Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

18 Ocak 2026 Pazar

 

Gazze Sonrası Düzen: ABD Planı, İsrail’in Dışlanması ve Filistin İç Dengeleri

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

Öz

Gazze savaşı sonrasında gündeme gelen “Gazze sonrası düzen” tartışmaları, yalnızca ateşkes ve insancıl yardım çerçevesinde değil, çatışma sonrası yönetişim, meşruluk ve bölgesel güç dengeleri bağlamında ele alınması gereken çok katmanlı bir sürece işaret etmektedir. ABD öncülüğünde şekillenen ve Gazze’nin yönetimi, güvenliği ve yeniden yapılanmasını kapsayan planın ikinci aşaması, bu sürecin en tartışmalı boyutunu oluşturmaktadır. Söz konusu plan, İsrail’in alandaki askeri üstünlüğüne karşın Gazze’nin siyasal ve yönetsel geleceğinde merkezi bir rol üstlenmesini sınırlandıran uluslararasılaştırılmış bir yönetim modeli öngörmektedir. Bu çalışma, ABD’nin Gazze planının stratejik mantığını, İsrail’in süreçteki konumunu ve Gazze–Ramallah arasındaki uzun süredir devam eden siyasal bölünmenin planın uygulanabilirliği üzerindeki etkilerini çözümlemektedir. Nitel araştırma yöntemine dayanan çalışma resmi açıklamalar, diplomatik söylemler ve karşılaştırmalı örnekler üzerinden Gazze sonrası düzenin geçici kararlılık mı yoksa ertelenmiş bir kriz mi üreteceği sorusuna odaklanmaktadır. Çözümleme, İsrail’in bilinçli biçimde sınırlandırıldığı bu yeni çerçevenin, Filistin iç meşruluk sorunları ve uluslararası yönetişim modellerindeki finansal katılım koşulları nedeniyle ciddi yapısal riskler barındırdığını ortaya koymaktadır. Çalışma, Gazze sonrası düzenin son bir çözümden çok Filistin sorununun temel siyasal sorunlarını erteleyen bir ara düzen niteliği taşıdığı sonucuna ulaşmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Gazze, ABD Gazze Planı, İsrail–ABD İlişkileri, Filistin İç Siyaseti, Gazze–Ramallah Bölünmesi, Çatışma Sonrası Yönetişim

Abstract

Post-war discussions on Gaza point to a complex transformation process that goes beyond ceasefire arrangements and humanitarian assistance, encompassing post-conflict governance, legitimacy, and regional power balances. The second phase of the U.S.-led Gaza plan, which addresses governance, security, and reconstruction, represents the most contested dimension of this process. Despite Israel’s military dominance on the ground, the plan envisages an internationalized governance framework that deliberately limits Israel’s political and administrative centrality in shaping Gaza’s future. This article analyzes the strategic rationale of the U.S. Gaza plan, Israel’s constrained role within the process, and the impact of the long-standing political division between Gaza and Ramallah on the plan’s feasibility. Employing a qualitative research approach based on official statements, diplomatic discourse, and comparative cases, the study examines whether the proposed post-war arrangement is capable of producing sustainable stability or merely postpones deeper political crises. The analysis demonstrates that while the plan may offer short-term stability, it carries significant structural risks related to Palestinian internal legitimacy, fragmented representation, and emerging financial conditionalities within international governance mechanisms. The study concludes that the post-war Gaza arrangement constitutes not a final settlement but a provisional order that defers the fundamental political questions of the Palestinian issue.

Keywords: Gaza, U.S. Gaza Plan, Israel–U.S. Relations, Palestinian Internal Politics, Gaza–Ramallah Divide, Post-Conflict Governance

GİRİŞ

Gazze savaşı, yalnızca askeri bir çatışma olarak değil, Ortadoğu’nun güç dengelerini ve Filistin sorununun geleceğini yeniden şekillendiren bir kırılma noktası olarak tarihe geçmektedir. Savaşın sıcak evresinin ardından gündeme gelen “Gazze sonrası” tartışmaları ise, çatışmanın kendisinden daha karmaşık ve daha belirleyici bir sürece işaret etmektedir. Bu bağlamda ABD tarafından açıklanan ve ateşkesin ötesine geçerek Gazze’nin yönetimi, güvenliği ve yeniden kurulmasını hedefleyen planın ikinci aşaması, bölgesel ve uluslararası aktörler arasında ciddi bir siyasal gerilim yaratmıştır.

Söz konusu planın en dikkat çekici yönü, İsrail’in alandaki askeri üstünlüğüne karşın Gazze’nin geleceğine ilişkin siyasal ve yönetsel kurgunun merkezinde yer almamasıdır. İsrail hükümetinin “herhangi bir eş güdüm yapılmadığı” yönündeki sert açıklamaları, bu durumun bir iletişim kazasından çok bilinçli bir stratejik tercihin sonucu olduğunu göstermektedir. ABD’nin Gazze için öngördüğü model, İsrail’in güvenlik kaygılarını tümüyle dışlamadan, ancak Gazze’nin doğrudan İsrail denetimi altında yeniden yapılandırılmasını da engelleyen çok taraflı ve uluslararasılaştırılmış bir çerçeveye dayanmaktadır.

Bu yeni yaklaşım yalnızca ABD–İsrail ilişkilerinde bir gerilim alanı yaratmakla kalmamakta, aynı zamanda Filistin iç siyasetindeki kırılgan dengeleri de yeniden gündeme taşımaktadır. Gazze ile Ramallah arasındaki uzun süredir devam eden siyasal bölünme, ABD planının uygulanabilirliğini belirleyen temel etmenlerden biri durumuna gelmiştir. Hamas’ın eylemli gücü ile Filistin Yönetimi’nin uluslararası meşruluğu arasındaki kopukluk, “Hamas’sız ama Ramallah’ın doğrudan egemen olmadığı” bir geçiş modelini zorunlu kılmaktadır. Ancak bu model, meşruluk, güvenlik ve temsil sorunlarını aynı anda çözmeyi gerektiren son derece duyarlı bir dengeye dayanmaktadır.

