Konvansiyonel Savaştan Jeoekonomik
Savaşa: ABD'nin İran'a Karşı Yeni Stratejisi, Küresel Ekonomik Baskı Öğretisi
ve Uluslararası Düzenin Geleceği
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Öz
Bu çalışma
Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'a yönelik siyasasında ortaya çıkan
stratejik dönüşümü ve ekonomik araçların giderek daha kapsamlı bir savaş ve
zorlama aracına dönüşmesini incelemektedir. Çalışmanın temel savı ABD'nin
İran'a karşı konvansiyonel askeri güç kullanımının siyasal ve stratejik
hedefleri gerçekleştirmede sınırlı kalması üzerine ekonomik ve finansal gücünü
daha sistemli biçimde kullanmaya yöneldiğidir. Bu çerçevede ekonomik
yaptırımlar, ikincil yaptırımlar, enerji gelirlerinin sınırlandırılması, deniz
taşımacılığının ve finansal ağların hedef alınması, teknoloji erişiminin
kısıtlanması ve farklı ödeme kanallarının engellenmesi birbirini tamamlayan
araçlar olarak değerlendirilmektedir. Araştırmada Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik
Çözümleme (SGSÇ) yöntemi kullanılmış ve ABD, İran, Çin ve bölgesel aktörler
arasındaki karşılıklı stratejik etkileşimler çözümlenmiştir. Çözümleme, ABD'nin
İran ekonomisine ciddi zarar verme kapasitesinin yüksek olduğunu ancak ekonomik
yıpratmanın İran'ın siyasal ve stratejik davranışını değiştirmesinin aynı
ölçüde olanaklı olmadığını göstermektedir. Özellikle Çin'in İran'la ekonomik
ilişkilerini sürdürme kapasitesi ve Hürmüz Boğazı'nın küresel enerji sistemi
açısından taşıdığı önem ekonomik kuşatmanın yapısal sınırlarını
oluşturmaktadır. Ayrıca üçüncü ülkeleri İran'la ekonomik ilişkileri konusunda
“taraf seçmeye” zorlayan yaklaşımın kısa vadede ABD'nin baskı kapasitesini
artırırken uzun vadede farklı finansal ve ticari ağların gelişmesini
hızlandırabileceği ileri sürülmektedir. Çalışmanın temel sonucu ABD'nin İran'ı
ekonomik olarak zayıflatmasının olanaklı olduğu ancak İran'ı siyasal olarak
teslim almaya yönelik ekonomik savaşın başarı şansının daha sınırlı
bulunduğudur. Daha önemlisi ekonomik gücün küresel ölçekte silahlandırılması
İran'ın ötesinde uluslararası ekonomik düzenin yapısını değiştirebilecek bir
jeoekonomik dönüşümü tetikleyebilir.
Anahtar
Kelimeler: ABD,
İran, ekonomik savaş, ekonomik yaptırımlar, ikincil yaptırımlar, jeoekonomi,
Çin, Hürmüz Boğazı, enerji güvenliği, küresel ekonomik düzen
Abstract
This study examines the strategic transformation of
United States policy toward Iran and the increasing use of economic instruments
as comprehensive instruments of warfare and coercion. It argues that the
limitations of conventional military power in achieving Washington's political
and strategic objectives have encouraged the United States to rely increasingly
on its economic and financial power. Within this framework, economic sanctions,
secondary sanctions, restrictions on energy revenues, targeting of maritime
transportation and financial networks, limitations on technology access, and
efforts to obstruct alternative payment channels are examined as interconnected
instruments of economic warfare. The study employs the Continuously Updated
Socio-Political Analysis (CUSPA) method to analyze the reciprocal strategic
interactions among the United States, Iran, China, and regional actors. The
analysis demonstrates that the United States has substantial capacity to weaken
the Iranian economy, but that economic attrition is considerably less likely to
produce a corresponding change in Iran's political and strategic behavior.
China's capacity to maintain economic relations with Iran and the strategic
importance of the Strait of Hormuz to the global energy system constitute major
structural limits to comprehensive economic isolation. The study further argues
that Washington's attempt to compel third countries to choose between economic
relations with Iran and access to the U.S.-centered financial system may strengthen
American coercive power in the short term, while accelerating the development
of alternative financial and trade networks in the longer term. The central
conclusion is that the United States may succeed in economically weakening
Iran, but the prospects of using economic warfare to compel Iran to
fundamentally alter its political and strategic behavior are more limited. More
importantly, the weaponization of economic power on a global scale may generate
a broader geoeconomic transformation extending beyond Iran and potentially
altering the structure of the international economic order.
Keywords: United
States, Iran, economic warfare, economic sanctions, secondary sanctions,
geoeconomics, China, Strait of Hormuz, energy security, global economic order
GİRİŞ
Uluslararası
ilişkiler tarihinde savaş uzun süre devletlerin siyasal amaçlarına ulaşmak için
başvurdukları en belirgin güç kullanma aracı olarak kabul edilmiştir. Ancak
XXI. yüzyılda savaşın niteliği önemli ölçüde değişmektedir. Askeri hareketler
artık tek başına belirleyici sonuçlar üretmemekte ve finansal sistemler,
ticaret ağları, enerji koridorları, teknoloji, lojistik ve küresel ödeme
mekanizmaları devletlerin stratejik yarışmasının temel unsurları durumuna
gelmektedir. Başka bir ifadeyle, savaş alanı cephelerden küresel ekonominin
işleyişine doğru genişlemektedir.
İran ile ABD
arasında son yıllarda yaşanan gelişmeler bu dönüşümün en dikkat çekici
örneklerinden birini oluşturmaktadır. İran'ın nükleer programı, bölgesel etkisi
ve vekil aktörler üzerinden yürüttüğü güvenlik stratejisi nedeniyle uzun
yıllardır askeri baskı, diplomatik girişimler ve ekonomik yaptırımlar birlikte
uygulanmıştır. Buna karşın doğrudan veya dolaylı askeri müdahalelerin İran'ın
stratejik tercihlerini köklü biçimde değiştiremediği görülmektedir. Bu durum
Washington'un İran siyasasında yeni bir arayışa yöneldiğine işaret etmektedir.
Bu yeni
yaklaşımın temel özelliği ekonomik yaptırımları tamamlayıcı bir araç olarak
değil, başlı başına bir savaş stratejisi olarak kurgulamasıdır. Artık hedef
yalnızca İran ekonomisini zayıflatmak değildir. Asıl amaç İran ile ekonomik
ilişki kuran devletleri, şirketleri, finans kuruluşlarını ve lojistik ağları da
baskı altına alarak İran'ı küresel ekonomik sistem içinde hareket edemez duruma
getirmektir. Böylece ekonomik bağımlılıklar, finansal ağlar ve uluslararası
ticaret ilişkileri, askeri gücün yerine geçen stratejik baskı araçlarına
dönüşmektedir.
Bu yönüyle
ABD'nin benimsediği yaklaşım ikili bir yaptırım siyasasının ötesine
geçmektedir. Strateji, uluslararası sistemi "taraf seçmeye" zorlayan
küresel bir ekonomik baskı düzeni oluşturmayı hedeflemektedir. İran ile
ekonomik ilişkilerini sürdüren aktörlerin de yaptırımlarla karşı karşıya
kalacağı yönündeki açıklamalar ekonomik savaşın coğrafi sınırlarının artık İran
ile sınırlı olmadığını göstermektedir. Dolayısıyla tartışılan konu yalnızca
ABD-İran ilişkileri değil, uluslararası ekonomik düzenin nasıl şekilleneceği
sorunudur.
Bununla
birlikte, bu stratejinin uygulanabilirliği ve başarı olasılığı ciddi
tartışmaları da beraberinde getirmektedir. İran'ın Çin başta olmak üzere büyük
ekonomik aktörlerle sürdürdüğü ticari ilişkiler, farklı ödeme sistemlerinin
gelişmesi, bölgesel ekonomik iş birliklerinin güçlenmesi ve küresel ekonominin
karşılıklı bağımlılık yapısı ekonomik baskının etkisini sınırlayabilecek
yapısal unsurlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle ekonomik savaşın kapsamı
kadar sınırları ve beklenmeyen sonuçları da incelenmesi gereken temel araştırma
konuları arasındadır.
Bu makalenin
temel savı ABD'nin İran'a yönelik yeni siyasasının klasik yaptırım anlayışının
ötesine geçerek "Küresel Ekonomik Baskı Öğretisi" olarak
adlandırılabilecek yeni bir stratejik yaklaşımı temsil ettiğidir. Bu öğreti
yalnızca İran'ı ekonomik olarak yalnızlaştırmayı değil, uluslararası ekonomik
ilişkileri ABD'nin jeopolitik öncelikleri doğrultusunda yeniden yapılandırmayı
amaçlamaktadır. Ancak bu süreç kısa vadede İran üzerinde baskı oluştururken,
uzun vadede küresel ekonomik bloklaşmayı hızlandırma, farklı finansal
sistemleri güçlendirme ve uluslararası düzenin çok merkezli bir yapıya
evrilmesini hızlandırma olanağı da içermektedir.
Amaç ve
Hedefler
Bu
çalışmanın temel amacı, ABD'nin İran'a yönelik siyasasında ortaya çıkan
stratejik dönüşümü konvansiyonel askeri güç kullanımından jeoekonomik güç
kullanımına geçiş bağlamında incelemek ve bu dönüşümün İran, ABD ve
uluslararası sistem açısından olası sonuçlarını ortaya koymaktır. Çalışma
ekonomik yaptırımları yalnızca İran'ın ekonomik kapasitesini sınırlamaya
yönelik teknik araçlar olarak değil, siyasal hedeflere ulaşmak amacıyla
kullanılan bütünleşik bir ekonomik savaş stratejisi olarak ele almaktadır. Bu
temel amaç doğrultusunda çalışmanın hedefleri şunlardır:
ABD'nin İran siyasasındaki stratejik dönüşümü ortaya koymak: Konvansiyonel askeri baskının neden
beklenen siyasal sonuçları üretmekte zorlandığını ve Washington'un neden
ekonomik baskıyı daha merkezi bir stratejik araç durumuna getirdiğini
incelemek.
Yeni ekonomik savaş stratejisinin içeriğini belirlemek: Finansal yaptırımlar, ikincil
yaptırımlar, enerji ticaretinin sınırlandırılması, deniz taşımacılığı ve
sigorta sistemleri üzerindeki baskılar, teknoloji ve ödeme sistemlerine yönelik
kısıtlamalar gibi araçların birbirleriyle nasıl bütünleştirildiğini ortaya
koymak.
"Küresel Ekonomik Baskı Öğretisi"ni
kavramsallaştırmak:
ABD'nin yalnızca İran'ı hedef almakla kalmayıp İran'la ekonomik ilişkilerini
sürdüren üçüncü ülkeleri de yaptırım tehdidiyle karşı karşıya bırakmasını yeni
bir jeoekonomik zorlama biçimi olarak çözümlemek.
Stratejinin İran üzerindeki olası etkilerini değerlendirmek: Ekonomik baskının İran'ın enerji
gelirleri, dış ticareti, finansal kapasitesi, toplumsal yapısı ve siyasal karar
alma mekanizması üzerindeki kısa ve orta vadeli sonuçlarını belirlemek.
Çin etmenini çözümlemek: İran'ın en önemli ekonomik ortaklarından biri olan
Çin'in strateji karşısındaki konumunu incelemek ve ABD'nin Çin'e yönelik
ikincil yaptırımları genişletmesinin olanaklı olup olmadığını ve bunun ABD-Çin
ilişkileri ile küresel ekonomi açısından yaratacağı sonuçları değerlendirmek.
Hürmüz Boğazı ve enerji güvenliğini ekonomik savaş bağlamında
incelemek: İran'ın
enerji ihracatı, Hürmüz Boğazı'nın stratejik konumu ve bölgesel aktörlerin
ekonomik çıkarları arasındaki ilişkinin ABD'nin yeni stratejisi bakımından
önemini ortaya koymak.
Stratejinin başarı koşullarını ve sınırlarını belirlemek: Ekonomik savaşın İran'ı siyasal ödün
vermeye veya stratejik davranışını değiştirmeye zorlayabilmesi için gerekli
koşulları ve stratejinin başarısını engelleyebilecek yapısal etmenleri
değerlendirmek.
Küresel sistem üzerindeki uzun vadeli sonuçları ortaya
koymak: ABD'nin
finansal ve ekonomik gücünü jeopolitik bir silah olarak kullanmasının dolar
merkezli uluslararası ekonomik sistem, farklı ve değişik ödeme mekanizmaları,
ekonomik bloklaşma ve çok merkezli dünya düzeni üzerindeki olası etkilerini
incelemek.
Araştırma
Soruları
Bu çalışma,
ABD'nin İran'a yönelik yeni ekonomik stratejisinin niteliğini,
uygulanabilirliğini, başarı olasılığını ve uluslararası sistem üzerindeki olası
sonuçlarını belirlemek amacıyla aşağıdaki temel araştırma sorularına yanıt
aramaktadır.
