2026 ABD Ara Seçimleri: Trump’ın Güç
Kaybı ve Türkiye-İsrail-ABD Üçgeninde Yeni Denge
Sandıktan Kongre'ye, Washington'dan Orta
Doğu'ya Değişen Güç İlişkileri
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
ÖZ
3 Kasım 2026
tarihinde gerçekleştirilen ABD ara seçimleri Cumhuriyetçi Parti'nin Kongre'nin
iki kanadındaki çoğunluğunu kaybetmesi ve Demokratların her iki kanatta da
çoğunluğu elde etmesiyle sonuçlanmıştır. Bu çalışma seçim sonuçlarını yalnızca
iktidar partisinin dönem ortasında karşılaştığı olağan seçmen tepkisi
çerçevesinde değil, ABD'nin iç ve dış siyasa tercihlerinde ortaya çıkan daha
kapsamlı bir değişimin göstergesi olarak değerlendirmektedir. Araştırmanın
temel amacı, Cumhuriyetçilerin seçim yenilgisinde ekonomik sorunların, yaşam
maliyetindeki artışın ve yönetim başarımına yönelik hoşnutsuzluğun yanı sıra
İran savaşının ve İsrail'e verilen koşulsuz desteğin rolünü incelemektir.
Çalışmanın temel savı İran savaşının ekonomik ve siyasal maliyetleriyle
birlikte İsrail'e koşulsuz desteğin Amerikan kamuoyunda önemli bir sorgulama
yarattığı ve Cumhuriyetçilerin seçim yenilgisinde başat etmenlerden biri
olduğudur. Araştırmada nicel ve nitel yöntemlerin birlikte kullanıldığı karma
bir yaklaşım benimsenmiştir. Seçim sonuçları, kamuoyu yoklamaları, çıkış
anketleri, siyasal açıklamalar, Kongre'nin yetki ve denetim mekanizmaları ile
güncel siyasa değerlendirmeleri birlikte ele alınmıştır. Çözümleme dış siyasa
tercihlerinin iç siyasallaşması, bölünmüş yönetim, başkanlık gücünün sınırları
ve ABD–İsrail stratejik ortaklığının değişen siyasal dayanakları çerçevesinde
yürütülmüştür. Çalışma seçim sonuçlarının Trump'ın anayasal yetkilerini ortadan
kaldırmadığını ancak siyasal hareket alanını daraltarak başkanlığını erken bir
topal ördek dönemine dönüştürdüğünü ortaya koymaktadır. Ayrıca Demokratların
Kongre çoğunluğunu elde etmesinin İran savaşı, askeri yardımlar ve İsrail siyasası
üzerinde daha yoğun bir yasama denetimi oluşturabileceği değerlendirilmektedir.
ABD-İsrail stratejik ortaklığının kısa vadede sona ermesi beklenmemekle
birlikte İsrail'e verilen desteğin koşulsuz niteliğinin giderek daha fazla
tartışmaya açılması olasıdır. Sonuç olarak 2026 ara seçimleri Amerikan
seçmeninin dış siyasa kararlarını ekonomik maliyet, ulusal çıkar ve siyasal
hesap verebilirlik ölçütleri üzerinden daha fazla sorguladığı yeni bir döneme
işaret etmektedir. Bu dönüşüm, Türkiye açısından yeni diplomatik olanaklar
yaratırken bölgesel güç dengeleri ve ABD'nin Orta Doğu siyasası bakımından da
önemli belirsizlikler doğurmaktadır.
Anahtar
Kelimeler: ABD ara
seçimleri, Donald Trump, İran savaşı, İsrail'e koşulsuz destek, ABD–İsrail
ilişkileri, Türkiye–ABD ilişkileri, Kongre denetimi, Orta Doğu jeopolitiği.
ABSTRACT
The US midterm elections held on November 3, 2026,
resulted in the Republican Party losing its majorities in both chambers of
Congress, with the Democrats securing control of the House of Representatives
and the Senate. This study examines the election results not merely as a
conventional midterm reaction against the incumbent party, but as an indication
of a broader transformation in US domestic and foreign policy. The main
objective is to investigate the role of economic difficulties, rising living
costs and dissatisfaction with the administration, alongside the Iran war and
unconditional US support for Israel, in the Republican electoral defeat. The
central argument is that the economic and political costs of the Iran war,
combined with growing public scrutiny of unconditional support for Israel,
constituted one of the leading factors behind the Republican Party's defeat. The
study adopts a mixed-methods approach combining quantitative and qualitative
evidence. Official election results, public opinion polls, exit polls,
political statements, congressional oversight mechanisms and contemporary
policy assessments are examined together. The analysis draws on the domestic
politicization of foreign policy, divided government, the limits of
presidential power and the changing political foundations of the US–Israel
strategic partnership. The study argues that the election results have not
diminished Trump's constitutional powers, but have significantly narrowed his
political room for manoeuvre, turning his presidency into an early lame-duck
period. Furthermore, Democratic control of Congress is likely to increase
legislative scrutiny of the Iran war, military assistance and US policy towards
Israel. Although the US–Israel strategic partnership is unlikely to end in the
short term, the unconditional nature of American support for Israel is increasingly
open to political contestation. In conclusion, the 2026 midterm elections point
to a new period in which American voters increasingly assess foreign policy
decisions in terms of economic costs, national interests and political
accountability. This transformation may create new diplomatic opportunities for
Türkiye while generating significant uncertainties for regional power relations
and US policy in the Middle East.
Keywords: US Midterm
Elections, Donald Trump, Iran War, Unconditional Support for Israel, US–Israel
Relations, Türkiye–US Relations, Congressional Oversight, Middle East
Geopolitics.
GİRİŞ VE SORUNSALIN TANITIMI
3 Kasım 2026 tarihinde yapılan Amerika
Birleşik Devletleri ara seçimleri yalnızca Kongre'deki sandalye dağılımını
değiştiren olağan bir seçim olarak değerlendirilemez. Seçmenlerin Demokrat
Parti'ye Temsilciler Meclisi ve Senato'da çoğunluk sağlayacak ölçüde yönelmesi
Başkan Donald Trump'ın ikinci döneminin henüz ilk yarısı tamamlanmadan karşı
karşıya kaldığı en önemli siyasal kırılmalardan birini ortaya çıkarmıştır.
Cumhuriyetçi Parti'nin yalnızca geleneksel yarışma alanlarında değil, geçmişte
güvenli kabul edilen bazı Cumhuriyetçi bölgelerde de ciddi kayıplar yaşaması
seçim sonuçlarının basit bir iktidar aşınmasının ötesinde anlamlar taşıdığını
göstermektedir.
İlk bakışta seçim sonuçlarını
açıklayan en görünür etmen ekonomik hoşnutsuzluktur. Yüksek yaşam maliyeti,
enerji fiyatları, enflasyon ve Amerikan hanelerinin ekonomik geleceğe ilişkin
kaygıları iktidardaki Cumhuriyetçi Parti'ye yönelik tepkinin güçlü kaynakları
arasında yer almıştır. Bununla birlikte 2026 ara seçimlerini yalnızca ekonomik
gerekçelerle açıklamak yetersizdir. Seçim sürecinde ve seçim sonrasında ortaya
çıkan siyasal tablo Trump yönetiminin dış siyasa tercihleri ile Amerikan
seçmeninin gündelik ekonomik ve siyasal kaygıları arasında giderek daha
belirgin duruma gelen bir bağlantıya işaret etmektedir. Bu bağlantının
merkezinde ise ABD'nin İran savaşı içindeki rolü ve bu savaşın İsrail'in
bölgesel güvenlik stratejisiyle Amerikan kamuoyu tarafından nasıl
ilişkilendirildiği bulunmaktadır.
Trump yönetimi ikinci döneminde
İsrail'e verdiği güçlü ve büyük ölçüde koşulsuz destekle yalnızca geleneksel
ABD-İsrail ittifakını sürdürmekle kalmamış aynı zamanda Washington'ı Orta Doğu'daki
askeri çatışmaların daha doğrudan bir tarafı yapan bir siyasa izlemiştir.
İran'a karşı yürütülen savaş, Amerikan kamuoyunda giderek yalnızca uzak bir dış
siyasa sorunu olarak değil, ekonomik maliyetleri bulunan, Amerikan askeri
gücünü ve kaynaklarını tüketen ve ülkenin gelecekte daha geniş bir bölgesel savaşa
sürüklenmesi riskini taşıyan bir sorun olarak algılanmaya başlamıştır. Bu
noktada ortaya çıkan temel siyasal soru şudur: Amerikan toplumu ülkesinin
ulusal çıkarları ile İsrail'in güvenlik öncelikleri arasında giderek daha fazla
ayrım yapmaya mı başlamıştır? Bu sorunun önemi, yalnızca İsrail'e yönelik
sempati veya antipati üzerinden değerlendirilemez. Asıl sorun Amerikan
seçmeninin şu temel sorgulamaya yönelmesidir: Amerika Birleşik Devletleri hangi
savaşlar için, hangi maliyetlerle ve kimin stratejik öncelikleri doğrultusunda askeri
ve ekonomik kaynak kullanmaktadır?
2026 seçimlerinin siyasal anlamı da
büyük ölçüde burada ortaya çıkmaktadır. Ekonomik sorunlar, yüksek yaşam
maliyeti ve Trump yönetimine yönelik genel hoşnutsuzluk savaş karşıtlığıyla
birbirinden bağımsız etmenler olarak değil, giderek birbirini güçlendiren
unsurlar olarak ortaya çıkmıştır. İran savaşı enerji fiyatları ve ekonomik
maliyetler yoluyla Amerikan toplumunun gündelik yaşamına yansırken savaşın
sürdürülmesinin gerekçesi de daha yoğun biçimde sorgulanmıştır.
Bu çerçevede 2026 ara seçimlerinin
Trump yönetimine yönelik tepkinin başat bileşenlerinden birinin, İsrail'e
sınırsız destek siyasasının ve bu siyasanın ABD'yi İran savaşı içine daha
doğrudan çekmesinin olduğu ileri sürülebilir. Bu, seçim sonucunu yalnızca tek
bir dış siyasa sorununa indirgemek anlamına gelmemektedir. Ancak İsrail siyasası
ile savaş karşıtlığının ekonomik hoşnutsuzluk ve Trump karşıtlığıyla birleşerek
seçim davranışını etkileyen güçlü bir siyasal bileşen oluşturduğu yönündeki varsayım
seçim sonrası veriler ve siyasal gelişmeler ışığında ciddi biçimde
incelenmelidir.
Seçimlerin ikinci ve belki de daha
uzun vadeli sonucu Donald Trump'ın siyasal gücündeki değişimdir.
Trump anayasal olarak başkanlık
makamının geniş yürütme yetkilerini korumaktadır. Ancak siyasal güç, anayasal
yetkiyle aynı şey değildir. Seçimlerden önce başkanlık makamı ile Kongre'nin
her iki kanadının aynı siyasal güç tarafından denetlenmesi Trump'a olağanüstü
geniş bir siyasal hareket alanı sağlamaktaydı. 2026 ara seçimleri bu tabloyu
değiştirmiştir.
Demokratların Temsilciler Meclisi ve
Senato'da çoğunluğu ele geçirmesiyle birlikte ABD yeniden bölünmüş bir iktidar
yapısına dönmektedir. Yeni Kongre'nin yasama etkinliklerini engelleme, yürütme
organını soruşturma, bütçe üzerinde baskı kurma ve dış siyasa kararlarını daha
yoğun biçimde denetleme olanakları Trump'ın önümüzdeki iki yıl içindeki siyasal
hareket alanını önemli ölçüde daraltacaktır. Bu nedenle Trump'ın önümüzdeki
dönem için anayasal olarak güçlü ancak siyasal olarak giderek zayıflayan bir
başkan durumuna gelmesi beklenebilir.
Başka bir ifadeyle, 2026 seçimleri
Trump'ı klasik anlamda görev süresinin son dönemindeki bir topal ördek başkana
dönüştürmemiş olsa bile onu erken başlamış bir siyasal topal ördek sürecine
sokmuştur. Trump'ın görev süresinin sona ermesine henüz iki yıl bulunmasına
karşın siyasal tartışma artık yalnızca onun ne yapacağı etrafında
şekillenmeyecektir. Cumhuriyetçi Parti içinde 2028 sonrası döneme ilişkin güç savaşımları
başlayacak ve başkan adayları ve Kongre üyeleri Trump'a mutlak bağlılık ile
Trump sonrası Cumhuriyetçi Parti'yi yeniden kurma gereksinimi arasında yeni
tercihler yapmak zorunda kalacaktır.
Bu süreçte üçüncü önemli boyut ise “impeachment”
yani başkanın görevden alınmasına yönelik anayasal süreç olasılığıdır. Demokratların
Kongre'de çoğunluğu kazanması, Trump'ın otomatik olarak görevden alınacağı
anlamına gelmemektedir. Böyle bir sonucun ortaya çıkabilmesi için Temsilciler
Meclisi ve Senato'daki anayasal süreçlerin yanı sıra özellikle Cumhuriyetçi
Parti içinden de önemli bir kopuşun gerçekleşmesi gerekir. Bununla birlikte impeachment
artık yalnızca kuramsal veya siyasal söylem düzeyinde bir olasılık değildir.
Kongre soruşturmalarının genişlemesi, yönetimin uygulamalarının daha yoğun
biçimde denetlenmesi ve ortaya çıkabilecek yeni hukuksal veya siyasal bulgular
bu seçeneği önümüzdeki iki yılın gerçek siyasal senaryolarından biri durumuna
getirebilir.
2026 ara seçimlerinin uluslararası
sonuçları ise en az Amerikan iç siyaseti kadar önemlidir.
Türkiye açısından Trump'la kişisel
ilişkilere ve başkanlık makamının geniş hareket alanına dayalı bir Washington
okuması artık yeterli olmayacaktır. Ankara'nın önünde daha güçlü ve daha
müdahaleci bir Kongre'nin bulunduğu yeni bir siyasal ortam oluşmaktadır. Bu
durum bir yandan insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü, savunma
ilişkileri ve Suriye gibi konularda daha zorlayıcı bir diplomatik ortam
yaratabilir. Öte yandan ABD'nin İran savaşına ve Orta Doğu'daki askeri etkinliklerine
yönelik Kongre denetiminin güçlenmesi Türkiye'nin bölgesel savaşın
genişlemesini önleme yönündeki çıkarlarıyla kesişebilecek yeni diplomatik
olanaklar da yaratabilir.
İsrail açısından ise seçimlerin anlamı
daha doğrudan ve daha yapısaldır. Başkan Trump görevde kalmakta ve yürütme
organının dış siyasa alanındaki geniş yetkilerini korumaktadır. Bu nedenle ABD-İsrail
ittifakının kısa sürede ortadan kalkacağını veya Washington'ın İsrail siyasasını
bütünüyle değiştireceğini varsaymak gerçekçi değildir. Ancak Kongre'nin değişen
yapısı İsrail'e yapılan askeri yardımların, silah satışlarının ve ABD'nin İran
savaşındaki rolünün daha yoğun biçimde sorgulanmasına olanak sağlayacaktır.
Böylece İsrail'in uzun süredir
dayandığı temel varsayımlardan biri zayıflamaktadır: Washington'daki başkanlık
desteğinin, Amerikan siyasal sistemi içinde sınırsız ve maliyetsiz biçimde
sürdürülebileceği varsayımı.
Bu bağlamda 2026 ara seçimleri
yalnızca Demokratların Cumhuriyetçiler karşısında kazandığı bir seçim zaferi
değildir. Seçimler Amerikan toplumunun savaş, ekonomik maliyet, başkanlık gücü
ve ülkenin küresel rolü konularında yeniden söz söylemeye başladığını gösteren
daha geniş bir siyasal kırılmaya işaret etmektedir.
Bu çalışmanın temel sorunsalı tam da
bu noktada ortaya çıkmaktadır: 2026 ABD ara seçimleri, ekonomik sorunlar ve
Trump yönetimine yönelik olağan bir ara seçim tepkisinin ötesinde Amerikan
toplumunun İsrail'e sınırsız destek veren ve ABD'yi İran savaşıyla doğrudan
ilişkilendiren dış siyasaya yönelik daha derin bir “siyasal reddiye”sini mi
ortaya koymuştur?
Bu temel soruya bağlı olarak çalışma,
seçimlerin üç ayrı ancak birbirine bağlı düzeydeki sonuçlarını çözümlemeyi
amaçlamaktadır: Birincisi, seçimlerin ABD'deki güç dengeleri, Trump'ın siyasal
geleceği ve demokratik denge-denetim mekanizmaları üzerindeki etkileridir. İkincisi,
Demokratların Kongre çoğunluğunu elde etmesinin Türkiye-ABD ilişkileri ve
Türkiye'nin Orta Doğu'daki jeopolitik eylem alanı bakımından doğurabileceği
sonuçlardır. Üçüncüsü ise seçimlerin İsrail'in ABD'den aldığı siyasal ve askeri
desteğin geleceği ile İsrail'in bölgesel güvenlik stratejisi üzerindeki olası
etkileridir.
Bu çerçevede çalışma, 2026 ABD ara
seçimlerini bir seçim sonucu olarak değil, Washington'daki iktidar yapısını
değiştiren ve etkileri Washington'ın ötesine özellikle Türkiye-İsrail-ABD
üçgenine uzanan devingen bir siyasal kırılma olarak ele alacaktır.
AMAÇ VE HEDEFLER
Araştırmanın
Amacı
Bu çalışmanın temel amacı 3 Kasım 2026
tarihinde gerçekleştirilen ABD ara seçimlerinin sonuçlarını Amerikan siyasal
sisteminde ortaya çıkardığı güç değişimi ve uluslararası ilişkiler üzerindeki
olası etkileri bakımından çözümlemektir. Çalışma seçim sonuçlarını yalnızca
Cumhuriyetçi Parti'nin yaşadığı bir seçim yenilgisi veya Demokrat Parti'nin
elde ettiği bir başarı olarak değerlendirmemektedir. Bunun ötesinde, seçimlerin
Trump yönetiminin iç ve dış siyasa tercihlerine yönelik toplumsal tepkinin bir
göstergesi olup olmadığını araştırmaktadır. Bu kapsamda özellikle ABD'nin
İsrail'e verdiği koşulsuz siyasal, askeri ve diplomatik desteğin İran'la
yaşanan savaşın ve bu savaşın Amerikan toplumuna yüklediği ekonomik ve
stratejik maliyetlerin seçmen davranışı üzerindeki etkisi incelenecektir.
Araştırmanın temel yaklaşımı İsrail'e sınırsız desteğin ve bu desteğin ABD'yi
doğrudan askeri çatışmanın tarafı durumuna getirmesinin Trump yönetimine
yönelik toplumsal tepkinin başat bileşenlerinden biri olduğu varsayımına
dayanmaktadır. Çalışmanın ikinci amacı, Demokratların Kongre'nin iki kanadında
çoğunluğu elde etmesinin Trump'ın kalan başkanlık dönemindeki siyasal ve
yönetsel kapasitesi üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Bu bağlamda
başkanlık yetkileri ile siyasal güç arasındaki ayrım Trump'ın erken bir topal
ördek başkan konumuna sürüklenme olasılığı, Cumhuriyetçi Parti içerisindeki güç
savaşımları ve impeachment sürecinin gündeme gelme olasılığı ele
alınacaktır. Üçüncü amaç ise seçim sonuçlarının uluslararası yansımalarını
özellikle Türkiye ve İsrail açısından değerlendirmektir. Washington'daki güç
dağılımının değişmesinin Türkiye-ABD ilişkileri, Türkiye'nin Orta Doğu'daki
jeopolitik konumu, İsrail'in güvenlik stratejisi ve ABD-İsrail ittifakının
geleceği üzerindeki olası etkileri araştırılacaktır.
Araştırmanın
Hedefleri
Araştırmanın amaçları doğrultusunda
aşağıdaki hedeflerin gerçekleştirilmesi öngörülmektedir:
Seçim
sonuçlarının siyasal anlamını belirlemek:
Demokratların elde ettiği Kongre çoğunluğunun Amerikan siyasal sistemindeki güç
dengeleri ve Trump yönetiminin meşruluğu üzerindeki etkilerini değerlendirmek.
Seçmen
davranışının temel belirleyicilerini çözümlemek: Ekonomik hoşnutsuzluk, yaşam pahalılığı, İran
savaşı, İsrail'e koşulsuz destek ve Trump yönetimine yönelik genel tepkinin oy
verme davranışındaki ağırlığını araştırmak.
İsrail
siyasasına yönelik toplumsal tepkiyi incelemek: Amerikan kamuoyunda İsrail'e verilen desteğin
niteliği ve sınırları konusundaki değişimi farklı seçmen grupları ve siyasal
eğilimler bakımından değerlendirmek.
İran
savaşının seçim sonuçlarındaki etkisini belirlemek: Savaşın askeri, ekonomik ve stratejik
maliyetlerinin Amerikan seçmeninin dış siyasa tercihlerine ve Trump yönetimine
yönelik tutumuna yansımalarını incelemek.
Trump'ın
siyasal geleceğini değerlendirmek:
Demokratların Kongre çoğunluğunu elde etmesinin başkanın yasama, yürütme ve dış
siyasa alanlarındaki eylem kapasitesine etkilerini, Cumhuriyetçi Parti
içerisindeki olası ayrışmaları ve 2028 başkanlık seçimlerine yönelik güç savaşımını
çözümlemek.
“Impeachment”
olasılığını değerlendirmek:
Demokratların Kongre denetimini kullanarak başlatabilecekleri soruşturmaların
başkan hakkında görevden alma sürecine dönüşme koşullarını ve bu sürecin
siyasal sonuçlarını araştırmak.
Türkiye
açısından ortaya çıkan fırsat ve riskleri belirlemek: Washington'daki yeni güç dağılımının Türkiye-ABD
ilişkileri, savunma iş birliği ve Suriye, İran ve Orta Doğu'daki bölgesel güç
dengeleri üzerindeki olası etkilerini değerlendirmek.
İsrail'in
stratejik konumundaki değişimi incelemek:
ABD'de İsrail'e koşulsuz destek yaklaşımının sorgulanmasının İsrail'in askeri
ve diplomatik eylem alanı ile bölgesel güvenlik stratejisi üzerindeki olası
sonuçlarını değerlendirmek.
ABD-İsrail
ilişkilerinin geleceğine ilişkin öngörü geliştirmek: Amerikan siyasetinde İsrail'e destek
konusunda ortaya çıkan görüş ayrılıklarının iki ülke arasındaki geleneksel
ittifakın niteliğini ve sürdürülebilirliğini nasıl etkileyebileceğini
araştırmak.
Yeni
güç dengesinin uluslararası sonuçlarını değerlendirmek: Seçimlerin yalnızca ABD iç siyasetiyle
sınırlı olmayan Orta Doğu'daki güç ilişkilerini ve özellikle Türkiye–İsrail–ABD
üçgenindeki stratejik etkileşimi değiştirme olanağını ortaya koymak.
ARAŞTIRMA
SORULARI
Bu araştırma 2026 ABD ara seçimlerinin
ortaya çıkardığı siyasal ve uluslararası sonuçları açıklamak amacıyla aşağıdaki
temel soru ve alt sorular çerçevesinde yürütülecektir.
Temel Araştırma
Sorusu: 2026 ABD ara seçimleri Trump
yönetimine yönelik ekonomik ve siyasal hoşnutsuzluğun ötesinde ABD'nin İsrail'e
verdiği koşulsuz destek ve İran savaşı üzerinden şekillenen dış siyasa
yaklaşımına yönelik toplumsal bir reddiyeyi mi ortaya koymuştur?
Alt Araştırma
Soruları
Seçim
sonuçlarının açıklanmasında etkili olan temel toplumsal ve siyasal etmenler
nelerdir? Ekonomik sorunlar, yaşam pahalılığı, enerji fiyatları, savaş
karşıtlığı, İsrail siyasası ve Trump yönetimine yönelik genel hoşnutsuzluk
seçmen davranışını hangi ölçüde etkilemiştir?
İsrail'e
verilen koşulsuz destek Amerikan kamuoyunda nasıl bir siyasal tepki
yaratmıştır? ABD toplumunun farklı siyasal, toplumsal ve kuşaksal kesimlerinde
İsrail'e destek yaklaşımı değişmekte midir? Bu değişim İran savaşıyla birlikte
ABD'nin ulusal çıkarları ve dış siyasa öncelikleri bakımından nasıl
değerlendirilmektedir?
İran
savaşı, Trump yönetiminin seçim yenilgisinde nasıl bir rol oynamıştır? Amerikan
toplumunun savaşa katılım, askeri harcamalar, enerji maliyetleri ve bölgesel
savaşın genişleme riski konusundaki tutumu seçim davranışına nasıl yansımıştır?
Demokratların
Kongre'nin iki kanadında çoğunluğu elde etmesi ABD'deki yürütme ve yasama
ilişkilerini nasıl değiştirecektir?
Kongre'nin
denetim ve denge işlevinin güçlenmesi Trump'ın karar alma kapasitesini ve
yönetim üzerindeki siyasal denetimi hangi ölçüde etkileyecektir?
Trump
kalan başkanlık döneminde erken bir topal ördek başkana dönüşmekte midir? Kongre
çoğunluğunun kaybedilmesi, Cumhuriyetçi Parti içerisindeki güç savaşımları ve
2028 başkanlık seçimlerine yönelik hazırlıklar Trump'ın siyasal otoritesini
nasıl etkileyecektir?
“Impeachment” olasılığı hangi koşullarda gerçek bir siyasal
sürece dönüşebilir?
Demokratların
Kongre çoğunluğunu elde etmesi yönetim hakkında yürütülecek soruşturmalar ve
olası anayasal ihlal savları başkanın görevden alınmasına yönelik süreci
başlatabilecek bir ortam yaratabilir mi?
Seçim
sonuçları Türkiye-ABD ilişkilerinde nasıl bir değişim yaratabilir?
Trump'ın
kişisel diplomasi yaklaşımının yerini daha kurumsal bir Kongre-yürütme
ilişkisinin alması Türkiye'nin Washington ile ilişkilerini hangi yönlerden
etkileyebilir?
Yeni
Kongre çoğunluğu, Türkiye'nin Orta Doğu siyasası ve bölgesel güvenlik çıkarları
bakımından ne tür fırsat ve riskler doğurabilir?
Özellikle
İran savaşı, Suriye, İsrail'in bölgesel siyasaları ve Doğu Akdeniz'deki güç
ilişkileri bakımından yeni Washington yönetim dengesi nasıl
değerlendirilmelidir?
Seçim
sonuçları İsrail'in bölgesel güvenlik stratejisini ve ABD ile ilişkilerini
nasıl etkileyecektir?
İsrail'e
koşulsuz desteğin Amerikan siyasetinde sorgulanması askeri yardımların, silah
satışlarının ve diplomatik desteğin geleceği üzerinde ne ölçüde etkili
olabilir?
2026
ara seçimleri ABD'nin Orta Doğu siyasasında ve uluslararası güç ilişkilerinde
daha uzun süreli bir değişimin başlangıcını oluşturabilir mi?
Bu
değişim özellikle ABD–İsrail ilişkilerinin niteliği ve Türkiye-İsrail-ABD
üçgenindeki güç dengeleri bakımından nasıl bir gelecek öngörüsüne olanak
sağlamaktadır?
Araştırmanın
Temel Varsayımı
Araştırmanın temel varsayımı 2026 ABD
ara seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti'nin yaşadığı yenilginin yalnızca ekonomik
hoşnutsuzluk veya geleneksel iktidar karşıtı seçmen davranışıyla
açıklanamayacağıdır. Buna göre Trump yönetiminin İsrail'e koşulsuz desteği ve
ABD'yi İran savaşıyla doğrudan ilişkilendiren dış siyasası Amerikan toplumunda
giderek artan bir tepkiye neden olmuş ve bu tepki ekonomik maliyetler, savaş
karşıtlığı ve ABD'nin ulusal çıkarlarının yeniden tanımlanması talepleriyle
birleşerek seçim sonuçlarını etkileyen başat siyasal bileşenlerden birini
oluşturmuştur. Araştırmanın diğer varsayımı ise Demokratların Kongre'de
çoğunluğu elde etmesinin Trump'ın anayasal yetkilerini ortadan kaldırmamakla
birlikte siyasal eylem alanını daraltacağı ve ABD'nin iç ve dış siyasasında
yeni bir güç dengesi yaratacağıdır.
YÖNTEM
Araştırma
Yaklaşımı
Bu araştırmada karma yöntem yaklaşımı
benimsenmiştir. Nicel ve nitel verilerin birlikte değerlendirilmesiyle 2026 ABD
ara seçimlerinin nedenleri, siyasal sonuçları ve uluslararası etkilerinin çok
boyutlu biçimde açıklanması amaçlanmaktadır. Araştırmanın ilk aşamasında seçim
sonuçları, kamuoyu yoklamaları, seçim öncesi ve sonrası seçmen araştırmaları
ile ekonomik ve siyasal göstergelerden yararlanılacaktır. Bu veriler seçmen
davranışını etkileyen etmenlerin belirlenmesi ve farklı seçmen gruplarının
tercihleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi amacıyla kullanılacaktır. İkinci
aşamada seçim sonuçlarının Amerikan siyasal sistemi üzerindeki etkileri nitel
çözümleme yöntemiyle ele alınacaktır. Başkanlık makamı ile Kongre arasındaki
güç ilişkileri, yasama ve yürütme arasındaki denetim mekanizmaları,
Cumhuriyetçi Parti içerisindeki olası ayrışmalar ve impeachment
sürecinin koşulları bu kapsamda değerlendirilecektir. Üçüncü aşamada ise
seçimlerin uluslararası sonuçları özellikle Türkiye ve İsrail bakımından
karşılaştırmalı bir yaklaşımla incelenecektir. ABD'nin yeni siyasal güç
dağılımının iki ülkenin Washington ile ilişkileri Orta Doğu siyasaları ve
bölgesel güvenlik öncelikleri üzerindeki olası etkileri değerlendirilecektir.
Veri Kaynakları
Araştırmada birincil ve ikincil
kaynaklardan yararlanılacaktır. Birincil kaynaklar ABD ara seçimlerinin sonuçları
ve eyalet bazındaki oy dağılımları, seçim öncesinde ve sonrasında
gerçekleştirilen kamuoyu araştırmaları, seçmen çıkış araştırmaları (exit
polls), ABD Kongresi'nin tutanakları, yasama belgeleri ve komisyon
raporları, Başkanlık makamının açıklamaları ve yürütme kararları ve ABD
yönetiminin İsrail, İran ve Orta Doğu siyasalarına ilişkin belgeleridir. İkincil
kaynaklar ise ABD ve uluslararası basında yayımlanan haber, değerlendirme ve
araştırmalar, üniversitelerin ve araştırma kuruluşlarının seçim ve kamuoyu
çalışmaları, uluslararası ilişkiler ve güvenlik araştırma merkezlerinin
raporları, Türkiye, ABD ve İsrail'deki uzmanların değerlendirmeleri ve konuyla
ilgili akademik makaleler ve bilimsel yayınlardır. Kaynakların
değerlendirilmesinde yayımlanma tarihi, araştırma yöntemi, örneklem yapısı,
kurumsal güvenilirlik ve verilerin doğrulanabilirliği esas alınacaktır.
Nicel Verilerin
Çözümlemesi
Araştırmanın nicel boyutunda seçim
sonuçları ve kamuoyu araştırmaları karşılaştırmalı olarak incelenecektir. Özellikle
aşağıdaki göstergeler üzerinde durulacaktır: Demokrat ve Cumhuriyetçi adayların
oy oranları ve sandalye kazanımları, 2024 başkanlık seçimleri ile 2026 ara
seçimleri arasındaki oy değişimleri, Cumhuriyetçilerin geleneksel olarak güçlü
olduğu eyalet ve seçim bölgelerindeki sonuçlar ekonomik sorunların seçmen
tercihleri üzerindeki etkisi, İran savaşı ve ABD'nin askeri müdahalesine
ilişkin kamuoyu tutumları, İsrail'e verilen askeri ve diplomatik desteğe
ilişkin seçmen görüşleri ve yaş, kuşak, eğitim ve siyasal eğilimlere göre
seçmen tercihlerindeki farklılıklar. Bu aşamada özellikle ekonomik hoşnutsuzluk
ile dış siyasa kaynaklı hoşnutsuzluğun birbirinden ayrıştırılmasına
çalışılacaktır. İsrail'e koşulsuz desteğin seçim yenilgisindeki başat etmenlerden
biri olduğu varsayımının sınanabilmesi için İran savaşına karşı çıkış ile
İsrail siyasasına yönelik eleştirinin aynı şey olmadığı göz önünde
bulundurulacaktır. Bu iki tutumun örtüşme ve ayrışma alanları ayrıca
incelenecektir.
Nitel Verilerin
Çözümlemesi
Araştırmanın nitel boyutunda siyasal
söylem, kurumsal davranış ve stratejik tercihler incelenecektir. Bu kapsamda Trump'ın
seçim öncesi ve sonrası açıklamaları, Cumhuriyetçi ve Demokrat Parti
yöneticilerinin değerlendirmeleri, Kongre üyelerinin İsrail ve İran siyasalarına
ilişkin tutumları, İsrail hükümetinin ve siyasal aktörlerinin seçim sonuçlarına
yönelik tepkileri ve Türkiye'nin ABD ve Orta Doğu siyasasına ilişkin
açıklamaları karşılaştırmalı söylem ve içerik çözümlemesi içine alınacaktır. Bu
yöntemle seçim sonuçlarının yalnızca sayısal boyutu değil, siyasal aktörlerin
davranışlarında ve siyasa tercihlerinde yaratabileceği değişimler de ortaya
konulmaya çalışılacaktır.
Karşılaştırmalı
ve Süreç Odaklı Çözümleme
Araştırmanın uluslararası boyutunda
karşılaştırmalı çözümleme yönteminden yararlanılacaktır. ABD'nin seçim
öncesindeki ve sonrasındaki siyasal yapısı karşılaştırılarak Kongre
çoğunluğunun değişmesinin yürütme üzerindeki olası etkileri
değerlendirilecektir. Türkiye ve İsrail açısından ise iki ülkenin ABD ile
ilişkilerindeki farklılıklar stratejik öncelikleri ve Washington'daki yeni güç
dağılımından beklentileri incelenecektir. Ayrıca seçim sonuçlarının doğrudan ve
dolaylı etkileri birbirinden ayrılacaktır. Demokratların Kongre'de çoğunluğu
elde etmesiyle ortaya çıkan kurumsal değişiklikler doğrudan sonuçlar olarak
ABD'nin İsrail'e desteğinin niteliğinde, İran siyasasında ve Türkiye ile
ilişkilerinde zaman içerisinde oluşabilecek değişiklikler ise dolaylı ve orta
vadeli sonuçlar olarak ele alınacaktır.
Araştırmanın
Sınırlılıkları
Araştırmanın temel sınırlılığı seçim
sonuçları ile seçmenlerin belirli bir dış siyasa konusundaki tutumları arasında
doğrudan ve tek yönlü bir nedensellik ilişkisi kurmanın güçlüğüdür. Seçmenlerin
oy verme kararları birden fazla ekonomik, toplumsal ve siyasal etmenin
birleşimiyle oluşmaktadır. Bu nedenle seçim sonuçları tek başına İsrail siyasasına
yönelik toplumsal tepkinin büyüklüğünü göstermez. Ayrıca kamuoyu
araştırmalarında İran savaşı, İsrail'e askeri destek ve genel dış siyasa
tercihleri her zaman ayrı değişkenler olarak ölçülmemektedir. Bu durum,
İsrail'e koşulsuz desteğin seçim davranışı üzerindeki bağımsız etkisinin
belirlenmesini güçleştirebilir. Araştırmanın diğer bir sınırlılığı yeni
Kongre'nin çalışmalarının henüz başlamamış olmasıdır. Dolayısıyla Trump
yönetimi üzerindeki kurumsal etkiler ve ABD'nin dış siyasasında ortaya
çıkabilecek değişiklikler seçim sonuçlarından hareketle yapılacak öngörüler
çerçevesinde değerlendirilecektir. Bu sınırlılıklar dikkate alınarak
araştırmada doğrulanmış bulgular, siyasal değerlendirmeler ve geleceğe yönelik
öngörüler birbirinden açık biçimde ayrılacaktır.
KAVRAMSAL VE
KURAMSAL ÇERÇEVE
Ara Seçimlerde
İktidar Aşınması ve Seçmen Davranışı
ABD'de ara seçimler, başkanlık
seçimlerinden farklı olarak yürütme organının başarım düzeyinin iki yıllık bir
dönem sonunda seçmen tarafından değerlendirilmesine olanak veren siyasal bir
denetim mekanizması niteliği taşır. Başkanın partisinin ara seçimlerde sandalye
kaybetmesi Amerikan siyasal sisteminde sık rastlanan bir olgudur. Bununla
birlikte, kaybın boyutu, hangi seçim bölgelerinde gerçekleştiği ve seçmenin
hangi gerekçelerle iktidar partisine desteğini geri çektiği seçim sonuçlarının
siyasal anlamını belirler. Bu çerçevede üç kavram önem taşımaktadır:
Ekonomik
oy verme: Seçmenin enflasyon, yaşam pahalılığı,
istihdam, enerji fiyatları ve gelir düzeyindeki gelişmeleri değerlendirerek
iktidar partisine destek vermesi veya desteğini geri çekmesi.
Geriye
dönük değerlendirme: Seçmenin mevcut
yönetimi geçmiş iki yıllık başarısına göre değerlendirmesi.
Konu
temelli oy verme: Seçmenin belirli
bir siyasal veya toplumsal sorunu tercihinin başlıca belirleyicilerinden biri durumuna
getirmesi.
2026 ara seçimlerinin çözümlenmesinde
bu üç yaklaşımın birlikte ele alınması gerekir. Ekonomik sorunlar seçmen
davranışının güçlü belirleyicilerinden biridir. Ancak dış siyasa, savaş ve
uluslararası ittifaklar da seçmenin ulusal çıkar algısıyla doğrudan ilişkilendirildiğinde
seçim tercihlerinde etkili olabilir. Bu çalışmanın temel varsayımı Cumhuriyetçi
Parti'nin seçim yenilgisinin yalnızca ekonomik hoşnutsuzluk veya iktidar
partisinin ara seçimlerde karşılaştığı geleneksel oy kaybıyla
açıklanamayacağıdır. ABD'nin İran savaşı içindeki konumu ve İsrail'e sağlanan
koşulsuz desteğin Amerikan ulusal çıkarlarıyla ne ölçüde örtüştüğü konusundaki
sorgulama seçmen tepkisinin önde gelen bileşenlerinden biri olarak
değerlendirilmelidir.
Başkanlık Gücü,
Kongre Denetimi ve Topal Ördek Başkan
ABD siyasal sistemi yürütme, yasama ve
yargı organlarının birbirinden ayrıldığı ancak birbirlerini denetleme ve
sınırlama yetkilerine de sahip olduğu bir kuvvetler ayrılığı düzenine dayanır.
Başkanın anayasal yetkileri geniş olmakla birlikte bu yetkilerin
kullanılabilmesi çoğu durumda Kongre'nin bütçe, yasama, atama ve denetim
yetkileriyle doğrudan veya dolaylı biçimde ilişkilidir. Başkanın partisinin
Kongre'nin iki kanadını da kaybetmesi başkanın görev süresinin sona erdiği
anlamına gelmez. Bununla birlikte, yürütmenin siyasal eylem alanını daraltır.
Başkan, yasama gündemini belirleme, bütçe ve ödenekleri geçirme, üst düzey
atamaları gerçekleştirme ve yönetim siyasalarını Kongre'den destek alarak
sürdürme konularında daha fazla güçlükle karşılaşabilir. Bu durum, siyaset
biliminde bölünmüş yönetim (divided government) olarak tanımlanır.
Başkan ile Kongre çoğunluğunun farklı siyasal partilerden oluşması siyasal
sistemde denetim ve karşılıklı sınırlama mekanizmalarını güçlendirirken, karar
alma süreçlerinde tıkanma olasılığını da artırır. Bu çalışmada kullanılan
“topal ördek başkan” kavramı başkanın anayasal yetkilerini kaybetmesini değil,
bu yetkileri siyasal sonuç üretmek üzere kullanma kapasitesinin zayıflamasını
ifade etmektedir. Dolayısıyla Trump'ın 2026 ara seçimlerinden sonra
karşılaşacağı temel sorun hukuksal yetkilerinin ortadan kalkması değil, bu
yetkileri destekleyecek Kongre çoğunluğundan ve siyasal meşruluk desteğinden
yoksun kalmasıdır. Kongre'nin Demokratların denetimine geçmesi özellikle şu
alanlarda önem kazanacaktır: Yönetimin etkinliklerinin soruşturulması ve
denetlenmesi, bütçe ve kamu harcamalarının incelenmesi, yönetimin dış siyasa ve
güvenlik kararlarının sorgulanması, bakanlıklar ve federal kurumlar üzerindeki
gözetimin artırılması ve Başkan ve yönetim üyeleri hakkında soruşturma ve azil
süreçlerinin gündeme getirilmesi. Bu noktada azil (impeachment) süreci
ayrıca değerlendirilmelidir. Temsilciler Meclisi'nin salt çoğunlukla azil
kararı alabilmesi Demokratların bu süreci başlatma olanağını artırır. Ancak
başkanın görevden alınabilmesi için Senato'da hazır bulunan üyelerin üçte iki
çoğunluğunun mahkumiyet yönünde oy kullanması gerekir. Bu nedenle Demokratların
Kongre'deki çoğunluğu Trump'ın görevden alınmasını kendiliğinden sağlamaz.
Bununla birlikte, azil sürecinin başlatılması ve yürütülmesi başkanın siyasal
gücünü daha da aşındırabilecek ciddi bir olasılıktır.
ABD-İsrail
Stratejik İttifakı ve Koşulsuz Destek Sorunsalı
ABD ile İsrail arasındaki ilişkiler
yalnızca iki devlet arasındaki diplomatik ilişkilerden ibaret değildir. Askeri
iş birliği, istihbarat paylaşımı, teknoloji, savunma sanayisi, bölgesel
güvenlik ve Amerikan iç siyasetindeki güçlü destek ağları bu ilişkiyi
kurumsallaşmış bir stratejik ittifak durumuna getirmiştir. Bununla birlikte,
stratejik ittifak ile ittifakın her koşulda ve sorgulanmaksızın desteklenmesi
aynı şey değildir. Bir devletin başka bir devleti stratejik ortak olarak kabul
etmesi o ortağın bütün askeri ve siyasal tercihlerine koşulsuz destek vermesini
zorunlu kılmaz. Bu ayrım, 2026 seçimlerinin değerlendirilmesi açısından
önemlidir. ABD kamuoyunda İsrail'in güvenliğine destek ile İsrail hükümetinin
izlediği her siyasanın desteklenmesi arasında giderek daha belirgin bir ayrım
oluşup oluşmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İran'la savaşın doğrudan Amerikan
askeri ve ekonomik kaynaklarını kullanmayı gerektirmesi bu ayrımı daha görünür kılmış
olabilir. Burada iki farklı soru bulunmaktadır: “Amerikan seçmeni İsrail'in
güvenliğinin korunmasını destekliyor mu?” ve “Amerikan seçmeni İsrail'in
bölgesel stratejisinin gerektirdiği her askeri müdahaleye ABD'nin katılmasını
veya bu müdahaleleri koşulsuz desteklemesini kabul ediyor mu?” Bu iki soruya
verilecek yanıtların aynı olması beklenemez. Dolayısıyla İsrail'e verilen
desteğin sorgulanması otomatik olarak İsrail'in varlığına veya güvenliğine
karşı çıkılması anlamına gelmez. Asıl tartışma ABD'nin kendi ulusal çıkarları
ile İsrail hükümetinin güvenlik öncelikleri arasındaki ilişkinin nasıl
kurulacağıdır. Bu çalışmada “koşulsuz destek sorunsalı” ABD'nin İsrail'le
stratejik ittifakını sürdürürken İsrail hükümetinin askeri ve bölgesel
tercihlerine hangi ölçüde sınır koyabileceği ve Amerikan kamuoyunun bu konuda
nasıl bir tutum geliştirdiği üzerinden ele alınmaktadır.
Bölgesel
Savaşların İç Siyasete Etkisi ve Ulusal Çıkar Algısı
Dış siyasa kararlarının iç siyasete
etkisi özellikle savaş dönemlerinde belirginleşir. Savaşın başlangıcında
toplumda yönetim etrafında birleşme eğilimi görülebilir. Ancak savaş uzadığında
askeri kayıplar, ekonomik maliyetler, enerji fiyatları ve çatışmanın ulaşılması
beklenen siyasal hedefleri konusundaki belirsizlikler bu desteğin aşınmasına
yol açabilir. Bu çerçevede İran savaşı ABD açısından yalnızca bir dış siyasa ve
güvenlik sorunu değildir. Aynı zamanda Amerikan toplumunun savaşın
gerekçelerini, maliyetlerini ve sonuçlarını değerlendirdiği bir iç siyaset
konusudur. Savaşın ekonomik etkileri özellikle enerji fiyatları ve kamu
kaynaklarının kullanımı üzerinden seçmenin gündelik yaşamına yansıyabilir. Bu
nedenle seçmen dış siyasadaki bir tercihi yalnızca uluslararası güvenlik
bakımından değil, kendi ekonomik refahı ve ülkesinin uzun vadeli çıkarları
açısından da değerlendirebilir. Bu noktada ulusal çıkar algısı önem
kazanmaktadır. Bir dış siyasa kararının yönetim tarafından ulusal güvenlik
gerekçesiyle savunulması toplumun bu kararı aynı şekilde değerlendireceği
anlamına gelmez. Seçmen savaşın ABD'nin güvenliğine somut katkı sağlayıp
sağlamadığını, ülkeyi daha büyük bir çatışmanın içine sürükleyip
sürüklemediğini ve başka bir devletin güvenlik önceliklerinin Amerikan
çıkarlarının önüne geçip geçmediğini sorgulayabilir. Bu çalışmanın temel
inceleme alanlarından biri İran savaşı karşıtlığı ile İsrail'e koşulsuz destek siyasasına
yönelik itirazın ne ölçüde örtüştüğüdür. Bu iki tutum arasında güçlü bir ilişki
bulunması olanaklıdır ancak bunların aynı seçmen davranışını ifade ettiği
varsayılamaz. Savaş karşıtlığı daha geniş bir askeri müdahale karşıtlığından
kaynaklanabileceği gibi doğrudan İsrail siyasasına yönelik eleştiriden de
beslenebilir.
Dış Siyasa
Maliyetinin İç Siyasallaşması: Bütünleştirici Çözümleme Yaklaşımı
Yukarıdaki kavramlar birlikte
değerlendirildiğinde 2026 ara seçimlerini açıklamak için bütünleştirici bir
çözümleme yaklaşımına gereksinme olduğu görülmektedir. Bu çalışmada “dış siyasa
maliyetinin iç siyasallaşması” ifadesi dış siyasa kararlarının ekonomik,
toplumsal ve siyasal sonuçlarının seçmen tarafından ülke içindeki yönetim başarısıyla
ilişkilendirilmesini açıklamak üzere kullanılmaktadır. Bu ifade yerleşik ve
bağımsız bir kuramsal model savı taşımamakta ve araştırmanın farklı
değişkenleri arasındaki ilişkiyi açıklayan bir çözümleme çerçevesi olarak
önerilmektedir. Bu yaklaşımın temelinde şu ilişki bulunmaktadır: Dış siyasa
tercihi, askeri ve ekonomik maliyet, ulusal çıkar sorgulaması, seçmen tepkisi, seçim
sonuçları, Kongre'deki güç dağılımının değişmesi ve yürütmenin eylem alanının
daralması. Bu zincir, tek yönlü ve otomatik bir nedensellik ilişkisi olarak
değerlendirilmemelidir. Ekonomik koşullar, parti kimliği, ideolojik tercihler,
adayların özellikleri ve seçim bölgelerinin toplumsal yapısı da seçmen
davranışını etkilemektedir. Bununla birlikte dış siyasa kararlarının iç
siyasette maliyet üretmesi ve bu maliyetin seçim davranışına yansıması 2026 ara
seçimlerinin özgün yönlerinden biri olarak incelenmeye değerdir. Bu çerçevede
çalışmanın temel çözümleme önermesi şöyle ifade edilebilir: 2026 ABD ara
seçimleri ekonomik hoşnutsuzluğun yanı sıra ABD'nin İsrail'e koşulsuz desteği
ve İran savaşı içindeki rolü konusunda oluşan toplumsal sorgulamanın da etkili
olduğu bir siyasal güç değişimini ortaya çıkarmıştır. Bu değişim Trump
yönetiminin Kongre karşısındaki eylem alanını daraltırken ABD'nin Türkiye ve
İsrail siyasalarında yeni bir siyasal denge oluşması olasılığını gündeme
getirmiştir. Bu önerme izleyen bölümlerde seçim sonuçları, kamuoyu
araştırmaları, Kongre'nin yeni yapısı ve dış siyasa gelişmeleri üzerinden
sınanacaktır.
ÇÖZÜMLEME
2026 Ara
Seçimlerinin Sonuçları ve Siyasal Güç Dağılımındaki Değişim
3 Kasım 2026 tarihinde
gerçekleştirilen ABD ara seçimleri Başkan Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti
açısından ağır bir siyasal yenilgiyle sonuçlanmıştır. Demokratlar hem
Temsilciler Meclisi'nde hem de Senato'da çoğunluğu elde ederek Kongre'nin iki
kanadının denetimini yeniden kazanmıştır. Böylece Trump'ın ikinci başkanlık
döneminin son iki yılında karşı karşıya kalacağı siyasal ve kurumsal koşullar
önemli ölçüde değişmiştir. Associated Press Demokratların Senato'da
çoğunluğu kazandığını 3 Kasım gecesi ve Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu elde
ettiğini ise 4 Kasım sabahı ilan etmiştir. Seçim sonrasındaki ilk sonuç
tabloları Senato'da Demokratlar lehine en az yedi sandalyelik net değişime
işaret etmektedir. Temsilciler Meclisi'nde ise Cumhuriyetçilerin kayıpları daha
geniş bir alana yayılmıştır. Bazı seçim bölgelerinde oy sayımı ve sonuçların
kesinleşmesi devam ettiğinden sandalye sayılarının son biçimiyle
değerlendirilmesi için sonuçların tamamlanması beklenmelidir. Seçimin dikkat
çekici yönlerinden biri Demokratların yalnızca geleneksel olarak kendilerine
yakın bölgelerde başarı elde etmemesidir. Cumhuriyetçilerin 2024 başkanlık
seçiminde rahatlıkla kazandığı bazı eyalet ve seçim bölgelerinde de Demokrat
adayların kazanması seçmen hareketinin coğrafi kapsamını genişletmiştir.
Teksas, Ohio, Iowa, Kuzey Carolina ve Maine gibi eyaletlerde elde edilen
sonuçlar Cumhuriyetçilerin seçim kaybının tek bir bölgeye veya seçmen grubuna
özgü olmadığını göstermektedir. Özellikle Teksas'ta Demokratların eyalet
çapındaki başarıları Cumhuriyetçilerin geleneksel seçmen tabanındaki aşınmanın
boyutunu değerlendirmek bakımından önemlidir. Bu sonuçların üç temel siyasal
anlamı bulunmaktadır.
Seçim Sonucunun
Bir Yönetim Referandumuna Dönüşmesi
Ara seçimler Amerikan siyasal
geleneğinde çoğu zaman görevdeki başkanın başarım düzeyine ilişkin bir
değerlendirme niteliği taşır. 2026 seçimlerinde bu özellik daha belirgin olmuştur.
CBS News tarafından yayımlanan çıkış anketlerine göre Trump'ın görev onayı
yaklaşık yüzde 38 düzeyinde kalmıştır. Seçmenlerin yaklaşık onda altısı
Temsilciler Meclisi seçiminde Trump'ın kendileri için bir etmen olduğunu
belirtmiştir. Demokratlara oy veren seçmenlerin önemli bir bölümü tercihlerinin
temel gerekçesini Trump'a karşıtlık üzerinden açıklamıştır. Bu bulgular seçimin
yalnızca adaylar arasında bir yarış olmadığını ve aynı zamanda Trump'ın yönetim
biçemi, siyasal tercihleri ve başkanlıktaki başarısı hakkında bir
değerlendirmeye dönüştüğünü göstermektedir. Bununla birlikte, Demokratların
başarısını doğrudan kendi siyasal programlarına yönelik güçlü bir toplumsal
onay olarak yorumlamak doğru olmayacaktır. Çıkış anketleri, Demokrat Parti'nin
de toplumun tamamında olumlu karşılanan bir parti olmadığını göstermektedir. Bu
durum seçim sonucunun önemli ölçüde Cumhuriyetçi yönetimden duyulan
hoşnutsuzluk ve Trump'a karşı gelişen tepki üzerinden şekillendiğine işaret
etmektedir. Dolayısıyla Demokratların kazandığı çoğunluk bir yandan seçmenlerin
Trump yönetimine yönelik itirazını ve diğer yandan Demokratlara Kongre
üzerinden yönetimi denetleme ve farklı siyasa geliştirme fırsatı verdiğini
göstermektedir.
Cumhuriyetçi
Seçmen Tabanındaki Aşınma
Seçimin ikinci önemli sonucu
Cumhuriyetçi Parti'nin geleneksel seçmen tabanında ortaya çıkan kayıplardır.
Demokratların özellikle bazı Cumhuriyetçi eyaletlerde ve seçim bölgelerinde
başarı elde etmesi 2024 başkanlık seçiminde Trump'a destek veren seçmenlerin
bir bölümünün iki yıl sonra farklı tercihlerde bulunabildiğini göstermektedir. Associated
Press'in seçim sonrasındaki değerlendirmesine göre Latin kökenli
seçmenlerin Demokratlara yönelmesi bu değişimin önemli örneklerinden biridir.
2024 yılında Trump'a destek veren Hispanik seçmenlerin bir bölümünün 2026'da
Demokrat adayları tercih etmesi Cumhuriyetçilerin bu seçmen grubunda elde
ettiği kazanımların kalıcı olmadığını ortaya koymaktadır. Teksas'taki sonuçlar
da bu değişimi görünür kılmıştır. Bu hareketin yalnızca göç siyasası veya
kimlik temelli tercihlerle açıklanması yeterli değildir. Yaşam pahalılığı,
ekonomik beklentiler, yolsuzluk savları ve Trump yönetiminin göç siyasalarına
yönelik tepkiler birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle Cumhuriyetçi
Parti'nin yaşadığı kayıp yalnızca Demokratların oylarını artırması olarak
değil, Trump'ın 2024'te oluşturduğu seçmen koalisyonunun bütünlüğünün
zayıflaması olarak da okunmalıdır.
Kongre'de Yeni
Güç Dengesi
Demokratların iki Kongre kanadında da
çoğunluğu elde etmesi Trump yönetiminin önümüzdeki dönemde karşılaşacağı en
önemli kurumsal değişikliktir. Yeni Kongre'nin Ocak 2027'de göreve başlamasıyla
birlikte yürütme ile yasama arasındaki siyasal ilişki değişecektir.
Cumhuriyetçilerin denetimindeki Kongre döneminde yönetimin önceliklerini
destekleyebilen yasama organı artık farklı bir siyasal çoğunluk tarafından
yönetilecektir. Bu değişimin sonuçları birkaç başlıkta ortaya çıkacaktır:
Yasama
ve bütçe: Trump yönetiminin öncelikli yasama
girişimlerinin kabul edilmesi güçleşecektir. Bütçe ve ödenek görüşmeleri daha
yoğun siyasal pazarlıklara sahne olabilir.
Denetim
ve soruşturma: Demokratların
komite başkanlıklarını ve soruşturma yetkilerini kullanarak yürütmenin etkinliklerini
daha yakından incelemesi beklenebilir.
Atamalar: Senato'nun anayasal yetki alanına giren
atamalarda yönetimin hareket alanı daralabilir.
Dış
siyasa: İran savaşı, askeri harcamalar, silah
yardımları ve İsrail'e yönelik destek siyasaları Kongre'de daha yoğun biçimde
tartışılabilir.
Yönetim
içi siyasal gerilim: Cumhuriyetçi
Parti'nin yenilgi sonrasında kendi liderliğini ve 2028 başkanlık adaylığına
ilişkin konumlanmasını yeniden değerlendirmesi beklenebilir.
Bu noktada Temsilciler Meclisi
Cumhuriyetçi liderliğinde yaşanan gelişmeler de önemlidir. Mevcut Cumhuriyetçi
Meclis Başkanı Mike Johnson'ın yeni dönemde parti liderliğine aday olmayacağını
açıklaması seçim yenilgisinin parti içindeki etkilerinin hemen başladığını
göstermektedir. Cumhuriyetçi Parti'nin yeni liderlik arayışı Trump'ın parti
üzerindeki etkisinin devam edip etmeyeceği ve 2028 başkanlık adaylığının nasıl
şekilleneceği konusunda yeni bir savaşım alanı oluşturabilir.
İlk Değerlendirme
2026 ara seçimlerinin ortaya çıkardığı
tablo üç temel sonuç üzerinden özetlenebilir: Birincisi, Trump yönetimi seçmen
desteğinde belirgin bir aşınmayla karşılaşmış ve bu aşınma Kongre'nin iki
kanadının da kaybedilmesiyle kurumsal bir sonuca dönüşmüştür. İkincisi,
Cumhuriyetçi Parti'nin 2024'te oluşturduğu seçmen koalisyonu korunamamıştır.
Ekonomik hoşnutsuzluk, yönetimin başarı düzeyine yönelik eleştiriler ve dış siyasa
tercihlerine ilişkin itirazlar farklı seçmen gruplarını Demokrat adaylara
yöneltmiştir. Üçüncüsü, Demokratların Kongre'de çoğunluğu elde etmesi Trump'ın
başkanlık yetkilerini ortadan kaldırmamakla birlikte bu yetkileri kullanma ve
siyasal sonuç üretme kapasitesini sınırlayabilecek yeni bir güç dengesi
oluşturmuştur. Ancak bu sonuçların nedenlerini açıklarken ekonomik sorunları,
İran savaşını ve İsrail'e koşulsuz destek siyasasını birbirinden kopuk
değişkenler olarak ele almamak gerekir. Seçmenlerin savaşın ekonomik
maliyetleri, ABD'nin bölgesel güvenlik tercihleri ve İsrail hükümetinin siyasaları
hakkındaki değerlendirmeleri birbirini etkileyebilir. Bu nedenle seçim
sonuçlarının siyasal anlamı yalnızca hangi partinin kaç sandalye kazandığıyla
değil, seçmenin hangi siyasa tercihlerini reddettiği ve yeni Kongre'nin bu
itirazları nasıl kurumsal bir denetime dönüştüreceğiyle belirlenmelidir.
Seçmen
Davranışının Belirleyicileri: Ekonomi, İran Savaşı ve İsrail'e Koşulsuz Destek
2026 ara seçimlerinin seçmen davranışı
bakımından çözümlenmesinde üç temel etmen öne çıkmaktadır: ekonomik
hoşnutsuzluk, İran savaşına yönelik tepki ve ABD'nin İsrail siyasasına ilişkin
sorgulama. Bu etmenlerin her biri ayrı bir inceleme alanı oluşturmakla birlikte
seçim sürecinde birbirleriyle etkileşim içinde oldukları görülmektedir.
Ekonomik
Hoşnutsuzluk ve Yaşam Pahalılığı
Seçim sonuçlarını açıklayan en güçlü
ve doğrudan bulgulardan biri ekonomik hoşnutsuzluktur. CBS News çıkış
anketleri seçmenlerin yaklaşık yüzde 89'unun yaşam pahalılığını oy
tercihlerinde önemli veya belirleyici bir etmen olarak gördüğünü ortaya
koymaktadır. Ekonomik durumun kötüleştiğini düşünenler arasında Demokrat
adaylara yöneliş belirginleşmiştir. Enflasyonun gündelik yaşam üzerindeki
etkisi ve seçmenlerin iki yıl öncesine kıyasla mali durumlarını daha olumsuz
değerlendirmeleri iktidar partisinin aleyhine işlemiştir. Bu bulgular, Trump'ın
2024 seçimlerinde ekonomik sorunları çözme vaadiyle elde ettiği desteğin
2026'da önemli ölçüde aşındığını göstermektedir. Seçmen yönetimin ekonomik başarısını
değerlendirirken yalnızca genel ekonomik göstergelere değil, gıda, enerji ve
barınma gibi gündelik harcamalara da odaklanmıştır. Pew Research Center'ın
seçim öncesinde yaptığı araştırmada kayıtlı seçmenlerin yüzde 84'ü
ekonomiyi oy tercihleri bakımından çok önemli gördüğünü belirtmiştir. Bu oran
hem Cumhuriyetçi hem Demokrat adayları destekleyen seçmenler arasında yüksek
düzeydedir. Dolayısıyla ekonomik sorunların yalnızca muhalefet seçmeninin
gündemi olmadığı açıktır. Bu noktada ekonomik hoşnutsuzluğun iki farklı siyasal
sonucu bulunmaktadır. Birincisi, seçmenlerin iktidar partisinin yönetim
kapasitesine ilişkin güvenini zayıflatmasıdır. İkincisi, dış siyasa
kararlarının ekonomik sonuçlarının daha yakından sorgulanmasına yol açmasıdır.
Özellikle enerji fiyatlarının yükselmesi İran savaşı ile gündelik yaşam
maliyetleri arasında doğrudan bir ilişki kurulmasına neden olmuştur. Ekonomik etmen
bu nedenle dış siyasa itirazından bağımsız değerlendirilmemelidir. Savaşın
ekonomik maliyeti seçmenin savaşa ilişkin tutumunu güçlendiren bir unsur durumuna
gelmiştir.
İran Savaşına
Yönelik Tepki
2026 seçimlerinde ekonomi kadar dikkat
çekici diğer konu İran savaşıdır. Gallup'un 1-19 Ekim tarihleri arasında
kayıtlı seçmenlerle yaptığı araştırmada katılımcıların yüzde 47'si İran'daki
durumu oy tercihleri bakımından son derece önemli olarak değerlendirmiştir. Bu
oran, ekonominin yüzde 50'lik düzeyine oldukça yakındır. Bağımsız seçmenlerde
İran sorununu son derece önemli görenlerin oranı yüzde 46 ve Demokrat
seçmenlerde ise yüzde 58'dir. Bu sonuç İran savaşının seçim gündeminde ikincil
bir dış siyasa sorunu olmadığını göstermektedir. Özellikle Demokrat seçmenler
ve bağımsızlar açısından savaş oy tercihini etkileyebilecek önemli bir konu durumuna
gelmiştir. CBS News çıkış anketleri de savaşın Amerikan kamuoyunda
yaygın bir destek görmediğine işaret etmektedir. Seçmenlerin çoğunluğu İran'a
yönelik askeri eylem kararını yanlış bulduğunu belirtmiştir. Bu görüşün
Cumhuriyetçi seçmenlerin yaklaşık dörtte birinde de karşılık bulması önemlidir.
Savaşın yalnızca Demokratların karşı çıktığı bir siyasa olmadığı ve
Cumhuriyetçi seçmen tabanında da itirazların bulunduğu anlaşılmaktadır. Christian
Science Monitor'ün 6 Kasım tarihli değerlendirmesinde aktarılan NBC çıkış
anketine göre seçmenlerin yüzde 63'ü Trump'ın İsrail'le birlikte İran'a karşı
savaşa girme kararını yanlış bulmuştur. Bu bulgu savaşın yalnızca askeri ve
diplomatik sonuçları üzerinden değil, ABD'nin İsrail'le birlikte hareket etmesi
üzerinden de değerlendirildiğini göstermektedir. Savaş karşıtlığının iki önemli
dayanağı bulunmaktadır:
Stratejik
itiraz: ABD'nin İran'la doğrudan askeri
çatışmaya girmesinin Amerikan güvenliğine ne ölçüde katkı sağladığı ve ülkeyi
daha geniş bir bölgesel savaşın içine sürükleyip sürüklemediği.
Ekonomik
itiraz: Savaşın enerji fiyatları, kamu
harcamaları ve Amerikan vatandaşlarının ekonomik refahı üzerindeki etkileri.
Bu iki itiraz birbirini
tamamlamaktadır. Seçmen bir yandan savaşın ülkenin güvenliğine katkısını
sorgularken diğer yandan bu savaşın maliyetini kendi yaşam koşulları üzerinden
değerlendirmektedir. Bununla birlikte, İran savaşına karşı çıkışın bütün
seçmenler bakımından aynı siyasal gerekçeye dayandığı söylenemez. Bir kesim askeri
müdahaleciliğe genel olarak karşı çıkarken bir başka kesim savaşın İsrail'in
bölgesel güvenlik öncelikleri doğrultusunda yürütüldüğünü düşünerek itiraz
ediyor olabilir. Bu farklılık, sonraki çözümlemede özellikle dikkate
alınmalıdır.
İsrail'e Koşulsuz
Destek Siyasasının Seçimlerdeki Yeri
Çalışmanın temel savı bakımından en
önemli sorun ABD'nin İsrail'e verdiği desteğin Amerikan seçmeni tarafından
nasıl değerlendirildiğidir. Gallup'un Ekim 2026 araştırması,
İsrail-Filistin sorununun seçmenlerin yüzde 35'i tarafından oy tercihi
açısından son derece önemli görüldüğünü ortaya koymaktadır. Bu oran, İran'daki
durum için ölçülen yüzde 47'nin altındadır. Ancak İsrail-Filistin sorununu çok
önemli gören Demokrat seçmenlerin oranı yüzde 47'ye ulaşırken,
Cumhuriyetçilerde yüzde 25 düzeyindedir. Bu farklılık, sorunun partiler
arasında farklı ağırlıklarla değerlendirildiğini göstermektedir. Burada dikkat
edilmesi gereken nokta İsrail-Filistin sorununun önem derecesi ile İsrail
hükümetine verilen ABD desteğine ilişkin tutumun aynı ölçüm olmadığıdır. Bir
seçmen Filistin sorununu önemli görebilir ancak ABD'nin İsrail'e askeri
desteğini destekleyebilir. Başka bir seçmen ise İsrail'in güvenliğinin
korunmasını gerekli bulmasına karşın İsrail hükümetinin bölgesel askeri siyasalarına
ve bu siyasaların ABD tarafından koşulsuz desteklenmesine karşı çıkabilir. Bu
nedenle araştırmanın temel sorusu Amerikan toplumunun İsrail'e yönelik
geleneksel desteğini bütünüyle geri çekip çekmediği değildir. Asıl soru bu
desteğin koşulsuz niteliğinin sorgulanmaya başlanıp başlanmadığıdır. İran
savaşı bu ayrımı görünür kılmıştır. ABD'nin İsrail'le birlikte İran'a karşı askeri
eyleme katılması Amerikan seçmeninin gözünde iki ülkenin güvenlik önceliklerini
aynı çizgide birleştirmiştir. Bu durum İsrail'in güvenliğine destek ile ABD'nin
doğrudan savaşa katılması arasındaki sınırı tartışmalı duruma getirmiştir. Bu
bağlamda seçim sonuçları ABD'nin İsrail siyasasında bir kopuşun gerçekleştiğini
kanıtlamamaktadır. Ancak koşulsuz desteğin siyasal maliyetinin arttığını ve bu siyasanın
Kongre'de daha fazla sorgulanabileceğini düşündüren güçlü işaretler
bulunmaktadır.
Ekonomi, İran
Savaşı ve İsrail Siyasasının Birleşen Etkisi
Seçmen davranışını açıklayan bu üç etmeni
birbirinden bağımsız değişkenler olarak değerlendirmek 2026 seçimlerinin
siyasal anlamını daraltacaktır. Ekonomik hoşnutsuzluk, seçmenin yönetimin
başarı düzeyine ilişkin değerlendirmesini olumsuz yönde etkilemiştir. İran
savaşı bu hoşnutsuzluğa askeri ve stratejik bir boyut eklemiştir. İsrail'e
verilen desteğin niteliği ise savaşın hangi siyasal öncelikler doğrultusunda
yürütüldüğü sorusunu gündeme taşımıştır. Bu ilişkiyi şu şekilde ifade etmek olanaklıdır:
İsrail'e koşulsuz destek, İran'la askeri çatışmaya sürüklenme algısı, askeri ve
ekonomik maliyetlerin artması, Amerikan ulusal çıkarlarının sorgulanması ve
seçmen tepkisi. Bu zincir, her seçmenin aynı düşünce sürecinden geçtiği
anlamına gelmez. Ancak savaşın ekonomik sonuçları ile İsrail siyasasına yönelik
itirazın aynı siyasal tepkiyi besleyebileceğini göstermektedir. CBS ve Gallup
verileri ekonominin seçimde en geniş seçmen kitlesini etkileyen konu olduğunu
ve İran savaşının ise çok yakın bir önem düzeyine ulaştığını ortaya
koymaktadır. İsrail-Filistin sorununun doğrudan önem derecesi daha düşük
görünmekle birlikte İran savaşıyla birleştiğinde ABD'nin İsrail siyasasına
ilişkin tartışmanın ağırlığı artmaktadır. Bu nedenle İsrail'e koşulsuz destek siyasasının
seçim yenilgisindeki rolünü yalnızca İsrail-Filistin sorununu en önemli konu
olarak seçen seçmenlerin oranıyla ölçmek yanıltıcı olacaktır. Savaş karşıtlığı,
enerji fiyatları, Amerikan askeri müdahaleciliğine itiraz ve ulusal çıkar
tartışması da bu siyasanın seçmen nezdindeki maliyetine katkıda bulunmuş
olabilir.
Ara
Değerlendirme: Seçim Yenilgisinin Çok Boyutlu Nedeni
2026 ara seçimlerine ilişkin bulgular
Cumhuriyetçi Parti'nin yenilgisinin çok boyutlu bir seçmen tepkisinin sonucu
olduğunu göstermektedir. Ekonomi ve yaşam pahalılığı, seçmen davranışının en
geniş tabanlı belirleyicisidir. İran savaşı, yönetimin dış siyasa tercihlerine
yönelik güçlü bir itiraz alanı oluşturmuştur. İsrail'e koşulsuz destek ise bu
savaşın gerekçeleri ve ABD'nin ulusal çıkarlarıyla uyumu üzerinden tartışmaya
açılmıştır. Bu çerçevede çalışmanın başlangıçta ortaya koyduğu savı şu şekilde
değerlendirmek olanaklıdır: İsrail'e koşulsuz destek 2026 ara seçimlerinde
Cumhuriyetçi Parti'nin yenilgisini açıklayan tek neden değildir ancak İran
savaşıyla birlikte değerlendirildiğinde seçmen tepkisinin önde gelen siyasal
bileşenlerinden biridir. Bu siyasanın seçim sonuçlarına etkisi, yalnızca İsrail
sorununu doğrudan gündeminde tutan seçmenlerle sınırlı değildir. Savaşın
ekonomik maliyetlerinden rahatsız olan ve ABD'nin başka bir devletin güvenlik
öncelikleri doğrultusunda askeri çatışmaya girmesini istemeyen seçmenlerin
tepkisi de aynı siyasal tartışmanın parçasıdır. Bununla birlikte, mevcut
anketler İsrail'e koşulsuz desteğe yönelik itirazın bağımsız ve tek başına
ölçülmüş seçim etkisini kesin biçimde ortaya koymamaktadır. Bu nedenle söz
konusu etmenin ağırlığı doğrudan ölçülebilen savaş karşıtlığı ve kamuoyu
tutumlarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Sonuç olarak 2026 seçimleri
Amerikan toplumunda dış siyasa tercihlerinin iç siyasetten bağımsız
tutulamayacağını göstermiştir. ABD'nin İsrail'le stratejik ittifakı devam
edebilir ancak bu ittifakın askeri ve siyasal sonuçlarının Amerikan ulusal
çıkarları bakımından yeniden tartışılması seçim sonrasında daha güçlü bir
siyasal gündem durumuna gelebilir.
Trump'ın Siyasal
Geleceği: Topal Ördek Başkanlık, Cumhuriyetçi Parti'de Liderlik Savaşımı ve
2028 Seçimleri
2026 ara seçimlerinin Trump açısından
en önemli sonucu başkanlık yetkilerinin sona ermesi değil, bu yetkileri siyasal
sonuç üretmek üzere kullanmasını sağlayan Kongre desteğinin kaybedilmesidir.
Trump, 2028 yılına kadar başkanlık görevini sürdürecektir ancak önündeki iki
yılın siyasal koşulları ilk iki yılından belirgin biçimde farklı olacaktır. Bu
nedenle Trump'ın geleceğini üç düzeyde ele almak gerekir: Kongre karşısındaki eylem
alanı, Cumhuriyetçi Parti üzerindeki liderliği ve görev süresinin geri
kalanında karşılaşabileceği azil baskısı. Bunlara bir dördüncü boyut olarak
2028 başkanlık seçimlerine yönelik parti içi hazırlıkların etkisini eklemek
gerekir. Buradaki temel sav şudur: Trump anayasal bakımdan güçlü bir başkan
olarak kalacak fakat siyasal bakımdan erken bir “topal ördek” başkana dönüşme
riskiyle karşı karşıya olacaktır.
Kongre
Çoğunluğunun Kaybedilmesi ve Trump'ın Eylem Alanı
Trump'ın karşı karşıya olduğu ilk
sorun Kongre'deki çoğunluğun kaybedilmesidir. Demokratların Ocak 2027'de her
iki kanadın denetimini devralmasıyla birlikte Beyaz Saray ile Kongre arasında
belirgin bir siyasal ayrışma ortaya çıkacaktır. Ancak bu değişimin sınırlarını
doğru belirlemek gerekir. ABD Başkanı, Kongre çoğunluğunu kaybettiğinde yürütme
yetkilerini kaybetmez. Başkanlık kararnameleri çıkarabilir, yürütme organının etkinliklerini
yönlendirebilir, başkomutan sıfatıyla askeri kararlar alabilir ve dış siyasada
önemli ölçüde öncül güç kullanabilir. Başkanın veto yetkisi de devam eder. Buna
karşılık Kongre'nin bütçe, ödenek, yasama, soruşturma ve atama yetkileri,
başkanın siyasal hareket alanını sınırlandırabilecek niteliktedir. Özellikle
Senato'nun Demokratların denetimine geçmesi federal yargıçların ve üst düzey
yürütme görevlilerinin atanmasında Trump yönetiminin karşılaşacağı güçlükleri
artıracaktır. Reuters'ın 5 Kasım tarihli değerlendirmesi bu ayrımı
özellikle vurgulamaktadır: Demokratların Kongre'yi kazanması Trump yönetimine
yönelik denetimi ve soruşturmaları güçlendirecek ancak başkanın dış siyasa ve askeri
eylem konusundaki geniş yetkilerini ortadan kaldırmayacaktır. Bu nedenle
Trump'ın önümüzdeki dönemde iki farklı davranış eğilimi göstermesi olanaklıdır:
Kongre ile çatışmayı sınırlayarak görev süresinin kalan bölümünü daha az
siyasal hasarla tamamlamaya çalışmak ve Kongre denetimini kendi başkanlık
yetkilerine müdahale olarak değerlendirerek yürütme yetkilerini daha yoğun
kullanmak. İkinci seçeneğin özellikle dış siyasa ve güvenlik alanında ortaya
çıkması olanaklıdır. İran savaşı bunun en önemli sınavı olacaktır. Trump,
Kongre'deki güç kaybına karşın askeri baskıyı sürdürmeyi veya artırmayı tercih
edebilir. Ancak böyle bir tercih savaşın ekonomik maliyetleri nedeniyle zaten
zayıflamış olan Cumhuriyetçi desteği daha da aşındırabilir.
Cumhuriyetçi
Parti'de Liderlik Savaşımı
Seçim yenilgisinin ikinci önemli
sonucu Cumhuriyetçi Parti'nin gelecekteki liderliği konusundaki tartışmanın
başlamasıdır. Bu gelişmenin ilk somut göstergesi Temsilciler Meclisi Başkanı
Mike Johnson'ın yeni Kongre döneminde Cumhuriyetçi azınlık liderliği için aday
olmayacağını açıklamasıdır. Johnson Trump'la yakın ilişkileri ve yönetimin
yasama önceliklerini desteklemesiyle tanınmaktaydı. Seçim yenilgisinin ardından
liderlik yarışından çekilmesi Cumhuriyetçi Parti'de yenilginin sorumluluğu ve
yeni dönemin siyasal yönelimi hakkındaki tartışmaların derinleştiğini
göstermektedir. Johnson'ın yerine geçmek için Steve Scalise ve Jim Jordan'ın
öne çıkması parti içindeki iki farklı eğilimi görünür kılmaktadır. Scalise daha
geleneksel ve iş dünyasıyla yakın ilişkili Cumhuriyetçi kanadın desteğini
alabilecek bir isim olarak değerlendirilirken Jordan tutucu ve Trump'a yakın
kanadın temsilcilerinden biridir. Bu yarış yalnızca Temsilciler Meclisi'ndeki
liderliğin belirlenmesi değildir. Aynı zamanda Cumhuriyetçi Parti'nin
Demokratların denetimindeki Kongre karşısında nasıl bir muhalefet yürüteceğini
ve Trump'ın parti üzerindeki etkisinin hangi ölçüde devam edeceğini
gösterecektir. Burada üç olasılık bulunmaktadır:
Birinci
olasılık: Trump merkezli partinin korunması.
Cumhuriyetçi Parti seçim yenilgisine karşın Trump'ın siyasal tabanını ve
hareketini korumaya çalışabilir. Bu durumda parti yönetimden uzaklaşmak yerine
Demokratların denetim girişimlerine karşı Trump'ı savunmaya devam edecektir.
İkinci
olasılık: Parti içinde denetimli ayrışma.
Cumhuriyetçilerin bir bölümü seçim yenilgisinin nedenlerini Trump'ın yönetim biçemi,
dış siyasa tercihleri ve siyasal kutuplaştırma stratejisinde arayabilir. Bu
kesim, Trump'la bütün bağlarını koparmadan partinin 2028 seçimlerine daha geniş
bir seçmen tabanıyla hazırlanmasını savunabilir.
Üçüncü
olasılık: Trump sonrası döneme geçiş.
Parti içindeki bazı aktörler Trump'ın 2028 seçimlerinde yeniden aday
olamayacağı gerçeğinden hareketle yeni liderlik ve adaylık arayışını
hızlandırabilir. Bu durumda Cumhuriyetçi Parti Trump'ın siyasal mirasını
sahiplenmekle birlikte onun kişisel liderliğinden bağımsız bir siyasal yapı
oluşturmayı deneyebilir.
Bu üç olasılığın birbirini dışlaması
gerekmemektedir. Parti içindeki savaşım önümüzdeki iki yıl boyunca bu
eğilimlerin güç dengelerine göre şekillenebilir.
2028 Başkanlık
Seçimleri ve Trump Sonrası Cumhuriyetçi Parti
ABD Anayasası'nın 22. Değişikliği bir
kişinin başkanlık görevine iki defadan fazla seçilmesini engellemektedir.
Trump'ın iki kez başkan seçilmiş olması nedeniyle 2028 başkanlık seçimlerinde
yeniden aday olması anayasal olarak olanaklı değildir. Bu durum, Cumhuriyetçi
Parti açısından kaçınılmaz bir liderlik ve aday belirleme süreci yaratmaktadır.
Trump'ın parti üzerindeki etkisini korumak istemesi kendisine yakın bir adayın
seçilmesini desteklemesi ve kendi siyasal hareketinin geleceğini belirleme
çabası, parti içi savaşımda önemli rol oynayabilir. Ancak 2026 ara seçimleri,
Trump'ın desteklediği siyasal çizginin seçim kazanma kapasitesinin
sorgulanmasına yol açmıştır. Özellikle bağımsız seçmenlerin ve 2024'te Trump'a
oy vermiş bazı seçmen gruplarının Demokratlara yönelmesi Cumhuriyetçi Parti'nin
2028 stratejisini yeniden değerlendirmesini gerektirebilir. 2028 için öne
çıkabilecek adaylık tartışmasını şimdiden kesin isimler üzerinden yürütmek
doğru değildir. Ancak partide üç farklı siyasal yönelim arasında bir savaşım
beklenebilir: Trump'ın siyasal çizgisini ve MAGA hareketini doğrudan sürdürecek
adaylar, Trump seçmen tabanını korurken bağımsız ve merkez seçmenlere de
ulaşmayı hedefleyen adaylar ve Cumhuriyetçi Parti'nin geleneksel tutucu
çizgisini yeniden güçlendirmek isteyen adaylar. Bu savaşım yalnızca adayların
kişisel özellikleriyle değil, 2026 yenilgisinin nasıl yorumlandığıyla da
belirlenecektir. Yenilginin temel nedeni ekonomik yönetim olarak görülürse
ekonomi siyasalarında değişiklik, dış siyasa ve İran savaşı olarak görülürse
daha dikkatli bir dış siyasa yaklaşımı, Trump'ın siyasal biçemi olarak
değerlendirilirse liderlik ve söylem değişikliği gündeme gelebilir. Dolayısıyla
2026 ara seçimleri 2028 başkanlık seçimlerinin yalnızca ön hazırlığı değil,
Cumhuriyetçi Parti'nin Trump sonrasındaki kimliğinin belirleneceği bir dönemin
başlangıcıdır.
Trump'ın Azil
Süreciyle Karşılaşma Olasılığı
Trump'ın önümüzdeki iki yıldaki
siyasal geleceğini etkileyebilecek en önemli konulardan biri de azil
olasılığıdır. Demokratların Temsilciler Meclisi'nde çoğunluğu elde etmesi
başkan hakkında yeni bir azil sürecinin başlatılmasını olanaklı kılmaktadır.
Nitekim Trump ilk başkanlık döneminde 2019 ve 2021 yıllarında iki kez
azledilmiş ancak Senato'da mahkumiyet için gerekli çoğunluk sağlanamadığından
görevden alınmamıştır. 2026 seçimlerinden sonra ortaya çıkan yeni güç dengesi
azil tartışmasını yeniden gündeme taşımıştır. Demokratlar, yönetimin etkinlikleri
hakkında kapsamlı soruşturmalar yürütme ve bu soruşturmaların sonuçlarına göre
azil sürecini değerlendirme olanağına sahip olacaktır. Bununla birlikte, azil
sürecinin hukuksal ve siyasal aşamalarını birbirinden ayırmak gerekir: Temsilciler
Meclisi başkan hakkında azil maddelerini salt çoğunlukla kabul edebilir. Azil
kararı başkanın otomatik olarak görevden alınması anlamına gelmez. Görevden
alınabilmesi için Senato'da hazır bulunan üyelerin üçte iki çoğunluğunun mahkumiyet
yönünde oy kullanması gerekir. Demokratların Senato'da elde ettiği çoğunluk bu
son koşulun gerçekleşmesi için yeterli değildir. Cumhuriyetçi senatörlerin
önemli bir bölümünün de Trump'ın mahkumiyeti yönünde oy kullanması gerekir. Bu
nedenle azil sürecinin başlatılması ile Trump'ın görevden alınması aynı
olasılık olarak değerlendirilmemelidir. Bununla birlikte, azil sürecinin
siyasal etkisi yalnızca başkanın görevden alınıp alınmamasıyla sınırlı
değildir. Soruşturmalar, kamuya açık oturumlar, tanık ifadeleri ve Kongre
raporları, yönetimin siyasal meşruluğunu aşındırabilir. Cumhuriyetçi Parti
içinde Trump'a desteğin sorgulanmasına da yol açabilir. Bu noktada azil
sürecinin bir siyasal hesaplaşma aracı olarak görülmesi riskine de dikkat
edilmelidir. Demokratlar yeterli hukuksal ve görgül dayanak olmadan azil
sürecine yönelirse bu durum Trump'ın kendi seçmen tabanını yeniden eyleme
geçirmesine olanak verebilir. Dolayısıyla Demokratların öncelikle yönetimin etkinliklerini
denetlemesi ve somut bulgulara dayalı bir siyasal ve hukuksal değerlendirme
yapması daha etkili bir strateji olabilir.
Trump'ın Erken
Topal Ördek Başkanlığa Dönüşmesi
Yukarıdaki gelişmeler birlikte
değerlendirildiğinde Trump'ın ikinci başkanlık döneminin son iki yılı için
erken bir siyasal güç kaybı sürecine girdiği söylenebilir. Burada “topal ördek”
kavramını yalnızca görev süresinin sona yaklaşması anlamında kullanmıyoruz.
Trump'ın önündeki asıl sorun başkanlık makamının anayasal yetkileri devam
ederken bu yetkileri siyasal sonuçlara dönüştürme kapasitesinin zayıflamasıdır.
Bu durumun dört temel göstergesi bulunmaktadır: Kongre'nin iki kanadının
Demokratların denetimine geçmesi, yönetimin soruşturma ve denetim baskısıyla
karşılaşacak olması, Cumhuriyetçi Parti'de liderlik ve 2028 adaylığı savaşımının
başlaması ve azil sürecinin yeniden gündeme gelebilecek olması. Buna karşılık
Trump'ın önemli yetkilere sahip olduğu unutulmamalıdır. Özellikle dış siyasa, askeri
eylem ve yürütme organının yönetimi konularında başkanlık yetkileri devam
etmektedir. Bu nedenle siyasal bakımdan zayıflayan bir başkanın uluslararası
alanda daha dikkatli davranacağı kesin değildir. Hatta bunun tersi de olanaklıdır.
Trump iç siyasadaki kayıplarını gidermek ve başkanlık mirasını şekillendirmek
amacıyla dış siyasada daha aşırı kararlar almayı tercih edebilir. İran savaşı,
İsrail'le ilişkiler ve bölgesel güvenlik siyasaları bu bakımdan dikkatle
izlenmelidir.
Ara Değerlendirme
2026 ara seçimleri Trump'ın başkanlık
döneminin geri kalanını önemli ölçüde değiştirmiştir. Kongre'nin Demokratların denetimine
geçmesi Cumhuriyetçi Parti'de liderlik savaşımını hızlandırmış ve 2028
başkanlık seçimlerine ilişkin tartışmaları öne çekmiştir. Azil olasılığı da
Trump'ın siyasal gündeminde yeniden yer almaya başlamıştır. Ancak bu olasılığın
görevden alınma sonucuna ulaşması Senato'da gerekli üçte iki çoğunluğun
sağlanmasına bağlıdır. Bu koşullar altında Trump'ın erken bir topal ördek
başkana dönüşmesi güçlü bir olasılıktır. Ancak bu başkanın etkisizleşeceği
anlamına gelmez. Tam tersine, Kongre'deki güç kaybı ile başkanlık makamının
devam eden anayasal yetkileri arasında oluşacak gerilim önümüzdeki iki yılın
Amerikan siyasetini belirleyen temel unsurlardan biri olacaktır. Çözümlemenin
temel sonucu: Trump'ın 2026 sonrasında karşılaşacağı en önemli sorun başkanlık
yetkilerini kaybetmesi değil, bu yetkileri kullanırken giderek daha güçlü bir
Kongre denetimiyle, kendi partisindeki liderlik savaşımıyla ve azil olasılığıyla
karşı karşıya kalmasıdır.
Türkiye Açısından
Yeni Dönem: Washington'daki Güç Değişiminin Fırsatları ve Riskleri
ABD ara seçimlerinin Türkiye
bakımından önemi Demokratların Kongre'de çoğunluğu elde etmesinden ibaret
değildir. Asıl sorun Trump yönetiminin dış siyasa tercihlerini uygularken artık
farklı bir Kongre çoğunluğuyla çalışmak zorunda kalacak olmasıdır. Bu değişim
Ankara'nın Washington'la ilişkilerinde kullandığı diplomatik kanalları ve
önceliklerini yeniden değerlendirmesini gerektirebilir. Türkiye açısından temel
sorun şudur: Trump'la kurulan kişisel ve liderler arası ilişkiler Kongre'deki
yeni siyasal güç dağılımı karşısında ne ölçüde etkili olmaya devam edecektir?
Ankara yalnızca Beyaz Saray'la ilişkilerine dayanarak ABD siyasasını
etkileyebileceğini varsayarsa yeni dönemde önemli fırsatları kaçırabilir. Bu
nedenle Türkiye'nin önünde hem yeni diplomatik olanaklar hem de özellikle
savunma, demokrasi, hukuk ve bölgesel güvenlik alanlarında ortaya çıkabilecek
riskler bulunmaktadır.
Kişisel Diplomasi
ve Kurumsal İlişkiler Arasındaki Denge
Trump'ın başkanlığı döneminde
Türkiye-ABD ilişkilerinin önemli bir özelliği liderler arasındaki doğrudan ilişkilerin
ve kişisel diplomasi kanallarının öne çıkmasıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile
Trump arasındaki görüşmeler bazı anlaşmazlıkların yönetilmesinde ve diplomatik
kanalların açık tutulmasında etkili olmuştur. Ancak kişisel diplomasi ABD
siyasal sisteminin kurumsal yapısını ortadan kaldırmamaktadır. Kongre'nin
savunma satışları, yaptırımlar, bütçe ve dış siyasa denetimi üzerindeki
yetkileri devam etmektedir. Demokratların iki kanadı da denetlemesi bu kurumsal
boyutun önemini daha da artıracaktır. Bu nedenle Ankara'nın Washington siyasasını
yalnızca Beyaz Saray'la yürütülen görüşmeler üzerinden şekillendirmesi yeterli
olmayacaktır. Temsilciler Meclisi ve Senato'daki ilgili komiteler, Demokrat ve
Cumhuriyetçi senatörler, savunma ve dış siyasa çevreleri, düşünce kuruluşları
ve Kongre üyelerinin danışmanlarıyla sürdürülebilir ilişkiler kurulması
gerekmektedir. Burada önemli olan Demokratların çoğunluğu elde etmesinin
Türkiye'ye yönelik Amerikan siyasasını kendiliğinden değiştireceği
varsayımından kaçınmaktır. ABD'nin Türkiye'ye ilişkin temel stratejik
değerlendirmeleri partiler arasında farklılıklar bulunsa da bütünüyle değişmiş
değildir. Türkiye'nin NATO üyeliği, Karadeniz güvenliği, Rusya-Ukrayna savaşı,
Suriye ve Orta Doğu'daki konumu iki ülke ilişkilerinin temel belirleyicileri
olmaya devam edecektir. Ancak bu ortak çıkarların Türkiye'nin iç siyasal
gelişmeleri ve dış siyasa tercihleri hakkındaki Amerikan eleştirilerini ortadan
kaldırmadığı da açıktır.
Savunma Sanayii,
F-35 ve CAATSA Yaptırımları
Türkiye açısından yeni Kongre
döneminin en somut sonuçlarından biri, savunma sanayii alanında ortaya
çıkabilir. ABD ile Türkiye arasındaki savunma ilişkilerinin en önemli
sorunlarından biri Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi satın
alması sonucunda F-35 programından çıkarılması ve 2020 yılında CAATSA
kapsamında yaptırımlar uygulanmasıdır. Bu iki konu birbiriyle ilişkili olmakla
birlikte hukuksal bakımdan ayrı düzenlemelere dayanmaktadır. F-35 konusundaki
kısıtlama ABD'nin 2020 mali yılı Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası'nda yer
alan özel koşullara bağlıdır. Türkiye'nin S-400 sistemine sahip olmaması ve
ilgili güvenlik koşullarının karşılanması uçakların devri açısından temel
gereklilikler arasındadır. CAATSA yaptırımları ise ayrı bir hukuksal çerçeveye
dayanmaktadır. Kongre Araştırma Servisi'nin 20 Ağustos 2026 tarihli Türkiye
raporu Trump yönetiminin F-35 satışına olumlu yaklaşımına karşın Türkiye'nin
mevcut yasal koşulları henüz karşılamadığını ve Kongre'nin olası bir satış veya
yaptırım değişikliği konusunda etkili olabileceğini belirtmektedir. Demokratların
Kongre'deki çoğunluğu bu konularda daha sıkı inceleme ve denetim anlamına
gelebilir. Özellikle S-400 sorunu çözülmeden F-35 satışına izin verilmesi veya
CAATSA yaptırımlarının yürütme tarafından hafifletilmesi Kongre'de itirazlarla
karşılaşabilir. Bununla birlikte, bütün Demokratların Türkiye'ye karşı aynı
tutumda olduğu da söylenemez. Savunma sanayii iş birliğini ve NATO içindeki askeri
eş güdümü önemseyen üyeler Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesini
destekleyebilir. Dolayısıyla Kongre'deki çoğunluk değişimini Türkiye'ye yönelik
otomatik bir engelleme siyasası olarak yorumlamak doğru değildir. Burada
Ankara'nın önünde iki temel seçenek bulunmaktadır: S-400 sorununu çözüme
kavuşturacak somut ve güvenilir bir yol haritası oluşturmak ve ABD ile savunma
sanayii ilişkilerini F-35 dosyasına indirgemeden, KAAN motorları, mühimmat,
hava savunma sistemleri, teknoloji transferi ve ortak üretim gibi alanlarda
çeşitlendirmek. Özellikle KAAN savaş uçağında kullanılacak F110 motorlarının
ihracatına Temmuz 2026'da izin verilmiş olması savunma sanayisi ilişkilerinde
sorunlara karşın iş birliğinin sürdürülebildiğini göstermektedir. Bu örnek,
Türkiye-ABD savunma ilişkilerinin yalnızca siyasal anlaşmazlıklar üzerinden
değerlendirilmemesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Demokrasi,
Hukukun Üstünlüğü ve İnsan Hakları Gündemi
Demokratların Kongre'de çoğunluğu elde
etmesinin Türkiye açısından ikinci önemli sonucu demokrasi ve hukukun üstünlüğü
konularının yeniden daha görünür duruma gelmesi olabilir. Trump yönetimi
döneminde Ankara-Washington ilişkilerinde güvenlik, savunma, bölgesel diplomasi
ve liderler arası temaslar öncelikli konular olmuştur. Türkiye'deki siyasal
gelişmeler, muhalefete yönelik uygulamalar, yargı bağımsızlığı ve temel haklar
konuları ise ikili ilişkilerin gündeminde daha sınırlı yer tutmuştur. Demokratların
Kongre'deki denetim yetkilerini kullanmasıyla bu konuların yeniden gündeme
gelmesi olanaklıdır. Özellikle Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi ve
Senato Dış İlişkiler Komitesi, Türkiye'deki gelişmeler hakkında oturumlar
düzenleyebilir, yönetim yetkililerinden açıklama isteyebilir ve ikili
ilişkilerin demokratik ölçünler bakımından değerlendirilmesini gündeme
taşıyabilir. Bunun Türkiye açısından iki farklı sonucu olabilir. Birincisi,
ikili ilişkilerde siyasal gerilimlerin artmasıdır. Türkiye'deki muhalefete
yönelik uygulamalar, yargı süreçleri ve demokratik kurumların işleyişi hakkında
Kongre'de eleştirilerin yoğunlaşması savunma ve diplomasi alanındaki iş
birliğini de etkileyebilir. İkincisi, bu konuların yalnızca Amerikan
yönetiminin Türkiye'ye yönelik eleştirileri olarak değil, Türkiye'nin
uluslararası ilişkilerdeki güvenilirliği ve öngörülebilirliği bakımından da
değerlendirilmesi gereğidir. Burada Ankara'nın yalnızca Amerikan eleştirilerine
tepki vermekle yetinmesi yerine hukuk devleti ve demokratik kurumların
işleyişine ilişkin sorunları kendi kurumsal ve anayasal çerçevesinde ele alması
daha kalıcı bir yaklaşım olacaktır. Ancak Demokratların Kongre'deki
çoğunluğunun Türkiye siyasasını bütünüyle demokrasi ve insan hakları eksenine
taşıyacağı da varsayılmamalıdır. ABD'nin stratejik çıkarları, NATO ilişkileri
ve Orta Doğu'daki güvenlik gereksinmeleri bu eleştirilerin kapsamını ve
uygulanma biçimini belirlemeye devam edecektir.
İran Savaşı,
Bölgesel Kararlılık ve Türkiye'nin Diplomatik Konumu
Türkiye açısından yeni dönemin en
önemli fırsat alanlarından biri İran savaşı ve Orta Doğu'daki güç dengeleridir.
Trump yönetiminin İran'la yürüttüğü savaş Amerikan kamuoyunda ve Kongre'de
ciddi tartışmalara yol açmıştır. Demokratların Kongre'deki çoğunluğu savaşın
sürdürülmesi, askeri harcamalar ve yönetimin savaş yetkilerini kullanma biçimi
üzerinde daha yoğun bir denetim kurulmasına olanak verebilir. Reuters'ın
4 Kasım tarihli değerlendirmesine göre Demokratların Kongre'deki
önceliklerinden biri Trump yönetiminin Kongre onayı olmadan başlattığı İran
savaşının sınırlandırılmasıdır. Ancak başkanın veto yetkisi ve yürütmenin askeri
kararlar üzerindeki anayasal yetkileri Kongre'nin savaşın sona erdirilmesi
konusunda etkisini sınırlandırabilir. Bu gelişme Türkiye açısından önemlidir.
Ankara, İran'la doğrudan bir askeri çatışmanın içine girmemiş olmakla birlikte
savaşın uzaması Türkiye'nin güvenliği, enerji arzı, ticareti, göç hareketleri
ve bölgesel diplomatik konumu üzerinde ciddi sonuçlar yaratabilir. Türkiye'nin
temel çıkarı savaşın genişlemesini önlemek, bölgesel kararlılığı yeniden
sağlamak ve İran'ın geleceğine ilişkin kararların askeri müdahaleden çok
diplomatik süreçlerle şekillenmesini desteklemektir. Bu noktada Washington'daki
yeni Kongre çoğunluğu ile Ankara arasında ortak bir çıkar alanı oluşabilir.
Demokratların önemli bir bölümü İran savaşının sınırlandırılmasını savunurken
Türkiye de savaşın sona ermesini ve bölgesel çatışmanın genişlemesini önlemeyi
istemektedir. Ancak bu ortaklığın otomatik bir siyasal yakınlaşmaya dönüşmesi
beklenmemelidir. Türkiye'nin İran'la ilişkileri, NATO üyeliği, İsrail'le
yaşadığı gerilimler ve bölgesel güvenlik öncelikleri Amerikan siyasetindeki
farklı gruplar tarafından ayrı biçimlerde değerlendirilecektir. Ankara'nın bu
süreçte üstlenebileceği rol yalnızca arabuluculuk girişimleriyle sınırlı
değildir. Türkiye, savaş sonrası bölgesel güvenlik düzeninin oluşturulması,
enerji ve ticaret hatlarının korunması, sınır güvenliği ve diplomatik ilişkilerin
sürdürülmesi alanlarında da etkili olabilir.
Suriye ve NATO
Boyutu
Türkiye-ABD ilişkilerinin bir diğer
belirleyici alanı Suriye'dir. Kongre Araştırma Servisi'nin Ağustos 2026
tarihli raporu Suriye'de Esad yönetiminin 2024 sonunda sona ermesinden sonra
ortaya çıkan yeni siyasal ve askeri düzenin Türkiye ile ABD arasındaki
ilişkileri etkilediğini belirtmektedir. Rapora göre Ocak 2026'da Suriye hükümet
güçlerinin kuzeyde daha önce SDG'nin denetiminde bulunan alanlarda egemenlik
kurmasıyla ABD'nin SDG ile önceki ortaklığı sona ermiştir. Bu gelişme, Türkiye
açısından geçmiş dönemin en önemli ikili anlaşmazlıklarından birinin yeni
koşullarda değerlendirilmesi için fırsat yaratmaktadır. Ancak SDG'nin eski
yapısının sona ermesi Suriye'deki Kürt siyasal ve askeri unsurlarına ilişkin
bütün sorunların ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Yeni Suriye
yönetiminin ülke bütünlüğünü sağlama kapasitesi, yerel yönetimlerin konumu ve
silahlı unsurların merkezi yapıyla bütünleşmesi önemini korumaktadır. Demokratların
Kongre'deki yeni çoğunluğu Suriye siyasasını daha yakından inceleyebilir. Ancak
bu incelemenin Türkiye'nin güvenlik kaygılarına ne ölçüde karşılık vereceği
Kongre üyelerinin bölgesel değerlendirmelerine ve yönetimin izleyeceği siyasaya
bağlı olacaktır. NATO boyutu da göz ardı edilmemelidir. Türkiye, Karadeniz
güvenliği, Rusya-Ukrayna savaşı, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'daki gelişmeler
nedeniyle ABD açısından önemli bir müttefiktir. Demokratların Kongre'de
çoğunluğu elde etmesi NATO içindeki iş birliğini sona erdirecek bir gelişme
değildir. Ancak Türkiye'nin Rusya ile ilişkileri, savunma tedariki ve bölgesel siyasaları
konusunda daha fazla açıklama ve güvence talep edilmesine yol açabilir. Bu
nedenle Ankara'nın Suriye ve NATO konularında güvenlik çıkarlarını açık biçimde
ortaya koyarken ABD ile kurumsal ve öngörülebilir bir iş birliği zemini
oluşturması önem taşımaktadır.
Türkiye Açısından
Fırsatlar ve Riskler
2026 ara seçimlerinden sonra ortaya
çıkan yeni Amerikan siyasal dengesi Türkiye açısından tek yönlü bir gelişme
değildir. Fırsatlar ve riskler aynı anda bulunmaktadır.
Fırsatlar:
İran savaşının sınırlandırılması
konusunda Ankara ile Demokratların Kongre'deki bazı kesimleri arasında ortak
çıkar alanı oluşabilir. Suriye'de değişen koşullar Türkiye'nin güvenlik
kaygılarının Washington'da yeniden değerlendirilmesini sağlayabilir. NATO ve
Karadeniz güvenliği alanlarında Türkiye'nin stratejik önemi daha görünür duruma
gelebilir. Savunma sanayisi ilişkilerinin yalnızca F-35 ve S-400 anlaşmazlığına
indirgenmeden yeniden yapılandırılması olanaklı olabilir. Kongre ile kurumsal
ilişkilerin geliştirilmesi Türkiye'nin Washington'daki diplomatik etkisini
artırabilir.
Riskler:
Türkiye'deki
demokrasi, hukuk ve insan hakları konularının Kongre gündeminde daha fazla yer
alması.
F-35
ve CAATSA konularında yürütmenin olası girişimlerinin Kongre denetimiyle
karşılaşması.
Türkiye'nin
Rusya ile ilişkileri ve savunma tedarik tercihleri nedeniyle güvenlik
alanındaki anlaşmazlıkların sürmesi.
İsrail
ve Yunanistan'la ilişkilerdeki gerilimlerin Amerikan Kongresi'nde Türkiye
aleyhine girişimlere dönüşmesi.
Trump'ın
Kongre karşısında zayıflamasına karşın dış siyasada daha güçlü ve öngörülmesi
güç kararlar alması.
Ara
Değerlendirme: Ankara İçin Kurumsal Diplomasi Zorunluluğu
2026 ara seçimleri sonrasında
Türkiye-ABD ilişkilerinde ortaya çıkan yeni durum Ankara'nın Washington siyasasında
yöntem değişikliğini gerekli kılmaktadır. Trump'la kişisel ilişkilerin
sürdürülmesi elbette önemlidir. Ancak bu ilişkilerin Kongre'nin anayasal
yetkileri ve Amerikan siyasal sisteminin kurumsal yapısı karşısında sınırlı
olduğu unutulmamalıdır. Türkiye'nin yeni dönemde izlemesi gereken yaklaşım
Beyaz Saray'la ilişkileri sürdürürken Kongre'nin iki kanadında da geniş ve
sürekli bir diplomatik ilişki ağı oluşturmaktır. Özellikle savunma sanayii,
NATO, Suriye, İran ve enerji konularında Türkiye'nin savlarının yalnızca
yürütme organına değil, yasama organına da anlatılması gerekmektedir. Bununla
birlikte, Türkiye'nin uluslararası konumunu yalnızca Amerikan yönetiminin veya
Kongre'nin siyasal tercihlerine göre şekillendirmesi doğru değildir. Ankara'nın
kendi ulusal çıkarlarını, kurumsal kapasitesini ve uzun vadeli dış siyasa
hedeflerini esas alan bir yaklaşım geliştirmesi gerekir. Bu çözümlemenin temel
sonucu şudur: Demokratların Kongre'deki zaferi Türkiye açısından ne otomatik
bir yakınlaşma ne de kaçınılmaz bir gerilim anlamına gelmektedir. Yeni dönemin
belirleyici unsuru Ankara'nın kişisel diplomasiye dayalı ilişki modelini
kurumsal diplomasiyle tamamlayıp tamamlayamayacağı olacaktır.
İsrail Açısından
Yeni Dönem: ABD Desteğinin Sınırları, Netanyahu’nun Eylem Alanı ve Stratejik
Sonuçlar
ABD–İsrail
İlişkilerinde Yapısal Süreklilik ve Siyasal Değişim
2026 ara seçimlerinin sonuçları ABD-İsrail
ilişkilerinde bir kopuş anlamına gelmemektedir. İki ülke arasındaki stratejik
ortaklık savunma sanayii, istihbarat paylaşımı, askeri teknoloji, bölgesel
güvenlik ve Washington’un Orta Doğu’daki geleneksel ittifak sistemi üzerine
kuruludur. Bu ilişkiler yalnızca başkanların kişisel tercihleriyle
açıklanamayacak ölçüde kurumsal bir nitelik taşımaktadır. Bununla birlikte,
stratejik ortaklığın sürmesi İsrail hükümetinin bütün askeri ve siyasal
tercihlerinin ABD tarafından koşulsuz biçimde desteklenmeye devam edeceği
anlamına gelmez. Ara seçimlerin ortaya çıkardığı yeni siyasal tablo bu ayrımın
Washington’da daha görünür duruma gelmesine yol açmıştır. Demokratların
Kongre’nin iki kanadında çoğunluğu elde etmesi İsrail’e askeri yardımın
kapsamı, silah satışlarının koşulları, Batı Şeria’daki yerleşim siyasası ve
İran savaşı gibi konuların daha yoğun biçimde tartışılmasını sağlayacaktır. Reuters’ın
4 Kasım 2026 tarihli değerlendirmesi de yeni Kongre’nin, onlarca yıldır büyük
ölçüde iki partinin ortak desteğine dayanan İsrail siyasasını yeniden
tartışmaya açabileceğine işaret etmektedir. Ancak Trump’ın veto yetkisi
Kongre’deki çoğunluğun doğrudan ve kapsamlı siyasa değişikliği
gerçekleştirmesini güçleştirmektedir. Dolayısıyla ortaya çıkan yeni durum
ABD’nin İsrail’den uzaklaşmasından çok İsrail’e verilen desteğin siyasal ve
hukuksal koşullarının yeniden tartışılması olarak değerlendirilmelidir.
Askeri Yardımlar
ve Silah Satışlarının Koşullandırılması
Yeni Kongre’nin İsrail üzerindeki
etkisinin en somut biçimde görülebileceği alan askeri yardımlar ve silah
satışlarıdır. ABD’nin İsrail’e sağladığı yıllık askeri yardım uzun süredir iki
ülke arasındaki stratejik ilişkinin temel unsurlarından biridir. Bununla
birlikte, son yıllarda Gazze’deki savaş, sivil kayıplar, Batı Şeria’daki
yerleşim etkinlikleri ve İran’la yaşanan çatışma bu yardımların koşulsuz
biçimde sürdürülmesine yönelik itirazları artırmıştır. Demokrat Parti içindeki
değişim de tek yönlü değildir. İsrail’e bütün askeri yardımların sona
erdirilmesini savunan ilerici kanat bulunmakla birlikte daha geniş bir kesim
yardımların insan hakları ve uluslararası hukuk ölçütlerine bağlanmasını
istemektedir. Bu ikinci yaklaşım stratejik ortaklığın korunmasını fakat silah
ve mühimmat desteğinin belirli koşullara bağlı tutulmasını öngörmektedir. İsrail
Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nün (INSS) 5 Kasım 2026 tarihli
değerlendirmesi bu ayrımı özellikle vurgulamaktadır. Enstitüye göre, İsrail’e
yönelik yaptırım ve yerleşimci şiddetinin önlenmesi konularında Demokratlar
arasında daha geniş bir uzlaşma oluşurken silah satışlarının sınırlandırılması
konusunda parti içinde görüş ayrılıkları devam etmektedir. Cumhuriyetçilerin ve
Demokratların İsrail’e destek veren kanadının birlikte hareket etmesi bazı
girişimlerin yasalaşmasını engelleyebilir. Bu nedenle 2027 yılında Kongre’de
gündeme gelebilecek düzenlemelerin üç başlıkta toplanması beklenebilir:
Askeri
yardımların koşullandırılması:
ABD tarafından sağlanan silahların kullanımının uluslararası insancıl hukuk ve
insan hakları yükümlülükleriyle ilişkilendirilmesi.
Silah
satışlarının denetimi: Özellikle
saldırı amaçlı silah ve mühimmat satışlarının Kongre denetimine daha fazla bağlı
kılınması.
Yerleşim
siyasalarına karşı önlemler: Batı
Şeria’daki yerleşim genişlemesi ve Filistinlilere yönelik şiddet olaylarının
soruşturulması, sorumlulara yaptırım uygulanması ve ABD yardımının bu siyasalarla
ilişkisinin incelenmesi.
Burada önemli olan bu girişimlerin
tümünün mutlaka yasalaşacağı varsayımı değildir. Kongre’nin soruşturma,
dinleme, raporlama, bütçe ve silah satışlarına ilişkin denetim yetkileri tek
başına yasa değişikliği gerçekleşmese bile İsrail hükümetinin eylem alanını
daraltabilir.
İran Savaşı ve
İsrail’in ABD Dış Siyasasındaki Konumu
İran savaşı ABD-İsrail ilişkilerindeki
değişimin en önemli sınama alanlarından biridir. ABD kamuoyunda savaşın
ekonomik maliyetleri, enerji fiyatlarına etkisi ve Amerikan askerlerinin
çatışmaya dahil olması konusundaki rahatsızlık İsrail’e verilen desteğin
niteliğiyle birlikte tartışılmaya başlanmıştır. Burada yalnızca İsrail’in
güvenliğinin desteklenip desteklenmemesi değil, ABD’nin kendi askeri ve
ekonomik kaynaklarını hangi ülkenin stratejik öncelikleri doğrultusunda
kullanması gerektiği sorusu da gündeme gelmiştir. Bu ayrım çalışmanın temel
varsayımı bakımından önemlidir. Amerikan seçmeninin İran’a karşı askeri
müdahaleye itirazı ile İsrail’e koşulsuz destek verilmesine itirazı bütünüyle
aynı tutum değildir. Ancak iki tutumun önemli ölçüde kesiştiği ve seçim
kampanyasında birbirini beslediği görülmektedir. Demokratların Kongre
çoğunluğunu kazanması İran savaşının hukuksal dayanağının, yürütmenin askeri
yetkilerinin ve savaşın mali sonuçlarının daha yoğun biçimde sorgulanmasına olanak
verecektir. Arab Center Washington DC’nin 5 Kasım tarihli
değerlendirmesi yeni Kongre’nin İran savaşını sınırlandırmak, İsrail’e ve
Körfez ülkelerine silah satışlarını denetlemek ve yönetimin bölgesel siyasalarını
daha yakından izlemek için yeni araçlara sahip olacağını belirtmektedir.
Bununla birlikte, başkanın dış siyasa ve askeri kararlar üzerindeki yetkileri
ile veto gücü Kongre’nin etkisini sınırlayan temel unsurlardır. Bu gelişmeler
İsrail açısından iki sonuç doğurabilir. Birincisi, İsrail’in İran’a karşı yeni
bir askeri eylem için Washington’dan otomatik ve koşulsuz destek alacağı
varsayımı zayıflayabilir. İkincisi, ABD yönetiminin İsrail’in güvenlik
kaygılarını dikkate almakla birlikte kendi ulusal çıkarlarını ve Amerikan
kamuoyunun savaş karşıtı eğilimini daha fazla gözetmesi gerekebilir. Bu durum
İsrail’in İran siyasasında daha dikkatli davranmasını zorunlu kılabilecek yeni
bir siyasal ortam yaratmaktadır.
Netanyahu’nun
Hareket Alanı ve İç Siyasal Maliyet
Başbakan Benjamin Netanyahu açısından
ortaya çıkan tablo yalnızca Washington’daki Kongre çoğunluğunun değişmesiyle
sınırlı değildir. Netanyahu’nun Trump yönetimiyle kurduğu yakın siyasal ilişki
kısa vadede İsrail’e önemli üstünlükler sağlamış olmakla birlikte ABD’deki
parti içi ve toplumsal ayrışmanın daha belirgin duruma gelmesiyle birlikte bir
maliyet unsuruna dönüşebilir. Netanyahu’nun Cumhuriyetçi yönetim ve Kongre
üyeleriyle yakınlığı Demokrat Parti içindeki bazı kesimlerde İsrail hükümetinin
Amerikan iç siyasetine müdahil olduğu yönündeki eleştirileri güçlendirmiştir.
Bu eleştiriler yalnızca Netanyahu’nun kişisel tercihlerine değil, İsrail’in
ABD’deki geleneksel iki partili desteğinin korunması sorununa da ilişkindir. İsrail
açısından temel sorun ABD’deki siyasal değişimin yalnızca Demokratların seçim
başarısıyla sınırlı olmamasıdır. Cumhuriyetçi Parti içinde de İran savaşı ve
İsrail’e verilen desteğin kapsamı konusunda rahatsızlık belirtileri ortaya
çıkmıştır. Reuters’ın 4 Kasım tarihli haberinde Başkan Yardımcısı JD
Vance’in Cumhuriyetçi yenilgisini değerlendirirken İran savaşı ve İsrail’e
verilen desteğe dikkat çekmesi bu tartışmanın Cumhuriyetçi seçmen ve
siyasetçiler arasında da karşılık bulduğunu göstermektedir. Bu gelişmeler
Netanyahu hükümetinin önünde üç seçenek bulunduğunu düşündürmektedir: Trump
yönetimiyle ilişkisini sürdürürken Demokrat Kongre ile daha dengeli ve kurumsal
bir ilişki geliştirmek, İran ve Filistin sorunlarında Washington’un yeni
siyasal duyarlılıklarını dikkate alarak askeri ve diplomatik tercihlerini
yeniden değerlendirmek ve ABD’deki parti ayrışmasını kendi lehine kullanmaya
çalışarak Cumhuriyetçi desteği güçlendirmek. Üçüncü seçenek kısa vadede siyasal
destek sağlayabilir ancak İsrail’in güvenliğini ve dış siyasasını ABD’de tek
bir partiye bağlama riskini de beraberinde getirir. İsrail’in uzun vadeli
çıkarları bakımından iki partili desteğin yeniden kurulması daha akılcı bir
yaklaşım olacaktır. Bu noktada Netanyahu’nun kişisel siyasal geleceği ile
İsrail’in ABD ile stratejik ilişkilerinin geleceğini birbirinden ayırmak
gerekir. Netanyahu’nun iktidarda kalması veya siyasal geleceği konusunda ortaya
çıkabilecek gelişmeler, ABD-İsrail ilişkilerinin yapısal niteliğini tek başına
belirlemez. Bununla birlikte İsrail’deki siyasal liderliğin Washington’la
ilişkileri yönetme biçimi önümüzdeki dönemin en önemli değişkenlerinden biri
olacaktır.
İsrail’in
Bölgesel Stratejisi ve Türkiye Açısından Sonuçlar
ABD’de İsrail’e verilen desteğin
koşulsuz niteliğinin sorgulanması Orta Doğu’daki güç ilişkileri bakımından da
önem taşımaktadır. Ancak bu gelişmenin Türkiye’ye doğrudan ve otomatik bir
stratejik üstünlük sağlayacağı düşünülmemelidir. ABD Kongresi’nde İsrail’in
Gazze ve Batı Şeria siyasalarına yönelik eleştirilerin artması, Filistin sorununda
uluslararası hukuk ve siyasal çözüm arayışlarına daha fazla alan açabilir.
Türkiye’nin Filistin konusundaki diplomatik girişimleri, insancıl yardım etkinlikleri
ve bölgesel kararlılık yaklaşımı bu ortamda daha fazla görünürlük kazanabilir. Bununla
birlikte, ABD’de İsrail hükümetinin siyasalarına karşı çıkan siyasal çevrelerin
Türkiye’nin bütün bölgesel tercihlerine destek vereceği sonucuna ulaşılamaz.
Türkiye’nin Suriye siyasası, Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları, savunma
sanayii, NATO ilişkileri ve bölgesel güvenlik konularında Washington ile Ankara
arasındaki görüş ayrılıkları bağımsız biçimde varlığını sürdürecektir. Türkiye
açısından daha önemli gelişme ABD’nin İsrail’in güvenlik öncelikleri ile kendi
ulusal çıkarları arasında daha belirgin bir ayrım yapmaya başlamasıdır. Böyle
bir değişim Ankara’nın Orta Doğu siyasasını Washington’a anlatabilmesi için
yeni diplomatik olanaklar yaratabilir. Ancak bu olanakların
değerlendirilebilmesi Türkiye’nin tutarlı, öngörülebilir ve kurumsal temellere
dayanan bir dış siyasa yürütmesine bağlıdır. İsrail açısından ise ABD
desteğinin daha fazla koşula bağlanması bölgesel stratejinin yeniden
değerlendirilmesini gerektirebilir. Özellikle İran’la çatışmanın sürdürülmesi,
Gazze’nin geleceği, Filistin yönetimi, Suriye ve Lübnan’daki gelişmeler ile
Doğu Akdeniz’deki güvenlik düzenlemeleri Washington’un yeni siyasal
yaklaşımından etkilenebilecek başlıca alanlardır.
Genel
Değerlendirme: Stratejik Ortaklığın Sınırlarının Yeniden Tanımlanması
2026 ara seçimlerinin İsrail
bakımından en önemli sonucu ABD-İsrail stratejik ortaklığının sona ermesi
değil, bu ortaklığın siyasal ve toplumsal dayanaklarının değişmeye
başlamasıdır. Uzun yıllar boyunca İsrail’e askeri ve diplomatik destek ABD
siyasetinde geniş ölçüde iki partili bir uzlaşmaya dayanmıştır. Ancak Gazze
savaşı, İran’la doğrudan çatışma, Batı Şeria’daki gelişmeler ve Amerikan
kamuoyunda yükselen sorgulama bu uzlaşının eski biçimiyle sürdürülebilirliğini
tartışmalı duruma getirmiştir. Demokratların Kongre’de çoğunluğu elde etmesi bu
değişimi kurumsal bir zemine taşımaktadır. Cumhuriyetçi Parti içinde de benzer
sorgulamaların ortaya çıkması konunun yalnızca Demokratların iç sorunu
olmadığını göstermektedir. Bununla birlikte, Demokratların kendi içindeki
farklı yaklaşımlar ve Cumhuriyetçilerin İsrail’e yönelik geleneksel desteği
kısa sürede kapsamlı bir siyasa değişikliğini engelleyebilecek unsurlardır. Bu
nedenle önümüzdeki dönemin temel sorusu ABD’nin İsrail’i destekleyip
desteklemeyeceği değil, İsrail’e hangi koşullarda, hangi kapsamda ve hangi
stratejik gerekçelerle destek vereceğidir. Bu çalışma açısından daha önemli
olan ise Amerikan seçmeninin dış siyasa tercihlerini artık yalnızca güvenlik ve
ittifak ilişkileri üzerinden değerlendirmemesidir. Savaşın ekonomik maliyeti,
Amerikan askerlerinin risk altına girmesi ve ABD’nin ulusal çıkarlarıyla başka
bir devletin bölgesel öncelikleri arasındaki ilişkinin sorgulanması seçim
davranışında etkili olabilmektedir. Dolayısıyla 2026 ara seçimleri İsrail’e
koşulsuz desteğin Amerikan iç siyasetinde giderek daha yüksek bir maliyet
üretmeye başladığının önemli bir göstergesidir. Bu eğilim kalıcı duruma gelirse
ABD-İsrail ilişkilerinin geleceği yalnızca Washington’daki yönetim
değişikliklerine değil, Amerikan toplumunun İsrail ve Orta Doğu siyasalarına
ilişkin dönüşen algısına da bağlı olacaktır.
Yeni Jeopolitik
Denge: İran Savaşı, Orta Doğu ve ABD’nin Küresel Konumu
İran Savaşının
ABD Dış Siyasasında Yarattığı Stratejik Maliyet
2026 ara seçimlerinin sonuçları
ABD’nin İran siyasasının yalnızca bir dış siyasa veya güvenlik sorunu
olmadığını aynı zamanda iç siyasal dengeleri etkileyen önemli bir değişkene
dönüştüğünü göstermektedir. İran savaşı Washington açısından üç farklı maliyet
üretmiştir. Birincisi, askeri maliyettir. ABD’nin doğrudan çatışmaya katılması,
askeri kaynakların kullanılması ve bölgedeki Amerikan personelinin güvenliğinin
risk altına girmesi savaşın Amerikan toplumuna doğrudan yansıyan boyutudur.
İkincisi, ekonomik maliyettir. Enerji fiyatları, taşımacılık, sigorta, tedarik
zincirleri ve kamu harcamaları üzerindeki baskı savaşın ekonomik sonuçlarını
geniş bir seçmen kitlesinin gündemine taşımıştır. Üçüncüsü ise siyasal ve
stratejik maliyettir. Amerikan kamuoyunda ülkenin kendi ulusal çıkarları ile
İsrail’in güvenlik öncelikleri arasındaki ilişkinin sorgulanmaya başlanmasıdır.
Bu üç maliyet birbirinden bağımsız değildir. Özellikle enerji fiyatlarındaki
yükseliş ve yaşam maliyetinin artması dış siyasadaki askeri tercihlerin iç
ekonomik sorunlarla ilişkilendirilmesini kolaylaştırmıştır. Böylece İran savaşı
yalnızca savaş karşıtı seçmenlerin değil, ekonomik kaygıları öncelikli olan
seçmenlerin de değerlendirmelerini etkileyen bir konu durumuna gelmiştir. Bu
çerçevede 2026 seçimlerinin önemli bir sonucu Amerikan yönetiminin dış siyasada
askeri güç kullanma kapasitesi ile bu gücü kullanma konusundaki toplumsal ve
siyasal meşruluğunun aynı şey olmadığını ortaya koymasıdır.
İran’ın Konumu: Askeri
Sonuçlardan Siyasal Dayanıklılığa
İran savaşının ABD açısından maliyet
üretmesi İran’ın stratejik bakımdan kazandığı anlamına gelmez. Savaşın askeri
sonuçları, İran’ın ekonomik kapasitesi, askeri altyapısı, bölgesel bağlantıları
ve iç siyasal kararlılığı ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Bununla birlikte,
İran’ın stratejik konumunu yalnızca askeri kapasitesi üzerinden değerlendirmek
de eksik olacaktır. İran, coğrafi konumu, enerji kaynakları, Hürmüz Boğazı
üzerindeki etkisi ve bölgesel ilişkileri nedeniyle Orta Doğu güvenlik
mimarisinin önemli aktörlerinden biridir. Bu özellikler İran’ın askeri bakımdan
yıpranması durumunda dahi bölgesel gelişmeler üzerindeki etkisinin tamamen
ortadan kalkmasını engelleyebilir. ABD yönetiminin savaşın maliyetleri
nedeniyle askeri hareketleri sınırlama eğilimine girmesi durumunda İran’ın
diplomatik eylem alanı genişleyebilir. Ancak bu olasılık İran’ın otomatik
olarak güçleneceği veya bölgesel üstünlük sağlayacağı biçiminde yorumlanmamalıdır.
İran’ın iç ekonomik sorunları, toplumsal talepleri, yaptırımlar ve bölgesel
rakipleri eylem alanını sınırlayan etmenler olmaya devam edecektir. Burada
önemli olan ABD’nin İran’ı askeri bakımdan baskı altında tutma siyasası ile
İran’ın bölgesel sistem içinde kalıcı biçimde etkisizleştirilmesi hedefinin
birbirinden ayrılmasıdır. Birincisi askeri araçlarla belirli ölçüde
gerçekleştirilebilir ve ikincisi ise yalnızca askeri güç kullanımıyla
sağlanabilecek bir sonuç değildir. Bu nedenle ABD’deki yeni Kongre çoğunluğunun
İran savaşı üzerindeki denetim girişimleri Washington’un uzun vadeli İran siyasasını
yeniden değerlendirmesine yol açabilir. Askeri baskının yerini diplomatik görüşmenin
alması zorunlu değildir ancak savaşın maliyetleri arttıkça diplomatik
seçeneklerin siyasal değeri yükselebilir.
Orta Doğu’da Güç
Boşluğu ve Bölgesel Aktörlerin Eylem Alanı
ABD’nin İran savaşı nedeniyle
karşılaştığı siyasal ve ekonomik maliyetler Orta Doğu’daki diğer aktörlerin eylem
alanını da etkileyebilir. Bölgede Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri,
Mısır, Türkiye, İsrail ve İran gibi aktörlerin güvenlik öncelikleri birbirinden
farklıdır. Bu ülkelerin tamamı ABD’nin bölgesel varlığından yararlanmakla
birlikte Washington’un her durumda kendi çıkarları doğrultusunda hareket
edeceği varsayımına dayalı siyasalar geliştirmeleri giderek daha riskli duruma
gelmektedir. ABD’nin bölgedeki askeri varlığını sürdürmesi Orta Doğu’daki bütün
çatışmaları denetleyebileceği anlamına gelmemektedir. Nitekim İran savaşı
ABD’nin askeri üstünlüğünün bölgesel siyasal sonuçları tek başına belirlemeye
yetmediğini göstermiştir. Bu durum bölgesel aktörlerin kendi aralarında
diplomatik ve güvenlik düzenlemeleri geliştirmelerini daha önemli duruma
getirebilir. Ancak böyle bir gelişmenin ortak bir bölgesel güvenlik sistemi
oluşturacağı da varsayılmamalıdır. Ülkelerin rejim güvenliği, enerji siyasaları,
bölgesel nüfuz arayışları ve tehdit algıları arasındaki farklılıklar ortak
hareket etme kapasitesini sınırlamaktadır. Bu çerçevede ABD’nin bölgesel siyasasında
ortaya çıkabilecek değişim bir güç boşluğundan çok bölgesel aktörlerin kendi
güvenlik ve diplomasi araçlarına daha fazla ağırlık vermek zorunda kalacağı bir
yeniden konumlanma süreci olarak değerlendirilmelidir.
ABD’nin Küresel
Konumu: Askeri Güç ile Siyasal Meşruluk Arasındaki Gerilim
2026 ara seçimlerinin sonuçları
yalnızca Orta Doğu siyasasını değil, ABD’nin küresel liderlik kapasitesini de
ilgilendirmektedir. ABD, askeri, ekonomik, teknolojik ve finansal kapasitesi
bakımından dünyanın en güçlü devletlerinden biri olmayı sürdürmektedir.
Kongre’de çoğunluğun değişmesi, bu yapısal kapasiteyi ortadan kaldırmaz. Ancak
bir devletin küresel liderlik kapasitesi yalnızca sahip olduğu kaynaklarla
ölçülemez. Bu kaynakları kullanma iradesi, iç siyasal uzlaşma, uluslararası
ittifakların güveni ve izlenen siyasanın meşruluğu da önemlidir. Trump
yönetiminin İran savaşı ve İsrail siyasası üzerinden karşılaştığı iç siyasal
tepki bu bakımdan dikkat çekicidir. Amerikan seçmeninin bir bölümü ABD’nin askeri
ve ekonomik kaynaklarının hangi amaçlarla kullanıldığı konusunda daha fazla
sorgulama yapmaktadır. Bu sorgulama dış siyasa kararlarının yalnızca yürütme
organının tercihleriyle belirlenmesine yönelik toplumsal itirazı da
içermektedir. Demokratların Kongre’de çoğunluğu elde etmesi bu itirazın
kurumsal bir denetim mekanizmasına dönüşmesini sağlayabilir. Bütçe denetimi,
soruşturmalar, komite oturumları ve savaş yetkilerinin tartışılması başkanın
dış siyasa hareket alanını daraltabilecek araçlardır. Bununla birlikte,
Kongre’deki çoğunluk değişimi ABD’nin dış siyasasını bütünüyle yeniden
şekillendirecek bir yetki devri anlamına gelmemektedir. Başkanın anayasal
yetkileri, veto olanağı ve yürütmenin diplomatik ve askeri araçları devam
etmektedir. Dolayısıyla ortaya çıkacak sonuç ABD’nin küresel siyasasında ani
bir yön değişikliğinden çok yürütme ile yasama arasında daha yoğun bir siyasal savaşım
ve denetim süreci olacaktır.
Türkiye Açısından
Yeni Jeopolitik Alan
ABD’deki siyasal değişimin Türkiye
açısından en önemli sonucu Ankara’nın Orta Doğu ve ABD siyasalarını yeniden
değerlendirmesi için yeni bir diplomatik alan yaratmasıdır. Türkiye’nin
çıkarları bakımından İran savaşının genişlemesi, enerji güvenliği, sınır
güvenliği, ticaret, göç ve bölgesel kararlılık üzerinde ciddi riskler
doğurabilir. Bu nedenle Ankara’nın önceliği savaşın daha geniş bir bölgesel
çatışmaya dönüşmesini engellemek ve diplomatik çözüm kanallarını açık tutmak
olmalıdır. Ancak Türkiye’nin bu yaklaşımı yalnızca İran savaşıyla sınırlı
kalmamalıdır. ABD’nin İsrail’e verdiği desteğin koşulsuz niteliğinin
sorgulanması Filistin sorununda diplomatik girişimler için yeni olanaklar
yaratabilir. Buna karşılık Suriye, Doğu Akdeniz ve NATO ilişkilerinde Türkiye
ile ABD arasındaki çıkar farklılıkları devam edecektir. Türkiye’nin yeni
dönemdeki temel üstünlüğü ABD’nin bölgesel siyasasında ortaya çıkabilecek
değişikliklerden yararlanma gizil gücüdür. Temel riski ise Washington’daki
parti ve yönetim değişikliklerini kalıcı stratejik yönelimler olarak
değerlendirmek ve dış siyasasını bu değişkenliğe göre şekillendirmektir. Bu
nedenle Türkiye’nin yaklaşımı üç ilkeye dayanmalıdır:
Kurumsal
diplomasi: ABD yönetimiyle ilişkileri
sürdürürken Kongre, siyasal partiler, düşünce kuruluşları ve uzman çevreleriyle
düzenli ilişkiler geliştirmek.
Stratejik
özerklik: İran, İsrail, Suriye ve Doğu Akdeniz siyasalarını
başka devletlerin önceliklerine göre değil, Türkiye’nin ulusal çıkarları ve
uluslararası yükümlülükleri çerçevesinde belirlemek.
Bölgesel
diplomasi: Askeri gerilimin azaltılması, enerji
güvenliği ve bölgesel kararlılık için çok taraflı diplomatik girişimlere
ağırlık vermek.
Bu yaklaşım, Türkiye’nin ABD’deki
siyasal değişimden yararlanmasını sağlayabileceği gibi Washington’daki yönetim
değişikliklerinden bağımsız bir dış siyasa çizgisini de korumasına yardımcı
olacaktır.
Genel Çözümleme:
Yeni Dengenin Üç Temel Devingeni
2026 ara seçimlerinin uluslararası
sonuçları üç temel devingen üzerinden değerlendirilebilir. Birinci devingen ABD
iç siyasetinde dış siyasa maliyetlerinin siyasallaşmasıdır. İran savaşı, enerji
fiyatları ve İsrail’e verilen koşulsuz destek seçmen davranışını etkileyen
başlıca tartışma konuları arasına girmiştir. Bu durum dış siyasa tercihlerinin
iç siyasetten bağımsız biçimde sürdürülemeyeceğini göstermektedir. İkinci devingen
ABD-İsrail ilişkilerinde koşulsuz desteğin sorgulanmasıdır. Stratejik
ortaklığın sona ermesi beklenmemelidir. Ancak askeri yardımların, silah
satışlarının ve İsrail hükümetinin bölgesel tercihlerinin daha fazla denetim
altına alınması olasılığı güçlenmiştir. Bu değişim yalnızca Demokratların
Kongre çoğunluğuyla değil, Cumhuriyetçi Parti içindeki sorgulamalarla da
ilişkilidir. Üçüncü devingen Orta Doğu’daki bölgesel aktörlerin yeniden
konumlanmasıdır. ABD’nin askeri gücü ve bölgesel varlığı devam etmekle birlikte
Washington’un her çatışmada aynı ölçüde ve aynı koşullarda müdahil olabileceği
varsayımı zayıflamaktadır. Bu durum Türkiye ve diğer bölgesel aktörlerin kendi
diplomatik ve güvenlik kapasitelerini geliştirmelerini daha önemli kılmaktadır.
Bu üç devingen birlikte değerlendirildiğinde 2026 ara seçimleri yalnızca Trump
yönetiminin iç siyasal gücünü azaltan bir seçim olarak görülemez. Seçim
sonuçları Amerikan toplumunun dış siyasa tercihlerinin ekonomik maliyetlerini
ve ulusal çıkarlarla ilişkisini daha fazla sorguladığı bir dönemin başlangıcına
işaret etmektedir. Bununla birlikte, bu değişimin kalıcı bir stratejik dönüşüme
dönüşüp dönüşmeyeceği henüz belli değildir. Demokratların Kongre çoğunluğunu
kullanma biçimi, Trump yönetiminin vereceği tepkiler, İran savaşının seyri ve
2028 başkanlık seçimlerine kadar Amerikan kamuoyundaki eğilimlerin devam edip
etmeyeceği belirleyici olacaktır. Dolayısıyla yeni jeopolitik denge henüz
tamamlanmış bir güç değişimi değil, ABD’nin iç siyasal dengeleri ile Orta Doğu’daki
stratejik ilişkilerin karşılıklı olarak yeniden şekillendiği bir geçiş
sürecidir.
SONUÇ VE ÖNERİLER
2026 Ara
Seçimlerinin Temel Siyasal Anlamı
3 Kasım 2026 ABD ara seçimleri
Cumhuriyetçi Parti'nin Kongre'nin iki kanadındaki çoğunluğunu kaybetmesi ve
Demokratların her iki kanatta da çoğunluğu elde etmesiyle sonuçlanmıştır. Bu
sonuç yalnızca iktidar partisinin dönem ortasında karşılaştığı olağan seçmen
tepkisi olarak değerlendirilemez. Seçimler Trump yönetiminin iç ve dış siyasa
tercihlerine yönelik birikmiş hoşnutsuzluğun kurumsal bir siyasal karşılık
bulduğunu göstermektedir. Cumhuriyetçilerin yenilgisinde ekonomik sorunlar,
yaşam maliyetindeki artış, enerji fiyatları ve yönetimin genel başarım düzeyine
yönelik memnuniyetsizlik önemli rol oynamıştır. Bununla birlikte, bu etmenler
seçim sonuçlarını açıklamak için tek başına yeterli değildir. İran savaşı ve
ABD'nin İsrail'e verdiği koşulsuz desteğin Amerikan kamuoyunda yarattığı tepki
seçimlerin siyasal anlamını belirleyen başlıca unsurlar arasında yer almıştır. Bu
çalışmanın temel savı söz konusu dış siyasa tercihlerinin Cumhuriyetçilerin
seçim yenilgisinde başat etmenlerden biri olduğudur. Burada özellikle iki
gelişmenin birlikte değerlendirilmesi gerekir: ABD'nin İran'la doğrudan askeri
çatışmaya girmesi ve bu çatışmanın Amerikan kamuoyunda İsrail'in bölgesel
güvenlik öncelikleriyle ilişkilendirilmesi. Amerikan seçmeninin önemli bir
bölümü ABD'nin kendi ulusal çıkarları ile İsrail'in güvenlik öncelikleri
arasındaki ilişkinin yeniden değerlendirilmesini istemektedir. Bu tepki
İsrail'in güvenliğine bütünüyle karşı çıkılması biçiminde yorumlanmamalıdır.
Daha çok İsrail hükümetinin askeri ve siyasal tercihlerinin ABD tarafından
hangi ölçüde desteklenmesi gerektiğine ilişkin bir sorgulamayı ifade
etmektedir. Dolayısıyla seçimlerin önemli mesajlarından biri Amerikan
toplumunda İsrail'e verilen desteğin niteliği ve sınırları konusunda siyasal
bir değişimin başlamış olmasıdır.
Ekonomik Tepki
ile Dış Siyasa Tepkisinin Birleşmesi
Seçim sonuçlarının açıklanmasında
ekonomik etmenlerin ağırlığı tartışmasızdır. Yaşam maliyetinin yükselmesi,
enerji fiyatları ve ekonomik geleceğe ilişkin kaygılar seçmenlerin gündelik yaşamını
doğrudan etkilemiştir. Ancak ekonomik hoşnutsuzluk ile dış siyasa tercihleri
birbirinden bağımsız iki alan değildir. İran savaşı bu iki alanı birleştiren
başlıca gelişme olmuştur. Savaşın ekonomik maliyetleri, enerji piyasalarına
etkileri ve Amerikan askerlerinin çatışmaya katılması dış siyasa kararlarını
seçmenin gündelik yaşamıyla ilişkilendirmiştir. Böylece seçmen açısından soru
yalnızca savaşın haklı olup olmadığı değil, ABD'nin bu savaşın maliyetini neden
üstlendiği durumuna gelmiştir. Bu noktada İsrail'e koşulsuz destek sorunu
belirleyici bir tartışma alanı oluşturmuştur. ABD'nin İran'a karşı askeri
müdahalesinin İsrail'in güvenlik öncelikleriyle ilişkilendirilmesi Amerikan
kamuoyunda ulusal çıkarların başka bir devletin bölgesel hedefleri
doğrultusunda ikinci plana atıldığı yönündeki eleştirileri güçlendirmiştir. Bu
nedenle ekonomik oy verme davranışı ile dış siyasa kaynaklı oy verme
davranışını birbirinden kesin çizgilerle ayırmak olanaklı değildir. Savaşın
ekonomik maliyeti İsrail'e koşulsuz destek konusundaki siyasal itirazı
güçlendirmiş ve bu itiraz da ekonomik kaygıların daha geniş bir yönetim
eleştirisine dönüşmesine katkıda bulunmuştur. Bu çalışmanın özgün
değerlendirmesi Cumhuriyetçilerin yenilgisini yalnızca ekonomik
memnuniyetsizliğe veya olağan bir iktidar yıpranmasına bağlamanın eksik
kalacağıdır. İsrail'e koşulsuz destek ve İran savaşı ekonomik hoşnutsuzlukla
birleşerek seçim davranışını etkileyen başlıca siyasal etmenlerden biri durumuna
gelmiştir. Bununla birlikte, mevcut anketler ve seçim sonuçları bu iki dış siyasa
etmeninin birbirinden bağımsız etkisini kesin biçimde ölçmeye yeterli değildir.
Bu nedenle burada ileri sürülen değerlendirme farklı göstergelerin birlikte
yorumlanmasına dayanan güçlü bir açıklayıcı varsayım niteliğindedir ve tek
başına seçim sonuçlarından çıkarılmış kesin bir nedensellik savı değildir.
Trump'ın Siyasal
Geleceği: Erken Topal Ördek Başkanlık
Kongre'nin iki kanadında çoğunluğun
kaybedilmesi Trump'ın anayasal yetkilerini ortadan kaldırmamıştır. Ancak
başkanın siyasal hareket alanını önemli ölçüde daraltmıştır. 2027'de göreve
başlayacak yeni Kongre bütçe, yasama, soruşturma, komite denetimi ve yönetimin
kararlarının incelenmesi konularında daha etkili bir rol üstlenebilecektir. Bu
durum Trump yönetiminin özellikle İran savaşı, İsrail'e askeri yardım, dış siyasa
harcamaları ve yürütmenin yetki kullanımı konularında daha yoğun bir denetimle
karşılaşması anlamına gelmektedir. Trump'ın 2028 seçimlerinde yeniden başkan
adayı olamayacak olması da bu sürecin önemini artırmaktadır. Cumhuriyetçi Parti
içinde seçim yenilgisinin sorumluluğu, liderlik ve 2028 adaylığı konusunda yeni
tartışmaların ortaya çıkması beklenebilir. Bu bakımdan Trump'ın başkanlığının
ikinci dönemi siyasal bakımdan beklenenden erken bir topal ördek başkanlık
dönemine dönüşme riski taşımaktadır. Ancak bu tanımlama başkanın hukuksal
yetkilerini kaybettiği anlamına gelmez. Asıl değişim bu yetkileri kullanırken
Kongre'de karşılaşacağı siyasal direnç ve kararlarının uygulanabilirliği
üzerindedir. Azil olasılığı da bu yeni dönemde göz ardı edilemeyecek bir
siyasal gelişmedir. Temsilciler Meclisi'nin basit çoğunlukla azil kararı
alabilmesi Demokratların eline önemli bir anayasal araç vermektedir. Buna
karşılık Senato'da mahkumiyet ve görevden uzaklaştırma için hazır bulunan
üyelerin üçte iki çoğunluğu gereklidir. Dolayısıyla Demokratların Senato
çoğunluğunu elde etmiş olması Trump'ın görevden uzaklaştırılmasını tek başına
sağlayamaz. Cumhuriyetçi senatörlerden de önemli sayıda desteğin alınması gerekir.
Bu nedenle azil sürecinin başlatılması ile Trump'ın görevden uzaklaştırılması
birbirinden ayrılmalıdır. Azil, yönetimin siyasal meşruluğunu daha da
tartışmalı duruma getirebilir ancak sonuçları önceden belirlenmiş bir süreç
değildir.
ABD-İsrail
İlişkilerinin Geleceği: Koşulsuz Destekten Koşullu Ortaklığa
2026 seçimlerinin İsrail bakımından en
önemli sonucu ABD ile stratejik ortaklığın sona ermesi değil, bu ortaklığın
siyasal ve toplumsal dayanaklarının yeniden değerlendirilmesidir. İsrail, ABD
açısından askeri, haber alma ve bölgesel güvenlik bakımından önemli bir ortak
olmaya devam edecektir. Ancak bu ortaklığın geçmişteki gibi geniş ve koşulsuz
bir siyasal uzlaşmaya dayanması giderek güçleşmektedir. Demokratların
Kongre'deki çoğunluğu İsrail'e sağlanan askeri yardımların, silah satışlarının
ve bölgesel askeri operasyonların daha fazla denetlenmesine olanak verebilir.
Cumhuriyetçi Parti içinde de İran savaşı ve İsrail'e verilen desteğin kapsamı
konusunda ortaya çıkan sorgulamalar konunun yalnızca Demokratların iç sorunu
olmadığını göstermektedir. Bu gelişmeler ABD-İsrail ilişkilerinin geleceğinde
yeni bir yaklaşımın ortaya çıkabileceğine işaret etmektedir: İsrail'in
güvenliğine verilen desteğin sürdürülmesi ancak İsrail hükümetinin bütün askeri
ve siyasal tercihlerinin otomatik biçimde desteklenmemesi. Bu dönüşümün
gerçekleşmesi kısa vadede kesin değildir. Başkanın veto yetkisi ABD'deki
geleneksel İsrail yanlısı siyasal çevreler ve stratejik ortaklığın kurumsal
niteliği değişimin hızını ve kapsamını sınırlayabilir. Bununla birlikte
Amerikan kamuoyundaki sorgulama kalıcı duruma gelirse gelecekteki yönetimlerin
İsrail siyasasını aynı koşullarla sürdürmesi zorlaşacaktır. Bu nedenle
Netanyahu hükümetinin önündeki temel sorun yalnızca Trump yönetimiyle
ilişkileri korumak değil, ABD'deki iki partili desteğin yeniden kurulmasına
katkıda bulunmaktır. İsrail'in güvenliğini tek bir Amerikan yönetiminin veya
tek bir partinin siyasal tercihine bağlamak uzun vadede stratejik bir
kırılganlık yaratabilir.
Türkiye Açısından
Fırsatlar ve Riskler
ABD'deki siyasal değişim Türkiye
açısından bazı diplomatik fırsatlar yaratmaktadır. Ancak bu fırsatlar otomatik
kazanımlara dönüşmez. Ankara'nın yeni Kongre çoğunluğu, Demokrat Parti yönetici
ve üyeleri, Cumhuriyetçi siyasetçiler ve Amerikan dış siyasa çevreleriyle
kurumsal ilişkilerini geliştirmesi gerekir. Türkiye'nin öncelikli hedefi
Washington'daki siyasal değişimi kendi dış siyasa çıkarlarını anlatmak ve ortak
çıkar alanlarını genişletmek için kullanmak olmalıdır. Bu çerçevede beş konu
öne çıkmaktadır: Birincisi, İran savaşının sona erdirilmesi ve bölgesel kararlılıktır.
Türkiye, savaşın genişlemesini önlemeye, diplomatik çözüm kanallarını açık
tutmaya ve enerji güvenliğini korumaya yönelik girişimlerini sürdürmelidir. İkincisi,
Filistin sorunudur. ABD kamuoyunda İsrail'in askeri siyasalarına yönelik
eleştirilerin artması Türkiye'nin uluslararası hukuk, insancıl yardım ve
siyasal çözüm temelindeki diplomatik girişimleri için yeni bir alan
oluşturabilir. Ancak bu gelişme, Türkiye'nin bütün bölgesel tercihlerinin
Washington'da kabul göreceği anlamına gelmez. Üçüncüsü, savunma ve NATO
ilişkileridir. F-35, CAATSA yaptırımları ve savunma sanayii iş birliği konuları
Kongre'nin yeni siyasal dengesi içinde daha yoğun biçimde ele alınabilir.
Türkiye'nin bu konuları kişisel liderlik ilişkileri yerine kurumsal ve hukuksal
çerçevede yürütmesi önemlidir. Dördüncüsü, Suriye ve bölgesel güvenliktir.
ABD'nin Suriye siyasası Türkiye'nin sınır güvenliği ve terörle savaşım
öncelikleriyle doğrudan ilişkilidir. Washington'daki değişim bu konularda yeni
görüşme olanakları yaratabilir ancak görüş ayrılıklarının kendiliğinden ortadan
kalkacağı varsayılmamalıdır. Beşincisi, Doğu Akdeniz ve bölgesel güç dengeleridir.
ABD'nin İsrail'e yönelik siyasasındaki olası değişim Türkiye'nin Doğu
Akdeniz'deki diplomatik eylem alanını etkileyebilir. Ancak Türkiye'nin bu
alandaki çıkarları ABD'nin İsrail siyasasındaki değişikliklerden bağımsız
olarak da savunulmalıdır. Türkiye açısından temel öneri Washington'daki yeni
siyasal dengeyi kısa vadeli bir fırsat olarak değil, uzun vadeli ve kurumsal
diplomasi gerektiren bir süreç olarak değerlendirmektir.
Siyasa Önerileri
ABD yönetimi ve
Kongresi açısından
İran
savaşı konusunda askeri hedefler hukuksal dayanak ve savaşın maliyetleri açık
biçimde değerlendirilmelidir.
İsrail'e
yönelik askeri destek stratejik ortaklığın korunmasıyla birlikte uluslararası
hukuk ve insancıl hukuk yükümlülükleri çerçevesinde ele alınmalıdır.
Dış
siyasa kararlarında ABD'nin ulusal çıkarları ile müttefiklerin güvenlik
öncelikleri arasındaki ayrım açık biçimde gözetilmelidir.
Kongre
denetimi yürütmenin dış siyasa ve savaş yetkilerinin anayasal sınırları içinde
kullanılmasını sağlayacak biçimde işletilmelidir.
ABD'nin
Orta Doğu siyasası yalnızca askeri caydırıcılığa değil, diplomatik çözüm ve
bölgesel kararlılık mekanizmalarına da dayanmalıdır.
Türkiye açısından
ABD
ile ilişkiler kişisel liderlik temaslarının ötesine taşınmalı ve Kongre'nin iki
kanadıyla ve her iki partiyle kurumsal ilişkiler geliştirilmelidir.
İran
savaşının genişlemesini önlemek ve bölgesel kararlılığı sağlamak amacıyla çok
taraflı diplomatik girişimler artırılmalıdır.
Filistin
sorununda uluslararası hukuk ve insancıl sorumluluk temelindeki yaklaşım
sürdürülmeli ve diplomatik söylem somut girişimlerle desteklenmelidir.
F-35,
CAATSA ve savunma sanayii konularında hukuksal ve teknik görüşme kapasitesi
güçlendirilmelidir.
Suriye,
Doğu Akdeniz ve NATO konularında ABD ile çıkar farklılıkları açık biçimde
tanımlanmalı ve bunların diğer iş birliği alanlarını bütünüyle engellemesine
izin verilmemelidir.
ABD'deki
yönetim ve Kongre değişikliklerine aşırı anlam yüklenmeden Türkiye'nin bağımsız
ve tutarlı dış siyasa çizgisi korunmalıdır.
İsrail açısından
ABD'deki
iki partili desteğin yeniden güçlendirilmesi için Amerikan iç siyasetindeki
kutuplaşmanın tarafı olmaktan kaçınılmalıdır.
İran'la
askeri çatışmanın bölgesel ve küresel maliyetleri yeniden değerlendirilmelidir.
Gazze
ve Batı Şeria siyasalarında uluslararası hukuk ve insancıl hukuk yükümlülükleri
gözetilmelidir.
ABD'nin
askeri desteğinin koşulsuz devam edeceği varsayımına dayalı bir güvenlik
stratejisinden uzaklaşılmalıdır.
Filistin
sorununun yalnızca güvenlik önlemleriyle çözülemeyeceği kabul edilerek kalıcı
siyasal çözüm arayışlarına alan açılmalıdır.
Sonuç: Amerikan
Seçmeni Dış Siyasaya da Sandıkta Yanıt Veriyor
2026 ABD ara seçimleri Amerikan
siyasal sisteminde önemli bir güç değişimine yol açmıştır. Ancak seçimlerin
daha geniş anlamı Trump yönetiminin Kongre'deki çoğunluğu kaybetmesinden ibaret
değildir. Seçmenler ekonomik sorunların yanı sıra ABD'nin dış siyasa
tercihlerinin maliyetini, savaşın ülkenin ulusal çıkarlarıyla ilişkisini ve
müttefiklere verilen desteğin sınırlarını da sorgulamıştır. Bu çalışmanın temel
değerlendirmesi İran savaşı ve İsrail'e koşulsuz desteğin Cumhuriyetçilerin
seçim yenilgisinde başat etmenlerden biri olduğudur. Ekonomik hoşnutsuzluk bu
tepkinin toplumsal tabanını genişletmiş ve savaşın maliyetleri ise dış siyasa
tercihlerinin Amerikan seçmeninin gündelik yaşamına doğrudan yansımasına yol
açmıştır. Bu sonuç ABD'nin İsrail ile stratejik ortaklığını sona erdireceği
anlamına gelmemektedir. Ancak İsrail'e verilen desteğin koşulsuz ve otomatik
biçimde sürdürülmesinin Amerikan iç siyasetinde giderek daha yüksek bir maliyet
üretebileceğini göstermektedir. Trump açısından seçimlerin sonucu, anayasal
yetkileri devam etmekle birlikte siyasal hareket alanının daraldığı bir
başkanlık döneminin başlangıcıdır. Demokratların Kongre'deki çoğunluğu
yönetimin dış ve iç siyasa kararları üzerinde daha yoğun denetim kurabilir.
Azil olasılığı da bu yeni siyasal ortamın önemli başlıklarından biri durumuna
gelebilir. Türkiye açısından ise Washington'daki değişim hem fırsatlar hem de
belirsizlikler yaratmaktadır. Bu fırsatların değerlendirilebilmesi Türkiye'nin
kurumsal diplomasi kapasitesine, bölgesel gelişmeleri doğru okumasına ve kendi
ulusal çıkarları doğrultusunda tutarlı siyasalar geliştirmesine bağlıdır. Sonuç
olarak 2026 ara seçimleri, ABD'nin dış siyasasında yeni bir dönemin
başlangıcına işaret etmektedir. Bu dönemin ayırt edici özelliği Amerikan
toplumunun dış siyasa kararlarını yalnızca güvenlik ve ittifak ilişkileri
üzerinden değil, ekonomik maliyet, ulusal çıkar ve siyasal hesap verebilirlik
ölçütleri üzerinden de değerlendirmeye başlamasıdır. Amerikan seçmeni yalnızca
ülkesini kimin yöneteceğine değil, ülkesinin hangi savaşlara, hangi
gerekçelerle ve kimin çıkarları doğrultusunda katılacağına ilişkin de sandıkta
bir yanıt vermiştir.
KAYNAKÇA
Arab Center Washington DC. (2026,
November 5). Democrats sweep Congress: Implications for the Middle East and US
foreign policy. https://arabcenterdc.org/resource/democrats-sweep-congress-implications-for-the-middle-east-and-us-foreign-policy/
Associated Press. (2026, November 3).
After midterm losses, Trump stares down the specter of Democratic probes and
the race to succeed him. https://apnews.com/article/ab37ed4820d674453e7dc311e2e6636f
Associated Press. (2026, November 5).
The latest: Trump defends Iran war after voters give Democrats control of
Congress. https://apnews.com/article/b1d26390b7ed7968435089be6d3bf612
Backus, F. (2026, November 4). CBS
News exit polls show how Democrats won in the 2026 midterm elections. CBS News.
https://www.cbsnews.com/news/cbs-news-exit-polls-2026-midterms-democrats/
Balz, D., Keating, D., Doherty, C., ve
Clement, S. (2026, November 4). Ten key factors behind Americans’ midterm
votes. The Washington Post. https://www.washingtonpost.com/politics/2026/11/04/ten-key-factors-behind-americans-midterm-votes/
Brumberg, D., Hawthorne, A., Kharroub,
T., Krane, J., Munayyer, Y., ve Sheline, A. (2026, November 5). Democrats sweep
Congress: Implications for the Middle East and US foreign policy. Arab Center
Washington DC. https://arabcenterdc.org/resource/democrats-sweep-congress-implications-for-the-middle-east-and-us-foreign-policy/
Congressional Research Service. (2026,
August 20). Turkey (Türkiye): Major issues and U.S. relations (R44000). https://www.congress.gov/crs_external_products/R/PDF/R44000/R44000.125.pdf
Fraioli, P., ve Caverley, J. D. (2026,
November 6). The consequences of the US midterm elections. International
Institute for Strategic Studies. https://www.iiss.org/online-analysis/online-analysis/2026/11/the-consequences-of-the-us-midterm-elections/
Gallup. (2026, October 29). The issues
voters say matter most this midterm. https://news.gallup.com/poll/716333/issues-voters-say-matter-midterm.aspx
Hendrixson White, J. (2026, November).
What the new Democratic Congress can (and can’t) do on foreign policy. Carnegie
Endowment for International Peace. https://carnegieendowment.org/emissary/2026/11/democratic-congress-midterms-foreign-policy-ai-iran-russia
Kampeas, R., ve Lazaroff, T. (2026,
November 3). Democrats take Senate and House in shift that could push US
further away from Israel. Jewish Telegraphic Agency. https://www.jta.org/2026/11/03/politics/americans-head-to-the-polls-in-races-with-major-implications-for-us-israel-policy
Kiley, J., Shepard, S., Daniller, A., ve
Hartig, H. (2026, October 8). Economy ranks as top issue in midterms for all
voters—but partisans differ over the importance of other issues. Pew Research
Center. https://www.pewresearch.org/politics/2026/10/08/economy-ranks-as-top-issue-in-midterms-for-all-voters-but-partisans-differ-over-the-importance-of-other-issues/
Reid, T., ve Hunnicutt, T. (2026,
November 4). Top takeaways from the US midterm elections. Reuters. https://www.investing.com/news/economic-indicators/takeaways-from-the-us-midterm-elections-4996986
Reuters. (2026, November 4).
Democratic Congress could test decades of US support for Israel. https://www.reuters.com/world/us/democratic-congress-could-test-decades-us-support-israel-2026-11-04/
Reuters. (2026, November 4). Five ways
US foreign policy may change with a Democratic Congress. https://www.reuters.com/world/us/five-ways-us-foreign-policy-may-change-with-democratic-congress-2026-11-04/
Sasson, T., ve Ben Sasson-Gordis, A.
(2026, November 5). What the Democratic tidal wave means for Israel (INSS
Insight No. 2213). Institute for National Security Studies. https://www.inss.org.il/publication/blue-tsunami/
Selçuki, C., ve Öztürk, A. E. (2026,
November 5). After the midterms: What changes for Türkiye’s defence industry.
Centre for Economics and Foreign Policy Studies (EDAM). https://www.edam.org.tr/en/economics-and-energy/121568-after-the-midterms-what-changes-for-turkiye-s-defence-industry