Bu makale, Gazze sonrası düzen tartışmalarını üç temel eksen üzerinden ele almaktadır. İlk olarak ABD’nin Gazze planının ikinci aşamasının siyasal mantığı ve İsrail’in neden bu süreçte merkezi bir aktör olmaktan çıkarıldığı çözümlenecektir. İkinci olarak İsrail iç siyasetinin ve güvenlik bürokrasisinin bu plana yaklaşımı değerlendirilerek, “alanda güçlü, masada sınırlı” bir İsrail profilinin ortaya çıkışı incelenecektir. Son olarak ise Gazze–Ramallah ilişkileri mercek altına alınarak, Filistin iç dengelerinin bu yeni düzenin başarısı ya da başarısızlığı üzerindeki belirleyici rolü tartışılacaktır.

Gazze’nin geleceği artık yalnızca Gazze’nin sorunu değildir. Bu dosya, ABD’nin bölgesel liderlik kapasitesinin, İsrail’in stratejik hareket alanının ve Filistin siyasetinin bütünlüğünün aynı anda sınandığı bir laboratuvara dönüşmüştür. Bu nedenle Gazze sonrası düzeni anlamak, yalnızca bugünü değil, Ortadoğu’nun önümüzdeki on yıllarını da okumak anlamına gelmektedir.

Amaç ve Hedefler

Bu makalenin temel amacı, Gazze savaşının ardından gündeme gelen ABD öncülüğündeki “Gazze sonrası düzen” planını, yüzeysel diplomatik açıklamaların ötesine geçerek çok katmanlı bir siyasal çözümleme ile değerlendirmektir. Çalışma, söz konusu planın yalnızca insancıl ya da teknik bir yeniden kurulma girişimi olmadığını, aksine İsrail–ABD ilişkilerinden Filistin iç siyasetindeki güç dengelerine kadar uzanan kapsamlı bir stratejik yeniden konumlanmayı yansıttığı varsayımına dayanmaktadır.

Bu çerçevede makale üç ana hedef etrafında yapılandırılmıştır.

Birinci hedef, ABD’nin Gazze planının ikinci aşamasının ardındaki stratejik mantığı ortaya koymaktır. Bu bağlamda, İsrail’in alandaki askeri üstünlüğüne karşın neden siyasal ve yönetsel süreçlerin merkezinde yer almadığı, ABD’nin neden çok taraflı ve uluslararasılaştırılmış bir yönetim modeli tercih ettiği ve bu tercihin bölgesel aktörlerle (Arap ülkeleri, Türkiye, Avrupa) ilişkiler bağlamında ne anlama geldiği çözümlenmektedir. Bu bölümde, “İsrail’in devre dışı bırakılması” söyleminin retorik mi yoksa bilinçli bir siyasa mı olduğu sorusuna yanıt aranacaktır.

İkinci hedef, İsrail iç siyasetinin ve güvenlik bürokrasisinin bu yeni düzen önerisine yaklaşımını incelemektir. Netanyahu hükümetinin ideolojik ve koalisyon temelli kırılganlığı ile İsrail ordusu ve istihbarat çevrelerinin daha yararcı güvenlik değerlendirmeleri arasındaki farklar ele alınarak, İsrail’in neden bu süreçte yekpare bir aktör olarak hareket edemediği gösterilecektir. Bu çözümleme, İsrail’in “alanda güçlü fakat masada sınırlı” bir aktöre dönüşme olasılığını tartışmayı amaçlamaktadır.

Üçüncü ve en kritik hedef ise Gazze ile Ramallah arasındaki ilişkilerin, planın başarısı üzerindeki belirleyici rolünü değerlendirmektir. Hamas’ın eylemli gücü ile Filistin Yönetimi’nin uluslararası meşruluğu arasındaki ayrışmanın, neden doğrudan bir “Ramallah’ın Gazze’ye dönüşü” modelini olanaksız kıldığı ortaya konulacaktır. Bu bağlamda, ABD planının öngördüğü geçici ve teknokratik yönetim modelinin, Filistin iç meşruluk sorunu, temsil krizi ve olası yeni bölünmeler açısından taşıdığı riskler çözümlenecektir.

Sonuç olarak bu çalışma, Gazze sonrası düzen tartışmalarını tek boyutlu bir güvenlik veya insancıl yardım sorunu olarak değil, uluslararası vasilik, sınırlı egemenlik ve bölünmüş meşruluk kavramları etrafında şekillenen yapısal bir dönüşüm süreci olarak ele almayı hedeflemektedir. Makalenin son amacı, Gazze’de kurulması öngörülen düzenin kısa vadeli bir kararlılık mı yoksa daha derin ve uzun vadeli bir belirsizlik mi üreteceğine ilişkin çözümleyici bir çerçeve sunmaktır.

Araştırma Soruları

Bu makale, Gazze savaşı sonrasında ortaya çıkan yeni siyasal ve yönetsel düzen arayışını anlamak amacıyla aşağıdaki temel araştırma sorularına yanıt aramaktadır:

ABD’nin Gazze planının ikinci aşaması hangi stratejik varsayımlara dayanmaktadır?

İsrail, Gazze sonrası düzenin siyasal ve yönetsel mimarisinde neden merkezi bir aktör olmaktan çıkarılmıştır?

İsrail iç siyasetindeki bölünmeler ve güvenlik bürokrasisinin yaklaşımı, ABD planına verilen tepkileri nasıl şekillendirmektedir?

Gazze ile Ramallah arasındaki uzun süreli siyasal bölünme, ABD planının uygulanabilirliğini nasıl etkilemektedir?

Hamas’ın resmi olarak dışlandığı ancak toplumsal varlığını sürdürdüğü bir Gazze yönetimi ne ölçüde meşruluk üretebilir?

Gazze sonrası düzen, Filistin sorununun uluslararasılaşmasını mı derinleştirmekte, yoksa Filistin iç bütünlüğünü daha da mı zayıflatmaktadır?

ABD öncülüğündeki bu yeni düzen, kalıcı bir kararlılık mı yoksa geçici bir yönetim altında ertelenmiş bir çatışma mı yaratacaktır?

YÖNTEM

Bu çalışma, nitel araştırma yöntemine dayalı betimleyici ve çözümleyici bir yaklaşım benimsemektedir. Gazze sonrası düzen tartışmaları, nicel verilerle ölçülmesi olanaklı olmayan, güç ilişkileri, siyasal niyetler ve meşruluk algıları üzerinden şekillenen çok katmanlı bir süreç olduğundan araştırma sorularının yanıtlanmasında nitel çözümleme yöntemi tercih edilmiştir.

