Gazze Sonrası
Düzen: ABD Planı, İsrail’in Dışlanması ve Filistin İç Dengeleri
Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış
Öz
Gazze savaşı sonrasında gündeme gelen
“Gazze sonrası düzen” tartışmaları, yalnızca ateşkes ve insancıl yardım
çerçevesinde değil, çatışma sonrası yönetişim, meşruluk ve bölgesel güç
dengeleri bağlamında ele alınması gereken çok katmanlı bir sürece işaret
etmektedir. ABD öncülüğünde şekillenen ve Gazze’nin yönetimi, güvenliği ve
yeniden yapılanmasını kapsayan planın ikinci aşaması, bu sürecin en tartışmalı
boyutunu oluşturmaktadır. Söz konusu plan, İsrail’in alandaki askeri
üstünlüğüne karşın Gazze’nin siyasal ve yönetsel geleceğinde merkezi bir rol
üstlenmesini sınırlandıran uluslararasılaştırılmış bir yönetim modeli
öngörmektedir. Bu çalışma, ABD’nin Gazze planının stratejik mantığını,
İsrail’in süreçteki konumunu ve Gazze–Ramallah arasındaki uzun süredir devam
eden siyasal bölünmenin planın uygulanabilirliği üzerindeki etkilerini çözümlemektedir.
Nitel araştırma yöntemine dayanan çalışma resmi açıklamalar, diplomatik
söylemler ve karşılaştırmalı örnekler üzerinden Gazze sonrası düzenin geçici kararlılık
mı yoksa ertelenmiş bir kriz mi üreteceği sorusuna odaklanmaktadır. Çözümleme,
İsrail’in bilinçli biçimde sınırlandırıldığı bu yeni çerçevenin, Filistin iç meşruluk
sorunları ve uluslararası yönetişim modellerindeki finansal katılım koşulları
nedeniyle ciddi yapısal riskler barındırdığını ortaya koymaktadır. Çalışma,
Gazze sonrası düzenin son bir çözümden çok Filistin sorununun temel siyasal
sorunlarını erteleyen bir ara düzen niteliği taşıdığı sonucuna ulaşmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Gazze, ABD Gazze Planı,
İsrail–ABD İlişkileri, Filistin İç Siyaseti, Gazze–Ramallah Bölünmesi, Çatışma
Sonrası Yönetişim
Abstract
Post-war
discussions on Gaza point to a complex transformation process that goes beyond
ceasefire arrangements and humanitarian assistance, encompassing post-conflict
governance, legitimacy, and regional power balances. The second phase of the
U.S.-led Gaza plan, which addresses governance, security, and reconstruction,
represents the most contested dimension of this process. Despite Israel’s
military dominance on the ground, the plan envisages an internationalized
governance framework that deliberately limits Israel’s political and
administrative centrality in shaping Gaza’s future. This article analyzes the
strategic rationale of the U.S. Gaza plan, Israel’s constrained role within the
process, and the impact of the long-standing political division between Gaza
and Ramallah on the plan’s feasibility. Employing a qualitative research
approach based on official statements, diplomatic discourse, and comparative
cases, the study examines whether the proposed post-war arrangement is capable
of producing sustainable stability or merely postpones deeper political crises.
The analysis demonstrates that while the plan may offer short-term stability,
it carries significant structural risks related to Palestinian internal
legitimacy, fragmented representation, and emerging financial conditionalities
within international governance mechanisms. The study concludes that the
post-war Gaza arrangement constitutes not a final settlement but a provisional
order that defers the fundamental political questions of the Palestinian issue.
Keywords: Gaza, U.S. Gaza Plan,
Israel–U.S. Relations, Palestinian Internal Politics, Gaza–Ramallah Divide,
Post-Conflict Governance
GİRİŞ
Gazze savaşı, yalnızca askeri bir çatışma olarak değil, Ortadoğu’nun güç
dengelerini ve Filistin sorununun geleceğini yeniden şekillendiren bir kırılma
noktası olarak tarihe geçmektedir. Savaşın sıcak evresinin ardından gündeme
gelen “Gazze sonrası” tartışmaları ise, çatışmanın kendisinden daha karmaşık ve
daha belirleyici bir sürece işaret etmektedir. Bu bağlamda ABD tarafından
açıklanan ve ateşkesin ötesine geçerek Gazze’nin yönetimi, güvenliği ve yeniden
kurulmasını hedefleyen planın ikinci aşaması, bölgesel ve uluslararası aktörler
arasında ciddi bir siyasal gerilim yaratmıştır.
Söz konusu planın en dikkat çekici yönü, İsrail’in alandaki askeri
üstünlüğüne karşın Gazze’nin geleceğine ilişkin siyasal ve yönetsel kurgunun
merkezinde yer almamasıdır. İsrail hükümetinin “herhangi bir eş güdüm
yapılmadığı” yönündeki sert açıklamaları, bu durumun bir iletişim kazasından çok
bilinçli bir stratejik tercihin sonucu olduğunu göstermektedir. ABD’nin Gazze
için öngördüğü model, İsrail’in güvenlik kaygılarını tümüyle dışlamadan, ancak
Gazze’nin doğrudan İsrail denetimi altında yeniden yapılandırılmasını da
engelleyen çok taraflı ve uluslararasılaştırılmış bir çerçeveye dayanmaktadır.
Bu yeni yaklaşım yalnızca ABD–İsrail ilişkilerinde bir gerilim alanı
yaratmakla kalmamakta, aynı zamanda Filistin iç siyasetindeki kırılgan
dengeleri de yeniden gündeme taşımaktadır. Gazze ile Ramallah arasındaki uzun
süredir devam eden siyasal bölünme, ABD planının uygulanabilirliğini belirleyen
temel etmenlerden biri durumuna gelmiştir. Hamas’ın eylemli gücü ile Filistin
Yönetimi’nin uluslararası meşruluğu arasındaki kopukluk, “Hamas’sız ama
Ramallah’ın doğrudan egemen olmadığı” bir geçiş modelini zorunlu kılmaktadır.
Ancak bu model, meşruluk, güvenlik ve temsil sorunlarını aynı anda çözmeyi
gerektiren son derece duyarlı bir dengeye dayanmaktadır.
Bu makale, Gazze sonrası düzen tartışmalarını üç temel eksen üzerinden ele
almaktadır. İlk olarak ABD’nin Gazze planının ikinci aşamasının siyasal mantığı
ve İsrail’in neden bu süreçte merkezi bir aktör olmaktan çıkarıldığı çözümlenecektir.
