayan, ilgisiz ya da seçim kampanyalarının son aşamasında yönlendirilebilen
aktörler olarak tanımlanmıştır (Lazarsfeld, Berelson ve Gaudet, 1944). Bu
yaklaşım, kararsızlığı bireysel bilişsel eksikliklerle ilişkilendiren bir
çerçeve sunmaktadır. Ancak sonraki çalışmalar, kararsızlığın yalnızca bilgi
eksikliğinden değil, siyasal seçeneklerin algılanan yetersizliğinden ve temsil
sorunlarından kaynaklanabileceğini göstermiştir. Downs’un akılcı seçim modeli
(1957), seçmenlerin yarar-maliyet hesapları doğrultusunda karar verdiklerini
öne sürerken, kararsızlığı belirsizlik ve risk algısıyla ilişkilendirmiştir. Bu
bağlamda kararsızlık, akıl dışı değil, aksine akılcı bir askıya alma davranışı
olarak yorumlanabilir.
Parti Kimliği, Temsil ve Kararsızlık
Michigan Okulu’nun parti kimliği yaklaşımı (Campbell et al.,
1960), seçmen davranışını uzun dönemli psikolojik ait olma duyguları üzerinden
açıklamaktadır. Bu bakış açısına göre kararsız seçmenler, güçlü bir parti
kimliği geliştirmemiş bireylerdir. Ancak son yıllarda, parti ait olma
duygularının zayıfladığı ve seçmenlerin daha akışkan hale geldiği birçok
demokraside bu açıklamanın sınırlı kaldığı görülmektedir (Dalton, 2018). Temsil
krizine odaklanan çağdaş yaklaşımlar ise kararsızlığı, seçmenin kendisini siyasal
partiler tarafından yeterince temsil edilmediği algısına bağlamaktadır (Mair,
2013). Bu bakış açısında kararsız seçmenlik, sistem dışı bir tutum değil,
aksine sistem içi aktörlere yönelik eleştirel bir tavır almadır. Türkiye gibi
kutuplaşmanın yüksek olduğu siyasal bağlamlarda, seçmenlerin seçenekler
arasında “en az maliyetli” tercihi dahi net biçimde görememesi, kararsızlığın
yapısal bir özellik kazanmasına yol açmaktadır.
Güven, Başarım Algısı ve Siyasal Kararsızlık
Siyasal güven yazını, kararsız seçmen davranışını anlamada
kritik bir eksen sunmaktadır. Kurumlara ve siyasal aktörlere duyulan güvenin
azalması, seçmenlerin karar alma süreçlerini doğrudan etkilemektedir (Norris,
1999; Hetherington, 2005). Güvenin zayıfladığı bağlamlarda seçmenler, oy
vermeyi bir “risk” olarak algılayabilmekte ve kararlarını erteleyebilmektedir.
Ekonomik başarım ve yönetişim kapasitesi de bu süreçte belirleyici rol
oynamaktadır. Retrospektif oy verme kuramı (Fiorina, 1981), seçmenlerin geçmiş başarıma
bakarak karar verdiklerini savunurken, başarım algısının belirsizleştiği ya da
çok boyutlu krizlerle gölgelendiği durumlarda kararsızlık artmaktadır. Türkiye
örneğinde ekonomik belirsizlik, hukuk devleti algısı ve kurumsal kararlılığın
aşınması, kararsız seçmenliğin temel besleyici unsurları arasında yer
almaktadır. Türkiye’de kararsız seçmen davranışı, giderek geleceğe yönelik (prospektif)
vaatlerden çok siyasal aktörlerin geçmiş başarımlarına yönelik olumsuz
değerlendirmeler üzerinden şekillenmektedir. Bu durum, geçmiş başarılarına (retrospektif)
dayalı oy verme mekanizmasının kararsızlık üretici bir işleve büründüğünü
göstermektedir.
Siyasal Kararsızlık ve Gelecek Davranışları
Kararsız seçmenlik yazınında son dönem çalışmalar, bu grubun
gelecekteki davranışlarına odaklanmaktadır. Kararsızlık her zaman oy verme ile
sonuçlanmamakta ve sandığa gitmeme, protesto oyu ya da stratejik oy gibi farklı
davranışlara evrilebilmektedir (Franklin, 2004; Blais, 2006). Bu bağlamda
kararsız seçmenler, uyum içeren bir kategori olmaktan çok, farklı gerekçeler ve
beklentiler doğrultusunda ayrışan alt gruplar olarak ele alınmalıdır. Bu
yaklaşım, kararsızlığı durağan bir durum değil, devingen bir siyasal konumlanma
olarak değerlendiren çağdaş seçmen davranışı yazınıyla uyumludur (Hillygus ve
Shields, 2008).
Dinleyici (Audience) Demokrasisi ve Siyasal
Kararsızlık
Çağdaş demokrasilerde seçmen–siyasal aktör ilişkisini
açıklamak için geliştirilen önemli yaklaşımlardan biri dinleyici (audience) demokrasisi
kavramıdır. Bernard Manin (1997), çağdaş demokrasilerde yurttaşların siyasal
karar alma süreçlerine etkili katılımcılar olmaktan giderek uzaklaştığını ve
siyasal liderleri, programları ve başarımları daha çok izleyen, değerlendiren
ve tepki veren bir “seyirci” konumuna yerleştiğini ileri sürmektedir. Bu
dönüşüm, seçmenin siyasal tercihlerini ertelemesini ve kararlarını askıya
almasını yapısal olarak olanaklı kılan bir bağlam yaratmaktadır. Dinleyici
demokrasisi çerçevesinde siyasal partiler, toplu temsil kanalları olmaktan çok,
lider merkezli ve medya aracılı başarım sergileyen aktörler durumuna
gelmektedir. Bu durum, seçmenlerin siyasal seçenekleri programa dayalı
tutarlılık üzerinden değil, güvenilirlik, kriz yönetimi ve anlık başarım
algıları üzerinden değerlendirmesine yol açmaktadır. Böyle bir bağlamda
kararsız seçmenlik, olağan dışı bir durum olmaktan çıkıp, akılcı bir izleme ve
bekleme stratejisine dönüşmektedir.
Yargısal Darbe, Yargıda Yozlaşma ve Seçmen Davranışı
Demokratik gerileme süreçlerinde yargı, hukukun üstünlüğünü
koruyan bağımsız bir kurum olmaktan çıkarak, siyasal iktidarın yarışmayı
sınırlamak için kullandığı temel araçlardan biri durumuna gelebilmektedir.
“Yargısal darbe” kavramı, yargı organlarının biçimsel ve hukuksal süreçler
aracılığıyla siyasal alanı yeniden şekillendirmesini ve seçilmiş aktörlerin
siyasal etkinliklerini sınırlandırmasını ifade etmektedir (Scheppele, 2018). Bu
süreç, açık anayasal ihlallerden çok, hukukun araçsallaştırılması ve seçici
uygulanması yoluyla ilerlemektedir.
Yargıda yozlaşma ise, yalnızca bireysel etik ihlallerle
sınırlı olmayıp, yargının sistemli biçimde siyasal sadakat temelinde işlemesi
anlamına gelmektedir. Bu tür bir yargısal yapı, hukuksal öngörülebilirliği
zayıflatmakta ve siyasal aktörler arasındaki yarışmayı derinden asimetrik duruma
getirmektedir. Seçmenler açısından bu durum, oy verme davranışını yalnızca bir
tercih değil, aynı zamanda olası bir siyasal risk olarak algılanan bir eyleme
dönüştürmektedir.
Türkiye bağlamında yargının siyasallaşmasına ilişkin yazın,
muhalefet aktörleri, belediye başkanları, siyasal parti yöneticileri ve sivil
toplum temsilcileri hakkında açılan davaların siyasal yarışmayı sınırlayıcı bir
işlev gördüğüne işaret etmektedir (Özbudun, 2015; Esen ve Gümüşçü, 2016). Bu
bağlamda kararsız seçmenler, yalnızca siyasal programları değil, aynı zamanda
siyasal tercihlerinin hukuksal sonuçlarını da hesaba katan aktörler durumuna
gelmektedir.