Araştırmada öncelikle ABD’nin Gazze planının ikinci aşamasına ilişkin resmi açıklamalar, diplomatik beyanlar ve siyasa belgeleri incelenmiştir. Bu belgeler, ABD’nin Gazze’ye yönelik yaklaşımının yalnızca insancıl veya güvenlik temelli değil, aynı zamanda bölgesel ve stratejik bir yeniden konumlanmayı yansıttığı varsayımı çerçevesinde çözümlenmiştir. İsrail hükümetinin ve güvenlik bürokrasisinin söz konusu plana yönelik tepkileri ise söylem çözümlemesi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, İsrail’in “eş güdüm eksikliği” vurgusunun siyasal, ideolojik ve kurumsal arka planı karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır.

Çalışmada ayrıca Filistin iç siyasetindeki aktörler arasındaki ilişkiler tarihsel bağlamı içinde incelenmiştir. Gazze–Ramallah ayrışması, yalnızca güncel bir kriz olarak değil, 2007 sonrası Filistin siyasal yapısında kurumsallaşmış bir bölünmenin sonucu olarak değerlendirilmiştir. Bu çerçevede Hamas’ın eylemli gücü ile Filistin Yönetimi’nin uluslararası meşruluğu arasındaki dengenin, Gazze sonrası yönetim modelleri üzerindeki etkisi çözümleyici bir bakış açısıyla ele alınmıştır.

Yöntemsel olarak çalışma, tekil bir olay çözümlemesi ile sınırlı kalmayarak karşılaştırmalı örneklerden de yararlanmaktadır. Bosna-Hersek ve Irak gibi çatışma sonrası uluslararası yönetim deneyimleri, Gazze için öngörülen geçici ve teknokratik yönetim modeliyle sınırlı ölçüde karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırmalar, birebir benzerlikler kurmak amacıyla değil, uluslararası vasilik, sınırlı egemenlik ve yerel meşruluk sorunlarının ortak dinamiklerini görünür kılmak amacıyla kullanılmıştır.

Son olarak çalışma, normatif bir çözüm önerisi sunmaktan çok çözümleyici bir çerçeve oluşturmayı hedeflemektedir. Makalede savunulan savlar, taraflardan herhangi birinin siyasal tercihlerini meşrulaştırma amacı taşımamakta ve Gazze sonrası düzenin olası etkilerini, risklerini ve çelişkilerini nesnel bir değerlendirme çerçevesinde tartışmayı amaçlamaktadır. Bu yönüyle çalışma, Gazze dosyasını askeri gelişmelerin ötesine taşıyarak, siyasal düzen, temsil ve meşruluk eksenlerinde anlamlandırmayı hedefleyen bir çözümleme sunmaktadır.

ÇÖZÜMLEME

Gazze sonrası düzen tartışmaları, yalnızca çatışmanın sona erdirilmesine yönelik teknik bir planlama süreci değil, aynı zamanda bölgesel güç dengelerinin, müttefiklik ilişkilerinin ve Filistin iç siyasetinin yeniden tanımlandığı yapısal bir dönüşümü ifade etmektedir. ABD tarafından ortaya konulan Gazze planının ikinci aşaması, bu dönüşümün en görünür ve en tartışmalı boyutunu oluşturmaktadır. Bu bölümde, planın stratejik mantığı, İsrail’in süreçteki konumu ve Gazze–Ramallah ilişkilerinin bu yeni düzen üzerindeki etkisi birlikte çözümlenerek araştırma sorularına yanıt verilmektedir.

ABD’nin Gazze Planının Stratejik Mantığı

ABD’nin Gazze planının ikinci aşaması, Gazze’yi salt bir güvenlik tehdidi ya da insancıl kriz alanı olarak değil, “savaş sonrası yönetişim” sorunu olarak ele almaktadır. Bu yaklaşım, ABD’nin geçmişteki kriz yönetimi modellerinden farklı olarak, askeri çözümün tek başına sürdürülebilir olmadığı varsayımına dayanmaktadır. Planın merkezinde yer alan geçici ve teknokratik yönetim modeli, Hamas’ın dışlanmasını hedeflerken Filistin Yönetimi’nin Gazze’ye doğrudan dönüşünü de bilinçli biçimde ertelemektedir. Bu durum, ABD’nin Gazze’de ne Hamas’ı ne de mevcut Ramallah yönetimini kısa vadede meşru ve işlevsel bir aktör olarak gördüğünü göstermektedir. Bu çerçevede ABD, Gazze’nin yönetimini uluslararasılaştırarak hem İsrail’in doğrudan denetimini sınırlandırmayı hem de Arap ülkeleri ve diğer bölgesel aktörleri sürece almayı amaçlamaktadır. Böylece Gazze dosyası, ikili İsrail–Filistin çatışmasının ötesine taşınmakta ve çok taraflı bir denetim ve sorumluluk mekanizması oluşturulmaktadır. Bu strateji, ABD’nin bölgesel liderlik rolünü yeniden pekiştirme arayışıyla da uyumludur.

İsrail’in Merkezden Çekilmesi: Dışlanma mı, Stratejik Sınırlandırma mı?

İsrail’in Gazze planının ikinci aşamasına yönelik tepkisi, yüzeyde “eş güdüm eksikliği” söylemi üzerinden dile getirilse de sorunun özü daha derin bir stratejik gerilime dayanmaktadır. İsrail, alandaki askeri üstünlüğüne karşın Gazze’nin siyasal ve yönetsel geleceğine ilişkin karar alma mekanizmalarının merkezinde yer almamaktadır. Bu durum, İsrail’in bilinçli olarak tümüyle dışlandığı bir süreçten çok, ABD tarafından hareket alanı sınırlandırılmış bir aktör konumuna itildiğini göstermektedir. Bu sınırlandırmanın temel nedeni, İsrail hükümetinin özellikle Gazze’nin geleceğine ilişkin ‘maksimalist’ talepleridir. Netanyahu liderliğindeki mevcut koalisyon, Gazze’de kalıcı askeri denetim, Filistin Yönetimi’nin zayıflatılması ve iki devletli çözüm olasılığının ortadan kaldırılması yönünde bir çizgi izlemektedir. ABD açısından bu yaklaşım, Gazze sonrası düzenin uluslararası meşruluk kazanmasını ve bölgesel destek bulmasını zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla İsrail, güvenlik kaygıları tümüyle göz ardı edilmeden, ancak siyasal belirleyiciliği sınırlanarak sürecin kenarına çekilmektedir. İsrail iç siyasetindeki bölünmeler de bu tabloyu derinleştirmektedir. Güvenlik bürokrasisi ve ordu çevreleri, Gazze’nin sürekli askeri işgalinin uzun vadede İsrail için stratejik bir yük oluşturacağı görüşündeyken, siyasal iktidar bu maliyeti ideolojik gerekçelerle göze almaktadır. Bu ikili yapı, İsrail’in Gazze sonrası süreçte tutarlı ve bütüncül bir siyasa üretmesini zorlaştırmaktadır.