İkinci olarak İsrail iç siyasetinin ve güvenlik bürokrasisinin bu plana
yaklaşımı değerlendirilerek, “alanda güçlü, masada sınırlı” bir İsrail
profilinin ortaya çıkışı incelenecektir. Son olarak ise Gazze–Ramallah
ilişkileri mercek altına alınarak, Filistin iç dengelerinin bu yeni düzenin
başarısı ya da başarısızlığı üzerindeki belirleyici rolü tartışılacaktır.
Gazze’nin geleceği artık yalnızca Gazze’nin sorunu değildir. Bu dosya,
ABD’nin bölgesel liderlik kapasitesinin, İsrail’in stratejik hareket alanının
ve Filistin siyasetinin bütünlüğünün aynı anda sınandığı bir laboratuvara
dönüşmüştür. Bu nedenle Gazze sonrası düzeni anlamak, yalnızca bugünü değil,
Ortadoğu’nun önümüzdeki on yıllarını da okumak anlamına gelmektedir.
Amaç ve Hedefler
Bu makalenin temel amacı, Gazze savaşının ardından gündeme gelen ABD
öncülüğündeki “Gazze sonrası düzen” planını, yüzeysel diplomatik açıklamaların
ötesine geçerek çok katmanlı bir siyasal çözümleme ile değerlendirmektir.
Çalışma, söz konusu planın yalnızca insancıl ya da teknik bir yeniden kurulma
girişimi olmadığını, aksine İsrail–ABD ilişkilerinden Filistin iç siyasetindeki
güç dengelerine kadar uzanan kapsamlı bir stratejik yeniden konumlanmayı
yansıttığı varsayımına dayanmaktadır.
Bu çerçevede makale üç ana hedef etrafında yapılandırılmıştır.
Birinci hedef, ABD’nin Gazze planının
ikinci aşamasının ardındaki stratejik mantığı ortaya koymaktır. Bu bağlamda,
İsrail’in alandaki askeri üstünlüğüne karşın neden siyasal ve yönetsel
süreçlerin merkezinde yer almadığı, ABD’nin neden çok taraflı ve
uluslararasılaştırılmış bir yönetim modeli tercih ettiği ve bu tercihin
bölgesel aktörlerle (Arap ülkeleri, Türkiye, Avrupa) ilişkiler bağlamında ne
anlama geldiği çözümlenmektedir. Bu bölümde, “İsrail’in devre dışı bırakılması”
söyleminin retorik mi yoksa bilinçli bir siyasa mı olduğu sorusuna yanıt
aranacaktır.
İkinci hedef, İsrail iç siyasetinin ve
güvenlik bürokrasisinin bu yeni düzen önerisine yaklaşımını incelemektir.
Netanyahu hükümetinin ideolojik ve koalisyon temelli kırılganlığı ile İsrail
ordusu ve istihbarat çevrelerinin daha yararcı güvenlik değerlendirmeleri
arasındaki farklar ele alınarak, İsrail’in neden bu süreçte yekpare bir aktör
olarak hareket edemediği gösterilecektir. Bu çözümleme, İsrail’in “alanda güçlü
fakat masada sınırlı” bir aktöre dönüşme olasılığını tartışmayı amaçlamaktadır.
Üçüncü ve en kritik hedef ise Gazze ile
Ramallah arasındaki ilişkilerin, planın başarısı üzerindeki belirleyici rolünü
değerlendirmektir. Hamas’ın eylemli gücü ile Filistin Yönetimi’nin uluslararası
meşruluğu arasındaki ayrışmanın, neden doğrudan bir “Ramallah’ın Gazze’ye
dönüşü” modelini olanaksız kıldığı ortaya konulacaktır. Bu bağlamda, ABD
planının öngördüğü geçici ve teknokratik yönetim modelinin, Filistin iç meşruluk
sorunu, temsil krizi ve olası yeni bölünmeler açısından taşıdığı riskler çözümlenecektir.
Sonuç olarak bu çalışma, Gazze sonrası düzen tartışmalarını tek boyutlu bir
güvenlik veya insancıl yardım sorunu olarak değil, uluslararası vasilik,
sınırlı egemenlik ve bölünmüş meşruluk kavramları etrafında şekillenen yapısal
bir dönüşüm süreci olarak ele almayı hedeflemektedir. Makalenin son amacı,
Gazze’de kurulması öngörülen düzenin kısa vadeli bir kararlılık mı yoksa daha
derin ve uzun vadeli bir belirsizlik mi üreteceğine ilişkin çözümleyici bir
çerçeve sunmaktır.
Araştırma Soruları
Bu makale, Gazze savaşı sonrasında ortaya çıkan yeni siyasal ve yönetsel
düzen arayışını anlamak amacıyla aşağıdaki temel araştırma sorularına yanıt
aramaktadır:
ABD’nin Gazze planının ikinci aşaması
hangi stratejik varsayımlara dayanmaktadır?
İsrail, Gazze sonrası düzenin siyasal ve
yönetsel mimarisinde neden merkezi bir aktör olmaktan çıkarılmıştır?
İsrail iç siyasetindeki bölünmeler ve
güvenlik bürokrasisinin yaklaşımı, ABD planına verilen tepkileri nasıl
şekillendirmektedir?
Gazze ile Ramallah arasındaki uzun
süreli siyasal bölünme, ABD planının uygulanabilirliğini nasıl etkilemektedir?
Hamas’ın resmi olarak dışlandığı ancak
toplumsal varlığını sürdürdüğü bir Gazze yönetimi ne ölçüde meşruluk
üretebilir?
Gazze sonrası düzen, Filistin sorununun uluslararasılaşmasını
mı derinleştirmekte, yoksa Filistin iç bütünlüğünü daha da mı zayıflatmaktadır?
ABD öncülüğündeki bu yeni düzen, kalıcı
bir kararlılık mı yoksa geçici bir yönetim altında ertelenmiş bir çatışma mı
yaratacaktır?
YÖNTEM
Bu çalışma, nitel araştırma yöntemine dayalı betimleyici ve çözümleyici bir
yaklaşım benimsemektedir. Gazze sonrası düzen tartışmaları, nicel verilerle
ölçülmesi olanaklı olmayan, güç ilişkileri, siyasal niyetler ve meşruluk
algıları üzerinden şekillenen çok katmanlı bir süreç olduğundan araştırma
sorularının yanıtlanmasında nitel çözümleme yöntemi tercih edilmiştir.