Temel
Araştırma Sorusu: ABD'nin
İran'a karşı geliştirdiği yeni ekonomik baskı stratejisi konvansiyonel savaşın
yerine geçen bir "Küresel Ekonomik Baskı Öğretisi" niteliği taşımakta
mıdır; taşıyorsa bu stratejinin İran'ı siyasal ve stratejik davranışını
değiştirmeye zorlama kapasitesi nedir?
Alt
Araştırma Soruları
ABD neden İran'a karşı askeri baskının yanında, hatta giderek
onun yerine, ekonomik savaş stratejisini öne çıkarmaktadır? Bu değişimin askeri,
ekonomik ve jeopolitik nedenleri nelerdir?
ABD'nin yeni ekonomik savaş stratejisinin kapsamı nedir?
Finansal yaptırımlar, ikincil yaptırımlar, enerji ticareti, deniz taşımacılığı,
sigorta, teknoloji ve ödeme sistemleri nasıl bütünleşik bir baskı mekanizmasına
dönüştürülmektedir?
İran'ın ekonomik ve finansal sistemini küresel ekonomik
dolaşımdan dışlama girişimi ne ölçüde gerçekleştirilebilir? İran'ın farklı
ticaret ve finansman kanalları bu stratejinin etkinliğini hangi ölçüde
sınırlandırabilir?
ABD'nin İran'la ekonomik ilişki kuran üçüncü ülkeleri de
yaptırım tehdidiyle karşı karşıya bırakması ekonomik yaptırım siyasasını hangi
noktada "ekonomik savaş"a dönüştürmektedir?
Çin etmeni ABD stratejisinin uygulanabilirliğini nasıl
etkilemektedir? İran'ın Çin ile ekonomik ilişkilerinin devam etmesi durumunda
ABD ekonomik baskıyı Çin'e genişletebilir mi; genişletirse bunun ABD-Çin
ilişkileri ve küresel ekonomi üzerindeki maliyeti ne olur?
Hürmüz Boğazı İran'ın enerji gelirleri ve bölgesel ekonomik
ilişkiler ABD'nin ekonomik savaş stratejisinde nasıl bir stratejik işlev
görmektedir?
İran'ın ekonomik olarak ağır biçimde sıkıştırılması İran
yönetimini siyasal ve stratejik ödün vermeye zorlayabilir mi; yoksa ekonomik
baskı İran'ın direnme kapasitesini ve farklı ekonomik ortaklıklara yönelimini
mi güçlendirebilir?
ABD'nin ekonomik gücünü küresel ölçekte bir zorlayıcı güç
aracına dönüştürmesi dolar merkezli uluslararası finans sisteminin gücünü
artırmak yerine uzun vadede zayıflatabilir mi?
ABD'nin üçüncü ülkeleri "taraf seçmeye" zorlayan siyasası
uluslararası ekonomik sistemde yeni bir bloklaşmanın oluşmasına yol açabilir
mi?
Bu stratejinin başarı ölçütü ne olmalıdır? İran'ın ekonomik
olarak zayıflatılması, petrol gelirlerinin azaltılması, dış ticaretinin
daraltılması, İran'ın stratejik davranışının değiştirilmesi veya siyasal
rejimin siyasa değiştirmesi aynı başarı kategorisinde değerlendirilebilir mi?
ABD'nin İran'a karşı uyguladığı ekonomik savaşın kısa, orta
ve uzun vadeli başarı olasılığı nedir? Başarıyı artıran ve azaltan temel
değişkenler hangileridir?
ABD'nin İran'a karşı geliştirdiği bu model gelecekte başka
devletlere karşı uygulanabilecek genelleştirilebilir bir ekonomik savaş öğretisine
dönüşebilir mi?
Araştırmanın
Temel Çözümleyici Sorusu
Bütün bu
soruların üzerinde yer alan daha kapsamlı soru ise şudur: ABD İran'ı küresel
ekonomik sistemden dışlayarak İran üzerinde stratejik üstünlük sağlayabilir mi;
yoksa ekonomik gücün küresel ölçekte silahlandırılması İran'dan daha büyük bir
sonuç doğurarak uluslararası ekonomik sistemin parçalanmasını ve yeni
jeoekonomik güç merkezlerinin ortaya çıkmasını mı hızlandıracaktır? Bu nedenle
araştırma, ekonomik yaptırımların İran üzerindeki doğrudan etkileri ile bu
yaptırımların uluslararası sistem üzerinde yaratabileceği dolaylı ve uzun
vadeli sonuçları birbirinden ayırarak incelemektedir.
Yöntem
Bu
araştırmada ABD'nin İran'a karşı geliştirmekte olduğu ekonomik baskı
stratejisini ve bu stratejinin olası sonuçlarını çözümlemek amacıyla Sürekli
Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme (SGSÇ) yöntemi kullanılmaktadır. SGSÇ,
siyasal ve uluslararası gelişmeleri durağan olgular olarak değil, aktörlerin
karşılıklı karar ve tepkileriyle sürekli değişen süreçler olarak ele
almaktadır. Bu yaklaşım araştırmanın konusu açısından özellikle önemlidir.
Çünkü ABD'nin İran'a yönelik ekonomik baskısı tek taraflı bir siyasa değildir.
ABD'nin uyguladığı yaptırım ve ekonomik baskı araçları İran'ın davranışını,
İran'ın tepkileri Çin'in ve diğer ticaret ortaklarının tutumunu ve bu
aktörlerin davranışları ise ABD'nin sonraki kararlarını etkileyebilmektedir.
Dolayısıyla araştırmada ekonomik savaş, yalnızca uygulanan yaptırımların
toplamı olarak değil, çok aktörlü ve karşılıklı etkileşimli bir stratejik süreç
olarak incelenmektedir.
Araştırmanın
çözümleme birimini ABD'nin tek tek yaptırım kararları değil, bu kararların
oluşturduğu ekonomik baskı sistemi ve bu sistemin uluslararası aktörler
üzerindeki etkileri oluşturmaktadır. Bu çerçevede araştırma dört temel
çözümleme alanına dayandırılmaktadır. Birinci olarak, ABD'nin İran'a yönelik
stratejisindeki değişim incelenmektedir. Askeri güç diplomatik baskı ve
ekonomik yaptırımlar arasındaki ilişki değerlendirilerek ekonomik araçların
neden giderek daha merkezi bir konuma taşındığı araştırılmaktadır.
İkinci
olarak, ekonomik baskının araçları ve kapsamı incelenmektedir. Doğrudan
yaptırımların yanı sıra ikincil yaptırımlar, enerji ticareti, finansal sistem,
deniz taşımacılığı, sigorta, teknoloji ve ödeme mekanizmaları birlikte
değerlendirilmektedir. Böylece ekonomik baskının yalnızca İran'ı değil, İran'la
ekonomik ilişki içinde bulunan üçüncü ülkeleri de kapsayan bir yapıya dönüşüp
dönüşmediği belirlenmektedir.
Üçüncü
olarak, başta Çin olmak üzere üçüncü ülkelerin tepkileri çözümlenmektedir.
Özellikle Çin'in İran'la ekonomik ilişkilerini sürdürmesi durumunda ABD'nin
ekonomik baskıyı ne ölçüde genişletebileceği ve bunun ABD-Çin ilişkileri ile
küresel ekonomik sistem üzerindeki maliyeti değerlendirilmektedir. Hürmüz
Boğazı ve enerji ticareti de bu kapsamda stratejik değişkenler olarak ele
alınmaktadır.
Dördüncü
olarak, ekonomik savaşın başarı olasılığı incelenmektedir. Burada ekonomik
başarı ile siyasal başarı birbirinden ayrılmaktadır. İran'ın ekonomik olarak
zayıflatılması tek başına stratejinin başarılı olduğu anlamına gelmemektedir.
Asıl ölçüt ekonomik baskının İran'ın stratejik ve siyasal davranışını
değiştirme kapasitesidir.
Araştırmada
bu nedenle üç temel sonuç düzeyi ayırt edilmektedir:
Ekonomik sonuç: İran'ın gelir, ticaret ve finansal hareket
alanının daralması;
Stratejik sonuç: İran'ın dış siyasa ve bölgesel davranışının
değişmesi;
Sistemsel sonuç: ABD'nin ekonomik baskı kapasitesinin
korunması veya buna karşı farklı ekonomik ve finansal yapıların güçlenmesi.
Bu ayrım,
araştırmanın temel çözümleyici sorunlarından biri olan “İran ekonomisini
zayıflatmak ile İran'ı siyasal olarak değiştirmek arasındaki farkı” ortaya
koymayı amaçlamaktadır.
Araştırmanın
son aşamasında SGSÇ'nin devingen niteliğine uygun olarak farklı olasılık
alanları oluşturulacaktır. Ekonomik baskının İran'ı siyasal ödüne zorlaması
İran'ın uzun süreli ekonomik yıpranmaya karşın stratejik tutumunu koruması veya
ABD'nin baskısına karşı Çin ve diğer aktörlerin farklı ekonomik ve finansal
ağları güçlendirmesi başlıca olasılık alanları olarak değerlendirilecektir.
Bu bağlamda
araştırmanın ortaya koyduğu “Küresel Ekonomik Baskı Öğretisi” kavramı önceden
kabul edilmiş bir sonuç değil, araştırma kapsamında sınanacak bir çözümleyici
önerme olarak kullanılmaktadır. Eğer ABD'nin İran'a yönelik ekonomik siyasası,
hedef ülkenin yanı sıra üçüncü ülkeleri de sistemli biçimde ekonomik tercih
yapmaya zorlayan ve küresel finans ve ticaret ağlarını stratejik baskı aracı
olarak kullanan bütünleşik bir yapıya dönüşmüşse bunun klasik ekonomik yaptırım
siyasasından ayrılarak yeni bir ekonomik savaş biçimi oluşturduğu ileri
sürülebilecektir.
Bu yöntem
sayesinde araştırma, yalnızca “ABD İran'a ne yaptı?” sorusuna değil, “ABD neden
bu stratejiye yöneldi?”, “İran ve diğer aktörler nasıl karşılık verebilir?”,
“strateji hangi koşullarda başarılı olabilir?” ve “bu savaşım uluslararası
ekonomik düzeni nasıl değiştirebilir?” sorularına da yanıt aramaktadır.
KURAMSAL
ÇERÇEVE: ABD’NİN EKONOMİK SAVAŞ STRATEJİSİNİN TEMEL BİLEŞENLERİ
ABD'nin
İran'a karşı geliştirdiği yeni ekonomik savaş stratejisinin anlaşılabilmesi
için ekonomik yaptırım, ekonomik zorlama ve ekonomik savaş kavramları
arasındaki ayrımın öncelikle ortaya konulması gerekir. Ekonomik yaptırım,
belirli bir devletin davranışını değiştirmek amacıyla ticari, finansal veya
ekonomik ilişkilerin sınırlandırılmasını ifade eder. Ekonomik zorlama ise bu
araçların, hedef devletin tercihlerini değiştirmeye yönelik daha kapsamlı bir
baskı mekanizması içinde kullanılmasını ifade etmektedir. Ekonomik savaş ise
ekonomik ve finansal kapasitenin askeri gücün tamamlayıcısı veya belirli
durumlarda ikamesi olarak rakibin ekonomik dayanma kapasitesini ve siyasal
hareket alanını sistemli biçimde ortadan kaldırmak amacıyla kullanılmasıdır.
ABD'nin 2026
yılında İran'a yönelik siyasası bu üçüncü kategoriye doğru belirgin bir geçiş
göstermektedir. Nitekim ABD Hazine Bakanlığı 24 Ağustos 2026'da başlatılan Ekonomik
Dışlama Operasyonu (Operation Economic Outcast) kapsamında amacını
İran'ın dünya çapındaki finansal bağlantılarını hedef almak ve rejimi ayakta
tutan ekonomik kaynakları kesmek olarak açıklamıştır. Hazine Bakanı Scott
Bessent de stratejinin yalnızca İran içindeki aktörleri değil, İran'ın üçüncü
ülkelerdeki ekonomik bağlantılarını da hedef aldığını açıkça ortaya koymuştur. Bu
çerçevede ABD'nin ekonomik savaş stratejisinin birbirini tamamlayan yedi temel
bileşenden oluştuğu ileri sürülebilir.
Finansal
Kuşatma
Stratejinin
birinci ve en önemli bileşeni İran'ın uluslararası finans sistemine erişiminin
sınırlandırılmasıdır. ABD'nin sahip olduğu en önemli jeoekonomik güçlerden biri
doların uluslararası ticaret ve finans sistemindeki merkezi konumudur. Bu konum
sayesinde Washington İran'la doğrudan ticaret yapan aktörlerin yanı sıra
İran'la işlem yapan üçüncü ülke bankalarını ve finans kuruluşlarını da baskı
altına alabilmektedir. Dolayısıyla amaç yalnızca İran bankalarını cezalandırmak
değil, İran'ın uluslararası ekonomik işlemlerini gerçekleştirebilmesi için gereksinme
duyduğu finansal aracıları da sistemin dışına itmek olmaktadır. Bu nedenle
finansal kuşatma ekonomik savaşın merkezinde yer almaktadır.