Gazze–Ramallah İlişkileri ve Filistin İç Dengeleri

Gazze sonrası düzenin en kırılgan boyutunu, Filistin iç siyasetindeki bölünmüşlük oluşturmaktadır. Gazze ile Ramallah arasındaki kopukluk, ABD planının neden doğrudan Filistin Yönetimi’ni Gazze’ye taşıyamadığını açıklayan temel etmendir. Filistin Yönetimi, uluslararası alanda Filistin halkının meşru temsilcisi olarak tanınsa da Gazze’de ne toplumsal meşruluğa ne de eylemli yönetsel kapasiteye sahiptir. Buna karşılık Hamas, alandaki etkisini korumakla birlikte uluslararası sistem tarafından meşru bir muhatap olarak kabul edilmemektedir. ABD planının öngördüğü geçici yönetim modeli, bu iki aktör arasındaki meşruluk–güç dengesizliğini aşmayı hedefleyen bir ara formül olarak ortaya çıkmaktadır. Gazze’nin hukuksal olarak Filistin toprağı olduğu vurgusu Ramallah üzerinden korunurken, günlük yönetim Hamas ve Filistin Yönetimi dışında tutulmaktadır. Ancak bu model, Filistin siyasal bütünlüğünü yeniden oluşturmaktan çok, bölünmüşlüğü geçici olarak yönetmeyi amaçlamaktadır. Bu durum, planın uzun vadeli sürdürülebilirliği açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Gazze’de kurulacak yönetimin yerel meşruluk üretememesi durumunda Hamas’ın resmi olarak dışlandığı ancak toplumsal olarak varlığını sürdürdüğü bir yapı ortaya çıkabilir. Bu da güvenlik boşlukları, paralel otoriteler ve yeni çatışma dinamikleri üretme gizil gücüne sahiptir.

Bu çözümleme göstermektedir ki, Gazze sonrası düzen ne yalnızca İsrail’in güvenlik talepleriyle ne de Filistin iç siyasetinin mevcut yapısıyla uyumlu bir çerçeve sunmaktadır. ABD’nin planı, kısa vadede çatışmanın yeniden alevlenmesini önlemeyi ve uluslararası bir geçiş süreci yaratmayı hedeflerken; uzun vadede Gazze’nin siyasal statüsüne ilişkin temel soruları bilinçli olarak ertelemektedir. İsrail’in merkezden çekilmesi, Filistin iç bölünmüşlüğünün derinliği ve geçici yönetim modelinin meşruluk sorunu bir arada düşünüldüğünde, Gazze sonrası düzenin kalıcı bir kararlılık mı yoksa ertelenmiş bir kriz mi üreteceği belirsizliğini korumaktadır.

ABD’nin Gazze planının ikinci aşaması hangi stratejik varsayımlara dayanıyor?

ABD’nin Gazze planının ikinci aşaması, çatışmanın sona ermesinden sonra sürdürülebilir bir yönetişim yapısı oluşturma gereksinmesine dayanmaktadır. Bu yapı, tek bir aktöre (örneğin İsrail’e veya Filistin Yönetimi’ne) bağımlı olmadan, çok taraflı bir uluslararası mekanizmanın denetimi altında yürütülmek üzere tasarlanmıştır. Plan, Gazze’de bir geçiş dönemi yönetimi kurmayı, yeniden yapım etkinliklerini örgütlemeyi, ekonomik yatırımları çekmeyi ve uzun vadeli kararlılığı hedeflemektedir. Stratejik olarak bu plan Gazze’yi yeniden kurma ve yönetişim alanı olarak yeniden kurgulamakta, Hamas’ı eylemli güçten uzaklaştırmayı amaçlamakta, Filistin Yönetimi’nin doğrudan dönüşünü ertelemekte ve aktörler arası denge kurmayı hedeflemektedir. Bu yaklaşım, eski çatışma sonrası devlet kurma modellerinden farklı olarak, uluslararası ortaklık ve denetim mekanizmalarına öncelik veren bir strateji izlemektedir. Ayrıca yeni gelişme, “Gazze Kurulu” olarak adlandırılan yapının üyelik modeline ilişkin mali taleplerle birlikte, bu planın aslında finansman tabanlı bir siyasal araç olarak da kullanılmak istendiğini göstermektedir. Bazı ülkelerden kalıcı üyelik karşılığında 1 milyar dolar katkı talep edilmesi, bu organın yalnızca Gazze için değil, daha geniş uluslararası rol peşinde olabileceğini de düşündürmektedir.

İsrail, Gazze sonrası düzenin siyasal ve yönetsel mimarisinde neden merkezi bir aktör olmaktan çıkarılmıştır?

İsrail’in sürecin merkezinden çekildiği savı, yüzeyde diplomatik bir sürtüşme olarak görünebilir. Ancak bu bilinçli ve stratejik bir sınırlandırmadır. ABD ve bazı bölgesel aktörler, İsrail’in Gazze’nin siyasal geleceğini kendi güvenlik siyasaları doğrultusunda şekillendirmesinin yeni düzenin meşruluğunu zedeleyeceğini değerlendirmişlerdir. Bu yüzden planın yürütme ve denetim organlarında İsrail doğrudan yer almamaktadır, yönetim kuruluna katılımın koşulları belirlenirken İsrail’in rolü sınırlandırılmaktadır ve bazı üyelikler bile davet ve mali katkı koşuluna bağlanmak suretiyle ABD merkezli bir denetim yapısı kurulmaktadır. Bu tercihin arkasında yatan strateji, İsrail’in geleneksel güvenlik odaklı yaklaşımını dengelemek, Gazze’yi yalnızca askeri bakış açısıyla değil, siyasal ve ekonomik yeniden yapılanma alanı olarak ele almaktır. Böylece İsrail, çatışma sonrası süreçte siyasal belirleyici olmaktan çok alanda gözetim dışı bir aktör konumuna itilmiştir.

