Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

16 Şubat 2026 Pazartesi

 

Kaybetme Riski ve İktidar Refleksi: Türkiye’de Seçim Öncesi Sertleşmenin Stratejik Çözümlemesi

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

ÖZ

Bu çalışma, Türkiye’de seçim süreçlerindeki son dönemde artan sertleşme eğilimini güç dengesi bakış açısından çözümlemektedir. Özellikle muhalefet belediyelerine yönelik yargı süreçleri ve olası cumhurbaşkanı adaylarına ilişkin ortaya atılan siyasal savlar yarışma alanının sınırlarını yeniden tanımlama olasılığını gündeme taşımaktadır. Çözümleme, uzun süreli iktidarların kaybetme riskini algılama biçimi, sert müdahale araçlarının akılcılığı ve ters tepme ve bütünleştirme olasılıklarını üç senaryo üzerinden incelemektedir. Bulgular, tasfiye stratejisinin teknik olarak olanaklı olsa da her zaman akılcı olmadığını ve denetimli sertleşme ve ekonomik dengelemenin daha olası strateji seçenekleri olduğunu göstermektedir.

Anahtar Kelimeler: Türkiye, seçim süreci, kaybetme riski, iktidar refleksi, muhalefet, yargı merkezli siyaset, güç dengesi, tasfiye stratejisi

 

Abstract

This study analyzes the recent intensification of political competition in Turkey from a power balance perspective. Specifically, judicial processes targeting opposition municipalities and political claims concerning potential presidential candidates highlight the potential redefinition of the competitive space. The analysis examines three scenarios focusing on long-term incumbents’ perception of loss risk, the rationality of interventionist tools, and the possibility of backlash or opposition consolidation. Findings indicate that while a purge strategy may be technically feasible, it is not always rational; controlled intensification and economic stabilization appear as more likely strategic options.

Keywords: Turkey, electoral process, risk of loss, incumbent reflex, opposition, judiciary-centered politics, power balance, purge strategy

GİRİŞ

MHP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım’ın Türk Eğitim-Sen Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın “birinci şüpheli” olarak anılması ve “yarın soruşturma açılınca ayağının altından çekileceği” yönündeki ifadeler sıradan bir polemik olarak görülemez. Bu çıkış, muhalefetin olası cumhurbaşkanı adayları etrafında şekillenen güç savaşımının yeni bir aşamaya geçtiğine ilişkin güçlü bir işaret olarak okunmalıdır.

Bu açıklama hukuksal bir karar değildir ve ortada kesinleşmiş bir yargı süreci bulunmamaktadır. Ancak siyaset, yalnızca hukuksal sonuçlar üzerinden değil, olasılıklar ve sinyaller üzerinden de şekillenir. “Birinci şüpheli” ifadesi hukuksal olmaktan çok stratejik bir mesaj niteliği taşımaktadır: Olası adaylar yalnızca sandıkta değil, soruşturma zemini üzerinden de yarışma alanına çekilebilir.

Bu noktada sorun bir belediye başkanına yöneltilmiş sav değildir. Sorun, seçim süreci yaklaşırken Türkiye’de yarışmanın sınırlarının nerede çizileceğidir. 2017 referandumunda yaşanan tartışmalar, 2019 seçim iptali ve veri akışı polemikleri, kurumsal güven eşiğinin zaten duyarlı olduğunu göstermiştir. Ekonomik kırılganlığın sürdüğü ve kamuoyu yoklamalarında muhalefet adaylarının güçlü göründüğü bir dönemde yargı merkezli tartışmaların gündeme gelmesi, “aday tasfiyesi” olasılığını stratejik bir başlık durumuna getirmektedir.

Bu çözümleme komplo kuramı üretmeyi değil, güç dengesi mantığını incelemeyi amaçlamaktadır. Kaybetme riskinin yükseldiği algısı, uzun süreli iktidarlarda hangi refleksleri tetikler? Sertleşme gerçekten rakibi zayıflatır mı, yoksa ters teperek muhalefeti bütünleştirir mi? Ve en önemlisi, Türkiye’de seçim yarışması sandık merkezli mi kalacaktır, yoksa yargı-siyaset ekseninde yeni bir aşamaya mı girecektir?

2017–2019 Çizgisi: Kurumsal Güven Eşiğinin Aşınması

Türkiye’de seçim güvenliği tartışmaları yeni değildir. Ancak 2017 anayasa referandumu bir eşik oluşturmuştur. Referandum gecesi alınan ve mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayılmasını içeren karar seçimin teknik sonucundan bağımsız olarak, “kuralların seçim günü değiştirilebileceği” algısını üretmiştir. Bu kararın sayısal etkisi konusunda farklı görüşler olsa da asıl kırılma hukuksal değil psikolojiktir. Seçim süreçlerine ilişkin mutlak güven ilk kez geniş bir toplumsal kesimde zedelenmiştir.

2019 yerel seçimleri bu güven tartışmasını ikinci bir aşamaya taşımıştır. İstanbul seçimlerinin iptali ve yenilenmesi seçimlerin yalnızca sandıkta değil, yargısal ve yönetsel süreçlerde de yeniden şekillenebileceği algısını pekiştirmiştir. Aynı dönemde veri akışı ve sonuç açıklama süreçlerine yönelik polemikler, seçim gecesinin teknik bir süreç olmaktan çıkıp psikolojik bir savaşım alanına dönüştüğünü göstermiştir.

Bu iki deneyim, Türkiye’de seçimlerin üç katmanlı bir yapıya evrildiğini ortaya koymaktadır: Sandık ve fiziksel oy sayımı, yargısal ve yönetsel denetim süreçleri ve algı ve psikolojik üstünlük savaşımı. Bugün yaşanan tartışmalar üçüncü katmandan doğmamaktadır ve ikinci katmanın genişleme olasılığı üzerinden şekillenmektedir. Yani soru sandık güvenliğinden çok, yarışma alanının hangi araçlarla daraltılabileceği sorusudur.

Ekonomik kırılganlığın sürdüğü, kamuoyu yoklamalarında muhalefet adaylarının güçlü göründüğü bir konjonktürde yargı merkezli söylemlerin artması rastlantı değildir. Bu, sistemli bir planın kanıtı değildir, ancak güç savaşımının araç setinin genişlediğine ilişkin bir işaret olarak okunabilir.

Dolayısıyla Yaşar Yıldırım’ın açıklamaları tekil bir siyasal polemik olarak değil, bu uzun süreli güven aşınmasının üzerine eklenen yeni bir sinyal olarak değerlendirilmelidir.

Amaç ve Hedefler

Bu çalışmanın amacı, güncel siyasal polemiklere taraf olmak değil, Türkiye’de seçim öncesi sertleşme eğilimini güç dengesi bakış açısından çözümlemektir. Özellikle muhalefet belediyelerine yönelik yargı süreçleri ve olası adaylara ilişkin ortaya atılan “soruşturma” imaları, yarışma alanının daraltılıp daraltılmadığı sorusunu gündeme taşımaktadır.

Bu çözümleme üç temel hedefe odaklanmaktadır:

Kaybetme Riskinin Tanımlanması: Uzun süreli iktidarların en kritik eşiği kaybetme riskidir. Bu risk yalnızca seçim yenilgisi değil, siyasal, ekonomik ve bürokratik güç kaybı anlamına gelir. Bu bölümde, mevcut ekonomik koşullar ve kamuoyu dengeleri çerçevesinde bu risk algısının nasıl şekillenebileceği değerlendirilecektir.

Sertleşme Araçlarının Akılcılığı: Yargı süreçleri, medya söylemi ve siyasal hedef göstermeler iktidar açısından akılcı araçlar mıdır? Bu araçların kısa vadeli yararları ile uzun vadeli meşruluk maliyetleri karşılaştırılacaktır.

Ters Tepme Olasılığı: Siyasal tasfiye girişimleri her zaman zayıflatıcı sonuç doğurmaz. Bazı durumlarda mağdurluk etkisi yaratarak muhalefeti bütünleştirebilir. Bu çözümleme, Türkiye örneğinde hangi senaryonun daha olası olduğunu incelemeyi hedeflemektedir.

Araştırma Soruları

Bu çalışma, Türkiye’de seçim sürecine ilişkin artan sertleşme tartışmalarını güç dengesi bakış açısından incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede temel araştırma sorusu şudur:

Türkiye’de seçim öncesi ortaya çıkan yargı merkezli tartışmalar olası adayların yarışma alanını daraltmaya yönelik stratejik bir araç mı, yoksa sertleşen siyasal yarışmanın doğal bir yan ürünü müdür?

Bu ana soru, aşağıdaki alt araştırma sorularına ayrılmaktadır:

Kaybetme Riski Eşiği:

Uzun süreli iktidarlarda “kaybetme riski” hangi koşullarda varoluşsal tehdit olarak algılanır?

Türkiye’de mevcut ekonomik ve siyasal konjonktür bu eşiğe ne kadar yakındır?