Araştırmada öncelikle ABD’nin Gazze planının ikinci aşamasına ilişkin resmi
açıklamalar, diplomatik beyanlar ve siyasa belgeleri incelenmiştir. Bu
belgeler, ABD’nin Gazze’ye yönelik yaklaşımının yalnızca insancıl veya güvenlik
temelli değil, aynı zamanda bölgesel ve stratejik bir yeniden konumlanmayı
yansıttığı varsayımı çerçevesinde çözümlenmiştir. İsrail hükümetinin ve
güvenlik bürokrasisinin söz konusu plana yönelik tepkileri ise söylem çözümlemesi
yöntemiyle değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, İsrail’in “eş güdüm eksikliği”
vurgusunun siyasal, ideolojik ve kurumsal arka planı karşılaştırmalı olarak ele
alınmıştır.
Çalışmada ayrıca Filistin iç siyasetindeki aktörler arasındaki ilişkiler
tarihsel bağlamı içinde incelenmiştir. Gazze–Ramallah ayrışması, yalnızca
güncel bir kriz olarak değil, 2007 sonrası Filistin siyasal yapısında
kurumsallaşmış bir bölünmenin sonucu olarak değerlendirilmiştir. Bu çerçevede
Hamas’ın eylemli gücü ile Filistin Yönetimi’nin uluslararası meşruluğu
arasındaki dengenin, Gazze sonrası yönetim modelleri üzerindeki etkisi çözümleyici
bir bakış açısıyla ele alınmıştır.
Yöntemsel olarak çalışma, tekil bir olay çözümlemesi ile sınırlı kalmayarak
karşılaştırmalı örneklerden de yararlanmaktadır. Bosna-Hersek ve Irak gibi
çatışma sonrası uluslararası yönetim deneyimleri, Gazze için öngörülen geçici
ve teknokratik yönetim modeliyle sınırlı ölçüde karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırmalar,
birebir benzerlikler kurmak amacıyla değil, uluslararası vasilik, sınırlı
egemenlik ve yerel meşruluk sorunlarının ortak dinamiklerini görünür kılmak
amacıyla kullanılmıştır.
Son olarak çalışma, normatif bir çözüm önerisi sunmaktan çok çözümleyici
bir çerçeve oluşturmayı hedeflemektedir. Makalede savunulan savlar, taraflardan
herhangi birinin siyasal tercihlerini meşrulaştırma amacı taşımamakta ve Gazze
sonrası düzenin olası etkilerini, risklerini ve çelişkilerini nesnel bir
değerlendirme çerçevesinde tartışmayı amaçlamaktadır. Bu yönüyle çalışma, Gazze
dosyasını askeri gelişmelerin ötesine taşıyarak, siyasal düzen, temsil ve meşruluk
eksenlerinde anlamlandırmayı hedefleyen bir çözümleme sunmaktadır.
ÇÖZÜMLEME
Gazze sonrası düzen tartışmaları, yalnızca çatışmanın sona erdirilmesine
yönelik teknik bir planlama süreci değil, aynı zamanda bölgesel güç
dengelerinin, müttefiklik ilişkilerinin ve Filistin iç siyasetinin yeniden
tanımlandığı yapısal bir dönüşümü ifade etmektedir. ABD tarafından ortaya
konulan Gazze planının ikinci aşaması, bu dönüşümün en görünür ve en tartışmalı
boyutunu oluşturmaktadır. Bu bölümde, planın stratejik mantığı, İsrail’in
süreçteki konumu ve Gazze–Ramallah ilişkilerinin bu yeni düzen üzerindeki
etkisi birlikte çözümlenerek araştırma sorularına yanıt verilmektedir.
ABD’nin Gazze Planının Stratejik Mantığı
ABD’nin Gazze planının ikinci aşaması, Gazze’yi salt bir güvenlik tehdidi
ya da insancıl kriz alanı olarak değil, “savaş sonrası yönetişim” sorunu olarak
ele almaktadır. Bu yaklaşım, ABD’nin geçmişteki kriz yönetimi modellerinden
farklı olarak, askeri çözümün tek başına sürdürülebilir olmadığı varsayımına
dayanmaktadır. Planın merkezinde yer alan geçici ve teknokratik yönetim modeli,
Hamas’ın dışlanmasını hedeflerken Filistin Yönetimi’nin Gazze’ye doğrudan
dönüşünü de bilinçli biçimde ertelemektedir. Bu durum, ABD’nin Gazze’de ne
Hamas’ı ne de mevcut Ramallah yönetimini kısa vadede meşru ve işlevsel bir
aktör olarak gördüğünü göstermektedir. Bu çerçevede ABD, Gazze’nin yönetimini
uluslararasılaştırarak hem İsrail’in doğrudan denetimini sınırlandırmayı hem de
Arap ülkeleri ve diğer bölgesel aktörleri sürece almayı amaçlamaktadır. Böylece
Gazze dosyası, ikili İsrail–Filistin çatışmasının ötesine taşınmakta ve çok
taraflı bir denetim ve sorumluluk mekanizması oluşturulmaktadır. Bu strateji,
ABD’nin bölgesel liderlik rolünü yeniden pekiştirme arayışıyla da uyumludur.
İsrail’in Merkezden Çekilmesi: Dışlanma mı, Stratejik
Sınırlandırma mı?
İsrail’in Gazze planının ikinci aşamasına yönelik tepkisi, yüzeyde “eş
güdüm eksikliği” söylemi üzerinden dile getirilse de sorunun özü daha derin bir
stratejik gerilime dayanmaktadır. İsrail, alandaki askeri üstünlüğüne karşın
Gazze’nin siyasal ve yönetsel geleceğine ilişkin karar alma mekanizmalarının
merkezinde yer almamaktadır. Bu durum, İsrail’in bilinçli olarak tümüyle
dışlandığı bir süreçten çok, ABD tarafından hareket alanı sınırlandırılmış bir
aktör konumuna itildiğini göstermektedir. Bu sınırlandırmanın temel nedeni,
İsrail hükümetinin özellikle Gazze’nin geleceğine ilişkin ‘maksimalist’
talepleridir. Netanyahu liderliğindeki mevcut koalisyon, Gazze’de kalıcı askeri
denetim, Filistin Yönetimi’nin zayıflatılması ve iki devletli çözüm olasılığının
ortadan kaldırılması yönünde bir çizgi izlemektedir. ABD açısından bu yaklaşım,
Gazze sonrası düzenin uluslararası meşruluk kazanmasını ve bölgesel destek
bulmasını zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla İsrail, güvenlik kaygıları tümüyle göz
ardı edilmeden, ancak siyasal belirleyiciliği sınırlanarak sürecin kenarına
çekilmektedir. İsrail iç siyasetindeki bölünmeler de bu tabloyu
derinleştirmektedir. Güvenlik bürokrasisi ve ordu çevreleri, Gazze’nin sürekli askeri
işgalinin uzun vadede İsrail için stratejik bir yük oluşturacağı görüşündeyken,
siyasal iktidar bu maliyeti ideolojik gerekçelerle göze almaktadır. Bu ikili
yapı, İsrail’in Gazze sonrası süreçte tutarlı ve bütüncül bir siyasa üretmesini
zorlaştırmaktadır.
