Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

12 Şubat 2026 Perşembe

 

Meşruluk Erozyonu Koşullarında İktidarın Dayanıklılık Ekosistemi: Kurumsal Maliyet Üretimi ve Türkiye

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

Öz

Bu çalışma, meşruluk erozyonu koşullarında siyasal iktidarın nasıl sürdürülebildiğini açıklamak amacıyla “İktidarın Dayanıklılık Ekosistemi Modeli”ni önermektedir. Çalışma, iktidarın yalnızca tekil araçlara değil, birbirini besleyen ve eş güdümlü biçimde işleyen alt sistemlere dayalı bir yapı aracılığıyla sürdürüldüğünü ileri sürmektedir. Model, yargının siyasallaşması, yerel yönetimlerde yetki daraltma ve merkezileştirme, siyasal alanın yeniden tasarımı, bürokratik partizanlaşma, kaynak ve rant dağıtımı, bilgi ve algı yönetimi ile korku ve caydırma olmak üzere yedi alt sistemden oluşmaktadır. Bu alt sistemlerin ortak işlevi, siyasal yarışmayı doğrudan ortadan kaldırmak yerine maliyet üretimi yoluyla eşitsiz bir siyasal alan oluşturmaktır. Çalışma, Türkiye örneği üzerinden geliştirilen bu modelin, çağdaş otoriterleşme yazınında yer alan “yürütmenin yetki genişletmesi” ve “otokratik hukuksallık” yaklaşımlarıyla kesiştiğini, ancak iktidarın sürekliliğini bir ekosistem mantığı içinde ele alarak farklılaştığını savunmaktadır. Sonuç olarak makale, demokratik denge ve denetim mekanizmalarının aşınmasını tekil müdahaleler yerine bütüncül bir sistem yapısı içinde çözümlemeyi amaçlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Meşruluk erozyonu; iktidarın sürdürülmesi; dayanıklılık ekosistemi; yargının siyasallaşması; otoriterleşme; siyasal alan tasarımı; bürokratik partizanlaşma; Türkiye.

 

Abstract

This article proposes the “Political Power Resilience Ecosystem Model” to explain how political incumbents sustain their rule under conditions of legitimacy erosion. The study argues that power continuity does not rely on isolated instruments but rather on a coordinated structure composed of mutually reinforcing subsystems. The model consists of seven interrelated subsystems: politicization of the judiciary; restriction and centralization of local governments; redesign of the political arena; bureaucratic political affiliation; resource and rent distribution; information and perception management; and deterrence mechanisms. Instead of eliminating political competition outright, these subsystems function by generating various forms of political cost, thereby restructuring the competitive environment in an asymmetrical manner. Drawing on the case of Turkey, the article situates the model within the broader literature on executive aggrandizement and autocratic legalism, while distinguishing itself by conceptualizing power continuity as an ecosystem-based systemic process. The study ultimately aims to analyze the erosion of democratic checks and balances through a holistic and interconnected framework.

Keywords: Legitimacy erosion; power resilience; ecosystem model; politicization of the judiciary; authoritarianization; political arena design; bureaucratic political affiliation; Turkey.

GİRİŞ

Son yıllarda demokratik gerileme yazını, seçimlerin sürdüğü ancak siyasal yarışmanın giderek eşitsiz duruma geldiği rejim biçimlerine odaklanmaktadır. Yarışmacı otoriterlik, seçimli otokrasi ve karma (hibrit) rejim kavramları bu dönüşümü açıklamak için yaygın biçimde kullanılmaktadır. Ancak bu yazında hala yeterince açıklığa kavuşmamış temel bir soru bulunmaktadır: Siyasal meşruluğu aşınan iktidarlar seçimlerin sürdüğü bir ortamda iktidarlarını nasıl sürdürebilmektedir?

Meşruluk kaybı, klasik demokratik kuramda siyasal kopuşu, yani iktidardan ayrılmayı tetikleyen bir süreç olarak değerlendirilir. Seçmen desteğinin zayıflaması, ekonomik başarım düşüşü veya kurumsal erozyon iktidarın seçim yoluyla el değiştirmesiyle sonuçlanmalıdır. Buna karşın bazı rejimlerde meşruluk erozyonu siyasal kopuşa dönüşmemekte, aksine iktidar, seçimleri sürdürerek varlığını devam ettirmektedir. Bu durum, yalnızca baskı ya da açık otoriterleşme ile açıklanamayacak daha karmaşık bir kurumsal düzeni işaret etmektedir.

Bu makale, söz konusu paradoksu Türkiye örneği üzerinden incelemektedir. Çalışmanın temel savı şudur: Meşruluk erozyonu yaşayan ancak seçimleri sürdüren rejimlerde iktidarın dayanıklılığı, tekil baskı araçlarına değil, hukuksal meşruluk üretimi etrafında örgütlenen çok katmanlı bir alt sistem mimarisine dayanır.

Bu bağlamda makale, “İktidar Sürdürme Ekosistemi” olarak adlandırılan çözümleyici bir model önermektedir. Model, iktidarın siyasal yarışmayı eşitsiz duruma getirmek için eş zamanlı ve birbirini besleyen yedi alt sistem aracılığıyla işlediğini ileri sürmektedir: Yargının Siyasallaşması (Merkezi Bağlayıcı Alt Sistem), Yerel Yönetimlerde Yetki Daraltma ve Merkezileştirme, Siyasal Alan Tasarımı, Bürokratik Partizanlaşma, Kaynak ve Rant Dağıtımı, Bilgi ve Algı Yönetimi ve Korku ve Caydırma.

Bu alt sistemler, yalnızca baskı üretmez, aynı zamanda siyasal maliyet de üretir. Muhalefetin hareket maliyeti artar, seçmenin değerlendirme kapasitesi sınırlanır, iktidar seçeneği olan odaklarının kurumsal kapasitesi zayıflatılır ve kopuş maliyeti yükseltilir. Böylece seçimler şekilsel olarak sürse de yarışma yapısal olarak eşitsizleşir.

Modelin merkezinde “Yargının Siyasallaşması” yer almaktadır. Bu alt sistem, diğer müdahalelere hukuksal meşruluk zemini sağlayarak bütün yapının bağlayıcı işlevini üstlenir. Hukuk devleti görünümü korunurken hukukun üstünlüğü ilkesi aşındırılabilmektedir. Bu ayrım, makalenin kuramsal katkılarından birini oluşturmaktadır.

Türkiye örneği, bu çok katmanlı mimarinin işleyişini gözlemlemek açısından önemli bir olaydır. Çalışma, Türkiye’deki dönüşümü normatif bir değerlendirme çerçevesinde değil, çözümleyici bir sistem çözümlemesi içinde ele almaktadır. Amaç, tekil uygulamaları listelemek değil, bunların nasıl birbirine eklemlendiğini ve bir dayanıklılık ekosistemi oluşturduğunu göstermektir.

Makale üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde kuramsal çerçeve ve meşruluk erozyonu kavramı tartışılmaktadır. İkinci bölümde “İktidar Sürdürme Ekosistemi” modeli ve alt sistemler ayrıntılı biçimde sunulmaktadır. Üçüncü bölümde ise model Türkiye örneği üzerinden çözümlenmekte ve karşılaştırmalı siyaset yazını açısından çıkarımlar değerlendirilmektedir.

Bu çalışma, demokratik gerileme yazınına iki katkı sunmayı amaçlamaktadır: Birincisi, iktidar dayanıklılığını tekil baskı araçları yerine sistemsel bir mimari içinde açıklamak ve ikincisi hukuksal meşruluk üretiminin bu mimarideki merkezi rolünü kavramsallaştırmak.

AMAÇ VE HEDEFLER

Bu çalışmanın temel amacı meşruluk erozyonu yaşayan ancak seçimleri sürdüren rejimlerde iktidarın hangi kurumsal ve siyasal mekanizmalar aracılığıyla varlığını devam ettirdiğini çözümleyici bir model çerçevesinde açıklamaktır. Çalışma, iktidar dayanıklılığını tekil baskı araçlarıyla değil, birbirine eklemlenen alt sistemlerden oluşan bir ekosistem olarak kavramsallaştırmayı hedeflemektedir.

Makale üç temel soruya yanıt aramaktadır:

Siyasal meşruluğun aşındığı koşullarda iktidarın seçimli bir rejim içinde varlığını sürdürebilmesini olanaklı kılan kurumsal düzenekler nelerdir?

Bu düzenekler birbirleriyle nasıl etkileşime girerek yarışmayı eşitsiz duruma getirmektedir?

Hukuksal meşruluk üretimi bu mimari içinde nasıl merkezi ve bağlayıcı bir işlev üstlenmektedir?

Bu bağlamda çalışma, “İktidar Sürdürme Ekosistemi” olarak adlandırılan bir model önermektedir. Model, iktidarın siyasal alanı yalnızca baskı yoluyla değil, hukuksal, yönetsel, ekonomik, bilişsel ve davranışsal müdahale alanlarında eş zamanlı olarak işleyen yedi alt sistem aracılığıyla yapılandırdığını ileri sürmektedir.

Çalışmanın özel hedefleri şu şekilde sıralanabilir:

Meşruluk erozyonu kavramını sistemli biçimde tanımlamak ve siyasal kopuş (iktidardan ayrılma) ile neden her zaman sonuçlanmadığını açıklamak,

Yargının siyasallaşmasını, diğer müdahale alanlarına hukuksal zemin sağlayan “merkezi bağlayıcı alt sistem” olarak kavramsallaştırmak,

İktidar sürdürme mekanizmalarını listelemek yerine, hiyerarşik ve etkileşimli bir sistem çözümlemesi çerçevesinde yeniden düzenlemek,

Türkiye örneğini, karşılaştırmalı siyaset yazınına katkı sağlayacak biçimde çözümleyici bir olay olarak değerlendirmek.

Bu çalışma normatif bir rejim değerlendirmesi yapmayı değil, seçimlerin sürdüğü ancak yarışmanın yapısal olarak eşitsizleştiği bir siyasal düzenin işleyiş mantığını çözümlemeyi amaçlamaktadır. Böylece demokratik gerileme yazınında sıklıkla vurgulanan “otoriterleşme” kavramı, kurumsal düzeyde işleyen bir alt sistem mimarisi üzerinden yeniden ele alınmaktadır.

ARAŞTIRMA SORULARI

Bu çalışma aşağıdaki temel araştırma ve alt araştırma sorularına yanıt aramaktadır:

Temel Araştırma Sorusu

Meşruluk erozyonu yaşayan ancak seçimlerin sürdüğü rejimlerde iktidar, siyasal kopuşu engelleyerek varlığını hangi kurumsal ve sistemsel mekanizmalar aracılığıyla sürdürebilmektedir?

Alt Araştırma Soruları

İktidarın dayanıklılığını sağlayan alt sistemler nelerdir ve bu alt sistemler nasıl bir hiyerarşik yapı içinde örgütlenmektedir?

Yargının siyasallaşması, diğer müdahale alanlarına hukuksal zemin sağlayarak nasıl “merkezi bağlayıcı alt sistem” işlevi görmektedir?

Bu alt sistemler siyasal yarışmayı hangi tür maliyetler üzerinden (hareket maliyeti, belirsizlik maliyeti, katılım maliyeti, bağımlılık maliyeti vb.) eşitsiz duruma getirmektedir?

Türkiye örneğinde bu alt sistemler nasıl somutlaşmakta ve birbirleriyle nasıl etkileşime girerek bir “iktidar sürdürme ekosistemi” oluşturmaktadır?

Önerilen model, karşılaştırmalı siyaset yazınında yarışmacı otoriterlik ve demokratik gerileme tartışmalarına hangi kuramsal katkıyı sunmaktadır?

YÖNTEM

Bu çalışma nitel bir araştırma tasarımına dayanmaktadır ve Türkiye örneğini çözümleyici bir olay olarak ele almaktadır. Araştırmanın amacı betimleyici bir olay kronolojisi sunmak değil, meşruluk erozyonu koşullarında iktidarın sürdürülmesini olanaklı kılan kurumsal alt sistemleri kavramsallaştırmak ve bu sistemlerin birbirleriyle nasıl etkileşime girdiğini açıklamaktır.

Araştırma Tasarımı

Çalışma, kuramsal model geliştirme ile olay temelli kurumsal çözümleme yaklaşımını birleştirmektedir. Öncelikle demokratik gerileme ve yarışmacı otoriterlik yazınından hareketle çözümleyici bir “iktidar sürdürme ekosistemi” modeli kurulmakta ve ardından Türkiye örneği bu model çerçevesinde çözümlenmektedir. Türkiye bu bağlamda, seçimlerin sürdüğü, siyasal yarışmanın şekilsel olarak devam ettiği, ancak kurumsal müdahalelerin yoğunlaştığı bir olay olarak seçilmiştir.  Bu nedenle çalışma tekil bir ülke incelemesi olmakla birlikte kuramsal olarak genellenebilir bir model üretmeyi hedeflemektedir.

Çözümleyici Yaklaşım

Araştırma üç aşamalı bir çözümleyici strateji izlemektedir:

Kavram Oluşturma: Meşruluk erozyonu ve siyasal dayanıklılık kavramları tanımlanmakta, alt sistem yaklaşımı geliştirilmekte ve hiyerarşik bir model önerilmektedir.

Sistem Çözümlemesi: İktidar sürdürme ekosistemi yedi alt sistem üzerinden çözümlenmekte, her alt sistem müdahale alanı, ürettiği siyasal maliyet ve sistem içi işlev açısından çözümlenmektedir.

Olay Uygulaması: Türkiye örneği, modelde tanımlanan alt sistemlerin somutlaşma biçimleri üzerinden incelenmektedir. Bu aşamada amaç nedensel zincirleri ortaya koymak ve alt sistemler arasındaki etkileşimi göstermektir.

Veri Kaynakları

Çalışma, ikincil veri ve kurumsal belgelerden yararlanmaktadır. Bunlar arasında yasal düzenlemeler ve anayasal değişiklikler, yargı ve yönetsel karar örnekleri, resmi istatistikler ve kamuya açık belgeler ve akademik yazın ve karşılaştırmalı siyaset çalışmaları yer almaktadır. Çalışma nicel bir ölçümleme yapmayı değil, kurumsal dönüşümün yapısal mantığını ortaya koymayı hedeflemektedir.

Yöntemsel Sınırlar

Bu araştırma normatif bir rejim değerlendirmesi sunmamaktadır. Amaç, siyasal gelişmeleri değer yargısı üzerinden değil, sistemsel işleyiş mantığı üzerinden çözümlemektir. Ayrıca çalışma, nedensel genelleme savı taşımamakta, ancak önerilen modelin karşılaştırmalı siyaset yazınında uygulanabilir bir çerçeve sunduğunu ileri sürmektedir.

KAVRAMSAL ÇERÇEVE

Meşruluk Erozyonu ve Siyasal Kopuş Sorunu

Demokratik kuramda siyasal meşruluk, iktidarın seçimler yoluyla yenilenebilirliğini güvence altına alan temel dayanaklardan biridir. Seçmen desteğinin azalması, ekonomik başarımın düşmesi veya kurumsal aşınma, normal koşullarda iktidarın el değiştirmesiyle sonuçlanmalıdır. Bu durum, demokratik hesap verebilirliğin işleyiş mantığını oluşturur. Ancak bazı rejimlerde meşruluk erozyonu siyasal kopuşa dönüşmemektedir. Seçimlerin sürdüğü, muhalefetin şekilsel olarak var olduğu, siyasal yarışmanın tamamen ortadan kalkmadığı bu bağlamlarda iktidar, zayıflayan toplumsal desteğine karşın varlığını koruyabilmektedir. Bu durum klasik demokratik geçiş ya da otoriterleşme modelleriyle tam olarak açıklanamayan bir ara duruma işaret etmektedir. Bu çalışma, söz konusu ara durumu “meşruluk erozyonu koşullarında iktidarın sürdürülmesi” olarak kavramsallaştırmaktadır. Meşruluk erozyonu, yalnızca oy kaybı anlamına gelmez. Kurumsal güvenin zayıflaması, temsil adaletinin sorgulanması ve denge-denetim mekanizmalarının aşınmasıyla birlikte ortaya çıkan yapısal bir süreçtir. Ancak bu süreç, otomatik olarak iktidar değişimine yol açmayabilir. Dolayısıyla temel kuramsal soru şudur: Meşruluk aşınırken siyasal kopuş neden gerçekleşmemektedir? Bu makale, bu sorunun yanıtını sistemsel bir mimari içinde aramaktadır.

Yarışmacı Rejimlerde Eşitsizleşme

Demokratik gerileme yazını, seçimlerin sürdüğü ancak siyasal alanın giderek eşitsizleştiği rejimleri farklı kavramlarla açıklamaktadır: yarışmacı otoriterlik, seçimli otokrasi, hibrit rejim vb. Bu yaklaşımların ortak noktası, seçimlerin varlığını koruduğu ancak yarışmanın yapısal olarak bozulduğu saptamasıdır. Bu çalışma söz konusu yazını şu noktadan katkı sunmaktadır: Yarışma yalnızca baskı yoluyla değil, maliyet üretimi yoluyla da eşitsizleşir. Siyasal aktörler için hareket maliyeti artabilir, belirsizlik maliyeti yükseltilebilir, katılım maliyeti artırılabilir ve kopuş maliyeti yükseltilebilir. Bu maliyetler doğrudan yasaklamalarla değil, kurumsal müdahaleler, hukuksal düzenlemeler ve yönetsel yeniden yapılandırmalar aracılığıyla üretilebilir. Böylece seçimler şekilsel olarak sürerken, yarışma gerçekte eşitsiz duruma gelebilir.

İktidar Sürdürme Ekosistemi Yaklaşımı

Bu çalışma, iktidar dayanıklılığını tekil müdahaleler yerine birbirine eklemlenen alt sistemlerden oluşan bir ekosistem olarak ele almaktadır. “İktidar Sürdürme Ekosistemi”, meşruluk erozyonu koşullarında siyasal kopuşu engelleyen kurumsal ve davranışsal düzeneklerin bütününü ifade etmektedir. Bu ekosistem çok katmanlıdır, hiyerarşik olarak örgütlenmiştir, alt sistemler arası bağımlılık ilişkileri içerir ve hukuksal meşruluk üretimi etrafında odaklanır. Modelde yedi alt sistem tanımlanmaktadır. Bu alt sistemler farklı müdahale alanlarına sahip olmakla birlikte birbirlerini tamamlayıcı biçimde çalışmaktadır.

Hukuk Devleti Görünümü ve Hukukun Üstünlüğü Ayrımı

Modelin merkezinde yer alan “Yargının Siyasallaşması”, yalnızca yargı bağımsızlığının zayıflaması anlamına gelmez. Burada önemli olan ayrım şudur: Hukuk devleti görünümü korunabilir, ancak hukukun üstünlüğü ilkesi aşındırılabilir. Hukuk devleti görünümü, normatif çerçevenin ve şekilsel kuralların varlığını ifade eder. Hukukun üstünlüğü ise bu kuralların siyasal iktidardan bağımsız ve eşit biçimde uygulanmasını gerektirir. Yargının siyasallaşması sürecinde, hukuksal çerçeve bütünüyle ortadan kalkmaz, aksine müdahaleler hukuksal form içinde gerçekleştirilir. Böylece sistem, açık otoriterleşmeden çok hukuksal meşruluk üretimi üzerinden işler. Bu nedenle yargı, modelde “Merkezi Bağlayıcı Alt Sistem” olarak konumlandırılmaktadır. Çünkü diğer müdahalelerin hukuksal zeminini üretir ve sistemin bütünlüğünü sağlar.

