Yargısal Senaryo Kuramı: Yargının
Araçsallaştırılmasından Otoriter Rejim Dönüşümüne Devingen Bir Kuramsal Model
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Öz
Bu çalışma, yineleyen
yargısal süreçlerin yalnızca bireysel hukuksal işlemler olarak değil, belirli
örüntüler sergileyen kurumsal mekanizmalar olarak değerlendirilmesi gerektiği
varsayımından hareket etmektedir. Çalışmanın temel amacı, bu örüntüleri
açıklayabilecek yeni bir kuramsal çerçeve geliştirerek yargının araçsallaştırılması,
yargının siyasallaşması, yargısal darbe ve otoriterleşme arasındaki nedensel
ilişkileri sistem yaklaşımı temelinde açıklamaktır. Araştırma, kuram geliştirme
desenine dayalı nitel bir çalışma olarak tasarlanmış ve kavramsal çözümleme,
örüntü tanıma ve sistem yaklaşımı birlikte kullanılmıştır. Bu kapsamda
öncelikle Yargısal Senaryo (Judicial Script) kavramı geliştirilmiş ve
ardından bu kavram üzerine kurulan Yargısal Senaryo Kuramı önerilmiştir. Kuram,
Yargısal Senaryo Modeli, Yargısal Darbe Modeli ve Otoriterleşme Modeli olmak
üzere üç birbirini tamamlayan alt modelden oluşmaktadır. Çalışmanın temel savı yineleyen
yargısal süreçlerin belirli koşullar altında yargının araçsallaştırılmasına,
bunun kurumsallaşmasıyla yargının siyasallaşmasına, siyasallaşmanın ise
demokratik temsil ve siyasal yarışma üzerinde yargısal darbe niteliği taşıyan
sonuçlar üretebildiğine işaret etmektedir. Kuram, bu süreçlerin zaman içinde
birikimli (yığınsal) etkiler yaratarak demokratik rejimlerin aşamalı biçimde
otoriter rejimlere dönüşmesine katkıda bulunabilecek devingen mekanizmalar
oluşturabileceğini ileri sürmektedir. Sonuç olarak çalışma, yargı-siyaset
ilişkilerini mikro düzeydeki yargısal süreçlerden makro düzeydeki rejim
dönüşümüne uzanan çok katmanlı bir nedensel çerçeve içinde açıklayan özgün bir
kuram önererek karşılaştırmalı siyaset, kamu yönetimi ve otoriterleşme yazınına
kavramsal ve kuramsal katkı sunmaktadır.
Anahtar
Kelimeler: Yargısal
Senaryo, Yargısal Senaryo Kuramı, Yargının Araçsallaştırılması, Yargının
Siyasallaşması, Yargısal Darbe, Otoriterleşme, Rejim Dönüşümü, Demokratik Yarışma,
Sistem Yaklaşımı, Kuram Geliştirme.
Abstract
This study argues that recurring judicial processes
should be understood not merely as isolated legal proceedings but as
institutional mechanisms exhibiting identifiable patterns. Its primary
objective is to develop a novel theoretical framework that explains the causal
relationships among the instrumentalization of the judiciary, the
politicization of the judiciary, judicial coup dynamics, and
authoritarianization through a systems approach. The study adopts a qualitative
theory-building design based on conceptual analysis, pattern recognition, and
systems theory. It first introduces the concept of Judicial Script and
subsequently develops the Judicial Script Theory. The proposed theory consists
of three interrelated models: the Judicial Script Model, the Judicial Coup
Model, and the Authoritarianization Model. The central argument is that
recurring judicial processes may, under certain conditions, facilitate the
instrumentalization of the judiciary; when institutionalized, this instrumentalization
may evolve into judicial politicization, which in turn can generate judicial
coup-like consequences affecting democratic representation and political
competition. Over time, these cumulative institutional mechanisms may
contribute to the gradual transformation of democratic regimes into
authoritarian ones. By integrating judicial processes, institutional dynamics,
and regime transformation within a single analytical framework, the study
offers an original theoretical contribution to the literatures on comparative
politics, public administration, judicial politics, and authoritarianization.
Keywords: Judicial Script, Judicial Script Theory,
Instrumentalization of the Judiciary, Politicization of the Judiciary, Judicial
Coup, Authoritarianization, Regime Transformation, Democratic Competition,
Systems Approach, Theory Building.
GİRİŞ
Bilimsel
kuramlar ortak bir kavramsal dil üzerine kurulur. Kavramların açık biçimde
tanımlanmadığı bir alanda olgular sistemli olarak sınıflandırılamaz,
karşılaştırılamaz ve açıklanamaz. Bu nedenle bu çalışma, öncelikle 'Yargısal
Senaryo' kavramını tanımlamakta ve ardından bu kavram üzerine kurulan bir
kuramsal model geliştirmektedir.
Son yıllarda
demokratik gerileme ve otoriterleşme süreçleri üzerine yapılan çalışmalar
yargının siyasal sistem içindeki rolüne giderek daha fazla dikkat çekmektedir.
Karşılaştırmalı siyaset yazınında yargının siyasallaşması (politicization of
the judiciary), hukukun siyasal mücadelede araç olarak kullanılması (lawfare),
demokratik gerileme (democratic backsliding) ve yarışmacı otoriterlik (competitive
authoritarianism) gibi kavramlar yargı ile siyaset arasındaki ilişkinin
farklı boyutlarını açıklamaya yönelik önemli kuramsal katkılar sunmuştur.
Bununla birlikte, bu çalışmaların büyük bölümü yargısal müdahalelerin
sonuçlarına odaklanmakta ve bu sonuçları üreten yineleyen kurumsal süreçlerin
yapısını ve işleyiş mantığını açıklamada sınırlı kalmaktadır.
Bu
çalışmanın hareket noktası da bu kuramsal boşluktur. Çalışma, tek tek
soruşturmaların hukuksal doğruluğunu veya mahkeme kararlarının isabetini
değerlendirmeyi amaçlamamaktadır. İnceleme konusu, belirli siyasal bağlamlarda yineleyen
ve yüksek düzeyde öngörülebilir özellikler gösteren yargısal süreçlerin, nasıl
kurumsal bir örüntü durumuna geldiği ve bu örüntünün siyasal sistem üzerinde
hangi etkileri ürettiğidir.
Bu amaçla
çalışma Yargısal Senaryo Kuramı (Judicial Script Theory) adı verilen
yeni bir kuramsal çerçeve önermektedir. Kuramın temel varsayımı, belirli
siyasal koşullarda yargısal süreçlerin birbirinden bağımsız olaylar olarak
değil, belirli bir kronoloji izleyen, aktörleri değişse bile yapısı büyük
ölçüde sabit kalan ve sonuçları önemli ölçüde öngörülebilen bir yargısal
senaryo biçiminde işleyebileceğidir. Böyle bir senaryoda dikkat çekici olan,
tek tek yargısal kararlar değil, kararların üretildiği sürecin ölçünleştirilmiş
(standartlaşmış) yapısı ve bu yapının yineleyen niteliğidir.
Çalışma, bu yineleyen
sürecin yalnızca hukuksal sonuçlar üretmediğini, aynı zamanda yargının
araçsallaştırılması ve siyasallaşması yoluyla siyasal yarışma üzerinde etkiler
doğurabilecek bir mekanizma oluşturduğunu ileri sürmektedir. Bu mekanizmanın
sistem düzeyindeki sonucu ise demokratik yarışma koşullarının aşınması ve
otoriterleşme devingenlerinin güçlenmesi olarak kavramsallaştırılmaktadır.
Böylece çalışma yargısal senaryo, yargının araçsallaştırılması, yargının
siyasallaşması, yargısal darbe ve otoriterleşme kavramlarını tek bir açıklayıcı
model içinde bir araya getirmektedir.
Bu yönüyle
çalışma, mevcut yazındaki "yargı ne yaptı?" sorusundan çok "yineleyen
yargısal süreçler nasıl işler ve hangi kurumsal mekanizmalar aracılığıyla rejim
düzeyinde sonuçlar üretir?" sorusuna yanıt aramaktadır. Dolayısıyla
önerilen kuram, yalnızca belirli olayları çözümlenmesini değil, farklı
ülkelerde ve farklı siyasal bağlamlarda sınanabilecek karşılaştırmalı bir
açıklama modeli geliştirmeyi hedeflemektedir.
Amaç ve
Hedefler
Bu
çalışmanın temel amacı yargının siyasal süreçlerdeki rolünü tekil mahkeme
kararları veya bireysel soruşturmalar üzerinden değil, yineleyen ve
öngörülebilir yargısal süreçlerin oluşturduğu kurumsal örüntüler üzerinden
açıklayabilecek yeni bir kuramsal çerçeve geliştirmektir. Bu doğrultuda
çalışma, Yargısal Senaryo Kuramı (Judicial Script Theory) adı verilen
bir model önererek, yargının araçsallaştırılması, siyasallaşması, yargısal
darbe ve otoriterleşme arasında kuramsal bir nedensellik zinciri kurmayı
amaçlamaktadır.