İkincil
Yaptırımlar ve Üçüncü Ülkelerin Zorlanması
Yeni
stratejinin klasik yaptırım siyasasından ayrıldığı en önemli noktalardan biri
ikincil yaptırımların sistemli biçimde kullanılmasıdır. ABD, İran'la ekonomik
ilişkilerini sürdüren üçüncü ülke şirketlerini ve finans kuruluşlarını da ABD
finans sistemine erişimlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır.
Böylece İran'a yönelik baskı İran-ABD ilişkilerinin dışına taşarak üçüncü
devletlerin ekonomik tercihlerini belirlemeye yönelik bir baskı aracına
dönüşmektedir. Bu durum ekonomik savaşın coğrafi sınırlarını
belirsizleştirmektedir. Artık sorun "İran'a yaptırım uygulanması"
değil, diğer devletlerin İran'la ticaret yapıp yapamayacağıdır. Bessent'in son
açıklamalarında İran'la ticari ilişkilerini sürdüren ülkelerin dolar merkezli
finansal sisteme erişim bakımından sonuçlarla karşılaşabileceğine ilişkin açık
uyarılar yapılması bu bileşenin yeni stratejideki merkezi konumunu
göstermektedir.
Enerji
Gelirlerinin Kesilmesi
İran
ekonomisinin temel gelir kaynaklarından biri petrol ve enerji ihracatıdır. Bu
nedenle İran'ın petrol gelirlerini azaltmak ekonomik savaşın doğal
hedeflerinden biridir. ABD Hazine Bakanlığı 2026 boyunca İran petrolünün
satışına aracılık eden şirketleri, finansal ağları, tankerleri ve
yaptırımlardan kaçınmayı sağlayan ticari yapıları hedef alan çok sayıda işlem
gerçekleştirmiştir. Temmuz ayında da İran petrol ihracatını ve yaptırımlardan
kaçınma ağlarını destekleyen geniş bir denizcilik ve ticaret ağı hedef
alınmıştır. Buradaki stratejik mantık basittir: petrol gelirleri azalırsa
devletin ekonomik, askeri ve siyasal kapasitesi de azalacaktır. Ancak bu
ilişkinin otomatik olmadığı da unutulmamalıdır. İran'ın petrol gelirlerindeki
azalma İran'ın siyasal davranışını değiştirmediği takdirde yalnızca ekonomik
yıpratma sonucunu doğurabilir.
Deniz
Ticareti ve "Gölge Filo"nun Hedeflenmesi
Ekonomik
savaşın dördüncü bileşeni İran'ın petrol ve diğer malları uluslararası
pazarlara ulaştırmasını sağlayan lojistik sistemin hedeflenmesidir. Tankerler,
denizcilik şirketleri, aracılar, sigorta mekanizmaları, limanlar ve ticari
şirketler bu sistemin parçalarıdır. ABD'nin son yaptırım paketlerinde İran'ın
petrol ihracatını sağlayan "gölge filo" ve bu filoya hizmet veren
aracılar ile şirketlerin hedef alınması ekonomik savaşın finansal alandan
lojistik alana genişlediğini göstermektedir. Bu nedenle ekonomik savaş yalnızca
paranın hareketini değil, malların hareketini de engellemeye yönelmektedir.
Teknoloji,
Savunma ve Çift Kullanımlı Malların Denetimi
İran'ın askeri
ve nükleer kapasitesini yeniden oluşturmasını önlemek amacıyla teknoloji ve
çift kullanımlı ürünlerin İran'a ulaşmasını engellemek de stratejinin önemli
bir parçasıdır. ABD'nin 2026 yılında Çin ve Hong Kong merkezli bazı kişi ve
şirketleri İran'ın askeri tedarik ağlarına destek verdikleri gerekçesiyle hedef
alması ekonomik savaşın İran sınırlarını aşan niteliğini bir kez daha
göstermektedir. Burada ekonomik savaş ile teknoloji savaşı birbirine
yaklaşmaktadır. Amaç yalnızca İran'ın bugünkü ekonomik kapasitesini azaltmak
değil, gelecekteki askeri ve teknolojik kapasitesini yeniden üretmesini
engellemektir.
Sayısal
Finans ve Farklı Ödeme Kanallarının Engellenmesi
İran'ın
geleneksel finans sisteminin dışında geliştirdiği ödeme ve para transfer
mekanizmaları da ekonomik savaşın hedef alanına girmektedir. Kripto varlıklar, farklı
finans kuruluşları, gölge bankacılık ağları ve üçüncü ülkelerdeki aracılar
İran'ın yaptırımları aşmasını sağlayabilecek kanallar olarak
değerlendirilmektedir. 2026 Ağustos'undaki yeni yaptırım kampanyasında kripto
para, teknoloji ve İran'ın finansal bağlantılarını kolaylaştıran çeşitli
ağların hedef alınması bu alanın giderek önem kazandığını göstermektedir. Böylece
ABD'nin stratejisi yalnızca mevcut finansal sistemi İran'a kapatmaya değil,
İran'ın farklı finansal sistemler üzerinden küresel ekonomiye erişmesini de
engellemeye yönelmektedir.
Küresel
Ekonomik Yalnızlaştırma ve "Taraf Seçme" Baskısı
Stratejinin
en geniş ve en önemli bileşeni budur. ABD'nin hedefi artık yalnızca İran'ın
ekonomik kapasitesini azaltmak değildir. İran'ın ekonomik ilişkilerini
sürdürebileceği uluslararası alanı da daraltmaya çalışmaktadır. Bu yaklaşımda
üçüncü ülkeler iki seçenek arasında bırakılmaktadır: İran'la ekonomik
ilişkileri sürdürmek veya ABD merkezli küresel finans sistemine erişimi
korumak. Bu nedenle ekonomik savaş İran'a yönelik bir yaptırım siyasasından
çıkarak uluslararası ekonomik ilişkilerin yeniden düzenlenmesine yönelik bir
jeoekonomik baskı stratejisine dönüşmektedir. ABD Hazine Bakanlığı'nın 24
Ağustos'taki açıklamasında operasyonun İran'ın "küresel finansal
bağlantılarına" yönelik olduğunun belirtilmesi ve amacın İran'ı ekonomik
olarak yalnızlaştırmak olduğunun açıkça ifade edilmesi bu dönüşümün yalnızca çözümleyici
bir yorum olmadığını, Washington'un kendi stratejik söyleminde de bulunduğunu
göstermektedir.
Bileşenlerin
Birbirleriyle Bütünleşmesi
Bu yedi
bileşen ayrı ayrı değerlendirildiğinde klasik ekonomik yaptırım araçlarına
benzemektedir. Ancak bunların eş zamanlı ve birbirini tamamlayacak biçimde
uygulanması yeni stratejinin esas niteliğini ortaya çıkarmaktadır. Finansal
kuşatma İran'ın para hareketlerini sınırlandırırken ikincil yaptırımlar üçüncü
ülkeleri baskı altına almaktadır. Enerji yaptırımları İran'ın gelirlerini
azaltmakta, denizcilik yaptırımları bu gelirlerin elde edilmesini
zorlaştırmakta, teknoloji ve çift kullanımlı ürün denetimleri İran'ın askeri
kapasitesini yeniden oluşturmasını sınırlandırmakta, farklı ödeme sistemlerine
yönelik baskı ise yaptırımların etrafından dolaşma olanaklarını azaltmaktadır. Dolayısıyla
ortaya çıkan yapı tek tek yaptırımların toplamından daha fazlasıdır. Bu,
ekonomik kaynakların, finansal bağlantıların, ticaret ağlarının ve teknolojik
erişimin aynı stratejik hedef doğrultusunda eş zamanlı olarak baskı altına
alınmasıdır. Bu nedenle çalışmada Küresel Ekonomik Baskı Öğretisi ekonomik
gücün yalnızca hedef ülkenin ekonomik kapasitesini azaltmak amacıyla değil,
hedef ülkenin uluslararası ekonomik bağlantılarını koparmak ve üçüncü ülkeleri
de bu kopuşa katılmaya zorlamak amacıyla sistemli biçimde kullanılması olarak
tanımlanmaktadır. Ancak bu kavramsallaştırmanın gerçek bir "öğreti"
niteliği taşıyıp taşımadığı stratejinin sonraki aşamalarında görülecek
uygulamalar ve özellikle Çin, Körfez ülkeleri ve diğer büyük ekonomik
aktörlerin vereceği tepkiler üzerinden ayrıca sınanmalıdır.
ÇÖZÜMLEME
VE DEĞERLENDİRME
ABD Neden
Ekonomik Savaşa Yöneliyor?
ABD'nin
İran'a karşı ekonomik savaşı öne çıkarmasının temel nedeni ekonomik
yaptırımların yeni ve daha güçlü bir araç olmasından çok konvansiyonel askeri
gücün İran'ın siyasal ve stratejik davranışını değiştirmede yetersiz
kalmasıdır. İran klasik askeri güç dengesi açısından ABD ile
karşılaştırılabilecek bir güç değildir. ABD'nin hava gücü, deniz gücü,
istihbarat kapasitesi, teknolojik üstünlüğü ve küresel askeri erişimi İran'ın
çok üzerindedir. Buna karşın askeri üstünlük İran'ın siyasal iradesini ortadan
kaldırmaya yetmemektedir. İran'ın coğrafi büyüklüğü, nüfusu, devlet kapasitesi,
tarihsel devlet geleneği, toplumsal dayanıklılığı ve bölgesel bağlantıları askeri
baskının siyasal sonuç üretmesini zorlaştırmaktadır. Burada temel sorun ortaya
çıkmaktadır: Askeri üstünlük ile siyasal sonuç aynı şey değildir. Bir devlet
başka bir devletin askeri altyapısını büyük ölçüde yıkabilir fakat onun siyasal
iradesini aynı ölçüde ortadan kaldıramayabilir. İran örneğinde de askeri
baskının temel sınırı budur. İran'ın askeri kapasitesi zarar görebilir,
ekonomik altyapısı tahrip edilebilir ve stratejik tesisleri vurulabilir ancak
İran yönetiminin ABD'nin taleplerini kabul etmesini sağlayacak bir siyasal
sonuç otomatik olarak ortaya çıkmaz. Bu nedenle Washington açısından ekonomik
savaş askeri gücün başarısızlığının kabulünden çok askeri gücün tamamlayıcısı
ve gerektiğinde onun yerine kullanılabilecek bir zorlama aracı durumuna
gelmektedir.
Askeri
güçten ekonomik güce geçişin stratejik mantığı: Ekonomik savaşın ABD açısından üç
önemli üstünlüğü bulunmaktadır. Birincisi, askeri operasyonlardan farklı olarak
ekonomik baskı sürekli uygulanabilir. Askeri operasyonların maliyeti,
uluslararası hukuk ve kamuoyu baskısı, askeri kayıplar ve işlevsel riskler
nedeniyle yüksektir. Ekonomik yaptırımlar ise daha düşük doğrudan askeri riskle
uzun süre sürdürülebilir. İkincisi, ABD'nin ekonomik ve finansal gücü küresel
ölçektedir. Doların uluslararası finans sistemindeki merkezi konumu ABD'ye
yalnızca kendi ekonomik kapasitesini değil, küresel ekonomik altyapının önemli
bir bölümünü de baskı aracı olarak kullanma olanağı vermektedir. Üçüncüsü,
ekonomik baskı hedef ülkenin sınırlarının dışına taşırılabilir. Askeri savaşta
hedef esas olarak İran'dır. Ekonomik savaşta ise İran'la ticaret yapan
şirketler, bankalar, enerji alıcıları, tanker işletmeleri ve üçüncü devletler
de baskının parçası durumuna getirilebilmektedir. İşte bu üçüncü özellik yeni
stratejinin asıl yeniliğini oluşturmaktadır. ABD yalnızca İran'a "ekonomik
ilişkilerini kes" dememektedir. İran'la ekonomik ilişki kuran diğer
aktörlere de aynı mesajı vermektedir. Bu durum ekonomik baskıyı ikili bir
ilişkiden çok taraflı bir zorlama sistemine dönüştürmektedir.
Ekonomik
savaşın asıl hedefi İran ekonomisi midir? İlk bakışta öyle görünmektedir. Ancak daha derin bir
çözümleme hedefin İran ekonomisinden daha geniş olduğunu göstermektedir. Amaç İran'ın
ekonomik kaynaklarını azaltmak, ekonomik dayanıklılığını zayıflatmak, siyasal
ve stratejik hareket alanını daraltmak ve sonunda İran yönetimini siyasa
değişikliğine zorlamaktır. Dolayısıyla ekonomik göstergeler burada son amaç
değil, siyasal sonuç üretmek için kullanılan araçlardır. Bu nedenle İran'ın
petrol gelirlerinin azalması tek başına ABD açısından yeterli değildir. Eğer
İran gelir kaybına karşılık stratejik davranışını değiştirmiyorsa ekonomik
savaş ekonomik hedeflerinden birine ulaşmış ancak siyasal hedefinde başarısız
olmuş demektir. Bu ayrım, çalışmanın başarı çözümlemesinin temelini
oluşturmaktadır.