Yargısal araçsallaştırmanın yaygınlaştığı rejimlerde, seçmen
davranışları sıklıkla temkin, bekleme ve izleme biçiminde ortaya çıkmaktadır.
Kararsız seçmenlik bu çerçevede, rejime yönelik açık bir reddetmeden çok,
belirsiz ve cezalandırıcı bir siyasal ortamda akılcı bir korunma stratejisi
olarak değerlendirilebilir. Bu durum, kararsız seçmenlerin siyasal gerekçeleri
ile gelecek davranışları arasındaki ilişkinin, yargının işleyişi ve algılanan
adalet düzeyiyle yakından bağlantılı olduğunu göstermektedir.
Seçmen Güvensizliği ve Karar Askıya Alma Davranışı
Dinleyici demokrasisinin işleyişi, seçmen güvensizliği yazınıyla
doğrudan ilişkilidir. Siyasal kurumlara, partilere ve liderlere duyulan güvenin
azalması, seçmenlerin oy verme davranışını bir bağlılık ifadesi olmaktan
çıkararak riskli bir tercih durumuna getirmektedir (Norris, 1999; Rosanvallon,
2008). Bu bağlamda kararsız seçmenlik, siyasal sisteme yönelik toplu bir reddetme
değil, sınırlı ve koşullu bir güven ilişkisini yansıtmaktadır. Pierre
Rosanvallon’un “karşı-demokrasi” (counter-democracy) kavramsallaştırması,
seçmenlerin denetleyen, eleştiren ve uzak bir konumdan siyasal süreci
izlediklerini göstermektedir. Kararsız seçmenler bu çerçevede, siyasal
katılımın klasik biçimlerini askıya alarak, kararlarını gelecekteki başarım işaretlerine
bağlayan aktörler olarak değerlendirilebilir. Türkiye gibi kutuplaşmanın yüksek
ve kurumsal güvenin zayıfladığı siyasal bağlamlarda, bu tutum kararsız
seçmenliğin süreklilik kazanmasına katkıda bulunmaktadır.
Demokratik Gerileme, Otoriterleşme ve Kararsız Seçmen
Davranışı
Son yıllarda siyaset bilimi yazınında demokrasilerin
yalnızca ani darbelerle değil, kademeli ve hukuksal araçlar yoluyla da
aşındığına dikkat çekilmektedir. “Demokratik gerileme” (democratic
backsliding) ve “yarışmacı otoriterlik” kavramları, seçimlerin varlığını
sürdürmesine rağmen siyasal yarışmanın eşit ve adil olmaktan çıktığı rejimleri
açıklamak üzere geliştirilmiştir (Levitsky ve Way, 2010; Schedler, 2013). Bu
tür rejimlerde seçimler, iktidarın meşruluk üretme aracı olmaya devam ederken,
muhalefetin iktidara gelme olasılığı yapısal olarak sınırlandırılmaktadır.
Medya denetimi, yargının siyasallaşması, yönetsel baskılar ve kaynak
dağılımındaki asimetri, seçmenlerin oy verme davranışını yalnızca tercih değil,
aynı zamanda risk hesaplaması durumuna getirmektedir. Bu bağlamda kararsız
seçmenlik, siyasal ilgisizlikten çok, belirsiz ve maliyetli bir siyasal ortamda
karar askıya alma stratejisi olarak ortaya çıkmaktadır.
Türkiye bağlamında demokratik gerileme, seçmen davranışını
doğrudan etkileyen bir etmen durumuna gelmiştir. Kurumsal denge ve denetim
mekanizmalarının zayıflaması, hukukun öngörülebilirliğinin azalması ve siyasal yarışmanın
asimetrik bir yapıya bürünmesi, seçmenlerin siyasal aktörlere duyduğu güveni
aşındırmaktadır. Bu ortamda kararsız seçmenler, mevcut iktidara yönelik
memnuniyetsizlik ile muhalefetin iktidar kapasitesine ilişkin kuşku arasında
sıkışmaktadır. Otoriterleşme yazını, bu tür rejimlerde seçmen davranışlarının
sıklıkla “sessiz itiraz”, “bekleme” ve “izleme” biçimlerinde ortaya çıktığını
göstermektedir (Schedler, 2013; Guriev ve Treisman, 2019). Kararsız seçmenler
bu çerçevede, rejimi açıkça reddetmekten kaçınan, ancak güçlü ve güvenilir bir seçenek
ortaya çıkana kadar siyasal tercihini erteleyen aktörler olarak
değerlendirilebilir. Bu durum, kararsız seçmenliğin bireysel bir duraksamadan çok,
demokratik gerilemenin ürettiği yapısal bir sonuç olduğunu göstermektedir. Bu
kuramsal yaklaşımlar birlikte ele alındığında, kararsız seçmenlik bireysel bir duraksama
değil, siyasal sistemin temsil ve güven üretme kapasitesinin bir göstergesi
olarak okunmalıdır.
Türkiye Bağlamında Kuramsal Çıkarımlar
Türkiye’de siyasal kararsızlık, yalnızca bireysel tercih
düzeyinde değil, siyasal sistemin işleyişine ilişkin daha geniş sorunlarla
ilişkilidir. Kutuplaşmanın derinleşmesi, temsil kanallarının daralması ve
siyasal yarışmanın asimetrik duruma gelmesi, kararsız seçmenliğin süreklilik
kazanmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda kararsız seçmenler, siyasal sistemin meşruluk
ve başarım sınırlarını görünür kılan bir gösterge grup olarak
değerlendirilebilir.
Bu makale, söz konusu kuramsal yaklaşımları bir araya
getirerek, kararsız seçmenlerin siyasal gerekçeleri ile gelecek davranışları
arasındaki ilişkiyi açıklamaya yönelik bütüncül bir çerçeve sunmayı
amaçlamaktadır.
YAZIN TARAMASI: TÜRKİYE’DE SİYASAL KARARSIZLIK VE SEÇMEN
DAVRANIŞI
Türkiye’de seçmen davranışı yazını uzun süre kararlı parti
ait olma duyguları, kimlik temelli siyaset ve merkez–çevre ekseni üzerinden
şekillenmiştir. Erken dönem çalışmalar, seçmen tercihlerini ideolojik
konumlanmalar, dinsel-kültürel ait olmalar ve liderlik etmenleri çerçevesinde
ele alırken, kararsız seçmenlik olgusu ikincil ve geçici bir durum olarak
değerlendirilmiştir (Kalaycıoğlu, 1994; Özbudun, 2000).
2000’li yıllarla birlikte siyasal yarışmanın yapısının
değişmesi, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin uzun süreli iktidarı ve siyasal
kutuplaşmanın derinleşmesi, seçmen davranışına ilişkin çözümlemelerin yönünü de
dönüştürmüştür. Bu dönemde yapılan çalışmalar, seçmen tercihlerinde ekonomik başarım,
liderlik algısı ve yönetişim kapasitesinin belirleyici rolünü vurgulamış, ancak
kararsız seçmenler çoğunlukla “son anda karar verenler” ya da “salınan
seçmenler” (floating voters) kategorisi içinde ele alınmıştır (Akarca ve
Başlevent, 2011; Esmer, 2014).
Son yıllarda ise Türkiye’de siyasal kararsızlık olgusu,
kurumsal güvenin aşınması, temsil krizinin derinleşmesi ve siyasal partilere
duyulan uzaklığın artması bağlamında daha görünür duruma gelmiştir. Kamuoyu
araştırmalarına dayalı çalışmalar, kararsız seçmen oranının seçimden seçime
dalgalanmakla birlikte kalıcı bir nitelik kazandığını ortaya koymaktadır
(KONDA, 2018; MetroPOLL, 2021). Bu bulgular, kararsızlığın geçici bir bilgi
eksikliği değil, siyasal sistemle kurulan ilişkinin niteliğine bağlı bir durum
olduğunu göstermektedir.