Çalışmanın
temel savı belirli siyasal koşullar altında yineleyen yargısal süreçlerin
yalnızca hukuksal işlemler dizisi olarak değil, öngörülebilir ve ölçünleştirilmiş
bir yargısal senaryo biçiminde işleyebildiği ve bu senaryonun yargının
araçsallaştırılması ve siyasallaşması yoluyla siyasal yarışmayı etkileyebilecek
sonuçlar üretebildiğidir. Bu yaklaşım, yargının demokratik gerileme ve
otoriterleşme süreçlerindeki rolünü açıklamaya yönelik mevcut kuramlara süreç
odaklı yeni bir açıklama modeli eklemeyi hedeflemektedir.
Bu genel
amaç doğrultusunda çalışmanın hedefleri şunlardır:
Yargısal Senaryo kavramını tanımlamak ve kuramsal temellerini
ortaya koymak.
Yineleyen yargısal süreçlerin ortak yapısal özelliklerini ve
kronolojik örüntülerini belirlemek.
Bu süreçlerin yargının araçsallaştırılması ve
siyasallaşmasıyla nasıl ilişkilendirilebileceğini açıklayan kuramsal bir model
geliştirmek.
Yargısal senaryo ile yargısal darbe arasındaki kavramsal ve
nedensel ilişkiyi ortaya koymak.
Yargısal süreçlerin demokratik yarışma, siyasal temsil ve
otoriterleşme devingenleri üzerindeki olası sistemsel etkilerini kuramsal
olarak tartışmak.
Önerilen kuramın farklı ülkelerde ve farklı siyasal
bağlamlarda karşılaştırmalı olarak sınanabilecek genel bir çözümleyici çerçeve
sunduğunu ortaya koymak.
Bu çalışma,
belirli bir ülkedeki yargısal süreçlerin hukuksal doğruluğu veya yanlışlığı
hakkında hüküm vermeyi amaçlamamaktadır. Bunun yerine, yineleyen yargısal
süreçlerin oluşturduğu kurumsal örüntüleri inceleyerek, bu örüntülerin siyasal
sistem üzerindeki etkilerini açıklamaya yönelik bir kuramsal model geliştirmeyi
hedeflemektedir.
Araştırma
Soruları
Ana
Araştırma Sorusu: Yineleyen
ve öngörülebilir yargısal süreçler yargının araçsallaştırılması, siyasallaşması
ve otoriterleşme arasındaki ilişkiyi açıklayan yeni bir kuramsal model olarak
kavramsallaştırılabilir mi?
Alt
Araştırma Soruları
Yargısal Senaryo'nun ayırt edici özellikleri nelerdir?
Yargısal Senaryo ile yargının araçsallaştırılması arasında
nasıl bir ilişki vardır?
Araçsallaştırma hangi koşullarda yargının siyasallaşmasına
dönüşmektedir?
Yargının siyasallaşması hangi koşullarda yargısal darbe
niteliği taşıyan sonuçlar üretebilir?
Bu süreçler demokratik yarışma ve otoriterleşme devingenlerini
nasıl etkileyebilir?
Yöntem
Bu çalışma,
kuram geliştirmeye (theory building) yönelik nitel bir araştırma olarak
tasarlanmıştır. Araştırmanın amacı belirli bir ülkeye veya tekil yargı
kararlarına ilişkin hukuksal değerlendirmelerde bulunmak değil, yineleyen
yargısal süreçlerden hareketle Yargısal Senaryo Kuramı (Judicial Script
Theory) adı verilen yeni bir açıklayıcı model geliştirmektir. Bu nedenle
çalışma, açıklayıcı (explanatory) ve kuram oluşturucu (theory-generating)
bir araştırma niteliği taşımaktadır.
Araştırma,
süreç izleme (process tracing), örüntü tanıma (pattern recognition)
ve çözümleyici genelleme (analytic generalization) yaklaşımlarını birlikte
kullanmaktadır. Öncelikle, yineleyen yargısal süreçlerin kronolojik yapısı
incelenmekte ve daha sonra bu süreçlerde ortaya çıkan ortak özellikler
belirlenerek kurumsal örüntüler tanımlanmaktadır. Son aşamada ise bu
örüntülerden hareketle yargının araçsallaştırılması, siyasallaşması ve
otoriterleşme arasındaki ilişkileri açıklayan kuramsal bir model
geliştirilmektedir.
Çalışmanın görgül
(ampirik) bölümü, kuram oluşturma amacıyla seçilmiş açıklayıcı olay (theory-building
case study) yaklaşımına dayanmaktadır. İncelenen olaylar, istatistiksel
temsil amacıyla değil, yineleyen süreçlerin ortak özelliklerini ortaya
koyabilecek çözümleyici örnekler olarak değerlendirilmektedir. Amaç, belirli
olayların hukuksal doğruluğunu sınamak değil, farklı olaylarda gözlenen ortak
süreçleri açıklayabilecek kavramsal bir model geliştirmektir.
Yöntemin
temel varsayımı, sosyal bilimlerde tekil olaylardan çok yineleyen süreçlerin
kuramsal açıklama bakımından daha yüksek çözümleyici değer taşıdığıdır. Bu
nedenle araştırma, bireysel yargı kararlarını değil, bu kararların üretildiği
kurumsal süreçleri çözümleme birimi olarak kabul etmektedir. Böylece çalışma,
olaylardan örüntülere, örüntülerden kavramlara ve kavramlardan kurama ulaşan
aşamalı bir kuramsallaştırma stratejisi izlemektedir.
Önerilen
kuram, tek bir ülke veya dönemle sınırlı değildir. Araştırmada geliştirilen
kavramsal çerçevenin benzer özellikler gösteren farklı ülke örneklerinde
karşılaştırmalı olarak sınanabilecek çözümleyici bir model sunduğu kabul
edilmektedir. Bu yönüyle çalışma, istatistiksel genelleme değil, çözümleyici
genelleme yapmayı amaçlamaktadır.
Bu
araştırmada kuramsal modelin geliştirilmesinde Sürekli Güncellenen
Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) yaklaşımından yararlanılmıştır. SGSÇ, devingen
siyasal süreçleri tekil olaylar yerine zaman içinde yineleyen örüntüler olarak çözümlemeyi
esas alan bir yöntemdir. Bu yaklaşım sayesinde, birbirinden bağımsız görünen
yargısal süreçler ortak yapısal özellikleri bakımından değerlendirilmiş ve bu
değerlendirmelerden hareketle Yargısal Senaryo Kuramı geliştirilmiştir.
YARGISAL
SENARYO KURAMI: MODELİN AÇIKLANMASI
Yargısal
Senaryo Kuramı, yineleyen yargısal süreçlerin yalnızca birbirinden bağımsız hukuksal
işlemler olarak değil, belirli bir sıra ve mantık içinde ilerleyen kurumsal bir
süreç olarak değerlendirilmesi gerektiği varsayımına dayanmaktadır. Kurama
göre, bazı siyasal bağlamlarda yargısal süreçler, aktörleri değişse de benzer
aşamalardan geçen, sonuçları büyük ölçüde öngörülebilen ve zaman içinde tektipleşen
bir yargısal senaryo (Judicial Script) niteliği kazanabilir. Kuramın
temel varsayımı, açıklanması gereken olgunun tek tek yargı kararları değil, bu
kararların üretildiği süreç olduğudur. Dolayısıyla çözümleme birimi, bireysel
davalar değil, farklı olaylarda yineleyen kurumsal örüntülerdir. Model, beş
aşamalı bir nedensel zincir üzerine kurulmuştur.
Aşama 1:
Yargısal Senaryo (Judicial Script)
Modelin ilk
aşamasını yineleyen ve öngörülebilir nitelik kazanan yargısal süreç
oluşturmaktadır. Bu süreçte benzer olaylarda benzer işlem sıraları izlenmekte;
aktörler değişse bile süreç belirli bir kronoloji çerçevesinde yeniden
üretilmektedir. Kuramın hareket noktası bu yinelemenin rastlantısal değil,
kurumsal bir örüntü oluşturduğu varsayımıdır.
Aşama 2:
Yargının Araçsallaştırılması
Yargısal
Senaryo'nun sürekli tekrarlanması, yargısal süreçlerin yalnızca hukuksal
uyuşmazlıkların çözümüne hizmet eden mekanizmalar olarak değil, aynı zamanda
siyasal sonuçlar doğurabilen araçlar olarak işlev görüp görmediği sorusunu
gündeme getirir. Bu aşamada kuram yargısal süreçlerin ürettiği sonuçların hangi
aktörlere sistemli üstünlük sağladığını çözümlemektedir.
Aşama 3:
Yargının Siyasallaşması
Araçsallaştırmanın
süreklilik kazanması ve kurumsallaşması durumunda sorun artık bireysel
uygulamaların ötesine geçmektedir. Bu aşamada çözümleme yargı kurumunun siyasal
süreçlerle ilişkisini ve yargısal kararların siyasal yarışma üzerindeki
etkilerini incelemektedir.
Aşama 4:
Yargısal Darbe
Modelin
dördüncü aşaması yargısal süreçlerin seçimle oluşmuş siyasal temsil üzerinde
belirleyici etkiler üretmesi durumunu açıklamaktadır. Kurama göre, yargısal
müdahalelerin sistemli biçimde siyasal temsilin işleyişini değiştirdiği
durumlar yargısal darbe kavramı çerçevesinde çözümlenebilir.
Aşama 5:
Otoriterleşme
Modelin son
aşaması önceki dört aşamanın rejim düzeyindeki etkilerini açıklamaktadır.