İsrail iç siyasetindeki bölünmeler ve güvenlik bürokrasisinin yaklaşımı, planın tepkilerini nasıl şekillendiriyor?

İsrail’de bu plan etrafında iki ana görüş keskinleşmiştir: Siyasal iktidar kanadı (Netanyahu ve aşırı sağ unsurlar) planın İsrail’in güvenlik çıkarlarını zedelediğini ve ülkeyi alanda zayıf konuma düşürdüğünü savunmaktadır. Bu unsurlar, planı kendilerine yönelik uluslararası bir “dayatma” olarak görmekte ve tepki göstermektedir. Güvenlik bürokrasisi ve ordu çevreleri ise daha yararcı bir yaklaşım benimseyerek çatışma sonrası kararsızlığın sürekliliğinin İsrail’in uzun vadeli stratejik hedeflerine zarar vereceğini düşünmektedir. Bu iki yaklaşım, planın İsrail içinde tutarlı ve tek sesli bir karşı duruş geliştirmesini zorlaştırmıştır. İç siyasetteki bu bölünme, ABD planına verilen tepkilerin hem sertleşmesine hem de eş güdüm eksikliğine yol açmıştır.

Gazze ile Ramallah arasındaki uzun süreli siyasal bölünme ABD planının uygulanabilirliğini nasıl etkiliyor?

Gazze ile Ramallah arasındaki ilişkiler, planın merkezindeki en büyük içsel engeli oluşturmaktadır. Gazze’de Hamas’ın alandaki eylemli gücü ile Batı Şeria merkezli Filistin Yönetimi’nin uluslararası tanınırlığı arasındaki kopukluk Filistin Yönetimi’nin doğrudan Gazze’ye dönüşünü zorlaştırmakta ve planın teknokrat ve geçici bir yönetim modeli üzerinden yürütülmesine yol açmaktadır. Dolayısıyla ABD planı, iki taraf arasındaki tarihsel bölünmüşlüğü aşmak yerine bu bölünmüşlüğü geçici bir ara formülle yönetmeyi seçmektedir.

“Kalıcı üyelik için 1 milyar dolar” gelişmesi planın doğasını nasıl etkiliyor?

Yeni gelişme, yani “Gazze Kurulu”nda kalıcı üyelik isteyen ülkelerden 1 milyar dolar katkı talep edilmesi, planın yalnızca yerel bir yeniden yapılanma süreci değil, uluslararası siyasal etki aracı olarak da şekillendirildiğini göstermektedir. Bu Kurulun sadece Gazze’ye değil, küresel barış ve kararlılık sorunlarına de müdahil olma savını artırmaktadır, bazı ülkelerin katılımını mali kapasite üzerinden sınırlandırarak güç dengelerini etkilemektedir ve uluslararası meşruluk ve temsil tartışmasını yeni bir düzeye taşımaktadır. Bu finansal koşul, planı yalnızca bölgesel bir sorun olmaktan çıkarıp gelir gücüyle belirlenen bir uluslararası karar organına dönüştürme gizil gücü taşımaktadır.

Bu yeni düzen kalıcı kararlılık mı, ertelenmiş bir kriz mi üretebilir?

Mevcut veriler ışığında cevap karışıktır. Kısa vadede, plan dış aktörleri sürece bağlayarak çatışmanın yeniden çıkmasını önleyebilir. Orta vadede İsrail’in sınırlı konumu ve Filistin iç bölünmüşlüğü uygulamayı zorlaştırabilir. Uzun vadede ise finansal üyelik koşulu gibi yeni parametreler, planın sürdürülebilir meşruluk sorunlarını derinleştirebilir. Sonuç olarak, plan geçici kararlılık için bir çerçeve sunarken, uzun vadede yeni kriz olasılıkları barındırmaktadır.

Aşağıda Çizelge 1’de yer alan karşılaştırma, Gazze için öngörülen modelin ne tam anlamıyla bir uluslararası vasilik ne de klasik bir devlet kurma süreci olduğunu göstermektedir. Bosna-Hersek ve Kosova örneklerinde görülen güçlü uluslararası denetim, uzun vadede demokratik meşruluk sorunları üretirken, Irak örneği, doğrudan dış müdahalenin işgal algısını derinleştirerek kurumsal çöküşe yol açabileceğini ortaya koymuştur. Doğu Timor ise uluslararası yönetimin görece başarılı olabileceğini, ancak bunun güçlü yerel anlaşma ve net bir bağımsızlık bakış açısı gerektirdiğini göstermektedir. Gazze için gündeme gelen model, bu deneyimlerden ders çıkarmayı hedefleyen hibrit bir ara düzen niteliği taşımaktadır. Bununla birlikte Filistin iç siyasetindeki bölünmüşlük ve yönetişim sürecine giren olan aktörlerden talep edilen finansal katkılar, Gazze modelinin de benzer meşruluk ve temsil sorunları üretme gizil gücü taşıdığını göstermektedir.

 

Çizelge 1:

 

Çatışma Sonrası Uluslararası Yönetim Modelleri ve Gazze Örneği

Örnek

Yönetim Modeli

Uluslararası Vasilik Düzeyi

Yerel Meşruluk

Temel Sorun

Bosna-Hersek (1995–)

Yüksek Temsilcilik Ofisi (OHR)

Çok yüksek

Zayıf / parçalı

Demokratik meşruluk eksikliği

Kosova (1999–)

BM Geçici Yönetimi (UNMIK)

Yüksek

Zamanla artan

Egemenlik belirsizliği

Irak (2003–2005)

Geçici Koalisyon Yönetimi

Çok yüksek (askeri)

Düşük

İşgal algısı, kurumsal çöküş

Doğu Timor (1999–2002)

BM Geçiş Yönetimi (UNTAET)

Yüksek

Görece güçlü

Kurumsal kapasite eksikliği

Gazze (önerilen)

Uluslararası/teknokratik geçici yönetim

Orta–yüksek

Belirsiz

Bölünmüş Filistin meşruluğu, finansal koşulluluk

 

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, Gazze savaşı sonrasında gündeme gelen ABD öncülüğündeki “Gazze sonrası düzen” planını İsrail’in süreçteki konumu, Filistin iç dengeleri ve uluslararası yönetişim modelleri çerçevesinde çözümlemeyi amaçlamıştır. Yapılan çözümleme, Gazze’ye ilişkin tartışmaların artık yalnızca askeri güvenlik veya insancıl yardım bağlamında ele alınamayacağını, aksine bölgesel ve küresel güç ilişkilerinin yeniden tanımlandığı çok katmanlı bir siyasal sürece dönüştüğünü ortaya koymaktadır.

