Türk Devletleri Teşkilatı: Ortak
Kimlik, Farklı Yapılar ve Bölgesel Bütünleşmenin Sınırları
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
ÖZ
Bu çalışma
Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) ortak tarih, dil ve kültür temelinde
geliştirdiği bölgesel iş birliğinin işlevsel bütünleşmeye dönüşme kapasitesini
incelemektedir. Araştırmanın temel sorusu üye devletler arasındaki tarihsel ve
kültürel yakınlığın kalıcı bir bölgesel bütünleşme için yeterli olup olmadığı
ve bu süreci sınırlayan toplumsal, ekonomik, siyasal ve jeopolitik etmenlerin
neler olduğudur. Çalışmada TDT'nin kurumsal yapısı, üye devletlerin iç
toplumsal ve ekonomik özellikleri, siyasal sistemleri, iletişim olanakları ve
dış bağımlılıkları karşılaştırmalı bir yaklaşımla ele alınmıştır. Ayrıca Körfez
İş Birliği Konseyi, Arap Birliği ve Avrupa Birliği deneyimleri bölgesel
örgütlerin ortak kimlik, ulusal çıkar ve kurumsal kapasite ilişkileri
bakımından değerlendirilmiştir. Çözümleme ortak kimliğin iş birliği için önemli
bir başlangıç zemini oluşturduğunu ancak tek başına işlevsel bütünleşmeyi
sağlayamadığını ortaya koymaktadır. TDT'nin gelişimi üye devletlerin farklı
ulusal çıkarlarını ortak siyasalara dönüştürebilme, kararların uygulanmasını
sağlayabilme ve karşılıklı güveni kurumsallaştırabilme kapasitesine bağlıdır.
Çalışma Türkiye'nin öncü rolünün diğer üyelerin egemenlik ve eşitlik
beklentileri gözetilerek ortak kurumsal kapasiteye dönüştürülmesi gerektiği
sonucuna ulaşmaktadır.
Anahtar
Kelimeler: Türk
Devletleri Teşkilatı, bölgesel bütünleşme, ortak kimlik, ulusal çıkar, kurumsal
kapasite, jeopolitik bağımlılık, Türkiye.
ABSTRACT
This study examines the capacity of the Organization
of Turkic States (OTS) to transform regional cooperation based on shared
history, language, and culture into functional integration. Its central
research question concerns whether historical and cultural proximity among
member states is sufficient to establish lasting regional integration and which
social, economic, political, and geopolitical factors constrain this process.
The study comparatively examines the institutional structure of the OTS, the domestic
social and economic characteristics of its member states, their political
systems, communication capacities, and external dependencies. It also considers
the experiences of the Gulf Cooperation Council, the Arab League, and the
European Union in terms of the relationship between shared identity, national
interests, and institutional capacity. The analysis indicates that shared
identity provides an important foundation for cooperation but cannot, by
itself, ensure functional integration. The future development of the OTS
depends on its members' ability to translate different national interests into
common policies, ensure the implementation of collective decisions, and
institutionalize mutual trust. The study concludes that Türkiye's leading role
should be transformed into shared institutional capacity while respecting the
sovereignty and expectations of equal participation of other member states.
Keywords: Organization
of Turkic States, regional integration, shared identity, national interest,
institutional capacity, geopolitical dependency, Türkiye.
GİRİŞ VE SORUNSALIN TANIMLANMASI
Sovyetler
Birliği'nin dağılmasının ardından bağımsızlıklarını kazanan Orta Asya'daki Türk
cumhuriyetleri ile Türkiye arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi 1990'lı
yıllardan itibaren Türk dış siyasasının önemli başlıklarından biri olmuştur. Bu
süreçte gerçekleştirilen devlet başkanları zirveleri başlangıçta ortak tarih,
dil ve kültür temelinde gelişen siyasal yakınlaşmanın kurumsal bir çerçeveye
kavuşturulmasını amaçlamıştır. 1992–2009 arasındaki zirveler sürecinin ardından
Türk Dili Konuşan Ülkeler İş Birliği Konseyi 3 Ekim 2009 tarihli Nahçıvan
Anlaşması ile kurulmuştur. Kuruluş 2021 İstanbul Zirvesi'nde Türk Devletleri
Teşkilatı (TDT) adını alarak daha geniş bir kurumsal iddia ortaya koymuştur.
Bugün TDT'nin Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkiye olmak
üzere beş üyesi bulunmaktadır.

TDT'nin
kuruluş ve gelişme süreci ilk bakışta uluslararası bütünleşme açısından önemli
bir olanağa işaret etmektedir. Ortak tarihsel hafıza, birbirine yakın diller,
kültürel bağlar ve geniş bir coğrafyaya yayılmış Türk toplulukları örgüte diğer
birçok bölgesel iş birliği girişiminde bulunmayan bir toplumsal ve kültürel
temel sağlamaktadır. Örgütün amaçları da siyasal dayanışmadan ekonomik ve
teknik iş birliğine, ulaştırmadan eğitime ve kültürel ilişkilere kadar geniş
bir alanı kapsamaktadır. TDT ayrıca TÜRKSOY, TÜRKPA, Türk Akademisi ve Türk
Yatırım Fonu gibi farklı iş birliği mekanizmaları için bir çatı işlevi
görmektedir.
Ancak
uluslararası örgütlerin tarihsel deneyimi ortak kimliğin ve kültürel yakınlığın
kendiliğinden başarılı bir bölgesel bütünleşmeye dönüşmediğini göstermektedir.
Devletler ortak bir tarih veya kültür çevresine ait olsalar bile ulusal
çıkarlarını, güvenlik önceliklerini ve ekonomik tercihlerini farklı biçimlerde
tanımlayabilirler. Bu nedenle bir uluslararası örgütün geleceğini yalnızca
kuruluş amaçları veya üyeler arasındaki tarihsel yakınlık üzerinden
değerlendirmek yeterli değildir.
TDT
bakımından sorun daha derin bir nitelik taşımaktadır. Örgütü oluşturan
devletlerin önemli bir bölümü bağımsızlıklarını tarihsel açıdan oldukça yeni
kazanmış ve ulus ve devlet kurma süreçlerini farklı koşullarda yürütmüş
ülkelerdir. Bu ülkelerin toplumsal yapıları, yalnızca ortak Türk kimliği ile
açıklanamayacak ölçüde çeşitlidir. Sovyet döneminden kalan demografik, dilsel
ve kültürel yapıların etkisi günümüzde de sürmektedir. Özellikle Rusça'nın
eğitim, kamu yönetimi ve devletler arası iletişimdeki tarihsel ağırlığı ortak
Türk kimliğinin günlük toplumsal ve kurumsal ilişkilere hangi ölçüde yansıdığı
sorusunu önemli duruma getirmektedir.
İkinci
sorun, ekonomik yapı ve gelişmişlik farklılıklarıdır. TDT üyeleri arasında
ekonomik büyüklük, kişi başına gelir, üretim kapasitesi, doğal kaynaklara
bağımlılık ve dış ticaret ilişkileri bakımından önemli farklılıklar
bulunmaktadır. Bunun yanı sıra, Sovyet merkezi planlama sisteminin bıraktığı
kurumsal ve ekonomik miras Orta Asya devletlerinin ekonomik dönüşüm süreçlerini
farklı biçimlerde etkilemiştir. Dolayısıyla ekonomik iş birliği hedefi yalnızca
ticaret hacminin artırılması sorunundan ibaret değildir ve farklı ekonomik
yapıların ortak bir bütünleşme sürecine nasıl uyarlanacağı sorusunu da
içermektedir.
Üçüncü
olarak, iletişim ve toplumsal etkileşim sorunu üzerinde durmak gerekmektedir.
Türk dillerinin ortak kökeni günümüzde bütün üye ülkelerin vatandaşları
arasında doğrudan ve sorunsuz bir iletişim bulunduğu anlamına gelmemektedir.
Dil farklılaşması, coğrafi uzaklık, ulaştırma bağlantılarının sınırlılığı ve
geçmişten gelen farklı dış yönelimler ortak kimliğin toplumsal etkileşime
dönüşmesini güçleştirebilmektedir. Bu nedenle “ortak dil” ile “uygulamadaki
iletişim kapasitesi” arasında ayrım yapılmalıdır.
Dördüncü
sorun ise TDT içindeki güç dengesi ve karşılıklı güven sorunsidir. Türkiye,
nüfusu, ekonomik kapasitesi, askeri gücü ve uluslararası ilişkiler ağı
bakımından örgütün diğer üyelerinden farklı bir ağırlığa sahiptir. Bu durum,
Türkiye'nin TDT'nin kurumsal gelişmesinde öncü bir rol üstlenmesine olanak
sağlarken aynı zamanda diğer üyelerin eşit ortaklık ve siyasal özerklik
konusundaki duyarlılıklarını da gündeme getirebilir. Bazı üye devletlerde
Türkiye'nin yalnızca iş birliğini geliştirmeyi değil, kendi siyasal ve
toplumsal modelinin etkisini genişletmeyi amaçladığı yönünde algılar veya
kaygılar bulunup bulunmadığı da araştırılması gereken bir konudur. Buradaki
temel ayrım liderlik ile hegemonik etki algısı arasındadır.
Son olarak,
TDT'nin gelişimi yalnızca üye devletlerin kendi tercihleriyle
belirlenmemektedir. Örgüt Rusya ve Çin'in güçlü biçimde etkili olduğu bir
jeopolitik çevrede yer almaktadır. Üye devletlerin Moskova ve Pekin ile
kurdukları ekonomik, güvenlik ve siyasal ilişkiler aynı nitelikte değildir. Bu
nedenle TDT üyeliği hiçbir üye devlet için diğer dış siyasa yönelimlerinin
yerini alan tek bir stratejik çerçeve olarak görülmemektedir.
Burada
çalışmanın temel sorunsalı ortaya çıkmaktadır: Ortak tarih, dil ve kültür, Türk
Devletleri arasında kalıcı ve etkili bir bölgesel bütünleşme için yeterli bir
temel oluşturabilir mi, yoksa üye devletlerin farklı toplumsal yapıları,
ekonomik kapasiteleri, siyasal öncelikleri ve jeopolitik yönelimleri bu
bütünleşmenin yapısal sınırlarını mı belirlemektedir?
Bu çalışma,
Türk Devletleri Teşkilatı'nı yalnızca aldığı kararların veya gerçekleştirdiği
projelerin sayısı üzerinden değerlendirmeyi amaçlamamaktadır. Asıl amaç bir
uluslararası örgütün başarısının üyeleri arasındaki ortak kimlik kadar, bu
üyelerin iç bütünleşme düzeylerine, ekonomik kapasitelerine, karşılıklı güven
ilişkilerine ve ortak çıkar üretebilme yeteneklerine de bağlı olduğu
varsayımını TDT örneğinde çözümlemektir. Bu çerçevede TDT'nin karşı karşıya
bulunduğu sorun yalnızca daha güçlü bir sekreterya veya daha fazla kurumsal
mekanizma oluşturmak değildir. Daha temel soru şudur: Farklı toplumsal ve
ekonomik yapılara, farklı dış siyasa önceliklerine ve farklı jeopolitik
bağımlılıklara sahip devletler ortak bir tarihsel kimliği ne ölçüde ortak ve
sürdürülebilir bir siyasal proje durumuna getirebilirler?
TÜRK
DEVLETLERİ TEŞKİLATININ KURUMSAL YAPISI VE İŞLEYİŞİ
Türk
Devletleri Teşkilatı, 2009 tarihli Nahçıvan Anlaşması temelinde kurulmuş
hükümetler arası bir uluslararası örgüttür. Kurumsal yapısı, üye devletlerin
egemen eşitliği ve hükümetler arası iş birliği anlayışına dayanmaktadır. Bu
nedenle TDT'nin örgütsel yapısı Avrupa Birliği gibi uluslarüstü yetkilere sahip
bir bütünleşme modelinden belirgin biçimde ayrılmaktadır.
Üyelik
Yapısı
Örgütün beş
tam üyesi bulunmaktadır: Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve
Türkiye. Macaristan, Türkmenistan ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gözlemci
ülke statüsündedir. Ekonomik İş Birliği Teşkilatı ise gözlemci uluslararası
kuruluş olarak yer almaktadır. Bu üyelik yapısı çalışmamız bakımından ayrıca
önemlidir. Çünkü TDT'nin dayandığı ortak tarihsel ve kültürel kimlik, üyeler
arasında belirli bir yakınlık yaratmakla birlikte örgütün bütün üyeleri aynı
toplumsal, ekonomik ve siyasal özelliklere sahip değildir. Bu farklılıklar,
ilerleyen bölümlerde bölgesel bütünleşmenin yapısal sınırları çerçevesinde ele
alınacaktır.
Temel Organlar
ve Karar Alma Yapısı
TDT'nin
kurucu belgesinde belirlenen beş temel organı bulunmaktadır: Devlet Başkanları
Konseyi, Dışişleri Bakanları Konseyi, Kıdemli Memurlar Komitesi, Aksakallar
Konseyi ve Sekreterya. Örgütün temel karar organı Devlet Başkanları
Konseyi'dir. Dönem Başkanlığı alfabetik sıraya göre üye devletler arasında
yürütülmekte ve Konseyin başkanlığını dönem başkanlığını üstlenen ülke
yapmaktadır. Dışişleri Bakanları Konseyi ve Kıdemli Memurlar Komitesi siyasal
ve teknik hazırlık süreçlerinde rol oynarken Aksakallar Konseyi örgütün sürekli
danışma organı olarak etkinlik göstermektedir. Bu yapı karar alma yetkisinin
büyük ölçüde üye devletlerin hükümetlerinde ve özellikle devlet başkanları
düzeyinde toplandığını göstermektedir. Başka bir ifadeyle, TDT'de bağımsız bir
siyasal yürütme merkezi bulunmamaktadır.
Genel
Sekreter ve Sekreterya
TDT'nin yönetim
merkezi İstanbul'dadır. Örgütün günlük etkinlikleri, toplantıları ve farklı iş
birliği alanları Sekreterya tarafından eş güdüm içinde yürütülmektedir. Sekreteryanın
başında Genel Sekreter bulunmaktadır. Halen bu görevi Kasım 2022'den bu yana
Kırgızistanlı diplomat Büyükelçi Kubanıçbek Ömüraliyev yürütmektedir. Kendisi,
TDT'nin kuruluşundan bu yana görev yapan dördüncü Genel Sekreterdir. Genel
Sekreterlik makamının niteliği TDT'nin kurumsal karakterini anlamak açısından
önemlidir. Genel Sekreter, üye devletlerden bağımsız olarak bağlayıcı siyasa
üreten veya devletleri alınmış kararları uygulamaya zorlayan uluslarüstü bir
yürütme yetkisine sahip değildir. Genel Sekreterin ve Sekreteryanın temel
işlevi üye devletlerin kararlarını ve örgütün etkinliklerini hazırlamak, eş
güdümlemek ve kurumsal sürekliliği sağlamaktır.
Burada
önemli bir kurumsal ayrım yapılmalıdır: TDT'de Genel Sekreterlik siyasal karar alma merkezi değil,
hükümetler arası karar alma sürecinin yönetsel ve kurumsal eş güdüm merkezidir.
Bu nedenle örgütün gerçek siyasal kapasitesi Genel Sekreterliğin yetkilerinden
çok üye devletlerin ortak irade oluşturabilmesine bağlıdır.
İç
Örgütlenme ve İlişkili Kurumlar
TDT'nin
kurumsal yapısı yalnızca İstanbul'daki Sekreterya ile sınırlı değildir. Örgüt,
farklı alanlarda etkinlik gösteren bir iş birliği kurumları ağı için çatı
kuruluş niteliğindedir. Biçimsel kaynaklarda TÜRKSOY, TÜRKPA, Türk Akademisi,
Türk Kültür ve Miras Vakfı, Türk Yatırım Fonu ve Türk Ticaret ve Sanayi Odaları
Birliği bu kurumsal ağ içinde gösterilmektedir. Ancak bu kurumların her biri,
TDT Sekreteryasına bağlı birer genel müdürlük olarak değerlendirilmemelidir.
Bunlar farklı hukuksal ve kurumsal yapılara sahip belirli iş birliği
alanlarında etkinlik gösteren kuruluşlardır. TDT'nin rolü, bu geniş kurumsal ağ
arasında siyasal yönlendirme ve eş güdüm sağlamaktır. Bu nedenle TDT'nin iç
yapısı şematik olarak şöyle gösterilebilir:
DEVLET BAŞKANLARI KONSEYİ
En üst siyasal karar düzeyi
↓
DIŞİŞLERİ BAKANLARI KONSEYİ
Siyasal hazırlık ve eş güdüm
↓
KIDEMLİ MEMURLAR KOMİTESİ
Teknik hazırlık ve uygulama eş güdümü
↓
GENEL SEKRETER – SEKRETERYA
İdari eş güdüm ve kurumsal süreklilik
AKSAKALLAR
KONSEYİ ise bu karar zincirinin dışında örgüte danışma katkısı sağlayan sürekli
bir organ olarak yer almaktadır.
İlk
Kurumsal Değerlendirme
Bu kurumsal
çerçeve, çalışmamızın temel sorunsalı bakımından önemli bir başlangıç noktası
sağlamaktadır. TDT'nin amaçları ve etkinlik alanı geniştir ancak örgütün özeksel
ve uluslarüstü bir uygulama gücü bulunmamaktadır. Kararların uygulanması
sonuçta üye devletlerin siyasal iradesine ve ulusal kurumlarının iş birliğine
bağlıdır. Dolayısıyla çalışmamızda ileride yanıtlanacak temel sorulardan biri
şudur: Toplumsal yapıları, ekonomik kapasiteleri, siyasal öncelikleri ve
jeopolitik yönelimleri farklı olan devletler güçlü bir özeksel uygulama
mekanizması bulunmayan hükümetler arası bir örgüt içinde ne ölçüde kalıcı bir
bütünleşme sağlayabilir?
ARAŞTIRMANIN
AMACI VE HEDEFLERİ
Araştırmanın
Amacı
Bu
araştırmanın temel amacı Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) tarihsel, kültürel
ve dilsel ortaklık temelinde geliştirdiği iş birliğinin ne ölçüde kalıcı ve
işlevsel bir bölgesel bütünleşmeye dönüşebileceğini incelemektir. Araştırma,
TDT'nin kuruluş amaçlarını ve kurumsal gelişimini değerlendirmekle yetinmemekte
ve örgütü oluşturan devletlerin toplumsal, ekonomik, siyasal ve jeopolitik
özelliklerinin ortak bir bütünleşme süreci üzerindeki etkilerini çözümlemeyi
amaçlamaktadır. Bu çerçevede temel yaklaşım uluslararası örgütlerin başarısının
yalnızca kuruluş anlaşmalarına, kurumsal organlarına veya ortak kimlik
unsurlarına bağlı olmadığı aynı zamanda üye devletlerin kendi iç bütünleşme
düzeyleri, ekonomik kapasiteleri, siyasal kararlılıkları, karşılıklı güven
ilişkileri ve ortak çıkar üretme yetenekleri tarafından belirlendiğidir. TDT
örneğinde bu yaklaşım özellikle önemlidir. Çünkü örgüt üyeleri arasında
tarihsel ve kültürel yakınlık bulunmasına karşın toplumsal yapı, etnik bileşim,
ekonomik gelişmişlik, siyasal rejim, dış siyasa tercihleri ve uluslararası
bağımlılık ilişkileri bakımından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Araştırma
bu farklılıkların TDT'nin kurumsal etkisini ve bütünleşme kapasitesini hangi
ölçülerde etkilediğini ortaya koymayı ve ortak kimlik söylemi ile iş birliği ve
bütünleşme düzeyi arasındaki ilişkinin niteliğini belirlemeyi hedeflemektedir.
Araştırmanın
Hedefleri
Araştırmanın
temel amacına ulaşabilmek için aşağıdaki hedefler belirlenmiştir:
Kurumsal yapının ve karar alma kapasitesinin incelenmesi: TDT'nin kuruluş anlaşması, üyelik
sistemi, organları, Genel Sekreterliği, karar alma süreçleri ve uygulama
mekanizmaları değerlendirilerek örgütün hükümetler arası niteliğinin bütünleşme
kapasitesi üzerindeki etkilerinin belirlenmesi.
Üye devletlerin toplumsal bütünleşme düzeylerinin
çözümlenmesi: Üye
ülkelerin etnik ve kültürel bileşimleri, ulusal kimlik oluşturma süreçleri,
dilsel farklılıkları ve Sovyet döneminden devraldıkları toplumsal mirasın ortak
Türk kimliği ve bölgesel ait olma duygusu üzerindeki etkilerinin incelenmesi.
Ekonomik bütünleşmenin önündeki yapısal engellerin
belirlenmesi: Üye
devletlerin ekonomik büyüklükleri, kişi başına gelirleri, üretim kapasiteleri,
sanayileşme düzeyleri, ekonomik bağımlılıkları ve gelişmişlik farklılıklarının
ortak ekonomik siyasalar oluşturma olanakları üzerindeki etkilerinin
değerlendirilmesi.
İletişim ve toplumsal etkileşim kapasitesinin
değerlendirilmesi: Ortak
dil ve kültür unsurlarının günlük iletişim, eğitim, bilim, bürokrasi, ulaştırma
ve toplumsal etkileşim alanlarında ne ölçüde işlevsel bir yakınlaşma
sağladığının araştırılması.
Siyasal rejim ve ulusal çıkar farklılıklarının incelenmesi: Üye devletlerin siyasal sistemleri,
yönetim anlayışları, dış siyasa öncelikleri ve ulusal egemenlik konusundaki duyarlılıklarının
ortak siyasal tutum oluşturma kapasitesine etkilerinin belirlenmesi.
Türkiye'nin örgüt içerisindeki konumunun değerlendirilmesi: Türkiye'nin ekonomik, siyasal, askeri
ve diplomatik kapasitesinin TDT içerisindeki liderlik rolüne etkisinin diğer
üyelerin eşit ortaklık, siyasal özerklik ve Türkiye'nin bölgesel etkisine
ilişkin yaklaşımlarıyla birlikte çözümlenmesi.
Jeopolitik bağımlılıkların ve dış aktörlerin etkisinin
incelenmesi: Rusya,
Çin, Avrupa Birliği ve ABD ile üye devletlerin ilişkilerinin TDT'nin stratejik
yönelimi ve ortak dış siyasa geliştirme kapasitesi üzerindeki etkilerinin
değerlendirilmesi.
Karşılaştırmalı uluslararası örgüt incelemesinin yapılması: TDT'nin kurumsal ve işlevsel
özelliklerinin Körfez İş Birliği Konseyi (GCC), Arap Devletleri Ligi ve Avrupa
Birliği ile karşılaştırılması ve bu örgütlerin deneyimlerinden hareketle
bütünleşmenin koşullarının ve sınırlılıklarının belirlenmesi.
TDT'nin geleceğine ilişkin olası gelişme yollarının
değerlendirilmesi: Örgütün
kültürel iş birliği ağırlıklı bir hükümetler arası örgüt olarak kalması,
ekonomik bütünleşmesini derinleştirmesi veya daha kapsamlı bir bölgesel iş
birliği mekanizmasına dönüşmesi gibi olasılıkların incelenmesi.
Türkiye açısından siyasa önerilerinin geliştirilmesi: Türkiye'nin TDT içerisindeki rolünü,
diğer üyelerin egemenlik ve siyasal özerklik duyarlılıklarını gözeten,
karşılıklı güveni güçlendiren ve somut ortak çıkarlar üreten bir iş birliği
yaklaşımı çerçevesinde değerlendirmek.
Araştırmanın
Beklenen Katkısı
Araştırmanın
özgün katkısı TDT'nin geleceğini yalnızca ortak tarih, dil ve kültür temelinde
değerlendirmek yerine bölgesel bütünleşmenin gerektirdiği toplumsal, ekonomik,
siyasal ve kurumsal koşulların birlikte incelenmesine dayanmaktadır. Bu
yaklaşım özellikle iki kavram arasındaki ayrımın belirginleştirilmesini
amaçlamaktadır:
Kimlik yakınlığı: Tarihsel, kültürel ve dilsel ortaklıklardan kaynaklanan ait
olma duygusu.
İşlevsel bütünleşme: Ortak çıkarların kurumsal kararlara, uygulanabilir siyasalara
ve sürdürülebilir iş birliğine dönüştürülebilmesi.
Araştırmanın
temel katkısı bu iki olgu arasındaki ilişkinin kendiliğinden ve doğrusal
olmadığını ortaya koymak ve TDT'nin gelişme olanaklarını bu ayrım üzerinden
değerlendirmektir.
ARAŞTIRMA
SORULARI VE TEMEL VARSAYIMLAR
Temel Araştırma
Sorusu
Türk
Devletleri Teşkilatı'nın dayandığı tarihsel, kültürel ve dilsel ortaklıklar üye
devletler arasında kalıcı ve işlevsel bir bölgesel bütünleşme oluşturmak için
yeterli midir, yoksa üye ülkelerin toplumsal yapıları, ekonomik kapasiteleri,
siyasal sistemleri ve jeopolitik bağımlılıkları bu bütünleşmenin kapsamını ve
derinliğini sınırlamakta mıdır? Bu soru araştırmanın temel sorunsalını
oluşturmaktadır. Çünkü bir uluslararası örgütün ortak tarih, kültür ve kimlik
üzerinden kurulması tek başına ortak siyasa üretme ve bu siyasaları uygulama
kapasitesini güvence altına almamaktadır. Bu kapasite, üye devletlerin iç
yapıları kadar aralarındaki karşılıklı güvene, ortak çıkarların tanımlanmasına
ve kurumsal kararların uygulanabilirliğine de bağlıdır.
Alt
araştırma soruları
Temel
araştırma sorusunun çözümlenebilmesi için aşağıdaki alt sorulara yanıt
aranacaktır:
Kurumsal yapı ve karar alma: TDT'nin mevcut kurumsal yapısı üye
devletler arasında bağlayıcı kararlar alınmasını ve bu kararların uygulanmasını
sağlayabilecek yeterlilikte midir?
Toplumsal yapı ve ortak kimlik: Üye devletlerin etnik, kültürel ve
toplumsal bileşimleri ortak bir Türk kimliği etrafında siyasal ve toplumsal
bütünleşmeyi ne ölçüde desteklemektedir?
Tarihsel miras: Sovyetler Birliği döneminden devralınan siyasal, ekonomik,
kültürel ve kurumsal yapıların TDT üyeleri arasındaki bütünleşme üzerindeki
etkileri nelerdir?
Ekonomik kapasite ve gelişmişlik farklılıkları: Üye devletler arasındaki ekonomik
büyüklük, gelir düzeyi, üretim kapasitesi, altyapı ve dış ekonomik bağımlılık
farklılıkları ekonomik bütünleşmenin önünde ne tür engeller oluşturmaktadır?
Dil ve iletişim: Ortak dil kökenleri ve kültürel yakınlık bürokratik,
akademik, ticari ve toplumsal iletişimi kolaylaştırmakta mıdır? Rusçanın bazı
üye ülkelerdeki işlevsel konumu bu süreci nasıl etkilemektedir?
Siyasal sistemler ve ulusal çıkarlar: Üye devletlerin siyasal rejimleri,
yönetim anlayışları, dış siyasa öncelikleri ve güvenlik kaygıları ortak karar
alma ve ortak siyasa üretme kapasitesini nasıl etkilemektedir?
Türkiye'nin konumu: Türkiye'nin TDT içindeki siyasal, ekonomik ve kurumsal
ağırlığı diğer üyeler tarafından nasıl algılanmaktadır? Türkiye'nin öncü rolü
ile üye devletlerin egemenlik ve siyasal özerklik beklentileri arasında bir
gerilim bulunmakta mıdır?
Jeopolitik çevre: Rusya ve Çin başta olmak üzere bölgesel ve küresel güçlerin
Orta Asya ve Kafkasya üzerindeki etkileri TDT'nin bağımsız bir bölgesel
bütünleşme aktörü olma kapasitesini nasıl şekillendirmektedir?
Karşılaştırmalı deneyim: Körfez İş Birliği Konseyi, Arap Birliği ve Avrupa
Birliği örnekleri TDT'nin kurumsal gelişimi ve bütünleşme olanakları bakımından
hangi karşılaştırmalı sonuçları ortaya koymaktadır?
Gelecek ve siyasa seçenekleri: TDT'nin gelecekteki gelişimi hangi
olası senaryolar çerçevesinde değerlendirilebilir ve Türkiye bu sürece hangi
ilkeler ve siyasa araçlarıyla katkıda bulunabilir?
Temel Varsayım
Araştırmanın
temel varsayımı şudur: TDT'nin bölgesel bütünleşme kapasitesini belirleyen
temel etmen üye devletler arasındaki tarihsel, kültürel ve dilsel yakınlık
kadar, hatta bundan daha fazla, bu devletlerin toplumsal, ekonomik, siyasal ve
jeopolitik yapılarının ortak siyasa üretmeye ve uygulamaya elverişli olup
olmamasıdır. Bu varsayım ortak kimliğin önemsiz olduğu anlamına gelmemektedir.
Aksine ortak kimlik iş birliğini kolaylaştıran önemli bir başlangıç ve meşruluk
kaynağıdır. Bununla birlikte, bu yakınlığın kurumsal ve işlevsel bütünleşmeye
dönüşebilmesi için başka koşulların da gerçekleşmesi gerekir.
Yardımcı Varsayımlar
Temel
varsayımın çözümlenmesini kolaylaştırmak amacıyla aşağıdaki yardımcı
varsayımlar kullanılacaktır:
Birinci yardımcı varsayım: Üye devletlerin toplumsal ve etnik bileşimlerindeki
farklılıklar ortak kimlik oluşturulmasını kendiliğinden engellemez ancak ortak
kimliğin hangi siyasal ve toplumsal esaslar üzerine kurulacağını önemli duruma
getirir.
İkinci yardımcı varsayım: Ekonomik gelişmişlik, üretim kapasitesi ve dış
ekonomik bağımlılık farklılıkları ortak pazar ve ekonomik bütünleşme
hedeflerinin gerçekleştirilmesini güçleştirebilir.
Üçüncü yardımcı varsayım: Üye devletlerin farklı siyasal sistemleri ve ulusal
çıkarları ortak kararların kapsamını ve uygulanabilirliğini sınırlayabilir.
Dördüncü yardımcı varsayım: Türkiye'nin örgüt içindeki ağırlığı iş birliğini
geliştirebilecek bir olanak olduğu kadar, diğer üyelerin egemenlik ve eşitlik
algıları bakımından dikkatle yönetilmesi gereken bir değişkendir. Türkiye'nin
siyasal modelini diğer üyelere aktarmak istediği yönündeki olası algı
kanıtlanmış bir olgu olarak değil, araştırılması gereken bir varsayım olarak
ele alınmalıdır.
Beşinci yardımcı varsayım: Rusya ve Çin'in bölgedeki ekonomik, siyasal ve
güvenlik alanlarındaki etkileri TDT üyelerinin ortak dış siyasa ve güvenlik
yaklaşımı geliştirmelerini güçleştirebilir.
Altıncı yardımcı varsayım: TDT'nin gelecekteki başarısı kurumsal organlarının
sayısından veya toplantı sıklığından çok ortak kararların somut iş birliği
programlarına ve sürdürülebilir uygulamalara dönüştürülebilmesine bağlıdır.
Varsayımların
Sınanması
Bu
varsayımlar, araştırmanın başlangıcında kabul edilmiş kesin sonuçlar değildir.
Araştırma sürecinde incelenecek ve elde edilen görgül bulgular ışığında
doğrulanacak, değiştirilecek veya reddedilecektir. Özellikle üç ayrımın
korunması önemlidir: Kimlik yakınlığı ile toplumsal bütünleşme aynı şey
değildir, kurumsal iş birliği ile işlevsel bütünleşme aynı şey değildir ve ortak
siyasal söylem ile ortak ulusal çıkarların varlığı aynı şey değildir. Bu
ayrımlar, TDT'nin değerlendirilmesinde biçimsel kurumsal gelişmelerin ötesine
geçilmesini ve örgütün gerçek bütünleşme kapasitesinin incelenmesini
sağlayacaktır.
YÖNTEM
Araştırmanın
Yaklaşımı
Bu
araştırmada nitel araştırma yaklaşımı benimsenmektedir. Türk Devletleri
Teşkilatı'nın bölgesel bütünleşme kapasitesi yalnızca örgütün kurumsal yapısı
ve belgeleri üzerinden değil, üye devletlerin toplumsal, ekonomik, siyasal ve
jeopolitik özellikleri arasındaki ilişkiler dikkate alınarak incelenecektir. Araştırmanın
temel yaklaşımı karşılaştırmalı kurumsal ve siyasal çözümleme olacaktır. Bu
çerçevede TDT bir uluslararası örgüt olarak kendi amaçları, organları ve
işleyişi bakımından değerlendirilecek ve aynı zamanda üye devletlerin iç
yapıları ve aralarındaki farklılıklar üzerinden bütünleşme kapasitesi
sorgulanacaktır. Burada önemli bir yöntemsel tercih söz konusudur: Araştırma,
TDT'nin başarısını yalnızca örgütün kurumsal organlarının varlığına, düzenlenen
zirvelere veya açıklanan ortak hedeflere bakarak değerlendirmeyecektir. Asıl
inceleme konusu bu kurumsal ve siyasal gelişmelerin somut iş birliği
sonuçlarına ne ölçüde dönüştürülebildiğidir.
Araştırmanın
İnceleme Birimleri
Araştırmanın
inceleme birimleri üç düzeyde ele alınacaktır:
Birinci düzey - Örgütsel ve kurumsal yapı: Bu düzeyde TDT'nin kuruluş
belgeleri, amaçları, organları, karar alma süreçleri, çalışma alanları ve bağlı
ya da ilişkili kuruluşları incelenecektir. Örgütün kurumsal kapasitesi ile üye
devletlerin kararları uygulama yetenekleri arasındaki ilişki üzerinde
durulacaktır.
İkinci düzey - Üye devletlerin iç yapıları: Bu düzeyde beş tam üyenin toplumsal,
ekonomik, siyasal ve yönetsel özellikleri karşılaştırılacaktır. Özellikle şu
konulara odaklanılacaktır: Toplumsal ve etnik bileşim ile ulusal kimlik
anlayışı, Sovyetler Birliği döneminden devralınan kurumsal ve ekonomik miras, ekonomik
gelişmişlik, üretim kapasitesi ve gelir farklılıkları, siyasal sistemler ve
karar alma yapıları, dil, eğitim, iletişim ve bürokratik etkileşim ve dış
ekonomik ve siyasal bağımlılık ilişkileri. Bu incelemenin amacı üye devletleri
tek tek tanıtmakla sınırlı değildir. Asıl amaç söz konusu farklılıkların ortak siyasa
geliştirme ve uygulama kapasitesini nasıl etkilediğini ortaya koymaktır.
Üçüncü düzey - Bölgesel ve uluslararası çevre: Bu düzeyde TDT'nin etkinlik
gösterdiği jeopolitik ortam incelenecektir. Rusya ve Çin'in bölgedeki etkileri
başta olmak üzere, Avrupa Birliği, ABD ve diğer bölgesel aktörlerle ilişkiler
dikkate alınacaktır. Böylece üye devletlerin TDT içindeki tercihleri ile örgüt
dışındaki ekonomik, siyasal ve güvenlik ilişkileri birlikte
değerlendirilecektir.
Karşılaştırmalı
İnceleme
Araştırmada
iki ayrı karşılaştırma yapılacaktır. İlk karşılaştırma TDT'nin beş tam üyesi
arasında gerçekleştirilecektir. Bu karşılaştırmada ülkelerin toplumsal
yapıları, ekonomik kapasiteleri, siyasal sistemleri, dış siyasa öncelikleri ve
jeopolitik bağımlılıkları ortak ölçütler üzerinden değerlendirilecektir. İkinci
karşılaştırma ise TDT ile seçilmiş uluslararası örgütler arasında yapılacaktır:
Körfez İş Birliği Konseyi (KİK): Ortak bölgesel güvenlik kaygıları
ekonomik ilişkiler ve siyasal yakınlığa karşın bütünleşmenin sınırlarını
değerlendirmek için,
Arap Birliği: Ortak dil ve kültür temelindeki kimliğin farklı ulusal
çıkarlar ve siyasal öncelikler karşısında neden sınırlı bir ortak siyasa
kapasitesine dönüşebildiğini incelemek için ve
Avrupa Birliği (AB): Uluslarüstü kurumlar, ortak hukuk düzeni, ekonomik
karşılıklı bağımlılık ve ortak siyasa üretimi bakımından farklı bir bütünleşme
mimarisini karşılaştırma olanağı sağlamak için.
Bu
karşılaştırma söz konusu örgütleri başarı sıralamasına almak amacıyla
yapılmayacaktır. Her örgütün kuruluş koşulları, hukuksal niteliği, kurumsal
yetkileri ve üye devletler arasındaki ilişkileri farklıdır. Dolayısıyla
karşılaştırmanın amacı TDT'nin gelişme olanaklarını ve yapısal sınırlarını daha
iyi açıklayabilecek değişkenleri belirlemektir.
İnceleme
Ölçütleri ve Göstergeler
Araştırmanın
karşılaştırmalı niteliğini güçlendirmek amacıyla aşağıdaki inceleme ölçütleri
kullanılacaktır:
|
Çizelge 1:
Ölçütler ve Göstergeler
|
|
İnceleme boyutu
|
Başlıca göstergeler
|
|
Kurumsal kapasite
|
Karar alma yöntemi, kararların uygulanması, ortak
kurumların yetkileri
|
|
Toplumsal bütünleşme
|
Etnik ve kültürel bileşim, ortak kimlik, toplumsal
etkileşim
|
|
Ekonomik bütünleşme
|
Kişi başına gelir, üretim kapasitesi, ticaret hacmi,
ekonomik bağımlılık
|
|
Siyasal uyum
|
Yönetim sistemleri, dış siyasa öncelikleri, ulusal
çıkar farklılıkları
|
|
İletişim ve kültürel yakınlık
|
Dil kullanımı, eğitim, akademik iş birliği,
bürokratik iletişim
|
|
Jeopolitik özerklik
|
Rusya ve Çin ile ilişkiler, dış güvenlik ve ekonomik
bağımlılıklar
|
|
Karşılıklı güven
|
Egemenlik algısı, eşitlik beklentisi, ortak
kararların sahiplenilmesi
|
|
İşlevsel sonuçlar
|
Ortak projeler, uygulama düzeyi, süreklilik ve
ölçülebilir sonuçlar
|
Bu
göstergeler tek başlarına bütünleşme düzeyini belirleyen kesin ölçüler olarak
kullanılmayacaktır. Her bir gösterge diğer boyutlarla ilişkisi içinde
değerlendirilecektir. Örneğin ticaret hacmindeki artış, tek başına ekonomik
bütünleşmenin gerçekleştiğini göstermeyecektir. Ticaretin niteliği, karşılıklı
bağımlılık ve ortak ekonomik düzenlemelerin uygulanması da incelenecektir.
Veri ve
Bilgi Kaynakları
Araştırmada
birincil ve ikincil kaynaklardan yararlanılacaktır. Birincil kaynaklar TDT'nin
kuruluş ve kurumsal belgeleri, devlet ve hükümet başkanları zirvelerinin
bildirileri, üye devletlerin dış siyasa ve kalkınma belgeleri, ilgili
uluslararası anlaşmalar ve iş birliği protokolleri ve uluslararası kuruluşların
yayımladığı istatistikler ve raporlardır. İkincil kaynaklar ise uluslararası
örgütler ve bölgesel bütünleşme üzerine akademik çalışmalar, hakemli dergilerde
yayımlanan araştırmalar, üniversite ve araştırma merkezlerinin ülke ve bölge
incelemeleri ve ekonomik, siyasal ve toplumsal gelişmelere ilişkin güvenilir
araştırma raporlarıdır. Ülke karşılaştırmalarında Dünya Bankası, IMF, OECD ve
Birleşmiş Milletler gibi kuruluşların verilerinden yararlanılması
öngörülmektedir. Ancak farklı veri kaynaklarının tanım, kapsam ve ölçüm
yöntemleri aynı olmayabileceğinden karşılaştırmalarda veri uyumluluğu ayrıca
gözetilecektir.
Çözümleme
Yöntemi
Elde edilen
veriler tematik ve karşılaştırmalı çözümleme yoluyla değerlendirilecektir.
Araştırmanın her temel sorusu ayrı bir çözümleme alanı olarak ele alınacak ve
ülke düzeyindeki bulgular TDT'nin kurumsal işleyişi ve bölgesel çevreyle
ilişkilendirilecektir. Bu süreçte özellikle neden-sonuç ilişkilerinin
kurulmasına dikkat edilecektir. Örneğin, üye devletler arasındaki ekonomik
farklılıkların ortak ekonomik siyasa üretimini hangi mekanizmalar aracılığıyla
sınırladığı, siyasal sistem farklılıklarının ortak kararların uygulanmasına
nasıl yansıdığı ve Rusya ve Çin ile ilişkilerin üye devletlerin bölgesel
tercihlerini ne ölçüde etkilediği araştırılacaktır. Ayrıca biçimsel söylem ile
uygulama arasındaki olası farklılıklar da incelenecektir. Zirve bildirilerinde
açıklanan hedefler ile bu hedeflerin uygulamadaki sonuçları karşılaştırılacak
ve böylece kurumsal söylem ile işlevsel kapasite arasındaki uzaklık
belirlenmeye çalışılacaktır.
Yöntemsel
Sınırlılıklar
Araştırmanın
bazı sınırlılıkları bulunmaktadır. Birincisi, üye devletlerin toplumsal ve
siyasal yapıları hakkındaki verilerin kapsamı ve erişilebilirliği ülkeden
ülkeye değişebilmektedir. İkincisi, bazı ekonomik ve siyasal göstergeler farklı
uluslararası kaynaklarda farklı tanımlarla ölçülebilmektedir. Üçüncüsü, dış siyasa
ve güvenlik alanlarında açıklamalar ile uygulamada ortaya çıkan siyasa
tercihleri arasında her zaman tam bir örtüşme bulunmayabilir. Bu nedenle
araştırmada tek bir veri veya açıklamadan hareketle kesin sonuçlara
ulaşılmayacak ve olabildiğince farklı kaynaklardan elde edilen bulgular
karşılaştırılacaktır. Özellikle Türkiye'nin diğer üyeler üzerindeki etkisi ve
üyelerin Türkiye'ye ilişkin olası kaygıları doğrudan kanıtlanmış olgular olarak
değil, kaynaklarla sınanması gereken araştırma konuları olarak ele alınacaktır.
Yöntemin
Genel Değerlendirmesi
Bu yöntemsel
yaklaşımın temel özelliği TDT'yi yalnızca bir uluslararası örgüt olarak değil,
farklı toplumsal, ekonomik ve siyasal yapılara sahip devletlerin ortak bir
bölgesel kimlik ve iş birliği alanı oluşturma girişimi olarak
değerlendirmesidir. Böylece araştırma kimlik yakınlığından işlevsel
bütünleşmeye geçişin hangi koşullarda olanaklı olabileceğini ve bu geçişi
sınırlayan yapısal etmenleri ortaya koymayı amaçlamaktadır.
KAVRAMSAL
VE KURAMSAL ÇERÇEVE
Türk
Devletleri Teşkilatı'nın bütünleşme kapasitesini değerlendirebilmek için
öncelikle araştırmanın temel kavramlarının açıklığa kavuşturulması
gerekmektedir. Çünkü uluslararası örgütlerin kuruluşunda ortak tarih, kültür ve
kimlik gibi unsurların bulunması ile bu unsurların ortak siyasal ve ekonomik
davranışlar üretebilmesi farklı olgulardır. Bu araştırmanın kavramsal çerçevesi
ortak kimlik ile işlevsel bütünleşme arasındaki ilişkinin açıklanması üzerine
kurulacaktır. Bu ilişki altı temel kavram üzerinden incelenecektir.
Ortak Kimlik
ve Kimlik Yakınlığı
Ortak kimlik
belirli bir topluluğun üyeleri arasında tarih, kültür, dil, gelenek, ortak
deneyim ve ait olma duygusu temelinde oluşan ortaklık algısıdır. Uluslararası
ilişkiler bakımından ortak kimlik devletler arasında yakınlaşmayı kolaylaştıran
bir toplumsal ve siyasal zemin oluşturabilir. Türk Devletleri Teşkilatı'nın
temel dayanaklarından biri üye devletlerin tarihsel, kültürel ve dilsel
yakınlığıdır. Ancak bu yakınlık üye ülkelerin toplumsal yapılarının birbirine
benzediği veya ortak bir ulusal kimlik anlayışına sahip oldukları anlamına
gelmez. Burada iki farklı düzeyin birbirinden ayrılması gerekir:
Tarihsel ve kültürel kimlik yakınlığı: Ortak tarih, dil kökeni, kültürel
değerler ve geçmişten gelen ait olma duygusu.
Siyasal ve toplumsal kimlik bütünlüğü: Devletlerin kendi toplumları içinde
ortak vatandaşlık, siyasal ait olma ve toplumsal dayanışma oluşturabilme
düzeyi.
Bu ayrım
önemlidir. Çünkü Türk kökenli toplulukların varlığı üye devletlerin tüm
toplumlarının aynı etnik veya kültürel özellikleri taşıdığı anlamına gelmez.
Ülkelerin etnik bileşimleri, tarihsel deneyimleri ve ulusal kimlik siyasaları
farklıdır. Dolayısıyla araştırmada ortak kimlik bütünleşmenin kendisi olarak
değil, bütünleşmeyi kolaylaştırabilecek bir başlangıç koşulu olarak ele
alınacaktır.
Bölgesel Bütünleşme
Bölgesel
bütünleşme belirli bir coğrafi alanda bulunan devletlerin ortak çıkarlar
doğrultusunda ekonomik, siyasal, hukuksal ve kurumsal ilişkilerini
geliştirmeleri ve bu ilişkileri süreklilik taşıyan ortak düzenlemelere
dönüştürmeleridir. Bütünleşme, tek biçimli ve doğrusal bir süreç değildir.
Devletler arasında belirli alanlarda iş birliği geliştirilebilirken başka
alanlarda ulusal egemenlik ve çıkar farklılıkları nedeniyle daha sınırlı
ilişkiler sürdürülebilir. Bu nedenle bölgesel bütünleşme farklı düzeylerde ele
alınmalıdır:
Diplomatik yakınlaşma: Devletler arasında düzenli siyasal ilişki ve ortak
açıklamalar.
Kurumsal iş birliği: Ortak organların ve düzenli karar alma mekanizmalarının
oluşturulması.
İşlevsel bütünleşme: Ortak kararların somut programlara ve uygulanabilir siyasalara
dönüştürülmesi.
Ekonomik bütünleşme: Ticaret, yatırım, üretim, ulaştırma ve finans alanlarında
karşılıklı bağımlılığın geliştirilmesi.
Siyasal bütünleşme: Ortak dış siyasa, güvenlik yaklaşımı ve belirli alanlarda
ortak siyasal irade oluşturulması.
Bu
basamaklar her örgütte aynı sırayla veya aynı derinlikte gerçekleşmez. Ayrıca
bir örgütün diplomatik ve kurumsal yakınlaşma düzeyinde ilerlemesi ekonomik ya
da siyasal bütünleşmenin de aynı ölçüde geliştiğini göstermez. TDT bakımından
temel soru örgütün diplomatik ve kurumsal yakınlaşmayı hangi ölçüde işlevsel ve
ekonomik bütünleşmeye dönüştürebildiğidir.
İşlevsel İş Birliği ve İşlevsel Bütünleşme
İşlevsel iş
birliği devletlerin ortak çıkar gördükleri belirli alanlarda birlikte hareket
etmeleri, bilgi ve kaynak paylaşmaları ve ortak projeler yürütmeleridir. İşlevsel
bütünleşme ise bu iş birliğinin geçici veya tekil projelerin ötesine geçerek
süreklilik taşıyan kurumsal ilişkilere ve ortak uygulamalara dönüşmesidir. Örneğin
iki veya daha fazla devlet arasında ulaştırma, enerji, eğitim ya da ticaret
alanında bir anlaşma imzalanması iş birliğinin göstergesidir. Ancak bu
anlaşmanın uygulanması, ortak ölçünlerin geliştirilmesi, kurumlar arasında
düzenli eş güdüm sağlanması ve ortaya çıkan sonuçların sürdürülebilmesi
işlevsel bütünleşmenin daha güçlü göstergeleridir. Bu nedenle araştırmada şu
ayrım esas alınacaktır: Ortak karar alınması bütünleşmenin başlangıcıdır ve
kararın uygulanması ve süreklilik kazanması ise bütünleşme kapasitesinin
göstergesidir. Bu yaklaşım TDT'nin etkinliklerinin yalnızca sayısal veya
biçimsel göstergeler üzerinden değerlendirilmesini önleyecektir.
Egemenlik
ve Ulusal Çıkar
Egemenlik
devletin kendi ülkesinde ve uluslararası ilişkilerinde bağımsız karar alma ve
yetki kullanma kapasitesini ifade eder. Uluslararası örgütlere katılım
devletlerin egemenliklerini ortadan kaldırmaz ancak ortak amaçlar doğrultusunda
belirli alanlarda iş birliği yapmalarını ve kimi zaman ortak kurallara
uymalarını gerektirir. Bu noktada hükümetler arası örgütler ile uluslarüstü
örgütler arasında önemli bir ayrım bulunmaktadır. Hükümetler arası örgütlerde
kararların alınması ve uygulanması büyük ölçüde üye devletlerin siyasal
iradesine bağlıdır. Uluslarüstü örgütlerde ise üye devletlerin belirli
alanlarda ortak kurumlara yetki devretmeleri ve bu kurumların kararlarını kabul
etmeleri söz konusu olabilir. TDT'nin kurumsal niteliği bu ayrım çerçevesinde
değerlendirilmelidir. Örgütün üye devletlerin egemenliklerini koruyarak iş
birliği geliştirmesi bir yandan siyasal kabulü kolaylaştırabilir ve diğer
yandan ortak kararların uygulanması konusunda sınırlılıklar yaratabilir. Ulusal
çıkar kavramı da bu çerçevede önem kazanmaktadır. Her üye devlet ortak örgütsel
amaçları desteklerken kendi güvenlik, ekonomi, dış siyasa ve rejim güvenliği
önceliklerini dikkate alır. Bu öncelikler örtüştüğü ölçüde ortak siyasa üretmek
kolaylaşır ve farklılaştığı ölçüde ise ortak kararların kapsamı daralabilir. Dolayısıyla
TDT'nin geleceği bakımından temel sorun ulusal egemenlik ile ortak hareket etme
gereksinimi arasında sürdürülebilir bir denge kurulup kurulamayacağıdır.
Karşılıklı
Bağımlılık ve Jeopolitik Bağımlılık
Karşılıklı
bağımlılık devletlerin ekonomik, siyasal, teknolojik veya güvenlik ilişkileri
nedeniyle birbirlerinin kararlarından ve gelişmelerinden etkilenmeleri
durumudur. Karşılıklı bağımlılık her zaman eşitlikçi bir ilişki oluşturmaz.
Tarafların ekonomik ve siyasal kapasiteleri arasındaki farklılıklar bağımlılık
ilişkisinin asimetrik bir nitelik kazanmasına yol açabilir. Bu araştırmada
özellikle iki bağımlılık türü birbirinden ayrılacaktır:
Örgüt içi karşılıklı bağımlılık: TDT üyelerinin birbirleriyle
ticaret, yatırım, enerji, ulaştırma, teknoloji ve güvenlik alanlarında
geliştirdikleri ilişkiler.
Örgüt dışı bağımlılık: Üye devletlerin Rusya, Çin ve diğer küresel veya bölgesel
aktörlerle ekonomik, siyasal ve güvenlik ilişkileri nedeniyle oluşan
bağımlılıkları.
Bu ayrım TDT
üyelerinin örgüt içindeki iş birliği tercihlerini açıklamak bakımından
önemlidir. Örneğin bir üye devletin enerji, ticaret veya güvenlik alanlarında
örgüt dışındaki büyük bir güce yüksek ölçüde bağımlı olması TDT içinde ortak siyasa
geliştirme tercihlerini etkileyebilir. Ancak bu etkinin her ülke için aynı
yönde ve aynı ölçüde gerçekleşeceği varsayılmamalıdır. Araştırmanın amacı dış
bağımlılık ilişkilerinin TDT'nin ortak hareket etme kapasitesini hangi
koşullarda sınırladığını belirlemektir.
Kurumsal Kapasite
ve Uygulama Açığı
Kurumsal
kapasite bir uluslararası örgütün belirlediği amaçlar doğrultusunda karar
alabilme, kaynakları harekete geçirebilme, üye devletler arasında eş güdüm
sağlayabilme ve alınan kararların uygulanmasını izleyebilme yeteneğidir. Bir
örgütün kurumsal kapasitesini yalnızca organlarının sayısı veya hukuksal
statüsü belirlemez. Karar alma süreçlerinin niteliği, mali ve yönetsel
kaynakları, uzmanlık birikimi, üye devletlerin kurumsal desteği ve kararların
uygulanabilirliği de belirleyici unsurlardır. Bu çerçevede uygulama açığı
kavramı önem kazanmaktadır. Uygulama açığı örgütün ilan ettiği amaçlar ve
aldığı kararlar ile bunların somut sonuçları arasında ortaya çıkan uzaklığı
ifade eder. TDT bakımından şu soruların yanıtlanması gerekmektedir:
Ortak kararların uygulanmasını sağlayacak yeterli kurumsal
araçlar var mıdır?
Üye devletlerin ilgili kurumları arasında düzenli ve etkili eş
güdüm sağlanabilmekte midir?
Ortak projeler için gerekli mali ve teknik kaynaklar
oluşturulabilmekte midir?
Alınan kararların uygulanması izlenmekte ve sonuçları
değerlendirilebilmekte midir?
Üye devletler ortak kararları kendi ulusal siyasa ve
mevzuatlarına ne ölçüde yansıtmaktadır?
Bu sorular
TDT'nin kurumsal gelişimini biçimsel bir değerlendirmeden çıkararak örgütün
gerçek uygulama kapasitesini incelemeye olanak sağlayacaktır.
Kuramsal Yaklaşım:
Kimlik Temelli Yakınlaşmadan İşlevsel Bütünleşmeye
Araştırmada
tek bir bütünleşme kuramının açıklayıcı çerçevesine bağlı kalınmayacaktır.
Bunun yerine, uluslararası ilişkiler ve bölgesel bütünleşme yazınındaki farklı
yaklaşımlardan yararlanılarak çok boyutlu bir çözümleme çerçevesi
oluşturulacaktır. Bu kapsamda üç kuramsal yaklaşım özellikle önemlidir:
Birincisi, yapılanmacı (inşacı) yaklaşımdır: Devletlerin ve toplumların ortak
kimlik, tarihsel deneyim, norm ve söylemler aracılığıyla yakınlaşabileceğini
açıklamaktadır. TDT'nin ortak Türk kimliği temelindeki kuruluş ve gelişim
sürecini değerlendirmek için bu yaklaşım yararlıdır. Ancak ortak kimliğin ortak
siyasal davranışa dönüşüp dönüşmediği ayrıca araştırılmalıdır.
İkincisi, işlevselci ve yeni işlevselci yaklaşımlardır:
Ekonomi, ulaştırma,
enerji, eğitim ve teknoloji gibi alanlarda geliştirilen iş birliğinin başka
alanlara yayılabileceği ve zamanla daha kapsamlı bütünleşme süreçleri
yaratabileceği düşüncesine dayanır. TDT'nin sektörel iş birliği programlarının
daha geniş bir bütünleşmeye dönüşme olasılığı bu çerçevede incelenebilir.
Üçüncüsü, hükümetler arası yaklaşımdır: Uluslararası örgütlerin gelişimini
üye devletlerin ulusal çıkarları, siyasal tercihleri ve hükümetler arasındaki
pazarlık süreçleri üzerinden açıklar. TDT'nin egemenlik merkezli kurumsal
yapısını ve ortak kararların üye devletlerin siyasal iradesine bağlı oluşunu
değerlendirmek bakımından önemlidir.
Bu üç
yaklaşım birbirinin seçeneği olarak değil, farklı açıklama düzeylerini
tamamlayan araçlar olarak kullanılacaktır.
Araştırmanın
Kavramsal Modeli
Yukarıdaki
kavram ve kuramsal yaklaşımlar doğrultusunda araştırmanın temel çözümleme
modeli şu ilişkiye dayanmaktadır:
TDT'de bütünleşme kapasitesini
belirleyen değişkenler:
Başlangıç zemini: Ortak tarih,
kültür, dil ve kimlik yakınlığı
Bütünleşme koşulları: Toplumsal yapı
· Ekonomik kapasite · Siyasal uyum · Karşılıklı güven · Jeopolitik özerklik

Kurumsal mekanizma: Ortak karar alma
· Kaynak oluşturma · Eş Güdüm · Uygulama ve izleme

Olası sonuç: Diplomatik yakınlaşma,
İşlevsel iş birliği, Ekonomik ve siyasal bütünleşme
Bu modelde
ortak kimlik bütünleşme sürecinin başlangıç zemini olarak kabul edilmektedir.
Ancak bu zeminin işlevsel sonuçlara dönüşmesi üye devletlerin iç yapıları,
ekonomik ve siyasal kapasiteleri, karşılıklı güven düzeyleri ve örgütün
kurumsal mekanizmaları tarafından belirlenmektedir. Modelin önemli bir özelliği
bütünleşmeyi kaçınılmaz ve tek yönlü bir süreç olarak görmemesidir. Ortak
kimlik güçlü olsa bile diğer koşullar yeterince gelişmemişse bütünleşme sınırlı
kalabilir. Buna karşılık, kimlik yakınlığının sınırlı olduğu durumlarda dahi
ortak çıkarlar ve güçlü kurumsal mekanizmalar belirli alanlarda etkili iş
birliği sağlayabilir. Bu bölümün araştırmaya kazandırdığı temel önerme şudur:
TDT'nin geleceğini belirleyecek olan yalnızca ortak Türk kimliğinin gücü değil,
bu kimliğin farklı ulusal çıkarları ve yapısal koşulları ortak ve uygulanabilir
siyasalara dönüştürme kapasitesidir.
TDT ÜYESİ
DEVLETLERİN İÇ YAPILARI VE BÜTÜNLEŞME KAPASİTELERİ
Türk
Devletleri Teşkilatı'nın geleceğini değerlendirebilmek için yalnızca örgütün
kurumsal yapısını incelemek yeterli değildir. Üye devletlerin kendi toplumsal,
ekonomik ve siyasal yapıları ile bu yapıların ortak hareket etme kapasitesine
etkileri de araştırılmalıdır. Bu bölümde beş tam üye olan Türkiye, Azerbaycan,
Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan aynı temel ölçütler üzerinden
karşılaştırılacaktır. Amaç ülkeleri gelişmişlik veya siyasal başarı bakımından
sıralamak değil, aralarındaki benzerlik ve farklılıkların bölgesel bütünleşmeye
ne tür olanaklar ve sınırlılıklar getirdiğini ortaya koymaktır. Burada önemli
bir yöntemsel uyarı yapmak gerekir: Üye ülkelerin etnik bileşimleri, siyasal
sistemleri veya ekonomik yapıları hakkındaki genel nitelendirmeler, güncel ve
karşılaştırılabilir verilerle desteklenmelidir. Bu nedenle aşağıdaki
değerlendirme ülke bazında kesin hükümler vermekten çok araştırmanın görgül
inceleme çerçevesini kurmaktadır.
Toplumsal
Yapı, Etnik Çeşitlilik ve Ulusal Kimlik
TDT
üyelerinin ortak Türk kimliği örgütün siyasal ve kültürel yakınlaşma söyleminin
temel unsurlarından biridir. Bununla birlikte, üye devletlerin toplumları
etnik, dilsel, dinsel ve kültürel bakımdan aynı özellikleri taşımamaktadır. Özellikle
Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanan Orta Asya
devletlerinde Sovyet döneminden devralınan nüfus hareketleri, yerleşim siyasaları,
eğitim sistemi ve yönetsel yapılanma toplumsal bileşimin şekillenmesinde etkili
olmuştur. Rus nüfusun ve Rusçanın bazı ülkelerdeki tarihsel ve güncel konumu da
bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bu durum, ortak Türk kimliğinin önemsiz
olduğu anlamına gelmez. Ancak söz konusu kimliğin her üye devletin kendi ulusal
kimlik anlayışıyla nasıl ilişkilendirildiği önemlidir. Bir ülkede Türk kimliği
ulusal kimliğin özeksel unsurlarından biri olarak kabul edilirken başka bir
ülkede daha geniş ve çok etnik unsurlu bir vatandaşlık anlayışı içinde
yorumlanabilir. Bu nedenle çözümlemede üç ayrı konuya odaklanılacaktır: Üye
devletlerin etnik ve dilsel bileşimleri, ulusal kimliğin anayasal ve siyasal
belgelerde nasıl tanımlandığı ve Türk kimliği ile yurttaşlık temelli ulusal
kimlik arasındaki ilişkinin niteliği.
Temel
çözümleme sorusu:
Ortak Türk kimliği üye devletlerin farklı toplumsal bileşimlerini kapsayan bir
bölgesel ait olma duygusu oluşturabilmekte midir, yoksa daha çok tarihsel ve
kültürel yakınlaşma düzeyinde mi kalmaktadır? Bu sorunun yanıtı etnik
homojenliği bütünleşmenin zorunlu koşulu olarak kabul etmeyen kapsayıcı bir
yaklaşımla aranmalıdır. Uluslararası iş birliği için toplumların aynı etnik
kökenden gelmesi gerekmez. Önemli olan farklılıkların ortak siyasal ve kurumsal
hedeflerle bağdaştırılabilmesidir.
Ekonomik
Yapı, Gelişmişlik Farklılıkları ve Karşılıklı Bağımlılık
TDT'nin
bütünleşme kapasitesini etkileyen ikinci temel değişken üye devletlerin
ekonomik yapıları ve gelişmişlik düzeyleri arasındaki farklılıklardır. Ortak
tarih ve kültür siyasal yakınlaşmayı kolaylaştırabilir. Ancak ekonomik
bütünleşme, yalnızca bu yakınlığa değil, üretim kapasitelerinin birbirini
tamamlamasına, ulaştırma ve enerji altyapısının gelişmişliğine, sermaye
hareketlerine, ticaret hacmine ve ekonomik ilişkilerin sürekliliğine bağlıdır. TDT
üyeleri bu bakımdan homojen bir ekonomik yapı sergilememektedir. Türkiye'nin
sanayi, hizmetler, ticaret ve üretim kapasitesi ile Orta Asya ülkelerinin
ekonomik yapıları arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır. Azerbaycan'ın
enerji kaynaklarına dayalı ekonomik konumu, Kazakistan'ın doğal kaynaklar ve
geniş coğrafi alan üzerinden şekillenen ekonomik yapısı, Özbekistan'ın nüfus ve
üretim kapasitesi ile Kırgızistan'ın daha sınırlı ekonomik ölçeği
karşılaştırmada ayrı ayrı ele alınması gereken özelliklerdir. Bu farklılıklar,
yalnızca ekonomik büyüklük bakımından değil, ekonomik bütünleşmenin hangi
alanlarda ve hangi koşullarda geliştirilebileceği bakımından da önem
taşımaktadır.
Birinci
sorun - Ekonomik ölçek ve kapasite farklılıkları: Üye devletlerin nüfusları, ulusal
gelirleri, kişi başına düşen gelirleri, sanayi üretimleri ve ihracat yapıları
birbirinden farklıdır. Bu durum, ortak ekonomik siyasaların oluşturulmasında
öncelik farklılıkları yaratabilir. Örneğin enerji ihracatçısı bir ülkenin
öncelikleri ile enerji ithalatına, sanayi üretimine veya tarımsal ihracata
ağırlık veren bir ülkenin öncelikleri aynı olmayabilir. Dolayısıyla ortak
ekonomik çıkarların belirlenmesi yalnızca ticaretin artırılması hedefinden daha
kapsamlı bir değerlendirmeyi gerektirir.
İkinci
sorun - Ekonomik yapıların tamamlayıcılığı: Ekonomik bütünleşme bakımından ülkelerin birbirleriyle
ticaret yapmaları kadar ekonomik yapılarının birbirini tamamlaması da
önemlidir. Üretim zincirlerinin oluşturulması, ortak yatırım projeleri,
lojistik ağları ve teknoloji iş birliği ekonomik ilişkilerin derinleşmesine
katkıda bulunabilir. Bu noktada araştırılması gereken nokta TDT üyeleri
arasındaki ekonomik ilişkilerin ağırlıklı olarak ham madde, enerji ve
geleneksel ticaret üzerinden mi geliştiği, yoksa sanayi, teknoloji, hizmetler
ve ortak üretim alanlarına doğru genişleyip genişlemediğidir.
Üçüncü
sorun - Dış ekonomik bağımlılık: Üye devletlerin ekonomik ilişkileri yalnızca kendi aralarında
şekillenmemektedir. Rusya, Çin, Avrupa Birliği ve diğer uluslararası ekonomik
aktörlerle ilişkiler her ülkenin dış ticaret, yatırım, finansman ve ulaştırma
tercihlerini etkilemektedir. Bu nedenle TDT içindeki ekonomik iş birliği, örgüt
üyelerinin birbirleriyle kurdukları ilişkiler kadar örgüt dışındaki ekonomik
bağlantılarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle Çin'in Orta Asya'daki
ticaret, yatırım ve altyapı projeleri ile Rusya'nın tarihsel ekonomik ve
ulaştırma bağlantıları bölgesel ekonomik ilişkilerin yapısını etkileyen önemli
değişkenlerdir. Bununla birlikte bu ilişkilerin bütün üye ülkeler üzerindeki
etkisi aynı değildir.
Dördüncü
sorun - Ortak ekonomik alan oluşturma kapasitesi: TDT'nin ekonomik bütünleşme
bakımından başarısı üye devletler arasındaki ticaret hacminin artmasıyla
sınırlı tutulmamalıdır. Gümrük işlemlerinin kolaylaştırılması, teknik ölçünlerin
uyumlaştırılması, ulaştırma koridorlarının etkili kılınması, yatırımların
korunması ve finansman mekanizmalarının geliştirilmesi de dikkate alınmalıdır. Bu
çerçevede Türk Yatırım Fonu gibi kurumsal girişimlerin yalnızca kuruluşu değil,
sermaye büyüklüğü, kaynak oluşturma kapasitesi, finansmanını sağladığı projeler
ve üye ülkeler arasındaki ekonomik bağlantılara katkısı da incelenmelidir.
Temel
çözümleme sorusu:
TDT üyelerinin ekonomik yapıları karşılıklı bağımlılığı artıracak ve ortak
üretim alanları oluşturacak ölçüde birbirini tamamlamakta mıdır, yoksa ekonomik
ölçek, gelişmişlik ve dış bağımlılık farklılıkları bütünleşmenin derinleşmesini
sınırlamakta mıdır? Bu sorunun yanıtlanabilmesi için karşılaştırmalı olarak şu
göstergeler kullanılacaktır:
|
Çizelge 2:
Göstergeler ve
İşlevleri
|
|
Ekonomik gösterge
|
Araştırmadaki işlevi
|
|
Kişi başına ulusal gelir
|
Ülkeler arasındaki gelişmişlik farklarını belirlemek
|
|
Gayrisafi yurt içi hasıla
|
Ekonomik ölçekleri karşılaştırmak
|
|
Sanayi ve hizmetlerin ulusal gelir içindeki payı
|
Üretim yapısını değerlendirmek
|
|
Dış ticaretin ülkelere ve ürünlere göre dağılımı
|
Ticaret ilişkilerinin niteliğini belirlemek
|
|
Karşılıklı doğrudan yatırımlar
|
Ekonomik bağımlılık ve sermaye hareketlerini
incelemek
|
|
Enerji üretimi ve tüketimi
|
Enerji alanındaki tamamlayıcılık ve bağımlılığı
değerlendirmek
|
|
Ulaştırma ve lojistik altyapısı
|
Bölgesel ekonomik bağlantıların uygulanabilirliğini
ölçmek
|
Burada
özellikle bir noktayı vurgulamak gerekir: Ekonomik gelişmişlik farklılıkları
bütünleşmenin önünde kendiliğinden ve aşılması olanaksız engeller oluşturmaz.
Avrupa Birliği'nin genişleme ve uyum deneyimi ekonomik gelişmişlik farklarının
kurumsal ve mali araçlarla belirli ölçülerde yönetilebileceğini göstermektedir.
Ancak bunun için kaynak aktarımı, ortak ölçünler, kurumsal uyum ve uzun vadeli
siyasal irade gerekir. TDT açısından asıl sorun bu farklılıkların varlığından
çok bunları yönetebilecek ortak ekonomik mekanizmaların ne ölçüde
geliştirilebildiğidir.
Siyasal Sistemler,
Yönetim Yapıları ve Ortak Karar Alma Kapasitesi
Üye
devletlerin siyasal sistemleri ve yönetim anlayışları TDT'nin bütünleşme
kapasitesini etkileyen bir başka temel değişkendir. Uluslararası örgütlerin
işleyişinde hükümetlerin siyasal tercihleri, karar alma süreçleri ve ulusal
çıkar tanımları belirleyici rol oynar. Bu nedenle üye devletlerin siyasal
sistemleri arasındaki benzerlikler kadar farklılıkların da incelenmesi gerekir.
TDT üyelerinin siyasal yapıları, devlet-toplum ilişkileri, yürütme organlarının
konumu, siyasal katılım kanalları, bürokratik yapılanmaları ve dış siyasa
kararlarının oluşturulma biçimleri bakımından aynı özellikleri taşımamaktadır. Burada
iki farklı konu birbirinden ayrılmalıdır:
Yönetim sistemlerinin benzerliği: Devletlerin siyasal karar alma ve
yönetim mekanizmalarının birbirine ne ölçüde benzediği.
Ortak siyasa üretme iradesi: Farklı yönetim sistemlerine sahip
devletlerin belirli konularda ortak çıkar tanımlayabilme ve birlikte hareket
edebilme yeteneği.
İkinci
unsur, bütünleşme bakımından daha doğrudan önem taşımaktadır. Çünkü siyasal
sistemleri birbirinden farklı devletler de ortak çıkarlar doğrultusunda etkili
iş birliği geliştirebilirler. Bununla birlikte, karar alma süreçlerinin
kişiselleşmesi, kurumsal sürekliliğin sınırlı olması veya dış siyasa
tercihlerinin dar bir yürütme çevresinde belirlenmesi ortak kararların
uygulanmasını ve uzun vadeli kurumsal ilişkilerin geliştirilmesini
etkileyebilir. Bu olasılıkların her üye devlet bakımından ayrı ayrı incelenmesi
gerekir.
Temel
çözümleme sorusu:
TDT üyelerinin siyasal sistemleri ve yönetim yapıları ortak kararların
alınmasını ve uygulanmasını kolaylaştıran bir yakınlık mı yaratmaktadır, yoksa
ulusal siyasal önceliklerin farklılaşması ortak siyasa üretimini sınırlamakta
mıdır?
Bu başlık
altında özellikle şu konular incelenecektir: Devlet yönetiminde yürütme
organının konumu ve karar alma yetkileri, siyasal kurumların sürekliliği ve
bürokratik kapasite, dış siyasa ve güvenlik kararlarının oluşturulma biçimi, ulusal
çıkarların tanımlanması ve önceliklendirilmesi ve üye devletlerin ortak
kararları ulusal mevzuat ve siyasalara aktarma kapasiteleri. Bu çözümlemede
siyasal sistemlerin demokratik niteliği ile bölgesel bütünleşme kapasitesi
arasında otomatik bir neden-sonuç ilişkisi kurulmayacaktır. Bunun yerine,
siyasal kurumların niteliğinin ortak karar alma, hesap verebilirlik, kurumsal
süreklilik ve uygulama süreçlerine etkisi araştırılacaktır.
Önemli
bir ara sonuç:
TDT'nin ortak siyasal söylemi ile üyelerin uygulamadaki siyasal tercihleri
arasındaki uyum örgütün geleceği bakımından belirleyici bir araştırma
konusudur. Ortak bildirilerde ifade edilen hedeflerin ulusal siyasa
tercihlerinde ve uygulamada ne ölçüde karşılık bulduğu ayrıca incelenmelidir.
TDT
SEKRETERYASININ BÜTÇESİ: HUKUKSAL VE MALİ ÇERÇEVE
İlk aşamada
TDT Sekretaryasının bütçesi ile TDT çatısı altında çalışan diğer kuruluşların
bütçelerini birbirinden ayırmak gerekiyor. TÜRKSOY, Türk Akademisi, Türk Kültür
ve Miras Vakfı ve Türk Yatırım Fonu gibi kuruluşların ayrı kurumsal ve mali
yapıları bulunmaktadır. Bunların bütçelerini Sekretarya bütçesine ekleyerek
TDT'nin toplam bütçesi gibi sunmak yanıltıcı olur. Erişilebilen belgelerden şu
gelişmeler saptanabilmektedir:
Sekretaryanın mali işleyişine ilişkin temel düzenleme 23
Ağustos 2012'de Bişkek'te imzalanan Türk Dili Konuşan Ülkeler İş Birliği
Konseyi Sekretaryasının Mali Kurallarına İlişkin Anlaşmadır. Örgütün adının
2021'de değiştirilmesinin ardından bu anlaşmanın adı da TDT'ye uyarlanmıştır.
2023 yılında yapılan protokol değişikliği bu ad uyarlamasını hukuksal metne
taşımıştır.
Üye devletlerin zorunlu katkı paylarının ölçeğine ilişkin
ayrıca bir protokol imzalanmıştır. Bu protokol 2021 yılında Dışişleri Bakanları
Konseyi toplantısında imzalanan belgeler arasındadır.
7 Ekim 2025 tarihli Dışişleri Bakanları Konseyi toplantısında
2026 yılı Sekretarya bütçesi ve 2024 yılı mali raporu onaylanmıştır. Ancak bu
toplantıya ilişkin kamuya açık haberde bütçenin toplam tutarı, gelir
kaynaklarının miktarları ve harcama dağılımı açıklanmamıştır.
Bu son nokta
özellikle önemlidir: Bütçenin onaylandığını biliyoruz fakat onaylanan bütçenin
parasal büyüklüğünü ve ayrıntılı cetvellerini henüz doğrulayabilmiş değiliz. Bu
nedenle araştırmada bir bütçe rakamı kestirmek veya başka bir kuruluşun
bütçesini TDT bütçesi olarak göstermek doğru olmayacaktır.
Gelir
Kaynakları ve Üye Devletlerin Mali Katkıları
TDT
Sekretaryasının mali yapısında temel unsurun üye devletlerin zorunlu katkıları
olduğu anlaşılmaktadır. Katkıların hangi esaslara göre belirlendiği ve yıllık
ödemelerin nasıl gerçekleştirildiği Sekretaryanın Mali Esaslarına İlişkin
Anlaşma ve bu anlaşmaya bağlı protokoller çerçevesinde düzenlenmiştir. 2021
yılında üye devletlerin zorunlu katkı paylarının ölçeğine ilişkin ayrı bir
protokol imzalanmış olması mali yükümlülüklerin kurumsal bir düzenlemeye
bağlandığını göstermektedir. Ancak protokolün imzalanmış olması ile katkıların
hangi tutarlarda tahsil edildiği birbirinden farklı konulardır. Bu çerçevede
gelir kaynaklarını şu başlıklar altında incelemek gerekir:
Üye devletlerin zorunlu katkıları: Sekretarya bütçesinin temel ve
düzenli finansman kaynağı.
Gönüllü katkılar: Üye devletlerin belirli etkinlik veya projeler için
sağlayabilecekleri ek kaynaklar.
Proje ve etkinlik destekleri: Üye devletlerin ilgili kamu
kurumları veya diğer kuruluşları aracılığıyla belirli etkinliklere sağladıkları
destekler.
Diğer kaynaklar: Varsa uluslararası kuruluşlar ve iş birliği ortaklarından
sağlanan proje destekleri.
Burada bir
ayrımın altını çizmek gerekiyor: Bir üye devletin TDT'nin belirli bir projesini
kendi bütçesinden finanse etmesi bu tutarın mutlaka Sekretaryanın genel
bütçesine gelir olarak kaydedildiği anlamına gelmez. Bu nedenle genel bütçe
gelirleri ile proje bazında sağlanan kaynaklar ayrı izlenmelidir.
Gider
Kalemleri ve Harcamaların Niteliği
Sekretaryanın
giderlerini değerlendirirken bütçenin yalnızca yönetsel işleyişin mi finansmanını
sağladığı, yoksa üye devletler arasında somut iş birliği projeleri geliştirmek
için de önemli kaynaklar mı sağladığı sorusu üzerinde durulmalıdır. Bu amaçla
giderlerin aşağıdaki kategoriler üzerinden incelenmesi uygun olacaktır:
|
Çizelge 3:
Giderler
|
|
Personel giderleri
|
Genel Sekreterlik, uzman personel, yönetsel ve
teknik personel
|
|
Yönetim giderleri
|
Sekretarya binası, işletme, iletişim, donanım ve
hizmet alımları
|
|
Diplomatik ve kurumsal etkinlikler
|
Zirveler, bakanlar toplantıları, komite toplantıları
ve temsil giderleri
|
|
Araştırma ve eş güdüm
|
Raporlar, uzmanlık çalışmaları, çalışma grupları ve
kurumsal eş güdüm
|
|
Proje ve program giderleri
|
Eğitim, kültür, bilim, ulaştırma, ticaret ve diğer
ortak etkinlikler
|
|
Seyahat ve temsil
|
Ziyaretler, toplantılara katılım ve uluslararası
temsil
|
Bütçenin
Büyüklüğü: Tarihsel Bir Karşılaştırma Olanağı
TDT
Sekretaryasının bütçesine ilişkin ulaşılabilen eski bir veri 2014 yılına
aittir. Kazakistan'daki 2014 tarihli bir haber o yıl Sekretaryanın toplam
bütçesini 3 milyon 40 bin ABD doları olarak vermektedir. Bu rakam dönemin Türk
Konseyi Sekretaryasına aittir ve günümüzdeki TDT bütçesini göstermez. Bu tarihsel veri, bütçenin zaman içindeki
gelişimini araştırmak için başlangıç noktası olabilir. Ancak 2014 bütçesi ile
2026 bütçesini doğrudan karşılaştırabilmek için aradaki yılların bütçe
tutarları, kurumsal kapsam değişiklikleri ve satın alma gücü farklılıkları da
dikkate alınmalıdır. Şu aşamada 2026 bütçesinin onaylandığı bilinmekle birlikte
toplam tutarını ve gider dağılımını gösteren bir bütçe cetveline ulaşılmış
değildir. Aynı şekilde 2024 mali raporunun onaylandığı bilgisi de raporun
ayrıntılı içeriğinin kamuya açık olduğu anlamına gelmemektedir.
Mali
Denetim ve Hesap Verebilirlik
Bütçenin
büyüklüğü kadar mali kaynakların nasıl denetlendiği de önemlidir. Bu bağlamda
araştırmada şu sorulara yanıt aranmalıdır: Bütçe taslağını hangi organ
hazırlamakta ve hangi organ onaylamaktadır? Yıllık bütçe uygulamasının sorumluluğu hangi
kurumsal makamdadır? Harcamalar iç veya dış denetime tabi midir? Mali raporlar
hangi aralıklarla hazırlanmakta ve üye devletlere sunulmaktadır? Mali
raporların kamuoyuna açıklanması konusunda bir yükümlülük veya yerleşik
uygulama bulunmakta mıdır? Üye devletlerin katkılarını zamanında ödememeleri
durumunda uygulanacak bir yaptırım veya giderim mekanizması var mıdır? Özellikle
son iki soru örgütün mali özerkliği ve hesap verebilirliği bakımından
önemlidir. Mali raporların üye devletlerin ilgili organlarında görüşülmesi tek
başına kamuoyuna karşı saydamlık sağlandığını göstermemektedir. Uluslararası
örgütlerde mali denetimin kurumsal niteliği ile bütçe bilgilerinin kamuya
açıklanması farklı konulardır. Dolayısıyla TDT'nin mali yapısı incelenirken
yalnızca bütçenin onaylanma süreci değil, bütçe belgelerine erişim ve denetim
sonuçlarının açıklanması da değerlendirilmelidir.
Mali
Kapasite ve Kurumsal Bağımsızlık İlişkisi
Bütçe
incelemesinin araştırmamız bakımından en önemli yönü, mali kaynakların TDT'nin
kurumsal bağımsızlığı ve uygulama kapasitesi üzerindeki etkisidir. Üye
devletlerin zorunlu katkılarıyla finanse edilen bir sekretarya uluslararası
örgütlerin olağan bir mali yapılanmasına sahiptir. Bu durum tek başına kurumsal
bağımsızlık eksikliği anlamına gelmez. Bununla birlikte, örgütün mali
kaynaklarının üye devletlerin katkılarına ne ölçüde bağımlı olduğu, katkıların
zamanında ödenip ödenmediği ve kaynakların dağılımında ülkeler arasında
belirgin farklılık bulunup bulunmadığı önemlidir. Bu bakımdan üç ayrı
kapasiteyi birbirinden ayırmak gerekir:
Mali yeterlilik: Sekretaryanın temel kurumsal etkinliklerini sürdürebilecek
kaynaklara sahip olması.
Mali özerklik: Örgütün etkinliklerini yalnızca belirli bir üye devletin
mali desteğine bağımlı olmadan yürütebilmesi.
Program finansmanı kapasitesi: Üye devletler arasında ortak
projeler geliştirebilmesi ve bu projelerin uygulanmasının finansmanını
sağlaması.
TDT'nin
gelecekteki bütünleşme kapasitesi bakımından üçüncü unsur özellikle önemlidir.
Çünkü ortak hedeflerin açıklanması bu hedefleri gerçekleştirecek mali
kaynakların oluşturulmadığı durumda sınırlı sonuç verebilir. Bu nedenle TDT'nin
bütçesi yalnızca bir yönetsel harcama belgesi olarak değil, örgütün siyasal ve
ekonomik hedeflerini gerçekleştirme kapasitesinin göstergesi olarak
değerlendirilmelidir.
TDT
Bütçesi ile İlişkili Kuruluşların Mali Yapılarının Ayrılması
Araştırmada
ayrıca TDT Sekretaryası bütçesi ile örgütün ilişkili kuruluşlarının bütçeleri
birbirine karıştırılmamalıdır. Örneğin TÜRKSOY kendi açıklamasında bütçesinin
üye ülkelerin kültür bakanlıklarının katkılarından oluştuğunu, bazı
etkinliklerin ise yerel yönetimler, üniversiteler ve sivil toplum
kuruluşlarının sağladığı ek kaynaklarla finansmanının sağlandığını
belirtmektedir. Benzer biçimde Türk Kültür ve Miras Vakfının mali kuralları
zorunlu katkıların yanı sıra bağış, hibe ve gönüllü katkıları da öngörmektedir.
Bu düzenleme TDT Sekretaryasının bütçe sistemiyle aynı mali yapıya sahip olduğu
anlamına gelmez. Bu ayrım, TDT çatısı altında yürütülen etkinliklerin toplam
mali hacmini hesaplamak istiyorsak ayrıca önem taşır. Böyle bir hesaplama için
her kuruluşun bütçesi ayrı ayrı belirlenmeli, ortak projelerdeki yinelenen
finansmanlar ayıklanmalı ve yalnızca doğrulanabilen tutarlar bir araya
getirilmelidir.
Ara
Değerlendirme
Erişilebilen
belgeler TDT Sekretaryasının mali işleyişinin hukuksal bir çerçeveye
bağlandığını, üye devletlerin zorunlu katkılarına dayalı bir finansman
sisteminin bulunduğunu ve 2026 bütçesi ile 2024 mali raporunun onaylandığını
göstermektedir. Bununla birlikte, bütçenin güncel toplam büyüklüğü, ülke
bazında katkı tutarları, tahsilat düzeyi ve harcama dağılımı konusunda kamuya
açık kaynaklardan yeterli sayısal bilgi elde edilememiştir. Bu durumdan
hareketle TDT'nin mali kapasitesinin yetersiz olduğu sonucuna varılamaz. Ancak
mali kapasitenin niceliksel ve niteliksel olarak değerlendirilebilmesi için
bütçe ve mali raporların ayrıntılı biçimde incelenmesi gerekmektedir. Araştırmanın
bu aşamasında ortaya çıkan temel soru şudur: TDT'nin mevcut mali yapısı üye
devletler arasındaki diplomatik ve kültürel ilişkileri sürdürmeye mi ağırlık
vermektedir, yoksa ekonomik ve siyasal bütünleşmeyi destekleyecek ölçekte ortak
programlar geliştirmeye de yeterli kaynak sağlayabilmekte midir?
DİL,
İLETİŞİM ve KÜLTÜREL ETKİLEŞİM KAPASİTESİ
Türk
Devletleri Teşkilatı'nın kuruluşunda ve gelişiminde ortak dil ve kültür
unsurları önemli bir yer tutmaktadır. Bununla birlikte, ortak dil kökenlerinin
bulunması üye devletler arasında kendiliğinden etkili bir iletişim ortamı
oluştuğu anlamına gelmemektedir. Dil, yalnızca kültürel kimliğin bir unsuru
değildir. Aynı zamanda diplomatik ilişkilerin, bürokratik eş güdümün, ekonomik etkinliklerin,
bilimsel iş birliğinin ve toplumsal etkileşimin temel araçlarından biridir. Bu
nedenle TDT üyeleri arasındaki dil ilişkileri bütünleşme kapasitesinin önemli
bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir.
Ortak Dil
Kökeni ve Karşılıklı Anlaşılabilirlik
TDT
üyelerinin dilleri Türk dilleri ailesi içinde yer almakla birlikte aralarında
ses, sözcük, dil bilgisi ve yazı sistemi bakımından farklılıklar bulunmaktadır.
Bu farklılıkların derecesi de ülkeden ülkeye ve dil çiftine göre değişmektedir.
Dolayısıyla ortak dil ailesine mensup olmak ile günlük, akademik, ticari ve
bürokratik iletişimde doğrudan anlaşabilmek aynı şey değildir. Bu durum,
örgütün ortak dil siyasalarının yalnızca simgesel ve kültürel etkinliklerle
sınırlı kalmaması gerektiğini göstermektedir. Ortak terminoloji geliştirilmesi,
dil öğretiminin desteklenmesi, akademik yayınların karşılıklı erişilebilir duruma
getirilmesi ve belgelerin farklı Türk dillerine aktarılması, iletişim
kapasitesini geliştirebilecek araçlardır. Burada özellikle şu soruya yanıt
aranmalıdır: TDT üyeleri arasındaki dil yakınlığı ortak bir iletişim alanı
oluşturmak için yeterli midir, yoksa bu yakınlığın işlevsel bir iletişim
aracına dönüşmesi için kurumsal ve eğitsel düzenlemelere gereksinme var mıdır?
Rusçanın
Tarihsel ve Güncel Konumu
TDT'nin Orta
Asyalı üyelerinin bir bölümü Sovyetler Birliği döneminden devralınan dilsel ve
kurumsal mirasın etkisini sürdürmektedir. Rusça, bazı ülkelerde eğitim, bilim,
ticaret, bürokrasi ve ülkeler arası iletişim bakımından önemini korumaktadır. Bu
durumun iki yönü bulunmaktadır. Birincisi, Rusça, Türk dilleri arasındaki
farklılıkların iletişim bakımından yarattığı güçlükleri azaltan ortak bir
iletişim aracı işlevi görebilmektedir. Bu, özellikle farklı Türk dillerini
konuşan bürokratlar, akademisyenler ve iş çevreleri açısından önem taşıyabilir.
İkincisi, Rusçanın bu konumu, TDT'nin kendi üyeleri arasında ortak Türk dilleri
temelinde daha doğrudan bir iletişim alanı oluşturma hedefinin önünde belirli
bir sınırlılık yaratabilir. Ancak Rusçanın kullanımını yalnızca bütünleşmeye
engel olarak değerlendirmek doğru değildir. Bu dilin güncel işlevi, ülkelerin
nüfus yapıları, eğitim siyasaları, kuşak farklılıkları ve ekonomik ilişkileri
dikkate alınarak incelenmelidir.
Yazı
Sistemleri ve İletişim Altyapısı
Dilsel
yakınlığın yanında yazı sistemleri de iletişim açısından önem taşımaktadır.
Türk devletlerinin bağımsızlık sonrasında alfabe ve yazı sistemi konusunda
izledikleri siyasalar aynı yönde ve aynı hızda gelişmemiştir. Latin alfabesinin
kullanımının yaygınlaştırılması ortak bir yazı ve terminoloji alanının
oluşturulması bakımından kolaylaştırıcı bir unsur olabilir. Bununla birlikte,
alfabe değişikliği tek başına dilsel bütünleşmeyi sağlamaz. Eğitim
materyallerinin hazırlanması, bilimsel yayınların aktarılması, sayısal
içeriklerin uyumlaştırılması ve teknik terminolojinin geliştirilmesi de
gereklidir. Bu nedenle araştırmada alfabe siyasaları yalnızca kültürel
tercihler olarak değil, ortak bilgi ve iletişim altyapısının oluşturulması
bakımından da değerlendirilecektir.
Eğitim,
Bilim ve Toplumsal Etkileşim
Dilsel
yakınlığın kalıcı bir bütünleşme unsuruna dönüşmesi, devletler arasındaki resmî
ilişkilerin ötesinde toplumsal etkileşimin gelişmesine bağlıdır. Bu çerçevede
aşağıdaki alanlar önem taşımaktadır: Üniversiteler arasında öğrenci ve öğretim
üyesi değişim programları, ortak araştırma merkezleri ve bilimsel yayın etkinlikleri,
Türk dillerinde karşılıklı eğitim ve öğretim materyalleri, diplomasi ve kamu
yönetimi alanlarında ortak eğitim programları, gençlik, kültür ve sanat
alanlarında düzenli değişim programları ve sayısal iletişim, medya ve bilgi
paylaşım ağları. Bu etkinliklerin değerlendirilmesinde yalnızca programların
veya protokollerin sayısı yeterli değildir. Katılımcı sayıları, programların
sürekliliği, elde edilen sonuçlar ve ülkeler arasında oluşturulan kalıcı
ilişkiler de dikkate alınmalıdır. Örneğin bir öğrenci değişim programının
düzenlenmesi kurumsal iş birliğinin göstergesidir. Ancak bu programın sürekli duruma
gelmesi, katılımcıların ortak akademik ve mesleki ağlar oluşturması ve bu
ağların sonraki iş birliklerini desteklemesi daha ileri bir bütünleşme düzeyine
işaret eder.
İletişim
ve Ulaştırma Bağlantılarının İlişkisi
Dil ve
iletişim konusunu yalnızca kültürel yakınlık çerçevesinde ele almak eksik
kalacaktır. Çünkü ekonomik ve toplumsal etkileşim fiziksel ulaşım ve sayısal
bağlantı olanaklarıyla da doğrudan ilişkilidir. TDT üyelerinin coğrafi
konumları, aralarındaki uzaklıklar, ulaşım güzergâhları ve sınır geçişleri,
karşılıklı etkileşimin maliyetini ve sürekliliğini etkileyebilir. Bu nedenle
Orta Koridor gibi ulaştırma bağlantıları yalnızca ticari taşımacılık bakımından
değil, örgüt üyeleri arasındaki toplumsal ve kurumsal ilişkilerin
geliştirilmesi açısından da değerlendirilmelidir. Benzer biçimde sayısal
altyapı, elektronik ticaret, kamu hizmetleri ve bilgi paylaşımı alanlarında
geliştirilecek ortak ölçünler, coğrafi uzaklıkların yarattığı bazı
sınırlılıkları azaltabilir.
Ara
Değerlendirme
TDT üyeleri
arasındaki ortak dil kökeni ve kültürel yakınlık önemli bir iş birliği olanağı
oluşturmaktadır. Ancak bu olanağın diplomatik, ekonomik, akademik ve toplumsal
iletişime dönüşmesi için ortak dil ve iletişim siyasalarının geliştirilmesi
gerekmektedir. Rusçanın bazı üye ülkelerdeki tarihsel ve güncel işlevi Türk
dilleri arasındaki farklılıklar, yazı sistemi tercihleri ve eğitim siyasaları
bu sürecin değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken unsurlardır. Bu
çerçevede araştırmanın temel sorusu şudur: TDT ortak tarih ve dil yakınlığını simgesel
kültürel iş birliğinin ötesine taşıyarak üyeleri arasında sürekli, doğrudan ve
kurumsallaşmış bir iletişim alanı oluşturabilecek midir?
JEOPOLİTİK
ÇEVRE, DIŞ BAĞIMLILIKLAR VE STRATEJİK ÖZERKLİK
TDT'nin
bütünleşme kapasitesi yalnızca üye devletlerin kendi aralarındaki ilişkilerle
açıklanamaz. Örgütün etkinlik gösterdiği jeopolitik çevre ve üye devletlerin
bölgesel ve küresel güçlerle ilişkileri de bu kapasiteyi doğrudan
etkilemektedir. Özellikle Rusya ve Çin'in Orta Asya üzerindeki tarihsel,
ekonomik, siyasal ve güvenlik alanlarındaki etkileri TDT'nin gelişme olanakları
bakımından önem taşımaktadır. Bunun yanında Avrupa Birliği, ABD, İran, Pakistan
ve diğer bölgesel aktörlerle ilişkiler de üye devletlerin dış siyasa
tercihlerini şekillendirebilmektedir.
Rusya'nın
Tarihsel ve Stratejik Etkisi
Orta Asya
ülkelerinin önemli bir bölümü Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından
bağımsız devletler olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle Rusya ile ilişkileri
yalnızca güncel diplomatik veya ekonomik ilişkiler üzerinden değerlendirmek
yeterli değildir. Sovyet döneminden devralınan ulaşım altyapısı, ekonomik
bağlantılar, güvenlik ilişkileri, eğitim ve bürokratik yapılanma Rusya'nın
bölgedeki etkisinin tarihsel boyutunu oluşturmaktadır. Bununla birlikte
Rusya'nın etkisi bütün TDT üyeleri açısından aynı nitelikte değildir.
Türkiye'nin NATO üyeliği ve Batı ile kurumsal ilişkileri, Azerbaycan'ın Güney
Kafkasya'daki stratejik konumu, Orta Asya ülkelerinin Rusya ile ekonomik ve
güvenlik bağlantıları birbirinden farklı değerlendirmeler gerektirmektedir. Bu
nedenle araştırmada Rusya'nın etkisi tek biçimli bir bölgesel egemenlik
ilişkisi olarak değil, ülkelere göre farklılaşan ekonomik, siyasal ve güvenlik
bağlantıları üzerinden incelenecektir.
Temel
soru: Rusya'nın
bölgedeki tarihsel ve güncel etkisi TDT üyelerinin kendi aralarında daha
bağımsız bir bölgesel iş birliği geliştirmelerini hangi ölçüde sınırlamaktadır?
Çin'in
Ekonomik ve Stratejik Etkisi
Çin,
özellikle Orta Asya ülkeleri bakımından önemli bir ticaret, yatırım, finansman
ve altyapı ortağıdır. “Kuşak ve Yol Girişimi” kapsamında geliştirilen ulaştırma
ve lojistik bağlantıları bölgenin ekonomik ilişkilerinde önemli değişiklikler
yaratmıştır. Çin'in bölgedeki etkisi yalnızca ticaret hacmi üzerinden
değerlendirilmemelidir. Altyapı yatırımları, enerji bağlantıları, kredi
ilişkileri, teknoloji ve lojistik ağları da dikkate alınmalıdır. Bu ilişkiler,
TDT üyelerine ekonomik olanaklar sağlayabileceği gibi bazı alanlarda dış
finansman ve ticaret bağımlılıklarını da artırabilir. Burada temel sorun Çin
ile ekonomik iş birliği yapılmasının TDT bütünleşmesiyle çelişip çelişmediği
değildir. Asıl sorun üye devletlerin Çin ile ilişkilerini sürdürürken TDT
çerçevesinde ortak ekonomik çıkarlar ve projeler geliştirebilme kapasitesidir.
Avrupa
Birliği ve ABD'nin Bölgesel Konumu
Avrupa
Birliği ve ABD'nin Orta Asya ve Güney Kafkasya'ya yönelik siyasaları TDT
üyelerinin dış ilişkilerinde farklı fırsatlar ve sınırlılıklar yaratmaktadır. Avrupa
Birliği bakımından enerji güvenliği, ulaştırma koridorları, ticaret, yatırım,
kritik ham maddeler ve bölgesel bağlantısallık öne çıkan alanlardır. ABD
bakımından ise bölgesel güvenlik, enerji, ekonomik ilişkiler ve Rusya-Çin
etkisinin dengelenmesi gibi konular önem taşımaktadır. Ancak bu aktörlerin TDT
ile ilişkileri örgütün üyeleri üzerinde tek yönlü bir etki olarak
değerlendirilmemelidir. Üye devletler de farklı dış siyasa önceliklerine göre
bu ilişkilerden yararlanmaya çalışmaktadır. Bu çerçevede araştırılması gereken
konu TDT'nin Avrupa ve ABD ile ilişkilerinde ortak bir yaklaşım geliştirip
geliştiremediği ve bu ilişkilerin örgütün stratejik özerkliğine katkı sağlayıp
sağlamadığıdır.
Bölgesel
Güvenlik ve Dış Siyasa Öncelikleri
TDT
üyelerinin güvenlik algıları ve dış siyasa öncelikleri de birbirinden
farklıdır. Türkiye'nin güvenlik gündemi, NATO üyeliği, Karadeniz, Doğu Akdeniz,
Orta Doğu ve Kafkasya'daki gelişmelerle şekillenmektedir. Azerbaycan'ın
öncelikleri Güney Kafkasya, Ermenistan ile ilişkiler ve enerji güvenliği
çevresinde yoğunlaşmaktadır. Orta Asya ülkelerinin güvenlik gündemlerinde ise
sınır güvenliği, Afganistan, bölgesel kararlılık, su kaynakları ve büyük
güçlerle ilişkiler önemli yer tutmaktadır. Bu farklılıklar TDT'nin ortak
güvenlik yaklaşımı geliştirmesini zorlaştırabilir. Bununla birlikte farklı
güvenlik öncelikleri, belirli alanlarda ortak çıkarların bulunmasına engel
değildir. Örneğin ulaştırma güvenliği, sınır aşan suçlarla mücadele, siber
güvenlik, afet yönetimi ve bölgesel kararlılık gibi konular üyelerin ortak
hareket edebilecekleri alanlar oluşturabilir.
Stratejik
Özerklik ve Ortak Dış Siyasa Kapasitesi
Stratejik
özerklik, bir devletin veya devletler topluluğunun dış siyasa, ekonomi ve
güvenlik alanlarında kararlarını yalnızca dış aktörlerin tercihleri
doğrultusunda belirlemek zorunda kalmadan oluşturabilme kapasitesidir. TDT
bakımından bu kavramın anlamı, üyelerin Rusya, Çin, Avrupa Birliği veya ABD ile
ilişkilerini kesmeleri değildir. Böyle bir beklenti hem gerçekçi değildir hem
de örgütün çok yönlü dış ilişkiler geliştirme olanaklarını daraltır. Burada
önemli olan üye devletlerin farklı dış ilişkilerini korurken belirli ortak
çıkar alanlarında birlikte hareket edebilmeleridir. Bu nedenle TDT'nin
stratejik özerkliği üç düzeyde incelenecektir: üye devletlerin dış ekonomik
bağımlılıklarını çeşitlendirebilme kapasitesi, bölgesel güvenlik ve ulaştırma
alanlarında ortak çıkar geliştirebilme yeteneği ve büyük güçler arasındaki
siyasal ve ekonomik dengeler karşısında ortak tutum oluşturabilme kapasitesi.
Araştırmanın
temel sorusu: TDT
üyelerinin farklı dış siyasa ilişkilerini ve jeopolitik bağımlılıklarını
koruyarak ortak çıkar alanlarında bağımsız bir bölgesel aktör durumuna
gelebilir mi?
Ara
Değerlendirme
TDT'nin
jeopolitik çevresi örgütün gelişimi açısından hem fırsatlar hem de
sınırlılıklar barındırmaktadır. Rusya'nın tarihsel ve güvenlik alanındaki
etkisi, Çin'in ekonomik ve altyapısal bağlantıları, Avrupa Birliği ve ABD'nin
bölgeye yönelik siyasaları, üye devletlerin dış siyasa tercihlerini farklı
biçimlerde etkilemektedir. Bu koşullarda TDT'nin başarısı üyelerinin mevcut dış
ilişkilerini terk etmelerine değil, farklılıklarına karşın ortak çıkarlar
geliştirebilmelerine bağlıdır. Bu nedenle örgütün geleceğini değerlendirirken
jeopolitik bağımlılık ile stratejik özerklik arasındaki ilişki temel çözümleme
konularından biri olarak ele alınmalıdır.
TÜRKİYE’NİN
TDT İÇİNDEKİ KONUMU: ÖNCÜLÜK, EŞİTLİK VE GÜVEN SORUNU
Türkiye,
Türk Devletleri Teşkilatının kuruluş sürecinde yer alan ve örgütün
kurumsallaşmasına siyasal, diplomatik ve ekonomik katkı sağlayan temel
üyelerden biridir. Bununla birlikte Türkiye'nin TDT içindeki konumu yalnızca
tarihsel ve kültürel yakınlık üzerinden açıklanamaz. Türkiye'nin nüfusu,
ekonomik ölçeği, askeri kapasitesi, diplomatik ilişkileri ve uluslararası
örgütlerdeki üyelikleri diğer üyelerle karşılaştırıldığında ona farklı bir
ağırlık kazandırmaktadır. Bu durum Türkiye'ye öncülük olanağı sağlarken aynı
zamanda örgüt içindeki eşitlik ve karşılıklı güven ilişkileri bakımından bazı
soruları da gündeme getirmektedir. Burada öncelikle iki farklı olguyu
birbirinden ayırmak gerekir: Türkiye'nin nesnel kapasitesi ile diğer üyelerin
Türkiye'nin bu kapasiteyi kullanma biçimine ilişkin algıları. Türkiye'nin
ekonomik, askeri ve diplomatik kapasitesinin diğer üyelerden farklı olması
gözlenebilir bir durumdur. Ancak bu farklılığın diğer üyeler tarafından nasıl
değerlendirildiği, Türkiye'nin örgüt içindeki rolünün nasıl algılandığı ve bu
algının ortak karar alma süreçlerine ne ölçüde yansıdığı ayrıca
araştırılmalıdır.
Türkiye'nin
Öncü Rolünün Olanakları
Türkiye'nin
TDT içindeki öncü rolü birkaç temel kaynağa dayanmaktadır:
Diplomatik kapasite: Türkiye'nin geniş diplomatik temsil ağı ve farklı bölgesel
örgütlerle kurduğu ilişkiler TDT'nin uluslararası görünürlüğünü artırabilecek
araçlardır.
Ekonomik kapasite: Türkiye'nin sanayi, hizmetler, ulaştırma, ticaret ve finans
alanlarındaki birikimi üye devletler arasında ekonomik ilişkilerin
geliştirilmesine katkıda bulunabilir.
Askeri ve güvenlik kapasitesi: Savunma sanayii, askeri eğitim ve
güvenlik iş birliği alanlarındaki olanaklar özellikle bölgesel güvenlik
konularında iş birliği zemini oluşturabilir.
Ulaştırma ve bağlantısallık: Türkiye'nin Avrupa, Kafkasya ve Orta
Asya arasında bir geçiş noktası olması ulaştırma koridorlarının ve ticaret
bağlantılarının geliştirilmesinde önem taşımaktadır.
Tarihsel ve kültürel ilişkiler: Ortak tarih, dil ve kültür unsurları
Türkiye'nin diğer üyelerle toplumsal ve kurumsal ilişkilerini geliştirmesine
yardımcı olabilir.
Ancak bu
kaynakların varlığı kendiliğinden bütünleşme yaratmaz. Türkiye'nin sahip olduğu
kapasitenin TDT'nin ortak kapasitesine dönüştürülebilmesi gerekir. Bunun için
ikili ilişkilerde elde edilen sonuçların çok taraflı kurumsal mekanizmalara
aktarılması ve ortak yarar üreten programlara dönüştürülmesi önemlidir.
Öncülük
ile Eşit Üyelik Arasındaki Gerilim
Uluslararası
örgütlerde kapasitesi daha yüksek olan üyelerin öncü rol üstlenmesi olağandır.
Bununla birlikte öncülük ile karar süreçlerini belirleme gücünün tek bir üyede
yoğunlaşması aynı şey değildir. TDT bakımından önemli olan Türkiye'nin öncü
rolünün diğer üyelerin eşit siyasal konumunu ve karar alma iradesini
zayıflatmadan kullanılabilmesidir. Bu noktada üç soru öne çıkmaktadır:
TDT'nin gündemini belirleyen öncelikler, bütün üyelerin ortak
değerlendirmeleri sonucunda mı oluşmaktadır?
Türkiye'nin ekonomik ve diplomatik kapasitesi diğer üyelerin
kurumsal ve ekonomik kapasitelerini geliştirecek biçimde mi kullanılmaktadır?
Ortak kararların hazırlanması, finansmanı ve uygulanması
süreçlerinde üyeler arasında gerçek bir katılım ve sorumluluk paylaşımı
bulunmakta mıdır?
Bu soruların
yanıtları Türkiye'nin örgütteki rolünün yalnızca öncü bir üyelik mi, yoksa
zaman içinde asimetrik bir siyasal ağırlık mı oluşturduğunu değerlendirmek
bakımından önemlidir.
Türkiye'nin
Siyasal Modeline İlişkin Algı ve Güven Sorunu
TDT'nin
geleceği bakımından üzerinde durulması gereken bir başka konu Türkiye'nin
siyasal ve yönetsel deneyiminin diğer üye devletler tarafından nasıl
değerlendirildiğidir. Türkiye'nin siyasal modelini, yönetim deneyimini veya
belirli siyasa tercihlerini diğer üyelere aktarmak istediği yönündeki bir
algının bulunup bulunmadığı araştırılmaya değer bir sorudur. Ancak bu konu
kanıtlanmış bir olgu gibi ele alınmamalıdır. Üye devletlerin egemenlik
anlayışları, siyasal rejimleri ve dış siyasa öncelikleri farklıdır. Dolayısıyla
Türkiye'nin önerdiği bir iş birliği girişiminin diğer üyelerce kabul edilmesi
veya benimsenmesi yalnızca kültürel yakınlıkla açıklanamaz. Her devlet kendi
siyasal özerkliğini, güvenlik önceliklerini ve dış ilişkilerini dikkate
alacaktır. Bu nedenle araştırmada şu ayrım yapılmalıdır: Türkiye'nin kendi
siyasal ve kurumsal deneyimini paylaşması, Türkiye'nin belirli siyasa
tercihlerini ortak gündeme taşıması ve diğer üyelerin bu tercihleri kendi
siyasal ve kurumsal yapılarına aktarmak zorunda olduklarını düşünmeleri. İlk
iki durum iş birliğinin olağan unsurları olabilir. Üçüncü durumun ortaya
çıkması ise egemenlik, güven ve eşitlik bakımından sorun yaratabilir.
Dolayısıyla Türkiye'nin öncülüğünün kabul edilebilirliği diğer üyelerin kendi
kararlarını özgürce oluşturabilmeleri ve ortak girişimlere eşit taraflar olarak
katılabilmeleriyle yakından ilişkilidir.
Türkiye'nin
Öncülüğünün Ortak Kapasiteye Dönüştürülmesi
Türkiye
açısından temel sorun TDT'deki ağırlığını artırmak değil, kendi kapasitesini
örgütün ortak kapasitesini geliştirecek biçimde kullanmaktır. Bu yaklaşım,
liderliği tek taraflı yönlendirme olarak değil, ortak yarar üretme ve kurumsal
kapasite geliştirme sorumluluğu olarak ele alır. Bu çerçevede özellikle dört
alan önem kazanmaktadır:
Ekonomik iş birliğinin dengelenmesi: Üyeler arasındaki gelişmişlik ve
üretim kapasitesi farklılıklarını azaltmaya yönelik ortak yatırım ve finansman
mekanizmalarının geliştirilmesi.
Kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi: Sekretaryanın, uzman kuruluşların ve
ortak programların yeterli mali ve teknik kaynaklarla desteklenmesi.
Eşit katılımın güvence altına alınması: Gündem belirleme, karar hazırlama ve
uygulama süreçlerinde bütün üyelerin etkin katılımının sağlanması.
Siyasal güvenin geliştirilmesi: Üyelerin iç siyasal ve yönetsel
tercihlerine saygı gösterilmesi, iş birliğinin ortak çıkarlar ve karşılıklı
rıza temelinde yürütülmesi.
Sonuç olarak
Türkiye'nin TDT içindeki ağırlığı örgütün gelişmesi için önemli bir olanak
olmakla birlikte aynı zamanda dikkatli yönetilmesi gereken bir asimetri
yaratmaktadır. Türkiye'nin öncülüğünün kalıcılığı diğer üyeler tarafından ne
ölçüde meşru, yararlı ve güvenilir bulunduğuna bağlıdır. Bu nedenle Türkiye'nin
liderlik kapasitesi ile diğer üyelerin eşitlik ve egemenlik beklentileri
arasında kurulacak denge TDT'nin işlevsel bütünleşme olanağını belirleyen temel
unsurlardan biri olarak değerlendirilmelidir.
Türkiye-Azerbaycan
Gerilimi: Ortak Kimlik, Egemenlik ve Ulusal Çıkarların Sınırları
Türkiye ile
Azerbaycan arasındaki ilişkiler TDT’nin dayandığı ortak tarih, dil ve kültür
yakınlığının siyasal ilişkiler üzerindeki etkisini incelemek bakımından özel
bir önem taşımaktadır. İki ülke arasındaki ilişkiler uzun yıllardır stratejik
iş birliği, askeri dayanışma, enerji ortaklığı ve karşılıklı siyasal destek
temelinde gelişmiştir. Bununla birlikte bu yakınlık iki devletin bütün dış siyasa
tercihlerinin ve ulusal çıkarlarının her koşulda örtüştüğü anlamına
gelmemektedir. 2026 yılının Ekim ayında iki ülke arasında yaşanan diplomatik
gerilim bu ayrımın somut biçimde incelenmesine olanak sağlamıştır.
Azerbaycan'daki okullarda başörtüsüne ilişkin uygulamalar hakkında Türkiye'den
gelen eleştiriler Bakü tarafından iç işlerine müdahale olarak
değerlendirilmiştir. Bunun yanında iki ülkenin İsrail'le ilişkileri ve
Ermenistan'la normalleşme sürecine yaklaşımları gibi konularda farklı
önceliklere sahip olması ikili ilişkilerdeki görüş ayrılıklarının başka
boyutlarını da ortaya çıkarmıştır. Gerilim diplomatik düzeye taşınmış ve
Azerbaycan'ın bazı Türkiye vatandaşlarını istenmeyen kişi ilan ettiği
bildirilmiştir. Bu gelişmelerin en dikkat çekici yansımalarından biri 30 Ekim
2026 tarihinde Ankara'da gerçekleştirilen Türk Devletleri Teşkilatı 13.
Zirvesi'ne Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in katılmaması ve ülkesinin
Dışişleri Bakanı tarafından temsil edilmesidir. Azerbaycan tarafı katılmama
kararını önceden belirlenmiş programla açıklamış ve bazı dış değerlendirmeler
ise kararı Türkiye ile yaşanan gerilim bağlamında yorumlamıştır. Bu nedenle
zirveye katılmama kararının tek ve kesin nedenini diplomatik gerilime bağlamak
doğru değildir. Bununla birlikte olay iki ülke arasındaki ilişkilerin TDT'nin
en üst düzey siyasal toplantısına yansıma olasılığını gündeme getirmiştir. Bu
örnek olay araştırmanın temel varsayımlarından biri bakımından üç önemli soruyu
ortaya çıkarmaktadır.
Birincisi, ortak kimlik ile ulusal çıkarların örtüşmesi
arasındaki ilişki:
Türkiye ve Azerbaycan, TDT üyeleri arasında tarihsel ve kültürel yakınlığın en
güçlü olduğu iki devlettir. Buna karşın farklı siyasal ve dış siyasa tercihleri
nedeniyle görüş ayrılıkları yaşayabilmektedir. Bu durum, ortak kimliğin
devletlerin ulusal çıkarlarını ortadan kaldırmadığını ve tek başına siyasal
bütünleşme için yeterli olmadığını göstermektedir.
İkincisi, öncülük ile egemenlik arasındaki ilişki: Türkiye'nin TDT içindeki ekonomik,
diplomatik ve askeri kapasitesi ona belirli bir öncülük olanağı sağlamaktadır.
Ancak bu öncülüğün diğer üyeler tarafından nasıl algılandığı ve Türkiye'nin
girişimlerinin onların egemenlik ve iç siyasal tercihleriyle nasıl
ilişkilendirildiği önemlidir. Azerbaycan örneği Türkiye'nin yakın müttefiki
konumundaki bir devletle ilişkilerinde dahi egemenlik ve iç işlerine müdahale duyarlılıklarının
belirleyici olabileceğini göstermektedir.
Üçüncüsü, ikili anlaşmazlıkların çok taraflı kurumsal
işleyişe etkisi: TDT
üye devletlerin ikili ilişkilerindeki sorunları çözmek üzere kurulmuş bir örgüt
değildir. Bununla birlikte üyeler arasındaki ciddi görüş ayrılıkları, ortak
toplantılara katılımı, ortak bildirilerin içeriğini, kararların hazırlanmasını
ve iş birliği programlarının uygulanmasını etkileyebilir. Bu bakımdan temel
araştırma sorusu ikili bir diplomatik gerilimin TDT'nin çok taraflı karar ve iş
birliği mekanizmalarına ne ölçüde yansıdığıdır.
Burada
dikkat edilmesi gereken konu Türkiye-Azerbaycan ilişkilerindeki gerilimin iki
ülke arasında stratejik ortaklığın sona erdiği veya TDT'nin işlevsiz kaldığı
anlamına gelmemesidir. İki ülke arasındaki uzun süreli iş birliği ile belirli
konulardaki görüş ayrılıkları birlikte değerlendirilmelidir. Nitekim
uluslararası örgütlerin dayanıklılığı üyeler arasında hiçbir anlaşmazlığın
yaşanmamasına değil, anlaşmazlıkların ortak kurumsal mekanizmalar aracılığıyla
yönetilebilmesine bağlıdır. Bu nedenle Türkiye-Azerbaycan örneği TDT'nin
geleceğine ilişkin çözümlememizde önemli bir sınama alanı oluşturmaktadır.
Ortak tarih ve kültür yakınlığı, iş birliğinin toplumsal ve siyasal zeminini
güçlendirebilir ancak kalıcı bütünleşme için devletlerin egemenlik
anlayışlarına, farklı ulusal çıkarlarına ve bağımsız dış siyasa tercihlerine
saygı gösteren kurumsal mekanizmalar gereklidir. Sonuç olarak bu örnek olay
TDT'nin önündeki temel sorunun ortak kimliğin varlığı değil, bu kimliğin farklı
ulusal çıkarları uzlaştırabilecek ve anlaşmazlıkları yönetebilecek bir kurumsal
iş birliğine dönüştürülmesi olduğunu ortaya koymaktadır.
KARŞILAŞTIRMALI
ÇÖZÜMLEME: TDT, KÖRFEZ İŞ BİRLİĞİ KONSEYİ, ARAP LİGİ VE AVRUPA BİRLİĞİ
TDT'nin
bütünleşme kapasitesini değerlendirebilmek için yalnızca kendi kurumsal
yapısını ve üye devletlerin iç özelliklerini incelemek yeterli değildir. Benzer
veya farklı tarihsel, kültürel ve jeopolitik koşullarda ortaya çıkmış bölgesel
örgütlerin deneyimleri de karşılaştırmalı bir değerlendirme olanağı
sunmaktadır. Bu çalışmada karşılaştırma amacıyla üç örgüt seçilmiştir: Körfez
İş Birliği Konseyi (KİK), Arap Birliği ve Avrupa Birliği (AB). Bu örgütlerin
tarihsel kuruluş koşulları, üye devletlerin özellikleri, kurumsal yetkileri ve
bütünleşme hedefleri birbirinden farklıdır. Dolayısıyla amaç bunları başarı
sıralamasına koymak veya TDT için doğrudan aktarılabilecek modeller belirlemek
değildir. Amaç farklı örgütsel yapıların ortak karar üretme, uygulama ve üyeler
arasındaki görüş ayrılıklarını yönetme kapasitelerini incelemektir. Karşılaştırmanın
temelinde şu soru bulunmaktadır: Ortak tarih, kültür, din veya coğrafi yakınlık
gibi unsurlar bölgesel bütünleşmeyi hangi koşullarda desteklemekte ve hangi
koşullarda devletlerin farklı ulusal çıkarları ve siyasal tercihleri karşısında
yetersiz kalmaktadır? Bu çerçevede dört temel ölçüt kullanılacaktır: Üye
devletler arasındaki toplumsal, ekonomik ve siyasal yakınlık, örgütün karar
alma ve uygulama kapasitesi, ortak siyasaların finansmanı ve kurumsal
sürdürülebilirliği ve üyeler arasındaki anlaşmazlıkları yönetme ve ortak çıkar
üretme kapasitesi.
Körfez İş
Birliği Konseyi: Yakınlık, Ortak Güvenlik ve Sınırlı Bütünleşme
Körfez İş Birliği
Konseyi, 1981 yılında Bahreyn, Kuveyt, Umman, Katar, Suudi Arabistan ve
Birleşik Arap Emirlikleri tarafından kurulmuştur. Örgütün kuruluşunda coğrafi
yakınlığın yanı sıra ortak tarihsel ve kültürel özellikler, ekonomik ilişkiler
ve bölgesel güvenlik kaygıları etkili olmuştur. Bu bakımdan KİK, TDT ile
karşılaştırılabilecek önemli bir örnektir. KİK üyeleri arasında siyasal ve
toplumsal bakımdan belirli ortaklıklar bulunmasına karşın bu ortaklıklar
bütünleşme sürecinin önündeki sorunları ortadan kaldırmamıştır. Üye devletlerin
nüfusları, ekonomik ölçekleri, hidrokarbon kaynaklarına bağımlılık düzeyleri,
dış siyasa tercihleri ve güvenlik yaklaşımları farklıdır. Özellikle bölgesel
güç dengeleri, İran'la ilişkiler, ABD ile güvenlik iş birliği ve Arap
dünyasındaki siyasal gelişmeler, üyelerin ortak tutum oluşturmasını zaman zaman
güçleştirmiştir. KİK'in deneyiminde üç konu öne çıkmaktadır.
Birincisi,
ekonomik yakınlığın bütünleşme için tek başına yeterli olmamasıdır. Üye
devletlerin önemli bir bölümü petrol ve doğal gaz gelirlerine dayalı ekonomik
yapılara sahip olmakla birlikte ekonomik çeşitlenme düzeyleri, yatırım
öncelikleri ve kalkınma stratejileri farklıdır. Ortak ekonomik çıkarların
varlığı bunların her zaman ortak ve bağlayıcı siyasalara dönüşmesini
sağlamamaktadır.
İkincisi,
ortak güvenlik kaygılarının siyasal bütünleşme anlamına gelmemesidir. KİK
üyeleri arasında bölgesel güvenlik konusunda ortaklıklar bulunmasına karşın her
devletin kendi güvenlik ilişkilerini ve dış siyasa bağlantılarını sürdürme
isteği devam etmektedir. Bu durum, ortak güvenlik söylemi ile ortak güvenlik siyasası
arasındaki mesafeyi göstermektedir.
Üçüncüsü,
üye devletler arasındaki siyasal anlaşmazlıkların örgütün işleyişini
etkileyebilmesidir. Katar ile bazı KİK üyeleri arasında 2017 yılında başlayan
diplomatik kriz örgüt içindeki siyasal farklılıkların ortak iş birliğini nasıl
zorlayabileceğine ilişkin önemli bir örnek oluşturmuştur. 2021'de El-Ula
Bildirisi ile normalleşme sürecine girilmesi ise anlaşmazlıkların zaman içinde
diplomatik yollarla yönetilebildiğini göstermiştir.
KİK'in TDT
bakımından taşıdığı temel karşılaştırmalı değer şudur: Ortak kültürel ve
toplumsal özellikler, ekonomik kaynaklar ve ortak güvenlik kaygıları üyelerin
farklı ulusal çıkarlarını ortadan kaldırmamaktadır. Bununla birlikte bu
farklılıklar kurumsal iş birliğinin tümüyle olanaksız olduğu anlamına da
gelmemektedir. TDT açısından çıkarılabilecek sonuç ortak kimliğin ekonomik ve
güvenlik iş birliğini destekleyebileceği ancak bu iş birliğinin kalıcı
olabilmesi için üyelerin farklı dış siyasa tercihlerini ve egemenlik duyarlılıklarını
yönetebilecek mekanizmalara gereksinme bulunduğudur.
Arap
Birliği: Ortak Kimlik ve Siyasal Parçalanma
Arap
Birliği, 1945 yılında kurulmuş olması nedeniyle modern bölgesel örgütlenmenin
eski örneklerinden biridir. Ortak dil, tarih, kültür ve Arap kimliği,
kuruluşundan itibaren örgütün temel dayanaklarını oluşturmuştur. Buna karşın
Arap devletleri arasında siyasal sistemler, ekonomik kapasiteler, yönetim
anlayışları, güvenlik öncelikleri ve dış siyasa ilişkileri bakımından önemli
farklılıklar bulunmaktadır. Arap Birliği'nin deneyimi TDT'nin temel araştırma
sorusu bakımından özellikle önemlidir. Çünkü bu örgüt güçlü bir ortak kimlik
söyleminin uzun süreli siyasal ve ekonomik bütünleşmeyi kendiliğinden
sağlayamadığını gösteren bir karşılaştırma alanı sunmaktadır. Arap
devletlerinin ortak bir dil ve kültür çevresinde yer almaları, ortak siyasal
iradenin oluşması için yeterli olmamıştır. Bunun başlıca nedenleri arasında
devletlerin bağımsızlıklarını ve egemenliklerini koruma eğilimleri, bölgesel
liderlik yarışmaları, rejim farklılıkları, ekonomik eşitsizlikler ve dış
güçlerle kurdukları farklı ilişkiler bulunmaktadır. Arap Birliği'nin
karşılaştığı temel sorunlardan biri ortak kararların üye devletlerin ulusal siyasalarına
aktarılmasındaki güçlüklerdir. Örgütün kararları üyelerin siyasal iradesine ve
uygulama tercihlerine önemli ölçüde bağlıdır. Bu durum, ortak bildiriler ve
siyasal açıklamalar ile siyasa uygulamaları arasında uzaklık oluşmasına neden
olabilmektedir. Ayrıca Arap devletleri arasındaki anlaşmazlıklar yalnızca ikili
ilişkilerle sınırlı kalmamış ve bölgesel krizlerin yönetilmesini de
zorlaştırmıştır. Filistin sorunu, Irak'ın Kuveyt'i işgali, Suriye iç savaşı ve
Arap Baharı sonrasında ortaya çıkan siyasal ayrışmalar ortak tutum oluşturmanın
güçlüklerini ortaya koymuştur. Bu örnekten TDT açısından çıkarılabilecek önemli
sonuç ortak kimliğin siyasal dayanışma için bir başlangıç noktası oluşturmasına
karşın ortak ulusal çıkarların ve uygulama kapasitesinin yerini alamayacağıdır.
Ancak Arap Birliği ile TDT arasında önemli farklılıklar da vardır. Arap
Birliği'nin üye sayısı ve coğrafi kapsamı daha geniştir ve tarihsel olarak çok
sayıda bölgesel çatışma ve siyasal ayrışmanın etkisi altında kalmıştır. Bu
nedenle iki örgütün sonuçlarını doğrudan karşılaştırmak yerine ortak kimlik ile
siyasal bütünleşme arasındaki ilişkinin hangi mekanizmalar üzerinden şekillendiğini
incelemek daha anlamlıdır.
Avrupa
Birliği: Ulusal Egemenlikten Ortak Kurumsal Yetkilere
Avrupa
Birliği, TDT bakımından yalnızca ekonomik bütünleşme düzeyi nedeniyle değil,
ulusal egemenlik ile ortak karar alma arasında geliştirdiği kurumsal
düzenlemeler nedeniyle de önemli bir karşılaştırma örneğidir. AB'nin kuruluş
süreci Avrupa devletlerinin tarihsel, kültürel veya siyasal bakımdan homojen
olmalarına dayanmamıştır. Aksine, iki dünya savaşının ardından ortaya çıkan
güvenlik ve ekonomik yeniden yapılanma gereksinmesi daha önce birbirleriyle
çatışmış devletler arasında ortak kurumların oluşturulmasını özendirmiştir. Avrupa
bütünleşmesinin ayırt edici özelliklerinden biri iş birliğinin yalnızca
hükümetler arası diplomatik ilişkilerle sınırlı kalmamasıdır. Üye devletler
belirli siyasa alanlarında ortak kurumlara yetki devretmiş ve ortak hukuk,
ortak pazar ve düzenleyici mekanizmalar geliştirmiştir. Böylece bazı alanlarda
ulusal kararların ötesine geçen bir kurumsal yapı ortaya çıkmıştır. Ancak
AB'nin deneyimi de bütünleşmenin kesintisiz ve sorunsuz bir süreç olmadığını
göstermektedir. Üye devletler arasında ekonomik gelişmişlik, mali disiplin,
göç, güvenlik, dış siyasa ve demokratik yönetişim konularında önemli görüş
ayrılıkları yaşanmaktadır. Brexit, Avro Bölgesi krizleri, göç siyasası
tartışmaları ve üye devletlerin hukuk devleti ölçünleri konusundaki
uyuşmazlıkları, bütünleşmenin sürekli görüşme ve kurumsal uyarlama
gerektirdiğini göstermektedir. AB ile TDT arasındaki temel farklılık kurumsal
yetki ve kararların uygulanma biçiminde ortaya çıkmaktadır. TDT hükümetler
arası iş birliği temelinde çalışırken AB belirli siyasa alanlarında ulusüstü
yetkiler kullanabilen kurumlara sahiptir. Bu nedenle AB'nin kurumsal yapısını
TDT için doğrudan bir model olarak almak gerçekçi değildir. Bununla birlikte AB
deneyiminden üç önemli çıkarım yapılabilir:
Bütünleşme için ortak kimlik zorunlu değildir. Farklı
tarihsel ve toplumsal yapılara sahip devletler ortak çıkarlar ve işlevsel
kurumlar aracılığıyla bütünleşme geliştirebilir.
Kurumsal yetki ve uygulama kapasitesi önemlidir. Ortak
kararların alınması kadar uygulanması, izlenmesi ve gerektiğinde yaptırıma
bağlanması da önem taşır.
Bütünleşme aşamalı ve alanlara göre farklılaşan bir süreçtir.
Ekonomik, siyasal ve güvenlik alanlarındaki bütünleşme aynı hızda ilerlemek
zorunda değildir.
Bu bakımdan
AB, TDT'nin ulaşması gereken zorunlu bir hedef veya kopyalanması gereken bir
örgütlenme biçimi olarak değil, ortak kararların kurumsallaştırılması ve
uygulanabilir siyasalara dönüştürülmesi bakımından karşılaştırmalı bir örnek
olarak değerlendirilmelidir. Bu üç örnekten hareketle karşılaştırmalı
çözümlemenin devamında örgütlerin yalnızca kuruluş amaçlarını ve kurumsal
yapılarını değil, somut sonuç üretme kapasitelerini de karşılaştırmamız
gerekir. Bunun için bir sonraki alt bölümde üç örgütü TDT ile birlikte ortak
ölçütler üzerinden değerlendireceğiz.
KARŞILAŞTIRMALI
DEĞERLENDİRME: TDT'NİN KURUMSAL ve İŞLEVSEL BÜTÜNLEŞME KAPASİTESİ
Körfez İş birliği
Konseyi, Arap Birliği ve Avrupa Birliği örnekleri bölgesel örgütlerin gelişme
düzeylerinin yalnızca ortak tarih, kültür, dil veya coğrafya yakınlığıyla
açıklanamayacağını göstermektedir. Bu örgütlerin deneyimleri, bütünleşme
kapasitesinin üye devletlerin iç özellikleri, ulusal çıkarları, ekonomik
ilişkileri ve kurumsal kararların uygulanma biçimleriyle yakından bağlantılı
olduğunu ortaya koymaktadır. TDT'nin bu örneklerle karşılaştırılması bir başarı
sıralaması oluşturmak yerine örgütün hangi alanlarda gelişme olanağına sahip
olduğunu ve hangi yapısal sınırlamalarla karşı karşıya bulunduğunu belirlemeyi
amaçlamaktadır.
|
Çizelge 4:
Karşılaştırma Ölçütleri
|
|
Ölçüt
|
KİK
|
Arap Birliği
|
Avrupa Birliği
|
TDT
|
|
Ortak kimlik
|
Bölgesel, kültürel ve tarihsel yakınlık
|
Güçlü Arap kimliği
|
Ortak siyasal değerler ve Avrupa kimliği arayışı
|
Türk dili, tarihi ve kültürü
|
|
Üye devletlerin yapısal yakınlığı
|
Görece yüksek, ancak farklılıklar mevcut
|
Çok farklı
|
Önemli ekonomik ve siyasal farklılıklar
|
Önemli ekonomik, siyasal ve toplumsal farklılıklar
|
|
Kurumsal yetki
|
Hükümetler arası
|
Hükümetler arası
|
Hükümetler arası ve ulusüstü yetkilerin bileşimi
|
Hükümetler arası
|
|
Ekonomik bütünleşme
|
Gümrük ve ortak pazar girişimleri
|
Sınırlı
|
Gelişmiş ortak pazar ve ortak düzenlemeler
|
Gelişmekte olan iş birliği
|
|
Ortak siyasa uygulaması
|
Üyelerin siyasal iradesine bağlı
|
Uygulama güçlükleri belirgin
|
Gelişmiş hukuksal ve kurumsal mekanizmalar
|
Üye devletlerin uygulama iradesine bağlı
|
|
Üyeler arası anlaşmazlıkların yönetimi
|
Diplomatik uzlaşma arayışları
|
Sıklıkla güçlüklerle karşılaşılmıştır
|
Kurumsal ve hukuksal mekanizmalar
|
Gelişmekte olan bir alan
|
Ortak
Kimlik ve Toplumsal Bütünleşme
Karşılaştırmalı
örnekler ortak kimliğin bölgesel örgütlenme için önemli bir başlangıç noktası
olduğunu ancak kalıcı bütünleşme için tek başına yeterli olmadığını
göstermektedir. Arap Birliği ortak dil ve kültürün güçlü olmasına karşın
siyasal bütünleşmenin sınırlı kalabileceğini ortaya koymaktadır. KİK, daha dar
bir coğrafyada ve belirli ortak toplumsal özellikler çevresinde kurulmuş
olmasına karşın üyelerin dış siyasa ve güvenlik önceliklerinin
farklılaşabildiğini göstermektedir. AB ise ortak kimliğin önceden var olması
gerekmediğini ve ortak çıkarlar, kurumsal düzenlemeler ve uzun süreli iş birliği
yoluyla ortak siyasal ait olma duygusunun geliştirilebileceğini göstermektedir.
TDT açısından bu karşılaştırmanın önemi açıktır. Türk dili ve kültürü
çevresindeki yakınlık örgütün toplumsal meşruluğunu destekleyebilir. Ancak üye
devletlerin farklı etnik bileşimleri, dil siyasaları, tarihsel deneyimleri ve
siyasal kimlik anlayışları dikkate alınmadan ortak kimlikten doğrudan siyasal
bütünleşme sonucu çıkarılamaz. Burada özellikle şu ayrım önemlidir: Ortak
kimlik, iş birliğini başlatabilir fakat iş birliğinin sürekliliğini ortak
çıkarlar ve kurumsal güvence sağlar.
Ekonomik Kapasite
ve Karşılıklı Bağımlılık
Ekonomik
bütünleşme bakımından AB ile diğer üç örgüt arasında belirgin kurumsal
farklılıklar bulunmaktadır. AB'de ortak pazar ve ortak düzenleyici mekanizmalar
gelişmişken KİK ve Arap Birliği'nde ekonomik iş birliği farklı düzeylerde
ilerlemiştir. TDT ise ekonomik ilişkileri geliştirme yönünde çeşitli
girişimlere sahip olmakla birlikte üyeler arasında kapsamlı bir ekonomik
bütünleşme alanı oluşturma sürecindedir. TDT'nin ekonomik bütünleşme kapasitesi
değerlendirilirken yalnızca toplam ekonomik büyüklük veya ticaret hacmi dikkate
alınmamalıdır. Üyelerin üretim yapıları, ekonomik tamamlayıcılık düzeyleri,
ulaştırma bağlantıları, yatırım ilişkileri ve dış pazarlara bağımlılıkları da
incelenmelidir. Özellikle iki husus önemlidir: Üyeler arasındaki ekonomik
gelişmişlik farklılıklarının ortak siyasa ve finansman mekanizmalarıyla
yönetilip yönetilemediği ve üye devletlerin birbirleriyle ekonomik
ilişkilerinin üçüncü ülkelerle olan ilişkilerine kıyasla ne ölçüde
derinleştiği. Bu noktada ekonomik iş birliği ile ekonomik karşılıklı bağımlılık
arasında ayrım yapmak gerekir. Ticaret ve yatırım ilişkilerinin artması iş birliğinin
geliştiğini gösterebilir ancak karşılıklı bağımlılığın güçlenmesi, ekonomik
ilişkilerin sürekliliği ve ortak çıkar üretme kapasitesi bakımından daha
kapsamlı bir değerlendirme gerektirir.
Kurumsal Yetki
ve Uygulama Kapasitesi
Karşılaştırmanın
belki de en önemli boyutu örgütlerin karar alma ve uygulama kapasiteleridir. AB,
üye devletlerin belirli alanlarda ortak kurumlara yetki devrettiği ve ortak
kararların uygulanmasını düzenleyen hukuksal mekanizmaların bulunduğu bir
yapıya sahiptir. Buna karşılık KİK, Arap Birliği ve TDT'nin işleyişi daha çok
hükümetler arası iş birliğine dayanmaktadır. Bu farklılık, TDT'nin bugünkü
kurumsal yapısının kendi başına yetersiz olduğu anlamına gelmez. Hükümetler
arası örgütlenme, üyelerin egemenlik duyarlılıkları ve siyasal farklılıkları
dikkate alındığında iş birliğini geliştirmek için uygun bir başlangıç zemini
olabilir. Bununla birlikte ortak kararların uygulanması büyük ölçüde üye
devletlerin iradesine bağlı kaldığında karar ile uygulama arasında uzaklık
oluşması olanaklıdır. Bu nedenle TDT'nin kurumsal gelişimini değerlendirirken
yalnızca yeni organların, toplantıların veya anlaşmaların oluşturulmasına
bakmak yeterli değildir. Asıl ölçüt bu mekanizmaların ortak siyasa üretme,
uygulamayı izleme ve ortaya çıkan sorunları çözme kapasitesidir.
Anlaşmazlıkların
Yönetimi ve Kurumsal Dayanıklılık
KİK'in Katar
krizi, Arap Birliği'nin bölgesel siyasal ayrışmaları ve AB'nin üye devletler
arasındaki hukuksal ve siyasal uyuşmazlıkları bölgesel örgütlerin
dayanıklılığını değerlendirmek bakımından önemli örneklerdir. Bu deneyimlerden
çıkan temel sonuç üyeler arasında anlaşmazlık bulunmamasının gerçekçi bir
beklenti olmadığıdır. Önemli olan anlaşmazlıkların örgütün ortak işleyişini
bütünüyle felce uğratmadan yönetilebilmesidir. Türkiye-Azerbaycan örneği de bu
çerçevede anlam kazanmaktadır. İki ülke arasındaki tarihsel ve stratejik
yakınlık görüş ayrılıklarının ortaya çıkmasını engellememiştir. Dolayısıyla
TDT'nin gelişimi yalnızca ortak kimlik ve siyasal dayanışma söylemine değil,
üyeler arasındaki anlaşmazlıkların kurumsal düzeyde ele alınabilmesine de
bağlıdır. Bu bağlamda TDT'nin geleceği açısından şu kurumsal gereksinmeler öne
çıkmaktadır: Üyeler arasındaki diplomatik anlaşmazlıkların görüşülebileceği
düzenli danışma mekanizmaları, ortak kararların uygulanmasını izleyebilecek
kurumsal kapasite, üyelerin eşit katılımını ve egemenlik duyarlılıklarını
gözeten karar alma usulleri ve ortak projelerin finansmanını ve sonuçlarını
değerlendirebilecek saydam mekanizmalar.
Karşılaştırmalı
Çözümlemenin Genel Sonucu
Üç örgütün
deneyimi ve TDT'nin mevcut yapısı birlikte değerlendirildiğinde bölgesel
bütünleşmenin tek bir değişkene bağlı olmadığı görülmektedir. Ortak kimlik,
ekonomik kaynaklar, siyasal yakınlık, güvenlik kaygıları ve kurumsal
düzenlemeler birbirleriyle etkileşim içindedir. TDT'nin karşılaştırmalı konumu
bakımından üç temel sonuç çıkarılabilir:
Ortak tarih, dil ve kültür, TDT'ye önemli bir toplumsal ve
siyasal dayanak sağlamaktadır. Ancak bu yakınlık, üye devletlerin farklı ulusal
çıkarlarını ortadan kaldırmamaktadır.
Üyeler arasındaki ekonomik ve siyasal farklılıklar uygun
kurumsal düzenlemeler ve ortak finansman araçlarıyla yönetilebilir. Bunun için
örgütün karar ve uygulama kapasitesinin geliştirilmesi gerekir.
TDT'nin kalıcı bir bölgesel bütünleşme alanına dönüşmesi
ortak kimlik söyleminin ötesine geçerek somut, sürdürülebilir ve üyeler
açısından karşılıklı yarar sağlayan siyasalar üretmesine bağlıdır.
Böylece
karşılaştırmalı çözümleme araştırmanın başlangıç varsayımını destekleyen önemli
bir bulgu ortaya koymaktadır: Bölgesel bütünleşmenin temel belirleyicisi
üyelerin ne ölçüde ortak bir geçmişe sahip olduklarından çok farklı ulusal
çıkarlarını hangi kurumsal mekanizmalar aracılığıyla ortak siyasalara
dönüştürebildikleridir.
TDT'NİN
GELECEĞİ: OLASI GELİŞME SENARYOLARI
Karşılaştırmalı
çözümlemenin ardından TDT'nin geleceğini tek bir doğrusal gelişme çizgisi
üzerinden değerlendirmek yerine mevcut kurumsal kapasitesi, üye devletlerin iç
yapıları, ekonomik ilişkileri ve jeopolitik koşulları dikkate alan farklı
senaryolar geliştirmek gerekir. Senaryolar kesin gelecek kestirimleri değildir.
Bunlar, belirli koşulların gerçekleşmesi durumunda TDT'nin hangi yönlerde
gelişebileceğini değerlendirmeye yarayan çözümleme araçlarıdır.
Birinci
Senaryo: Simgesel ve Diplomatik İşbirliğinin Sürdürülmesi
Bu senaryoda
TDT ortak tarih, dil ve kültür söylemini koruyarak diplomatik ilişkilerini,
zirvelerini ve kültürel iş birliği programlarını sürdürür. Ancak ekonomik
bütünleşme, ortak güvenlik siyasası ve kurumsal uygulama kapasitesi sınırlı
gelişme gösterir. Bu durumda örgütün görünürlüğü artabilir fakat üye
devletlerin günlük ekonomik ve siyasal ilişkilerinde belirleyici bir bütünleşme
mekanizmasına dönüşmesi güçleşir. Bu senaryonun gerçekleşmesini
kolaylaştırabilecek koşullar şunlardır: Üyelerin egemenlik ve dış siyasa
özerkliğine ilişkin duyarlılıklarının yüksek olması, ekonomik ilişkilerin ikili
anlaşmalar düzeyinde kalması, ortak projelerin yeterli finansman ve uygulama
kapasitesine kavuşamaması ve üye devletlerin dış güçlerle ilişkilerindeki
farklılıkların devam etmesi.
İkinci
Senaryo: İşlevsel ve Ekonomik Bütünleşmenin Geliştirilmesi
Bu senaryoda
TDT siyasal bütünleşme konusunda hızlı ve kapsamlı adımlar atmadan somut iş birliği
alanlarını geliştirmeye yönelir. Ulaştırma, enerji, ticaret, gümrük işlemleri, sayısal
bağlantısallık, eğitim ve bilimsel araştırma gibi alanlarda ortak programlar
oluşturulur. Bu yaklaşım, üyelerin siyasal sistemlerini veya dış siyasa
tercihlerini birbirine yaklaştırmalarını zorunlu kılmadan ortak çıkar
üretmelerine olanak sağlayabilir. Senaryonun gerçekleşmesi için şu koşulların
önem taşıdığı değerlendirilmektedir: Ortak ulaştırma ve lojistik
bağlantılarının geliştirilmesi, gümrük ve ticaret işlemlerinde uyumlaştırma, ortak
yatırım ve finansman araçlarının güçlendirilmesi, eğitim, bilim ve teknoloji
alanlarında kalıcı iş birliği ve ortak projelerin sonuçlarını izleyebilecek
kurumsal mekanizmaların oluşturulması. Bu senaryoda TDT'nin gelişimi büyük
siyasal hedeflerden çok somut ve ölçülebilir iş birliği sonuçları üzerinden
ilerler.
Üçüncü
Senaryo: Jeopolitik Gerilimlerin Kurumsal Gelişmeyi Sınırlaması
Bu senaryoda
Rusya, Çin, Batılı ülkeler ve bölgesel aktörlerle ilişkilerdeki farklılıklar
TDT üyelerinin ortak siyasa geliştirmesini zorlaştırır. Üyeler dış ilişkilerini
ve güvenlik önceliklerini korumak amacıyla örgüt içinde daha dikkatli ve
çekingen davranabilir. Bu durumda TDT'nin ortak kimlik ve diplomatik iş birliği
söylemi devam ederken daha ileri ekonomik ve siyasal bütünleşme girişimleri
sınırlı kalabilir. Burada özellikle şu konular önemlidir: Üye devletlerin Rusya
ve Çin'le ekonomik ve güvenlik ilişkileri, Türkiye’nin NATO üyeliği ve Batılı
ülkelerle ilişkileri, Orta Asya devletlerinin çok yönlü dış siyasa tercihleri, Güney
Kafkasya'daki güvenlik ve diplomasi gelişmeleri ve üyelerin dış siyasa
önceliklerinin ortak kararları ne ölçüde sınırladığı. Bu senaryoda dış güçlerin
etkisini tek başına belirleyici kabul etmek doğru değildir. Önemli olan üye
devletlerin dış bağımlılıklarının ve farklı stratejik tercihlerinin TDT
içindeki ortak karar üretme kapasitesini hangi mekanizmalar üzerinden
etkilediğidir.
|
Çizelge 5:
Senaryoların
Karşılaştırılması
|
|
Değerlendirme ölçütü
|
Simgesel iş birliği
|
İşlevsel bütünleşme
|
Jeopolitik sınırlanma
|
|
Diplomatik ilişkiler
|
Sürer
|
Gelişir
|
Sürer, ancak ihtiyat artar
|
|
Ekonomik iş birliği
|
Sınırlı
|
Derinleşir
|
Yavaşlar
|
|
Ortak kurumların kapasitesi
|
Sınırlı gelişir
|
Güçlenir
|
Gelişme güçlüğü yaşar
|
|
Ortak siyasa üretimi
|
Sınırlı
|
Belirli alanlarda artar
|
Sınırlı kalır
|
|
Dış siyasa farklılıkları
|
Yönetilebilir düzeyde
|
Ortak çıkarlarla dengelenir
|
Daha belirleyici olur
|
Bu
senaryoların hiçbiri birbirini bütünüyle dışlamamaktadır. TDT, bazı alanlarda
işlevsel bütünleşme geliştirirken başka alanlarda simgesel iş birliği düzeyinde
kalabilir. Dolayısıyla örgütün geleceği tek bir genel gelişme çizgisinden çok
farklı siyasa alanlarında ortaya çıkacak sonuçların bileşimi olarak
değerlendirilmelidir.
TÜRKİYE'NİN
TÜRK DEVLETLERİ TEŞKİLATI POLİTİKASI: ÖNCELİKLER VE ÖNERİLER
TDT'nin
geleceğine ilişkin senaryolar Türkiye'nin örgüt içindeki konumunu ve izlemesi
gereken siyasayı yeniden değerlendirmesini gerekli kılmaktadır. Türkiye,
örgütün kuruluşunda ve gelişmesinde önemli rol oynayan üyelerden biridir.
Bununla birlikte bu konum TDT'nin geleceğinin yalnızca Türkiye'nin
girişimleriyle belirlenebileceği anlamına gelmez. Örgütün sürdürülebilirliği,
bütün üyelerin ortak çıkarlarını gözeten, farklılıklarını dikkate alan ve
karşılıklı güveni geliştiren bir iş birliği anlayışının oluşturulmasına
bağlıdır. Bu nedenle Türkiye'nin TDT siyasasında temel hedef, örgütün siyasal
görünürlüğünü artırmanın ötesine geçerek onu somut sonuçlar üreten ve
üyelerinin tamamı açısından yarar sağlayan bir bölgesel iş birliği
mekanizmasına dönüştürmek olmalıdır.
Ortak
Kimlik Söyleminden Somut İş Birliğine Geçiş
Türkiye'nin
TDT siyasasında tarihsel, kültürel ve dilsel ortaklıkların korunması önemlidir.
Ancak bu ortaklıkların sürekli olarak siyasal söylem düzeyinde yinelenmesi
örgütün işlevsel kapasitesini geliştirmek için yeterli değildir. Bu nedenle
ortak kimliğin somut iş birliği programlarıyla desteklenmesi gerekmektedir.
Eğitim, bilim, teknoloji, kültür, ulaştırma, ticaret ve kamu yönetimi
alanlarında uzun dönemli programlar oluşturulmalıdır. Özellikle üniversiteler,
araştırma kuruluşları, meslek örgütleri ve yerel yönetimler arasındaki
ilişkilerin geliştirilmesi TDT'nin yalnızca devlet yöneticileri ve diplomatik
temsilciler düzeyinde etkinlik gösteren bir örgüt olmaktan çıkmasına katkıda
bulunabilir. Buradaki temel yaklaşım ortak kimliği yalnızca geçmişten
devralınmış bir değer olarak değil, geleceğe yönelik ortak etkinlikler
aracılığıyla yeniden üretilen toplumsal bir bağ olarak değerlendirmektir.
Ekonomik
Bütünleşmenin Önceliklendirilmesi
TDT'nin
gelişmesinde ekonomik iş birliği siyasal bütünleşmeye kıyasla daha
uygulanabilir bir başlangıç alanı oluşturabilir. Üyeler arasında ekonomik
gelişmişlik üretim yapısı ve dış ticaret ilişkileri bakımından önemli
farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılıkların dikkate alınmadığı bir ekonomik
bütünleşme yaklaşımı daha güçlü ekonomilerin ağırlığını artırırken daha küçük
ekonomilerin katılımını sınırlayabilir. Türkiye'nin bu alandaki siyasası üç
temel hedefe dayanmalıdır: Üyeler arasındaki ticaret ve yatırım ilişkilerini
geliştirmek, ekonomik gelişmişlik farklılıklarını azaltacak ortak finansman
araçları oluşturmak ve üretim, ulaştırma ve lojistik bağlantılarını
güçlendirerek karşılıklı ekonomik bağımlılığı artırmak. Türk Yatırım Fonu bu
çerçevede önemli bir kurumsal araç olabilir. Ancak fonun varlığı tek başına
ekonomik bütünleşme anlamına gelmez. Fonun kaynaklarının hangi ülkelere,
sektörlere ve projelere yönlendirildiği, finansman koşullarının nasıl
belirlendiği ve projelerin sonuçlarının nasıl değerlendirildiği önem
taşımaktadır. Türkiye bu mekanizmanın yalnızca kendi ekonomik önceliklerine
değil, bütün üyelerin kalkınma gereksinimlerine yanıt verecek biçimde
işlemesini desteklemelidir.
Ulaştırma
ve Bağlantısallığın Geliştirilmesi
TDT
üyelerinin coğrafi konumları ulaştırma ve lojistik bağlantılarını örgütün
öncelikli iş birliği alanlarından biri durumuna getirmektedir. Özellikle Orta
Koridor, Türkiye ile Kafkasya ve Orta Asya arasındaki ekonomik ve toplumsal
ilişkilerin geliştirilmesi bakımından önemlidir. Ancak ulaştırma koridorlarının
geliştirilmesi yalnızca fiziksel altyapı yatırımlarıyla sınırlı tutulmamalıdır.
Gümrük işlemleri, sınır geçişleri, demiryolu tarifeleri, taşımacılık mevzuatı, sayısal
belge sistemleri ve lojistik hizmetlerin uyumlaştırılması da gereklidir. Türkiye'nin
bu alandaki önceliği ulaştırma bağlantılarını tek taraflı transit geçiş
olanakları olarak değil, üye ülkelerin tamamının ekonomik yarar sağlayabileceği
ortak bir bölgesel ağ olarak geliştirmek olmalıdır.
Üyeler
Arasında Eşitlik ve Karşılıklı Güvenin Güçlendirilmesi
Türkiye'nin
TDT içindeki kapasitesi ve ağırlığı örgütün gelişmesi için önemli olanaklar
sunmaktadır. Bununla birlikte bu kapasitenin diğer üyelerin siyasal özerkliği
ve eşit katılımı gözetilerek kullanılması gerekmektedir. Türkiye'nin öncülüğü
diğer üyelerin karar süreçlerine katılımını kolaylaştıran ve onların kurumsal
kapasitelerini geliştiren bir nitelik taşımalıdır. Bu yaklaşım özellikle üç
konuda önemlidir: Ortak gündemin bütün üyelerin katılımıyla oluşturulması, ortak
projelerin finansman ve uygulama sorumluluğunun dengeli paylaşılması ve üyelerin
iç siyasal ve yönetsel tercihlerine saygı gösterilmesi. Türkiye-Azerbaycan
örneğinde ele aldığımız gerilim ortak kimlik ve stratejik iş birliğinin
egemenlik duyarlılıklarını ortadan kaldırmadığını göstermiştir. Bu nedenle
Türkiye'nin diğer üyelerle ilişkilerinde de karşılıklı saygı ve eşitlik
ilkeleri temel alınmalıdır.
TDT
Sekretaryasının Kurumsal ve Mali Kapasitesinin Geliştirilmesi
TDT'nin
karar alma ve uygulama kapasitesinin güçlendirilmesi Sekretaryanın kurumsal ve
mali olanaklarıyla yakından ilişkilidir. Bu kapsamda Türkiye'nin
destekleyebileceği başlıca girişimler şunlardır: Sekretaryanın yeterli ve
öngörülebilir bir bütçeye sahip olması, ortak programların finansman
kaynaklarının çeşitlendirilmesi, uzman personel ve teknik kapasitenin
geliştirilmesi, üye devletlerin ortak projelerinin izlenmesi ve
değerlendirilmesi ve bütçe, gelir ve harcamalara ilişkin düzenli raporlamanın
güçlendirilmesi. Özellikle örgütün bütçesi ile ilgili olarak saydamlık
önemlidir. Üyelerin katkı payları, gerçekleşen gelirler, harcamalar ve proje
sonuçları hakkında düzenli bilgi paylaşılması, mali sorumluluk ve kurumsal
güven bakımından yararlı olacaktır. Bu noktada Sekretaryanın yetkilerini aşırı
biçimde genişletmek yerine mevcut hükümetler arası yapının gerektirdiği eş
güdüm ve uygulama kapasitesini geliştirmek daha gerçekçi bir yaklaşım
olacaktır.
Rusya ve
Çin ile İlişkilerde Stratejik Denge
TDT
üyelerinin Rusya ve Çin ile ilişkileri birbirinden farklıdır. Bu nedenle
Türkiye'nin örgüt içinde ortak bir dış siyasa veya güvenlik çizgisi
oluşturulmasını kısa vadeli bir hedef olarak belirlemesi gerçekçi olmayabilir. Bunun
yerine TDT'nin üyelerin dış siyasa özerkliklerini koruyarak ortak çıkar
üretebilecekleri bir platform olarak geliştirilmesi daha uygun görünmektedir. Türkiye,
Rusya ve Çin ile ilişkiler konusunda diğer üyelerden tek tip bir yaklaşım
beklememelidir. Bununla birlikte ulaştırma güvenliği, enerji bağlantıları,
ticaretin kolaylaştırılması ve bölgesel kararlılık gibi ortak çıkar alanlarında
iş birliği geliştirilebilir. Buradaki hedef TDT'yi herhangi bir büyük güce
karşı konumlandırmak değil, üyelerin dış ilişkilerinde seçeneklerini ve ortak
hareket kapasitesini artırmaktır.
Toplumsal
ve Akademik İlişkilerin Kurumsallaştırılması
TDT'nin
geleceği yalnızca devletler arası ilişkilerin gelişmesine bağlı değildir. Üye
toplumlar arasında doğrudan ve sürekli ilişkilerin kurulması da önem
taşımaktadır. Bu amaçla üniversiteler arasında ortak araştırma programları, öğrenci
ve öğretim üyesi değişim olanakları, ortak bilimsel yayın ve veri tabanları, kamu
yönetimi ve diplomasi alanında eğitim programları, gençlik, kültür ve sanat
etkinlikleri ve ortak terminoloji ve dil çalışmaları geliştirilmelidir. Özellikle
ortak dil konusuna gerçekçi yaklaşılması gerekmektedir. Türk dilleri arasındaki
yakınlık karşılıklı iletişimi kolaylaştırabilecek bir kaynak olmakla birlikte
farklı dil özellikleri ve Rusçanın bazı üye devletlerdeki işlevi dikkate
alınmalıdır. Amaç, mevcut dil çeşitliliğini ortadan kaldırmak değil, üyeler
arasında doğrudan iletişim kapasitesini geliştirmektir.
Türkiye
İçin Genel Siyasa Yaklaşımı
Yukarıdaki
öneriler birlikte değerlendirildiğinde Türkiye'nin TDT siyasasının dört temel
ilke üzerinde şekillendirilmesi gerektiği söylenebilir:
Gerçekçilik: Üyelerin farklı toplumsal, ekonomik, siyasal ve jeopolitik
koşullarını dikkate almak.
Eşitlik: Türkiye'nin kapasitesini diğer üyelerin karar alma özerkliğini
sınırlamadan kullanmak.
İşlevsellik: Simgesel ve diplomatik iş birliğinin ötesinde ölçülebilir
sonuçlar üreten ortak programlara öncelik vermek.
Sürdürülebilirlik: Kurumsal, mali ve toplumsal iş birliğini kişilere veya
dönemsel siyasal yakınlaşmalara bağımlı olmaktan çıkarmak.
Bu yaklaşım,
Türkiye'nin TDT içindeki öncü rolünü terk etmesini değil, bu rolü ortak
kapasite ve karşılıklı güven üretme yönünde yeniden tanımlamasını
gerektirmektedir.
SONUÇ VE
DEĞERLENDİRME
Türk
Devletleri Teşkilatı ortak tarih, dil ve kültür temelinde şekillenen bölgesel iş
birliği arayışının kurumsallaşmış bir örneğidir. Örgütün kuruluşundan itibaren
gerçekleştirilen zirveler, oluşturulan kurumsal mekanizmalar ve geliştirilen
ortak programlar Türk devletleri arasındaki ilişkilerin diplomatik düzeyde daha
düzenli ve görünür duruma gelmesine katkıda bulunmuştur. Bununla birlikte bu
gelişmeler TDT'nin henüz işlevsel bir bölgesel bütünleşme yapısına dönüştüğü
anlamına gelmemektedir. Araştırmada ele alınan üye devletlerin toplumsal,
ekonomik, siyasal ve jeopolitik özellikleri bütünleşmenin önünde farklı
düzeylerde sınırlamalar bulunduğunu göstermektedir. Çalışmanın temel araştırma sorusu ortak
tarihsel, kültürel ve dilsel yakınlığın kalıcı bölgesel bütünleşme için yeterli
olup olmadığıdır. İncelenen kurumsal yapı, üye devletlerin iç özellikleri ve
karşılaştırmalı örgüt deneyimleri bu yakınlığın önemli bir başlangıç zemini
oluşturduğunu ancak tek başına yeterli olmadığını göstermektedir.
Araştırmanın
Temel Bulguları
Araştırmanın
ilk bulgusu, ortak kimlik ile işlevsel bütünleşmenin birbirinden farklı olgular
olduğudur. Ortak tarih ve kültür siyasal yakınlaşmayı kolaylaştırabilir. Ancak
devletlerin ulusal çıkarları ekonomik öncelikleri ve dış siyasa tercihleri
farklılaştığında ortak kimlik tek başına ortak karar üretme kapasitesi
sağlamaz.
İkinci
bulgu, üye devletlerin iç yapılarının bölgesel bütünleşme kapasitesi üzerinde
etkili olduğudur. Toplumsal çeşitlilik, ulusal kimlik siyasaları, ekonomik
gelişmişlik düzeyleri, siyasal sistemler ve kurumsal kapasiteler, devletlerin
ortak siyasalara katılımını ve bunları uygulama olanaklarını etkilemektedir.
Bununla birlikte iç toplumsal homojenlik uluslararası bütünleşmenin zorunlu
koşulu değildir. Önemli olan farklılıkların kapsayıcı kurumlar ve ortak
çıkarlar aracılığıyla yönetilebilmesidir.
Üçüncü
bulgu, ekonomik iş birliğinin TDT için önemli bir gelişme alanı oluşturduğudur.
Üyeler arasındaki ekonomik ölçek ve gelişmişlik farklılıkları, ortak ekonomik siyasaların
oluşturulmasını zorlaştırabilir. Ancak bu farklılıklar uygun finansman,
ulaştırma, yatırım ve ticaret mekanizmalarıyla yönetilebilir. Ekonomik
bütünleşmenin ölçütü yalnızca ticaret hacmindeki artış değil, üyeler arasında
sürdürülebilir ve karşılıklı yarar sağlayan ilişkilerin kurulmasıdır.
Dördüncü
bulgu, TDT'nin hükümetler arası kurumsal yapısının hem olanaklar hem de
sınırlamalar taşıdığıdır. Bu yapı, üyelerin egemenlik duyarlılıklarını
koruyarak iş birliği geliştirmelerine olanak vermektedir. Ancak ortak
kararların uygulanması büyük ölçüde üye devletlerin iradesine bağlı olduğundan,
karar ile uygulama arasında uzaklık oluşabilmektedir. Bu nedenle Sekretaryanın
mali, teknik ve eş güdüm kapasitesinin geliştirilmesi önem taşımaktadır.
Beşinci
bulgu, jeopolitik bağımlılıkların ve dış ilişkilerin TDT'nin ortak siyasa
üretme kapasitesini etkilediğidir. Rusya, Çin, Avrupa Birliği ve ABD ile
ilişkiler, üyeler bakımından aynı önceliklere sahip değildir. Bu farklılıklar,
ortak bir dış siyasa çizgisi oluşturmayı güçleştirebilir. Bununla birlikte
TDT'nin gelişmesi için üyelerin büyük güçlerle ilişkilerini aynılaştırmaları
gerekmemektedir. Önemli olan, farklı dış ilişkiler içinde ortak çıkar alanları
oluşturabilmeleridir.
Altıncı
bulgu ise üyeler arasındaki anlaşmazlıkların yönetilmesinin örgütün kurumsal
dayanıklılığı bakımından belirleyici olduğudur. Türkiye-Azerbaycan örneği ortak
kimlik ve stratejik yakınlığın egemenlik duyarlılıklarını ve ulusal çıkar
farklılıklarını ortadan kaldırmadığını göstermektedir. Bu nedenle TDT'nin
gelişimi üyeler arasındaki görüş ayrılıklarını kurumsal mekanizmalar içinde ele
alabilme kapasitesiyle de ilişkilidir.
Araştırmanın
Temel Varsayımının Değerlendirilmesi
Araştırmanın
başlangıcında ortaya konulan temel varsayım TDT'nin bütünleşme kapasitesinin
yalnızca tarihsel, kültürel ve dilsel yakınlıkla açıklanamayacağı ve üye
devletlerin iç toplumsal, ekonomik, siyasal ve jeopolitik yapılarının da
belirleyici olduğu yönündeydi. İncelenen konular bu varsayımı genel olarak
desteklemektedir. Bununla birlikte bir ayrıntının özellikle vurgulanması
gerekir: Üye devletlerin iç yapılarındaki farklılıklar kendiliğinden
bütünleşmeyi engelleyen değişmez koşullar değildir. Bu farklılıkların etkisi
örgütün kurumsal kapasitesine, ortak çıkar üretme becerisine ve üyeler
arasındaki güven ilişkilerine bağlı olarak değişebilir. Dolayısıyla
araştırmanın vardığı sonuç TDT'nin bütünleşme olanağının bulunmadığı değildir.
Asıl sonuç bu olanağın gerçekleşmesinin belirli siyasal, ekonomik ve kurumsal
koşulların oluşturulmasına bağlı olduğudur.
Genel Sonuç
TDT'nin
geleceği ortak kimlik söyleminin ne kadar güçlü biçimde dile getirildiğinden
çok bu kimliğin üyeler arasında sürdürülebilir ortak siyasalara dönüştürülüp
dönüştürülemeyeceğine bağlıdır. Örgütün gelişmesi için üyelerin siyasal
rejimlerini, dış siyasa tercihlerini veya toplumsal yapılarını birbirine
benzetmeleri gerekmemektedir. Buna karşılık farklılıkları yönetebilecek, ortak
çıkarları belirleyebilecek ve kararların uygulanmasını sağlayabilecek kurumsal
mekanizmaların geliştirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle TDT bakımından
öncelikli hedef kısa sürede siyasal bütünleşme veya ulusüstü bir örgütlenme
oluşturmak değil, ekonomik, toplumsal, bilimsel ve kurumsal iş birliğini
derinleştirerek güvene dayalı bir bölgesel iş birliği alanı geliştirmek
olmalıdır. Türkiye açısından ise temel sorumluluk sahip olduğu diplomatik,
ekonomik ve askeri kapasiteyi diğer üyelerin egemenlik ve eşitlik
beklentilerini gözeterek ortak kapasiteye dönüştürmektir. Sonuç olarak TDT'nin
geleceğini belirleyecek temel unsur ortak geçmişin gücü değil, farklı ulusal
çıkarları ortak bir gelecek tasarımında buluşturabilme kapasitesidir.
KAYNAKÇA
1. TDT ve
Türk dünyasına ilişkin birincil kaynaklar
Organization
of Turkic States. (2009). Nakhchivan Agreement on the Establishment of the
Cooperation Council of Turkic Speaking States. United Nations Digital Library. https://digitallibrary.un.org/record/672372
Organization
of Turkic States. (2015, January 29). The “Official Documents Book” of the
Turkic Council is published. https://turkicstates.org/en/news/the-official-documents-book-of-the-turkic-council-is-published
Organization
of Turkic States. (n.d.). Organization chart. https://turkicstates.org/en/organization-chart
Republic of
Türkiye Ministry of Foreign Affairs. (n.d.). Organization of Turkic States. https://www.mfa.gov.tr/turk-konseyi-en.en.mfa
Republic of
Türkiye. (2023). Protocol on amendments to the Nakhchivan Agreement on the
Establishment of the Cooperation Council of Turkic Speaking States.
2.
Bölgesel bütünleşme kuramı ve uluslararası ilişkiler
Balassa, B.
(1961). The theory of economic integration. Richard D. Irwin.
Börzel, T.
A., ve Risse, T. (Eds.). (2016). The Oxford handbook of comparative
regionalism. Oxford University Press.
Deutsch, K.
W., Burrell, S. A., Kann, R. A., Lee, M., Lichterman, M., Lindgren, R. E.,
Loewenheim, F. L., ve Van Wagenen, R. W. (1957). Political community and the
North Atlantic area: International organization in the light of historical
experience. Princeton University Press.
Haas, E. B.
(1958). The uniting of Europe: Political, social, and economic forces,
1950–1957. Stanford University Press.
Mansfield,
E. D., ve Milner, H. V. (1999). The new wave of regionalism. International
Organization, 53(3), 589–627.
Mattli, W.
(1999). The logic of regional integration: Europe and beyond. Cambridge
University Press.
Moravcsik,
A. (1998). The choice for Europe: Social purpose and state power from Messina
to Maastricht. Cornell University Press.
Schimmelfennig,
F. (2018). Regional integration theory. Oxford Research Encyclopedia of
Politics. https://doi.org/10.1093/acrefore/9780190228637.013.599
Wendt, A.
(1999). Social theory of international politics. Cambridge University Press.
3.
Karşılaştırmalı bölgesel örgütler
Körfez İş
Birliği Konseyi
Cooperation
Council for the Arab States of the Gulf. (1981). Charter of the Cooperation
Council for the Arab States of the Gulf. https://www.gcc-sg.org/en/AboutUs/Pages/PrimaryLaw.aspx
United
Nations Treaty Collection. (1982). Charter of the Co-operation Council for the
Arab States of the Gulf. United Nations Treaty Series, 1288, 131.
Arap
Birliği
League of
Arab States. (1945, March 22). Pact of the League of Arab States.
Avrupa
Birliği
European
Union. (2016). Consolidated version of the Treaty on European Union. Official
Journal of the European Union, C 202.
European
Union. (2016). Consolidated version of the Treaty on the Functioning of the
European Union. Official Journal of the European Union, C 202.
4.
Ekonomik ve toplumsal göstergeler
International
Monetary Fund. (n.d.). World Economic Outlook database. https://www.imf.org/en/Publications/WEO/weo-database
World Bank.
(n.d.). GDP per capita (current US$). https://data.worldbank.org/indicator/NY.GDP.PCAP.CD
World Bank.
(n.d.). World Development Indicators. https://databank.worldbank.org/source/world-development-indicators