Kuram, yargısal süreçler aracılığıyla ortaya çıkan kurumsal dönüşümlerin,
demokratik yarışmanın işleyişini ve siyasal temsil mekanizmalarını
etkileyebileceğini ve bu etkilerin belirli koşullar altında otoriterleşme devingenlerine
katkıda bulunabileceğini ileri sürmektedir. Bu çerçevede Yargısal Senaryo
Kuramı, yargının araçsallaştırılması, siyasallaşması, yargısal darbe ve
otoriterleşme kavramlarını tek bir nedensel model içinde bir araya
getirmektedir. Kuramın temel savı otoriterleşme süreçlerinin yalnızca siyasal
aktörlerin tercihleriyle değil, aynı zamanda yineleyen yargısal süreçler
aracılığıyla işleyen kurumsal mekanizmalarla da açıklanabileceğidir.
Şekil 1: Yargısal Senaryo Kuramının
Nedensel Modeli
YARGISAL
SENARYO KURAMININ TEMEL ÖNERMELERİ
Yargısal
Senaryo Kuramı, yineleyen yargısal süreçler ile demokratik rejimlerin dönüşümü
arasında çok katmanlı ve birikimli (yığınsal) nedensel ilişkiler bulunduğu
varsayımına dayanmaktadır. Kuramın açıklayıcı gücü tek tek yargısal kararların hukuksal
doğruluğunu veya yanlışlığını değerlendirmesinden değil, belirli örüntüler
gösteren yargısal süreçlerin kurumsal ve siyasal sistem üzerinde ürettiği
etkileri açıklamasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle kuram, birbirini
tamamlayan ve görgül olarak sınanabilir nitelikte yedi temel önerme üzerine kurulmuştur.
Önerme 1. Benzer özellikler gösteren yargısal
süreçlerin farklı zamanlarda ve farklı aktörler üzerinde yinelenmesi bireysel hukuksal
olayların ötesinde kurumsal bir örüntünün varlığına işaret eder. Bu örüntü
Yargısal Senaryo'nun temel çözümleyici birimini oluşturur.
Önerme 2. Yargısal süreçlerin belirli bir
örüntü ve süreklilik içinde işlemesi yargının yalnızca uyuşmazlık çözen bir
kurum olarak değil, belirli siyasal veya kurumsal sonuçlar üretebilen bir araç
olarak kullanılmasına elverişli bir zemin oluşturabilir. Başka bir ifadeyle, yineleyen
yargısal senaryolar belirli koşullar altında yargının araçsallaştırılmasına
dönüşebilir.
Önerme 3. Yargının araçsallaştırılması,
süreklilik kazanması, kurumsallaşması ve sistemli biçimde benzer sonuçlar
üretmesi durumunda yargının siyasallaşmasına dönüşebilir. Bu aşamada yargısal
süreçler yalnızca hukuksal değil, aynı zamanda siyasal sistem üzerinde etkiler
üreten kurumsal mekanizmalar durumuna gelir.
Önerme 4. Yargının siyasallaşması, demokratik
temsil mekanizmalarını, siyasal yarışmayı ve seçimle oluşan siyasal kurumları
sistemli biçimde etkilemeye başladığında yargısal darbe niteliği taşıyan
kurumsal sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu aşamada belirleyici olan unsur tekil
yargı kararları değil, bunların birlikte oluşturduğu sistemli etkidir.
Önerme 5. Yargısal darbe niteliği taşıyan
süreçler demokratik yarışmanın zayıflaması, muhalefetin kurumsal kapasitesinin
aşınması, denge ve denetim mekanizmalarının etkinliğinin azalması ve siyasal
gücün yoğunlaşması gibi sonuçlar üreterek otoriterleşme devingenlerini
güçlendirebilir.
Önerme 6. Otoriterleşme, ani bir siyasal
kırılmanın değil, tekrarlayan yargısal süreçlerin, kurumsal dönüşümlerin ve
siyasal etkilerin zaman içinde birbirini beslemesiyle oluşan yığınsal bir rejim
dönüşümünün ürünüdür.
Önerme 7. Yargısal Senaryo Kuramı'nda her
modelin ürettiği kurumsal sonuçlar bir sonraki modelin başlangıç koşullarını
oluşturmaktadır. Dolayısıyla kuram doğrusal bir neden-sonuç zinciri değil, geri
beslemelerle güçlenen, çok katmanlı ve devingen bir sistem olarak işlemektedir.
Bu önermeler
birlikte değerlendirildiğinde, Yargısal Senaryo Kuramı'nın temel öngörüsü açık
biçimde ortaya çıkmaktadır. Buna göre demokratik rejimlerin otoriter rejimlere
dönüşümü, tekil siyasal olayların veya bireysel yargısal kararların sonucu
değildir. Rejim dönüşümü, tekrarlayan yargısal süreçlerden başlayarak
araçsallaştırma, siyasallaşma ve yargısal darbe aşamalarından geçen, her
aşamada yeni kurumsal sonuçlar üreten ve bu sonuçların zaman içinde
birikmesiyle ilerleyen devingen bir nedensel sürecin ürünüdür. Bu yönüyle
kuram, mikro düzeydeki yargısal süreçlerle makro düzeydeki rejim dönüşümü
arasında çözümleyici bir köprü kurmayı amaçlamaktadır.
KAVRAMSAL
ÇERÇEVE
Bilimsel
kuramlar, ortak bir kavramsal dil üzerine inşa edilir. Kavramların açık,
tutarlı ve çözümleyici olarak ayırt edici biçimde tanımlanmadığı bir alanda
olguların sistemli olarak sınıflandırılması, karşılaştırılması ve açıklanması olanaklı
değildir. Bu nedenle kuram geliştirme sürecinin ilk aşaması, araştırmanın temel
kavramlarını tanımlamak ve bu kavramlar arasındaki ilişkileri açıklığa
kavuşturmaktır.
Sosyal
bilimlerde kavramlar yalnızca betimleyici araçlar değildir. Aynı zamanda
araştırmanın çözümleyici sınırlarını belirleyen kurucu unsurlardır. Bir olgunun
hangi kavramla tanımlandığı, araştırmanın hangi değişkenleri dikkate alacağını,
hangi ilişkileri inceleyeceğini ve hangi kuramsal sonuçlara ulaşacağını
doğrudan etkiler. Bu nedenle kavramsal belirsizlikler yalnızca terminolojik
sorunlar yaratmaz ve aynı zamanda kuramsal açıklama gücünü de zayıflatır.
Yargı ve
siyaset ilişkisini inceleyen mevcut yazında “judicialization of politics”, “politicization
of the judiciary”, “lawfare”, “democratic backsliding” ve “competitive
authoritarianism” gibi kavramlar önemli açıklama çerçeveleri sunmaktadır.
Bununla birlikte, bu kavramlar ağırlıklı olarak yargısal süreçlerin
sonuçlarını, işlevlerini veya rejim üzerindeki etkilerini açıklamaya
odaklanmaktadır. Buna karşılık, farklı olaylarda yineleyen, belirli bir
kronolojik düzen izleyen ve yüksek düzeyde öngörülebilir özellikler gösteren
yargısal süreçleri tanımlayan ortak bir kavramsal çerçevenin yazında yeterince
geliştirilmediği görülmektedir.
Bu çalışma,
söz konusu boşluğu Yargısal Senaryo (Judicial Script) kavramını önererek
doldurmayı amaçlamaktadır. Yargısal Senaryo, belirli siyasal bağlamlarda
aktörleri değişse bile benzer aşamalardan geçen, zaman içinde tektipleşen ve
sonuçları önemli ölçüde öngörülebilir duruma gelen yargısal süreç örüntülerini
ifade etmektedir. Bu kavram, tek tek yargısal kararları değil, bu kararların
üretildiği kurumsal süreçleri çözümleme birimi olarak kabul etmektedir.
Dolayısıyla çalışmanın odak noktası, bireysel davaların hukuksal
değerlendirilmesi değil, yineleyen süreçlerin ortak yapısal özelliklerinin
kavramsallaştırılmasıdır.
Bu kavramsal
çerçeve üzerine kurulan Yargısal Senaryo Kuramı yargının araçsallaştırılması,
yargının siyasallaşması, yargısal darbe ve otoriterleşme kavramlarını birbirini
izleyen çözümleyici düzeyler olarak ele almaktadır. Kuramın temel varsayımı, yineleyen
yargısal süreçlerin belirli koşullar altında yalnızca hukuksal sonuçlar
üretmekle kalmayıp, siyasal yarışmanın işleyişini etkileyen kurumsal
mekanizmalar oluşturabileceğidir. Böylece çalışma, olaylardan örüntülere,
örüntülerden kavramlara ve kavramlardan kurama uzanan sistemli bir açıklama
modeli geliştirmeyi hedeflemektedir.
OLAYLARDAN
KURAMA: KURAM OLUŞTURMANIN MANTIĞI
Bilimsel
araştırmaların temel amacı tekil olayları betimlemekten çok bu olayların
ardındaki düzenlilikleri ortaya çıkarmak ve açıklamaktır. Bu nedenle bilimsel
bilgi bireysel olgulardan değil, bu olgular arasında gözlenen yinelemeler,
örüntüler ve nedensel ilişkilerden hareketle oluşturulur. Kuram geliştirme
süreci de aynı mantığa dayanır. Gözlenen olaylar önce sistemli biçimde
sınıflandırılır, daha sonra ortak özellikleri belirlenerek kavramsallaştırılır
ve son aşamada bu kavramlar arasındaki ilişkileri açıklayan kuramsal modeller
geliştirilir.