Türkiye yazınında seçmen güvensizliği üzerine yapılan
çalışmalar, siyasal kurumlara ve partilere duyulan güvenin belirgin biçimde
azaldığını ortaya koymaktadır. Kalaycıoğlu (2010), seçmenlerin siyasal
partileri temsil kanalı olarak görmekte zorlandığını, Çarkoğlu ve Yıldırım
(2015) ise seçmenlerin oy verme davranışını giderek daha koşullu ve yararcı
biçimde değerlendirdiğini göstermektedir. Bu bağlamda kararsız seçmenlik,
sistem karşıtı bir tutumdan çok, riskten kaçınan ve seçenekleri askıya alan bir
davranış biçimi olarak yorumlanabilir.
Kutuplaşma yazını da Türkiye’de kararsız seçmenliğin
anlaşılmasında önemli bir çerçeve sunmaktadır. Toplumsal ve siyasal
kutuplaşmanın artması, seçmenleri net kamplara ayırmakla birlikte, bu kampların
dışında kalan ya da her iki tarafa da uzak duran bir seçmen kitlesinin
oluşmasına da yol açmıştır (Yılmaz, 2017; Somer, 2021). Bu seçmenler, güçlü bir
karşıtlık üretmekten çok, siyasal aktörlerin başarımını izleyen ve kararlarını
erteleyen bir konumda yer almaktadır.
Türkiye bağlamında yapılan çalışmaların önemli bir kısmı,
kararsız seçmenlerin davranışlarını betimlemekle sınırlı kalmakta ve bu grubun
siyasal gerekçeleri ile gelecekteki olası davranışları arasındaki ilişkiyi çözümleyici
bir çerçeve içinde ele almamaktadır. Bu makale, mevcut yazındaki bu boşluğu
doldurmayı ve kararsız seçmenleri, siyasal partilerin temsil ve güven üretme
kapasiteleriyle ilişkili devingen bir aktör grubu olarak yeniden
konumlandırmayı amaçlamaktadır.
Eğitim Düzeyi, Siyasal Biliş ve Kararsızlığın Niteliği
Siyasal kararsızlık olgusu, siyaset bilimi yazınında uzun
süre bireysel bilişsel yetersizlikler ve düşük eğitim düzeyiyle
ilişkilendirilmiştir. Özellikle davranışsal yaklaşımın erken dönem
çalışmalarında, sınırlı siyasal bilgiye sahip seçmenlerin daha kolay
kararsızlaştığı ve oy tercihlerini kampanya dönemlerinde sıkça değiştirdiği
varsayılmıştır. Bu çerçevede eğitim düzeyi, seçmenin siyasal tutumlarını kararlılığa
kavuşturan temel bir değişken olarak ele alınmıştır. Ancak bu yaklaşım,
demokratik gerileme yaşayan ülkelerde siyasal kararsızlığın güncel biçimlerini
açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Türkiye örneği, kararsız seçmen davranışının
yalnızca düşük eğitim düzeyiyle sınırlı olmadığını, aksine yüksek eğitimli ve
siyasal farkındalığı görece yüksek seçmen gruplarında da belirginleştiğini
göstermektedir. Bu durum, kararsızlığın bilgi eksikliğinden çok, bilginin
eleştirel değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıkan bilinçli bir siyasal uzak
kalma biçimi olarak da ortaya çıkabildiğine işaret etmektedir. Bu bağlamda
eğitim düzeyi ile siyasal kararsızlık arasındaki ilişki doğrusal değil,
niteliksel ve çok boyutlu bir ilişki olarak ele alınmalıdır. Düşük eğitim
düzeyine sahip seçmenlerde kararsızlık çoğu zaman bilişsel sınırlılıklardan,
siyasal programlar arasındaki farkların ayırt edilememesinden ve siyasal bilgiye
erişimdeki güçlüklerden kaynaklanmaktadır. Bu tür kararsızlık, kampanya
etkilerine daha açık, görece kısa süreli ve harekete geçirilebilir bir nitelik
taşımaktadır. Buna karşılık, yüksek eğitim düzeyine sahip seçmenlerde
gözlemlenen kararsızlık farklı bir dinamik üzerinden şekillenmektedir. Bu
grupta kararsızlık, siyasal sistemi, aktörleri ve kurumları eleştirel biçimde
değerlendirme kapasitesinin artmasıyla bağlantılıdır. Demokratik ölçünlere
ilişkin beklentilerin yükselmesi, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığına ilişkin
duyarlıkların artması ve siyasal aktörlerin geçmiş başarım düzeylerinin daha
sert biçimde sorgulanması, bu seçmen grubunda kararsızlığı besleyen başlıca
unsurlar olarak öne çıkmaktadır.
Türkiye’de özellikle son yıllarda demokratik gerileme,
yargısal yozlaşma ve siyasal hesap verebilirliğin zayıflaması yönündeki
algıların güçlenmesi, yüksek eğitimli seçmenler arasında geçmiş başarım
düzeylerini değerlendirmeye dayalı kararsızlığı yaygınlaştırmıştır. Bu
seçmenler için kararsızlık, siyasal ilgisizliğin değil, aksine siyasal sürece
yönelik bilinçli bir memnuniyetsizliğin göstergesi olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu çerçevede eğitim düzeyi, siyasal kararsızlığın ortaya çıkıp çıkmamasından çok,
kararsızlığın hangi gerekçelerle ve nasıl bir siyasal davranışa dönüştüğünü
belirleyen bir değişken olarak değerlendirilmelidir. Nitekim bu çalışmada
geliştirilen kararsız seçmen tipolojisi de eğitim düzeyinin kararsızlığı tek
başına açıklayan bir etmen olmadığını, ancak kararsızlığın biçimlenmesinde
belirleyici bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Stratejik–akılcı kararsızlar
ile normatif–demokratik duyarlılığı yüksek kararsızların, ağırlıklı olarak orta
ve yüksek eğitim düzeyine sahip seçmenler arasından çıkması bu durumu
desteklemektedir. Dolayısıyla siyasal kararsızlığı bireysel eğitim eksikliğiyle
açıklayan indirgemeci yaklaşımlar, Türkiye bağlamında çözümleyici açıdan
yetersiz kalmaktadır. Kararsızlık, eğitim düzeyiyle etkileşim içinde olmakla
birlikte, esas olarak kurumsal güvensizlikler, demokratik gerileme algısı ve
siyasal aktörlerin başarımlarına yönelik eleştirel değerlendirmelerle birlikte
ele alınmalıdır. Bu yaklaşım, kararsız seçmen davranışını daha bütüncül ve
açıklayıcı bir çerçeveye oturtmaktadır.
KARARSIZ SEÇMENLERE YÖNELİK ÇÖZÜMLEYİCİ BİR TİPOLOJİ:
TÜRKİYE ÖRNEĞİ
Bu çalışma, Türkiye’de “kararsız seçmen” kategorisinin uyum
içeren bir seçmen kitlesi olmadığı varsayımından hareket etmektedir. Aksine,
siyasal kararsızlık farklı toplumsal, kurumsal ve siyasal gerekçelerden
beslenen çok katmanlı bir olgudur. Bu bağlamda kararsız seçmenler, yalnızca oy
verme tercihlerini henüz netleştirmemiş bireyler olarak değil, mevcut siyasal
sistem, siyasal aktörler ve demokratik işleyişe ilişkin farklı düzeylerde
güvensizlikler geliştirmiş seçmen profilleri olarak ele alınmalıdır.
Bu bölümde, Türkiye bağlamında kararsız seçmenlere yönelik
çözümleyici bir tipoloji geliştirilmekte ve farklı kararsız seçmen profilleri,
bu profillerin temel siyasal gerekçeleri ve olası siyasal yönelimleri sistemli
biçimde sınıflandırılmaktadır. Tipoloji, deneysel bulgular (kamuoyu
araştırmaları) ile siyasal kararsızlık, seçmen güvensizliği, stratejik oy verme
ve demokratik gerileme yazınının kesişiminden türetilmiştir.