Sistemsel Yaklaşımın Katkısı

Bu kavramsal çerçeve üç noktada yazına katkı sunmaktadır: İktidar dayanıklılığını tekil baskı araçlarıyla değil, kurumsal mimari üzerinden açıklamak, siyasal yarışmanın eşitsizleşmesini maliyet üretimi kavramı üzerinden çözümlemek ve hukuksal meşruluk üretimini sistemin temel bağlayıcı unsuru olarak konumlandırmak. Bu yaklaşım, Türkiye örneğini yalnızca bir demokratik gerileme olayı olarak değil, kurumsal olarak örgütlenmiş bir iktidar sürdürme modeli olarak değerlendirmeye olanak sağlamaktadır.

KURAMSAL ÇERÇEVE VE DAYANDIĞI KURAMLAR

Bu çalışma üç ana kuramsal eksene dayanmaktadır: Demokratik Gerileme Kuramı (Democratic Backsliding), Yarışmacı Otoriterlik Kuramı (Competitive Authoritarianism) ve Otoriter Dayanıklılık ve Kurumsal Uyum Kuramı (Authoritarian Resilience). Bunlara ek olarak çalışmanın merkezinde Hukukun Araçsallaştırılması ve Otoriter Hukuksallık (Autocratic Legalism) yaklaşımı yer almaktadır.

Demokratik Gerileme Kuramı

Demokratik gerileme yazını (Bermeo, Levitsky ve Ziblatt vb.), çağdaş rejim dönüşümlerinin artık ani darbelerle değil, kurumların kademeli aşınması yoluyla gerçekleştiğini ileri sürmektedir. Bu yaklaşımın temel varsayımı şudur: Demokrasi bir anda yıkılmaz ve denge-denetim mekanizmalarının sistemli zayıflatılmasıyla aşınır. Ancak bu yazın çoğunlukla şu soruya odaklanır: Demokrasi nasıl geriler? Bu çalışma ise farklı bir soru sorar: Gerilemeye karşın iktidar nasıl sürdürülür? Bu nedenle çalışma, demokratik gerileme kuramını başlangıç noktası olarak alır ancak açıklamayı iktidarın dayanıklılığı üzerinden genişletir. Bu yaklaşım, seçimlerin devam ettiği ancak denge-denetim mekanizmalarının zayıflatıldığı süreçlere odaklanır. Bermeo (2016), günümüz gerileme biçimlerinin “yürütmenin yetki genişletmesi” (executive aggrandizement) üzerinden işlediğini vurgular. Yürütmenin anayasal araçları kullanarak yetki alanını genişletmesi anlamına gelir. Levitsky ve Ziblatt (2018) ise demokratik kurumların şekilsel olarak korunurken uygulamada aşındırılabileceğini göstermektedir. Ancak bu yazın çoğunlukla demokrasinin nasıl gerilediğini açıklarken, meşruluk erozyonuna karşın iktidarın nasıl sürdürüldüğünü ikincil planda bırakmaktadır. Bu çalışma ise söz konusu boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır.

Yarışmacı Otoriterlik Kuramı

Levitsky ve Way’in geliştirdiği yarışmacı otoriterlik kuramı, seçimlerin sürdüğü ancak siyasal yarışmanın eşitsizleştiği rejimleri açıklar. Bu kurama göre seçimler vardır. Muhalefet tamamen yasaklanmamıştır. Ancak iktidar devlet kaynaklarını sistemli biçimde kendisine üstünlük sağlayıcı şekilde kullanır. Bu yaklaşım yarışmanın varlığını kabul eder ancak adil olmadığını vurgular. Bu makale bu kuramı bir adım ileri taşımaktadır. Yarışmanın eşitsizleşmesini yalnızca devlet kaynaklarının kötüye kullanımıyla değil, çok katmanlı bir alt sistem mimarisiyle açıklamaktadır. Bu rejimlerde muhalefet yasaklanmaz ve seçimler düzenli yapılır. Ancak yarış eşit değildir. Way (2015), bu tür rejimlerin dayanıklılığını kurumsal denetim ve kaynak dağıtımı üzerinden açıklar. Bu makale, yarışmanın eşitsizleşmesini yalnızca kaynak kullanımıyla değil, çok katmanlı bir alt sistem mimarisi üzerinden açıklayarak bu kuramı genişletmektedir.

Otoriter Dayanıklılık Kuramı

Otoriter dayanıklılık yazını (Nathan, Geddes vb.), bazı rejimlerin neden uzun süre ayakta kaldığını açıklamaya çalışır. Bu yaklaşıma göre dayanıklılık kurumsal uyum, seçici reform, seçkinlerin koalisyon yönetimi ve kaynak dağıtımı gibi mekanizmalarla sağlanır. Ancak bu yazın genellikle otoriter rejimlere odaklanır. Bu çalışma ise seçimlerin sürdüğü ve demokratik formun tamamen ortadan kalkmadığı bir bağlamda dayanıklılığı çözümlemektedir. Böylece otoriter dayanıklılık kuramı ile demokratik gerileme yazını arasında bir köprü kurmaktadır. Geddes (1999), otoriter rejim türlerinin kurumsal yapılarının dayanıklılığı etkilediğini gösterirken; Magaloni (2008), kaynak dağıtımı ve siyasal denetimin seçimli otoriter sistemlerde kararlılık sağlayabildiğini ortaya koyar. Ancak bu yazın çoğunlukla açık otoriter rejimlere odaklanmaktadır. Bu çalışma, seçimlerin sürdüğü ve demokratik biçemin tamamen ortadan kalkmadığı bağlamda dayanıklılığı çözümleyerek yazını genişletmektedir.

Hukukun Araçsallaştırılması ve Otoriter Hukuksallık

Son dönemde “otoriter hukuksallık” (autocratic legalism) (Scheppele) ve “yargısal darbe” (lawfare) kavramları hukukun siyasal yarışma içinde araçsallaştırılmasını açıklamak için geliştirilmiştir. Bu yaklaşıma göre hukuk askıya alınmaz. Aksine hukuk, siyasal hedefler doğrultusunda yeniden yorumlanır. Müdahaleler yasal çerçeve içinde yapılır. Bu çalışma bu yaklaşımı genişleterek yargıyı “Merkezi Bağlayıcı Alt Sistem” olarak konumlandırmaktadır. Yani yargı sadece bir araç değil, diğer müdahale alanlarının meşruluk üretim merkezidir. Son yıllarda Kim Lane Scheppele (2018) tarafından geliştirilen “otokratik hukuksallık” kavramı, hukukun askıya alınmadan, aksine hukuksal araçlar yoluyla otoriterleşmenin gerçekleştirilebileceğini ileri sürmektedir. Benzer biçimde “lawfare” yazını (Comaroff ve Comaroff, 2006), hukukun siyasal mücadelede stratejik biçimde kullanılabileceğini göstermektedir. Bu çerçevede yargı, yalnızca bağımsızlığını yitiren bir kurum değil, siyasal yarışmayı şekillendiren etkili bir araç durumuna gelebilir. Bu çalışma, söz konusu yaklaşımı bir adım ileri taşıyarak yargıyı “Merkezi Bağlayıcı Alt Sistem” olarak kavramsallaştırmaktadır. Yargı, diğer müdahale alanlarının hukuksal meşruluğunu üretmekte ve sistemin bütünlüğünü sağlamaktadır.

Sistem Kuramı ve Kurumsal Ekosistem Yaklaşımı

Çalışmanın özgün katkısı, yukarıdaki kuramları sistem kuramı bakış açısıyla birleştirmesidir. Sistem kuramına göre kurumlar tekil ve bağımsız değildir. Alt sistemler birbirine bağımlıdır. Bir merkezi düğüm sistemi kararlılığa ulaştırabilir. Bu çerçevede “İktidar Sürdürme Ekosistemi” merkezi bağlayıcı alt sistem (yargı), yürütme alt sistemleri, kaynak üretim sistemi, yarışma tasarım sistemi ve toplumsal zemin sistemlerinden oluşan hiyerarşik bir yapı olarak kavramsallaştırılmaktadır. Sistem yaklaşımı (Easton, 1965; Luhmann, 1995), siyasal yapıları birbirine bağımlı alt sistemlerden oluşan bütünler olarak ele alır. Easton’a göre siyasal sistem, girdiler ve çıktılar arasında işleyen devingen bir yapıdır. Luhmann ise alt sistemlerin kendi işleyiş mantıklarına sahip olduğunu ancak bütün sistem içinde işlev gördüğünü vurgular. Bu çalışma, söz konusu sistem yaklaşımından esinlenerek iktidar dayanıklılığını tekil müdahaleler yerine alt sistemler arası etkileşim üzerinden açıklamaktadır.

Bu çalışma demokratik gerileme kuramını genişletmekte, yarışmacı otoriterlik kuramını derinleştirmekte, otoriter dayanıklılık kuramını seçimli bağlama taşımakta ve hukukun araçsallaştırılması yazınını sistem düzeyine çıkarmaktadır. Bütün bunları Türkiye örneği üzerinden çözümleyici bir model içinde birleştirmektedir.

İKTİDAR SÜRDÜRME EKOSİSTEMİ MODELİNİN KURAMSAL OLARAK OLUŞTURULMASI

Sorundan Modele: Kuramsal Hareket Noktası

Bu model, demokratik gerileme yazınındaki temel bir boşluktan hareketle oluşturulmuştur. Bu boşluk meşruluk erozyonu yaşayan rejimlerde siyasal kopuşun neden her zaman gerçekleşmediği sorusu üzerinde odaklanmaktadır. Klasik demokratik kuramda meşruluk kaybı, iktidarın seçim yoluyla el değiştirmesiyle sonuçlanmalıdır. Ancak çağdaş seçimli rejimlerde meşruluk erozyonu, otomatik olarak iktidar değişimi üretmemektedir. Bu durum, siyasal yarışmanın yalnızca seçim sonuçları üzerinden değil, kurumsal müdahale kapasitesi üzerinden şekillendiğini göstermektedir. Bu noktadan hareketle model şu varsayımı temel alır: İktidarın sürekliliği, toplumsal rızanın sürekliliğine değil, yarışmayı yapısal olarak eşitsiz duruma getiren kurumsal bir mimariye dayanabilir. Dolayısıyla açıklama düzeyi tekil araçlardan çok sistem düzeyine taşınmalıdır.

Sistem Varsayımı: İktidarın Kurumsal Ekosistemi

Model, sistem kuramından esinlenmektedir. Siyasal yapı, birbirinden bağımsız araçların toplamı değil, işlevsel olarak birbirine bağlı alt sistemlerden oluşan bir bütün olarak ele alınmaktadır. Bu çerçevede üç temel varsayım benimsenmektedir:

Çok Katmanlılık Varsayımı: İktidar sürdürme tek bir müdahale alanına dayanmaz. Hukuksal, yönetsel, ekonomik, bilişsel ve davranışsal alanlarda eş zamanlı işleyen düzenekler gerekir.

Hiyerarşik Örgütlenme Varsayımı: Alt sistemler eşit düzeyde değildir. Bazı sistemler diğerlerine zemin üretir ve bağlayıcı rol oynar.

Hukuksal Meşruluk Görüntüsü Varsayımı: Seçimlerin sürdüğü rejimlerde açık baskı yerine, hukuksal meşruluk görüntüsü korunarak müdahale edilir.

Bu üç varsayım birleştiğinde, iktidar sürdürme süreci bir “ekosistem” olarak kavramsallaştırılabilir.

Merkezi Bağlayıcı Alt Sistem Olarak Yargı

Modelin kuramsal inşasında en kritik adım yargının konumlandırılmasıdır. Yargının siyasallaşması yalnızca bir kurumsal zayıflama değildir, diğer müdahale alanlarına hukuksal zemin üretme kapasitesidir. Bu nedenle yargı siyasal yasakları meşrulaştırır, yerel müdahaleleri hukuksal çerçeveye oturtur, siyasal alan tasarımını normatif olarak savunulabilir kılar ve korku ve belirsizlik üretimini hukuksal süreçlere bağlar. Bu işlev, yargıyı model içinde “Merkezi Bağlayıcı Alt Sistem” konumuna yerleştirir. Kuramsal olarak bu hukukun araçsallaştırılması yazınının sistem düzeyine taşınması anlamına gelmektedir.

Maliyet Üretimi Mekanizması

Modelin ikinci kuramsal ayağı, siyasal yarışmanın maliyet üretimi yoluyla eşitsizleşmesi varsayımıdır. Seçimlerin sürdüğü rejimlerde yarışma tamamen ortadan kaldırılamaz. Ancak yarışma şu yollarla maliyetlendirilebilir: Hareket maliyeti (örgütlenme ve kampanya engelleri), belirsizlik maliyeti (öngörülemez yargısal süreçler), katılım maliyeti (korku ve soruşturma tehdidi) ve bağımlılık maliyeti (kaynak dağıtımı yoluyla sadakat üretimi). Bu maliyetler farklı alt sistemler tarafından üretilir ancak sistemli olarak birbirini tamamlar. Böylece siyasal kopuşun maliyeti artar. Bu yaklaşım, yarışmacı otoriterlik kuramını maliyet kuramıyla birleştirmektedir.

Alt Sistemlerin Türetilmesi

Modelde yer alan yedi alt sistem müdahale alanlarına göre türetilmiştir. Türetim mantığı şu şekildedir:

Hukuksal Alan: Yargının Siyasallaşması

Yönetsel Alan: Bürokratik Partizanlaşma

Siyasal Alan: Yerel Yönetimlerde Yetki Daraltma

Ekonomik Alan: Kaynak ve Rant Dağıtımı

Kamusal Alan: Siyasal Alan Tasarımı

Bilişim Alanı: Bilgi ve Algı Yönetimi

Davranışsal Alan: Korku ve Caydırma

Bu alanlar, siyasal yarışmanın gerçekleştiği temel düzlemleri temsil etmektedir. Model, bu düzlemlerin eş zamanlı müdahale altında tutulmasının iktidar dayanıklılığını artırdığını ileri sürmektedir.

Bu model üç noktada özgündür: Demokratik gerileme yazınını sistem düzeyine taşımaktadır. Yargıyı merkezi bağlayıcı alt sistem olarak konumlandırmaktadır. Yarışmanın eşitsizleşmesini maliyet üretimi üzerinden açıklamaktadır. Böylece iktidar sürdürme, dağınık araçların toplamı değil, hiyerarşik ve etkileşimli bir kurumsal mimari olarak çözümlenmektedir.

İKTİDAR SÜRDÜRME EKOSİSTEMİNİN ALT SİSTEMLERİ

Meşruluk erozyonu koşullarında iktidarın sürdürülmesi, tekil ve dağınık müdahalelerden çok birbirini tamamlayan kurumsal alt sistemler aracılığıyla gerçekleşmektedir. Bu alt sistemler farklı müdahale alanlarına yönelmekte ve farklı türde siyasal maliyetler üretmekte ve sistemin bütünlüğü içinde belirli işlevler üstlenmektedir.

Bu çerçevede ilk ve merkezi alt sistem yargının siyasallaşmasıdır. Yargının siyasallaşması, yargı kurumlarının şekilsel hukuksal çerçeve içinde etkinlik göstermeye devam ediyor görünmesine karşın, kadro yapısı, atama süreçleri, dava mimarisi ve karar üretim uygulamaları üzerinden siyasal iktidarın stratejik öncelikleri doğrultusunda yeniden yapılandırılmasıdır. Bu alt sistem siyasal hareket maliyeti, belirsizlik maliyeti ve caydırıcılık maliyeti üretmekte ve aynı zamanda diğer müdahale alanlarına hukuksal meşruluk zemini sağlamaktadır. Hukuk devleti görünümü korunurken hukukun üstünlüğünün aşınması bu sistemin ayırt edici özelliğini oluşturmaktadır.

İkinci alt sistem bürokratik partizanlaşmadır. Devlet kadrolarının liyakat temelli değil, siyasal sadakat temelli biçimde yeniden yapılandırılması anlamına gelen bu süreç kurumsal özerkliği zayıflatmakta ve karar alma mekanizmalarını yürütme merkezine bağımlı kılmaktadır. Bürokratik partizanlaşma diğer alt sistemlerin uygulanabilirliğini sağlayan yürütme kapasitesini üretmekte ve böylece meşruluğunu yitirmiş sistemin devamını güvence altına almaktadır.

Üçüncü alt sistem yerel yönetimlerde yetki daraltma ve merkezileştirme mekanizmalarıdır. Yerel yönetimlerin yasal yetkilerinin merkezi düzeye aktarılması, mali denetim araçlarının yoğunlaştırılması ve seçilmiş yerel aktörlerin görevden alınabilmesi gibi uygulamalar farklı siyasal meşruluk odaklarının kurumsal kapasitesini sınırlamaktadır. Bu alt sistem yönetim kapasitesi kaybı ve başarım görünürlüğü azalması üzerinden siyasal maliyet üretmekte ve yerel düzeyde yarışmayı eşitsiz duruma getirmektedir.

Dördüncü alt sistem kaynak ve rant dağıtım mekanizmalarıdır. Kamu kaynaklarının, ihalelerin ve ekonomik özendirmelerin seçici biçimde dağıtılması yoluyla siyasal sadakat ağları oluşturulmakta ve kopuş maliyeti artırılmaktadır. Bu mekanizma, ekonomik bağımlılık üretmek suretiyle siyasal seçkinler koalisyonunun sürekliliğini sağlamaktadır. Böylece iktidar çevresinde çıkar temelli bir dayanıklılık halkası oluşmaktadır.

Beşinci alt sistem siyasal alanın tasarımıdır. Kamusal siyasal alanın kullanımına ilişkin kuralların yeniden belirlenmesi, görünürlük kanallarının denetim altına alınması ve siyasal yarışın eşit koşullardan uzaklaştırılması bu kapsamda değerlendirilmelidir. Poster ve miting sınırlamaları, adaylık süreçlerine yönelik müdahaleler veya kamusal alanın tek taraflı kullanımına izin verilmesi gibi uygulamalar yarışma maliyeti ve görünürlük maliyeti üretmektedir. Bu alt sistem siyasal oyunun kurallarını yeniden çizme işlevi görmektedir.

Altıncı alt sistem bilgi ve algı yönetimidir. Bilgi akışının denetimi, medya yapısının yeniden düzenlenmesi ve siyasal gündemin seçici biçimde belirlenmesi yoluyla seçmenlerin değerlendirme kapasitesi sınırlandırılmaktadır. Bu sistem doğrudan baskıdan çok algısal yönlendirme maliyeti üretmekte ve kamusal tartışmanın çoğulluğunu daraltmaktadır.

Yedinci alt sistem korku ve caydırma mekanizmalarıdır. Sürekli soruşturma tehdidi, uzun yargı süreçleri, tutuklamalar ve yarı-resmi ve paramiliter güç yapılanmaları gibi araçlar siyasal katılımın maliyetini artırmaktadır. Bu alt sistem fiziksel müdahalenin ötesinde psikolojik caydırıcılık üretmekte ve bireylerin siyasal hareketlilik kapasitesini zayıflatmaktadır.