Bu yaklaşım,
sosyal bilimlerde olayların tek başına açıklayıcı olmadığı, ancak yineleyen
örüntüler oluşturduklarında çözümleyici değer kazandıkları varsayımına
dayanmaktadır. Bir olayın tekil olması, onu olağan dışı bir durum olarak
değerlendirmeyi gerektirirken ve aynı olayın farklı zamanlarda, farklı
aktörlerle ve benzer süreçler izleyerek yinelenmesi araştırmacıyı bu tekrarın
ardındaki kurumsal mekanizmaları sorgulamaya yöneltmektedir. Dolayısıyla
bilimsel açıklamanın hareket noktası tekil olaylar değil yineleyen süreçlerdir.
Kuram
geliştirme süreci bu çalışmada beş aşamalı bir çözümleyici çerçeve içinde ele
alınmaktadır. Birinci aşama, olguların sistemli biçimde gözlemlenmesidir.
Araştırmacı, birbirinden bağımsız görünen olayları kaydeder ve bunların ortak
özelliklerini belirlemeye çalışır. İkinci aşama, gözlenen olaylar arasındaki yinelemelerin
ve düzenliliklerin belirlenmesidir. Aynı işlem sıralarının, benzer aktör
ilişkilerinin ve benzer sonuçların farklı olaylarda yinelenmesi, araştırmacının
artık tekil olaylardan değil, kurumsal örüntülerden söz edebilmesine olanak
sağlar. Üçüncü aşama, bu örüntülerin kavramsallaştırılmasıdır. Bilimsel
araştırmalarda ortak bir dil oluşturulabilmesi için gözlenen düzenliliklerin çözümleyici
kavramlara dönüştürülmesi zorunludur. Bu çalışmada önerilen Yargısal Senaryo (Judicial
Script) kavramı bu kavramsallaştırma sürecinin ürünüdür. Kavram, yineleyen
ve öngörülebilir nitelik kazanan yargısal süreç örüntülerini tanımlamak
amacıyla geliştirilmiştir. Dördüncü aşama, kavramlar arasındaki ilişkilerin
açıklanmasıdır. Kuramlar, yalnızca kavramların tanımlanmasından değil, bu
kavramlar arasında nedensel ve mantıksal ilişkilerin kurulmasından doğar. Bu
çalışmada Yargısal Senaryo yargının araçsallaştırılması, yargının
siyasallaşması, yargısal darbe ve otoriterleşme kavramları arasında ardışık bir
açıklama modeli önerilmektedir. Beşinci ve son aşama ise kuramın
oluşturulmasıdır. Kuram, tek tek olayları açıklamak için değil, benzer
özellikler gösteren farklı olayları aynı çözümleyici çerçeve içinde
değerlendirebilmek amacıyla geliştirilir. Bu nedenle Yargısal Senaryo Kuramı
belirli bir ülkeye veya belirli bir döneme ilişkin açıklama sunmaktan çok
farklı siyasal sistemlerde gözlenebilecek benzer süreçleri çözümleme etmeye
elverişli genel bir kuramsal model olarak tasarlanmıştır. Bu yaklaşımın temel
varsayımı, kuramların olaylardan değil, olaylar arasındaki düzenliliklerden
üretildiğidir. Başka bir ifadeyle, bilimsel açıklama olgulardan örüntülere,
örüntülerden kavramlara, kavramlardan modellere ve modellerden kurama uzanan
kademeli bir bilgi üretim sürecidir. Bu çalışma da aynı yöntemi izleyerek, yineleyen
yargısal süreçleri önce Yargısal Senaryo kavramı altında toplamakta, ardından
bu kavram üzerine kurulan bütüncül bir kuramsal model geliştirmektedir.
Şekil 2: Kuram Oluşturma
Olgu: Araştırmanın başlangıç noktası tekil
olaylardır. Olgular, belirli bir zaman ve yerde gerçekleşen gözlemlenebilir
olaylardır. Tek başlarına kuram oluşturmazlar ancak bilimsel gözlemin temel
veri kaynağını oluştururlar.
Örüntü: Benzer olguların farklı zamanlarda ve
farklı aktörlerle yinelenmesi bunların artık rastlantısal değil, düzenli bir
süreç oluşturduğunu gösterir. Araştırmanın açıklama birimi tekil olaylar değil,
bu tekrar eden örüntülerdir.
Kavram: Örüntüler çözümleyici olarak
tanımlandığında kavramlar ortaya çıkar. Kavramlar, ortak bir bilimsel dil
oluşturur ve araştırmanın temel yapı taşlarını oluşturur.
Bu çalışmada
geliştirilen temel kavramlar şunlardır: Yargısal Senaryo, Yargının
Araçsallaştırılması, Yargının Siyasallaşması, Yargısal Darbe, Otoriterleşme ve Model.
Kavramlar arasındaki ilişkiler açıklandığında modeller oluşur. Bu çalışmada üç
ayrı model önerilmektedir.
Birinci
Model - Yargısal Senaryo Modeli: Yineleyen yargısal süreçlerin yapısını açıklar.
İkinci Model
- Yargısal Darbe Modeli: Yargısal süreçlerin siyasal yarışma üzerindeki etkilerini açıklar.
Üçüncü
Model - Otoriterleşme Modeli: Yargısal müdahalelerin rejim düzeyindeki sonuçlarını açıklar.
Kuram: Bu üç model tek başlarına bağımsız
değildir. Aralarında kurulan nedensel ilişkiler, Yargısal Senaryo Kuramı adı
verilen genel açıklama çerçevesini oluşturmaktadır.
Kuramsal
Sistem: Bu
çalışmanın özgün katkısı yalnızca yeni bir model geliştirmek değil, farklı çözümleme
düzeylerinde çalışan üç modeli aynı açıklama sistemi içinde bütünleştirmektir.
Böylece ‘mikro’ düzeyde başlayan yargısal süreçler, ‘mezo’ düzeyde kurumsal
dönüşümler ve ‘makro’ düzeyde rejim değişimleri arasında bütüncül bir ilişki
kurulmaktadır.
YARGISAL
SENARYO KURAMI (Üst
Sistem)
Şekil 3: Sistem ve alt sistemler
Yargısal
Senaryo Modelinin İşlevsel Bileşenleri
Yargısal
Senaryo Modeli yineleyen yargısal süreçlerin yalnızca kronolojik bir işlem
dizisi olmadığını, belirli işlevleri yerine getiren mekanizmalardan oluştuğunu
kabul etmektedir. Bu nedenle model, hukuksal işlemleri sıralayan betimleyici
bir yaklaşım yerine bu işlemlerin yerine getirdiği işlevleri esas alan çözümleyici
bir yapı üzerine kurulmuştur. Böylece modelin açıklama birimi tek tek yargısal
işlemler değil, bu işlemleri birbirine bağlayan kurumsal mekanizmalardır. Model
beş temel işlevsel bileşenden oluşmaktadır. İlk bileşen hedefleme
mekanizmasıdır. Bu mekanizma, yargısal sürecin hangi kişi, kurum veya siyasal
aktör etrafında şekilleneceğini belirleyen başlangıç aşamasını ifade
etmektedir. Hedefleme, soruşturmanın yönünü belirleyen ilk kurumsal adımdır ve
sonraki aşamaların çerçevesini oluşturmaktadır. İkinci bileşen hukuksal
gerekçelendirme mekanizmasıdır. Bu aşamada soruşturmanın hukuksal temelini
oluşturduğu ileri sürülen kanıtların toplanması, değerlendirilmesi ve yargısal
süreci başlatacak hukuksal çerçevenin oluşturulması söz konusudur. Model
açısından önemli olan konu tek tek kanıtların hukuksal niteliği değil, yargısal
müdahaleyi olanaklı kılan gerekçelendirme sürecinin nasıl yapılandığıdır. Üçüncü
bileşen yargısal müdahale mekanizmasıdır. Bu mekanizma, ceza soruşturmasının
yürütülmesi, koruma önlemlerine ilişkin kararların alınması ve kovuşturma
sürecinin başlatılması gibi yargısal işlemleri kapsamaktadır. Gözaltı,
tutuklama, yargısal denetim, iddianamenin hazırlanması ve yargılama süreci bu
mekanizmanın işleyişi içinde değerlendirilmektedir. Dördüncü bileşen kurumsal
sonuç mekanizmasıdır. Yargısal müdahaleler yalnızca bireysel hukuksal sonuçlar
doğurmaz ve aynı zamanda kamu kurumlarının işleyişi üzerinde de etkiler
yaratabilir. Görevden uzaklaştırma, geçici görevlendirmeler, kurumsal yetki
dağılımındaki değişiklikler ve benzeri yönetsel sonuçlar bu mekanizmanın
kapsamı içinde değerlendirilmektedir. Beşinci ve son bileşen siyasal sonuç
mekanizmasıdır. Bu mekanizma, yargısal sürecin siyasal yarışma, demokratik
temsil ve siyasal aktörlerin hareket kapasitesi üzerindeki etkilerini
kapsamaktadır. Böylece model, hukuksal süreçlerin yalnızca yargısal sonuçlarını
değil, siyasal sistem üzerinde ortaya çıkarabileceği etkileri de çözümlemenin
bir parçası durumuna getirmektedir. Bu yaklaşımın temel özelliği, yargısal
süreci birbirinden bağımsız hukuksal işlemler dizisi olarak değil, farklı
işlevleri yerine getiren kurumsal mekanizmaların oluşturduğu bütünleşik bir
sistem olarak değerlendirmesidir. Dolayısıyla model, olayları değil, olaylar
arasında yineleyen işlevsel ilişkileri açıklamayı amaçlamaktadır. Bu yönüyle
Yargısal Senaryo Modeli kuramın mikro düzeyde işleyen süreçlerini açıklayan ilk
alt sistem niteliğini taşımaktadır.