Araç Seti ve Akılcılık:

Yargı süreçleri ve soruşturma imaları seçim öncesi dönemde akılcı bir siyasal araç mıdır?

Bu tür atılımların kısa vadeli kazanımları ile uzun vadeli meşruluk maliyetleri nasıl dengelenir?

Bütünleşme ve Ters Tepme Etkisi

Olası bir adayın soruşturma süreciyle karşı karşıya kalması muhalefeti zayıflatır mı, yoksa birleştirir mi?

Türkiye’de seçmen davranışı mağdurluk söylemine nasıl tepki verir?

Yarışmanın Sınırları:

Türkiye’de seçim yarışması sandık merkezli mi kalmaktadır, yoksa yargı ve yönetsel süreçler yarışma alanının bir parçası durumuna mı gelmektedir?

Bu durum kurumsal güven ve demokratik meşruluk açısından ne anlama gelir?

YÖNTEM

Bu çalışma nicel bir veri çözümlemesi değil, nitel ve karşılaştırmalı bir stratejik değerlendirme çalışmasıdır. Amaç, belirli bir aktör ya da kuruma ilişkin hüküm vermek değil, güç dengesi devingenlerini çözümlemektir.

Araştırma üç yöntemsel eksene dayanmaktadır:

Süreç İzleme: 2017 anayasa referandumundan başlayarak 2019 yerel seçimleri ve güncel yargı-siyaset tartışmalarına uzanan çizgi kronolojik değil, nedensel bir zincir olarak incelenmiştir. Amaç, tekil olayları değil, kurumsal güven eşiğinin nasıl aşındığını ve bu aşınmanın güncel tartışmalar için nasıl bir zemin oluşturduğunu ortaya koymaktır.

Güç Dengesi Çözümlemesi: Çalışma, seçim sürecini yalnızca hukuksal bir süreç olarak değil, aktörlerin risk hesapları üzerinden değerlendirmektedir. Bu çerçevede şu varsayım sınanmaktadır: Uzun süreli iktidarlar, kaybetme riskini algıladıklarında yarışma alanını daraltma eğilimi gösterebilir mi? Bu çözümleme, Türkiye bağlamındaki ekonomik göstergeler, kamuoyu eğilimleri ve siyasal söylemler üzerinden yapılmaktadır.

Senaryo Tabanlı Değerlendirme: Metin, tek bir sonuç savı ileri sürmemektedir. Bunun yerine üç olası senaryo karşılaştırılmaktadır: Sertleşmenin tasfiye üretmesi, sertleşmenin ters teperek muhalefeti bütünleştirmesi ve sertleşmenin sınırlı kalıp sistem içi yarışmanın devam etmesi. Bu senaryoların her biri akılcılık ve maliyet hesabı üzerinden çözümlenmektedir.

Sınırlar: Bu çalışma gizli plan savında bulunmaz. Yargısal süreçler hakkında hüküm vermez. Somut suç isnadı yapmaz. Çözümleme yalnızca siyasal davranışın stratejik mantığını incelemektedir.

KURAMSAL ÇERÇEVE: UZUN SÜRELİ İKTİDAR, RİSK ALGISI VE YARIŞMA ALANI

Uzun süreli iktidarlar üzerine yapılan siyaset bilimi yazını seçimleri yalnızca dönemsel bir meşruluk mekanizması olarak değil, aynı zamanda yüksek riskli eşikler olarak tanımlar. İktidar süresi uzadıkça, seçim kaybının maliyeti artar, çünkü kayıp yalnızca yönetim değişikliği değil, güç ağlarının, bürokratik etkilerin ve kaynak dağıtım kapasitesinin el değiştirmesi anlamına gelir.

Bu çerçevede üç temel kavram öne çıkar:

Varoluşsal Risk Algısı

İktidarın kaybetme olasılığını nasıl tanımladığı belirleyicidir. Eğer seçim kaybı “normal demokratik dönüşüm” olarak algılanıyorsa yarışma alanı daraltma gereksinimi azalır. Ancak kayıp, siyasal, hukuksal veya ekonomik sonuçları itibarıyla varoluşsal risk olarak görülüyorsa risk yönetimi refleksleri güçlenir. Bu noktada önemli olan gerçek risk değil, algılanan risk düzeyidir.

Yarışma Alanının Daraltılması

Yarışmacı siyasal sistemlerde müdahale genellikle sandıkta değil, yarışmanın ön aşamalarında gerçekleşir. Bu araçlar şunlar olabilir: Adaylık süreçlerinin hukuksal zeminde zorlaştırılması, soruşturma ve denetim mekanizmalarının yoğunlaştırılması ve medya ve söylem yoluyla meşruluk aşındırma. Bu tür müdahaleler doğrudan sonuç yönlendirmesi değil, yarışmanın sınırlarını yeniden tanımlama girişimleridir.

Ters Tepme ve Bütünleşme

Sert müdahaleler her zaman akılcı sonuç üretmez. Yazın, muhalefetin güçlü ve örgütlü olduğu durumlarda tasfiye girişimlerinin mağdurluk etkisi yaratarak karşı bloğu bütünleştirebileceğini gösterir. Dolayısıyla akılcı strateji, yalnızca müdahalenin olanaklı olup olmadığına değil, müdahalenin geri tepme riskine de bağlıdır.

Türkiye Bağlamına Geçiş

Türkiye’de seçim süreçleri son on yılda hem hukuksal hem psikolojik tartışmalar üretmiştir. Bu durum, kurumsal güven eşiğini duyarlı duruma getirmiştir. Böyle bir zeminde yargı merkezli siyasal söylemlerin ortaya çıkması, yalnızca bir polemik değil; yarışma alanının sınırlarına ilişkin bir sinyal olarak okunabilir. Ancak bu sinyalin sistemli bir tasfiye stratejisine dönüşüp dönüşmeyeceği, üç değişkene bağlıdır: Ekonomik kırılganlığın derinliği, muhalefetin birlik kapasitesi ve müdahalenin meşruluk maliyeti.

TÜRKİYE’DE KAYBETME RİSKİ: EKONOMİ, ADAY GÜCÜ VE GÜÇ DENGESİ

Kuramsal çerçeve, uzun süreli iktidarların kaybetme riskini algılama biçiminin belirleyici olduğunu göstermektedir. Türkiye bağlamında bu risk üç ana eksen üzerinden değerlendirilmelidir: ekonomi, aday gücü ve blok dengesi.

Ekonomik Kırılganlık ve Seçmen Davranışı

Türkiye’de seçmen davranışı üzerine yapılan çalışmalar, ekonomik başarım düzeyinin iktidar oyları üzerinde doğrudan etkili olduğunu göstermektedir. Enflasyon, gelir kaybı ve alım gücü düşüşü kararsız seçmen oranını artırma eğilimindedir. Ancak ekonomik kriz otomatik olarak iktidar değişimi üretmez.  Belirleyici olan krizin derinliği, krizin sorumluluğunun kime yüklendiği ve seçeneğin güvenilirliğidir. Eğer ekonomik memnuniyetsizlik yüksek ama muhalefet parçalıysa kaybetme riski sınırlı kalabilir. Eğer ekonomik memnuniyetsizlik yüksek ve güçlü bir aday etrafında birleşme varsa, risk eşiği yükselir.

Aday Gücü ve Tehdit Algısı

Seçim sisteminin başkanlık modeli olması yarışın kişisel liderlik üzerinden şekillenmesine yol açmaktadır. Bu nedenle olası adayların kamuoyu desteği, kurumsal partilerden daha kritik duruma gelmektedir. Güçlü adayın özellikleri şunlardır: Parti tabanını bütünleştirebilme, kararsız seçmene ulaşabilme ve iktidar karşıtlığını tek elde toplayabilme. Bu nitelikleri taşıyan bir adayın yükselişi, iktidar açısından “yönetilebilir yarışma” ile “yüksek riskli yarışma” arasındaki farkı belirler.

Blok Siyaseti ve Daralan Alan

Türkiye’de seçimler artık iki ana blok etrafında şekillenmektedir. Bu durum yarışmayı sıfır toplamlı duruma getirmektedir: Bir blok için kazanım, diğer blok için kayıptır. Sıfır toplamlı yarışma ortamında kaybetme maliyeti yükselir, sertleşme eğilimi artabilir ve yarışma alanını daraltma araçları daha çekici duruma gelebilir. Ancak bu noktada kritik soru şudur: Sertleşme, gerçekten kaybetme riskini azaltır mı, yoksa orta seçmeni uzaklaştırarak riski büyütür mü?

Ara Değerlendirme

Türkiye’de ekonomik baskının sürdüğü ve olası adayların kamuoyu yoklamalarında güçlü göründüğü bir konjonktürde kaybetme riski algısının yükselmesi akılcı bir varsayımdır. Ancak risk algısının yükselmesi otomatik olarak tasfiye stratejisine başvurulacağı anlamına gelmez. Çünkü meşruluk maliyeti, uluslararası ekonomik bağımlılık, bürokratik uyum kapasitesi ve muhalefetin bütünleşme olasılığı bu kararı dengeleyen etmenlerdir.