Neden
şimdi? 2026 yılında
ortaya çıkan yeni yaklaşımın zamanlaması da önemlidir. ABD, İran'a yönelik
ekonomik baskıyı daha önce de kullanmıştır. Dolayısıyla yeni olan ekonomik
yaptırımın kendisi değildir. Yeni olan yaptırımın kapsamı, yoğunluğu ve üçüncü
ülkeleri de içine alan zorlayıcı niteliğidir. ABD Hazine Bakanlığı'nın Ağustos
2026'da başlattığı Ekonomik Dışlama Operasyonu kapsamında İran'ın küresel
finansal bağlantılarının hedef alınacağını açıklaması bu dönüşümü açık biçimde
göstermektedir. Böylece ekonomik savaş, İran'ın ekonomik kapasitesine yönelik
sınırlı bir yaptırım siyasasından çıkarılarak İran'ın küresel ekonomik
bağlantılarının kesilmesini amaçlayan daha kapsamlı bir stratejiye
dönüşmektedir. Bu nedenle 2026'daki gelişmeyi yeni bir yaptırım dalgası olarak
değil, yaptırımların stratejik bir savaş mimarisine dönüştürülmesi olarak
değerlendirmek daha açıklayıcıdır. Ancak burada stratejik bir paradoks ortaya
çıkmaktadır. ABD'nin ekonomik gücü ne kadar genişlerse ekonomik savaşın gizil
etkisi de o kadar artmaktadır. Fakat aynı zamanda bu güç ne kadar geniş bir
coğrafyaya uygulanırsa karşılaşacağı ekonomik ve siyasal direnç de o kadar
büyümektedir.
İran'a
yaptırım uygulamak başka bir şeydir: İran'la ticaret yapan Çin'e, Körfez ülkelerine, Asya
ekonomilerine veya Avrupa şirketlerine aynı baskıyı uygulamak ise tümüyle başka
bir şeydir. İran'a karşı ekonomik savaşın başarısı büyük ölçüde üçüncü
ülkelerin ABD'nin ekonomik baskısına ne ölçüde uyacağına bağlıdır. Bu nedenle
ekonomik savaşın gerçek savaş alanı yalnızca Tahran değildir. Asıl savaş alanı
küresel ekonomik sistemdir. Bu noktada araştırmanın temel araştırma sorusuna
ilişkin ilk sonuç ortaya çıkmaktadır: ABD'nin yeni stratejisi yalnızca İran
ekonomisini zayıflatmaya yönelik klasik bir yaptırım siyasası değildir.
Ekonomik ilişkileri İran'dan koparmak amacıyla üçüncü ülkeleri de baskı altına
alan yapısı nedeniyle Küresel Ekonomik Baskı Öğretisi olarak
kavramsallaştırılabilecek daha geniş bir stratejik yönelim ortaya çıkmaktadır. Ancak
bu yönelimin gerçekten başarılı olup olmayacağı ABD'nin İran üzerindeki
ekonomik baskısından çok İran'ın bu baskıya dayanma kapasitesine ve özellikle
Çin başta olmak üzere üçüncü ülkelerin ABD'nin "taraf seçme"
çağrısına vereceği yanıta bağlıdır. Bu nedenle çözümlemenin bir sonraki
aşamasında temel soru artık şudur: İran ekonomik kuşatmaya ne ölçüde
dayanabilir ve ABD'nin ekonomik savaşını etkisizleştirebilecek farklı ekonomik
ve finansal kanallara sahip midir?
İran'ın
Ekonomik Kuşatmaya Dayanma Kapasitesi
ABD'nin
ekonomik savaş stratejisinin başarısını belirleyecek ilk unsur İran
ekonomisinin ne ölçüde baskı altında tutulabileceği değil, İran'ın bu baskı
altında ne kadar süre ve hangi maliyetle ayakta kalabileceğidir. Çünkü ekonomik
savaşın amacı yalnızca gelirleri azaltmak değil, ekonomik yıpranmayı siyasal
davranış değişikliğine dönüştürmektir. Bu dönüşüm gerçekleşmediği sürece
ekonomik baskı, siyasal sonuç üretmeyen uzun süreli bir yıpratma siyasasına
dönüşebilir. İran bu açıdan diğer birçok hedef ülkeden farklı bir konuma
sahiptir. İran ekonomisi uzun yıllardır ABD yaptırımları altında yaşamaktadır.
Bu durum İran'a önemli bir ekonomik maliyet yüklemiş olmakla birlikte aynı
zamanda İran'ın yaptırımlara uyum sağlama, yaptırımlardan kaçınma ve farklı
ekonomik ilişkiler geliştirme kapasitesini artırmıştır. Dolayısıyla
Washington'un karşısında yaptırımlarla ilk kez karşılaşan bir ekonomi değil,
yaptırımları ekonomik yaşamının kalıcı bir unsuru durumuna getirmiş bir devlet
bulunmaktadır.
İran'ın
Ekonomik Dayanıklılığının Kaynakları: İran'ın dayanıklılığı öncelikle sahip olduğu doğal
kaynaklardan kaynaklanmaktadır. Büyük petrol ve doğal gaz rezervleri İran'a,
ağır ekonomik baskıya karşılık dışarıya satabileceği stratejik bir ekonomik
değer sağlamaktadır. Buradaki temel sorun petrolün varlığı değil, petrolün
uluslararası pazara hangi kanallardan ve hangi maliyetle ulaştırılabileceğidir.
İran ayrıca geniş bir iç pazara, önemli bir nüfusa ve çeşitli üretim
kapasitesine sahiptir. Bu özellikler İran'ın tümüyle dış ticarete bağımlı küçük
bir ekonomi durumuna gelmesini engellemektedir. Ancak bu durum İran
ekonomisinin yaptırımlardan etkilenmediği anlamına gelmez. Aksine yaptırımların
en önemli sonuçları yüksek enflasyon, yatırım yetersizliği, teknolojiye erişim
güçlüğü, döviz sıkıntısı ve halkın yaşam standardındaki düşüş biçiminde ortaya
çıkabilmektedir. Dolayısıyla İran'ın ekonomik dayanıklılığı ekonomik refah
anlamına gelmemektedir. İran ekonomisi ayakta kalabilirken aynı zamanda ciddi
biçimde zayıflayabilir. Bu ayrım ekonomik savaşın başarı çözümlemesinde büyük
öneme sahiptir.
Yaptırımlardan
Kaçınma Ekonomisinin Oluşması: Uzun süreli yaptırımlar İran'ı farklı ticaret yöntemleri
geliştirmeye yöneltmiştir. Üçüncü ülkeler üzerinden ticaret, aracı şirketler,
karmaşık ödeme mekanizmaları, farklı para birimleriyle yapılan işlemler ve
deniz taşımacılığında gizli veya dolaylı yöntemler İran'ın ekonomik
bağlantılarını tümüyle koparmasını önleyen mekanizmalar oluşturmuştur. Bu
nedenle ABD'nin ekonomik savaşının önündeki sorun yalnızca İran'ın ne kadar
petrol satabileceği değildir. Asıl sorun İran'ın petrolünü ve diğer mallarını
hangi kanallardan satmaya devam edebileceğidir. ABD bu kanalları kapatmak için
yalnızca İranlı şirketleri değil, İran'ın ticaretini kolaylaştıran üçüncü ülke
şirketlerini de hedef almak zorundadır. Bu ise ekonomik savaşın maliyetini
İran'dan üçüncü ülkelere taşımakta ve stratejiyi giderek daha karmaşık kılmaktadır.
İran'ın
Asıl Üstünlüğü Ortak Seçeneklerinin Fazla Olmasıdır: İran'ın ekonomik dayanıklılığının en
önemli unsurlarından biri küresel ekonomiden tümüyle dışlanmış olmamasıdır. Özellikle
Çin ile sürdürülen ekonomik ilişkiler İran'a önemli bir hareket alanı
sağlamaktadır. Çin'in İran petrolüne yönelik talebi ve İran'la ticari
ilişkileri devam ettiği sürece İran'ın küresel ekonomik sistemle bütün
bağlantılarının kesilmesi olanaklı olmayacaktır. Bu nedenle ABD'nin İran'a
karşı ekonomik savaşının başarı düzeyi büyük ölçüde Çin'in davranışına
bağlıdır. Burada önemli bir stratejik paradoks ortaya çıkmaktadır: İran'ı
ekonomik olarak kuşatmak için İran'ın ekonomik ortaklarını da kuşatmak
gerekmektedir. Ancak ortakların ekonomik ağırlığı arttıkça onları yaptırım
rejimi içine almanın maliyeti de yükselmektedir. Bu durum özellikle Çin
açısından belirleyicidir.
Ekonomik
Baskı İran'ın Siyasal Davranışını Değiştirir mi? Ekonomik savaşın temel varsayımı
ekonomik maliyetlerin belirli bir noktadan sonra siyasal ödün üreteceğidir. Fakat
bunun gerçekleşmesi otomatik değildir. Ağır ekonomik baskı iki farklı sonuç
doğurabilir. Birinci durumda yönetim ekonomik maliyetin sürdürülemez olduğuna
karar verir ve siyasal ödün verir. İkinci durumda yönetim ekonomik baskıyı bir
ulusal egemenlik ve dış tehdit sorunu olarak tanımlayarak toplumdan daha fazla özveri
ister ve dış baskıya direnmeye devam eder. İran'ın uzun yaptırım deneyimi
ikinci olasılığın küçümsenmemesi gerektiğini göstermektedir. Bu nedenle
ekonomik savaşın "ekonomik acı" üretme kapasitesi ile "siyasal
sonuç" üretme kapasitesi birbirinden ayrılmalıdır. Ekonomik baskı arttıkça
siyasal ödün olasılığı zorunlu olarak artmaz. Hatta belirli bir eşiğin üzerinde
baskı rejimin dış tehdidi kullanarak iç dayanışmayı artırmasına ve ekonomik seçenekler
geliştirmesine de yol açabilir.
Önemli
Etkileşim Eşiği: Bu
noktada SGSÇ açısından önemli bir kavram ortaya çıkmaktadır. Önemli Etkileşim
Eşiği. Ekonomik baskının belirli bir seviyeye kadar artırılması İran'ın
ekonomik maliyetlerini yükseltirken belirli bir eşikten sonra İran'ın
davranışında farklı bir tepki ortaya çıkabilir. İran'ın üçüncü ülkelerle
ilişkilerini güçlendirmesi, farklı ödeme sistemlerine yönelmesi, enerji
ticaretini farklılaştırması veya ekonomik ilişkilerini Çin ve diğer ortaklara
daha fazla kaydırması bu tür bir tepkinin göstergeleri olabilir. Dolayısıyla
ekonomik savaş doğrusal bir süreç değildir: Daha fazla yaptırım, daha fazla
ekonomik zarar ve daha fazla siyasal ödün şeklindeki basit nedensellik her
zaman geçerli değildir. Bunun yerine süreç daha fazla yaptırım, ekonomik zarar,
uyum ve direnme, farklı ortaklıklar, karşı ekonomik strateji ve ABD'nin yeni
yaptırımları biçiminde karşılıklı ve devingen bir sürece dönüşebilir. İran'ın
ekonomik dayanıklılığının gerçek sınırı da burada ortaya çıkmaktadır.
Ara Sonuç:
Bu çözümleme,
ABD'nin İran ekonomisine ağır zarar verme kapasitesinin yüksek olduğunu ancak
İran'ı ekonomik olarak zorlamak ile İran'ı siyasal olarak değiştirmek arasında
önemli bir uzaklık bulunduğunu göstermektedir. İran'ın enerji kaynakları, geniş
iç pazarı, yaptırım deneyimi ve ekonomik ortakları, ekonomik kuşatmanın mutlak
bir yalnızlaştırmaya dönüşmesini zorlaştırmaktadır. Bununla birlikte İran'ın
ekonomik dayanıklılığı sınırsız değildir. Uzun süreli ekonomik baskı İran'ın
üretim kapasitesini, toplumsal refahını ve devletin mali kapasitesini ciddi
biçimde aşındırabilir. Bu nedenle mevcut veriler ışığında en güçlü olasılık
kısa sürede İran'ın ekonomik olarak ciddi biçimde zayıflatılması ancak bunun
tek başına İran'ın siyasal ve stratejik davranışını değiştirmeye yetmemesidir. Buradan
sonra çözümlemenin belirleyici sorusu İran değil, İran'ın ekonomik yaşam
damarlarını açık tutabilecek üçüncü ülkeler olmaktadır. Bunların başında ise
Çin gelmektedir.