İşlevsel
Bileşenlerin Araçsallaştırılması (Operasyonelleştirilmesi)
Yargısal
Senaryo Kuramı'nın bilimsel açıklama gücü, yalnızca kavramsal tutarlılığına
değil, aynı zamanda önerilen kavramların görgül olarak gözlemlenebilir ve
sınanabilir olmasına bağlıdır. Bu nedenle kuramın işlevsel bileşenleri çözümleyici
tanımlarının yanı sıra işlevsel tanımlarla da desteklenmektedir. Araçsallaştırma
kuramsal kavramların gözlemlenebilir göstergelere dönüştürülmesini sağlayarak
farklı olaylar arasında karşılaştırmalı çözümleme yapılmasına olanak
vermektedir.
Hedefleme
Mekanizması:
Kavramsal
tanım: Yargısal
sürecin belirli kişi, kurum veya örgüt etrafında başlatılmasını sağlayan
işlevsel bileşendir.
İşlevsel
tanım: Hedefleme
mekanizması, soruşturmanın başlatılmasına ilişkin kararlar, soruşturmanın
kapsamı, hedef alınan aktörlerin özellikleri ve soruşturmanın zamanlaması gibi
gözlemlenebilir göstergeler üzerinden çözümlenir. Amaç, belirli aktörlerin sistemli
biçimde seçilip seçilmediğini ve bu seçimin hangi kurumsal süreçlerle
gerçekleştiğini incelemektir.
Hukuksal
Gerekçelendirme Mekanizması
Kavramsal
tanım: Yargısal
müdahaleye hukuksal dayanak oluşturan süreçlerin bütünüdür.
İşlevsel
tanım: Bu mekanizma
soruşturma dosyasında yer alan kanıt türleri, hukuksal gerekçeler, koruma önlemlerine
ilişkin kararların gerekçelendirilmesi ve iddianamenin yapısı gibi unsurlar
üzerinden değerlendirilebilir. İncelemenin amacı hukuksal gerekçelendirme
süreçlerinin ortak örüntülerini belirlemektir.
Yargısal
Müdahale Mekanizması
Kavramsal
tanım: Yargısal
kararlar aracılığıyla bireyler veya kurumlar üzerinde doğrudan hukuksal etki
oluşturan süreçtir.
İşlevsel
tanım: Bu mekanizma
gözaltı kararları, tutuklama veya yargısal denetim kararları, iddianamenin
hazırlanma süresi, yargılama takvimi ve diğer usule ilişkin işlemler gibi
gözlemlenebilir göstergeler üzerinden incelenebilir.
Kurumsal
Sonuç Mekanizması
Kavramsal
tanım: Yargısal
süreçlerin kamu kurumlarının işleyişi ve yönetsel yapı üzerindeki etkilerini
ifade eder.
İşlevsel
tanım: Görevden
uzaklaştırma kararları, vekalet veya kayyım uygulamaları (uygulanabildiği
bağlamlarda), yönetsel görev değişiklikleri ve kurumsal yetki dağılımındaki
değişimler bu mekanizmanın gözlemlenebilir göstergeleri olarak
değerlendirilebilir.
Siyasal
Sonuç Mekanizması
Kavramsal
tanım: Yargısal süreçlerin siyasal yarışma ve demokratik temsil üzerindeki
etkilerini ifade eder.
İşlevsel
tanım: Bu mekanizma
siyasal aktörlerin görevlerini yerine getirme kapasitesi, seçimle oluşan temsil
yapısındaki değişimler, yerel yönetimlerin karar alma süreçleri ve siyasal yarışma
koşullarındaki değişimler gibi göstergeler üzerinden çözümlenebilir.
Araçsallaştırmanın
(operasyonelleştirmenin) Kuramsal İşlevi: Bu işlevsel tanımların amacı
belirli bir olaya ilişkin peşin sonuçlara ulaşmak değildir. Amaç, Yargısal
Senaryo Kuramı'nın temel kavramlarını açık, ölçülebilir ve farklı ülke
örneklerinde karşılaştırılabilir kılmaktır. Böylece kuram, yalnızca kavramsal
bir öneri olmanın ötesine geçerek görgül araştırmalarla sınanabilecek bir çözümleyici
çerçeveye dönüşmektedir.
|
Çizelge 1: Sistemin Açıklanması |
|||
|
İşlevsel Bileşen |
Kavramsal Tanım |
Operasyonel Tanım |
Görgül Göstergeler |
|
Hedefleme Mekanizması |
Sürecin hangi aktör veya kurum üzerinde
başlatıldığını belirleyen mekanizma |
Soruşturmanın başlangıç koşullarının ve kapsamının
incelenmesi |
Soruşturmanın başlatılma biçimi, zamanlaması, hedef
aktörün niteliği, soruşturmanın kapsamı |
|
Hukuksal Gerekçelendirme Mekanizması |
Müdahaleye hukuksal dayanak sağlayan süreç |
Hukuksal gerekçelerin ve kanıt setinin çözümlenmesi |
Kanıt türleri, gerekçeli kararlar, iddianame
içeriği, uygulanan hukuk normları |
|
Yargısal Müdahale Mekanizması |
Yargısal kararların uygulanma süreci |
Koruma önlemleri ve kovuşturma işlemlerinin çözümlenmesi |
Gözaltı, tutuklama, yargısal denetim, iddianamenin
hazırlanma süresi, yargılama süresi |
|
Kurumsal Sonuç Mekanizması |
Yargısal sürecin kamu kurumları üzerindeki etkileri |
Yönetsel ve kurumsal değişikliklerin incelenmesi |
Görevden uzaklaştırma, vekalet düzenlemeleri,
yönetsel değişiklikler |
|
Siyasal Sonuç Mekanizması |
Yargısal sürecin siyasal sistem üzerindeki etkileri |
Siyasal yarışma ve temsil üzerindeki değişimlerin
incelenmesi |
Temsil kapasitesi, yerel yönetim işleyişi, siyasal yarışma
göstergeleri |
KURAMIN
DEVİNGEN YAPISI: BİRİKİMLİ (YIĞINSAL) NEDENSEL SÜREÇ
Her modelin
ürettiği kurumsal sonuçlar, bir sonraki modelin başlangıç koşullarını
oluşturur.
Yargısal
Senaryo Kuramının Birikim İlkesi (Principle of Cumulative Progression): Hiçbir model kendi başına rejim
dönüşümü yaratmaz ancak her model ürettiği kurumsal ve siyasal sonuçlarla bir
sonraki modelin gelişebileceği yapısal zemini oluşturur. Yargısal Senaryo
Kuramı'nın temel varsayımı kurumu oluşturan üç modelin birbirinden bağımsız
çalışmadığıdır. Her model, kendi işleyişi sırasında belirli kurumsal ve siyasal
sonuçlar üretmekte ve bu sonuçlar ise bir sonraki modelin ortaya çıkmasını olanaklı
kılan yapısal koşulları oluşturmaktadır. Dolayısıyla kuram doğrusal bir
neden-sonuç zinciri değil, birikimli nedensel bir süreç önermektedir.
İlk aşamayı
oluşturan Yargısal Senaryo Modeli başlangıçta hukuksal nitelikte görünen bir
süreci açıklamaktadır. Ancak bu süreç yalnızca bireysel davalarla sınırlı
sonuçlar üretmemektedir. Yineleyen yargısal müdahaleler seçilmiş yöneticilerin
görevlerini yerine getirme kapasitesini sınırlandırabilmekte, kamu kurumlarının
yönetsel sürekliliğini kesintiye uğratabilmekte ve siyasal aktörler üzerinde
caydırıcı etkiler oluşturabilmektedir. Bunun yanında, kamuoyunda yargısal
süreçlerin öngörülebilirliği ve tarafsızlığına ilişkin algılar da
etkilenebilir. Bu gelişmeler, yargısal sürecin yalnızca hukuksal bir işlem
olmaktan çıkıp siyasal sistem üzerinde sonuçlar doğuran bir mekanizma durumuna
gelmesine zemin hazırlamaktadır.
Bu aşamada
ortaya çıkan kurumsal ve siyasal sonuçlar Yargısal Darbe Modelinin başlangıç
koşullarını oluşturmaktadır. Artık çözümlemenin odağı bireysel yargı kararları
değil, bu kararların demokratik temsil ve siyasal yarışma üzerindeki yığınsal
etkileridir. Seçilmiş temsilcilerin görevden uzaklaştırılması, siyasal karar
alma süreçlerinde kesintiler yaşanması, muhalefetin yönetsel kapasitesinin
zayıflaması ve siyasal yarışma koşullarının değişmesi gibi gelişmeler siyasal
sistemin işleyişini doğrudan etkileyen sonuçlar olarak ortaya çıkmaktadır.
Böylece yargısal süreçler, yalnızca hukuksal uyuşmazlıkların çözümüne yönelik
işlemler olmaktan çıkarak siyasal alan üzerinde etkiler üreten kurumsal araçlar
durumuna gelebilmektedir.
Yargısal
Darbe Modeli'nin ürettiği bu sonuçlar ise üçüncü aşama olan Otoriterleşme
Modelinin gelişmesine uygun bir kurumsal çevre yaratmaktadır. Demokratik yarışmanın
zayıflaması, muhalefetin siyasal hareket alanının daralması, denge ve denetim
mekanizmalarının etkinliğinin azalması ve kurumsal güç yoğunlaşmasının artması
gibi gelişmeler rejim düzeyindeki dönüşümlerin önünü açabilmektedir. Kurama
göre otoriterleşme tek bir olayın sonucu değil, birbirini izleyen ve birbirini
güçlendiren kurumsal süreçlerin zaman içinde birikmesiyle ortaya çıkan devingen
bir dönüşüm sürecidir.
Bu nedenle
kuramın açıklama gücü her modelin yalnızca kendi işleyişini açıklamasından
değil, aynı zamanda ürettiği sonuçların bir sonraki modelin başlangıç
koşullarını nasıl oluşturduğunu göstermesinden kaynaklanmaktadır. Kuramın devingen
niteliği de burada ortaya çıkmaktadır. Bir modelin çıktıları, sonraki modelin
girdileri durumuna gelmekte ve böylece kurumsal süreçler ile siyasal sonuçlar
arasında süreklilik gösteren bir nedensel yapı oluşmaktadır.
Bu yaklaşım,
otoriterleşmenin ani ve tekil kırılmalarla değil, kurumsal mekanizmaların zaman
içinde birbirini besleyen etkileriyle gelişebileceğini ileri sürmektedir.
Dolayısıyla Yargısal Senaryo Kuramı yalnızca süreçleri tanımlayan değil, bu
süreçlerin nasıl birikerek daha kapsamlı siyasal dönüşümlere zemin
hazırladığını açıklayan devingen bir kuramsal model sunmaktadır.
OTORİTERLEŞME
MODELİ VE REJİM DÖNÜŞÜMÜ
Yargısal
Senaryo Kuramı'nda otoriterleşme yalnızca siyasal yarışmanın zayıflaması veya
demokratik ölçünlerin gerilemesi olarak ele alınmamaktadır. Kuramın temel
varsayımı otoriterleşmenin zaman içinde biriken kurumsal değişimlerin sonucunda
ortaya çıkan bir rejim dönüşümü olduğudur. Bu dönüşüm demokratik rejimin kurucu
ilkelerinin ve kurumsal işleyişinin aşamalı biçimde değişmesiyle özellik
kazanır. Kurama göre, Yargısal Senaryo Modeli ve Yargısal Darbe Modeli boyunca
ortaya çıkan kurumsal ve siyasal sonuçlar başlangıçta tek tek olaylar gibi
görünse de zamanla demokratik rejimin temel unsurlarını etkileyen yapısal
değişikliklere dönüşebilir. Demokratik temsilin zayıflaması, siyasal yarışma
koşullarının bozulması, denge ve denetim mekanizmalarının aşınması ve kamu
gücünün kullanımında kurumsal dengenin değişmesi gibi gelişmeler, yalnızca
yönetim uygulamalarında değil, rejimin işleyiş mantığında da değişiklik
yaratabilir. Bu nedenle kuram, otoriterleşmeyi tekil siyasal tercihlerin veya bireysel
yargısal kararların sonucu olarak değil, birbirini besleyen kurumsal
mekanizmaların zaman içinde birikmesiyle gerçekleşen aşamalı bir rejim dönüşümü
olarak kavramsallaştırmaktadır. Bu yaklaşım, rejim değişikliğini ani bir
kırılma olarak değil, uzun süreye yayılan ve kurumsal süreçler aracılığıyla
gerçekleşen devingen bir dönüşüm olarak değerlendirmektedir. Bu çerçevede
Yargısal Senaryo Kuramı'nın ulaştığı son çözümleme düzeyi, yalnızca
otoriterleşmenin açıklanması değil, yineleyen yargısal süreçlerden başlayarak
rejim değişikliğine uzanan nedensel mekanizmaların ortaya konulmasıdır. Böylece
kuram, mikro düzeydeki yargısal süreçlerle makro düzeydeki rejim dönüşümü
arasında çözümleyici bir köprü kurmayı amaçlamaktadır.
ÇÖZÜMLEME
Yargısal
Senaryo'nun Ayırt Edici Özellikleri Nelerdir?
Bu
araştırmanın ilk sorusu Yargısal Senaryo kavramını mevcut yazında yer alan
diğer yargısal ve siyasal süreçlerden ayıran temel özelliklerin belirlenmesine
yöneliktir. Bir kavramın kuramsal değer kazanabilmesi, yalnızca yeni bir
adlandırma önermesine değil, mevcut kavramların açıklayamadığı bir olguyu ayırt
edici özellikleriyle tanımlayabilmesine bağlıdır. Bu nedenle öncelikli amaç
Yargısal Senaryo'nun hangi özellikleri nedeniyle bağımsız bir çözümleyici
kavram olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktır. Bu çalışma,
Yargısal Senaryo'nun beş temel ayırt edici özelliğe sahip olduğunu ileri
sürmektedir. Birincisi, süreç tekrarlanabilir niteliktedir ve benzer işlem
dizileri farklı zamanlarda ve farklı aktörler üzerinde yeniden ortaya
çıkmaktadır. İkincisi, süreç tektipleşmiş bir işleyiş göstermektedir ve hukuksal
ve yönetsel işlemler büyük ölçüde benzer bir sıra içinde gerçekleşmektedir.
Üçüncüsü, süreç öngörülebilir bir özellik taşımaktadır ve gözlemlenen
örüntüler, sonraki aşamaların belirli ölçüde kestirilmesine olanak vermektedir.
Dördüncüsü, süreç kurumsal bir örüntü niteliği taşımaktadır ve açıklanması
gereken olgu tek tek kararlar değil, kararların üretildiği yineleyen
mekanizmalardır. Beşincisi ise süreç yalnızca hukuksal sonuçlar üretmekle
kalmamakta ve kurumsal ve siyasal sonuçlar da doğurarak daha geniş bir dönüşüm
sürecinin parçası durumuna gelmektedir. Bu özellikler birlikte
değerlendirildiğinde, Yargısal Senaryo'nun bireysel davaları açıklayan
betimleyici bir kavram olmadığı, yineleyen yargısal süreçleri çözümleyici
olarak tanımlayan ve bunların kurumsal sonuçlarını açıklamaya olanak veren yeni
bir kavramsal çerçeve sunduğu ileri sürülmektedir. Dolayısıyla bu araştırma
sorusunun amacı kavramın ayırt edici özelliklerini ortaya koymak ve kuramın
geri kalan bölümlerinde kullanılacak ortak çözümleyici dili oluşturmaktır.
Yargının
Araçsallaştırılması Hangi Koşullarda Yargının Siyasallaşmasına Dönüşmektedir?
Yargının
araçsallaştırılması ile yargının siyasallaşması aynı olgu değildir.
Araçsallaştırma, yargısal mekanizmaların belirli siyasal veya kurumsal sonuçlar
üretmek amacıyla işlev görmesi durumunu ifade ederken, siyasallaşma bu işlevin
süreklilik kazanarak yargının kurumsal işleyişini ve toplumsal algısını
etkilemesiyle ortaya çıkan daha ileri bir aşamayı ifade etmektedir. Dolayısıyla
bu araştırma sorusunun amacı araçsallaştırmanın hangi koşullar altında kurumsal
bir nitelik kazanarak siyasallaşmaya dönüştüğünü açıklamaktır. Yargısal Senaryo
Kuramı'na göre bu dönüşüm tek bir olayın veya bireysel bir yargı kararının
sonucu değildir. Dönüşüm, benzer yargısal süreçlerin farklı olaylarda yinelenmesi,
ortak bir örüntü oluşturması ve bu örüntünün siyasal sistem üzerinde sistemli
etkiler üretmesiyle gerçekleşmektedir. Başka bir ifadeyle, araçsallaştırmanın
siyasallaşmaya dönüşmesini sağlayan temel unsur yinelenebilirlik, süreklilik ve
kurumsallaşmadır. Kuram, bu dönüşümün dört temel koşul altında
gerçekleşebileceğini ileri sürmektedir. Birincisi, yargısal müdahalelerin olağan
dışı olmaktan çıkarak benzer özellikler gösteren çok sayıda olayda yinelenmesidir.
İkincisi, bu müdahalelerin ortak bir işleyiş mantığı ve kurumsal örüntü
oluşturacak ölçüde tektipleşmesidir. Üçüncüsü, bu örüntünün siyasal yarışma ve
demokratik temsil üzerinde gözlemlenebilir etkiler üretmesidir. Dördüncüsü ise,
bu etkilerin süreklilik kazanarak yargının kurumsal rolünü ve kamuoyu
tarafından algılanış biçimini değiştirmesidir. Bu aşamadan itibaren çözümlenen
olgu artık yalnızca bireysel yargısal işlemler değildir. İncelemenin konusu,
yargısal süreçlerin siyasal sistem içinde üstlendiği kurumsal işlevdir. Kuramın
temel varsayımı, araçsallaştırmanın belirli bir yoğunluğa ve sürekliliğe
ulaşması durumunda bunun yargının siyasallaşmasına zemin hazırlayan yapısal bir
dönüşüme yol açabileceğidir. Böylece yargısal araçsallaştırma kuramın ikinci çözümleme
düzeyi olan siyasallaşmanın ön koşulunu oluşturmaktadır. Bu çerçevede araştırma
sorusu, yalnızca iki kavram arasındaki ilişkiyi açıklamayı değil, aynı zamanda yargısal
araçsallaştırmadan siyasallaşmaya uzanan nedensel mekanizmaları ortaya koymayı
amaçlamaktadır. Kuramın öngörüsü bu geçişin rastlantısal değil, yineleyen
kurumsal süreçlerin zaman içinde birikmesiyle gerçekleşen sistemli bir dönüşüm
olduğudur.
Yargının
Siyasallaşması Hangi Koşullarda Yargısal Darbe Niteliği Taşıyan Sonuçlar
Üretebilir?
Yargının
siyasallaşması tek başına yargısal darbenin varlığını göstermemektedir. Bir
yargı sisteminin siyasal etkiler altında karar vermesi ile bu kararların
demokratik siyasal düzenin işleyişini değiştirecek sonuçlar üretmesi arasında
önemli bir çözümleyici fark bulunmaktadır. Bu nedenle araştırmanın üçüncü
sorusu, yargının siyasallaşmasının hangi koşullar altında yargısal darbe
niteliği taşıyan sonuçlar üretebildiğini açıklamayı amaçlamaktadır. Yargısal
Senaryo Kuramı'na göre bu dönüşüm, yargısal müdahalelerin bireysel
uyuşmazlıkların çözümünü aşarak siyasal sistemin temel aktörlerini, demokratik
temsil mekanizmalarını ve seçimle oluşan kurumsal yapıları sistemli biçimde
etkilemeye başlamasıyla ortaya çıkmaktadır. Başka bir ifadeyle, yargısal darbe
niteliği taşıyan sonuçlar yargısal süreçlerin hukuksal alanın sınırlarını
aşarak siyasal düzenin işleyişinde belirleyici rol üstlenmesi durumunda gündeme
gelmektedir. Kuram, bu dönüşümün gerçekleşebilmesi için dört temel koşulun
birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Birincisi, yargısal
müdahalelerin siyasal önem taşıyan aktörler veya kurumlar üzerinde
yoğunlaşmasıdır. İkincisi, bu müdahalelerin demokratik temsilin kullanılmasını
önemli ölçüde etkileyen kurumsal sonuçlar doğurmasıdır. Üçüncüsü, benzer
müdahalelerin süreklilik ve örüntü gösterecek biçimde yinelenmesidir.
Dördüncüsü ise, bu süreçlerin siyasal yarışmanın koşullarını değiştirecek
ölçüde yığınsal (birikimli) etkiler üretmesidir. Bu koşulların gerçekleşmesi durumunda
çözümlenen olgu, yalnızca yargının siyasallaşması olmaktan çıkmakta ve
demokratik siyasal düzenin işleyişini etkileyen bir kurumsal dönüşüm niteliği
kazanmaktadır. Bu nedenle kuram açısından belirleyici olan unsur, tek tek yargı
kararlarının doğruluğu ya da yanlışlığı değil, bu kararların birlikte
değerlendirildiğinde demokratik temsil, siyasal yarışma ve kurumsal denge
üzerinde sistemli etkiler üretip üretmediğidir. Dolayısıyla bu araştırma sorusu
yargının siyasallaşmasından yargısal darbe niteliği taşıyan sonuçlara geçişi
sağlayan kurumsal ve nedensel mekanizmaları açıklamayı hedeflemektedir. Kuramın
öngörüsü bu geçişin ani bir kırılma değil, yineleyen yargısal senaryoların ve
bunların birikimli siyasal etkilerinin belirli bir eşiği aşmasıyla ortaya çıkan
niteliksel bir dönüşüm olduğudur.
Bu
Süreçler Demokratik Yarışma ve Otoriterleşme Devingenlerini Nasıl
Etkileyebilir?
Yargısal
Senaryo Kuramı'nın son araştırma sorusu önceki aşamalarda açıklanan yargısal ve
siyasal süreçlerin demokratik rejimin işleyişi üzerindeki uzun dönemli
etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu aşamada çözümleme tek tek yargısal
işlemlerden veya bireysel siyasal sonuçlardan uzaklaşarak bu süreçlerin
demokratik yarışmanın niteliği ve rejim düzeyindeki dönüşümler üzerindeki
etkilerine yönelmektedir. Kuramın temel varsayımı yineleyen yargısal
senaryoların ve bunların ürettiği kurumsal sonuçların demokratik yarışmanın
işleyişini etkileyebilecek bir ortam oluşturabileceğidir. Bu etkiler siyasal
aktörlerin yarışma koşulları, demokratik temsil mekanizmalarının işleyişi,
kurumsal denge ve denetim mekanizmalarının etkinliği ile siyasal çoğulculuğun
sürdürülebilirliği gibi alanlarda gözlemlenebilir. Bu nedenle araştırmanın
amacı söz konusu süreçlerin demokratik sistem üzerinde hangi mekanizmalar
aracılığıyla etkide bulunduğunu açıklamaktır. Kuram, bu etkilerin tek bir
olaydan değil, zaman içinde biriken ve birbirini besleyen kurumsal süreçlerden
kaynaklandığını ileri sürmektedir. Bu çerçevede otoriterleşme ani bir siyasal
kırılma değil, demokratik kurumların işleyişinde meydana gelen aşamalı
değişimlerin bir sonucu olarak ele alınmaktadır. Demokratik yarışmanın
zayıflaması, siyasal çoğulculuğun daralması, denge ve denetim mekanizmalarının
etkisinin azalması ve siyasal gücün giderek daha sınırlı merkezlerde
yoğunlaşması gibi gelişmeler rejim dönüşümünün devingenlerini oluşturan başlıca
süreçler olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla bu araştırma sorusu yargısal
süreçler ile rejim düzeyindeki dönüşümler arasında doğrudan bir özdeşlik
kurmayı değil, bu iki çözümleme düzeyi arasındaki nedensel mekanizmaları
açıklamayı amaçlamaktadır. Kuramın öngörüsü mikro düzeyde başlayan yargısal
süreçlerin, kurumsal ve siyasal etkiler aracılığıyla makro düzeyde demokratik yarışmanın
niteliğini ve otoriterleşme devingenlerini etkileyebilecek bir birikim süreci
oluşturabileceğidir.
Yineleyen
yargısal süreçler hangi nedensel mekanizmalar aracılığıyla demokratik bir
rejimin aşamalı biçimde otoriter bir rejime dönüşmesine yol açabilir?
Yargısal
Senaryo Kuramı'na göre demokratik bir rejimin otoriter bir rejime dönüşümü, tek
bir yargı kararı, tek bir siyasal müdahale veya tekil bir kurumsal olayla
açıklanamaz. Rejim dönüşümü, birbirini izleyen ve karşılıklı olarak birbirini
güçlendiren kurumsal mekanizmaların zaman içinde birikimli etkileri sonucunda
ortaya çıkan devingen bir süreçtir. Bu çerçevede yineleyen yargısal süreçler,
yalnızca hukuksal uyuşmazlıkların çözümüne yönelik işlemler olarak değil,
belirli koşullar altında demokratik siyasal düzen üzerinde yapısal etkiler
üretebilen kurumsal mekanizmalar olarak değerlendirilmektedir. Kuramın temel
varsayımı yineleyen yargısal süreçlerin önce yargının araçsallaştırılmasına,
araçsallaştırmanın belirli bir süreklilik ve örüntü kazanmasıyla yargının
siyasallaşmasına, siyasallaşmanın ise demokratik temsil ve siyasal yarışma
üzerinde sistemli sonuçlar üretmesi durumunda yargısal darbe niteliği taşıyan
kurumsal etkiler ortaya çıkarabileceğidir. Bu süreçte her aşama yalnızca kendi
sonuçlarını üretmekle kalmamakta ve aynı zamanda bir sonraki aşamanın ortaya
çıkmasını kolaylaştıran kurumsal ve siyasal koşulları oluşturmaktadır.
Dolayısıyla kuramın öngördüğü nedensellik doğrusal değil, yığınsal ve
aşamalıdır. Yargısal darbe niteliği taşıyan süreçlerin süreklilik kazanması
demokratik rejimin temel bileşenleri üzerinde giderek artan etkiler
oluşturabilir. Demokratik temsilin zayıflaması, siyasal yarışma koşullarının
değişmesi, muhalefetin kurumsal kapasitesinin aşınması, denge ve denetim
mekanizmalarının etkinliğinin azalması ve kamusal gücün kullanımında kurumsal
dengenin bozulması bu sürecin başlıca kurumsal sonuçları arasında yer
almaktadır. Bu gelişmeler tek başlarına rejim değişikliğini açıklamak için
yeterli değildir ancak birlikte değerlendirildiklerinde demokratik rejimin
kurumsal işleyişini dönüştürebilecek birikimli etkiler üretebilirler. Bu
nedenle Yargısal Senaryo Kuramı, otoriterleşmeyi ani bir siyasal kırılma olarak
değil, yineleyen yargısal süreçlerden başlayarak kurumsal dönüşümler
aracılığıyla ilerleyen ve sonunda rejimin niteliğini değiştirebilen çok aşamalı
bir süreç olarak kavramsallaştırmaktadır. Kurama göre demokratik bir rejimin
otoriter bir rejime dönüşmesi, tekil olayların değil, birbirini besleyen
yargısal, kurumsal ve siyasal mekanizmaların zaman içinde oluşturduğu birikimli
nedenselliğin ürünüdür.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışma, yineleyen
yargısal süreçlerin yalnızca bireysel hukuksal olaylar olarak değil, belirli
bir örüntü sergileyen kurumsal mekanizmalar olarak incelenmesi gerektiği
varsayımından hareket etmiştir. Çalışmanın temel amacı, bu örüntüleri
açıklayabilecek yeni bir kavramsal çerçeve geliştirmek ve bu çerçeveden
hareketle demokratik rejimlerin aşamalı otoriterleşme süreçlerini
açıklayabilecek bütünleşik bir kuram ortaya koymaktır.
Bu amaç
doğrultusunda öncelikle Yargısal Senaryo (Judicial Script) kavramı
geliştirilmiş ve bu kavramın ayırt edici özellikleri tanımlanmıştır. Çalışma,
benzer yargısal süreçlerin farklı zamanlarda ve farklı siyasal aktörler
üzerinde yinelenmesinin rastlantısal olaylar dizisi olarak değil, kurumsal bir
örüntü olarak ele alınması gerektiğini ileri sürmektedir. Yinelenebilirlik, tektipleşme,
öngörülebilirlik ve kurumsal örüntü oluşturma özellikleri Yargısal Senaryo
kavramının temel çözümleyici bileşenlerini oluşturmaktadır.
Bu kavramsal
temelden hareketle geliştirilen Yargısal Senaryo Kuramı üç birbirini tamamlayan
model üzerine kurulmuştur. Birinci model olan Yargısal Senaryo Modeli yineleyen
yargısal süreçlerin işleyiş mekanizmalarını açıklamaktadır. İkinci model olan
Yargısal Darbe Modeli bu süreçlerin demokratik temsil, siyasal yarışma ve
kurumsal yapı üzerindeki etkilerini çözümlemektedir. Üçüncü model olan
Otoriterleşme Modeli ise önceki iki modelin birikimli etkilerinin rejim
düzeyindeki sonuçlarını açıklamaktadır. Böylece çalışma, mikro düzeyde başlayan
yargısal süreçlerden makro düzeydeki rejim dönüşümüne uzanan çok katmanlı bir
kuramsal yapı önermektedir.
Kuramın
temel katkısı bu üç modeli doğrusal bir neden-sonuç zinciri olarak değil,
birbirini besleyen devingen alt sistemler olarak ele almasıdır. Her model kendi
içinde belirli kurumsal sonuçlar üretmekte ve bu sonuçlar ise bir sonraki
modelin ortaya çıkmasını kolaylaştıran yapısal koşulları oluşturmaktadır.
Dolayısıyla kuramın açıklayıcı gücü tek tek yargısal işlemlerde değil, bu
işlemler arasında zaman içinde oluşan birikimli nedensel ilişkilerde bulunmaktadır.
Bu çerçevede
çalışma, yargının araçsallaştırılması, yargının siyasallaşması, yargısal darbe
ve otoriterleşme kavramlarını birbirinden çözümleyici olarak ayırmakta ve aynı
zamanda bunların hangi koşullar altında birbirine dönüşebileceğini açıklayan
bir nedensel mekanizma önermektedir. Böylece söz konusu kavramlar ilk kez tek
bir kuramsal sistem içinde hiyerarşik ve devingen bir bütünlük içinde ele
alınmaktadır.
Kuram,
otoriterleşmeyi yalnızca demokratik ölçünlerin gerilemesi olarak değil,
demokratik rejimin kurumsal işleyişinde meydana gelen aşamalı bir rejim
dönüşümü olarak kavramsallaştırmaktadır. Bu dönüşüm tek bir siyasal olayın veya
tekil bir yargısal kararın sonucu değil, yineleyen yargısal süreçlerin,
kurumsal etkilerin ve siyasal sonuçların zaman içinde birbirini beslemesiyle
ortaya çıkan yığınsal bir değişim sürecidir. Bu yönüyle çalışma, rejim
değişimini ani kırılmalar üzerinden açıklayan yaklaşımlardan ayrılmakta ve
kurumsal mekanizmaların uzun dönemli etkilerine dayalı devingen bir açıklama
modeli geliştirmektedir.
Bununla
birlikte çalışma, geliştirilen kuramın bütün demokratik rejimler veya bütün
yargı sistemleri için geçerli olduğunu ileri sürmemektedir. Kuramın açıklayıcı
gücü, farklı ülke örnekleri, farklı dönemler ve farklı siyasal bağlamlarda
yapılacak karşılaştırmalı araştırmalarla sınanmaya açıktır. Bu nedenle çalışma,
kesin yargılar ortaya koymaktan çok yeni araştırma soruları üreten ve görgül
olarak sınanabilecek kuramsal bir çerçeve sunmayı amaçlamaktadır.
Sonuç olarak
Yargısal Senaryo Kuramı, yargı ile siyaset arasındaki ilişkiyi yalnızca hukuksal
veya siyasal bir sorun olarak değil, birbirini etkileyen kurumsal
mekanizmaların oluşturduğu devingen bir sistem olarak ele almaktadır. Kuramın
özgünlüğü, yineleyen yargısal süreçlerden başlayarak araçsallaştırma,
siyasallaşma, yargısal darbe ve sonuçta rejim dönüşümüne uzanan çok katmanlı
bir nedensel açıklama modeli geliştirmesinde yatmaktadır. Bu yönüyle çalışma
karşılaştırmalı siyaset, kamu yönetimi, hukuk-siyaset ilişkileri ve
otoriterleşme yazınına yeni bir kavramsal çerçeve ve tartışma zemini sunmayı
hedeflemektedir.
EK 1:
Özet şekil
Kaynakça
Bermeo, N.
(2016). On democratic backsliding. Journal of Democracy, 27(1), 5–19.
https://doi.org/10.1353/jod.2016.0012
Bourdieu, P.
(1990). The logic of practice. Stanford University Press.
George, A.
L., ve Bennett, A. (2005). Case studies and theory development in the social
sciences. MIT Press.
Ginsburg,
T., ve Huq, A. Z. (2018). How to save a constitutional democracy. University of
Chicago Press.
Gramsci, A.
(1971). Selections from the prison notebooks (Q. Hoare ve G. Nowell Smith, Eds.
ve Trans.). International Publishers.
Hirschl, R.
(2004). Towards juristocracy: The origins and consequences of the new
constitutionalism. Harvard University Press.
Landau, D.
(2013). Abusive constitutionalism. UC Davis Law Review, 47(1), 189–260.
Levitsky,
S., ve Way, L. A. (2010). Competitive authoritarianism: Hybrid regimes after
the Cold War. Cambridge University Press.
Levitsky,
S., ve Ziblatt, D. (2018). How democracies die. Crown.
Linz, J. J.
(2000). Totalitarian and authoritarian regimes. Lynne Rienner Publishers.
(Original work published 1975)
Merton, R.
K. (1968). Social theory and social structure (Enlarged ed.). Free Press.
North, D. C.
(1990). Institutions, institutional change and economic performance. Cambridge
University Press.
O'Donnell,
G. (1994). Delegative democracy. Journal of Democracy, 5(1), 55–69.
https://doi.org/10.1353/jod.1994.0010
O'Donnell,
G. (1998). Horizontal accountability in new democracies. Journal of Democracy,
9(3), 112–126. https://doi.org/10.1353/jod.1998.0051
Patton, M.
Q. (2015). Qualitative research ve evaluation methods (4th ed.). Sage.
Popper, K.
R. (2002). The logic of scientific discovery. Routledge. (Original work
published 1959)
Schedler, A.
(2002). The menu of manipulation. Journal of Democracy, 13(2), 36–50.
https://doi.org/10.1353/jod.2002.0031
Schedler, A.
(2013). The politics of uncertainty: Sustaining and subverting electoral
authoritarianism. Oxford University Press.
Scheppele,
K. L. (2018). Autocratic legalism. The University of Chicago Law Review, 85(2),
545–583.
Tilly, C.
(2001). Mechanisms in political processes. Annual Review of Political Science,
4, 21–41.
Varol, O. O.
(2015). Stealth authoritarianism. Iowa Law Review, 100(4), 1673–1742.
Waldner, D.,
ve Lust, E. (2018). Unwelcome change: Coming to terms with democratic
backsliding. Annual Review of Political Science, 21, 93–113.
Way, L. A.
(2015). The limits of autocracy promotion: The case of Russia in the "near
abroad". European Journal of Political Research, 54(4), 691–706.