Bu alt sistemler birbirinden bağımsız değil, karşılıklı olarak beslenen bir yapı oluşturmaktadır. Yargının siyasallaşması diğer müdahalelere hukuksal zemin sağlarken, bürokratik partizanlaşma uygulama kapasitesi üretmekte ve kaynak dağıtımı sadakat ağlarını güçlendirmekte, bilgi ve korku mekanizmaları toplumsal düzeyde kararlılığı sağlamaktadır. Böylece ortaya, baskıdan çok maliyet üretimi ve kurumsal eş güdüm üzerinden işleyen bütüncül bir iktidar sürdürme ekosistemi çıkmaktadır.

 MODELİN YAPISAL MİMARİSİ

Aşağıdaki çizelgede görüleceği üzere iktidar sürdürme ekosistemi, tekil ve bağımsız müdahale araçlarından değil, farklı müdahale alanlarında maliyet üreten ve birbirini tamamlayan alt sistemlerden oluşmaktadır. Her alt sistem belirli bir kurumsal alanı hedef almakta ve siyasal hareket, siyasal yarışma, görünürlük, katılım ya da kopuş maliyetini artırarak sistemin genel dayanıklılığını güçlendirmektedir. Bu yapı içinde yargının siyasallaşması merkezi bağlayıcı rol üstlenirken, bürokratik partizanlaşma uygulama kapasitesi üretmekte, kaynak dağıtım mekanizmaları sadakat ağlarını pekiştirmekte ve bilgi ve korku sistemleri toplumsal düzeyde kararlılık sağlamaktadır. Dolayısıyla model, baskıdan çok maliyet üretimi ve kurumsal eş güdüm üzerinden işleyen bütüncül bir iktidar sürdürme mimarisine işaret etmektedir. Bu kuramsal çerçeve ışığında, aşağıdaki bölümde Türkiye örneği üzerinden söz konusu alt sistemlerin somut işleyişi incelenecektir.

Çizelge 1:

 

Meşruluk Erozyonu Koşullarında İktidarın Sürdürülme Ekosisteminin Yapısal Bileşenleri

Alt Sistem

Müdahale Alanı

Ürettiği Maliyet

Sistem İçi İşlev

Temel Alt Unsurlar

1. Yargının Siyasallaşması Sistemi

Yargı kurumu, atama sistemi, dava süreçleri, üst yargı

Siyasal hareket maliyeti; belirsizlik maliyeti; caydırıcılık maliyeti

Siyasal müdahalelere hukuksal meşruluk üretmek; rakipleri kurumsal araçlarla sınırlandırmak

Kadro mühendisliği; dava mimarisi; karar yönlendirme; hukuksal meşruluk simülasyonu

2. Yerel Yönetimlerde Yetki Daraltma ve Merkezileştirme Sistemi

Yerel yönetim yapısı

Yönetim kapasitesi kaybı

İktidar seçeneği odaklarını zayıflatmak

Yetki transferleri; kayyım uygulamaları; bütçe denetimi; rantın merkezileştirilmesi

3. Siyasal Alan Tasarım Sistemi

Kamusal siyasal alan

Görünürlük maliyeti; yarışma maliyeti

Siyasal oyunun kurallarını fiilen yeniden çizmek

Afiş ve miting sınırlamaları; adaylık müdahaleleri; itibarsızlaştırma kampanyaları

4. Bürokratik Partizanlaşma Sistemi

Devlet kadroları

Kurumsal özerklik kaybı

Diğer alt sistemlere uygulama kapasitesi sağlamak

Liyakat erozyonu; sadakat temelli atama; devlet-parti bütünleşmesi

5. Kaynak ve Rant Dağıtım Sistemi

Ekonomik kaynaklar

Bağımlılık üretimi; kopuş maliyeti

Sadakat ağları oluşturmak; elit koalisyonunu stabilize etmek

Seçici kamu ihaleleri; teşvik ağları; merkezi mali baskı

6. Bilgi ve Algı Yönetimi Sistemi

Bilgi akışı

Algısal yönlendirme maliyeti

Seçmen değerlendirme kapasitesini sınırlamak

Medya denetimi; gündem belirleme; yanlış bilgi üretimi

7. Korku ve Caydırma Sistemi

Davranışsal alan

Katılım maliyeti; psikolojik caydırıcılık

Siyasal hareketliliği bastırmak

Sürekli soruşturma tehdidi; tutuklamalar; yarı-resmi güç yapıları

 

TÜRKİYE’DE İKTİDAR SÜRDÜRME EKOSİSTEMİNİN İŞLEYİŞİ

Çizelgede kavramsallaştırılan iktidar sürdürme ekosistemi, Türkiye örneğinde birbirini tamamlayan alt sistemler üzerinden işleyen bütüncül bir yapıya karşılık gelmektedir. Bu yapı, seçimlerin şekilsel olarak sürdüğü ancak siyasal yarışmanın eşitlikçi niteliğinin aşındığı bir bağlamda, maliyet üretimi ve kurumsal eş güdüm yoluyla iktidarın dayanıklılığını artırmaktadır.

Yargının Siyasallaşması: Merkezi Bağlayıcı İşlev

Çizelgede birinci alt sistem olarak tanımlanan yargının siyasallaşması, Türkiye örneğinde sistemin merkezinde konumlanmaktadır. Yargı atama mekanizmalarının yürütme organı ile artan kurumsal iç içeliği, üst yargı organlarının yeniden yapılandırılması ve siyasal içerikli davaların zamanlaması bu sistemin işleyişini göstermektedir. Siyasal aktörler hakkında açılan davalar, uzun tutukluluk süreleri ve geniş kapsamlı soruşturma süreçleri yalnızca bireysel yaptırım üretmemekte ve aynı zamanda siyasal hareket maliyetini artırmaktadır. Belirsizlik üreten yargısal süreçler, muhalefetin örgütsel kapasitesini zayıflatmakta ve caydırıcılık etkisi yaratmaktadır. Böylece hukuksal meşruluk görüntüsü altında siyasal alan yeniden yapılandırılmaktadır.

Bürokratik Partizanlaşma: Uygulama Kapasitesinin Üretimi

Dördüncü alt sistem olarak tanımlanan bürokratik partizanlaşma, Türkiye’de özellikle üst düzey kamu atamaları ve düzenleyici kurumlar üzerinden görünür duruma gelmektedir. Liyakat ilkesinin zayıflaması ve sadakat temelli atamalar, kamu kurumlarının özerkliğini daraltmakta ve karar alma süreçlerini yürütme merkezine bağımlı kılmaktadır. Bu yapı, yargısal kararların uygulanmasından yerel yönetim denetimlerine kadar uzanan geniş bir müdahale alanında yönetsel süreklilik sağlamaktadır. Böylece modelde tanımlanan diğer alt sistemler uygulamada işlerlik kazanmaktadır.

Yerel Yönetimlerde Yetki Daraltma ve Merkezileştirme

İkinci alt sistem kapsamında Türkiye’de yerel yönetimlerin yetki alanlarının daraltılması ve mali denetimin yoğunlaştırılması dikkat çekmektedir. Merkezi hükümetin proje onay süreçleri, bütçe transferleri ve borçlanma mekanizmaları üzerindeki denetimi ve muhalefet partilerini dışlaması yerel yönetimlerin yürütme kapasitesini sınırlamaktadır. Seçilmiş yerel yöneticilerin görevden alınabilmesi ve yerlerine atama (kayyım ya da belediye meclis üyelerin istifa ederek iktidar partisine katılmaları) yapılabilmesi ise farklı siyasal odakların kurumsal sürekliliğini kesintiye uğratmaktadır. Bu durum, yerel düzeyde başarım temelli meşruluk üretimini zorlaştırmakta ve yarışmayı eşitsiz duruma getirmektedir.

Kaynak ve Rant Dağıtım Mekanizmaları

Beşinci alt sistem olan kaynak ve rant dağıtımı, kamu ihaleleri, özendirme siyasaları ve “kamu-özel” iş birliği projeleri üzerinden işlemektedir. Ekonomik kaynakların seçici dağılımı, siyasal sadakat ağlarını güçlendirmekte ve kopuş maliyetini artırmaktadır. Bu mekanizma yalnızca ekonomik aktörleri değil, medya sahipliği yapısını ve iş dünyasının siyasal konumlanışını da etkilemektedir. Böylece ekonomik bağımlılık ve bireysel çıkar ilişkileri siyasal dayanıklılığın önemli bir unsuru durumuna gelmektedir.

Siyasal Alanın Tasarımı

Üçüncü alt sistem olarak kavramsallaştırılan siyasal alan tasarımı, Türkiye’de kamusal alanın kullanımı ve kampanya süreçleri üzerinden görünür olmaktadır. Miting izinleri, afiş ve billboard düzenlemeleri ile adaylık süreçlerine ilişkin müdahaleler görünürlük maliyetini artırmaktadır. Yarışma şekilsel olarak sürmekte, ancak eşit erişim koşulları aşınmaktadır. Bu durum siyasal oyunun kurallarını yeniden tanımlamaktadır.

Bilgi ve Algı Yönetimi

Altıncı alt sistem olan bilgi ve algı yönetimi, medya yapısındaki yoğunlaşma, düzenleyici kurumların yaptırım yetkileri ve sayısal bilgi alanındaki yönlendirmeler üzerinden işlemektedir. Enformasyon akışının tek yönlü duruma gelmesi ve gündemin seçici biçimde belirlenmesi seçmen değerlendirme kapasitesini sınırlamaktadır. Bu mekanizma doğrudan baskıdan çok algısal çerçeveleme yoluyla etki üretmektedir ve diğer alt sistemlerin görünürlüğünü azaltma işlevi görmektedir.

Korku ve Caydırma Mekanizmaları

Yedinci alt sistem olan korku ve caydırma mekanizmaları, soruşturma ve dava süreçlerinin yaygınlığı, protesto alanlarının sınırlandırılması ve siyasal risk algısının yükselmesi üzerinden işlemektedir. Toplumda bir korku ortamı yaratılmakta ve özellikle ifade özgürlüğü baskı altına alınmaktadır. Siyasal katılımın maliyeti yükselmekte ve bireylerin siyasal hareketlilik kapasitesi zayıflamaktadır. Bu alt sistem, özellikle yargının siyasallaşması ile birlikte çalışarak, hukuksal belirsizliği psikolojik caydırıcılığa dönüştürmektedir.

Türkiye örneğinde alt sistemler birbirinden bağımsız değildir. Karşılıklı olarak beslenen ve eş güdümlü çalışan bir yapı oluşturmaktadır. Yargı hukuksal çerçeveyi üretirken, bürokrasi uygulama kapasitesi sağlamakta, kaynak dağıtımı sadakat ağlarını pekiştirmekte ve bilgi ve korku mekanizmaları toplumsal kararlılığı maliyet üretimi yoluyla sağlamaktadır. Bu nedenle Türkiye’de gözlemlenen yapı, klasik otoriter baskı modelinden çok, yüksek katmanlı maliyet üretimine dayalı bir iktidar sürdürme ekosistemine işaret etmektedir.

MODELİN TÜRKİYE YAZININA KATKISI VE YARIŞMACI OTORİTERLİK KURAMIYLA İLİŞKİSİ

Türkiye Yazınına Katkı

Türkiye üzerine yapılan çalışmalar büyük ölçüde demokratik gerileme, yarışmacı otoriterlik, yürütmenin yetki genişletmesi veya kurumsal erozyon kavramları etrafında şekillenmiştir. Bu çalışmalar önemli saptamalar sunmakla birlikte, çoğu zaman müdahale araçlarını tek tek incelemekte, ancak bu araçların nasıl bütüncül bir sistem oluşturduğunu yeterince modellememektedir. Bu makalede önerilen İktidar Sürdürme Ekosistemi Modeli yazına üç temel katkı sunmaktadır: Birincisi, müdahaleleri kategorik değil sistemsel olarak ele almaktadır. Yargı, bürokrasi, medya veya ekonomi ayrı ayrı incelenmemekte ve bunların karşılıklı etkileşim içinde nasıl bir dayanıklılık mimarisi oluşturduğu gösterilmektedir. İkincisi, baskı kavramı yerine “maliyet üretimi” kavramını merkeze almaktadır. Model, iktidarın doğrudan yasaklama veya kapatma yoluna gitmekten çok siyasal hareket, yarışma, görünürlük ve katılım maliyetlerini artırarak alanı eşitsizleştirdiğini ileri sürmektedir. Bu yaklaşım, Türkiye’deki siyasal düzenin neden şekilsel seçimleri sürdürürken yarışmayı sınırlayabildiğini açıklamaktadır. Üçüncüsü, yargının siyasallaşmasını merkezi bağlayıcı alt sistem olarak konumlandırarak hukuksal meşruluk üretiminin iktidar sürdürme stratejisindeki rolünü görünür kılmaktadır. Böylece hukuk devleti görünümü ile hukukun üstünlüğü arasındaki ayrım modelin kurucu unsuru durumuna gelmektedir. Bu yönleriyle model, Türkiye’deki demokratik aşınmayı yalnızca normatif bir gerileme olarak değil, kurumsal eş güdümle işleyen bir sürdürülebilirlik stratejisi olarak kavramsallaştırmaktadır.

 

Yarışmacı Otoriterlik Kuramından Ayrışma

Yarışmacı otoriterlik kuramı (Levitsky ve Way), seçimlerin sürdüğü ancak iktidarın devlet kaynaklarını sistemli biçimde kullanarak yarışmayı eşitsizleştirdiği rejimleri tanımlamaktadır. Türkiye sıklıkla bu çerçevede değerlendirilmiştir. Ancak İktidar Sürdürme Ekosistemi Modeli, bu kuramdan üç önemli noktada ayrılmaktadır: Birinci ayrışma, çözümleyici düzeydedir. Yarışmacı otoriterlik yazını rejim tipolojisine odaklanırken, bu model rejim tipinden çok işleyiş mekanizmasına odaklanmaktadır. Soru “rejim nedir?” değil, “iktidar nasıl sürdürülmektedir?” olmaktadır. İkinci ayrışma, yapısal bütünlük vurgusudur. Yarışmacı otoriterlik çalışmaları çoğu zaman medya denetimi, devlet kaynaklarının kullanımı veya seçim adaletsizliği gibi alanları ayrı ayrı incelemektedir. Bu model ise bu alanların bir ekosistem mantığı içinde nasıl eş güdümlü çalıştığını göstermektedir. Üçüncü ayrışma, hukuksal meşruluk üretimine verilen merkezi roldür. Yarışmacı otoriterlik yaklaşımı devlet kaynaklarının kullanımına ve seçim eşitsizliğine odaklanırken, bu model yargının siyasallaşmasını sistemin merkezi bağlayıcı mekanizması olarak tanımlamakta ve hukuksal meşruluk görüntüsünü iktidar dayanıklılığının anahtarı olarak görmektedir. Dolayısıyla önerilen model, yarışmacı otoriterlik çerçevesini reddetmemekte, ancak onu aşarak daha mikro-düzeyli, süreç odaklı ve kurumsal eş güdüm temelli bir açıklama sunmaktadır.

Modelin Kuramsal Özgünlüğü ve Genellenebilirliği

Önerilen İktidar Sürdürme Ekosistemi Modeli, demokratik gerileme yazınına yalnızca yeni bir olay okuması değil, yeni bir çözümleyici çerçeve sunmayı amaçlamaktadır. Modelin kuramsal özgünlüğü üç temel noktada ortaya çıkmaktadır.

Rejim Tipinden Süreç Çözümlemesine Geçiş: Mevcut yazın büyük ölçüde rejim sınıflandırmalarına odaklanmaktadır. Demokratik, hibrit, yarışmacı otoriter veya kapalı otoriter gibi kategoriler siyasal sistemlerin tipolojik konumunu belirlemeyi amaçlamaktadır. Buna karşılık bu model, rejimin ne olduğundan çok iktidarın nasıl sürdürüldüğüne odaklanmaktadır. Bu yaklaşım, demokratik gerilemeyi bir “durum” değil, bir “işleyiş mekanizması” olarak ele almaktadır. Böylece çözümleme, normatif değerlendirmeden çok kurumsal süreç çözümlemesine kaymaktadır.

Baskıdan Çok Maliyet Üretimi Vurgusu: Modelin ikinci özgün yönü, otoriterleşmeyi doğrudan baskı veya kapatma üzerinden değil, maliyet üretimi üzerinden açıklamasıdır. Siyasal hareket maliyeti, görünürlük maliyeti, yarışma maliyeti, katılım maliyeti ve kopuş maliyeti gibi kavramsal araçlar, müdahalelerin nasıl çalıştığını çözümleyici olarak ayrıştırmaya olanak vermektedir. Bu yaklaşım özellikle seçimlerin sürdüğü rejimlerde iktidarın neden açık baskıya başvurmadan dayanıklılık üretebildiğini açıklamada üstünlük sağlamaktadır. Sistem, alanı kapatmak yerine eşitsizleştirmektedir.

Hukuksal Meşruluk Üretiminin Merkezi Konumu: Modelin üçüncü ve belki de en ayırt edici yönü, yargının siyasallaşmasını merkezi bağlayıcı alt sistem olarak konumlandırmasıdır. Hukuk devleti görünümünün korunması, ancak hukukun üstünlüğünün aşındırılması, sistemin sürdürülebilirliğini sağlayan temel mekanizma olarak ele alınmaktadır. Bu vurgu, demokratik gerilemenin yalnızca siyasal veya ekonomik değil, “normatif-hukuksal” bir boyutunun bulunduğunu göstermektedir. Meşruluk tamamen ortadan kaldırılmamakta fakat yeniden üretilmekte ve tanımlanmaktadır.

Modelin Genellenebilirliği: İktidar Sürdürme Ekosistemi Modeli yalnızca Türkiye’ye özgü bir açıklama değildir. Seçimlerin sürdüğü ancak yarışmanın eşitsizleştiği pek çok siyasal bağlamda benzer alt sistemlerin farklı yoğunluklarda ortaya çıktığı gözlemlenebilir. Model, şu koşullar altında uygulanabilir niteliktedir: Seçimlerin şekilsel olarak devam ettiği, yargı ve bürokrasi üzerinde yürütme etkisinin arttığı, Devlet kaynaklarının seçici biçimde dağıtıldığı, bilgi akışının yoğun biçimde denetim altında tutulduğu ve siyasal katılımın maliyetlendirildiği rejimler. Alt sistemlerin yoğunluğu ve ağırlık merkezi ülkeye göre değişebilir. Örneğin bazı rejimlerde bilgi ve algı yönetimi daha belirleyici olabilirken, bazı bağlamlarda korku ve caydırma mekanizmaları öne çıkabilir. Ancak modelin temel savı bu unsurların eş güdümlü bir yapı oluşturduğudur. Dolayısıyla model, yarışmacı otoriterlik yazınını tamamlayıcı ve süreç odaklı bir genişleme olarak düşünülebilir. Rejim tipini tanımlamak yerine, iktidarın dayanıklılık üretme mekanizmalarını açıklamaktadır.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, meşruluk erozyonu koşullarında iktidarın nasıl sürdürüldüğünü açıklamak amacıyla “İktidar Sürdürme Ekosistemi Modeli”ni geliştirmiştir. Model, demokratik gerileme yazınında sıklıkla görülen tekil kurum çözümlemelerini aşarak siyasal müdahale araçlarının nasıl bütüncül ve eş güdümlü bir yapı oluşturduğunu göstermeyi hedeflemiştir.