Çin:
ABD'nin Ekonomik Savaş Stratejisinin Kırılma Noktası
ABD'nin
İran'a karşı geliştirdiği ekonomik savaş stratejisinin başarı şansını
belirleyen en önemli dış değişken Çin'dir. Bunun nedeni yalnızca Çin'in İran'ın
başlıca ekonomik ortaklarından biri olması değildir. Asıl neden, Çin'in
ekonomik büyüklüğünün ABD'nin ikincil yaptırım kapasitesinin sınırlarını ortaya
çıkarabilecek ölçekte olmasıdır. İran'ın küçük ve orta ölçekli ticaret
ortaklarına yönelik ikincil yaptırımlar ABD açısından uygulanabilir bir baskı
aracı olabilir. Ancak aynı yöntemin Çin'e uygulanması bütünüyle farklı bir
stratejik sonuç yaratır. Çünkü burada ABD artık İran'ın ekonomik bağlantılarını
kesmeye değil, dünya ekonomisinin iki büyük merkezi arasındaki ekonomik
ilişkileri yeniden düzenlemeye müdahale etmiş olacaktır.
Çin Neden
Önemli? Çin'in
İran'la ekonomik ilişkileri İran'ın ABD yaptırımları altında uluslararası
ekonomik sistemle bağlantısını sürdürebilmesinde önemli bir rol oynamaktadır.
Çin, İran'ın enerji ihracatı açısından önemli bir pazar oluşturduğu gibi
İran'ın gereksinme duyduğu çeşitli mal ve teknolojilere erişiminde de önemli
bir ekonomik kanal konumundadır. Bu nedenle Washington'un İran ekonomisini
bütünüyle kuşatabilmesi için yalnızca İran'ı değil, İran'ın Çin'le kurduğu
ekonomik bağlantıları da sınırlandırması gerekmektedir. Ancak bu noktada
strateji kendi içinde bir çelişki üretmektedir. ABD'nin İran'la ticaret yapan
küçük bir şirkete yaptırım uygulaması küresel ekonomik sistemi fazla
etkilemeyebilir. Aynı baskının Çin'in büyük enerji şirketlerine, bankalarına
veya finansal kuruluşlarına uygulanması ise ABD'nin kendisi açısından da yüksek
ekonomik ve jeopolitik maliyet yaratabilir. Dolayısıyla Çin ekonomik savaş
stratejisinin yalnızca bir hedefi değil, aynı zamanda uygulanabilirlik
sınırıdır.
"Taraf
Seçme" Çağrısının Çin Açısından Anlamı: ABD'nin üçüncü ülkeleri İran'la ekonomik ilişkilerini
kesmeye zorlayan yaklaşımı Çin açısından doğrudan bir stratejik tercih sorunu
yaratmaktadır. Washington'un mesajı kabaca şu biçime dönüşmektedir: İran'la
ekonomik ilişkinizi sürdürebilirsiniz ancak bunun ABD finans ve ticaret sistemi
açısından sonuçları olabilir. Bu yaklaşım küçük ülkeler üzerinde etkili
olabilir. Ancak Çin açısından sorun farklıdır. Çin'in ekonomik büyüklüğü,
ticaret ağı ve değişik ekonomik bağlantıları nedeniyle Pekin'in Washington'un
taleplerini bütünüyle kabul etmesi, yalnızca İran siyasasında bir ödün anlamına
gelmeyecektir. Aynı zamanda ABD'nin küresel ekonomik düzen üzerindeki zorlayıcı
gücünün kabul edilmesi anlamına gelecektir. Bu nedenle Çin'in İran'la ekonomik
ilişkilerini sürdürmesi İran'a yönelik bir destekten daha geniş bir anlam
taşıyabilir. Bu, aynı zamanda ABD'nin ekonomik yaptırım yetkisinin
sınırlandırılması yönünde stratejik bir tutum anlamına gelebilir.
ABD Çin'e
Aynı Yöntemi Uygulayabilir mi? Kuramsal olarak evet. ABD, Çinli şirketleri veya finans
kuruluşlarını İran'la yaptıkları işlemler nedeniyle yaptırım kapsamına
alabilir. Ancak uygulamada bunun sınırı bulunmaktadır. Çin ekonomisinin
büyüklüğü, ABD ile ticaret hacmi, küresel tedarik zincirlerindeki ağırlığı ve
finansal bağlantıları dikkate alındığında Çin'e yönelik geniş kapsamlı ikincil
yaptırımların İran'a yönelik yaptırımlardan tümüyle farklı bir ekonomik savaş
anlamına geleceği açıktır. Böyle bir gelişme ABD-Çin ticaretini daha fazla
daraltabilir, küresel tedarik zincirlerini bozabilir, enerji ve emtia
fiyatlarını etkileyebilir, finansal piyasalarda belirsizliği artırabilir, ödeme
sistemi seçeneklerinin gelişmesini hızlandırabilir ve ekonomik bloklaşmayı
derinleştirebilir. Bu nedenle Washington'un önünde bir tercih bulunmaktadır: İran'ı
daha etkili biçimde kuşatmak için Çin'e baskıyı artırmak veya Çin'e uygulanacak
baskının küresel maliyetinden kaçınmak. Her iki seçeneğin de ciddi maliyetleri
vardır.
Çin'in
Karşı Stratejisi: Çin'in
bu durumda tek seçeneği ABD ile doğrudan çatışmaya girmek değildir. Daha olası
yaklaşım ekonomik ilişkilerini çeşitlendirmek ve yaptırımların etkisini
azaltacak mekanizmaları güçlendirmektir. Enerji ticaretinde farklı para
birimlerinin kullanılması, farklı ödeme sistemleri, bölgesel ticaret
mekanizmaları ve Çin'in kendi finansal altyapısının güçlendirilmesi bu açıdan
önem kazanmaktadır. Böyle bir süreç ABD'nin kısa vadeli ekonomik baskısını
ortadan kaldırmayabilir. Ancak uzun vadede ABD'nin finansal sistem üzerindeki
tek taraflı etkisini azaltabilecek bir ekonomik altyapının gelişmesine katkıda
bulunabilir. Burada önemli olan nokta Çin'in İran'ı savunmak için değil, kendi
ekonomik ve stratejik özerkliğini korumak için farklı mekanizmalar
geliştirebilecek olmasıdır. Bu nedenle ABD'nin İran'a karşı ekonomik savaşı
istemeden ABD-Çin ekonomik yarışmasının yeni bir alanına dönüşebilir.
Çin Etmeni
ve Küresel Ekonomik Baskı Öğretisi: Çin etmeni bu çalışmada önerilen Küresel Ekonomik Baskı Öğretisi
kavramının sınanabileceği en önemli alandır. Eğer ABD, İran'la ekonomik ilişki
sürdüren küçük ve orta ölçekli aktörleri baskı altına alabilir ancak Çin söz
konusu olduğunda aynı yöntemi uygulayamazsa öğretinin önemli bir yapısal sınırı
ortaya çıkmaktadır: Küresel ekonomik baskı küresel ekonomik güç dağılımından
bağımsız değildir. ABD'nin ekonomik gücü çok büyük olmakla birlikte sınırsız
değildir. Ekonomik baskı uygulanan aktörün ekonomik büyüklüğü ve farklı
bağlantıları arttıkça yaptırım uygulayan devletin de maliyeti yükselmektedir. Bu
nedenle ekonomik savaşın etkililiği yalnızca yaptırım uygulayan devletin gücüne
değil, hedef ülkenin ve onun ekonomik ortaklarının toplam karşı koyma
kapasitesine bağlıdır.
Çin'in
Yarattığı Stratejik Paradoks: Burada makalenin temel savını güçlendiren önemli bir paradoks
ortaya çıkmaktadır: ABD İran'ı ekonomik olarak yalnızlaştırmak için İran'ın
ekonomik ortaklarını da yalnızlaştırmak zorundadır. Fakat İran'ın ekonomik
ortakları arasında Çin gibi küresel ölçekte sistemsel öneme sahip bir devlet
bulunduğunda İran'a yönelik ekonomik savaş küresel ekonomik sistemin kendisini
hedef alma riski taşımaktadır. Dolayısıyla İran ABD açısından yalnızca bir ülke
değildir. İran, aynı zamanda ABD'nin ekonomik gücünün sınanabileceği bir
jeoekonomik düğüm noktasıdır.
Ara Sonuç:
Çin'in tutumu,
ABD'nin İran'a yönelik ekonomik savaşının başarı şansını belirleyen en önemli
değişkenlerden biridir. Çin İran'la ekonomik ilişkilerini önemli ölçüde
sürdürürse İran'ın küresel ekonomik sistemden bütünüyle dışlanması son derece
güçleşecektir. ABD'nin Çin'e yönelik baskıyı büyük ölçüde artırması ise İran'a
yönelik stratejiyi ABD-Çin ekonomik çatışmasının bir parçasına dönüştürebilir. Bu
nedenle mevcut strateji bakımından en olası sonuç İran üzerinde ciddi ekonomik
baskının sürdürülmesi ancak Çin'in tümüyle sistem dışına itilmesini
gerektirecek ölçekte bir yaptırım savaşından kaçınılmasıdır. Bu da ekonomik
savaşın İran'ı tümüyle teslim almaktan çok uzun süreli ekonomik yıpratma ve
stratejik baskı biçiminde gelişme olasılığını güçlendirmektedir. Ancak Çin
sorunu çözümlendiğinde bile başka bir önemli alan ortadan kalkmamaktadır: İran'ın
enerji gelirleri ve bu gelirlerin dünyaya ulaşmasını sağlayan Hürmüz Boğazı. Bu
nedenle bir sonraki çözümleme ekonomik savaş ile enerji jeopolitiği ve Hürmüz
Boğazı arasındaki ilişkiye yönelmelidir.
Hürmüz
Boğazı ve Enerji Jeopolitiği: Ekonomik Savaşın Fiziksel Sınırı
ABD'nin
İran'a karşı ekonomik savaş stratejisinin en önemli unsurlarından biri enerji
ticaretidir. Çünkü İran'ın ekonomik dayanıklılığının önemli bir bölümü petrol
ve doğal gaz gelirlerine, bu gelirlerin elde edilmesi ise enerji ürünlerinin
uluslararası pazarlara ulaştırılabilmesine bağlıdır. Ancak burada ekonomik
savaşın önemli bir sınırı ortaya çıkmaktadır: finansal sistem üzerinde denetim
kurulabilir fakat enerji akışının coğrafyası ve deniz yolları aynı ölçüde denetlenemez.
Bu açıdan Hürmüz Boğazı, ekonomik savaşın yalnızca bir enerji geçiş noktası
değil, aynı zamanda ABD'nin ekonomik baskı kapasitesinin fiziksel sınırını
gösteren stratejik bir alan niteliğindedir.
Hürmüz'ün
Stratejik Önemi: Hürmüz
Boğazı, Basra Körfezi'ndeki petrol ve LNG ihracatının dünya piyasalarına
ulaşmasında temel geçiş noktasıdır. İran'ın yanı sıra Suudi Arabistan, Irak,
Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi enerji üreticilerinin ihracatı
da bu coğrafi geçiş alanıyla ilişkilidir. Dolayısıyla Hürmüz'de ortaya
çıkabilecek ciddi bir kesinti yalnızca İran ekonomisini etkilemez. Küresel
petrol ve enerji piyasasını doğrudan etkiler. Bu durum ABD açısından önemli bir
stratejik paradoks yaratmaktadır. Washington İran'ın enerji gelirlerini
azaltmak istemektedir. Fakat İran'ın petrol ihracatını tümüyle durdurmaya veya
Hürmüz'deki enerji akışını ciddi biçimde bozacak bir baskı uygulamaya çalışması
İran'ın ekonomik kaybından çok daha büyük bir küresel ekonomik maliyet
yaratabilir. Bu nedenle Hürmüz, ekonomik savaşın İran'a yönelik baskı ile
küresel ekonomik kararlılık arasındaki sınırını oluşturmaktadır.
İran'ın
Hürmüz Üzerindeki Üstünlüğü: İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki coğrafi konumu ekonomik
savaş bakımından önemli bir asimetrik üstünlük sağlamaktadır. İran'ın boğaz
üzerindeki etkisi sahip olduğu askeri kapasitenin ötesinde, küresel enerji
ticaretinin belirli bir coğrafi dar boğaza bağımlı olmasından
kaynaklanmaktadır. Bu nedenle İran'ın ekonomik savaş karşısındaki stratejik
gücü yalnızca petrol rezervlerinden oluşmamaktadır. İran aynı zamanda enerji
ticaretinin geçtiği coğrafyanın bir parçasıdır. Bu durum İran'a önemli bir
pazarlık gücü kazandırmaktadır. Ancak bu üstünlüğün kullanılmasının da ciddi
sınırları vardır. Hürmüz Boğazı'nın uzun süreli biçimde kapatılması veya enerji
taşımacılığının ciddi biçimde engellenmesi İran'ın kendisini de ağır ekonomik
ve askeri sonuçlarla karşı karşıya bırakabilir. Dolayısıyla İran açısından
Hürmüz, kullanılabilecek bir stratejik baskı aracı olmakla birlikte kolaylıkla
kullanılabilecek bir silah değildir.
Hürmüz'ün
Ekonomik Savaştaki Çift Yönlü İşlevi: Hürmüz Boğazı ekonomik savaş bakımından iki yönlü bir işleve
sahiptir. Birinci yönü, ABD açısından İran'ın enerji gelirlerini
sınırlayabilecek bir baskı alanı olmasıdır. İkinci yönü ise İran açısından
küresel enerji piyasalarının kırılganlığını kullanarak ABD ve müttefikleri
üzerinde karşı baskı oluşturabilecek bir stratejik araç olmasıdır. Böylece
Hürmüz yalnızca İran'ın ekonomik yaşam damarı değil, küresel ekonominin de
enerji yaşam damarlarından biri durumuna gelmektedir. Bu karşılıklı bağımlılık
ABD'nin ekonomik savaş stratejisinin sınırsız biçimde sertleştirilmesini
zorlaştırmaktadır.
Umman'ın
Konumu ve Yeni Jeoekonomik Alan: Bu noktada Umman'ın tutumu ayrıca önem kazanmaktadır. Umman,
İran ile Batı arasında geçmişte de diplomatik iletişim kanallarının
kurulmasında rol oynayan bir ülkedir. Hürmüz Boğazı'nın iki yakasındaki coğrafi
konumu da ülkeye enerji ve deniz ticareti bakımından özel bir stratejik önem
kazandırmaktadır. İran ile Umman arasında Hürmüz'den kaynaklanabilecek ekonomik
gelirlerin paylaşılmasına ilişkin ortaya çıkan yaklaşım doğru biçimde
değerlendirildiğinde yalnızca ikili bir ekonomik düzenleme olarak
görülmemelidir. Böyle bir mekanizma Hürmüz'ün çatışma alanı yerine ortak
ekonomik çıkar alanına dönüştürülmesi olasılığını ortaya çıkarabilir. Bu
gelişme gerçekleşir ve kurumsallaşırsa ABD'nin İran'ı ekonomik olarak
yalnızlaştırma stratejisi açısından yeni bir sorun ortaya çıkacaktır. Çünkü
İran'ın bölgesel ekonomik bağlantıları yalnızca Çin'e değil, Körfez'in karşı
kıyısındaki aktörlere de genişleyebilir. Böylece ekonomik savaşın karşısında
klasik bir askeri ittifaktan farklı bir yapı oluşabilir: İran'ın enerji
kaynakları, Çin'in ekonomik talebi, Körfez'in ticari altyapısı ve Hürmüz'ün
coğrafi konumu. Bu dört unsurun bir araya gelmesi, İran'ın ekonomik
kuşatılmasını zorlaştırabilecek bir jeoekonomik ağ yaratabilir.
Enerji
Piyasalarının Tepkisi: ABD'nin İran petrol ihracatını ciddi biçimde azaltması durumunda enerji
piyasalarının vereceği tepki de stratejinin başarısını etkileyebilir. İran'ın
petrol arzının azalması petrol fiyatlarını yukarı çekerse İran daha az petrol
satsa bile daha yüksek fiyatlardan gelir elde edebilir. Bunun yanında yüksek
enerji fiyatları İran'ın ekonomik rakipleri üzerinde de maliyet yaratırken, ABD
ve müttefiklerinin enerji maliyetlerini artırabilir. Böylece yaptırımın ilk
amacı olan İran'ın gelirini azaltma hedefi kısmen tersine dönebilecek bir
piyasa mekanizmasıyla karşılaşabilir. Burada da ekonomik savaşın doğrusal
olmayan niteliği ortaya çıkmaktadır: İran'ın petrol arzını azaltmak, küresel
petrol arzını azaltmak, petrol fiyatını yükseltmek ve İran'ın kaybının bir
bölümünü gidermek. Bu mekanizma her koşulda aynı ölçüde gerçekleşmez ancak
ekonomik savaşın enerji piyasalarındaki karşılıklı bağımlılık nedeniyle karmaşık
sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir.
ABD'nin
Stratejik Sınırı: Bu
nedenle Washington açısından en akılcı strateji, Hürmüz Boğazı'nı doğrudan bir
çatışma alanına dönüştürmekten çok İran'ın enerji gelirlerini finansal, ticari
ve lojistik kanallardan azaltmak olacaktır. Başka bir ifadeyle ABD'nin ekonomik
savaş stratejisinin en etkili biçimi petrolün fiziksel olarak boğazdan
geçmesini engellemek değil, petrolün satışından elde edilen gelirin İran'a
ulaşmasını zorlaştırmaktır. Bu yaklaşım askeri çatışma riskini azaltırken
ABD'nin ekonomik üstünlüğünü korumasına da olanak verir. Ancak bunun da sınırı
Çin etmeninde olduğu gibi üçüncü ülkelerin davranışıdır. Eğer Çin İran
petrolünü almaya devam eder, bölgesel aktörler İran'la ekonomik ilişkilerini
sürdürür ve farklı finansman mekanizmaları gelişirse ABD'nin finansal
baskısının etkisi azalacaktır.
Ara Sonuç:
Hürmüz Boğazı
ABD'nin ekonomik savaş stratejisinin en önemli fiziksel ve jeopolitik
sınırlarından biridir. ABD'nin İran'ın enerji gelirlerini azaltma kapasitesi
yüksek olmakla birlikte İran'ın enerji ihracatını tümüyle ortadan kaldırmak çok
daha güçtür. Bunun nedeni yalnızca İran'ın petrol kaynakları değil, Hürmüz'ün
küresel enerji sistemindeki merkezi konumu ve İran'ın bu coğrafyadan
kaynaklanan stratejik üstünlüğüdür. Bu nedenle Hürmüz'ün gelecekteki rolü
boğazın çatışma alanına mı, yoksa karşılıklı ekonomik çıkarların düzenlendiği
bir jeoekonomik alana mı dönüşeceğine bağlı olacaktır. Ancak bir başka önemli
sonuç daha ortaya çıkmaktadır: ABD'nin İran'a karşı ekonomik savaşının başarısı
yalnızca İran'ın dayanıklılığına ve Çin'in tutumuna değil, Körfez ülkelerinin
ekonomik çıkarlarını hangi yönde konumlandıracağına da bağlıdır. Bu bizi bir
sonraki soruya götürmektedir: ABD'nin İran'la ticaret yapan üçüncü ülkeleri
"taraf seçmeye" zorlaması gerçekten işe yarayacak mıdır, yoksa bu siyasa
ABD'nin karşısında yeni bir jeoekonomik dayanışma alanı mı yaratacaktır?
Üçüncü
Ülkeler ve “Taraf Seçme” Baskısı
ABD'nin
İran'a karşı ekonomik savaş stratejisinin önceki yaptırım siyasalarından
ayrıldığı en önemli noktalardan biri baskının İran sınırları içinde
tutulmamasıdır. Washington, İran'la ticaret yapan veya İran'ın ekonomik etkinliklerini
kolaylaştıran üçüncü ülkeleri, şirketleri ve finans kuruluşlarını da yaptırım
tehdidi altında bırakmaktadır. Böylece ekonomik savaş ikili bir ABD-İran
çatışması olmaktan çıkarak üçüncü ülkelerin ekonomik tercihlerini belirlemeye
çalışan çok taraflı bir baskı sistemine dönüşmektedir. ABD Hazine Bakanlığı'nın
son dönemdeki açıklamalarında İran'ın küresel finansal bağlantılarının hedef
alınacağının ve İran'ın ekonomik etkinliklerini kolaylaştıran dış aktörlerin de
yaptırımlarla karşılaşabileceğinin açıkça belirtilmesi bu yaklaşımın sistemli
niteliğini göstermektedir.
“Taraf
Seçme” Stratejisinin Mantığı: ABD'nin stratejik hesabı basittir. İran'ın ekonomik
kaynaklarını tümüyle kesmek için yalnızca İran'a yaptırım uygulamak yeterli
değildir. İran'ın petrolünü satın alan, İran'a mal satan, İran'ın parasını
transfer eden, İran petrolünü taşıyan veya bu ticareti sigortalayan üçüncü
tarafların da sistem içine alınması gerekir. Böylece yaptırım mekanizması şu
zincir üzerinden işleyecektir: İran'a yaptırım, İran'ın ekonomik ortaklarına
baskı, üçüncü tarafların ekonomik maliyetinin yükseltilmesi, İran'la ticaretin
cazibesinin azaltılması ve İran'ın uluslararası ekonomik bağlantılarının
daraltılması. Bu mekanizma ABD açısından son derece akılcıdır. Çünkü İran'ın
küresel ekonomiye erişimi büyük ölçüde üçüncü ülkelerin ekonomik kararlarına
bağlıdır. Ancak aynı mekanizma stratejinin en önemli riskini de yaratmaktadır.
Küçük ve
Orta Ölçekli Devletler Açısından Etki: ABD'nin “taraf seçme” baskısının küçük ve orta ölçekli
ekonomiler üzerinde önemli ölçüde etkili olması beklenebilir. ABD finans
sistemine erişimin kaybedilmesi, uluslararası bankacılık işlemlerinin
zorlaşması, şirketlerin dolar üzerinden işlem yapamaması veya ABD pazarına
erişimin sınırlandırılması birçok ülke ve şirket için İran'la ticaretten daha
yüksek bir ekonomik maliyet oluşturabilir. Bu nedenle üçüncü tarafların önemli
bir bölümü İran'la ekonomik ilişkilerini gönüllü olarak değil, yaptırım
riskinden kaçınmak amacıyla sınırlandırabilir. Bu durum kısa vadede ABD'nin
ekonomik savaşını güçlendirir. Fakat burada önemli bir ayrım vardır: Yaptırım
tehdidine uymak ABD'nin İran üzerindeki siyasal hedeflerini desteklemek
anlamına gelmeyebilir. Devletler ekonomik maliyetten kaçınmak için ABD'nin
taleplerine uyabilirler ancak aynı zamanda uzun vadede ABD'nin tek taraflı
ekonomik baskı kapasitesini azaltacak farklı mekanizmalar geliştirmeye
başlayabilirler. Dolayısıyla kısa vadeli uyum ile uzun vadeli stratejik kabul
birbirinden farklıdır.
Körfez
Ülkeleri Açısından Ekonomik Çıkar ve Güvenlik: Körfez ülkeleri bu stratejinin en duyarlı
alanlarından biridir. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Umman
ve diğer bölgesel aktörler bir yandan ABD ile güvenlik ilişkilerini sürdürürken
diğer yandan İran'la coğrafi ve ekonomik komşuluk ilişkileri içerisindedir. Bu
ülkelerin İran'a karşı tümüyle Amerikan çizgisinde hareket etmeleri kendi
ekonomik çıkarları bakımından her zaman akılcı olmayabilir. Özellikle enerji
piyasaları bakımından İran'ın tümüyle dışlanması, bölgesel kararsızlığı
artırabilir. Hürmüz Boğazı'nda yaşanabilecek bir kriz ise İran kadar Körfez
ülkelerinin enerji ihracatını da tehdit edebilir. Bu nedenle Körfez ülkelerinin
temel tercihi büyük olasılıkla İran'ın yanında yer almak veya ABD'nin yanında
yer almak biçiminde ikili bir tercih olmayacaktır. Daha olası davranış her iki
tarafla ilişkileri olanaklı olduğu kadar sürdürmeye çalışan stratejik dengeleme
olacaktır. Bu nokta, ABD'nin “taraf seçme” siyasasının önemli bir sınırıdır.
Umman'ın
Farklı Konumu: Umman
bu açıdan özel bir örnek oluşturmaktadır. Umman'ın İran'la coğrafi yakınlığı,
Hürmüz Boğazı'ndaki konumu ve geçmişten gelen diplomatik iletişim rolü ülkeyi
yalnızca ekonomik bir aktör değil, aynı zamanda bölgesel arabuluculuk
kapasitesine sahip bir jeopolitik aktör durumuna getirmektedir. İran ile Umman
arasında Hürmüz'ün ekonomik gücünden ortak yararlanma yönündeki gelişmeler bu
ilişkinin ekonomik boyutunu daha da önemli duruma getirebilir. Eğer İran ile
Körfez'in karşı kıyısındaki bazı ülkeler arasında ekonomik çıkarların
artırılması yönünde yeni düzenlemeler ortaya çıkarsa ABD'nin İran'ı bölgesel
olarak ekonomik yalnızlığa itme stratejisi beklenenden daha zor olabilir.
Avrupa'nın
Durumu: Avrupa
ülkeleri bakımından da benzer bir ikilem bulunmaktadır. Avrupa, ABD ile
stratejik ve güvenlik ilişkilerini korumak istemektedir. Ancak Avrupa'nın
İran'la ekonomik ilişkilerinin bütünüyle kesilmesi enerji güvenliği, ticaret ve
bölgesel kararlılık açısından Avrupa ülkeleri için de maliyet yaratabilir. Bu
nedenle Avrupa'nın ABD'nin İran siyasasına vereceği destek ile ABD'nin üçüncü
ülkelere yönelik ikincil yaptırımlarını koşulsuz biçimde kabul etmesi aynı şey
değildir. ABD'nin ekonomik baskıyı genişletmesi Avrupa'da da “Amerikan finans
sistemine bağımlılık” sorununu yeniden gündeme getirebilir. Bu durum,
Avrupa'nın kısa vadede ABD yaptırımlarına uymasına karşın uzun vadede stratejik
ekonomik özerklik arayışını güçlendirebilir.
“Taraf
Seçme” Siyasasının Geri Tepme Riski: Burada ekonomik savaşın en önemli paradokslarından biri
ortaya çıkmaktadır. ABD üçüncü ülkeleri İran'dan uzaklaştırdıkça bu ülkeler
ABD'ye daha fazla bağımlı duruma gelebilir. Ancak aynı zamanda ABD'ye
bağımlılığın yarattığı riski azaltmak için farklı ekonomik kanallar aramaya
başlayabilirler. Bu nedenle yaptırımların uzun vadeli sonucu iki farklı yönde
gelişebilir: Birinci yol üçüncü ülkeler ABD baskısını kabul eder ve İran
ekonomik olarak giderek daha fazla yalnızlaştırılır. İkinci yol, üçüncü ülkeler
kısa vadede ABD baskısına uysalar bile gelecekte benzer yaptırımlara maruz
kalmamak için farklı ödeme sistemleri, farklı para birimleri, bölgesel ticaret
anlaşmaları ve farklı finans merkezleri geliştirmeye yönelirler. İkinci durumda
ABD kısa vadede kazanırken uzun vadede kendi ekonomik baskı kapasitesinin
dayandığı sistemi zayıflatabilir.
“Dünya
Tarafını Seçsin” Çağrısının Stratejik Anlamı: ABD'nin üçüncü ülkelerden taraf
seçmelerini istemesi bu nedenle sıradan bir diplomatik çağrı değildir. Bu
yaklaşım ABD'nin kendi ekonomik ve finansal sistemini küresel siyasal düzenin
belirleyici aracı olarak kullanması anlamına gelmektedir. Başka bir ifadeyle
Washington şu mesajı vermektedir: İran'la ilişki kurma konusunda egemen bir
tercih yapabilirsiniz ancak bu tercihin ABD merkezli ekonomik sistem içerisinde
bir maliyeti olacaktır. Bu yaklaşımın başarılı olması ABD'nin ekonomik
sisteminin dünya devletleri açısından vazgeçilmez olduğunun kabul edilmesine
bağlıdır. Dolayısıyla İran'a yönelik ekonomik savaş farkında olmadan daha büyük
bir soruyu gündeme getirmektedir: ABD'nin ekonomik gücü dünyayı kendi
tercihleri doğrultusunda hizaya getirecek kadar güçlü müdür, yoksa bu gücün
aşırı kullanılması dünyayı değişik ekonomik merkezler oluşturmaya mı
yöneltecektir?
Ara Sonuç:
Üçüncü ülkeler
açısından bakıldığında ABD'nin “taraf seçme” stratejisi kısa vadede etkili
fakat uzun vadede ise belirsiz görünmektedir. ABD'nin finansal sisteminin gücü
özellikle küçük ve orta ölçekli aktörleri İran'la ekonomik ilişkilerini
sınırlandırmaya zorlayabilir. Bu durum İran'ın ekonomik hareket alanını
daraltacaktır. Ancak Çin gibi büyük ekonomik aktörlerin ve ekonomik olarak
bağımsız hareket edebilen devletlerin aynı baskıya aynı ölçüde uyacakları
varsayılamaz. Daha önemlisi, ABD'nin ekonomik baskıyı sürekli olarak üçüncü
ülkelere genişletmesi bu ülkelerde ekonomik ve finansal özerklik arayışını
hızlandırabilir. Bu nedenle “taraf seçme” stratejisinin paradoksu şudur: ABD ne
kadar çok ülkeyi kendi ekonomik tercihine uymaya zorlarsa bu ülkelerin ABD
merkezli ekonomik sisteme olan bağımlılıklarını azaltma istekleri de o ölçüde
artabilir. Bu sonuç makalenin temel çözümleyici sorusuna yaklaşmamızı
sağlamaktadır. Artık son aşamada şu soruya yanıt verilmesi gerekmektedir: ABD'nin
ekonomik savaş stratejisi İran'ı gerçekten siyasal ödüne zorlayabilecek mi,
yoksa ekonomik baskı İran'ın zayıflamasına karşın ABD açısından stratejik bir
Pirus zaferine mi dönüşecektir?
EKONOMİK
SAVAŞIN BAŞARI OLASILIĞI: İRAN’I YENMEK Mİ, YIPRATMAK MI?
Önceki
çözümlemeler birlikte değerlendirildiğinde ABD'nin İran'a karşı yeni ekonomik
savaş stratejisinin İran ekonomisine ciddi zarar verme kapasitesinin yüksek
ancak İran'ı ABD'nin istediği siyasal ve stratejik davranışa zorlayarak kesin
bir başarı elde etme olasılığının daha düşük olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Bu
ayrım makalenin temel çözümleyici sorusunun yanıtı açısından belirleyicidir. ABD
Hazine Bakanlığı'nın 24 Ağustos 2026'da başlattığı Ekonomik Dışlama Operasyonu
İran rejiminin küresel finansal bağlantılarını kesmeyi ve ekonomik yaşam
damarlarını hedeflemeyi açıkça amaçlamaktadır. Washington böylece ekonomik
baskıyı önceki yaptırım siyasalarından daha sistemli ve kapsamlı bir aşamaya
taşımaktadır. Ancak ekonomik kapasiteyi azaltmak ile siyasal iradeyi
değiştirmek aynı şey değildir.
Birinci
Olasılık: İran'ın Siyasal Ödüne Zorlanması
İlk
olasılık, ekonomik baskının belirli bir eşiği aşması ve İran yönetiminin
siyasal ödün vermek zorunda kalmasıdır. Bu senaryoda ABD İran'ın petrol
gelirlerini, dış finansman kaynaklarını, uluslararası ödeme kanallarını, deniz
taşımacılığını ve ticaret ağı seçeneklerini yeterince sınırlar ve ekonomik
baskı İran devletinin mali kapasitesini önemli düzeyde aşındırır. Bunun
sonucunda İran ekonomik maliyetin daha fazla sürdürülemeyeceğine karar vererek
ABD ile müzakereye ve belirli stratejik ödünlere yönelebilir. Bu senaryo kuramsal
olarak olanaklıdır. Ancak gerçekleşmesi için ekonomik baskının yalnızca çok
yüksek olması yetmez. İran yönetiminin ekonomik maliyeti, siyasal ödün vermenin
maliyetinden daha yüksek görmesi gerekir. Başka bir ifadeyle, yaptırımın amacı
İran'a acı çektirmek değil, İran'ın maliyet-yarar hesabını değiştirmektir. Bu
nedenle bu senaryonun önündeki en büyük sorun İran'ın uzun yıllardır
yaptırımlara maruz kalmış olmasıdır. İran zaten ekonomik baskıyı siyasal
sisteminin sürekliliği içinde yönetmeye yönelik mekanizmalar geliştirmiştir. Dolayısıyla
ekonomik baskının artması otomatik olarak siyasal teslim üretmeyecektir.
İkinci
Olasılık: Uzun Süreli Ekonomik Yıpratma
Bana göre
mevcut gelişmeler içinde en güçlü olasılık alanı budur. Bu senaryoda ABD
ekonomik savaşı sürdürebilir, İran ekonomisi ağır zarar görür, petrol gelirleri
ve dış ticaret azalır, enflasyon ve ekonomik refah sorunları büyür ancak İran
yönetimi temel stratejik tercihlerini değiştirmez. Bu durumda savaşın niteliği
değişir. Artık amaç İran'ı kısa sürede teslim almak değil, İran'ın ekonomik ve
stratejik kapasitesini uzun dönemde aşındırmak olur. Nitekim mevcut gelişmeler
bu olasılığı destekleyen bir tablo ortaya koymaktadır. Reuters'ın 26 Ağustos
tarihli değerlendirmesine göre savaşın yaklaşık altıncı ayında İran'ın petrol
ihracatı ciddi ölçüde düşmesine karşın İran yönetimi ekonomik ağırlaşmaya
karşın direnmeye devam etmektedir. Aynı değerlendirme çatışmanın giderek uzun
süreli bir enerji ve yıpratma savaşına dönüştüğünü belirtmektedir. Bu durumda
ABD ekonomik açıdan önemli kazanımlar elde edebilir: İran'ın gelirleri azalır,
ekonomik kapasitesi zayıflar, askeri ve teknolojik yenilenme maliyeti artar ve
dış siyasa hareket alanı daralır. Fakat bundan şu sonuç çıkmaz: İran ekonomik
olarak zayıfladı ve İran ABD'nin isteklerini kabul etti. İki süreç birbirinden
ayrılmalıdır.
Üçüncü
Olasılık: Ekonomik Savaşın Küreselleşmesi
Üçüncü
olasılık, Washington'un İran'a yönelik ekonomik baskıyı üçüncü ülkelere
genişletmesiyle ortaya çıkmaktadır. ABD'nin son açıklamalarında İran'la iş
yapan ülkelerin dolar merkezli finansal sistem açısından sonuçlarla
karşılaşabileceği yönündeki tehdit bu olasılığın artık varsayımsal olmaktan
çıktığını göstermektedir. Ancak Reuters'a göre Washington 25 Ağustos itibarıyla
en ağır ikincil yaptırım seçeneklerinin bazılarını henüz uygulamaya
koymamıştır. Buradaki önemli nokta Çin'dir. Çin, İran'ın petrol ihracatının çok
büyük bölümünün yöneldiği pazardır. Reuters verilerine göre 2025'te İran'ın
sevk edilen petrolünün yüzde 80'den fazlası Çin'e gitmiştir. Dolayısıyla
ABD'nin İran'ı tümüyle ekonomik olarak kuşatabilmesi için Çin'e yönelik baskıyı
önemli ölçüde artırması gerekebilir. Fakat bu durumda ekonomik savaşın hedefi genişleyecektir:
İran, Çin, ABD-Çin ekonomik ilişkileri ve küresel ticaret sistemi. Bu zincir,
ABD'nin ekonomik savaş stratejisinin en önemli stratejik sınırıdır.
Dördüncü
Olasılık: Stratejinin Geri Tepmesi
Daha uzun
vadeli bir başka olasılık ise ekonomik savaşın ABD'nin kendi ekonomik
üstünlüğünü aşındırmaya başlamasıdır. Eğer ülkeler ABD'nin yaptırım
kapasitesini giderek sistemsel bir tehdit olarak görmeye başlarsa ekonomik
bağımlılıklarını azaltmaya yönelebilirler. Bunun sonucunda dolar dışı ticaret, ödeme
sistemi seçenekleri, bölgesel finans merkezleri, enerji ticareti seçenekleri, farklı
para birimleriyle ödeme ve yaptırım dışı ticaret ağları daha hızlı gelişebilir.
Bu süreç kısa vadede ABD'nin İran üzerindeki baskısını azaltmayabilir. Ancak
uzun vadede ABD'nin ekonomik savaş kapasitesinin dayandığı altyapıyı
zayıflatabilir. Burada temel paradoks ortaya çıkmaktadır: ABD'nin ekonomik
gücünü silah olarak kullanması kısa vadede bu gücü artırabilir ancak gücün
sürekli ve genişleyen biçimde kullanılması diğer devletleri bu güce
bağımlılıklarını azaltmaya yöneltebilir. Dolayısıyla ekonomik savaş, kendi
karşıtını yaratabilecek bir stratejidir.
Başarı
Olasılıklarının Karşılaştırılması
Mevcut
veriler ve önceki çözümlemeler ışığında olasılık alanlarını şöyle sıralamak olanaklıdır:
|
Çizelge 1: Olasılık Değerlendirme |
|
|
İran ekonomisinin ciddi biçimde zayıflatılması |
Yüksek |
|
İran'ın petrol ve finans gelirlerinin azaltılması |
Yüksek |
|
İran'ın uluslararası ekonomik hareket alanının
daraltılması |
Yüksek |
|
İran'ın uzun vadeli ekonomik yıpratılması |
Yüksek |
|
İran'ın temel stratejik davranışını değiştirmesi |
Orta-düşük |
|
İran'ın ABD'nin temel taleplerini kabul etmesi |
Düşük |
|
Çin'in İran'la ekonomik ilişkilerini tümüyle kesmesi |
Düşük |
|
Ekonomik baskının yeni jeoekonomik bloklaşmayı
hızlandırması |
Orta-yüksek |
|
ABD'nin ekonomik savaşının uzun vadede kendi
sistemik gücünü aşındırması |
Orta; zaman içinde artabilir |
Bu tablo
makalenin temel savını oldukça açık biçimde ortaya koymaktadır: ABD'nin
ekonomik savaşta başarılı olma olasılığı vardır ancak başarının niteliği büyük
olasılıkla Washington'un başlangıçta öngördüğü başarıdan farklı olacaktır.
Temel
Araştırma Sorusunun Yanıtı
Bu noktada
temel araştırma sorumuzu doğrudan yanıtlayabiliriz: ABD'nin İran'a karşı
geliştirdiği yeni ekonomik baskı stratejisi konvansiyonel savaşın yerine
geçebilecek bir ekonomik savaş biçimine dönüşmüştür ancak İran'ı siyasal ve
stratejik olarak teslim almaya yetecek bir kapasiteye sahip olduğu henüz
söylenemez. Stratejinin İran'ın ekonomik kapasitesini zayıflatma olasılığı
yüksektir. Buna karşılık ekonomik baskının İran'ın temel stratejik tercihlerini
değiştirmesi daha düşük bir olasılıktır. Çünkü İran'ın dayanıklılığı Çin'in
ekonomik desteği, farklı ticaret ağları ve Hürmüz'ün yarattığı jeoekonomik
karşılıklı bağımlılık ABD'nin baskısının mutlak bir ekonomik kuşatmaya
dönüşmesini engelleyebilecek etmenlerdir.
Temel Çözümleyici
Sorunun Yanıtı
Daha önemli
olan temel çözümleyici sorunun yanıtı ise şudur: ABD İran'ı küresel ekonomik
sistemden dışlayarak İran üzerinde stratejik üstünlük sağlayabilir ancak bunu
yapmaya çalışırken aynı küresel ekonomik sistemi dönüştürme riskini de
taşımaktadır. Bu nedenle ekonomik savaşın en büyük paradoksu şudur: ABD'nin
İran üzerindeki ekonomik baskısı arttıkça Çin ve diğer aktörlerin farklı
ekonomik bağlantılar geliştirme teşviki de artabilir. Dolayısıyla Washington'un
karşısındaki sorun yalnızca İran değildir. Asıl sorun ABD'nin ekonomik
üstünlüğünü küresel ekonomik sistemin ortak altyapısı olarak mı, yoksa siyasal
bir silah olarak mı kullanacağıdır. İkinci yolun tercih edilmesi durumunda ABD
kısa vadede güçlü olabilir; fakat uzun vadede dünya ekonomisinin tek merkezli
yapıdan daha parçalı ve çok merkezli bir yapıya dönüşmesini hızlandırabilir.
Bu nedenle
çalışmanın ulaştığı ara sonuç şudur: ABD İran'ı ekonomik olarak yenebilir fakat
ekonomik savaşı küreselleştirerek dünyayı kendi etrafında yeniden hizaya
sokmaya çalışması İran'dan çok daha büyük bir jeoekonomik dönüşümü
başlatabilir. Ve tam da bu nedenle ABD'nin İran'a karşı yeni stratejisi
yalnızca İran'ın geleceğini değil, uluslararası ekonomik düzenin geleceğini de
ilgilendiren bir savaşımdır.
TÜRKİYE
AÇISINDAN STRATEJİK SONUÇLAR: RİSKLER, OLANAKLAR VE STRATEJİK UYUM
ABD'nin
İran'a karşı geliştirdiği ekonomik savaş stratejisi, doğrudan İran ekonomisini
hedef almakla birlikte etkileri İran ile sınırlı değildir. İran'ın uluslararası
ticaret ağlarının, enerji ihracatının ve finansal bağlantılarının baskı altına
alınması yalnızca hedef ülkenin ekonomik kapasitesini değil, aynı zamanda
onunla ekonomik, siyasi ve güvenlik ilişkileri bulunan üçüncü ülkelerin
stratejik ortamını da dönüştürmektedir. Bu nedenle Türkiye ekonomik savaşın
doğrudan tarafı olmamakla birlikte jeopolitik konumu, enerji bağımlılığı,
bölgesel güvenlik öncelikleri ve çok yönlü dış siyasa ilişkileri nedeniyle bu
dönüşümden en fazla etkilenecek ülkelerden biri olarak değerlendirilebilir. Türkiye'nin
karşı karşıya bulunduğu temel sorun ABD ile İran arasında tercih yapmak
değildir. Asıl sorun küresel ekonomik baskının giderek yoğunlaştığı bir ortamda
ulusal çıkarlarını hangi stratejik araçlarla koruyabileceğidir. Bu nedenle
Türkiye'nin durumu klasik ittifak ilişkileri çerçevesinde değil, jeoekonomik
uyum kapasitesi bağlamında değerlendirilmelidir.
Ekonomik
Sonuçlar
Ekonomik
savaşın Türkiye üzerindeki ilk etkisi dış ticaret ve enerji alanında ortaya
çıkabilir. Türkiye, İran ile uzun yıllara dayanan ticari ilişkilere ve enerji
bağlantılarına sahiptir. İran, Türkiye'nin doğal gaz tedarikçileri arasında yer
almakta ve kara sınırı ise iki ülke arasındaki ticaretin ve lojistik çalışmalarının
sürekliliğini kolaylaştırmaktadır. ABD'nin ikincil yaptırımları genişletmesi durumunda
Türkiye'deki şirketler, finans kuruluşları ve lojistik işletmeleri yeni
yaptırım riskleriyle karşı karşıya kalabilir. Böyle bir durumda ekonomik
maliyet yalnızca İran ile ticaret hacmindeki azalmadan ibaret olmayacak ve
uluslararası finans sistemine erişim, sigortacılık hizmetleri ve ödeme
mekanizmaları üzerinde de baskı oluşabilecektir. Bununla birlikte ekonomik
savaşın Türkiye açısından yalnızca maliyet üretmesi beklenmemelidir. Bölgesel
ticaret yollarının yeniden şekillenmesi, farklı lojistik koridorlarının önem
kazanması ve enerji arzının çeşitlendirilmesine yönelik girişimler, Türkiye'nin
jeoekonomik önemini artırabilecek yeni fırsatlar da yaratabilir.
Bölgesel
Güvenlik Dengeleri
Ekonomik
savaşın uzun süre devam etmesi İran'ın ekonomik kapasitesini zayıflatırken
bölgesel güvenlik dengelerini de etkileme olasılığına da sahiptir. Ekonomik
kaynakların daralması İran'ın bölgesel etkisini sınırlandırabilir ancak aynı
zamanda vekil aktörler üzerinden yürütülen yarışmayı farklı biçimlerde
yoğunlaştırabilir. Türkiye açısından bu durum özellikle Irak ve Suriye
bakımından önem taşımaktadır. İran'ın bölgesel etkisinin azalması bazı
alanlarda Türkiye'nin hareket alanını genişletebilir ve buna karşılık
oluşabilecek güç boşluklarının farklı devletler veya devlet dışı aktörler
tarafından doldurulması yeni güvenlik sorunları da doğurabilir. Dolayısıyla
Türkiye'nin güvenlik çıkarı İran'ın zayıflaması veya güçlenmesinden çok
bölgesel kararlılığın korunmasına bağlı görünmektedir. Ekonomik savaşın
bölgesel çatışmaları derinleştirmesi, Türkiye'nin sınır güvenliği, göç yönetimi
ve terörle savaşım siyasaları üzerinde dolaylı baskılar oluşturabilir.
Jeoekonomik
Yeniden Yapılanma ve Türkiye
ABD'nin
ekonomik baskıyı üçüncü ülkelere yayması uluslararası ticaret ve finans
sisteminde yeni yönelimleri de hızlandırabilir. Farklı ödeme sistemlerinin
geliştirilmesi, yerel para birimleriyle ticaretin yaygınlaşması, yeni ulaştırma
koridorlarının oluşturulması ve tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi
yalnızca İran açısından değil, birçok bölgesel aktör açısından stratejik önem
kazanmaktadır. Bu süreç Türkiye bakımından hem risk hem de fırsat içermektedir.
Türkiye'nin Avrupa, Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya arasında yer alan coğrafi
konumu, ülkeye yeni ticaret ve ulaştırma ağlarında önemli üstünlükler
sağlayabilir. Özellikle Orta Koridor, liman altyapısı, demiryolu bağlantıları
ve enerji iletim çizgileri Türkiye'nin bölgesel lojistik merkez olma
kapasitesini güçlendirebilir. Ancak bu olanağın gerçekleşebilmesi Türkiye'nin
yalnızca coğrafi üstünlüklerine değil, öngörülebilir ekonomik siyasalara, güçlü
finansal altyapıya, uluslararası yatırım ortamına ve çok yönlü diplomatik
ilişkilere de bağlıdır.
Türkiye'nin
Stratejik Seçenekleri
Çalışmanın
ulaştığı bulgular Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu temel tercihin ABD ile
İran arasında taraf seçmek olmadığını göstermektedir. Türkiye açısından daha
gerçekçi seçenek değişen jeoekonomik koşullara uyum sağlayabilecek esnek ve çok
boyutlu bir dış siyasa izlemektir. Bu bağlamda Türkiye'nin temel öncelikleri şu
dört eksende değerlendirilebilir: Enerji arz güvenliğinin ve kaynak
çeşitliliğinin korunması, bölgesel ticaret bağlantılarının
sürdürülebilirliğinin sağlanması, ikincil yaptırım risklerini azaltacak
ekonomik ve finansal mekanizmaların geliştirilmesi ve bölgesel kararlılığı
destekleyen dengeli diplomatik ilişkilerin sürdürülmesi. Bu yaklaşım, herhangi
bir bloktan uzaklaşmayı değil, Türkiye'nin stratejik özerkliğini koruyarak
değişen uluslararası koşullara uyum sağlama kapasitesini artırmayı ifade
etmektedir.
Sonuç olarak,
ABD'nin İran'a yönelik ekonomik savaş stratejisi, Türkiye açısından yalnızca
dış siyasa veya güvenlik sorunu değildir. Aynı zamanda enerji güvenliği, dış
ticaret, finansal sistem, ulaştırma koridorları ve bölgesel ekonomik bütünleşme
süreçlerini etkileyebilecek çok boyutlu bir jeoekonomik dönüşümün parçasıdır. Bu
nedenle Türkiye'nin başarısı ekonomik savaşın taraflarından birini
desteklemesinden çok değişen jeoekonomik dengeleri doğru okuyarak ulusal
çıkarlarını koruyabilecek uyum kapasitesini geliştirmesine bağlı olacaktır. Bu
bölüm, makalenin temel savını Türkiye bağlamına taşımaktadır: Ekonomik savaşlar
yalnızca hedef ülkeleri değil, hedef ülkenin çevresindeki bütün stratejik
ekosistemi dönüştürmektedir. Türkiye'nin önündeki temel görev ise bu dönüşümün edilgin
bir nesnesi değil, stratejik bir öznesi olabilmektir.
Kaynakça
Baldwin, D.
A. (1985). Economic statecraft. Princeton University Press.
Drezner, D.
W. (1999). The sanctions paradox: Economic statecraft and international
relations. Cambridge University Press.
Drezner, D.
W. (2003). The hidden hand of economic coercion. International Organization,
57(3), 643–659. https://doi.org/10.1017/S002081830357305X
Hufbauer, G.
C., Schott, J. J., Elliott, K. A., & Oegg, B. (2007). Economic sanctions
reconsidered (3rd ed.). Peterson Institute for International Economics.
International
Energy Agency. (2026). Strait of Hormuz. International Energy Agency – Strait
of Hormuz
Pape, R. A.
(1997). Why economic sanctions do not work. International Security, 22(2),
90–136. https://doi.org/10.2307/2539368
Peksen, D.
(2019). When do imposed economic sanctions work? A critical review of the
sanctions literature. Defence and Peace Economics, 30(6), 635–647.
https://doi.org/10.1080/10242694.2019.1625250
U.S.
Department of the Treasury. (2026a, June 10). Economic Fury disrupts foreign
networks supporting Iran’s military and weapons programs. U.S. Department of
the Treasury
U.S.
Department of the Treasury. (2026b, July 14). Treasury intensifies pressure on
Shamkhani’s expansive illicit shipping empire. U.S. Department of the Treasury
U.S.
Department of the Treasury. (2026c, July 29). Treasury disrupts Iranian
regime’s Strait of Hormuz extortion network. U.S. Department of the Treasury
U.S.
Department of the Treasury. (2026d, August 7). Treasury dismantles Iranian
regime’s global clandestine currency networks. U.S. Department of the Treasury
U.S.
Department of the Treasury. (2026e, August 7). Treasury sanctions crypto
exchanges funding Iran’s IRGC and enabling illicit finance. U.S. Department of
the Treasury
U.S.
Department of the Treasury. (2026f, August 24). Treasury launches unprecedented
campaign against Iranian regime on economic D-Day: Initiates Operation Economic
Outcast. U.S. Department of the Treasury
U.S.
Department of the Treasury. (2026g, August 24). Remarks from Secretary of the
Treasury Scott Bessent on Operation Economic Outcast against Iran. U.S.
Department of the Treasury
Reuters.
(2026, August 20). US will impose “toughest sanctions in history” on Iran,
Bessent says. Reuters
Reuters.
(2026, August 21). Iranian oil offers to Chinese buyers fall as US blockade
bites, sources say. Reuters
Reuters.
(2026, August 24). Looming US sanctions on Iran put China oil buying in
spotlight. Reuters
Reuters.
(2026, August 26). Can US pressure stem cash flows to Iran? Reuters
Reuters.
(2026, August 26). US-Iran war sinks into energy trench warfare six months on.
Reuters
Reuters.
(2026, August 26). Gulf ship traffic via Strait of Hormuz hovers below 10-day
average, data shows. Reuters
Reuters.
(2026, August 27). Oil extends losses on hopes for Middle East talks to ease
supply woes. Reuters