Araştırma bulguları, ABD’nin Gazze planının ikinci aşamasının, kısa vadeli bir kriz yönetiminden çok, çatışma sonrası yönetişimi uluslararasılaştırmayı hedefleyen stratejik bir girişim olduğunu göstermektedir. Bu çerçevede Gazze ne İsrail’in doğrudan denetimime bırakılmakta ne de mevcut Filistin Yönetimi’ne teslim edilmektedir. Bunun yerine geçici, teknokratik ve çok taraflı bir yönetim modeli öngörülmekte ve temel siyasal sorunlar ise bilinçli olarak ertelenmektedir. Bu yaklaşım, ABD’nin bölgesel liderliğini yeniden kurma çabasıyla uyumlu olmakla birlikte, Gazze’nin uzun vadeli siyasal statüsüne ilişkin belirsizlikleri de derinleştirmektedir.

İsrail’in planın merkezinde yer almaması, yüzeyde “dışlanma” olarak algılansa da çözümleme bu durumun daha çok stratejik bir sınırlandırma olduğunu ortaya koymaktadır. ABD ve diğer uluslararası aktörler, İsrail’in Gazze’ye yönelik ‘maksimalist’ güvenlik ve denetim taleplerinin, planın bölgesel ve uluslararası meşruluğunu zedeleyeceği kanısındadır. Bu nedenle İsrail, güvenlik kaygıları tümüyle dışlanmadan, ancak siyasal ve yönetsel belirleyiciliği azaltılarak sürecin kenarına çekilmiştir. İsrail iç siyasetindeki bölünmeler ve güvenlik bürokrasisi ile siyasal iktidar arasındaki yaklaşım farkları da bu sınırlı rolün pekişmesine katkı sağlamaktadır.

Filistin iç dengeleri açısından bakıldığında ise Gazze–Ramallah ayrışmasının, planın uygulanabilirliğini belirleyen temel yapısal sorun olmaya devam ettiği görülmektedir. Hamas’ın eylemli gücü ile Filistin Yönetimi’nin uluslararası meşruluğu arasındaki kopukluk, Gazze’de doğrudan ve kalıcı bir Filistin yönetimi kurulmasını zorlaştırmaktadır. ABD planının öngördüğü geçici yönetim modeli, bu bölünmüşlüğü aşmaktan çok, yönetilebilir kılmayı hedefleyen bir ara çözüm niteliği taşımaktadır. Ancak bu durum, Filistin siyasal bütünlüğünün yeniden kurulmasını geciktirme ve Gazze’yi ayrı bir siyasal alan durumuna getirme riskini de beraberinde getirmektedir.

Çalışmada ele alınan son gelişme, Gazze Kurulu’nda kalıcı üyelik için bazı aktörlerden 1 milyar dolar katkı talep edilmesi, planın doğasına ilişkin önemli bir gösterge sunmaktadır. Bu gelişme, Gazze sonrası düzenin yalnızca siyasal ve güvenlik temelli değil, aynı zamanda finansal katılım ve ekonomik güç üzerinden şekillenen bir yönetişim modeli olarak tasarlandığını ortaya koymaktadır. Böyle bir yaklaşım, uluslararası katılımı özendirebileceği gibi, sürecin meşruluğunu “ödeme gücü” ile ilişkilendirerek yeni tartışmalara da zemin hazırlamaktadır.

Genel olarak değerlendirildiğinde, Gazze sonrası düzen için öngörülen bu model, kısa vadede çatışmanın yeniden tırmanmasını önleyebilecek bir geçiş çerçevesi sunmaktadır. Ancak orta ve uzun vadede İsrail’in sınırlı rolü, Filistin iç bölünmüşlüğünün devamı, geçici yönetimlerin meşruluk sorunu ve finansal temelli katılım modeli gibi unsurlar, bu düzenin kalıcı bir kararlılık üretmesini zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla mevcut plan, Gazze için kesin bir çözümden çok, daha kapsamlı ve zor siyasal kararları erteleyen bir ara düzen olarak değerlendirilmelidir.

Sonuç olarak Gazze dosyası, ABD’nin küresel liderlik savının, İsrail’in stratejik hareket alanının ve Filistin siyasal temsilinin aynı anda sınandığı bir alan durumuna gelmiştir. Gazze sonrası düzenin başarısı, yalnızca teknik yönetim modellerine değil, meşruluk, temsil ve siyasal bütünlük sorunlarının nasıl ele alınacağına bağlıdır. Bu sorunlar çözülmedikçe, Gazze’de kurulacak her yeni düzen, kalıcı barıştan çok, ertelenmiş bir krizin habercisi olmaya devam edecektir.

Siyasa Yapıcılara Yönelik Çıkarımlar

Gazze sonrası düzen arayışları, yalnızca çatışmanın sona erdirilmesine yönelik teknik bir sorun değil, bölgesel güç dengeleri, uluslararası meşruluk ve yerel temsil sorunlarının iç içe geçtiği karmaşık bir yönetişim sorunudur. Bu bağlamda elde edilen bulgular, siyasa yapıcılar açısından dikkate alınması gereken bir dizi temel çıkarıma işaret etmektedir.

İlk olarak, Gazze’ye ilişkin her türlü geçiş ve yeniden yapılanma planının, yerel meşruluk sorununu merkeze almadan sürdürülebilir olması olanaklı değildir. Geçici ve teknokratik yönetim modelleri kısa vadede işlevsel olabilir, ancak Gazze halkı nezdinde kabul görmeyen, dışarıdan dayatılmış algısı taşıyan yapılar, orta vadede güvenlik risklerini ve siyasal kararsızlığı yeniden üretecektir. Bu nedenle siyasa yapıcıların, güvenlik ve yeniden yapılanma hedefleri kadar temsil ve katılım mekanizmalarına da yatırım yapmaları gerekmektedir.

İkinci olarak, İsrail’in Gazze sonrası süreçte tümüyle dışlanması ile sınırsız bir belirleyicilik alanına sahip olması arasında ince bir denge bulunmaktadır. Çalışma, İsrail’in siyasal ve yönetsel rolünün sınırlandırılmasının uluslararası meşruluk açısından gerekli olduğunu ortaya koymakla birlikte, güvenlik boyutunun dikkate alınmadığı bir yaklaşımın süreci kırılgan duruma getireceğini de göstermektedir. Bu nedenle siyasa yapıcılar, İsrail’i yalnızca alandaki askeri bir aktör olarak değil, sınırları net çizilmiş bir güvenlik paydaşı olarak konumlandıracak mekanizmalar geliştirmelidir.

Üçüncü olarak, Filistin iç siyasetindeki bölünmüşlük, Gazze sonrası düzenin önündeki en temel yapısal engel olmaya devam etmektedir. Gazze ile Ramallah arasındaki kopukluk giderilmeden, kalıcı bir siyasal çözüm üretmek olanaklı görünmemektedir. Bu nedenle geçici yönetim modelleri, Filistin iç uzlaşı süreçlerinin seçeneği olarak değil, bu süreçleri destekleyen ve kolaylaştıran araçlar olarak tasarlanmalıdır. Aksi durumda geçici çözümler kalıcı bölünmelere dönüşme riski taşımaktadır.

Dördüncü olarak, uluslararası yönetişim ve finansman modellerinin tasarımında meşruluk–eşitlik ilişkisi göz ardı edilmemelidir. Gazze Kurulu’nda kalıcı üyelik için mali katkı koşulu getirilmesi, sürecin sürdürülebilirliği açısından kaynak yaratıcı bir mekanizma sunmakla birlikte, karar alma süreçlerinin ekonomik kapasiteye endekslenmesi riskini de beraberinde getirmektedir. Siyasa yapıcılar, finansal katkı ile siyasal temsil arasındaki dengeyi dikkatle gözetmeli ve “ödeme gücü”nün “söz hakkı”na dönüşmesini engelleyecek saydam ve kapsayıcı mekanizmalar oluşturmalıdır.

Son olarak, Gazze sonrası düzenin başarısı, kısa vadeli kararlılık hedefleri ile uzun vadeli siyasal çözüm bakış açısı arasında kurulacak dengeye bağlıdır. Gazze’nin yönetimi sorunu Filistin sorunundan bağımsız ele alındığında, yalnızca çatışmayı erteleyen bir ara düzen üretilecektir. Bu nedenle siyasa yapıcılar, Gazze’ye yönelik her geçiş planını, daha geniş bir bölgesel barış ve siyasal çözüm bakış açısının parçası olarak ele almak zorundadır.

Bu çıkarımlar ışığında Gazze dosyası, yalnızca yerel bir kriz alanı değil, uluslararası sistemin çatışma sonrası yönetişim kapasitesinin sınandığı bir örnek olarak değerlendirilmelidir. Alınacak kararlar, yalnızca Gazze’nin değil, Ortadoğu’da benzer krizlerin nasıl yönetileceğine ilişkin emsal oluşturma gizil gücüne sahiptir.

Türkiye Ne Yapmalı?

Yukarıda ortaya konulan siyasa çıkarımları, Gazze sonrası düzenin Türkiye açısından yalnızca normatif değil, aynı zamanda stratejik bir karar alanı olduğunu göstermektedir. Bu çerçevede, Türkiye’nin söz konusu yeni yönetişim mimarisi karşısında nasıl bir tavır alması gerektiği sorusu, akademik tartışmanın ötesine geçerek doğrudan kamusal ve siyasal bir tartışma alanına taşınmaktadır. Aşağıdaki değerlendirme, bu soruya daha sade ve doğrudan bir çerçeve sunmayı amaçlamaktadır.

Gazze savaşı sonrasında gündeme gelen yeni yönetişim planları, Filistin sorununu yalnızca bir insancıl kriz alanı olmaktan çıkarıp, uluslararası siyasetin yeniden şekillendiği bir dosyaya dönüştürdü. ABD öncülüğünde tartışılan “Gazze sonrası düzen” kapsamında, bazı ülkelerden Gazze’yi yönetecek yapılarda kalıcı yer almak için ciddi mali katkılar talep edilmesi, bu sürecin niteliğine ilişkin önemli sorular doğuruyor. Türkiye açısından temel sorun da tam olarak burada başlıyor: Bu masada yer almak için bedel ödemek mi, yoksa farklı bir etki yolu mu izlemek?

Öncelikle şu saptamayı yapmak gerekiyor. Gazze için önerilen model ne klasik bir uluslararası vasilik ne de Filistinlilerin kendi siyasal süreçleriyle şekillenecek bir geçiş düzenidir. Daha çok, güvenlik ve yeniden yapılanmayı zamana yaymayı amaçlayan, uluslararası aktörlerin belirleyici olduğu bir “ara düzen”dir. Bu yapının en sorunlu yönlerinden biri ise, siyasal temsili ve karar alma gücünü giderek finansal katkıya bağlamasıdır. Başka bir ifadeyle, Gazze’nin geleceği, kimlerin ne kadar ödeme yapabildiği üzerinden şekillenme riski taşımaktadır.

Türkiye’nin Filistin siyasası bugüne kadar net bir ilkeye dayanıyordu: Filistin halkının kendi kaderini belirleme hakkı ve Filistin temsilinin dışarıdan tasarlanmaması. Bu ilke, Türkiye’nin Gazze konusunda yüksek sesle konuşabilmesinin de temel dayanağıydı. Ancak “kalıcı üyelik için ödeme” yaklaşımı, Türkiye’yi zor bir tercihle karşı karşıya bırakmaktadır. Koşulsuz bir katılım, Türkiye’yi karar alma gücü sınırlı ama siyasal ve ahlaksal sorumluluğu yüksek bir yapının parçası durumuna getirebilir. Başarısızlık durumunda bedeli ödeyen, başarı durumunda ise süreci yönlendiremeyen bir aktör konumu, Ankara açısından akılcı değildir.

Öte yandan bu durum, Türkiye’nin Gazze’ye sırtını dönmesi gerektiği anlamına da gelmemektedir. Aksine, Türkiye Gazze için kaynak ayırmalı, ancak bu kaynağı, meşruluğu tartışmalı ve Filistin iç siyasal bölünmüşlüğünü derinleştirme riski taşıyan yapılara koşulsuz biçimde aktarmamalıdır. Türkiye’nin asıl gücü, masada simgesel bir sandalye değil, alanda somut ve görünür etki yaratabilme kapasitesidir.