“Yıldırım, kürsüde gösterdiği beş dosya üzerinden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı “birinci şüpheli” olarak işaret etti. Ayrıca, CHP içinde cumhurbaşkanlığı adaylığı üzerinden yürütülen tasfiye sürecine de değinen Yıldırım, “Geriye kim kaldı? Mansur Yavaş. Onu da Mesut Özarslan üzerinden kenara iteceksiniz” ifadelerini kullandı. Yıldırım, Özel’in kendi cumhurbaşkanlığı adaylığı önünü açmak için İmamoğlu ekibini Silivri’deki yargı süreci üzerinden korumaya çalıştığını savundu. (Bengü Türk 2026)

Stratejik olarak değerlendirmek gerekirse, MHP, Cumhur İttifakı’nın kilit taşıdır. Yaklaşık 50 milletvekili ve partinin kurumsal gücü AKP’nin parlamentoda kararlı çoğunluk ve seçim başarısı elde etmesinde belirleyicidir. Dolayısıyla MHP’nin sözleri, parti tabanını veya ittifak içi aktörleri yönlendirme kapasitesine sahiptir. Genel Başkan Yardımcısı’nın açıklamaları rastgele olamaz. Yıldırım’ın sözleri, kişisel yorumdan öte, partinin ve dolayısıyla Cumhur İttifakı’nın stratejik duruşunu yansıtır. Bu tür açıklamalar önceden eş güdümlü ve onaylanmış olabilir. Çünkü MHP lideri Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yakın iş birliği içindedir. Dolayısıyla Yıldırım’ın kürsüde gösterdiği “dosyalar” ve ifade ettiği “birinci şüpheli” mesajı siyasal bir sinyal ve yönlendirme mesajıdır ve sadece konuşmacının kişisel görüşü değildir. CHP içi tasfiye iddialarını işaret etmek, rakip blokta algı yönetimi ve olası aday baskısı yaratma amacına hizmet eder. MHP’nin yaklaşımı sadece bir yorum değil, Cumhur İttifakı’nın seçim stratejisinin bir uzantısı olarak görülmelidir.

Bu tür açıklamalar, Türkiye’de ittifak siyasetinin doğası gereği, bireysel çıkış olmanın ötesinde bir siyasal sinyal olarak okunabilir. Ancak bunun kurumsal düzeyde eşgüdümlü bir stratejinin parçası olup olmadığı deneysel olarak doğrulanabilir değildir. Bu çalışma, söz konusu ifadeleri stratejik söylem üretimi bağlamında değerlendirmektedir.

TASFİYE STRATEJİSİ AKILCI MI? OLASI SENARYOLAR

Olası adaylara yönelik yargı merkezli söylemler ve soruşturma imaları ancak bir strateji bağlamında anlam kazanır. Bu nedenle sorun “olanaklı mı?” değil, “akılcı mı?” sorusudur. Bu bölümde üç senaryo değerlendirilmektedir.

Senaryo 1: Sert Müdahale ve Aday Tasfiyesi

Bu senaryoda, güçlü görünen bir aday hakkında soruşturma süreci derinleşir ve adaylık kapasitesi fiilen zayıflatılır ya da ortadan kalkar.  Kısa vadede güçlü rakip devre dışı kalır. Muhalefet aday belirleme sürecinde zaman kaybeder. Gündem savunmaya kaydırılır. Karşılaşılacak riskler ise mağdurluk etkisinin oluşabilmesi ve muhalefetin tek aday etrafında daha hızlı birleşebilmesidir. Orta seçmen “yarışma adil değil” algısına kayabilir. Bu senaryonun akılcılığı muhalefetin dağınık kalacağı varsayımına dayanır. Eğer muhalefet hızla bütünleşirse tasfiye ters tepebilir.

Senaryo 2: Denetimli Sertleşme

Bu senaryoda yargı süreçleri ve sert söylem gündemde tutulur ancak son tasfiye adımı atılmaz. Amaç adayı sürekli savunma konumunda tutmak, saygınlık aşındırmak ve seçim öncesi psikolojik üstünlük sağlamaktır. Bu strateji doğrudan yasaklama riskini almaz, fakat adayın enerjisini dağıtır. Bu modelin üstünlüğü meşruluk maliyetinin daha düşük olmasıdır. Ancak etkisi sınırlı kalabilir.

Senaryo 3: Sertleşmeden Kaçınma ve Ekonomik Dengeleme

Bu senaryoda iktidar, yarışmayı sertleştirmek yerine ekonomik rahatlama ve ittifak genişletme stratejisine yönelir. Stratejinin mantığı ekonomi toparlanırsa risk azalır ve sert müdahale gereksinimi azalır düşüncesidir. Yarışma sandık merkezli kalır. Bu model, meşruluk maliyeti en düşük stratejidir. Ancak ekonomik iyileşmenin olanaklı olup olmaması belirleyicidir.

Stratejik Değerlendirme

Tasfiye stratejisi, yalnızca olanaklı olduğu için uygulanmaz. Uygulanabilmesi için üç koşul gerekir: Kaybetme riskinin yüksek algılanması, müdahalenin geri tepme riskinin düşük görülmesi ve meşruluk maliyetinin yönetilebilir olması. Bu üç koşul aynı anda oluşmadıkça tam tasfiye akılcı olmayabilir.

Kritik Nokta

Sert müdahaleler genellikle sonuçları denetlenebilir görüldüğünde devreye girer. Ancak Türkiye’de blok siyaseti ve yüksek kutuplaşma, müdahalelerin ters tepme riskini artırmaktadır. Dolayısıyla soru şu noktaya evrilmektedir: Güçlü bir adayın soruşturma süreciyle karşılaşması, gerçekten muhalefeti zayıflatır mı, yoksa seçimi daha da referandum niteliğine mi dönüştürür?

SONUÇ: TÜRKİYE SEÇİM SÜRECİNDE YENİ BİR AŞAMADA MI?

Türkiye’de seçim yarışması son yıllarda yalnızca sandık merkezli bir yarış olmaktan çıkmış ve aday kapasitesi, yargı süreçleri, blok dengeleri ve ekonomik kırılganlıkların iç içe geçtiği çok katmanlı bir stratejik alana dönüşmüştür. Bu çalışma, son dönemde muhalefet içi tartışmalar bağlamında dile getirilen savları ve karşı açıklamaları (özellikle Yaşar Yıldırım’ın konuşması ve Mansur Yavaş hakkında ortaya atılan siyasal nitelikli savlar ile buna karşı Murat Emir’in verdiği yanıtı) bir hukuk tartışması olarak değil, bir stratejik sinyal olarak ele almıştır. Vurgulamak gerekir ki burada incelenen unsurlar, herhangi bir yargı kararı ya da hukuksal saptama değil, siyasal aktörlerin yarışma sürecinde ürettikleri söylemlerdir.

Bulguların Özeti

Çözümleme üç temel sonuca işaret etmektedir:

Kaybetme Riski Algısı Belirleyicidir: Uzun süreli iktidarlar açısından asıl kırılma noktası ekonomik kriz değil, krizin güçlü ve birleşik bir adayla kesişmesidir. Risk algısı yükseldiğinde, yarışma alanını daraltma eğilimi akılcı bir seçenek olarak masaya gelebilir.

Sert Müdahalenin Geri Tepme Olasılığı Yüksektir: Bloklaşmış ve yüksek kutuplaşmalı sistemlerde aday tasfiyesi mağdurluk üretme ve muhalefeti bütünleştirme riskini barındırır. Müdahale zayıflatmak yerine seçimi bir “rejim referandumu”na dönüştürebilir.

Denetimli Sertleşme Daha Olası Bir Ara Stratejidir: Tam tasfiye yerine adayın sürekli savunma konumunda tutulduğu, söylem ve soruşturma baskısının sürdüğü fakat son kopuşun yaşanmadığı bir ara model daha akılcı görünmektedir.

Türkiye Yeni Bir Aşamada mı?

Türkiye’nin seçim süreci artık üçlü bir gerilim hattında ilerlemektedir: Ekonomik performans, aday kapasitesi ve kurumsal meşruluk algısı. Bu üç etmen aynı anda kritik eşiklere yaklaştığında sistem daha sert bir yarışma aşamasına geçebilir. Ancak mevcut göstergeler, mutlak bir kopuştan çok denetimli sertleşme ile yönetilen bir geçiş dönemine işaret etmektedir.

Stratejik Okuma ve Sinyaller

Bu makalede yapılan çözümleme yalnızca haber ve açıklamaların aktarımıyla sınırlı değildir. Yazarın bakış açısı Türkiye’deki Cumhur İttifakı devingenlerini ve muhalefet içi güç savaşımlarını dikkate alarak stratejik bir okuma sunmaktadır. MHP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım’ın açıklamaları, yalnızca bireysel yorum değil, partinin üst düzeyinin görüşleriyle şekillenen ve Cumhur İttifakı’nın siyasal duruşunu yansıtan bir sinyal olarak değerlendirilmelidir.

Bu bağlamda, Yıldırım’ın “birinci şüpheli” ve CHP içi tasfiye sürecine ilişkin sözleri, muhalefetin güç dengeleri ve aday konumlandırmaları hakkında kamuoyuna mesaj iletmektedir. Bu yaklaşım, haberin içeriği ile Türkiye siyasetinin somut bağlamını birleştirerek siyasal söylemlerin olası etkilerini ve niyetlerini akademik bir çerçevede anlamaya olanak tanımaktadır.

Son Değerlendirme

Tasfiye stratejisi teknik olarak olanaklı olabilir, fakat her olanaklı olan strateji akılcı değildir. Akılcılık, yalnızca rakibi zayıflatma kapasitesiyle değil, meşruluk maliyeti, ekonomik kırılganlık, orta seçmenin tepkisi ve uluslararası konjonktür gibi değişkenlerle birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle Türkiye’nin seçim sürecinde esas belirleyici soru şudur: Yarışma daraltılarak mı kazanılacak, yoksa ekonomik ve siyasal denge yeniden kurularak mı? Bu sorunun cevabı yalnızca iktidarın tercihleriyle değil, muhalefetin bütünleşme kapasitesi ve seçmenin algısıyla da şekillenecektir.


 

Kaynakça

 

Boztunç, Nazlıcan Ermiş. (2026). MHP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım, CHP lideri Özgür Özel’in Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’a yönelik tutumunu eleştirdi. Yıldırım, gündemdeki dosyalar üzerinden “birinci şüpheli” olarak Mansur Yavaş’ı işaret etti. https://www.benguturk.com/gundem/mhpli-yildirimdan-chpye-sert-cikis-dosyalarda-birinci-supheli-mansur-yavas-259733h

Hürriyet Daily News. (2017, April 18). Turkey’s main opposition determines 11 alleged voting irregularities in referendum. https://www.hurriyetdailynews.com/turkeys-main-opposition-determines-11-alleged-voting-irregularities-in-referendum--112222?utm_source=chatgpt.com

Business Standard. (2017, April 19). Turkey election board rejects referendum annulment bid. https://www.business-standard.com/article/pti-stories/turkey-election-board-rejects-referendum-annulment-bid-117041901364_1.html?utm_source=chatgpt.com

Deutsche Welle (DW). (2017, April 19). Turkey election board rejects referendum annulment – DW. https://www.dw.com/en/turkey-election-board-rejects-referendum-annulment-appeals/a-38490933?utm_source=chatgpt.com

Anadolu Ajansı. (2017, April 20). Turkey election board explains refusal to cancel referendum. https://www.aa.com.tr/en/politics/turkey-board-explains-refusal-to-cancel-referendum/806813?utm_source=chatgpt.com

Anadolu Ajansı. (2019, May 2). Turkish prosecutors probe Istanbul election irregularities – Anadolu. Euronews. https://www.euronews.com/2019/05/02/turkish-prosecutors-probe-istanbul-election-irregularities-anadolu?utm_source=chatgpt.com

Cumhuriyet. (2025, February 15). Mansur Yavaş açıklaması tepki çekti: CHP’li Murat Emir’den MHP’li Yıldırım’a tepki. https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/mansur-yavas-aciklamasi-tepki-cekmisti-chp-li-murat-emir-den-mhp-li-yasar-yildirim-a-tepki-yargi-eliyle-yaptiginiz-siyasi-operasyonlari-2479057?utm_source=chatgpt.com

Yeniçağ Gazetesi. (2025, February 15). MHP’nin Mansur Yavaş tehdidine CHP’den sert yanıt. https://www.yenicaggazetesi.com/mhpnin-mansur-yavas-tehdidine-chpden-sert-yanit-1001412h.htm?utm_source=chatgpt.com

Sol Haber. (2025, February 15). MHP’den Mansur Yavaş’a operasyon sinyali: “Yarın soruşturma açılınca…”. https://haber.sol.org.tr/haber/mhpden-mansur-yavasa-operasyon-sinyali-yarin-sorusturma-acilinca-406474?utm_source=chatgpt.com

14 Şubat 2026 Cumartesi

 

Siyasal Refleks ve Yerel Yönetim: Parti Değişiklikleri ve Görevden Alımların Kurumsal ve Siyasal Sonuçları

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

Öz

Bu çalışma, Türkiye’de belediye başkanlarının parti değiştirmesi veya görevden alınmasının yerel yönetim süreçleri üzerindeki etkilerini incelemektedir. Esenyurt ve Aydın örnekleri üzerinden yürütülen çözümlemeler, bu müdahalelerin kurumsal kapasite, süreç verimliliği, personel güdülenmesi, kentsel rant yönetimi, kent uzlaşısı ve yerel güç dengeleri üzerinde önemli sonuçlar ürettiğini göstermektedir. Bulgular, siyasal müdahalelerin kısa vadede merkezi denetim sağlasa da uzun vadede belediyelerin ekonomik verimliliğini ve demokratik işleyişini zayıflattığını ortaya koymaktadır. Çalışma, yerel yönetimlerde sürdürülebilirlik ve kurumsal kapasiteyi artırmak için bağımsızlık, özerklik ve liyakat odaklı uygulamaların gerekliliğine işaret etmektedir.

Anahtar Kelimeler: Belediye başkanı, parti transferi, görevden alma, kurumsal kapasite, kentsel rant, yerel yönetim, Türkiye

 

Abstract

This study examines the effects of mayoral party switching or dismissal on local government processes in Turkey. Through case analyses of Esenyurt and Aydın municipalities, the research demonstrates that such interventions significantly impact institutional capacity, process efficiency, personnel motivation, urban rent management, urban consensus, and local power dynamics. Findings indicate that while political interventions ensure short-term centralized control, they undermine long-term economic efficiency and democratic functioning of municipalities. The study highlights the necessity of independence, autonomy, and merit-based management practices to strengthen sustainability and institutional capacity in local governance.

Keywords: Mayor, party switching, dismissal, institutional capacity, urban rent, local government, Turkey

GİRİŞ

Türkiye’de yerel yönetimler, sadece hizmet üretim birimleri değil, aynı zamanda siyasal güç üretim alanları olarak da işlev görmektedir. Belediye başkanlarının parti değiştirmesi veya görevden alınması gibi olaylar bu iki boyutu aynı anda etkileyebilir: bir yandan belediyelerin kurumsal işleyişi ve yönetim kapasitesi, diğer yandan siyasal güç dengeleri ve iktidar stratejileri. Bu makale, Türkiye bağlamında özellikle AKP iktidarı döneminde ortaya çıkan bu olguları çözümlemeyi amaçlamaktadır.

Son yıllarda bazı büyükşehir ve ilçe belediyelerinde yaşanan siyasal transferler ve görevden almalar, yalnızca yerel siyaset açısından değil, kurumsal kapasite ve süreç verimliliği açısından da önemli sonuçlar doğurmuştur. Özellikle 2023 yerel seçimleri sonrası, AKP’nin kaybettiği belediyelerde denetimi yeniden sağlama ve kentsel kaynakları denetim altında tutma refleksi, belediyelerin iç işleyişine, kaynak planlamasına ve yerel süreçlere doğrudan etki etmiştir. Benzer şekilde, DEM partili seçmenlerin yoğun olduğu belediyelerde yaşanan görevden almalar ve kayyım atamaları, güvenlik paradigması ve kent uzlaşısı sorunlarıyla iç içe geçmiş bir siyasal strateji çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Makale hem AKP’nin genel stratejik yaklaşımını hem de DEM belediyelerindeki kent uzlaşısı ve güvenlik boyutlarını ayrı ayrı inceleyerek Türkiye’de yerel yönetimlerde siyasal transfer ve görevden alımların etkilerini sistemli bir şekilde ortaya koymayı hedeflemektedir.

Amaç ve Hedefler

Bu makalenin temel amacı, Türkiye’de belediye başkanlarının parti değiştirmesi veya görevden alınması gibi siyasal olayların, belediyelerin kurumsal işleyişi, kaynak yönetimi ve siyasal süreçler üzerindeki etkilerini sistemli olarak incelemektir.

Bu çerçevede çalışma şu hedefleri gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır:

Stratejik Çözümleme: AKP’nin ve diğer siyasal aktörlerin, yerel yönetimlerde iktidarını sürdürme güdülenmesiyle geliştirdiği stratejileri ortaya koymak.

Kurumsal Etki Değerlendirmesi: Parti transferleri ve görevden almaların belediyelerin iç işleyişi, insan kaynakları yönetimi, süreç verimliliği ve karar alma mekanizmaları üzerindeki etkilerini çözümlemek.

Siyasal ve Toplumsal Boyut: Kentsel rant, kent uzlaşısı ve yerel siyasal dengeler bağlamında, bu süreçlerin yerel toplumsal aktörler ve seçmen üzerindeki sonuçlarını değerlendirmek.

Somut Olay Çözümlemesi: Esenyurt ve Aydın örnekleri üzerinden, kuramsal çerçeve ile uygulamalar arasındaki bağlantıları ortaya koymak.

Kurumsal ve Siyasal Öğreti Üretmek: Elde edilen bulgular aracılığıyla, Türkiye yerel yönetimlerinde süreç temelli kurumsal gelişmenin engellenme mekanizmalarını ve siyasal reflekslerin uzun ve kısa vadeli sonuçlarını tartışmak.

Bu amaçlar doğrultusunda, makale hem siyasal strateji çözümlemesi hem de kurumsal başarım ve yönetsel kapasite değerlendirmesi açısından kapsamlı bir çerçeve sunmayı hedeflemektedir.

Araştırma Soruları

Bu çalışmanın temel araştırma sorusu şudur: Belediye başkanlarının parti değiştirmesi veya görevden alınması belediyelerin kurumsal işleyişi, kaynak yönetimi ve siyasal süreçler üzerinde nasıl etkiler üretir ve bu etkiler hangi mekanizmalar aracılığıyla ortaya çıkar? Bu soruya yanıt ararken, kurumsal kapasite, süreç verimliliği, siyasal refleks ve kentsel rant gibi kavramlar temel çerçeveyi oluşturacaktır. Bu çalışma, aynı zamanda, Türkiye’de belediye başkanlarının parti değiştirmesi veya görevden alınması süreçlerinin kurumsal, yönetsel ve siyasal etkilerini anlamayı hedeflemektedir. Bu bağlamda araştırma soruları şunlardır:

Parti Değişiklikleri ve Görevden Almalar: Belediye başkanlarının parti değiştirmesi veya görevden alınması, belediyelerin kurumsal işleyişi ve süreç verimliliği üzerinde nasıl etkiler üretir?

Siyasal Refleks Mekanizmaları: Bu süreçler hangi siyasal refleks ve stratejik güdülenmeler sonucunda ortaya çıkar ve iktidar partisi açısından ne tür amaçlar taşır?

Kurumsal Kapasite ve İnsan Kaynakları: Parti transferleri ve görevden almalar, belediyelerin personel güdülenmesi, yetkinlik geliştirme ve karar alma süreçleri üzerinde nasıl etkiler yaratır?

Kentsel Rant ve Kent Uzlaşısı: Bu süreçlerin kentsel rant yönetimi, kent uzlaşısı ve yerel güç dengeleri üzerindeki yansımaları nelerdir?

Kısa ve Uzun Vadeli Etkiler: Söz konusu siyasal müdahaleler, kısa ve uzun vadede belediyelerin kurumsal kapasitesi, ekonomik verimliliği ve demokratik işleyişi açısından hangi sonuçları üretir?

Somut Olay Çözümlemeleri: Esenyurt ve Aydın örnekleri bu mekanizmaların ve etkilerin uygulamada ortaya çıkış biçemlerini nasıl göstermektedir?

YÖNTEM

Bu çalışma, Türkiye’de belediye başkanlarının parti değiştirmesi ve görevden alınması süreçlerinin yerel yönetimler üzerindeki etkilerini nitel bir olay çözümlemesi yaklaşımı ile incelemektedir. Araştırmanın temel amacı, siyasal reflekslerin ve stratejik müdahalelerin kurumsal, yönetsel ve toplumsal sonuçlarını sistemli bir şekilde ortaya koymaktır.

Araştırma Tasarımı

Çalışma, nitel araştırma tasarımı çerçevesinde yürütülmüştür. Bu yaklaşım, özellikle karmaşık toplumsal ve siyasal süreçlerin derinlemesine anlaşılması için uygundur. Parti değişiklikleri ve görevden almalar gibi olaylar yalnızca sayı ve oranlarla değil, aynı zamanda stratejik güdülenme, kurumsal mekanizmalar ve süreç etkileri üzerinden incelenmelidir.

Veri Kaynakları

Araştırmada kullanılan veriler üç ana kaynaktan elde edilmiştir:

Resmi belgeler ve kararlar: İçişleri Bakanlığı, belediye meclis tutanakları, kayyım atama kararları ve ihale sonuç raporları.

Basın ve medya kaynakları: Ulusal ve yerel haberler, siyasal yorumlar ve muhtarlar, sivil toplum aktörlerinin açıklamaları.

Gözlemsel ve deneyimsel veriler: Araştırmacının belediyelerdeki kurumsal gelişim projeleri ve alan deneyimi temel alınmıştır.

Örneklem ve Olay Seçimi

Çalışmada iki temel olay üzerinde yoğunlaşılmıştır:

Esenyurt Belediyesi: Belediye başkanının görevden alınması ve kayyım ataması süreci.

Aydın Belediyesi: AKP’ye geçen belediye başkanının büyük bütçeli harcama talebinin CHP çoğunluklu meclis tarafından reddedilmesi ve toplumsal tepkiler.

Bu olaylar, farklı siyasal ve kurumsal bağlamları temsil etmeleri ve Türkiye’deki yerel yönetimlerdeki güç dengelerini açıkça göstermeleri açısından seçilmiştir.

Veri Çözümlemesi

Veriler, içerik çözümlemesi ve süreç çözümlemesi yöntemleri ile incelenmiştir:

İçerik çözümlemesi: Resmi belgeler ve medya raporları üzerinden siyasal amaç, örtük güdülenme ve kurumsal etki kodlanmıştır.

Süreç çözümlemesi: Parti değişiklikleri ve görevden almaların kronolojik gelişimi, kurumsal kapasite ve kaynak yönetimi üzerindeki etkiler bağlamında değerlendirilmiştir.

Bu yaklaşım, olayların neden-sonuç ilişkilerini ve stratejik refleks mekanizmalarını ortaya koymayı hedeflemektedir.

Etik Yaklaşım

Araştırma, yalnızca kamusal ve erişilebilir kaynaklar üzerinden yürütülmüş olup bireysel gizlilik ve etik ölçünler korunmuştur.

KAVRAMSAL ÇERÇEVE

Türkiye’de yerel yönetimlerde siyasal transferler ve görevden almalar, sadece bir siyasal olay değil, aynı zamanda kurumsal ve yönetsel süreçleri doğrudan etkileyen bir mekanizma olarak değerlendirilmelidir. Bu çalışmada kavramsal çerçeve, dört ana eksen üzerinde kurulmuştur: siyasal refleks, kurumsal kapasite, kent uzlaşısı ve kentsel rant.

Siyasal Refleks

Siyasal refleks, iktidar partilerinin iktidarı sürdürme ihtirası doğrultusunda geliştirdikleri stratejik müdahaleleri ifade eder. Türkiye bağlamında özellikle AKP döneminde bu refleks yerel yönetimlerde güç ve kaynak denetimi biçiminde ortaya çıkmaktadır. Siyasal refleks, kısa vadede parti ve iktidar çıkarını korumayı hedeflerken, uzun vadede kurumsal kapasite, demokratik süreç ve ekonomik verimlilik açısından akılcı olmayan sonuçlar üretebilir.

Kurumsal Kapasite

Kurumsal kapasite, belediyelerin personel yetkinliği, süreç işleyişi, kaynak yönetimi ve karar alma mekanizmaları olarak tanımlanır. Parti değişiklikleri ve görevden almalar, kurumsal kapasiteyi çeşitli yollarla zayıflatabilir: personel güdülenmesinin düşmesi, süreçlerin siyasallaşması ve uzun vadeli planlama ve stratejik yönetimin engellenmesi gibi. Bu bağlamda, kurumsal kapasite yalnızca teknik bir yetkinlik göstergesi değil, aynı zamanda yerel yönetimlerin bağımsızlık ve sürdürülebilirlik kapasitesi olarak da değerlendirilir.

Kent Uzlaşısı

Kent uzlaşısı, belediye, muhtarlar, yerel STK’lar ve seçmen arasında iş birliği ve güven mekanizmalarının kurulmasını ifade eder. Özellikle CHP ve DEM belediyelerinde, görevden almalar ve kayyım atamaları kent uzlaşısı sorunlarını derinleştirir. Kent uzlaşısı eksikliği, belediyenin hem toplumsal meşruluğunu hem de hizmet üretme kapasitesini doğrudan etkiler.

Kentsel Rant

Kentsel rant, imar, altyapı projeleri, belediye şirketleri ve yerel yatırım alanları üzerinden oluşan ekonomik ve siyasal değeri ifade eder. İktidar partileri, özellikle kaybedilen belediyelerde kentsel rantı denetim altında tutarak finansal kaynakları merkeze çekmek, yerel siyasal gücü sınırlamak ve uzun vadeli stratejik alan üretimini engellemek amacını güder. Bu da kurumsal ve ekonomik kapasitenin zayıflamasına yol açar.

Kavramlar Arası İlişki

Bu dört kavram, makalenin çözümleyici çerçevesini oluşturur: Siyasal refleks, kurumsal kapasiteyi ve kent uzlaşısını etkiler. Kurumsal kapasite düşerse, kentsel rantın yönetimi ve uzun vadeli planlama sekteye uğrar. Kent uzlaşısı eksikliği, toplumsal güveni ve yerel demokratik meşruluğu zedeler. Kentsel rantın denetimi merkezi iktidarın kısa vadeli siyasal güvenliğini artırsa da uzun vadede hem kurumsal kapasiteyi hem de toplumsal güveni aşındırır. Bu çerçeve, makalenin sonraki bölümünde yer alan somut olay çözümlemeleri ile ilişkilendirilecek ve Türkiye’deki yerel yönetimlerdeki siyasal ve kurumsal dinamiklerin anlaşılmasını sağlayacaktır.

KURAMSAL ÇERÇEVE

Bu çalışmanın kuramsal çerçevesi, yerel yönetimlerde siyasal transferler ve görevden almaların siyasal, kurumsal ve ekonomik etkilerini anlamaya yöneliktir. Türkiye bağlamında bu süreçlerin çözümlemesinde üç temel kuramsal yaklaşım temel alınmıştır: siyasal akılcılık ve iktidar kuramı, kurumsal gelişme ve bürokrasi kuramları ve kentsel siyasa ve rant yönetimi kuramları.

Siyasal Akılcılık ve İktidar Kuramı

Siyasal akılcılık yaklaşımı, aktörlerin kendi iktidarlarını koruma ve güçlerini en üst düzeye çıkarma davranışlarını açıklamaya çalışır. Bu bakış açısına göre, belediye başkanlarının parti değiştirmesi veya görevden alınması gibi süreçler kısa vadeli iktidar güvenliği için mantıklı gözükebilir. Ancak uzun vadede sistemsel kapasiteyi ve demokratik işleyişi zayıflatabilir. (Kaynak: Downs (1957) – Rational Choice Theory)

Uygulama: AKP’nin kaybedilen belediyelerde kayyım ataması ve denetim mekanizmalarını devreye sokması merkezi iktidarın kısa vadeli çıkarlarını koruma stratejisi olarak görülebilir.

Kurumsal Gelişme ve Bürokrasi Kuramları

Kurumsal kapasite ve yönetsel etkililik belediyelerin personel yetkinliği, süreç işleyişi ve karar alma mekanizmaları ile doğrudan ilişkilidir. Bu bakış açısı, yerel yönetimlerde liyakat, süreç odaklı yönetim ve kurumsal hafıza kavramlarını ön plana çıkarır. (Kaynak: North (1990) – Institutions, Institutional Change and Economic Performance)

Uygulama: Parti değişiklikleri ve görevden almalar bürokratik özerkliği sınırlayarak uzun vadeli kurumsal kapasitenin zayıflamasına yol açar.

Kentsel Siyasala ve Rant Yönetimi

Kentsel rant kuramı, yerel yönetimlerin ekonomik değer üretim alanlarını ve yatırımlarını denetim altına alma süreçlerini çözümler. Belediyelerin harcama ve yatırım yetkileri merkezi iktidar tarafından denetlendiğinde kısa vadede siyasal güven sağlansa da uzun vadede ekonomik verimlilik ve yerel meşruluk düşer. (Kaynak: Harvey (1973) – Social Justice and the City)

Uygulama: Aydın örneğinde meclis çoğunluğu harcama talebini reddederek yerel kaynak denetimini sürdürmüş ve muhtarlar ve halk üzerinden siyasal baskı oluşmuştur.

Kuramsal Çerçevenin Çözümleyici İşlevi

Bu üç kuramsal yaklaşım, makalede şu şekilde bir araya gelmektedir: ‘Siyasal Akılcılık ve İktidar Kuramı’ belediye başkanlarının ve merkezi iktidarın stratejik reflekslerini açıklar. ‘Kurumsal Gelişme ve Bürokrasi Kuramı’ süreçlerin, personelin ve karar mekanizmalarının etkililiğini değerlendirir. ‘Kentsel Siyasa ve Rant Yönetimi Kuramı’ kaynak dağılımı ve ekonomik çıkar alanlarının siyasal denetimini çözümler. Bu çerçeve, makalenin Çözümleme ve Olay Çalışması bölümlerinde, Esenyurt ve Aydın örnekleri üzerinden somutlaştırılacak ve Türkiye yerel yönetimlerinde siyasal transfer ve görevden almaların etkileri kuramsal bir temel ile açıklanacaktır.

ÖRNEK OLAYLAR

Esenyurt Belediyesi

Esenyurt Belediyesi’nde belediye başkanı, “ihaleye fesat karıştırma” gerekçesiyle görevden alınmıştır. İncelenen belgeler ve alan gözlemleri, söz konusu ihalenin önceden planlandığını göstermektedir. Görevden alma sonrasında belediyeye kayyım atanmış ve ihaleler kayyım tarafından sonuçlandırılmıştır. Bu süreçte belediyenin karar alma mekanizmaları merkezi denetim altında yürütülmüştür. Personelin güdülenmesi ve ön alma kapasitesi azalmıştır. Kurumsal hafıza zayıflamıştır. Süreç, merkezi denetim mekanizmalarının kaybedilen belediyelerde nasıl uygulandığını göstermektedir.

Aydın Büyükşehir Belediyesi

Aydın BB’de belediye başkanı CHP’den AKP’ye geçmiştir. Transferden sonra belediye başkanı, 1,2 milyar liralık yol harcama talebinde bulunmuş ve bu talep CHP çoğunluklu belediye meclisi tarafından reddedilmiştir. Süreçte bütçe ve yatırım süreçleri meclis kararı nedeniyle aksama yaşamıştır. Muhtarlar Derneği başkanı ve bazı sivil aktörler belediye önünde meclisi protesto etmiştir. Belediye personeli siyasal belirsizlik ve baskı ortamında görev yapmıştır. Bu örnek, parti transferlerinin yerel yönetimde kaynak kullanımı ve toplumsal etkileşimler üzerindeki etkilerini göstermektedir.

Olay Özetleri

Esenyurt: Kayyım atanmasıyla karar mekanizmaları merkezi denetim altında yürütülmüş ve kurumsal kapasite şekilsel olarak korunmuş ancak bağımsızlık ve güdülenme kaybı oluşmuştur.

Aydın: Parti değişikliği ve meclis çatışması, yatırımların aksamasına ve toplumsal baskının görünür duruma gelmesine yol açmıştır.

Bu olaylar Türkiye’de belediyelerde siyasal transferler ve görevden almaların kurumsal ve yönetsel sonuçlarını açıklayan somut örneklerdir.

ÇÖZÜMLEME

Belediye Başkanlarının Parti Değiştirmesi veya Görevden Alınmasının Kurumsal İşleyiş ve Süreç Verimliliği Üzerindeki Etkileri

Elde edilen veriler ve olay incelemeleri, belediye başkanlarının parti değiştirmesi veya görevden alınmasının belediyelerin kurumsal işleyişi ve süreç verimliliği üzerinde belirgin etkiler ürettiğini göstermektedir.

Karar Alma Mekanizmaları ve Yönetim Süreçleri: Başkanın görevden alınması durumunda belediye yönetimi genellikle kayyım veya merkezi atama mekanizmaları aracılığıyla sürdürülmektedir. Bu durumda karar alma süreçleri bağımsızlıktan uzaklaşmakta ve yerel yöneticilerin ön alma gücü sınırlanmaktadır. Parti değişikliği sonrası başkan ile meclis çoğunluğu arasında uyumsuzluk olması yatırımların ve bütçe süreçlerinin aksamasına yol açmaktadır. Örneğin, Aydın Belediyesi’nde büyük bütçeli harcama talebi meclis tarafından reddedilmiş ve süreçler durmuştur.

Personel Güdülenmesi ve Kurumsal Hafıza: Görevden almalar ve siyasal değişiklikler, personel güdülenmesini olumsuz etkilemekte ve uzun vadeli kurumsal öğrenme ve hafızayı zayıflatmaktadır. Esenyurt örneğinde kayyım atanması sonrası personelin çoğunluğu düşük güdülenme ile çalışmış ve kurumsal süreçlerde bağımsızlık azalmıştır.

Süreç Verimliliği: Belediye iş ve işlemleri şekilsel olarak sürse de siyasal müdahaleler nedeniyle stratejik planlama, yatırım ve hizmet üretiminde gecikmeler meydana gelmektedir. Parti değişiklikleri, özellikle meclis çoğunluğu ile uyumsuz olduğunda süreçlerin etkinliği ve eş güdümü zayıflamaktadır.

Sonuç: Belediye başkanlarının parti değiştirmesi veya görevden alınması, kurumsal işleyiş üzerinde siyasal denetim ve baskı artışı personelin moral ve güdülenmesinin düşmesi ve karar alma süreçlerinin bağımsızlığının azalması şeklinde etki üretmektedir. Bu durum, belediyelerin süreç verimliliğini olumsuz etkileyerek uzun vadede kurumsal kapasitenin zayıflamasına yol açmaktadır.

Siyasal Refleks ve Stratejik Güdülenmeler ile İktidar Partisinin Amaçları

Siyasal Refleks: Belediye başkanlarının görevden alınması veya parti değiştirmesi süreçleri iktidar partisinin kısa vadeli iktidar güvenliği ve yerel güç denetimi güdülenmelerinden kaynaklanmaktadır. Bu refleks, merkezi otoritenin kaybedilen belediyelerde etkisini sürdürme ve yerel yönetim süreçlerini denetleme gereksinmesine yanıt verir.

Stratejik Güdülenmeler:

Kaybedilen belediyelerde denetim sağlamak: Merkezi iktidar, belediye başkanının veya meclis çoğunluğunun muhalif olması durumunda kayyım atamaları veya yasal mekanizmalar yoluyla belediyeyi denetim altında tutmayı hedefler.

Kentsel rantı denetlemek: İmar, altyapı ve yatırım alanları üzerinden oluşan ekonomik değerlerin merkezi denetimde kalması iktidar partisi için hem mali hem de siyasal güç sağlar.

Yerel güç dengelerini sınırlamak: Parti değiştiren veya muhalif belediyelerdeki meclisler ve yerel aktörler üzerindeki denetim iktidar partisinin stratejik gücünü artırır.

Amaçlar:

Açıklanan amaç: Görevden almaların ve denetim mekanizmalarının, hukuka uygunluk ve kamu kaynaklarının verimli kullanımı çerçevesinde gerçekleştirildiği ifade edilmektedir.

Örtük amaç: İktidar partisi açısından gerçek hedef yerel yönetim süreçlerini merkezden denetlemek, kentsel rantı denetim altında tutmak ve muhalif güçlerin etkililiğini sınırlamaktır.

Sonuç: Bu süreçler, kısa vadede iktidar partisinin denetim ve güç güvenliğini artırsa da uzun vadede belediyelerin kurumsal kapasitesi ve süreç verimliliği üzerinde olumsuz etkiler doğurmakta ve demokratik meşruluk ve toplumsal güveni zayıflatmaktadır.

Kentsel Rant, Kent Uzlaşısı ve Yerel Güç Dengeleri Üzerindeki Yansımalar

Kentsel Rant Yönetimi: Belediye başkanlarının görevden alınması veya parti değiştirmesi süreçleri kentsel rantın merkezi denetim altında tutulmasını kolaylaştırmaktadır. Örneğin, Esenyurt Belediyesi’nde kayyım atanmasıyla ihaleler ve büyük ölçekli yatırımlar merkezi denetim altında yürütülmüş ve böylece yerel aktörlerin rant yaratma ve kaynak özgüleme kapasitesi sınırlandırılmıştır. Bu durum, yerel ekonomik değer üretim alanlarının siyasal güçler tarafından denetim altına alınmasıyla sonuçlanmaktadır.

Kent Uzlaşısı: Siyasal müdahaleler, kent uzlaşısı sürecini bozabilmektedir. Aydın Belediyesi örneğinde, AKP’ye geçen başkanın bütçe talebinin CHP çoğunluklu meclis tarafından reddedilmesi yatırımların aksamasına ve toplumsal aktörler (muhtarlar ve dernekler) üzerinden protestolara yol açmıştır. Bu durum kentteki farklı aktörler arasındaki iş birliği ve uyumun zayıflamasına ve yerel topluluklarla yönetim arasında güvensizlik oluşmasına neden olmuştur.

Yerel Güç Dengeleri: Görevden almalar ve parti değişiklikleri, yerel güç dengelerini merkezi otorite lehine değiştirmektedir. Esenyurt örneğinde kayyım atanması belediye karar mekanizmalarını merkezileştirerek yerel aktörlerin etkisini marjinalleştirmiştir. Aydın’da ise meclis çoğunluğu ile başkan arasındaki çatışma yerel siyasal aktörler ve sivil toplumun müdahale alanını görünür kılmış ancak merkezi otoritenin stratejik denetimi sürdürülmüştür.

Sonuç: Bu süreçler, kentsel rantın merkezi denetimini güçlendirirken, kent uzlaşısını zayıflatmakta ve yerel güç dengelerini merkeze bağımlı duruma getirmektedir. Bu durum, belediyelerin hem ekonomik hem de toplumsal işleyişinde uzun vadeli etkilere yol açmaktadır.

Siyasal Müdahalelerin Kurumsal Kapasite, Ekonomik Verimlilik ve Demokratik İşleyiş Üzerindeki Sonuçları

Kısa Vadeli Etkiler: Siyasal müdahaleler, merkezi iktidarın denetimini güçlendirmekte ve belediyelerde hızlı denetim mekanizmaları kurulmasını sağlamaktadır. Bu durum, özellikle kaybedilen belediyelerde ihale ve yatırım süreçlerinin merkezi gözetim altında yürütülmesi, yerel siyasal aktörlerin yetki ve denetim alanlarının sınırlanması ve siyasal uyumsuzluklar nedeniyle karar alma süreçlerinin hız kazanması veya sadece şekilsel olarak sürdürülmesi şeklinde gözlemlenmektedir. Kısa vadede merkezi otorite açısından denetim ve kaynak güvenliği sağlanmaktadır.

Uzun Vadeli Etkiler: Uzun vadede bu müdahaleler belediyelerin işleyişinde aşağıdaki sonuçları üretmektedir:

Kurumsal kapasitenin zayıflaması: Siyasal müdahaleler, bağımsız karar alma yeteneğini sınırlamakta, personel güdülenmesini düşürmekte ve kurumsal öğrenme kapasitesini azaltmaktadır.

Ekonomik verimlilikte düşüş: Yatırımların ve harcama süreçlerinin kesintiye uğraması, planlama ve uygulama sürecinde gecikmeler yaratmakta ve belediye hizmet üretiminin etkililiğini azaltmaktadır.

Demokratik işleyişin zedelenmesi: Meclis ve başkan arasındaki çatışmalar, yerel aktörlerin ve toplumsal grupların karar alma süreçlerinden dışlanmasına yol açmakta ve yerel meşruluk ve toplumsal güveni zayıflatmaktadır.

Sistemsel Sonuçlar: Kısa vadeli siyasal akılcılık, merkezi denetim ve kaynak denetimi sağlasa da uzun vadede belediyelerin süreç verimliliğini, kurumsal kapasitesini ve demokratik işleyişini olumsuz etkilemekte ve sistemsel akılcılığın azalmasına yol açmaktadır.

Sonuç: Siyasal müdahaleler belediyelerde şekilsel süreçlerin devam etmesini sağlasa da kurumsal özerklik, liyakat ve yerel meşruluk açısından ciddi olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Bu durum, belediyelerin hem yönetsel hem de ekonomik başarımını uzun vadede düşürmektedir.

Somut Olay Çözümlemeleri ve Mekanizmaların Uygulamaya Yansıması

Esenyurt Belediyesi: Belediye başkanının görevden alınması ve kayyım atanması süreci, merkezi denetim mekanizmalarının somut uygulamasını göstermektedir. İhale süreçleri kayyım tarafından yürütülmüş ve kurumsal süreçler şekilsel olarak devam etmiştir. Ancak bağımsız karar alma kapasitesi ortadan kalkmış, personelin güdülenmesi düşmüş ve kurumsal hafıza zayıflamıştır. Bu olay, siyasal müdahalenin kurumsal kapasite ve süreç verimliliği üzerindeki olumsuz etkilerini doğrudan göstermektedir.

Aydın Belediyesi: Belediye başkanının parti değiştirmesi ve CHP çoğunluklu meclis ile yaşanan çatışma yerel güç dengelerinin ve kentsel kaynak kullanımının siyasallaşmasını ortaya koymaktadır. Büyük ölçekli harcama talebinin meclis tarafından reddedilmesi, yatırım ve hizmet süreçlerini aksatmış, toplumsal aktörler aracılığıyla protesto ortamı oluşmuştur. Personel, siyasal belirsizlik ve baskı ortamında görev yapmış ve süreç odaklı çalışmada aksaklıklar gözlenmiştir. Bu olay, parti transferlerinin yerel yönetimde süreçlerin işleyişini nasıl etkilediğini ve merkezi ile yerel güçler arasındaki çatışmanın sonuçlarını göstermektedir.

Genel Değerlendirme: Her iki olay da Türkiye’de belediyelerde siyasal müdahalelerin kurumsal, yönetsel ve toplumsal etkilerini somut olarak göstermektedir: Merkezi iktidar, kaybedilen veya muhalif belediyelerde denetimi sürdürmektedir. Karar alma süreçleri siyasallaşmakta, yatırımlar ve hizmet üretimi gecikmekte veya sekteye uğramaktadır. Personel güdülenmesi ve kurumsal öğrenme zayıflamakta, yerel meşruluk ve toplumsal güven azalmakta ve yerel güç dengeleri merkeze bağımlı hale gelmektedir.

Sonuç: Somut olay çözümlemeleri, kuramsal çerçevenin (siyasal refleksler, merkezi denetim, kentsel rant denetimi, yerel güç dengeleri) Türkiye yerel yönetimleri bağlamında uygulamaya nasıl yansıdığını doğrulamaktadır.

Çizelge 1:

 

Özet Değerlendirme

Araştırma Boyutu

Bulgular

Somut Olay Örnekleri

Etki / Sonuç

Kurumsal İşleyiş ve Süreç Verimliliği

Başkanın görevden alınması veya parti değiştirmesi karar alma süreçlerini merkezi denetime bağlamaktadır.

Esenyurt: Kayyım ataması ile ihaleler merkezi olarak yürütüldü.

Bağımsız karar alma kapasitesi azaldı; süreç verimliliği düştü.

Siyasal Refleks ve Stratejik Güdülenmeler

İktidar partisi, kaybedilen belediyelerde denetim sağlamak, kentsel rantı denetlemek ve yerel güçleri sınırlamak istemektedir.

Esenyurt ve Aydın örnekleri; merkezi denetim ve meclis çatışmaları.

Kısa vadede iktidar güvenliği sağlanıyor; uzun vadede kurumsal kapasite ve demokratik işleyiş olumsuz etkileniyor.

Personel Güdülenmesi ve Yetkinlik

Görevden almalar ve parti değişiklikleri personel güdülenmesini ve kurumsal öğrenmeyi azaltıyor.

Aydın: Meclis çatışması ve siyasal belirsizlik, personeli etkiledi.

Kurumsal kapasite düşüyor; süreç odaklı yönetim sekteye uğruyor.

Kentsel Rant Yönetimi

Kentsel yatırım ve kaynak alanları merkezi denetim altında tutuluyor.

Esenyurt: Kayyım ihaleleri ve yatırımları merkezi olarak yürüttü.

Yerel aktörlerin rant yaratma kapasitesi sınırlanıyor.

Kent Uzlaşısı

Parti çatışmaları ve meclis uyumsuzlukları kent uzlaşısını zayıflatıyor.

Aydın: Muhtarlar ve toplumsal aktörler protesto gerçekleştirdi.

Yerel topluluklarla yönetim arasındaki güven zayıflıyor.

Yerel Güç Dengeleri

Görevden almalar ve parti transferleri yerel güçleri merkeze bağımlı duruma getiriyor.

Esenyurt ve Aydın örnekleri; merkezi denetim ve meclis çatışmaları.

Yerel güçler marjinalleşiyor; merkezi otorite güçleniyor.

Kısa ve Uzun Vadeli Sonuçlar

Kısa vadede merkezi denetim sağlanıyor; uzun vadede kurumsal kapasite ve demokratik işleyiş olumsuz etkileniyor.

Esenyurt ve Aydın; her iki olay da sistemsel etkileri gösteriyor.

Kurumsal kapasite zayıflıyor; ekonomik verimlilik düşüyor; demokratik işleyiş ve yerel meşruluk zedeleniyor.

 

TARTIŞMA VE SONUÇ

Tartışma

Olay çözümlemeleri ve çizelgeye dayalı çözümleme, belediye başkanlarının parti değiştirmesi veya görevden alınmasının Türkiye’deki yerel yönetimler üzerinde çok boyutlu etkiler yarattığını göstermektedir.

Kurumsal ve Yönetsel Etkiler: Görevden almalar ve parti değişiklikleri, belediyelerin bağımsız karar alma kapasitesini sınırlamakta ve süreç verimliliğini düşürmekte ve personel güdülenmesini olumsuz etkilemektedir. Esenyurt örneğinde kayyım atanması süreci bu mekanizmaların kurumsal kapasite üzerindeki etkilerini doğrudan göstermektedir.

Siyasal ve Stratejik Güdülenmeler: İktidar partisinin kaybedilen belediyelerde merkezi denetim sağlama, kentsel rantı denetleme ve yerel güç dengelerini merkeze bağımlı kılma stratejisi, kısa vadede siyasal güvenlik sağlasa da uzun vadede belediyelerin işleyişini ve demokratik meşruluğunu zayıflatmaktadır. Aydın örneğinde, parti transferi ile meclis çoğunluğu arasındaki çatışma yerel güç dengelerinin siyasallaşmasına ve kent uzlaşısının bozulmasına yol açmıştır.

Kentsel Rant ve Kent Uzlaşısı: Siyasal müdahaleler, kentsel kaynakların ve yatırımların merkezi denetimde kalmasını sağlarken, yerel toplulukların süreçlere katılımını ve iş birliğini sınırlamaktadır. Bu durum, uzun vadede kentsel siyasaların toplumsal olarak meşruluk kazanmasını zorlaştırmaktadır.

Sistemsel Sonuçlar: Kısa vadede merkezi denetim ve güvenlik sağlanırken, uzun vadede belediyelerin kurumsal kapasitesi, ekonomik verimliliği ve demokratik işleyişi zarar görmektedir. Bu durum, Türkiye’de yerel yönetimlerin sürdürülebilirliği açısından ciddi yapısal riskler oluşturmaktadır.

Sonuç

Belediye başkanlarının parti değiştirmesi veya görevden alınması, kurumsal kapasiteyi, süreç verimliliğini ve personel güdülenmesini olumsuz etkilemektedir. Siyasal müdahaleler, kentsel rant yönetimi, yerel güç dengeleri ve kent uzlaşısı üzerinde merkezi otorite lehine etkiler üretmektedir. Kısa vadeli siyasal akılcılık, merkezi denetim ve güvenlik sağlasa da uzun vadede kurumsal kapasitenin, ekonomik verimliliğin ve demokratik işleyişin zayıflamasına yol açmaktadır. Somut olay örnekleri (Esenyurt ve Aydın) bu mekanizmaların pratikte nasıl işlediğini ve Türkiye yerel yönetimleri bağlamında ortaya çıkan etkilerini açıkça göstermektedir.

Siyasa ve Yönetim Çıkarımları:

Belediyelerde sürdürülebilir kurumsal kapasite ve süreç verimliliği için bağımsızlık ve yerel özerklik artırılmalıdır. Kentsel yatırımların planlama ve uygulama süreçlerinde siyasal müdahalelerin azaltılması kent uzlaşısı ve toplumsal güven açısından kritik öneme sahiptir. Personel güdülenmesini ve kurumsal öğrenmeyi güçlendirecek yetkinlik geliştirme ve liyakat odaklı yönetim uygulamaları yaşama geçirilmelidir.


 

Kaynakça

 

 

Denters, B., & Rose, L. E. (2005). Comparing Local Governance: Trends and Developments. Palgrave Macmillan.

Erdem, Nisa ERDEM ve Suna Ersavaş Kavanoz. (2020). TÜRKİYE’DE BELEDİYELERE YAPILAN KAYYIM ATAMALARINA İLİŞKİN BİR DEĞERLENDİRME. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1186061

John, P. (2001). Local regimes in western europe. In Local regimes in Western Europe (pp. 40-60). SAGE Publications Ltd, https://doi.org/10.4135/9781446217788.n3

Korkmaz, Hatun. (2024). YEREL YÖNETİMLERİN KARAR ALMA SÜREÇLERİ ÜZERİNE DEMOKRASİ PENCERESİNDEN BİR DEĞERLENDİRME. ASERC 1ST INTERNATIONAL CONFERENCE ON HUMANITY AND SOCIAL SCIENCES. https://www.researchgate.net/publication/387436939_YEREL_YONETIMLERIN_KARAR_ALMA_SURECLERI_UZERINE_DEMOKRASI_PENCERESINDEN_BIR_DEGERLENDIRME/citations

Kurt, N.(2020). Türkiye’de Kentsel Gelişim Sürecinde Kentsel Rant Olgusu ve Devletin Rolü, Kent Akademisi, Volume, 13, Issue 4, Pages-785-807. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1301517

Linda M. Lobao, Lazarus Adua, State rescaling and local governments' austerity policies across the USA, 2001–2008, Cambridge Journal of Regions, Economy and Society, Volume 4, Issue 3, November 2011, Pages 419–435, https://doi.org/10.1093/cjres/rsr022

NEBİ MİŞ ve CENAY BABAOĞLU (eds). (2023). 2000’LI YILLARDA TÜRKIYE’DE YEREL YÖNETIMLERDE REFORM. SETA. https://media.setav.org/tr/dosya/2023/05/kitap-2000li-yillarda-turkiyede-yerel-yonetimlerde-reform.pdf

Özaslan, Kamil ve Muhammet Banazili. (2023). Siyasi Denetim Aracı Olarak Meclis Denetim Komisyonlarının Rolü: İstanbul İlçe Belediyeleri Örneği. Doi:10.25295/fsecon.1358240. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/3398793

Panara, Carlo ve Michael R. Varney (eds.) (2015). Local Government in Europe (Routledge Research in EU Law).