Gazze–Ramallah İlişkileri ve Filistin İç Dengeleri
Gazze sonrası düzenin en kırılgan boyutunu, Filistin iç siyasetindeki
bölünmüşlük oluşturmaktadır. Gazze ile Ramallah arasındaki kopukluk, ABD
planının neden doğrudan Filistin Yönetimi’ni Gazze’ye taşıyamadığını açıklayan
temel etmendir. Filistin Yönetimi, uluslararası alanda Filistin halkının meşru
temsilcisi olarak tanınsa da Gazze’de ne toplumsal meşruluğa ne de eylemli
yönetsel kapasiteye sahiptir. Buna karşılık Hamas, alandaki etkisini korumakla
birlikte uluslararası sistem tarafından meşru bir muhatap olarak kabul
edilmemektedir. ABD planının öngördüğü geçici yönetim modeli, bu iki aktör
arasındaki meşruluk–güç dengesizliğini aşmayı hedefleyen bir ara formül olarak
ortaya çıkmaktadır. Gazze’nin hukuksal olarak Filistin toprağı olduğu vurgusu
Ramallah üzerinden korunurken, günlük yönetim Hamas ve Filistin Yönetimi
dışında tutulmaktadır. Ancak bu model, Filistin siyasal bütünlüğünü yeniden oluşturmaktan
çok, bölünmüşlüğü geçici olarak yönetmeyi amaçlamaktadır. Bu durum, planın uzun
vadeli sürdürülebilirliği açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Gazze’de
kurulacak yönetimin yerel meşruluk üretememesi durumunda Hamas’ın resmi olarak
dışlandığı ancak toplumsal olarak varlığını sürdürdüğü bir yapı ortaya
çıkabilir. Bu da güvenlik boşlukları, paralel otoriteler ve yeni çatışma
dinamikleri üretme gizil gücüne sahiptir.
Bu çözümleme göstermektedir ki, Gazze sonrası düzen ne yalnızca İsrail’in
güvenlik talepleriyle ne de Filistin iç siyasetinin mevcut yapısıyla uyumlu bir
çerçeve sunmaktadır. ABD’nin planı, kısa vadede çatışmanın yeniden
alevlenmesini önlemeyi ve uluslararası bir geçiş süreci yaratmayı hedeflerken;
uzun vadede Gazze’nin siyasal statüsüne ilişkin temel soruları bilinçli olarak
ertelemektedir. İsrail’in merkezden çekilmesi, Filistin iç bölünmüşlüğünün
derinliği ve geçici yönetim modelinin meşruluk sorunu bir arada düşünüldüğünde,
Gazze sonrası düzenin kalıcı bir kararlılık mı yoksa ertelenmiş bir kriz mi
üreteceği belirsizliğini korumaktadır.
ABD’nin Gazze planının ikinci aşaması hangi stratejik
varsayımlara dayanıyor?
ABD’nin Gazze planının ikinci aşaması, çatışmanın sona ermesinden sonra
sürdürülebilir bir yönetişim yapısı oluşturma gereksinmesine dayanmaktadır. Bu
yapı, tek bir aktöre (örneğin İsrail’e veya Filistin Yönetimi’ne) bağımlı
olmadan, çok taraflı bir uluslararası mekanizmanın denetimi altında yürütülmek
üzere tasarlanmıştır. Plan, Gazze’de bir geçiş dönemi yönetimi kurmayı, yeniden
yapım etkinliklerini örgütlemeyi, ekonomik yatırımları çekmeyi ve uzun vadeli kararlılığı
hedeflemektedir. Stratejik olarak bu plan Gazze’yi yeniden kurma ve yönetişim
alanı olarak yeniden kurgulamakta, Hamas’ı eylemli güçten uzaklaştırmayı
amaçlamakta, Filistin Yönetimi’nin doğrudan dönüşünü ertelemekte ve aktörler
arası denge kurmayı hedeflemektedir. Bu yaklaşım, eski çatışma sonrası devlet kurma
modellerinden farklı olarak, uluslararası ortaklık ve denetim mekanizmalarına
öncelik veren bir strateji izlemektedir. Ayrıca yeni gelişme, “Gazze Kurulu”
olarak adlandırılan yapının üyelik modeline ilişkin mali taleplerle birlikte,
bu planın aslında finansman tabanlı bir siyasal araç olarak da kullanılmak
istendiğini göstermektedir. Bazı ülkelerden kalıcı üyelik karşılığında 1 milyar
dolar katkı talep edilmesi, bu organın yalnızca Gazze için değil, daha geniş uluslararası
rol peşinde olabileceğini de düşündürmektedir.
İsrail, Gazze sonrası düzenin siyasal ve yönetsel
mimarisinde neden merkezi bir aktör olmaktan çıkarılmıştır?
İsrail’in sürecin merkezinden çekildiği savı, yüzeyde diplomatik bir
sürtüşme olarak görünebilir. Ancak bu bilinçli ve stratejik bir
sınırlandırmadır. ABD ve bazı bölgesel aktörler, İsrail’in Gazze’nin siyasal
geleceğini kendi güvenlik siyasaları doğrultusunda şekillendirmesinin yeni
düzenin meşruluğunu zedeleyeceğini değerlendirmişlerdir. Bu yüzden planın
yürütme ve denetim organlarında İsrail doğrudan yer almamaktadır, yönetim
kuruluna katılımın koşulları belirlenirken İsrail’in rolü sınırlandırılmaktadır
ve bazı üyelikler bile davet ve mali katkı koşuluna bağlanmak suretiyle ABD
merkezli bir denetim yapısı kurulmaktadır. Bu tercihin arkasında yatan
strateji, İsrail’in geleneksel güvenlik odaklı yaklaşımını dengelemek, Gazze’yi
yalnızca askeri bakış açısıyla değil, siyasal ve ekonomik yeniden yapılanma
alanı olarak ele almaktır. Böylece İsrail, çatışma sonrası süreçte siyasal
belirleyici olmaktan çok alanda gözetim dışı bir aktör konumuna itilmiştir.