Bu noktada daha akılcı bir yol haritası ortaya çıkmaktadır. Türkiye, Gazze’ye yönelik katkılarını BM, UNRWA, İslam İş Birliği Teşkilatı ve benzeri çok taraflı ve görece meşru kanallar üzerinden sürdürmeli ve sağlık, barınma, altyapı ve eğitim gibi alanlarda doğrudan sonuç üreten projelere odaklanmalıdır. Böyle bir yaklaşım, hem Türkiye’nin Filistin söylemiyle tutarlı olur hem de Gazze’nin siyasal kaderine ilişkin tartışmalı düzenlemelerin parçası olmadan sorumluluk almasını sağlar.

Sonuç olarak sorun, “Türkiye para ödemeli mi?” sorusundan çok daha geniştir. Asıl soru şudur: Türkiye, Gazze dosyasında parayla yer alınan bir masanın parçası mı olacak, yoksa meşruluk, ilke ve sahici katkı üzerinden etkisini mi gösterecek? Bugüne kadar izlenen çizgi dikkate alındığında, ikinci yol hem daha tutarlı hem de uzun vadede daha etkilidir. Gazze’nin geleceği, finansal aboneliklerle değil, meşru temsil, yerel sahiplenme ve gerçek siyasal çözüm bakış açısıyla şekillenebilir. Türkiye’nin yapması gereken de bu gerçeği göz ardı etmeden tavır almaktır.

Gazze’nin yeniden inşasına yönelik olası katkı modelleri tartışılırken, kamu otoriteleri ile özel sektör aktörlerinin rollerinin açık biçimde ayrıştırılması hem meşruluk hem de siyasa tutarlılığı açısından kritik önem taşımaktadır. Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyeti’nin çatışma sonrası yönetişim yapılarında yer almak amacıyla doğrudan mali yükümlülük üstlenmesi yerine, Türk özel sektörünün sınırlı ve proje bazlı katkılar sunması bir seçenek olarak değerlendirilebilir. Ancak bu tür bir katkı modeli, siyasal temsil veya yönetişim süreçlerinde dolaylı etki elde etmeye yönelik bir araç olarak değil, insancıl yeniden yapılanma ve kamu hizmetlerinin kurulmasına yönelik teknik bir katkı çerçevesinde ele alınmalıdır. Bu tür özel sektör katkılarının meşruluğunu koruyabilmesi belirli koşullara bağlıdır. Öncelikle söz konusu projelerin, kar maksimizasyonu amacıyla değil, kamu yararı ve insancıl gereksinmeler temelinde tasarlanması, kar oranlarının sınırlandırılması ve saydam ihale–uygulama süreçlerine bağlı olması gerekmektedir. İkinci olarak, projelerin çok taraflı uluslararası denetime açık olması ve Filistinli yerel kurumların sürece alınması, yeniden yapım etkinliklerinin dışsal bir dayatma olarak algılanmasını önleyecek temel unsurlar arasında yer almaktadır. Aksi durumda yeniden yapım sürecinin ticari çıkarlarla özdeşleştirilmesi, yalnızca Gazze’deki toplumsal kabulü zedelemekle kalmayacak, katkı sunan aktörlerin siyasal ve ahlaksal tavırlarını da tartışmalı kılacaktır.

Bu çerçevede, kamu–özel sektör ayrımının net biçimde korunması, yeniden yapım etkinliklerinin siyasal temsil sorunlarıyla iç içe geçmesini engelleyen bir denge mekanizması işlevi görebilir. Böyle bir yaklaşım, hem Türkiye’nin Filistin sorununa ilişkin ilkesel tutumuyla uyumlu bir katkı modeli sunmakta hem de çatışma sonrası yönetişim süreçlerinde sıkça gözlemlenen “ticarileşme–meşruluk gerilimi”nin sınırlandırılmasına olanak tanımaktadır.


 

Kaynakça

Kuramsal ve Kavramsal Çerçeve

Barnett, M., & Zürcher, C. (2009). The Peacebuilder’s Contract: How External Statebuilding Reinforces Weak Statehood. In R. Paris & T. D. Sisk (Eds.), The Dilemmas of Statebuilding. Routledge.

Chandler, D. (2006). Empire in Denial: The Politics of State-building. Pluto Press.

Paris, R. (2004). At War’s End: Building Peace After Civil Conflict. Cambridge University Press.

Fukuyama, F. (2004). State-Building: Governance and World Order in the 21st Century. Cornell University Press.

Gazze, Filistin ve İsrail Üzerine

Brown, N. J. (2010). The Hamas-Fatah Conflict: Shallow but Wide. The Fletcher Forum of World Affairs, 34(2), 35–49. http://www.jstor.org/stable/45289503

Milton-Edwards, B. (2013). Hamas: The Islamic Resistance Movement. Polity Press.

Khalidi, R. (2020). The Hundred Years’ War on Palestine. Metropolitan Books.

ABD Siyasası ve Uluslararası Yaklaşım

Lynch, M. (2016). The New Arab Wars: Uprisings and Anarchy in the Middle East. PublicAffairs.

Mearsheimer, J. J., & Walt, S. M. (2007). The Israel Lobby and U.S. Foreign Policy. Farrar, Straus and Giroux.

U.S. Department of State. (2024). Post-Conflict Governance Frameworks in Fragile Territories.

Uluslararası Geçiş Yönetimleri (Karşılaştırmalı Örnekler)

Caplan, R. (2005). International Governance of War-Torn Territories: Rule and Reconstruction. Oxford University Press.

Zaum, D. (2007). The Sovereignty Paradox: The Norms and Politics of International Statebuilding. Oxford University Press.

Bose, S. (2002). Bosnia After Dayton: Nationalist Partition and International Intervention. Oxford University Press.

Paris, R., & Sisk, T. D. (2009). The Dilemmas of Statebuilding. Routledge.

Güncel Raporlar ve Siyasa Belgeleri

European Council on Foreign Relations (ECFR). (2024). Gaza After the War: Political Scenarios.

The Washington Institute for Near East Policy. (2025). Gaza Phase 2: Sorting Out the Political and Security Scenarios. https://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/gaza-phase-2-sorting-out-political-and-security-scenarios

Hiç yorum yok: