Avrupa ve ABD Arasında Transatlantik
Denge: Münih Güvenlik Konferansı Bakış Açısı
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
ÖZ
Bu makale, Avrupa ile ABD arasındaki
transatlantik dengeyi Münih Güvenlik Konferansı (MGK 2026) bağlamında,
hegemonik kararlılık kuramı, neoklasik gerçekçilik ve stratejik özerklik
yaklaşımı çerçevesinde incelemektedir. ABD’nin Avrupa güvenliğine yönelik yük
paylaşımını yeniden tanımlaması, ticaret siyasalarında korumacı eğilimler,
uluslararası anlaşmalardan çekilme ve iklim siyasalarındaki farklılaşma,
transatlantik ilişkilerde yapısal bir yeniden hizalanma sürecini tetiklemiştir.
Çalışma, Avrupa’nın stratejik özerklik arayışının NATO’dan kopuş değil, daha
eşitlikçi ve koşullu bir ortaklık modeline geçiş anlamına geldiğini
savunmaktadır. Rubio ve diğer ABD temsilcilerinin açıklamalarının Avrupa’daki
güvenlik algısına etkileri değerlendirilmiş ve ayrıca Türkiye açısından ortaya
çıkan stratejik fırsatlar ve riskler çözümlenmiştir. Sonuç olarak makale,
transatlantik düzenin çözülmediğini, çok boyutlu ve görüşülmüş bir yeniden
denge sürecine girdiğini ileri sürmektedir.
Anahtar
Kelimeler: Transatlantik Denge, Stratejik
Özerklik, Hegemonik Kararlılık, Neoklasik Gerçekçilik, NATO, Münih Güvenlik
Konferansı, Türkiye
ABSTRACT
This article examines the transatlantic balance between Europe and the
United States within the framework of the Munich Security Conference (MSC
2026), drawing on hegemonic stability theory, neoclassical realism, and the
concept of strategic autonomy. The redefinition of U.S. burden-sharing in
European security, protectionist trade measures, withdrawal from international
agreements, and divergences in climate policy have triggered a structural
realignment in transatlantic relations. The study argues that Europe’s pursuit
of strategic autonomy does not represent a rupture with NATO but rather a
transition toward a more conditional and balanced partnership. It also assesses
the impact of statements by Rubio and other U.S. representatives on European
security perceptions and analyzes emerging strategic opportunities and risks
for Turkey. The article concludes that the transatlantic order is not
dissolving but undergoing a negotiated and multidimensional recalibration.
Keywords: Transatlantic Balance, Strategic Autonomy, Hegemonic Stability,
Neoclassical Realism, NATO, Munich Security Conference, Turkey
GİRİŞ
Avrupa ve
ABD arasındaki ilişkiler, Soğuk Savaş sonrası NATO eksenli transatlantik
düzenin sınırlarını zorlayan bir döneme girmiştir. ABD’nin Avrupa güvenliğine
yönelik belirsizliği, ticaret yaptırımları, uluslararası anlaşmalardan çekilme
ve Orta Doğu’daki öncelikleri, Avrupa’da stratejik özerklik ve çok taraflı
ittifak arayışlarını tetiklemiştir. Bu gelişmeler, klasik transatlantik
paradigmanın artık eskisi gibi işlemediğini göstermektedir.
2026 Münih
Güvenlik Konferansı (MGK) bu kırılgan dengeyi ve Avrupa-ABD ilişkilerinin yeni
parametrelerini tartışmak için kritik bir platform olmuştur. MGK, Avrupa’nın
yeni stratejik yönelimlerini, ABD’nin bölgesel ve küresel önceliklerini ve
ekonomik, güvenlik ve diplomatik devingenlerin transatlantik denge üzerindeki
etkilerini görünür kılmıştır.
Bu makale, MGK’de
öne çıkan gelişmeler ışığında, Avrupa-ABD transatlantik dengesindeki
değişimleri, Avrupa’nın çok kutuplu güvenlik arayışlarını ve ABD’nin bölgesel
önceliklerini derinlemesine çözümlemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, ekonomik
yaptırımlar, iklim siyasaları ve uluslararası örgütlerden çekilme gibi
unsurların denge üzerindeki etkileri bütüncül bir bakış açısıyla ele
alınacaktır.
Amaç ve
Hedefler
Bu makalenin
amacı, MGK’de öne çıkan gelişmeler ışığında Avrupa-ABD transatlantik
dengesindeki değişimleri kapsamlı bir şekilde çözümlemektir.
Makalenin
temel hedefleri şunlardır:
Transatlantik Dengedeki Değişimleri İncelemek: ABD’nin güvenlik, ekonomi ve
diplomasi alanındaki siyasalarının Avrupa ile ilişkiler üzerindeki etkilerini
değerlendirmek.
Avrupa’nın Stratejik Özerklik Arayışını Anlamak: Avrupa’nın NATO’ya bağlı kalarak,
aynı zamanda kendi savunma kapasitesini ve çok kutuplu ittifaklarını geliştirme
çabalarını ortaya koymak.
Yeni Stratejik Ortaklıkları Değerlendirmek: Türkiye, Hindistan, Japonya ve
Körfez ülkeleri gibi olası yeni ortakların Avrupa güvenliği ve diplomasi
stratejisindeki rolünü çözümlemek.
Ekonomik ve Çevresel Siyasaların Rolünü Araştırmak: Ticaret yaptırımları, uluslararası
örgütlerden çekilme ve iklim siyasalarının transatlantik denge üzerindeki
etkilerini incelemek.
MGK’nin Rolünü ve Etkilerini Değerlendirmek: Konferansın Avrupa ve ABD’nin
stratejik iletişimi ve yeni denge arayışındaki işlevini açıklamak.
Araştırma
Soruları
Makalenin
alt bölümlerini şekillendirecek ve çözümlemeleri yönlendirecek araştırma
soruları aşağıdaki şekilde belirlenmiştir:
ABD’nin son yıllarda Avrupa güvenliği üzerindeki
sorumluluğuna ilişkin siyasaları nelerdir ve bu siyasalar Avrupa’da nasıl
algılanmaktadır?
Ticaret yaptırımları, ek vergiler ve ekonomik baskılar
transatlantik dengeyi nasıl etkilemektedir?
ABD’nin uluslararası anlaşmalardan çekilmesi ve iklim siyasalarındaki
yaklaşımı Avrupa’nın stratejik kararlarını nasıl yönlendirmektedir?
Avrupa’nın yeni stratejik ortak arayışları (Türkiye,
Hindistan, Japonya, Körfez ülkeleri vb.) hangi alanlarda etkili olabilir ve bu
girişimler transatlantik dengede ne tür etkiler yaratabilir?
MGK, Avrupa-ABD ilişkilerinde hangi kritik mesajları ve
öngörüleri sunmuştur ve bu konferansın stratejik önemi nedir?
Rubio’nun ve diğer ABD temsilcilerinin açıklamaları Avrupa’da
oluşan güvenlik endişelerini yumuşatmada ne derece etkili olmuştur?
Avrupa’nın stratejik özerklik arayışı ile ABD’nin bölgesel
öncelikleri arasındaki uyumsuzluklar nelerdir ve bu uyumsuzluklar uzun vadeli
transatlantik dengeyi nasıl şekillendirebilir?
KURAMSAL
VE KAVRAMSAL ÇERÇEVE
Transatlantik
ilişkilerin dönüşümünü anlamak için bu çalışma, uluslararası ilişkiler yazınında
üç temel yaklaşımı birlikte kullanmaktadır: hegemonik kararlılık kuramı,
neoklasik gerçekçilik ve stratejik özerklik yaklaşımı.
Hegemonik
Kararlılık ve Düzenin Dönüşümü
Hegemonik kararlılık
kuramına göre uluslararası sistemin kararlılığı sistemin lider gücünün
(hegemonun) düzeni sürdürme iradesi ve kapasitesi ile doğrudan ilişkilidir. II.
Dünya Savaşı sonrası kurulan transatlantik düzen ABD’nin askeri, ekonomik ve
kurumsal liderliği üzerine kurulmuştur. NATO, Bretton Woods sistemi ve çok
taraflı örgütler bu hegemonik düzenin kurumsal sütunlarını oluşturmuştur. Ancak
hegemonik gücün öncelik değiştirmesi veya yük paylaşımını yeniden tanımlaması
sistemde kırılganlık yaratmaktadır. ABD’nin Avrupa güvenliği üzerindeki
yükümlülüklerini yeniden tanımlaması, ticaret siyasalarını daha korumacı bir
çizgiye kaydırması ve bazı uluslararası anlaşmalardan çekilmesi hegemonik
düzenin yeniden pazarlık edildiği bir süreci işaret etmektedir. Bu bağlamda
transatlantik denge artık tek taraflı bir liderlik değil görüşülmüş bir
ortaklık şekline evrilmektedir.
Neoklasik
Gerçekçilik ve Güç Dağılımı
Neoklasik gerçekçilik
sistemik güç dağılımındaki değişimlerin devletlerin dış siyasa tercihlerini
etkilediğini ancak bu tercihlerde iç siyasal devingenlerin ve algıların da
belirleyici olduğunu savunur. ABD’nin Asya-Pasifik’e yönelmesi yalnızca küresel
güç kaymasının (Çin’in yükselişi) sonucu değil, aynı zamanda iç siyasal
önceliklerin ve ekonomik baskıların da ürünüdür. Benzer biçimde Avrupa’nın
stratejik özerklik arayışı yalnızca ABD’nin göreli geri çekilmesinden değil,
Avrupa kamuoyunda artan güvenlik belirsizliği algısından ve enerji-ekonomi
bağımlılığına yönelik içsel kaygılardan beslenmektedir. Dolayısıyla
transatlantik ilişkilerdeki gerilim yalnızca güç dağılımı sorunu değil, algı ve
siyasal tercihlerin etkileşiminin sonucudur.
Stratejik
Özerklik Kavramı
Avrupa
Birliği yazınında stratejik özerklik, Avrupa’nın güvenlik, savunma, ekonomi,
enerji ve teknoloji alanlarında dışa bağımlılığını azaltarak bağımsız karar
alma kapasitesini güçlendirmesi anlamına gelmektedir. Bu kavram NATO’dan kopuşu
değil, daha dengeli bir ortaklığı ifade etmektedir. Stratejik özerklik üç
boyutta ele alınabilir: Askeri özerklik (savunma kapasitesi ve ortak operasyon
yeteneği), ekonomik-teknolojik özerklik (tedarik zinciri ve enerji güvenliği)
ve diplomatik özerklik (çok taraflı ilişkiler ve yeni stratejik ortaklıklar). MGK
2026 bağlamında Avrupa’nın bu üç boyutta daha görünür bir yönelim sergilediği
görülmektedir. Bu durum, ABD ile ilişkilerin sona ermesi değil, daha eşitlikçi
ve koşullu bir transatlantik modelin ortaya çıkması anlamına gelmektedir.
Çok
Kutupluluk ve Yeniden Dengeleme
Uluslararası
sistemin giderek çok kutuplu bir yapıya evrilmesi, Avrupa’yı farklı ortaklık
arayışlarına yöneltmektedir. Türkiye, Hindistan, Japonya ve Körfez ülkeleri ile
geliştirilen ilişkiler bu bağlamda “dengeleyici çoğulluk” stratejisinin parçası
olarak okunabilir. Bu yaklaşım, klasik ittifak siyasasından farklı olarak
esnek, işlevsel ve alan-bazlı ortaklıkları içermektedir.
Bu kuramsal çerçeve
makalenin temel savını desteklemektedir: Transatlantik denge çözülmemekte ancak
yeniden tanımlanmaktadır. ABD’nin bölgesel öncelikleri ile Avrupa’nın stratejik
özerklik arayışı arasındaki gerilim bir kopuştan çok yeniden hizalanma
sürecidir.
TRANSATLANTİK
DENGESİNİ YENİDEN HİZALANMAYI GEREKTİREN SORUNLAR
Güvenlik Güvencelerinin
Belirsizliği
ABD’nin
Avrupa güvenliği üzerindeki sorumluluk mesajlarının belirsizliği, NATO’nun toplu
savunma algısını zayıflatmaktadır. Örneğin, Trump yönetimi döneminde Avrupa’ya
güvenlik yükümlülüklerinde azaltılmış bir sorumluluk mesajı verilmesi Almanya
ve diğer ülkelerde savunma harcamalarının artırılması gerekliliğini
doğurmuştur.
NATO’nun
Tamamlanmış Misyonu ve Yeni Görev Arayışları
Soğuk Savaş
sonrası NATO’nun temel misyonları büyük ölçüde tamamlanmış, ancak yeni
tehditler (siber saldırılar, hibrit savaşlar, açık deniz korsanları, Rusya ve
Çin’in yükselen etkisi) NATO’ya yeni görev tanımlamada güçlükler yaratmıştır.
Avrupa ülkeleri, NATO’nun geleneksel askeri misyonlarının ötesinde daha geniş
güvenlik sorumlulukları üstlenmesini beklemekte ve bu da örgütsel
uyumsuzluklara yol açmaktadır.
Avrupa
Birliği Ordusu-NATO İkilemi
AB’nin kendi
ordusunu güçlendirme girişimleri, NATO ile iş birliği mi yoksa paralel bir
güvenlik yapısı mı kurulacağı konusunda ikilemler yaratmaktadır. Örneğin,
Fransa ve Almanya öncülüğünde geliştirilen Avrupa Savunma Fonu ve PESCO
programları, NATO ile eş güdüm gereksinmesini artırırken, aynı zamanda kendi
özerk güç projelerini yaşama geçirme güdülenmesi sağlamaktadır.
ABD’nin
Yeni Güvenlik Stratejisi
ABD’nin 2022
ve 2023 yıllarında yayınlanan güvenlik strateji belgeleri Avrupa’ya olan
yükümlülükleri azaltarak, Asya-Pasifik bölgesine odaklanmayı öngörmektedir. Bu
değişiklik, Avrupa’nın kendi savunma kapasitesini artırma ve çok taraflı
ittifaklar kurma gereksinmesi doğurmaktadır.
Ticaret
ve Ekonomik Baskılar
ABD’nin
Avrupa’dan ithalata getirdiği ek vergiler ve bazı ürünlerde uygulanan
yaptırımlar Avrupa ekonomisinde ambargo algısı yaratmış ve transatlantik
ekonomik ilişkilerin güvenliğini tehdit etmiştir. Örneğin çelik ve alüminyum
sektörlerinde uygulanan tarifeler Almanya ve Fransa gibi ülkelerde endüstriyel
baskılara yol açmıştır.
Uluslararası
Örgütlerden Çekilme
ABD’nin
Paris İklim Anlaşması ve diğer çok taraflı örgütlerden çekilmesi Avrupa’da
güven eksikliği yaratmıştır. Avrupa ülkeleri, çevresel ve iklim alanında kendi siyasalarını
güçlendirmek zorunda kalmış, aynı zamanda küresel iş birliği mekanizmalarının
etkililiğinin azalmasıyla karşı karşıya kalmıştır.
Orta Doğu
ve İsrail Siyasaları
ABD’nin Orta
Doğu’ya ve özellikle İsrail’e verdiği öncelik Avrupa’nın bölgedeki güvenlik ve
diplomasi hedefleriyle çelişmektedir. Bu durum, Avrupa’nın bağımsız siyasa
geliştirme gereksinmesini artırmış ve transatlantik stratejik uyumu
zorlaştırmıştır.
Grönland
ve Jeostratejik Konular
Grönland
üzerindeki ABD ilgisi Kuzey Atlantik güvenliği ve Avrupa-Amerika ilişkilerinde
yeni riskler yaratmaktadır. Örneğin, ABD’nin bölgedeki askeri varlığını artırma
planları, Danimarka ve Avrupa ile eş güdüm gerektiren stratejik bir sorun durumuna
gelmiştir.
İklim ve
Enerji Siyasaları
ABD’nin
küresel iklim siyasalarına katkısının azalması Avrupa’nın enerji güvenliği ve
yeşil dönüşüm stratejilerini etkilemekte ve transatlantik iş birliği üzerinde
ek baskı yaratmaktadır.
Yeni
Stratejik Ortak Arayışları
Avrupa’nın
Türkiye, Hindistan, Japonya ve Körfez ülkeleri gibi yeni ortaklıklar kurmayı
planladığı stratejik ilişkiler, transatlantik uyumu güçlendirmeyi amaçlarken, eş
güdüm eksikliği ve yeni risk alanları da yaratmaktadır.
ÇÖZÜMLEME
ABD’nin
Avrupa Güvenliği Üzerindeki Sorumluluğu ve Avrupa Algısı
ABD’nin Siyasaları
Azalan
Güvenlik Güvenceleri:
Son yıllarda ABD, Avrupa’ya yönelik güvenlik yükümlülüklerini azaltma eğilimi
göstermiştir. Özellikle Trump dönemi, NATO harcamalarında adil paylaşım talebi
ve bazı durumlarda “ABD artık Avrupa’nın güvenliğinden sorumlu değil” mesajları
ile dikkat çekmiştir.
Savunma
Harcamaları Baskısı:
ABD, Avrupa ülkelerinden savunma bütçelerini artırmalarını talep etmiş ve
NATO’nun toplu savunma sorumluluğunu daha çok Avrupa’ya kaydırmaya çalışmıştır.
Asya-Pasifik
Odaklı Strateji:
Biden yönetiminde bile ABD’nin güvenlik stratejisi, Avrupa’dan çok Asya-Pasifik
bölgesine kaymıştır. Bu değişim Avrupa’daki güvenlik algısını dolaylı olarak
etkilemektedir.
Avrupa’da
Algı
Güvensizlik
ve Stratejik Özerklik Arayışı: ABD’nin azalan güvenlik güvenceleri Avrupa’da güvensizlik
yaratmış ve Avrupa ülkeleri kendi savunma kapasitelerini güçlendirme ve daha
bağımsız bir güvenlik siyasası oluşturma gereksinmesi duymuştur.
NATO’ya
Katkı Tartışmaları:
ABD’nin bu yaklaşımı Avrupa’da NATO’nun geleceği ve Avrupa Birliği Ordusu gibi
güvenlik seçenekleri üzerine tartışmaları tetiklemiştir.
Siyasal
ve Toplumsal Tepkiler: Almanya ve Fransa gibi ülkelerde halk ve siyasetçiler ABD’nin güvenlik
yükümlülüklerini yeterince yerine getirmediği eleştirilerini dile getirmiştir.
Örnekler
Trump’ın
NATO ve Savunma Harcamaları Eleştirileri (2017-2020): Avrupa’nın savunma bütçelerini
artırması için sürekli baskı yapılmıştır.
Biden’in
Avrupa Stratejisi (2021-2026): Avrupa güvenliği önemseniyor olsa da öncelik Asya-Pasifik ve
Çin-Rusya dengesi olmuştur.
NATO
Zirvelerinde Gerilimler: NATO üyesi ülkelerin savunma harcamalarını artırmaları gerektiği mesajı
Avrupa’da ABD’ye bağımlılığın riskli olduğuna ilişkin algıyı güçlendirmiştir.
Sonuç: ABD’nin Avrupa güvenliği üzerindeki
sorumluluğu hem siyasal hem de stratejik olarak giderek Avrupa’ya kaydırılmış
durumdadır. Bu durum, Avrupa’da stratejik özerklik arayışını hızlandırmış ve
NATO ile AB savunma girişimlerini gündeme taşımıştır.
Ticaret
Yaptırımları, Ek Vergiler ve Ekonomik Baskıların Transatlantik Dengeye Etkisi
ABD’nin Siyasaları
ve Baskı Mekanizmaları
Ek
Vergiler ve Tarifeler: ABD, özellikle çelik ve alüminyum ürünlerinde Avrupa’dan ithalata ek
vergiler getirmiştir. Bu durum, Almanya, Fransa ve İtalya gibi sanayi ve
ihracat ağırlıklı ülkelerde ekonomik baskı yaratmıştır.
Yaptırımlar
ve Ticari Kısıtlamalar: ABD, bazı teknoloji ve enerji sektörlerinde Avrupa firmalarına yönelik
yaptırımlar uygulamış ve bu da Avrupa ekonomisinin belirli alanlarda risk
altında olduğunu göstermiştir.
Ekonomik
Diplomasi Aracı Olarak Kullanım: Ticaret yaptırımları ve vergiler ABD’nin stratejik
önceliklerini dayatmak için kullandığı diplomatik araçlardan biri durumuna
gelmiştir.
Avrupa’da
Algı ve Sonuçlar
Ambargo
ve Ekonomik Baskı Algısı: Avrupa ülkeleri, ABD’nin ek vergiler ve yaptırımları bir tür ekonomik
ambargo olarak algılamıştır. Bu durum, ABD’ye olan güveni azaltmış ve
transatlantik iş birliği üzerinde gerilim yaratmıştır.
Stratejik
Özerklik Gereksinimi:
Avrupa, ekonomik baskılara karşı kendi sanayi, enerji ve teknoloji siyasalarını
güçlendirme gereksinmesi duymuştur. Özellikle yeşil dönüşüm ve stratejik
teknoloji alanlarında bağımsızlık arayışı artmıştır.
Siyasal
Tepkiler: AB
liderleri, ABD’ye karşı ortak tutum ve yaptırım mekanizmaları geliştirme gereksinmesi
üzerinde durmuş ve ticaret ve güvenlik siyasalarının birbirine bağlandığı bir
anlayış oluşmuştur.
Örnekler
Çelik ve
Alüminyum Tarifeleri (2018-2020): Trump yönetimi döneminde ABD Avrupa’dan ithal edilen çelik
ve alüminyuma ek vergiler uygulayarak Avrupa sanayisini hedef almıştır.
Fransa Sayısal
Vergi Tartışması:
ABD, Avrupa’nın sayısal hizmet vergilerine karşı ekonomik yaptırım
tehditleriyle baskı uygulamıştır.
Teknoloji
ve Savunma Sektörlerinde Yaptırımlar: Bazı Avrupa şirketlerinin Çin ve İran gibi ülkelerle iş
yapmaları ABD tarafından sınırlanmış ve Avrupa’nın bağımsız ekonomik siyasaları
üzerinde kısıtlayıcı etkiler yaratmıştır.
Sonuç: Ticaret yaptırımları ve ek vergiler
transatlantik dengede ekonomik bağımlılığı yeniden tartışmaya açmış ve
Avrupa’nın kendi ekonomik ve stratejik özerkliğini güçlendirme gereksinmesini
artırmıştır. Bu durum, sadece ekonomik ilişkileri değil, aynı zamanda güvenlik
ve diplomatik iş birliğini de doğrudan etkilemektedir.
ABD’nin
Uluslararası Anlaşmalardan Çekilmesi ve İklim Siyasalarının Avrupa Stratejik
Kararlarına Etkisi
ABD’nin Siyasaları
Paris
İklim Anlaşması’ndan Çekilme: ABD, Trump yönetimi döneminde Paris İklim Anlaşması’ndan
çekilerek, iklim değişikliği ile savaşımda uluslararası iş birliğini
zayıflatmıştır. Bu durum, Avrupa’da küresel çevre liderliği rolünü güçlendirme gereksinmesi
doğurmuştur.
Çok
Taraflı Kurumlardan Çekilme: ABD, BM ve diğer çok taraflı mekanizmalardan çekilme siyasalarıyla,
Avrupa’nın çok taraflı diplomasi ve iş birliği stratejilerini yeniden
değerlendirmesine neden olmuştur.
Enerji Siyasalarındaki
Farklı Öncelikler:
ABD’nin fosil yakıt ve enerji üretimi konusundaki tutumu Avrupa’nın karbon nötr
ve yeşil enerji hedeflerini hızlandırmasını gerektirmiştir.
Avrupa’nın
Stratejik Kararlarına Etkisi
Stratejik
Özerklik Arayışı:
ABD’nin çekilmesi ve iklim siyasalarındaki tutarsızlık Avrupa’yı kendi enerji
ve çevre siyasalarını bağımsız olarak geliştirmeye yöneltmiştir. Örneğin,
Avrupa Yeşil Mutabakatı (European Green Deal) bu bağlamda daha güçlü bir
şekilde uygulanmaktadır.
Yeni İş
Birlikleri ve Koalisyonlar: Avrupa, ABD’nin boş bıraktığı uluslararası alanlarda Çin, Hindistan ve
diğer AB ülkeleriyle iklim ve enerji konularında yeni iş birlikleri
kurmaktadır.
Enerji
Güvenliği ve Yenilenebilir Yatırımlar: ABD’nin iklim siyasalarındaki geri adımı Avrupa’yı enerji
arz güvenliğini çeşitlendirmeye ve yenilenebilir enerji yatırımlarını
hızlandırmaya yöneltmiştir.
Örnekler
Avrupa
Yeşil Mutabakatı (European Green Deal, 2019): ABD’nin Paris Anlaşması’ndan çekilmesi sonrası AB
karbon nötr hedeflerini daha saldırgan şekilde belirlemiştir.
Enerji
Bağımsızlığı Adımları: Avrupa, LNG ve yenilenebilir enerji projelerine yatırımı artırarak
ABD’ye olan enerji bağımlılığını azaltmayı hedeflemiştir.
Çok
Taraflı Diplomasi Girişimleri: ABD’nin BM ve diğer mekanizmalardan çekilmesi Avrupa’nın
küresel çevre konferanslarında (COP) daha etkili rol almasına yol açmıştır.
Sonuç: ABD’nin uluslararası anlaşmalardan
çekilmesi ve iklim siyasalarındaki yaklaşımı, Avrupa’yı stratejik olarak kendi
özerk enerji, çevre ve dış siyasa adımlarını hızlandırmaya yöneltmiştir. Bu
durum, transatlantik dengeyi sadece güvenlik ve ekonomi açısından değil,
çevresel ve diplomatik boyutlarda da yeniden düşünmeyi zorunlu kılmaktadır.
Avrupa’nın
Yeni Stratejik Ortak Arayışları ve Transatlantik Dengeye Etkisi
Yeni
Stratejik Ortak Arayışlarının Nedenleri
ABD’nin
Azalan Güvenlik Katkısı: ABD’nin Avrupa güvenliği üzerindeki sorumluluklarını azaltması Avrupa
ülkelerini yeni stratejik partnerlerle iş birliği arayışına yönlendirmiştir.
Çok
Kutuplu Güvenlik Ortamı: Çin ve Rusya’nın yükselen etkisi Orta Doğu’daki kararsızlık ve bölgesel
çatışmalar Avrupa’yı çok taraflı ittifaklar kurmaya zorlamaktadır.
Hedeflenen
Ortaklık Alanları
Türkiye: Savunma ve güvenlik iş birliği,
özellikle NATO çerçevesinde ve Akdeniz güvenliği bağlamında kritik bir rol
oynayabilir.
Hindistan: Siber güvenlik, enerji iş birliği ve
küresel tedarik zincirlerinde güvenlik sağlama gibi alanlarda Avrupa için
stratejik bir partner olabilir.
Japonya: İleri teknoloji, savunma sanayi ve
deniz güvenliği alanlarında ortak projelerle Avrupa’nın Asya-Pasifik’e
erişimini güçlendirebilir.
Körfez
Ülkeleri: Enerji
güvenliği, yatırım ve bölgesel kriz yönetimi alanlarında iş birliği olanağı
taşımaktadır.
Transatlantik
Dengeye Etkileri
ABD ile
Uyumu Etkileyebilir:
Bu yeni ortaklıklar, ABD ile Avrupa arasında eş güdüm gereksinmesini
artırabilir. Bazı durumlarda uyumsuzluklar ve stratejik yarışma da doğabilir.
Stratejik
Özerklik: Avrupa’nın
ABD’ye olan bağımlılığını azaltabilir ve Avrupa’nın kendi savunma ve diplomasi siyasalarını
bağımsızlaştırmasına katkı sağlar.
Yeni Risk
ve Fırsatlar: Bu
girişimler, Avrupa’ya güvenlik ve ekonomik fırsatlar sunarken, aynı zamanda jeopolitik
riskler ve diplomatik dengelemeleri de beraberinde getirir.
Örnekler
Avrupa-Türkiye
Savunma İş birliği:
Akdeniz’de deniz güvenliği ve NATO operasyonlarında ortak tatbikatlar.
Avrupa-Hindistan
Siber Güvenlik Anlaşmaları: Tedarik zinciri güvenliği ve siber tehditlere karşı ortak önlemler.
Avrupa-Japonya
Savunma Sanayi Projeleri: İleri teknoloji ve savunma ekipmanı üretiminde ortak girişimler.
Enerji
Yatırımları ve Körfez İş Birliği: Yenilenebilir enerji projeleri ve petrol-gaz arz güvenliği
konularında Avrupa-Körfez ilişkileri güçleniyor.
Sonuç: Avrupa’nın yeni stratejik ortak
arayışları ABD’ye olan bağımlılığı azaltırken, transatlantik dengeyi yeniden
şekillendirme olanağı taşımaktadır. Ancak bu girişimler hem fırsatlar hem de eş
güdüm ve risk yönetimi açısından yeni zorluklar getirmektedir.
MGK,
Avrupa-ABD ilişkilerinde hangi kritik mesajları ve öngörüleri sunmuştur ve bu
konferansın stratejik önemi nedir?
Transatlantik
Birlik Mesajı
ABD
Dışişleri Bakanı Marco Rubio, transatlantik ittifakın önemini vurgulayarak
ABD’nin Avrupa ile birlikte hareket etmeyi tercih ettiğini söyledi ve bağların
sürdürülmesi gerektiğini belirtti. Bu, Avrupa’da korkulan “tam çekilme”
algısını yumuşattı. Rubio “ABD ile Avrupa birlikte güçlenecek” mesajı verdi ve
ortak uygarlık temasıyla konuşmayı destekledi. Bu, yalnızca “sözlü destek”
değil, gelecek için siyasal irade göstergesidir ve transatlantik bağların tümüyle
koptuğu yönündeki endişeleri sınırlayıcı niteliktedir.
Avrupa’nın
Savunma Sorumluluğu ve Özerklik Vurgusu
Avrupalı
liderler Avrupa’nın artık kendi güvenliğini daha güçlü bir şekilde üstlenmesi
gerektiği tekrarladı. Özellikle Rusya tehdidi ve Ukrayna bağlamında “savunma
harcamalarını artırma” ve NATO içinde daha etkili bir Avrupa sütunu oluşturma
çağrısı yapıldı. Bu mesaj, yalnızca NATO’ya bağlı kalmak değil, aynı zamanda
Avrupa’nın stratejik özerkliğini artırmak yönünde güçlü bir sinyaldi. Bu mesaj,
Avrupa’nın sadece ABD’ye bel bağlamayan bir savunma kapasitesi geliştirme
arayışını resmiyet kazanmış biçimde ortaya koydu.
Transatlantik
Güvenlikte Uyum ve Uyuşmazlık
MGK’de
sadece ortaklık değil, çatışan bölgeler de tartışıldı. AB ve ABD arasında
“birlikte hareket etme” arzusu paylaşılırken, ABD tarafının bazı siyasal
eleştirileri (göç, iklim ve ekonomik konular gibi) ile Avrupa tarafının güçlü
tepkileri bir arada yer aldı. Avrupa Birliği Dış Siyasa Şefi Kaja Kallas,
belirli ABD söylemlerine karşı çıkarken, ortak değerlerin önemini vurguladı. Bu
da MGK’nin bir “gerilim alanı” olarak değil, çelişkileri tartışma ve çözüm
arama platformu olarak işlev gördüğünü göstermiştir.
Küresel
Tehditler ve Yeni Güvenlik Anlayışı
MGK 2026,
sadece NATO bağlamında değil, daha geniş güvenlik alanlarında da mesajlar verdi.
Rusya‑Ukrayna savaşı, Avrupa
savunmasının dönüştürülmesi ve küresel jeopolitik yarışma gibi gerçekler öne çıktı. “Artık eski dünya düzeni yok” gibi
ifadeler ve çok kutuplu bir güvenlik ortamı saptamaları küresel risk algısını
vurguladı. MGK, klasik Batı‑sisteminin eskisi gibi işlemediğini, buna karşın yeni iş birliği yolları aranması gerektiğini ortak bir kabulle ortaya koydu.
Konferansın
Genel Stratejik Önemi
Kamusal
Diplomasi Alanı: MGK,
liderlerin uzun vadeli vizyonlarını doğrudan kamuoyu önünde ifade ettikleri bir
platform oldu. Bu hem Avrupa’da hem ABD’de stratejik karar alma süreçlerinde
referans noktası işlevi görmüştür.
Transatlantik
Uyumu Sınama Yeri: ABD
ile Avrupa arasındaki farklı bakış açıları ve öncelikler burada açık şekilde
ortaya kondu. Bu, uyuşmazlıkların gizli yürütülmesinden çok açık tartışılması
açısından önem taşıyor.
Yeni
Güvenlik Devingenlerinin Belirlenmesi: Konferans artık sadece NATO’nun geleceğini tartışan bir
toplantı değildir. Küresel güvenlik mimarisinin yeniden şekillendiği bir forum durumuna
gelmiştir. Bu bağlamda, Avrupa’nın kendi stratejik özerkliğini tartışması, ABD
ile uyumlu ama eşitlikçi bir ortaklığın çerçevesini çizme çabasıdır.
Kısaca özetlemek
gerekirse, MGK 2026, Avrupa–ABD ilişkilerinde Transatlantik birlik mesajını
yeniden doğrulamıştır. Avrupa’nın savunma ve stratejik özerklik gereksinmesini
ön plana çıkarmıştır. Uyuşmazlıkları konuşulabilir duruma getirmiştir ve çözüm
arayışları için platform sunmuştur. Küresel güvenlik algısını genişletmiş ve
yeni tehditlere odaklanmayı özendirmiştir.
Rubio’nun
ve diğer ABD temsilcilerinin açıklamaları Avrupa’da oluşan güvenlik
endişelerini yumuşatmada ne derece etkili olmuştur?
Rubio’nun
Mesajının Temel İçeriği
Olumlu ve
yatıştırıcı bir ton olarak kabul edilmiştir. Rubio, ABD’nin Avrupa ile
bağlarını canlı tuttuğunu ve ittifakı “yeniden canlandırmak” istediğini vurgulamıştır.
“ABD, Avrupa ile birlikte olmak istemek tercihimizdir. İttifak son bulacak diye
düşünmeyin, Avrupa ile kaderimiz iç içe” gibi ifadelerle güven mesajı vermiştir.
Avrupa’ya yönelik önceki sert söylemlerden daha ılımlı ve diplomatik bir dil
kullanılmıştır. Bu, önceki yıllarla kıyaslandığında dikkat çekici bir değişim
olarak algılanmıştır. Avrupa liderleri bu temasta ABD’nin hala ilişkilere değer
verdiğini “bir nebze rahatlatıcı” bulduklarını belirtmişlerdir.
Mesajın
Şartlı ve Eleştirel Boyutu
Ancak
Rubio’nun konuşması tam bir güvence ya da yükümlenme içermemiştir. Bunun yerine
bir denge sunmuştur. Rubio, Avrupa’nın enerji, göç ve iklim siyasalarını
eleştirmiş ve bunları Batı’nın zayıflığını artıran etmenler olarak nitelendirmiştir.
ABD’nin çağrısı, uzun vadeli bir ortaklıktan çok “yeniden uyum sağlanması
gereken bir iş birliği” olarak sunulmuştur. Bazı Avrupa liderleri, Rubio’nun
söylemlerinin koşullu birlik vaadi taşıdığını ve “ABD ile beraber olmak
istiyoruz ama bizim değerlerimiz de var” mesajı verdiğini ifade etmişlerdir.
Avrupa’da
Algı ve Tepkiler
Rubio’nun
konuşması Avrupa’da kesimsel bir yatışma ortamı yaratmıştır. Avrupa seçkinleri
ve bazı hükümet yetkilileri Rubio’nun tonunun küçük de olsa güven artırıcı
olduğunu belirtmiş ve geçen yılki sert ve eleştirel söylemlere oranla daha
yumuşak bir yaklaşım içerdiğini söylemişlerdir. Konferansın bazı
katılımcılarına göre, bu konuşma “transatlantik bağların sürdürülebilir olduğu”
mesajını yeniden güçlendirmiştir.
Avrupa
kamuoyu ve siyasal çevreleri bu yatıştırmanın sınırlı olduğunu ve güvenin tam
olarak geri gelmediğini ifade etmişlerdir. Rubio’nun eleştirileri (göç, iklim,
ekonomik siyasalar) Avrupa’nın kendi stratejik değerleriyle çelişmiştir. Bazı
liderler özellikle ABD’nin önceki sert söylemlerinin “tümüyle unutulamayacak
kadar güçlü” olduğunu söyledi.
Stratejik
Yorum ve Değerlendirme
Rubio’nun
konuşması, Avrupa’da ABD ile ilişkilerin tümüyle kopacağı yönündeki en büyük
korkunun bir ölçüde yatışmasına katkı yaptı. Ancak tam bir güvence de vermedi. ABD’nin
konuşması, somut yükümlenmeler veya yeni güvenlik mekanizmaları sunmaktan çok,
“koşullu ortaklık” vaadi niteliğinde olmuştur. Avrupa değerleri ve siyasalarıyla
çakışan mesajlar sınırlandırdı: Rubio, Avrupa’nın göç, iklim ve ticaret siyasalarını
eleştirdi. Bu da Avrupa’da “yumuşatma”dan çok yeniden koşullu uyum çağrısı
olarak algılanmıştır. Kısa süreli “sakinleştirme” olmuş, uzun vadede
belirleyici değil kısa vadeli gerginliği azaltma çabası olarak okunmuştur.
Konuşma MGK’de gerilimi düşürmede etkili olurken, uzun vadeli stratejik güven
ve tam uyum sağlamada tek başına yeterli olmamıştır. Kısaca değerlendirmek
gerekirse, Rubio’nun konuşması özellikle sert söylemlere kıyasla daha yumuşak
ve nazik bir mesajla Avrupa’da güven endişelerini bir miktar yatıştırmıştır. Ancak
bu yatışma sınırlı kalmıştır. Çünkü konuşma somut yükümlülükler değil daha çok koşullu
birlik ve öneriler içeriyordu. Avrupa liderleri, ABD ile bağların
sürdürülmesini isterken bu konuşmayı iş birliğinin koşullara ve ortak değerlere
bağlı olduğu şeklinde yorumlamışlardır.
Avrupa’nın
Stratejik Özerklik Arayışı ve ABD’nin Bölgesel Öncelikleri Arasındaki
Uyumsuzluklar
Avrupa’nın
Stratejik Özerklik Arayışı
Savunma
ve Güvenlik: Avrupa,
NATO’ya bağımlılığı azaltmak ve kendi askeri kapasitesini artırmak istemektedir.
Avrupa Birliği Ordusu ve PESCO (Permanent Structured Cooperation) gibi
projeler özerk güvenlik yeteneklerini güçlendirmeyi hedeflemektedir.
Ekonomi
ve Enerji: ABD’nin
enerji ve ticaret siyasalarına bağımlılığı azaltmak için Avrupa, enerji
kaynaklarını çeşitlendirmekte ve stratejik sektörlerde kendi tedarik zincirini
güçlendirmektedir.
Dış Siyasa
ve Diplomasi:
Avrupa, Orta Doğu, Afrika ve Asya’da kendi diplomatik ve barış girişimlerini
bağımsız biçimde yürütmeyi amaçlamaktadır.
ABD’nin
Bölgesel Öncelikleri
Asya-Pasifik
Odaklı Güvenlik:
ABD’nin önceliği Çin’in yükselişi ve Kuzey Kore-Rusya etkisi gibi tehditler
nedeniyle Asya-Pasifik bölgesine kaymış durumdadır.
Orta Doğu
ve İsrail Önceliği:
ABD, Orta Doğu’daki çıkarlarını ve İsrail’in güvenliğini Avrupa güvenliğinin
önünde tutmaktadır.
Transatlantik
Bağlarda Koşullu Katılım: ABD, Avrupa ile ittifakın önemini vurgulasa da önceki yaptırımlar,
tarifeler ve uluslararası anlaşmalardan çekilme gibi uygulamalar Avrupa’ya
doğrudan güvence vermemektedir.
Uyumsuzluklar
Stratejik
Öncelik Farkı:
Avrupa, kendi güvenlik ve diplomatik özerkliğini artırmak isterken, ABD’nin
önceliği Asya-Pasifik ve Orta Doğu odaklıdır.
Güvenlik
Yükümlülükleri:
ABD’nin sınırlı Avrupa katılımı Avrupa’nın NATO ve kendi savunma projeleri
arasında karar verirken belirsizlik yaratmaktadır.
Ekonomi
ve Enerji Siyasaları:
ABD’nin yaptırımları ve ticari baskıları Avrupa’nın bağımsız enerji ve
teknoloji siyasalarını zorunlu kılmakta ve stratejik kararları etkilemektedir.
Uzun
Vadeli Transatlantik Dengeye Etkiler
Denge
Yeniden Kuruluyor:
Avrupa, özerklik adımlarını güçlendirdikçe, transatlantik ilişki daha eşitlikçi
ve koşullu bir yapıya doğru evriliyor.
NATO’nun
Rolü: NATO, sadece
ABD’ye bağımlı bir savunma mekanizması olmaktan çıkarak, Avrupa’nın katkı ve girişimleriyle
şekillenen daha çok taraflı bir yapıya dönüşebilir.
Yeni
Ortaklıklar: Avrupa,
ABD’ye olan bağımlılığı azaltmak için Türkiye, Hindistan, Japonya ve Körfez
ülkeleri gibi yeni ortaklarla iş birliğini artırabilir.
Uzun
Vadeli Kararlılık ve Riskler: Uyumsuzluklar kısa vadede gerilim yaratabilir, ancak
Avrupa’nın stratejik özerkliği güçlendikçe, transatlantik bağlar daha dayanıklı
ve esnek bir form kazanabilir.
Sonuç: Avrupa’nın stratejik özerklik
arayışı ile ABD’nin bölgesel öncelikleri arasındaki uyumsuzluk, transatlantik
dengeyi yeniden şekillendirmektedir. Avrupa, ABD’ye olan bağımlılığını
azaltırken, ittifak ilişkilerini koruyacak şekilde daha dengeli, eşitlikçi ve
çok taraflı bir stratejik çerçeve oluşturmaktadır.
TÜRKİYE
AÇISINDAN SONUÇLAR VE ETKİLER
Stratejik
Konum ve Savunma İş Birliği
Türkiye,
NATO’nun güney kanadında kritik bir konumda bulunmaktadır ve Avrupa ile ABD
arasındaki güvenlik ilişkilerindeki dalgalanmalar Türkiye’nin stratejik önemini
artırmaktadır. Avrupa’nın ABD’ye olan güven eksikliği Türkiye ile Avrupa
arasındaki savunma ve güvenlik iş birliğini daha değerli kılabilir. Örneğin,
Akdeniz güvenliği ve NATO tatbikatları alanında Türkiye’ye artan gereksinme
doğabilir.
Enerji ve
Ekonomi
ABD’nin
Avrupa’ya uyguladığı ticari yaptırımlar ve enerji siyasaları Türkiye’nin enerji
ve ticaret rotalarında bir seçenek veya köprü rolü üstlenmesine olanak
tanıyabilir. Türkiye, Avrupa ile enerji ve tedarik zincirlerinde ve özellikle
doğal gaz ve yenilenebilir enerji alanlarında iş birliği fırsatlarını
artırabilir.
Dış Siyasa
ve Çok Taraflı Diplomasi
Avrupa’nın
stratejik özerklik arayışı ve yeni ortaklarla iş birliği (Hindistan, Japonya,
Körfez ülkeleri) Türkiye için diplomatik ve ticari köprü rolünü güçlendirme
fırsatı yaratmaktadır. Türkiye hem Avrupa hem ABD ile ilişkilerini dengeleyerek
bölgesel ve küresel siyasada daha etkili bir aktör olabilir.
Uzun
Vadeli Riskler
ABD-Avrupa
uyumsuzlukları ve Avrupa’nın kendi özerklik siyasaları özellikle NATO içindeki eş güdüm ve
karar alma süreçlerinde Türkiye için belirsizlikler yaratabilir. Türkiye’nin
ABD ve Avrupa ile ilişkilerini dengeli sürdürmesi hem ekonomik hem de güvenlik
alanında üstünlük sağlar. Ancak aynı zamanda diplomatik duyarlılık gerektirir.
Özetle,
Türkiye, transatlantik dengedeki değişimlerden hem fırsat hem de risk elde
etmektedir. Avrupa’nın ABD’ye bağımlılığının azalması Türkiye’nin stratejik ve
ekonomik rolünü güçlendirebilir, ancak bu durum dikkatli diplomatik
dengelemeler gerektirmektedir.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Avrupa-ABD
transatlantik ilişkileri, klasik hegemonik liderlik modelinden görüşülmüş ve
koşullu bir ortaklık modeline doğru evrilmektedir. ABD’nin güvenlik yük
paylaşımını yeniden tanımlaması, ticaret siyasalarında korumacı eğilimleri ve
uluslararası anlaşmalara yönelik seçici yaklaşımı, II. Dünya Savaşı sonrası
kurulan düzenin sorgulanmasına yol açmıştır. Ancak bu süreç, transatlantik
düzenin çözülmesinden çok yeniden hizalanmasını ifade etmektedir.
Hegemonik kararlılık
bakış açısından bakıldığında, ABD’nin göreli öncelik değişimi düzenin kurumsal
temellerini zayıflatmakta ve neoklasik gerçekçi açıdan ise güç dağılımındaki
kayma ve iç siyasal tercihler dış politika yönelimlerini yeniden
şekillendirmektedir. Avrupa’nın stratejik özerklik arayışı bu bağlamda kopuşçu
değil, dengeleyici bir refleks olarak ortaya çıkmaktadır.
MGK 2026, bu
yeniden hizalanma sürecinin hem gerilimlerini hem de uyum arayışlarını görünür
kılmıştır. Rubio ve diğer ABD temsilcilerinin açıklamaları kısa vadeli bir
yatışma sağlamakla birlikte, uzun vadeli güvenin yeniden oluşturulması için
yeterli olmamıştır. Transatlantik ilişki, artık tek taraflı güvenlik güvencesi
üzerine değil, karşılıklı sorumluluk ve eşitlikçi yük paylaşımı üzerine kurulmaktadır.
Bu dönüşüm
Türkiye açısından hem fırsatlar hem de riskler üretmektedir. Çok kutuplu
güvenlik ortamında Türkiye’nin jeostratejik konumu artan önem kazanırken, NATO
içi eş güdüm sorunları ve ABD-Avrupa uyumsuzlukları dikkatli bir diplomatik
denge gerektirmektedir.
Sonuç olarak
transatlantik sistem çözülmemekte, daha çok taraflı, daha esnek ve daha koşullu
bir yapıya doğru yeniden dengelenmektedir. Bu yeniden dengeleme süreci, klasik
Atlantikçi modelden farklı olarak Avrupa’nın özerklik kapasitesini artırdığı ve
ABD’nin küresel önceliklerini yeniden tanımladığı bir geçiş dönemine işaret
etmektedir.
KAYNAKÇA
Reuters.
(2026, February 16). Europe aims to rely less on U.S. defence after Trump’s
Greenland push.
https://www.reuters.com/business/aerospace-defense/europe-aims-rely-less-us-defence-after-trumps-greenland-push-2026-02-15/?utm_source=chatgpt.com
Channel News
Asia. (2026, February 14). Rubio tells allies U.S. and Europe ‘belong together’
– Reuters.
https://www.channelnewsasia.com/world/marco-rubio-munich-security-conference-us-europe-5931411?utm_source=chatgpt.com
The
Guardian. (2026, February 15). EU foreign policy chief rebuts U.S. claims at
Munich Security Conference.
https://www.theguardian.com/world/2026/feb/15/eu-foreign-policy-chief-criticises-fashionable-euro-bashing-by-the-us?utm_source=chatgpt.com
Associated
Press. (2026, February 15). Europeans push back at U.S. over claims of
‘civilizational erasure’.
https://apnews.com/article/0efc0b3d464f118e3e5d6748113c9271?utm_source=chatgpt.com
Al Jazeera.
(2026, February 14). In Munich, Rubio urges transatlantic unity but lashes
Europe on migration.
https://www.aljazeera.com/news/2026/2/14/in-munich-rubio-urges-transatlantic-unity-but-lashes-europe-on-migration?utm_source=chatgpt.com
The Japan
Times. (2026, February 16). Europe aims to rely less on U.S. defense after
Trump’s Greenland push.
https://www.japantimes.co.jp/news/2026/02/16/world/europe-us-defense-trump-greenland/?utm_source=chatgpt.com
Washington
Post. (2026, February 14). Rubio says U.S., Europe ‘belong together,’ despite
rifts.
https://www.washingtonpost.com/politics/2026/02/14/munich-security-conference-rubio-europe/?utm_source=chatgpt.com