İsrail iç siyasetindeki bölünmeler ve güvenlik
bürokrasisinin yaklaşımı, planın tepkilerini nasıl şekillendiriyor?
İsrail’de bu plan etrafında iki ana görüş keskinleşmiştir: Siyasal iktidar
kanadı (Netanyahu ve aşırı sağ unsurlar) planın İsrail’in güvenlik çıkarlarını
zedelediğini ve ülkeyi alanda zayıf konuma düşürdüğünü savunmaktadır. Bu
unsurlar, planı kendilerine yönelik uluslararası bir “dayatma” olarak görmekte
ve tepki göstermektedir. Güvenlik bürokrasisi ve ordu çevreleri ise daha yararcı
bir yaklaşım benimseyerek çatışma sonrası kararsızlığın sürekliliğinin
İsrail’in uzun vadeli stratejik hedeflerine zarar vereceğini düşünmektedir. Bu
iki yaklaşım, planın İsrail içinde tutarlı ve tek sesli bir karşı duruş
geliştirmesini zorlaştırmıştır. İç siyasetteki bu bölünme, ABD planına verilen
tepkilerin hem sertleşmesine hem de eş güdüm eksikliğine yol açmıştır.
Gazze ile Ramallah arasındaki uzun süreli siyasal bölünme
ABD planının uygulanabilirliğini nasıl etkiliyor?
Gazze ile Ramallah arasındaki ilişkiler, planın merkezindeki en büyük içsel
engeli oluşturmaktadır. Gazze’de Hamas’ın alandaki eylemli gücü ile Batı Şeria
merkezli Filistin Yönetimi’nin uluslararası tanınırlığı arasındaki kopukluk Filistin
Yönetimi’nin doğrudan Gazze’ye dönüşünü zorlaştırmakta ve planın teknokrat ve
geçici bir yönetim modeli üzerinden yürütülmesine yol açmaktadır. Dolayısıyla
ABD planı, iki taraf arasındaki tarihsel bölünmüşlüğü aşmak yerine bu
bölünmüşlüğü geçici bir ara formülle yönetmeyi seçmektedir.
“Kalıcı üyelik için 1 milyar dolar” gelişmesi planın
doğasını nasıl etkiliyor?
Yeni gelişme, yani “Gazze Kurulu”nda kalıcı üyelik isteyen ülkelerden 1
milyar dolar katkı talep edilmesi, planın yalnızca yerel bir yeniden yapılanma
süreci değil, uluslararası siyasal etki aracı olarak da şekillendirildiğini
göstermektedir. Bu Kurulun sadece Gazze’ye değil, küresel barış ve kararlılık sorunlarına
de müdahil olma savını artırmaktadır, bazı ülkelerin katılımını mali kapasite
üzerinden sınırlandırarak güç dengelerini etkilemektedir ve uluslararası meşruluk
ve temsil tartışmasını yeni bir düzeye taşımaktadır. Bu finansal koşul, planı
yalnızca bölgesel bir sorun olmaktan çıkarıp gelir gücüyle belirlenen bir
uluslararası karar organına dönüştürme gizil gücü taşımaktadır.
Bu yeni düzen kalıcı kararlılık mı, ertelenmiş bir kriz
mi üretebilir?
Mevcut veriler ışığında cevap karışıktır. Kısa vadede, plan dış aktörleri
sürece bağlayarak çatışmanın yeniden çıkmasını önleyebilir. Orta vadede
İsrail’in sınırlı konumu ve Filistin iç bölünmüşlüğü uygulamayı
zorlaştırabilir. Uzun vadede ise finansal üyelik koşulu gibi yeni parametreler,
planın sürdürülebilir meşruluk sorunlarını derinleştirebilir. Sonuç olarak,
plan geçici kararlılık için bir çerçeve sunarken, uzun vadede yeni kriz
olasılıkları barındırmaktadır.
Aşağıda Çizelge 1’de yer alan karşılaştırma, Gazze için öngörülen modelin
ne tam anlamıyla bir uluslararası vasilik ne de klasik bir devlet kurma süreci
olduğunu göstermektedir. Bosna-Hersek ve Kosova örneklerinde görülen güçlü
uluslararası denetim, uzun vadede demokratik meşruluk sorunları üretirken, Irak
örneği, doğrudan dış müdahalenin işgal algısını derinleştirerek kurumsal çöküşe
yol açabileceğini ortaya koymuştur. Doğu Timor ise uluslararası yönetimin
görece başarılı olabileceğini, ancak bunun güçlü yerel anlaşma ve net bir
bağımsızlık bakış açısı gerektirdiğini göstermektedir. Gazze için gündeme gelen
model, bu deneyimlerden ders çıkarmayı hedefleyen hibrit bir ara düzen niteliği
taşımaktadır. Bununla birlikte Filistin iç siyasetindeki bölünmüşlük ve
yönetişim sürecine giren olan aktörlerden talep edilen finansal katkılar, Gazze
modelinin de benzer meşruluk ve temsil sorunları üretme gizil gücü taşıdığını
göstermektedir.
|
Çizelge
1: Çatışma
Sonrası Uluslararası Yönetim Modelleri ve Gazze Örneği |
||||
|
Örnek |
Yönetim
Modeli |
Uluslararası
Vasilik Düzeyi |
Yerel
Meşruluk |
Temel
Sorun |
|
Bosna-Hersek (1995–) |
Yüksek Temsilcilik Ofisi (OHR) |
Çok yüksek |
Zayıf / parçalı |
Demokratik meşruluk eksikliği |
|
Kosova (1999–) |
BM Geçici Yönetimi (UNMIK) |
Yüksek |
Zamanla artan |
Egemenlik belirsizliği |
|
Irak (2003–2005) |
Geçici Koalisyon Yönetimi |
Çok yüksek (askeri) |
Düşük |
İşgal algısı, kurumsal çöküş |
|
Doğu Timor (1999–2002) |
BM Geçiş Yönetimi (UNTAET) |
Yüksek |
Görece güçlü |
Kurumsal kapasite eksikliği |
|
Gazze (önerilen) |
Uluslararası/teknokratik geçici
yönetim |
Orta–yüksek |
Belirsiz |
Bölünmüş Filistin meşruluğu,
finansal koşulluluk |
GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışma, Gazze savaşı sonrasında gündeme gelen ABD öncülüğündeki “Gazze
sonrası düzen” planını İsrail’in süreçteki konumu, Filistin iç dengeleri ve
uluslararası yönetişim modelleri çerçevesinde çözümlemeyi amaçlamıştır. Yapılan
çözümleme, Gazze’ye ilişkin tartışmaların artık yalnızca askeri güvenlik veya insancıl
yardım bağlamında ele alınamayacağını, aksine bölgesel ve küresel güç
ilişkilerinin yeniden tanımlandığı çok katmanlı bir siyasal sürece dönüştüğünü
ortaya koymaktadır.
Araştırma bulguları, ABD’nin Gazze planının ikinci aşamasının, kısa vadeli
bir kriz yönetiminden çok, çatışma sonrası yönetişimi uluslararasılaştırmayı
hedefleyen stratejik bir girişim olduğunu göstermektedir. Bu çerçevede Gazze ne
İsrail’in doğrudan denetimime bırakılmakta ne de mevcut Filistin Yönetimi’ne
teslim edilmektedir. Bunun yerine geçici, teknokratik ve çok taraflı bir
yönetim modeli öngörülmekte ve temel siyasal sorunlar ise bilinçli olarak
ertelenmektedir. Bu yaklaşım, ABD’nin bölgesel liderliğini yeniden kurma
çabasıyla uyumlu olmakla birlikte, Gazze’nin uzun vadeli siyasal statüsüne ilişkin
belirsizlikleri de derinleştirmektedir.
İsrail’in planın merkezinde yer almaması, yüzeyde “dışlanma” olarak
algılansa da çözümleme bu durumun daha çok stratejik bir sınırlandırma olduğunu
ortaya koymaktadır. ABD ve diğer uluslararası aktörler, İsrail’in Gazze’ye
yönelik ‘maksimalist’ güvenlik ve denetim taleplerinin, planın bölgesel ve
uluslararası meşruluğunu zedeleyeceği kanısındadır. Bu nedenle İsrail, güvenlik
kaygıları tümüyle dışlanmadan, ancak siyasal ve yönetsel belirleyiciliği
azaltılarak sürecin kenarına çekilmiştir. İsrail iç siyasetindeki bölünmeler ve
güvenlik bürokrasisi ile siyasal iktidar arasındaki yaklaşım farkları da bu
sınırlı rolün pekişmesine katkı sağlamaktadır.
Filistin iç dengeleri açısından bakıldığında ise Gazze–Ramallah
ayrışmasının, planın uygulanabilirliğini belirleyen temel yapısal sorun olmaya
devam ettiği görülmektedir. Hamas’ın eylemli gücü ile Filistin Yönetimi’nin
uluslararası meşruluğu arasındaki kopukluk, Gazze’de doğrudan ve kalıcı bir
Filistin yönetimi kurulmasını zorlaştırmaktadır. ABD planının öngördüğü geçici
yönetim modeli, bu bölünmüşlüğü aşmaktan çok, yönetilebilir kılmayı hedefleyen
bir ara çözüm niteliği taşımaktadır. Ancak bu durum, Filistin siyasal
bütünlüğünün yeniden kurulmasını geciktirme ve Gazze’yi ayrı bir siyasal alan durumuna
getirme riskini de beraberinde getirmektedir.
Çalışmada ele alınan son gelişme, Gazze Kurulu’nda kalıcı üyelik için bazı
aktörlerden 1 milyar dolar katkı talep edilmesi, planın doğasına ilişkin önemli
bir gösterge sunmaktadır. Bu gelişme, Gazze sonrası düzenin yalnızca siyasal ve
güvenlik temelli değil, aynı zamanda finansal katılım ve ekonomik güç üzerinden
şekillenen bir yönetişim modeli olarak tasarlandığını ortaya koymaktadır. Böyle
bir yaklaşım, uluslararası katılımı özendirebileceği gibi, sürecin meşruluğunu
“ödeme gücü” ile ilişkilendirerek yeni tartışmalara da zemin hazırlamaktadır.
Genel olarak değerlendirildiğinde, Gazze sonrası düzen için öngörülen bu
model, kısa vadede çatışmanın yeniden tırmanmasını önleyebilecek bir geçiş
çerçevesi sunmaktadır. Ancak orta ve uzun vadede İsrail’in sınırlı rolü,
Filistin iç bölünmüşlüğünün devamı, geçici yönetimlerin meşruluk sorunu ve
finansal temelli katılım modeli gibi unsurlar, bu düzenin kalıcı bir kararlılık
üretmesini zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla mevcut plan, Gazze için kesin bir
çözümden çok, daha kapsamlı ve zor siyasal kararları erteleyen bir ara düzen
olarak değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak Gazze dosyası, ABD’nin küresel liderlik savının, İsrail’in
stratejik hareket alanının ve Filistin siyasal temsilinin aynı anda sınandığı
bir alan durumuna gelmiştir. Gazze sonrası düzenin başarısı, yalnızca teknik
yönetim modellerine değil, meşruluk, temsil ve siyasal bütünlük sorunlarının
nasıl ele alınacağına bağlıdır. Bu sorunlar çözülmedikçe, Gazze’de kurulacak
her yeni düzen, kalıcı barıştan çok, ertelenmiş bir krizin habercisi olmaya
devam edecektir.
Siyasa Yapıcılara Yönelik Çıkarımlar
Gazze sonrası düzen arayışları, yalnızca çatışmanın sona erdirilmesine
yönelik teknik bir sorun değil, bölgesel güç dengeleri, uluslararası meşruluk
ve yerel temsil sorunlarının iç içe geçtiği karmaşık bir yönetişim sorunudur.
Bu bağlamda elde edilen bulgular, siyasa yapıcılar açısından dikkate alınması
gereken bir dizi temel çıkarıma işaret etmektedir.
İlk olarak, Gazze’ye ilişkin her türlü geçiş ve yeniden yapılanma planının,
yerel meşruluk sorununu merkeze almadan sürdürülebilir olması olanaklı
değildir. Geçici ve teknokratik yönetim modelleri kısa vadede işlevsel olabilir,
ancak Gazze halkı nezdinde kabul görmeyen, dışarıdan dayatılmış algısı taşıyan
yapılar, orta vadede güvenlik risklerini ve siyasal kararsızlığı yeniden
üretecektir. Bu nedenle siyasa yapıcıların, güvenlik ve yeniden yapılanma
hedefleri kadar temsil ve katılım mekanizmalarına da yatırım yapmaları
gerekmektedir.
İkinci olarak, İsrail’in Gazze sonrası süreçte tümüyle dışlanması ile
sınırsız bir belirleyicilik alanına sahip olması arasında ince bir denge
bulunmaktadır. Çalışma, İsrail’in siyasal ve yönetsel rolünün
sınırlandırılmasının uluslararası meşruluk açısından gerekli olduğunu ortaya
koymakla birlikte, güvenlik boyutunun dikkate alınmadığı bir yaklaşımın süreci
kırılgan duruma getireceğini de göstermektedir. Bu nedenle siyasa yapıcılar,
İsrail’i yalnızca alandaki askeri bir aktör olarak değil, sınırları net çizilmiş
bir güvenlik paydaşı olarak konumlandıracak mekanizmalar geliştirmelidir.
Üçüncü olarak, Filistin iç siyasetindeki bölünmüşlük, Gazze sonrası düzenin
önündeki en temel yapısal engel olmaya devam etmektedir. Gazze ile Ramallah
arasındaki kopukluk giderilmeden, kalıcı bir siyasal çözüm üretmek olanaklı
görünmemektedir. Bu nedenle geçici yönetim modelleri, Filistin iç uzlaşı
süreçlerinin seçeneği olarak değil, bu süreçleri destekleyen ve kolaylaştıran
araçlar olarak tasarlanmalıdır. Aksi durumda geçici çözümler kalıcı bölünmelere
dönüşme riski taşımaktadır.
Dördüncü olarak, uluslararası yönetişim ve finansman modellerinin
tasarımında meşruluk–eşitlik ilişkisi göz ardı edilmemelidir. Gazze Kurulu’nda
kalıcı üyelik için mali katkı koşulu getirilmesi, sürecin sürdürülebilirliği
açısından kaynak yaratıcı bir mekanizma sunmakla birlikte, karar alma
süreçlerinin ekonomik kapasiteye endekslenmesi riskini de beraberinde
getirmektedir. Siyasa yapıcılar, finansal katkı ile siyasal temsil arasındaki
dengeyi dikkatle gözetmeli ve “ödeme gücü”nün “söz hakkı”na dönüşmesini engelleyecek
saydam ve kapsayıcı mekanizmalar oluşturmalıdır.
Son olarak, Gazze sonrası düzenin başarısı, kısa vadeli kararlılık
hedefleri ile uzun vadeli siyasal çözüm bakış açısı arasında kurulacak dengeye
bağlıdır. Gazze’nin yönetimi sorunu Filistin sorunundan bağımsız ele
alındığında, yalnızca çatışmayı erteleyen bir ara düzen üretilecektir. Bu
nedenle siyasa yapıcılar, Gazze’ye yönelik her geçiş planını, daha geniş bir
bölgesel barış ve siyasal çözüm bakış açısının parçası olarak ele almak
zorundadır.
Bu çıkarımlar ışığında Gazze dosyası, yalnızca yerel bir kriz alanı değil,
uluslararası sistemin çatışma sonrası yönetişim kapasitesinin sınandığı bir
örnek olarak değerlendirilmelidir. Alınacak kararlar, yalnızca Gazze’nin değil,
Ortadoğu’da benzer krizlerin nasıl yönetileceğine ilişkin emsal oluşturma gizil
gücüne sahiptir.
Türkiye Ne Yapmalı?
Yukarıda ortaya konulan siyasa çıkarımları, Gazze sonrası düzenin Türkiye
açısından yalnızca normatif değil, aynı zamanda stratejik bir karar alanı
olduğunu göstermektedir. Bu çerçevede, Türkiye’nin söz konusu yeni yönetişim
mimarisi karşısında nasıl bir tavır alması gerektiği sorusu, akademik
tartışmanın ötesine geçerek doğrudan kamusal ve siyasal bir tartışma alanına
taşınmaktadır. Aşağıdaki değerlendirme, bu soruya daha sade ve doğrudan bir
çerçeve sunmayı amaçlamaktadır.
Gazze savaşı sonrasında gündeme gelen yeni yönetişim planları, Filistin sorununu
yalnızca bir insancıl kriz alanı olmaktan çıkarıp, uluslararası siyasetin
yeniden şekillendiği bir dosyaya dönüştürdü. ABD öncülüğünde tartışılan “Gazze
sonrası düzen” kapsamında, bazı ülkelerden Gazze’yi yönetecek yapılarda kalıcı
yer almak için ciddi mali katkılar talep edilmesi, bu sürecin niteliğine ilişkin
önemli sorular doğuruyor. Türkiye açısından temel sorun da tam olarak burada
başlıyor: Bu masada yer almak için bedel ödemek mi, yoksa farklı bir etki yolu
mu izlemek?
Öncelikle şu saptamayı yapmak gerekiyor. Gazze için önerilen model ne
klasik bir uluslararası vasilik ne de Filistinlilerin kendi siyasal
süreçleriyle şekillenecek bir geçiş düzenidir. Daha çok, güvenlik ve yeniden yapılanmayı
zamana yaymayı amaçlayan, uluslararası aktörlerin belirleyici olduğu bir “ara
düzen”dir. Bu yapının en sorunlu yönlerinden biri ise, siyasal temsili ve karar
alma gücünü giderek finansal katkıya bağlamasıdır. Başka bir ifadeyle,
Gazze’nin geleceği, kimlerin ne kadar ödeme yapabildiği üzerinden şekillenme
riski taşımaktadır.
Türkiye’nin Filistin siyasası bugüne kadar net bir ilkeye dayanıyordu:
Filistin halkının kendi kaderini belirleme hakkı ve Filistin temsilinin
dışarıdan tasarlanmaması. Bu ilke, Türkiye’nin Gazze konusunda yüksek sesle
konuşabilmesinin de temel dayanağıydı. Ancak “kalıcı üyelik için ödeme”
yaklaşımı, Türkiye’yi zor bir tercihle karşı karşıya bırakmaktadır. Koşulsuz
bir katılım, Türkiye’yi karar alma gücü sınırlı ama siyasal ve ahlaksal
sorumluluğu yüksek bir yapının parçası durumuna getirebilir. Başarısızlık durumunda
bedeli ödeyen, başarı durumunda ise süreci yönlendiremeyen bir aktör konumu,
Ankara açısından akılcı değildir.
Öte yandan bu durum, Türkiye’nin Gazze’ye sırtını dönmesi gerektiği
anlamına da gelmemektedir. Aksine, Türkiye Gazze için kaynak ayırmalı, ancak bu
kaynağı, meşruluğu tartışmalı ve Filistin iç siyasal bölünmüşlüğünü
derinleştirme riski taşıyan yapılara koşulsuz biçimde aktarmamalıdır.
Türkiye’nin asıl gücü, masada simgesel bir sandalye değil, alanda somut ve
görünür etki yaratabilme kapasitesidir.
Bu noktada daha akılcı bir yol haritası ortaya çıkmaktadır. Türkiye,
Gazze’ye yönelik katkılarını BM, UNRWA, İslam İş Birliği Teşkilatı ve benzeri
çok taraflı ve görece meşru kanallar üzerinden sürdürmeli ve sağlık, barınma,
altyapı ve eğitim gibi alanlarda doğrudan sonuç üreten projelere
odaklanmalıdır. Böyle bir yaklaşım, hem Türkiye’nin Filistin söylemiyle tutarlı
olur hem de Gazze’nin siyasal kaderine ilişkin tartışmalı düzenlemelerin
parçası olmadan sorumluluk almasını sağlar.
Sonuç olarak sorun, “Türkiye para ödemeli mi?” sorusundan çok daha
geniştir. Asıl soru şudur: Türkiye, Gazze dosyasında parayla yer alınan bir
masanın parçası mı olacak, yoksa meşruluk, ilke ve sahici katkı üzerinden
etkisini mi gösterecek? Bugüne kadar izlenen çizgi dikkate alındığında, ikinci
yol hem daha tutarlı hem de uzun vadede daha etkilidir. Gazze’nin geleceği,
finansal aboneliklerle değil, meşru temsil, yerel sahiplenme ve gerçek siyasal
çözüm bakış açısıyla şekillenebilir. Türkiye’nin yapması gereken de bu gerçeği
göz ardı etmeden tavır almaktır.
Gazze’nin yeniden inşasına yönelik olası katkı modelleri tartışılırken,
kamu otoriteleri ile özel sektör aktörlerinin rollerinin açık biçimde
ayrıştırılması hem meşruluk hem de siyasa tutarlılığı açısından kritik önem
taşımaktadır. Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyeti’nin çatışma sonrası yönetişim
yapılarında yer almak amacıyla doğrudan mali yükümlülük üstlenmesi yerine, Türk
özel sektörünün sınırlı ve proje bazlı katkılar sunması bir seçenek olarak
değerlendirilebilir. Ancak bu tür bir katkı modeli, siyasal temsil veya
yönetişim süreçlerinde dolaylı etki elde etmeye yönelik bir araç olarak değil,
insancıl yeniden yapılanma ve kamu hizmetlerinin kurulmasına yönelik teknik bir
katkı çerçevesinde ele alınmalıdır. Bu tür özel sektör katkılarının meşruluğunu
koruyabilmesi belirli koşullara bağlıdır. Öncelikle söz konusu projelerin, kar
maksimizasyonu amacıyla değil, kamu yararı ve insancıl gereksinmeler temelinde
tasarlanması, kar oranlarının sınırlandırılması ve saydam ihale–uygulama
süreçlerine bağlı olması gerekmektedir. İkinci olarak, projelerin çok taraflı
uluslararası denetime açık olması ve Filistinli yerel kurumların sürece alınması,
yeniden yapım etkinliklerinin dışsal bir dayatma olarak algılanmasını önleyecek
temel unsurlar arasında yer almaktadır. Aksi durumda yeniden yapım sürecinin
ticari çıkarlarla özdeşleştirilmesi, yalnızca Gazze’deki toplumsal kabulü
zedelemekle kalmayacak, katkı sunan aktörlerin siyasal ve ahlaksal tavırlarını
da tartışmalı kılacaktır.
Bu çerçevede, kamu–özel sektör ayrımının net biçimde korunması, yeniden yapım
etkinliklerinin siyasal temsil sorunlarıyla iç içe geçmesini engelleyen bir
denge mekanizması işlevi görebilir. Böyle bir yaklaşım, hem Türkiye’nin
Filistin sorununa ilişkin ilkesel tutumuyla uyumlu bir katkı modeli sunmakta
hem de çatışma sonrası yönetişim süreçlerinde sıkça gözlemlenen
“ticarileşme–meşruluk gerilimi”nin sınırlandırılmasına olanak tanımaktadır.
Kaynakça
Kuramsal ve Kavramsal Çerçeve
Barnett, M., & Zürcher, C. (2009). The Peacebuilder’s Contract: How
External Statebuilding Reinforces Weak Statehood. In R. Paris & T. D. Sisk
(Eds.), The Dilemmas of Statebuilding. Routledge.
Chandler, D. (2006). Empire in Denial: The Politics of State-building.
Pluto Press.
Paris, R. (2004). At War’s End: Building Peace After Civil Conflict.
Cambridge University Press.
Fukuyama, F. (2004). State-Building: Governance and World Order in the 21st
Century. Cornell University Press.
Gazze, Filistin ve İsrail Üzerine
Brown, N. J. (2010). The Hamas-Fatah Conflict: Shallow but Wide. The
Fletcher Forum of World Affairs, 34(2), 35–49. http://www.jstor.org/stable/45289503
Milton-Edwards, B. (2013). Hamas: The Islamic Resistance Movement. Polity
Press.
Khalidi, R. (2020). The Hundred Years’ War on Palestine. Metropolitan
Books.
ABD Siyasası ve Uluslararası Yaklaşım
Lynch, M. (2016). The New Arab Wars: Uprisings and Anarchy in the Middle
East. PublicAffairs.
Mearsheimer, J. J., & Walt, S. M. (2007). The Israel Lobby and U.S.
Foreign Policy. Farrar, Straus and Giroux.
U.S. Department of State. (2024). Post-Conflict Governance Frameworks in
Fragile Territories.
Uluslararası Geçiş Yönetimleri (Karşılaştırmalı Örnekler)
Caplan, R. (2005). International Governance of War-Torn Territories: Rule
and Reconstruction. Oxford University Press.
Zaum, D. (2007). The Sovereignty Paradox: The Norms and Politics of
International Statebuilding. Oxford University Press.
Bose, S. (2002). Bosnia After Dayton: Nationalist Partition and
International Intervention. Oxford University Press.
Paris, R., & Sisk, T. D. (2009). The Dilemmas of Statebuilding.
Routledge.
Güncel Raporlar ve Siyasa Belgeleri
European Council on Foreign Relations (ECFR). (2024). Gaza After the War:
Political Scenarios.
The Washington Institute for Near East Policy. (2025). Gaza Phase 2:
Sorting Out the Political and Security Scenarios. https://www.washingtoninstitute.org/policy-analysis/gaza-phase-2-sorting-out-political-and-security-scenarios
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder