Birleşik Krallık Bölünüyor mu?
Cardiff Girişimi ve Anayasal Gelecek
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Yürütme Özeti
Birleşik
Krallık'ın anayasal geleceği son yıllarda yalnızca Westminster'daki siyasal
iktidarın niteliği veya merkezi yönetim ile yetki devredilmiş (yetki
devredilmiş) yönetimler arasındaki yetki paylaşımı üzerinden
tartışılabilecek bir konu olmaktan çıkmıştır. İskoçya'nın bağımsızlık talebinin
kurumsallaşması, Galler'in anayasal statüsünü yeniden değerlendirme arayışı ve
Kuzey İrlanda'nın birleşme olasılığının Belfast/Good Friday Anlaşması
tarafından belirlenen demokratik rıza ilkesi çerçevesinde gündemde tutulması ve
2026 yılında İskoçya ile Galler arasında gelişen Cardiff Girişimi Birleşik
Krallık'ın anayasal bütünlüğünün geleceğine ilişkin daha kapsamlı bir sorunu
ortaya çıkarmaktadır: Farklı ulusal kimliklere ve farklı demokratik meşruluk
merkezlerine sahip topluluklar aynı anayasal birlik içinde hangi koşullarda bir
arada tutulabilir?
Bu çalışma
söz konusu soruya “Birleşik Krallık bölünüyor mu?” sorusundan hareketle
yaklaşmaktadır. Ancak araştırmanın temel bulgusu bu sorunun basit bir
“birlik/bölünme” ikiliği içinde ele alınmasının yetersiz olduğudur. Birleşik
Krallık bugün itibarıyla bölünmüş bir devlet değildir. Bununla birlikte mevcut
anayasal yapısı farklı kurucu ulusal birimlerin değişen siyasal ve anayasal
talepleri nedeniyle yeniden yapılanma baskısı altındadır.
Birleşik
Krallık'ın tarihsel oluşumu bu durumu açıklamak bakımından önemlidir. İngiltere
ile İskoçya'nın 1707'de birleşmesi, Büyük Britanya ile İrlanda'nın 1801'de
oluşturduğu birlik ve İrlanda'nın büyük bölümünün 1920'li yıllarda Birlik'ten
ayrılması mevcut devlet yapısının tarihsel olarak değişmez bir bütün olmadığını
göstermektedir. Bu tarihsel süreç sonucunda Birleşik Krallık klasik anlamda
homojen bir ulus-devletten çok farklı ulusal toplulukların ortak bir egemenlik
çatısı altında bulunduğu çok uluslu bir devlet niteliği kazanmıştır.
1990'ların
sonundan itibaren uygulanan yetki devri (devolution) sistemi bu yapıya
yeni bir anayasal boyut eklemiştir. İskoçya Parlamentosu, Senedd Cymru ve Kuzey
İrlanda Meclisi'nin oluşturulması farklı ulusal kimliklerin ve siyasal
taleplerin Birlik içinde kurumsal olarak temsil edilmesini sağlamıştır. Ancak devolution'ın
sonuçları yalnızca yetki devriyle sınırlı kalmamıştır. Bu kurumlar zaman
içerisinde kendi demokratik meşruluklarını, siyasal gündemlerini ve yönetsel
kapasitelerini geliştirmiştir. Böylece Birleşik Krallık'ta Westminster'ın hukuksal
egemenliği devam ederken siyasal meşruluk giderek daha çok merkezli bir nitelik
kazanmıştır.
Bu durum
çalışmanın temel anayasal paradokslarından birini ortaya çıkarmaktadır: Devolution,
Birlik'i korumak amacıyla oluşturulmuş olmakla birlikte Birlik'ten daha ileri
anayasal özerklik talep edebilecek kurumsal kapasiteyi de geliştirmiştir.
İskoçya bu
paradoksun en belirgin örneğidir. 2014 bağımsızlık referandumunda bağımsızlık
önerisinin reddedilmesine karşın bağımsızlık sorunu İskoç siyasal sisteminden
çıkmamıştır. Brexit sonrasında Birleşik Krallık ile İskoçya arasındaki siyasal
tercih farklılıkları daha görünür duruma gelmiş ve 2022 Birleşik Krallık Yüksek
Mahkemesi kararı ise İskoç Parlamentosu'nun tek başına bağımsızlık referandumu
düzenleme yetkisinin bulunmadığını ortaya koymuştur. 2026 yılında İskoç
hükümetinin yeni bir bağımsızlık referandumu için taslak yasa hazırlaması
sorunun siyasal ve kurumsal niteliğinin devam ettiğini göstermektedir. Böylece
İskoçya'daki tartışma yalnızca bağımsızlık isteyenlerle Birlik içinde kalmayı
savunanlar arasındaki siyasal yarışma olmaktan çıkmış ve anayasal geleceğe
ilişkin karar verme yetkisinin hangi kurumda bulunduğu sorusuna dönüşmüştür.
Galler'deki
gelişme ise İskoçya'dan farklıdır. Galler'de anayasal tartışma henüz aynı
yoğunlukta bir bağımsızlık sürecine dönüşmemiştir. Bunun yerine devolution'ın
kapsamının genişletilmesi, Galler'in Birleşik Krallık içerisindeki anayasal
statüsünün güçlendirilmesi ve farklı anayasal modellerin tartışılması öne
çıkmaktadır. Galler'in Anayasal Geleceği Bağımsız Komisyonu'nun 2024 tarihli
raporunda güçlendirilmiş devolution, federal Birleşik Krallık ve
bağımsızlık olmak üzere üç seçenek ortaya konulmuştur. Bu nedenle Galler'deki
gelişmeler “bağımsızlığa geçiş”ten çok anayasal yeniden konumlanma süreci
olarak değerlendirilmelidir.
Kuzey
İrlanda ise her iki örnekten farklı bir anayasal rejime sahiptir. Belfast/Good
Friday Anlaşması, Kuzey İrlanda'nın anayasal statüsünü açık biçimde
demokratik rıza ilkesine bağlamıştır. Buna göre Kuzey İrlanda'nın Birleşik
Krallık içerisinde kalması veya birleşik İrlanda'nın parçası olması halkın
çoğunluğunun tercihine bağlıdır. Bu nedenle Kuzey İrlanda'daki anayasal değişim
olasılığı İskoçya'daki bağımsızlık sürecinden farklı olarak önceden tanımlanmış
bir hukuksal mekanizmaya dayanmaktadır. Buradaki temel sorun yeni bir devlet
kurulması değil, mevcut egemenlik alanının başka bir devletle birleşme yoluyla
değiştirilmesidir.
14 Eylül
2026 tarihli Cardiff Anlaşması (agreement) bu farklı anayasal süreçlere yeni
bir boyut eklemiştir. İskoç ve Galler hükümetleri arasında imzalanan anlaşma
bağımsızlık konusunda ortak bir karar veya Birleşik Krallık'tan ayrılma
anlaşması değildir. Bununla birlikte ekonomik ve sosyal siyasaların yanı sıra
anayasal gelişmeler, devolution ve öz-yönetim konularında yatay iş birliğini
kurumsallaştırmaktadır. Böylece Birleşik Krallık'ın anayasal ilişkileri
yalnızca Westminster ile yetki devredilmiş hükümetler arasındaki dikey
ilişkiler üzerinden değil, yetki devredilmiş hükümetlerin birbirleriyle
kurdukları yatay ilişkiler üzerinden de şekillenmeye başlamaktadır.
Cardiff
Girişimi'nin önemi bu nedenle doğrudan ortaya çıkardığı hukuksal sonuçtan çok
anayasal tartışmanın aktör yapısını değiştirme olanağında bulunmaktadır.
Bununla birlikte mevcut veriler İskoçya ve Galler'in yeni ve ortak bir siyasal
blok oluşturduğu sonucuna ulaşmak için yeterli değildir. Ortak anayasal söylem,
siyasal eş güdüm ve kurumsallaşmış siyasal blok birbirinden farklıdır. Cardiff
Girişimi şu aşamada bir anayasal iş birliği platformu niteliğindedir.
Westminster
açısından temel sorun ise parlamenter egemenlik ile çok merkezli demokratik meşruluk
arasındaki ilişkinin nasıl düzenleneceğidir. Hukuksal olarak Westminster
Parlamentosu Birleşik Krallık'ın en üstün yasama organı olmayı sürdürmektedir. Devolution
bu egemenliği ortadan kaldırmamış ancak siyasal sistem içinde yeni demokratik
karar merkezleri oluşturmuştur. Böylece hukuksal egemenlik ile siyasal meşruluk
aynı anayasal sistem içerisinde farklı düzeylerde ortaya çıkmaktadır.
Bu durum
Birleşik Krallık'ın geleceği açısından beş temel anayasal seçeneği gündeme
getirmektedir: mevcut devolution modelinin sürdürülmesi, güçlendirilmiş devolution,
federal bir Birleşik Krallık, yeni bir anayasal birlik sözleşmesi ve kurucu
ulusal birimlerden birinin veya birkaçının demokratik süreçler sonucunda
Birlik'ten ayrılması. Bu seçenekler birbirini bütünüyle dışlayan modeller
değildir. Güçlendirilmiş devolution federal bir yapıya doğru gelişebilir,
yeni bir anayasal birlik sözleşmesi daha geniş özerklik düzenlemeleriyle
birlikte uygulanabilir ve anayasal uzlaşmanın sağlanamaması ise bazı birimlerde
ayrılık taleplerinin güçlenmesine yol açabilir.
Çalışmanın
temel sonucu bu nedenle “Birleşik Krallık bölünüyor” değildir. Aynı şekilde
mevcut anayasal yapının değişmeden sürdürüleceği de söylenemez. Daha açıklayıcı
sonuç Birleşik Krallık'ın anayasal ilişkilerinin yeniden görüşme konusu
edildiği bir döneme girmiş olduğudur.
Bu yeniden görüşmelerin
merkezinde yalnızca bağımsızlık talepleri bulunmamaktadır. Daha temel sorun
Birleşik Krallık'ı oluşturan farklı ulusal toplulukların kendi siyasal ve
anayasal gelecekleri üzerinde söz sahibi olma taleplerinin Westminster'ın
parlamenter egemenliği ile nasıl bağdaştırılacağıdır.
Bu açıdan
İskoçya bağımsızlık talebini, Galler anayasal yeniden konumlanmayı, Kuzey
İrlanda demokratik rıza mekanizmasını ve Cardiff Girişimi ise kurucu ulusal
birimler arasındaki yatay anayasal iş birliğini temsil etmektedir. Bunların
hiçbirisi tek başına Birleşik Krallık'ın parçalandığını göstermemektedir. Ancak
birlikte değerlendirildiklerinde Birleşik Krallık'ın klasik
Westminster-merkezli anayasal düzeninin giderek daha karmaşık, çok merkezli ve
yeniden görüşme konusu yapılan bir yapıya dönüştüğünü göstermektedir.
Dolayısıyla
makalenin temel savı şu şekilde ortaya konulabilir: Birleşik Krallık bugün
bölünmüş değildir ancak mevcut anayasal biçimi farklı ulusal toplulukların
demokratik meşruluk ve anayasal gelecek talepleri karşısında yeniden yapılanma
baskısı altındadır. Sorun artık yalnızca Birlik'in korunması değil, Birlik'in
hangi anayasal biçimde sürdürülebileceğidir.
Öz
Bu çalışma
Birleşik Krallık'ın güncel anayasal geleceğini İskoçya'nın bağımsızlık talebi,
Galler'in anayasal yeniden konumlanma arayışı ve Kuzey İrlanda'nın yeniden
birleşme olasılığı ve 2026 yılında ortaya çıkan Cardiff Girişimi çerçevesinde
incelemektedir. Çalışmanın temel sorusu söz konusu gelişmelerin Birleşik
Krallık'ın mevcut anayasal bütünlüğünü parçalanma yönünde mi, yoksa yeni bir
anayasal birlik biçimine doğru yeniden yapılanma yönünde mi etkilediğidir.
Araştırmada tarihsel çözümleme, anayasal-hukuksal inceleme, karşılaştırmalı
kurumsal çözümleme ve belge çözümlemesi birlikte kullanılmıştır. Çözümleme
Birleşik Krallık'ın klasik anlamda tek uluslu bir devlet olmaktan çok farklı
tarihsel ve ulusal kimliklerin aynı egemenlik çatısı altında bir arada
bulunduğu asimetrik çok uluslu bir anayasal birlik niteliği taşıdığını
göstermektedir. Devolution sistemi bir yandan ulusal farklılıkların
Birlik içerisinde kurumsal olarak temsil edilmesini sağlarken diğer yandan
İskoçya ve Galler gibi birimlerde daha ileri anayasal özerklik taleplerini
taşıyabilecek kurumsal kapasiteyi geliştirmiştir. İskoçya'da 2014 bağımsızlık
referandumu, Brexit sonrasında ortaya çıkan siyasal farklılaşma, 2022 Birleşik
Krallık Yüksek Mahkemesi kararı ve 2026 yılında hazırlanan yeni referandum
tasarısı bağımsızlık sorununun kurumsallaşmış niteliğini ortaya koymaktadır.
Galler'de anayasal statünün yeniden değerlendirilmesi yönündeki tartışmalar
farklı bir seyir izlemekte ve Kuzey İrlanda'da ise Belfast/Good Friday Anlaşması
tarafından belirlenen demokratik rıza ilkesi anayasal değişimin temel hukuksal
çerçevesini oluşturmaktadır. 14 Eylül 2026 tarihli Cardiff Anlaşması ise
İskoçya ve Galler hükümetleri arasında anayasal gelişmeler de dahil olmak üzere
yatay iş birliğini yeni bir düzeye taşımıştır. Çalışmanın temel sonucu Birleşik
Krallık'ın bugün itibarıyla bölünmüş bir devlet olmadığı ancak mevcut anayasal
biçiminin ciddi bir yeniden yapılanma baskısı altında bulunduğudur. Dolayısıyla
temel sorun artık yalnızca Birlik'in korunması değil, farklı ulusal
toplulukların demokratik meşruluk ve anayasal gelecek talepleri ile
Westminster'ın parlamenter egemenliğinin nasıl bağdaştırılacağıdır.
Anahtar
Kelimeler: Birleşik
Krallık, anayasal yeniden yapılanma, İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda, devolution,
parlamenter egemenlik, bağımsızlık, demokratik rıza, Cardiff Anlaşması
Abstract
This study examines the contemporary constitutional
future of the United Kingdom through Scotland's demand for independence,
Wales's search for a renewed constitutional position, the possibility of Irish
reunification in Northern Ireland, and the Cardiff Initiative that emerged in
2026. The central question is whether these developments are contributing to
the disintegration of the existing constitutional Union or to its restructuring
into a new constitutional form. The study employs a combination of historical
analysis, constitutional and legal examination, comparative institutional
analysis, and document analysis. The findings indicate that the United Kingdom
is better understood not as a conventional homogeneous nation-state but as an
asymmetric multinational constitutional union in which distinct historical and
national identities coexist under a common sovereign framework. Devolution has
enabled the institutional representation of national differences within the
Union, while simultaneously strengthening the institutional capacity of
Scotland and Wales to pursue further constitutional autonomy. In Scotland, the
2014 independence referendum, political divergence following Brexit, the 2022
judgment of the UK Supreme Court, and the draft independence referendum bill
published in 2026 demonstrate the institutionalization of the independence
question. Wales has followed a different trajectory, characterized by an
expanding debate over its constitutional status. In Northern Ireland, by
contrast, the principle of democratic consent established by the Belfast/Good
Friday Agreement provides the principal legal framework for possible
constitutional change. The Cardiff Agreement of 14 September 2026 has added a
further dimension by institutionalizing horizontal cooperation between the
Scottish and Welsh governments, including cooperation concerning constitutional
developments. The study concludes that the United Kingdom is not currently a
divided state; however, its existing constitutional form is subject to
significant pressures for restructuring. The central constitutional question is
therefore no longer simply whether the Union can be preserved, but how the
democratic legitimacy and constitutional aspirations of its constituent
national communities can be reconciled with the continuing principle of
parliamentary sovereignty at Westminster.
Keywords: United
Kingdom, constitutional restructuring, Scotland, Wales, Northern Ireland,
devolution, parliamentary sovereignty, independence, democratic consent,
Cardiff Agreement
GİRİŞ VE
SORUNSALIN TANIMLANMASI
Birleşik
Krallık’ın anayasal geleceği son yıllarda yalnızca mevcut siyasal iktidarın
niteliği veya Westminster Parlamentosu’nun yetki alanı üzerinden tartışılan bir
konu olmaktan çıkmış ve Birlik’i oluşturan tarihsel ulusal birimlerin gelecekte
aynı devlet çatısı altında bulunup bulunamayacağı sorusuna dönüşmüştür.
İskoçya’da bağımsızlık talebinin kurumsal ve siyasal varlığını sürdürmesi
Galler’de mevcut devolution düzenlemesinin ötesine geçen anayasal statü
arayışlarının güçlenmesi ve Kuzey İrlanda’da İrlanda’nın yeniden birleşmesi olasılığının
Belfast Anlaşması çerçevesinde canlılığını koruması Birleşik Krallık’ın
anayasal bütünlüğünü yeniden tartışmaya açmaktadır.
Bu
gelişmeler birbirinden bağımsız üç bölgesel sorun olarak ele alınsa da ortak
bir anayasal soruna işaret etmektedir: Birleşik Krallık’ın farklı ulusal
toplulukları aynı egemenlik altında tutmasını sağlayan anayasal düzen, değişen
siyasal kimlikleri ve farklılaşan meşruluk taleplerini ne ölçüde
karşılayabilmektedir? Başka bir ifadeyle sorun, yalnızca İskoçya’nın bağımsız
olup olmayacağı veya Kuzey İrlanda’nın İrlanda Cumhuriyeti ile birleşip
birleşmeyeceği değildir. Daha geniş sorun tarihsel birlik esasına dayanan
devlet modelinin alt-ulusal kimliklerin siyasal özerklik ve kendi geleceklerini
belirleme talepleri karşısında nasıl yeniden düzenlenebileceğidir.
Birleşik
Krallık’ın bu bakımdan ayırt edici özelliği klasik anlamda tek bir ulusal
kimlik ve tek biçimli bir anayasal yapı üzerine kurulmamış olmasıdır.
İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda, tarihsel gelişimleri, hukuk
sistemleri, dinsel ve kültürel kurumları, siyasal gelenekleri ve ulusal
kimlikleri bakımından farklı özelliklere sahiptir. Bununla birlikte bu
farklılıklar, uzun süre Westminster Parlamentosu’nun üstünlüğü ve merkezi
devlet yapısı içerisinde yönetilmiştir. 1998 sonrasında İskoçya, Galler ve
Kuzey İrlanda’ya farklı kapsam ve niteliklerde yetki devri yapılması bu
tarihsel farklılıkları anayasal ve kurumsal düzeyde daha görünür kılmıştır.
Devolution
düzenlemeleri
başlangıçta Birlik’in korunmasına hizmet eden bir uyarlama mekanizması olarak
tasarlanmış olsa da zaman içinde iki yönlü bir sonuç üretmiştir. Bir yandan
İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’nın siyasal farklılıklarının Birleşik Krallık
içerisinde temsil edilmesine olanak sağlamış ve diğer yandan bu bölgelerde
kendi parlamento, hükümet ve siyasal karar alma kurumlarının gelişmesine
katkıda bulunmuştur. Böylece özerklik yalnızca merkezi yönetimin yetki devri
anlamına gelmemiş aynı zamanda alt-ulusal siyasal kimliklerin ve kurumsal
kapasitelerin güçlenmesini sağlayan bir süreç olmuştur.
İskoçya
örneğinde 2014 yılında gerçekleştirilen bağımsızlık referandumu Birlik’in
geleceğinin demokratik bir yöntemle tartışılabileceğini göstermiştir. Bununla
birlikte 2022 yılında Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi’nin İskoç
Parlamentosu’nun tek taraflı olarak bağımsızlık referandumu düzenleme yetkisine
sahip olmadığına karar vermesi bağımsızlık sorununun yalnızca siyasal irade
değil, aynı zamanda anayasal yetki ve hukuk sorunu olduğunu ortaya koymuştur.
Böylece İskoçya’nın geleceğine ilişkin tartışma demokratik meşruluk ile
Parlamento egemenliği arasındaki ilişkinin yeniden değerlendirilmesini gerekli
kılmıştır.
Kuzey
İrlanda’nın anayasal konumu ise İskoçya’dan farklı bir hukuksal çerçeveye
dayanmaktadır. 1998 tarihli Belfast Anlaşması Kuzey İrlanda’nın Birleşik
Krallık’ın parçası olarak kalmasının veya İrlanda’nın yeniden birleşmesinin
ilgili halkın demokratik rızasına bağlı olduğunu kabul etmektedir. Bu nedenle
Kuzey İrlanda’da anayasal gelecek sorunu yalnızca bölgesel özerklik veya
bağımsızlık tartışması biçiminde değil, iki devlet arasındaki anayasal statünün
halkın rızası temelinde değişebilmesi çerçevesinde ortaya çıkmaktadır.
Galler’deki
gelişmeler ise farklı bir nitelik taşımaktadır. Galler’de bağımsızlık düşüncesi
İskoçya’daki kadar güçlü ve kurumsallaşmış olmasa da mevcut yetki devri
modelinin yetersizliği, anayasal statünün güçlendirilmesi ve Galler’in Birleşik
Krallık içerisindeki konumunun yeniden tanımlanması yönündeki tartışmalar
giderek önem kazanmaktadır. Cardiff merkezli girişimler bu bağlamda yalnızca
Galler’in kendi statüsüne ilişkin bir arayış olarak değil, Birlik’i oluşturan
farklı ulusal birimlerin ortak anayasal talepler geliştirme olasılığı açısından
da değerlendirilmelidir.
Bu noktada
Cardiff girişimi Birleşik Krallık’ın anayasal geleceği bakımından özel bir önem
taşımaktadır. Girişimin niteliği, katılımcıları, yayımlanan belgeleri ve ileri
sürdüğü talepler dikkatle incelenmelidir. Çünkü böyle bir girişim, yalnızca
bölgesel özerklik taleplerinin eş zamanlı biçimde dile getirilmesi anlamına
gelebileceği gibi Westminster merkezli anayasal yapıya karşı ortak bir siyasal
ve kurumsal tutumun başlangıcı olarak da yorumlanabilir. Ancak bu yorumların
girişimin doğrulanabilir belgeleri ve aktörlerin açık beyanları üzerinden
yapılması ve söylentilere dayalı bir “Birleşik Krallık hemen bölünüyor”
yaklaşımından kaçınılması gerekir.
Bu çalışma,
söz konusu gelişmelerden hareketle Birleşik Krallık’ın bölünme olasılığını
kesin bir sonuç olarak ileri sürmemekte ve bunun yerine Birlik’in anayasal
bütünlüğünü zorlayan devingenleri, bunların kurumsal dayanaklarını ve olası
anayasal sonuçlarını incelemektedir. “Bölünme” kavramı burada yalnızca devletin
hukuksal olarak sona ermesi anlamında değil, Birleşik Krallık’ın mevcut
yapısının federalizm, güçlendirilmiş devolution, konfederal nitelikli
düzenlemeler veya yeni siyasal birlik biçimleri doğrultusunda yeniden
yapılandırılması olasılıklarını de içeren geniş bir çerçevede ele alınmaktadır.
Makale iki
parçalı araştırmanın ikinci bölümünü oluşturmaktadır. İlk makalede, “Birleşik
Krallık'ın Tarihsel Oluşumu ve Anayasal Yapısı” başlığı altında Birlik’in
tarihsel kuruluşu, İngiltere-İskoçya ve Büyük Britanya-İrlanda birlikleri,
İrlanda’nın ayrılması, Kuzey İrlanda’nın statüsü ve 1998 sonrası devolution
düzenlemeleri incelenmiştir. Bu ikinci makalede ise söz konusu tarihsel ve
anayasal zemin üzerinde İskoçya’nın bağımsızlık talebi, Galler’in anayasal
arayışları, Kuzey İrlanda’nın birleşme olasılığı ve Cardiff girişimi
değerlendirilerek Birleşik Krallık’ın olası anayasal geleceği tartışılmaktadır.
Çalışmanın
temel sorunsalı şu şekilde ifade edilebilir: Birleşik Krallık’ta İskoçya’nın
bağımsızlık talebi, Galler’in anayasal statü arayışı, Kuzey İrlanda’nın yeniden
birleşme olasılığı ve Cardiff girişimi Birlik’in mevcut anayasal yapısını hangi
yönde etkilemektedir? Bu gelişmeler, Birleşik Krallık’ın anayasal olarak
yeniden yapılandırılması mı, yoksa tarihsel siyasal birliğin parçalanması mı
yönünde bir devingen oluşturmaktadır? Bu sorunsal çerçevesinde temel sorun
Birleşik Krallık’ın anayasal bütünlüğünün yalnızca hukuk kuralları ve
Parlamento egemenliğiyle değil, aynı zamanda farklı ulusal toplulukların
siyasal rızası, kurumsal temsili ve ortak devlet yapısına ilişkin meşruluk
algılarıyla sürdürülebilir olup olmadığını belirlemektir.
Amaç ve
Hedefler
Amaç
Bu
çalışmanın temel amacı, Birleşik Krallık’ın güncel anayasal geleceğini Birlik’i
oluşturan ulusal birimlerde ortaya çıkan siyasal ve anayasal talepler
çerçevesinde incelemektir. Bu kapsamda İskoçya’nın bağımsızlık talebi,
Galler’in anayasal statüsünü güçlendirme arayışları, Kuzey İrlanda’da
İrlanda’nın yeniden birleşmesi olasılığı ve Cardiff girişimi birlikte ele
alınacaktır. Çalışma, Birleşik Krallık’ın bölünüp bölünmeyeceği konusunda
önceden belirlenmiş bir hüküm vermek yerine mevcut anayasal yapıyı zorlayan
gelişmelerin niteliğini, birbirleriyle ilişkisini ve Birlik’in geleceği
bakımından doğurabileceği sonuçları ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu
doğrultuda temel inceleme konusu Birleşik Krallık’ın tarihsel birlik modelinin
farklı ulusal kimlikleri ve siyasal talepleri bünyesinde tutma kapasitesi ile
bu kapasitenin hangi koşullarda zayıflayabileceğidir. Çalışmanın bir diğer
amacı Birleşik Krallık’ın geleceğine ilişkin tartışmayı yalnızca “Birlik’in
korunması” ile “devletin parçalanması” arasındaki ikili karşıtlığa
indirgememektir. Bu nedenle federalizme geçiş, güçlendirilmiş devolution,
anayasal yetki paylaşımının yeniden düzenlenmesi, yeni bir Birlik sözleşmesi ve
bazı bölgelerin Birleşik Krallık’tan ayrılması gibi farklı anayasal seçenekler
aynı çözümleme çerçevesi içerisinde değerlendirilecektir.
Hedefler
Çalışmanın
başlıca hedefleri şunlardır:
Birleşik Krallık’ın güncel anayasal gerilimlerinin
kaynaklarını belirlemek: İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’da ortaya çıkan farklı siyasal
taleplerin tarihsel, kurumsal ve toplumsal dayanaklarını incelemek.
İskoçya’nın bağımsızlık talebini çözümlemek: 2014 bağımsızlık referandumunun
sonuçlarını, sonrasında yaşanan siyasal gelişmeleri, İskoç Ulusal Partisi’nin
tutumunu, ikinci referandum tartışmasını ve Westminster’ın anayasal yetki
yaklaşımını değerlendirmek.
Parlamento egemenliği ile demokratik rıza arasındaki ilişkiyi
incelemek: Birleşik
Krallık Yüksek Mahkemesi’nin 2022 tarihli kararını da dikkate alarak,
İskoçya’nın bağımsızlık talebinin hukuksal ve siyasal sınırlarını ortaya
koymak.
Galler’in anayasal arayışlarını değerlendirmek: Galler’de devolution uygulamasının
sonuçlarını, yetki alanına ilişkin tartışmaları, bağımsızlık düşüncesinin
gelişimini ve Cardiff merkezli girişimlerin anayasal anlamını incelemek.
Kuzey İrlanda’nın anayasal geleceğini kestirmek: Belfast Anlaşması’nda yer alan rıza
ilkesini Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallık içerisindeki statüsünü ve
İrlanda’nın yeniden birleşmesi olasılığının hukuksal ve siyasal koşullarını
değerlendirmek.
Cardiff girişiminin niteliğini ve kapsamını ortaya koymak: Girişimin aktörlerini, yayımlanan
belgelerini, ileri sürdüğü anayasal talepleri ve İskoçya, Galler ile Kuzey
İrlanda arasındaki ortak siyasal tutum geliştirme potansiyelini doğrulanabilir
kaynaklar üzerinden incelemek.
Alt-ulusal kurumların Birlik’in geleceği üzerindeki etkisini
değerlendirmek:
İskoç Parlamentosu, Galler Parlamentosu/Senedd Cymru ve Kuzey İrlanda Meclisi
gibi kurumların yalnızca yetki devri mekanizmaları olarak mı kaldığını, yoksa
ayrı siyasal meşruluk merkezlerine mi dönüştüğünü tartışmak.
Birleşik Krallık’ın anayasal bütünlüğünü etkileyen temel
etmenleri belirlemek:
Ulusal kimlik, siyasal temsil, ekonomik çıkarlar, merkez-çevre ilişkileri,
demokratik rıza, anayasal yetki, siyasal parti stratejileri ve toplumsal meşruluk
gibi etmenlerin Birlik’in geleceği üzerindeki etkilerini incelemek.
Olası anayasal gelecek seçeneklerini sınıflandırmak: Mevcut tekil-asimetrik yapının
sürdürülmesi, yetki devrinin genişletilmesi, federal bir yapıya geçilmesi, yeni
bir anayasal sözleşme oluşturulması ve Birlik’in bazı bileşenlerinin ayrılması
gibi seçenekleri karşılaştırmalı biçimde ele almak.
Birleşik Krallık’ın bölünme tartışmasını çok boyutlu bir
anayasal süreç olarak değerlendirmek: Devletin parçalanması olasılığını yalnızca bağımsızlık
referandumları üzerinden değil, anayasal meşruluk, kurumsal kapasite, halkın
rızası ve siyasal görüşme süreçleriyle birlikte çözümlemek.
Bu hedefler
doğrultusunda çalışma Birleşik Krallık’ın geleceğini tek bir olayın veya tek
bir siyasal aktörün iradesiyle açıklamak yerine farklı ulusal birimlerin
talepleri ile merkezi anayasal yapının direnç ve uyum kapasitesi arasındaki
etkileşim üzerinden ele alacaktır.
Araştırma
Soruları
Bu
çalışmanın temel araştırma sorusu Birleşik Krallık’ta farklı ulusal birimlerin
giderek belirginleşen anayasal ve siyasal taleplerinin mevcut Birlik modelinin
sürdürülebilirliği üzerindeki etkisini belirlemeye yöneliktir.
Temel
Araştırma Sorusu: İskoçya’nın
bağımsızlık talebi, Galler’in anayasal statü arayışı, Kuzey İrlanda’nın yeniden
birleşme olasılığı ve Cardiff girişimi Birleşik Krallık’ın mevcut anayasal
bütünlüğünü ve Birlik modelini hangi yönde etkilemektedir?
Alt
Araştırma Soruları:
Birleşik Krallık’ta güncel anayasal gerilimleri ortaya
çıkaran tarihsel, siyasal, kurumsal ve toplumsal etmenler nelerdir?
İskoçya’nın bağımsızlık talebi hangi tarihsel ve siyasal devingenlere
dayanmaktadır ve bu talep 2014 referandumundan sonra nasıl bir seyir
izlemiştir?
İskoçya’nın bağımsızlığı konusunda demokratik rıza ilkesi ile
Westminster Parlamentosu’nun egemenliği ve anayasal yetkisi arasındaki ilişki
nasıl şekillenmektedir?
İskoç Parlamentosu’nun kurumsal kapasitesi ve siyasal meşruluğu
İskoçya’nın bağımsızlık talebini hangi ölçüde desteklemekte veya
sınırlandırmaktadır?
Galler’de devolution uygulaması Galler’in Birleşik
Krallık içerisindeki siyasal ve anayasal konumunu hangi ölçüde değiştirmiştir?
Galler’deki anayasal statü arayışları, daha geniş yetki
devri, federalizm, bağımsızlık veya yeni bir Birlik sözleşmesi seçeneklerinden
hangileri etrafında şekillenmektedir?
Cardiff girişiminin oluşum koşulları, katılımcıları, amaçları
ve ileri sürdüğü anayasal talepler nelerdir?
Cardiff girişimi yalnızca bölgesel özerklik taleplerinin
ortaklaşması olarak mı, yoksa Birleşik Krallık’ın mevcut anayasal düzenine
karşı ortak bir siyasal tutumun ortaya çıkışı olarak mı değerlendirilebilir?
Kuzey İrlanda’nın anayasal geleceği, Belfast Anlaşması’nda
yer alan rıza ilkesi ve İrlanda’nın yeniden birleşmesine ilişkin hukuksal
düzenlemeler çerçevesinde hangi koşullara bağlıdır?
Kuzey İrlanda’daki anayasal statü tartışması İskoçya’nın
bağımsızlık talebinden hangi yönleriyle ayrılmaktadır?
İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’daki farklı anayasal
talepler birbirini destekleyen ortak bir dönüşüm devingeni oluşturmakta mıdır,
yoksa bunlar farklı hukuksal ve siyasal süreçler olarak mı kalmaktadır?
Westminster Parlamentosu ve Birleşik Krallık hükümetleri
Birlik’in geleceğine ilişkin taleplere karşı hangi anayasal, siyasal ve
kurumsal araçları kullanmaktadır?
Birleşik Krallık’ın mevcut asimetrik devolution modeli
farklı ulusal kimlikleri Birlik içerisinde tutmak bakımından yeterli bir uyum
kapasitesine sahip midir?
Birleşik Krallık’ın anayasal geleceği bakımından mevcut
yapının sürdürülmesi, devolution’ın genişletilmesi, federal bir modele
geçilmesi, yeni bir anayasal sözleşme yapılması veya Birlik’in parçalanması
gibi seçeneklerin kurumsal ve siyasal koşulları nelerdir?
Birleşik Krallık’ın anayasal bütünlüğü farklı ulusal
toplulukların siyasal rızası ve meşruluk talepleri karşısında hangi ölçüde
sürdürülebilir görünmektedir?
Araştırma
Sorularının Birleştirici Çerçevesi: Araştırma soruları birlikte değerlendirildiğinde çalışmanın
temel inceleme ekseni şu şekilde özetlenebilir: Birleşik Krallık’ın anayasal
bütünlüğü, farklı ulusal toplulukların özerklik ve kendi geleceklerini
belirleme taleplerini mevcut Birlik yapısı içerisinde karşılayarak mı
sürdürülebilecektir, yoksa bu talepler Birlik’in federal bir biçimde yeniden
yapılandırılmasına veya tarihsel siyasal birliğin parçalanmasına mı yol
açacaktır? Bu çerçeve çalışmanın yalnızca bağımsızlık hareketlerini inceleyen
bir araştırma olmasını önlemekte ve anayasal esneklik, demokratik rıza,
Parlamento egemenliği, devolution, ulusal kimlik ve devlet bütünlüğü
arasındaki ilişkiyi birlikte çözümlemesine olanak vermektedir.
Yöntem
Bu çalışma
Birleşik Krallık’ın güncel anayasal geleceğini incelemek amacıyla tarihsel,
nitel ve karşılaştırmalı bir araştırma tasarımı üzerine kurulmuştur.
Araştırmada İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’da ortaya çıkan anayasal talepler
yalnızca güncel siyasal olaylar olarak değil, tarihsel birlik süreçlerinin, devolution
düzenlemelerinin, ulusal kimliklerin, kurumsal yapılanmaların ve demokratik
rıza ilkelerinin kesişiminde gelişen çok boyutlu süreçler olarak ele
alınmaktadır. Çalışmada kullanılan yöntem mevcut anayasal yapının gelecekteki
olası dönüşümlerini kesin biçimde öngörmeye değil, bu dönüşümleri etkileyen
etmenleri, kurumsal sınırları ve siyasal seçenekleri açıklamaya yöneliktir. Bu
nedenle “Birleşik Krallık bölünüyor mu?” sorusu tek bir olay üzerinden yanıtlanabilecek
bir soru olarak değil, farklı ulusal birimlerin talepleri ile merkezi devlet
yapısının uyum sağlama kapasitesi arasındaki ilişkiyi gerektiren bir araştırma sorunu
olarak ele alınmıştır.
Tarihsel
Çözümleme: Çalışmanın
ilk yöntemi tarihsel çözümlemedir. Birleşik Krallık’ın güncel anayasal
gerilimleri tarihsel arka plandan bağımsız olarak açıklanamaz. Bu nedenle 1603
Taçlar Birliği, 1707 İngiltere-İskoçya Birliği, 1801 Büyük Britanya-İrlanda
Birliği, İrlanda’nın bölünmesi, Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallık içerisinde
kalması ve 1998 sonrası devolution düzenlemeleri güncel anayasal
tartışmaların oluşum koşulları bakımından dikkate alınacaktır. Tarihsel
çözümleme yalnızca olayların kronolojik sıralanmasıyla sınırlı tutulmayacaktır.
Her tarihsel gelişmenin Birlik’in siyasal yapısı, ulusal kimliklerin
kurumsallaşması, merkezi egemenliğin kapsamı ve alt-ulusal siyasal talepler
üzerindeki etkisi incelenecektir. Böylece güncel bağımsızlık ve anayasal statü
tartışmalarının hangi tarihsel birikim üzerinden şekillendiği ortaya
konulacaktır.
Anayasal
ve Hukuksal Çözümleme: Çalışmanın ikinci yöntemi anayasal ve hukuksal çözümlemedir. Bu kapsamda
Birleşik Krallık’ın tek bir yazılı anayasa metnine dayanmayan anayasal düzeni
Parlamento egemenliği, anayasal teamüller, yasalar, yargı kararları, siyasal
anlaşmalar ve yetki devri düzenlemeleri çerçevesinde incelenecektir. Özellikle
aşağıdaki belgeler ve hukuksal düzenlemeler temel inceleme kaynaklarını
oluşturacaktır: Scotland Act 1998 ve sonraki değişiklikleri, Government
of Wales Act 1998 ve sonraki anayasal düzenlemeler, Northern Ireland Act
1998, Belfast/Good Friday Anlaşması, 2014 İskoç bağımsızlık
referandumuna ilişkin anayasal ve siyasal düzenlemeler, Birleşik Krallık
Yüksek Mahkemesi’nin 2022 tarihli İskoç bağımsızlık referandumu kararı ve Birleşik
Krallık Parlamentosu ve hükümetlerinin devolution ve Birlik’in
geleceğine ilişkin belgeleri. Bu çözümleme yoluyla siyasal taleplerin hangi
hukuksal mekanizmalar içerisinde ifade edilebildiği ve hangi anayasal yetki
sınırlarıyla karşılaştığı belirlenecektir.
Karşılaştırmalı
Kurumsal Çözümleme: İskoçya,
Galler ve Kuzey İrlanda aynı Birleşik Krallık çatısı altında bulunmakla
birlikte aynı anayasal statüye, aynı yetki alanına ve aynı siyasal geleceğe
sahip değildir. Bu nedenle çalışmada karşılaştırmalı kurumsal çözümleme
kullanılacaktır. Karşılaştırma şu ölçütler üzerinden yapılacaktır: anayasal
statü, yasama ve yürütme kurumlarının niteliği, merkezi hükümetle ilişkiler, yetki
alanlarının kapsamı, bağımsızlık veya birleşme talebinin hukuksal zemini, ulusal
kimlik ve siyasal meşruluk, siyasal partilerin ve toplumsal hareketlerin
talepleri ve Birleşik Krallık’tan ayrılmaya ilişkin anayasal süreçler. Bu
yöntem sayesinde İskoçya’daki bağımsızlık talebi, Galler’deki anayasal statü
arayışı ve Kuzey İrlanda’daki yeniden birleşme olasılığı, aynı kategoriye
indirgenmeden her birinin kendine özgü tarihsel ve hukuksal koşulları içinde
değerlendirilecektir.
Siyasal
ve Kurumsal Aktörlerin Çözümlemesi: Çalışmada Birlik’in geleceğine ilişkin tartışmaların yalnızca
anayasal metinler üzerinden anlaşılmasının yeterli olmadığı kabul edilmektedir.
Bu nedenle başlıca siyasal ve kurumsal aktörlerin tutumları da incelenecektir. Bu
aktörler arasında Birleşik Krallık hükümeti, Westminster Parlamentosu, İskoç
hükümeti ve İskoç Parlamentosu, Galler hükümeti ve Senedd Cymru, Kuzey
İrlanda’daki siyasal partiler ve kurumlar, bağımsızlık yanlısı veya Birlik
yanlısı siyasal hareketler ve Cardiff girişiminde yer alan aktörler bulunmaktadır.
Aktörlerin tutumları yalnızca beyanlarının içeriği bakımından değil,
önerdikleri anayasal modeller, kullandıkları meşruluk gerekçeleri, merkezi
yönetimle ilişkileri ve siyasal taleplerinin uygulanabilirlik koşulları
bakımından da değerlendirilecektir.
Belge
Çözümlemesi: Araştırmanın
temel veri kaynakları yazılı ve dijital belgelerden oluşmaktadır. Bu çerçevede
aşağıdaki kaynak gruplarından yararlanılacaktır: Birleşik Krallık
Parlamentosu’nun yasama belgeleri ve araştırma raporları, Birleşik Krallık
hükümeti, İskoç hükümeti, Galler hükümeti ve Kuzey İrlanda kurumlarının resmi
belgeleri, Belfast Anlaşması ve ilgili anayasal metinler, Birleşik Krallık
Yüksek Mahkemesi kararları, Cardiff girişimine ilişkin resmi bildiriler, ortak
metinler ve toplantı belgeleri, akademik kitaplar, hakemli makaleler ve anayasa
hukuku yazını ve güvenilir haber kuruluşlarının gelişmeleri belgeleyen haber ve
röportajları. Cardiff girişimine ilişkin belgeler bakımından özel bir doğrulama
ilkesi uygulanacaktır. Girişimin varlığı, katılımcıları, tarihi, yayımlanan
metinleri ve ileri sürdüğü talepler, olabildiği ölçüde birincil kaynaklardan
doğrulanacaktır. Resmi belge bulunmayan veya farklı kaynaklarda çelişkili
biçimde aktarılan konular kesinleşmiş olgu olarak sunulmayacaktır.
İçerik ve
Söylem Çözümlemesi: Çalışmada
siyasal aktörlerin ve kurumsal belgelerin kullandığı temel kavramlar da
incelenecektir. Özellikle, birlik, egemenlik, demokratik rıza, kendi kaderini belirleme,
bağımsızlık, federalizm, devolution, anayasal reform, ulusal kimlik ve halkın
iradesi gibi kavramların farklı aktörler tarafından nasıl anlamlandırıldığı
karşılaştırılacaktır. Bu yöntem, aynı kavramın farklı siyasal aktörlerce farklı
anayasal sonuçlara bağlanabildiğini göstermesi bakımından önemlidir. Örneğin
“demokratik rıza” ilkesi İskoçya’da bağımsızlık referandumu talebinin, Kuzey
İrlanda’da ise anayasal statünün halkın onayına bağlı olmasının gerekçesi
olarak kullanılabilmektedir. Dolayısıyla kavramların yalnızca biçimsel
anlamları değil, somut anayasal bağlamları da dikkate alınacaktır.
Olası
Anayasal Geleceklerin Senaryo Temelli Değerlendirilmesi: Çalışmanın son aşamasında, Birleşik
Krallık’ın geleceğine ilişkin olası seçenekler senaryo temelli olarak
değerlendirilecektir. Bu değerlendirme herhangi bir seçeneği önceden üstün veya
kaçınılmaz kabul etmeyecektir. Amaç her seçeneğin anayasal ve kurumsal
koşullarını ortaya koymaktır. İncelenecek başlıca seçenekler şunlardır: mevcut
Birlik ve devolution modelinin sürdürülmesi, devolution yetkilerinin
genişletilmesi, federal bir anayasal modele geçilmesi, yeni bir anayasal
sözleşme veya Birlik görüş birlikteliği oluşturulması, İskoçya’nın
bağımsızlığı, Kuzey İrlanda’nın İrlanda Cumhuriyeti ile birleşmesi ve Birleşik
Krallık’ın birden fazla anayasal birime ayrılması. Bu seçenekler hukuksal
uygulanabilirlik, demokratik rıza, kurumsal kapasite, siyasal görüşme, ekonomik
ve yönetsel sonuçlar ile uluslararası hukuk bakımından değerlendirilecektir.
Ancak çalışma, bu seçeneklerden hangisinin gerçekleşeceğine ilişkin bir kestirim
üretmekten çok bunların ortaya çıkabilmesi için gerekli koşulları belirlemeye
odaklanacaktır.
Yöntemin
Sınırları: Bu
çalışma, Birleşik Krallık’ın anayasal geleceğine ilişkin bütün toplumsal,
ekonomik ve kültürel değişkenleri kapsamayı amaçlamamaktadır. Özellikle kamuoyu
araştırmaları, seçim sonuçları, ekonomik maliyetler ve toplumsal kimlikler,
yalnızca anayasal tartışmayı doğrudan etkiledikleri ölçüde ele alınacaktır. Ayrıca
güncel anayasal süreçlerin değişken niteliği nedeniyle Cardiff girişimi ve
diğer siyasal gelişmeler bakımından kullanılan verilerin tarihsel bir kesite
ait olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle ulaşılan sonuçlar, belirli bir
dönemdeki anayasal ve siyasal koşulların çözümlemesi olarak
değerlendirilmelidir. Sonuç olarak bu çalışmada tarihsel çözümleme,
anayasal-hukuksal çözümleme, karşılaştırmalı kurumsal çözümleme, aktör
çözümlemesi, belge çözümlemesi ve senaryo temelli değerlendirme birlikte
kullanılmaktadır. Bu yöntemsel bütünlük, Birleşik Krallık’ın geleceğini
yalnızca bir bağımsızlık sorunu olarak değil, çok uluslu ve asimetrik bir
anayasal birliğin sürdürülebilirliği sorunu olarak ele almaya olanak
sağlamaktadır.
KAVRAMSAL
VE KURAMSAL ÇERÇEVE
Birleşik
Krallık’ın güncel anayasal geleceğinin çözümlenebilmesi için öncelikle Birlik,
çok uluslu devlet, devolution, anayasal asimetri, Parlamento egemenliği,
demokratik rıza, kendi kaderini belirleme ve anayasal yeniden yapılanma
kavramlarının birlikte ele alınması gerekmektedir. Çünkü İskoçya’nın
bağımsızlık talebi, Galler’in anayasal statü arayışı ve Kuzey İrlanda’nın olası
yeniden birleşmesi aynı siyasal ve hukuksal kategori içerisinde
değerlendirilebilecek gelişmeler değildir. Her biri farklı tarihsel koşullara,
farklı hukuksal düzenlemelere ve farklı demokratik meşruluk biçimlerine
dayanmaktadır.
Birlik ve
Çok Uluslu Devlet: Birlik
kavramı farklı tarihsel ve siyasal toplulukların ortak bir egemenlik altında
aynı devlet yapısını paylaşmasını ifade etmektedir. Birleşik Krallık örneğinde
bu birlik başlangıçta farklı krallıkların ve daha sonra farklı ulusal
toplulukların tarihsel siyasal düzenlemeler aracılığıyla aynı devlet içerisinde
bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Bu nedenle Birleşik Krallık’ı yalnızca
klasik ulus-devlet modeli üzerinden açıklamak yetersiz kalmaktadır. İskoç,
Galli ve Kuzey İrlandalı kimliklerinin “British” kimliğiyle birlikte
varlığını sürdürmesi devletin anayasal yapısında çok katmanlı bir ait olma
düzeni ortaya çıkarmıştır. Bu yapı devletin bütünlüğünün yalnızca merkezi
egemenlik yoluyla değil, farklı ulusal kimliklerin kurumsal olarak tanınması
yoluyla da sürdürülebileceğini göstermektedir.
“Devolution”
ve Anayasal Asimetri: Devolution merkezi devletin belirli yasama ve yürütme yetkilerini
alt-ulusal siyasal kurumlara devretmesi anlamına gelmektedir. Birleşik Krallık
bakımından devolution federalizmden farklı olarak anayasal egemenliğin
alt-ulusal birimlere bölünmesi değil, belirli yetkilerin Westminster tarafından
oluşturulan hukuksal düzenlemeler çerçevesinde kullanılabilmesidir. Bununla
birlikte Birleşik Krallık’taki devolution düzenlemeleri tek tip
değildir. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda farklı yetki alanlarına, farklı
kurumsal yapılara ve farklı anayasal ilişkilere sahiptir. Bu durum anayasal
asimetri yaratmaktadır. Asimetri, Birlik’in zayıflığının zorunlu bir göstergesi
değildir. Aksine farklı tarihsel ve siyasal koşullara sahip bölgelerin aynı
anayasal model içerisinde farklı statülerle temsil edilmesine olanak
sağlayabilir. Ancak bunun karşıt bir sonucu da bulunmaktadır: Alt-ulusal
kurumların yetki ve meşruluklarının güçlenmesi, zaman içerisinde yalnızca daha
fazla özerklik talebine değil, ayrı egemenlik talebine de kurumsal zemin
hazırlayabilir. Bu nedenle devolution iki yönlü bir anayasal mekanizma
olarak ele alınmalıdır. Bir yandan Birlik’i korumaya yönelik uyarlama
kapasitesi üretirken, diğer yandan Birlik içerisindeki farklı siyasal
merkezlerin kurumsallaşmasını güçlendirebilir.
Parlamento
Egemenliği ve Anayasal Yetki: Birleşik Krallık anayasal düzeninin temel özelliklerinden
biri Parlamento egemenliğidir. Klasik Dicey’ci yaklaşımda Parlamento hukuk/yasa
yapma bakımından üstün konumdadır. Devolution sonrasında ise ortaya daha
karmaşık bir anayasal ilişki çıkmıştır: İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda kendi
yasama ve yürütme kurumlarına sahip olmakla birlikte Westminster’ın anayasal
statüsü ortadan kalkmamıştır. Bu durum özellikle bağımsızlık talepleri
bakımından belirleyicidir. Bir alt-ulusal parlamentonun demokratik meşruluğa
sahip olması onun otomatik olarak devletin egemenlik alanını değiştirme
yetkisine sahip olduğu anlamına gelmemektedir. Nitekim İskoçya’nın bağımsızlığı
konusunda 2022 tarihli Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi kararı İskoç
Parlamentosu’nun Birleşik Krallık’tan ayrılmaya yönelik bir referandumu tek
başına düzenleme yetkisi bulunmadığı yönündeki hukuksal çerçeveyi ortaya
koymuştur. Dolayısıyla Birleşik Krallık’ta güncel anayasal sorun yalnızca “kim
karar verecek?” sorusundan ibaret değildir. Aynı zamanda hangi kurumun hangi
anayasal yetkiye sahip olduğu ve bu yetkinin demokratik rıza ile nasıl
ilişkilendirileceği sorusudur.
Demokratik
Rıza ve Kendi Kaderini Belirleme: Kendi kaderini belirleme hakkı bir topluluğun siyasal
statüsünü belirleme hakkıyla ilişkilidir. Bununla birlikte uluslararası hukuk
bakımından kendi kaderini belirleme hakkı ile her durumda bağımsız bir devlet
kurma hakkı arasında otomatik bir özdeşlik bulunmamaktadır. Birleşik Krallık
bakımından bu ayrım özellikle önemlidir. İskoçya’nın bağımsızlık talebi ile
Kuzey İrlanda’nın anayasal statüsünün değiştirilmesi aynı hukuksal mekanizmaya bağlı
değildir. Belfast Anlaşması, Kuzey İrlanda’nın anayasal statüsünün halkın
rızası temelinde belirlenmesini açık biçimde düzenlemiştir. Bu nedenle Kuzey
İrlanda bakımından demokratik rıza, anayasal statünün değiştirilmesine ilişkin
doğrudan bir hukuksal ilke niteliğindedir. İskoçya bakımından ise bağımsızlık
referandumu Westminster ile İskoç kurumları arasındaki anayasal yetki ve
siyasal görüş birlikteliği çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu farklılık Birleşik
Krallık içerisinde “kendi kaderini belirleme” kavramının tek biçimli bir
anayasal sonuç üretmediğini göstermektedir.
Ulusal
Kimlik ve Siyasal Meşruluk: Birleşik Krallık’ın geleceğini yalnızca hukuksal normlarla
açıklamak olanaklı değildir. Anayasal düzenin sürekliliği aynı zamanda bu
düzenin farklı ulusal topluluklar tarafından hangi ölçüde meşru kabul
edildiğiyle ilişkilidir. İskoç, Galli, İngiliz ve Kuzey İrlandalı kimlikleri “British”
kimliğiyle farklı biçimlerde ilişki kurabilmektedir. Bu nedenle Birlik’in
siyasal meşruluğu tek bir ortak ulusal kimliğin varlığına indirgenemez. Burada
iki farklı meşruluk düzeyi ortaya çıkmaktadır. Birincisi, Westminster
Parlamentosu ve Birleşik Krallık devletinin hukuksal egemenliğinden kaynaklanan
anayasal meşruluk ve ikincisi ise İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’daki siyasal
kurumların seçimler ve siyasal temsil yoluyla elde ettiği alt-ulusal demokratik
meşruluktur. Birlik’in geleceğine ilişkin gerilim büyük ölçüde bu iki meşruluk
düzeyinin birbirleriyle çatışabileceği durumlarda ortaya çıkmaktadır.
Anayasal
Esneklik ve Yeniden Yapılanma: Birleşik Krallık’ın tek ve yazılı bir anayasa metnine sahip
olmaması anayasal düzenin değişen siyasal koşullara uyarlanabilmesini
kolaylaştırmaktadır. Parlamento yasaları, anayasal teamüller, siyasal
anlaşmalar ve yargısal kararlar birlikte anayasal düzenin gelişmesine katkıda
bulunmaktadır. Bu esneklik Birlik’in korunması bakımından önemli bir uyum
kapasitesi yaratabilir. Yetki devrinin genişletilmesi veya yeni anayasal
düzenlemeler yapılması devletin temel yapısının bütünüyle değiştirilmesine
gerek kalmadan farklı siyasal taleplerin karşılanmasına olanak sağlayabilir. Ancak
anayasal esneklik aynı zamanda belirsizlik de yaratabilir. Birlik’in geleceğine
ilişkin temel kuralların tek bir anayasa metninde kesin biçimde belirlenmemiş
olması anayasal yetki ve siyasal rıza konularındaki uyuşmazlıkların siyasal görüşmeye
daha fazla açık olmasına yol açmaktadır.
Anayasal
Yeniden Yapılanma: Bu
çalışmada anayasal yeniden yapılanma yalnızca devletin parçalanması anlamında
kullanılmamaktadır. Kavram Birleşik Krallık’ın mevcut anayasal ilişkilerinin
yeni bir siyasal ve kurumsal düzen içerisinde yeniden kurulmasını ifade
etmektedir. Bu çerçevede en az dört farklı dönüşüm biçimi bulunmaktadır: devolution
yetkilerinin genişletilmesi, federal bir yapıya geçilmesi, Birlik’in yeni
bir anayasal sözleşme temelinde yeniden düzenlenmesi ve Birlik’i oluşturan
ulusal birimlerden bir veya daha fazlasının ayrılması. Bu seçeneklerin her biri
farklı hukuksal ve siyasal koşullar gerektirmektedir. Dolayısıyla “Birleşik
Krallık bölünüyor mu?” sorusu, aslında “Birleşik Krallık mevcut anayasal modeli
içerisinde kalabilecek mi, yoksa yeni bir anayasal düzenlemeye mi yönelecek?”
sorusuyla birlikte ele alınmalıdır.
Kuramsal
Çerçeve ve Birlik ile Özerklik Arasındaki Devingen İlişki: Bu çalışmanın kuramsal çerçevesi,
Birleşik Krallık’ı çok uluslu devlet ile asimetrik yetki devrinin kesiştiği devingen
bir anayasal birlik olarak ele almaktadır. Bu çerçevede temel varsayım şudur: Birlik’in
anayasal bütünlüğü farklı ulusal kimliklerin ortadan kaldırılmasıyla değil, bu
kimliklerin siyasal ve kurumsal olarak tanınması yoluyla sürdürülmeye
çalışılmaktadır. Ancak bu tanıma ve özerklik mekanizmaları belirli bir aşamadan
sonra Birlik’i koruyan araçlar olmaktan çıkarak daha ileri anayasal statü
taleplerinin kurumsal dayanağı olabilir. Dolayısıyla devolution’ın
etkisi doğrusal değildir. Daha fazla özerklik her durumda Birlik’i
güçlendirmemekte ve aynı şekilde özerklik verilmesi de zorunlu olarak
bağımsızlığa götürmemektedir. Sonuç ulusal kimlik, siyasal temsil, ekonomik
çıkarlar, kurumsal kapasite, merkezi yönetimin tutumu ve demokratik rıza gibi
değişkenlerin birlikte oluşturduğu siyasal ve anayasal süreçlere bağlıdır. Bu kuramsal
yaklaşım Cardiff girişiminin önemini de açıklayabilecek bir çerçeve
sunmaktadır. Eğer farklı ulusal birimler kendi aralarında ortak anayasal
talepler geliştirmeye başlarlarsa sorun artık yalnızca tek tek bölgelerin
merkezi yönetimden daha fazla yetki istemesi olmaktan çıkabilir. Böyle bir
durumda Birlik’in kurumsal mimarisinin bütünü üzerinde yeniden görüşme gündeme
gelebilir. Bu nedenle çalışmanın temel kuramsal sorusu şu şekilde ortaya
konulmaktadır: Birleşik Krallık, farklı ulusal toplulukların artan özerklik ve
siyasal rıza taleplerini anayasal esneklik yoluyla ne ölçüde karşılayabilir ve
hangi noktada bu talepler Birlik’in mevcut anayasal yapısının yeniden
kurulmasını zorunlu kılabilecek bir düzeye ulaşabilir? Bu soru sonraki
bölümlerde İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın ayrı anayasal süreçlerinin yanı
sıra Cardiff girişiminin bu süreçler arasında yeni bir ilişki oluşturup
oluşturmadığının incelenmesine temel oluşturacaktır.
BİRLEŞİK
KRALLIK’TA GÜNCEL ANAYASAL GERİLİMLERİN KAYNAKLARI
Birleşik
Krallık’ın güncel anayasal gerilimleri tek bir siyasal gelişmenin sonucu
değildir. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’da ortaya çıkan farklı talepler
tarihsel kimliklerin, devolution sonrasında oluşan kurumsal yapıların,
Westminster ile alt-ulusal yönetimler arasındaki yetki ilişkilerinin ve
demokratik rıza tartışmalarının birbirini etkilemesi sonucunda ortaya
çıkmaktadır. Bu nedenle Birlik’in geleceğine ilişkin tartışmanın yalnızca
“bağımsızlık hareketlerinin güçlenmesi” biçiminde açıklanması yetersizdir. Günümüzde
ortaya çıkan temel değişim Birleşik Krallık içerisindeki siyasal karar alma
merkezlerinin çoğalmasıdır. Westminster Parlamentosu ve Birleşik Krallık
hükümetinin yanında İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’da kendi yasama ve yürütme
kurumları bulunmaktadır. Böylece Birlik içerisinde tek merkezli bir siyasal
yönetim yapısından farklı düzeylerde demokratik meşruluğa sahip kurumların
birlikte çalıştığı daha karmaşık bir anayasal yapıya geçilmiştir. Bu durum
Birlik’in geleceği bakımından iki karşıt yönde sonuç doğurabilmektedir. Bir
taraftan devolution farklı ulusal toplulukların kendi siyasal
tercihlerini Birleşik Krallık içerisinde gerçekleştirmelerine olanak sağlayarak
ayrılma baskısını azaltabilir. Diğer taraftan alt-ulusal kurumların siyasal
kapasitesinin ve meşruluğunun güçlenmesi bu kurumların yalnızca devredilmiş
yetkileri kullanan yönetsel yapılar olarak değil, kendi siyasal geleceklerini
belirleme savındaki aktörler olarak ortaya çıkmasına yol açabilir.
Devolution’ın Uyum Mekanizmasından Anayasal
Tartışma Alanına Dönüşmesi
1998
sonrasında uygulamaya konulan devolution sistemi Birleşik Krallık’ın
farklı bölgelerindeki siyasal ve toplumsal taleplere yanıt vermek amacıyla
önemli bir kurumsal uyarlama sağlamıştır. Ancak bu sistem üç bölgede aynı
biçimde uygulanmamıştır. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’nın yetki alanları ve
anayasal ilişkileri birbirinden farklıdır. Bu asimetri başlangıçta bir esneklik
mekanizması olarak değerlendirilebilir. Farklı tarihsel koşullara sahip
bölgelerin farklı kurumsal düzenlemelere sahip olabilmesi Birlik’in tek tip bir
yönetim modeli uygulama zorunluluğunu ortadan kaldırmaktadır. Ancak zaman
içerisinde bu farklılıkların kendileri anayasal tartışmanın konusu olmuştur. Özellikle
İskoçya bakımından devolution’ın sağladığı kurumsal kapasite bağımsızlık
talebinin siyasal olarak ifade edilmesini ve örgütlenmesini kolaylaştırmıştır.
Galler’de ise yetki devrinin kapsamının genişletilmesi yönündeki talepler
mevcut anayasal düzenlemenin yeterliliği tartışmasını gündeme taşımıştır. Kuzey
İrlanda’da ise devolution Belfast Anlaşması'nın öngördüğü anayasal statü
ve rıza ilkesiyle birlikte işlemektedir. Dolayısıyla devolution’ın
Birlik üzerindeki etkisi tek yönlü değildir. Devolution hem Birlik’in
uyum kapasitesini artıran hem de Birlik içerisindeki farklı siyasal merkezlerin
kurumsallaşmasını sağlayan bir mekanizma niteliğindedir.
Westminster
Egemenliği ile Alt-Ulusal Demokratik Meşruluk Arasındaki Gerilim
Güncel
anayasal tartışmanın ikinci temel kaynağı Westminster Parlamentosu’nun anayasal
üstünlüğü ile İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’daki demokratik kurumların meşruluğu
arasındaki ilişkidir. Birleşik Krallık’ın anayasal düzeninde devolution
egemenliğin federal devletlerde olduğu biçimde alt-ulusal birimlere bölünmesi
anlamına gelmemektedir. Westminster anayasal bakımdan üstün yasama organı
olmayı sürdürmektedir. Buna karşılık İskoç Parlamentosu, Senedd Cymru ve Kuzey
İrlanda Meclisi, kendi seçimleriyle oluşan ve belirli alanlarda doğrudan yasama
yetkisi kullanan kurumlardır. Böylece iki farklı demokratik meşruluk düzeyi
ortaya çıkmaktadır. Westminster, Birleşik Krallık çapındaki seçimlerden
kaynaklanan bir meşruluğa, devolution kurumları ise kendi ülkelerindeki
seçmenlerin siyasal tercihinden kaynaklanan ayrı bir meşruluğa sahiptir. Gerilim
bu iki meşruluk kaynağının farklı siyasal sonuçlar üretmesi durumunda
belirginleşmektedir. Özellikle İskoçya’da Birleşik Krallık genelindeki siyasal
çoğunluk ile İskoçya’daki siyasal çoğunluğun farklılaşması “hangi demokratik
çoğunluğun hangi anayasal konuda belirleyici olması gerektiği” sorusunu ortaya
çıkarmaktadır.
Brexit
Sonrası Anayasal Farklılaşmanın Derinleşmesi
Birleşik
Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılması Birlik içerisindeki anayasal
farklılaşmayı başka bir boyuta taşımıştır. İskoçya’da Avrupa Birliği ile
ilişkilerin sürdürülmesine yönelik siyasal eğilimlerin Birleşik Krallık
genelindeki Brexit tercihiyle farklılaşması anayasal tartışmaya Avrupa boyutunu
eklemiştir. Bu durum özellikle İskoçya bakımından önemlidir. İskoç bağımsızlık
hareketinin önemli savlarından biri İskoçya’nın Avrupa yöneliminin Westminster
tarafından belirlenen Birleşik Krallık dış siyasa ve Avrupa siyasasıyla her
zaman örtüşmediğidir. Galler’de de Avrupa Birliği ile ekonomik ve siyasal
ilişkilerin geleceği devolution ve anayasal statü tartışmalarıyla
ilişkilendirilmektedir. 14 Eylül 2026 Cardiff gelişmesinde de Avrupa Birliği
ile ilişkilerin ortak siyasal gündemin unsurlarından biri olarak ortaya çıkması
bu nedenle dikkat çekicidir. Bununla birlikte bu gelişmenin hukuksal anlamı ile
siyasal simgeciliği birbirinden ayırmak gerekir. Cardiff’te imzalanan
İskoç-Galler hükümetleri arasındaki Cytundeb Caerdydd/Cardiff Anlaşması
iki hükümet arasında çocuk yoksulluğu, yaşam maliyeti, ekonomik büyüme, mali
düzenlemeler, iklim değişikliği, uluslararası ilişkiler ve Avrupa Birliği ile
ilişkiler gibi alanlarda iş birliği öngören bir çerçevedir. Belge iki hükümetin
anayasal geleceklerinin farklı olduğunu da açıkça kabul etmektedir. Dolayısıyla
Cardiff gelişmesini doğrudan “bağımsızlık anlaşması” olarak nitelendirmek hukuksal
olarak doğru değildir. Bununla birlikte aynı gün İskoç Ulusal Partisi, Plaid
Cymru [1] ve
Sinn Fein [2]
liderlerinin kendi siyasal
kapasiteleriyle gerçekleştirdikleri ayrı toplantı ve ortak açıklama anayasal
değişim ve kendi kaderini belirleme taleplerini daha geniş bir siyasal iş birliği
çerçevesinde gündeme taşımıştır. Bu iki gelişmenin birbirinden ayrılması
Cardiff olayının doğru çözümlenmesi bakımından önemlidir.
Ulusal
Kimliklerin Siyasal Kurumsallaşması
Birlik’in
geleceğini etkileyen üçüncü önemli etmen ulusal kimliklerin yalnızca kültürel
ait olma olmaktan çıkarak kurumsal ve siyasal yapılara bağlanmasıdır. İskoçya,
Galler ve Kuzey İrlanda’da ulusal kimlik kendi parlamentoları, hükümetleri,
seçimleri, siyasal partileri ve kamusal söylemleri aracılığıyla sürekli yeniden
üretilmektedir. Böylece ulusal kimlik ile siyasal kurumlar arasında karşılıklı
bir ilişki oluşmaktadır: Kimlik siyasal kurumların meşruluğunu güçlendirirken
siyasal kurumlar da kimliğin siyasal olarak ifade edilmesini ve
kurumsallaşmasını kolaylaştırmaktadır. Bu durum özellikle bağımsızlık yanlısı
partilerin devolution kurumlarında iktidara gelmesiyle daha görünür olmaktadır.
Eylül 2026 itibarıyla İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’daki hükümetlerin veya
ilgili siyasal yönetimlerin başında anayasal değişim veya bağımsızlık konusunda
güçlü talepler ileri süren siyasal hareketlerin bulunması daha önce birbirinden
ayrı seyreden anayasal tartışmalar arasında yeni bir bağlantı yaratmıştır.
Cardiff toplantısının siyasal önemi de esas olarak burada ortaya çıkmaktadır. Ancak
bu gelişme üç bölgenin anayasal hedeflerinin aynı olduğu anlamına
gelmemektedir. İskoçya bağımsız devlet olma talebini uzun süredir açık biçimde
taşırken Galler’de bağımsızlık talebinin siyasal ağırlığı daha sınırlıdır.
Kuzey İrlanda ise Belfast Anlaşması’nın oluşturduğu özel anayasal mekanizma
nedeniyle farklı bir hukuksal çerçeveye sahiptir. Dolayısıyla ortak siyasal
söylem farklı anayasal yolların ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir.
Demokratik
Rıza Sorununun Merkezileşmesi
Birlik’in
geleceğine ilişkin tartışmaların giderek daha fazla “rıza” kavramı etrafında
şekillenmesi anayasal gerilimin bir başka boyutudur. Bağımsızlık veya anayasal
statü değişikliği talep eden hareketlerin temel savı bir bölgenin gelecekteki
statüsünün o bölgede yaşayan insanların demokratik iradesiyle belirlenmesi
gerektiğidir. Westminster hükümetlerinin yaklaşımı ise mevcut anayasal düzenin
ve Birleşik Krallık’ın bütünlüğünün korunması yönündedir. Böylece tartışma,
yalnızca yetki sorunundan çıkarak Birlik’in demokratik meşruluğunun hangi
düzeyde ölçüleceği sorusuna dönüşmektedir. İskoçya bakımından 2014 referandumu
Birlik’in geleceğinin referandum yoluyla tartışılabileceğini göstermiş olmakla
birlikte 2022 Yüksek Mahkeme kararı İskoç Parlamentosu’nun böyle bir
referandumu tek taraflı olarak düzenleyemeyeceğini ortaya koymuştur. Bu nedenle
yeni bir referandumun yapılması konusunda siyasal talep ile anayasal yetki
arasında bir ayrım bulunmaktadır. Kuzey İrlanda'da ise durum farklıdır. Belfast
Anlaşması anayasal statünün değiştirilmesini halkın rızasına bağlayan özel bir
düzenleme getirmiştir. Bu nedenle Kuzey İrlanda’daki olası anayasal değişiklik
İskoçya’daki süreçten farklı bir hukuksal mekanizma üzerinden ilerlemektedir.
Cardiff
Gelişmesinin Ortaya Çıkardığı Yeni Boyut
14 Eylül
2026 tarihli Cardiff gelişmesi bu farklı anayasal süreçlerin ilk kez aynı
siyasal zeminde daha görünür biçimde buluşması bakımından önemlidir. İskoçya,
Galler ve Kuzey İrlanda’dan önde gelen siyasal liderlerin Cardiff’te bir araya
gelmesi ve kendi kaderini belirleme ile anayasal değişim taleplerini ortak bir
siyasal söylem içerisinde dile getirmesi Birleşik Krallık’ın geleceğine ilişkin
tartışmayı bölgesel olmaktan çıkararak daha geniş bir Birlik tartışmasına
taşımaktadır. Bununla birlikte bu gelişmenin anayasal etkisi konusunda dikkatli
olmak gerekir. Cardiff’te ortaya çıkan belgeler doğrudan Birleşik Krallık’ın
sona ermesini sağlayan veya bağımsızlık ilanı niteliği taşıyan hukuksal
işlemler değildir. İskoç ve Galler hükümetleri arasındaki Cardiff Anlaşması
esas olarak hükümetlerarası iş birliği çerçevesi oluştururken daha geniş
siyasal ortaklık ise parti liderlerinin kendi siyasal sıfatlarıyla yürüttüğü
bir girişim niteliğindedir. Bu nedenle Cardiff gelişmesinin asıl önemi doğrudan
hukuksal sonuç üretmesinden çok Birlik’in geleceğine ilişkin taleplerin siyasal
eş güdüm düzeyini yükseltme olasılığında yatmaktadır. Daha önce ayrı anayasal
dosyalar olarak ele alınan İskoç bağımsızlığı, Galler’in anayasal statüsü ve
İrlanda’nın yeniden birleşmesi tartışmaları ilk kez aynı siyasal söylem
içerisinde birbirine bağlanmıştır.
Gerilimin
Yapısal Niteliği
Yukarıdaki
gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde Birleşik Krallık’taki güncel anayasal
gerilimlerin üç temel düzeyde ortaya çıktığı görülmektedir. Birinci düzey,
merkez ile alt-ulusal yönetimler arasındaki yetki ilişkisidir. Westminster’ın
anayasal üstünlüğü ile devolution kurumlarının demokratik meşruluğu
arasındaki sınırlar tartışılmaktadır. İkinci düzey, Birlik ile ulusal kimlikler
arasındaki ilişkidir. İskoç, Galli ve Kuzey İrlandalı kimliklerin siyasal
kurumlar aracılığıyla güçlenmesi “British” kimliğinin Birlik’i tek
başına taşıma kapasitesi sorununu gündeme getirmektedir. Üçüncü düzey ise
Birlik ile kendi kaderini belirleme arasındaki ilişkidir. Farklı bölgelerdeki
siyasal hareketler kendi geleceklerini belirleme hakkını farklı hukuksal
temellere ve farklı siyasal hedeflere bağlamaktadır. Bu üç düzey birbirinden
bağımsız değildir. Devolution’ın güçlenmesi alt-ulusal kurumların
kapasitesini artırmakta, kurumsal kapasite ulusal kimliklerin siyasal temsilini
güçlendirmekte ve siyasal temsil ise daha ileri anayasal taleplerin ortaya
çıkmasına olanak verebilmektedir. Bu nedenle Birleşik Krallık’ın güncel
anayasal sorunu basit biçimde “merkezi yönetim ile bağımsızlık hareketleri
arasındaki çatışma” olarak tanımlanamaz. Daha derindeki sorun aynı devlet
içerisinde birden fazla demokratik meşruluk merkezinin ortaya çıkması ve
bunların devletin geleceğine ilişkin farklı anayasal beklentilere sahip
olmasıdır. Bu çerçeve bir sonraki bölümde İskoçya’nın bağımsızlık talebinin
ayrıntılı olarak incelenmesini gerekli kılmaktadır. Çünkü İskoçya, Birleşik
Krallık’ın mevcut anayasal düzeni ile ayrılma talebi arasındaki gerilimin en
uzun süredir ve en açık biçimde kurumsallaştığı örneği oluşturmaktadır.
İSKOÇYA:
BAĞIMSIZLIK TALEBİNİN KURUMSAL SİYASAL GELİŞİMİ
İskoçya,
Birleşik Krallık’ın anayasal geleceğine ilişkin tartışmaların en belirgin ve en
uzun süreli örneğini oluşturmaktadır. İskoçya’nın bağımsızlık talebi yalnızca
bir siyasal partinin programı olmaktan çıkarak İskoç Parlamentosu’nun oluşumu,
hükümet siyasaları, referandum tartışmaları ve Westminster ile anayasal yetki
ilişkisi üzerinden kurumsallaşmış bir siyasal sorun durumuna gelmiştir. Bu
süreçte 2014 bağımsızlık referandumu bir dönüm noktası oluşturmuş ancak
referandum sonucunun Birlik lehine çıkması bağımsızlık tartışmasını sona
erdirmemiştir. Brexit sonrasında tartışmanın yeniden güçlenmesi, 2022 yılında
Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi’nin İskoç Parlamentosu’nun tek taraflı
referandum düzenleme yetkisine ilişkin kararı ve 2026 İskoçya Parlamentosu
seçiminden sonra İskoç hükümetinin yeni bir referandum için taslak yasa
hazırlaması sorunu yeniden Birleşik Krallık anayasal gündeminin merkezine
taşımıştır.
2014
Referandumu: Birlik’in Demokratik Olarak Sınanması
İskoçya’nın
bağımsızlığı konusunda 18 Eylül 2014 tarihinde gerçekleştirilen referandum
Birleşik Krallık’ın anayasal tarihinde özel bir yere sahiptir. Referandum 2012
tarihli Edinburgh Anlaşması çerçevesinde Birleşik Krallık ve İskoç
hükümetlerinin iş birliğiyle gerçekleştirilmiştir. Seçmenlere “İskoçya bağımsız
bir ülke olmalı mıdır?” (Should Scotland be an independent country?)
sorusu yöneltilmiş ve katılım %84,6 düzeyine ulaşmıştır. Sonuçta 2.001.926
seçmen (%55,3) bağımsızlığa “Hayır”, 1.617.989 seçmen (%44,7) ise “Evet”
demiştir. Bu sonuç, İskoçya’nın Birleşik Krallık içerisinde kalması yönünde
demokratik bir karar ortaya çıkarmıştır. Bununla birlikte bağımsızlık
seçeneğinin %44,7 oranında desteklenmesi sorunun İskoç siyasal sisteminde
marjinal bir talep olmadığını da göstermiştir. 2014 referandumunun daha önemli
sonucu ise Birlik’in anayasal bütünlüğünün ilk kez doğrudan İskoç seçmeninin
oyuna sunulmuş olmasıdır. Böylece Birleşik Krallık’ın bütünlüğü yalnızca
Westminster’ın anayasal yetkisiyle değil, doğrudan demokratik rıza yoluyla da
sınanmıştır. Referandum sonrasında Birlik’in korunması amacıyla devolution’ın
genişletilmesine yönelik çalışmalar da hız kazanmıştır. Smith Commission [3]
süreci bunun önemli örneklerinden biri olmuş ve İskoç Parlamentosu’na ilave
yetkiler verilmesini öngören düzenlemeler daha sonraki anayasal gelişmelerin
temelini oluşturmuştur.
Brexit ve
İskoçya’nın Farklı Siyasal Tercihi
2016 Avrupa
Birliği referandumu İskoçya ile Birleşik Krallık’ın geri kalanı arasındaki
siyasal farklılaşmayı daha görünür yapmıştır. Birleşik Krallık genelinde
seçmenlerin %51,9'u Avrupa Birliği’nden ayrılma yönünde oy kullanırken,
İskoçya’da 1.661.191 seçmen “Kalalım” (Remain), 1.018.322 seçmen ise “Ayrılalım”
(Leave) yönünde oy kullanmıştır. İskoçya’da “Remain” oylarının
oranı %62’ye ulaşmıştır. Bu farklılık Brexit’i İskoç bağımsızlığı tartışmasının
yeniden canlanmasında kullanılan önemli siyasal savlardan biri durumuna
getirmiştir. İskoç bağımsızlık hareketinin temel savlarından biri İskoç
seçmenlerin önemli bir çoğunlukla desteklemediği bir anayasal ve uluslararası
değişikliğin Birleşik Krallık çapındaki çoğunluk tarafından İskoçya bakımından
da bağlayıcı duruma getirilmesidir. Bununla birlikte Brexit ile bağımsızlık
arasında otomatik bir nedensellik kurulması doğru değildir. Brexit, bağımsızlık
talebinin siyasal gerekçelerinden birini güçlendirmiş olsa da İskoç bağımsızlık
tartışmasının tarihsel ve kurumsal kökenleri Brexit’ten çok daha eskidir.
Dolayısıyla Brexit bağımsızlık sorununun nedeni olmaktan çok mevcut anayasal
farklılaşmayı derinleştiren bir etmen olarak değerlendirilebilir.
İkinci
Referandum Tartışması ve Anayasal Yetki Sorunu
2014
referandumundan sonra İskoç hükümeti ikinci bir bağımsızlık referandumu
yapılmasını savunmuştur. Bu talep özellikle Brexit sonrasında daha güçlü
biçimde gündeme gelmiştir. Ancak sorun kısa sürede yalnızca siyasal irade sorunu
olmaktan çıkarak anayasal yetki sorununa dönüşmüştür. İskoç Parlamentosu’nun
bağımsızlık referandumu düzenlemek üzere yasa çıkarıp çıkaramayacağı konusunda
Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi’ne başvurulmuştur. Mahkeme 23 Kasım 2022
tarihli kararında, önerilen referandum yasasının Birleşik Krallık
Parlamentosu’na ve Birlik’e ilişkin (saklı maddeler” (reserved matters) alanına
girdiğini ve bu nedenle İskoç Parlamentosu’nun tek başına böyle bir referandumu
yasalaştırma yetkisine sahip olmadığını belirlemiştir. Bu karar İskoç
bağımsızlık tartışmasının anayasal çerçevesinde temel bir ayrım yaratmıştır.
İskoç Parlamentosu’nun demokratik meşruluğu ile bağımsızlık konusunda hukuksal
olarak bağlayıcı bir referandum düzenleme yetkisi aynı şey değildir. Başka bir
ifadeyle, demokratik talep ile anayasal yetki birbirinden ayrılmıştır. Bu
ayrım, Birleşik Krallık anayasal sisteminin temel gerilimlerinden birini ortaya
çıkarmaktadır. İskoçya’da seçilmiş kurumlar kendi seçmenlerinden aldıkları
demokratik meşruluğa dayanarak anayasal statü konusunda karar verme hakkı talep
ederken Westminster sistemi Birlik’in anayasal statüsünü değiştirecek yetkinin
Birleşik Krallık Parlamentosu’nun anayasal alanında bulunduğunu savunmaktadır.
2026
İskoçya Parlamentosu Seçimi: Yeni Bir Siyasal Zemin
2026 yılı
İskoç bağımsızlığı tartışması bakımından yeni bir aşama oluşturmuştur. 7 Mayıs
2026 tarihinde yapılan İskoçya Parlamentosu seçiminde İskoç Ulusal Partisi
(SNP) 57 sandalye kazanmıştır. İskoç Yeşilleri 13, İşçi Partisi 17,
Muhafazakârlar 11, Liberal Demokratlar 9 ve Reform BK 15 sandalye elde
etmiştir. Parlamento toplam 122 üyeden oluşmaktadır. Seçim sonuçlarının
anayasal açıdan önemli yönlerinden biri bağımsızlık yanlısı temsilin İskoç
Parlamentosu’nda güçlü biçimde devam etmesidir. İskoç hükümeti bunu bağımsızlık
yanlısı partilerin şimdiye kadarki en geniş parlamenter çoğunluğu olarak
değerlendirmiştir. John Swinney Mayıs 2026’da yeniden Birinci Bakan seçilmiş ve
anayasal gelecek sorununu yeni hükümet döneminin temel başlıklarından biri
olarak ortaya koymuştur. Ancak seçim sonuçlarının yorumunda bir ayrım yapmak
gerekir. Parlamentodaki bağımsızlık yanlısı sandalye çoğunluğu İskoç
seçmenlerinin bağımsızlık konusunda doğrudan bir referandumda çoğunluk
oluşturduğu anlamına gelmez. Parlamento seçimi hükümet oluşturma ve genel
siyasal temsil amacı taşıyan çok konulu bir seçimdir ve bağımsızlık referandumu
ise tek bir anayasal soruya ilişkin doğrudan halkoylamasıdır. Dolayısıyla 2026
seçiminin ortaya koyduğu sonuç bağımsızlık talebinin İskoç siyasal kurumlarında
güçlü bir parlamenter dayanağa sahip olmasıdır, bağımsızlık konusunda halkın son
tercihini gösteren bir referandum sonucu değildir.
2026 Bağımsızlık
Referandumu Yasası Taslağı
2026
yılındaki en önemli yeni gelişme İskoç hükümetinin 28 Ağustos 2026 tarihinde “Draft
Independence Referendum Bill” başlıklı taslak yasayı yayımlaması olmuştur.
Taslak, 2014 referandumunda kullanılan sorunun aynısını öngörmektedir: “Should
Scotland be an independent country?” Taslak metne göre referandum için
gerekli yetkilerin sağlanmasının ardından bir referandum yapılması
öngörülmektedir. Ancak referandum tarihi taslakta henüz belirlenmiş değildir.
İskoç hükümeti de metnin Parlamento’ya sunulabilmesi için gerekli yetkilerin
sağlanması gerektiğini açıkça belirtmiştir. Bu gelişme anayasal açıdan dikkat
çekicidir. Çünkü İskoç hükümeti 2022 Yüksek Mahkemesi kararının ortaya koyduğu
hukuksal sınırı yok sayarak tek taraflı bir referandum gerçekleştirmiş
değildir. Bunun yerine yeni bir yasa taslağı hazırlayarak gerekli yetkinin elde
edilmesini istemektedir. Dolayısıyla mevcut durum üç aşamalı bir yapı
göstermektedir: İskoç hükümeti bağımsızlık referandumu istemektedir, İskoç
Parlamentosu’nda bu talep için güçlü bir siyasal dayanak bulunmaktadır ve buna
karşılık hukuksal olarak geçerli bir referandum için gerekli anayasal yetkinin
elde edilmesi sorunu devam etmektedir. Bu durum İskoç bağımsızlık sorununun
2026 itibarıyla siyasal olarak güçlenmiş fakat hukuksal olarak tamamlanmamış
bir süreç niteliğinde olduğunu göstermektedir.
Swinney
Hükümeti ve “Karar Hakkı” Sorunu
John Swinney
hükümeti 2026 seçiminden sonra bağımsızlık konusunu hükümet programının açık
unsurlarından biri durumuna getirmiştir. Eylül 2026’da yayımlanan hükümet
programında İskoçya’nın anayasal geleceğine ilişkin karar verme hakkının İskoç
halkına ait olduğu savunulmuş ve bağımsızlık için hukuka uygun bir referandum
yapılması yönündeki yaklaşım sürdürülmüştür. Hükümet ayrıca Galler ve Kuzey
İrlanda yönetimleriyle kendi halklarının anayasal geleceklerine ilişkin
demokratik tercihlerde bulunabilmeleri konusunda iş birliği yapacağını
belirtmiştir. Swinney’in yaklaşımında bağımsızlık yalnızca anayasal statü sorunu
olarak değil, ekonomik siyasa, kamu hizmetleri, enerji kaynakları ve Avrupa
Birliği ile ilişkiler bakımından da gerekçelendirilmektedir. İskoç hükümetinin
1 Eylül 2026 tarihli programında bağımsızlığın İskoçya’nın Avrupa Birliği ile
yeniden yakınlaşmasını sağlayacağı ve ekonomik siyasa üzerinde daha geniş bir
karar alanı yaratacağı savunulmuştur. Bunlar hükümetin siyasal gerekçeleridir
ve bağımsızlığın gerçekleşmesi durumunda ortaya çıkacak sonuçlara ilişkin
hükümet değerlendirmeleri olarak ele alınmalıdır. Bu söylem bağımsızlık
tartışmasının yalnızca “Birleşik Krallık’tan ayrılma” biçimindeki olumsuz bir
talep olmaktan çıkarılarak İskoçya’nın gelecekteki devlet kapasitesine ilişkin olumlu
bir siyasal proje olarak sunulduğunu göstermektedir.
İskoçya
Sorununun Anayasal Niteliği
İskoçya
örneği Birleşik Krallık’ın anayasal yapısındaki temel gerilimi açık biçimde
ortaya koymaktadır. Bir tarafta Westminster’ın Parlamento egemenliği ve
Birlik’in anayasal bütünlüğü bulunmaktadır. Diğer tarafta ise İskoçya’da
seçimler yoluyla oluşan güçlü bir siyasal temsil, ayrı bir parlamenter kurum ve
bağımsızlık yönünde süreklilik gösteren bir anayasal talep bulunmaktadır. Burada
dikkat edilmesi gereken nokta iki tarafın da farklı türde meşruluk savına sahip
olmasıdır. Westminster, Birleşik Krallık'ın tamamını temsil eden anayasal
otoriteye ve İskoç hükümeti ve Parlamentosu ise İskoçya’daki seçmenlerden
kaynaklanan demokratik meşruluğa dayanmaktadır. Bu nedenle İskoçya sorunu basit
bir “merkez-çevre” uyuşmazlığı değildir. Sorun aynı devlet içerisinde iki
farklı demokratik meşruluk düzeyinin anayasal geleceğe ilişkin farklı karar
yetkileri ileri sürmesi biçiminde ortaya çıkmaktadır.
2026
İtibarıyla İskoçya Dosyasının Genel Çözümlemesi
2014
referandumundan 2026 yılına kadar geçen dönem İskoç bağımsızlık sorununun
ortadan kalkmadığını ve tersine farklı anayasal aşamalardan geçerek
kurumsallaştığını göstermektedir. 2014 referandumu bağımsızlığın
halkoylamasıyla sınanmasını olanaklı kılmış ve sonuç Birlik lehine çıkmıştır.
Brexit, İskoçya ile Birleşik Krallık genelindeki siyasal tercihler arasındaki
farklılığı belirginleştirmiştir. 2022 Yüksek Mahkemesi kararı bağımsızlık
referandumunun İskoç Parlamentosu tarafından tek taraflı biçimde
gerçekleştirilemeyeceğini ortaya koymuştur. 2026 seçimi ise bağımsızlık yanlısı
siyasal temsilin İskoç Parlamentosu’nda güçlü biçimde devam ettiğini
göstermiştir. Aynı yıl yayımlanan taslak referandum yasası ise bağımsızlık
talebini yeniden somut bir anayasal girişime dönüştürmüştür. Bu gelişmeler
birlikte değerlendirildiğinde İskoçya sorununun artık yalnızca “bağımsızlık
isteyen bir siyasal hareket” sorunu olmadığı görülmektedir. Sorun Birleşik
Krallık’ın anayasal egemenliğinin hangi düzeyde kullanılacağı, İskoç halkının
anayasal geleceğine ilişkin karar verme hakkının nasıl tanımlanacağı ve iki
demokratik meşruluk düzeyinin hangi hukuksal mekanizma içerisinde
uzlaştırılacağı sorusuna dönüşmüştür. Dolayısıyla İskoçya Birleşik Krallık’ın
geleceği bakımından bir laboratuvar niteliği taşımaktadır. Buradaki gelişmeler devolution
ile bağımsızlık arasındaki ilişkinin Parlamento egemenliği ile demokratik
rızanın sınırlarının ve Birlik’in anayasal esnekliğinin hangi noktaya kadar
sürdürülebileceğinin belirlenmesinde temel önem taşımaktadır. Bu nedenle bir
sonraki aşamada Galler’in durumunun incelenmesi gerekmektedir. Çünkü
Galler’deki anayasal gelişme İskoçya’dan farklı bir seyir izlemekte ancak 2026
yılında İskoçya ve Kuzey İrlanda ile birlikte gündeme gelen gelişmeler
Galler’in Birleşik Krallık içerisindeki statüsünü de yeni bir bağlama
taşımaktadır.
GALLER: DEVOLUTION’DAN
ANAYASAL YENİDEN KONUMLANMA ARAYIŞINA
Birleşik
Krallık'ın anayasal geleceği bakımından Galler'in konumu İskoçya'dan önemli
ölçüde farklıdır. İskoçya'da bağımsızlık talebi uzun süredir güçlü ve
kurumsallaşmış bir siyasal hareket niteliği taşırken Galler'de anayasal
tartışma daha uzun süre mevcut Birlik içinde daha geniş ve daha güvence altına
alınmış bir özerklik arayışı çevresinde gelişmiştir. Bununla birlikte, son
yıllarda Galler'deki tartışmanın yalnızca mevcut devolution düzenlemesinin
geliştirilmesiyle sınırlı kalmadığı ve federalizm ve bağımsızlık dahil olmak
üzere daha geniş anayasal seçeneklerin de kurumsal olarak tartışılmaya
başlandığı görülmektedir. Bu nedenle Galler Birleşik Krallık'ın anayasal
geleceğinde artık yalnızca devolution sisteminin bir parçası değil,
anayasal düzenin yeniden düşünülmesini talep eden aktörlerden biri olarak
değerlendirilmelidir.
Devolution'ın Kurumsallaşması
Galler'de çağdaş
devolution süreci 18 Eylül 1997 tarihinde yapılan referandumla
başlamıştır. Referandumda seçmenlerin yüzde 50,3'ü devolution lehinde,
yüzde 49,7'si aleyhinde oy kullanmış ve katılım yüzde 50,1 olarak
gerçekleşmiştir. Böylece Galler'de seçilmiş bir siyasal kurum oluşturulmasının
yolu açılmıştır. 1998 tarihli Government of Wales Act sonrasında
National Assembly for Wales 1999'da çalışmaya başlamış ve daha sonraki
anayasal düzenlemelerle kurumun yasama yetkileri genişletilmiştir. Bu gelişme
başlangıçta İskoçya'daki düzenlemeye göre daha sınırlı bir devolution
modeli oluşturmuştur. Ancak süreç zaman içinde kademeli biçimde genişlemiştir.
3 Mart 2011'de yapılan referandumda Galler seçmenlerinin yüzde 63,5'i National
Assembly'nin birincil yasama yetkilerinin kullanılmasına olumlu oy vermiştir.
Böylece Galler'deki devolution yalnızca yönetsel yetki devri olmaktan
çıkarak yasama yetkisine sahip kurumsal bir yönetime dönüşmüştür. Bu dönüşümün
anayasal açıdan önemli sonucu Galler'in Birleşik Krallık içindeki statüsünün
zaman içerisinde siyasal ve kurumsal olarak farklılaşmasıdır. 2017 Wales Act
ile Galler için “saklı güçler” (reserved powers) modeli kabul edilmiş ve
başka bir ifadeyle Senedd Westminster'a açıkça bırakılmış alanlar dışında kalan
konularda yasama yetkisine sahip olacak şekilde yeniden yapılandırılmıştır.
Aynı düzenleme Galler'in devolution kurumlarını Birleşik Krallık'ın
anayasal düzenlemelerinin “kalıcı” bir parçası olarak tanımlamış ve bunların
kaldırılmasını Galler halkının kararına bağlayan bir anayasal güvence
getirmiştir. Bununla birlikte Westminster'ın hukuksal egemenliği bütünüyle
ortadan kalkmamıştır. Dolayısıyla Galler örneğinde ortaya çıkan yapı tam
anlamıyla federal bir anayasal düzen değildir. Ancak başlangıçtaki sınırlı devolution
modelinden giderek daha belirgin bir siyasal özerklik alanına doğru gelişen
asimetrik bir anayasal yapılanma söz konusudur.
Devolution'ın Sınırları ve Anayasal Sorun
Galler'deki
anayasal tartışmanın temel özelliklerinden biri devolution'ın
varlığından çok sınırlarının tartışmalı duruma gelmesidir. Senedd'in yasama
yetkileri genişlemiş olmakla birlikte adalet, polislik, demiryolu altyapısı,
bazı mali düzenlemeler ve başka önemli alanlarda yetkilerin Westminster
düzeyinde kalması Galler'in kendi siyasal tercihlerini bütünüyle kurumsal siyasa
durumuna getirebilmesini sınırlamaktadır. 2024 yılında yayımlanan “Independent
Commission on the Constitutional Future of Wales” raporu bu sorunu sistemli
biçimde ortaya koymuştur. Komisyon, Galler'in anayasal geleceği bakımından üç
temel seçeneği incelemiştir: geliştirilmiş devolution, federal Birleşik
Krallık ve bağımsız Galler. Komisyon bu üç seçeneğin her birinin uygulanabilir
olduğunu belirtmiş ve herhangi birini diğerine tercih eden bir sonuç ortaya
koymamıştır. Bu nokta önemlidir. Çünkü Galler'deki anayasal tartışmanın artık
yalnızca “daha fazla yetki devri” talebinden ibaret olmadığını ve Birleşik
Krallık'ın gelecekteki anayasal biçimine ilişkin seçeneklerin de kurumsal bir
inceleme konusu durumuna geldiğini göstermektedir. Komisyonun yaklaşımı ayrıca
Galler tartışmasının temel niteliğini ortaya koymaktadır. Tartışma yalnızca
“Birleşik Krallık'tan ayrılma” ile “mevcut düzeni koruma” arasında ikili bir
tercih şeklinde kurulmamıştır. Bunun yerine daha geniş yetki devri ile Birlik
içinde kalma, federal bir anayasal düzen oluşturma ve bağımsız bir devlet kurma
seçenekleri aynı anayasal çerçeve içinde ele alınmıştır. Bu durum Galler'i
anayasal açıdan özgün bir konuma taşımaktadır. Çünkü burada sorun yalnızca
ulusal bağımsızlık talebinin mevcut olması değildir. Daha temel sorun Galler'in
Birleşik Krallık içinde sahip olduğu siyasal statünün hangi anayasal ilkelerle
güvence altına alınacağıdır.
Brexit ve
Anayasal Farklılaşmanın Derinleşmesi
Brexit,
Galler'in anayasal tartışmasına yeni bir boyut eklemiştir. 2016 Avrupa Birliği
referandumunda Galler'de yüzde 52,5 oranında “Leave”, yüzde 47,5 oranında
“Remain” oyu kullanılmıştır ve katılım yüzde 71,7 olmuştur. Bu sonuç
İskoçya'daki yüzde 62'lik “Remain” sonucundan farklıdır. Dolayısıyla Brexit'in
Birleşik Krallık'ın ulusal birimleri arasındaki siyasal farklılaşmayı tek
biçimli olarak artırdığı söylenemez. Bununla birlikte Brexit'in ardından
Westminster ile devredilmiş yönetimler arasındaki ilişkilerin niteliği
Galler'de daha yoğun biçimde tartışılmıştır. Galler Anayasal Geleceği Bağımsız
Komisyonu Brexit sonrasında devolution sisteminin kırılganlığının daha
görünür duruma geldiğini ve Westminster ile devredilmiş kurumlar arasındaki
hükümetlerarası ilişkilerin daha sağlam bir anayasal temele gereksinme
duyduğunu belirtmiştir. Buradaki temel sorun Brexit'in Galler'i doğrudan
bağımsızlık yönüne sürüklemesinden çok Westminster ile Galler arasındaki yetki
ve karar alma ilişkilerinin yeniden sorgulanmasına yol açmasıdır. Başka bir
ifadeyle Brexit Galler açısından “Birlikten ayrılma” sorunundan önce “Birlik
içinde karar alma yetkisinin nasıl paylaşılacağı” sorununu görünür yapmıştır.
2024
Anayasal Gelecek Komisyonu ve Üçlü Seçenek
Galler'deki
anayasal dönüşümün en önemli göstergelerinden biri “Independent Commission
on the Constitutional Future of Wales”in çalışmalarıdır. Komisyon 2022–2024
döneminde Galler'in anayasal geleceğini incelemiş ve kesin raporunu Ocak
2024'te yayımlamıştır. Rapor Galler'in anayasal geleceği için üç seçeneği sistemli
biçimde karşılaştırmıştır:
Geliştirilmiş devolution: Galler'in Birleşik Krallık içinde kalmaya devam
ettiği, ancak Senedd ve Welsh Government'ın yetkilerinin ve anayasal
güvencelerinin genişletildiği model,
Federal Birleşik Krallık: Birleşik Krallık'ın yetkilerin Westminster ile ulusal
ve bölgesel hükümetler arasında anayasal olarak paylaştırıldığı yazılı bir
federal düzene dönüştürülmesi ve
Bağımsız Galler: Galler'in Birleşik Krallık dışında bağımsız bir devlet durumuna
gelmesi.
Komisyonun
yaklaşımındaki önemli nokta bu seçenekleri birbirine karşı siyasal bir tercih
sıralamasına almamasıdır. Her seçeneğin kendi güçlü ve zayıf yönleri,
fırsatları ve riskleri bulunduğu belirtilmiş, son tercihin siyasal partiler ve
Galler yurttaşları tarafından yapılması gerektiği ifade edilmiştir. Bu
yaklaşım, Galler'deki anayasal tartışmanın niteliğini anlamak açısından
önemlidir. Çünkü bağımsızlık seçeneğinin resmi bir anayasal çalışma kapsamında
federalizm ve geliştirilmiş devolution ile aynı çözümleyici düzlemde ele
alınması bağımsızlık düşüncesinin artık yalnızca marjinal bir siyasal söylem
olarak görülmediğini göstermektedir. Ancak bu durum Galler halkının
bağımsızlığı tercih ettiği anlamına gelmez. Burada belirleyici olan
bağımsızlığın anayasal gelecek seçeneklerinden biri olarak kurumsal tartışma içine
alınmış olmasıdır.
2026
Senedd Seçimi: Siyasal Dengede Değişim
7 Mayıs 2026
Senedd seçimleri Galler'in anayasal siyasetinde yeni bir dönemin başlangıcı
olarak kayda geçmiştir. Yeni seçim sistemiyle 96 üyeli Senedd oluşturulmuş ve
seçim sonucunda Plaid Cymru 43 sandalye ile en fazla üyeye sahip parti
olmuştur. “Reform UK Wales” 34, “Welsh Labour” 9, “Welsh
Conservative”s 7, “Green Part”y 2 ve “Liberal Democrat”s 1
sandalye kazanmıştır. Böylece devolution'ın başlangıcından bu yana ilk
kez Labour Senedd'deki en büyük parti olma konumunu kaybetmiştir. Bu
sonuç tek başına Galler toplumunun anayasal tercihini ortaya koymaz. Özellikle
seçim sonuçlarının bağımsızlık konusunda doğrudan bir referandum niteliğinde
olmadığı dikkate alınmalıdır. Bununla birlikte seçim sonrasında Plaid Cymru
lideri Rhun ap Iorwerth'in 12 Mayıs 2026'da Birinci Bakan olarak seçilmesi
Galler hükümetinin anayasal tartışmadaki yönelimini değiştiren önemli bir
gelişmedir. Yeni Welsh Government'ın yapısında “Hükümet Verimliliği ve Anayasa”
(Government Effectiveness and the Constitution) alanından sorumlu ayrı
bir kabine görevlisinin bulunması da anayasal sorunların hükümet düzeyindeki
kurumsal önemini göstermektedir. Dolayısıyla 2026 seçiminin önemi Galler'in
bağımsızlık yönünde karar vermiş olması değil, anayasal statü, ulusal kimlik ve
yetki dağılımı tartışmalarının siyasal kurumların merkezine daha güçlü biçimde
taşınmış olmasıdır.
Cardiff
Anlaşması ve İskoçya ile Yeni Yakınlaşma
Galler'in
anayasal konumlanmasında 2026'nın en yeni gelişmelerinden biri 14 Eylül 2026'da
Galler ve İskoçya hükümetleri arasında imzalanan Cardiff Anlaşması – Cytundeb
Caerdydd olmuştur. Anlaşma, iki hükümet arasında ortak ilgi alanlarında
stratejik iş birliği çerçevesi oluşturmakta, çocuk yoksulluğu, yaşam maliyeti,
ekonomik büyüme, mali düzenlemeler, iklim değişikliği, uluslararası ilişkiler
ve AB ile ilişkiler, dil, kültür, medya ve spor gibi alanları kapsamaktadır. Anlaşmanın
anayasal açıdan daha önemli tarafı ise iki hükümetin farklı anayasal
süreçlerden geçmekte olduklarının açıkça kabul edilmesidir. Galler ve İskoçya
hükümetleri kendi demokratik yetkileri ve kurumsal sorumlulukları çerçevesinde
iş birliğini geliştirmeyi öngörmektedir. Bu nedenle Cardiff Anlaşması doğrudan
bir bağımsızlık anlaşması olarak nitelendirilemez. Ancak Galler ile İskoçya'nın
Westminster dışında kendi hükümetleri aracılığıyla ortak siyasa geliştirme
kapasitesini güçlendirmesi bakımından Birleşik Krallık'ın çok merkezli anayasal
yapısına yeni bir boyut eklemektedir. Bu gelişme özellikle önemlidir. Çünkü
daha önce Birleşik Krallık'ın anayasal farklılaşması büyük ölçüde Westminster
ile tek tek devolution yönetimleri arasındaki ilişkiler üzerinden ele
alınırken Cardiff Anlaşması iki devredilmiş yönetimin doğrudan birbirleriyle
kurumsal ilişki geliştirmesini görünür hale getirmektedir.
Galler'in
İskoçya'dan Farkı
Galler ile
İskoçya arasında belirgin bir yakınlaşma ortaya çıkmakla birlikte iki ülkenin
anayasal konumlarının aynı olduğu ileri sürülemez. İskoçya'da bağımsızlık
talebi 2014 referandumuyla doğrudan demokratik bir sınamadan geçmiş ve 2022
Supreme Court kararı ise yeni bir bağımsızlık referandumunun hukuksal yetki
sorununu Birleşik Krallık anayasa hukukunun merkezine taşımıştır. 2026'da İskoç
hükümetinin yeni bir bağımsızlık referandumu için taslak yasa hazırlaması da bu
sürecin kurumsal devamlılığını göstermektedir. Galler'de ise bağımsızlık
tartışması daha yeni ve daha açık uçludur. 2024 Komisyonu'nun üç anayasal
seçeneği aynı çerçevede ele alması Galler'in anayasal geleceği bakımından temel
sorunun henüz tek bir siyasal seçeneğe indirgenmediğini göstermektedir. Bu
nedenle Galler'deki gelişme İskoçya'daki gibi doğrudan “bağımsızlık süreci”
olarak değil, anayasal yeniden konumlanma süreci olarak
kavramsallaştırılmalıdır. Bu ayrım Birleşik Krallık'ın geleceğini
değerlendirmek açısından önemlidir. İskoçya'nın bağımsızlık talebi Birlik'in
devamını doğrudan sorgulayan bir siyasal ve hukuksal sorun oluştururken
Galler'deki gelişmeler öncelikle Birlik'in nasıl yeniden yapılandırılabileceği
sorusunu gündeme getirmektedir. Ancak Cardiff Anlaşması iki süreç arasında
gelecekte daha güçlü bir siyasal ve kurumsal bağlantı kurulabilmesinin zeminini
oluşturmaktadır.
Genel
Çözümleme
Galler
örneği Birleşik Krallık'ın anayasal bütünlüğünün yalnızca bağımsızlık talepleri
üzerinden sorgulanmadığını göstermektedir. Galler'deki anayasal dönüşüm üç
aşamada izlenebilir: ilk aşamada sınırlı devolution, ikinci aşamada
genişleyen yasama ve yürütme yetkileri, üçüncü aşamada ise mevcut devolution
modelinin anayasal yeterliliğinin sorgulanması. Bu süreçte 1997 ve 2011
referandumları demokratik meşruluk sağlamış; 2017 Wales Act kurumsal yapıyı
daha belirgin duruma getirmiş ve 2024 Anayasal Gelecek Komisyonu ise tartışmayı
geliştirilmiş devolution, federalizm ve bağımsızlık seçeneklerini
kapsayacak biçimde genişletmiştir. 2026 Senedd seçimi ve Cardiff Anlaşması ise
bu tartışmanın artık yalnızca akademik veya danışma niteliğinde olmadığını ve
Galler'in güncel siyasal kurumlarının çalışma gündeminin bir parçası durumuna
geldiğini göstermektedir. Bununla birlikte mevcut verilerden Galler'in
bağımsızlığa yöneldiği şeklinde doğrudan bir sonuç çıkarılamaz. Daha doğru
çözümleme Galler'in Birleşik Krallık içindeki anayasal konumunun yeniden
tanımlanmasını talep eden bir siyasal alana dönüştüğü yönündedir. Bu dönüşümün
hangi noktada duracağı ise devolution'ın daha fazla derinleştirilip
derinleştirilemeyeceğine, federal bir modelin gündeme gelip gelmeyeceğine ve
bağımsızlık seçeneğinin Galler siyasetinde ne ölçüde kurumsallaşacağına bağlı
olacaktır. Bu nedenle Galler Birleşik Krallık'ın anayasal geleceği bakımından
İskoçya'nın basit bir tamamlayıcısı değildir. Aksine Galler örneği Birlik'in
geleceği konusunda üçüncü bir anayasal devingeni ortaya çıkarmaktadır:
ayrılmadan önce yeniden konumlanma. Cardiff girişiminin önemi de tam bu noktada
ortaya çıkmaktadır. Çünkü İskoçya ile Galler arasındaki kurumsal iş birliğinin
kalıcı duruma gelmesi Birleşik Krallık'ın gelecekteki anayasal yapısının
yalnızca Westminster tarafından değil, devolution kurumlarının
birbirleriyle kurduğu ilişkiler tarafından da şekillendirilebileceğini
göstermektedir.
KUZEY
İRLANDA: BİRLEŞME OLASILIĞI VE RIZA İLKESİ
Birleşik
Krallık'ın anayasal geleceği bakımından Kuzey İrlanda İskoçya ve Galler'den
farklı bir anayasal rejime sahiptir. Bunun temel nedeni Kuzey İrlanda'nın
statüsünün yalnızca Birleşik Krallık'ın iç anayasal düzenlemeleriyle değil, 10
Nisan 1998 tarihli Belfast Anlaşması'nda (Good Friday Anlaşması) belirlenen ve
Birleşik Krallık ile İrlanda arasındaki ilişkileri de kapsayan özel bir
anayasal uzlaşmayla düzenlenmiş olmasıdır. Anlaşmanın merkezinde rıza ilkesi
(principle of consent) bulunmaktadır. Buna göre Kuzey İrlanda'nın Birleşik
Krallık içinde kalması veya birleşik İrlanda'nın parçası olması Kuzey İrlanda
halkının çoğunluğunun demokratik iradesine bağlıdır. Bu nedenle Kuzey İrlanda sorunu
“Birleşik Krallık'tan ayrılma” sorunundan daha özel bir anayasal çerçeveye
sahiptir. Burada anayasal değişimin hukuksal yolu önceden tanımlanmıştır.
Dolayısıyla tartışmanın temel sorusu yalnızca “birleşme olanaklı mıdır?” değil,
“birleşme talebinin hangi koşullarda anayasal olarak gündeme getirilebileceği
ve demokratik olarak nasıl karara bağlanacağı” sorusudur.
Belfast
Anlaşması ve Yeni Anayasal Düzen
1998 Belfast
Anlaşması yaklaşık otuz yıl süren Troubles döneminin ardından Kuzey
İrlanda'da yeni bir siyasal ve anayasal düzen oluşturmuştur. Anlaşma güç
paylaşımına dayalı bir “Northern Ireland Assembly ve Executive” oluştururken
Kuzey İrlanda ile İrlanda Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler ve Birleşik Krallık
ile İrlanda arasındaki ilişkiler için de kurumsal mekanizmalar meydana
getirmiştir. Böylece anayasal düzen üç ayrı ilişki düzeyine oturtulmuştur: Kuzey
İrlanda içi ilişkiler, “Assembly” ve “Executive” aracılığıyla güç
paylaşımı, Kuzey-Güney ilişkileri, “North-South Ministerial Council” ve
ilgili kurumlar ve Doğu-Batı ilişkileri, “British-Irish Council” ve “British-Irish
Intergovernmental Conference”. Bu üçlü yapı Kuzey İrlanda'nın anayasal
statüsünü yalnızca Westminster ile Belfast arasındaki dikey bir ilişki olmaktan
çıkarmıştır. Anayasal düzen aynı zamanda Belfast-Dublin ve Londra-Dublin
eksenlerini de kapsamaktadır. Anlaşmanın bir diğer temel unsuru Kuzey
İrlanda'daki insanların kendilerini Britanyalı, İrlandalı veya her ikisi olarak
tanımlama ve buna göre vatandaşlık hakkına sahip olabilmeleridir. Dolayısıyla
anayasal düzen tek bir ulusal kimliği zorunlu kılmak yerine birden fazla
kimliğin aynı siyasal yapı içinde var olmasını kabul etmektedir. Bu yönüyle
Kuzey İrlanda Birleşik Krallık'ın çok uluslu niteliğinin en açık biçimde
hukuksallaştırıldığı alanlardan biridir.
Rıza
İlkesi: Anayasal Statünün Demokratik Güvencesi
Belfast
Anlaşması'nın Kuzey İrlanda bakımından en önemli sonucu anayasal statünün rıza
ilkesine bağlanmasıdır. Kuzey İrlanda'nın Birleşik Krallık'ın parçası olarak
kalması mevcut anayasal durumdur ancak bu durum değişmez ve geri dönülmez
değildir. Kuzey İrlanda halkının çoğunluğu birleşik İrlanda yönünde oy
kullanırsa anayasal statünün değiştirilmesi gerekmektedir. Bu ilke daha sonra
Northern Ireland Act 1998'in 1. maddesi ve ilgili hükümleriyle iç hukukta
somutlaştırılmıştır. Yasa Kuzey İrlanda'nın Birleşik Krallık'ın parçası
olmaktan çıkmasının ancak halkın çoğunluğunun bu yönde oy kullanmasıyla olanaklı
olduğunu düzenlemektedir. Aynı zamanda böyle bir çoğunluk ortaya çıktığında
Birleşik Krallık hükümetinin sonucu uygulamaya yönelik önerileri Parlamento'ya
sunması öngörülmektedir. Burada dikkat çekici olan anayasal değişimin yalnızca olanaklı
olduğunun değil, değişimin demokratik sürecinin de önceden belirlenmiş
olduğunun kabul edilmesidir. Bu nedenle Kuzey İrlanda örneğinde anayasal
bütünlük İskoçya örneğinde olduğu gibi Westminster'ın yetki sınırları üzerinden,
Galler örneğinde olduğu gibi devolution'ın kapsamı üzerinden değil,
doğrudan halkın anayasal tercihi üzerinden tanımlanmaktadır.
“Border
Poll” [4] ve
Anayasal Değişimin Hukuksal Mekanizması
Kuzey
İrlanda'nın geleceği tartışmasında kullanılan temel kavramlardan biri “sınır
referandumu” (border poll) olarak adlandırılan anayasal statü referandumudur. Northern
Ireland Act 1998'in Schedule 1 hükümlerine göre Kuzey İrlanda Bakanı
bir çoğunluğun Kuzey İrlanda'nın Birleşik Krallık'ın parçası olmaktan çıkıp
birleşik İrlanda'nın parçası olmasını isteyeceğinin olası olduğuna kanısına
varırsa referandum yapılmasını emretmekle yükümlüdür. Ayrıca bir önceki border
poll'dan itibaren yedi yıl geçmeden yeni bir referandum yapılamamaktadır. Bu
düzenleme İskoçya'daki bağımsızlık referandumu tartışmasından önemli ölçüde
farklıdır. İskoçya'da temel sorun Scottish Parliament'ın bağımsızlık
konusunda tek taraflı referandum yapma yetkisinin bulunup bulunmadığıdır.
Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi’nin (Supreme Court) 2022 tarihli
kararında böyle bir referandumun Westminster'ın temel yetki alanına giren
Birlik sorununu ilgilendirdiği ve Scottish Parliament'ın tek başına
referandum düzenleyemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Kuzey İrlanda'da ise
anayasal değişim için hukuksal mekanizma baştan oluşturulmuştur. Tartışma bu
nedenle “referandum yapma yetkisi var mı?” sorusundan çok referandum
yapılmasını gerektirecek koşulların oluşup oluşmadığı sorusuna yönelmektedir. Bu
ayrım Birleşik Krallık'ın anayasal yapısındaki asimetrinin çarpıcı bir
örneğidir. Aynı devlet içerisinde İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın anayasal
değişim mekanizmaları birbirinden farklıdır.
Demografik
ve Kimliksel Dönüşüm
Kuzey
İrlanda'daki anayasal tartışmanın önemli boyutlarından biri demografik ve
kimliksel yapının zaman içerisinde değişmesidir. 2021 sayım verileri, “British
only” kimliği belirtenlerin sayısını 606.264, “Irish only” kimliği
belirtenlerin sayısını 554.415 ve “Northern Irish only” kimliği
belirtenlerin sayısını 376.444 olarak göstermektedir. Ayrıca önemli sayıda kişi
birden fazla kimliği birlikte belirtmiştir. Bu veriler anayasal tercihle
doğrudan özdeşleştirilemez. Ulusal kimlik ile anayasal statü tercihi aynı
değişken değildir. Kendini “Irish” olarak tanımlayan bir kişinin mutlaka
birleşik İrlanda'yı desteklediği veya kendisini “British” olarak
tanımlayan bir kişinin mutlaka Birleşik Krallık içinde kalmayı tercih edeceği
varsayılamaz. Dahası, “Northern Irish” kimliğinin yaygınlığı iki
geleneksel anayasal kimlik arasındaki ayrımın ötesinde bir toplumsal kimlik
alanının bulunduğunu göstermektedir. Bu nedenle demografik değişim, border
poll sonucunu tek başına öngören bir gösterge olarak kullanılamaz. Ancak
anayasal statünün toplumsal dayanaklarının zaman içerisinde değişebileceğini
gösteren önemli bir yapısal göstergedir.
Siyasal
Temsil ve Birleşme Tartışması
Kuzey
İrlanda siyasetinde milliyetçi ve birlik yanlısı siyasal geleneklerin ağırlığı
anayasal statü tartışmasının önemli göstergelerinden biridir. 2022 Northern
Ireland Assembly seçiminde Sinn Fein 27 sandalye ile en büyük parti olmuş, DUP
25 sandalye ile ikinci sırada yer almış; Alliance 17 sandalye kazanmıştır.
Ancak bu sonuç doğrudan anayasal statü konusunda çoğunluk bulunduğu anlamına
gelmemektedir. Bu ayrım özellikle önemlidir. Bir Assembly seçimi hükümet
oluşturma ve yasama çalışmaları bakımından siyasal temsil üretir. Border
poll ise anayasal statü konusunda doğrudan halk iradesini ölçer.
Dolayısıyla milliyetçi partilerin seçimlerdeki başarısı birleşik İrlanda
yönündeki anayasal tercihin otomatik kanıtı değildir. Nitekim 2026 yılında Northern
Ireland Assembly'de yapılan bir tartışmada da bu ayrım açık biçimde ifade
edilmiştir: seçim sonuçlarının bir border poll veya kamuoyu yoklaması
olmadığı ve seçmenlerin farklı nedenlerle parti tercihinde bulunabileceği
vurgulanmıştır. Bu değerlendirme bir siyasal aktöre aittir ve anayasal
değişimin kaçınılmazlığına ilişkin bağımsız bir kanıt olarak değil, tartışmanın
niteliğini gösteren bir örnek olarak değerlendirilmelidir. Dolayısıyla Kuzey
İrlanda'da siyasal temsil ile anayasal tercih arasında doğrudan bir eşitleme
yapılması yöntemsel olarak hatalı olacaktır.
Brexit ve
Kuzey İrlanda'nın Anayasal Farklılaşması
Brexit,
Kuzey İrlanda'nın anayasal konumunu daha karmaşık duruma getirmiştir. Bunun
temel nedeni, Kuzey İrlanda'nın hem Birleşik Krallık'ın anayasal parçası olarak
kalması hem de İrlanda adasındaki ekonomik ve toplumsal ilişkilerin
sürdürülmesi gereğidir. Brexit sonrasında Northern Ireland Protocol ve
daha sonra Windsor Framework kapsamında oluşturulan özel düzenlemeler
Kuzey İrlanda'nın Birleşik Krallık'ın iç pazarı ile Avrupa Birliği arasındaki
konumunu diğer Birleşik Krallık bölgelerinden farklılaştırmıştır. Bununla
birlikte bu düzenlemelerin anayasal statüyü değiştirmediği ve Belfast
Anlaşması'ndaki rıza ilkesinin saklı tutulduğu açıkça belirtilmiştir. 2024
tarihli düzenlemeler de Kuzey İrlanda'nın anayasal statüsünün Birleşik
Krallık'ın parçası olarak devam ettiğini yeniden doğrulamış ve Windsor
Framework'ün bu statüye aykırılık oluşturmadığını düzenlemiştir. Bu durum
önemli bir anayasal paradoks yaratmaktadır: Kuzey İrlanda ekonomik ve
düzenleyici bakımdan Birleşik Krallık'ın diğer bölgelerinden farklılaşabilir
ancak bu farklılaşma tek başına anayasal statü değişikliği anlamına gelmez. Başka
bir ifadeyle anayasal farklılaşma ile anayasal ayrılma aynı süreç değildir.
Kuzey
İrlanda'da Birleşme Olasılığının Anayasal Niteliği
Kuzey
İrlanda'daki birleşme tartışmasını İskoçya'daki bağımsızlık talebinden ayıran
temel unsur hedeflenen anayasal sonucun niteliğidir. İskoçya açısından temel
seçenek Birleşik Krallık'tan ayrılarak bağımsız bir devlet oluşturmaktır. Kuzey
İrlanda açısından ise temel anayasal seçeneklerden biri Birleşik Krallık'tan
ayrılarak İrlanda Cumhuriyeti ile birleşmektir. Dolayısıyla Kuzey İrlanda'nın
statüsündeki değişim yalnızca Birleşik Krallık'ın iç sınırlarının yeniden
çizilmesini değil, iki egemen devlet arasındaki anayasal ilişkinin değişmesini
gerektirmektedir. Belfast Anlaşması bu nedenle Birleşik Krallık'ın anayasal
bütünlüğünü mutlaklaştırmamış ancak bu bütünlüğün değiştirilmesini demokratik
rızaya bağlamıştır. Birleşik Krallık hükümeti de bu ilkeyi anayasal
düzenlemenin temel unsuru olarak kabul etmektedir. Bu yapı Birleşik Krallık'ın
anayasal bütünlüğünün “değiştirilemez” değil, koşullu ve demokratik rızaya
bağlı olduğunu göstermektedir.
Kuzey
İrlanda ile İskoçya ve Galler Arasındaki Temel Fark
Üç örnek
karşılaştırıldığında Birleşik Krallık'ın asimetrik anayasal yapısı daha açık
biçimde görülmektedir. İskoçya'da temel sorun bağımsızlık için demokratik
yetkinin ve referandum mekanizmasının belirlenmesidir. Galler'de temel sorun devolution'ın
sınırlarının aşılması ve anayasal statünün yeniden tanımlanmasıdır. Kuzey
İrlanda'da ise temel sorun önceden tanımlanmış bir rıza mekanizması
çerçevesinde anayasal statünün korunması veya değiştirilmesidir. Bu nedenle üç
bölgede aynı kavramların kullanılması yanıltıcı olabilir. “Bağımsızlık”,
“özerklik”, “federalizm” ve “birleşme” birbirinin eş anlamlıları değildir. Her
birinin anayasal sonucu ve hukuksal süreci farklıdır. Bu farklılık aynı zamanda
Birleşik Krallık'ın geleceğine ilişkin genel çözümlemenin önemli bir sonucunu
ortaya koymaktadır: Birleşik Krallık'ın anayasal bütünlüğü tek bir merkez-çevre
modeliyle açıklanamaz. Aynı devlet içinde farklı ulusal birimlerin farklı
anayasal değişim kurallarına tabi olduğu asimetrik bir yapı söz konusudur.
Genel
Çözümleme
Kuzey
İrlanda örneği Birleşik Krallık'ın anayasal geleceğinde “ayrılma” kavramının
tek bir biçimi olmadığını göstermektedir. İskoçya'nın bağımsızlık talebi ile
Kuzey İrlanda'nın birleşik İrlanda olasılığı aynı anayasal kategoriye
sokulamaz. Birincisi yeni bir egemen devlet yaratma talebidir ve ikincisi
mevcut egemenlik alanının başka bir egemen devletle birleşme yoluyla
değiştirilmesidir. Belfast Anlaşması bu farklılığı özel bir anayasal mekanizma
ile düzenlemiştir. Rıza ilkesi mevcut statüyü koruyan bir güvence olmakla
birlikte aynı zamanda statünün gelecekte demokratik olarak değiştirilebilmesini
sağlayan bir mekanizmadır. Bu nedenle ilke yalnızca Birleşik Krallık'ın
bütünlüğünü koruyan değil, gerektiğinde bu bütünlüğün demokratik biçimde
değiştirilmesini de olanaklı kılan çift yönlü bir anayasal düzenlemedir. Kuzey
İrlanda'daki kimlik yapısının çeşitlenmesi, Brexit sonrasında ortaya çıkan
ekonomik ve düzenleyici farklılaşma ve milliyetçi partilerin güçlü siyasal
temsili anayasal tartışmanın önemini artırmaktadır. Ancak bunların hiçbirisi
tek başına birleşik İrlanda yönünde çoğunluk bulunduğunu kanıtlamaz. Böyle bir
anayasal değişikliğin demokratik ölçütü Belfast Anlaşması ve Northern Ireland
Act 1998 çerçevesinde Kuzey İrlanda halkının çoğunluğunun doğrudan iradesidir. Bu
nedenle Kuzey İrlanda, Birleşik Krallık'ın anayasal geleceği bakımından
yalnızca “üçüncü bir ayrılık olasılığı” değildir. Daha doğru ifadeyle Kuzey
İrlanda, anayasal değişimin önceden tanımlanmış demokratik rıza mekanizmasına
bağlandığı özel bir anayasal modeldir. Bu model, sonraki bölümde ele alınacak
Cardiff girişiminin önemini de artırmaktadır. Çünkü İskoçya ve Galler
arasındaki yeni kurumsal iş birliği ile Kuzey İrlanda'daki rıza temelli
anayasal düzen birlikte düşünüldüğünde Birleşik Krallık'ın geleceği yalnızca
tek tek bölgelerin taleplerinden değil, bu bölgelerin birbirleriyle
kurabilecekleri yeni anayasal ve siyasal ilişkilerden de etkilenebilecek bir
yapıya dönüşmektedir.
CARDIFF
GİRİŞİMİ: ORTAK ANAYASA ARAYIŞI MI, YENİ BİR SİYASAL BLOK MU?
14 Eylül
2026 tarihinde Cardiff'te gerçekleşen gelişmeler Birleşik Krallık'ın anayasal
geleceği bakımından yeni bir siyasal boyut ortaya çıkarmıştır. Ancak “Cardiff
Girişimi” olarak ele alınabilecek bu gelişme tek bir belge veya tek bir
kurumsal yapıdan oluşmamaktadır. Aynı gün iki farklı nitelikte belge ortaya
çıkmıştır. Bunlardan ilki Galler Birinci Bakanı Rhun ap Iorwerth ile İskoçya
Birinci Bakanı John Swinney tarafından imzalanan Cardiff Anlaşması –
Cytundeb Caerdydd ve ikincisi ise Plaid Cymru, Scottish National Party
(SNP) ve Sinn Fein liderlerinin imzaladığı Memorandum of Understanding’dir.
[5]
Birincisi hükümetlerarası iş birliği çerçevesi niteliğindeyken ikincisi
anayasal değişim ve kendi geleceğini belirleme hakkı üzerinde ortak siyasal
tutum geliştirmeye yöneliktir. Bu iki gelişmenin aynı gün ve aynı siyasal
ortamda ortaya çıkması bunların birbirinden tamamen bağımsız
değerlendirilmesini güçleştirmektedir. Bununla birlikte hukuksal ve kurumsal
nitelikleri birbirinden ayrılmalıdır. Cardiff Anlaşması doğrudan bir
bağımsızlık anlaşması değildir. Buna karşılık üç siyasal partinin görüş
birlikteliği Westminster hükümetini anayasal değişim için hazırlık yapmaya,
planlamaya ve kolaylaştırmaya çağırmaktadır. Bu nedenle Cardiff gelişmesi bir
yandan devolution hükümetleri arasında yatay iş birliğinin gelişmesi ve
diğer yandan anayasal statü değişikliğini savunan siyasal hareketlerin
ortaklaşması şeklinde iki katmanlı bir yapı göstermektedir.
Cardiff Anlaşması'nın
Niteliği
Cardiff Anlaşması
Galler ve İskoçya hükümetleri arasında ortak ilgi alanlarında iş birliği için
stratejik bir çerçeve oluşturmaktadır. Anlaşmanın kapsamı çocuk yoksulluğu,
yaşam maliyeti, sürdürülebilir ve kapsayıcı ekonomik büyüme, mali düzenlemeler,
iklim değişikliği, uluslararası ilişkiler ve Avrupa Birliği ile ilişkiler, dil,
kültür, medya ve spor gibi alanları içermektedir. Ayrıca iki hükümetin yasama
rıza süreçleri, demokratik katılım, kurumsal dayanıklılık, iyi yönetişim,
araştırma ve siyasa geliştirme konularında bilgi ve deneyim paylaşması
öngörülmektedir. Anlaşmanın dikkat çekici tarafı yalnızca belirli siyasa
alanlarında iş birliği öngörmemesidir. Metin, Galler ve İskoçya'nın Birleşik
Krallık içerisindeki devolution kurumlarının birbirleriyle doğrudan ve
düzenli ilişki kurmasını kurumsallaştırmaktadır. Birinci bakanların yılda en az
bir kez bir araya gelmesi ve bakanlar ile üst düzey görevliler arasında düzenli
ilişki kurulması öngörülmektedir. Bunun yanında iki hükümetin farklı siyasa
tercihleri yapma ve kendi yasama organlarına karşı ayrı ayrı hesap verme
yetkileri açıkça korunmaktadır. Bu nedenle Cardiff Anlaşması'nın anayasal önemi
bağımsızlık ilanı veya yeni bir devletlerarası yapı kurmasından değil, Birleşik
Krallık'ın devolution kurumları arasında yatay anayasal ilişkilerin
yoğunlaşmasından kaynaklanmaktadır. Bu durum Birleşik Krallık'ın geleneksel
Westminster-merkezli anayasal modeline farklı bir ilişki biçimi eklemektedir. Devolution
başlangıçta yetkinin merkezden çevreye aktarılması şeklinde tasarlanmışken
Cardiff Anlaşması ile çevredeki siyasal kurumların birbirleriyle doğrudan iş birliği
geliştirmesi daha görünür duruma gelmektedir.
Üç
Partinin Görüş Birlikteliği: Daha Farklı Bir Siyasal Belge
Aynı gün
imzalanan ikinci belge farklı bir niteliğe sahiptir. Plaid Cymru, SNP ve Sinn Fein
liderleri tarafından imzalanan Memorandum of Understanding tarafların
İskoçya, Galler ve İrlanda'nın geleceği konusunda ortak çalışma iradesini
ortaya koymaktadır. Belge, üç ülkenin tarihsel, kimliksel ve siyasal
farklılıklarını kabul etmekte ve buna karşılık her birinin kendi geleceğini
demokratik yollarla belirleme hakkını ortak bir ilke olarak ifade etmektedir. Belgede
tarafların anayasal konumlarının aynı olmadığı özellikle belirtilmektedir. Her
ülkenin kendi geleceğini “kendi biçiminde ve kendi zamanında” belirleyeceği
kabul edilmektedir. Dolayısıyla belge tek bir bağımsızlık takvimi veya ortak
referandum modeli ortaya koymamaktadır. Bunun yerine ortak bir siyasal ilke ve
iş birliği zemini oluşturmaktadır. Bu ayrım önemlidir. İskoçya'nın
bağımsızlığı, Galler'in anayasal geleceği ve Kuzey İrlanda'nın İrlanda ile
birleşme olasılığı hukuksal bakımdan aynı süreçler değildir. Cardiff'teki görüş
birlikteliği de bu farklılığı ortadan kaldırmamaktadır. Aksine tarafların
farklı anayasal konumlarını açıkça kabul ederek ortak bir “self-determination”
söylemi geliştirmektedir.
“Kendi
Geleceğini Belirleme” İlkesinin Ortaklaştırılması
Cardiff
girişiminin en önemli siyasal sonucu, daha önce ayrı ayrı gelişen anayasal
taleplerin ortak bir kavramsal çerçevede ifade edilmesidir. İskoçya açısından sorun
bağımsız bir devlet oluşturma talebidir. Galler açısından anayasal statünün
genişletilmesi, federalizm ve bağımsızlık seçenekleri birlikte
tartışılmaktadır. Kuzey İrlanda açısından ise sorun Belfast Anlaşması'nın
öngördüğü demokratik rıza mekanizması içerisinde Birleşik Krallık'ta kalma veya
birleşik İrlanda yönünde karar verme olasılığıdır. Bu farklılıkların üzerinde
ortaklaştırılan kavram “self-determination” yani kendi siyasal
geleceğini belirleme hakkıdır. Üç parti Westminster hükümetinin bu demokratik
süreçleri engellememesi gerektiğini savunmakta ve İngiliz hükümetini anayasal
değişim için hazırlık yapmaya çağırmaktadır. Bununla birlikte bu siyasal savın
Birleşik Krallık anayasa hukukunda otomatik olarak bağlayıcı bir sonuç
doğurduğu söylenemez. Parti liderlerinin imzaladığı bir görüş birlikteliği tek
başına İskoçya veya Galler için referandum düzenleme konusunda yeni bir
hukuksal yetki yaratmamaktadır. Kuzey İrlanda bakımından ise anayasal değişim
mekanizması zaten Belfast Anlaşması ve Northern Ireland Act 1998 tarafından
farklı bir biçimde düzenlenmiştir. Dolayısıyla Cardiff görüş birlikteliğinin
siyasal etkisi ile hukuksal etkisi birbirinden ayrılmalıdır.
Cardiff'in
Üçlü Yapısı ve Kuzey İrlanda'nın Özel Konumu
Cardiff
toplantısında SNP lideri John Swinney, Plaid Cymru lideri Rhun ap
Iorwerth, Sinn Fein Başkanı Mary Lou McDonald ve Sinn Fein Başkan
Yardımcısı ve Kuzey İrlanda Birinci Bakanı Michelle O'Neill yer almıştır. Ancak
toplantıya katılanlar belgeyi ilgili hükümetlerin resmi ortak organı olarak
değil, parti liderleri sıfatıyla imzalamışlardır. Bu ayrım özellikle Kuzey
İrlanda açısından önemlidir çünkü Michelle O'Neill, Sinn Fein liderliği ile
Kuzey İrlanda Birinci Bakanlığı görevlerini aynı kişide taşısa da Cardiff'teki
belge Sinn Fein ile diğer iki parti arasındaki siyasal görüş birlikteliği
niteliğindedir. Bu nedenle “İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda hükümetleri ortak
anayasal anlaşma yaptı” biçimindeki bir ifade doğru olmayacaktır. Daha doğru
ifade İskoçya ve Galler hükümetlerinin ayrı bir hükümetlerarası anlaşma
imzaladığı ve buna karşılık SNP, Plaid Cymru ve Sinn Fein liderlerinin daha
geniş bir anayasal değişim görüş birlikteliği oluşturduğu şeklindedir. Bu ayrım
Kuzey İrlanda'nın anayasal statüsünün farklılığını da korumaktadır.
Cardiff'teki siyasal görüş birlikteliği Belfast Anlaşması'nın rıza ilkesinin
yerine geçen yeni bir mekanizma yaratmamaktadır. Kuzey İrlanda'nın anayasal
statüsündeki değişiklik yine kendi özel hukuksal çerçevesine tabidir.
Cardiff
Girişimi Yeni Bir Siyasal Blok mu?
Cardiff
gelişmesinin gelecekte yeni bir siyasal blok oluşturup oluşturmayacağı sorusu
bu aşamada ucu açık bir sorudur. Bir siyasal bloktan söz edebilmek için
yalnızca ortak açıklama yeterli değildir. Ortak karar alma mekanizmalarının,
sürekli kurumsal yapıların, ortak siyasa programının ve siyasal maliyetleri
paylaşmaya yönelik örgütsel kapasitenin oluşması gerekir. 14 Eylül 2026
belgeleri bu ölçütlerin tamamını karşılamamaktadır. Bununla birlikte Cardiff
girişiminde bir bloklaşma olanağının bulunduğunu gösteren bazı unsurlar vardır.
Bunlardan ilki, üç siyasal hareketin anayasal değişim konusunda ortak bir ilke
üzerinde buluşmasıdır. İkincisi, ekonomi, enerji, Avrupa ve uluslararası iş birliği
gibi anayasal statünün ötesine geçen ortak siyasa alanlarının tanımlanmasıdır.
Üçüncüsü ise tarafların Westminster merkezli yönetim modeline seçenek olarak
uluslar arasında daha eşitlikçi bir ilişki kurulmasını savunmalarıdır. Ancak bu
unsurlar henüz kurumsallaşmış bir “Celtic siyasi blok” anlamına gelmemektedir.
Çünkü tarafların anayasal hedefleri ve hukuksal konumları farklıdır. Ayrıca
Cardiff Anlaşması yalnızca İskoçya ve Galler hükümetlerini kapsamaktadır. Üçlü
parti görüş birlikteliği ise hükümetlerarası bir organ oluşturmamaktadır. Bu
nedenle mevcut aşamada Cardiff girişimini “yeni bir siyasal blok”tan çok ortak
anayasal söylem ve eş güdüm zemini olarak tanımlamak daha isabetlidir.
Cardiff
Girişiminin Westminster Açısından Anlamı
Cardiff
gelişmesinin Birleşik Krallık anayasal düzeni bakımından asıl önemi merkez ile
çevre arasındaki ilişkinin niteliğine ilişkin yeni bir tartışma yaratmasıdır. Geleneksel
Westminster modeli parlamenter egemenliği anayasal sistemin temel ilkelerinden
biri olarak kabul eder. Devolution ise bu egemenlik çerçevesi içinde
yetkilerin İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'ya aktarılması üzerine kurulmuştur.
Cardiff girişimi ise farklı bir anayasal mantığı görünür kılmaktadır: yetki
devredilmiş kurumlar yalnızca Westminster tarafından kendilerine bırakılan
yetkileri kullanmakla kalmayıp kendi aralarında ortak siyasal ve anayasal
gündem oluşturabilirler. Bu gelişme, Westminster'ın anayasal merkeziliğini hukuksal
olarak ortadan kaldırmamaktadır. Ancak siyasal karar alma merkezlerinin
çoğullaşmasını güçlendirmektedir. Böylece Birleşik Krallık'ta anayasal meşruluğun
yalnızca Westminster Parlamentosu üzerinden tanımlanmasının giderek daha fazla
tartışmaya açılması olanaklı duruma gelmektedir. Burada Cardiff girişiminin
etkisi doğrudan bir anayasal değişiklik yapmasından çok anayasal gündemin
merkezden çevreye doğru yeniden dağıtılmasıdır.
Cardiff
Girişimi ve “Asimetrik Birlik” Modelinin Sınırları
Birinci
makalede ortaya konulan “asimetrik çok uluslu anayasal birlik” kavramı Cardiff
gelişmesiyle yeni bir sınamayla karşılaşmaktadır. Devolution'ın temel
mantığı farklı ulusal birimlere farklı ölçülerde yetki verilmesine izin
vermektedir. Ancak İskoçya ve Galler'in yalnızca Westminster ile ayrı ayrı
ilişki kurduğu bir model ile bu yönetimlerin birbirleriyle ortak anayasal tutum
geliştirdiği model aynı değildir. İkinci modelde anayasal sistem üç düzeyli bir
ilişkiye dönüşmektedir: Westminster ve yetki devredilmiş hükümetler ilişkisinin
yanına yetki devredilmiş hükümetler arası ilişkiler eklenmektedir. Bu yatay
ilişki biçimi kalıcı duruma gelirse Birleşik Krallık'ın anayasal yapısı
yalnızca “yetki devredilmiş tekil devlet” olarak değil, çok merkezli ve
karşılıklı görüşmeye dayalı bir anayasal düzen olarak yeniden yorumlanmak
zorunda kalabilir. Bununla birlikte bu gelişmenin federalizme otomatik olarak
yol açacağı söylenemez. Federal sistemin temel özelliklerinden biri yetki
alanlarının anayasal olarak güvence altına alınması ve merkezi hükümetin tek
taraflı olarak bunları değiştiremeyecek olmasıdır. Cardiff Anlaşması ise mevcut
devolution düzeninin hukuksal çerçevesi içinde yürümektedir. Dolayısıyla
bugün itibarıyla bu belgeyi federalizmin başlangıcı olarak değil, federalizme
ilişkin tartışmayı güçlendirebilecek bir kurumsal gelişme olarak değerlendirmek
gerekir.
Üç Ayrı
Anayasal Sürecin Birleşme Noktası
Cardiff
girişiminin özgünlüğü İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'daki üç farklı anayasal
süreci tek bir siyasal söylem içerisinde buluşturmasıdır.
|
Çizelge 1: Birleşme Noktaları |
||
|
Birim |
Temel anayasal sorun |
Mevcut mekanizma |
|
İskoçya |
Bağımsızlık |
Westminster–Scottish Parliament yetki ilişkisi; referandum tartışması |
|
Galler |
Anayasal statünün yeniden konumlandırılması |
Devolution;
federalizm ve bağımsızlık seçenekleri |
|
Kuzey İrlanda |
Birleşik İrlanda olasılığı |
Belfast Anlaşması ve rıza ilkesi |
Bu çizelge
Cardiff girişiminin neden yalnızca “bağımsızlık ittifakı” olarak
değerlendirilmesinin yetersiz olduğunu göstermektedir. Ortaklaşan şey anayasal
sonuç değil, anayasal geleceğin ilgili toplumların demokratik iradesiyle
belirlenmesi gerektiği savıdır. Bu nedenle Cardiff girişiminin merkezinde
“Birleşik Krallık'tan ayrılma”dan daha geniş bir kavram bulunmaktadır: anayasal
öz-belirleme.
Cardiff
Girişiminin Olası Anayasal Sonuçları
Cardiff
girişiminin gelecekte Birleşik Krallık'ın anayasal yapısı üzerinde birkaç
farklı yönde etkisi olabilir. İlk olasılık girişimin devolution'ın
derinleştirilmesi yönünde baskı oluşturmasıdır. Westminster bağımsızlık
taleplerinin güçlenmesini engellemek veya Birlik'i yeniden dengelemek amacıyla
yetki alanlarını genişletebilir. İkinci olasılık İskoçya ve Galler arasındaki
hükümetlerarası iş birliğinin zaman içerisinde federal bir anayasal model
tartışmasını güçlendirmesidir. Böyle bir durumda sorun artık yalnızca “daha
fazla devolution” değil, yetki paylaşımının anayasal olarak yeniden
düzenlenmesi durumuna gelecektir. Üçüncü olasılık ortak siyasal eş güdümün
bağımsızlık taleplerini daha görünür ve kurumsal duruma getirmesidir. Ancak
bunun gerçekleşmesi için Cardiff girişiminin yalnızca siyasal liderler
arasındaki bir görüş birlikteliğinden çıkıp daha geniş toplumsal destek ve
sürekli kurumsal mekanizmalar üretmesi gerekir. Dördüncü olasılık ise üç
anayasal sürecin birbirinden bağımsız gelişmeye devam etmesidir. Çünkü İskoçya,
Galler ve Kuzey İrlanda'nın hukuksal konumları, siyasal hedefleri ve demokratik
karar mekanizmaları birbirinden farklıdır. Dolayısıyla Cardiff girişimi tek bir
anayasal sonucun başlangıcı olarak değil, farklı anayasal süreçler arasında eş güdümün
ilk önemli örneklerinden biri olarak ele alınmalıdır.
Genel
Çözümleme
Cardiff
gelişmesi Birleşik Krallık'ın anayasal geleceği bakımından niceliksel olmaktan
çok niteliksel bir değişikliğe işaret etmektedir. Daha önce İskoçya, Galler ve
Kuzey İrlanda'nın anayasal talepleri büyük ölçüde kendi siyasal ve kurumsal
çerçeveleri içinde gelişirken 14 Eylül 2026'da bu talepler arasında ortak bir
siyasal dil oluşturulmuştur. Ancak bu ortaklaşma anayasal süreçlerin aynı
olduğu anlamına gelmemektedir. İskoçya'nın bağımsızlık süreci, Galler'in
anayasal yeniden konumlanma arayışı ve Kuzey İrlanda'nın rıza ilkesine dayanan
statü değişikliği mekanizması farklı hukuksal temellere sahiptir. Cardiff görüş
birlikteliği bu farklılıkları ortadan kaldırmamış tam tersine tarafların farklı
anayasal konumlarını kabul ederek ortak bir siyasal çerçeve oluşturmuştur. Bu
nedenle Cardiff girişimini Birleşik Krallık'ın parçalanmasının ilanı olarak
nitelendirmek için henüz yeterli anayasal veri bulunmamaktadır. Aynı şekilde
onu yalnızca olağan bir hükümetlerarası iş birliği girişimi olarak görmek de
gelişmenin siyasal boyutunu küçümsemek olur. Cardiff Anlaşması, Galler ve
İskoçya arasında hükümetlerarası yatay iş birliğini kurumsallaştırırken üç
partinin görüş birlikteliği anayasal öz-belirleme talebini ortak siyasal
söyleme dönüştürmüştür. Bu iki katman birlikte değerlendirildiğinde Cardiff
girişimi Birleşik Krallık'ın anayasal bütünlüğünü doğrudan ortadan kaldıran
değil, bu bütünlüğün hangi siyasal ve anayasal koşullarda sürdürülebileceği
sorusunu yeniden tanımlayan bir gelişme olarak ortaya çıkmaktadır. Asıl önemli
değişim, anayasal tartışmanın artık yalnızca “Westminster ne kadar yetki
devredecek?” sorusuyla sınırlı olmamasıdır. Yeni soru, “Birleşik Krallık'ın
kurucu ulusal birimleri gelecekte birbirleriyle ve Westminster ile hangi
anayasal ilişki içinde bulunacaktır?” sorusudur. Bu açıdan Cardiff Birleşik
Krallık'ın anayasal geleceğinde bir sonuçtan çok bir eşik niteliğindedir. Bu
eşiğin bağımsızlık, federalizm, daha derin devolution veya yeni bir
anayasal uzlaşmaya açılıp açılmayacağı ise henüz belirlenmiş değildir.
WESTMİNSTER’İN
KONUMU VE BİRLİK’İN YENİDEN YAPILANDIRILMASI
Birleşik
Krallık'ın anayasal geleceğine ilişkin tartışmanın diğer tarafını İskoçya,
Galler ve Kuzey İrlanda'daki anayasal talepler değil, bu talepler karşısında
Westminster'ın anayasal ve siyasal konumu oluşturmaktadır. Birleşik Krallık'ın
mevcut anayasal düzeninde Westminster Parlamentosu hukuksal olarak egemen
yasama organıdır. Bununla birlikte 1990'ların sonlarından itibaren oluşturulan devolution
düzenlemeleri, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'da kendi yasama ve yürütme
kurumlarını oluşturmuş ve böylece siyasal meşruluğun tek merkezli niteliğini
önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu durum Birleşik Krallık anayasal sisteminde
temel bir ikilik yaratmaktadır. Hukuksal egemenlik Westminster'da kalırken
siyasal meşruluk çok merkezli olmuştur. Günümüzde Birlik'in geleceği bakımından
asıl sorun bu iki ilkenin nasıl bağdaştırılacağıdır.
Westminster'ın
Hukuksal Üstünlüğü
Birleşik
Krallık'ın yazılı tek bir anayasal metne dayanmayan anayasal düzeninde
parlamenter egemenlik temel ilkelerden biridir. Dicey'in klasik kavramlaştırmasıyla
Westminster Parlamentosu herhangi bir yasayı yapma veya kaldırma yetkisine
sahiptir ve başka bir kurumun Parlamento yasasını geçersiz kılma yetkisi
bulunmamaktadır. Bu ilke günümüzde de Birleşik Krallık anayasal hukukunun temel
özelliklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Devolution bu ilkeyi hukuksal
olarak ortadan kaldırmamıştır. İskoç Parlamentosu, Senedd ve Northern
Ireland Assembly kendi yetki alanlarında yasama yapabilmekte ancak bu
yetkiler Birleşik Krallık Parlamentosunun çıkardığı yasalarla oluşturulmuş
anayasal düzenlemelere dayanmaktadır. House of Commons Library de bu
nedenle Birleşik Krallık'taki devolution sisteminin federal veya
konfederal bir yapıdan farklı olduğunu ve kuramsal olarak Westminster
tarafından değiştirilebilir olduğunu belirtmektedir. Bununla birlikte hukuksal
yetki ile siyasal olarak kullanılabilir yetki aynı şey değildir. Westminster'ın
hukuksal olarak sahip olduğu yetkilerin tamamını siyasal olarak sınırsız
biçimde kullanabilmesi devolution sonrasında giderek daha tartışmalı duruma
gelmiştir. Bunun başlıca nedeni İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'daki
kurumların yalnızca Westminster'ın yönetsel uzantıları olmaktan çıkmış ve kendi
seçimleriyle oluşan demokratik siyasal merkezlere dönüşmüş olmalarıdır.
Devolution: Yetki Devri mi, Çok Merkezli Meşruluk
mu?
Devolution başlangıçta Westminster'ın
yetkilerinin belirli alanlarda İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'ya aktarılması
olarak tasarlanmıştır. Ancak yirmi yılı aşkın uygulama sonunda ortaya çıkan
sonuç yalnızca yetki dağılımının değişmesi değildir. İskoç Parlamentosu, Senedd
ve Northern Ireland Assembly kendi seçimlerine, siyasal partilerine,
hükümetlerine ve kamusal siyasa gündemlerine sahip olmuşlardır. Böylece
seçmenlerin siyasal tercihlerini ifade ettiği birden fazla demokratik alan
oluşmuştur. Bu nedenle Birleşik Krallık'ın günümüzdeki anayasal yapısını
yalnızca “merkezden çevreye yetki devri” olarak açıklamak yetersiz kalmaktadır.
Daha uygun kavram, çok merkezli demokratik meşruluktur. Bu durum Westminster'ın
hukuksal egemenliğini ortadan kaldırmamaktadır. Ancak Westminster'ın
kararlarının, özellikle devolution alanlarına ilişkin kararların, İskoçya,
Galler ve Kuzey İrlanda'daki demokratik kurumların siyasal meşruluğuyla
birlikte değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu noktada Sewel
Convention [6]
önem kazanmaktadır. Buna göre Westminster Parlamentosu normal koşullarda
devredilmiş alanlarda ilgili yasama organının rızası olmaksızın yasama yapmama
siyasal teamülünü benimsemiştir. Ancak bu bir hukuksal veto mekanizması
değildir ve Westminster'ın hukuksal egemenliğini kaldırmamaktadır. Dolayısıyla
Birleşik Krallık'taki anayasal gerilim hukuksal egemenlik ile siyasal rıza
arasındaki farklılaşmadan kaynaklanmaktadır.
Asimetrik
Devolution'ın Yapısal Sorunu
Birleşik
Krallık'ın devolution sistemi simetrik değildir. İskoçya, Galler ve
Kuzey İrlanda'nın yetki alanları ve anayasal düzenlemeleri birbirinden
farklıdır. Ayrıca İngiltere'nin tamamını temsil eden ayrı bir İngiliz
parlamentosu bulunmamaktadır. Bu nedenle Birleşik Krallık anayasal sistemi bir
tarafta Westminster'ın Birleşik Krallık genelindeki yetkilerini ve diğer
tarafta üç ulusal birimdeki farklı devolution kurumlarını bir arada
bulundurmaktadır. Bu asimetri başlangıçta esneklik sağlamıştır. Farklı tarihsel
ve siyasal koşullara sahip bölgeler için farklı kurumsal çözümler
üretilebilmiştir. Ancak aynı asimetri zaman içerisinde anayasal eşitsizlik
tartışmalarına da zemin hazırlamaktadır. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda aynı
devletin parçaları olmakla birlikte aynı anayasal yetkilere sahip değildir.
İngiltere ise Birleşik Krallık nüfusunun büyük çoğunluğunu oluşturmasına karşın
ayrı bir ulusal yasama organına sahip değildir. Bu nedenle Birleşik Krallık'ın
geleceğine ilişkin tartışma yalnızca “daha fazla devolution verilsin
mi?” sorusundan ibaret değildir. Daha temel soru, “Birleşik Krallık'ın farklı
ulusal birimleri arasında anayasal yetki nasıl düzenlenmelidir?” sorusudur.
İskoçya
Bakımından Westminster'ın Yetki Sorunu
İskoçya
örneği Westminster'ın hukuksal üstünlüğü ile demokratik rıza arasındaki
gerilimi en açık biçimde ortaya koymaktadır. 2014 yılında İskoçya'nın
bağımsızlığı konusunda referandum yapılabilmesi Westminster'ın Section 30
Order [7]
yoluyla geçici olarak yetki devretmesiyle olanaklı olmuştur. 2022'de ise
Birleşik Krallık Supreme Court İskoç Parlamentosunun Westminster'ın yeni bir
yetki devri olmaksızın bağımsızlık referandumu düzenleme konusunda yasama
yetkisine sahip olmadığına karar vermiştir. Mahkeme bağımsızlık referandumu
sorusunun Birleşik Krallık ile İskoçya arasındaki Birlik ve Westminster
Parlamentosu gibi “reserved matters” ile ilişkili olduğunu
belirlemiştir. Bu karar hukuksal açıdan Westminster'ın anayasal üstünlüğünü doğrulamıştır.
Ancak siyasal sorunu ortadan kaldırmamıştır. 2026 İskoçya seçimlerinin ardından
İskoç hükümeti yeniden Section 30 Order talebinde bulunmuş ve Birleşik
Krallık hükümeti bu talebi reddetmiştir. House of Commons Library'nin
Mayıs 2026 tarihli değerlendirmesine göre Section 30 Order İskoç
Parlamentosunun yasama yetkisini artırıp azaltabilen ve her iki Parlamento ile
ilgili hükümetlerin anayasal sürece katılmasını gerektiren bir mekanizmadır. Böylece
İskoçya bakımından sorun açık biçimde iki düzeyli duruma gelmiştir: Hukuksal
olarak referandum için gerekli yetki kimdedir? Demokratik ve siyasal açıdan ise
soru “İskoç seçmenlerinde bağımsızlık konusunda yeniden doğrudan karar verme
talebi ortaya çıkmışsa Westminster bunun karşısında hangi anayasal yaklaşımı
benimsemelidir?” olmaktadır. İlk soruya mevcut hukuk çerçevesinde yanıt
verilmiştir. İkinci soru ise anayasal düzenin geleceğine ilişkin siyasal bir sorundur.
Galler ve
Kuzey İrlanda: Farklı Anayasal Yanıtlar
Galler
bakımından sorun daha farklıdır. Galler'de bağımsızlık referandumu düzenleme
yetkisinin Westminster'dan Senedd'e aktarılması konusunda açık bir
hukuksal mekanizma bulunmamaktadır. House of Commons Library'nin 2026
değerlendirmesine göre Plaid Cymru 2026 Senedd seçimleri
öncesinde Galler'in anayasal geleceği konusunda referandum yetkisinin Galler'e
devredilmesini savunmuştur. Böyle bir değişikliğin Government of Wales Act
2006'da değişiklik yapılmasını gerektireceği belirtilmektedir. Dolayısıyla
İskoçya'daki Section 30 mekanizması ile Galler'deki anayasal yetki
tartışması arasında benzerlikler olmakla birlikte aynı hukuksal durum söz
konusu değildir. Kuzey İrlanda'da ise durum daha da farklıdır. Belfast/Good
Friday Anlaşması ve Northern Ireland Act 1998 anayasal statü
değişikliğini doğrudan rıza ilkesine bağlamaktadır. Dolayısıyla Westminster'ın
burada yalnızca kendi parlamenter egemenliği üzerinden hareket etmesi olanaklı
değildir. Anayasal değişimin özel olarak tanımlanmış demokratik mekanizması
bulunmaktadır. Böylece Westminster'ın önündeki üç sorun birbirinden
ayrılmaktadır:
İskoçya: Referandum yetkisinin anayasal statüsü;
Galler: Referandum ve daha geniş anayasal yetkilerin devri;
Kuzey İrlanda: Önceden tanımlanmış rıza mekanizmasının
işletilmesi.
Bu farklılık
Birleşik Krallık'ın anayasal bütünlüğünün tek bir hukuksal mekanizmayla
korunamayacağını göstermektedir.
Westminster'ın
Önündeki Anayasal Seçenekler
Mevcut
anayasal yapı bakımından Westminster'ın önünde kuramsal olarak birkaç farklı
yol bulunmaktadır. Birinci yol, mevcut düzenin korunmasıdır. Bu yaklaşımda
devolution devam eder ancak parlamenter egemenlik temel anayasal ilke
olarak korunur ve bağımsızlık referandumları için gerekli yetkiler her olayda
ayrıca değerlendirilir. İkinci yol, devolution'ın derinleştirilmesidir.
Mali yetkiler, yasama yetkileri ve hükümetlerarası mekanizmalar
genişletilebilir. Bu yaklaşım Birlik'in korunmasını hedefleyen daha esnek bir
anayasal düzenleme oluşturabilir. Üçüncü yol, federal bir anayasal modele
geçiştir. Bu durumda İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda ve İngiltere'nin
yetkilerinin anayasal olarak tanımlanması ve Westminster'ın yetkilerinin de
açık biçimde sınırlandırılması gerekir. Böyle bir model, mevcut devolution
sisteminden niteliksel olarak farklı olacaktır. Dördüncü yol, yeni bir anayasal
uzlaşmadır. Burada amaç yalnızca yetki devrini artırmak değil, Birleşik
Krallık'ı oluşturan ulusal birimlerin anayasal statülerini yeniden tanımlayan
daha kapsamlı bir düzenleme yapmaktır. Beşinci yol ise anayasal ayrışmanın
demokratik süreçler yoluyla gerçekleşmesine izin verilmesidir. İskoçya veya
Kuzey İrlanda bakımından bu ilgili hukuksal mekanizmaların işletilmesini ve
Galler bakımından ise gerekli anayasal yetki düzenlemelerinin oluşturulmasını
gerektirebilir. Bu seçenekler birbirini tamamen dışlayan kategoriler değildir.
Örneğin daha güçlü devolution daha sonra federalizme geçişin ara aşaması
olabilir. Buna karşılık federal bir düzenleme bağımsızlık taleplerini ortadan
kaldırmak zorunda değildir.
Hükümetlerarası
İlişkilerin Önemi
Birleşik
Krallık'ın geleceğinde yalnızca yasama yetkilerinin dağılımı değil,
hükümetlerarası ilişkilerin kurumsallaşması da belirleyici duruma gelmektedir. İskoçya,
Galler ve Kuzey İrlanda hükümetlerinin Westminster ile düzenli ilişki kurmaları
uzun süredir anayasal sistemin bir parçasıdır. Ancak Cardiff Anlaşması ile
İskoçya ve Galler arasındaki yatay ilişkilerin daha sistemli duruma gelmesi bu
yapıya yeni bir boyut eklemektedir. Böylece Birleşik Krallık'ın anayasal
ilişkileri üç eksende düşünülebilir: Westminster ile İskoçya/Galler/Kuzey
İrlanda arasındaki eksen, İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda ekseni ve Birleşik
Krallık İrlanda Cumhuriyeti ekseni. Özellikle üçüncü eksen Kuzey İrlanda
bakımından Belfast Anlaşması nedeniyle zaten kurumsal bir niteliğe sahiptir.
Cardiff gelişmesi ise ikinci eksenin güçlenebileceğini göstermektedir. Bu durum
Birleşik Krallık'ın anayasal sistemini yalnızca dikey bir yetki devri sistemi
olmaktan çıkarıp dikey ve yatay ilişkilerin birlikte işlediği çok merkezli bir
anayasal sistem durumuna getirebilir.
Mali
Boyut: Devolution'ın Sürdürülebilirliği
Anayasal
yeniden yapılanmanın yalnızca hukuksal yetki dağılımı üzerinden ele alınması
eksik olacaktır. Devolution'ın siyasal kapasitesi aynı zamanda mali
kapasiteye bağlıdır. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'daki devredilmiş
yönetimler kamu harcamalarının önemli bölümünü Birleşik Krallık hükümetinden
aktarılan kaynaklarla finansmanı sağlanmaktadır. Barnett formülü [8]
özellikle blok hibelerin yıllık değişimini belirleyen temel mekanizmalardan
biridir. Bu durum anayasal özerklik ile mali bağımlılık arasında bir gerilim
yaratmaktadır. Bir hükümet kendi seçimleriyle oluşmuş ve geniş siyasa
yetkilerine sahip olsa bile bu siyasaların finansmanında Westminster'a önemli
ölçüde bağımlıysa siyasal özerkliğin sınırları tartışmaya açık kalmaktadır. Cardiff
Anlaşması'nın mali düzenlemeler ve ekonomik büyüme gibi alanları da kapsaması
bu nedenle yalnızca ekonomik bir ayrıntı değildir. Mali kapasite gelecekteki
anayasal düzenin uygulamada ne ölçüde özerk olabileceğinin temel
göstergelerinden biri durumuna gelebilir.
Westminster'ın
“Derin Devolution” Yaklaşımı
2026
itibarıyla Birleşik Krallık hükümetinin söyleminde devolution'ın tamamen
geri alınmasından çok daha derin ve iş birliğine dayalı bir devolution
anlayışının öne çıktığı görülmektedir. Temmuz 2026'da Başbakanlık tarafından
yapılan Birinci Bakanlar görüşmesine ilişkin açıklamada Birleşik Krallık
hükümetinin devredilmiş hükümetlerle daha işbirlikçi ilişkiler geliştirmeyi ve “derin
(deeper) devolution” yaklaşımını desteklediği belirtilmiştir. Aynı
açıklamada hükümetin o aşamada yeni referandumlar gibi anayasal
değişikliklerden çok siyasa alanlarına odaklandığı ifade edilmiştir. Bu
yaklaşım Westminster açısından önemli bir anayasal strateji alanı
yaratmaktadır. Yetkilerin genişletilmesi Birlik'in korunması ile daha fazla
özerklik talebi arasında bir ara çözüm oluşturabilir. Ancak burada yapısal bir
sorun bulunmaktadır: Devolution'ın genişletilmesi bir yandan bağımsızlık
taleplerinin siyasal çekiciliğini azaltabilecek daha yüksek düzeyde özerklik
sağlayabilirken, diğer yandan İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın kendi
kurumlarını ve siyasal kimliklerini daha da güçlendirebilir. Dolayısıyla devolution
hem Birlik'i koruyan hem de Birlik'ten ayrılmayı olanaklı kılabilecek
kurumsal kapasiteyi geliştiren çift yönlü bir süreçtir. Bu, Birleşik Krallık
anayasal düzeninin temel paradokslarından biridir.
Westminster'ın
Karşısındaki Temel Anayasal Çelişki
Westminster'ın
karşı karşıya bulunduğu temel sorun parlamenter egemenlik ilkesinin hukuksal
olarak sürdürülmesi ile çok merkezli demokratik meşruluğun siyasal gerçeklik durumuna
gelmesi arasındaki farktır. Hukuksal açıdan Westminster istediği zaman devolution
düzenlemelerini değiştirebilir. Fakat siyasal açıdan İskoç Parlamentosu, Senedd
ve Northern Ireland Assembly artık yalnızca Westminster'ın oluşturduğu yönetsel
kurumlar değildir. Bu kurumlar kendi seçimleriyle oluşmakta, kendi
hükümetlerini üretmekte ve kendi toplumlarında demokratik meşruluk
kazanmaktadır. Bu nedenle “Westminster hukuksal olarak yapabilir” ile
“Westminster siyasal olarak yapmalıdır” aynı önermeler değildir. Anayasal kararlılık
açısından ikinci soru giderek daha önemli olmaktadır. Çünkü anayasal düzen
yalnızca hukuksal yetkinin varlığıyla değil, siyasal kurumların ve toplumların
bu yetki kullanımını meşru kabul etmesiyle sürdürülebilir. Bu nedenle Birleşik
Krallık'ın anayasal geleceği bakımından parlamenter egemenlik ilkesinin
korunması ile demokratik rıza ilkesinin güçlendirilmesi arasında yeni bir denge
kurulması gerekmektedir.
Birlik'in
Yeniden Yapılandırılması Sorunu
Buradan
hareketle Birleşik Krallık'ın anayasal geleceği bakımından temel sorun artık
“Birlik korunacak mı?” sorusundan daha kapsamlıdır. Asıl sorun şudur: Birlik
korunacaksa hangi anayasal biçimde korunacaktır? Mevcut modelin devamı olanaklıdır.
Ancak İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'daki kurumsal gelişmeler mevcut modelin durağan
kalmasını zorlaştırmaktadır. Devolution genişledikçe Birleşik Krallık
daha fazla asimetrik duruma gelmektedir. Yatay hükümetlerarası ilişkiler
güçlendikçe merkez-çevre ilişkisine yeni bir boyut eklenmektedir. Anayasal
öz-belirleme talepleri güçlendikçe Westminster'ın parlamenter egemenliği ile
demokratik rıza arasındaki gerilim görünür duruma gelmektedir. Bu nedenle
Birleşik Krallık'ın anayasal geleceği üç farklı düzeyde yeniden
yapılandırılabilir: Birinci düzey, yetki devrinin genişletilmesidir. İkinci
düzey, yetki paylaşımının anayasal olarak güvence altına alınmasıdır. Üçüncü
düzey, Birleşik Krallık'ın çok uluslu bir anayasal birlik olarak yeniden
tanımlanmasıdır. Üçüncü düzey federalizmden daha geniş bir kavramsal tartışmayı
gerektirebilir. Çünkü Kuzey İrlanda'nın özel statüsü, Galler'in farklı anayasal
seçenekleri ve İskoçya'nın bağımsızlık talebi klasik simetrik federalizm
modelinin doğrudan uygulanmasını güçleştirmektedir. Dolayısıyla gelecekte
ortaya çıkabilecek düzenin mevcut federal devlet örneklerinin basit bir kopyası
olması gerekmemektedir. Daha olası anayasal tartışma asimetrik fakat anayasal
olarak güvence altına alınmış çok uluslu bir birlik modelinin nasıl
kurulabileceği üzerinde yoğunlaşabilir.
Genel
Çözümleme
Westminster'ın
konumu Birleşik Krallık'ın anayasal geleceğindeki temel paradoksu açık biçimde
ortaya koymaktadır. Parlamento hukuksal olarak egemenliğini korumaktadır ancak
bu egemenliğin kullanıldığı siyasal sistem artık tek merkezli değildir. Devolution,
Westminster'ın hukuksal egemenliğini sona erdirmemiştir. Buna karşılık İskoçya,
Galler ve Kuzey İrlanda'da kendi demokratik meşruluklarını üreten siyasal
kurumlar yaratmıştır. Böylece hukuksal merkezilik ile siyasal çoğulluk aynı
anayasal sistem içerisinde birlikte var olmaktadır. İskoçya'daki referandum
yetkisi tartışması, Galler'deki anayasal yeniden konumlanma arayışı ve Kuzey
İrlanda'daki rıza ilkesi bu farklılığın üç ayrı görünümünü oluşturmaktadır.
Cardiff girişimi ise bunlara dördüncü bir boyut eklemiş ve devolution kurumları
arasında yatay siyasal ve hükümetlerarası ilişkilerin gelişebileceğini
göstermiştir. Bu nedenle Westminster'ın önündeki sorun yalnızca daha fazla veya
daha az yetki devretmek değildir. Temel sorun Birleşik Krallık'ın gelecekte
nasıl bir anayasal birlik olacağıdır. Mevcut gelişmeler ışığında üç temel
anayasal yönelim belirginleşmektedir: mevcut devolution modelinin
korunması, devolution'ın daha ileri düzeyde derinleştirilmesi veya
Birleşik Krallık'ın daha açık biçimde federal/çok uluslu bir anayasal düzene
dönüştürülmesi. Bunların yanında İskoçya ve Kuzey İrlanda bakımından anayasal
ayrılma süreçleri de ilgili hukuksal mekanizmalar çerçevesinde ayrı seçenekler
olarak varlığını sürdürmektedir. Dolayısıyla Birleşik Krallık'ın anayasal
geleceği açısından belirleyici soru artık “Birlik bölünüyor mu?” sorusundan
önce gelmektedir: “Birlik, mevcut biçimiyle sürdürülebilir mi; sürdürülemiyorsa
hangi anayasal yeniden yapılanma biçimi ortaya çıkabilir?” Bir sonraki bölümün
konusu tam da bu sorudur. Mevcut verilerden hareketle statüko güçlendirilmiş devolution,
federal Birleşik Krallık ve yeni anayasal birlik ve ayrışma gibi seçeneklerin
birbirlerinden hangi anayasal mekanizmalar bakımından ayrıldığının sistemli
biçimde çözümlenmesi gerekmektedir.
BİRLEŞİK
KRALLIK’IN OLASI ANAYASAL GELECEKLERİ
Birleşik
Krallık’ın geleceğine ilişkin tartışmayı yalnızca “Birlik devam edecek mi,
yoksa dağılacak mı?” ikiliğine indirgemek mevcut anayasal gelişmelerin
niteliğini tam olarak açıklamamaktadır. Çünkü İskoçya, Galler ve Kuzey
İrlanda’da ortaya çıkan siyasal talepler aynı doğrultuda gelişmemekte ve aynı
anayasal araçlara dayanmadığı gibi aynı hedefi de taşımamaktadır. İskoçya’da
bağımsızlık referandumu ve devlet olma talebi belirginleşirken, Galler’de
anayasal statünün yeniden tanımlanması daha geniş yetkiler ve anayasal
öz-yönetim üzerinde yoğunlaşan bir tartışma bulunmaktadır. Kuzey İrlanda’da ise
anayasal değişimin temel hukuksal çerçevesi Belfast/Good Friday Anlaşması
tarafından belirlenmiş ve birleşme sorunu açık biçimde demokratik rıza ilkesine
bağlanmıştır. Dolayısıyla Birleşik Krallık’ın anayasal geleceği açısından
birbirinden farklı fakat birbirini etkileyebilecek en az beş seçenek
bulunmaktadır: mevcut devolution düzeninin korunması, devolution'ın
daha da derinleştirilmesi, federal bir Birleşik Krallık'a geçiş, yeni bir
anayasal birlik sözleşmesinin oluşturulması ve bazı kurucu ulusların Birlik'ten
ayrılması. Bunların hiçbirisi mevcut durumda gerçekleşmiş bir anayasal sonuç
değildir. Bunlar, mevcut kurumsal ve siyasal gelişmelerden hareketle
tanımlanabilecek farklı anayasal yönelimlerdir.
Mevcut Devolution
Modelinin Sürdürülmesi
İlk seçenek
Birleşik Krallık'ın mevcut anayasal yapısının esas itibarıyla korunması ve
İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'daki yetki devri düzenlemelerinin temel
çerçevesinin değiştirilmemesidir. Bu modelde Westminster'ın parlamenter
egemenliği devam ederken devredilmiş yetkiler ilgili parlamentolar ve
hükümetler tarafından kullanılmaya devam eder. Bu seçeneğin önemli özelliği
Birleşik Krallık'ın anayasal esnekliğinden yararlanmasıdır. Devolution'ın
kendisi de tek seferde oluşturulmuş ve tamamlanmış bir federal anayasa değildir
ve yetkilerin kapsamı zaman içinde yasalarla değiştirilebilmektedir. House
of Commons Library de Birleşik Krallık'taki devolution sisteminin
federal veya konfederal sistemlerden farklı olduğunu ve Westminster'ın anayasal
konumunun devam ettiğini belirtmektedir. Ancak bu modelin temel sorunu
özellikle İskoçya'da ortaya çıkan demokratik yetki ve anayasal rıza taleplerine
mevcut durumuyla nasıl yanıt verileceğidir. 2022 tarihli Birleşik Krallık
Yüksek Mahkemesi kararı İskoç Parlamentosu'nun tek taraflı olarak bağımsızlık
referandumu düzenleme yetkisine sahip olmadığını ortaya koymuş ve 2026
seçimlerinden sonra İskoç hükümetinin yeni bir Section 30 Order talebi
ise Birleşik Krallık hükümeti tarafından reddedilmiştir. Bu nedenle mevcut
modelin sürdürülmesi anayasal sorunu ortadan kaldırmaktan çok mevcut yetki
sınırları içinde yönetilmesi anlamına gelecektir.
Güçlendirilmiş
Devolution
İkinci
seçenek Birlik korunurken İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın yetkilerinin
genişletilmesidir. Bu model özellikle mali yetkiler, vergilendirme, sosyal siyasa,
ekonomik kalkınma ve uluslararası ilişkilerde daha geniş hareket alanı
oluşturabilir. Bu seçenekte Birleşik Krallık'ın tekil niteliği bütünüyle
ortadan kalkmaz fakat merkez ile kurucu ulusal birimler arasındaki yetki
dağılımı daha belirgin biçimde yerinden yönetimci (adem-i merkeziyetçi) duruma
gelir. Böyle bir gelişme mevcut devolution sisteminin daha ileri bir
biçimi olarak düşünülebilir. Bununla birlikte, güçlendirilmiş devolution'ın
anayasal açıdan çift yönlü bir etkisi bulunmaktadır. Bir yandan farklı ulusal
kimliklerin ve demokratik taleplerin Birlik içinde karşılanmasını
kolaylaştırabilir ve diğer yandan İskoçya ve Galler'deki parlamentoların,
hükümetlerin ve kamu yönetimlerinin kurumsal kapasitesini artırarak kendi
siyasal kimliklerini daha da güçlendirebilir. Dolayısıyla devolution
yalnızca Birlik'i koruyan bir mekanizma değil, aynı zamanda daha ileri anayasal
özerklik taleplerinin kurumsal altyapısını oluşturan bir süreç de olabilir. Mali
boyut burada özellikle önemlidir. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'daki
devredilmiş yönetimler kamu harcamalarının önemli bölümünü Birleşik Krallık
hükümetinden sağlanan blok hibeler yoluyla finanse etmektedir. Barnett formülü
bu hibelerdeki yıllık değişimin hesaplanmasında kullanılmaktadır. Bu durum
siyasal özerklik ile mali özerklik arasındaki ilişkinin Birleşik Krallık'ın
gelecekteki anayasal düzenlemesinde merkezi bir konu olacağını göstermektedir.
Federal
Birleşik Krallık
Üçüncü
seçenek federalizmdir. Federal bir Birleşik Krallık modelinde İskoçya, Galler,
Kuzey İrlanda ve İngiltere'nin anayasal statüleri daha açık biçimde
tanımlanabilir ve yetki paylaşımı anayasal güvence altına alınabilir. Böylece
Westminster'ın yetkileri ile kurucu birimlerin yetkileri arasında yalnızca
parlamenter yasalarla değil, daha sistemli bir anayasal düzenlemeyle
belirlenmiş bir sınır oluşturulabilir. Federalizm ile mevcut devolution arasındaki
temel fark burada ortaya çıkmaktadır. Devolution yetkilerin merkez
tarafından devredilmesine dayanırken federalizmde yetki paylaşımının anayasal
olarak güvence altına alınması söz konusudur. Mevcut Birleşik Krallık modeli
ise bu iki yaklaşım arasında yer almakta ve anayasal olarak devolution'a
dayanmakla birlikte siyasal olarak giderek daha çok katmanlı bir yönetime
dönüşmektedir. Federal seçenek açısından en önemli sorun ise yalnızca İskoçya,
Galler ve Kuzey İrlanda'nın statüsü değildir. İngiltere'nin kendisinin federal
yapı içinde nasıl temsil edileceği de çözülmesi gereken temel bir sorundur.
İngiltere'nin nüfus ve ekonomik ağırlığı nedeniyle yalnızca dört birimli
simetrik bir federal modelin kurulması Westminster'ın ve İngiltere'nin siyasal
ağırlığı sorununu kendiliğinden çözmeyecektir. Bu nedenle federalizm yalnızca
“daha fazla yetki devri” anlamına gelmemektedir. Westminster'ın yetkilerinin
yeniden tanımlanmasını, İngiltere'nin anayasal konumunun belirlenmesini ve mali
kaynakların paylaşımının yeniden düzenlenmesini gerektiren kapsamlı bir
anayasal yeniden yapılanma anlamına gelir.
Yeni Bir
Anayasal Birlik Sözleşmesi
Dördüncü
seçenek klasik federalizme geçmeden Birleşik Krallık'ın kurucu ulusal birimleri
arasındaki ilişkiyi yeni bir anayasal sözleşmeyle yeniden tanımlamaktır. Bu
yaklaşımda amaç Birleşik Krallık'ı basit biçimde merkeziyetçi bir devlet olarak
korumak veya doğrudan federal bir devlete dönüştürmek yerine İskoçya, Galler,
Kuzey İrlanda ve İngiltere arasındaki anayasal ilişkinin karşılıklı yetki,
demokratik rıza ve ortak yönetim ilkeleri temelinde yeniden düzenlenmesidir. Bu
seçenek Birleşik Krallık'ın yazılı duruma getirilmemiş anayasal yapısı
bakımından ayrıca önem taşımaktadır. Birleşik Krallık'ın tek bir anayasa metni
bulunmamaktadır. Anayasal düzen yasalar, teamüller, yargısal kararlar ve
siyasal uygulamaların birlikte oluşturduğu karmaşık bir yapı niteliğindedir.
2026 yılında Westminster'da yazılı/kodifiye bir anayasa konusunun yeniden
gündeme gelmesi de bu tartışmanın artık yalnızca akademik bir konu olmadığını
göstermektedir. Yeni bir anayasal birlik sözleşmesi, dolayısıyla, “Birleşik
Krallık'ın devamı mı, parçalanması mı?” sorusunun ötesine geçerek “Birlik hangi
koşullarda ve hangi anayasal ilkeler temelinde devam edebilir?” sorusunu
merkeze alabilir. Cardiff Anlaşması bu açıdan doğrudan yeni bir anayasa
yaratmamaktadır. Anlaşma hukuksal olarak bağlayıcı değildir ve İskoçya ile
Galler hükümetlerinin mevcut yasal yetkilerini değiştirmemektedir. Bununla
birlikte, iki hükümet arasında anayasal gelişmeler devolution
düzenlemeleri ve öz-yönetimin genişletilmesi konusunda düzenli iş birliği
öngörmesi, Birleşik Krallık içindeki yatay hükümetlerarası ilişkilerin
geliştiğini göstermektedir. Bu nedenle Cardiff Girişimi sonuçlanmış bir
anayasal model değil, yeni bir anayasal ilişki arayışının kurumsal göstergesi
olarak değerlendirilebilir.
Kurucu
Birimlerden Birinin veya Birkaçının Birlik'ten Ayrılması
Beşinci
seçenek Birleşik Krallık'ın mevcut siyasal bütünlüğünün korunamaması ve kurucu
ulusal birimlerden birinin veya birkaçının Birlik'ten ayrılmasıdır. İskoçya
açısından bunun temel hukuksal ve siyasal yolu bağımsızlık referandumu
olacaktır. Ancak 2022 Yüksek Mahkeme kararı sonrasında İskoç Parlamentosu'nun
tek başına böyle bir referandum düzenleyemeyeceği açık duruma gelmiştir.
Dolayısıyla İskoçya'nın bağımsızlığı sorunu yalnızca halk desteğinin oluşup
oluşmamasıyla değil, referandumun hangi anayasal yetki temelinde yapılacağıyla
da ilgilidir. Galler açısından durum farklıdır. Galler'deki bağımsızlık
tartışması gelişmekle birlikte İskoçya'dakiyle aynı anayasal ve siyasal gelişimi
izlememektedir. 2026 seçimleri sonrasında bağımsızlık referandumu için gerekli
yetkilerin devredilmesi talebi gündeme gelmiş olsa da bunun gerçekleşmesi
mevcut yasal çerçevenin değiştirilmesini gerektirmektedir. Kuzey İrlanda'da ise
ayrılma mekanizması daha önceden tanımlanmıştır. Belfast/Good Friday Anlaşması'nın
rıza ilkesi gereğince anayasal statünün değişmesi, Kuzey İrlanda halkının
çoğunluğunun birleşik İrlanda yönündeki tercihine bağlanmıştır. Dolayısıyla
burada söz konusu olan İskoçya örneğindeki gibi yeni bir bağımsız devlet
oluşturulması değil, mevcut Birleşik Krallık'tan ayrılarak başka bir egemen
devletle birleşme olasılığıdır. Bu üç örnek birlikte ele alındığında, “Birleşik
Krallık'ın bölünmesi” kavramının hukuksal olarak tek biçimli bir süreç olmadığı
görülmektedir.
Beş
Seçeneğin Karşılaştırmalı Anlamı
Bu anayasal
seçenekler aşağıdaki biçimde kavramsallaştırılabilir:
|
Çizelge 2: Beş Seçeneğin
Karşılaştırılması |
||||
|
Anayasal yönelim |
Birlik |
Devolution |
Westminster'ın konumu |
Ulusal birimlerin
konumu |
|
Mevcut model |
Korunur |
Mevcut düzey |
Belirleyici |
Mevcut yetkiler |
|
Güçlendirilmiş devolution |
Korunur |
Genişler |
Azalan fakat korunmuş |
Daha geniş özerklik |
|
Federal model |
Korunur |
Anayasal güvenceye kavuşur |
Yeniden tanımlanır |
Anayasal ortaklar |
|
Yeni anayasal birlik |
Yeniden tanımlanır |
Genişleyebilir |
Paylaşılan yetki yapısı |
Daha güçlü kurucu statü |
|
Ayrılma |
Değişir/parçalanır |
İlgili birimde sona erer veya dönüşür |
Yeni ilişki biçimi |
Ayrı egemenlik |
Bu çizelge
bir tercih sıralaması değil, anayasal seçeneklerin yapısal farklılıklarını
göstermektedir. Burada özellikle dikkat edilmesi gereken nokta seçeneklerin
birbirlerini dışlayan ve tek aşamada gerçekleşen modeller olmamasıdır.
Güçlendirilmiş devolution federalizme doğru geçişin ara aşaması olabilir,
yeni bir anayasal birlik sözleşmesi daha geniş devolution ile birlikte
uygulanabilir, buna karşılık başarısız anayasal uzlaşma, bazı birimlerde
ayrılık talebinin güçlenmesine yol açabilir. Dolayısıyla Birleşik Krallık'ın
anayasal geleceği tek bir karar anından çok aşamalı bir yeniden yapılanma
süreci olarak ortaya çıkabilir.
Cardiff
Girişiminin Bu Seçenekler İçindeki Yeri
Cardiff
Girişimi'nin anayasal önemi tam da bu noktada ortaya çıkmaktadır. 14 Eylül 2026
tarihli Cardiff Anlaşması İskoçya ve Galler hükümetleri arasında doğrudan bir
bağımsızlık anlaşması değildir. Hukuksal olarak bağlayıcı değildir ve
tarafların mevcut yasal yetkilerini değiştirmemektedir. Bununla birlikte, iki
hükümetin anayasal gelişmeler ve öz-yönetimin genişletilmesi konusunda ortak
çalışma yürütmesini öngörmektedir. Bu gelişme, Birleşik Krallık'ın anayasal
yapısında yalnızca dikey bir ilişkinin (Westminster ile yetki devredilmiş
hükümetler arasındaki ilişkinin) değil, yatay ilişkilerin de önem kazandığını
göstermektedir. Bu bakımdan Cardiff Girişimi'nin esas yeniliği henüz yeni bir
anayasal blok oluşturmuş olması değil, İskoçya ve Galler'in anayasal
geleceklerini tartışırken birbirleriyle kurumsal olarak daha yakın ilişki
kurmaya başlamalarıdır. Bu durum, Birleşik Krallık'ın geleceğine ilişkin görüşmelerin
yalnızca Westminster merkezli olmaktan çıkarak çok merkezli bir nitelik
kazanabileceğini göstermektedir. Ancak burada önemli bir ayrım korunmalıdır:
ortak anayasal söylem, ortak siyasal hedef ve ortak kurumsal blok aynı şey
değildir. Cardiff Anlaşması şu aşamada bir iş birliği çerçevesidir. Dolayısıyla
bundan hareketle İskoçya ve Galler'in birlikte hareket eden yeni bir siyasal
blok oluşturduğu sonucuna ulaşmak için henüz yeterli kurumsal veri
bulunmamaktadır.
Anayasal
Geleceğin Belirleyici Değişkenleri
Birleşik
Krallık'ın hangi anayasal yöne evrileceğini belirleyecek temel değişkenler
birkaç başlık altında toplanabilir. İlk değişken demokratik rızadır. İskoçya'da
bağımsızlık referandumu talebi, Galler'de anayasal gelecek üzerinde karar verme
talebi ve Kuzey İrlanda'da birleşme için rıza ilkesi, anayasal meşruluğun
yalnızca Westminster Parlamentosu'nun hukuksal egemenliğiyle açıklanamayacağını
göstermektedir. İkinci değişken kurumsal kapasitedir. İskoç Parlamentosu, Senedd
Cymru ve Kuzey İrlanda Meclisi yalnızca simgesel ulusal kurumlar olmaktan
çıkmış ve kamu siyasalarının önemli bölümlerini yöneten siyasal kurumlara
dönüşmüştür. Bu kurumların gelişmesi farklı ulusal siyasal alanların oluşmasına
katkıda bulunmaktadır. Üçüncü değişken mali özerkliktir. Siyasal karar verme
yetkisi ile mali kaynaklar arasındaki ilişki gelecekteki anayasal düzenlemenin
en somut sorunlarından biri olacaktır. Yetki genişlerken mali bağımlılığın
devam etmesi anayasal özerklik tartışmasının tamamlanmasını güçleştirebilir. Dördüncü
değişken İngiltere'nin anayasal konumudur. Birleşik Krallık'ın geleceğine
ilişkin tartışmalar çoğu zaman İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda üzerinden
yürütülmektedir. Oysa Birleşik Krallık nüfusunun büyük bölümünü oluşturan
İngiltere'nin ayrı bir ulusal parlamento ve hükümete sahip olmaması herhangi
bir federal veya yeni birlik modelinin temel sorunlarından biri olacaktır. Beşinci
değişken Westminster'ın anayasal yaklaşımıdır. Westminster'ın mevcut
parlamenter egemenlik modelini koruyarak sınırlı düzenlemeler yapması ile yeni
bir anayasal sözleşme arayışına girmesi gelecekteki seçeneklerin alanını önemli
ölçüde farklılaştırabilir. Son olarak yatay ulusal iş birliği önem
kazanmaktadır. Cardiff Anlaşması gibi gelişmeler yetki devredilmiş hükümetlerin
yalnızca Westminster ile ilişkiler kurmadığını, birbirleriyle de anayasal ve
siyasal ilişkiler geliştirebildiğini göstermektedir.
Çözümlemenin
Temel Çıkarımı
Bu
gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde Birleşik Krallık'ın karşı karşıya
bulunduğu sorun basit biçimde “ayrılıkçı hareketler” sorunu olarak
tanımlanamaz. Daha derindeki sorun aynı anayasal devlet içinde birden fazla
ulusal kimliğin, demokratik meşruluk merkezinin ve siyasal karar verme
düzeyinin nasıl bir arada tutulacağıdır. Bu nedenle Birleşik Krallık'ın
anayasal geleceği açısından asıl soru “Birleşik Krallık bölünecek mi?”
sorusundan daha kapsamlıdır: Birleşik Krallık farklı ulusal toplulukların
anayasal gelecekleri üzerinde söz sahibi olma taleplerini Westminster'ın
parlamenter egemenliği ile bağdaştırabilecek yeni bir anayasal ilişki
kurabilecek midir? İskoçya örneği bu sorunun bağımsızlık talebi üzerinden,
Galler örneği anayasal yeniden konumlanma üzerinden ve Kuzey İrlanda örneği ise
önceden tanımlanmış demokratik rıza mekanizması üzerinden ortaya çıktığını
göstermektedir. Cardiff Girişimi ise bu farklı süreçlere yeni bir boyut
eklemekte ve kurucu ulusal birimler arasındaki yatay ilişkilerin de anayasal
geleceğin unsurlarından biri durumuna gelebileceğine işaret etmektedir. Dolayısıyla
mevcut gelişmeler Birleşik Krallık'ın anayasal bütünlüğünün otomatik olarak
çözüldüğünü göstermemektedir. Ancak mevcut anayasal düzenin aynı biçimde devam
edeceğini varsaymak da giderek daha güç hale gelmektedir. Sorun artık yalnızca
Birlik'in korunması değil, Birlik'in hangi anayasal biçimde sürdürülebileceği
sorunudur.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu
araştırmada Birleşik Krallık'ın güncel anayasal geleceği İskoçya'nın
bağımsızlık talebi, Galler'in anayasal yeniden konumlanma arayışı ve Kuzey
İrlanda'nın birleşme olasılığı ve 2026 yılında ortaya çıkan Cardiff Girişimi
çerçevesinde incelenmiştir. Çözümleme Birleşik Krallık'ın karşı karşıya
bulunduğu anayasal sorunun yalnızca belirli bölgelerdeki bağımsızlık
taleplerinden ibaret olmadığını ve daha derinde aynı devlet yapısı içerisinde
farklı ulusal kimliklerin, farklı demokratik meşruluk merkezlerinin ve farklı
anayasal gelecek beklentilerinin birlikte varlığını sürdürmesinden
kaynaklandığını ortaya koymaktadır.
Birleşik
Krallık'ın tarihsel oluşumu da bu sonucu desteklemektedir. İngiltere, İskoçya,
Galler ve İrlanda'nın farklı tarihsel süreçler sonunda aynı siyasal yapı
içerisinde birleşmesi Birleşik Krallık'ı klasik anlamda tek uluslu bir
ulus-devletten farklılaştırmıştır. İrlanda'nın büyük bölümünün Birlik'ten
ayrılması ve Kuzey İrlanda'nın Birleşik Krallık içerisinde kalması ise bu
yapının tarihsel olarak değişmez olmadığını göstermiştir. Günümüzde Birleşik
Krallık bu nedenle farklı ulusal toplulukların aynı egemenlik çatısı altında
tutulduğu çok uluslu ve asimetrik bir anayasal birlik niteliği taşımaktadır. House
of Commons Library de Birleşik Krallık'ın tarihsel olarak bir “State of Unions”
veya çok uluslu devlet olarak geliştiğini belirtmektedir.
Devolution'ın Çelişkili İşlevi
Araştırmanın
temel bulgularından biri 1990'ların sonundan itibaren uygulanan devolution sisteminin
Birleşik Krallık'ın anayasal bütünlüğü açısından çift yönlü bir işlev üstlenmiş
olmasıdır. Devolution başlangıçta farklı ulusal talepleri Birlik
içerisinde karşılayabilecek bir kurumsal mekanizma olarak gelişmiştir. İskoç
Parlamentosu, Senedd Cymru ve Kuzey İrlanda Meclisi'nin oluşturulması,
ulusal farklılıkların merkezi siyasal sistem içerisinde kurumsal biçimde temsil
edilmesini sağlamıştır. Bununla birlikte bu kurumlar zaman içerisinde yalnızca
Westminster'ın devrettiği yetkileri kullanan yönetsel yapılar olmaktan çıkmış
ve kendi demokratik meşruluklarını, siyasal gündemlerini ve kurumsal
kimliklerini geliştirmiştir. Devolution'ın federalizmden farklı olduğu
ve hukuksal olarak Westminster'ın egemenliğinin devam ettiği açıktır. Ancak
siyasal sonuç Birleşik Krallık içerisinde birden fazla demokratik karar alma
merkezinin oluşmasıdır. Bu nedenle devolution'ın paradoksal niteliği şu
biçimde ifade edilebilir: Devolution Birlik'i korumak amacıyla
oluşturulmuş olmakla birlikte Birlik'ten daha ileri anayasal özerklik talep
edebilecek kurumsal kapasiteyi de geliştirmiştir. İskoçya bunun en açık
örneğidir. 2014 referandumu bağımsızlık sorununu demokratik bir karar konusu durumuna
getirmiş, Brexit sonrasında Birleşik Krallık ile İskoçya arasındaki siyasal
tercih farklılıkları daha görünür olmuş ve 2022 Yüksek Mahkeme kararı ise
bağımsızlık referandumunun hukuksal yetki sorununu belirginleştirmiştir. 2026
yılında yayımlanan taslak Bağımsızlık Referandumu Yasası konunun İskoç siyasal
gündeminde kurumsallaşmış niteliğini daha da açık biçimde göstermektedir. Ancak
taslak gerekli yetkiler sağlanmadan yürürlüğe girecek bir referandum
mekanizması oluşturmamaktadır. Dolayısıyla İskoçya'daki sorun artık yalnızca
“bağımsızlık isteyenler ile istemeyenler” arasındaki siyasal yarışma değildir.
Sorunun anayasal boyutu, İskoç halkının anayasal geleceğine ilişkin karar verme
yetkisinin hangi kurum tarafından ve hangi hukuksal mekanizma aracılığıyla
kullanılacağı sorusuna dönüşmüştür.
İskoçya,
Galler ve Kuzey İrlanda Aynı Anayasal Sürecin Parçaları mı?
Araştırmanın
ikinci önemli bulgusu İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'daki gelişmelerin ortak
bir anayasal bağlam içerisinde değerlendirilmesi gerektiği ancak bunların aynı
siyasal sürecin eş değer örnekleri olmadığıdır. İskoçya'da temel sorun
bağımsızlık ve bunun için referandum düzenleme yetkisidir. Galler'de tartışma
daha yeni gelişmekte olan bir anayasal yeniden konumlanma sürecidir. Galler'in
bağımsızlığı konusunda siyasal tartışma bulunmakla birlikte ülkenin anayasal
geleceğine ilişkin seçenekler daha geniş bir yelpazede ele alınmaktadır.
Nitekim Galler'in Anayasal Geleceği Bağımsız Komisyonu güçlendirilmiş devolution,
federal Birleşik Krallık ve bağımsızlık olmak üzere üç temel anayasal seçenek
ortaya koymuştur. Kuzey İrlanda ise hukuksal olarak farklı bir konumdadır. Belfast/Good
Friday Anlaşması anayasal statünün değiştirilmesini demokratik rıza
ilkesine bağlamış ve Birleşik İrlanda yönündeki çoğunluk iradesinin
gerçekleşmesi durumunda anayasal değişimin yolunu önceden tanımlamıştır.
Dolayısıyla Kuzey İrlanda'daki sorun İskoçya'daki bağımsızlık tartışmasının bir
yinelemesi değildir. Bu farklılıklar önemli bir sonuç doğurmaktadır: Birleşik
Krallık'ın anayasal geleceği tek bir ayrılma mekanizması üzerinden
şekillenmeyecektir. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın anayasal talepleri
farklı hukuksal dayanaklara, farklı tarihsel deneyimlere ve farklı siyasal
süreçlere sahiptir. Bununla birlikte bu süreçlerin ortak bir özelliği vardır:
üçünde de ulusal toplulukların kendi siyasal ve anayasal gelecekleri üzerinde
daha fazla söz sahibi olma talepleri önem kazanmıştır.
Cardiff
Girişimi: Yeni Bir Aşamanın İşareti
14 Eylül
2026 tarihinde imzalanan Cardiff Anlaşması bu anayasal gelişmelere yeni bir
boyut eklemiştir. İskoç ve Galler hükümetleri tarafından imzalanan anlaşma
çocuk yoksulluğu, yaşam maliyeti, ekonomik kalkınma, mali düzenlemeler, iklim
değişikliği, uluslararası ilişkiler, Avrupa Birliği ile ilişkiler, dil, kültür,
medya ve spor gibi alanlarda iş birliği çerçevesi oluşturmuştur. Bunun yanında
iki hükümet, anayasal gelişmeler ve devolution düzenlemeleri konusunda
bilgi, deneyim ve uzmanlık paylaşımını da öngörmüştür. Cardiff Anlaşması'nın
anayasal önemi doğrudan bir bağımsızlık anlaşması olmasından değil, Westminster
merkezli dikey anayasal ilişkilerin yanına İskoçya-Galler arasında yatay bir
anayasal ilişki boyutu eklemesinden kaynaklanmaktadır. Bu gelişme aynı zamanda
önemli bir ayrımı gerekli kılmaktadır. Cardiff Anlaşması İskoçya ile Galler'in
Birleşik Krallık'tan ayrılması konusunda ortak bir karar değildir. İki
hükümetin anayasal geleceklerinin aynı olacağı anlamına da gelmemektedir.
Anlaşma açık biçimde iki hükümetin farklı demokratik yetkilere, farklı
önceliklere ve farklı anayasal süreçlere sahip olduğunu kabul etmektedir. Bununla
birlikte, iki hükümetin kendi anayasal geleceklerini belirleme hakkını
demokratik yollarla kullanma konusunda ortak bir ilke etrafında buluşması
Birleşik Krallık'ın anayasal tartışmasına yeni bir aktörler arası boyut
kazandırmaktadır. Bu nedenle Cardiff Girişimi sonuçtan çok eşik niteliğinde bir
gelişme olarak değerlendirilebilir.
Westminster'ın
Parlamenter Egemenliği ile Çok Merkezli Meşruluk Arasındaki Gerilim
Araştırmanın
üçüncü temel bulgusu Birleşik Krallık'ın anayasal sorununun hukuksal egemenlik
ile siyasal meşruluk arasındaki farklılaşmadan kaynaklandığıdır. Westminster'ın
parlamenter egemenliği hukuksal olarak devam etmektedir. Devolution bu
temel anayasal ilkeyi ortadan kaldırmamıştır. Birleşik Krallık Parlamentosu hukuksal
olarak yetki devredilmiş alanlarda dahi yasama yetkisini bütünüyle kaybetmiş
değildir. Sewel Convention ise bu yetkinin kullanılmasını siyasal olarak
sınırlayan, fakat Westminster'a hukuksal olarak bağlayıcı bir veto mekanizması
oluşturmayan bir anayasal teamül niteliğindedir. Buna karşılık İskoç
Parlamentosu, Senedd Cymru ve Kuzey İrlanda Meclisi de demokratik
seçimlerle oluşturulmuş siyasal kurumlar olarak kendi toplumlarında meşruluk
üretmektedir. Böylece Birleşik Krallık anayasal düzeninde iki farklı düzey
ortaya çıkmaktadır: hukuksal egemenlik bakımından Westminster ve demokratik
temsil ve siyasal meşruluk bakımından ise çok merkezli bir anayasal yapı. Bu
iki düzey her zaman çatışmamaktadır. Ancak anayasal geleceğin tartışmalı olduğu
konularda aralarındaki gerilim belirginleşmektedir. İskoç bağımsızlık
referandumu bunun en açık örneğidir. İskoç Parlamentosu ve hükümeti demokratik
bir yetki bulunduğunu ileri sürerken Westminster ve Birleşik Krallık hukuk
düzeni referandum yetkisinin anayasal sınırlarını farklı biçimde
tanımlamaktadır. 2022 Yüksek Mahkeme kararı bu ayrımı hukuksal düzeyde açık
duruma getirmiştir. Bu nedenle Birleşik Krallık'ın gelecekteki anayasal
tartışmasının temel ekseni yalnızca “daha fazla veya daha az yetki” olmayacak
aynı zamanda “anayasal karar verme yetkisinin kaynağı nedir?” sorusu olacaktır.
“Birleşik
Krallık Bölünüyor mu?” Sorununa Yanıt
Araştırmanın
başlangıcında ortaya konulan temel soruya bu aşamada daha açık bir yanıt
verilebilir. Mevcut gelişmeler, Birleşik Krallık'ın anayasal olarak bölünmüş
olduğu sonucunu ortaya koymamaktadır. İskoçya bağımsız bir devlet değildir ve
Galler bağımsızlık sürecine girmiş değildir. Kuzey İrlanda'nın anayasal statüsü
değişmiş değildir. Cardiff Anlaşması da Birleşik Krallık'ın parçalanmasına
ilişkin bir anlaşma değildir. Buna karşılık Birleşik Krallık'ın mevcut anayasal
yapısının değişmez olduğu sonucuna ulaşmak da olanaklı değildir. İskoçya'da
bağımsızlık talebi kurumsallaşmış durumdadır. Galler'de anayasal statü
konusunda daha kapsamlı bir tartışma gelişmektedir. Kuzey İrlanda'da anayasal
statünün değişmesine ilişkin hukuksal mekanizma zaten Belfast Anlaşması
tarafından tanımlanmıştır. Cardiff Anlaşması ise İskoçya ve Galler hükümetleri
arasındaki yatay anayasal iş birliğini yeni bir düzeye taşımıştır. Aynı zamanda
Birleşik Krallık'ta yazılı ve kodifiye bir anayasa bulunmaması anayasal
ilişkinin yeni siyasal uzlaşmalar ve yasal düzenlemeler yoluyla yeniden
şekillendirilebilmesine olanak sağlamaktadır. Bu nedenle mevcut durumu
“Birleşik Krallık bölünüyor” biçiminde tanımlamak yerine “Birleşik Krallık'ın
anayasal ilişkileri yeniden görüşme konusu yapılan bir döneme girmiştir”
biçiminde tanımlamak daha açıklayıcıdır. Sorunun özü artık yalnızca Birlik'in
korunup korunmayacağı değildir. Asıl sorun Birlik'in mevcut anayasal biçiminin
farklı ulusal toplulukların değişen siyasal taleplerini karşılayıp
karşılayamayacağıdır.
Anayasal
Gelecek Açısından Genel Çıkarım
Çözümlemenin
bütününe bakıldığında Birleşik Krallık'ın önünde tek bir anayasal seçenek
bulunmadığı görülmektedir. Mevcut devolution modelinin korunması,
yetkilerin daha da genişletilmesi, federal bir yapıya geçilmesi, yeni bir
anayasal birlik sözleşmesi oluşturulması veya bazı kurucu birimlerin demokratik
süreçlerle Birlik'ten ayrılması farklı anayasal yollar olarak ortaya
çıkmaktadır. Bu seçenekler arasında önceden belirlenmiş bir sonuç
bulunmamaktadır. Her birinin gerçekleşebilmesi farklı hukuksal, siyasal ve
toplumsal koşullara bağlıdır. Bununla birlikte mevcut gelişmeler özellikle üç
yapısal değişimi görünür kılmaktadır. Birincisi, Birleşik Krallık'ı anayasal
düzeni giderek daha çok merkezli hale gelmektedir. İkincisi, ulusal kimlik ile
demokratik meşruluk arasındaki ilişki anayasal tartışmanın merkezine
yerleşmektedir. Üçüncüsü, devolution artık yalnızca merkezi iktidarın
yetki devri mekanizması değil, Birleşik Krallık'ın gelecekteki anayasal
biçiminin belirlenmesinde etkili olabilecek bir siyasal kapasite üretme
mekanizması durumuna gelmektedir. Bu üç gelişme birlikte değerlendirildiğinde
Birleşik Krallık'ın anayasal bütünlüğünün geleceği Westminster'ın tek taraflı
kararlarından çok farklı demokratik meşruluk merkezleri arasında kurulabilecek
yeni ilişkinin niteliğine bağlı olacaktır.
Sonuç
Bu
araştırmanın temel sonucu Birleşik Krallık'ın anayasal geleceğinin “birlik veya
bölünme” ikiliğinden daha karmaşık bir yeniden yapılanma sorunu olduğudur. İskoçya'nın
bağımsızlık talebi, Galler'in anayasal yeniden konumlanması ve Kuzey
İrlanda'nın rıza ilkesine dayalı özel statüsü ve Cardiff Girişimi birbirinden
farklı süreçlerdir. Ancak bu süreçler ortak bir anayasal soruyu gündeme
getirmektedir: Birleşik Krallık'ı oluşturan farklı ulusal toplulukların kendi
siyasal gelecekleri üzerinde söz sahibi olma talepleri ile Westminster'ın
parlamenter egemenliği nasıl bağdaştırılacaktır? Bu sorunun mevcut anayasal
yapı içerisinde kesinleşmiş bir yanıtı bulunmamaktadır. Dolayısıyla Birleşik
Krallık'ın anayasal geleceği açısından belirleyici gelişme tek başına bir
bağımsızlık referandumunun yapılması veya yapılmaması olmayabilir. Daha temel sorun
Birlik'in kurucu ulusal birimleri ile Westminster arasındaki ilişkinin yeniden
tanımlanıp tanımlanmayacağıdır. Bu açıdan bakıldığında Cardiff Girişimi'nin
önemi de daha açık duruma gelmektedir. Cardiff Anlaşması Birleşik Krallık'ın
parçalandığını göstermemektedir ancak anayasal tartışmanın Westminster ile yetki
devredilmiş hükümetler arasındaki dikey ilişkiden çıkarak kurucu ulusal
birimler arasındaki yatay ilişkilere de taşındığını göstermektedir.
Sonuç olarak
Birleşik Krallık bugün itibarıyla bölünmüş bir devlet değil, anayasal
ilişkileri yeniden görüşme konusu yapılan çok uluslu bir birliktir. Bu yeniden görüşmenin
hangi yönde sonuçlanacağı ise mevcut gelişmelerden hareketle kesin bir biçimde
belirlenemez. Ancak anayasal sorunun artık geçici veya marjinal bir siyasal
tartışma olmaktan çıktığı ve Birleşik Krallık'ın devlet yapısının, demokratik meşruluğunun
ve kurucu ulusal birimleri arasındaki ilişkinin yeniden düşünülmesini
gerektiren yapısal bir sorun durumuna geldiği söylenebilir.
Bu nedenle
araştırmanın başlığındaki “Birleşik Krallık bölünüyor mu?” sorusunun en
isabetli karşılığı bugün için “bölünmüş bir Birleşik Krallık vardır” değil,
“Birleşik Krallık'ın mevcut anayasal biçimi yeniden yapılanma baskısı
altındadır” biçimindedir.
Kaynakça
Cabinet
Office. (2024). The United Kingdom’s constitution: A guide. UK Government.
Electoral
Commission. (2014). Report: Scottish independence referendum.
https://www.electoralcommission.org.uk/research-reports-and-data/our-reports-and-data-past-elections-and-referendums/report-scottish-independence-referendum
Electoral
Commission. (2016). Results and turnout at the EU referendum.
https://www.electoralcommission.org.uk/research-reports-and-data/our-reports-and-data-past-elections-and-referendums/results-and-turnout-eu-referendum
Government
of Wales. (1998). Government of Wales Act 1998. UK Public General Acts.
Government
of Wales. (2006). Government of Wales Act 2006. UK Public General Acts.
House of
Commons Library. (2014). Scottish Independence Referendum 2014 (Research
Briefing RP14-50). UK Parliament.
House of
Commons Library. (2024). Introduction to devolution in the United Kingdom
(Research Briefing CBP-8599). UK Parliament.
https://commonslibrary.parliament.uk/research-briefings/cbp-8599/
House of
Commons Library. (2025a). Parliamentary sovereignty (Research Briefing
CBP-10377). UK Parliament.
https://commonslibrary.parliament.uk/research-briefings/cbp-10377/
House of
Commons Library. (2025b). Reserved matters in the United Kingdom (Research
Briefing CBP-8544). UK Parliament.
https://commonslibrary.parliament.uk/research-briefings/cbp-8544/
House of
Commons Library. (2026a). The United Kingdom and independence (Research
Briefing CBP-10649). UK Parliament.
https://commonslibrary.parliament.uk/research-briefings/cbp-10649/
House of
Commons Library. (2026b). Scottish devolution: Section 30 Orders (Research
Briefing). UK Parliament.
Independent
Commission on the Constitutional Future of Wales. (2024). Final report of the
Independent Commission on the Constitutional Future of Wales. Welsh Government.
https://www.gov.wales/independent-commission-on-the-constitutional-future-of-wales-final-report
Northern
Ireland Act 1998, c. 47. (UK).
Northern
Ireland Office. (1998). The Belfast Anlaşması. UK Government, Cm. 3883.
https://www.gov.uk/government/publications/the-belfast-anlaşması
Scottish
Government. (2026a). Draft Independence Referendum Bill. Constitution
Directorate.
https://www.gov.scot/publications/draft-independence-referendum-bill-2026/
Scottish
Government. (2026b). Programme for Government 2026–27. Scottish Government.
Scotland Act
1998, c. 46. (UK).
Supreme
Court of the United Kingdom. (2022). Reference by the Lord Advocate of
devolution issues under paragraph 34 of Schedule 6 to the Scotland Act 1998
[2022] UKSC 31. https://www.supremecourt.uk/cases/uksc-2022-0098
The National
Archives. (1998). The Belfast (Good Friday) Anlaşması. UK Government.
https://www.nationalarchives.gov.uk/education/resources/the-belfast-good-friday-anlaşması-1998/
Welsh
Government. (2024). Independent Commission on the Constitutional Future of
Wales: Final report. Welsh Government.
https://www.gov.wales/sites/default/files/publications/2024-07/independent-commission-on-the-constitutional-future-of-wales-final-report.pdf
Welsh
Government. (2026a). The Cardiff Anlaşması – Cytundeb Caerdydd between the
Welsh Government and the Scottish Government.
https://www.gov.wales/the-cardiff-anlaşması-cytundeb-caerdydd-between-the-welsh-government-and-the-scottish-government
Welsh
Government. (2026b). Written Statement: The Cardiff Anlaşması – Cytundeb
Caerdydd between the Welsh Government and the Scottish Government.
https://www.gov.wales/written-statement-cardiff-anlaşması-cytundeb-caerdydd-between-welsh-government-and-scottish
Wales Act
2017, c. 4. (UK).
United
Kingdom Parliament. (2012). Anlaşması between the United Kingdom Government and
the Scottish Government on a referendum on independence for Scotland. UK
Government.
United
Kingdom Parliament. (2013). Scotland Act 1998 (Modification of Schedule 5)
Order 2013. UK Statutory Instruments.
United
Kingdom Parliament. (2014). Scotland Act 2012. UK Public General Acts.
United
Kingdom Parliament. (1998). Northern Ireland Act 1998. UK Public General Acts.
United
Kingdom Parliament. (2017). Wales Act 2017. UK Public General Acts.
[1] Plaid
Cymru (Galler Partisi), Galler'de bulunan, Gal milliyetçiliğini, Galler'in
siyasal özerkliğinin genişletilmesini ve uzun vadede bağımsızlık seçeneğinin
tartışılmasını savunan siyasal partidir.
[2] Sinn Fein,
İrlanda’nın birleşmesini savunan, İrlanda Cumhuriyeti ile Kuzey İrlanda’da
faaliyet gösteren İrlanda milliyetçisi ve cumhuriyetçi siyasal partidir.
[3] Smith
Komisyonu (Smith Commission) 2014 İskoçya bağımsızlık referandumu sonrasında
İskoçya’ya yeni yetki devri önerileri hazırlamak amacıyla kurulan ve 2014
yılında raporunu yayımlayan anayasal reform komisyonudur.
[4] Border
poll (sınır referandumu) Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallık içinde kalması veya
İrlanda Cumhuriyeti ile birleşmesi konusunda halkın tercihinin belirlenmesini
amaçlayan anayasal statü referandumudur.
[5] Memorandum
of Understanding (Görüş Birlikteliği Bildirimi) tarafların belirli bir konuda
ortak anlayışını ve işbirliği çerçevesini ortaya koyan yazılı belgedir.
[6] Sewel
Convention (Sewel Anayasal Teamülü) Birleşik Krallık Parlamentosu’nun, normal
olarak İskoç Parlamentosu’nun yetki alanına giren konularda İskoç
Parlamentosu’nun rızası olmadan yasama yapmaması gerektiği yönündeki anayasal
teamüldür.
[7] Section
30 Order (30. Madde Kararı), Scotland Act 1998’in 30. maddesi uyarınca
Westminster tarafından çıkarılan ve İskoç Parlamentosu’nun yasama yetkisini
belirli bir konuda geçici olarak genişletebilen anayasal düzenlemedir.
[8] Barnett
Formülü (Barnett Formula) Birleşik Krallık Hükümeti’nin İngiltere’deki kamu
hizmetleri harcamalarında meydana gelen değişikliklerin, nüfus ve hizmet
alanındaki değişimler dikkate alınarak İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’nın
bütçelerine yansıtılmasını sağlayan akçalı özgüleme mekanizmasıdır.