İran Krizi III:
İran’a Yönelik Rejim Değiştirici Müdahalenin Bölgesel ve Küresel Sonuçları
Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış
Öz
Bu çalışma, İran’a yönelik olası bir rejim değiştirici askeri müdahalenin
bölgesel ve küresel sonuçlarını, aktör temelli değil bileşke temelli bir
yaklaşımla çözümlemektedir. Çalışmanın çıkış noktası, İran’ın ancak mevcut
rejiminin yıkılması olasılığının ortaya çıkması durumunda topyekün bir savaşa
başvuracağı varsayımıdır. Bu çerçevede İran’ı çevreleyen bölge ülkeleri,
küresel güçler ve ittifakların İran siyasaları, algıladıkları tehditler,
ittifak ilişkileri ve müdahale eşikleri bağlamında karşılaştırmalı olarak
incelenmiştir. Çözümleme, İran’da rejim ile devletin özdeşleşmiş yapısının görüşme
alanını daralttığını, aktörlerin siyasa tercihlerinin ise çatışmayı
sınırlamaktan çok tırmanmaya açık bir yapı oluşturduğunu ortaya koymaktadır.
Çalışmanın temel bulgusu, İran’a yönelik rejim değiştirici bir müdahalenin
sınırlı ve denetlenebilir bir çatışma üretme olasılığının son derece düşük
olduğu ve aksine bölgesel düzeyi aşan, uzun süreli ve küresel etkiler doğuran
bir savaş dinamiğine yol açacağı yönündedir. Bu bağlamda çalışma, İran
örneğinde rejim değişikliğinin askeri araçlarla gerçekleştirilebilir bir
siyasal hedef olmadığını savunmaktadır.
Anahtar Kelimeler: İran, rejim değişikliği, bölgesel
güvenlik, küresel çatışma, tırmanma dinamikleri, büyük güç rekabeti
Abstract
This
study analyzes the regional and global consequences of a potential
regime-change military intervention against Iran through a resultant-based
analytical framework rather than an actor-centered approach. The point of
departure is the assumption that Iran would resort to total war only when the
survival of its existing regime is directly threatened. Within this framework,
the policies of neighboring states, global powers, and international alliances
toward Iran are examined comparatively in terms of threat perceptions, alliance
structures, and intervention thresholds. The analysis demonstrates that the
fusion of regime and state in Iran significantly narrows the space for
negotiation, while the combined policy preferences of involved actors tend to
generate escalation rather than containment. The main finding of the study is
that a regime-change intervention against Iran is highly unlikely to remain
limited or controllable; instead, it would produce a prolonged conflict with
effects extending beyond the regional level. In this context, the study argues
that regime change in Iran does not constitute a politically attainable
objective through military means, but rather a catalyst for broader systemic
instability.
Keywords: Iran, regime change, regional security, global conflict, escalation
dynamics, great power competition
GİRİŞ
İran’a yönelik olası bir askeri müdahale, son yirmi yıldır uluslararası
güvenlik tartışmalarının merkezinde yer almakla birlikte, bu müdahalenin rejim
değiştirici bir nitelik kazanması durumunda ortaya çıkabilecek sonuçlar çoğu
zaman dar ve indirgemeci çerçevelerle ele alınmaktadır. Mevcut çözümlemelerin
önemli bir bölümü, İran’ı ya nükleer yayılma riski ya da iç siyasal meşruluk
krizi bağlamında değerlendirmekte ve olası bir rejim değişikliğinin bölgesel ve
küresel düzeyde yaratacağı zincirleme etkileri ikincil bir sorun olarak
görmektedir. Oysa İran gibi kurumsallaşmış devlet kapasitesine, derin
jeopolitik bağlara ve çok katmanlı ittifak ilişkilerine sahip bir aktöre
yönelik rejim değiştirici bir müdahale, yalnızca hedef ülkeyi değil, içinde yer
aldığı tüm güvenlik mimarisini dönüştürme gizil gücüne sahiptir.
Bu çalışma, İran’a yönelik rejim değiştirici ve yok edici nitelikte bir
askeri müdahalenin, neden büyük ölçüde denetlenemeyen bir bölgesel ve küresel
çatışma dinamiği üretme eğiliminde olduğunu çözümlemeyi amaçlamaktadır. Temel
varsayım, rejim değişikliği hedefinin doğası gereği sınırlı savaş mantığıyla
bağdaşmadığı ve bu nedenle müdahaleye katılan ya da müdahaleden etkilenen
aktörlerin akılcı çıkar hesaplarının, savaşı sınırlamak yerine genişletici
yönde işlediğidir. Bu bağlamda çalışma, İran’daki iç siyasal dinamikleri tek
başına belirleyici bir değişken olarak ele almak yerine, bölge ülkeleri, büyük
güçler, Avrupa Birliği ve NATO gibi aktörlerin yapısal konumlanmalarını merkeze
almaktadır.
Yazında rejim değiştirici müdahaleler genellikle hedef ülkedeki rejim ve toplum
ilişkileri üzerinden değerlendirilmekte ve dış müdahalenin iç muhalefeti
güçlendireceği ve siyasal dönüşümü hızlandıracağı varsayımı örtük biçimde kabul
edilmektedir. Ancak İran örneğinde bu varsayım sorunludur. Dış askeri tehdit,
İran’da tarihsel olarak devlet reflekslerini sertleştirmiş, iç siyasal
ayrışmaları ikincilleştirmiş ve rejimin güvenlik aygıtlarını pekiştirmiştir. Bu
nedenle çalışma, sokak protestoları ve iç muhalefetin rejim değiştirici bir
savaş bağlamında neden sınırlı bir etki üretebildiğini bölgesel ve küresel güç
dengeleriyle birlikte ele almaktadır.
Bu makale üç temel katkı sunmayı hedeflemektedir. Birincisi, İran’a yönelik
rejim değiştirici bir müdahaleyi yalnızca Orta Doğu bağlamında değil, Avrasya
ve küresel güvenlik sistemi içinde konumlandırmaktadır. İkincisi, Türkiye,
İsrail, Körfez ülkeleri, Pakistan, Afganistan ve Azerbaycan gibi bölgesel
aktörlerin siyasalarını uyum içeren bloklar yerine ayrışan çıkar mantıkları
üzerinden çözümlemektedir. Üçüncüsü ise ABD, Rusya, Çin, Avrupa Birliği ve
NATO’nun çelişkili konumlarının savaşın neden kısa sürede sona erdirilemeyeceğini
açıklayan yapısal etmenler olduğunu ileri sürmektedir. Bu çerçevede çalışma,
İran’a yönelik rejim değiştirici bir savaşın, sınırlı hedeflere karşın neden
genişleyen ve küresel ölçekte tırmanma riski taşıyan bir çatışmaya
dönüşebileceğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Her ne kadar mevcut konjonktürde İran’a yönelik büyük ölçekli ve rejim
değiştirici bir savaşın kaçınılmaz olduğu yönünde kesin bir tablo ortaya
çıkmamış olsa da böyle bir olasılığın sistemli biçimde irdelenmesi çözümleyici
açıdan önem taşımaktadır. Uluslararası güvenlik çalışmalarında düşük olasılıklı
ancak yüksek etkili senaryoların göz ardı edilmesi, kriz anlarında karar
alıcıların ve çözümlemelerin yetersiz kalmasına yol açabilmektedir. Bu nedenle
İran’a yönelik rejim değiştirici bir müdahale olasılığı, gerçekleşip
gerçekleşmeyeceğinden bağımsız olarak, hangi koşullar altında geniş çaplı bir
savaşa evrilebileceği sorusu üzerinden ele alınmalıdır.
Bu olasılığı irdelemenin en işlevsel yolu, İran’ı çevreleyen bölge
ülkelerinin, İran ile doğrudan ya da dolaylı ilişki içinde olan ittifakların ve
büyük güçlerin İran siyasalarının sistemli biçimde ortaya konulmasıdır. Böyle
bir yaklaşım, tekil aktörlerin niyetlerinden çok, olası bir kırılma anında bu
aktörlerin hangi yapısal zorunluluklar altında nasıl bir siyasa
izleyebileceklerinin anlaşılmasına olanak tanır. Çalışma bu çerçevede, ilgili
tüm güç odaklarını tanımlamayı, bu güçlerin çıkar temelli yönelimlerini çözümlemeyi
ve son aşamada bu aktörlerin etkileşiminden doğacak bileşke yönünü ve olası
sonuçların kestirilmesini amaçlamaktadır.
Bu doğrultuda çalışma, İran’a yönelik rejim değiştirici bir müdahalenin
olası sonuçlarını değerlendirirken, çözümleme kapsamını İran ile doğrudan ya da
dolaylı biçimde stratejik etkileşim içinde olan devletler ve kurumsal
ittifaklarla sınırlandırmaktadır. Bu çerçevede öncelikle İran’ın komşuları ve
yakın çevresindeki bölge ülkeleri ele alınmaktadır. Türkiye, Azerbaycan,
Pakistan ve Afganistan, coğrafi konumları, sınır aşan güvenlik etkileri ve kriz
anlarında kararsızlık üretme ya da dengeleme gizil güçleri nedeniyle çözümleme
kapsamına alınmıştır. Körfez bölgesinde ise Suudi Arabistan, Birleşik Arap
Emirlikleri ve Katar, İran ile olan farklılaşmış siyasal, ekonomik ve güvenlik
ilişkileri nedeniyle uyum içeren bir blok olarak değil, ayrı ayrı aktörler
olarak incelenmektedir.
Bunun yanı sıra İsrail, İran’a yönelik rejim değiştirici bir müdahalede
varoluşsal güvenlik tehdidi algılayan ve askeri tırmanma gizil gücü en yüksek
aktörlerden biri olması nedeniyle çalışmanın merkezi unsurlarından biri olarak
ele alınmaktadır. Bölgesel aktörlere ek olarak, küresel güç dengeleri açısından
belirleyici konumda bulunan Amerika Birleşik Devletleri, Rusya Federasyonu ve
Çin Halk Cumhuriyeti İran krizi bağlamında sahip oldukları askeri, ekonomik ve
diplomatik kapasite nedeniyle çözümleme kapsamına alınmıştır.
Avrupa Birliği ve Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ise, doğrudan
savaş başlatıcı aktörler olmamalarına karşın, İran’a yönelik rejim değiştirici
bir savaş senaryosunda kaçınılmaz biçimde sürece girecek olan kurumsal yapılar
olarak ele alınmaktadır. Avrupa Birliği, enerji güvenliği, göç hareketleri ve
iç siyasal kararlılık üzerindeki etkiler nedeniyle bu tür bir çatışmanın
başlıca sonuçlarına maruz kalan aktörlerden biridir. NATO ise, savunma ittifakı
niteliği ile İran’a yönelik olası askeri operasyonlar arasındaki yapısal
gerilim nedeniyle, ittifak içi ayrışmaları ve sınırlı angajman biçimlerini
anlamak açısından kritik bir çözümleme alanı sunmaktadır.
Bu aktörlerin birlikte ele alınması, İran’a yönelik rejim değiştirici bir
müdahalenin tekil devletlerin niyetlerinden çok, çok aktörlü etkileşimler
sonucunda ortaya çıkacak toplam güç bileşkesinin yönünü ve olası bölgesel ve
küresel sonuçlarını çözümlemeye olanak tanımaktadır.
Bu çalışmanın çözümleyici çıkış noktası, İran’ın askeri ve stratejik
davranışlarına ilişkin temel bir varsayıma dayanmaktadır: İran, topyekün ve
sınırsız bir savaşı, ancak mevcut siyasal rejiminin varlığına yönelik doğrudan
ve açık bir tehdit söz konusu olduğunda akılcı bir seçenek olarak
değerlendirecektir. Başka bir ifadeyle, İran açısından geniş ölçekli bir savaş,
bölgesel etki alanları, taktik kayıplar ya da sınırlı askeri darbelerle değil,
rejimin yıkılmasını hedefleyen bir müdahaleyle tetiklenebilecek varoluşsal bir
senaryo olarak anlam kazanmaktadır.
Bu nedenle İran’a yönelik olası bir rejim değiştirici müdahale, yalnızca
iki taraf arasında yaşanacak bir askeri çatışma olarak değil, bölge ülkeleri ve
küresel aktörler açısından da mevcut güç dengelerini ve güvenlik mimarisini
kökten dönüştürme gizil gücü taşıyan bir kırılma anı olarak ele alınmalıdır.
Çalışmada çevre ülkelerin ve ittifakların İran siyasaları, İran’ın bu
varoluşsal algısı temel alınarak incelenmekte ve aktörlerin olası siyasa
tercihleri, sınırlı bir kriz değil, rejimin bekasını ilgilendiren bir savaş olasılığı
üzerinden değerlendirilmektedir.
Amaç ve Hedefler
Bu çalışmanın temel amacı, İran’a yönelik rejim değiştirici ve yok edici
nitelikte bir askeri müdahalenin, bölgesel ve küresel güvenlik mimarisi
üzerinde yaratabileceği etkileri çok katmanlı bir çözümleme çerçevesinde ortaya
koymaktır. Çalışma, böyle bir müdahalenin gerçekleşme olasılığına ilişkin bir
öngörü üretmeyi değil, olası bir kırılma anında bölge ülkeleri, büyük güçler ve
kurumsal ittifakların hangi yapısal zorunluluklar altında nasıl bir siyasa
izleyebileceklerini anlamayı hedeflemektedir.
Bu kapsamda çalışmanın birinci hedefi,
İran’a yönelik rejim değiştirici bir müdahalenin neden büyük ölçüde sınırlı ve denetlenebilir
bir çatışma olarak kalmasının zor olduğunu açıklamaktır. Bu hedef
doğrultusunda, rejim değişikliği hedefinin doğası ile bölgesel ve küresel
aktörlerin çıkar hesapları arasındaki uyumsuzluk çözümleme edilmektedir.
İkinci hedef, İran’ı çevreleyen bölge
ülkelerinin ve ilgili ittifakların İran siyasalarını ayrıştırarak incelemek ve
bu aktörlerin kriz anlarında izleyebilecekleri olası siyasa seçeneklerini
gerekçeleriyle ortaya koymaktır.
Çalışmanın üçüncü hedefi, Amerika
Birleşik Devletleri, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Avrupa Birliği ve
NATO’nun İran krizi bağlamındaki konumlanmalarını karşılaştırmalı bir çerçevede
değerlendirerek, büyük güç yarışmasının ve ittifak içi çelişkilerin savaşın
tırmanma dinamikleri üzerindeki etkisini çözümlemektir.
Dördüncü ve son hedef ise, tüm bu
aktörlerin etkileşiminden doğacak toplam güç bileşkesinin yönünü tartışmak ve
bu bileşkenin bölgesel ve küresel düzeyde ne tür sonuçlar üretebileceğine ilişkin
çözümleyici bir çerçeve sunmaktır.
Bu çalışma, normatif bir dış siyasa önerisi geliştirmeyi ya da taraflardan
herhangi birinin izlemesi gereken “doğru” siyasayı tanımlamayı
amaçlamamaktadır. Amaç, İran’a yönelik rejim değiştirici bir müdahalenin,
aktörlerin niyetlerinden bağımsız olarak, nasıl bir yapısal tırmanma mantığı ürettiğini
ortaya koymaktır.
Araştırma Soruları
Bu çalışma, İran’a yönelik rejim değiştirici ve yok edici nitelikte bir
askeri müdahalenin bölgesel ve küresel sonuçlarını anlamaya yönelik olarak
aşağıdaki temel araştırma sorularını ele almaktadır:
İran’a yönelik rejim değiştirici bir
askeri müdahale, neden sınırlı ve denetlenebilir bir çatışma olarak kalmakta
zorlanmaktadır?
İran’ı çevreleyen bölge ülkeleri, olası
bir rejim değiştirici müdahale karşısında hangi çıkar temelli siyasa
seçeneklerine sahiptir ve bu seçenekleri belirleyen temel etmenler nelerdir?
Amerika Birleşik Devletleri, Rusya
Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin İran krizi bağlamındaki stratejik
konumlanmaları çatışmanın bölgesel bir savaştan küresel bir krize evrilme
olasılığını nasıl etkilemektedir?
Avrupa Birliği ve NATO, doğrudan savaş
başlatıcı aktörler olmamalarına karşın, İran’a yönelik rejim değiştirici bir
savaş senaryosunda hangi mekanizmalar aracılığıyla süreç içine girmektedir?
Tüm bu aktörlerin etkileşiminden doğan
toplam güç bileşkesinin yönü, İran’a yönelik rejim değiştirici bir müdahalenin
bölgesel ve küresel sonuçlarını nasıl şekillendirmektedir?
YÖNTEM
Bu çalışma, İran’a yönelik rejim değiştirici bir askeri müdahalenin
bölgesel ve küresel sonuçlarını çözümlemek amacıyla nitel, betimleyici ve çözümleyici
bir araştırma yöntemi benimsemektedir. Çalışma, nicel veri üretmeyi ya da
olasılık hesaplamalarına dayalı bir öngörü modeli kurmayı hedeflememekte ve
bunun yerine, devletlerin ve ittifakların kriz anlarında sergileyebileceği
davranışları belirleyen yapısal zorunlulukları ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Bu çerçevede çözümleme, aktörlerin beyanlarından çok, coğrafi konum, güvenlik
algıları, ittifak ilişkileri ve tarihsel deneyimler gibi göreli olarak kalıcı
değişkenlere dayandırılmaktadır.
Araştırma, aktör temelli karşılaştırmalı çözümleme yaklaşımını esas
almaktadır. Bu kapsamda İran’a yönelik rejim değiştirici bir müdahaleden
doğrudan ya da dolaylı biçimde etkilenmesi olası bölge ülkeleri, büyük güçler
ve kurumsal ittifaklar ayrı ayrı ele alınmakta ve her aktörün olası siyasa
tercihleri kendi iç dinamikleri ve dışsal kısıtları bağlamında
değerlendirilmektedir. Çözümleme, aktörleri uyum içeren bloklar olarak ele
almak yerine, her birini farklı çıkar setleri ve davranış kalıpları
çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır.
Çalışmada ayrıca senaryo temelli çözümleyici çıkarım yöntemi
kullanılmaktadır. Bu bağlamda rejim değiştirici bir askeri müdahale,
gerçekleşmesi kesin bir olay olarak değil, düşük olasılıklı ancak yüksek etkili
bir kırılma senaryosu olarak ele alınmaktadır. Bu senaryo üzerinden, belirli
eşiklerin aşılması durumunda aktörlerin siyasa tercihlerinde nasıl bir yön
değişimi yaşanabileceği tartışılmaktadır. Senaryo çözümlemesi, kehanet
üretmekten çok, yapısal tırmanma dinamiklerini ve yanlış hesaplama risklerini görünür
kılmayı amaçlamaktadır.
Veri kaynağı olarak ikincil yazından yararlanılmaktadır. Akademik
çalışmalar, resmi siyasa belgeleri, güvenlik öğretileri ve uluslararası kuruluş
raporları, aktörlerin uzun dönemli stratejik eğilimlerini anlamak amacıyla
kullanılmaktadır. Ancak çalışma, güncel söylem ve kısa vadeli siyasal
açıklamalardan çok, aktör davranışlarını şekillendiren kalıcı jeopolitik ve
güvenlik parametrelerine odaklanmaktadır.
Son olarak, çalışmanın yöntemi normatif bir dış siyasa önerisi geliştirmeyi
dışlamaktadır. Amaç, aktörlerin hangi siyasayı “izlemesi gerektiğini” tartışmak
değil, mevcut güç dengeleri ve yapısal kısıtlar altında hangi siyasa
seçeneklerinin akılcı ve olası olduğunu çözümlemektir. Bu yaklaşım, İran’a
yönelik rejim değiştirici bir müdahalenin neden sınırlı ve denetlenebilir bir
çatışma olarak kalmasının zor olduğunu açıklamaya yönelik çözümleyici bir zemin
sunmaktadır.
KURAMSAL ÇERÇEVE
Bu çalışma, İran’a yönelik rejim değiştirici bir askeri müdahalenin olası
sonuçlarını çözümlerken tek bir kuramsal yaklaşıma dayanmamakta ve bunun yerine
uluslararası ilişkiler yazınında yer alan yapısal gerçekçilik (realizm),
güvenlik ikilemi ve tırmanma (escalation) dinamikleri yaklaşımlarını
tamamlayıcı biçimde kullanmaktadır. Bu kuramsal çerçeve, çalışmanın normatif
bir dış siyasa değerlendirmesi üretmek yerine, aktörlerin belirli koşullar
altında neden benzer ve öngörülebilir davranış kalıpları sergilediğini
açıklamayı amaçlamasına olanak tanımaktadır.
Yapısal Gerçekçilik ve Rejim Değiştirici Müdahaleler
Yapısal gerçekçilik, uluslararası sistemi hiyerarşik değil, anarşik bir
yapı olarak ele alır ve devlet davranışlarını büyük ölçüde sistemdeki güç
dağılımı ve güvenlik kaygıları üzerinden açıklar. Bu yaklaşım çerçevesinde
rejim değiştirici müdahaleler, hedef devletin iç siyasal yapısından çok,
sistemdeki konumunu ve güvenlik algısını köklü biçimde tehdit eden girişimler
olarak değerlendirilir. İran örneğinde rejim değişikliği hedefi, yalnızca
mevcut yönetimin devrilmesini değil, İran’ın bölgesel ve küresel güç dengeleri
içindeki yerinin yeniden tanımlanmasını ima etmektedir. Bu durum, İran’ı
sınırlı ödünler vermeye değil, caydırıcılığı en fazla düzeye çıkarmaya yönelten
yapısal bir baskı üretmektedir. Yapısal gerçekçilik açısından bakıldığında,
bölge ülkelerinin ve büyük güçlerin İran’a yönelik rejim değiştirici bir
müdahaleye temkinli yaklaşmalarının temel nedeni, böyle bir müdahalenin güç
dengesi üzerinde öngörülemez sonuçlar doğurmasıdır. Bu bağlamda aktörlerin
davranışları, ideolojik tercihlerden çok sistemdeki göreli konumlarını koruma
refleksiyle şekillenmektedir.
Güvenlik İkilemi ve Karşılıklı Tırmanma
Çalışmanın ikinci kuramsal dayanağını güvenlik ikilemi kavramı
oluşturmaktadır. Güvenlik ikilemi, bir devletin kendi güvenliğini artırmaya
yönelik attığı adımların, diğer aktörler tarafından tehdit olarak algılanması
ve bu durumun karşılıklı silahlanma ve tırmanma süreçlerini tetiklemesi
şeklinde tanımlanmaktadır. İran’a yönelik rejim değiştirici bir müdahale, bu
ikilemi en keskin biçimde ortaya çıkaran senaryolardan biridir. Müdahaleyi
planlayan aktörler, İran’ın kapasitesini azaltmayı ve bölgesel güvenliği
artırmayı hedeflerken, İran bu girişimi varoluşsal bir tehdit olarak
algılamakta ve daha sert, daha riskli karşılıklar üretmektedir. Bu bağlamda
güvenlik ikilemi, İran krizinde neden “savunma” ve “saldırı” ayrımının hızla
bulanıklaştığını açıklamak için işlevsel bir araç sunmaktadır. Özellikle
İsrail, ABD ve İran arasındaki karşılıklı algılar, niyetlerden bağımsız olarak
tırmanmayı besleyen bir dinamik üretmektedir.
Tırmanma Dinamikleri ve Yanlış Hesaplama Riski
Çalışmanın üçüncü kuramsal bileşeni, savaş ve kriz yazınında önemli bir yer
tutan tırmanma dinamikleri yaklaşımıdır. Bu yaklaşım, çatışmaların çoğu zaman
bilinçli bir genişleme stratejisinden çok, yanlış hesaplama, iletişim kopukluğu
ve karşı tarafın kırmızı çizgilerinin yanlış okunması sonucunda derinleştiğini
vurgular. Rejim değiştirici savaşlar, hedefin kapsamı nedeniyle bu tür yanlış
hesaplamalara özellikle açıktır. İran’a yönelik bir müdahale senaryosunda
tırmanma, yalnızca askeri kapasite artışıyla değil, çatışmanın coğrafi
yayılımı, yeni aktörlerin sürece alınması ve ittifak ilişkilerinin devreye
girmesiyle gerçekleşmektedir. Bu durum, tırmanmayı doğrusal değil, çok katmanlı
ve eşiklere bağlı bir süreç durumuna getirmektedir. Dolayısıyla çalışmada
tırmanma, tek bir aktörün tercihi olarak değil, aktörler arası etkileşimden
doğan yapısal bir sonuç olarak ele alınmaktadır.
Kuramsal Çerçevenin Çözümlemeye Katkısı
Bu üç kuramsal yaklaşımın birlikte kullanılması, İran’a yönelik rejim
değiştirici bir müdahalenin neden sınırlı bir askeri operasyon olarak kalmakta
zorlandığını açıklamaya olanak tanımaktadır. Yapısal gerçekçilik güç dengesi ve
güvenlik kaygılarını, güvenlik ikilemi karşılıklı algıların tırmanma üzerindeki
etkisini, tırmanma dinamikleri ise krizlerin nasıl denetleme dışına
çıkabildiğini ortaya koymaktadır. Bu çerçeve, çalışmanın ilerleyen bölümlerinde
sunulan aktör çözümlemelerinin ve senaryo değerlendirmelerinin kuramsal
temelini oluşturmaktadır.
BULGULAR: BÖLGESEL AKTÖRLER
İrdeleme Ölçütleri
İran’a yönelik rejim değiştirici ve yok edici nitelikte bir askeri müdahale
senaryosu, bölge ülkelerini ikili ve basit tercihlerle açıklanamayacak ölçüde
karmaşık siyasa hesaplarıyla karşı karşıya bırakmaktadır. İzleyen alt
bölümlerde sunulan aktör çözümlemeleri, ülkelerin ideolojik eğilimlerinden ya
da anlık diplomatik söylemlerinden çok, güvenlik algıları, ittifak ilişkileri
ve yapısal kısıtları çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle her ülkenin
tutumu, “destekleyen” ya da “karşı çıkan” şeklinde ikili kategorilerle değil,
farklı derecelerde etkileşim, dengeleme ve riskten kaçınma stratejileri
üzerinden okunmalıdır.
Bu bölümde ele alınan aktörler, İran’a yönelik rejim değiştirici bir
müdahaleyi aynı şekilde algılamamakta, ancak büyük çoğunluğu, böyle bir
senaryonun bölgesel kararsızlığı derinleştireceği ve çatışmanın denetlenebilir
sınırlar içinde kalmasını zorlaştıracağı konusunda örtük bir ortak paydayı
paylaşmaktadır. Dolayısıyla izleyen çözümlemelerde, ülkelerin İran’a yönelik
tutumları kadar, bu tutumları hangi eşiklere kadar sürdürebilecekleri ve hangi
noktada siyasa değiştirmek zorunda kalabilecekleri de dikkate alınmalıdır.
Okuyucunun, her bir aktör çözümlemesini bu çerçeve içinde değerlendirmesi
ve ülkelerin siyasa tercihlerinin mutlak değil koşullara bağlı ve kırılgan
olduğunu göz önünde bulundurması bölümün bütüncül olarak anlaşılmasını
kolaylaştıracaktır.
|
Çizelge
1: Bölgesel
Aktör Çözümlemesi İçin Ölçütler |
|
|
Ölçüt |
Açıklama |
|
İran ile İlişkilerin Niteliği |
Ülkenin İran ile tarihsel, siyasal
ve stratejik ilişkilerinin genel karakteri (iş birliği, yarışma, düşmanlık, yararcı
denge) |
|
Algılanan Tehdit ve Güvenlik
Öncelikleri |
Rejim değiştirici bir
müdahalenin ülkenin ulusal güvenliği, rejim kararlılığı ve bölgesel konumu
üzerindeki etkisi |
|
İttifak İlişkileri ve Dış
Bağlantılar |
ABD, İsrail, Rusya, Çin ve
bölgesel ittifaklarla ilişkilerin karar alma süreçlerine etkisi |
|
Askeri Kapasite ve Müdahale
Eşiği |
Doğrudan savaş, dolaylı destek,
lojistik katkı veya caydırıcılık araçlarına başvurma kapasitesi ve isteği |
|
Olası Siyasa Tercihi ve
Gerekçesi |
Kriz anında izlenmesi olası
tutumun yönü ve bunu belirleyen yapısal nedenler |
İRAN (Merkez Aktör)
Rejimin Varlığı ve Devletin Beka Algısı
İran İslam Cumhuriyeti’nin dış siyasa ve güvenlik öğretisi, klasik ulusal
çıkar anlayışının ötesinde, rejimin varlığını devletin bekasıyla özdeşleştiren
bir çerçeveye sahiptir. Bu nedenle İran açısından rejim değiştirici bir
müdahale, sınırlı bir askeri tehdit değil, varoluşsal bir tehdit olarak
algılanır. Bu noktada kritik ayrım şudur: İran, baskı, yaptırım, sınırlı askeri
saldırı veya vekalet savaşlarını anlayışla karşılayabilir, ancak rejimin
yıkılması olasılığı belirdiği anda çatışmayı niteliksel olarak tırmandırır.
Algılanan Tehdit ve Kırılma Anı
İran’ın “kırılma anı”, başkent Tahran’ın düşmesi ya da askeri yenilgi değil,
aşağıdaki koşulların bir arada belirmesidir: Rejimin meşruluğunu hedef alan
açık dış müdahale, Devlet aygıtının parçalanmasına yönelik askeri ve siyasal
girişimler ve yönetim seçeneklerinin (örneğin dış destekli monarşinin yeniden
kurulması gibi) dayatılması. Bu noktadan sonra İran, çatışmayı denetlenebilir
bir kriz olarak değil, yaşam ve ölüm savaşı olarak tanımlar.
Savaş Öğretisi: Nasıl Savaşır?
İran, rejim yıkımı tehdidi altında klasik ordu savaşından çok katmanlı,
yaygın ve uzun süreli bir savaş yürütür: Bölgesel yayılım (horizontal escalation)
bunların birincisidir. İsrail’in doğrudan hedef alınması, Lübnan, Suriye,
Irak ve Yemen üzerinden eş zamanlı cepheler, Hürmüz Boğazı’nın
işlevsizleştirilmesi, asimetrik ve vekalet savaşı, Devlet dışı aktörler
aracılığıyla maliyeti yükseltme, ABD ve müttefiklerine karşı doğrudan değil,
dolaylı yıpratma verilebilecek örnekler arasındadır. Hızlı zafer yerine, karşı
tarafı siyasal ve toplumsal olarak tüketme, Vietnam benzeri çoklu, dağınık ve
süreklilik arz eden çatışma alanları yaratma bu taktiklere eklenebilir. Bu
çerçevede İran’ın amacı kazanmak değil, ülkeyi yenilmez kılmaktır. Bu bağlamda
önemli bir saptama yapılmalıdır: İran’daki sokak protestoları, dış destekli
rejim değişikliği senaryosunun ana taşıyıcısı olamaz. Aksine, rejimin
yıkılmasına yönelik dış müdahale algısı iç muhalefeti bastırır, milliyetçi
refleksleri güçlendirir ve rejimin güvenlik aygıtını pekiştirir. Dolayısıyla
dış müdahale, rejimi zayıflatmaz aksine kısa ve orta vadede güç kazandırır.
Olası Siyasa Tercihi ve Sonuçları
Tüm ölçütler birlikte değerlendirildiğinde İran’ın olası siyasa tercihi
nettir: Rejim yıkımı tehdidi varsa topyekün savaşa girecektir. Savaşın
coğrafyası bölgesel değil, kaçınılmaz olarak küresel olacaktır. Hedef zafer
değil, karşı taraf için kabul edilemez maliyet üretmek olacaktır. Bu noktadan
sonra artık savaşın denetlemesi tek bir aktörün elinde değildir.
TÜRKİYE
İran ile İlişkilerin Niteliği
Türkiye–İran ilişkileri tarihsel olarak yarışma ve iş birliğinin iç içe
geçtiği, süreklilik gösteren bir denge ilişkisi çerçevesinde şekillenmiştir.
İki ülke farklı jeopolitik vizyonlara, mezhepsel ait olma duygularına ve
bölgesel önceliklere sahip olmakla birlikte, doğrudan çatışmadan kaçınma
konusunda uzun bir tarihsel deneyimi paylaşmaktadır. Özellikle sınır güvenliği,
enerji ticareti ve bölgesel kararlılık konuları, ilişkilerin tamamen kopmasını
engelleyen yapısal unsurlar olmuştur. Bu nedenle Türkiye, İran’ı yalnızca bir
rakip ya da tehdit olarak değil, aynı zamanda yönetilmesi gereken kalıcı bir
bölgesel aktör olarak algılamaktadır.
Algılanan Tehdit ve Güvenlik Öncelikleri
İran’a yönelik rejim değiştirici bir askeri müdahale, Türkiye açısından
doğrudan bir güvenlik tehdidi olarak değerlendirilmektedir. Böyle bir senaryo,
Türkiye’nin güney ve doğu sınırlarında denetleme edilemez kararsızlık, kitlesel
göç hareketleri, sınır aşan silahlı grupların güçlenmesi ve bölgesel güç
dengesinin Türkiye aleyhine yeniden şekillenmesi risklerini beraberinde
getirmektedir. Ankara açısından asıl tehdit, İran’ın zayıflaması değil, devlet
kapasitesini yitirmesi ya da dış denetim altına girmesidir. Bu durum,
Türkiye’nin çevresindeki güvenlik kuşağını köklü biçimde sarsabilecek bir sonuç
olarak görülmektedir.
İttifak İlişkileri ve Dış Bağlantılar
Türkiye’nin NATO üyesi olması ve Batı ittifakıyla sürdürdüğü kurumsal
ilişkiler, İran krizinde Ankara’nın hareket alanını belirleyen önemli bir etmendir.
Bununla birlikte Türkiye, son yıllarda izlediği çok yönlü dış siyasa
doğrultusunda, bölgesel sorunlarda otomatik ittifak reflekslerinden kaçınma
eğilimi sergilemektedir. İran’a yönelik rejim değiştirici bir müdahale
senaryosunda Türkiye’nin, ABD ve İsrail merkezli bir askeri girişimin parçası
olması düşük bir olasılık olarak değerlendirilmektedir. Aksine Ankara, bu tür
bir müdahaleye uzak durarak, diplomatik dengeleme ve kriz sınırlama rolünü öne
çıkarmayı tercih edecektir.
Askeri Kapasite ve Müdahale Eşiği
Türkiye, bölgenin en yüksek askeri kapasitelerinden birine sahip olmakla
birlikte, İran’a yönelik bir savaşta doğrudan askeri etkileşime girme konusunda
son derece yüksek bir eşik benimsemektedir. Ankara’nın askeri kapasitesi, daha
çok caydırıcılık, sınır güvenliği ve olası kaosun Türkiye topraklarına
sıçramasını engellemeye yönelik savunmacı tedbirler bağlamında devreye
girecektir. Türkiye’nin olası rolü, savaşın parçası olmaktan çok, savaşın
yayılmasını sınırlamaya çalışan bir bölgesel aktör olmak yönündedir.
Olası Siyasa Tercihi ve Gerekçesi
Tüm bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin, İran’a yönelik
rejim değiştirici bir askeri müdahaleye açık biçimde karşı çıkması ve İran’ın
toprak bütünlüğünü ve devlet kapasitesini koruyan bir tutum benimsemesi olasıdır.
Bu tutum, ideolojik yakınlıktan değil, Türkiye’nin kendi güvenlik çıkarlarından
ve bölgesel kararlılık önceliklerinden kaynaklanmaktadır. Türkiye açısından sorun,
İran’daki rejimin niteliğinden çok, İran’ın bir denetlenebilir devlet olarak
varlığını sürdürmesidir. Bu nedenle Ankara, İran’da dış müdahale sonucu ortaya
çıkabilecek bir rejim değişikliğini, uzun vadede Türkiye’nin güvenliğini
zayıflatacak bir gelişme olarak değerlendirecektir.
İSRAİL
İran ile İlişkilerin Niteliği
İsrail–İran ilişkileri, ideolojik karşıtlık, güvenlik tehdidi algısı ve
dolaylı çatışmalar üzerine kuruludur. İran, İsrail açısından yalnızca bölgesel
bir rakip değil, devlet söylemi ve desteklediği aktörler aracılığıyla İsrail’in
varlığına meydan okuyan yapısal bir tehdit olarak konumlanmaktadır. Bu bağlamda
ilişkiler, diplomatik bir yarışmadan çok, düşük yoğunluklu fakat süreklilik
gösteren bir çatışma modeli çerçevesinde şekillenmiştir. İsrail, İran’ı
sınırlanması gereken bir güç olarak değil, stratejik kapasitesi kırılması
gereken bir aktör olarak algılamaktadır.
Algılanan Tehdit ve Güvenlik Öncelikleri
İran’a yönelik tehdit algısı, İsrail için varoluşsal bir nitelik
taşımaktadır. Özellikle İran’ın nükleer kapasiteye ulaşma olasılığı, İsrail
güvenlik öğretisinde kabul edilemez bir eşik olarak tanımlanmaktadır. Rejim
değiştirici bir müdahale senaryosu, İsrail açısından İran tehdidinin kalıcı
biçimde ortadan kaldırılması için nadir bir fırsat olarak görülmektedir.
Bununla birlikte İsrail karar alıcıları, böyle bir müdahalenin doğuracağı
bölgesel savaş riskinin de farkındadır. Dolayısıyla İsrail açısından temel
ikilem, İran’ı yerinde bırakmanın uzun vadeli riskleri ile İran’a karşı topyekün
bir savaşın kısa vadeli maliyetleri arasındadır.
İttifak İlişkileri ve Dış Bağlantılar
İsrail’in İran siyasasında ABD ile olan stratejik ittifakı belirleyici bir
rol oynamaktadır. Rejim değiştirici bir müdahale, İsrail açısından ancak
ABD’nin açık askeri desteği ve liderliği altında olanaklı ve sürdürülebilir
görülmektedir. Bununla birlikte İsrail, Körfez ülkeleriyle geliştirdiği örtük
ve açık güvenlik iş birliklerini, İran karşıtı cepheyi genişletmek için önemli
bir araç olarak değerlendirmektedir. Ancak bu ilişkiler, İsrail’in tek başına
hareket etmesini olanaklı kılacak bir askeri kapasite sağlamaktan çok, siyasal meşruluk
ve lojistik kolaylık sunmaktadır.
Askeri Kapasite ve Müdahale Eşiği
İsrail, yüksek teknolojili askeri kapasitesi, haber alma üstünlüğü ve uzun
menzilli operasyon yetenekleriyle İran’a yönelik sınırlı ve hedefli saldırılar
gerçekleştirme kapasitesine sahiptir. Ancak İran’a karşı rejim değiştirici bir
savaşı tek başına yürütme kapasitesi bulunmamaktadır. Bu nedenle İsrail’in
müdahale eşiği, genellikle tek taraflı sınırlı operasyonlar ile ABD
öncülüğündeki geniş çaplı bir koalisyona katılım arasında değişmektedir. İsrail
açısından savaşın genişlemesi, denetlenebilir olmaktan çıktığı anda ciddi bir
iç güvenlik ve bölgesel yalıtılma riski doğurmaktadır.
Olası Siyasa Tercihi ve Gerekçesi
Tüm ölçütler birlikte değerlendirildiğinde İsrail’in, İran’a yönelik rejim
değiştirici bir askeri müdahaleyi güçlü biçimde desteklemesi ve bu yönde etkili
biçimde lobi etkinlikleri yürütmesi olasıdır. Ancak İsrail’in bu müdahalede
öncü değil, tetikleyici ve destekleyici aktör rolünü tercih edeceği
değerlendirilmektedir. İsrail açısından temel hedef, İran’ın bölgesel ve
stratejik kapasitesinin kalıcı biçimde zayıflatılmasıdır. Bu hedefe ulaşmanın
maliyetini tek başına üstlenmek istemeyen İsrail, ABD liderliğinde yürütülecek
bir savaş senaryosunu kendi güvenliği açısından en akılcı seçenek olarak
görmektedir.
SUUDİ ARABİSTAN
İran ile İlişkilerin Niteliği
Suudi Arabistan–İran ilişkileri uzun süre mezhepsel yarışma, bölgesel etki
mücadelesi ve karşılıklı güvensizlik temelinde şekillenmiştir. Ancak son
yıllarda özellikle Çin arabuluculuğunda başlatılan normalleşme süreci,
ilişkilerin tamamen çatışmacı bir çerçeveye hapsedilmesini zorlaştırmıştır. Bu
durum, Riyad’ın İran’ı mutlak bir düşman olarak değil, sınırlandırılması
gereken ancak varlığı kabullenilen bir bölgesel aktör olarak görmeye
başladığına işaret etmektedir. Dolayısıyla Suudi Arabistan açısından İran’la
ilişkiler, ideolojik bir mücadeleden çok yönetilebilir bir yarışma alanına
dönüşmektedir.
Algılanan Tehdit ve Güvenlik Öncelikleri
İran’a yönelik tehdit algısı, Suudi Arabistan için doğrudan askeri yıkımdan
çok rejim güvenliği, enerji altyapısının korunması ve bölgesel kararlılığın
sürdürülmesi ekseninde şekillenmektedir. İran’a yönelik rejim değiştirici bir
askeri müdahale, kısa vadede İran’ın bölgesel etkisini zayıflatma gizil gücü
taşısa da uzun vadede Körfez bölgesini kapsayan geniş ölçekli bir savaş riskini
beraberinde getirmektedir. Riyad açısından en kritik risk, İran’ın rejim
tehdidi altında asimetrik ve öngörülemez yöntemlere başvurması ve Körfez enerji
altyapısını doğrudan hedef almasıdır.
İttifak İlişkileri ve Dış Bağlantılar
Suudi Arabistan, ABD ile uzun süredir devam eden stratejik ilişkilerine karşın,
son yıllarda dış siyasasında daha özerk ve çok yönlü bir çizgi izlemektedir.
İran’a yönelik rejim değiştirici bir müdahale konusunda Riyad’ın tutumu,
Washington’la tam bir eş güdüm içinde olmayı değil, maliyetleri sınırlayan ve
doğrudan hedef olmaktan kaçınan bir denge siyasasını yansıtmaktadır. İsrail ile
örtük güvenlik iş birlikleri, İran karşıtı ortak kaygılara dayanmakla birlikte,
Suudi Arabistan’ın açık bir askeri ittifaka yönelmesi olasılığı düşüktür.
Askeri Kapasite ve Müdahale Eşiği
Suudi Arabistan, çağdaş ve donanımlı bir askeri kapasiteye sahip olmasına karşın,
İran’a karşı doğrudan bir savaşa girme konusunda yüksek bir eşik
benimsemektedir. Yemen deneyimi, Riyad’ın uzun süreli ve asimetrik çatışmaların
maliyetlerine ilişkin duyarlılığını artırmıştır. Bu nedenle Suudi Arabistan’ın olası
katkısı, doğrudan savaşmaktan çok, lojistik destek, finansal katkı ve
diplomatik tavır alma biçiminde olacaktır. Açık askeri etkileşim yalnızca
Körfez güvenliğinin doğrudan tehdit altına girmesi durumunda gündeme gelebilecektir.
Olası Siyasa Tercihi ve Gerekçesi
Tüm ölçütler birlikte değerlendirildiğinde Suudi Arabistan’ın, İran’a
yönelik rejim değiştirici bir askeri müdahaleye açık ve koşulsuz destek vermesi
olası görünmemektedir. Riyad, İran’ın zayıflamasını arzulamakla birlikte,
İran’da rejim değişikliği sonucu ortaya çıkabilecek güç boşluğunu ve bölgesel
kaosu kendi güvenliği açısından daha büyük bir risk olarak değerlendirmektedir.
Bu nedenle Suudi Arabistan’ın olası siyasa tercihi, açık karşıtlık ile örtük
destek arasında salınan, ancak temelde savaşın bölgesel ölçekte genişlemesini
engellemeye yönelik temkinli bir dengeleme stratejisi olacaktır.
BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ (BAE)
İran ile İlişkilerin Niteliği
BAE–İran ilişkileri, Körfez bölgesindeki tarihsel yarışma, sınır
anlaşmazlıkları ve ekonomik çıkar çatışmaları temelinde şekillenmiştir. Ancak
BAE, son yıllarda diplomatik normalleşme ve ekonomik iş birliğine daha fazla
ağırlık vermeye başlamıştır. Bu durum, BAE’nin İran’ı mutlak bir düşman olarak
değil, denetimli bir yarışmacı aktör olarak görmesini sağlamaktadır. Özellikle
enerji güvenliği ve Basra Körfezi’nin deniz ticaret yollarının korunması,
ilişkilerin tamamen kopmasını engelleyen belirleyici etmenlerdir. BAE, İran’ın en
büyük dış ticaret ortaklarından biri olması nedeniyle, rejim değiştirici bir
müdahaleye açık ve koşulsuz destek vermekte temkinli davranmaktadır. Ekonomik
ilişkiler, Abu Dhabi’nin dengeleyici ve sınırlayıcı siyasa izlemesinde
belirleyici bir etmendir.
Algılanan Tehdit ve Güvenlik Öncelikleri
İran’a yönelik rejim değiştirici bir müdahale, BAE açısından doğrudan bir
güvenlik tehdidi değil, bölgesel kararlılık ve ekonomik sürdürülebilirlik
açısından bir risk olarak değerlendirilmektedir. Rejim değişikliği senaryosu,
İran’ın zayıflaması yerine, enerji altyapısına yönelik asimetrik saldırılar,
Körfez’de güç boşluğu ve bölgesel kaos riskini artırmaktadır. Bu nedenle Abu Dhabi’nin
önceliği, çatışmanın Körfez’e sıçramasını önlemek ve İran ile sınırlı iş birliği
olanaklarını korumaktır.
İttifak İlişkileri ve Dış Bağlantılar
BAE, ABD ve İsrail ile güçlü stratejik ilişkiler geliştirmiştir. Özellikle
son dönemde İsrail ile güvenlik iş birliği, İran’a karşı caydırıcı mekanizmalar
geliştirmek için önemlidir. Ancak BAE, doğrudan askeri müdahaleye katılmak
yerine, diplomatik destek, haber paylaşımı ve lojistik kolaylıklar sağlayarak
kriz yönetiminde etkin olmayı tercih etmektedir. Bu yaklaşım, BAE’nin hem Batı
ile ilişkilerini sürdürmesini hem de bölgesel riskleri en aza indirmesini
sağlar.
Askeri Kapasite ve Müdahale Eşiği
BAE’nin çağdaş ve yüksek teknolojili askeri kapasitesi, sınırlı ve hedefe
yönelik operasyonlar için yeterlidir. Ancak İran’a karşı tek başına topyekün
bir müdahale kapasitesi bulunmamaktadır. Bu nedenle BAE’nin doğrudan askeri
müdahale eşiği yüksektir ve ülke, yalnızca Körfez güvenliği ciddi biçimde
tehdit altında olduğunda müdahale etmeyi düşünecektir.
Olası Siyasa Tercihi ve Gerekçesi
BAE’nin olası siyasa tercihi, rejim değiştirici müdahaleye açık fakat denetimli
destek sağlamak yönünde olacaktır. Abu Dhabi, İran’ın mevcut rejiminin
yıkılmasını değil, bölgesel kararlılığı koruyacak ve enerji ticaretini
aksatmayacak bir dengeyi tercih etmektedir. Bu nedenle BAE, doğrudan çatışmaya
girmekten kaçınacak, ancak stratejik ittifaklar ve diplomasi yoluyla
müdahalenin şekillenmesinde etkili bir rol üstlenecektir.
KATAR
İran ile İlişkilerin Niteliği
Katar–İran ilişkileri, Körfez içindeki diğer aktörlerden farklı bir denge
üzerine kuruludur. Katar, ekonomik ve güvenlik açısından İran ile sınırlı ama
stratejik iş birlikleri sürdürmektedir. Özellikle Basra Körfezi’nin doğu
kıyısındaki enerji altyapısının güvenliği ve deniz ticareti konularında yararcı
bir ilişki geliştirmiştir. Doha, İran’ı doğrudan düşman olarak değil, iş birliği
ve yarışma dengesinde yönetilmesi gereken bir aktör olarak görmektedir. Bu
yaklaşım, Katar’ın bölgesel çatışmalarda daha esnek ve bağımsız hareket
etmesine olanak tanır.
Algılanan Tehdit ve Güvenlik Öncelikleri
İran’a yönelik rejim değiştirici bir müdahale, Katar açısından güvenlik ve
ekonomik kararlılığı doğrudan tehdit edebilir. Katar, özellikle enerji
ihracatının ve LNG ticaretinin güvenliğini korumayı öncelikli hedef olarak
görmektedir. Ayrıca, İran ile sınırdaş olmamakla birlikte, Basra Körfezi’ndeki
doğrudan etkiler ve asimetrik tehditler Doha’yı dikkatli bir siyasa izlemeye
zorlamaktadır. Bu nedenle Katar’ın önceliği, çatışmanın Körfez ve enerji
koridorlarına sıçramasını önlemektir.
İttifak İlişkileri ve Dış Bağlantılar
Katar, ABD ile güçlü bir güvenlik iş birliğine sahip olmakla birlikte,
Körfez’deki bölgesel anlaşmazlıklar ve BAE ile Suudi Arabistan merkezli kuşatma
siyasaları nedeniyle bağımsız bir dış siyasa yürütmektedir. İran’a yönelik bir
rejim değiştirici müdahalede Doha, yalnızca Batı ittifakının yönlendirmesiyle
hareket etmek yerine, stratejik özerkliğini korumaya odaklanacak ve doğrudan
çatışmadan kaçınacaktır. Katar’ın siyasası, BAE ve Suudi Arabistan’dan farklı olarak
hem diplomatik hem ekonomik kanalları kullanarak riskleri sınırlamayı
amaçlamaktadır.
Askeri Kapasite ve Müdahale Eşiği
Katar, sınırlı askeri kapasitesi nedeniyle doğrudan bir çatışmaya katılma
kapasitesine sahip değildir. Doha’nın müdahale eşiği son derece yüksektir. Ülke,
yalnızca açık bir saldırı veya enerji altyapısının ciddi biçimde tehdit
edilmesi durumunda sınırlı destek sağlayabilir. Katar’ın önceliği, askeri
riskleri en aza indirmek ve ara buluculuk veya diplomatik dengeleme yoluyla
çatışmayı denetim altında tutmaktır.
Olası Siyasa Tercihi ve Gerekçesi
Tüm ölçütler göz önüne alındığında Katar’ın olası siyasa tercihi, İran’a
yönelik rejim değiştirici müdahaleye koşulsuz destek vermemek ve bunun yerine
diplomatik ve ekonomik araçlarla süreci etkilemek yönünde olacaktır. Doha,
enerji güvenliği ve bölgesel kararlılık önceliklerini esas alarak, çatışmanın
Körfez’e yayılmasını engellemeye çalışacak, gerektiğinde sınırlı arabuluculuk
ve lojistik destek sağlayacaktır. Katar’ın tutumu, yararcılık ve özerklik
eksenli bir dengeleme stratejisi olarak değerlendirilebilir.
PAKİSTAN
İran ile İlişkilerin Niteliği
Pakistan–İran ilişkileri, tarihsel olarak hem iş birliği hem yarışma içeren
bir karmaşa üzerine kuruludur. Pakistan, İran ile sınır paylaşmakta ve Şii
nüfusunun yoğun olduğu Belucistan bölgesi ile doğrudan ilişki halindedir. Bu
nedenle iki ülke arasında güvenlik iş birliği ve sınır yönetimi açısından
sürekli temas gerekmektedir. Ancak mezhepsel farklılıklar ve İran’ın bölgesel etkisi,
Pakistan açısından dikkatle yönetilmesi gereken bir denge unsurudur. Pakistan,
İran’ı yakın komşu ve stratejik aktör olarak görmekle birlikte doğrudan
çatışmadan kaçınmaya çalışır.
Algılanan Tehdit ve Güvenlik Öncelikleri
İran’a yönelik rejim değiştirici bir müdahale, Pakistan için karmaşık bir
güvenlik tehdidi yaratmaktadır. Özellikle sınır bölgelerinde çatışmanın
yayılması, göç hareketleri ve mezhepsel gerilimler ülke içinde kararsızlık
riskini artıracaktır. Bu nedenle Pakistan’ın önceliği, İran’da rejim
değişikliğinin doğurabileceği sınır güvenliği, iç kararlılık ve mezhepsel
dengeler üzerindeki etkilerini sınırlamak olacaktır.
İttifak İlişkileri ve Dış Bağlantılar
Pakistan, ABD, Çin ve Suudi Arabistan gibi farklı büyük güçlerle ilişkiler
geliştirmiştir. İran’a yönelik bir müdahale senaryosunda, Pakistan’ın tutumu
büyük ölçüde denge siyasası üzerine kurulacaktır. ABD ve Suudi Arabistan’ın
müdahale talebi ile Çin ve İran’a yakınlık arasındaki duyarlı çizgiyi korumak
zorundadır. Pakistan, doğrudan çatışmaya girmeden, diplomatik ve lojistik
yollarla krizden etkilenmemeyi tercih edebilir.
Askeri Kapasite ve Müdahale Eşiği
Pakistan’ın askeri kapasitesi bölgesel olarak güçlü sayılmakla birlikte,
İran’a doğrudan müdahale için yeterli değildir. Pakistan’ın müdahale eşiği çok
yüksektir. Yalnızca kendi güvenliği ciddi şekilde tehdit edildiğinde sınırlı
önlemler alacaktır. Bu, Pakistan’ın dolaylı destek ve sınır güvenliği önlemleri
ile senaryoya katılımını sınırlayan bir etmendir.
Olası Siyasa Tercihi ve Gerekçesi
Pakistan’ın olası siyasa tercihi, İran’a yönelik rejim değiştirici bir
müdahaleye doğrudan katılmamak ve süreci dengeleyici, tarafsız ve güvenlik
odaklı bir yaklaşım ile izlemek yönünde olacaktır. Bu tutum hem mezhepsel duyarlılıklar
hem de büyük güçler ile bölgesel aktörler arasındaki duyarlı dengeleri koruma gereksiniminden
kaynaklanmaktadır. Pakistan’ın stratejisi, çatışmadan doğrudan zarar görmemeyi
ve sınır güvenliğini sürdürmeyi esas alır.
AFGANİSTAN
İran ile İlişkilerin Niteliği
Afganistan–İran ilişkileri, tarihsel, etnik ve mezhepsel bağlarla
şekillenmiştir. İran, Afganistan’da özellikle Şii topluluk ve Hazara nüfusu
üzerinden siyasal ve sosyal etki sağlamaktadır. Bu bağlar, İran’ın Afganistan
üzerindeki yumuşak gücünü artırırken, Taliban yönetimi ve diğer aktörlerle
ilişkilerde karmaşık bir denge yaratmaktadır. Dolayısıyla Afganistan, İran’ı
doğrudan düşman olarak değil hem tehdit hem de diplomatik ve ekonomik ortak
olarak görmektedir.
Algılanan Tehdit ve Güvenlik Öncelikleri
İran’a yönelik rejim değiştirici bir müdahale, Afganistan açısından ciddi
güvenlik ve kararlılık riskleri yaratmaktadır. Sınır ötesi çatışmalar, göç ve
militan grupların güçlenmesi Taliban yönetimi ve diğer bölgesel aktörler için
doğrudan tehdit oluşturur. Afganistan’ın önceliği, sınır güvenliği, toplumsal kararlılık
ve İran’dan doğabilecek göç ve asimetrik tehditleri denetim altında tutmak
olacaktır.
İttifak İlişkileri ve Dış Bağlantılar
Afganistan, iç siyasal yapısı ve Taliban yönetimi nedeniyle dış
bağlantılarda sınırlı kapasiteye sahiptir. İran ile tarihsel bağları yanında
Çin ve Pakistan ile ilişkileri de önemli bir rol oynar. Rejim değiştirici bir
müdahale durumunda Afganistan’ın siyasası, büyük güçlerin ve komşu ülkelerin
etkisi altında şekillenecektir. Doğrudan askeri katılım olasılığı düşüktür.
Bunun yerine diplomatik ve lojistik etkilenim Afganistan’ın tutumunu belirler.
Askeri Kapasite ve Müdahale Eşiği
Afganistan’ın askeri kapasitesi sınırlıdır ve doğrudan İran’a karşı askeri
eylemde bulunması olanaklı değildir. Müdahale
eşiği çok yüksektir, ancak İran’dan doğabilecek sınır tehditlerini veya göç
akınlarını engellemek için sınırlı savunma önlemleri alması olasıdır.
Olası Siyasa Tercihi ve Gerekçesi
Afganistan’ın olası siyasa tercihi, İran’a yönelik rejim değiştirici bir
müdahaleye tarafsız ve gözlemci yaklaşmak olacaktır. Bu tutum hem iç kararlılığı
koruma hem de sınır güvenliğini sağlama gereksiniminden kaynaklanmaktadır.
Afganistan, çatışmaya doğrudan katılmak yerine, etkilenebileceği alanları
yönetmeye odaklanacak, diplomatik ve lojistik yollarla minimum zarar görmeyi
hedefleyecektir.
AZERBAYCAN
İran ile İlişkilerin Niteliği
Azerbaycan–İran ilişkileri tarihsel olarak karmaşık bir yapıya sahiptir.
Azerbaycan’ın kuzeyindeki nüfus ile İran’daki Azerbaycan kökenli topluluklar
arasındaki etnik bağlar, Tahran’ın dikkatini çekerken, Bakü’nün bağımsız
siyaset üretme iradesi ile sınırdaş İran ile ilişkilerde denge kurmasına yol
açmaktadır. Türkiye ile yakın stratejik ortaklık ve İsrail ile güvenlik iş birlikleri,
Azerbaycan’ın İran’a yaklaşımını belirleyen önemli etmenlerdir. Azerbaycan,
İran’ı hem bölgesel komşu hem de olası risk unsuru olarak görmektedir.
Algılanan Tehdit ve Güvenlik Öncelikleri
İran’a yönelik rejim değiştirici bir müdahale, Azerbaycan için doğrudan bir
tehdit oluşturmasa da bölgesel kararlılık ve enerji koridorlarının güvenliği
açısından dikkatle izlenmesi gereken bir senaryodur. Bakü’nün önceliği, İran
sınırındaki olası kararsızlık ve etnik temelli gerilimleri denetleme altında
tutmak, aynı zamanda Türkiye ile stratejik bağlarını korumaktır.
İttifak İlişkileri ve Dış Bağlantılar
Azerbaycan, Türkiye ile güçlü stratejik ortaklığa sahiptir ve güvenlik siyasalarını
büyük ölçüde Ankara ile eş güdümlü yürütür. Öte yandan, İsrail ile savunma ve haber
alma iş birliği, İran karşıtı bir denge aracı olarak kullanılmaktadır. ABD veya
NATO ile sınırlı bağlar, doğrudan müdahaleye katılmayı zorlaştırsa da
diplomatik ve lojistik iş birliğinde fırsatlar yaratmaktadır.
Askeri Kapasite ve Müdahale Eşiği
Azerbaycan’ın askeri kapasitesi bölgesel olarak güçlüdür ve çağdaş teçhizat
ile sınırlı operasyonlar gerçekleştirebilir. Ancak İran’a karşı topyekün bir
müdahaleye girme kapasitesi yoktur. Müdahale
eşiği yüksektir. Dolayısıyla Bakü’nün rolü stratejik destek ve haber paylaşımı
ile sınırlı kalacaktır.
Olası Siyasa Tercihi ve Gerekçesi
Tüm ölçütler değerlendirildiğinde Azerbaycan, İran’a yönelik rejim
değiştirici bir müdahaleye doğrudan katılmak yerine, Türkiye ve İsrail ile eş
güdümlü, sınırlı destek sağlayacak bir tutum alacaktır. Bu yaklaşım, Bakü’nün
güvenlik çıkarları, bölgesel kararlılık ve stratejik ittifaklar ile uyumludur.
Azerbaycan’ın tercihi, denge ve ittifak ilişkileri eksenli yararcı bir siyasa
olarak özetlenebilir.
IRAK
İran ile İlişkilerin Niteliği
Irak–İran ilişkileri tarihsel olarak yakın ve karmaşıktır. İran, özellikle
Şii topluluk ve siyasal aktörler aracılığıyla Irak üzerinde güçlü etki
sahibidir. Bununla birlikte Irak, farklı mezhepsel grupların ve Sünni
bölgelerin de varlığı nedeniyle Tahran ile ilişkilerini dengelemeye çalışmak
zorundadır. Irak, İran’ı hem güçlü bir müttefik hem de kendi egemenliğini
sınırlayan bir aktör olarak görmektedir.
Algılanan Tehdit ve Güvenlik Öncelikleri
İran’a yönelik rejim değiştirici bir müdahale, Irak için ciddi güvenlik ve siyasal
riskler taşır. İran etkisinin zayıflaması, Irak’ta güç boşlukları, mezhepsel
çatışmalar ve kararsızlık riskini artıracaktır. Bu nedenle Irak’ın önceliği,
İran etkisinin sınırlarını korumak ve ülke içi kararlılığı sürdürmektir.
İttifak İlişkileri ve Dış Bağlantılar
Irak, ABD ve NATO ile askeri iş birliği içindedir, ancak İran ile derin
tarihi ve mezhepsel bağları da sürdürmektedir. Rejim değiştirici bir müdahalede
Irak, doğrudan taraf olmak yerine, diplomatik denge ve sınır güvenliği
önlemleri ile hareket etme eğiliminde olacaktır. Irak’ın siyasası, büyük güçler
arasındaki duyarlı dengeler ve ülke içi mezhepsel dengelerle şekillenir.
Askeri Kapasite ve Müdahale Eşiği
Irak’ın mevcut askeri kapasitesi, İran’a karşı topyekün bir müdahaleyi olanaklı
kılmamaktadır. Müdahale eşiği yüksektir.
Yalnızca sınır güvenliği ciddi tehdit altında olduğunda sınırlı önlemler
alınabilir. Ülke, genellikle edilgin gözlemci ve dengeleyici rolü
benimseyecektir.
Olası Siyasa Tercihi ve Gerekçesi
Irak’ın olası siyasa tercihi, İran’a yönelik rejim değiştirici bir
müdahaleye temkinli ve dengeleyici yaklaşmak olacaktır. Bu tutum hem mezhepsel duyarlılıklara
hem de ülke içi kararlılığın korunması gereksiniminden kaynaklanmaktadır. Irak,
doğrudan çatışmaya katılmak yerine, diplomatik ve güvenlik kanalları üzerinden
krizden etkilenmemeye çalışacaktır.
ERMENİSTAN
İran ile İlişkilerin Niteliği
Ermenistan–İran ilişkileri, özellikle ekonomik ve lojistik alanlarda yararcı
bir iş birliği çerçevesinde şekillenmektedir. Ermenistan, İran üzerinden enerji
ve ticaret yollarına erişim sağlamakta, bu nedenle Tahran’ı doğrudan bir
tehditten çok, stratejik bir transit ve iş birliği ortağı olarak
değerlendirmektedir. Bununla birlikte Azerbaycan ile süregelen çatışmalı
ilişkiler, Ermenistan’ın İran siyasalarında temkinli ve dengeleyici bir
yaklaşımı zorunlu kılmaktadır.
Algılanan Tehdit ve Güvenlik Öncelikleri
İran’a yönelik rejim değiştirici bir müdahale, Ermenistan için doğrudan bir
tehdit oluşturmasa da bölgesel kararlılığın bozulması ve enerji koridorlarının
aksaması gibi riskler söz konusudur. Ermenistan’ın önceliği, komşularıyla kararlılığı
korumak ve Rusya ile güvenlik bağlarını sağlam tutmaktır. İran’dan doğacak
herhangi bir kaos, Ermenistan’ın savunma ve ekonomik güvenliğini dolaylı olarak
etkileyebilir.
İttifak İlişkileri ve Dış Bağlantılar
Ermenistan, güvenlik açısından büyük ölçüde Rusya’ya bağımlıdır. Bu durum,
İran’a yönelik rejim değiştirici bir müdahalede Ermenistan’ın konumunu doğrudan
Moskova’nın siyasalarıyla paralel duruma getirmektedir. NATO veya Batı
ittifaklarıyla sınırlı ilişkiler, Ermenistan’ın bağımsız hareket alanını
kısıtlamaktadır. Dolayısıyla Tahran’a yönelik tutum, Rusya’nın stratejik
hedefleri ve bölgesel dengeye bağlı olarak şekillenecektir.
Askeri Kapasite ve Müdahale Eşiği
Ermenistan’ın askeri kapasitesi sınırlıdır ve İran’a doğrudan askeri
müdahale yapabilecek düzeyde değildir. Müdahale
eşiği yüksektir. Ülke, yalnızca Rusya’nın yönlendirmesi veya doğrudan sınır
güvenliği tehdidi altında sınırlı önlemler alabilir.
Olası Siyasa Tercihi ve Gerekçesi
Ermenistan’ın olası siyasa tercihi, İran’a yönelik rejim değiştirici bir
müdahalede edilgin ve dengeleyici bir tavır almak olacaktır. Bu tutum hem ülke
içi güvenlik duyarlılıkları hem de Rusya ile stratejik bağların gerekliliğinden
kaynaklanmaktadır. Ermenistan, çatışmaya doğrudan katılmak yerine, diplomatik
ve lojistik olarak etkilenimini sınırlamayı tercih edecektir.
ABD
İran ile İlişkilerin Niteliği
ABD–İran ilişkileri, 1979 devriminden sonra sürekli bir karşıtlık temelinde
şekillenmiştir. İran, ABD açısından hem nükleer kapasitesi hem de bölgesel etki
alanları ile doğrudan bir stratejik rakip olarak görülmektedir. ABD, İran’ı
yalnızca tehdit eden bir aktör değil, aynı zamanda bölgesel kararlılığı
bozabilecek, İsrail ve Körfez müttefikleri için risk oluşturan bir güç olarak
değerlendirmektedir.
Algılanan Tehdit ve Güvenlik Öncelikleri
İran’a yönelik rejim değiştirici bir müdahale senaryosu, ABD için iki
boyutlu bir tehdit algısı içerir: bir yandan İran’ın nükleer ve balistik
kapasitesini denetim altına almak, öte yandan bölgesel kararlılık korumak. ABD,
müdahalenin İsrail’in güvenliğini sağlama, Körfez enerji güvenliğini güvence
altına alma ve İran’ın yayılmacı etkisini azaltma amaçlarıyla
sınırlandırılmasını hedefler.
İttifak İlişkileri ve Dış Bağlantılar
ABD’nin ittifak yapısı, NATO üyeleri, İsrail ve Körfez ülkelerini içerir.
Bu ittifaklar, ABD’nin İran’a karşı askeri ve diplomatik kapasitesini
güçlendirir. Rejim değiştirici bir müdahale senaryosunda ABD’nin konumu,
ittifak lideri ve müdahaleyi yönlendiren ana aktör rolünde olacaktır. Ancak
ABD, müttefiklerin risk algısı ve bölgesel duyarlılıklarını dikkate almak
zorundadır.
Askeri Kapasite ve Müdahale Eşiği
ABD, dünyanın en yüksek askeri kapasitesine sahip ülkesidir ve İran’a
yönelik topyekün bir müdahale gerçekleştirebilir. Ancak eşik, bölgesel kararlılık,
sivil kayıplar ve enerji altyapısına etkiler gibi etmenlerle sınırlanır.
ABD’nin stratejisi, yüksek teknoloji ve ileri haber alma üstünlüğünü
kullanarak, hızlı ve hedefe yönelik bir operasyon ile müdahale olasılığını en
üst düzeye çıkarırken riskleri en aza indirmeye odaklanır.
Olası Siyasa Tercihi ve Gerekçesi
Tüm ölçütler değerlendirildiğinde ABD, İran’a yönelik rejim değiştirici bir
müdahalede ana aktör ve lider rolünü üstlenmek isteyecektir. Karar hem İsrail
ve Körfez güvenliği hem de İran’ın nükleer ve bölgesel kapasitesinin
sınırlandırılması çıkarlarıyla yönlendirilecektir. Ancak ABD, operasyonun
uluslararası meşruluğunu ve müttefik desteğini sürdürmek zorundadır. Bu nedenle
müdahale stratejisi, doğrudan askeri güç kullanımını diplomasi ve bölgesel
denge ile destekleyen bir yaklaşım olacaktır.
RUSYA
İran ile İlişkilerin Niteliği
Rusya–İran ilişkileri, son yıllarda stratejik ve yararcı bir ortaklık
üzerine kurulmuştur. İki ülke, özellikle Suriye’deki askeri iş birliği ve
enerji projelerinde yakın iş birliği yürütmektedir. Moskova, İran’ı bölgesel
dengeyi koruyan ve Batı ile denge oluşturan bir stratejik partner olarak
görmekte ve rejim değiştirici müdahalelere karşı çıkmaktadır.
Algılanan Tehdit ve Güvenlik Öncelikleri
Rusya açısından İran’a yönelik bir rejim değiştirici müdahale, hem Orta
Doğu’daki stratejik etkisini zayıflatacak hem de Batı’nın bölgesel etkisini
artıracaktır. Moskova’nın önceliği, İran’ın mevcut rejimini korumak, ABD
liderliğindeki müdahalenin yayılmasını engellemek ve bölgesel güç dengelerini
kendi lehine tutmaktır. Rusya, bu senaryoda doğrudan müdahale etmeyi yüksek
olasılıkla tercih edecektir.
İttifak İlişkileri ve Dış Bağlantılar
Rusya, Suriye, Irak ve İran üzerinden oluşturduğu bölgesel ağ sayesinde hem
askeri hem diplomatik bir üstünlük taşır. İran’a yönelik müdahale durumunda,
Moskova büyük olasılıkla İran’ın yanında etkili destek sağlayacak, lojistik, haber
alma ve diplomatik araçları devreye sokacaktır. Çin ile stratejik eş güdüm,
Moskova’nın ABD karşısındaki duruşunu güçlendirecektir.
Askeri Kapasite ve Müdahale Eşiği
Rusya’nın askeri kapasitesi İran’a doğrudan destek sağlayabilecek
düzeydedir. Müdahale eşiği, İran’ın
toprak bütünlüğünü ve rejim güvenliğini tehdit eden durumlarda oldukça
düşüktür. Moskova, doğrudan askeri güç kullanımı yerine genellikle stratejik
caydırıcılık ve lojistik-diplomatik destek ile müdahaleye katılır, ancak
gerektiğinde etkili askeri varlık gösterebilir.
Olası Siyasa Tercihi ve Gerekçesi
Tüm ölçütler göz önüne alındığında Rusya’nın olası siyasa tercihi, İran’ın
yanında durmak ve ABD liderliğindeki müdahaleyi engellemek olacaktır. Bu tutum,
Moskova’nın bölgesel etkisini sürdürme, Batı karşısında denge sağlama ve İran
ile stratejik ortaklığını güçlendirme çıkarlarına dayanmaktadır. Rusya için sorun,
İran’ı korumak ve bölgedeki güç boşluklarının kendi aleyhine oluşmasını
engellemektir.
ÇİN
İran ile İlişkilerin Niteliği
Çin–İran ilişkileri, özellikle enerji, ticaret ve altyapı yatırımları
ekseninde güçlü bir ekonomik ortaklık üzerine kuruludur. Çin, İran’ı kritik
enerji tedarikçisi ve bölgesel stratejik partner olarak görmektedir. Tahran ile
diplomatik yakınlık, Pekin’in ABD karşısındaki küresel denge stratejisinin bir
parçasıdır. Çin, İran’da rejim değişikliğini desteklememekte ve mevcut rejimin kararlılığını
korumaya öncelik vermektedir.
Algılanan Tehdit ve Güvenlik Öncelikleri
İran’a yönelik rejim değiştirici bir müdahale, Çin için hem enerji arz
güvenliğini tehdit eder hem de Belt and Road Initiative (BRI) projelerini
aksatabilir. Çin’in önceliği, enerji güvenliği ve ekonomik projelerin kararlılığını
sağlamak, aynı zamanda bölgesel güç dengelerinin kendi çıkarlarına uygun
kalmasını gözetmektir.
İttifak İlişkileri ve Dış Bağlantılar
Çin’in İran siyasası, ABD ve Batı ile yarışma bağlamında şekillenmektedir.
Pekin, Rusya ile stratejik eş güdüm yaparken, İran’a destek sağlayarak ABD
liderliğindeki müdahaleyi dolaylı olarak dengelemektedir. Çin’in müdahalede
rolü genellikle diplomatik, ekonomik ve lojistik destek üzerinden olur. Askeri
açıdan doğrudan çatışmaya girme olasılığı düşüktür.
Askeri Kapasite ve Müdahale Eşiği
Çin’in askeri kapasitesi, İran’a sınırlı doğrudan destek sağlayabilir. Müdahale eşiği yüksektir. Pekin’in önceliği,
bölgedeki askeri riskleri en aza indirmek ve ekonomik çıkarlarını korumaktır.
Çin, müdahaleye doğrudan askeri katılım yerine, stratejik caydırıcılık ve
diplomasi ile sürece etki etmeyi tercih eder.
Olası Siyasa Tercihi ve Gerekçesi
Tüm ölçütler değerlendirilince Çin’in olası siyasa tercihi, İran’ın kararlılığını
desteklemek ve ABD liderliğindeki rejim değiştirici müdahaleyi sınırlamak
olacaktır. Bu tutum, Çin’in enerji güvenliği, ekonomik projeler ve bölgesel güç
dengelerini koruma çıkarlarına dayanmaktadır. Çin, çatışmayı doğrudan
militarize etmekten kaçınacak, diplomatik ve ekonomik araçlarla süreci
etkilemeye odaklanacaktır.
AVRUPA BİRLİĞİ (AB)
İran ile İlişkilerin Niteliği
AB–İran ilişkileri tarihsel olarak çatışmacı değil, denetimli etkileşim
temelinde gelişmiştir. Nükleer anlaşma (JCPOA), AB’nin İran’a yaklaşımının
merkezinde yer almış ve Birlik, İran’ı dönüştürmekten çok davranışlarını
sınırlandırmayı hedeflemiştir. Bu çerçevede AB, İran’daki rejimi ideolojik
olarak sorunlu görse bile, rejim değişikliğini açık bir siyasa hedefi durumuna
getirmemiştir.
Algılanan Tehdit ve Güvenlik Öncelikleri
AB açısından İran’a yönelik rejim değiştirici bir savaş, doğrudan askeri
bir tehditten çok kararsızlık üretici bir risk olarak algılanır. Öncelikler
şunlardır: Orta Doğu’da geniş çaplı savaşın Avrupa’ya göç ve mülteci baskısı
yaratması, enerji arz güvenliğinin bozulması, küresel ticaret yollarının
(özellikle Hürmüz hattı) kararsızlaşması ve uluslararası hukukun aşınması. Bu
nedenle AB, İran’ın varlığından çok, denetimsiz çöküşünden kaygı duyar.
İttifak İlişkileri ve Dış Bağlantılar
AB, ABD ile stratejik ortak olmasına karşın İran sorununda tam örtüşen bir
çizgiye sahip değildir. Birlik içinde ciddi görüş ayrılıkları bulunur: Fransa
ve Almanya diplomatik çözüm ve sınırlama yanlısıdır. Doğu Avrupa ülkeleri ABD
çizgisine daha yakın duracaktır. Güney Avrupa göç ve enerji güvenliği kaygısı
taşıyacaktır. Bu parçalı yapı, AB’nin rejim değiştirici bir müdahalede birlik
olarak hareket etmesini zorlaştırır.
Askeri Kapasite ve Müdahale Eşiği
AB’nin toplu askeri kapasitesi sınırlıdır ve NATO’dan bağımsız büyük
ölçekli bir operasyon yürütme yeteneği düşüktür. İran’a yönelik rejim
değiştirici bir savaşa doğrudan askeri katılım olasılığı çok düşüktür. En fazla
lojistik, haber alma veya siyasal destek söz konusu olabilir. Bu da büyük
ölçüde NATO ve ABD çerçevesinde gerçekleşir. Müdahale eşiği son derece yüksektir.
Olası Siyasa Tercihi ve Gerekçesi
Tüm ölçütler birlikte değerlendirildiğinde AB’nin olası siyasa tercihi
şudur: Rejim değiştirici bir savaşa açık destek vermemek, ateşkes, arabuluculuk
ve diplomatik çözüm çağrılarını öne çıkarmak, ekonomik yaptırımlar ve
diplomatik baskıyı tercih etmek ve savaşın Avrupa’ya sıçramasını önlemeye
odaklanmak. AB için sorun İran’ın kim tarafından yönetildiği değil, İran’ın
çöküp çökmediğidir. Bu nedenle Birlik, rejim değişikliğini değil, denetimli kararlılığı
tercih eder.
NATO
İran ile İlişkilerin Niteliği
NATO’nun İran ile doğrudan bir düşmanlık öğretisi bulunmamaktadır. İran,
NATO’nun tehdit tanımlarında Rusya veya Çin gibi merkezi bir konumda yer almaz.
Ancak İran, NATO üyesi ülkelerin bölgesel çıkarlarını tehdit edebilecek bir
aktör olarak dolaylı biçimde değerlendirilir. Özellikle İran’ın balistik füze
kapasitesi ve Orta Doğu’daki vekil ağları NATO açısından güvenlik riski olarak
algılanmaktadır.
Algılanan Tehdit ve Güvenlik Öncelikleri
İran’a yönelik rejim değiştirici bir savaş, NATO açısından toplu savunma
(Madde 5) kapsamında otomatik olarak ele alınmaz. Çünkü İran’ın NATO üyesi bir
ülkeye doğrudan saldırısı söz konusu değildir. Savaş, NATO coğrafyası dışında
gerçekleşmektedir. NATO’nun önceliği bu senaryoda üye ülkelerin güvenliğini
korumak, savaşın NATO topraklarına yayılmasını engellemek ve enerji yolları ve
deniz geçişlerinin güvenliğini izlemektir. Yani NATO için sorun savaşa girmek
değil, savaşı çevrelemektir.
İttifak İçi Dinamikler ve Bölünmeler
NATO’nun İran konusunda uyum içeren bir siyasa üretmesi zordur. İttifak
içinde belirgin ayrışmalar vardır: ABD, Birleşik Krallık ve bazı Doğu Avrupa
ülkeleri daha sert çizgiye açıktır. Fransa, Almanya, İtalya ve Türkiye müdahaleye
temkinlidir. Güney kanadı göç ve kararsızlık odaklı kaygılar yaşamaktadır. Bu
iç bölünmeler, NATO’nun İran’a karşı ortak ve saldırgan bir rol üstlenmesini
engeller.
Askeri Kapasite ve Müdahale Eşiği
NATO’nun askeri kapasitesi yüksek olmakla birlikte, İran’a yönelik rejim
değiştirici bir savaşta kurumsal NATO operasyonu olasılığı düşüktür. NATO
şemsiyesi altında değil, “istekliler koalisyonu” modeli daha olasıdır. NATO,
radar, erken uyarı, lojistik ve savunma planlaması gibi alanlarda dolaylı rol
oynar. Müdahale eşiği, üye ülkelerin
oydaşmasına bağlı olduğu için oldukça yüksektir.
Olası Siyasa Tercihi ve Gerekçesi
Tüm ölçütler birlikte ele alındığında NATO’nun olası siyasa tercihi şu
şekilde özetlenebilir: İran’a yönelik rejim değiştirici savaşı kurumsal olarak
üstlenmemek, ABD liderliğindeki olası müdahaleye dolaylı ve sınırlı destek
vermek, NATO’nun savunma misyonunu öne çıkararak ittifakı çatışmanın dışında
tutmak ve NATO için temel hedef, İran’ı devirmek değil ittifakın bölünmesini ve
savaşın Avrupa’ya taşmasını önlemektir.
TARTIŞMA: GÜÇLERİN BİLEŞKESİ VE SAVAŞIN YÖNÜ
Çözümleyici Çıkış Noktası
Bu çalışmada ele alınan tüm bölgesel ve küresel aktörlerin siyasa
tercihleri birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan temel sonuç şudur: İran’a
yönelik rejim değiştirici bir müdahale, hiçbir aktör tarafından sınırlı ve denetlenebilir
bir savaş olarak tasarlanmamaktadır. Bu durum, savaşın olasılığını değil,
savaşın niteliğini belirleyen temel etmendir.
Bileşkenin Oluşum Mantığı
Bileşke, tek tek aktörlerin niyetlerinden değil, karşılıklı kırmızı
çizgilerin çakışmasından doğmaktadır: İran, rejim yıkımı tehdidinde topyekün
savaş ilan etmektedir. ABD, müdahaleyi sınırlı tutmak istemekte, ancak bunu güvence
altına alabilecek bir mekanizmaya sahip değildir. İsrail, savaşı varoluşsal bir
tehdit olarak algılamakta ve en fazla güç kullanımına yönelmektedir. Rusya ve
Çin, İran’ın düşmesini kendi stratejik yenilgileri olarak okumakta ve
dengeleyici müdahaleye zorlanmaktadır. Bölge ülkeleri, rejim değişikliğinin
yaratacağı kaostan kaçınmakta, ancak savaşın yayılmasını da
engelleyememektedir. AB ve NATO, savaşı istememekte, fakat başlaması durumunda
sonuçlarını yönetebilecek kapasiteden yoksundur. Bu yapı, savaşı frenleyen
değil, savaşı genişleten bir sistemsel gerilim üretmektedir.