Sistemden Umudunu Kesmiş Kararsız Seçmenler
Bu tipoloji, siyasal kararsızlığın en köktenci biçimini
temsil etmektedir. Bu seçmen grubu, mevcut siyasal sorunların hiçbir siyasal
parti tarafından çözülemeyeceği kanısını taşımaktadır. ASAL Araştırma’nın Kasım
2025 tarihli kamuoyu yoklamasında katılımcıların %36’sının bu görüşü
paylaşması, söz konusu seçmen profilinin Türkiye’de kayda değer bir ağırlığa
sahip olduğunu göstermektedir. Bu kararsızlık biçimi, belirli bir parti ya da
liderden çok, parti sisteminin tümüne yönelik yapısal bir güvensizlikten kaynaklanmaktadır.
Demokratik gerileme, yargısal yozlaşma, siyasal elitlerin hesap
verebilirliğinin zayıflaması ve kurumsal çöküş algısı bu grubun siyasal
tutumlarını belirleyen temel faktörlerdir.
Olası siyasal yönelimler: Bu seçmenler için sandığa
gitmeme, geçersiz oy kullanma ya da son anda “en az zararlı” görülen tercihe
yönelme olasılığı yüksektir. Siyasal seferberlik kapasiteleri düşüktür ve
siyasal sistemle kurdukları ilişki büyük ölçüde kopukluk içermektedir.
Stratejik–Akılcı Kararsız Seçmenler
İkinci tipoloji, kararsızlığın akılcı hesaplamalar üzerinden
şekillendiği seçmen profilini ifade etmektedir. Bu grup, siyasal tercihler
konusunda bütünüyle ilgisiz ya da umutsuz değildir. Aksine, oyunun sonuç üretme
kapasitesini en üst düzeye çıkarmaya çalışmaktadır. Bu noktada stratejik oy
verme ile akılcı tercih kuramı arasında bir ayrım yapmak önemlidir. Akılcı
tercih, seçmenin yarar-maliyet hesabı üzerinden kararlı bir tercihe sahip
olmasını ifade ederken, stratejik oy verme, seçmenin kendi ilk tercihinden
saparak siyasal dengeyi etkilemeyi amaçlaması anlamına gelmektedir. Türkiye
bağlamında bu iki davranış biçimi çoğu zaman iç içe geçmektedir.
Olası siyasal yönelimler: Bu seçmenler genellikle
seçim kampanyalarının son aşamalarında karar vermekte ve ittifak devingenlerine,
kazanma olasılığı yüksek adaylara ve “dengeleyici oy” stratejilerine duyarlılık
göstermektedir. Kararsızlıkları geçicidir ve siyasal konjonktüre son derece
duyarlıdır.
Temsiliyet Krizi Yaşayan Kararsız Seçmenler
Bu tipoloji, kararsızlığın doğrudan doğruya siyasal
partilerin iç işleyişine ve kadro yapılarına duyulan güvensizlikten
kaynaklandığı seçmenleri kapsamaktadır. Bu gruptaki seçmenler, parti
liderlerine ve üst yönetim kadrolarına yönelik eleştirilerini açıkça dile
getirmekte ve özellikle ehliyet ve liyakat ilkelerinin zayıflaması, parti içi
yandaş kayırmacılığı ve aday belirleme süreçlerindeki keyfiliği siyasal
kararsızlıklarının temel gerekçesi olarak görmektedir. Bu durum, parti
sistemine duyulan güvensizliğin yalnızca kurumsal düzeyde değil, aktör temelli
bir boyut da içerdiğini göstermektedir.
Olası siyasal yönelimler: Bu seçmenler yeni partilere
geçici yönelim gösterebilmekte, protest oy kullanabilmekte ya da son anda
sandığa gitmeme eğilimi sergileyebilmektedir. Kararsızlıkları, çoğu zaman “daha
iyi bir temsilci” arayışından beslenmektedir.
Normatif–Demokratik Duyarlılığı Yüksek Kararsız Seçmenler
Son tipoloji, siyasal kararsızlığın normatif ve değer
temelli gerekçelerle şekillendiği seçmen profilini ifade etmektedir. Bu
seçmenler için hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, güçler ayrılığı ve
demokratik ölçünler merkezi önemdedir. Demokratik gerileme ve otoriterleşme
süreci, bu grubun siyasal tercihlerinde belirleyici bir rol oynamaktadır. Bu
seçmenler, mevcut partilerin demokratik ilkelere yeterince bağlı kalmadığı
algısını taşımakta ve bu nedenle karar verme süreçleri uzamakta ve kararsızlık
eğilimi artmaktadır.
Olası siyasal yönelimler: Demokrasi ve hukuk vurgusu
güçlü aktörlere yönelme, parti yerine lider ya da figür temelli oy verme ve
seçim dönemlerinde son anda karar değiştirme bu grubun başlıca davranış
kalıplarıdır.
Tipolojinin Analitik Katkısı
Bu tipoloji, kararsız seçmenlerin tekil bir kategori olarak
ele alınmasının çözümleme açısından yetersiz olduğunu ortaya koymaktadır.
Türkiye örneğinde kararsızlık sistemsel güvensizlik, stratejik hesaplama,
temsil krizi ve demokratik normlara ilişkin kaygıların farklı bileşimlerinden
oluşmaktadır. Bu durum, siyasal partiler açısından kararsız seçmenlere yönelik
tek tip bir siyasal söylemin etkisiz kalacağını, aksine, farklı kararsız seçmen
profillerine özgü politika ve iletişim stratejilerinin geliştirilmesi
gerektiğini göstermektedir.
|
Çizelge 1: Türkiye’de Kararsız Seçmenlere Yönelik Çözümleyici
Tipoloji ve Güvensizlik Göstergeleri |
||||
|
Kararsız Seçmen Tipi |
Temel Siyasal Gerekçe |
Baskın Güvensizlik Alanı |
Deneysel Gösterge ve Bulgular |
Olası Siyasal Davranışlar |
|
Sistemden
Umudunu Kesmiş Kararsızlar |
Hiçbir
partinin ülkenin sorunlarını çözemeyeceği inancı |
Parti sistemi
ve siyasal kurumlar |
ASAL (Kasım
2025): “Türkiye’nin sorunlarını hiçbir parti çözemez” %36 |
Sandığa
gitmeme, geçersiz oy, son anda “en az zararlı” tercih |
|
Stratejik–Akılcı
Kararsızlar |
Oyun sonuç
üretme kapasitesini maksimize etme |
Seçim
sonuçları ve güç dengeleri |
AKP (%23,2)
ve CHP (%19,6) oranlarının “hiçbiri”nin gerisinde kalması |
Son hafta
karar verme, büyük muhalefet partisine yönelme, oy kaydırma |
|
Temsil Krizi
Yaşayan Kararsızlar |
Siyasal
aktörlerin niteliksizliği ve temsil yetersizliği |
Parti
liderleri ve üst yönetimler |
Parti bazlı
güvenin düşük kalması; küçük partilere sınırlı yönelim |
Protest oy,
yeni partilere geçici yönelim, sandığa gitmeme |
|
Normatif–Demokratik
Duyarlılığı Yüksek Kararsızlar |
Demokratik
ilkelere bağlılık |
Hukuk devleti
ve yargı |
“Hiçbiri”
yanıtının normatif beklentilerin karşılanmadığı algısını yansıtması |
Demokrasi
vurgusu güçlü aktörlere yönelim, figür temelli oy, geç karar |
Çizelgede yer alan ASAL Araştırması bulguları, kararsız
seçmen davranışının partiler arası tercih belirsizliğinden çok, siyasal
partilerin tamamının sorun çözme kapasitesine yönelik bir güvensizlikten
kaynaklandığını göstermektedir. “Hiçbiri” seçeneğinin en yüksek oranı alması,
kararsızlığın sistemsel ve geriye yönelik değerlendirmelere dayalı bir nitelik
kazandığını ortaya koymaktadır. Bu çizelge, kararsız seçmen davranışlarının tek
boyutlu bir belirsizlikten değil, farklı güvensizlik biçimleri ve siyasal değerlendirme
süreçlerinden kaynaklandığını göstermektedir. Türkiye örneğinde kararsızlık,
sistemsel, aktör temelli ve normatif gerekçelerin farklı bileşimleri üzerinden
şekillenmektedir. Bu tipoloji, kararsız seçmenlerin homojen olmadığına ilişkin
varsayımı deneysel ve kuramsal olarak desteklemektedir. Çizelge 1,
kararsızlığın parti tercihi değil, güven krizi temelli olduğunu göstermektedir.
ÇÖZÜMLEME
Türkiye’de kararsız seçmenler hangi temel siyasal
gerekçelerle oy tercihlerini askıya almaktadır?
Bu bölüm, Türkiye’de kararsız seçmenliğin ardındaki temel
siyasal gerekçeleri, mevcut nicel veriler ve bunların kuramsal çözümlemesi
üzerinden incelemektedir. Bulgular, kararsız seçmenliğin bireysel
kararsızlıktan çok, sistemsel bir siyasal güvensizlik olgusuna işaret ettiğini
göstermektedir. ASAL Araştırma’nın Kasım 2025 tarihli kamuoyu yoklamasında,
“Türkiye’nin sorunlarını hangi siyasal parti çözebilir?” sorusuna verilen
yanıtlar, seçmen güvensizliğinin boyutlarını çarpıcı biçimde ortaya
koymaktadır. Ankette en yüksek oranı %36 ile “hiçbiri” seçeneğinin alması,
siyasal kararsızlığın partiler arası bir tercih belirsizliğinden ziyade, parti
sisteminin tamamına yönelik bir güven kaybına işaret ettiğini göstermektedir.
AKP ve CHP’nin sırasıyla %23,2 ve %19,6 oranlarıyla ilk iki sırada yer almasına
karşın, çözüm kapasitesine ilişkin genel inancın bu denli zayıf olması,
seçmenlerin geçmiş başarım düzeylerine dayalı geriye doğru değerlendirmelerinin
büyük ölçüde olumsuzlaştığını ortaya koymaktadır. Bu bulgu, kararsız seçmen
davranışının sistemsel güvensizlik ve demokratik gerileme algılarıyla doğrudan
ilişkili olduğunu desteklemektedir.
Kurumsal Güven Erozyonu: Türkiye’de kararsız
seçmenliğin en güçlü belirleyicisi, siyasal ve yargısal kurumlara duyulan
güvenin ciddi biçimde aşınmış olmasıdır. TÜİK Yaşam Memnuniyeti Araştırmaları
(2018–2023), Meclis’e güvenin %30’un altına, yargıya güvenin %25 civarına ve siyasal
partilere güvenin ise %15’in altına gerilediğini göstermektedir. Bu veriler,
kararsız seçmenlerin önemli bir bölümünün “seçenek yok” algısıyla değil,
“hiçbir aktör güven vermiyor” duygusuyla oy tercihlerini askıya aldığını
düşündürmektedir. Kuramsal bağlamda bu durum, dinleyici demokrasi yazınında
tanımlanan “seyirci seçmen” modeline uymaktadır: Seçmen, etkili katılımcı
olmaktan çıkmakta ve güvenmediği aktörleri izleyen, fakat onlarla bağ kurmayan
bir konuma çekilmektedir.
Ekonomik Başarım Algısı ve Nedensellik Kopuşu: Türkiye’de
kararsız seçmenlerin önemli bir kısmı, ekonomik sorunları doğrudan siyasal
iktidarla ilişkilendirmekte, ancak muhalefetin çözüm kapasitesine de ikna
olmamaktadır. KONDA ve MetroPOLL (2019–2024) araştırmaları ekonominin “kötüye
gittiğini” düşünenlerin oranını %70–80 bandında göstermektedir. Buna karşılık
bu grubun yaklaşık üçte biri, mevcut muhalefet partilerinin ekonomi yönetiminde
başarılı olacağına inanmamaktadır. Bu durum, kararsız seçmenliğin akılcı bir
bekleme davranışı biçimine dönüştüğünü göstermektedir. Çözümleyici çıkarıma
göre, ekonomik hoşnutsuzluk tek başına oy değişimine yol açmamaktadır ve
nedensellik zinciri kopmuştur. Seçmen, sorunları tanımlamakta ancak çözümün
hangi siyasal aktörden geleceğini öngörememektedir.
Temsil Krizi ve Siyasal Partilere Uzaklık: Türkiye’de
siyasal partiler, kararsız seçmenler açısından temsil üretme kapasitesini büyük
ölçüde yitirmiştir. Ipsos Türkiye Seçmen Eğilimleri verileri seçmenlerin
yarısından fazlası, “kendini temsil eden bir parti olmadığı” görüşünü
paylaşmaktadır. Kararsız seçmenler arasında bu oran daha da yüksektir. Bu
bulgu, kararsızlığın ideolojik belirsizlikten çok temsil boşluğu ile ilişkili
olduğunu göstermektedir. Kuramsal bağlamda, bu durum, parti demokrasisinin
zayıfladığı ve seçmen ve parti bağlarının çözüldüğü sistemlerde görülen klasik
bir eğilime karşılık gelmektedir.
Demokratik Gerileme ve Otoriterleşme Algısı: Kararsız
seçmenliğin önemli bir siyasal gerekçesi de Türkiye’de demokratik süreçlerin
işlevselliğine yönelik algının zayıflamasıdır. Freedom House, V-Dem ve IDEA
verileri Türkiye’yi “özgür olmayan” ya da “yarışmacı otoriter” rejimler
arasında sınıflandırmaktadır. Bu sınıflandırmalar, seçmen davranışını doğrudan
etkilemese bile, seçimin anlamına ilişkin inancı zedelemektedir. Kararsız
seçmenler, bu bağlamda oy vermeyi etkisiz ya da simgesel bir eylem olarak
görmeye başlamaktadır.
Yargıya Güvensizlik ve Yargısal Yozlaşma Algısı: Yargı
bağımsızlığına yönelik güvensizlik, kararsız seçmen davranışında dolaylı fakat
güçlü bir rol oynamaktadır. Eurobarometer ve V-Dem göstergeleri Türkiye’de
yargı bağımsızlığının ciddi biçimde gerilediğini ortaya koymaktadır. Bu
makalede yargısal darbe/yargıda yozlaşma, otoriterleşmenin alt boyutu olarak
ele alınmaktadır. Ayrı bir bölüm açmak olanaklı olmakla birlikte, kavramsal
tutarlılık açısından bu tercih daha güçlüdür.
Ara Sonuç: Türkiye’de kararsız seçmenlik, bireysel
kararsızlıktan değil, kurumsal güvensizlik, temsil krizi, ekonomik hoşnutsuzluk
ve demokratik gerileme algısının kesişiminden kaynaklanan yapısal bir siyasal
tutumdur. Bu sonuç, kararsız seçmenleri “ikna edilmesi gereken geçici aktörler”
olarak değil, siyasal sistemin krizine verilen akılcı bir tepki olarak ele
almak gerektiğini göstermektedir.
Parti-Üstü Güvensizlik ve “Çözümsüzlük” Algısı
Türkiye’de kararsız seçmenliğin en çarpıcı göstergelerinden
biri, siyasal sorunların hiçbir parti tarafından çözülemeyeceğine yönelik
yaygın inançtır. ASAL Araştırma ve Danışmanlık tarafından Kasım 2025’te 26
ilde, 2 bini aşkın katılımcıyla gerçekleştirilen kamuoyu araştırması, bu durumu
açık biçimde ortaya koymaktadır. Araştırmada katılımcıların %36’sı,
“Türkiye’nin sorunlarını hiçbir siyasal partinin çözemeyeceği” görüşünü dile
getirmiştir. Bu oran, ankette yer alan tüm siyasal partilerin tek tek aldıkları
oranların üzerindedir. Aynı çalışmada, sorunları çözebileceği düşünülen
partiler arasında AKP %23,2, CHP %19,6 oranında destek alırken, diğer partiler
tek haneli oranlarda kalmıştır. Bu bulgu, kararsız seçmenliğin yalnızca
partiler arası tercihsizlikten değil, parti sisteminin tamamına yönelik bir
güven kaybından beslendiğini göstermektedir. Seçmenlerin önemli bir bölümü için
sorun artık “hangi partinin iktidara geleceği” değil, “iktidara gelen herhangi
bir partinin çözüm üretip üretemeyeceği” sorusudur. Kuramsal açıdan bu durum, dinleyici
demokrasi yazınında tanımlanan seyirci seçmen tipolojisiyle örtüşmektedir.
Seçmen siyasal aktörleri izlemekte, söylemleri takip etmekte ancak bu
aktörlerle bağ kurmamakta ve onların çözüm kapasitesine inanmadığı için
kararını askıya almaktadır. Bu askıya alma durumu edilginlikten çok, mevcut
siyasal sistemin işleyişine yönelik akılcı bir uzak kalma davranışı olarak
okunmalıdır.
Kararsız seçmenlerin siyasal gerekçeleri, onların
gelecekteki olası siyasal davranışlarını nasıl etkilemektedir?
Bu bölüm, Türkiye’de kararsız seçmenliğin bir “donukluk”
değil, farklı davranış biçimlerine evrilebilen devingen bir tutum olduğunu
savunmaktadır. Bulgular, siyasal güvensizlik ve temsil krizinin, seçmen
davranışını dört ana eksende yeniden şekillendirdiğini göstermektedir.
Sandığa Gitmeme (Çekilme Davranışı): Türkiye’de
kararsız seçmenlerin önemli bir bölümü için baskın eğilim, siyasal süreçten
geçici ya da kalıcı çekilme yönündedir. MetroPOLL (2023–2024) ve KONDA verileri
“Oy kullanmam/kararsızım” diyen seçmen oranının %20 bandına yaklaştığını, bu
grubun büyük ölçüde “hiçbir partinin çözüm üretemeyeceğine” inananlardan
oluştuğunu göstermektedir. ASAL (2025) verisiyle birlikte okunduğunda, %36’lık
“hiçbir parti çözücü değil” algısının, sandığa gitmeme davranışı için güçlü bir
zemin oluşturduğu görülmektedir. Çözümleyici çıkarım olarak bu seçmenler
siyasete ilgisiz değil, aksine siyaseti anlamsızlaşmış görmektedir. Bu nedenle
sandığa gitmeme, apolitik bir tutumdan çok protesto niteliği taşıyan edilgin
bir davranış olarak okunmalıdır.
Son Anda Karar Verme (Bekleme Stratejisi): Kararsız
seçmenlerin ikinci önemli davranış biçimi, tercihini seçime çok kısa bir süre
kala belirlemektir. KONDA Seçmen Panelleri kararsız seçmenlerin önemli bir
kısmının oy tercihini son haftada, hatta son günlerde belirlediğini ortaya
koymaktadır. Bu davranış, seçmenin söylem değişimini, aday başarımını ve kriz
anlarındaki refleksleri izlediğini göstermektedir.
Kuramsal bağlamda, bu durum, dinleyici demokrasi kavramının
davranışsal yansımasıdır. Seçmen, aktörleri “dinleyici” olarak izler ve ikna
olursa son anda sahne alır.
Stratejik Oy Kullanma: Türkiye bağlamında kararsız
seçmenlerin bir bölümü, ideolojik yakınlıktan çok sonuç odaklı oy verme eğilimi
göstermektedir. Özellikle başkanlık sistemi sonrası dönemde “İstemediğim aday
kaybetsin diye oy verdim” ifadesi, anketlerde sıkça tekrar edilmektedir. Bu
davranış, kararsız seçmenliğin hesaplı ve akılcı bir biçime büründüğünü
göstermektedir. Çözümleyici çıkarım ise bu seçmen tipi, partilere güvenmez,
ancak güç dengelerini dikkate alır yargısıdır. Kararsızlık burada bir geçiş evresidir
ve son bir duruş değildir.
Süreklileşen Kararsızlık ve Siyasal Uzaklık: Bazı
kararsız seçmenler için ise bu durum geçici değil, kalıcı bir siyasal
konumlanma durumuna gelmektedir. Parti sistemine duyulan güvensizlik, yargı
bağımsızlığına ilişkin kuşkular, demokratik gerileme algısı, bir araya
geldiğinde, seçmen uzun süreli bir uzaklık koymaktadır. Bu grup, klasik seçmen
davranışı modellerinin dışında kalmakta ve “kararsız” değil, “bağsız seçmen”
olarak tanımlanmayı hak etmektedir. Ara sonuç olarak Türkiye’de kararsız
seçmenlerin siyasal gerekçeleri, gelecekteki davranışlarını edilginlikten
stratejik hesaplamaya uzanan geniş bir yelpazede şekillendirmektedir.
Kararsızlık, bu bağlamda bir belirsizlik durumu değil, siyasal sistemin krizine
verilen çok biçimli ve akılcı bir tepkidir. Bu bulgu, siyasal partiler
açısından kararsız seçmenlerin “ikna edilmesi gereken geçici kitleler” olarak
değil, mevcut siyasal düzenin sınırlarını görünür kılan aktörler olarak ele
alınması gerektiğini göstermektedir. Stratejik oy davranışının, klasik akılcı tercih
kuramından ayrıldığı noktalar özellikle Türkiye bağlamında belirgindir.
Kararsız seçmenlerin stratejik tercihi, tam bilgiye dayalı yararı en üst düzeye
çıkarma çabasından çok, belirsizlik ve güvensizlik koşullarında verilen sınırlı
akılcı kararlara dayanmaktadır. Bu nedenle stratejik oy, ideolojik bir
yönelimden çok, olumsuz sonuçları sınırlamaya dönük bir davranış biçimi olarak
ortaya çıkmaktadır. Öte yandan siyasal parti sistemine yönelik güvensizlik,
yalnızca kurumsal yapıları değil, parti liderleri ve üst yönetim kadrolarını da
kapsamaktadır. Parti içi demokrasinin zayıflığı ve lider merkezli siyaset,
seçmenlerin partilerle kurduğu bağları kişisel güven eksenine indirgemekte ve
bu güvenin kurulamadığı durumlarda kararsızlık süreklileşmektedir.
Kararsız seçmenlik, ideolojik belirsizlikten mi yoksa
siyasal partilerin temsil ve güven üretme kapasitesindeki zayıflıktan mı
kaynaklanmaktadır?
Bu bölüm, Türkiye’de kararsız seçmenliğin kaynağına ilişkin
iki yaygın açıklamayı karşılaştırmalı olarak ele almaktadır:
(i) seçmenin ideolojik
yönelimsizliği ve
(ii) siyasal partilerin temsil ve
güven üretme kapasitesindeki aşınma. Bulgular, kararsız seçmenliğin ağırlıklı
olarak bir ideolojik boşluk değil, temsil ve güven krizi ürünü olduğunu
göstermektedir.
İdeolojik Belirsizlik Tezinin Sınırları: Siyasal
davranış yazınında kararsız seçmenlik sıklıkla ideolojik konumlanma
eksikliğiyle açıklanmaktadır. Ancak Türkiye bağlamında bu yaklaşım sınırlı bir
açıklayıcılığa sahiptir. KONDA ve MetroPOLL araştırmaları seçmenlerin büyük
çoğunluğunun kendisini ideolojik bir eksende (tutucu–laik, milliyetçi, sosyal
demokrat vb.) tanımlayabildiğini göstermektedir. Kararsız seçmenler arasında da
ideolojik öz tanım oranı düşmemektedir. Bu durum, kararsız seçmenlerin “ne
istediklerini bilmeyen” bir kitle olmadığını, aksine ne istemediklerini oldukça
net biçimde bilen bir seçmen profiline işaret etmektedir. Buradan elde edilecek
çözümleyici çıkarım Türkiye’de kararsızlığın, ideolojik yönelim eksikliğinden çok,
mevcut ideolojik seçeneklerin siyasal temsil olanaklarını yetersiz görmesinden
kaynaklandığıdır.
Temsil Krizi ve Parti-Demokrasisinin Aşınması: Kararsız
seçmenliğin temel belirleyeni, siyasal partilerin seçmen taleplerini anlamlı ve
inandırıcı biçimde temsil edememeleridir. ASAL (2025) araştırmasında
seçmenlerin %36’sının “Türkiye’nin sorunlarını hiçbir siyasal partinin
çözemeyeceğine” inanması, Ipsos ve KONDA çalışmalarında “kendimi temsil eden
bir parti yok” ifadesinin yaygınlığı, temsil krizinin nicel göstergeleridir. Bu
kriz, yalnızca programa dayalı eksiklikten değil parti içi demokrasinin
zayıflığından, aday belirleme süreçlerinin kapalı olmasından, söylem ile eylem
arasındaki tutarsızlıktan beslenmektedir.
Güven Üretme Kapasitesinin Çöküşü: Kararsız
seçmenliğin ideolojiden çok güvenle ilişkili olduğunu gösteren bir diğer unsur,
siyasal aktörlere duyulan güvenin sistemli biçimde düşmesidir. TÜİK Yaşam
Memnuniyeti Araştırmaları siyasal partilere güvenin %15’in altına gerilediğini,
yargı, meclis ve medya gibi kurumlara yönelik güvenin de benzer biçimde
zayıfladığını göstermektedir. Bu bağlamda kararsızlık, seçmenin ideolojik
tercihlerini askıya almasından değil, bu tercihleri yaşama geçirecek aktörlere
güvenmemesinden kaynaklanmaktadır.
Lider Merkezli Siyaset ve Temsilin Kişiselleşmesi: Türkiye’de
parti sistemine yönelik güvensizlik liderlik düzeyinde daha da
yoğunlaşmaktadır. Başkanlık sistemiyle birlikte siyasal yarışmanın
kişiselleşmesi, temsil sorununu derinleştirmiştir. Seçmenler için ideolojik
yakınlık tek başına yeterli olmamakta ve liderin kriz yönetimi kapasitesi,
söylem–eylem tutarlılığı, çevresindeki kadroların niteliği belirleyici duruma
gelmektedir. Bu kişisel güven oluşturulamadığında ideolojik yakınlık dahi
kararsızlığı ortadan kaldırmamaktadır.
Demokratik Gerileme Bağlamında Temsilin Anlamsızlaşması:
Demokratik gerileme ve otoriterleşme algısı, temsil krizini daha da
derinleştirmektedir. Seçmen açısından sorun artık yalnızca “beni kim temsil
ediyor?” değil, aynı zamanda “temsilin siyasal sonuç üretme kapasitesi var mı?”
sorusuna dönüşmektedir. Bu algı, kararsız seçmenliğin süreklileşmesine ve
ideolojiden bağımsız bir siyasal uzaklık oluşmasına yol açmaktadır.
Türkiye’de kararsız seçmen tiplerinin oluşumunda belirleyici
olan unsurlardan biri de siyasal partilerde ehliyet ve liyakat ilkelerinin
zayıflamasıdır. Parti içi yandaş kayırmacılığı, kapalı devre aday belirleme
süreçleri ve nitelik yerine sadakatin ödüllendirilmesi, seçmen nezdinde temsil
kapasitesini aşındırmaktadır. Özellikle “temsil arayışındaki kararsızlar” için
sorun, hangi partinin iktidara geleceğinden çok, iktidara gelen kadroların
ülkeyi yönetme ehliyetine sahip olup olmadığıdır. Bu algı, partilere yönelik
güvensizliği derinleştirmekte ve kararsızlığı geçici bir tutum olmaktan
çıkararak süreklileştirmektedir.
Ara sonuç: Türkiye’de kararsız seçmenlik, ideolojik
belirsizlikten çok, siyasal partilerin temsil ve güven üretme kapasitesindeki
yapısal zayıflıktan kaynaklanmaktadır. Seçmenler ideolojik olarak konumlanmış
olmakla birlikte, bu konumlanmayı siyasal alanda anlamlı sonuçlara dönüştürecek
aktörlere güvenmemektedir. Bu bulgu, kararsız seçmenlerin “ideolojisiz” değil,
temsilsiz bir seçmen kitlesi olduğunu göstermektedir.
Kararsız seçmen davranışları, Türkiye’de siyasal partiler
açısından geleceğe yönelik hangi stratejik risk ve fırsatları barındırmaktadır?
Bu bölüm, önceki araştırma sorularında ortaya konulan
bulguları siyasal partiler açısından değerlendirmekte ve kararsız seçmenliğin
Türkiye’de parti siyaseti için ne tür yapısal sonuçlar doğurduğunu
tartışmaktadır.
Stratejik Riskler - Kalıcı Seçmen Kopuşu Riski: Araştırmanın
bulguları, kararsız seçmenliğin önemli bir bölümünün geçici bir kararsızlık
değil, kalıcı bir siyasal uzaklık durumuna gelme eğiliminde olduğunu
göstermektedir. Özellikle sistemsel güvensiz kararsızlar, partiler açısından
geri kazanılması en zor seçmen grubunu oluşturmaktadır. Bu durum, siyasal
partiler için uzun vadede seçmen tabanlarının daralması, seçimlere katılım
oranlarının düşmesi, siyasal meşruluğun aşınması gibi sonuçlar doğurabilir.
Lider Merkezli Siyasetin Ters Etkisi: Kararsız seçmen
davranışları, lider merkezli siyasetin kısa vadeli seferberlik sağlasa da uzun
vadede güven üretme kapasitesini zayıflattığını göstermektedir. Lider ve dar
yönetici kadrolara aşırı bağımlı yapı, parti markasını güçlendirmek yerine
kişisel imajlara indirgemekte ve bu da liderlere yönelik güvensizlik arttığında
partilerin hızla destek kaybetmesine yol açmaktadır.
Ehliyet ve Liyakat Erozyonunun Derinleşmesi: Parti
içi yandaş kayırmacılığı ve kapalı aday belirleme süreçleri, yalnızca mevcut
kararsız seçmenleri uzaklaştırmakla kalmamakta, aynı zamanda yeni seçmen
kazanımını da zorlaştırmaktadır. Bulgular, seçmenlerin önemli bir bölümünün
siyasal aktörleri yönetme kapasitesi üzerinden değerlendirdiğini
göstermektedir. Bu bağlamda ehliyet ve liyakat algısındaki zayıflama, partiler
açısından yapısal bir risk oluşturmaktadır.
Stratejik Fırsatlar - Temsil Kapasitesini Yeniden Kurma
Fırsatı: Kararsız seçmenlerin önemli bir bölümü, siyasal sistemle bağlarını
tümüyle koparmamıştır. Ancak kendilerini temsil edecek inandırıcı aktörler
aramaktadır. Bu durum, siyasal partiler için temsil kapasitesini yeniden oluşturma
yönünde önemli bir fırsat sunmaktadır. Bu bağlamda saydam aday belirleme
süreçleri, parti içi demokrasinin güçlendirilmesi, program ve kadro uyumunun
sağlanması kararsız seçmenleri yeniden siyasal süreç içine alabilir.
Güven Üretimini Önceleyen Siyaset: Bulgular, kararsız
seçmenler için ideolojik yakınlıktan çok güvenilirlik unsurunun belirleyici
olduğunu göstermektedir. Bu durum, kısa vadeli popülist söylemler yerine,
tutarlı ve hesap verebilir bir siyasal iletişimin önemini artırmaktadır. Güven
üretimini merkeze alan partiler, özellikle temsil arayışındaki kararsızlar
açısından önemli bir çekim merkezi durumuna gelebilir.
Kararsız Seçmeni “Sorun” Değil “Gösterge” Olarak Okumak: Bu
makalenin temel savlarından biri, kararsız seçmenlerin siyasal partiler için
bir sorun değil, mevcut parti demokrasisinin kriz noktalarını görünür kılan bir
gösterge olduğudur. Bu göstergeyi doğru okuyan partiler kurumsal reformları
önceleyen, kapsayıcı ve katılımcı mekanizmalar geliştiren ve siyasal temsilin
niteliğini artıran stratejiler geliştirebilir.
Ara sonuç: Türkiye’de kararsız seçmen davranışları,
siyasal partiler açısından hem ciddi yapısal riskler hem de önemli reform
fırsatları barındırmaktadır. Kararsızlık, partiler için yalnızca seçimsel bir
sorun değil, temsil, güven ve kurumsal kapasiteye ilişkin derin bir uyarıdır.
GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu makale, Türkiye’de kararsız
seçmen olgusunu, bireysel kararsızlık ya da ideolojik belirsizlik çerçevesinin
ötesine taşıyarak, siyasal gerekçeler ile geleceğe yönelik davranış
eğilimlerinin kesişiminde ele almıştır. Bulgular, kararsız seçmenliğin geçici
bir tutumdan çok, Türkiye’de parti demokrasisinin işleyişine, kurumsal güvene
ve siyasal temsil kapasitesine ilişkin yapısal sorunların bir yansıması
olduğunu ortaya koymaktadır.
Araştırmanın temel bulgularından
ilki, Türkiye’de kararsız seçmenliğin ideolojik yönelimsizlikle
açıklanamayacağıdır. Aksine, kararsız seçmenlerin büyük bölümü ideolojik olarak
konumlanmıştır. Ancak bu konumlanmayı siyasal alanda anlamlı ve güvenilir
biçimde temsil edecek aktörlere duydukları güveni yitirmiştir. ASAL (2025)
araştırmasında seçmenlerin yüzde 36’sının “Türkiye’nin sorunlarını hiçbir siyasal
partinin çözemeyeceği” görüşünü paylaşması, bu güvensizliğin parti-üstü ve sistemsel
niteliğini açık biçimde ortaya koymaktadır.
İkinci olarak, kararsız
seçmenliğin ardında yatan temel siyasal gerekçeler kurumsal güven erozyonu,
ekonomik başarım algısındaki olumsuzluk, demokratik gerileme ve yargıya yönelik
güvensizlik ile yakından ilişkilidir. Bu unsurlar, seçmenin siyasal süreçlere
katılımını anlamsızlaştırmakta ve oy verme davranışını ya askıya almakta ya da
stratejik ve koşullu bir biçime dönüştürmektedir. Bu bağlamda kararsızlık,
apolitik bir kayıtsızlıktan çok, mevcut siyasal düzenin sınırlarına yönelik akılcı
bir uzaklık koyma davranışı olarak değerlendirilmelidir.
Üçüncü olarak, çalışma kararsız
seçmenlerin uyum içeren bir grup olmadığını ve farklı siyasal gerekçeler ve
davranış eğilimleri temelinde ayrışan çok katmanlı bir yapı sergilediğini
göstermektedir. Sistemsel güvensiz kararsızlar, koşullu strateji izleyenler,
temsil arayışındaki kararsızlar ve tepkisel kararsızlar şeklinde geliştirilen
tipoloji, kararsız seçmenliğin tekil bir olgu olarak ele alınamayacağını ortaya
koymaktadır. Bu tipoloji, siyasal partilerin kararsız seçmenlere yönelik
stratejiler geliştirmesinde çözümleyici bir çerçeve sunmaktadır.
Dördüncü olarak, bulgular siyasal
partiler açısından kararsız seçmenliğin yalnızca seçimsel bir sorun olmadığını,
aksine temsil kapasitesi, güven üretimi ve kurumsal işleyişe ilişkin yapısal
bir uyarı niteliği taşıdığını göstermektedir. Parti içi demokrasinin zayıflığı,
ehliyet ve liyakat ilkelerinin aşınması, yandaş kayırmacılığı ve kapalı aday
belirleme süreçleri seçmen nezdinde siyasal aktörlerin yönetme kapasitesine
yönelik ciddi kuşkular doğurmaktadır. Bu durum, kararsızlığı süreklileştiren
temel etmenlerden biri olarak öne çıkmaktadır.
Son olarak, bu makale kararsız
seçmenleri siyasal sistem için bir tehdit ya da geçici bir sapma olarak değil,
Türkiye’de parti demokrasisinin kriz noktalarını görünür kılan bir gösterge
olarak ele almayı önermektedir. Kararsız seçmenlerin artışı, siyasal partiler
açısından kısa vadeli söylem ve seferberlik stratejilerinin ötesine geçilmesi
gerektiğine işaret etmektedir. Güven üretimini önceleyen, temsil kapasitesini
güçlendiren, saydam ve katılımcı mekanizmalar geliştiren partiler kararsız
seçmenleri yeniden siyasal sürece alma gizil gücüne sahiptir.
Bu bağlamda makalenin temel
katkısı, Türkiye’de kararsız seçmen olgusunu ideolojik belirsizlikten çok,
siyasal temsil ve güven krizinin bir ürünü olarak kavramsallaştırması ve
kararsız seçmenlerin gelecekteki davranışlarını bu yapısal çerçeve içinde çözümlemesidir.
Bu yaklaşım, yalnızca Türkiye bağlamında değil, demokratik gerileme yaşayan
diğer siyasal sistemlerde de kararsız seçmenliğin yeniden düşünülmesine katkı
sunabilecek çözümleyici bir zemin oluşturmaktadır.
KAYNAKÇA
Akarca, A. T., ve Başlevent, C. (2011).“Economic Voting and
the Turkish Voter.” Electoral Studies.
Blais, A. (2006). “What Affects Voter Turnout?” Annual
Review of Political Science.
Campbell, A. et al. (1960). The American Voter. University
of Chicago Press.
Çarkoğlu, A., ve Yıldırım, K. (2015). “Election Storm in
Turkey.” South European Society and Politics.
Dalton, R. J. (2017). The Participation Gap. Oxford
University Press.
Downs, A. (1957). An Economic Theory of Democracy. Harper ve
Row.
Esen, B., ve Gümüşçü, Ş. (2016). “Rising Competitive
Authoritarianism in Turkey.” Third World Quarterly.
Esmer, Y. (2014). Türkiye Değerler Atlası. Bahçeşehir
Üniversitesi Yayınları.
Fiorina, M. (1981). Retrospective Voting in American
National Elections. Yale University Press.
Franklin, M. (2004). Voter Turnout and the Dynamics of
Electoral Competition. Cambridge UP.
Guriev, S., ve Treisman, D. (2019). “Informational
Autocrats.” Journal of Economic Perspectives.
Hetherington, M. (2005). Why Trust Matters. Princeton
University Press.
Hillygus, D. S., ve Shields, T. G. (2008). The Persuadable
Voter. Princeton UP.
Kalaycıoğlu, E. (1994). Turkish Dynamics: Bridge Across
Troubled Lands. Palgrave.
Kalaycıoğlu, E. (2010). “Justice and Development Party at
the Helm.” South European Society and Politics.
KONDA (2018). Seçmen Kümeleri Araştırması.
Lazarsfeld, P., Berelson, B., ve Gaudet, H. (1944). The
People’s Choice. Columbia University Press.
Levitsky, S., ve Way, L. (2010). Competitive
Authoritarianism. Cambridge UP.
Lührmann, A., ve Lindberg, S. (2019). “A Third Wave of
Autocratization.” Democratization.
Mair, P. (2013). Ruling the Void. Verso.
Manin, B. (1997). The Principles of Representative
Government. Cambridge University Press.
MetroPOLL (2021). Türkiye’nin Nabzı Araştırmaları.
Norris, P. (1999). Critical Citizens. Oxford University
Press.
Özbudun, E. (2000). Contemporary Turkish Politics. Lynne
Rienner.
Özbudun, E. (2015). “Turkey’s Judiciary and the Drift Toward
Competitive Authoritarianism.” The International Spectator.
Rosanvallon, P. (2008). Counter-Democracy: Politics in an
Age of Distrust. Cambridge University Press.
Schedler, A. (2013). The Politics of Uncertainty. Oxford UP.
Somer, M. (2016). “Understanding Turkey’s Democratic
Breakdown.” Southeast European and Black Sea Studies.
Somer, M. (2021). “Turkey’s Democratic Breakdown.” Journal
of Democracy.
Yılmaz, G. (2021). “Authoritarianism and Democratic
Backsliding in Turkey.” Journal of Balkan and Near Eastern Studies.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder