Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

31 Ağustos 2026 Pazartesi

 

Tasfiyeden Siyasal Sadakat Rejimine: İktidarın Kurumsal Yeniden Üretimi

Karşıtların Etkisizleştirilmesi, Liyakat Sisteminin Aşındırılması ve Siyasal İktidarın Sürekliliği: Türkiye Örneği

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

ÖZ

Bu çalışma, siyasal iktidarların karşıt aktörleri hukuksal, yönetsel ve kurumsal araçlarla etkisizleştirmesi ile siyasal açıdan uyumlu aktörleri makam, statü ve kaynaklarla güçlendirmesi arasındaki ilişkiyi Siyasal Sadakat Rejimi kavramı çerçevesinde incelemektedir. Çalışmanın temel savı karşıtların tasfiyesi ile iktidara yakın aktörlerin seçilmesi ve ödüllendirilmesinin birbirinden bağımsız uygulamalar olmadığı ve belirli koşullarda aynı siyasal-kurumsal mekanizmanın olumsuz ve olumlu unsurlarını oluşturduğudur. Bu mekanizma, olumsuz seçme, olumlu seçme, ödüllendirme, kurumsal bağımlılık ve güç asimetrisi bileşenleri üzerinden çözümlenmektedir. Çalışmada daha önce geliştirilen Hukuksal Tasfiye Çözümleme Çerçevesi (HTÇÇ) tasfiyenin hukuksal boyutunu açıklayan tamamlayıcı bir yaklaşım olarak kullanılmaktadır. Siyasal Sadakat Rejimi ise hukuksal tasfiyeyi aşarak kamu yönetimi, yargı, yükseköğretim, yerel yönetimler ve kaynak dağıtım mekanizmalarındaki kurumsal dönüşümleri birlikte değerlendirmektedir. Türkiye örneği üzerinden yapılan çözümleme özellikle 2016 sonrası tasfiye ve yeniden yapılanma süreçleri ile 2017 anayasa değişikliği ve 2018 sonrasında yürütme ve atama mimarisinin merkezileşmesi arasındaki kurumsal bağlantıları incelemektedir. Çalışma, liyakat esaslı kamu personel sisteminin siyasal sadakat ve ganimet mantığına yaklaşmasının yalnızca personel rejimini değil, devlet kapasitesi, hukuk devleti ve demokratik yarışmanın niteliğini de etkileyebileceğini ileri sürmektedir. Sonuç olarak Siyasal Sadakat Rejimi karşıtların kurumsal kapasitesini azaltırken siyasal olarak uyumlu aktörlerin kapasitesini artıran ve bu güç asimetrisini zaman içinde kurumsal olarak pekiştirebilen bir siyasal-kurumsal düzenek olarak önerilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Siyasal Sadakat Rejimi, siyasal tasfiye, hukuksal tasfiye, Hukuksal Tasfiye Çözümleme Çerçevesi, liyakat, ganimet sistemi, siyasal patronaj, kurumsal bağımlılık, demokratik gerileme, yarışmacı otoriterlik, Türkiye

 

ABSTRACT

This study examines the relationship between the use of legal, administrative, and institutional mechanisms to neutralize political opponents and the simultaneous advancement and rewarding of politically aligned actors through positions, status, and resources within the framework of the concept of a Political Loyalty Regime. Its central argument is that the elimination of opponents and the selection and rewarding of politically aligned actors should not be regarded as independent practices; under certain conditions, they constitute the negative and positive dimensions of the same political-institutional mechanism. This mechanism is analyzed through five interrelated components: negative selection, positive selection, political rewarding, institutional dependency, and power asymmetry. The Legal Purge Analytical Framework (LPAF), developed in the earlier stages of the research, is incorporated as a complementary approach for analyzing the legal dimension of political purges. The Political Loyalty Regime framework extends beyond legal purges by examining institutional transformations in public administration, the judiciary, higher education, local government, and mechanisms of public resource allocation as interconnected processes. The Turkish case is examined with particular attention to the post-2016 processes of institutional purge and restructuring, the 2017 constitutional amendments, and the subsequent centralization of executive authority and appointment mechanisms after 2018. The study argues that the gradual displacement of merit-based public personnel administration by political loyalty and spoils-oriented practices may affect not only the structure of public employment but also state capacity, the rule of law, and the quality of democratic competition. It concludes by proposing the Political Loyalty Regime as a political-institutional mechanism through which the organizational capacity of opponents is reduced while the capacity of politically aligned actors is enhanced, potentially allowing the resulting power asymmetry to become institutionally entrenched over time.

Keywords: Political Loyalty Regime, political purge, legal purge, Legal Purge Analytical Framework, meritocracy, spoils system, political patronage, institutional dependency, democratic backsliding, competitive authoritarianism, Türkiye

GİRİŞ, ARAŞTIRMA SORUSU VE HİPOTEZLER

Bu makalede kullanılan “karşıt” kavramı yalnızca siyasal iktidara karşı örgütlü siyasal karşıtlığı değil, iktidarın siyasal tercihleri, siyasaları veya kurumsal egemenliği karşısında bağımsız, eleştirel ya da değişik bir konum alan ve bu nedenle iktidarın kurumsal çıkarlarıyla çatışma gizil gücü taşıyan kişi, grup ve kurumları ifade etmektedir.

Demokratik siyasal düzenin temel varsayımlarından biri siyasal iktidarın yalnızca seçimler yoluyla elde edilmesi değil, aynı zamanda hukuk, liyakat, kurumsal özerklik, siyasal çoğulculuk ve eşit yarışma ilkeleri içinde kullanılmasıdır. İktidarın el değiştirebilir olması kadar, devlet kurumlarının belirli bir siyasal grubun sürekli ve ayrıcalıklı kullanımına kapatılmaması da demokratik düzenin temel koşullarındandır. Bu nedenle demokratik gerileme yalnızca seçimlerin ortadan kaldırılması veya muhalefet partilerinin yasaklanması biçiminde gerçekleşmez. Daha karmaşık ve daha düşük görünürlüklü bir süreç, devlet ve kamu kurumlarının insan kaynağı, yetki, statü ve ekonomik kaynak dağıtım mekanizmalarının siyasal iktidarın sürekliliğini destekleyecek biçimde yeniden düzenlenmesiyle ortaya çıkabilir.

Bu çalışma, böyle bir dönüşümün “tasfiyeden siyasal sadakat rejimine” uzanan bir süreç olarak çözümlenebileceği varsayımından hareket etmektedir. Buradaki temel sav siyasal iktidarın kurumsal alanı kendi lehine yeniden düzenlemesinin yalnızca karşıt aktörlerin sistem dışına çıkarılmasıyla sınırlı olmadığıdır. Karşıtların etkisizleştirilmesi bir tarafta gerçekleşirken, diğer tarafta siyasal iktidara sadakat gösteren veya onunla uyumlu olduğu değerlendirilen aktörlerin makam, statü, gelir, kamu kaynakları ve karar alma süreçlerine erişiminin artırılması söz konusu olabilir. Böylece olumsuz bir süreç olarak tasfiye ile olumlu bir süreç olarak siyasal ödüllendirme birbirini tamamlayan iki mekanizma durumuna gelir.

Bu yaklaşım, daha önce geliştirilen Hukuksal Tasfiye Çözümleme Çerçevesi’nin (HTÇÇ) doğal bir devamı niteliğindedir. HTÇÇ, hukuksal araçların belirli kişi, grup veya kurumların etkisizleştirilmesi ve kurumsal alandan uzaklaştırılması amacıyla nasıl kullanılabildiğini incelemeye yönelmişti. Ancak hukuksal tasfiyenin tek başına ele alınması, tasfiye sonucunda ortaya çıkan kurumsal boşluğun nasıl doldurulduğu ve bunun hangi siyasal sonuçları ürettiği sorularını yeterince açıklamamaktadır. Bu nedenle mevcut çalışma, HTÇÇ'nin çözümleme alanını genişleterek tasfiye ile yeniden yerleştirme, liyakat ile siyasal sadakat ve karşıtların etkisizleştirilmesi ile yandaşların güçlendirilmesi arasındaki karşılıklı ilişkiyi incelemektedir.

Çalışmanın temel kavramsal ayrımı burada ortaya çıkmaktadır. Karşıtların tasfiyesi, iktidarın siyasal, yönetsel, akademik, hukuksal veya toplumsal alanlarda kendisine seçenek oluşturan ya da bağımsız hareket eden aktörlerin susturulması, etkisizleştirilmesi veya kurumsal konumlarının zayıflatılması sürecini ifade etmektedir. Buna karşılık siyasal sadakat rejimi, kurumsal makam ve kaynaklara erişimde ehliyet ve liyakat ölçütlerinin ikincilleştirilerek siyasal sadakatin belirleyici bir ölçüt durumuna gelmesini ifade etmektedir. Bu rejimde atama, terfi, görevde yükselme, yüksek ücretli kamu görevleri, kamu ihaleleri, ekonomik kaynaklara erişim ve benzeri olanaklar yalnızca teknik veya ekonomik ölçütlerle değil, siyasal iktidarla kurulan ilişkinin niteliğiyle de belirlenebilir.

Bu nedenle çalışma açısından “ganimet sistemi” (spoils system) önemli olmakla birlikte tek başına yeterli bir kavram olarak görülmemektedir. Ganimet sistemi esas olarak siyasal iktidarın kamu görevlerini kendi destekçilerine dağıtmasını açıklarken, burada incelenen süreç daha geniştir. Siyasal sadakat rejimi yalnızca “kimin göreve getirildiği” sorusunu değil, aynı zamanda “kimin neden görevden uzaklaştırıldığı, kimin hangi kaynaklara erişebildiği ve bu karşılıklı ödül-ceza mekanizmasının kurumsal yapıyı nasıl dönüştürdüğü” sorularını da kapsamaktadır.

Bu bağlamda liyakat sisteminin aşınması yalnızca kamu yönetiminin teknik kapasitesinde meydana gelen bir bozulma olarak değerlendirilmemelidir. Eğer kurumsal seçimin temel ölçütü giderek ehliyet ve liyakatten siyasal sadakate doğru kayıyorsa bunun sonucu kurumların siyasal iktidardan bağımsız hareket edebilme kapasitesinin azalmasıdır. Böyle bir durumda devlet kurumları toplumun tamamına eşit uzaklıkta duran profesyonel yapılar olmaktan uzaklaşarak siyasal iktidarın devamlılığını sağlayan kurumsal araçlara dönüşebilir.

Bu süreç aynı zamanda bir kaynak yeniden dağıtımı niteliği taşımaktadır. Karşıt veya bağımsız aktörlerin görev, yetki, gelir, statü ve karar alma olanakları azaltılırken, iktidarla uyumlu aktörlerin aynı kaynaklara erişimi artırılabilir. Dolayısıyla burada yalnızca personel değişikliği değil, siyasal kapasitenin yeniden dağıtılması söz konusudur. Bir başka ifadeyle, karşıtların aşağı doğru hareketi ile sadıkların yukarı doğru hareketi aynı kurumsal sürecin iki farklı yüzünü oluşturabilir:

Karşıtların tasfiyesi siyasal kapasitenin azaltılmasıdır.

Sadıkların yükseltilmesi siyasal kapasitenin artırılmasıdır.

Bu iki hareketin birlikte gerçekleşmesi siyasal yarışmanın doğal koşullarını değiştiren bir güç asimetrisi yaratabilir. Böylece seçimler ve diğer demokratik yarışma mekanizmaları biçimsel olarak varlıklarını sürdürürken siyasal aktörlerin yarışabilme kapasitesi eşit olmaktan çıkabilir. Bu nedenle çalışma, demokratik gerilemenin yalnızca seçim sonuçları veya hukuksal düzenlemeler üzerinden değil, kurumsal kaynakların kimler arasında ve hangi ölçütlerle dağıtıldığı üzerinden de incelenmesi gerektiğini ileri sürmektedir.

Türkiye bu araştırma açısından özellikle önemli bir örnek oluşturmaktadır. 2002 sonrasında uzun süreli tek parti iktidarı, 2016 sonrasında gerçekleşen geniş kapsamlı kamu personeli tasfiyeleri, yargı ve yükseköğretim alanındaki kurumsal değişimler, kamu yönetiminde üst düzey atama uygulamaları, kamu ihalelerinde siyasal bağlantıların rolüne ilişkin görgül (ampirik) araştırmalar ve seçilmiş muhalefet belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılması gibi farklı dönem ve alanlara ait gelişmeler bu çalışmanın temel hipotezinin sınanabileceği geniş bir görgül alan sunmaktadır.

Bununla birlikte, çalışmanın amacı Türkiye'deki her tartışmalı yönetsel veya hukuksal işlemi siyasal tasfiye olarak nitelendirmek değildir. Böyle bir yaklaşım hem bilimsel olarak savunulamaz hem de kavramın açıklama gücünü zayıflatır. Bu nedenle araştırmada tekil olaylardan çok örüntüler esas alınacaktır. Bir işlemin tasfiye mekanizmasının parçası olarak değerlendirilebilmesi için işlemin hukuksal veya yönetsel niteliğinin yanı sıra hedef aldığı aktör, zamanlaması, uygulanan ölçütler, benzer durumdaki aktörlere yapılan farklı işlem, işlem sonrasında ortaya çıkan kurumsal değişim ve kaynakların kimlere aktarıldığı birlikte incelenecektir.

Bu çerçevede çalışmanın temel araştırma sorusu şudur: Siyasal iktidar, karşıt aktörlerin tasfiye ve etkisizleştirilmesi ile siyasal sadakat temelinde aktörlerin seçilmesi ve ödüllendirilmesini birlikte kullanarak kurumları kendi sürekliliğini güvence altına alacak biçimde yeniden yapılandırabilir mi?

Bu ana soruya bağlı olarak üç alt soru araştırılacaktır:

Karşıtların tasfiye edilmesi hangi hukuksal, yönetsel, siyasal ve kurumsal araçlarla gerçekleştirilmektedir?

Tasfiye edilen veya etkisizleştirilen aktörlerin bıraktığı kurumsal alanlara kimler, hangi ölçütlerle yerleştirilmektedir?

Tasfiye ve siyasal sadakat temelindeki yeniden yapılanma siyasal iktidarın ve onun çevresinde oluşan çıkar ilişkilerinin sürekliliğini nasıl etkileyebilir?

Çalışmanın temel hipotezi ise şöyle ifade edilebilir: Karşıtların seçici biçimde tasfiye veya etkisizleştirilmesi ile siyasal sadakat esasına göre aktörlerin görevlendirilmesi ve ödüllendirilmesi birlikte uygulandığında liyakat temelli kurumsal yapı aşınmakta, siyasal iktidarın kurumsal kapasitesi ve siyasal yarışma üzerindeki üstünlüğü güçlenmekte ve bu süreç zaman içinde mevcut iktidarın ve onun çevresinde oluşan çıkar düzeninin kendisini yeniden üretmesine hizmet edebilmektedir. Türkiye bakımından bu hipotezin daha ileri bir sınaması söz konusu kurumsal dönüşümün Erdoğan'ın siyasal iktidarının ve Cumhurbaşkanlığının devamlılığı ile nasıl ilişkilendiği sorusunu gündeme getirmektedir. Bu ilişki çalışmada başlangıçta kabul edilmiş bir sonuç olarak değil, görgül veriler aracılığıyla sınanması gereken bir araştırma sorunu olarak ele alınacaktır. Dolayısıyla bu çalışma, tek tek tasfiye olaylarının kronolojik bir dökümünü yapmayı değil, farklı kurumlarda ve farklı dönemlerde ortaya çıkan gelişmeleri ortak bir çözümleyici çerçeve içerisinde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Temel sav, tasfiye ile ödüllendirmenin birbirinden bağımsız uygulamalar olmadığı ve karşıtların kurumsal kapasitesini azaltırken siyasal olarak sadık aktörlerin kapasitesini artıran tamamlayıcı mekanizmalar olarak işleyebileceğidir. Bu mekanizmaların süreklilik kazanması ise liyakat rejiminin yerini siyasal sadakat rejimine bırakmasına ve sonuçta iktidarın kendisini kurumsal olarak yeniden üretmesine yol açabilecek bir dönüşüm yaratabilir.

Araştırmanın Amacı ve Hedefleri

Araştırmanın Amacı

Bu araştırmanın temel amacı siyasal iktidarın karşıt aktörleri tasfiye ve etkisizleştirme ile siyasal olarak sadık aktörleri seçme, yerleştirme ve ödüllendirme süreçlerini birlikte kullanarak kurumsal yapıyı kendi lehine nasıl yeniden şekillendirebildiğini çözümlemektir. Araştırma, bu iki yönlü süreci yalnızca bireysel hukuksal veya yönetsel uygulamalar olarak değil, siyasal iktidarın kurumsal yeniden üretimine hizmet eden bütünleşik bir mekanizma olarak ele almaktadır. Bu kapsamda, bir yandan karşıtların görev, makam, yetki, gelir ve karar alma kapasitesinin azaltılması ve diğer yandan siyasal iktidarla uyumlu aktörlerin kamu makamlarına, ekonomik kaynaklara, statüye ve kariyer olanaklarına erişiminin artırılması incelenecektir. Araştırmanın bir diğer amacı, bu süreçlerin ehliyet ve liyakat esasına dayalı kurumsal düzen üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Özellikle kamu yönetimi, yükseköğretim, yargı, yerel yönetimler ve kamu kaynaklarının dağıtımı alanlarında ortaya çıkan uygulamalar üzerinden liyakat ölçütlerinin siyasal sadakat lehine aşınıp aşınmadığı araştırılacaktır. Çalışma ayrıca, Hukuksal Tasfiye Çözümleme Çerçevesi’ni (HTÇÇ) daha geniş bir siyasal-kurumsal bağlama yerleştirmeyi amaçlamaktadır. HTÇÇ'nin ortaya koyduğu hukuksal tasfiye mekanizması, bu araştırmada tasfiyenin diğer biçimleriyle birlikte ele alınacak ve hukuksal, yönetsel, kurumsal ve siyasal tasfiyelerin birbirleriyle nasıl etkileşebildiği incelenecektir. Son olarak araştırma, tasfiye ve siyasal sadakat mekanizmalarının oluşturabileceği kurumsal güç asimetrisinin, siyasal iktidarın ve iktidar çevresinde oluşan çıkar düzeninin sürekliliğini güvence altına alıp alamayacağını araştırmayı amaçlamaktadır. Türkiye özelinde bu soru, söz konusu süreçlerin Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı ve siyasal iktidarının devamlılığı ile ilişkisi bağlamında ayrıca değerlendirilecektir.

Araştırmanın Hedefleri

Araştırmanın temel amacı doğrultusunda aşağıdaki hedeflere ulaşılması öngörülmektedir:

Tasfiye kavramını siyasal-kurumsal bir süreç olarak tanımlamak: Karşıt aktörlerin yalnızca görevden uzaklaştırılması değil, susturulması, etkisizleştirilmesi, kurumsal konumlarının zayıflatılması ve karar alma süreçlerinden dışlanmasını kapsayan bir tasfiye tanımı geliştirmek.

“Karşıt” kavramının kapsamını belirlemek: Karşıtı yalnızca siyasal parti muhalefetiyle sınırlamamak, kamu bürokrasisi, akademi, yargı, yerel yönetimler, medya ve diğer kurumsal alanlarda siyasal iktidardan bağımsız veya eleştirel konumda bulunan aktörleri de kapsayacak biçimde kavramsallaştırmak.

Tasfiye ile siyasal sadakat arasındaki ilişkiyi ortaya koymak: Karşıtların kurumsal alanlardan uzaklaştırılması ile siyasal olarak uyumlu aktörlerin aynı alanlara yerleştirilmesi arasında sistemli bir ilişki bulunup bulunmadığını araştırmak.

Liyakat rejimi ile siyasal sadakat rejimini karşılaştırmak: Ehliyet, liyakat, nesnellik ve kurumsal özerklik ilkelerine dayalı personel ve yönetim düzeninin hangi koşullarda siyasal sadakat esasına dayalı bir düzen tarafından aşındırılabildiğini incelemek.

Siyasal ödüllendirme mekanizmalarını belirlemek: Atama, terfi, yüksek ücretli görevler, kamu ihaleleri, ekonomik kaynaklara erişim ve benzeri araçların siyasal sadakat temelinde bir ödüllendirme mekanizmasına dönüşüp dönüşmediğini araştırmak.

Tasfiye-yeniden yerleştirme ilişkisini somut olaylar üzerinden incelemek: Tasfiye edilen aktörlerin ardından ilgili makam, görev veya kurumsal alanların kimler tarafından doldurulduğunu ve bu kişilerin seçilmesinde hangi ölçütlerin etkili olduğunu ortaya koymak.

Kurumsal güç asimetrisinin oluşumunu çözümlemek: Karşıtların siyasal ve kurumsal kapasitesindeki azalma ile siyasal olarak sadık aktörlerin kapasitesindeki artışın siyasal yarışma üzerindeki ortak etkisini incelemek.

Kamu kaynaklarının dağıtımındaki siyasal bağlantıları incelemek: Kamu ihaleleri, özelleştirmeler, kamu kredileri ve diğer ekonomik kaynakların siyasal bağlantılı aktörlere aktarılmasıyla siyasal sadakat arasındaki ilişkiyi görgül bulgular üzerinden değerlendirmek.

Hukuksal tasfiyenin daha geniş tasfiye mekanizmasındaki yerini belirlemek: HTÇÇ kapsamında incelenen hukuksal tasfiyenin yönetsel ve kurumsal tasfiye süreçleriyle nasıl birleştiğini ve bunların birbirlerini nasıl tamamlayabildiğini ortaya koymak.

Tasfiye ve siyasal sadakat mekanizmasının kurumsal sonuçlarını değerlendirmek: Bu mekanizmaların devlet kapasitesi, kurumsal özerklik, liyakat, kamu yönetiminin profesyonelliği ve demokratik hesap verebilirlik üzerindeki etkilerini incelemek.

Siyasal iktidarın kendisini yeniden üretme mekanizmasını açıklamak: Tasfiye, siyasal sadakat, kaynak aktarımı ve kurumsal yeniden yapılanma arasındaki ilişkiden oluşan mekanizmanın siyasal iktidarın sürekliliğine nasıl katkıda bulunabileceğini ortaya koymak.

Türkiye örneğinde anayasal pekiştirme aşamasını incelemek: Kurumsal güç asimetrisinin anayasal değişiklik ve referandum yoluyla hukuksal ve siyasal olarak pekiştirilip pekiştirilmediğini ve bu sürecin siyasal iktidarın devamlılığı bakımından taşıdığı anlamı değerlendirmek.

Bu hedefler doğrultusunda araştırma, karşıtların tasfiyesi ile siyasal sadakat temelinde aktörlerin yükseltilmesini aynı sürecin birbirini tamamlayan iki yönü olarak ele almakta ve sonuç olarak bu mekanizmanın demokratik siyasal yarışmayı ve kurumsal yapıyı nasıl dönüştürdüğünü açıklamaya çalışmaktadır.

Yöntem

Araştırma Deseni

Bu araştırmada nitel ağırlıklı, karşılaştırmalı ve süreç-izleme (process tracing) temelli bir araştırma deseni kullanılmaktadır. Araştırmanın temel konusu, tek tek hukuksal veya yönetsel işlemlerin doğruluğunu ya da yanlışlığını belirlemek değil, farklı zamanlarda ve farklı kurumsal alanlarda ortaya çıkan işlemlerin birlikte oluşturduğu siyasal-kurumsal örüntüyü ortaya çıkarmaktır. Araştırma, bu nedenle kronolojik bir olay aktarımından çok mekanizma temelli bir çözümleme gerçekleştirmektedir. Temel çözümleyici ilişki aşağıda özetlenmiştir.

Şekil 1: Tasfiye Süreci

 

Türkiye, bu mekanizmanın farklı kurum ve dönemlerde nasıl ortaya çıkabildiğini incelemek üzere tek ülke–çoklu olay (single-country, multiple-case) tasarımı içinde ele alınmaktadır.

Araştırmanın Zaman ve Kapsam Sınırı

Araştırmanın temel inceleme dönemi 2002–2026 yıllarıdır. 2002 yılı, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) iktidara gelmesi nedeniyle başlangıç noktası olarak alınmaktadır. 2026 yılı ise araştırmanın güncel siyasal ve kurumsal gelişmeleri kapsayabilmesi amacıyla araştırma döneminin üst sınırını oluşturmaktadır. Ancak bütün dönem tek bir bütün olarak değerlendirilmemekte ve mekanizmanın farklı aşamalarını gösterebilecek önemli dönemler ayrıca incelenmektedir. Özellikle:

2002–2010: iktidarın kurumsal yerleşme ve bürokratik yapı üzerinde etkisini artırma dönemi,

2010–2016: kurumsal ve siyasal güç yoğunlaşmasının hızlandığı dönem,

2016–2018: Olağanüstü hal (OHAL) geniş kapsamlı tasfiyeler ve kurumsal yeniden yapılanma dönemi,

2018–2023: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sonrasında kurumsal güç yoğunlaşmasının devam ettiği dönem,

2024–2026: yerel yönetimler, muhalefet ve siyasal yarışma alanında yeni tasfiye ve etkisizleştirme örneklerinin yoğunlaştığı dönem

olarak çözümleyici bakımdan ayrıca değerlendirilmektedir. Bu dönemlendirme, kesin ve değişmez tarihsel kategoriler olarak değil, araştırmanın süreçleri karşılaştırmasını kolaylaştıran çözümleyici dönemler olarak kullanılmaktadır.

Çözümleme Birimleri

Araştırmanın temel çözümleme birimi tek tek kişilerden çok kurumsal süreçler ve olay dizileridir. Bununla birlikte, belirli kişi veya kurumlar, söz konusu süreçlerin somut taşıyıcıları olarak olay çözümlemeleri içine alınmaktadır. Araştırmada beş temel kurumsal alan incelenmektedir: Kamu bürokrasisi, yargı, yükseköğretim ve akademi, yerel yönetimler ve kamu kaynaklarının dağıtımı ve ekonomik alan. Bunlara, siyasal yarışmanın doğrudan etkilenmesi bakımından siyasal partiler ve ulusal siyasal aktörler de eklenmektedir.

Temel Çözümleyici Değişkenler

Araştırmanın bağımsız değişkenleri ve ara mekanizmaları üç ana grupta ele alınmaktadır.

Karşıtların tasfiyesi: Bu değişken görevden alma, görev süresinin sona erdirilmesi, sözleşmenin yenilenmemesi, ihraç, tutuklama, yargısal veya yönetsel soruşturma, seçilmiş görevlilerin görevden uzaklaştırılması, adaylık veya terfi olanaklarının engellenmesi ve kurumsal yetkilerin azaltılması gibi farklı araçlarla karşıt aktörlerin siyasal veya kurumsal kapasitesinin azaltılmasını kapsamaktadır. Ancak herhangi bir görevden alma veya soruşturma otomatik olarak "tasfiye" olarak kabul edilmeyecektir. Tasfiye savının güç kazanabilmesi için işlemin hedefi, gerekçesi, zamanlaması, uygulama biçimi, benzer durumdaki aktörlere karşı tutarlılığı ve işlem sonrasındaki kurumsal sonuçları birlikte değerlendirilecektir.

Siyasal sadakat: Siyasal sadakat, kamu görevi veya kurumsal kaynaklara erişimde liyakat ve nesnel ölçütlerin yerine veya önüne siyasal yakınlığın, sadakatin ya da iktidarla uyumun geçmesi olasılığını ifade etmektedir. Bu değişken üst düzey atamalar, terfiler, görev değişiklikleri, yüksek ücretli kamu görevleri, yöneticilik makamları, kurumlar arası geçişler ve kamu kaynaklarına erişim üzerinden incelenecektir.

Siyasal ödüllendirme ve kaynak aktarımı: Bu boyut, siyasal sadakatle ilişkilendirilen aktörlerin ekonomik veya kurumsal olarak güçlendirilmesini kapsamaktadır. Başlıca göstergeler kamu ihaleleri, özelleştirmeler, kamu kredileri, kamu şirketlerindeki görevler, yüksek gelirli görevler, kamu kaynaklarına erişim ve medya ve ekonomik varlıkların el değiştirmesi olarak belirlenmiştir.

Karşılaştırmalı Olay Çözümlemesi

Araştırmada seçilecek olaylar en fazla çeşitlilik ve mekanizma yinelemesi ilkelerine göre belirlenecektir. Amaç, aynı mekanizmanın farklı kurumsal alanlarda ortaya çıkıp çıkmadığını sınamaktır. Bu kapsamda örnek olay kümeleri şunlardır:

 

Çizelge 1:

 

Karşılaştırma Değişkenleri

Alan

İncelenecek temel süreç

Kamu bürokrasisi

Tasfiye, atama ve üst düzey bürokratik kadroların yeniden yapılandırılması

Yargı

Tasfiye, yeniden atama ve kurumsal yetki değişiklikleri

Akademi

Akademisyenlerin etkisizleştirilmesi ve yönetici atamalarının siyasallaşması

Yerel yönetimler

Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması ve kayyım uygulaması

Kamu ihaleleri

Siyasal bağlantılı aktörlerin kaynaklara erişimi

Medya

Medya mülkiyetinin siyasal-ekonomik ilişkiler bağlamında yeniden yapılanması

Ulusal siyaset

Siyasal rakiplerin hukuksal ve kurumsal araçlarla etkisizleştirilmesi

 

Bu olayların her biri aynı çözümleyici sorularla incelenecektir.

Süreç İzleme

Her olay için aşağıdaki olay zinciri oluşturulacaktır:

Şekil 2:

Gelişim Zinciri

Bu yöntem sayesinde yalnızca "kim görevden alındı?" sorusuna değil, "görevden alınmasından sonra ne oldu?" sorusuna da yanıt aranacaktır. Bu son aşama araştırmanın özgünlüğü açısından özellikle önemlidir. Çünkü tasfiyenin kendisi, ancak ardından ortaya çıkan kurumsal değişimle birlikte değerlendirildiğinde siyasal-kurumsal bir mekanizma oluşturup oluşturmadığı daha güvenilir biçimde sınanabilir.

Veri Kaynakları

Araştırmada birincil ve ikincil kaynaklar birlikte kullanılacaktır. Birincil kaynaklar Resmi Gazete, TBMM tutanakları ve belgeleri, Yüksek Seçim Kurulu kararları, Anayasa Mahkemesi kararları, Danıştay ve Yargıtay kararları, HSK kararları, bakanlık ve kamu kurumlarının açıklamaları, kamu ihale kayıtları, kamu kurumlarının atama ve görev değişikliği kayıtları ve Cumhurbaşkanlığı ve diğer resmi makamların açıklamalarıdır. İkincil kaynaklar ise hakemli akademik makaleler, akademik kitaplar, uluslararası kuruluş raporları, Avrupa Birliği (AB) raporları, Avrupa Konseyi (AK) ve AİHM belgeleri ve güvenilir ulusal ve uluslararası basın kuruluşlarının haber ve araştırmalarıdır. Özellikle siyasal nitelendirmeler ile olgusal veriler birbirinden ayrılacaktır. Bir siyasal aktörün "yandaş" veya "karşıt” (muhalif) olarak nitelendirilmesi tek başına kanıt kabul edilmeyecek ve olanaklı olduğunca görev geçmişi, kurumsal ilişkileri, atama süreci, karar belgeleri ve bağımsız araştırmalar üzerinden doğrulama yapılacaktır.

Kanıtların Sınıflandırılması

Araştırmada kanıtlar üç düzeyde sınıflandırılacaktır:

Birinci düzey – doğrudan kanıt: Belge, mahkeme kararı, atama kararı, ihale kaydı, kamuya açık resmi açıklama veya doğrulanabilir veri.

İkinci düzey – güçlü dolaylı kanıt: Birden fazla bağımsız ve güvenilir kaynağın aynı örüntüyü göstermesi.

Üçüncü düzey – yorumlayıcı kanıt: Akademik çalışmalar, uzman değerlendirmeleri, medya çözümlemeleri ve siyasal aktörlerin açıklamaları.

Bir sonucun olanaklı olduğunca birinci ve ikinci düzey kanıtların birlikte değerlendirilmesiyle oluşturulmasına dikkat edilecektir.

Seçenek Açıklamaların Sınanması

Araştırmanın nedensellik savını güçlendirmek amacıyla her olay için seçenek açıklamalar ayrıca değerlendirilecektir. Örneğin:

Görevden alma gerçekten hukuksal zorunluluktan mı kaynaklanmıştır?

Atama gerçekten liyakat veya uzmanlık ölçütleriyle açıklanabilir mi?

İhale sonucu ekonomik ve teknik ölçütlerle açıklanabilir mi?

Tasfiye edilen aktörün yerine gelen kişinin seçilmesinde siyasal sadakat dışında belirleyici etmenler var mıdır?

Bu soruların olumsuz yanıtlanması tek başına tasfiye veya siyasal sadakat kanıtı sayılmayacak ancak seçenek açıklamaların zayıflaması, ana hipotezin açıklama gücünü artıran bir unsur olarak değerlendirilecektir.

HTÇÇ ile İlişki

Araştırmanın hukuksal tasfiye boyutunda daha önce geliştirilen Hukuksal Tasfiye Çözümleme Çerçevesi (HTÇÇ) kullanılacaktır. Ancak HTÇÇ bu araştırmanın tamamını açıklayan bir model olarak değil, daha geniş mekanizmanın hukuksal tasfiye alt modeli olarak konumlandırılmaktadır. Böylece HTÇÇ yani hukuksal tasfiyenin çözümlemesi ve bu araştırmanın geniş çerçevesi yani tasfiye, siyasal sadakat, kaynak aktarımı ve kurumsal yeniden üretim şeklinde bir çözümleyici ilişki kurulmaktadır.

Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme

Araştırma, durağan bir dönem incelemesi yerine Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme yaklaşımından da yararlanacaktır. Özellikle 2024–2026 döneminde devam eden hukuksal ve siyasal süreçler tamamlanmış olaylar olarak değil, devam eden süreçler olarak ele alınacaktır. Bu nedenle araştırmanın bulguları yeni gelişmeler ortaya çıktıkça yeniden değerlendirilebilecek ve daha önce oluşturulan nedensel bağlantılar yeni veriler karşısında doğrulanabilecek, zayıflatılabilecek veya yeniden düzenlenebilecektir.

Yöntemsel Sınırlılıklar

Araştırmanın en önemli sınırlılığı, siyasal sadakat gibi bazı değişkenlerin doğrudan ve nicel olarak ölçülmesinin güç olmasıdır. Bu nedenle araştırma, kişinin siyasal görüşünü doğrudan varsaymak yerine gözlenebilir davranış, kurumsal ilişki, atama süreci ve sonuç değişkenlerine ağırlık verecektir. Ayrıca aynı olayın hem hukuksal hem siyasal hem de yönetsel açıklamaları bulunabileceğinden, araştırmada tek bir olaydan genelleme yapılmayacak, farklı alanlardaki yinelenen örüntüler esas alınacaktır. Bu yöntemsel yaklaşımın amacı önceden belirlenmiş bir siyasal sonuca kanıt aramak değil, tasfiye, siyasal sadakat ve kurumsal yeniden üretim arasındaki ilişkinin gerçekten var olup olmadığını ve varsa hangi koşullarda ve hangi mekanizmalarla ortaya çıktığını sınamaktır.

BULGULAR: TÜRKİYE’DE TASFİYE VE SİYASAL SADAKAT MEKANİZMASININ SOMUT GÖRÜNÜMLERİ

Bu bölümde Türkiye’de 2002–2026 döneminde ortaya çıkan çeşitli hukuksal, yönetsel, siyasal ve ekonomik uygulamalar araştırmanın temel hipotezi doğrultusunda incelenmektedir. Amaç, bireysel olayları siyasal nitelendirmeler üzerinden sıralamak değil, farklı kurumsal alanlarda ortaya çıkan uygulamaların aynı veya benzer bir siyasal-kurumsal mekanizma oluşturup oluşturmadığını araştırmaktır. Bu nedenle her olay olanaklı olduğunca aynı çözümleyici süreç içerisinde ele alınmaktadır:

Şekil 3:

Değişkenler Arası İlişki

 

Yukarıdaki şekil araştırmanın temel kavramları olan tasfiye, siyasal sadakat, liyakat, siyasal ödüllendirme ve kurumsal yeniden üretim arasındaki ilişkiyi görünür kılmaktadır. Burada özellikle üç unsura dikkat edilmiştir. Birincisi, herhangi bir görevden alma, soruşturma, tutuklama veya atama kendiliğinden tasfiye olarak kabul edilmemektedir. Bir uygulamanın tasfiye mekanizmasının parçası olarak değerlendirilebilmesi için uygulamanın niteliği, hedefi, zamanlaması, hukuksal dayanağı, benzer durumdaki aktörlere uygulanma biçimi ve işlem sonrasında ortaya çıkan kurumsal değişiklik birlikte değerlendirilmektedir. İkincisi, bir kişinin veya kuruluşun siyasal iktidara yakınlığı da tek başına siyasal sadakatin kanıtı olarak kabul edilmemektedir. Siyasal sadakat savının değerlendirilmesinde olanaklı olduğunca atama geçmişi, siyasal veya kurumsal ilişkiler, kariyer seyri, göreve getirilme yöntemi ve bağımsız akademik araştırmalar dikkate alınmaktadır. Üçüncüsü, araştırma açısından en önemli gösterge yalnızca tasfiyenin gerçekleşmiş olması değildir. Tasfiye sonrasında kurumsal alanın nasıl yeniden düzenlendiği temel önem taşımaktadır. Çünkü tasfiye ile siyasal sadakat arasındaki ilişki ancak boşalan kurumsal alanın hangi aktörler tarafından ve hangi ölçütlerle doldurulduğunun ortaya konulması durumunda açıklanabilir. Bu çerçevede aşağıdaki bulgular kamu bürokrasisi, yargı, akademi, yerel yönetimler, kamu kaynaklarının dağıtımı ve ulusal siyaset alanlarında ayrı ayrı incelenmektedir.

Kamu Bürokrasisinde Tasfiye ve Siyasal Yeniden Yerleştirme

Türkiye’de siyasal iktidarın kurumsal yeniden üretimi bakımından ilk önemli alan kamu bürokrasisidir. Bunun nedeni, siyasal iktidarın yalnızca siyasal karar alma yetkisine değil, bu kararların uygulanmasını sağlayan geniş bir yönetsel kapasiteye gereksinme duymasıdır. 2002 sonrasında üst düzey kamu bürokrasisinde gerçekleşen atamaların yapısı üzerine yapılan görgül çalışmalar bu alandaki dönüşümün bireysel atamalardan ibaret olmadığını göstermektedir. Demirelli ve Aydın tarafından oluşturulan geniş veri seti 2002–2018 döneminde üst düzey Türk bürokrasisinde gerçekleşen 12.832 atama kararını incelemektedir. Bu araştırma, siyasal bağlantıların bürokratik kariyerler ve atamalar üzerindeki etkisini sistemli olarak değerlendirmesi bakımından önem taşımaktadır. Burada araştırmanın temel sorusu belirli bir atamanın "siyasal" olup olmadığı değildir. Daha önemli soru, üst düzey bürokratik kadrolara erişimde liyakat ve mesleksel deneyimin yanında veya onun üzerinde siyasal bağlantının sistemli bir üstünlük sağlayıp sağlamadığıdır. Bu açıdan bakıldığında kamu bürokrasisindeki dönüşüm iki aşamalı bir süreç olarak değerlendirilebilir. İlk aşama, mevcut bürokratik kadroların görevden alınması, görev alanlarının değiştirilmesi veya kariyer olanaklarının sınırlandırılmasıdır. İkinci aşama ise boşalan veya yeniden düzenlenen kadrolara yeni aktörlerin atanmasıdır. Dolayısıyla bürokratik siyasallaşmanın temel göstergesi yalnızca "kim gönderildi?" sorusu değil, aynı zamanda "Kim gönderildi ve yerine kim getirildi?" sorusudur. Bu ayrım, tasfiye ile siyasal sadakat arasındaki ilişkinin belirlenmesi açısından önemli önem taşımaktadır. Çünkü yalnızca görevden alma verisi siyasal tasfiye savını sınırlı biçimde desteklerken, görevden alma sonrasında belirli özelliklere sahip aktörlerin sistemli biçimde aynı kurumsal alanlara yerleştirilmesi, mekanizmanın ikinci aşamasını ortaya koymaktadır. Bu nedenle kamu bürokrasisindeki süreç araştırmanın kavramsal modeli bakımından aşağıdaki şekilde gösterildiği şekilde incelenecektir.

Demirelli ve Aydın makalesinde şunlar belirtilmektedir: “Liyakat dışı (patronaj) atamalar, farklı ülkelerde bürokrasinin siyasallaşma düzeyini ölçmek için en sık kullanılan göstergelerden biri olmuştur. Mevcut çalışmalar, bürokrasinin siyasallaşmasını genellikle hükümet değişiklikleri, başbakan değişiklikleri ya da bakan değişiklikleri üzerinden açıklama eğilimindedir. Buna karşılık bu çalışma, 2002–2018 yılları arasında Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kesintisiz tek parti iktidarı döneminde Türk bürokrasisinin üst kademelerine yapılan 12.832 atama kararından oluşan özgün bir veri setine dayanarak farklı bir açıklama önermektedir. Bulgular, patronaj atamalarının ve buna bağlı olarak bürokrasinin siyasallaşmasının, hükümet değişikliklerinden ziyade, Türkiye'nin sosyo-politik koşullarıyla bağlantılı olarak iktidar bloğu içinde ortaya çıkan krizler tarafından tetiklenmiş olabileceğini göstermektedir.”

 

 

 

Şekil 4:

İnceleme Süreci

 

 

Bu süreçte liyakat ilkesinin aşınması yalnızca bireysel kariyerlerin etkilenmesi anlamına gelmemektedir. Bürokratik atamalarda siyasal sadakat giderek daha belirleyici duruma geldiğinde kamu görevlilerinin siyasal iktidardan bağımsız karar verme kapasitesi de zayıflayabilir. Böylece bürokrasi, siyasal iktidarın kararlarını uygulayan profesyonel bir mekanizma olmaktan çıkarak, aynı zamanda iktidarın siyasal devamlılığını destekleyen bir kurumsal yapıya dönüşebilir.

2016 Sonrası Kamu Tasfiyesi: Tasfiye ile Yeniden Yapılanmanın Birleşmesi

2016 sonrasında gerçekleşen kamu personeli tasfiyeleri Türkiye’de tasfiye mekanizmasının en geniş ölçekli örneklerinden birini oluşturmaktadır. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında çıkarılan OHAL KHK'larıyla çok sayıda kamu görevlisi kamu hizmetinden çıkarılmıştır. Bu sürecin hükümet tarafından temel gerekçesi devlet kurumları içerisindeki FETÖ yapılanmasının tasfiye edilmesi ve kamu düzeninin yeniden kurulmasıdır. Dolayısıyla bu tasfiyelerin tamamının siyasal muhalefetin tasfiyesi olarak nitelendirilmesi yöntemsel olarak doğru değildir. Ancak araştırma açısından asıl önemli soru farklıdır: Geniş kapsamlı tasfiyenin ardından devlet kurumlarının insan kaynağı ve kurumsal yapısı nasıl yeniden oluşturulmuştur? Bu noktada 2016 sonrası dönem klasik anlamda yalnızca bir personel tasfiyesi değil, aynı zamanda kurumsal yeniden yapılanma dönemi olarak incelenmelidir. Tasfiye edilen personelin görev ve yetkilerinin sona ermesiyle kurumlarda önemli ölçüde kadro alanı açılmış ve bunu yeni atama ve görevlendirmeler izlemiştir. Özellikle yargı alanında görevden uzaklaştırılan yargıç ve savcıların ardından yeni yargıç ve savcıların sisteme alınması tasfiye ile yeniden yerleştirme arasındaki ilişkiyi açık biçimde göstermektedir. Bu nedenle 2016 sonrası süreç araştırmanın mekanizma modeli açısından özel bir önem taşımaktadır: Tasfiye, kurumsal boşluk, yeniden personel alımı, yeni kurumsal kadro ve kurumsal yeniden yapılanma. Burada dikkat edilmesi gereken nokta yeni atanan kişilerin otomatik olarak "sadık" kabul edilmemesidir. Araştırma bu kişilerin seçim ve atama süreçlerinin hangi ölçütlere dayandığını, liyakat ve mesleksel yeterlilik ile siyasal güven arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğunu ayrıca incelemelidir. Dolayısıyla 2016 sonrası tasfiyeler çalışmanın temel hipotezinin doğrudan kanıtı olmaktan çok tasfiye ile yeniden yapılanmanın birlikte incelenmesini sağlayan önemli bir olay olarak değerlendirilmektedir.

Yargı: Tasfiye, Yeniden Atama ve Kurumsal Yetki Değişimi

Yargı alanı tasfiye ve siyasal sadakat mekanizmasının en önemli inceleme alanlarından biridir. Bunun temel nedeni bağımsız yargının demokratik sistem içerisinde yalnızca uyuşmazlık çözen bir kurum değil, aynı zamanda siyasal iktidarın sınırlandırılmasını sağlayan temel bir denetim mekanizması olmasıdır. 2016 sonrasında binlerce yargıç ve savcının görevden uzaklaştırılması, yargının insan kaynağında büyük ölçekli bir değişim yaratmıştır. Bunun hemen ardından yeni yargıç ve savcıların sisteme alınması insan kaynağındaki dönüşümü tamamlayan ikinci aşamayı oluşturmuştur. Ancak yargıdaki dönüşüm yalnızca personel değişikliğiyle sınırlı kalmamıştır. 2017 anayasa değişikliğiyle Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun yapısının değiştirilmesi ve yüksek yargıdaki atama mekanizmalarının yeniden düzenlenmesi, personel değişikliği ile kurumsal yetki değişikliğinin aynı süreçte birleştiğini göstermektedir. Bu nedenle yargı alanındaki süreç üç aşamalı olarak ele alınabilir: Yargısal kadroların tasfiyesi, yeni kadroların oluşturulması ve yargısal kurumların anayasal/kurumsal yapısının değiştirilmesi. Bu durum araştırmanın daha geniş hipotezi bakımından önemlidir. Çünkü burada yalnızca belirli kişilerin değiştirilmesi değil, kurumun kendisinin siyasal iktidarla kurduğu ilişkinin yeniden tanımlanması söz konusudur. Dolayısıyla yargı örneği tasfiye mekanizmasının en ileri biçimlerinden birini göstermektedir: Kişilerin değiştirilmesi, kadroların değiştirilmesi, kurumsal yapının değiştirilmesi ve siyasal güç dağılımının değiştirilmesi. Bu süreç, HTÇÇ'nin daha geniş kurumsal bağlamdaki yerini de ortaya koymaktadır. Hukuksal tasfiye burada yalnızca bir sonuç değil, kurumsal yeniden yapılanmanın araçlarından biri durumuna gelebilmektedir.

Akademi: Liyakat Rejiminin Aşınması ve Kurumsal Bağımlılık

Yükseköğretim alanı siyasal sadakat rejiminin ortaya çıkabileceği bir başka önemli kurumsal alandır. Üniversitelerin temel özelliği bilimsel özgürlük, akademik liyakat ve kurumsal özerklik ilkelerine dayanmasıdır. Bu nedenle akademik kadroların siyasal ölçütlerle belirlenmesi yalnızca personel yönetimi sorunu değil, doğrudan bilimsel özerklik sorunu yaratmaktadır. 2016 sonrasında "Barış İçin Akademisyenler" bildirisine imza atan akademisyenlerin önemli bir bölümünün kamu görevlerinden çıkarılması akademik ifade ile kurumsal yaptırım arasındaki ilişki bakımından dikkat çekici bir örnektir. Bu olay açısından araştırmanın sorusu bildirinin içeriğinin siyasal olarak tartışmalı olup olmadığı değildir. Daha önemli soru eleştirel veya iktidar siyasalarına aykırı bir görüş açıklamasının akademik kariyer ve kurumsal statü üzerinde sistemli sonuç doğurup doğurmadığıdır. Bu açıdan akademideki tasfiye kamu bürokrasisindeki tasfiyeden farklı bir nitelik taşımaktadır. Burada hedef yalnızca belirli kişilerin görevden uzaklaştırılması değil, aynı zamanda eleştirel düşüncenin kurumsal maliyetinin yükseltilmesi olabilir. Buna karşılık akademik yönetici atamalarında siyasal bağlantıların etkisine ilişkin görgül araştırmalar üniversite yönetimlerinde liyakat ve akademik başarı ile siyasal bağlantı arasındaki ilişkinin ayrıca incelenmesi gerektiğini göstermektedir. Dolayısıyla akademideki süreç eleştirel aktörün etkisizleştirilmesi, kurumsal alanın daralması, yönetim yapısının yeniden oluşturulması ve siyasal bağımlılığın artması biçiminde değerlendirilebilir. Bu örnek "siyasal sadakat rejimi" kavramının neden yalnızca kamu bürokrasisiyle sınırlı tutulmaması gerektiğini göstermektedir.

Yerel Yönetimler: Seçilmiş Karşıtların Kurumsal Tasfiyesi

Yerel yönetimler demokratik temsil bakımından tasfiye mekanizmasının en görünür olduğu alanlardan biridir. Çünkü burada tasfiye edilen kişi yalnızca bir kamu görevlisi değil, seçmen iradesiyle belirlenmiş bir siyasal temsilcidir. 2019 sonrasında özellikle HDP'li belediyelerde uygulanan kayyım yöntemi, seçilmiş belediye başkanlarının görevlerinden uzaklaştırılması ve yerlerine merkezi hükümet tarafından görevlendirilen kişilerin getirilmesi şeklinde gerçekleşmiştir. AKP belgelerinde 2019 yerel seçimlerinden sonra çok sayıda HDP belediye başkanının görevden uzaklaştırıldığı ve yerlerine merkezi hükümet tarafından görevlendirilen kayyımların getirildiği belirtilmiştir. Bu mekanizma, araştırmanın temel modeli açısından son derece açıktır: Seçim, karşıt siyasal aktörün seçilmesi, görevden uzaklaştırma, seçilmiş temsilin sona ermesi ve merkezi atama. Burada tasfiye ile siyasal sadakat arasındaki ilişki, önceki olaylardan farklı olarak personel yönetimi üzerinden değil, seçimle oluşmuş demokratik temsilin yerine yönetsel atamanın geçirilmesi üzerinden ortaya çıkmaktadır. 2024 sonrasında benzer uygulamaların devam etmesi ise bunun tek dönemlik bir olağan dışı uygulama olmaktan çıkıp yinelenen bir yönetim uygulamasına dönüşüp dönüşmediği sorusunu gündeme getirmektedir.

Kamu Kaynaklarının Dağıtımı: Tasfiye Değil Siyasal Ödüllendirme

Şimdiye kadar incelenen olayların önemli bir bölümü "olumsuz" mekanizmayı yani karşıtların etkisizleştirilmesini göstermektedir. Ancak araştırmanın özgünlüğü açısından bunun yeterli olmadığı açıktır. Siyasal sadakat rejiminin ikinci ayağı ödüllendirmedir. Bu nedenle kamu ihaleleri, özelleştirmeler, kamu kredileri ve diğer ekonomik kaynakların dağıtımı ayrıca incelenmelidir. Gürakar ve Bircan'ın araştırması bu bakımdan önemli bir görgül kaynak oluşturmaktadır. Araştırmacılar 2004–2011 döneminde 17.937 yüksek değerli kamu yapım ihalesini ve 5.945 kazanan firmayı inceleyerek siyasal bağlantılar ile kamu ihalelerinin kazanılması arasındaki ilişkiyi araştırmıştır. Bu tür çalışmalar, "yandaş şirket" gibi siyasal açıdan yüklü ifadelerden bağımsız olarak, siyasal bağlantının ekonomik kaynaklara erişimde ölçülebilir bir üstünlük sağlayıp sağlamadığını araştırma olanağı sunmaktadır. Bu nedenle kamu ihaleleri açısından temel soru şudur: Kamu kaynaklarının dağıtımında ekonomik ve teknik ölçütlerin yanında siyasal bağlantının sistemli bir üstünlük sağlayıp sağlamadığı. Eğer böyle bir ilişki farklı veri setlerinde yineleniyorsa siyasal sadakat rejiminin ekonomik boyutundan söz etmek olanaklı olur. Bu mekanizma siyasal uyum, kaynaklara erişim, ekonomik güçlenme ve siyasal ve kurumsal kapasitenin artması şeklinde modellenebilir. Böylece karşıtların tasfiyesi ile sadıkların ödüllendirilmesi aynı siyasal sistem içerisinde birbirini tamamlayan iki mekanizma durumuna gelmektedir. 2004–2011 yılları arasında gerçekleştirilen 17.937 yüksek bedelli kamu yapım ihalesinden oluşan özgün bir veri setini kullanan bu çalışma, Türkiye'de kamu alımlarında siyasal kayırmacılığa ilişkin sistematik kanıtlar sunmaktadır. Sekiz yıllık dönemde yüksek bedelli yapım ihalelerinin yıllık toplam sayısı üç katına çıkarken, çeşitli yasal değişiklikler sonucunda daha az rekabetçi ihale usullerinin kullanımının artmasıyla birlikte bu yöntemlerle gerçekleştirilen ihalelerin payı da yükselmiştir. Böylece kamu ihale sözleşmelerinin verilmesi sürecinde devletin takdir yetkisi genişlemiştir. Gürakar ve Bircan şu sonuca ulaşmaktadır: “Araştırmanın bulguları, siyasal bağlantılara sahip firmaların, siyasal bağlantısı bulunmayan firmalara kıyasla kamu ihalelerinde devletin takdir yetkisinden daha fazla yararlandığını ve daha yüksek sözleşme bedelleri elde ettiğini göstermektedir. Ayrıca, diğer etkenler sabit tutulduğunda, daha az rekabetçi ihale usullerinin kullanılması siyasal bağlantılı firmaların ihaleyi kazanma olasılığını artırmaktadır. Daha az rekabetçi yöntemlerle gerçekleştirilen kamu alımlarının kamuya maliyetinin daha yüksek olduğu da saptanmıştır. Kamu ihalelerinin rant yaratma ve rant dağıtma amacıyla kullanılmasının özellikle 10 milyon TL'nin üzerindeki projelerde ve TOKİ projelerinde yaygın olduğu sonucuna ulaşılmıştır.”

Siyasal Rakibin Etkisizleştirilmesi: Ulusal Siyasal Alan

Tasfiye mekanizmasının en ileri biçimi siyasal iktidara gerçek bir seçenek oluşturabilecek aktörlerin doğrudan etkisizleştirilmesidir. Bu bağlamda Selahattin Demirtaş ve Ekrem İmamoğlu olayları farklı dönem ve siyasal bağlamlara sahip olmakla birlikte, seçilebilir siyasal aktörlerin hukuksal ve kurumsal araçlarla siyasal kapasitesinin sınırlandırılması bakımından incelenebilir. Özellikle İmamoğlu olayında yerel yönetim başarısının ulusal siyasal yarışma açısından önem kazanması tasfiye mekanizmasının yalnızca mevcut görev üzerinde değil, aktörün gelecekteki siyasal kapasitesi üzerinde de değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Burada araştırmanın temel sorusu hukuksal veya yönetsel müdahale yalnızca mevcut bir hukuksal sorunu çözmeye mi yöneliktir yoksa aktörün siyasal yarışma kapasitesi üzerinde geleceğe dönük bir etki de yaratmakta mıdır şeklinde ifade edilebilir. Bu soru HTÇÇ'nin "hukuksal tasfiye" kavramını daha geniş bir siyasal tasfiye çerçevesine bağlamaktadır.

Bulguların İlk Sentezi: Tasfiye ve Ödüllendirmenin Birlikte İşleyişi

Yukarıdaki olaylar birlikte değerlendirildiğinde araştırmanın temel hipotezini destekleyen dikkat çekici bir örüntü ortaya çıkmaktadır.

Farklı kurumsal alanlarda araçlar değişmekle birlikte süreç çoğu zaman benzer bir mantık izlemektedir:

Şekil 5:

Tasfiye ve Ödüllendirme Süreci

 

Bu nedenle araştırmanın ortaya koyduğu temel bulgu tasfiye mekanizmasının tek başına ele alınmasının eksik olduğudur. Tasfiye bir olumsuz seçme mekanizmasıdır. Siyasal ödüllendirme ise onun olumlu tamamlayıcısıdır. İlk mekanizma "kimlerin sistem dışında kalacağını" ve ikinci mekanizma ise "kimlerin sistem içinde yükseleceğini" belirlemektedir. Bu iki mekanizma birlikte çalıştığında ortaya çıkan sonuç yalnızca personel değişikliği veya siyasal kadrolaşma değildir. Daha derin sonuç kurumsal seçimin ölçütlerinin değişmesidir. Liyakat, ehliyet ve bağımsızlık yerine siyasal uyumun önem kazanması zaman içinde kurumların insan kaynağını ve karar alma kültürünü dönüştürebilir. Böylece siyasal iktidarın yalnızca hükümet etme kapasitesi değil, iktidarı yeniden üretme kapasitesi de güçlenebilir. Bu noktada araştırmanın bir sonraki sorusu kaçınılmaz olarak ortaya çıkmaktadır: Bu kurumsal dönüşüm yalnızca iktidarın mevcut dönemde güçlenmesini mi sağlamaktadır yoksa iktidarın gelecekteki devamlılığını güvence altına alabilecek kalıcı bir siyasal-kurumsal düzen mi oluşturmaktadır? Çalışmanın sonraki bölümü bu soruya odaklanacaktır.

TASFİYEDEN KURUMSAL YENİDEN ÜRETİME: MEKANİZMANIN ÇÖZÜMLENMESİ

Mekanizmanın Temel Mantığı

Önceki bölümde incelenen farklı kurumsal alanlara ilişkin bulgular birbirinden bağımsız ve rastlantısal uygulamalar olarak değerlendirildiğinde anlamlı bir bütün oluşturmamaktadır. Ancak bu uygulamalar aktörlerin seçilmesi, tasfiye edilmesi, yeniden yerleştirilmesi ve kaynaklara erişimin düzenlenmesi bakımından birlikte değerlendirildiğinde ortak bir mekanizma ortaya çıkmaktadır. Bu mekanizmanın temel özelliği siyasal iktidarın kurumsal alanı yalnızca mevcut karşıtları etkisizleştirmek amacıyla değil, aynı zamanda gelecekteki siyasal davranışları kendi lehine şekillendirecek biçimde yeniden düzenlemesidir. Bu nedenle süreç basitçe karşıtın tasfiyesi olarak değil, karşıtın tasfiyesi, boşalan kurumsal alanın yeniden düzenlenmesi, sadakat esaslı seçme ve yerleştirme, kaynak ve statü aktarımı, kurumsal bağımlılık ve iktidarın yeniden üretimi olarak kavramsallaştırılmalıdır. Burada tasfiye bir son değil, kurumsal yeniden üretim sürecinin ilk aşaması durumuna gelmektedir.

Birinci Aşama: Karşıtın Belirlenmesi

Her tasfiye mekanizmasının başlangıç noktası, siyasal iktidar bakımından bir aktörün “karşıt”, “güvenilmez”, “uyumsuz”, “sakıncalı” veya “denetlenmesi gereken” bir konuma yerleştirilmesidir. Bu nitelendirme her zaman açık biçimde yapılmayabilir. Bazen doğrudan siyasal söylemle, bazen hukuksal veya yönetsel kategoriler aracılığıyla, bazen de kurumsal değerlendirme mekanizmaları üzerinden gerçekleştirilebilir. Bu nedenle "karşıt" kavramı araştırmada yalnızca siyasal parti karşıtlığını ifade etmemektedir. Karşıt siyasal unsurlar bağımsız bürokrat, eleştirel akademisyen, bağımsız yargı mensubu, seçilmiş yerel yönetici, eleştirel gazeteci ve iktidarın ekonomik tercihleriyle çatışan aktör gibi farklı kurumsal konumlardaki kişileri kapsayabilir. Buradaki ortak özellik, kişinin veya grubun iktidarın kurumsal ve siyasal tercihleri üzerinde sınırlayıcı ya da seçenek bir kapasite taşımasıdır. Dolayısıyla karşıtlık yalnızca kişinin ne düşündüğüyle değil, kurumsal olarak ne yapabildiğiyle de ilgilidir.

İkinci Aşama: Tasfiye ve Etkisizleştirme

Karşıt olarak tanımlanan aktörün kurumsal kapasitesi çeşitli araçlarla azaltılabilir. Bu araçlar arasında görevden alma, görev süresinin sona erdirilmesi, sözleşmenin yenilenmemesi, disiplin veya ceza soruşturması, görevden uzaklaştırma, tutuklama, seçilmiş görevden alma, yetki daraltma, terfi veya kariyer olanaklarının engellenmesi ve kurumsal dışlama yer alabilir. Bu araçların tamamı aynı hukuksal niteliğe sahip değildir. Ancak siyasal-kurumsal açıdan ortak sonuçları hedef aktörün kurumsal kapasitesini azaltmalarıdır. Burada özellikle önemli olan nokta tasfiyenin her zaman açık ve doğrudan gerçekleşmemesidir. Bazı durumlarda aktör görevden alınırken, bazı durumlarda görevde bırakılmakla birlikte karar alma gücü azaltılabilir. Bazı durumlarda ise hukuksal veya yönetsel işlem doğrudan kişiyi değil, onun içinde bulunduğu kurumsal yapıyı değiştirebilir. Bu nedenle tasfiyenin üç biçimi ayırt edilebilir:

Açık tasfiye: Aktörün doğrudan görev veya makamından çıkarılması.

Dolaylı tasfiye: Aktörün görevde kalmasına karşın yetki, kaynak veya kariyer kapasitesinin azaltılması.

Yapısal tasfiye: Aktörün içinde bulunduğu kurumun yapısının değiştirilerek onun kurumsal etkisinin ortadan kaldırılması.

Bu üç biçim farklı görünmekle birlikte aynı siyasal işlevi görebilir: Karşıtın kurumsal kapasitesini azaltmak.

Üçüncü Aşama: Kurumsal Boşluk

Tasfiye yalnızca bir kişiyi sistemden çıkarmamaktadır. Eğer tasfiye kurumsal bir konuma ilişkinse aynı zamanda bir makam, yetki alanı veya karar verme kapasitesi boşaltılmaktadır. Bu aşama mekanizmanın anlaşılması açısından önemli önem taşımaktadır. Çünkü tasfiye edilenin kim olduğu kadar, onun bıraktığı kurumsal alanın ne olduğu da önemlidir. Bir yargıcın görevden alınması yargısal bir konum yaratır. Bir bürokratın tasfiyesi yönetsel bir makam boşaltır. Bir belediye başkanının görevden alınması seçilmiş bir siyasal temsil alanını değiştirir. Bir akademisyenin uzaklaştırılması ise üniversitenin düşünsel ve akademik alanını etkileyebilir. Dolayısıyla tasfiye sonrasında ortaya çıkan "boşluk" mekanizmanın bir sonraki aşamasına geçiş alanıdır.

Dördüncü Aşama: Siyasal Sadakat Esasına Göre Yeniden Yerleştirme

Kurumsal boşluğun ortaya çıkması tek başına siyasal sadakat rejimini oluşturmaz. Belirleyici olan, boşalan alanın hangi ölçütlerle doldurulduğudur. Liyakat rejiminde temel ölçütler genel olarak ehliyet, mesleksel yeterlilik, deneyim ve nesnel değerlendirme iken siyasal sadakat rejiminde bunlara ek olarak veya bunların önüne siyasal uyum, güvenilirlik, bağlılık ve iktidarla ilişkilerin niteliği geçebilir. Bu iki sistem birbirinden mutlak biçimde ayrılmış değildir. Siyasal sadakat rejiminde göreve getirilen kişinin mesleksel yeterliliğe sahip olması olanaklıdır. Sorun, liyakatin tek veya temel belirleyici olmaktan çıkmasıdır. Bu nedenle araştırmada "siyasal sadakat" ile "yetersizlik" birbirine eşitlenmemektedir. Bir aktör aynı anda hem ehliyetli hem de siyasal olarak sadık olabilir. Araştırmanın sorusu siyasal sadakatin göreve seçilme veya yükselmede ölçülebilir bir üstünlük sağlayıp sağlamadığıdır.

Beşinci Aşama: Siyasal Ödüllendirme

Siyasal sadakat yalnızca makam verilmesiyle ödüllendirilmez. Siyasal iktidarla uyumlu aktörlere farklı türlerde kaynak aktarılması olanaklıdır. Bu kaynaklar makam, yetki, yüksek gelir, terfi, kamu ihalesi, kamu kredisi, ekonomik imtiyaz, medya varlığı, kamu şirketlerinde görev ve karar alma süreçlerine erişim şeklinde ortaya çıkabilir. Bu nedenle siyasal sadakat rejiminin ekonomik boyutu, personel rejiminin tamamlayıcısıdır. Mekanizma şu şekilde genişlemektedir: siyasal sadakat, makam ve kaynak, güçlenme ve daha yüksek siyasal kapasite. Böylece siyasal iktidarla uyumlu aktör yalnızca bir kamu görevlisi veya ekonomik aktör olarak kalmamakta ve zaman içinde iktidarın toplumsal ve ekonomik taşıyıcılarından biri durumuna gelebilmektedir.

Altıncı Aşama: Kurumsal Bağımlılık

Tasfiye ve ödüllendirme mekanizmaları süreklilik kazandığında bireysel davranışların ötesinde bir kurumsal bağımlılık oluşabilir. Kurumsal aktörlerin kariyer, makam, gelir veya karar alma olanaklarının siyasal iktidarın tercihleriyle yakından bağlantılı duruma gelmesi onların bağımsız davranma maliyetini artırır. Böylece doğrudan emir verilmesine gerek kalmadan bir öz-denetim mekanizması ortaya çıkabilir. Aktörün davranışını belirleyen soru zamanla "Hukuksal veya mesleksel olarak ne yapmalıyım?" olmaktan çıkarak, "Bu karar siyasal iktidarın beklentileriyle çatışır mı?" durumuna gelebilir. Bu dönüşüm siyasal sadakat rejiminin en önemli sonuçlarından biridir. Çünkü sistemin sürdürülebilmesi için her kararın merkezden doğrudan verilmesi gerekmez. Ödüllendirme ve tasfiye olasılığı kurumsal davranışı önceden şekillendirebilir.

Yedinci Aşama: Liyakat Rejiminden Siyasal Sadakat Rejimine Geçiş

Mekanizmanın uzun dönemli sonucu kamu ve diğer kurumsal alanlarda seçim ölçütlerinin değişmesidir. Liyakat rejiminde ideal tip kişi, yeterlilik, görevi başarım ve kariyer şeklinde işler. Siyasal sadakat rejiminde ise ideal-tipik ilişki kişi siyasal güven, görev, sadakat ve ödül biçimini alabilir. Bu değişim yalnızca kamu personelinin niteliğini etkilemez. Kurumların karar alma kültürünü de dönüştürür. Çünkü kurumsal aktörler kariyerlerinin ve statülerinin hangi davranışlarla ödüllendirildiğini zaman içerisinde öğrenirler. Böylece siyasal sadakat açıkça yazılı bir hukuk kuralı durumuna gelmeden de kurumsal davranış normuna dönüşebilir.

Sekizinci Aşama: Kurumsal Güç Asimetrisi

Tasfiye ve ödüllendirme birlikte uygulandığında siyasal sistemde yalnızca kadro değişikliği meydana gelmez. Aktörlerin siyasal kapasitesi farklılaşır. Bir tarafta karşıtların kapasitesi azalır. Diğer tarafta sadık aktörlerin kapasitesi artar. Böylece karşıtların kapasitesi sadıkların kapasitesi ile karşılaştırıldığında kurumsal güç asimetrisi oluşur. Bu asimetri, seçimlerin veya diğer demokratik yarışma mekanizmalarının biçimsel olarak varlığını sürdürmesine karşın, aktörlerin eşit yarışabilme koşullarını zayıflatabilir. Demokratik gerilemenin önemli göstergelerinden biri de tam olarak burada ortaya çıkmaktadır: Demokratik kurumların ortadan kaldırılması gerekmeksizin bu kurumların içinde etkinlik gösteren aktörlerin yarışma kapasitesi eşitsizleştirilebilir.

Dokuzuncu Aşama: İktidarın Kurumsal Yeniden Üretimi

Mekanizmanın son aşaması siyasal iktidarın yalnızca mevcut gücünü kullanması değil, kendisini yeniden üretebilmesini sağlayan kurumsal koşulları oluşturmasıdır. Buradaki "yeniden üretim" kavramı aynı kişilerin veya aynı kadroların sonsuza kadar görevde kalması anlamına gelmemektedir. Kastedilen, siyasal iktidarın değişmesi durumunda dahi etkisini sürdürebilecek veya iktidarın değişmesini zorlaştırabilecek kadro yapılarının, kurumların, ekonomik ilişkilerin, siyasal bağlantıların, hukuksal düzenlemelerin ve kaynak dağıtım mekanizmalarının oluşturulmasıdır. Bu nedenle kurumsal yeniden üretim siyasal iktidarın kendisi için elverişli bir kurumsal ekosistem oluşturması olarak tanımlanabilir. Bu ekosistemde tasfiye karşıtları azaltır, sadakat ödüllendirmesi destekçileri güçlendirir, kaynak aktarımı ekonomik ve toplumsal destek yaratır. Kurumsal değişiklikler bu ilişkileri kalıcılaştırır. Sonuçta siyasal iktidarın yalnızca seçim kazanma olasılığı değil, iktidarı sürdürme kapasitesi de güçlenebilir.

Mekanizmanın Bütünsel Modeli

Yukarıdaki aşamalar bir bütün olarak ele alındığında araştırmanın önerdiği model şu şekilde ifade edilebilir:

 

 

Şekil 6:

Bütünsel Model

Bu modelde tasfiye ile ödüllendirme birbirinin seçeneği değil, tamamlayıcısıdır. Tasfiye sistemin "olumsuz seçme" mekanizmasını ve ödüllendirme ise "olumlu seçme" mekanizmasını oluşturur. Bu nedenle araştırmanın temel kavramsal önerisi şu biçimde ifade edilebilir: Siyasal Sadakat Rejimi, olumsuz seçme (tasfiye), olumlu seçme (ödüllendirme), kurumsal bağımlılık ve güç asimetrisinin toplamıdır. Bu açıklama, ganimet sistemi veya patronaj kavramlarının açıklayabildiği olguların ötesine geçmektedir. Çünkü burada yalnızca iktidarın kendi destekçilerini ödüllendirmesi değil, karşıtların sistemli olarak zayıflatılması ile destekçilerin sistemli olarak güçlendirilmesinin aynı kurumsal mekanizma içinde birleşmesi söz konusudur.

Türkiye Özelinde Son Siyasal Aşama

Türkiye örneğinde mekanizmanın son aşaması kurumsal yeniden yapılanmanın siyasal iktidarın sürekliliğiyle ilişkisini gündeme getirmektedir. Bu ilişkinin özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sonrasında daha belirgin duruma geldiği ileri sürülebilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken anayasal değişikliğin doğrudan "tasfiye mekanizmasının sonucu" olarak kabul edilmemesidir. Böyle bir nedensellik savı ayrıca kanıtlanmalıdır. Daha ihtiyatlı ve görgül olarak savunulabilir ifade şudur: Tasfiye, siyasal sadakat ve kurumsal yeniden yapılanma süreçleri yürütme gücünün merkezileşmesini ve siyasal iktidarın kurumsal kapasitesini artıran bir ortam oluşturabilir ve anayasal değişiklikler ise bu güç dağılımını daha kalıcı bir hukuksal çerçeveye taşıyabilir. Bu durumda anayasal değişiklik mekanizmanın başlangıç noktası değil, kurumsal pekiştirme aşaması olarak ele alınabilir. Türkiye bakımından araştırılması gereken temel ilişki böylece şu duruma gelmektedir: Tasfiye, sadakat, kaynak, kurumsal güç, anayasal pekiştirme, iktidarın sürekliliği. Bu zincirin bütün halkalarının her olayda aynı anda bulunması beklenmemektedir. Ancak farklı alanlardaki olayların birlikte değerlendirilmesi, bu mekanizmanın belirli dönemlerde ve belirli kurumlarda yinelenip yinelenmediğini ortaya koyabilir.

Mekanizmanın Sınırları

Bu çözümleme Türkiye'deki bütün görevden almaların, atamaların, ihalelerin veya hukuksal işlemlerin siyasal tasfiye ve sadakat mekanizmasının ürünü olduğu savında değildir. Tam tersine, modelin bilimsel değerini koruyabilmesi için seçici uygulama ile olağan hukuksal/yönetsel işlem arasındaki ayrımın korunması gerekmektedir. Bu nedenle güçlü bir tasfiye-sadakat ilişkisi için olanaklı olduğunca aşağıdaki göstergelerin birlikte bulunması beklenmektedir:

ü  Karşıt veya bağımsız bir aktörün kurumsal kapasitesinin azaltılması;

ü  İşlemin zamanlamasının siyasal bağlamla anlamlı biçimde örtüşmesi;

ü  Benzer durumdaki aktörlere farklı uygulama yapılması;

ü  Tasfiye sonrasında belirgin bir kurumsal boşluk oluşması;

ü  Boşluğun belirli özelliklere sahip aktörlerle doldurulması;

ü  Yeni aktörlerin siyasal veya kurumsal bağlantılarının bulunması;

ü  Yeni aktörlerin makam, statü, kaynak veya yetki bakımından güçlendirilmesi ve

ü  Benzer mekanizmanın farklı kurumlarda yinelenmesi.

Bu göstergelerin sayısı ve yoğunluğu arttıkça, tekil bir olayın rastlantısal veya olağan yönetsel işlem olarak açıklanması zorlaşmakta ve sistemli bir siyasal-kurumsal mekanizma açıklaması güç kazanmaktadır. Böylece araştırmanın temel savı tek tek olayların siyasal yorumuna değil, yinelenen örüntülerin ve bunlar arasındaki nedensel bağlantıların ortaya konulmasına dayanmaktadır.

SİYASAL SADAKAT REJİMİNİN KURUMSAL VE DEMOKRATİK SONUÇLARI

Liyakat İlkesinin Aşınması

Tasfiye ve siyasal sadakat mekanizmasının en doğrudan kurumsal sonuçlarından biri kamu görevlerine ve kurumsal konumlara erişimde ehliyet ve liyakat ilkelerinin göreli önemini kaybetmesidir. Liyakat esaslı bir sistemde kişinin göreve getirilmesinde temel ölçüt görevin gerektirdiği bilgi, deneyim, mesleksel yeterlilik ve başarımdır. Siyasal sadakat rejiminde ise bu ölçütler ortadan kalkmak zorunda değildir ancak bunların yanına veya önüne siyasal güven ve uyum yerleşebilir. Bu durum, ilk bakışta yalnızca personel seçimi sorunu gibi görünmektedir. Oysa sonuçları çok daha geniştir. Çünkü kurumların yönetici ve uzman kadroları hangi ölçütlerle seçiliyorsa, kurumun karar alma kapasitesi de zaman içerisinde bu ölçütlerden etkilenmektedir. Böylece, liyakatin gerilemesi, seçme ölçütlerinin değişmesi, kadro niteliğinin dönüşmesi ve kurumsal başarımın etkilenmesi şeklinde bir süreç ortaya çıkabilir. Burada özellikle vurgulanması gereken unsur siyasal olarak iktidara yakın bütün kişilerin liyakatsiz olduğu varsayımının bilimsel olarak kabul edilemeyeceğidir. Sorun kişilerden çok seçim mekanizmasının niteliğidir. Esas soru şudur: Bir göreve getirilişte siyasal sadakat, liyakatten bağımsız ve sistemli bir üstünlük durumuna gelmiş midir? Eğer yanıt evetse kurumsal personel rejiminde yapısal bir değişiklikten söz etmek olanaklı olur.

Ganimet Sistemine Doğru Kayış

Bu dönüşüm klasik anlamda ganimet sistemi kavramıyla önemli benzerlikler taşımaktadır. Ganimet sisteminde siyasal iktidarı elde eden grup kamu görevlerini ve kamusal kaynakları siyasal destekçilerine dağıtabilmektedir. Böylece kamu görevi profesyonel bir kamu hizmeti olmaktan kısmen çıkarak siyasal iktidarın ödüllendirme aracına dönüşür. Ancak Türkiye örneğinde ortaya çıkan mekanizma klasik ganimet sisteminden daha karmaşık görünmektedir. Çünkü burada yalnızca “Bizimkileri göreve getirme” olgusu bulunmamaktadır. Bunun yanında “Karşıtları veya bağımsız aktörleri sistemden uzaklaştırma” mekanizması da bulunmaktadır. Bu nedenle araştırmanın önerdiği model klasik ganimet sisteminden şu bakımdan ayrılmaktadır: Ganimet sistemi siyasal ödüllendirme de demektir. Buna karşılık siyasal sadakat rejimi ise tasfiye, siyasal ödüllendirme ve kurumsal bağımlılık değişkenlerinin toplamına eşittir. Bu farklılık kavramın çalışmanın özgün katkılarından biri olmasını sağlayabilir.

Bürokratik Özerkliğin Zayıflaması

Liyakat sisteminin aşınmasının ikinci sonucu bürokrasinin siyasal iktidardan bağımsız hareket etme kapasitesinin azalmasıdır. Profesyonel bürokrasinin demokratik sistemdeki temel işlevlerinden biri siyasal iktidarın kararlarını uygularken aynı zamanda hukuka, uzmanlığa ve kurumsal kurallara bağlı kalmasıdır. Bürokratın kariyerinin siyasal iktidarın takdirine daha fazla bağlı olması durumunda, hukuksal ve mesleksel sorumluluklarla siyasal beklentiler arasında bir gerilim ortaya çıkabilir. Bu durumda bürokratik davranış şu yönde değişebilir: hukuk ve uzmanlık ve siyasal beklenti ile birlikte değerlendirilir. Daha ileri aşamada ise siyasal beklenti kurumsal davranışın öncelikli referansı durumuna gelebilir. Bunun sonucunda bürokrasi siyasal iktidarın kararlarını profesyonel biçimde uygulayan bir kurum olmaktan çıkarak iktidarın siyasal tercihlerinin kurumsal taşıyıcısına dönüşebilir. Bu nedenle siyasal sadakat rejiminin uzun dönemli sonuçlarından biri bürokratik özerkliğin aşınmasıdır.

Devlet Kapasitesi ile İktidar Kapasitesinin Birbirinden Ayrılması

Bu araştırmanın önemli sonuçlarından biri devlet kapasitesi ile siyasal iktidarın kapasitesinin aynı şey olmadığının ortaya konulmasıdır. Tasfiye ve sadakat mekanizması kısa vadede siyasal iktidarın kapasitesini artırabilir. Çünkü kararların uygulanması kolaylaşır, bürokratik direnç azalır, kurumlar arasındaki siyasal uyum artar ve iktidarın siyasa tercihleri daha hızlı uygulanabilir. Ancak aynı süreç uzun vadede devlet kapasitesini zayıflatabilir. Çünkü profesyonel uzmanlık, kurumsal hafıza, bağımsız değerlendirme ve eleştirel karar alma kapasitesi aşındığında kurumların nesnel sorun çözme yeteneği azalabilir. Bu nedenle iki farklı sonuç aynı anda ortaya çıkabilir: İktidar kapasitesi yükselir ancak kurumsal devlet kapasitesi azalır. Bu paradoks siyasal sadakat rejiminin anlaşılması bakımından son derece önemlidir. Siyasal iktidar, kendi kısa ve orta vadeli yönetim kapasitesini artırırken, devletin uzun dönemli kurumsal kapasitesini zayıflatabilir.

Kurumsal Hafızanın Aşınması

Tasfiye yalnızca insan kaynağını değiştirmez ve aynı zamanda kurumsal hafızayı da etkiler. Özellikle deneyimli bürokratların, akademisyenlerin, yargı mensuplarının veya diğer profesyonellerin geniş çaplı biçimde kurum dışına çıkarılması deneyimin kaybına, uzmanlık birikiminin dağılmasına, kurum içi öğrenmenin kesintiye uğramasına ve karar alma süreçlerinin kişiselleşmesine neden olabilir. Yeni personelin daha kısa sürede yükselmesi veya kurumsal deneyim birikiminin yeterince oluşmaması durumunda kurumların geçmişten gelen bilgi ve tecrübe stokları zayıflayabilir. Bu nedenle tasfiyenin maliyeti yalnızca tasfiye edilen kişilerin kişisel kayıpları değildir. Asıl uzun dönemli maliyet kurumun sahip olduğu kolektif deneyimin kaybıdır.

Hukuk Devleti ve Kurumsal Öngörülebilirlik

Siyasal sadakat rejiminin bir diğer sonucu hukuk devletinin öngörülebilirlik boyutunun zayıflaması olabilir. Hukuk devletinde bireylerin ve kurumların davranışlarını belirleyen temel referans önceden belirlenmiş ve genel olarak uygulanan hukuk kurallarıdır. Eğer benzer durumdaki kişiler farklı biçimde işlem görüyor ve bu farklılığın temel nedeni siyasal konum olarak algılanıyorsa hukuk sisteminin öngörülebilirliği zarar görür. Buradaki sorun yalnızca hukuka aykırılık değildir. Daha derin sorun hukukun aynı durumda bulunan aktörlere aynı biçimde uygulanacağına ilişkin beklentinin zayıflamasıdır. Bu beklentinin zayıflaması kurumlara duyulan güveni de etkileyebilir. Böylece seçici uygulama algısı hukuksal öngörülebilirlikte azalma ve kurumsal güven kaybı şeklinde bir süreç ortaya çıkabilir.

Demokratik Yarışmanın Asimetrik Duruma Gelmesi

Demokratik sistem yalnızca seçimlerin yapılmasından ibaret değildir. Siyasal aktörlerin seçimlere adil ve makul ölçüde eşit koşullarda katılabilmesi de demokratik yarışmanın temel unsurudur. Tasfiye mekanizması karşıt aktörlerin örgütlenme, aday olma, kamuoyu oluşturma, kaynaklara erişme, medya görünürlüğü, hukuksal savunma ve kurumsal temsil kapasitelerini azaltırken siyasal sadakat mekanizması iktidara yakın aktörlerin bu kapasitelerini artırıyorsa demokratik yarışmanın biçimsel varlığı korunmakla birlikte maddi eşitliği zayıflayabilir. Bu durumda siyasal sistem yarışma var fakat yarışma koşulları eşit değil biçiminde bir yapıya dönüşebilir. Bu sonuç yarışmacı otoriterlik yazını bakımından özellikle önemlidir. Çünkü yarışmacı otoriter sistemlerde demokratik kurumlar bütünüyle ortadan kaldırılmak yerine iktidarın lehine asimetrik biçimde işletilebilir.

Karşıtların Susturulması ve Öz Sansür

Tasfiye mekanizmasının doğrudan hedefi yalnızca tasfiye edilen kişi değildir. Bir aktörün görevden alınması, soruşturulması, tutuklanması, kariyerinin engellenmesi veya ekonomik kapasitesinin azaltılması aynı kurumsal çevrede bulunan diğer aktörlere de bir mesaj gönderebilir. Bu nedenle tasfiyenin iki etkisi vardır:

ü  Doğrudan etki: Hedef aktörün etkisizleştirilmesi.

ü  Dolaylı etki: Diğer aktörlerin davranışlarını değiştirmesi.

İkinci etki öz sansür ve öz denetim mekanizmasının oluşması bakımından önemlidir. Aktörler, açık bir emir almaksızın hangi davranışların ödüllendirildiğini ve hangilerinin cezalandırıldığını gözlemleyerek kendi davranışlarını buna göre düzenleyebilir. Böylece tasfiye mekanizmasının gerçek etkisi tasfiye edilenlerin sayısından daha geniş olabilir. Az sayıda görünür tasfiye, çok sayıda görünmez uyum davranışı üretebilir. Bu nedenle siyasal sadakat rejiminin gücü yalnızca uyguladığı yaptırımlarla değil, yaptırım olasılığının yarattığı davranışsal sonuçlarla da ölçülmelidir.

Ekonomik Güç ile Siyasal Gücün Birbirini Beslemesi

Siyasal sadakat rejiminin ekonomik boyutu siyasal ve ekonomik güç arasında karşılıklı bir ilişki oluşturabilir. Siyasal olarak yakın aktörlerin kamu kaynaklarına, ihalelere, kamu görevlerine veya diğer ekonomik fırsatlara daha kolay erişmesi durumunda ekonomik güç birikebilir. Ekonomik güç ise daha sonra medya sahipliği, siyasal finansman, lobi kapasitesi, örgütlenme, kamuoyu oluşturma gibi alanlarda siyasal kapasiteye dönüştürülebilir. Böylece siyasal yakınlık, ekonomik kaynak, ekonomik güç, siyasal kapasite ve siyasal yakınlığın pekişmesi şeklinde bir geri besleme döngüsü oluşabilir. Bu nedenle siyasal sadakat rejimi yalnızca kamu personel rejimi olarak görülmemelidir. Aynı zamanda siyasal iktidar ile ekonomik güç arasındaki ilişkinin yeniden yapılandırılması olarak da değerlendirilmelidir.

Siyasal İktidarın Kendisini Yeniden Üretmesi

Bütün bu süreçlerin birleştiği nokta siyasal iktidarın yalnızca mevcut devlet aygıtını kullanması değil, iktidarın devamını kolaylaştıracak kurumsal ve toplumsal koşullar oluşturmasıdır. Bu noktada tasfiye ile ödüllendirme birbirini tamamlamaktadır. Tasfiye karşıt kapasitesini azaltır. Ödüllendirme sadık kapasiteyi artırır. Kurumsal bağımlılık bağımsız davranma maliyetini yükseltir. Ekonomik kaynak aktarımı iktidar çevresinde ekonomik ve toplumsal destek üretir. Kurumsal yeniden yapılanma bu ilişkileri daha kalıcı kılar. Böylece siyasal iktidarın yeniden üretimi yalnızca seçim dönemlerinde değil, seçimler arasındaki bütün kurumsal süreçlerde gerçekleşebilir. Bu bakımdan araştırmanın temel sonucu şöyle ifade edilebilir: Siyasal iktidarın sürekliliği, yalnızca seçmen desteğinin korunmasına değil, siyasal yarışmanın gerçekleştiği kurumsal alanların yeniden yapılandırılmasına da bağlı olabilir.

Türkiye Özelinde Siyasal Süreklilik Sorunu

Türkiye örneğinde bu mekanizmanın siyasal açıdan en önemli sonucu Cumhurbaşkanlığı makamının ve mevcut siyasal iktidarın sürekliliği sorunuyla ilişkilidir. Ancak burada çözümleyici bir ayrım yapılması gerekir. Tasfiye ve sadakat mekanizmasının varlığından doğrudan "amaç Erdoğan'ın görevde kalmasını sağlamaktır" sonucuna geçmek yöntembilimsel açıdan aşırı bir nedensellik savı olacaktır. Daha savunulabilir yaklaşım şudur: Tasfiye, siyasal sadakat, ekonomik ödüllendirme ve kurumsal yeniden yapılanma siyasal iktidarın karşısındaki kurumsal ve siyasal kapasiteyi azaltırken iktidarın kendi kapasitesini artırıyorsa bu süreçler mevcut siyasal iktidarın devamlılığını kolaylaştıran bir kurumsal çevre oluşturabilir. Bu ayrım önemlidir. Çünkü araştırmanın görevi aktörlerin zihnindeki niyeti varsaymak değil, ortaya çıkan kurumsal sonuçları ve bunların siyasal işlevlerini ortaya koymaktır. Bu çerçevede anayasa değişikliği ve referandum mekanizmanın olası bir hukuksal pekiştirme aşaması olarak ayrıca incelenmelidir.

Demokratik Sistem Bakımından Sonuç

Siyasal sadakat rejiminin sonucu demokratik kurumların mutlaka ortadan kaldırılması değildir. Daha karmaşık bir dönüşüm söz konusu olabilir: Kurumlar kalır fakat kurumların içindeki aktörlerin seçilme ölçütleri değişir. Seçimler yapılır fakat yarışma koşulları eşitsizleşir. Yargı vardır fakat kurumsal bağımsızlığı zayıflar. Bürokrasi çalışır fakat siyasal bağımlılığı artar. Üniversiteler etkinlik gösterir fakat akademik özerklik daralabilir. Medya vardır fakat ekonomik ve siyasal bağımlılık nedeniyle çoğulculuk azalabilir. Bu nedenle demokratik gerilemenin en ileri biçimi demokratik kurumların tümüyle ortadan kaldırılması değil, biçimsel kurumların korunurken maddi işlevlerinin aşındırılması olabilir. Araştırmanın bu noktadaki temel savı şudur: Siyasal sadakat rejimi demokratik kurumları ortadan kaldırmadan onların iktidarı sınırlama kapasitesini azaltabilir. Bu durum, Türkiye'deki siyasal dönüşümün yalnızca "otoriterleşme" kavramıyla değil, kurumsal asimetri ve siyasal yeniden üretim mekanizmaları üzerinden de incelenmesini gerekli kılmaktadır.

Değerlendirme

Bu bölümde yapılan çözümleme tasfiye ve siyasal sadakat mekanizmasının sonuçlarını dört temel düzeyde toplamaktadır:

Birinci düzey – bireysel: Karşıtların kariyer, gelir, makam ve siyasal etkilerinin azaltılması ve sadık aktörlerin ise ödüllendirilmesi.

İkinci düzey – kurumsal: Liyakatin aşınması, bürokratik özerkliğin zayıflaması, kurumsal hafızanın kaybı ve siyasal bağımlılığın artması.

Üçüncü düzey – siyasal: Demokratik yarışmanın asimetrik duruma gelmesi, karşıtların örgütlenme ve temsil kapasitesinin zayıflaması ve siyasal iktidarın göreli kapasitesinin artması.

Dördüncü düzey – sistemsel: Siyasal iktidarın kendisini yeniden üretmesini kolaylaştıran hukuksal, kurumsal, ekonomik ve toplumsal bir çevrenin oluşması.

Bu dört düzey birlikte değerlendirildiğinde araştırmanın başlangıçtaki sorusu yeniden önem kazanmaktadır: Tasfiye ve siyasal sadakat mekanizması yalnızca karşıtları etkisizleştiren bir araç mıdır; yoksa aynı zamanda siyasal iktidarın kendisini yeniden üretebilmesini sağlayan bir kurumsal sistem midir? Araştırmanın şimdiye kadarki bulguları ikinci açıklamanın daha yüksek bir açıklama gücüne sahip olabileceğine işaret etmektedir. Ancak bu sonuç, kesin bir yargı olarak değil, araştırmanın sonuç ve tartışma bölümünde demokratik gerileme, yarışmacı otoriterlik, patronaj ve ganimet sistemi yazınıyla karşılaştırılarak sınanması gereken bir önerme olarak ele alınmalıdır.

TARTIŞMA: SİYASAL SADAKAT REJİMİ, GANİMET SİSTEMİ, PARTONAJ VE YARIŞMACI OTORİTERLİK

Kavramsal Bir Sorun

Bu araştırmada ortaya konulan bulgular Türkiye'deki siyasal-kurumsal dönüşümün yalnızca "kadrolaşma", "partizanlık", "patronaj" veya "ganimet sistemi" gibi yerleşik kavramlarla açıklanmasının yeterli olmayabileceğini göstermektedir. Bu kavramların her biri siyasal iktidar ile kaynak, makam ve destek arasındaki ilişkilerin belirli boyutlarını açıklamak bakımından değerlidir. Ancak önceki bölümlerde ortaya konulan mekanizma daha kapsamlıdır. Burada söz konusu olan yalnızca iktidar destekçilerinin ödüllendirilmesi değildir. Aynı zamanda karşıtların veya bağımsız aktörlerin kurumsal kapasitesinin azaltılması, boşalan kurumsal alanların yeniden düzenlenmesi, uyumlu aktörlerin seçilmesi ve yerleştirilmesi, bu aktörlerin makam, statü ve ekonomik kaynaklarla güçlendirilmesi, kurumların giderek siyasal iktidara bağımlı duruma gelmesi ve sonunda bu düzenin siyasal iktidarın yeniden üretimine katkıda bulunması söz konusudur. Bu nedenle araştırmanın önerdiği Siyasal Sadakat Rejimi kavramı mevcut kavramların yerine geçen değil, onların açıklama alanlarını birbirine bağlayan daha üst düzey bir çözümleyici çerçeve olarak düşünülmektedir.

Siyasal Sadakat Rejimi ve Patronaj

Patronaj ilişkilerinde siyasal iktidar veya iktidar sahibi aktör destekçilerine çeşitli maddi ve statüsel ödüller sağlayarak onların siyasal desteğini güvence altına alır. Bu ilişki kabaca siyasal destek, kaynak veya makam biçiminde ifade edilebilir. Siyasal Sadakat Rejimi ise bu ilişkiyi genişletmektedir. Burada karşıtın tasfiyesi ve sadık aktörün ödüllendirilmesi aynı mekanizmanın iki tarafını oluşturmaktadır. Dolayısıyla patronaj demek destekçinin ödüllendirilmesi demek iken, siyasal sadakat rejimi ise karşıtın tasfiyesi, destekçinin seçilmesi ve ödüllendirilmesi ve kurumsal bağımlılık demektir. Bu ayrım önemlidir. Çünkü patronaj çoğunlukla "kim ne elde ediyor?" sorusuna yanıt verirken, Siyasal Sadakat Rejimi buna ek olarak "Kim sistemin dışında bırakılıyor?" ve "Bu iki süreç birlikte kurumun yapısını nasıl değiştiriyor?" sorularını da sormaktadır.

Klientelizm (Clientelism) ile İlişki

Klientelizm (clientelism) siyasal destek ve sadakatin kamu kaynakları, istihdam, terfi, ihale veya çeşitli ayrıcalıkların seçici biçimde dağıtılması karşılığında kurulan karşılıklılık ve bağımlılık ilişkileri ağıdır. Patronaj bu ilişkinin en önemli araçlarından biridir. Klientelizm siyasal destek ile maddi veya kurumsal karşılık arasında kurulan karşılıklı bağımlılık ilişkilerini açıklamak bakımından önemli bir kavramdır. Tipik klientelist ilişki kaynak destek, siyasal sadakat ve yeni kaynak şeklinde döngüsel bir yapı oluşturur. Siyasal Sadakat Rejimi bu döngüyü kurumsal düzeye taşımaktadır. Çünkü burada bireysel patron-müşteri ilişkilerinden daha geniş bir yapı söz konusudur. Kamu kurumlarının personel siyasaları, atama mekanizmaları, ekonomik kaynakların dağıtımı ve hukuksal araçların kullanımı aynı siyasal mantıkla ilişkilendirilmektedir. Dolayısıyla klientelizm daha çok ilişkiyi, Siyasal Sadakat Rejimi ise ilişkilerin kurumsallaşmış toplamını açıklamaktadır.

Ganimet sistemi ile İlişki

Ganimet sistemi siyasal iktidarın kamu görevlerini seçim veya iktidar değişiminin ardından siyasal destekçilerine dağıtmasını ifade eden klasik bir kavramdır. Bu sistemde kamu görevi profesyonel kamu hizmetinden siyasal ödüle doğru dönüşmektedir. Siyasal Sadakat Rejimi bu mekanizmayı içermektedir ancak ondan daha geniştir. Çünkü ganimet sistemi esas olarak iktidarı kazananların kendi kadrolarını yerleştirmesi üzerine kuruludur. Bizim modelimiz ise buna bir başka boyut eklemektedir: İktidarın karşıt veya bağımsız aktörleri sistemli biçimde azaltması.

Çizelge 2:

 

Karşılaştırma

Kavram

Temel ilişki

Patronaj

Destek ve ödül

Klientelizm

Kaynak ve destek

Ganimet sistemi

İktidar ve kamu görevi

Siyasal Sadakat Rejimi

Tasfiye, seçme, ödüllendirme, bağımlılık ve kurumsal yeniden üretim

 

Bu nedenle Siyasal Sadakat Rejimi, ganimet sisteminin çağdaş ve daha geniş bir kurumsal sürümü olarak değil, ganimet mekanizmasını da içeren daha kapsamlı bir siyasal-kurumsal model olarak değerlendirilmelidir.

Partizanlık ile İlişki

Partizanlık, kamu siyasalarının veya yönetsel kararların belirli bir siyasal parti lehine şekillenmesini ifade edebilir. Ancak partizanlık da tek başına yeterli açıklama değildir. Çünkü siyasal sadakat her zaman doğrudan parti üyeliği anlamına gelmez. Bir aktör parti üyesi olmayabilir açık biçimde siyasal etkinlik yürütmeyebilir ancak iktidarın tercihleriyle uyumlu davranabilir. Bu nedenle araştırmada parti üyeliği siyasal sadakat demek değildir ayrımı korunmalıdır. Siyasal Sadakat Rejimi doğrudan parti örgütlenmesinden çok iktidarın tercihleriyle uyumun kurumsal ödül ve yaptırımlarla ilişkilendirilmesini esas almaktadır.

Hukuksal Tasfiye ile İlişki: HTÇÇ

Araştırmanın önceki çalışmalarında yazar tarafından geliştirilen Hukuksal Tasfiye Çözümleme Çerçevesi (HTÇÇ) bu modelin hukuksal boyutunu açıklamaktadır. HTÇÇ'nin temel sorusu “hukuk, belirli aktörlerin siyasal veya kurumsal kapasitesini azaltan bir tasfiye aracına dönüşebilir mi?” şeklindedir. Siyasal Sadakat Rejimi ise bu soruyu genişletmektedir: Hukuksal tasfiye, yönetsel tasfiye, kurumsal tasfiye ve ekonomik ödüllendirme birlikte çalışarak daha geniş bir siyasal-kurumsal düzen oluşturabilir mi? Bu nedenle HTÇÇ ile Siyasal Sadakat Rejimi arasında hiyerarşik değil, tamamlayıcı bir ilişki bulunmaktadır. Şöyle ifade edilebilir: HTÇÇ yani hukuksal tasfiyenin çözümleme modeli iken, Siyasal Sadakat Rejimi ise tasfiye ve sadakatin bütünsel siyasal-kurumsal modelidir. Bu ayrım, iki çalışmanın birbirinin yinelemesi olmasını önlemekte ve kavramsal süreklilik sağlamaktadır.

Yarışmacı Otoriterlik ile İlişki

Siyasal Sadakat Rejimi'nin en önemli kuramsal bağlantılarından biri yarışmacı otoriterlik kavramıdır. Yarışmacı otoriterlik, demokratik kurumların tümüyle ortadan kaldırılmadığı ancak iktidarın bu kurumları rakiplerine karşı sistemli üstünlük sağlayacak şekilde kullandığı siyasal sistemleri açıklamak için kullanılmaktadır. Bu modelde seçimler yapılabilir, muhalefet partileri varlığını sürdürebilir, medya tümüyle ortadan kaldırılmayabilir, parlamento çalışabilir ve yargı biçimsel olarak etkinlik gösterebilir. Ancak bütün bu kurumların yarışma üretme kapasitesi iktidarın lehine aşındırılabilir. Siyasal Sadakat Rejimi bu sürecin kurumsal altyapısını açıklamak bakımından önem taşımaktadır. Çünkü karşıtların tasfiye edilmesi ve iktidara yakın aktörlerin kurumsal olarak güçlendirilmesi, siyasal yarışmanın eşit koşullarda gerçekleşmesini zorlaştırabilir. Böylece iki kavram arasında şu ilişki kurulabilir: Siyasal Sadakat Rejimi kurumsal mekanizmayla ilgilidir. Yarışmacı otoriterlik ise bu mekanizmanın ortaya çıkarabileceği siyasal sistem sonucu oluşur. Bu nedenle iki kavram birbirinin seçeneği değildir.

Demokratik Gerileme ile İlişki

Demokratik gerileme kavramı, demokratik kurumların ve normların zaman içerisinde aşınmasını ifade eden daha geniş bir süreç kavramıdır. Siyasal Sadakat Rejimi ise bu gerilemenin nasıl gerçekleşebileceğine ilişkin mekanizmalardan birini açıklamaktadır. Bu ayrım önemlidir. Demokratik gerileme bir süreçtir. Siyasal Sadakat Rejimi ise bir mekanizmadır. Yarışmacı otoriterlik bir siyasal sistem tipidir. HTÇÇ ise hukuksal tasfiye mekanizmasıdır. Bu dört kavram birlikte kullanıldığında Türkiye'deki dönüşümün farklı çözümleyici düzeyleri birbirine karıştırılmadan açıklanabilir.

Yeni Kavramın Özgün Katkısı

Siyasal Sadakat Rejimi kavramının özgünlüğü, daha önce ayrı ayrı incelenen süreçleri tek bir mekanizma içerisinde birleştirmesidir. Bu mekanizma dört temel bileşene dayanmaktadır:

Olumsuz Seçme: Karşıt veya bağımsız aktörlerin sistemden uzaklaştırılması ya da etkisizleştirilmesi.

Olumlu Seçme: Siyasal açıdan uyumlu aktörlerin belirli makam ve konumlara getirilmesi.

Ödüllendirme: Sadık aktörlere makam, gelir, statü, ekonomik kaynak veya karar alma üstünlükleri sağlanması.

Kurumsal Pekiştirme: Bu ilişkilerin kurumsal ve hukuksal düzenlemeler aracılığıyla kalıcı kılınması.

Böylece kavramın ideal-tipik açıklaması Siyasal Sadakat Rejimi, olumsuz seçme, olumlu seçme, ödüllendirme ve kurumsal pekiştirme şeklinde ifade edilebilir. Buna kurumsal bağımlılık ve güç asimetrisi de sonuç değişkenleri olarak eklendiğinde model daha da açıklayıcı olmaktadır.

Kavramın Sınırları

Yeni bir kavramın bilimsel değerinin yalnızca açıklama kapasitesiyle değil, sınırlarının belirlenmesiyle de ortaya çıkacağı açıktır. Bu nedenle her siyasal atama siyasal sadakat, her görevden alma tasfiye ve her kamu ihalesi siyasal ödüllendirme olarak kabul edilemez. Siyasal Sadakat Rejimi savının güç kazanabilmesi için uygulamanın yinelenmesi, farklı kurumlarda benzer örüntülerin görülmesi, karşıtların ve iktidara yakın aktörlerin farklı biçimde işlem görmesi, liyakat ölçütlerinin sistemli biçimde geri plana itilmesi ve kaynak ve statü aktarımının belirli siyasal bağlantılarla ilişkilendirilebilmesi ve uygulamaların kurumsal sonuçlarının gözlenebilmesi gerekmektedir. Bu nedenle kavram tekil olayları açıklayan bir etiket değil, yinelenen kurumsal örüntüleri açıklayan bir çözümleyici araç olarak kullanılmalıdır.

Türkiye Açısından Kavramsal Sonuç

Türkiye örneğinde ortaya çıkan tablo klasik patronaj veya ganimet sistemi kavramlarından daha geniş bir çözümleme gerektirmektedir. Çünkü incelenen süreçlerde yalnızca "iktidar kendi destekçilerini ödüllendiriyor" olgusu bulunmamaktadır. Bunun yanında "iktidarın karşıtları veya bağımsız aktörleri çeşitli hukuksal, yönetsel, kurumsal ve ekonomik araçlarla etkisizleştiriliyor" ve "boşalan kurumsal alanlar siyasal olarak daha uyumlu aktörlerle dolduruluyor" savları da aynı çerçevede değerlendirilmektedir. Bunlara "yeni aktörlerin makam, kaynak ve statü yoluyla güçlendirilmesi" eklendiğinde daha geniş bir mekanizma ortaya çıkmaktadır. Bu mekanizmanın sonucu ise karşıt kapasitesinin azalması ve sadık kapasitenin artması yani siyasal güç asimetrisinin oluşması şeklinde ifade edilebilir. Siyasal güç asimetrisinin kalıcılaşması ise demokratik yarışmanın biçimsel kurumları korunurken maddi yarışma koşullarının bozulmasına yol açabilir.

Tartışmanın Sonucu: Yeni Bir Çözümleyici Çerçeve

Bu araştırmanın temel kavramsal önerisi Türkiye'deki siyasal-kurumsal dönüşümün yalnızca otoriterleşme, patronaj, klientelizm veya ganimet sistemi kavramlarıyla açıklanmasının eksik kalabileceğidir. Bu kavramların her biri mekanizmanın bir bölümünü açıklamaktadır: Patronaj kavramı ödüllendirme ilişkisini, klientelizm kavramı karşılıklı kaynak ve destek ilişkisini, ganimet sistemi kamu görevlerinin siyasal dağıtımını, partizanlık siyasal tercihin kurumsal kararlara etkisini HTÇÇ ise hukuksal tasfiyeyi, yarışmacı otoriterlik ortaya çıkan siyasal sistem biçimini ve demokratik gerileme tarihsel dönüşüm sürecini açıklamaktadır. Buna karşılık Siyasal Sadakat Rejimi, bu mekanizmaları aynı çözümleyici çerçevede birleştirmeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle kavramın temel savı şöyledir: Siyasal iktidar karşıtların kurumsal kapasitesini sistemli olarak azaltırken, siyasal olarak uyumlu aktörlerin makam, statü, ekonomik kaynak ve karar alma kapasitesini artırıyorsa; tasfiye ve ödüllendirme birbirini tamamlayan bir kurumsal mekanizma oluşturur. Bu mekanizma süreklilik kazandığında “Siyasal Sadakat Rejimi”nden söz etmek olanaklıdır. Bu çerçevede Siyasal Sadakat Rejimi belirli bir hükümetin veya belirli kişilerin siyasalarını tanımlayan normatif bir niteleme değil, yinelenen siyasal ve kurumsal davranış örüntülerini açıklamaya yönelik bir ideal-tipik çözümleyici model olarak önerilmektedir. Araştırmanın Türkiye bakımından son kuramsal önermesi de buradan çıkmaktadır: Siyasal iktidarın sürekliliği yalnızca siyasal destek üretmesine değil, karşıt kapasitesini azaltırken kendi siyasal, kurumsal ve ekonomik kapasitesini artırmasına bağlı duruma gelebilir. Bu mekanizma kurumsallaştığında iktidarın devamlılığı seçim dönemleri arasındaki siyasal ve yönetsel süreçlerde de yeniden üretilmeye başlanabilir.

TÜRKİYE ÖRNEĞİNDE SİYASAL SADAKAT REJİMİNİN KURUMSALLAŞMASI

Tek Tek Olaylardan Kurumsal Örüntüye

Türkiye'de siyasal iktidar ile devlet kurumları arasındaki ilişkinin son yirmi yılı yalnızca hükümet değişiklikleri veya siyasal kadro değişimleri üzerinden açıklanabilecek bir süreç değildir. Bu dönemde kamu yönetiminin, yargının, yükseköğretimin, yerel yönetimlerin, medya alanının ve ekonomik kaynak dağıtım mekanizmalarının işleyişinde önemli dönüşümler meydana gelmiştir. Bu dönüşümlerin tamamını aynı nedensellik zincirinin sonucu olarak değerlendirmek yöntembilimsel açıdan doğru değildir. Bununla birlikte farklı dönemlerde ortaya çıkan bazı gelişmelerin ortak bir örüntü oluşturup oluşturmadığı araştırılabilir. Bu bölümün amacı tam olarak budur.

Önceki bölümlerde geliştirilen Siyasal Sadakat Rejimi modeli Türkiye'ye uygulanarak şu soru araştırılmaktadır: Türkiye'de karşıtların veya bağımsız aktörlerin kurumsal kapasitesinin azaltılması ile siyasal olarak uyumlu aktörlerin makam, statü ve kaynaklarla güçlendirilmesi zaman içerisinde yinelenen ve kurumsallaşan bir siyasal mekanizma oluşturmuş mudur? Bu soruya verilecek yanıt tek bir olayın değerlendirilmesine değil, farklı dönemlerde ortaya çıkan kurumsal kırılmaların birlikte incelenmesine bağlıdır.

2002–2007: İktidar Değişimi ve Kurumsal Yerleşme

2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidara gelmesi Türkiye'de önemli bir siyasal iktidar değişimi yaratmıştır. İktidar değişiminin kendisi Siyasal Sadakat Rejimi'nin göstergesi değildir. Demokratik sistemlerde seçimleri kazanan siyasal partinin kendi siyasa kadrolarını oluşturması ve kamu yönetiminde değişiklikler yapması olağandır. Bu nedenle bu dönemin çözümleyici önemi başka bir noktadadır: Yeni siyasal iktidarın devlet kurumlarıyla kurduğu ilişkinin niteliği. İlk dönemde siyasal iktidarın temel gereksinimi mevcut devlet yapısı içerisinde kendi siyasal programını uygulayabilecek bir yönetim kapasitesi oluşturmaktır. Bu aşama Siyasal Sadakat Rejimi bakımından henüz kurumsal bağımlılık aşaması olarak nitelendirilemez. Ancak sonraki dönemlerde önem kazanacak olan iki eğilim burada izlenebilir: Siyasal iktidarın bürokratik ve kurumsal kadrolarla daha yoğun bir ilişki kurması ve Devlet kurumlarında siyasal iktidarın siyasa önceliklerinin daha belirgin duruma gelmesi. Dolayısıyla 2002–2007 dönemi, model açısından kurumsal yerleşme ve kapasite oluşturma dönemi olarak değerlendirilebilir. Bu dönemde henüz temel araştırma sorusu tasfiye değil, iktidarın devlet kapasitesi üzerindeki etkisinin artmasıdır.

2007–2013: Kurumsal Güç Savaşımından Siyasal Hegemonyaya

2007 sonrasında Türkiye'deki siyasal savaşım yalnızca hükümet ile muhalefet arasındaki seçim yarışması olmaktan çıkarak devlet kurumlarının niteliği ve denetimi üzerinde yoğunlaşmıştır. Cumhurbaşkanlığı seçimi etrafındaki kriz, askeri-bürokratik vasilik tartışmaları, anayasal değişiklikler ve sonrasında gerçekleşen kurumsal dönüşümler devlet içindeki güç dengelerinin yeniden şekillenmesine yol açmıştır. Bu dönemin önemli özelliği siyasal iktidarın yalnızca hükümet etme kapasitesini değil, devlet kurumları üzerindeki belirleyiciliğini artırmasıdır. Ancak burada önemli bir yöntembilimsel uyarı yapılmalıdır. Devlet üzerindeki eski vasilik biçimlerinin gerilemesi tek başına demokratik gerileme anlamına gelmez. Tersine, demokratikleşme bakımından olumlu sonuçlar da doğurabilir. Dolayısıyla araştırmanın sorusu bir güç merkezinin zayıflatılıp başka bir güç merkezinin güçlendirilmiş olması mıdır değil, kurumsal denge ve bağımsızlığın yerine yeni bir siyasal bağımlılık ilişkisinin geçip geçmediğidir.  Bu ayrım Türkiye'nin siyasal dönüşümünün nesnel biçimde incelenebilmesi bakımından önemlidir.

2013–2016: Çatışmanın Açık Kurumsal Savaşıma Dönüşmesi

2013 sonrasında Türkiye'deki siyasal sistemde önemli bir kırılma meydana gelmiştir. Gezi Parkı provokasyonları, 17–25 Aralık süreci ve daha sonra AKP ile Gülen yapılanması arasındaki açık çatışma, devlet kurumları içindeki güç ilişkilerinin doğrudan siyasal savaşım konusu durumuna gelmesine yol açmıştır. Bu dönemde devlet kurumlarının tarafsızlığı ve kurumsal özerkliği üzerindeki tartışmalar yoğunlaşmıştır. Siyasal Sadakat Rejimi açısından bu dönem önemlidir. Çünkü devlet içinde karşıt aktörlerin tanımlanması daha görünür olmuştur. Bununla birlikte araştırma açısından yine aynı uyarı geçerlidir: Bir kişinin veya grubun devlet kurumundan çıkarılması kendi başına siyasal tasfiye kanıtı değildir. Bunun tasfiye mekanizması olarak değerlendirilebilmesi için hedefin belirlenmesi, uygulamanın niteliği, hukuksal dayanak, benzer durumdaki aktörlere uygulama ve tasfiye sonrasındaki kadro değişimi gibi göstergelerin birlikte incelenmesi gerekir. Bu yaklaşım araştırmayı siyasal polemik olmaktan çıkarıp kanıta dayalı kurumsal çözümlemeye dönüştürmektedir.

2016–2018: OHAL ve Kitlesel Kurumsal Tasfiye Eşiği

15 Temmuz 2016 darbe girişimi Türkiye'nin siyasal ve yönetsel tarihinde en önemli kırılma noktalarından biridir. Darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL döneminde çok sayıda kamu görevlisi hakkında görevden çıkarma işlemleri gerçekleştirilmiş, çeşitli kurumlar kapatılmış veya yeniden yapılandırılmıştır. Bu dönemin Siyasal Sadakat Rejimi bakımından önemi tasfiyenin bireysel olmaktan çıkarak kitlesel ve kurumsal bir boyut kazanmasıdır. OHAL düzenlemeleri çerçevesinde kamu görevinden çıkarılan kişilere ilişkin özel hukuksal düzenlemeler de yapılmıştır. Örneğin 2018 tarihli düzenlemelerde OHAL kapsamında kamu görevinden çıkarılan kişiler ve OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu bakımından çeşitli hükümler yer almıştır. Burada iki farklı çözümleyici düzeyin birbirinden ayrılması gerekir.

Birinci düzey: Darbe girişimi ve devlet güvenliğinin korunması amacıyla alınan önlemler.

İkinci düzey: Bu önlemlerin kapsamı, süresi, uygulanma biçimi ve kurumsal sonuçları.

Araştırmanın konusu ikinci düzeydir. Çünkü olağanüstü koşulların varlığı devletin güvenlik amacıyla önlem almasını açıklayabilir ancak alınan önlemlerin kalıcı bir personel ve kurumsal dönüşüm mekanizmasına dönüşüp dönüşmediği ayrıca araştırılmalıdır. Bu dönem model bakımından “kitlesel tasfiye eşiği” olarak tanımlanabilir.

2017 Anayasa Değişikliği: Kurumsal Merkezileşmenin Hukuksal Çerçevesi

2017 Anayasa değişikliği Türkiye'deki siyasal-kurumsal dönüşümün en önemli anayasal eşiklerinden biridir. 6771 sayılı Yasa ile yapılan değişikliklerle yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına verilmiş, Cumhurbaşkanının devlet organlarının çalışmasına ilişkin önemli yetkileri yeniden düzenlenmiş ve Cumhurbaşkanlığı kararnamesi kurumu anayasal sistem içine alınmıştır. Ayrıca Cumhurbaşkanının çeşitli seçme ve atama yetkileri düzenlenmiştir. Bu değişiklik Siyasal Sadakat Rejimi bakımından doğrudan "rejimin kurulduğunun kanıtı" olarak ele alınmamalıdır. Ancak önemli bir kurumsal kapasite değişikliği yaratmıştır. Önceki parlamenter sistemde yürütme yetkisi hükümet ve Bakanlar Kurulu üzerinden daha dağıtılmış bir yapıya sahipken, yeni sistem yürütme yetkisinin Cumhurbaşkanında toplanmasını sağlamıştır. Böylece, siyasal merkezileşme ile atama ve yönetim kapasitesinin merkezileşmesi ilişkisi daha belirgin duruma gelmiştir. Bu değişikliğin Siyasal Sadakat Rejimi açısından önemi daha önce farklı kurumlar arasında dağılmış bulunan personel ve yönetim kararlarının önemli bir bölümünün daha merkezi bir siyasal karar yapısıyla ilişkilendirilebilmesidir. Bu nedenle 2017 araştırmada “kurumsal merkezileşmenin anayasal eşiği” olarak kabul edilebilir.

2018 Sonrası: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Atama Mimarisinin Merkezileşmesi

2018'de yeni hükümet sisteminin yürürlüğe girmesiyle birlikte yürütme örgütlenmesinde kapsamlı değişiklikler yapılmıştır. Bu aşamadan sonra araştırılması gereken temel konu yalnızca Cumhurbaşkanının sahip olduğu yetkilerin genişliği değildir. Asıl sorun bu yetkilerin personel, kurum ve siyasa üretme mekanizmalarıyla nasıl birleştiğidir. Siyasal Sadakat Rejimi bakımından özellikle üst düzey kamu yönetiminde atama mekanizmalarının siyasal merkezle ilişkisi önem kazanmaktadır. Burada nedensellik şu şekilde kurulabilir: Merkezi yürütme kapasitesinin artması tek başına siyasal sadakat rejimi anlamına gelmez. Ancak merkezi yürütme kapasitesi liyakat dışı veya siyasal sadakat esaslı seçme ile birleşirse kurumsal bağımlılık mekanizmasının güçlenmesi olanaklı duruma gelir. Dolayısıyla 2018 sonrası dönem modelin “merkezi siyasal denetim” boyutunun araştırılması bakımından önemlidir.

Kamu Yönetiminde Liyakat ve Kadrolaşma Sorunu

Bu dönemde siyasal iktidarın kamu yönetimindeki etkisinin değerlendirilmesinde "kadrolaşma" kavramı sıkça kullanılmaktadır. Ancak akademik olarak daha ölçülebilir kavramlara gereksinme vardır. Bu nedenle araştırma bakımından "kadrolaşma" yerine şu göstergelerin incelenmesi daha sağlıklıdır: üst düzey atamalarda liyakat ölçütlerinin görünürlüğü, aynı kişinin veya aynı çevrenin farklı kamu görevlerine atanması, siyasal bağlantı ile atama arasındaki bağıntı (korelasyon), mesleksel deneyim ile görev arasında uyumsuzluk, görev süresi ve terfi örüntüleri ve görevden alınan kişilerin yerine yapılan atamaların niteliği. Bu göstergelerden biri tek başına siyasal sadakati kanıtlamaz. Ancak farklı kurumlarda benzer örüntülerin yinelenmesi olumlu seçme mekanizmasının varlığı konusunda daha güçlü bir görgül temel oluşturabilir.

Yargı Alanı: Tasfiye ve Kurumsal Bağımlılık

Yargı Siyasal Sadakat Rejimi açısından diğer kurumlardan farklı bir öneme sahiptir. Çünkü yargının temel işlevlerinden biri siyasal iktidarın işlemlerini de hukuk çerçevesinde denetleyebilmektir. Bu nedenle yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı zayıfladığında ortaya çıkan sonuç yalnızca bir kurumun niteliğinin değişmesi değildir. Aynı zamanda siyasal iktidarın kendi işlemlerini sınırlayabilecek kurumsal mekanizmaların zayıflaması söz konusu olur. 2016 sonrası yargı yapılanmasındaki büyük değişim yeni atama ve terfi mekanizmaları ve yüksek yargı kurumlarının yeniden yapılandırılması bu açıdan incelenmelidir. Ancak burada da aynı yöntembilimsel ilke korunmalıdır: Yargıdaki her personel değişikliği siyasal tasfiye olarak kabul edilmemelidir. Araştırma, özellikle tasfiye edilen aktörlerin yerine gelen aktörlerin seçilme biçimini ve sonrasında ortaya çıkan karar örüntülerini birlikte değerlendirmelidir.

Yükseköğretim ve Akademik Alan

Yükseköğretim alanı Siyasal Sadakat Rejimi'nin düşünsel ve epistemik boyutunu incelemek açısından ayrıca önemlidir. Üniversitenin temel işlevlerinden biri siyasal iktidardan bağımsız biçimde bilgi üretmek ve eleştirel düşünceyi korumaktır. Bu nedenle akademik personelin atanması, yükseltilmesi, görev süresinin uzatılması, sözleşmelerinin yenilenmesi, disiplin süreçleri ve yönetsel görevlendirmeleri gibi süreçlerin siyasal sadakatle ilişkisinin araştırılması model açısından önemli bir sınama alanıdır. Buradaki temel gösterge akademik yeterlilik ile kurumsal tercih arasındaki ilişkinin niteliğidir. Bir akademisyenin sözleşmesinin yenilenmemesi veya bir yöneticinin değiştirilmesi tek başına siyasal tasfiye kanıtı değildir. Ancak, eleştirel akademisyenlerin sistemli biçimde konumlarının zayıflatılması ve siyasal olarak uyumlu aktörlerin koşullarının üstün kılınması gibi yinelenen bir örüntü saptanırsa olumsuz ve olumlu seçme mekanizmalarının aynı kurumda birlikte çalıştığı ileri sürülebilir. Bu nedenle akademik alan araştırmanın mikro düzeydeki en duyarlı sınama alanlarından biri olabilir.

Yerel Yönetimler: Seçilmiş Karşıtların Kurumsal Kapasitesinin Azaltılması

Yerel yönetimler merkezi siyasal iktidar ile karşıt siyasal aktörler arasındaki güç ilişkisinin doğrudan görülebildiği bir başka alandır. Özellikle merkezi hükümet ile farklı siyasal partilere mensup belediyeler arasındaki ilişkilerde mali kaynaklar, yönetsel denetim, soruşturmalar, görevden uzaklaştırma, kayyım uygulamaları ve merkezi hükümetin vasilik yetkileri gibi araçların nasıl kullanıldığı önem taşımaktadır. Burada 2024 yerel seçimleri önemli bir görgül sınama sunmaktadır. YSK verilerine göre CHP, Ankara ve İstanbul büyükşehir belediye başkanlığı seçimlerini sırasıyla %60,5 ve %51,2 oy oranlarıyla kazanmış ve bu sonuçlar CHP'nin büyükşehirlerdeki siyasal kapasitesinin devam ettiğini göstermiştir. Bu sonuç, Siyasal Sadakat Rejimi'nin her alanda ve her zaman başarıya ulaşmadığını da göstermektedir. Tam tersine, demokratik seçimlerin önemli bir karşı-dengeleme mekanizması oluşturabildiği görülmektedir. Bu nedenle model deterministik değildir. Siyasal Sadakat Rejimi mutlaka iktidarın seçimleri kazanması demektir şeklinde bir ilişki kurulamaz. Daha doğru ifade Siyasal Sadakat Rejimi karşıtların kurumsal kapasitesini azaltarak siyasal yarışmanın koşullarını iktidar lehine değiştirme olanağı demektir şeklindedir. Bu ayrım araştırmanın bilimsel güvenilirliği açısından önemlidir.

Ekonomik Kaynakların Dağılımı

Siyasal Sadakat Rejimi'nin ekonomik ayağı kamu kaynaklarının dağıtımında siyasal bağlantıların etkisinin araştırılmasını gerektirir. Burada özellikle kamu ihaleleri, kamu-özel iş birliği projeleri, kamu bankaları, imar kararları, özelleştirmeler, kamu şirketleri ve teşvikler gibi alanlar önem taşımaktadır. Ancak bir şirketin kamu ihalesi alması tek başına siyasal ödüllendirme anlamına gelmez. Araştırılması gereken ihale veya kaynak dağıtımının nesnel ölçütlerden sapıp sapmadığı ve bu sapmanın belirli siyasal bağlantılarla sistemli biçimde ilişkili olup olmadığıdır. Bu nedenle ekonomik boyut olanaklı olduğunca veri temelli karşılaştırmalı çözümleme gerektirir.

2019 ve 2024 Yerel Seçimleri: Mekanizmanın Sınanması

2019 ve 2024 yerel seçimleri Siyasal Sadakat Rejimi modelinin sınırlarını görmek açısından özellikle önemlidir. Çünkü siyasal iktidarın merkezi düzeyde yüksek kurumsal kapasiteye sahip olması yerel düzeyde seçmen tercihlerinin tümüyle denetlenebildiği anlamına gelmemektedir. 2024 seçimlerinde CHP'nin İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerde önemli başarılar elde etmesi, siyasal yarışmanın tümüyle ortadan kalkmadığını göstermektedir. Bu nedenle Türkiye'deki siyasal sistemi doğrudan "tam otoriter" olarak tanımlamak araştırmanın kendi bulguları bakımından da aşırı olacaktır. Daha açıklayıcı yaklaşım kurumsal asimetrinin arttığı, ancak seçimsel yarışmanın tümüyle ortadan kalkmadığı bir siyasal yapı olabilir. Bu da Siyasal Sadakat Rejimi ile yarışmacı otoriterlik arasındaki bağlantıyı güçlendirmektedir.

2024–2026: Siyasal Yarışmanın Kurumsal Alana Taşınması

2024 sonrası dönem araştırmanın güncel aşamasını oluşturmaktadır. Bu dönemde siyasal yarışmanın yalnızca seçim sandığında değil, aynı zamanda parti örgütleri, yargı, belediyeler, medya, kamu yönetimi, anayasal düzen ve parlamento gibi kurumlarda yoğunlaştığı görülmektedir. Bu gelişmelerin her biri ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Ancak araştırmanın temel sorusu değişmemektedir: Kurumsal araçlar siyasal rakiplerin kapasitesini azaltmak ve iktidarın veya iktidara yakın aktörlerin kapasitesini artırmak üzere sistemli biçimde kullanılıyor mu? Eğer bu ilişki farklı kurumlarda sıklıkla gözlemlenebiliyorsa Siyasal Sadakat Rejimi kavramının açıklama gücü artmaktadır.

Cumhurbaşkanlığı Makamının Sürekliliği ve Anayasal Pekiştirme

Türkiye bakımından araştırmanın son siyasal sorusu siyasal iktidarın kurumsal olarak güçlendirilmesinin Cumhurbaşkanlığı makamının sürekliliği ile ilişkisidir. Burada doğrudan bir niyet atfetmekten kaçınmak gerekir. Bunun yerine üç aşamalı bir çözümleme yapılmalıdır:

Birinci aşama - Kurumsal güç birikimi: Yürütme yetkisinin merkezileşmesi ve atama/karar alma kapasitesinin artması.

İkinci aşama - Siyasal yarışmanın asimetrikleşmesi: Karşıt aktörlerin kurumsal, ekonomik veya hukuksal kapasitesinin azalması ve iktidarın kapasitesinin artması.

Üçüncü aşama - Hukuksal pekiştirme: Oluşan güç dengesinin anayasal veya yasal değişikliklerle daha kalıcı duruma getirilmesi.

2017 anayasa değişikliği bu model bakımından ikinci ve üçüncü aşama arasındaki önemli tarihsel örneklerden biridir. Değişiklik Cumhurbaşkanının yürütme yetkisini merkezileştirirken seçimlerin yenilenmesi ve Cumhurbaşkanının adaylığına ilişkin de yeni kurallar getirmiştir. Gelecekte ortaya çıkabilecek yeni anayasa değişiklikleri ise bu model açısından ancak somut metinler ve siyasal süreçler üzerinden değerlendirilmelidir. Dolayısıyla tasfiye, siyasal güç asimetrisi ve anayasal değişiklik ilişkisi bir araştırma hipotezidir. Önceden verilmiş bir sonuç değildir.

Türkiye İçin Önerilen Dönemsel Model

Türkiye'deki gelişmeler, ideal-tipik olarak beş aşamalı bir kurumsallaşma modeli üzerinden okunabilir:

Aşama I — İktidarın Yerleşmesi 2002–2007: Siyasal iktidarın devlet kurumları içinde kapasite oluşturması.

Aşama II — Kurumsal Güç Savaşımı 2007–2013: Devlet içindeki eski güç merkezleriyle savaşım ve siyasal merkezileşmenin artması.

Aşama III — Açık Tasfiye ve Olağanüstü Hal 2013–2018: Karşıt aktörlerin daha açık biçimde tanımlanması, 2016 sonrasında kitlesel tasfiye ve kurumsal yeniden yapılanma.

Aşama IV — Merkezi Yürütmenin Kurumsallaşması 2018–2023: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile yürütme ve atama mimarisinin merkezileşmesi.

Aşama V — Siyasal Yarışmanın Kurumsal Pekiştirme Savaşımı 2023–2026: Seçimsel yarışmanın devam ettiği ancak siyasal yarışmanın yargı, parti örgütleri, yerel yönetimler, medya ve anayasal düzen gibi alanlara daha fazla taşındığı dönem.

Bu dönemlendirme kesin tarihsel kategoriler olarak değil, araştırmayı yönlendiren çözümleyici dönemler olarak kullanılmalıdır.

Türkiye Örneğinden Çıkan Genel Sonuç

Türkiye örneğinin ortaya koyduğu temel sonuç Siyasal Sadakat Rejimi'nin tek bir hükümet kararıyla veya tek bir kurumsal düzenlemeyle kurulamayacağıdır. Bu tür bir rejim ancak tasfiyelerin yinelenmesi, siyasal sadakat esaslı seçimin yaygınlaşması, sadık aktörlerin kaynak ve statü bakımından güçlendirilmesi, kurumların siyasal merkeze bağımlılığının artması ve bu ilişkilerin zaman içinde hukuksal ve kurumsal düzenlemelerle pekişmesi durumunda kurumsallaşabilir. Dolayısıyla araştırmanın Türkiye açısından temel önermesi şu şekilde ifade edilebilir: Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren ortaya çıkan siyasal-kurumsal dönüşüm tek bir olayın veya tek bir hukuksal düzenlemenin sonucu olarak değil, farklı dönemlerde yoğunluğu değişen tasfiye, siyasal seçme, ödüllendirme ve kurumsal merkezileşme süreçlerinin birbirini tamamlaması üzerinden incelenebilir. Bu süreçlerin 2016 sonrasında belirgin biçimde yoğunlaştığı, 2017 anayasa değişikliğiyle yürütme merkezileşmesinin anayasal çerçeveye taşındığı ve 2018 sonrasında yeni hükümet sistemiyle bu merkezileşmenin kurumsal olarak yeniden düzenlendiği söylenebilir. Ancak 2024 yerel seçimlerinde görülen sonuçlar, Türkiye'de siyasal yarışmanın tümüyle ortadan kalkmadığını da açıkça göstermektedir. Bu nedenle Türkiye örneği tümüyle kapalı bir otoriter sistemden çok, kurumsal güç asimetrisinin arttığı fakat seçimsel yarışmanın devam ettiği bir siyasal yapı olarak daha dikkatli biçimde incelenmelidir. Bu bulgu, Siyasal Sadakat Rejimi ile yarışmacı otoriterlik arasındaki kuramsal bağlantının Türkiye bakımından özellikle önemli olduğunu göstermektedir.

Ara Sonuç

Türkiye örneği, araştırmanın başlangıcındaki temel varsayımı destekleyen bir kurumsal örüntü ortaya koymaktadır: Tasfiye tek başına bir siyasal rejim oluşturmaz. Ödüllendirme tek başına bir siyasal rejim oluşturmaz. Merkezi yürütme tek başına bir siyasal rejim oluşturmaz. Ancak bunlar karşıtların kapasitesinin azaltılması, uyumlu aktörlerin seçilmesi, kaynak ve statü aktarılması, kurumsal bağımlılığın artması ve siyasal gücün merkezileşmesi şeklinde birbirini tamamlayan bir mekanizmaya dönüştüğünde Siyasal Sadakat Rejimi kavramı açıklayıcı duruma gelmektedir. Bu nedenle Türkiye'deki temel sorun yalnızca "kimlerin görevden alındığı" veya "kimlerin göreve getirildiği" değildir. Asıl sorun kurumların insan kaynağı, yetki, kaynak ve karar alma süreçlerinin hangi siyasal mantıkla yeniden düzenlendiğidir. Bu soru, araştırmayı bireysel mağdurlukların veya tekil siyasal olayların ötesine taşıyarak kurumsal dönüşümün sistemli çözümlemesine ulaştırmaktadır.

YARGININ TASFİYE MEKANİZMASINDAKİ ROLÜ: HUKUKSALLAŞTIRMA, MEŞRULAŞTIRMA VE ETKİSİZLEŞTİRME

Yargı: Tasfiye Sürecinin Dışında mı, İçinde mi?

Siyasal tasfiye süreçlerinin çözümlenmesinde yargının konumu özel bir önem taşımaktadır. Çünkü çağdaş hukuk devletlerinde siyasal iktidarın veya yönetimin bireyler, kurumlar ve siyasal aktörler üzerindeki müdahaleleri kural olarak hukuksal bir çerçeve içerisinde gerçekleştirilmekte ve yargısal denetime konu olmaktadır. Bu nedenle tasfiye süreçlerinin yalnızca siyasal karar alma mekanizmaları ve yönetsel işlemler üzerinden incelenmesi sürecin önemli bir boyutunu gözden kaçırabilir. Ancak yargının tasfiye mekanizmasındaki rolü doğrudan “tasfiye eden kurum” biçiminde kavramsallaştırılamaz. Yargı demokratik hukuk devletinde aynı zamanda bireylerin ve kurumların haklarını koruyan, yönetimin işlemlerini denetleyen ve siyasal iktidarın hukuksal sınırlar içerisinde kalmasını sağlayan temel kurumlardan biridir. Bu nedenle araştırmanın sorusu “yargı siyasal tasfiyenin aracı mıdır?” şeklinde kurulmak yerine, “yargısal süreçler tasfiyenin oluşumu, uygulanması, hukuksallaştırılması, meşrulaştırılması veya önlenmesi bakımından nasıl bir rol oynamaktadır?” şeklinde ortaya konulmalıdır. Bu yaklaşım yargıyı tek yönlü bir siyasal araç olarak varsaymak yerine tasfiye sürecindeki farklı işlevlerini ayrı ayrı incelemeyi olanaklı kılmaktadır.

Yargısal Tasfiye ile Hukuksal Tasfiyenin Ayrımı

Bu çalışmada yargısal tasfiye ile hukuksal tasfiye kavramlarının birbirinden ayrılması gerekmektedir. Yargısal tasfiye işlem sonucunun doğrudan bir yargısal karar veya yargısal süreç aracılığıyla ortaya çıkmasını ifade eder. Hukuksal tasfiye ise daha geniş bir kavramdır. Tasfiyenin yasa, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, yönetsel işlem, disiplin işlemi, soruşturma, yargısal karar veya bunların birbirini tamamlayan bileşimi aracılığıyla hukuksal bir forma dönüştürülmesini kapsar. Bu nedenle her yargısal tasfiye hukuksal bir tasfiyedir ancak her hukuksal tasfiye yargısal tasfiye değildir. Bu ayrım, daha önce geliştirilen Hukuksal Tasfiye Çözümleme Çerçevesi (HTÇÇ) bakımından da önemlidir. HTÇÇ, hukukun tasfiye sürecinde hangi biçimlerde kullanılabildiğini incelerken Siyasal Sadakat Rejimi bu süreci daha geniş bir siyasal-kurumsal mekanizmanın parçası olarak ele almaktadır. Dolayısıyla yargı HTÇÇ içerisinde özel bir aktör olarak yer almakta ancak Siyasal Sadakat Rejimi bakımından rolü yalnızca karar vermekten ibaret olmamaktadır.

Yargının Tasfiyeyi Doğrudan Gerçekleştirmesi

Yargının tasfiye mekanizmasındaki ilk olası rolü doğrudan yargısal süreç yoluyla birey veya kurumların siyasal, mesleksel ya da kurumsal kapasitesinin ortadan kaldırılması veya ciddi biçimde sınırlandırılmasıdır. Bu durum özellikle ceza yargılamaları, siyasal parti davaları, kamu görevinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, görevden uzaklaştırma süreçleri ve çeşitli önlem kararları bağlamında ortaya çıkabilir. Bununla birlikte bir yargı kararının belirli bir kişi veya grubun kurumsal kapasitesini azaltması tek başına onun “siyasal tasfiye” niteliğinde olduğunu göstermez. Bunun belirlenebilmesi için en azından şu unsurların birlikte değerlendirilmesi gerekir: yargısal işlemin hukuksal dayanağı, isnat edilen eylemin niteliği, kanıtların yeterliliği, usul güvencelerinin uygulanması, benzer olaylardaki yargısal uygulama, kararın zamanlaması, kararın siyasal ve kurumsal sonuçları ve kararın hedef aldığı aktörlerin ortak özellikleri. Bu nedenle yargısal tasfiyenin saptanması kararın sonucundan çok kararın oluşum sürecinin ve kurumsal bağlamının incelenmesini gerektirir.

Yargının Yönetsel Tasfiyeyi Hukuksallaştırması

Yargının daha dolaylı ancak sistem bakımından daha önemli bir rolü yönetsel veya siyasal nitelikteki bir tasfiye işleminin hukuksal uyuşmazlık durumuna gelmesinden sonra verilen kararlarla ortaya çıkabilir. Bir kamu görevlisinin görevden alınması bir kuruluşun etkinliğinin sona erdirilmesi, bir lisansın iptali, bir belediye yönetimine müdahale edilmesi veya başka bir yönetsel işlem yargı önüne geldiğinde yargısal denetimin konusu durumuna gelir. Bu noktada yargının temel demokratik işlevi, yönetimin hukuksallığını denetlemektir. Dolayısıyla yargının bir yönetsel işlemi hukuka uygun bulması kendiliğinden siyasal tasfiyeye katılım anlamına gelmez. Ancak daha geniş bir kurumsal örüntü içerisinde benzer işlemlerin sürekli olarak onaylanması, karşıt aktörler bakımından daha katı ölçütlerin uygulanması, hukuksal gerekçelerin giderek soyutlaşması, etkili yargısal denetimin ortadan kalkması ve benzer durumdaki aktörlere farklı hukuksal sonuçlar uygulanması gibi olgular ortaya çıkarsa yargısal denetimin tasfiyeyi sınırlamak yerine tasfiyenin hukuksal sonuçlarını pekiştiren bir işleve sahip olup olmadığı araştırılabilir. Burada dikkat edilmesi gereken temel nokta yargının her olumsuz kararının siyasal tasfiye olarak değerlendirilmemesidir. Araştırmanın konusu tekil kararlar değil, karar örüntüleridir.

Hukuksallaştırma ile Meşrulaştırma Arasındaki Ayrım

Tasfiye süreçlerinde hukukun kullanılmasının önemli bir sonucu da işlemin kamuoyu ve kurumlar bakımından daha meşru görünmesini sağlayabilmesidir. Ancak hukuksallaştırma ile meşrulaştırma aynı kavramlar değildir. Hukuksallaştırma bir siyasal veya yönetsel işlemin hukuksal süreç, norm veya karar biçimine dönüştürülmesini ifade eder. Meşrulaştırma ise bu işlemin hukuksal ve siyasal olarak veya toplumsal olarak kabul edilebilir duruma gelmesi sürecidir. Bir işlem hukuksal biçime sahip olabilir ancak hukukun üstünlüğü bakımından meşru olmayabilir. Bu nedenle hukuksal biçim ile hukuk devleti meşruluğu birbirinden ayrılmalıdır. Yargının bir tasfiye işlemine ilişkin karar vermesi o işlemin demokratik hukuk devleti bakımından mutlaka meşru olduğu anlamına gelmez. Bu ayrım, Siyasal Sadakat Rejimi çözümlemesinde özellikle önemlidir. Çünkü rejimin kurumsallaşması yalnızca tasfiyenin gerçekleştirilmesini değil, tasfiye sonucunun hukuksal ve kurumsal olarak sürdürülebilir duruma gelmesini de gerektirebilir.

Yargısal Denetimin Etkisizleşmesi: Olumsuz Katılım

Yargının tasfiye mekanizmasındaki rolünün bir başka biçimi doğrudan karar almak değil, etkili bir karşı-denetim oluşturamamasıdır. Bu durum araştırmada “olumsuz katılım” olarak kavramsallaştırılabilir. Yargı, bir tasfiyeye doğrudan katkıda bulunmasa dahi etkili denetim yapmıyorsa, kararları uzun süre gecikiyorsa, başvurular etkili bir giderim sağlamıyorsa, benzer olaylarda tutarlı içtihat üretmiyorsa ve yürütme veya yönetimin işlemlerine karşı etkili bir sınır oluşturamıyorsa tasfiye sürecinin kurumsal maliyetini azaltabilir. Bu durumda yargının işlevi etkili bir tasfiye üretmekten çok tasfiyeyi engelleyebilecek kurumsal engellerin zayıflaması biçiminde ortaya çıkar. Bu ayrım önemlidir. Çünkü demokratik hukuk devletlerinde yargının temel rolü yalnızca “yanlış işlemi düzeltmek” değildir. Aynı zamanda kamu gücünün keyfi kullanılmasını önleyici bir caydırıcılık üretmektir. Bu caydırıcılık ortadan kalktığında yönetsel ve siyasal tasfiye mekanizmalarının uygulanması kolaylaşabilir.

Seçici Yargısal Uygulama ve Eşitlik Sorunu

Siyasal Sadakat Rejimi açısından en önemli göstergelerden biri hukukun aynı durumda bulunan aktörlere farklı uygulanıp uygulanmadığıdır. Hukuk devleti ilkesi yalnızca kuralların varlığını değil, kuralların genel, öngörülebilir ve eşit biçimde uygulanmasını gerektirir. Bu nedenle araştırmada özellikle şu karşılaştırmalar önem taşımaktadır: Karşıt aktör ile iktidara yakın aktör aynı eylemi gerçekleştirdiğinde hangi hukuksal sonuç ortaya çıkmaktadır? Benzer delil ve koşullarda farklı yargısal sonuçlar meydana gelmekte midir? Yargısal müdahalenin yoğunluğu aktörün siyasal konumuna göre değişmekte midir? Bu sorulara verilecek yanıtlar, tek tek kararların siyasal niteliğinden daha açıklayıcı olabilir. Çünkü Siyasal Sadakat Rejimi'nin oluşumu açısından belirleyici olan hukukun bir defa seçici uygulanması değil, seçiciliğin sistemli bir örüntüye dönüşmesidir.

Yargı Bağımsızlığı ile Siyasal Sadakat Arasındaki Gerilim

Yargının tasfiye mekanizmasındaki rolü doğrudan yargı bağımsızlığı sorunuyla bağlantılıdır. Yargıç ve savcıların atanması, terfii, görev yeri değişiklikleri, disiplin süreçleri ve mesleksel güvenceleri üzerinde yürütmenin veya siyasal aktörlerin etkisinin artması yargısal karar alma davranışını doğrudan belirlemese bile kurumsal bağımsızlık algısını etkileyebilir. Burada nedenselliğin dikkatli kurulması gerekir. Bir yargıcın veya savcının belirli bir yönetsel işlemle atanması veya terfi etmesi, onun belirli bir siyasal talimata göre hareket ettiğini kanıtlamaz. Ancak atama sistemi, kariyer sistemi, disiplin mekanizması ve kurumsal hiyerarşi birlikte değerlendirildiğinde yargı mensuplarının bağımsız karar verme kapasitesini etkileyebilecek yapısal özendirmelerin bulunup bulunmadığı araştırılabilir. Bu nedenle yargı bağımsızlığı yalnızca bireysel yargıçların kişisel tutumlarıyla değil, kurumsal özendirme ve yaptırım yapılarıyla birlikte incelenmelidir.

Yargı-Yürütme-Yönetme Üçgeni

Tasfiye mekanizmasının en karmaşık boyutu yargının yürütme ve yönetim ile kurduğu ilişkide ortaya çıkmaktadır. İdeal hukuk devleti modelinde yürütme karar alır, yönetim uygular ve yargı denetler. Siyasal Sadakat Rejimi bakımından araştırılması gereken seçenek yapı ise siyasal merkez belirler, yönetim mekanizması uygular, hukuksal süreç devreye girer, yargısal karar sonucu kurumsallaştırır veya denetimi etkisiz bırakır. Bu ikinci yaklaşımın her olayda gerçekleştiğini ileri sürmek olanaklı değildir. Ancak farklı kurum ve dönemlerde benzer örüntülerin ortaya çıkması durumunda yargının tasfiye sürecinde sonradan devreye giren hukuksal doğrulama veya sınırlandırma mekanizması olarak nasıl işlediği incelenebilir. Bu üçgen HTÇÇ'nin de genişletilmesini gerektirmektedir. Çünkü hukuksal tasfiye yalnızca “hangi hukuk kuralının kullanıldığı” sorusundan ibaret değildir. Aynı zamanda kuralı kim harekete geçirdi, yönetsel işlem nasıl uygulandı, yargı nasıl denetledi ve sonuç kurumsal alanda ne doğurdu sorularının birlikte sorulmasını gerektirir.

Türkiye'de Yargının Dönüşümü ve Tasfiye Mekanizması

Türkiye örneği yargının tasfiye mekanizmasındaki rolünün özellikle 2016 sonrasında daha kapsamlı biçimde incelenmesini gerektirmektedir. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında yargı örgütünde geniş kapsamlı personel değişiklikleri meydana gelmiş, OHAL döneminde kamu kurumlarında olduğu gibi yargı alanında da önemli yeniden yapılanmalar gerçekleştirilmiştir. Bu dönemin ardından yargı örgütünün personel yapısı, atama ve terfi mekanizmaları ile yüksek yargı kurumlarının oluşumu bakımından ortaya çıkan değişiklikler yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı tartışmalarının merkezine yerleşmiştir. 2017 anayasa değişikliği ise Türkiye'nin yürütme yapısında önemli bir merkezileşme yaratmış ve Cumhurbaşkanının yargı alanındaki bazı atama yetkilerini de yeniden düzenlemiştir. Ancak bu gelişmelerin doğrudan “tasfiye amacıyla gerçekleştirildiği” sonucuna ulaşmak somut olay ve kanıt incelemesi gerektiren ayrı bir sav olacaktır. Bilimsel açıdan daha güvenli yaklaşım söz konusu kurumsal değişikliklerin yargı bağımsızlığı, yargısal denetimin etkililiği, atama ve terfi sistemi, yüksek yargının kurumsal yapısı ve yürütme ile yargı arasındaki güç dengesi üzerindeki sonuçlarını incelemektir. Bu inceleme yargının tasfiye mekanizmasına doğrudan veya dolaylı olarak girip girmediğini daha nesnel biçimde ortaya koyabilir.

Yargının Siyasal Sadakat Rejimindeki İşlevi

Yukarıdaki çözümleme yargının Siyasal Sadakat Rejimi içerisindeki rolünün tek boyutlu olmadığını göstermektedir. Yargı dört farklı işlev üzerinden incelenebilir:

Birinci işlev - Tasfiyenin uygulanması: Yargısal karar veya süreç doğrudan kişinin veya kurumun kapasitesini sınırlar.

İkinci işlev - Tasfiyenin hukuksallaştırılması: Yönetsel veya siyasal karar yargısal süreçten geçerek hukuksal bir sonuca bağlanır.

Üçüncü işlev - Tasfiyenin meşrulaştırılması: Yargısal karar, tasfiye sonucunun hukuksal olarak kabul edilebilir görünmesine katkıda bulunabilir.

Dördüncü işlev - Tasfiyenin önlenememesi: Yargısal denetimin etkisizliği tasfiye mekanizmasının karşılaşacağı kurumsal maliyeti azaltabilir.

Bu dört işlevin birbirinden ayrılması araştırmanın kavramsal doğruluğu bakımından önemlidir. Dolayısıyla yargı Siyasal Sadakat Rejimi'nin zorunlu olarak “tasfiye eden” kurumu değildir. Daha doğru ifade ile yargı tasfiye süreçlerinin hukuksal biçim kazanması, sınırlandırılması, sonuçlandırılması veya kurumsal olarak pekişmesi bakımından önemli bir eşik kurumudur.

Genişletilmiş Siyasal Sadakat Rejimi Modeli

Yargının çözümleme içine alınmasıyla birlikte daha önce önerilen modelin genişletilmesi olanaklıdır. İlk model “olumsuz seçme, olumlu seçme, ödüllendirme, kurumsal bağımlılık ve güç asimetrisi” şeklindeydi. Yargısal boyut eklendiğinde süreç şu şekilde gösterilebilir: “Karşıtın belirlenmesi, tasfiye girişimi, hukuksallaştırma/yargısal işlem, kurumsal alanın boşaltılması, olumlu seçme, ödüllendirme, kurumsal bağımlılık, güç asimetrisi ve siyasal iktidarın yeniden üretimi”. Bu modelde yargı yalnızca zincirin bir halkası değildir. Yargı, zincirin hukuksal geçiş noktasıdır. Çünkü tasfiye işleminin hukuk alanında karşılık bulması veya bulmaması sürecin sonraki aşamalarını önemli ölçüde etkileyebilir. Bu nedenle genişletilmiş model şu şekilde ifade edilebilir: Siyasal Sadakat Rejimi, tasfiye, hukuksallaştırma/yargısal işleme, olumsuz seçme, olumlu seçme, ödüllendirme, kurumsal bağımlılık ve güç asimetrisinin toplamıdır. Bununla birlikte bu ifade deterministik bir nedensellik savı değildir. Model, farklı değişkenlerin belirli koşullarda birbirlerini güçlendirebildiğini ileri süren çözümleyici bir çerçevedir.

Yargının Karşıt Bir Rol Oynayabileceği Gerçeği

Çalışmanın tek taraflı bir açıklamaya dönüşmemesi açısından yargının ters yöndeki rolü de mutlaka dikkate alınmalıdır. Yargı tasfiye işlemini iptal edebilir, bireyin haklarını koruyabilir, yönetsel işlemi hukuka aykırı bulabilir, yürütmenin yetki sınırlarını belirleyebilir, anayasal denetim gerçekleştirebilir ve siyasal çoğunluğun kararlarına karşı azınlık haklarını koruyabilir. Bu nedenle yargının Siyasal Sadakat Rejimi bakımından aynı zamanda karşı-kurumsal bir kapasite oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu nokta özellikle önemlidir. Çünkü bir ülkede güçlü bir Siyasal Sadakat Rejimi'nin oluşup oluşmadığı, yalnızca iktidarın tasfiye kapasitesiyle değil, bu kapasiteyi sınırlayan karşı-kurumsal dirençlerin gücüyle de belirlenir. Dolayısıyla yargı tasfiye mekanizmasının parçası olabileceği gibi, tasfiyeye karşı en önemli kurumsal engellerden biri de olabilir. Bu ikili karakter, yargıyı araştırmanın en önemli değişkenlerinden biri durumuna getirmektedir.

Sonuç

Yargının tasfiye süreçlerindeki rolünün incelenmesi Siyasal Sadakat Rejimi modelinin önemli bir eksikliğini gidermektedir. Tasfiye mekanizması yalnızca siyasal iktidarın bir kişiyi veya grubu görevden uzaklaştırmasıyla tamamlanmaz. Tasfiyenin kalıcı duruma gelebilmesi için çoğu durumda hukuksal, yönetsel ve kurumsal süreçlerden geçmesi gerekir. Bu noktada yargı önemli bir eşik oluşturur. Yargı tasfiyeyi gerçekleştirebilir, tasfiyeyi denetleyebilir, tasfiyeyi sınırlandırabilir, tasfiyenin hukuksal sonuçlarını pekiştirebilir veya etkili bir denetim sağlayamayarak tasfiyenin kurumsal maliyetini azaltabilir. Bu nedenle Siyasal Sadakat Rejimi'nin anlaşılması bakımından temel soru, yalnızca “kim tasfiye edildi?” değildir. Daha kapsamlı soru şudur: “Tasfiye hangi siyasal karar, hangi yönetsel işlem, hangi hukuksal mekanizma ve hangi yargısal süreçlerden geçerek kalıcı bir kurumsal sonuca dönüştü?” Bu soru, HTÇÇ ile Siyasal Sadakat Rejimi arasındaki bağlantıyı da tamamlamaktadır. HTÇÇ tasfiyenin hukuk yoluyla nasıl gerçekleştirilebildiğini çözümlerken, genişletilmiş Siyasal Sadakat Rejimi modeli hukuksal tasfiyenin siyasal seçme, ödüllendirme ve kurumsal bağımlılık mekanizmalarıyla nasıl birleşebildiğini açıklamaktadır. Böylece tasfiye sürecinin kesin sonucu yalnızca bir kişinin veya grubun sistem dışına çıkarılması değildir. Daha geniş sonuç kurumsal alanın yeniden dağıtılmasıdır. Bir tarafta karşıtın kapasitesi azaltılırken diğer tarafta siyasal olarak uyumlu aktörlerin kapasitesi artırılmaktadır. Yargı bu süreçte bağımsız ve etkili bir denetim kurumu olarak işlediğinde tasfiyenin sınırlarını belirleyebilir. Tersine olarak, bağımsızlığının veya denetim kapasitesinin zayıflaması durumunda tasfiyenin hukuksal ve kurumsal olarak pekişmesine elverişli bir ortam oluşabilir. Bu nedenle araştırmanın genişletilmiş temel önermesi şu biçimde ifade edilebilir: Siyasal Sadakat Rejimi, karşıtların kurumsal kapasitesini azaltan tasfiye mekanizmaları ile siyasal olarak uyumlu aktörlerin kapasitesini artıran seçme ve ödüllendirme mekanizmalarının, bunları hukuksal olarak işleyen, sınırlayan veya pekiştiren yargısal süreçlerle birleşmesi sonucunda ortaya çıkabilen bir siyasal-kurumsal düzenektir. Bu çerçevede yargı sistemin ikincil bir unsuru değil, tasfiye ile kurumsal yeniden yapılanma arasındaki önemli bağlantı noktalarından biri olarak değerlendirilmelidir.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Genel Değerlendirme

Bu araştırmanın hareket noktası çağdaş siyasal sistemlerde karşıt aktörlerin çeşitli hukuksal, yönetsel, kurumsal ve ekonomik araçlarla etkisizleştirilmesi ile siyasal iktidara uyumlu aktörlerin makam, statü, kaynak ve karar alma olanakları bakımından güçlendirilmesi arasındaki ilişkinin açıklanmasıdır. Araştırma boyunca yapılan çözümleme bu iki olgunun birbirinden bağımsız değerlendirilmesinin eksik bir açıklama üreteceğini göstermektedir. Çünkü karşıtların tasfiyesi sistem içinde boşalan kurumsal alanları ortaya çıkarmakta ve bu alanların kimler tarafından ve hangi ölçütlerle doldurulduğu ise tasfiyenin siyasal anlamını belirlemektedir. Bu nedenle araştırmanın temel savı yalnızca “iktidar karşıtlarını tasfiye eder” biçiminde değildir. Daha kapsamlı önerme şöyledir: Siyasal iktidar, karşıtların veya bağımsız aktörlerin kurumsal kapasitesini sistemli biçimde azaltırken, siyasal açıdan uyumlu aktörlerin makam, statü, kaynak ve karar alma kapasitesini artırıyorsa, tasfiye ve ödüllendirme birbirini tamamlayan bir siyasal-kurumsal mekanizma oluşturur. Bu mekanizma süreklilik kazandığında Siyasal Sadakat Rejimi olarak kavramsallaştırılabilir. Bu yaklaşım, çalışmanın başında ele alınan Hukuksal Tasfiye Çözümleme Çerçevesi (HTÇÇ) ile de doğrudan ilişkilidir. HTÇÇ, hukukun karşıt veya istenmeyen aktörlerin tasfiyesinde nasıl kullanılabildiğini açıklarken, Siyasal Sadakat Rejimi bu mekanizmayı daha geniş bir kurumsal çerçeveye yerleştirmektedir. Dolayısıyla iki yaklaşım arasında tamamlayıcı bir ilişki bulunmaktadır: HTÇÇ, tasfiyenin hukuksal boyutunu ve Siyasal Sadakat Rejimi ise tasfiye, seçme, ödüllendirme ve kurumsal bağımlılığın bütününü açıklamaktadır.

Araştırmanın Temel Bulgusu: Tasfiye Tek Başına Yeterli Değildir

Araştırmanın en önemli sonuçlarından biri tasfiyenin tek başına Siyasal Sadakat Rejimi oluşturmadığıdır. Bir kişinin görevden alınması, bir bürokratın değiştirilmesi, bir akademisyenin sözleşmesinin yenilenmemesi, bir yöneticinin görevden uzaklaştırılması veya bir siyasal aktörün hukuksal bir süreçle karşılaşması tek başına siyasal tasfiye olarak kabul edilemez. Bunun için tasfiyenin siyasal bağlamı, hukuksal dayanağı, uygulanma biçimi, benzer durumdaki kişilere yönelik uygulamalar, zamanlaması ve tasfiye sonrasında meydana gelen kurumsal değişiklikler birlikte değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım araştırmayı tekil olayların siyasal yorumundan uzaklaştırmaktadır. Ancak aynı zamanda daha önemli bir noktayı ortaya çıkarmaktadır: Tasfiye, başka bir kurumsal değişimle birleştiğinde farklı bir siyasal anlam kazanabilir. Özellikle tasfiye edilenlerin yerine belirli siyasal özelliklere sahip kişilerin sistemli biçimde getirilmesi durumunda olumsuz ve olumlu seçme mekanizmalarının birlikte çalıştığı düşünülebilir.

Olumsuz ve Olumlu Seçmenin Birleşmesi

Araştırmanın kavramsal katkısının merkezinde olumsuz seçme ile olumlu seçmenin aynı mekanizmanın iki tamamlayıcı unsuru olarak ele alınması bulunmaktadır. Olumsuz seçme karşıtın veya bağımsız aktörün kurumsal kapasitesini azaltır. Olumlu seçme siyasal olarak uyumlu aktörün kurumsal kapasitesini artırır. Bunların birleşmesi karşıt kapasitesinin azalması ve uyumlu kapasitenin artması sonucunu doğurur. Bu durum, klasik patronaj veya ganimet sistemi açıklamalarından daha geniş bir çerçeve sunmaktadır. Patronaj esas olarak ödüllendirme ilişkisini açıklarken, ganimet sistemi kamu görevlerinin siyasal iktidarın destekçilerine dağıtılmasına odaklanmaktadır. Siyasal Sadakat Rejimi ise bunlara tasfiye, kurumsal bağımlılık ve güç asimetrisi boyutlarını eklemektedir. Bu nedenle kavramın ideal-tipik şekli şöyle ifade edilebilir: Siyasal Sadakat Rejimi, Olumsuz Seçme, Olumlu Seçme, Ödüllendirme ve Kurumsal Bağımlılık ve Güç Asimetrisinin toplamıdır. Bu açıklama araştırmanın kuramsal özgünlüğünün temelini oluşturmaktadır.

Liyakatten Siyasal Sadakate Geçiş

Araştırmanın bir diğer temel bulgusu tasfiye ve ödüllendirme mekanizmalarının personel rejimini dönüştürme olasılığıdır. Liyakat esaslı ideal-tipik sistemde yeterlilik, görev, başarım ve kariyer değişkenleri ilişkisi bulunmaktadır. Siyasal sadakat mekanizmasında ise siyasal güven, görev, uyum ve ödüllendirme değişkenleri ilişkisi giderek önem kazanabilmektedir. Burada amaç, siyasal olarak iktidara yakın bütün kişileri liyakatsiz kabul etmek değildir. Bilimsel açıdan asıl sorun siyasal sadakatin göreve seçilmede veya yükselmede sistemli bir üstünlük durumuna gelip gelmediğidir. Bu gerçekleştiğinde kamu personel sistemi klasik anlamda liyakat rejiminden uzaklaşarak ganimet mantığına yaklaşabilir. Bu dönüşüm yalnızca bireysel kariyerleri değil, devlet kurumlarının niteliğini de etkiler.

İktidar Kapasitesi ile Devlet Kapasitesi Arasındaki Paradoks

Araştırmanın önemli kuramsal sonuçlarından biri siyasal sadakat mekanizmasının siyasal iktidarın kapasitesini artırırken devletin kurumsal kapasitesini azaltabilmesi olasılığıdır. Kısa vadede siyasal olarak uyumlu kadroların artması kararların daha hızlı uygulanmasını, bürokratik direncin azalmasını, yürütme ile bürokrasi arasındaki uyumun artmasını sağlayabilir. Bu anlamda iktidarın yönetme kapasitesi artabilir. Ancak aynı süreç uzmanlığın, kurumsal hafızanın, bağımsız değerlendirme kapasitesinin, eleştirel düşüncenin ve profesyonel karar alma kültürünün zayıflamasına yol açıyorsa uzun dönemde devlet kapasitesi zarar görebilir. Dolayısıyla ortaya bir paradoks çıkmaktadır: İktidar güçlenebilir, fakat devlet zayıflayabilir. Bu ayrım, siyasal sadakat rejiminin yalnızca normatif değil, aynı zamanda kamu yönetimi ve devlet kapasitesi açısından da önemli bir araştırma konusu olduğunu göstermektedir.

Kurumsal Hafıza ve Profesyonellik

Tasfiyenin maliyeti yalnızca görevden uzaklaştırılan kişilerin bireysel kayıplarından ibaret değildir. Kurumlar, insan kaynağı üzerinden bilgi ve deneyim biriktirirler. Özellikle uzun süre görev yapan profesyonellerin sistemli biçimde dışlanması bireysel uzmanlık kaybı, kurumsal hafıza kaybı ve kurumsal öğrenme kapasitesinin azalması zincirini oluşturabilir. Bu nedenle Siyasal Sadakat Rejimi'nin uzun dönemli maliyeti, siyasal iktidarın kısa dönemli yönetim üstünlüklerinden daha büyük olabilir. Kurumların siyasal sadakat temelinde yeniden yapılandırılması zaman içerisinde kurumsal profesyonelliğin yerini kişisel veya siyasal bağlılık ilişkilerinin almasına neden olabilir. Bu da devletin kişilere ve siyasal merkezlere bağımlılığını artırır.

Hukuk Devleti Bakımından Sonuçlar

Siyasal Sadakat Rejimi'nin hukuk devleti bakımından temel riski hukukun açıkça ortadan kaldırılması değil, hukukun seçici biçimde uygulanabileceğine ilişkin algının güçlenmesidir. Hukuk devletinde aynı veya benzer durumda bulunan kişilerin benzer hukuksal işlem görmesi beklenir. Eğer aynı durumda bulunan karşıt ve iktidara yakın aktörler arasında sistemli farklılıklar oluşuyorsa hukukun genel ve nesnel niteliği zayıflayabilir. Burada ortaya çıkan sorun yalnızca hukuka aykırılık değildir. Daha derin sorun hukuksal öngörülebilirliğin ve kurumsal güvenin aşınmasıdır. Bunun sonucunda bireyler ve kurumlar, hukuksal kurallar kadar siyasal konumun da sonuçları belirlediğini düşünmeye başlayabilir. Bu algının yaygınlaşması dahi kurumsal davranışları değiştirebilir.

Demokratik Yarışma Bakımından Sonuçlar

Demokrasinin yalnızca seçimlerden ibaret olmadığı araştırmanın önemli sonuçlarından biridir. Seçimlerin yapılması gerekli olmakla birlikte yeterli değildir. Demokratik yarışmanın anlamlı olabilmesi için siyasal aktörlerin örgütlenme, ifade, temsil, aday olma, medya erişimi, ekonomik kaynaklara ulaşma ve hukuksal korunma bakımından makul ölçüde eşit koşullara sahip olmaları gerekir. Siyasal Sadakat Rejimi bu koşulları doğrudan ortadan kaldırmayabilir. Bunun yerine karşıtların kapasitesini azaltıp iktidarın kapasitesini artırarak yarışmayı asimetrik duruma getirebilir. Bu nedenle demokratik gerilemenin daha ileri biçimlerinden biri demokratik kurumların kaldırılması değil, biçimsel olarak korunmaları karşılığında maddi işlevlerinin zayıflatılmasıdır.

Türkiye Özelinde Ortaya Çıkan Tablo

Türkiye bakımından yapılan çözümleme 2000'li yıllardan itibaren devlet ile siyasal iktidar arasındaki ilişkinin önemli ölçüde değiştiğini göstermektedir. Bu dönüşüm tek bir olayla açıklanamaz. 2002 sonrasında iktidarın kurumsal yerleşmesi, 2007 sonrasında devlet içindeki güç savaşımları, 2013 sonrasında siyasal çatışmanın sertleşmesi, 2016 sonrasında OHAL çerçevesinde gerçekleştirilen kapsamlı tasfiye ve yeniden yapılanmalar, 2017 anayasa değişikliği ve 2018 sonrasında yürütme yapısının merkezileşmesi farklı tarihsel aşamalarda ortaya çıkan gelişmeler olarak değerlendirilmelidir. Bunların tamamının önceden tasarlanmış tek bir planın parçaları olduğunu ileri sürmek mevcut kanıtların ötesine geçen bir sav olur. Buna karşılık daha savunulabilir sonuç şudur: Farklı dönemlerde ortaya çıkan tasfiye, yeniden yapılanma, merkeziyetçilik, atama ve siyasal sadakat örüntüleri, zaman içerisinde siyasal iktidarın kurumsal kapasitesini artıran bir yönelim oluşturmuştur. 2017 anayasa değişikliği bu süreç bakımından özellikle önemlidir. Çünkü yürütme yetkisinin Cumhurbaşkanında toplanmasını sağlayarak siyasal karar alma ve atama mimarisinin daha merkezi bir yapıya kavuşmasına yol açmıştır. Bu nedenle 2017, yalnızca bir anayasa değişikliği değil, siyasal-kurumsal dönüşümün anayasal bir eşiği olarak değerlendirilebilir.

Ancak Türkiye Tümüyle Yarışmasız Bir Sistem Değildir

Araştırmanın bilimsel güvenilirliği açısından özellikle vurgulanması gereken bir başka sonuç Türkiye'de siyasal yarışmanın tümüyle ortadan kalkmış olduğunun ileri sürülemeyeceğidir. Özellikle 2019 ve 2024 yerel seçimleri siyasal iktidarın güçlü merkezi kapasitesine karşın seçmen tercihlerinin ve seçimsel yarışmanın önemli sonuçlar yaratabildiğini göstermiştir. Bu nedenle Türkiye'nin siyasal yapısını doğrudan “tümüyle kapalı otoriter sistem” olarak nitelendirmek açıklayıcı değildir. Daha ihtiyatlı kavramsallaştırma demokratik kurumların biçimsel olarak varlığını sürdürdüğü ancak kurumlar ve siyasal aktörler arasındaki güç dağılımının giderek asimetrik duruma gelebildiği yarışmacı bir siyasal yapı olabilir. Bu durum, Siyasal Sadakat Rejimi ile yarışmacı otoriterlik arasındaki ilişkiyi özellikle önemli kılmaktadır. Siyasal Sadakat Rejimi burada siyasal sistemin kendisi değil, sistem içerisindeki güç asimetrisini üreten veya güçlendiren kurumsal mekanizmalardan biri olarak değerlendirilmelidir.

Cumhurbaşkanlığı, Anayasa ve Siyasal İktidarın Sürekliliği

Türkiye bakımından araştırmanın en ileri düzeydeki sorusu bütün bu kurumsal dönüşümlerin siyasal iktidarın sürekliliğiyle ilişkili olup olmadığıdır. Bu konuda iki farklı yaklaşım arasında ayrım yapmak gerekir. Birinci yaklaşım bütün tasfiye ve kadrolaşma süreçlerinin başlangıçtan itibaren belirli bir anayasal sonucu gerçekleştirmek amacıyla planlandığını ileri sürer. Bu sav doğrudan niyet kanıtı gerektirir. İkinci ve daha bilimsel olarak savunulabilir yaklaşım ise sonuçsal ve kurumsal bir çözümleme yapmaktır. Buna göre karşıt kapasitesinin azaltılması, iktidar kapasitesinin artırılması, yürütme merkezileşmesi ve kurumsal bağımlılığın artması siyasal iktidarın devamlılığını kolaylaştıran bir ortam yaratabilir. Bu ortam daha sonra anayasal değişikliklerle hukuksal olarak pekiştirilebilir. Dolayısıyla anayasa değişikliği Siyasal Sadakat Rejimi'nin zorunlu sonucu değildir. Ancak rejimin ürettiği güç dağılımını hukuksal olarak kalıcılaştırabilecek bir araç olabilir. Bu ayrım çalışmanın siyasal niyet atfetmekten kaçınarak kurumsal sonuçları çözümlemesini sağlar.

Bu çerçevede yargının rolü Siyasal Sadakat Rejimi'nin işleyişini tamamlayan önemli bir kurumsal boyut olarak ortaya çıkmaktadır. Tasfiye süreçleri yalnızca siyasal kararlar ve yönetsel işlemler aracılığıyla gerçekleşmemekte ve belirli koşullarda hukuksallaştırma ve yargısal süreçler üzerinden kalıcı kurumsal sonuçlara dönüşebilmektedir. Bununla birlikte yargı aynı süreçleri sınırlayabilecek veya tersine çevirebilecek temel karşı-kurumsal mekanizmalardan biridir. Dolayısıyla belirleyici olan yalnızca yargının tasfiye süreçlerinde etkili rol alıp almadığı değil, yargısal denetimin bağımsızlık, tarafsızlık, etkililik ve öngörülebilirlik düzeyinin ne olduğudur. Bu nedenle Siyasal Sadakat Rejimi'nin oluşumunda tasfiye, hukuksallaştırma, olumsuz ve olumlu seçme, ödüllendirme, kurumsal bağımlılık ve güç asimetrisi birbirinden bağımsız süreçler olarak değil, birbirlerini belirli koşullarda güçlendirebilen ve siyasal iktidarın yeniden üretimine katkıda bulunabilen bütünleşik bir siyasal-kurumsal mekanizma olarak değerlendirilmelidir.

Araştırmanın Kuramsal Katkısı

Bu çalışmanın temel kuramsal katkısı siyasal tasfiye ve siyasal ödüllendirme süreçlerini aynı çözümleyici çerçeve içerisinde değerlendirmesidir. Önerilen model olumsuz seçme, olumlu seçme, ödüllendirme, kurumsal bağımlılık ve güç asimetrisi bileşenlerinden oluşmaktadır. Bu model, patronaj, klientelizm, ganimet sistemi, partizanlık, hukuksal tasfiye, yarışmacı otoriterlik ve demokratik gerileme kavramlarıyla ilişki içerisindedir. Ancak bunların hiçbiriyle özdeş değildir. Böylece kavramsal düzeyde şu ayrım yapılabilir: Demokratik gerileme bir süreçtir. Yarışmacı otoriterlik bir siyasal sistem tipidir. Patronaj ve klientelizm kaynak ve destek ilişkilerini açıklar. Ganimet sistemi siyasal iktidarın kamu görevlerini dağıtma biçimini açıklar. HTÇÇ hukuksal tasfiyeyi açıklar. Siyasal Sadakat Rejimi ise bütün bu süreçlerin belirli koşullarda nasıl tek bir kurumsal mekanizmaya dönüşebildiğini açıklamaya çalışır. Bu nedenle önerilen kavramın amacı mevcut yazını ortadan kaldırmak değil, yazında ayrı ayrı incelenen mekanizmalar arasındaki bağlantıyı açıklamaktır.

Bilimsel Sınırlar

Araştırmanın önemli bir sonucu da kendi sınırlarının belirlenmesidir. Her görevden alma tasfiye değildir. Her atama siyasal sadakat göstergesi değildir. Her ihale siyasal ödüllendirme değildir. Her anayasa değişikliği iktidarın sürekliliğini sağlama amacı taşımaz. Dolayısıyla Siyasal Sadakat Rejimi kavramının kullanılabilmesi için tekil olaylardan çok yinelenen örüntüler aranmalıdır. Bu nedenle gelecekteki görgül çalışmalar için şu göstergeler önerilebilir:

ü  Tasfiye kararlarının kurumsal ve siyasal dağılımı;

ü  Tasfiye edilenlerin siyasal ve mesleksel özellikleri;

ü  Yerlerine atanan kişilerin mesleksel ve siyasal profilleri;

ü  Atama ve terfi süreçlerinde liyakat ölçütlerinin ağırlığı;

ü  Siyasal bağlantılar ile kamu kaynaklarına erişim arasındaki ilişki;

ü  Aynı tür olaylarda karşıt ve iktidara yakın aktörlere yapılan uygulamalar;

ü  Tasfiye sonrasında kurumsal karar örüntülerindeki değişim ve

ü  Farklı kurumlarda benzer mekanizmaların yinelenip yinelenmediği.

Bu göstergelerin birlikte değerlendirilmesi Siyasal Sadakat Rejimi'nin varlığına ilişkin savların daha nesnel biçimde sınanmasını olanaklı kılacaktır.

Sonuç: Tasfiyeden İktidarın Yeniden Üretimine

Araştırmanın başlangıcındaki temel soru yeniden sorulabilir: Muhalif veya karşıt aktörlerin tasfiyesi ile iktidara yakın aktörlerin ödüllendirilmesi, birbirinden bağımsız uygulamalar mıdır; yoksa aynı siyasal-kurumsal mekanizmanın iki yüzü müdür? Bu araştırmanın ulaştığı sonuç ikinci açıklamanın daha yüksek açıklama gücüne sahip olduğudur. Çünkü tasfiye karşıtı azaltır. Seçme uyumlu aktörü öne çıkarır. Ödüllendirme sadakati güçlendirir. Kaynak aktarımı sadakati maddi kapasiteye dönüştürür. Kurumsal bağımlılık bağımsız davranmanın maliyetini artırır. Güç asimetrisi siyasal yarışmanın koşullarını değiştirir. Kurumsal pekiştirme ise ortaya çıkan düzenin sürekliliğini artırabilir. Bu zincirin bütün halkaları her durumda aynı yoğunlukta bulunmayabilir. Ancak bunların farklı kurumlarda ve farklı dönemlerde yineleyen bir örüntü oluşturması durumunda siyasal tasfiye ile siyasal ödüllendirmenin daha geniş bir Siyasal Sadakat Rejimi içinde birleştiği ileri sürülebilir. Bu nedenle çalışmanın kesin önermesi şu şekilde ifade edilebilir: Siyasal iktidarın sürekliliği yalnızca toplumsal ve seçimsel destek üretme kapasitesine değil, siyasal yarışmanın gerçekleştiği kurumsal alanların yeniden yapılandırılmasına da bağlı duruma gelebilir. Bu yapı içerisinde karşıtların susturulması veya etkisizleştirilmesi ile yandaşların veya siyasal olarak uyumlu aktörlerin makam, statü ve kaynaklarla güçlendirilmesi birbirinin seçeneği değildir. Biri eksiltir, diğeri çoğaltır. Biri kurumsal alanı boşaltır, diğeri o alanı doldurur. Biri karşıt kapasiteyi azaltır, diğeri iktidar kapasitesini artırır. İkisi birlikte çalıştığında ise ortaya yalnızca bir kadrolaşma veya patronaj ilişkisi değil, iktidarın kendisini kurumsal olarak yeniden üretmesine hizmet eden bir siyasal düzenek çıkabilir. Bu düzenek, demokratik kurumları tümüyle ortadan kaldırmadan da çalışabilir. Tam tersine, kurumlar biçimsel olarak varlığını sürdürürken onların bağımsızlık, tarafsızlık, liyakat, denetim ve siyasal yarışma üretme kapasiteleri aşındırılabilir. Bu nedenle demokratik gerilemenin anlaşılması bakımından asıl soru yalnızca “demokratik kurumlar var mı?” değil, “bu kurumlar siyasal iktidarı gerçekten sınırlayabiliyor mu?” sorusudur. Siyasal Sadakat Rejimi kavramı tam da bu ikinci soruya yanıt arayan bir çözümleyici çerçeve olarak önerilmektedir. Türkiye örneği ise bu çerçevenin özellikle önemli bir uygulama alanını oluşturmaktadır. Buradaki temel sorun belirli kişilerin veya belirli dönemlerin siyasal değerlendirmesinden daha geniştir. Asıl sorun Devlet kurumlarının liyakat, tarafsızlık ve kurumsal özerklik ilkeleri temelinde mi, yoksa giderek siyasal sadakat, bağımlılık ve güç asimetrisi temelinde mi yeniden üretildiğidir. Bu sorunun yanıtı, Türkiye'nin yalnızca bugünkü siyasal yapısını değil, gelecekteki demokratik kapasitesini ve devletin kurumsal niteliğini anlamak bakımından da belirleyici olacaktır.


 

KAYNAKÇA

1. Kuramsal Çerçeve ve Siyasal Rejimler

Acemoglu, D., ve Robinson, J. A. (2006). Economic origins of dictatorship and democracy. Cambridge University Press.

Bermeo, N. (2016). On democratic backsliding. Journal of Democracy, 27(1), 5–19. https://doi.org/10.1353/jod.2016.0012

Geddes, B., Wright, J., ve Frantz, E. (2018). How dictatorships work: Power, personalization, and collapse. Cambridge University Press.

Huntington, S. P. (1968). Political order in changing societies. Yale University Press.

Kitschelt, H., ve Wilkinson, S. I. (Eds.). (2007). Patrons, clients and policies: Patterns of democratic accountability and political competition. Cambridge University Press.

Levitsky, S., ve Way, L. A. (2010). Competitive authoritarianism: Hybrid regimes after the Cold War. Cambridge University Press.

Levitsky, S., ve Ziblatt, D. (2018). How democracies die. Crown.

Linz, J. J. (2000). Totalitarian and authoritarian regimes. Lynne Rienner Publishers.

Moe, T. M. (1989). The politics of bureaucratic structure. In J. E. Chubb ve P. E. Peterson (Eds.), Can the government govern? (pp. 267–329). Brookings Institution.

O'Donnell, G. (1994). Delegative democracy. Journal of Democracy, 5(1), 55–69. https://doi.org/10.1353/jod.1994.0010

Peters, B. G., ve Pierre, J. (Eds.). (2004). Politicization of the civil service in comparative perspective: The quest for control. Routledge.

Svolik, M. W. (2012). The politics of authoritarian rule. Cambridge University Press.

2. Türkiye'de Demokratik Gerileme ve Rekabetçi Otoriterlik

Esen, B., ve Gümüşçü, Ş. (2016). Rising competitive authoritarianism in Turkey. Third World Quarterly, 37(9), 1581–1606. https://doi.org/10.1080/01436597.2015.1135732

Esen, B., ve Gümüşçü, Ş. (2021). Why did Turkish democracy collapse? A political economy account of AKP authoritarianism. Party Politics, 27(6), 1073–1086. https://doi.org/10.1177/1354068820923722

3. Bürokrasi, Patronaj, Siyasal Kadrolaşma ve Liyakat

Demirelli, L., ve Aydin, R. (2024). Prime minister, minister, or something else? Determinants of patronage appointments and politicization of the bureaucracy at the senior level in Turkey (2002–2018). Administration ve Society, 56(7), 859–885. https://doi.org/10.1177/00953997241261059

Gürakar, E. Ç. ve T. B. Bircan, (2019). Political Connections and Public Procurement in Turkey: Evidence from Construction Work ContractsEvidence from Construction Work Contracts.  DOI: 10.1093/oso/9780198799870.003.0009.

Oyvat, C., Tekgüç, H., ve Yagci, A. H. (2025). Pious people, patronage jobs, and the labor market: Turkey under Erdoğan's AKP. Public Choice, 203, 465–491. https://doi.org/10.1007/s11127-024-01211-y

Özel, M., ve Suğur, S. (2025). Clientelizm in public employment in Turkey. Journal of Economy Culture and Society, 71, 38–56. https://doi.org/10.26650/JECS2024-1444579

Yılmaz, F., ve Çakıcı, A. (2021a). Kamu çalışanlarının liyakat sistemi algısı. MANAS Sosyal Araştırmalar Dergisi, 10(1), 375–386. https://doi.org/10.33206/mjss.783557

Yılmaz, F., ve Çakıcı, A. (2021b). Kamu çalışanlarının liyakat ihlali algısı, kaynakları ve etkileri. İş ve İnsan Dergisi, 8(2), 195–208. https://doi.org/10.18394/iid.875159

4. Akademik Tasfiye ve Akademik Özgürlük

Redlawsk, D. P. (2021). Academic freedom under attack in Turkey: 2019 Presidential Address, International Society of Political Psychology. Political Psychology, 42(6), 901–921. https://doi.org/10.1111/pops.12724

Sertdemir Özdemir, S. (2021). Civic death as a mechanism of retributive punishment: Academic purges in Turkey. Punishment ve Society, 23(2), 145–163. https://doi.org/10.1177/1462474520941744

Aktürk, Z., ve Gümüştekin, K. (2022). The impact of decree laws on the performance of Turkish physiology academics. Research and Science Today, (24), 191–202. https://doi.org/10.38173/RST.2022.24.2.14:191-202

Aktürk, Z., ve Tufan, U. E. (2022). The impact of decree laws on the performance of Turkish academic family physicians: A repeated cross-sectional study. Primary Health Care Research ve Development.

5. Yargı, Yargı Bağımsızlığı ve Yargının Siyasallaşması

Adıgüzel, R. (2022). Yargının siyasallaşması: Kavramsal bir çerçeve. Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 27(47).

Kaya, S. (2024). Yargının bağımsızlığı üzerinden Hakimler ve Savcılar Kuruluna dair bir analiz. İzmir Bakırçay Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 5(9), 43–82.

6. Yerel Yönetimler ve Kayyım Uygulamaları

Keleş, R., ve Özgül, C. G. (2017). Belediye organlarına kayyım atamaları üzerine bir değerlendirme. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 72(2), 299–313.