Çalışmanın temel savı iktidarın yalnızca baskı ya da açık otoriter uygulamalar yoluyla değil, farklı kurumsal alanlarda maliyet üretimi üzerinden dayanıklılık sağladığıdır. Siyasal hareket maliyeti, görünürlük maliyeti, yarışma maliyeti, katılım maliyeti ve kopuş maliyeti gibi kavramlar müdahalelerin doğrudan yasaklayıcı olmaksızın nasıl alanı eşitsizleştirdiği açıklamaktadır. Bu yaklaşım, seçimlerin sürdüğü ancak yarışmanın eşitlikçi niteliğinin aşındığı rejimlerin işleyiş mantığını kavramsallaştırmaya olanak tanımaktadır.

Modelin merkezinde yer alan yargının siyasallaşması, diğer alt sistemlere hukuksal meşruluk zemini sağlaması bakımından belirleyici bir rol oynamaktadır. Hukuk devleti görünümünün korunması ile hukukun üstünlüğünün aşınması arasındaki ayrım, sistemin sürdürülebilirliğini açıklayan temel mekanizmadır. Bu bağlamda demokratik gerileme, yalnızca kurumsal zayıflama değil, normatif çerçevenin yeniden yapılandırılması süreci olarak ele alınmıştır.

Türkiye örneği, modelin işleyişini somutlaştıran bir olay olarak incelenmiştir. Yargı, bürokrasi, yerel yönetimler, ekonomik kaynak dağıtımı, siyasal alan tasarımı, bilgi yönetimi ve korku mekanizmalarının karşılıklı etkileşim içinde çalıştığı görülmüştür. Bu alt sistemler tek başına değil, eş güdümlü bir dayanıklılık mimarisi üretmektedir. Böylece iktidar, siyasal alanı kapatmaktan çok maliyetlendirerek denetim altına almaktadır.

Çalışma, yarışmacı otoriterlik yazınını tamamlayıcı bir çerçeve sunmaktadır. Rejim tipini tanımlamak yerine, iktidarın sürdürülebilirliğini olanaklı kılan süreçleri ve kurumsal etkileşimleri çözümlemektedir. Bu yönüyle model, demokratik gerilemenin mekanizmalarını daha mikro düzeyde ve süreç odaklı biçimde incelemeye olanak sağlamaktadır.

Sonuç olarak, meşruluk erozyonu koşullarında iktidarın sürdürülmesi, tekil kurumsal müdahalelerin toplamından ibaret değildir. Bu durum, hukuksal meşruluk üretimi, yönetsel uygulama kapasitesi, ekonomik bağımlılık ağları, bilgi denetimi ve davranışsal caydırıcılık mekanizmalarının bütüncül işleyişiyle olanaklıdır. İktidar Sürdürme Ekosistemi Modeli, bu bütüncül yapıyı kavramsallaştırarak demokratik gerileme çalışmalarına sistemli bir çözümleme aracı sunmaktadır.

Kaynakça

Bermeo, N. (2016). On democratic backsliding. Journal of Democracy, 27(1), 5–19. https://www.journalofdemocracy.org/articles/on-democratic-backsliding/

Bozoki, A., ve Hegedus, D. (2018). An externally constrained hybrid regime: Hungary in the European Union. Democratization, 25(7), 1173–1189.

Bugaric, B. (2019). Central Europe’s descent into autocracy: A constitutional analysis of authoritarian populism. International Journal of Constitutional Law, 17(2), 597–616. DOI: 10.1093/icon/moz032

Gandhi, J. (2008). Political institutions under dictatorship. Cambridge University Press.

Ginsburg, T., ve Huq, A. Z. (2018). How to save a constitutional democracy. University of Chicago Press.

Ginsburg, T., ve Moustafa, T. (Eds.). (2008). Rule by law: The politics of courts in authoritarian regimes. Cambridge University Press.

Grzymala-Busse, A. (2015). Nations under God: How churches use moral authority to influence policy. Princeton University Press.

Hallin, D. C., ve Mancini, P. (2004). Comparing media systems: Three models of media and politics. Cambridge University Press.

Huq, A. Z., ve Ginsburg, T. (2017). How to lose a constitutional democracy. UCLA Law Review, 65, 78–169. https://www.uclalawreview.org/wp-content/uploads/2019/09/Huq-Ginsburg-65-1.pdf

Levitsky, S., ve Way, L. A. (2010). Competitive authoritarianism: Hybrid regimes after the Cold War. Cambridge University Press.

Levitsky, S., ve Ziblatt, D. (2018). How democracies die. Crown.

Lührmann, A., ve Lindberg, S. I. (2019). A third wave of autocratization is here: What is new about it? Democratization, 26(7), 1095–1113.

Müller, J.-W. (2016). What is populism? University of Pennsylvania Press.

O’Donnell, G. (1994). Delegative democracy. Journal of Democracy, 5(1), 55–69.

Schedler, A. (2002). The menu of manipulation. Journal of Democracy, 13(2), 36–50. https://muse.jhu.edu/article/225426/pdf

Schedler, A. (2013). The politics of uncertainty: Sustaining and subverting electoral authoritarianism. Oxford University Press.

Scheppele, K. L. (2018). Autocratic legalism. University of Chicago Law Review, 85, 545–583.

Waldner, D., ve Lust, E. (2018). Unwelcome change: Coming to terms with democratic backsliding. Annual Review of Political Science, 21, 93–113. https://www.annualreviews.org/content/journals/10.1146/annurev-polisci-050517-114628

Way, L. A. (2015). The limits of autocratic power. Journal of Democracy, 26(4), 141–155. https://onlinelibrary.wiley.com/doi/abs/10.1111/1475-6765.12092

Demokratik Denge ve Denetleme Mekanizmalarının Zayıflatılması: Türkiye Örneği Üzerinden Karşılaştırmalı Bir İnceleme (2)

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

 

 

Öz

Bu çalışma, Türkiye’de demokratik gerileme ve otoriterleşme süreçlerini çözümleyici bir çerçevede incelemektedir. Özellikle yargının siyasallaşması, seçim mühendisliği, yerel yönetimlere müdahaleler ve siyasal tutuklamalar üzerinden iktidarın meşruluk kaybını yönetilebilir duruma getirme stratejileri ele alınmıştır. Türkiye örneği, Batı demokrasilerinde gözlenen otoriterleşme uygulamalarıyla karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş ve benzerlikler ve özgünlükler ortaya konmuştur. Çalışma, demokratik gerilemenin mekanizmalarını açıklayan dört temel “alt sistem” üzerinden Türkiye’deki süreçleri sistemli biçimde çözümlemekte ve karşılaştırmalı bağlamda yorumlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Türkiye, demokratik gerileme, otoriterleşme, yargının siyasallaşması, seçim mühendisliği, yerel yönetimler, siyasal tutuklamalar

 

Abstract

This study analytically examines the processes of democratic erosion and authoritarian consolidation in Turkey. It focuses on judicial politicization, electoral engineering, interventions in local governments, and political imprisonments as mechanisms through which the ruling power manages its legitimacy deficit. The Turkish case is analyzed comparatively with Western democracies, highlighting both similarities and unique features. The study systematically explores four core “brakes” that shape authoritarian resilience in Turkey and interprets these mechanisms within a comparative framework.

Keywords: Turkey, democratic erosion, authoritarianism, judicial politicization, electoral engineering, local government, political imprisonment


 

GİRİŞ

Son yıllarda karşılaştırmalı siyaset yazınında, ekonomik başarımın gerilemesinin ve yönetsel kapasite aşınmasının iktidar değişimini otomatik olarak tetiklemediğine yönelik bulgular giderek ağırlık kazanmıştır. Ekonomik oy verme ve başarım temelli hesap verebilirlik varsayımlarına dayanan klasik açıklamalar meşruluk erozyonunun neden bazı siyasal sistemlerde hızlı bir kopuşa yol açarken, bazılarında uzun süreli bir siyasal süreklilikle sonuçlandığını açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Bu durum, iktidarın yalnızca seçimsel destekle değil, aynı zamanda çok katmanlı direnç mekanizmalarıyla ayakta kaldığını gösteren yeni çözümleyici çerçevelere duyulan gereksinimi artırmaktadır.

Bu çalışma, meşruluk kaybına karşın siyasal kopuşun neden geciktiği sorusuna iktidarın sürekliliğini olanaklı kılan “direnç üretici alt sistemler” kavramsallaştırması üzerinden yanıt aramaktadır. Temel sav, meşruluk erozyonunun tek başına siyasal değişimi belirlemediği ve bunun yerine, davranışsal, maddi, bilişsel ve kurumsal düzeylerde eş zamanlı olarak işleyen mekanizmaların siyasal sistemde bir tür atalet yarattığıdır. Yüksek kutuplaşma koşullarında seçmen davranışının negatif kimliklenme üzerinden şekillenmesi, yeniden kaynak dağıtımı ve sadakat ağlarının ekonomik kayıp algısını yönetilebilir düzeyde tutması, gündem denetimi ve çerçeveleme süreçlerinin sorumluluk atfını bulanıklaştırması ve muhalefetin yönetebilirlik kapasitesine ilişkin güvensizlik bu alt sistemlerin temel bileşenleri olarak ele alınmaktadır.

Türkiye örneği, bu mekanizmaların nasıl iç içe geçerek işlediğini gözlemlemek açısından özellikle elverişli bir çözümleyici zemin sunmaktadır. Türkiye’de ekonomik bozulma, kurumsal aşınma ve yönetsel sorunlara ilişkin yaygın eleştirilere karşın siyasal iktidarın sürekliliğini koruması, ‘meşruluk–iktidar değişimi’ ilişkisinin doğrusal olmadığını açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu bağlamda çalışma, Türkiye’de siyasal yarışmanın biçimsel olarak sürmesine karşın, eylemli yarışma alanının çeşitli kurumsal ve algısal müdahaleler yoluyla daraltıldığını ileri sürmektedir.

Bu süreçte özellikle yargının siyasallaşması, siyasal alanın sınırlarını yeniden tanımlayan ve diğer direnç üretici alt sistemlerin etkisini pekiştiren bir ‘meta-mekanizma’ olarak öne çıkmaktadır. Yargı yoluyla siyasal alanın yeniden düzenlenmesi, yalnızca belirli siyasal aktörlerin etkililik kapasitesini sınırlamakla kalmamakta, aynı zamanda muhalefetin örgütsel, yönetsel ve simgesel gücünü aşındırarak seçmen nezdinde bir yönetebilirlik seçeneği algısının oluşmasını zorlaştırmaktadır. Böylece siyasal olan, hukuksal ve teknik süreçler aracılığıyla görünürde tarafsız bir zemine taşınırken meşruluk kaybının siyasal sonuçları zamana yayılmaktadır.

Çalışma, bu devingenleri açıklamak amacıyla süreç-izleme ve mekanizma odaklı nitel çözümleme yöntemlerini kullanmaktadır. Somut siyasal olgular, kurumsal uygulamalar ve söylemsel içerikler üzerinden yürütülen çözümleme, direnç üretici alt sistemlerin nasıl devreye girdiğini ve birbirleriyle nasıl etkileşim içinde olduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede geliştirilen çözümleyici model, Türkiye’ye özgü bir olgu setinden hareket etmekle birlikte, yarışmacı otoriterleşme eğilimleri sergileyen diğer siyasal sistemler için de genellenebilir bir açıklama sunmayı hedeflemektedir.

Amaç ve Hedefler

Amaç

Bu makalenin temel amacı, demokratik sistemlerden otoriter yönetişim biçimlerine geçiş süreçlerinde kullanılan kurumsal ve hukuksal mekanizmalarının nasıl aşındırıldığını, Türkiye örneğini merkez alarak ve seçilmiş karşılaştırmalı örneklerle betimleyici ve çözümleyici bir çerçevede ele almaktır. Makale, demokratik gerilemenin ani rejim kopuşlarıyla değil, hukuk, yargı ve kamu yönetimi araçları kullanılarak nasıl “normalleştirildiğini” göstermeyi amaçlamaktadır.

Hedefler

Demokratik sistemlerde denge ve denetleme (checks and balances) mekanizmalarının hangi araçlar üzerinden işlevsizleştirildiğini ortaya koymak.

Yargının siyasallaşması olgusunu, otoriterleşmenin merkezi bir mekanizması olarak kavramsallaştırmak.

Türkiye’de gözlenen uygulamaları, seçilmiş karşılaştırmalı olaylarla (örneğin Polonya, Macaristan, ABD, İsrail gibi) ilişkilendirerek benzerlik ve ayrışmaları göstermek.

Siyasal iktidarın hukuksal meşruluk dili kullanarak demokratik sınırları nasıl esnettiğini betimlemek.

Kamu yönetimi uygulamalarının (kayyım, kaynak kısıtı, görevden alma gibi) demokratik temsil üzerindeki etkilerini çözümlemek.

Araştırma Soruları

Temel Araştırma Sorusu

Demokratik sistemlerde denge ve denetleme mekanizmaları, otoriterleşme süreçlerinde hangi kurumsal, hukuksal ve yönetsel araçlar yoluyla aşındırılmaktadır?

Alt Araştırma Soruları

Yargının siyasallaşması, farklı ülke örneklerinde demokratik gerilemenin hangi ortak özelliklerini taşımaktadır?

Seçim barajları, seçim bölgelerinin sınırlarının değiştirilmesi (gerrymandering) ve rakipleri dışlayıcı ve yarışma dışı bırakıcı hukuksal düzenlemeler siyasal yarışmayı nasıl dönüştürmektedir?

Yerel yönetimlere yönelik müdahaleler (kayyım, kaynak kısıtı, görevden alma) demokratik temsilin içini nasıl boşaltmaktadır?

Siyasal tutuklamalar ve yargı süreçlerinin araçsallaştırılması meşruluk krizini nasıl yönetilebilir duruma getirmektedir?

Türkiye örneği, Batı demokrasilerinde gözlenen otoriterleşme uygulamalarıyla hangi yönlerden benzeşmekte, hangi yönlerden ayrışmaktadır?

YÖNTEM

Bu çalışma, demokratik sistemlerde denge ve denetleme mekanizmalarının aşındırılma süreçlerini incelemek amacıyla betimleyici, çözümleyici ve karşılaştırmalı bir araştırma tasarımı kullanmaktadır. Araştırma nicel veri üretimine dayanmamakta, bunun yerine, siyasal ve kurumsal süreçlerin işleyişini ortaya koymaya yönelik nitel olgu çözümlemesi yaklaşımını benimsemektedir. Temel amaç, otoriterleşme eğilimlerinin hangi araçlar ve mekanizmalar üzerinden kurumsallaştığını açıklamaktır.

Çalışmada Türkiye temel örnek (primary case) olarak ele alınmış ve yargının siyasallaşması, yerel yönetimlere müdahale, seçim düzenlemeleri ve siyasal yarışmanın daraltılması gibi uygulamalar somut örnekler üzerinden incelenmiştir. Türkiye örneği, benzer süreçlerin gözlemlendiği seçilmiş ülkelerle karşılaştırmalı olarak değerlendirilerek ortak örüntüler ve ayrışma noktaları belirlenmeye çalışılmıştır.

Yöntemsel olarak çalışma, mekanizma temelli açıklama yaklaşımına dayanmaktadır. Bu yaklaşım, demokratik gerilemenin yalnızca sonuçlarını değil, bu sonuçlara yol açan kurumsal ve siyasal araçların işleyiş mantığını çözümlemeyi hedeflemektedir. Bu çerçevede yargı kararları, yasal düzenlemeler, kamu yönetimi uygulamaları ve siyasal söylem ve siyasa araçları incelenen başlıca veri kaynaklarını oluşturmaktadır.

Karşılaştırmalı çözümleme, istatistiksel genelleme amacı taşımamakta ve bunun yerine, farklı ülkelerde gözlenen benzer uygulamaların çözümleyici genelleme yoluyla kavramsallaştırılmasını hedeflemektedir. Böylece, demokratik sistemlerde otoriterleşme eğilimlerinin hangi koşullar altında kurumsallaşabildiğine ilişkin açıklayıcı bir çerçeve geliştirilmesi amaçlanmaktadır.

KURAMSAL ÇERÇEVE

Siyasal Savaşım Alanı: İktidarın Sürekliliği ve Muhalefetin İktidar Seçeneği Üretme İşlevi

Demokratik ve karma (hibrit) siyasal sistemler, farklı siyasal aktörlerin siyasal ve kamusal otoriteyi elde etmek ve kullanmak üzere yarıştığı kurumsallaşmış bir savaşım alanı olarak işlev görür. Bu alanda iktidarın temel yönelimi, yürütme kapasitesini ve siyasal destek koalisyonunu koruyarak yönetme yetkisini sürdürmektir. Muhalefetin temel yönelimi ise seçenek siyasalar ve kadro önerileri geliştirerek toplumsal destek üretmek ve seçimler yoluyla iktidar değişimini olanaklı kılmaktır.

Bu yarışma, ideal ve tipik demokratik koşullarda eşit yarışma olanakları, öngörülebilir kurallar ve bağımsız denetim mekanizmaları altında gerçekleşir. Ancak demokratik gerileme ya da karma demokrasi süreçlerinde, siyasal savaşım alanının kuralları asimetrik duruma gelebilir. Kurumsal düzenlemeler, bilgi akışı ve kaynak dağılımı üzerindeki farklılaşmış denetim kapasitesi, iktidar ile muhalefet arasındaki yarışmanın maliyet ve risk profilini eşit olmayan biçimde yeniden şekillendirebilir.

Bu bağlamda siyasal savaşım yalnızca program ve başarım üzerinden yürüyen bir yarışma olmaktan çıkar ve aynı zamanda oyunun kurallarının tanımı ve uygulanması üzerinde de süregiden bir çekişmeye dönüşür. İktidar, mevcut destek koalisyonunu korumaya ve belirsizliği yönetilebilir düzeyde tutmaya yönelik araçlara başvurabilirken muhalefet, seçmen nezdinde yönetebilirlik ve güvenilirlik algısını güçlendirerek statükonun maliyetini görünür kılmaya çalışır.

Bu çalışmanın kuramsal yaklaşımı, söz konusu savaşım alanında iktidarın sürekliliğini kolaylaştıran mekanizmaları “frenler” metaforu altında incelemektedir. Alt sistemler, siyasal kopuşu engelleyen ya da geciktiren kurumsal, bilişsel, maddi ve davranışsal düzenekler olarak ele alınmakta ve siyasal yarışmanın biçimsel olarak sürmesine karşın sonuçlarının nasıl iktidar istekleri yönünde yapılandırılabildiğini açıklamaktadır.

Siyasal Savaşım Alanının Asimetrisi: Zor ve Eşitsiz Bir Savaşım

Demokratik ve karma rejimlerde siyasal yarışma, yüzeyde seçimler ve parlamenter süreçler üzerinden yürüyen bir yarış olarak görünse de gerçekte yüksek derecede asimetrik, uzun soluklu ve maliyetli bir siyasal savaşım niteliği taşımaktadır. İktidar ile muhalefet arasındaki savaşım, yalnızca farklı siyasal programların seçmen desteği için yarışmasından ibaret değildir. Aynı zamanda kurumsal kaynaklara erişim, oyunun kurallarının belirlenmesi ve belirsizliğin yönetimi üzerinden yürüyen çok katmanlı bir çatışmadır.

İktidar, devlet aygıtı üzerinde sahip olduğu kurumsal, hukuksal ve maddi üstünlük sayesinde siyasal yarışmanın koşullarını yeniden tanımlama kapasitesine sahiptir. Bu kapasite, seçim sonuçlarını doğrudan belirlemekten çok yarışmanın risklerini iktidar açısından düşürmeyi ve muhalefet açısından artırmayı hedefleyen düzenlemeler yoluyla kullanılır. Böylece siyasal savaşım, tekil bir seçim anından çok sürekli ve yıpratıcı bir süreç durumuna gelir.

Muhalefet açısından ise bu savaşım, yalnızca seçmen desteği üretme ve artırma sorunu değildir. Muhalefet, eş zamanlı olarak siyasal meşruluğunu korumak, hukuksal ve kurumsal baskılara direnmek, görünürlük ve kaynak kısıtlarıyla baş etmek ve seçmen nezdinde yönetebilirlik ve güvenilirlik algısı oluşturmak zorundadır. Bu koşullar altında muhalefetin her başarısı yüksek maliyetli, her hatası ise orantısız biçimde cezalandırılabilir duruma gelir.

Bu durum asimetrik yapı, siyasal savaşımın “adil yarışma” idealinden çok uzaklaşmasına yol açar. Yarışma sürmekte, seçimler yapılmakta ve muhalefet biçimsel olarak varlığını korumaktadır, ancak siyasal savaşımın yük dağılımı aktörler arasında eşit değildir. Bu durum, muhalefetin zamanla yalnızca iktidarı değiştirmeye değil, siyasal alanda varlığını sürdürmeye odaklanan bir konuma itilmesine neden olabilir.

Bu çalışmanın kuramsal yaklaşımı, söz konusu zor ve eşitsiz siyasal savaşım bağlamında, iktidarın sürekliliğini sağlayan araçları “alt sistem mekanizmaları” kavramı altında ele almaktadır. Alt sistemler, iktidar–muhalefet savaşımında siyasal kopuşu engelleyen ya da geciktiren düzenekler olarak, demokratik ve karma rejimlerin içsel işleyişini anlamak açısından merkezi bir çözümleyici rol üstlenmektedir.

Denge ve Denetleme Mekanizmalarının Aşındırılması

Liberal demokratik rejimlerin temel dayanaklarından biri yürütme gücünün denge ve denetleme mekanizmaları yoluyla sınırlandırılmasıdır. Yasama, yargı, bağımsız kurumlar, yerel yönetimler ve özgür medya bu sistemin ana bileşenleridir. Ancak demokratik gerileme süreçlerinde bu mekanizmalar doğrudan ortadan kaldırılmamakta ve bunun yerine işlevsizleştirilmekte, siyasal denetim altına alınmakta ya da seçici biçimde uygulanmaktadır. Bu süreç, hukukun üstünlüğü ilkesinin yerini hukukun araçsallaştırılmasına bırakmasıyla sonuçlanmaktadır.

Otoriter Dayanıklılık ve “Alt sistem” Mekanizmaları

Bu çalışma, iktidarın meşruluk kaybına karşın siyasal varlığını sürdürebilmesini açıklamak için “otoriter dayanıklılık” yazınından yararlanmaktadır. Otoriter dayanıklılık, iktidarların ekonomik kriz, meşruluk aşınması ve toplumsal hoşnutsuzluğa karşın neden çökmeyebildiğini açıklamaya çalışır. Bu makale, söz konusu dayanıklılığı sağlayan unsurları “alt sistem mekanizmaları” kavramı altında bütüncül bir çerçevede ele almaktadır. Alt sistemler, siyasal kopuşu engelleyen ya da geciktiren kurumsal, bilişsel ve davranışsal araçlar olarak tanımlanmaktadır.

Rejim Dayanıklılığı, Otoriter Yaşamda Kalma Araçları ve Seçimli Otoriter Denge

Siyasal yarışmanın asimetrik bir savaşım alanına dönüşmesi, son yirmi yılda karşılaştırmalı siyaset yazınında giderek artan biçimde rejim dayanıklılığı ve otoriter süreklilik tartışmaları çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu yaklaşım, siyasal iktidarların meşruluk aşınması, ekonomik dalgalanmalar ve artan toplumsal hoşnutsuzluk koşullarında dahi neden çökmeyebildiğini açıklamaya odaklanır. Yazın, bu dayanıklılığın yalnızca baskı kapasitesiyle değil, kurumsal yeniden düzenleme, seçici uyum ve koalisyon yönetimi gibi çok katmanlı stratejilerle üretildiğini vurgulamaktadır.

Bu bağlamda otoriter yaşamda kalma araçları, iktidarın siyasal yarışmayı tümüyle ortadan kaldırmadan, onu yönetilebilir ve düşük belirsizlik içeren bir düzeyde tutmak için kullandığı ‘araçlar repertuvarını’ ifade eder. Seçici baskı, hedeflenmiş yeniden kaynak dağıtımı, medya ve gündem denetimi, hukuksal süreçlerin araçsallaştırılması ve rakip aktörlerin örgütsel kapasitesinin sınırlandırılması bu repertuvarın temel bileşenleri arasında yer alır. Bu bakış açısı otoriterleşmenin tek bir siyasa ya da kurum üzerinden değil, eş zamanlı işleyen mekanizmalar dizisi aracılığıyla kurumsallaştığını ortaya koyar.

Buna paralel olarak seçimli otoriter denge kavramı, seçimlerin varlığını koruduğu ancak yarışmanın eşit koşullarda gerçekleşmediği siyasal düzenleri açıklamak için kullanılmaktadır. Bu dengede seçimler, iktidar için yüksek riskli bir iktidar değişimi mekanizmasından çok meşruluk üretimi ve destek koalisyonunun yeniden doğrulanması işlevi görür. Kurumsal düzenlemeler, bilişsel üstünlük ve yargısal ve yönetsel müdahaleler yoluyla seçim sonuçlarına ilişkin belirsizlik sınırlandırılır ve siyasal yarışma denetimli bir alan içinde tutulur.

Bu çalışma, söz konusu üç kavramsal yaklaşımı bir araya getirerek iktidarın sürekliliğini olanaklı kılan araçları “alt sistem mekanizmaları” başlığı altında çözümleyici olarak yeniden düzenlemektedir. Rejim dayanıklılığı, alt sistemlerin neden ortaya çıktığını; otoriter yaşamda kalma araçları, hangi siyasa ve uygulamalar üzerinden işlediğini ve seçimli otoriter denge ise bu mekanizmaların siyasal yarışma alanında ne tür bir sonuç ürettiğini açıklamaktadır. Böylece alt sistemler, tekil uygulamaların ötesinde, birlikte işleyen bir otoriter dayanıklılık mimarisi olarak kavramsallaştırılmaktadır.

Rejimi Sürdürme Araçları

Güncel karşılaştırmalı siyaset yazını demokratik kurumların biçimsel olarak varlığını sürdürdüğü ancak yarışmanın eylemli olarak sınırlandığı rejimlerde iktidarın sürekliliğini açıklamak için üç tamamlayıcı kavram kümesine başvurmaktadır: rejim dayanıklılığı (regime resilience), otoriter yaşamda kalma araçları (authoritarian survival tools) ve seçimli otoriter denge (electoral authoritarian equilibrium).

Rejim dayanıklılığı yaklaşımı, iktidarların ekonomik dalgalanmalar, meşruluk aşınması ve toplumsal hoşnutsuzluk gibi stres etmenlerine karşın neden çökmeyebildiğini inceler. Bu yazın, dayanıklılığın yalnızca baskı kapasitesiyle değil, kurumların yeniden tasarımı, seçici uyum (adaptation) ve koalisyon yönetimi gibi mekanizmalarla üretildiğini vurgular. Böylece otoriter eğilimler ani kopuşlar yerine kademeli ve çoğu zaman hukuksal görünümlü düzenlemelerle kurumsallaşır.

Otoriter rejimlerin yaşamda kalma araçları kavramı, iktidarların siyasal yarışmayı tümüyle ortadan kaldırmadan, onu yönetilebilir ve düşük riskli bir düzeyde tutmak için kullandıkları repertuvarı ifade eder. Bu repertuvar, seçici baskı, hedeflenmiş yeniden kaynak dağıtımı, medya ve gündem denetimi, yargısal süreçlerin araçsallaştırılması ve rakiplerin mali ve örgütsel kapasitesinin sınırlanması gibi farklı araçların birlikte kullanımını içerir. Bu bakış açısı, otoriterleşmenin tek bir araca indirgenemeyeceğini, aksine çoklu ve eş zamanlı mekanizmalar seti üzerinden işlediğini gösterir.

Seçimli otoriter denge ise seçimlerin varlığını koruduğu, ancak yarışmanın eşit koşullarda gerçekleşmediği siyasal düzenleri açıklamak için kullanılır. Bu dengede iktidar, seçimleri meşruluk üretim aracı olarak sürdürürken, kurumsal düzenlemeler, bilişsel üstünlük ve yargısal ve yönetsel müdahaleler yoluyla seçim sonuçlarına yönelik belirsizliği kabul edilebilir sınırlar içinde tutar. Böylece seçimler, iktidar için yüksek riskli bir “iktidar değişimi” mekanizmasından çok denetimli yarışma ve onay üretimi işlevi görür.

Bu çalışma, söz konusu üç kavramsal yaklaşımı birleştirerek, iktidarın sürekliliğini sağlayan araçları “alt sistem mekanizmaları” başlığı altında çözümleyici olarak yeniden düzenlemektedir. Buna göre rejim dayanıklılığı, alt sistemlerin neden gerekli olduğunu (meşruluk aşınmasına karşın süreklilik gereksinimi) açıklar. Otoriter yaşamda kalma araçları, alt sistemlerin hangi araç setleri üzerinden işlediğini gösterir. Seçimli otoriter denge alt sistemlerin siyasal yarışma alanında ne tür bir denge ürettiğini kavramsallaştırır. Bu bileşim alt sistem mekanizmalarını yalnızca betimlemekle kalmayıp, onların birlikte nasıl bir otoriter dayanıklılık mimarisi oluşturduğunu açıklamayı olanaklı kılar.

MODEL: REJİM NASIL AYAKTA DURABİLİYOR?

Meşruluğunu yitirmiş otoriter rejimler iktidarlarını kullanmak içi çok sayıda strateji, yöntem ve eylem biçemi kullanmaktadır. İktidarların ayakta kalma süreçlerini anlamak için bu stratejilerin ve yöntemlerin bilinmesi yardımcı olacaktır. Bu bölümde olguları açıklamak amacıyla genel sistem kuramı kavramları kullanılmıştır. Yapılan açıklamalar ve geliştirilen model çözümleme bölümünde yapılacak açıklamalar için bir temel hazırlamak amacını gütmektedir.  

Aşağıdaki çizelge meşruluğunu yitirmiş ve görevden ayrılması gereken otoriter siyasal rejimlerin ayakta kalabilmeleri için kullandıkları strateji ve yöntemleri kısmen açıklamak üzere geliştirilmiştir.

Çizelge 1:

 

Kuramsal Yaklaşımlar ile Bazı Alt sistem Mekanizmalarının Eşleştirilmesi

Kuramsal Yaklaşım

Alt sistem Türü

İşleyiş Mantığı

Tipik Araçlar / Göstergeler

Siyasal Sonuç

Rejim Dayanıklılığı

Tüm Alt sistemler (Bütüncül)

Meşruluk aşınmasına karşın siyasal sistemin çökmesini engelleyen uyarlanabilir mekanizmalar

Kurumsal yeniden düzenleme, seçici uyum, destek koalisyonunun korunması

İktidarın sürekliliği

Otoriter Rejimlerin Sürdürülme Araçları

Maddi Alt sistem ve Kurumsal Alt sistem

Siyasal yarışmanın maliyet ve risklerini iktidar lehine yeniden dağıtma

Patronaj ağları, hedeflenmiş toplumsal transferler, hukuksal süreçlerin araçsallaştırılması

Siyasal kopuşun geciktirilmesi

Seçimli Otoriter Denge

Kurumsal–Siyasal Alt sistem

Seçimlerin sürmesi ancak yarışmanın eşit koşullarda gerçekleşmemesi

Seçim sistemine müdahale, rakip aktörlerin etkisizleştirilmesi, yargısal süreçler

Denetimli yarışma

Demokratik Gerileme

Bilişsel Alt sistem

‘Sorun–sorumlu’ ilişkisinin bulanıklaştırılması ve sorumluluğun dağıtılması

Gündem denetimi, çerçeveleme, dış etmenlere atıf

Meşruluk kaybının zamana yayılması

Kutuplaşma ve Negatif Kimliklenme

Davranışsal Alt sistem

Kimlik temelli oy verme davranışıyla başarım değerlendirmesinin zayıflaması

Sert bloklaşma, tehdit algısının yükseltilmesi

Seçmen kopuşunun zorlaşması

 

Bu model, kısmen de olsa, rejim dayanıklılığı yazınında tartışılan mekanizmalar ile bu çalışmada önerilen tipoloji arasındaki ilişkisel yapıyı göstermektedir. Alt sistemler bağımsız araçlar değil, birbirini tamamlayan ve güçlendiren mekanizmalar kümesi olarak işlemektedir. Davranışsal ve bilişsel alt sistemler seçmen algısını şekillendirirken, maddi ve kurumsal alt sistemler siyasal yarışmanın kurallarını ve maliyetlerini yeniden düzenlemektedir. Bu etkileşim, seçimlerin biçimsel olarak sürdüğü ancak yarışmanın eşit koşullarda gerçekleşmediği bir siyasal denge üretmektedir.

Tipolojik Çizelge: Siyasal Yarışmayı Sınırlayan Mekanizmalar

İktidarın meşruluğunu yitirmesine karşın iktidarını sürdürebilmek için kullandığı araçlara ilişkin bir başka tipoloji denemesi aşağıdaki çizelgede yer almaktadır.

Çizelge 2:

 

İktidarın Yaşamda Kalma Araçları

Kategori

Mekanizma

Kısa Tanım

Olası Etki

Kurumsal-Hukuksal

Seçim barajları

Ulusal ya da bölgesel düzeyde yüksek temsil eşikleri

Temsil adaletini zayıflatır, küçük partileri dışlar

Seçim çevresi mühendisliği (gerrymandering)

Seçim bölgelerinin iktidar lehine yeniden çizilmesi

Oy ve temsil oranı bozulur

Yargının siyasallaşması

Yargı organlarının iktidar lehine karar üretmesi

Hukuk devleti ve denge-denetim zayıflar

Yargısal darbeler

Mahkemeler aracılığıyla siyasal aktörlerin tasfiyesi

Yarışmacı siyaset alanı daralır

Siyasal yasaklar

Güçlü rakiplerin hukuksal süreçlerle sistem dışına itilmesi

Liderlik seçenekleri oluşamaz

Yönetsel

Kayyım uygulamaları

Seçilmiş yerel yöneticilerin görevden alınması

Yerel demokrasi zayıflar

Merkezi kaynakların kısıtlanması

Muhalefet belediyelerine mali destek verilmemesi

Hizmet üretimi düşürülür

Proje onaylarının engellenmesi

Yerel projelerin yönetsel süreçlerle geciktirilmesi

İktidarın “başarı” algısı güçlendirilir

Siyasal Yarışmayı Bastırma Araçları

Siyasal tutuklamalar

Siyasal aktörlerin ceza süreçleriyle etkisizleştirilmesi ve devre dışı bırakılması

Muhalefetin örgütlenme kapasitesi azalır

Seçim Süreci Üzerinden Dolaylı Alt sistemler

Kampanya kaynak eşitsizliği

Kamu kaynaklarının iktidar lehine kullanımı

Eşit yarışma ortadan kalkar

Devlet olanaklarının propaganda için kullanımı

Kamu gücünün seçim üstünlüğüne dönüştürülmesi

“Adil yarış” ilkesi zedelenir

Bilgi ve Algı Yönetimi Araçları

Medya görünürlüğünün sınırlandırılması

Rakiplerin kamuoyunda görünmez kılınması

Seçmen bilgiye eşit erişemez

Saygınlık suikastı kampanyaları

Sistemli karalama ve meşruluk kaybı

Güven ve meşruluk aşındırılır

Yanlış bilgilerin yayılması

Siyasal yanlış bilgilendirme Bilerek yanlış bilgi üretimi

Seçmen algısı yönlendirilir

Derin sahtecilik ve sayısal yönlendirme

Görsel/işitsel içerikle yanıltma

Güven krizi yaratır

Tek yanlı medya ekosistemi

Medyanın iktidar söylemi etrafında hizalanması

Kamusal tartışma tek sesli duruma gelir

 

Çizelge 3:

 

Meşruluk Erozyonu Koşullarında İktidarın Sürdürülme Ekosisteminin Ana Sistemi ve Alt Sistemleri

Ana Sistem: Meşruluk Erozyonu Koşullarında İktidarın Sürdürülme Ekosistemi

Alt Sistemler ve Alt-Alt Sistemler

Alt Sistem

Müdahale Alanı

Ürettiği Maliyet

Sistem İçi İşlev

Temel Alt Unsurlar

1. Yargının Siyasallaşması Sistemi

Yargı kurumu, atama sistemi, dava süreçleri, üst yargı

Siyasal hareket maliyeti, belirsizlik maliyeti, caydırıcılık maliyeti

Siyasal müdahalelere hukuksal meşruluk üretmek ve rakipleri kurumsal araçlarla sınırlandırmak ve elemek

Kadro mühendisliği; dava mimarisi; karar yönlendirme; hukuksal meşruluk simülasyonu

2. Yerel Yönetimlerde Yetki Daraltma ve Merkezileştirme Sistemi

Yerel yönetim yapısı

Yönetim kapasitesi kaybı

İktidar seçeneği odaklarını zayıflatmak

Yetki transferleri; kayyım uygulamaları; bütçe denetimi; rantın merkezileştirilmesi

3. Siyasal Alan Tasarım Sistemi

Kamusal siyasal alan

Görünürlük ve yarışma maliyeti

Siyasal oyunun kurallarını yeniden çizmek

Poster/afiş yasakları; billboard kampanyaları; miting engellemeleri; rakiplerin itibarsızlaştırılması

4. Bürokratik Partizanlaşma Sistemi

Devlet kadroları

Kurumsal özerklik kaybı

Diğer alt sistemlere uygulama kapasitesi sağlamak

Liyakat erozyonu; sadakat temelli atama; devlet-parti bütünleşmesi

5. Kaynak ve Rant Dağıtım Sistemi

Ekonomik kaynaklar

Bağımlılık üretimi

Kopuş maliyetini artırmak

Seçici kamu ihaleleri; sadakat ağları; merkezi mali baskı

6. Bilgi ve Algı Yönetimi Sistemi

Bilgi akışı

Algısal yönlendirme

Seçmen değerlendirme kapasitesini sınırlamak

Medyanın denetimi; yanlış bilgi; gündem saptama/kaydırma

Radyo ve Televizyon Üst Kurumu (RTÜK) aracılığıyla karşıt medyayı sindirmek

Bilişsel denetim

Karşıt görüşleri kısıtlamak

Bilgi yönlendirmesi

Medyaya el koymak (TELE 1)

Bilişsel denetim

Karşıt görüşleri kısıtlamak

Bilgi yönlendirmesi

7. Korku ve Caydırma Sistemi

Davranışsal alan

Katılım maliyeti

Siyasal seferberliği bastırmak

Sürekli soruşturma tehdidi; milis/yarı-resmi güçler; fiziksel şiddet olasılığı

 

Çizelge 4:

 

Yargının Siyasallaşması Alt Sisteminin İç Yapısı

Boyut

İçerik

Amaç

Kadro Mühendisliği

Parti bağını ölçüt alma; kadro genişletme; siyasal sadakat temelli terfi; istenmeyen yargıçları yer değiştirme; yandaş kadroları ödüllendirme

Yargı bileşimini siyasal hedeflerle uyumlu duruma getirmek

Dava Mimarisi ve Süreç Yönlendirmesi

Siyasal amaçlı dava kurguları; gizli tanık üretimi; uzun iddianameler; tutuklamayı cezaya dönüştürme; stratejik zamanlama

Rakipleri uzun süreli hukuksal baskı altında tutmak

Karar Üretim Yönlendirmesi

Dosya dağılımı yönlendirmesi; kritik davalara uygun hakim atama; istenmeyen karar üreten hakimleri cezalandırma

Yargısal çıktıyı siyasal hedeflerle uyumlu duruma getirmek

Hukuksal Meşruluk Simülasyonu

Yasal düzenleme kılıfı; “hukuka uygunluk” görüntüsü; seçici yasa uygulaması; etkin pişmanlık yasasının stratejik kullanımı

Müdahaleleri hukuk devleti görünümü içinde meşrulaştırmak

 

Bu alt sistemde kritik ayrım şudur: Hukuk devleti görünümü korunurken, hukukun üstünlüğü ilkesinin içeriksel olarak daraltılmaktadır.

ÇÖZÜMLEME: SİYASAL YARIŞMANIN SINIRLANDIRILMASI

İktidarlar, demokratik ya da yarı-demokratik siyasal rejimlerde, siyasal yarışmayı sınırlandırmak ve iktidarlarını sürdürmek amacıyla hangi temel mekanizmaları kullanmaktadır?

Demokratik ve seçimli siyasal sistemlerde iktidar ve muhalefet ilişkisi, ilke olarak serbest yarışma, eşit yarışma ve iktidarın barışçıl yollardan el değiştirmesi varsayımına dayanır. Ancak uygulamada, özellikle iktidarın meşruluk kaynaklarının zayıfladığı ve toplumsal desteğin aşındığı dönemlerde siyasal yarışmanın bu “ideal” çerçevesi giderek daralmaktadır. Bu daralma, açık bir rejim değişikliğiyle değil, aksine hukuk, seçim ve kurumsal düzenlemeler korunuyormuş gibi yapılarak gerçekleştirilmektedir. İktidarlar bu süreçte, doğrudan baskı uygulamak yerine siyasal alanı yavaşlatan, yönlendiren ve sınırlayan bir dizi “alt sistem mekanizması” devreye sokmaktadır. Bu mekanizmalar, muhalefetin siyasal kapasitesini azaltırken iktidarın seçimli görünümünü korumasına olanak tanımaktadır.

Bu çalışmada “alt sistem” olarak adlandırılan mekanizmalar, iktidarın siyasal yarışmayı tümüyle ortadan kaldırmadan, muhalefeti yasadışı ilan etmeden ve seçimleri askıya almadan yarışmanın sonucunu yapısal olarak öngörülebilir ve denetlenebilir duruma getirmesini sağlayan araçlardır. Bu araçların ortak özellikleri şunlardır:

ü  Dolaylıdırlar: Açık zor kullanımından daha çok hukuk, yönetim ve söylem üzerinden işlerler.

ü  Yığınsaldır: Tek başına belirleyici olmaktan çok birlikte çalıştıklarında etkilidirler.

ü  Zamana yayılırlar: Ani kopuşlar yerine siyasal alanı aşamalı biçimde daraltırlar.

ü  Meşruluk üretirler: İktidarın “hukuk içinde kaldığı” izlenimini sürdürürler.

Bu yönüyle alt sistem mekanizmaları, siyasal yarışmayı askıya almak yerine asimetri üretir. Siyasal sistem normal koşulları içinde çalışıyor gözükmesine karşın aslında siyasal iktidarın amaç ve hedeflerine hizmet eder ve muhalefeti etkisiz bırakmayı amaçlar.

Temel Alt sistem Kategorileri

Karşılaştırmalı gözlemler, siyasal yarışmayı sınırlayan alt sistemlerin yedi ana başlık (ya da alt sistem) altında toplandığını göstermektedir:

Yargının Siyasallaşması Alt Sistemi: Bu alt sistem, yargı kurumlarının hukuksal çerçeve içinde kalıyor görünmesine karşın, kadro yapısı, dava mimarisi ve karar süreçleri üzerinden siyasal iktidarın stratejik hedeflerine hizmet edecek biçimde yeniden yapılandırılmasıdır. Temel işlevi, siyasal müdahalelere hukuksal meşruluk üretmek ve rakip aktörlerin hareket alanını kurumsal araçlarla daraltmaktır. Bu alt sistem siyasal hareket maliyeti, belirsizlik maliyeti ve caydırıcılık maliyeti üretir. Model içinde merkezi bir konumdadır, çünkü diğer alt sistemlerin müdahalelerine normatif kılıf sağlar.

Yerel Yönetimlerde Yetki Daraltma ve Merkezileştirme Alt Sistemi: Bu alt sistem, yerel yönetimlerin hukuksal ve mali yetkilerinin merkezi hükümet lehine daraltılması ve iktidar seçeneklerinin zayıflatılması sürecini ifade eder. Yetki transferleri, kayyım uygulamaları, bütçe denetimi ve rantın merkezileştirilmesi bu yapının temel araçlarıdır. Ürettiği temel maliyet, yönetim kapasitesi kaybıdır. Sistem içindeki işlevi, muhalefetin başarı üzerinden meşruluk üretmesini engellemektir.

Siyasal Alan Tasarımı Alt Sistemi: Bu sistem, siyasal yarışmanın kurallarını yeniden çizerek kamusal alanın asimetrik biçimde yapılandırılmasını ifade eder. Afiş yasakları, miting kısıtlamaları, görünürlük engelleri, itibarsızlaştırma kampanyaları ve adaylık süreçlerine müdahaleler bu kapsamda değerlendirilir. Ürettiği maliyet, görünürlük ve yarışma maliyetidir. İşlevi, siyasal oyunun eşitlik ilkesini ortadan kaldırmaktır.

Bürokratik Partizanlaşma Alt Sistemi: Bu alt sistem, devlet kadrolarının liyakat temelli yapısının aşındırılarak sadakat temelli bir kadro oluşumuna dönüştürülmesini ifade eder. Devlet-parti bütünleşmesi ve partizan terfi sistemi bu yapının belirleyici unsurlarıdır. Ürettiği maliyet, kurumsal özerklik kaybıdır. Model içindeki işlevi, diğer tüm alt sistemlere uygulama kapasitesi sağlamaktır. Bu nedenle altyapısal bir sistemdir.

Kaynak ve Rant Dağıtım Alt Sistemi: Bu sistem, ekonomik kaynakların seçici biçimde dağıtılması yoluyla bağımlılık ağları üretmeyi ifade eder. Kamu ihaleleri, mali baskı araçları ve sadakat temelli ekonomik ilişkiler bu yapının temel mekanizmalarıdır. Ürettiği maliyet, kopuş maliyetidir. Sistem içindeki işlevi, siyasal bağlılığı ekonomik bağımlılık üzerinden pekiştirmektir.

Bilgi ve Algı Yönetimi Sistemi: Bu alt sistem, bilgi akışının denetlenmesi ve kamusal algının yönlendirilmesi sürecini ifade eder. Medyanın ve sosyal medyanın denetimi, yanlış bilgilendirme, gündem kaydırma ve sayısal yönlendirme bu yapının temel araçlarıdır. Ürettiği maliyet, algısal yönlendirme maliyetidir. İşlevi, seçmenin siyasal seçenekleri sağlıklı değerlendirme kapasitesini sınırlamaktır.

Korku ve Caydırma Sistemi: Bu sistem, siyasal katılımın maliyetini yükselterek seçmen hareketliliğini bastırmayı hedefler. Sürekli soruşturma tehdidi, hukuksal belirsizlik, paramiliter/yarı-resmi güçlerin varlığı ve fiziksel şiddet olasılığı bu yapının unsurlarıdır. Ürettiği maliyet, katılım maliyetidir. Sistem içindeki işlevi olası kopuş enerjisinin davranışa dönüşmesini engellemektir.

Bu yedi alt sistem birbirinden bağımsız değil, karşılıklı olarak birbirini besleyen, maliyet üreten ve müdahalelere meşruluk sağlayan bir bütünlük oluşturur. Bürokratik partizanlaşma altyapı sağlar, yargının siyasallaşması normatif kılıf üretir, kaynak dağıtımı bağlılık üretir, bilgi yönetimi algıyı şekillendirir ve korku sistemi ise davranışsal eşiği yükseltir. Bu çok katmanlı yapı, meşruluk kaybının siyasal kopuşa dönüşmesini sistemli biçimde geciktirir. Bu çözümleme göstermektedir ki, iktidarlar siyasal yarışmayı tek bir araçla değil, çok katmanlı ve birbirini tamamlayan süreçlerle (alt sistemlerle) sınırlandırmaktadır. Bu süreçler, demokratik kurumların biçimsel varlığını korurken, siyasal yarışın özünü aşındırmaktadır.

Siyasal yarışmayı sınırlayan alt sistemler mekanizmaları arasında hangileri belirleyici bir rol oynamaktadır ve neden?

Bir alt sistemin “belirleyici” olarak nitelenebilmesi için şu ölçütleri karşılaması beklenir: Birden fazla siyasal alanı aynı anda etkileyebilmesi, diğer alt sistemlerin uygulanabilirliğini artırması, uzun vadeli ve kalıcı sonuçlar üretmesi ve kurumsal düzeyde yeniden üretilebilir olması. Bu ölçütler dikkate alındığında, alt sistemlerin etki kapasitesinin eşit olmadığı görülmektedir.

Yargının Siyasallaşmasının Merkezi Konumu: Karşılaştırmalı gözlemler, yargının siyasallaşmasının diğer alt sistemlere kıyasla daha yüksek bir belirleyicilik düzeyine sahip olduğunu göstermektedir. Bu mekanizma siyasal aktörleri doğrudan etkisizleştirebilmekte, yerel yönetimlere müdahalenin hukuksal zeminini oluşturabilmekte, siyasal yarışmanın sınırlarını yeniden tanımlayabilmekte ve süreçlerin “hukuksal görünüm” altında yürütülmesini sağlayarak meşruluk üretmektedir. Dolayısıyla yargı, yalnızca bir süreç değil, diğer süreçlerin etkililiğini artıran bir “çarpan mekanizma” işlevi görmektedir.

Yargının siyasallaşması, yargı kurumlarının normatif olarak bağımsız ve tarafsız olması gereken işlevlerinin eylemli olarak siyasal iktidarın stratejik hedefleri doğrultusunda yeniden yönlendirilmesi sürecidir. Bu durum, yalnızca yargı kararlarının içeriğinde değil, soruşturma açma, iddianame hazırlama süresini olağan dışı şekilde uzatma, dava süreçlerini uzatma ya da hızlandırma, gizli tanık üretme, tutuklama tedbirlerini geniş yorumlama ve gerekmemesine karşın tutuklamayı bir çeşit ceza yaptırımı gibi kullanma uygulamalarında da gözlemlenebilir. Siyasal yarışma açısından bakıldığında yargının siyasallaşması, iktidara rakip aktörleri doğrudan yasaklamadan veya seçimleri askıya almadan muhalefetin kurumsal ve bireysel kapasitesini sınırlama olanağı sağlar. Böylece siyasal alan biçimsel olarak açık kalırken, yarışmanın eşitliği eylemli olarak zayıflar.

İşleyiş Mantığı: Bu alt sistem üç temel düzlemde etkili olmaktadır.  

Seçici Soruşturma ve Dava Süreçleri: Siyasal rakipler hakkında açılan soruşturmalar, uzun yargı süreçleri ve sürekli hukuksal belirsizlik, muhalefetin siyasal etkililik kapasitesini azaltır. Sürecin kendisi çoğu zaman sonuçtan bağımsız olarak caydırıcı bir etki üretir.

Siyasal Aktörlerin Etkisizleştirilmesi: Siyasetçilerin tutuklanması, görevden uzaklaştırılması ya da siyasal yasaklarla karşı karşıya kalması yarışma alanındaki güçlü aktörlerin görünürlüğünü ve örgütlenme kapasitesini sınırlar.

Kurumsal Alanın Yeniden Düzenlenmesi: Yargı kararları aracılığıyla yerel yönetimlerin işlevsizleştirilmesi, seçilmiş yöneticilerin görevden alınması veya yerlerine merkezi yönetim tarafından atama yapılması seçimle elde edilen siyasal meşruluğun etkisini zayıflatır.

Siyasal Yarışma Üzerindeki Etkiler: Yargının siyasallaşması, siyasal sistem içinde birkaç eş zamanlı sonuç üretir. Bu olumsuz sonuçlar aşağıda özetlenmiştir.

Risk maliyetini artırır: Muhalefet aktörleri için siyasal etkililik daha yüksek kişisel ve kurumsal maliyetler içerir.

Örgütsel kapasiteyi zayıflatır: Uzun yargı süreçleri, liderlik ve kadro sürekliliğini kesintiye uğratır.

Seçmen algısını etkiler: Asılsız da olsa siyasal figürlere sürekli suç isnadı altında kalan aktörler seçmen nezdinde güvenilirlik sorunu yaşayabilir.

Asimetrik yarışma üretir: Seçimler sürse bile yarışın koşulları artık eşit değildir.

Bu nedenle yargının siyasallaşması, diğer alt sistem mekanizmalarını destekleyen ve çoğu zaman onların uygulanabilirliğini artıran merkezi bir kaldıraç işlevi görür. Gözlemler, kurumsal ve hukuksal alt sistemler içinde en yüksek etki kapasitesine sahip mekanizmanın yargının siyasallaşması olduğunu göstermektedir. Çünkü bu mekanizma hem bireysel siyasal aktörleri hem de kurumsal rakipleri aynı anda hedef alabilmekte ve uygulamalarını “hukuksal süreç” çerçevesi içinde meşrulaştırabilmektedir.

Yargısal mekanizmaların yanında iki alan daha yüksek etki kapasitesi göstermektedir: Bunlardan birincisi yerel yönetim alanına müdahale etmektir. Seçilmiş aktörlerin görevden uzaklaştırılması, merkezi kaynak dağıtımı üzerinden kapasite zayıflatma ve yerel siyasal başarıların görünürlüğünü sınırlama bu bağlamda kullanılan iktidar araçlarıdır. Bu mekanizmalar, muhalefetin “yönetebilirlik” savını uygulama düzeyinde aşındırmaktadır.

İkincisi gündem ve algı denetimi yapmak alt sistemidir. Siyasal sorumluluğun dağıtılması, aktör seçeneklerinin görünürlüğünün azaltılması ve ekonomik başarımın siyasal sonuçlarının geciktirilmesi de bu bağlamda kullanılan iktidar araçlarıdır. Bu alan, seçmen davranışı üzerinde dolaylı fakat süreklilik gösteren bir etki üretir.

Özellikle kutuplaşma, kimlik siyaseti ve toplumsal korku üretimi ön plana çıkmaktadır. Bu örnekler kimlik ayrımı ve toplumu kutuplaştırma, gündem denetimi/oluşturma ve anlam çerçevesi geliştirme ve toplumda korku üretimi ve bireyleri siyasal davranışta bulunmaktan ürkütmedir.

Kimlik ve Kutuplaşma: Yüksek düzeyde siyasal kutuplaşma koşullarında seçmen davranışı, akılcı ekonomik değerlendirmeden çok negatif kimliklenme üzerinden şekillenir. Seçmen, ekonomik maliyetleri kabul etse bile karşı blokun iktidara gelmesini daha büyük bir tehdit olarak algılar. Bu durum, ekonomik hoşnutsuzluğun oy davranışı üzerindeki etkisini zayıflatır ve statükonun korunmasına hizmet eder.

Gündem Denetimi ve Anlam Çerçevesi: İktidar, ekonomik ve siyasal sorunların nedenlerini dış aktörlere veya geçmiş yönetimlere atfederek sorumluluk dağılımını bulanıklaştırır. Bu çerçeveleme, seçmen nezdinde “sorun–sorumlu” eşleştirmesini zorlaştırır ve meşruluk kaybının zaman içinde daha yönetilebilir duruma gelmesini sağlar.

Korku Üretimi ve Siyasal Ürkütme: Siyasal tutuklamalar, soruşturmalar ve dava süreçlerinin araçsallaştırılması iktidarın meşruluk kaybını yönetilebilir duruma getiren kritik bir alt sistem olarak öne çıkar.

Bu mekanizmalar üç boyutta etki yaratır:

Muhalefeti sınırlama: Liderler ve örgütlü aktörler üzerinde ceza tehdidi siyasal istekliliği ve hareketliliği düşürür.

Toplumsal otosansür: Gazeteciler, akademisyenler ve seçmenler, olası risklerden dolayı davranışlarını sınırlar ve seçmen mevcut siyasal ortamın devamını “daha güvenli” bir seçenek olarak görür.

Kriz yönetimi: İktidar adına meşruluk kaybına yol açabilecek olaylar korku üretimi aracılığıyla toplum nezdinde sınırlı ve öngörülebilir bir algıya dönüştürülür.

Bu araçlar, diğer bilişsel ve davranışsal alt sistemlerle birlikte çalışarak iktidarın dayanıklılığını güçlendirir. Kısa vadede oldukça etkili olmasına karşın uzun vadede toplumsal güvenin ve yargı bağımsızlığının aşınması gibi maliyetler doğurur. Sonuç olarak, korku üretimi yalnızca bir baskı aracı değil, demokratik gerilemenin ve otoriterleşmenin sistemli bir bileşeni olarak değerlendirilmelidir.

Kaynakların yeniden ve partizanca özgülenmesi, dağıtımı ve sadakat ağları iktidar, toplumsal transferler, patronaj ilişkileri ve yerel ağlar aracılığıyla ekonomik hoşnutsuzluğu sınırlayarak kısa vadede siyasal kopuşu geciktirmektedir. Bu mekanizmalar mutlak refah kaybını ortadan kaldırmamakta, ancak göreli kayıp algısını yönetilebilir düzeyde tutarak seçmen davranışını kararlı kılmaktadır.

Toplumsal transferler: Belirli gruplara düzenli gelir ve hizmet aktarımı, ekonomik memnuniyetsizliği hafifletir.

Patronaj ve ağlar: İktidarın yerel düzeydeki bağlantıları seçmenin günlük yaşamında iktidarın önemini görünür kılar.

Algı yönetimi: Göreli kazanımlar, ekonomik kriz döneminde dahi statükonun tercih edilmesini kolaylaştırır.

Bu alt sistem, özellikle ekonomik kriz dönemlerinde iktidarın dayanaklarını güçlendiren somut ve ölçülebilir bir araç olarak işlev görür.

Ekonomik hoşnutsuzluk ve siyasal eleştiriler yüksek olsa bile, muhalefetin devlet yönetme kapasitesi, liderlik becerisi ve siyasal programları açısından güven verememesi seçmende riskten kaçınma davranışını güçlendirir. Bu süreç, statükonun “kötü ama bilinen ve kabul edilen” olarak algılanmasını destekler. Bu bağlamda iktidar tarafından vurgulanacak olgular muhalefette liderlik ve deneyim eksikliği, muhalefet liderlerinin kamuoyunda yeterince güven vermemesi, kurumsal kapasitelerinin ve kadrolarının yetersizliği, Devlet aygıtını etkin yönetme kapasitesinin sınırlılığı programlarının belirsizliği ve ekonomik ve siyasal çözümler konusunda net ve uygulanabilir planların olmamasıdır. Bu alt sistem, iktidarın doğal dayanıklılığını artıran kurumsal bir etmen olarak öne çıkar ve diğer alt sistemlerle birlikte iktidarın meşruluk kaybını yönetilebilir duruma getiren bütünselliği sağlar.

Seçim süreçleri, demokratik denetimin temel göstergelerinden biri olmasına karşın Türkiye’de bazı kurumsal uygulamalar iktidarın meşruluk kaybını yönetilebilir duruma getiren bir işlev görmektedir. Bu süreç özellikle bilgi ve sonuç akışı üzerindeki kontrol yoluyla işler.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararları: Seçim kurallarının yorumlanması, oyların geçersiz sayılması ve sonuçların ilanı sürecindeki müdahaleler, seçimlerin biçimsel olarak yürütülmesini sağlarken sonuçların öngörülebilir biçimde iktidar lehine şekillenmesini olanaklı kılar.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu: Bir anlamda sansür kurumu gibi çalışabilir ve özellikle karşıt siyasal görüşleri bastırmak amacıyla kullanılabilir.

Anadolu Ajansı ve resmi haber kanalları: Seçim sonuçlarının duyurulma şekli ve zamanlaması, seçmen ve adaylar üzerinde algı yönetimi etkisi yaratır. Özellikle ilk sonuçların ilanında yapılan tercih ve odaklandırma, muhalefet üzerinde baskı yaratabilir.

Bu alt sistemin özellikleri, etkisi ve sonuçları aşağıda belirtilmiştir.

Algı yönetimi yoluyla davranış denetimi: Seçmen ve muhalefet aktörleri, sürecin adil olmadığı veya sonuçların önceden belirlendiği algısına kapılarak riskten kaçınır.

Seçim sürecinin öngörülebilirliği: İktidar lehine sonuçların önceden belirlenmiş gibi algılanması, diğer alt sistemlerle birleştiğinde “kötü ama bilinen” seçeneğin tercih edilmesini güçlendirir.

Muhalefeti caydırma: Resmi kurumların ve haber ajanslarının denetimi, muhalefetin itiraz ve kampanya kapasitesini sınırlandırır ve hareketliliğini azaltır.

Bu alt sistem, özellikle bilişsel ve davranışsal baskılama süreçleriyle birlikte çalışarak iktidarın direnç mekanizmasını güçlendirir ve seçim ortamında statükonun korunmasına doğrudan katkı sağlar. Dolayısıyla, seçim denetimi ve algı yönetimi, yalnızca kurumsal bir düzenleme değil, demokratik gerileme sürecinin stratejik ve sistemli bir bileşeni olarak değerlendirilebilir.

Seçim sonuçlarının elektronik sistemler aracılığıyla sayısal olarak kaydedilmesi ve işlenmesi, kuramsal olarak iktidarın sonuçları yönlendirme veya yönlendirme olasılığını gündeme getirmektedir. Bu durum, seçim denetimi ve algı yönetimi mekanizmalarının bilişsel alt sistem işlevini güçlendirebilir. Türkiye özelinde bu tür müdahalelere ilişkin somut kanıt bulunmamaktadır. Ancak seçim süreçlerinin elektronik altyapısı ve sonuçların kamuoyuna aktarılma biçimi, olası riskler açısından kuramsal olarak incelenmeye değerdir. Böylece, seçim güvenliği ve veri işleme süreçleri, iktidarın direnç mekanizmaları çerçevesinde ele alınan bütüncül çözümleme içine alınmış olur.

Yerel yönetimler, demokratik sistemlerde yalnızca hizmet üretim birimleri değil, aynı zamanda siyasal temsilin ve yönetsel kapasitenin görünür duruma geldiği kurumsal alanlardır. Muhalefet partileri açısından yerel yönetimler, seçmen nezdinde yönetebilirlik savını sınayabildikleri ve siyasal meşruluklarını pekiştirebildikleri bir platform işlevi görmektedir. Bu nedenle, yerel yönetim alanına yönelik yönetsel ve hukuksal müdahaleler yalnızca yönetsel bir işlem olarak değil, aynı zamanda siyasal yarışmanın niteliğini dönüştüren bir mekanizma olarak değerlendirilmelidir.

Seçilmiş yerel yöneticilerin görevden uzaklaştırılması ve yerlerine merkezi yönetim tarafından atama yapılması, seçimle oluşan temsil ilişkisinin eylemli olarak kesintiye uğramasına yol açmaktadır. Bu uygulama, hukuksal gerekçelerle meşrulaştırılmakla birlikte, seçmen iradesinin kurumsal karşılığının sürekliliğini zayıflatmaktadır. Kayyım uygulamaları, yerel yönetimlerin siyasal özerkliğini sınırlandırarak merkezi yönetimin doğrudan yönetim kapasitesini genişletmektedir. Bu durum, seçimle elde edilen yönetsel yetkinin geçici ve koşullu duruma gelmesine neden olmakta ve temsilin sürekliliği ilkesini aşındırmaktadır.

Yerel yönetimlerin mali kaynaklara erişimindeki farklılaşmalar, kurumsal başarım üzerinde doğrudan etkiler üretmektedir. Merkezi bütçe transferleri, kredi onayları, yatırım izinleri ve proje destekleri gibi alanlarda yaşanan kısıtlar yerel yönetimlerin hizmet üretme kapasitesini sınırlayabilmektedir. Bu tür uygulamalar, seçilmiş yerel yönetimlerin başarımını nesnel koşullardan bağımsız olarak zayıf göstermeye yol açabilir. Sonuç olarak seçmen nezdinde muhalefetin yönetsel yeterliliğine ilişkin algı olumsuz yönde etkilenir. Böylece siyasal yarışma yalnızca seçim dönemlerinde değil, gündelik yönetsel süreçler içinde de asimetrik bir yapıya bürünür.

Seçilmiş yöneticilerin görev süreleri tamamlanmadan uzaklaştırılması, yerel yönetsel sürekliliği kesintiye uğratmakta ve kurumsal hafızayı zayıflatmaktadır. Bu durum yalnızca bireysel aktörleri değil, yerel bürokratik yapıların kararlılığını da etkilemektedir. Görevden alma süreçlerinin sıklaşması, yerel siyasal aktörler için yüksek riskli bir etkinlik ortamı yaratmakta ve olası adayların siyasal katılım isteğini azaltabilmektedir. Böylece yerel düzeyde siyasal yarışmanın niteliği zaman içinde daralmaktadır.

Kayyım uygulamaları, mali kısıtlar ve görevden alma mekanizmaları birlikte değerlendirildiğinde, yerel seçimlerin varlığına karşın temsil ilişkisinin içeriğinin zayıfladığı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Seçimler yapılmakta ve yerel yönetimler biçimsel olarak varlığını sürdürmekte, ancak seçmen iradesinin yönetsel sonuç üretme kapasitesi sınırlanmaktadır. Bu süreç, demokratik temsilin tümüyle ortadan kalkmasından çok temsilin biçimsel olarak korunup işlevsel olarak daraltılması şeklinde işlemektedir.

Benzer müdahale biçimleri farklı ülkelerde değişen yoğunluklarda gözlemlenmekle birlikte, Türkiye örneğinde yerel yönetimlere yönelik merkezi müdahalelerin sürekliliği ve kapsamı dikkat çekicidir. Karşılaştırmalı bakış açısı, yerel düzeyde elde edilen siyasal başarıların merkezi araçlarla sınırlandırılmasının otoriterleşme süreçlerinde sık başvurulan bir strateji olduğunu göstermektedir.

Yerel yönetimlere yönelik yönetsel ve mali müdahaleler, siyasal yarışmayı doğrudan yasaklamadan, temsilin etkisini azaltan bir mekanizma seti oluşturmaktadır. Bu mekanizmalar, muhalefetin yönetsel kapasitesini görünür kılma olanağını sınırlayarak seçmen nezdindeki güven ilişkisini zayıflatmakta ve siyasal alanın asimetrik yapısını pekiştirmektedir.

Siyasal tutuklamalar ve yargı süreçlerinin araçsallaştırılması çoğu zaman meşruluk krizini ortadan kaldırmaz, aksine, krizin görünürlüğünü ve etkisini denetim altına alır. Başlıca mekanizmalar rejim normatif meşruluk (hukuksal–demokratik) kaybını, güvenlik, düzen ve kararlılık söylemi ile gidermeye ve ortadan kaldırmaya çalışır. Bu, yazında sıklıkla başarım meşrulaştırma (performance legitimacy) ve düzene dayalı meşrulaştırma (order-based legitimacy) gibi kavramlarla açıklanır.

Siyasal tutuklamaların yerine getirdiği iktidarın devamını amaçlayan süreçler aşağıda belirtilmiştir.

Muhalefeti Kurumsal Alan Dışına İtme: Rakip aktörlerin siyasal yarışma kapasitesi zayıflatılır. Örgütlenme ve hareketlilik kanalları kesilir. Liderlik boşluğu yaratılır. Sonuç olarak yarışma azalır ve meşruluk krizinin siyasal maliyeti düşer.

Toplumsal Korku ve Caydırıcılık Üretme: Tutuklamalar yalnızca hedef alınan kişiyi etkilemez. Gazeteciler, akademisyenler, bürokratlar, yargıçlar, savcılar, yerel siyasetçiler için “örnek olay” oluşturur. Bu durum otosansür, siyasal geri çekilme ve toplu eylem kapasitesinin düşmesi yaratır. Sonuç olarak meşruluk krizine dönüşebilecek toplumsal itirazlar büyümeden bastırılır.

Hukuksallık Görünümü Üretme: Araçsallaştırılmış yargı süreçleri tutuklama, soruşturma, iddianame ve uzayan davalar aracılığıyla bir “hukuksal süreç” görüntüsü yaratır. Bu, üç düzeyde işlev görür: Birincisi iç kamuoyuna “Devlet hukuka göre hareket ediyor” mesajını vermesidir. İkincisi rejimin tabanına “suç ve suçluya karşı savaşım veriliyor” mesajı iletilir. Üçüncüsü uluslararası alana “ülkede yargı bağımsız”dır mesajı gönderilir.

Böylece normatif meşruluk kaybı simgesel hukuksallık yoluyla giderilmeye çalışılır.

Siyasal davalar çoğu zaman güvenlik, terör, ulusal beka ve güvenlik çerçevesine yerleştirilir. Sonuç olarak rejim–muhalefet yarışması “Devlet–tehdit” karşıtlığına dönüştürülür. Bu dönüşüm meşruluk krizini ideolojik kutuplaşma içinde eriterek yönetilebilir kılar.

Uzun süren yargı süreçleri kriz enerjisinin azaltılmasını sağlar. Kamuoyunun dikkatini dağıtır. Yeni gündemlerin oluşmasına fırsat verir. Bu, özellikle “yargısal sürüncemede bırakma” stratejisi olarak işlev görür.

Rejim açısından ortaya çıkan net sonuç siyasal tutuklamaların meşruluğu artırmadığı ancak iktidarın denetim kapasitesini artırdığıdır. Meşruluk eksikliği şiddet, zor kullanma ve hukuk araçlarıyla giderilir. Bu durum yarışmacı otoriterlik, karma rejim yazınında sıkça gözlenen bir mekanizmadır. Bu bağlamda, kısa vadede kriz yönetilebilir duruma gelir, ancak uzun vadede yargıya güven erozyonu, kurumsal çürüme, siyasal sistemde sert kırılma riski ve rejim maliyetinin artması ortaya çıkar. Araçsallaştırılmış yargı kısa vadeli kararlılık ve uzun vadeli kararsızlık gizil gücü yaratır.

ALT SİSTEMLERİN BİRLİKTE İŞLEYİŞİ: SİNERJİSTİK KATALİZÖR ETKİ

Bilişsel, davranışsal, maddi ve kurumsal ve siyasal nitelikle süreçler birbirini güçlendiren bir yapı oluşturur. Davranışsal ve bilişsel süreçler (kimlik, kutuplaşma, korku üretimi, gündem saptama/denetleme) seçmen davranışını doğrudan etkiler. Ekonomik ve parasal nitelikli süreçler ekonomik hoşnutsuzluğun siyasal maliyetini düşürür. Kurumsal ve siyasal süreçler muhalefetin güven verememesini sağlayarak riskten kaçınmayı artırır. Birlikte ele alındığında, bu alt sistemler iktidarın dayanıklılığını sistemli biçimde güçlendiren çok katmanlı bir mekanizma daha doğrusu bir kalkan oluşturur.

Alt sistem Mekanizmalarının Etki Hiyerarşisi

Bu çalışmada ele alınan siyasal yarışmayı sınırlama süreçleri gerek etki kapasiteleri ve gerekse sistem içindeki işlevleri bakımından eşit değildir. Mekanizmalar arasında hiyerarşik ve birbirini besleyen bir yapı bulunmaktadır. Bu yapı üç düzeyde kavramsallaştırılabilir:

Sistem Kurucu ve Çarpan Etkili Mekanizmalar: Bu düzeyde yer alan süreçler, yalnızca doğrudan etki üretmekle kalmaz ve diğer alt sistemlerin uygulanabilirliğini de olanaklı kılar. Yargı, siyasal yarışmayı sınırlayan diğer araçlara hukuksal zemin sağlayarak merkezi bir rol üstlenmektedir. Bu nedenle çok önemli süreç niteliği taşımaktadır.

Kapasite Aşındırıcı Mekanizmalar: Bu mekanizmalar, muhalefetin siyasal ve yönetsel kapasitesini zayıflatmak suretiyle yarışmanın niteliğini bozar. Yerel yönetimlere müdahale (kayyım, mali kısıtlama), merkezi kaynak dağıtımı yoluyla seçici destek sağlama ve seçilmiş aktörlerin görevden uzaklaştırılması bu bağlamda verilebilecek örneklerdir. Bu alt sistemler, özellikle muhalefetin “yönetebilirlik” savını görünür düzeyde aşındırmaktadır.

Algı ve Zaman Yönetimi Mekanizmaları: Bu düzeydeki mekanizmalar, siyasal sonuçların seçmen tarafından algılanmasını geciktirir ya da çarpıtır. Gündem ve medya denetimi, siyasal yanlış bilgilerin yayılması, görünürlük (çevrim içi tanıtımlar, afişler, panolar ve posterler) eşitsizliği ve siyasal söylemde sorumluluğun dağıtılması bu çerçevede gösterilebilecek örnekler arasındadır. Bu araçlar, meşruluk kaybının zamana yayılmasını sağlayarak yönlendirme etkisini pekiştirir.

Bu hiyerarşik yapı, siyasal yarışmanın tekil müdahalelerle değil, çok katmanlı ve eş güdümlü bir mekanizma setiyle sınırlandırıldığını göstermektedir. Özellikle yargının siyasallaşması diğer alt sistemlerin hem uygulanabilirliğini artırmakta hem de bu mekanizmaların “hukuk içinde” işliyormuş gibi sunulmasına olanak tanımaktadır. Bu durum, siyasal sistemin biçimsel olarak seçimli niteliğini korurken, yarışmanın özünü aşındıran asimetrik bir denge üretmektedir.

Türkiye örneğinde siyasal yarışmayı sınırlayan alt sistemlerin hiyerarşik yapısı nasıl somutlaşmaktadır?

Türkiye’de siyasal yarışmanın kurumsal çerçevesi biçimsel olarak çok partili ve seçimli niteliğini korumakla birlikte uygulamada yarışmanın eşit koşullarda gerçekleşmesini zorlaştıran çok katmanlı bir mekanizma seti gözlemlenmektedir. Bu mekanizmalar, tekil ve bağımsız araçlar olarak değil, birbirini destekleyen ve etkisini karşılıklı olarak güçlendiren bir yapı içinde işlemektedir. Türkiye örneği, alt sistem mekanizmalarının hiyerarşik bir düzende işlediğini ve özellikle kurumsal ve hukuksal araçların merkezi bir rol üstlendiğini göstermektedir.

Türkiye’de siyasal yarışma alanını en doğrudan etkileyen mekanizmanın yargının siyasallaşması olduğu gözlemlenmektedir. Siyasal aktörler hakkında açılan soruşturmalar, uzun yargı süreçleri, tutuklama tedbirlerinin geniş yorumlanması ve ceza yaptırımına dönüştürülmesi ve seçilmiş yöneticilerin görevden uzaklaştırılması gibi uygulamalar, muhalefetin örgütsel ve liderlik kapasitesini zayıflatabilmektedir. Bu süreçler yalnızca bireysel siyasal aktörleri değil, aynı zamanda yerel yönetimler ve siyasal partiler gibi kurumsal aktörleri de etkileyerek yarışma alanının sınırlarını yeniden tanımlamaktadır. Yargı mekanizması bu yönüyle, diğer müdahale araçlarına hukuksal zemin sağlayan bir merkezi kaldıraç işlevi görmektedir.

Türkiye’de yerel yönetimler, muhalefetin yönetsel kapasitesini ve seçmen nezdindeki başarım savını gösterebildiği başlıca alanlardan biridir. Bu nedenle yerel yönetimlere yönelik yönetsel ve mali müdahaleler, yarışmanın niteliği üzerinde doğrudan etkiler üretmektedir. Seçilmiş yöneticilerin görevden uzaklaştırılması, yerlerine atama yapılması, merkezi kaynakların dağıtımında farklılaştırıcı uygulamalar ve yerel projelerin uygulanmasında yönetsel engeller muhalefetin kurumsal etkinliğini sınırlayabilmektedir. Bu durum, seçmen nezdinde muhalefetin yönetim kapasitesinin zayıf olduğu algısını güçlendirebilmektedir.

Medya alanındaki yoğunlaşma, siyasal aktörlerin görünürlüğü üzerindeki eşitsizlikler ve kamusal tartışma gündeminin belirli çerçeveler içinde şekillenmesi, seçmen davranışı üzerinde dolaylı fakat sürekli bir etki yaratmaktadır. Ekonomik sorunların sorumluluğunun dış etkenlere atfedilmesi, siyasal rakiplerin sınırlı görünürlük elde etmesi ve kamuoyunda belirli tehdit algılarının sürekli olarak yeniden üretilmesi siyasal hesap verebilirlik mekanizmasının zayıflamasına katkıda bulunabilmektedir.

Kısacası, Türkiye örneği, siyasal yarışmayı sınırlayan alt sistem mekanizmalarının çok katmanlı ve hiyerarşik bir biçimde işlediğini göstermektedir. Yargının siyasallaşması belirleyici bir rol oynarken, yerel yönetim müdahaleleri ve gündem denetimi bu etkiyi pekiştiren tamamlayıcı mekanizmalar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bütünleşik yapı, seçimlerin devam ettiği ancak yarışma koşullarının eşit olmadığı bir siyasal denge üretmektedir.

Seçimler, demokratik rejimlerin temel meşruluk kaynağıdır. Bu nedenle otoriterleşme eğilimi gösteren siyasal sistemlerde seçimlerin tümüyle ortadan kaldırılması yerine, seçimlerin yapısal olarak yeniden tasarlanması yoluna gidilmektedir. Bu yeniden tasarım süreci, yazında sıklıkla “seçim mühendisliği” olarak adlandırılan bir dizi kurumsal ve hukuksal müdahaleyi içermektedir. Seçim mühendisliği, siyasal yarışmayı doğrudan yasaklamadan, ancak yarışın koşullarını iktidar lehine asimetrik ve öngörülebilir duruma getirerek çalışır. Bu durum, “yarışmanın var olduğu fakat sonucun büyük ölçüde önceden şekillendirildiği” bir siyasal denge üretmektedir.

Seçim barajları, temsilde kararlılık gerekçesiyle meşrulaştırılan ancak uygulamada temsili daraltan araçlar arasında yer almaktadır. Yüksek ulusal ya da bölgesel barajlar, belirli toplumsal kesimlerin siyasal temsilini sistemli biçimde sınırlandırabilmektedir. Türkiye’de uzun yıllar uygulanan yüksek ülke barajı, küçük ve orta ölçekli partilerin Meclis’e erişimini zorlaştırmış ve siyasal temsili büyük partiler lehine yoğunlaştırmıştır. Bu uygulama, hukuksal olarak meşru olmakla birlikte, yarışmanın eşitliği açısından ciddi yapısal sorunlar üretmiştir. Benzer uygulamalar, farklı düzeylerde olmak üzere ABD, Macaristan ve Polonya gibi ülkelerde de gözlemlenmekte ve seçim barajları, siyasal çoğulculuğu sınırlayan dolaylı bir eleme mekanizması işlevi görmektedir.

Seçim mühendisliğinin bir diğer önemli boyutu, seçim çevrelerinin ve bölgelerinin iktidar lehine yeniden düzenlenmesidir. Bu yöntem, oy oranları değişmeden temsil dağılımının değiştirilmesine olanak tanır. Seçim çevrelerinin nüfus, coğrafya ya da yönetsel gerekçelerle yeniden tanımlanması, teknik bir düzenleme gibi sunulsa da uygulamada belirli seçmen gruplarının etkisini azaltma veya yoğunlaştırma amacı taşıyabilmektedir. Bu tür düzenlemeler, seçim sonuçlarının matematiksel olarak öngörülebilir duruma gelmesine katkıda bulunur. Türkiye’de bu mekanizma daha sınırlı ve dolaylı biçimlerde kullanılsa da karşılaştırmalı örnekler (özellikle ABD ve bazı Orta Avrupa ülkeleri) seçim çevresi mühendisliğinin yarışmayı nasıl yapısal olarak dönüştürebildiğini açık biçimde göstermektedir.

Seçim mühendisliği yalnızca seçim kurallarına değil, siyasal aktörlerin yarışa katılma koşullarına da müdahale etmektedir. Parti kapatma davaları, siyasal yasaklar, adaylık kriterlerinin daraltılması ve uzun yargı süreçleri, güçlü rakiplerin sistem dışına itilmesine hizmet edebilmektedir. Bu tür düzenlemeler, muhalefeti açıkça yasadışı ilan etmeden, onu parçalı, zayıf ve sürekli savunmada kalan bir konuma sürükler. Böylece siyasal yarışma biçimsel olarak sürerken, yarışa katılabilen aktörlerin niteliği ve gücü ciddi biçimde değişir. Türkiye örneğinde bu durum, özellikle güçlü siyasal aktörlerin hukuksal süreçlerle etkisizleştirilmesi ve siyasal belirsizlik içinde tutulması yoluyla somutlaşmaktadır.

Seçim barajları, seçim çevresi düzenlemeleri ve dışlayıcı hukuksal araçlar birlikte değerlendirildiğinde, ortaya çıkan tablo şudur: Seçimler yapılmakta, muhalefet varlığını sürdürmekte, ancak yarışın sonucu büyük ölçüde önceden şekillenmektedir. Bu yapı, iktidara iki önemli üstünlük sağlar. Birincisi, meşruluk üretimidir. Seçimlerin devam etmesi, rejimin demokratik görünümünü korur. İkincisi, risk yönetimidir. Siyasal belirsizlik en aza indirilir, iktidar değişimi olasılığı denetim altında tutulur.

Türkiye, bu yönüyle Batı demokrasilerinde gözlenen otoriterleşme uygulamalarıyla önemli benzerlikler taşımaktadır. Ancak uygulamaların yoğunluğu, sürekliliği ve merkezi eş güdümü bakımından bazı ülkelerden ayrışmaktadır.

Bu bölümde ele alınan seçim mühendisliği araçları siyasal yarışmanın tümüyle ortadan kaldırılmasından çok, yarışmanın yapısal olarak dönüştürülmesini hedeflemektedir. Türkiye örneği, bu dönüşümün hukuksal ve kurumsal araçlarla nasıl gerçekleştirilebildiğini göstermesi bakımından karşılaştırmalı çözümleme için güçlü bir örnek sunmaktadır.

KARŞILAŞTIRMALI SİYASET ÇERÇEVESİ: TÜRKİYE’DE VE BATI DEMOKRASİLERİNDE OTORİTERLEŞME UYGULAMALARI

Türkiye’de gözlenen demokratik gerileme ve otoriterleşme eğilimleri, yalnızca ülkeye özgü bir sapma olarak değil, son yıllarda Batı demokrasilerinde de farklı yoğunluklarda gözlenen siyasal dönüşümlerin bir parçası olarak ele alınmalıdır. Bu bölümde amaç, Türkiye’nin uygulamalarını Batı örnekleriyle karşılaştırarak benzerlikleri ve özgünlükleri ortaya koymaktır. Bu yaklaşım iki temel savı taşır: Türkiye tekil bir örnek değildir, benzer mekanizmalar farklı ülkelerde de gözlemlenmektedir. Türkiye’deki uygulamaların yoğunluğu, kapsamı ve merkezi eş güdümü, batılı örneklerden belirgin biçimde ayrışmaktadır.

Batı demokrasilerinde, yüksek mahkemelerin kadrolaşması ve yargı reformları yoluyla denetim mekanizmalarının zayıflatılması gözlemlenmektedir. Polonya ve Macaristan’da yargının iktidar lehine yeniden düzenlenmesi, demokratik denetimin işlevselliğini azaltmıştır. İsrail’de ise yargı reformları tartışmaları, yargının bağımsızlığı konusunda endişeler yaratmıştır. Türkiye’de ise yargı siyasallaşması daha derin bir boyut taşır. Savcı ve yargıçlar üzerinde doğrudan siyasal baskı ve ceza hukukunun muhalefet üzerinde araçsallaştırılması demokratik denetimi ciddi biçimde zayıflatmıştır. Ortak nokta yargının tarafsız hakem olmaktan çıkmasıdır. Fark ise Türkiye’de yargı süreçleri, özellikle ceza hukuku boyutuyla muhalefeti doğrudan hedef almaktadır.

Batı demokrasilerinde, seçim kuralları iktidar lehine yeniden düzenlenebilir, seçim bölgeleri yönlendirilebilir (gerrymandering) ve seçmen erişimini kısıtlayan düzenlemeler uygulanabilir. Bu yöntemlerle yarışma varlığı korunurken, sonuçların öngörülebilirliği artırılmaktadır. Türkiye’de ise yüksek seçim barajları, seçim ittifaklarının hukuksal yönlendirmesi ve seçim sonrası sonuçların yargı yoluyla tartışmalı duruma getirilmesi gibi uygulamalar seçimlerin biçimsel olarak sürdüğü ama sonuçların büyük ölçüde öngörülebilir olduğu bir tablo yaratmaktadır. Yaratılan ortak mantık seçim vardır ama iktidar değişimi zor olgusudur.

Batı örneklerinde rakipleri zayıflatmak için hukuksal soruşturmalar veya medya itibarsızlaştırması yaygındır. Türkiye’de ise siyasal tutuklamalar, parti kapatma tehditleri ve belediye başkanlarının görevden alınması gibi daha doğrudan yöntemler kullanılmıştır. Aradaki fark Türkiye’de muhalefetin özgürlük alanı Batı örneklerine kıyasla daha radikal biçimde kısıtlanmakta olduğudur.

Yerel yönetimler, demokratik sistemlerde hizmet üretiminin ötesinde siyasal temsilin görünür duruma geldiği alanlardır. Batı demokrasilerinde yerel yönetimler görece özerk ve merkezi müdahale sınırlıdır. Türkiye’de ise kayyım uygulamaları, mali kaynakların merkezi kısıtlanması ve seçilmişlerin görevden alınması gibi uygulamalar yerel demokrasinin işlevselliğini sistemli biçimde zayıflatmaktadır. Böylece Türkiye, Batı örneklerinden ayrışmakta ve yerel temsilin biçimsel kalıp içinde boşalmasına dönüşmektedir.

Batı örneklerinde popülist söylem ve medya kutuplaşmasıyla sınırlı olan kriz yönetimi, Türkiye’de ulusal güvenlik ve beka söylemi, siyasal tutuklamalar ve yargı süreçlerinin araçsallaştırılması ve toplumsal korku ve caydırıcılık mekanizmaları şeklinde daha yoğun ve kurumsal biçimde yürütülmektedir. Bu durum, meşruluk krizini tümüyle ortadan kaldırmamakta, ancak yönetilebilir ve öngörülebilir kılmaktadır

Türkiye örneği, Batı demokrasilerinde gözlenen otoriterleşme eğilimleriyle birçok yapısal benzerlik taşımakla birlikte, bu uygulamaların yoğunluğu, sürekliliği ve ceza hukuku merkezli karakteri bakımından daha ileri bir aşamayı temsil etmektedir. Bu bağlamda Türkiye küresel eğilimin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Ancak uygulama derinliği ve sistemliliği açısından olağan dışı bir olay olarak öne çıkmaktadır.

Bu karşılaştırmalı bölüm, Türkiye’nin demokratik gerileme ve otoriterleşme mekanizmalarını Batı örnekleriyle birlikte çözümleyerek makalenin kuramsal katkısını güçlendirmekte, tek ülke çalışması eleştirisine karşı dayanıklı duruma getirmekte ve Türkiye’nin özgün ve benzer yönlerini net biçimde ortaya koymaktadır.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, Türkiye’de demokratik gerileme ve otoriterleşme süreçlerini, karşılaştırmalı bir bakış açısıyla çözümleyerek beş temel araştırma sorusuna yanıt aramıştır.

Farklı ülkelerde gözlenen yargı siyasallaşması mekanizmaları, hukuksal bağımsızlığın zayıflatılması ve siyasal amaçlarla hukukun araçsallaştırılması olarak ortaya çıkmaktadır. Türkiye örneğinde ise yargının sistemli olarak muhalefet üzerinde kullanılabilmesi, sürecin hem yoğunluğu hem de ceza hukuku odaklılığı açısından farklılaşmaktadır.

Seçim barajları, seçim bölgeleriyle oynanması (gerrymandering) ve rakipleri sistem dışına iten hukuksal düzenlemeler, Türkiye’de ve Batı örneklerinde seçimlerin biçimsel olarak varlığını korumasına karşın sonuçların öngörülebilir ve iktidar lehine olmasını sağlamaktadır. Bu durum, demokratik yarışmanın niteliğini dönüştürmekte ve iktidarın meşruluk krizini yönetilebilir duruma getirmesine hizmet etmektedir.

Kayyım uygulamaları, kaynak kısıtları ve görevden almalar, Türkiye’de yerel temsilin biçimsel kalıp içinde işlevsizleşmesine yol açmaktadır. Bu müdahaleler, seçmen iradesinin yönetsel sonuç üretme kapasitesini sınırlandırmakta ve muhalefetin yönetsel meşruluğunu görünür kılmasını engellemektedir.

Bu mekanizmalar, meşruluk krizini tümüyle ortadan kaldırmak yerine yönetilebilir duruma getirmektedir. Tutuklamalar, caydırıcılık ve korku üretimi, yargı süreçlerinin araçsallaştırılması ve gündem çerçevelemesi, iktidarın kriz karşısındaki denetimini artırmaktadır.

Türkiye, Batı demokrasilerinde gözlenen otoriterleşme eğilimleriyle birçok yapısal benzerlik taşırken, uygulamaların yoğunluğu, sürekliliği ve merkezi eş güdümü açısından özgün bir örnek oluşturmaktadır. Bu durum, Türkiye’nin hem küresel eğilimle ilişkisini hem de kendi özgün karakterini ortaya koymaktadır.

Bu çalışma, demokratik gerilemenin ani rejim kopuşlarıyla değil, çok katmanlı ve etkileşimsel mekanizmalar aracılığıyla kurumsallaştığını ileri sürmektedir. Türkiye örneği üzerinden geliştirilen çözümleme, meşruluk aşınmasının siyasal iktidar değişimine doğrusal biçimde yol açmadığını, bunun yerine belirli “süreçler” aracılığıyla siyasal kopuşun sistemli biçimde geciktirilebildiğini göstermektedir.

Çalışmanın temel savı demokratik gerilemenin yalnızca kurumların zayıflaması değil, siyasal yarışmayı asimetrik kılan bir yeniden tasarım mimarisi olarak anlaşılması gerektiğidir. Bu mimari dört düzeyde işlemektedir: davranışsal, maddi, bilişsel ve kurumsal. Davranışsal alt sistemler kutuplaşma ve negatif kimliklenme yoluyla seçmen davranışını kararlı bloklara sabitlerken, maddi alt sistemler kaynak yeniden dağıtımı ve sadakat ağları aracılığıyla ekonomik hoşnutsuzluğun siyasal kopuşa dönüşmesini sınırlar. Bilişsel alt sistemler gündem denetimi ve sorumluluk atfının bulanıklaştırılması üzerinden algısal düzeyde gecikme üretir. Kurumsal alt sistemler ise siyasal yarışmanın kurallarını yeniden tanımlayarak yarışma koşullarını yapısal biçimde dönüştürür.

Bu mekanizmalar tekil araçlar olarak değil, karşılıklı pekiştirme ilişkisi içinde işlemektedir. Dolayısıyla seçimlerin biçimsel varlığını sürdürmesi, yarışmanın eşit koşullarda gerçekleştiği anlamına gelmemektedir. Demokratik gerileme, bu bağlamda, seçimli sistemlerin askıya alınmasından çok seçimli yarışmanın içeriksel daralması biçiminde ortaya çıkmaktadır.

Türkiye örneği, bu mimarinin özellikle yargının siyasallaşması etrafında yoğunlaştığını göstermektedir. Çalışmada geliştirilen belirleyicilik ölçütleri (çoklu alan etkisi, diğer mekanizmaları güçlendirme kapasitesi, kurumsal yeniden üretilebilirlik ve uzun vadeli sonuç üretme) dikkate alındığında, yargının diğer alt sistemlere kıyasla daha merkezi bir konuma sahip olduğu görülmektedir. Yargı, yalnızca siyasal aktörleri etkisizleştiren bir araç değil, aynı zamanda yerel yönetimlere müdahalenin, siyasal yasakların ve yarışmayı sınırlayan düzenlemelerin hukuksal zeminini üreten bir çarpan (meta) mekanizma işlevi görmektedir. Bu durum, siyasal müdahalelerin hukuksal görünüm altında yürütülmesini sağlayarak meşruluk üretimini kolaylaştırmaktadır.

Karşılaştırmalı bakış açısı, Türkiye’nin tekil bir örnek olmadığını, benzer eğilimlerin ABD, Polonya, Macaristan ve İsrail gibi farklı siyasal bağlamlarda da gözlemlendiğini göstermektedir. Bununla birlikte Türkiye, kapasite güçlendirme sistemlerinin yoğunluğu, kapsamı ve merkezi eş güdüm düzeyi bakımından ayrışmaktadır. Bu ayrışma, demokratik gerilemenin yalnızca kurumsal zayıflama değil, aynı zamanda sistemli bir yeniden düzenleme süreci olduğunu göstermektedir.

Bu çalışma yazına üç temel katkı sunmaktadır. Birincisi, demokratik gerilemeyi normatif bir bozulma anlatısı yerine mekanizma temelli bir açıklama çerçevesi içinde ele almaktadır. İkincisi, yargının siyasallaşmasını demokratik gerilemenin sonucu değil, diğer müdahaleleri olanaklı kılan bir meta-mekanizma olarak kavramsallaştırmaktadır. Üçüncüsü, alt sistem mekanizmalarını birbirinden bağımsız araçlar olarak değil, etkileşimsel bir mimari olarak çözümleyerek seçimli otoriter denge tartışmalarına bütüncül bir model önermektedir.

Bu çerçeve, demokratik sistemlerde dayanıklılık ile kırılganlık arasındaki gerilimi yeniden düşünmeyi gerektirmektedir. Alt sistem mekanizmaları kısa vadede siyasal kararlılık üretebilmekte, ancak uzun vadede kurumsal güven erozyonu ve temsil kapasitesinde daralma yoluyla sistemin esnekliğini azaltabilmektedir. Dolayısıyla otoriter dayanıklılık ile sürdürülebilir rejim kararlılığı arasında zorunlu bir uyum bulunmamaktadır.

Sonuç olarak, Türkiye örneği demokratik gerilemenin seçimlerin askıya alınmasıyla değil, seçimlerin sürdürülmesi yoluyla kurumsallaşabildiğini göstermektedir. Siyasal yarışma devam ederken yarışmanın koşulları yeniden tanımlanmakta ve meşruluk kaybı ise çok katmanlı alt sistem mekanizmaları aracılığıyla yönetilebilir düzeye indirilmektedir. Bu bulgular, çağdaş demokrasilerin kırılganlıklarını anlamak açısından yalnızca Türkiye’ye değil, daha geniş karşılaştırmalı siyaset yazınına da çözümleyici katkı sunmaktadır.


 

Kaynakça

 

Bermeo, N. (2016). On Democratic Backsliding. Journal of Democracy, 27(1), 5–19. https://www.journalofdemocracy.org/articles/on-democratic-backsliding/

Bunce, V., ve Wolchik, S. (2011). Defeating Authoritarian Leaders in Postcommunist Countries. Cambridge University Press.

Diamond, L. (2019). Ill Winds: Saving Democracy from Russian Rage, Chinese Ambition, and American Complacency. New York: Penguin.

Levitsky, S., ve Ziblatt, D. (2018). How Democracies Die. New York: Crown.

Lührmann, A., ve Lindberg, S. I. (2019). “A Third Wave of Autocratization is Here: What is New About It?” Democratization, 26(7), 1095–1113.

Merkel, W. (2014). “Embedded and Defective Democracies.” In The Oxford Handbook of Political Science. Oxford University Press.

Schedler, A. (2006). Electoral Authoritarianism: The Dynamics of Unfree Competition. Boulder, CO: Lynne Rienner.

Senem Aydin-Düzgit, Senem.(2023). Dünyadaki Örnekler Işığında Türkiye’de Kutuplaşma. (Türkiye Siyasetinin Sınırları: Siyasal Davranış, Kurumlar ve Kültür (Ersin Kalaycıoğlu’na Armağan).  Bilgi Üniversitesi Yayınları. https://www.researchgate.net/publication/368849896_Dunyadaki_Ornekler_Isiginda_Turkiye'de_Kutuplasma

Tilly, C. (2007). Democracy. Cambridge: Cambridge University Press.

Waldner, D., ve Lust, E. (2018). “Unwelcome Change: Coming to Terms with Democratic Backsliding.” Annual Review of Political Science, 21, 93–113.