Bileşkenin Yönü: Neden Sınırlı Kalmaz?
Bileşkenin yönü üç temel nedenle denetimsiz genişleme istikametindedir: Birincisi
Rejim–Devlet özdeşliğidir. İran’da rejim ile devletin ayrışmaması, görüşme
alanını ortadan kaldırmaktadır. Rejim yıkımı tehdidi, otomatik olarak en üst
düzeyde direnç üretecektir. İkincisi asimetrik cephe çokluğudur. İran’ın
doğrudan değil, çoklu cepheler ve vekil aktörler üzerinden savaşması, çatışmayı
coğrafi olarak yayacak ve zaman içinde derinleştirecektir. Üçüncüsü, büyük güç kilitlenmesidir.
‘ABD–Rusya–Çin’ üçgeninde hiçbir aktör,
diğerinin stratejik kaybını kabullenebilecek durumda değildir. Bu da geri
çekilmeyi değil, dengeyi zorlayarak tutmayı özendirir.
Ortaya Çıkan Sonuç: Yeni Bir Savaş Tipi
Bu bileşke, klasik bir devletlerarası savaşa değil, aşağıdaki özellikleri
taşıyan bir çatışmaya işaret etmektedir: Tek cepheli değil, çok odaklı, kısa
süreli değil, uzun soluklu, zafer odaklı değil, yıpratma temelli ve bölgesel
değil, küresel etkili bir savaş. Bu yönüyle olası çatışma, tek bir “Vietnam”
değil, birden fazla Vietnam’ın eş zamanlı üretildiği bir savaş biçemine
yaklaşmaktadır.
Ortaya çıkan temel stratejik paradoks şudur: Savaşı isteyen aktör yoktur,
ancak savaşı durdurabilecek bir aktör de yoktur. Bu nedenle bileşkenin yönü uzlaşmaya
değil, caydırıcılığa değil denetim kaybına işaret etmektedir.
GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışma, İran’a yönelik olası bir rejim değiştirici askeri müdahalenin,
bölgesel bir güvenlik sorunu olarak değil, çok katmanlı ve küresel etkiler
üreten bir sistem krizi olarak ele alınması gerektiğini ortaya koymayı
amaçlamıştır. Çözümlemenin çıkış noktası, İran’ın ancak mevcut rejiminin
yıkılmasının söz konusu olduğu bir senaryoda topyekün savaşa başvuracağı
varsayımıdır. Bu varsayım, çalışmanın tüm çözümleyici çerçevesini belirlemiş ve
aktörlerin siyasa tercihleri bu eşik üzerinden değerlendirilmiştir.
Bulgular göstermektedir ki, İran’a komşu ülkelerden küresel güçlere kadar
uzanan geniş aktör yelpazesinde rejim değişikliğini açık, net ve sürdürülebilir
biçimde destekleyen bir koalisyon mevcut değildir. Aksine, bölge ülkelerinin
büyük çoğunluğu, mezhepsel, ideolojik ya da stratejik farklılıklara karşın,
İran’da ani bir rejim değişikliğinin yaratacağı kaosun kendi güvenlikleri
açısından doğuracağı sonuçlardan kaygı duymaktadır. Körfez ülkeleri, Türkiye,
Irak, Pakistan ve Afganistan gibi aktörler için öncelik, İran’ın niteliğinden çok
İran’ın çöküp çökmediğidir.
Küresel düzeyde ise tablo daha da karmaşıklaşmaktadır. ABD, rejim
değiştirici bir müdahalenin ana yürütücüsü olabilecek tek aktör konumundadır. Ancak
böyle bir girişimi denetim altında tutabilecek siyasal ve askeri koşullara
sahip değildir. İsrail açısından savaş, varoluşsal bir çerçevede okunmakta ve
bu durum tırmanma riskini artırmaktadır. Buna karşılık Rusya ve Çin, İran’ın
rejim yoluyla saf dışı bırakılmasını kendi stratejik konumlarına doğrudan
tehdit olarak algılamakta ve bu nedenle dengeleyici müdahaleye yönelmektedir.
AB ve NATO ise savaşı istemeyen, fakat başlaması durumunda sonuçlarını
yönlendirebilecek kapasiteden yoksun aktörler olarak öne çıkmaktadır.
Bu aktörlerin siyasa tercihlerinin toplamı, çalışmada “bileşke” olarak
kavramsallaştırılmıştır. Çözümleme, bu bileşkenin yönünün uzlaşma, sınırlı
çatışma ya da hızlı rejim değişikliği doğrultusunda değil, tersine çatışmanın
yayılması, uzaması ve derinleşmesi yönünde olduğunu göstermektedir. Bunun temel
nedeni, İran’da rejim ile devletin özdeşleşmiş olması, savaşın asimetrik ve çok
cepheli biçimde yürütülmesi ve büyük güçler arasındaki stratejik kilitlenmedir.
Bu bağlamda çalışma şu temel sonuca ulaşmaktadır: İran’a yönelik rejim
değiştirici bir müdahale, hedeflenenin aksine rejimi zayıflatmak yerine kısa ve
orta vadede pekiştirecek, uzun vadede ise bölgesel değil küresel ölçekte kararsızlık
üreten bir çatışma dinamiği yaratacaktır. Sokak protestoları ya da iç
muhalefet, dış müdahale koşullarında rejim değişikliğinin taşıyıcısı olmaktan çok,
rejimin güvenlik reflekslerini güçlendiren bir unsur durumuna gelmektedir.
Sonuç olarak bu çalışma, İran bağlamında rejim değişikliğinin askeri
araçlarla gerçekleştirilebilir bir siyasal hedef olmadığını, aksine
uluslararası sistem açısından yüksek maliyetli, öngörülemez ve geri dönüşü zor
sonuçlar doğuran bir girişim olduğunu savunmaktadır. Ortaya çıkan tablo,
savaşın kaçınılmazlığından çok, savaşın denetlenemezliğine işaret etmektedir.
Bu nedenle İran’a yönelik her rejim değiştirici senaryo, bölgesel bir çözüm
değil, küresel ölçekte yeni bir kararsızlık döneminin başlangıcı olarak
okunmalıdır.
Ek: 1
|
Çizelge: İran’a
Yönelik Rejim Değiştirici Müdahalede Aktörler ve Belirleyici Etmenler |
||||
|
Aktör |
İran’a
Yaklaşımın Niteliği |
Temel
Etmen / Gerekçe |
Olası
Siyasa Tercihi |
Bileşkede
Rolü |
|
İran |
Varoluşsal tehdit algısı |
Rejim–devlet özdeşliği |
Topyekün ve yaygın savaş |
Tırmanmanın merkezi
tetikleyicisi |
|
ABD |
Rejim değişikliği hedefli |
İsrail güvenliği, nükleer risk |
Müdahaleyi başlatan ama
sınırlamak isteyen |
Başlatıcı ama denetimsizleştirici |
|
İsrail |
Varoluşsal tehdit algısı |
İran’ın askeri ve ideolojik
kapasitesi |
En fazla güç, erken ve sert
tırmanma |
Tırmanmayı hızlandırıcı |
|
Rusya |
Rejimi koruyucu |
ABD’ye karşı denge, bölgesel
nüfuz |
İran’a etkili/dolaylı destek |
Küreselleştirici |
|
Çin |
Kararlılık yanlısı |
Enerji güvenliği, BRI |
Diplomatik–ekonomik destek |
Dengeleyici ama frenleyici |
|
Türkiye |
Rejim değişikliğine karşı |
Bölgesel kararlılık, sınır
güvenliği |
Savaşı sınırlama, diplomasi |
Yayılmayı engellemeye çalışan |
|
Suudi Arabistan |
Çelişkili / temkinli |
İran karşıtlığı ve kaos korkusu |
Dolaylı destek, açık savaş dışı |
Edilgin dengeleyici |
|
BAE |
Yararcı |
İran ile yoğun ticaret |
Denetimli ve örtük konumlanma |
Ekonomik fren unsuru |
|
Katar |
Özerk ve arabulucu |
Çok yönlü diplomasi |
Arabuluculuk, tarafsızlık |
Yumuşatıcı |
|
Pakistan |
Tarafsız |
İç kararlılık, mezhepsel denge |
Denge ve uzak durma |
Çevresel sınırlayıcı |
|
Afganistan |
Edilgin gözlemci |
İç kırılganlık |
Çatışmadan kaçınma |
Dolaylı etkilenen |
|
Azerbaycan |
İkili denge |
Türkiye ortaklığı ve İsrail
bağı |
Sınırlı stratejik destek |
Bölgesel yan kanal |
|
Irak |
Zorunlu denge |
Mezhepsel yapı, İran etkisi |
Kararlılığı koruma |
Kaos riskini artıran zemin |
|
Ermenistan |
Edilgin |
Rusya bağımlılığı |
Tarafsızlık |
Marjinal |
|
AB |
Müdahaleye uzak |
Göç, enerji, hukuk |
Diplomasi ve sınırlama |
Kararsızlıktan kaygılı |
|
NATO |
Kurumsal isteksizlik |
İttifak içi bölünme |
Dolaylı/lojistik rol |
Çevreleyici ama bölünmüş |
Not: Bu çizelge, aktörlerin niyetlerinden çok kriz anındaki davranış
yönelimlerini göstermektedir. Görüldüğü üzere, rejim değişikliğini açık ve
sürdürülebilir biçimde destekleyen bütünleşik bir blok bulunmamaktadır. Buna
karşılık, rejimin yıkılması olasılığı çok sayıda aktör için denetlenemeyen
tırmanma riskini beraberinde getirmektedir.
Kaynakça
Acharya, A. (2014). The end of American world order. Polity Press.
Allison, G. (2017). Destined for war: Can America and China escape
Thucydides’s trap? Houghton Mifflin Harcourt.
Buzan, B., ve Waever, O. (2003). Regions and powers: The structure of
international security. Cambridge University Press. https://doi.org/10.1017/CBO9780511491252
Ehteshami, A., ve Zweiri, M. (2011). Iran and the rise of its
neoconservatives: The politics of Tehran’s silent revolution. I.B. Tauris.
Freedman, L. (2013). Strategy: A history. Oxford University Press.
Gause, F. G. (2014). Beyond sectarianism: The new Middle East cold war.
Brookings Institution.
Hinnebusch, R. (2015). The international politics of the Middle East.
Manchester University Press.
Jervis, R. (1978). Cooperation under the security dilemma. World Politics,
30(2), 167–214. https://doi.org/10.2307/2009958
Jervis, R. (2017). Perception and misperception in international politics
(New ed.). Princeton University Press.
Kaldor, M. (2012). New and old wars: Organized violence in a global era
(3rd ed.). Polity Press.
Mearsheimer, J. J. (2001). The tragedy of great power politics. W. W.
Norton ve Company.
Mearsheimer, J. J. (2018). The great delusion: Liberal dreams and
international realities. Yale University Press.
Posen, B. R. (2014). Restraint: A new foundation for U.S. grand strategy.
Cornell University Press.
Razoux, P. (2015). The Iran–Iraq War. Harvard University Press.
Schelling, T. C. (1966). Arms and influence. Yale University Press.
Slavin, B. (2021). Bitter friends, bosom enemies: Iran, the U.S., and the
twisted path to confrontation. St. Martin’s Press.
Walt, S. M. (1987). The origins of alliances. Cornell University Press.
Waltz, K. N. (1979). Theory of international politics. McGraw-Hill.
Waltz, K. N. (2012). Why Iran should get the bomb. Foreign Affairs, 91(4),
2–5.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder