Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

17 Eylül 2026 Perşembe

 

Birleşik Krallık Bölünüyor mu? Cardiff Girişimi ve Anayasal Gelecek

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

Yürütme Özeti

 

Birleşik Krallık'ın anayasal geleceği son yıllarda yalnızca Westminster'daki siyasal iktidarın niteliği veya merkezi yönetim ile yetki devredilmiş (yetki devredilmiş) yönetimler arasındaki yetki paylaşımı üzerinden tartışılabilecek bir konu olmaktan çıkmıştır. İskoçya'nın bağımsızlık talebinin kurumsallaşması, Galler'in anayasal statüsünü yeniden değerlendirme arayışı ve Kuzey İrlanda'nın birleşme olasılığının Belfast/Good Friday Anlaşması tarafından belirlenen demokratik rıza ilkesi çerçevesinde gündemde tutulması ve 2026 yılında İskoçya ile Galler arasında gelişen Cardiff Girişimi Birleşik Krallık'ın anayasal bütünlüğünün geleceğine ilişkin daha kapsamlı bir sorunu ortaya çıkarmaktadır: Farklı ulusal kimliklere ve farklı demokratik meşruluk merkezlerine sahip topluluklar aynı anayasal birlik içinde hangi koşullarda bir arada tutulabilir?

Bu çalışma söz konusu soruya “Birleşik Krallık bölünüyor mu?” sorusundan hareketle yaklaşmaktadır. Ancak araştırmanın temel bulgusu bu sorunun basit bir “birlik/bölünme” ikiliği içinde ele alınmasının yetersiz olduğudur. Birleşik Krallık bugün itibarıyla bölünmüş bir devlet değildir. Bununla birlikte mevcut anayasal yapısı farklı kurucu ulusal birimlerin değişen siyasal ve anayasal talepleri nedeniyle yeniden yapılanma baskısı altındadır.

Birleşik Krallık'ın tarihsel oluşumu bu durumu açıklamak bakımından önemlidir. İngiltere ile İskoçya'nın 1707'de birleşmesi, Büyük Britanya ile İrlanda'nın 1801'de oluşturduğu birlik ve İrlanda'nın büyük bölümünün 1920'li yıllarda Birlik'ten ayrılması mevcut devlet yapısının tarihsel olarak değişmez bir bütün olmadığını göstermektedir. Bu tarihsel süreç sonucunda Birleşik Krallık klasik anlamda homojen bir ulus-devletten çok farklı ulusal toplulukların ortak bir egemenlik çatısı altında bulunduğu çok uluslu bir devlet niteliği kazanmıştır.

1990'ların sonundan itibaren uygulanan yetki devri (devolution) sistemi bu yapıya yeni bir anayasal boyut eklemiştir. İskoçya Parlamentosu, Senedd Cymru ve Kuzey İrlanda Meclisi'nin oluşturulması farklı ulusal kimliklerin ve siyasal taleplerin Birlik içinde kurumsal olarak temsil edilmesini sağlamıştır. Ancak devolution'ın sonuçları yalnızca yetki devriyle sınırlı kalmamıştır. Bu kurumlar zaman içerisinde kendi demokratik meşruluklarını, siyasal gündemlerini ve yönetsel kapasitelerini geliştirmiştir. Böylece Birleşik Krallık'ta Westminster'ın hukuksal egemenliği devam ederken siyasal meşruluk giderek daha çok merkezli bir nitelik kazanmıştır.

Bu durum çalışmanın temel anayasal paradokslarından birini ortaya çıkarmaktadır: Devolution, Birlik'i korumak amacıyla oluşturulmuş olmakla birlikte Birlik'ten daha ileri anayasal özerklik talep edebilecek kurumsal kapasiteyi de geliştirmiştir.

 

İskoçya bu paradoksun en belirgin örneğidir. 2014 bağımsızlık referandumunda bağımsızlık önerisinin reddedilmesine karşın bağımsızlık sorunu İskoç siyasal sisteminden çıkmamıştır. Brexit sonrasında Birleşik Krallık ile İskoçya arasındaki siyasal tercih farklılıkları daha görünür duruma gelmiş ve 2022 Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi kararı ise İskoç Parlamentosu'nun tek başına bağımsızlık referandumu düzenleme yetkisinin bulunmadığını ortaya koymuştur. 2026 yılında İskoç hükümetinin yeni bir bağımsızlık referandumu için taslak yasa hazırlaması sorunun siyasal ve kurumsal niteliğinin devam ettiğini göstermektedir. Böylece İskoçya'daki tartışma yalnızca bağımsızlık isteyenlerle Birlik içinde kalmayı savunanlar arasındaki siyasal yarışma olmaktan çıkmış ve anayasal geleceğe ilişkin karar verme yetkisinin hangi kurumda bulunduğu sorusuna dönüşmüştür.

Galler'deki gelişme ise İskoçya'dan farklıdır. Galler'de anayasal tartışma henüz aynı yoğunlukta bir bağımsızlık sürecine dönüşmemiştir. Bunun yerine devolution'ın kapsamının genişletilmesi, Galler'in Birleşik Krallık içerisindeki anayasal statüsünün güçlendirilmesi ve farklı anayasal modellerin tartışılması öne çıkmaktadır. Galler'in Anayasal Geleceği Bağımsız Komisyonu'nun 2024 tarihli raporunda güçlendirilmiş devolution, federal Birleşik Krallık ve bağımsızlık olmak üzere üç seçenek ortaya konulmuştur. Bu nedenle Galler'deki gelişmeler “bağımsızlığa geçiş”ten çok anayasal yeniden konumlanma süreci olarak değerlendirilmelidir.

Kuzey İrlanda ise her iki örnekten farklı bir anayasal rejime sahiptir. Belfast/Good Friday Anlaşması, Kuzey İrlanda'nın anayasal statüsünü açık biçimde demokratik rıza ilkesine bağlamıştır. Buna göre Kuzey İrlanda'nın Birleşik Krallık içerisinde kalması veya birleşik İrlanda'nın parçası olması halkın çoğunluğunun tercihine bağlıdır. Bu nedenle Kuzey İrlanda'daki anayasal değişim olasılığı İskoçya'daki bağımsızlık sürecinden farklı olarak önceden tanımlanmış bir hukuksal mekanizmaya dayanmaktadır. Buradaki temel sorun yeni bir devlet kurulması değil, mevcut egemenlik alanının başka bir devletle birleşme yoluyla değiştirilmesidir.

14 Eylül 2026 tarihli Cardiff Anlaşması (agreement) bu farklı anayasal süreçlere yeni bir boyut eklemiştir. İskoç ve Galler hükümetleri arasında imzalanan anlaşma bağımsızlık konusunda ortak bir karar veya Birleşik Krallık'tan ayrılma anlaşması değildir. Bununla birlikte ekonomik ve sosyal siyasaların yanı sıra anayasal gelişmeler, devolution ve öz-yönetim konularında yatay iş birliğini kurumsallaştırmaktadır. Böylece Birleşik Krallık'ın anayasal ilişkileri yalnızca Westminster ile yetki devredilmiş hükümetler arasındaki dikey ilişkiler üzerinden değil, yetki devredilmiş hükümetlerin birbirleriyle kurdukları yatay ilişkiler üzerinden de şekillenmeye başlamaktadır.

Cardiff Girişimi'nin önemi bu nedenle doğrudan ortaya çıkardığı hukuksal sonuçtan çok anayasal tartışmanın aktör yapısını değiştirme olanağında bulunmaktadır. Bununla birlikte mevcut veriler İskoçya ve Galler'in yeni ve ortak bir siyasal blok oluşturduğu sonucuna ulaşmak için yeterli değildir. Ortak anayasal söylem, siyasal eş güdüm ve kurumsallaşmış siyasal blok birbirinden farklıdır. Cardiff Girişimi şu aşamada bir anayasal iş birliği platformu niteliğindedir.

Westminster açısından temel sorun ise parlamenter egemenlik ile çok merkezli demokratik meşruluk arasındaki ilişkinin nasıl düzenleneceğidir. Hukuksal olarak Westminster Parlamentosu Birleşik Krallık'ın en üstün yasama organı olmayı sürdürmektedir. Devolution bu egemenliği ortadan kaldırmamış ancak siyasal sistem içinde yeni demokratik karar merkezleri oluşturmuştur. Böylece hukuksal egemenlik ile siyasal meşruluk aynı anayasal sistem içerisinde farklı düzeylerde ortaya çıkmaktadır.

Bu durum Birleşik Krallık'ın geleceği açısından beş temel anayasal seçeneği gündeme getirmektedir: mevcut devolution modelinin sürdürülmesi, güçlendirilmiş devolution, federal bir Birleşik Krallık, yeni bir anayasal birlik sözleşmesi ve kurucu ulusal birimlerden birinin veya birkaçının demokratik süreçler sonucunda Birlik'ten ayrılması. Bu seçenekler birbirini bütünüyle dışlayan modeller değildir. Güçlendirilmiş devolution federal bir yapıya doğru gelişebilir, yeni bir anayasal birlik sözleşmesi daha geniş özerklik düzenlemeleriyle birlikte uygulanabilir ve anayasal uzlaşmanın sağlanamaması ise bazı birimlerde ayrılık taleplerinin güçlenmesine yol açabilir.

Çalışmanın temel sonucu bu nedenle “Birleşik Krallık bölünüyor” değildir. Aynı şekilde mevcut anayasal yapının değişmeden sürdürüleceği de söylenemez. Daha açıklayıcı sonuç Birleşik Krallık'ın anayasal ilişkilerinin yeniden görüşme konusu edildiği bir döneme girmiş olduğudur.

Bu yeniden görüşmelerin merkezinde yalnızca bağımsızlık talepleri bulunmamaktadır. Daha temel sorun Birleşik Krallık'ı oluşturan farklı ulusal toplulukların kendi siyasal ve anayasal gelecekleri üzerinde söz sahibi olma taleplerinin Westminster'ın parlamenter egemenliği ile nasıl bağdaştırılacağıdır.

Bu açıdan İskoçya bağımsızlık talebini, Galler anayasal yeniden konumlanmayı, Kuzey İrlanda demokratik rıza mekanizmasını ve Cardiff Girişimi ise kurucu ulusal birimler arasındaki yatay anayasal iş birliğini temsil etmektedir. Bunların hiçbirisi tek başına Birleşik Krallık'ın parçalandığını göstermemektedir. Ancak birlikte değerlendirildiklerinde Birleşik Krallık'ın klasik Westminster-merkezli anayasal düzeninin giderek daha karmaşık, çok merkezli ve yeniden görüşme konusu yapılan bir yapıya dönüştüğünü göstermektedir.

Dolayısıyla makalenin temel savı şu şekilde ortaya konulabilir: Birleşik Krallık bugün bölünmüş değildir ancak mevcut anayasal biçimi farklı ulusal toplulukların demokratik meşruluk ve anayasal gelecek talepleri karşısında yeniden yapılanma baskısı altındadır. Sorun artık yalnızca Birlik'in korunması değil, Birlik'in hangi anayasal biçimde sürdürülebileceğidir.


 

Öz

Bu çalışma Birleşik Krallık'ın güncel anayasal geleceğini İskoçya'nın bağımsızlık talebi, Galler'in anayasal yeniden konumlanma arayışı ve Kuzey İrlanda'nın yeniden birleşme olasılığı ve 2026 yılında ortaya çıkan Cardiff Girişimi çerçevesinde incelemektedir. Çalışmanın temel sorusu söz konusu gelişmelerin Birleşik Krallık'ın mevcut anayasal bütünlüğünü parçalanma yönünde mi, yoksa yeni bir anayasal birlik biçimine doğru yeniden yapılanma yönünde mi etkilediğidir. Araştırmada tarihsel çözümleme, anayasal-hukuksal inceleme, karşılaştırmalı kurumsal çözümleme ve belge çözümlemesi birlikte kullanılmıştır. Çözümleme Birleşik Krallık'ın klasik anlamda tek uluslu bir devlet olmaktan çok farklı tarihsel ve ulusal kimliklerin aynı egemenlik çatısı altında bir arada bulunduğu asimetrik çok uluslu bir anayasal birlik niteliği taşıdığını göstermektedir. Devolution sistemi bir yandan ulusal farklılıkların Birlik içerisinde kurumsal olarak temsil edilmesini sağlarken diğer yandan İskoçya ve Galler gibi birimlerde daha ileri anayasal özerklik taleplerini taşıyabilecek kurumsal kapasiteyi geliştirmiştir. İskoçya'da 2014 bağımsızlık referandumu, Brexit sonrasında ortaya çıkan siyasal farklılaşma, 2022 Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi kararı ve 2026 yılında hazırlanan yeni referandum tasarısı bağımsızlık sorununun kurumsallaşmış niteliğini ortaya koymaktadır. Galler'de anayasal statünün yeniden değerlendirilmesi yönündeki tartışmalar farklı bir seyir izlemekte ve Kuzey İrlanda'da ise Belfast/Good Friday Anlaşması tarafından belirlenen demokratik rıza ilkesi anayasal değişimin temel hukuksal çerçevesini oluşturmaktadır. 14 Eylül 2026 tarihli Cardiff Anlaşması ise İskoçya ve Galler hükümetleri arasında anayasal gelişmeler de dahil olmak üzere yatay iş birliğini yeni bir düzeye taşımıştır. Çalışmanın temel sonucu Birleşik Krallık'ın bugün itibarıyla bölünmüş bir devlet olmadığı ancak mevcut anayasal biçiminin ciddi bir yeniden yapılanma baskısı altında bulunduğudur. Dolayısıyla temel sorun artık yalnızca Birlik'in korunması değil, farklı ulusal toplulukların demokratik meşruluk ve anayasal gelecek talepleri ile Westminster'ın parlamenter egemenliğinin nasıl bağdaştırılacağıdır.

Anahtar Kelimeler: Birleşik Krallık, anayasal yeniden yapılanma, İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda, devolution, parlamenter egemenlik, bağımsızlık, demokratik rıza, Cardiff Anlaşması

 

Abstract

This study examines the contemporary constitutional future of the United Kingdom through Scotland's demand for independence, Wales's search for a renewed constitutional position, the possibility of Irish reunification in Northern Ireland, and the Cardiff Initiative that emerged in 2026. The central question is whether these developments are contributing to the disintegration of the existing constitutional Union or to its restructuring into a new constitutional form. The study employs a combination of historical analysis, constitutional and legal examination, comparative institutional analysis, and document analysis. The findings indicate that the United Kingdom is better understood not as a conventional homogeneous nation-state but as an asymmetric multinational constitutional union in which distinct historical and national identities coexist under a common sovereign framework. Devolution has enabled the institutional representation of national differences within the Union, while simultaneously strengthening the institutional capacity of Scotland and Wales to pursue further constitutional autonomy. In Scotland, the 2014 independence referendum, political divergence following Brexit, the 2022 judgment of the UK Supreme Court, and the draft independence referendum bill published in 2026 demonstrate the institutionalization of the independence question. Wales has followed a different trajectory, characterized by an expanding debate over its constitutional status. In Northern Ireland, by contrast, the principle of democratic consent established by the Belfast/Good Friday Agreement provides the principal legal framework for possible constitutional change. The Cardiff Agreement of 14 September 2026 has added a further dimension by institutionalizing horizontal cooperation between the Scottish and Welsh governments, including cooperation concerning constitutional developments. The study concludes that the United Kingdom is not currently a divided state; however, its existing constitutional form is subject to significant pressures for restructuring. The central constitutional question is therefore no longer simply whether the Union can be preserved, but how the democratic legitimacy and constitutional aspirations of its constituent national communities can be reconciled with the continuing principle of parliamentary sovereignty at Westminster.

Keywords: United Kingdom, constitutional restructuring, Scotland, Wales, Northern Ireland, devolution, parliamentary sovereignty, independence, democratic consent, Cardiff Agreement

GİRİŞ VE SORUNSALIN TANIMLANMASI

Birleşik Krallık’ın anayasal geleceği son yıllarda yalnızca mevcut siyasal iktidarın niteliği veya Westminster Parlamentosu’nun yetki alanı üzerinden tartışılan bir konu olmaktan çıkmış ve Birlik’i oluşturan tarihsel ulusal birimlerin gelecekte aynı devlet çatısı altında bulunup bulunamayacağı sorusuna dönüşmüştür. İskoçya’da bağımsızlık talebinin kurumsal ve siyasal varlığını sürdürmesi Galler’de mevcut devolution düzenlemesinin ötesine geçen anayasal statü arayışlarının güçlenmesi ve Kuzey İrlanda’da İrlanda’nın yeniden birleşmesi olasılığının Belfast Anlaşması çerçevesinde canlılığını koruması Birleşik Krallık’ın anayasal bütünlüğünü yeniden tartışmaya açmaktadır.

Bu gelişmeler birbirinden bağımsız üç bölgesel sorun olarak ele alınsa da ortak bir anayasal soruna işaret etmektedir: Birleşik Krallık’ın farklı ulusal toplulukları aynı egemenlik altında tutmasını sağlayan anayasal düzen, değişen siyasal kimlikleri ve farklılaşan meşruluk taleplerini ne ölçüde karşılayabilmektedir? Başka bir ifadeyle sorun, yalnızca İskoçya’nın bağımsız olup olmayacağı veya Kuzey İrlanda’nın İrlanda Cumhuriyeti ile birleşip birleşmeyeceği değildir. Daha geniş sorun tarihsel birlik esasına dayanan devlet modelinin alt-ulusal kimliklerin siyasal özerklik ve kendi geleceklerini belirleme talepleri karşısında nasıl yeniden düzenlenebileceğidir.

Birleşik Krallık’ın bu bakımdan ayırt edici özelliği klasik anlamda tek bir ulusal kimlik ve tek biçimli bir anayasal yapı üzerine kurulmamış olmasıdır. İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda, tarihsel gelişimleri, hukuk sistemleri, dinsel ve kültürel kurumları, siyasal gelenekleri ve ulusal kimlikleri bakımından farklı özelliklere sahiptir. Bununla birlikte bu farklılıklar, uzun süre Westminster Parlamentosu’nun üstünlüğü ve merkezi devlet yapısı içerisinde yönetilmiştir. 1998 sonrasında İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’ya farklı kapsam ve niteliklerde yetki devri yapılması bu tarihsel farklılıkları anayasal ve kurumsal düzeyde daha görünür kılmıştır.

Devolution düzenlemeleri başlangıçta Birlik’in korunmasına hizmet eden bir uyarlama mekanizması olarak tasarlanmış olsa da zaman içinde iki yönlü bir sonuç üretmiştir. Bir yandan İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’nın siyasal farklılıklarının Birleşik Krallık içerisinde temsil edilmesine olanak sağlamış ve diğer yandan bu bölgelerde kendi parlamento, hükümet ve siyasal karar alma kurumlarının gelişmesine katkıda bulunmuştur. Böylece özerklik yalnızca merkezi yönetimin yetki devri anlamına gelmemiş aynı zamanda alt-ulusal siyasal kimliklerin ve kurumsal kapasitelerin güçlenmesini sağlayan bir süreç olmuştur.

İskoçya örneğinde 2014 yılında gerçekleştirilen bağımsızlık referandumu Birlik’in geleceğinin demokratik bir yöntemle tartışılabileceğini göstermiştir. Bununla birlikte 2022 yılında Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi’nin İskoç Parlamentosu’nun tek taraflı olarak bağımsızlık referandumu düzenleme yetkisine sahip olmadığına karar vermesi bağımsızlık sorununun yalnızca siyasal irade değil, aynı zamanda anayasal yetki ve hukuk sorunu olduğunu ortaya koymuştur. Böylece İskoçya’nın geleceğine ilişkin tartışma demokratik meşruluk ile Parlamento egemenliği arasındaki ilişkinin yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmıştır.

Kuzey İrlanda’nın anayasal konumu ise İskoçya’dan farklı bir hukuksal çerçeveye dayanmaktadır. 1998 tarihli Belfast Anlaşması Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallık’ın parçası olarak kalmasının veya İrlanda’nın yeniden birleşmesinin ilgili halkın demokratik rızasına bağlı olduğunu kabul etmektedir. Bu nedenle Kuzey İrlanda’da anayasal gelecek sorunu yalnızca bölgesel özerklik veya bağımsızlık tartışması biçiminde değil, iki devlet arasındaki anayasal statünün halkın rızası temelinde değişebilmesi çerçevesinde ortaya çıkmaktadır.

Galler’deki gelişmeler ise farklı bir nitelik taşımaktadır. Galler’de bağımsızlık düşüncesi İskoçya’daki kadar güçlü ve kurumsallaşmış olmasa da mevcut yetki devri modelinin yetersizliği, anayasal statünün güçlendirilmesi ve Galler’in Birleşik Krallık içerisindeki konumunun yeniden tanımlanması yönündeki tartışmalar giderek önem kazanmaktadır. Cardiff merkezli girişimler bu bağlamda yalnızca Galler’in kendi statüsüne ilişkin bir arayış olarak değil, Birlik’i oluşturan farklı ulusal birimlerin ortak anayasal talepler geliştirme olasılığı açısından da değerlendirilmelidir.

Bu noktada Cardiff girişimi Birleşik Krallık’ın anayasal geleceği bakımından özel bir önem taşımaktadır. Girişimin niteliği, katılımcıları, yayımlanan belgeleri ve ileri sürdüğü talepler dikkatle incelenmelidir. Çünkü böyle bir girişim, yalnızca bölgesel özerklik taleplerinin eş zamanlı biçimde dile getirilmesi anlamına gelebileceği gibi Westminster merkezli anayasal yapıya karşı ortak bir siyasal ve kurumsal tutumun başlangıcı olarak da yorumlanabilir. Ancak bu yorumların girişimin doğrulanabilir belgeleri ve aktörlerin açık beyanları üzerinden yapılması ve söylentilere dayalı bir “Birleşik Krallık hemen bölünüyor” yaklaşımından kaçınılması gerekir.

Bu çalışma, söz konusu gelişmelerden hareketle Birleşik Krallık’ın bölünme olasılığını kesin bir sonuç olarak ileri sürmemekte ve bunun yerine Birlik’in anayasal bütünlüğünü zorlayan devingenleri, bunların kurumsal dayanaklarını ve olası anayasal sonuçlarını incelemektedir. “Bölünme” kavramı burada yalnızca devletin hukuksal olarak sona ermesi anlamında değil, Birleşik Krallık’ın mevcut yapısının federalizm, güçlendirilmiş devolution, konfederal nitelikli düzenlemeler veya yeni siyasal birlik biçimleri doğrultusunda yeniden yapılandırılması olasılıklarını de içeren geniş bir çerçevede ele alınmaktadır.

Makale iki parçalı araştırmanın ikinci bölümünü oluşturmaktadır. İlk makalede, “Birleşik Krallık'ın Tarihsel Oluşumu ve Anayasal Yapısı” başlığı altında Birlik’in tarihsel kuruluşu, İngiltere-İskoçya ve Büyük Britanya-İrlanda birlikleri, İrlanda’nın ayrılması, Kuzey İrlanda’nın statüsü ve 1998 sonrası devolution düzenlemeleri incelenmiştir. Bu ikinci makalede ise söz konusu tarihsel ve anayasal zemin üzerinde İskoçya’nın bağımsızlık talebi, Galler’in anayasal arayışları, Kuzey İrlanda’nın birleşme olasılığı ve Cardiff girişimi değerlendirilerek Birleşik Krallık’ın olası anayasal geleceği tartışılmaktadır.

Çalışmanın temel sorunsalı şu şekilde ifade edilebilir: Birleşik Krallık’ta İskoçya’nın bağımsızlık talebi, Galler’in anayasal statü arayışı, Kuzey İrlanda’nın yeniden birleşme olasılığı ve Cardiff girişimi Birlik’in mevcut anayasal yapısını hangi yönde etkilemektedir? Bu gelişmeler, Birleşik Krallık’ın anayasal olarak yeniden yapılandırılması mı, yoksa tarihsel siyasal birliğin parçalanması mı yönünde bir devingen oluşturmaktadır? Bu sorunsal çerçevesinde temel sorun Birleşik Krallık’ın anayasal bütünlüğünün yalnızca hukuk kuralları ve Parlamento egemenliğiyle değil, aynı zamanda farklı ulusal toplulukların siyasal rızası, kurumsal temsili ve ortak devlet yapısına ilişkin meşruluk algılarıyla sürdürülebilir olup olmadığını belirlemektir.

Amaç ve Hedefler

Amaç

Bu çalışmanın temel amacı, Birleşik Krallık’ın güncel anayasal geleceğini Birlik’i oluşturan ulusal birimlerde ortaya çıkan siyasal ve anayasal talepler çerçevesinde incelemektir. Bu kapsamda İskoçya’nın bağımsızlık talebi, Galler’in anayasal statüsünü güçlendirme arayışları, Kuzey İrlanda’da İrlanda’nın yeniden birleşmesi olasılığı ve Cardiff girişimi birlikte ele alınacaktır. Çalışma, Birleşik Krallık’ın bölünüp bölünmeyeceği konusunda önceden belirlenmiş bir hüküm vermek yerine mevcut anayasal yapıyı zorlayan gelişmelerin niteliğini, birbirleriyle ilişkisini ve Birlik’in geleceği bakımından doğurabileceği sonuçları ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda temel inceleme konusu Birleşik Krallık’ın tarihsel birlik modelinin farklı ulusal kimlikleri ve siyasal talepleri bünyesinde tutma kapasitesi ile bu kapasitenin hangi koşullarda zayıflayabileceğidir. Çalışmanın bir diğer amacı Birleşik Krallık’ın geleceğine ilişkin tartışmayı yalnızca “Birlik’in korunması” ile “devletin parçalanması” arasındaki ikili karşıtlığa indirgememektir. Bu nedenle federalizme geçiş, güçlendirilmiş devolution, anayasal yetki paylaşımının yeniden düzenlenmesi, yeni bir Birlik sözleşmesi ve bazı bölgelerin Birleşik Krallık’tan ayrılması gibi farklı anayasal seçenekler aynı çözümleme çerçevesi içerisinde değerlendirilecektir.

Hedefler

Çalışmanın başlıca hedefleri şunlardır:

Birleşik Krallık’ın güncel anayasal gerilimlerinin kaynaklarını belirlemek: İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’da ortaya çıkan farklı siyasal taleplerin tarihsel, kurumsal ve toplumsal dayanaklarını incelemek.

İskoçya’nın bağımsızlık talebini çözümlemek: 2014 bağımsızlık referandumunun sonuçlarını, sonrasında yaşanan siyasal gelişmeleri, İskoç Ulusal Partisi’nin tutumunu, ikinci referandum tartışmasını ve Westminster’ın anayasal yetki yaklaşımını değerlendirmek.

Parlamento egemenliği ile demokratik rıza arasındaki ilişkiyi incelemek: Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi’nin 2022 tarihli kararını da dikkate alarak, İskoçya’nın bağımsızlık talebinin hukuksal ve siyasal sınırlarını ortaya koymak.

Galler’in anayasal arayışlarını değerlendirmek: Galler’de devolution uygulamasının sonuçlarını, yetki alanına ilişkin tartışmaları, bağımsızlık düşüncesinin gelişimini ve Cardiff merkezli girişimlerin anayasal anlamını incelemek.

Kuzey İrlanda’nın anayasal geleceğini kestirmek: Belfast Anlaşması’nda yer alan rıza ilkesini Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallık içerisindeki statüsünü ve İrlanda’nın yeniden birleşmesi olasılığının hukuksal ve siyasal koşullarını değerlendirmek.

Cardiff girişiminin niteliğini ve kapsamını ortaya koymak: Girişimin aktörlerini, yayımlanan belgelerini, ileri sürdüğü anayasal talepleri ve İskoçya, Galler ile Kuzey İrlanda arasındaki ortak siyasal tutum geliştirme potansiyelini doğrulanabilir kaynaklar üzerinden incelemek.

Alt-ulusal kurumların Birlik’in geleceği üzerindeki etkisini değerlendirmek: İskoç Parlamentosu, Galler Parlamentosu/Senedd Cymru ve Kuzey İrlanda Meclisi gibi kurumların yalnızca yetki devri mekanizmaları olarak mı kaldığını, yoksa ayrı siyasal meşruluk merkezlerine mi dönüştüğünü tartışmak.

Birleşik Krallık’ın anayasal bütünlüğünü etkileyen temel etmenleri belirlemek: Ulusal kimlik, siyasal temsil, ekonomik çıkarlar, merkez-çevre ilişkileri, demokratik rıza, anayasal yetki, siyasal parti stratejileri ve toplumsal meşruluk gibi etmenlerin Birlik’in geleceği üzerindeki etkilerini incelemek.

Olası anayasal gelecek seçeneklerini sınıflandırmak: Mevcut tekil-asimetrik yapının sürdürülmesi, yetki devrinin genişletilmesi, federal bir yapıya geçilmesi, yeni bir anayasal sözleşme oluşturulması ve Birlik’in bazı bileşenlerinin ayrılması gibi seçenekleri karşılaştırmalı biçimde ele almak.

Birleşik Krallık’ın bölünme tartışmasını çok boyutlu bir anayasal süreç olarak değerlendirmek: Devletin parçalanması olasılığını yalnızca bağımsızlık referandumları üzerinden değil, anayasal meşruluk, kurumsal kapasite, halkın rızası ve siyasal görüşme süreçleriyle birlikte çözümlemek.

Bu hedefler doğrultusunda çalışma Birleşik Krallık’ın geleceğini tek bir olayın veya tek bir siyasal aktörün iradesiyle açıklamak yerine farklı ulusal birimlerin talepleri ile merkezi anayasal yapının direnç ve uyum kapasitesi arasındaki etkileşim üzerinden ele alacaktır.

Araştırma Soruları

Bu çalışmanın temel araştırma sorusu Birleşik Krallık’ta farklı ulusal birimlerin giderek belirginleşen anayasal ve siyasal taleplerinin mevcut Birlik modelinin sürdürülebilirliği üzerindeki etkisini belirlemeye yöneliktir.

Temel Araştırma Sorusu: İskoçya’nın bağımsızlık talebi, Galler’in anayasal statü arayışı, Kuzey İrlanda’nın yeniden birleşme olasılığı ve Cardiff girişimi Birleşik Krallık’ın mevcut anayasal bütünlüğünü ve Birlik modelini hangi yönde etkilemektedir?

Alt Araştırma Soruları:

Birleşik Krallık’ta güncel anayasal gerilimleri ortaya çıkaran tarihsel, siyasal, kurumsal ve toplumsal etmenler nelerdir?

İskoçya’nın bağımsızlık talebi hangi tarihsel ve siyasal devingenlere dayanmaktadır ve bu talep 2014 referandumundan sonra nasıl bir seyir izlemiştir?

İskoçya’nın bağımsızlığı konusunda demokratik rıza ilkesi ile Westminster Parlamentosu’nun egemenliği ve anayasal yetkisi arasındaki ilişki nasıl şekillenmektedir?

İskoç Parlamentosu’nun kurumsal kapasitesi ve siyasal meşruluğu İskoçya’nın bağımsızlık talebini hangi ölçüde desteklemekte veya sınırlandırmaktadır?

Galler’de devolution uygulaması Galler’in Birleşik Krallık içerisindeki siyasal ve anayasal konumunu hangi ölçüde değiştirmiştir?

Galler’deki anayasal statü arayışları, daha geniş yetki devri, federalizm, bağımsızlık veya yeni bir Birlik sözleşmesi seçeneklerinden hangileri etrafında şekillenmektedir?

Cardiff girişiminin oluşum koşulları, katılımcıları, amaçları ve ileri sürdüğü anayasal talepler nelerdir?

Cardiff girişimi yalnızca bölgesel özerklik taleplerinin ortaklaşması olarak mı, yoksa Birleşik Krallık’ın mevcut anayasal düzenine karşı ortak bir siyasal tutumun ortaya çıkışı olarak mı değerlendirilebilir?

Kuzey İrlanda’nın anayasal geleceği, Belfast Anlaşması’nda yer alan rıza ilkesi ve İrlanda’nın yeniden birleşmesine ilişkin hukuksal düzenlemeler çerçevesinde hangi koşullara bağlıdır?

Kuzey İrlanda’daki anayasal statü tartışması İskoçya’nın bağımsızlık talebinden hangi yönleriyle ayrılmaktadır?

İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’daki farklı anayasal talepler birbirini destekleyen ortak bir dönüşüm devingeni oluşturmakta mıdır, yoksa bunlar farklı hukuksal ve siyasal süreçler olarak mı kalmaktadır?

Westminster Parlamentosu ve Birleşik Krallık hükümetleri Birlik’in geleceğine ilişkin taleplere karşı hangi anayasal, siyasal ve kurumsal araçları kullanmaktadır?

Birleşik Krallık’ın mevcut asimetrik devolution modeli farklı ulusal kimlikleri Birlik içerisinde tutmak bakımından yeterli bir uyum kapasitesine sahip midir?

Birleşik Krallık’ın anayasal geleceği bakımından mevcut yapının sürdürülmesi, devolution’ın genişletilmesi, federal bir modele geçilmesi, yeni bir anayasal sözleşme yapılması veya Birlik’in parçalanması gibi seçeneklerin kurumsal ve siyasal koşulları nelerdir?

Birleşik Krallık’ın anayasal bütünlüğü farklı ulusal toplulukların siyasal rızası ve meşruluk talepleri karşısında hangi ölçüde sürdürülebilir görünmektedir?

Araştırma Sorularının Birleştirici Çerçevesi: Araştırma soruları birlikte değerlendirildiğinde çalışmanın temel inceleme ekseni şu şekilde özetlenebilir: Birleşik Krallık’ın anayasal bütünlüğü, farklı ulusal toplulukların özerklik ve kendi geleceklerini belirleme taleplerini mevcut Birlik yapısı içerisinde karşılayarak mı sürdürülebilecektir, yoksa bu talepler Birlik’in federal bir biçimde yeniden yapılandırılmasına veya tarihsel siyasal birliğin parçalanmasına mı yol açacaktır? Bu çerçeve çalışmanın yalnızca bağımsızlık hareketlerini inceleyen bir araştırma olmasını önlemekte ve anayasal esneklik, demokratik rıza, Parlamento egemenliği, devolution, ulusal kimlik ve devlet bütünlüğü arasındaki ilişkiyi birlikte çözümlemesine olanak vermektedir.

Yöntem

Bu çalışma Birleşik Krallık’ın güncel anayasal geleceğini incelemek amacıyla tarihsel, nitel ve karşılaştırmalı bir araştırma tasarımı üzerine kurulmuştur. Araştırmada İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’da ortaya çıkan anayasal talepler yalnızca güncel siyasal olaylar olarak değil, tarihsel birlik süreçlerinin, devolution düzenlemelerinin, ulusal kimliklerin, kurumsal yapılanmaların ve demokratik rıza ilkelerinin kesişiminde gelişen çok boyutlu süreçler olarak ele alınmaktadır. Çalışmada kullanılan yöntem mevcut anayasal yapının gelecekteki olası dönüşümlerini kesin biçimde öngörmeye değil, bu dönüşümleri etkileyen etmenleri, kurumsal sınırları ve siyasal seçenekleri açıklamaya yöneliktir. Bu nedenle “Birleşik Krallık bölünüyor mu?” sorusu tek bir olay üzerinden yanıtlanabilecek bir soru olarak değil, farklı ulusal birimlerin talepleri ile merkezi devlet yapısının uyum sağlama kapasitesi arasındaki ilişkiyi gerektiren bir araştırma sorunu olarak ele alınmıştır.

Tarihsel Çözümleme: Çalışmanın ilk yöntemi tarihsel çözümlemedir. Birleşik Krallık’ın güncel anayasal gerilimleri tarihsel arka plandan bağımsız olarak açıklanamaz. Bu nedenle 1603 Taçlar Birliği, 1707 İngiltere-İskoçya Birliği, 1801 Büyük Britanya-İrlanda Birliği, İrlanda’nın bölünmesi, Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallık içerisinde kalması ve 1998 sonrası devolution düzenlemeleri güncel anayasal tartışmaların oluşum koşulları bakımından dikkate alınacaktır. Tarihsel çözümleme yalnızca olayların kronolojik sıralanmasıyla sınırlı tutulmayacaktır. Her tarihsel gelişmenin Birlik’in siyasal yapısı, ulusal kimliklerin kurumsallaşması, merkezi egemenliğin kapsamı ve alt-ulusal siyasal talepler üzerindeki etkisi incelenecektir. Böylece güncel bağımsızlık ve anayasal statü tartışmalarının hangi tarihsel birikim üzerinden şekillendiği ortaya konulacaktır.

Anayasal ve Hukuksal Çözümleme: Çalışmanın ikinci yöntemi anayasal ve hukuksal çözümlemedir. Bu kapsamda Birleşik Krallık’ın tek bir yazılı anayasa metnine dayanmayan anayasal düzeni Parlamento egemenliği, anayasal teamüller, yasalar, yargı kararları, siyasal anlaşmalar ve yetki devri düzenlemeleri çerçevesinde incelenecektir. Özellikle aşağıdaki belgeler ve hukuksal düzenlemeler temel inceleme kaynaklarını oluşturacaktır: Scotland Act 1998 ve sonraki değişiklikleri, Government of Wales Act 1998 ve sonraki anayasal düzenlemeler, Northern Ireland Act 1998, Belfast/Good Friday Anlaşması, 2014 İskoç bağımsızlık referandumuna ilişkin anayasal ve siyasal düzenlemeler, Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi’nin 2022 tarihli İskoç bağımsızlık referandumu kararı ve Birleşik Krallık Parlamentosu ve hükümetlerinin devolution ve Birlik’in geleceğine ilişkin belgeleri. Bu çözümleme yoluyla siyasal taleplerin hangi hukuksal mekanizmalar içerisinde ifade edilebildiği ve hangi anayasal yetki sınırlarıyla karşılaştığı belirlenecektir.

Karşılaştırmalı Kurumsal Çözümleme: İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda aynı Birleşik Krallık çatısı altında bulunmakla birlikte aynı anayasal statüye, aynı yetki alanına ve aynı siyasal geleceğe sahip değildir. Bu nedenle çalışmada karşılaştırmalı kurumsal çözümleme kullanılacaktır. Karşılaştırma şu ölçütler üzerinden yapılacaktır: anayasal statü, yasama ve yürütme kurumlarının niteliği, merkezi hükümetle ilişkiler, yetki alanlarının kapsamı, bağımsızlık veya birleşme talebinin hukuksal zemini, ulusal kimlik ve siyasal meşruluk, siyasal partilerin ve toplumsal hareketlerin talepleri ve Birleşik Krallık’tan ayrılmaya ilişkin anayasal süreçler. Bu yöntem sayesinde İskoçya’daki bağımsızlık talebi, Galler’deki anayasal statü arayışı ve Kuzey İrlanda’daki yeniden birleşme olasılığı, aynı kategoriye indirgenmeden her birinin kendine özgü tarihsel ve hukuksal koşulları içinde değerlendirilecektir.

Siyasal ve Kurumsal Aktörlerin Çözümlemesi: Çalışmada Birlik’in geleceğine ilişkin tartışmaların yalnızca anayasal metinler üzerinden anlaşılmasının yeterli olmadığı kabul edilmektedir. Bu nedenle başlıca siyasal ve kurumsal aktörlerin tutumları da incelenecektir. Bu aktörler arasında Birleşik Krallık hükümeti, Westminster Parlamentosu, İskoç hükümeti ve İskoç Parlamentosu, Galler hükümeti ve Senedd Cymru, Kuzey İrlanda’daki siyasal partiler ve kurumlar, bağımsızlık yanlısı veya Birlik yanlısı siyasal hareketler ve Cardiff girişiminde yer alan aktörler bulunmaktadır. Aktörlerin tutumları yalnızca beyanlarının içeriği bakımından değil, önerdikleri anayasal modeller, kullandıkları meşruluk gerekçeleri, merkezi yönetimle ilişkileri ve siyasal taleplerinin uygulanabilirlik koşulları bakımından da değerlendirilecektir.

Belge Çözümlemesi: Araştırmanın temel veri kaynakları yazılı ve dijital belgelerden oluşmaktadır. Bu çerçevede aşağıdaki kaynak gruplarından yararlanılacaktır: Birleşik Krallık Parlamentosu’nun yasama belgeleri ve araştırma raporları, Birleşik Krallık hükümeti, İskoç hükümeti, Galler hükümeti ve Kuzey İrlanda kurumlarının resmi belgeleri, Belfast Anlaşması ve ilgili anayasal metinler, Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi kararları, Cardiff girişimine ilişkin resmi bildiriler, ortak metinler ve toplantı belgeleri, akademik kitaplar, hakemli makaleler ve anayasa hukuku yazını ve güvenilir haber kuruluşlarının gelişmeleri belgeleyen haber ve röportajları. Cardiff girişimine ilişkin belgeler bakımından özel bir doğrulama ilkesi uygulanacaktır. Girişimin varlığı, katılımcıları, tarihi, yayımlanan metinleri ve ileri sürdüğü talepler, olabildiği ölçüde birincil kaynaklardan doğrulanacaktır. Resmi belge bulunmayan veya farklı kaynaklarda çelişkili biçimde aktarılan konular kesinleşmiş olgu olarak sunulmayacaktır.

İçerik ve Söylem Çözümlemesi: Çalışmada siyasal aktörlerin ve kurumsal belgelerin kullandığı temel kavramlar da incelenecektir. Özellikle, birlik, egemenlik, demokratik rıza, kendi kaderini belirleme, bağımsızlık, federalizm, devolution, anayasal reform, ulusal kimlik ve halkın iradesi gibi kavramların farklı aktörler tarafından nasıl anlamlandırıldığı karşılaştırılacaktır. Bu yöntem, aynı kavramın farklı siyasal aktörlerce farklı anayasal sonuçlara bağlanabildiğini göstermesi bakımından önemlidir. Örneğin “demokratik rıza” ilkesi İskoçya’da bağımsızlık referandumu talebinin, Kuzey İrlanda’da ise anayasal statünün halkın onayına bağlı olmasının gerekçesi olarak kullanılabilmektedir. Dolayısıyla kavramların yalnızca biçimsel anlamları değil, somut anayasal bağlamları da dikkate alınacaktır.

Olası Anayasal Geleceklerin Senaryo Temelli Değerlendirilmesi: Çalışmanın son aşamasında, Birleşik Krallık’ın geleceğine ilişkin olası seçenekler senaryo temelli olarak değerlendirilecektir. Bu değerlendirme herhangi bir seçeneği önceden üstün veya kaçınılmaz kabul etmeyecektir. Amaç her seçeneğin anayasal ve kurumsal koşullarını ortaya koymaktır. İncelenecek başlıca seçenekler şunlardır: mevcut Birlik ve devolution modelinin sürdürülmesi, devolution yetkilerinin genişletilmesi, federal bir anayasal modele geçilmesi, yeni bir anayasal sözleşme veya Birlik görüş birlikteliği oluşturulması, İskoçya’nın bağımsızlığı, Kuzey İrlanda’nın İrlanda Cumhuriyeti ile birleşmesi ve Birleşik Krallık’ın birden fazla anayasal birime ayrılması. Bu seçenekler hukuksal uygulanabilirlik, demokratik rıza, kurumsal kapasite, siyasal görüşme, ekonomik ve yönetsel sonuçlar ile uluslararası hukuk bakımından değerlendirilecektir. Ancak çalışma, bu seçeneklerden hangisinin gerçekleşeceğine ilişkin bir kestirim üretmekten çok bunların ortaya çıkabilmesi için gerekli koşulları belirlemeye odaklanacaktır.

Yöntemin Sınırları: Bu çalışma, Birleşik Krallık’ın anayasal geleceğine ilişkin bütün toplumsal, ekonomik ve kültürel değişkenleri kapsamayı amaçlamamaktadır. Özellikle kamuoyu araştırmaları, seçim sonuçları, ekonomik maliyetler ve toplumsal kimlikler, yalnızca anayasal tartışmayı doğrudan etkiledikleri ölçüde ele alınacaktır. Ayrıca güncel anayasal süreçlerin değişken niteliği nedeniyle Cardiff girişimi ve diğer siyasal gelişmeler bakımından kullanılan verilerin tarihsel bir kesite ait olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle ulaşılan sonuçlar, belirli bir dönemdeki anayasal ve siyasal koşulların çözümlemesi olarak değerlendirilmelidir. Sonuç olarak bu çalışmada tarihsel çözümleme, anayasal-hukuksal çözümleme, karşılaştırmalı kurumsal çözümleme, aktör çözümlemesi, belge çözümlemesi ve senaryo temelli değerlendirme birlikte kullanılmaktadır. Bu yöntemsel bütünlük, Birleşik Krallık’ın geleceğini yalnızca bir bağımsızlık sorunu olarak değil, çok uluslu ve asimetrik bir anayasal birliğin sürdürülebilirliği sorunu olarak ele almaya olanak sağlamaktadır.

KAVRAMSAL VE KURAMSAL ÇERÇEVE

Birleşik Krallık’ın güncel anayasal geleceğinin çözümlenebilmesi için öncelikle Birlik, çok uluslu devlet, devolution, anayasal asimetri, Parlamento egemenliği, demokratik rıza, kendi kaderini belirleme ve anayasal yeniden yapılanma kavramlarının birlikte ele alınması gerekmektedir. Çünkü İskoçya’nın bağımsızlık talebi, Galler’in anayasal statü arayışı ve Kuzey İrlanda’nın olası yeniden birleşmesi aynı siyasal ve hukuksal kategori içerisinde değerlendirilebilecek gelişmeler değildir. Her biri farklı tarihsel koşullara, farklı hukuksal düzenlemelere ve farklı demokratik meşruluk biçimlerine dayanmaktadır.

Birlik ve Çok Uluslu Devlet: Birlik kavramı farklı tarihsel ve siyasal toplulukların ortak bir egemenlik altında aynı devlet yapısını paylaşmasını ifade etmektedir. Birleşik Krallık örneğinde bu birlik başlangıçta farklı krallıkların ve daha sonra farklı ulusal toplulukların tarihsel siyasal düzenlemeler aracılığıyla aynı devlet içerisinde bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Bu nedenle Birleşik Krallık’ı yalnızca klasik ulus-devlet modeli üzerinden açıklamak yetersiz kalmaktadır. İskoç, Galli ve Kuzey İrlandalı kimliklerinin “British” kimliğiyle birlikte varlığını sürdürmesi devletin anayasal yapısında çok katmanlı bir ait olma düzeni ortaya çıkarmıştır. Bu yapı devletin bütünlüğünün yalnızca merkezi egemenlik yoluyla değil, farklı ulusal kimliklerin kurumsal olarak tanınması yoluyla da sürdürülebileceğini göstermektedir.

“Devolution” ve Anayasal Asimetri: Devolution merkezi devletin belirli yasama ve yürütme yetkilerini alt-ulusal siyasal kurumlara devretmesi anlamına gelmektedir. Birleşik Krallık bakımından devolution federalizmden farklı olarak anayasal egemenliğin alt-ulusal birimlere bölünmesi değil, belirli yetkilerin Westminster tarafından oluşturulan hukuksal düzenlemeler çerçevesinde kullanılabilmesidir. Bununla birlikte Birleşik Krallık’taki devolution düzenlemeleri tek tip değildir. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda farklı yetki alanlarına, farklı kurumsal yapılara ve farklı anayasal ilişkilere sahiptir. Bu durum anayasal asimetri yaratmaktadır. Asimetri, Birlik’in zayıflığının zorunlu bir göstergesi değildir. Aksine farklı tarihsel ve siyasal koşullara sahip bölgelerin aynı anayasal model içerisinde farklı statülerle temsil edilmesine olanak sağlayabilir. Ancak bunun karşıt bir sonucu da bulunmaktadır: Alt-ulusal kurumların yetki ve meşruluklarının güçlenmesi, zaman içerisinde yalnızca daha fazla özerklik talebine değil, ayrı egemenlik talebine de kurumsal zemin hazırlayabilir. Bu nedenle devolution iki yönlü bir anayasal mekanizma olarak ele alınmalıdır. Bir yandan Birlik’i korumaya yönelik uyarlama kapasitesi üretirken, diğer yandan Birlik içerisindeki farklı siyasal merkezlerin kurumsallaşmasını güçlendirebilir.

Parlamento Egemenliği ve Anayasal Yetki: Birleşik Krallık anayasal düzeninin temel özelliklerinden biri Parlamento egemenliğidir. Klasik Dicey’ci yaklaşımda Parlamento hukuk/yasa yapma bakımından üstün konumdadır. Devolution sonrasında ise ortaya daha karmaşık bir anayasal ilişki çıkmıştır: İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda kendi yasama ve yürütme kurumlarına sahip olmakla birlikte Westminster’ın anayasal statüsü ortadan kalkmamıştır. Bu durum özellikle bağımsızlık talepleri bakımından belirleyicidir. Bir alt-ulusal parlamentonun demokratik meşruluğa sahip olması onun otomatik olarak devletin egemenlik alanını değiştirme yetkisine sahip olduğu anlamına gelmemektedir. Nitekim İskoçya’nın bağımsızlığı konusunda 2022 tarihli Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi kararı İskoç Parlamentosu’nun Birleşik Krallık’tan ayrılmaya yönelik bir referandumu tek başına düzenleme yetkisi bulunmadığı yönündeki hukuksal çerçeveyi ortaya koymuştur. Dolayısıyla Birleşik Krallık’ta güncel anayasal sorun yalnızca “kim karar verecek?” sorusundan ibaret değildir. Aynı zamanda hangi kurumun hangi anayasal yetkiye sahip olduğu ve bu yetkinin demokratik rıza ile nasıl ilişkilendirileceği sorusudur.

Demokratik Rıza ve Kendi Kaderini Belirleme: Kendi kaderini belirleme hakkı bir topluluğun siyasal statüsünü belirleme hakkıyla ilişkilidir. Bununla birlikte uluslararası hukuk bakımından kendi kaderini belirleme hakkı ile her durumda bağımsız bir devlet kurma hakkı arasında otomatik bir özdeşlik bulunmamaktadır. Birleşik Krallık bakımından bu ayrım özellikle önemlidir. İskoçya’nın bağımsızlık talebi ile Kuzey İrlanda’nın anayasal statüsünün değiştirilmesi aynı hukuksal mekanizmaya bağlı değildir. Belfast Anlaşması, Kuzey İrlanda’nın anayasal statüsünün halkın rızası temelinde belirlenmesini açık biçimde düzenlemiştir. Bu nedenle Kuzey İrlanda bakımından demokratik rıza, anayasal statünün değiştirilmesine ilişkin doğrudan bir hukuksal ilke niteliğindedir. İskoçya bakımından ise bağımsızlık referandumu Westminster ile İskoç kurumları arasındaki anayasal yetki ve siyasal görüş birlikteliği çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu farklılık Birleşik Krallık içerisinde “kendi kaderini belirleme” kavramının tek biçimli bir anayasal sonuç üretmediğini göstermektedir.

Ulusal Kimlik ve Siyasal Meşruluk: Birleşik Krallık’ın geleceğini yalnızca hukuksal normlarla açıklamak olanaklı değildir. Anayasal düzenin sürekliliği aynı zamanda bu düzenin farklı ulusal topluluklar tarafından hangi ölçüde meşru kabul edildiğiyle ilişkilidir. İskoç, Galli, İngiliz ve Kuzey İrlandalı kimlikleri “British” kimliğiyle farklı biçimlerde ilişki kurabilmektedir. Bu nedenle Birlik’in siyasal meşruluğu tek bir ortak ulusal kimliğin varlığına indirgenemez. Burada iki farklı meşruluk düzeyi ortaya çıkmaktadır. Birincisi, Westminster Parlamentosu ve Birleşik Krallık devletinin hukuksal egemenliğinden kaynaklanan anayasal meşruluk ve ikincisi ise İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’daki siyasal kurumların seçimler ve siyasal temsil yoluyla elde ettiği alt-ulusal demokratik meşruluktur. Birlik’in geleceğine ilişkin gerilim büyük ölçüde bu iki meşruluk düzeyinin birbirleriyle çatışabileceği durumlarda ortaya çıkmaktadır.

Anayasal Esneklik ve Yeniden Yapılanma: Birleşik Krallık’ın tek ve yazılı bir anayasa metnine sahip olmaması anayasal düzenin değişen siyasal koşullara uyarlanabilmesini kolaylaştırmaktadır. Parlamento yasaları, anayasal teamüller, siyasal anlaşmalar ve yargısal kararlar birlikte anayasal düzenin gelişmesine katkıda bulunmaktadır. Bu esneklik Birlik’in korunması bakımından önemli bir uyum kapasitesi yaratabilir. Yetki devrinin genişletilmesi veya yeni anayasal düzenlemeler yapılması devletin temel yapısının bütünüyle değiştirilmesine gerek kalmadan farklı siyasal taleplerin karşılanmasına olanak sağlayabilir. Ancak anayasal esneklik aynı zamanda belirsizlik de yaratabilir. Birlik’in geleceğine ilişkin temel kuralların tek bir anayasa metninde kesin biçimde belirlenmemiş olması anayasal yetki ve siyasal rıza konularındaki uyuşmazlıkların siyasal görüşmeye daha fazla açık olmasına yol açmaktadır.

Anayasal Yeniden Yapılanma: Bu çalışmada anayasal yeniden yapılanma yalnızca devletin parçalanması anlamında kullanılmamaktadır. Kavram Birleşik Krallık’ın mevcut anayasal ilişkilerinin yeni bir siyasal ve kurumsal düzen içerisinde yeniden kurulmasını ifade etmektedir. Bu çerçevede en az dört farklı dönüşüm biçimi bulunmaktadır: devolution yetkilerinin genişletilmesi, federal bir yapıya geçilmesi, Birlik’in yeni bir anayasal sözleşme temelinde yeniden düzenlenmesi ve Birlik’i oluşturan ulusal birimlerden bir veya daha fazlasının ayrılması. Bu seçeneklerin her biri farklı hukuksal ve siyasal koşullar gerektirmektedir. Dolayısıyla “Birleşik Krallık bölünüyor mu?” sorusu, aslında “Birleşik Krallık mevcut anayasal modeli içerisinde kalabilecek mi, yoksa yeni bir anayasal düzenlemeye mi yönelecek?” sorusuyla birlikte ele alınmalıdır.

Kuramsal Çerçeve ve Birlik ile Özerklik Arasındaki Devingen İlişki: Bu çalışmanın kuramsal çerçevesi, Birleşik Krallık’ı çok uluslu devlet ile asimetrik yetki devrinin kesiştiği devingen bir anayasal birlik olarak ele almaktadır. Bu çerçevede temel varsayım şudur: Birlik’in anayasal bütünlüğü farklı ulusal kimliklerin ortadan kaldırılmasıyla değil, bu kimliklerin siyasal ve kurumsal olarak tanınması yoluyla sürdürülmeye çalışılmaktadır. Ancak bu tanıma ve özerklik mekanizmaları belirli bir aşamadan sonra Birlik’i koruyan araçlar olmaktan çıkarak daha ileri anayasal statü taleplerinin kurumsal dayanağı olabilir. Dolayısıyla devolution’ın etkisi doğrusal değildir. Daha fazla özerklik her durumda Birlik’i güçlendirmemekte ve aynı şekilde özerklik verilmesi de zorunlu olarak bağımsızlığa götürmemektedir. Sonuç ulusal kimlik, siyasal temsil, ekonomik çıkarlar, kurumsal kapasite, merkezi yönetimin tutumu ve demokratik rıza gibi değişkenlerin birlikte oluşturduğu siyasal ve anayasal süreçlere bağlıdır. Bu kuramsal yaklaşım Cardiff girişiminin önemini de açıklayabilecek bir çerçeve sunmaktadır. Eğer farklı ulusal birimler kendi aralarında ortak anayasal talepler geliştirmeye başlarlarsa sorun artık yalnızca tek tek bölgelerin merkezi yönetimden daha fazla yetki istemesi olmaktan çıkabilir. Böyle bir durumda Birlik’in kurumsal mimarisinin bütünü üzerinde yeniden görüşme gündeme gelebilir. Bu nedenle çalışmanın temel kuramsal sorusu şu şekilde ortaya konulmaktadır: Birleşik Krallık, farklı ulusal toplulukların artan özerklik ve siyasal rıza taleplerini anayasal esneklik yoluyla ne ölçüde karşılayabilir ve hangi noktada bu talepler Birlik’in mevcut anayasal yapısının yeniden kurulmasını zorunlu kılabilecek bir düzeye ulaşabilir? Bu soru sonraki bölümlerde İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın ayrı anayasal süreçlerinin yanı sıra Cardiff girişiminin bu süreçler arasında yeni bir ilişki oluşturup oluşturmadığının incelenmesine temel oluşturacaktır.

BİRLEŞİK KRALLIK’TA GÜNCEL ANAYASAL GERİLİMLERİN KAYNAKLARI

Birleşik Krallık’ın güncel anayasal gerilimleri tek bir siyasal gelişmenin sonucu değildir. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’da ortaya çıkan farklı talepler tarihsel kimliklerin, devolution sonrasında oluşan kurumsal yapıların, Westminster ile alt-ulusal yönetimler arasındaki yetki ilişkilerinin ve demokratik rıza tartışmalarının birbirini etkilemesi sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle Birlik’in geleceğine ilişkin tartışmanın yalnızca “bağımsızlık hareketlerinin güçlenmesi” biçiminde açıklanması yetersizdir. Günümüzde ortaya çıkan temel değişim Birleşik Krallık içerisindeki siyasal karar alma merkezlerinin çoğalmasıdır. Westminster Parlamentosu ve Birleşik Krallık hükümetinin yanında İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’da kendi yasama ve yürütme kurumları bulunmaktadır. Böylece Birlik içerisinde tek merkezli bir siyasal yönetim yapısından farklı düzeylerde demokratik meşruluğa sahip kurumların birlikte çalıştığı daha karmaşık bir anayasal yapıya geçilmiştir. Bu durum Birlik’in geleceği bakımından iki karşıt yönde sonuç doğurabilmektedir. Bir taraftan devolution farklı ulusal toplulukların kendi siyasal tercihlerini Birleşik Krallık içerisinde gerçekleştirmelerine olanak sağlayarak ayrılma baskısını azaltabilir. Diğer taraftan alt-ulusal kurumların siyasal kapasitesinin ve meşruluğunun güçlenmesi bu kurumların yalnızca devredilmiş yetkileri kullanan yönetsel yapılar olarak değil, kendi siyasal geleceklerini belirleme savındaki aktörler olarak ortaya çıkmasına yol açabilir.

Devolution’ın Uyum Mekanizmasından Anayasal Tartışma Alanına Dönüşmesi

1998 sonrasında uygulamaya konulan devolution sistemi Birleşik Krallık’ın farklı bölgelerindeki siyasal ve toplumsal taleplere yanıt vermek amacıyla önemli bir kurumsal uyarlama sağlamıştır. Ancak bu sistem üç bölgede aynı biçimde uygulanmamıştır. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’nın yetki alanları ve anayasal ilişkileri birbirinden farklıdır. Bu asimetri başlangıçta bir esneklik mekanizması olarak değerlendirilebilir. Farklı tarihsel koşullara sahip bölgelerin farklı kurumsal düzenlemelere sahip olabilmesi Birlik’in tek tip bir yönetim modeli uygulama zorunluluğunu ortadan kaldırmaktadır. Ancak zaman içerisinde bu farklılıkların kendileri anayasal tartışmanın konusu olmuştur. Özellikle İskoçya bakımından devolution’ın sağladığı kurumsal kapasite bağımsızlık talebinin siyasal olarak ifade edilmesini ve örgütlenmesini kolaylaştırmıştır. Galler’de ise yetki devrinin kapsamının genişletilmesi yönündeki talepler mevcut anayasal düzenlemenin yeterliliği tartışmasını gündeme taşımıştır. Kuzey İrlanda’da ise devolution Belfast Anlaşması'nın öngördüğü anayasal statü ve rıza ilkesiyle birlikte işlemektedir. Dolayısıyla devolution’ın Birlik üzerindeki etkisi tek yönlü değildir. Devolution hem Birlik’in uyum kapasitesini artıran hem de Birlik içerisindeki farklı siyasal merkezlerin kurumsallaşmasını sağlayan bir mekanizma niteliğindedir.

Westminster Egemenliği ile Alt-Ulusal Demokratik Meşruluk Arasındaki Gerilim

Güncel anayasal tartışmanın ikinci temel kaynağı Westminster Parlamentosu’nun anayasal üstünlüğü ile İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’daki demokratik kurumların meşruluğu arasındaki ilişkidir. Birleşik Krallık’ın anayasal düzeninde devolution egemenliğin federal devletlerde olduğu biçimde alt-ulusal birimlere bölünmesi anlamına gelmemektedir. Westminster anayasal bakımdan üstün yasama organı olmayı sürdürmektedir. Buna karşılık İskoç Parlamentosu, Senedd Cymru ve Kuzey İrlanda Meclisi, kendi seçimleriyle oluşan ve belirli alanlarda doğrudan yasama yetkisi kullanan kurumlardır. Böylece iki farklı demokratik meşruluk düzeyi ortaya çıkmaktadır. Westminster, Birleşik Krallık çapındaki seçimlerden kaynaklanan bir meşruluğa, devolution kurumları ise kendi ülkelerindeki seçmenlerin siyasal tercihinden kaynaklanan ayrı bir meşruluğa sahiptir. Gerilim bu iki meşruluk kaynağının farklı siyasal sonuçlar üretmesi durumunda belirginleşmektedir. Özellikle İskoçya’da Birleşik Krallık genelindeki siyasal çoğunluk ile İskoçya’daki siyasal çoğunluğun farklılaşması “hangi demokratik çoğunluğun hangi anayasal konuda belirleyici olması gerektiği” sorusunu ortaya çıkarmaktadır.

Brexit Sonrası Anayasal Farklılaşmanın Derinleşmesi

Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılması Birlik içerisindeki anayasal farklılaşmayı başka bir boyuta taşımıştır. İskoçya’da Avrupa Birliği ile ilişkilerin sürdürülmesine yönelik siyasal eğilimlerin Birleşik Krallık genelindeki Brexit tercihiyle farklılaşması anayasal tartışmaya Avrupa boyutunu eklemiştir. Bu durum özellikle İskoçya bakımından önemlidir. İskoç bağımsızlık hareketinin önemli savlarından biri İskoçya’nın Avrupa yöneliminin Westminster tarafından belirlenen Birleşik Krallık dış siyasa ve Avrupa siyasasıyla her zaman örtüşmediğidir. Galler’de de Avrupa Birliği ile ekonomik ve siyasal ilişkilerin geleceği devolution ve anayasal statü tartışmalarıyla ilişkilendirilmektedir. 14 Eylül 2026 Cardiff gelişmesinde de Avrupa Birliği ile ilişkilerin ortak siyasal gündemin unsurlarından biri olarak ortaya çıkması bu nedenle dikkat çekicidir. Bununla birlikte bu gelişmenin hukuksal anlamı ile siyasal simgeciliği birbirinden ayırmak gerekir. Cardiff’te imzalanan İskoç-Galler hükümetleri arasındaki Cytundeb Caerdydd/Cardiff Anlaşması iki hükümet arasında çocuk yoksulluğu, yaşam maliyeti, ekonomik büyüme, mali düzenlemeler, iklim değişikliği, uluslararası ilişkiler ve Avrupa Birliği ile ilişkiler gibi alanlarda iş birliği öngören bir çerçevedir. Belge iki hükümetin anayasal geleceklerinin farklı olduğunu da açıkça kabul etmektedir. Dolayısıyla Cardiff gelişmesini doğrudan “bağımsızlık anlaşması” olarak nitelendirmek hukuksal olarak doğru değildir. Bununla birlikte aynı gün İskoç Ulusal Partisi, Plaid Cymru [1] ve Sinn Fein [2]  liderlerinin kendi siyasal kapasiteleriyle gerçekleştirdikleri ayrı toplantı ve ortak açıklama anayasal değişim ve kendi kaderini belirleme taleplerini daha geniş bir siyasal iş birliği çerçevesinde gündeme taşımıştır. Bu iki gelişmenin birbirinden ayrılması Cardiff olayının doğru çözümlenmesi bakımından önemlidir.

Ulusal Kimliklerin Siyasal Kurumsallaşması

Birlik’in geleceğini etkileyen üçüncü önemli etmen ulusal kimliklerin yalnızca kültürel ait olma olmaktan çıkarak kurumsal ve siyasal yapılara bağlanmasıdır. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’da ulusal kimlik kendi parlamentoları, hükümetleri, seçimleri, siyasal partileri ve kamusal söylemleri aracılığıyla sürekli yeniden üretilmektedir. Böylece ulusal kimlik ile siyasal kurumlar arasında karşılıklı bir ilişki oluşmaktadır: Kimlik siyasal kurumların meşruluğunu güçlendirirken siyasal kurumlar da kimliğin siyasal olarak ifade edilmesini ve kurumsallaşmasını kolaylaştırmaktadır. Bu durum özellikle bağımsızlık yanlısı partilerin devolution kurumlarında iktidara gelmesiyle daha görünür olmaktadır. Eylül 2026 itibarıyla İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’daki hükümetlerin veya ilgili siyasal yönetimlerin başında anayasal değişim veya bağımsızlık konusunda güçlü talepler ileri süren siyasal hareketlerin bulunması daha önce birbirinden ayrı seyreden anayasal tartışmalar arasında yeni bir bağlantı yaratmıştır. Cardiff toplantısının siyasal önemi de esas olarak burada ortaya çıkmaktadır. Ancak bu gelişme üç bölgenin anayasal hedeflerinin aynı olduğu anlamına gelmemektedir. İskoçya bağımsız devlet olma talebini uzun süredir açık biçimde taşırken Galler’de bağımsızlık talebinin siyasal ağırlığı daha sınırlıdır. Kuzey İrlanda ise Belfast Anlaşması’nın oluşturduğu özel anayasal mekanizma nedeniyle farklı bir hukuksal çerçeveye sahiptir. Dolayısıyla ortak siyasal söylem farklı anayasal yolların ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir.

Demokratik Rıza Sorununun Merkezileşmesi

Birlik’in geleceğine ilişkin tartışmaların giderek daha fazla “rıza” kavramı etrafında şekillenmesi anayasal gerilimin bir başka boyutudur. Bağımsızlık veya anayasal statü değişikliği talep eden hareketlerin temel savı bir bölgenin gelecekteki statüsünün o bölgede yaşayan insanların demokratik iradesiyle belirlenmesi gerektiğidir. Westminster hükümetlerinin yaklaşımı ise mevcut anayasal düzenin ve Birleşik Krallık’ın bütünlüğünün korunması yönündedir. Böylece tartışma, yalnızca yetki sorunundan çıkarak Birlik’in demokratik meşruluğunun hangi düzeyde ölçüleceği sorusuna dönüşmektedir. İskoçya bakımından 2014 referandumu Birlik’in geleceğinin referandum yoluyla tartışılabileceğini göstermiş olmakla birlikte 2022 Yüksek Mahkeme kararı İskoç Parlamentosu’nun böyle bir referandumu tek taraflı olarak düzenleyemeyeceğini ortaya koymuştur. Bu nedenle yeni bir referandumun yapılması konusunda siyasal talep ile anayasal yetki arasında bir ayrım bulunmaktadır. Kuzey İrlanda'da ise durum farklıdır. Belfast Anlaşması anayasal statünün değiştirilmesini halkın rızasına bağlayan özel bir düzenleme getirmiştir. Bu nedenle Kuzey İrlanda’daki olası anayasal değişiklik İskoçya’daki süreçten farklı bir hukuksal mekanizma üzerinden ilerlemektedir.

Cardiff Gelişmesinin Ortaya Çıkardığı Yeni Boyut

14 Eylül 2026 tarihli Cardiff gelişmesi bu farklı anayasal süreçlerin ilk kez aynı siyasal zeminde daha görünür biçimde buluşması bakımından önemlidir. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’dan önde gelen siyasal liderlerin Cardiff’te bir araya gelmesi ve kendi kaderini belirleme ile anayasal değişim taleplerini ortak bir siyasal söylem içerisinde dile getirmesi Birleşik Krallık’ın geleceğine ilişkin tartışmayı bölgesel olmaktan çıkararak daha geniş bir Birlik tartışmasına taşımaktadır. Bununla birlikte bu gelişmenin anayasal etkisi konusunda dikkatli olmak gerekir. Cardiff’te ortaya çıkan belgeler doğrudan Birleşik Krallık’ın sona ermesini sağlayan veya bağımsızlık ilanı niteliği taşıyan hukuksal işlemler değildir. İskoç ve Galler hükümetleri arasındaki Cardiff Anlaşması esas olarak hükümetlerarası iş birliği çerçevesi oluştururken daha geniş siyasal ortaklık ise parti liderlerinin kendi siyasal sıfatlarıyla yürüttüğü bir girişim niteliğindedir. Bu nedenle Cardiff gelişmesinin asıl önemi doğrudan hukuksal sonuç üretmesinden çok Birlik’in geleceğine ilişkin taleplerin siyasal eş güdüm düzeyini yükseltme olasılığında yatmaktadır. Daha önce ayrı anayasal dosyalar olarak ele alınan İskoç bağımsızlığı, Galler’in anayasal statüsü ve İrlanda’nın yeniden birleşmesi tartışmaları ilk kez aynı siyasal söylem içerisinde birbirine bağlanmıştır.

Gerilimin Yapısal Niteliği

Yukarıdaki gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde Birleşik Krallık’taki güncel anayasal gerilimlerin üç temel düzeyde ortaya çıktığı görülmektedir. Birinci düzey, merkez ile alt-ulusal yönetimler arasındaki yetki ilişkisidir. Westminster’ın anayasal üstünlüğü ile devolution kurumlarının demokratik meşruluğu arasındaki sınırlar tartışılmaktadır. İkinci düzey, Birlik ile ulusal kimlikler arasındaki ilişkidir. İskoç, Galli ve Kuzey İrlandalı kimliklerin siyasal kurumlar aracılığıyla güçlenmesi “British” kimliğinin Birlik’i tek başına taşıma kapasitesi sorununu gündeme getirmektedir. Üçüncü düzey ise Birlik ile kendi kaderini belirleme arasındaki ilişkidir. Farklı bölgelerdeki siyasal hareketler kendi geleceklerini belirleme hakkını farklı hukuksal temellere ve farklı siyasal hedeflere bağlamaktadır. Bu üç düzey birbirinden bağımsız değildir. Devolution’ın güçlenmesi alt-ulusal kurumların kapasitesini artırmakta, kurumsal kapasite ulusal kimliklerin siyasal temsilini güçlendirmekte ve siyasal temsil ise daha ileri anayasal taleplerin ortaya çıkmasına olanak verebilmektedir. Bu nedenle Birleşik Krallık’ın güncel anayasal sorunu basit biçimde “merkezi yönetim ile bağımsızlık hareketleri arasındaki çatışma” olarak tanımlanamaz. Daha derindeki sorun aynı devlet içerisinde birden fazla demokratik meşruluk merkezinin ortaya çıkması ve bunların devletin geleceğine ilişkin farklı anayasal beklentilere sahip olmasıdır. Bu çerçeve bir sonraki bölümde İskoçya’nın bağımsızlık talebinin ayrıntılı olarak incelenmesini gerekli kılmaktadır. Çünkü İskoçya, Birleşik Krallık’ın mevcut anayasal düzeni ile ayrılma talebi arasındaki gerilimin en uzun süredir ve en açık biçimde kurumsallaştığı örneği oluşturmaktadır.

İSKOÇYA: BAĞIMSIZLIK TALEBİNİN KURUMSAL SİYASAL GELİŞİMİ

İskoçya, Birleşik Krallık’ın anayasal geleceğine ilişkin tartışmaların en belirgin ve en uzun süreli örneğini oluşturmaktadır. İskoçya’nın bağımsızlık talebi yalnızca bir siyasal partinin programı olmaktan çıkarak İskoç Parlamentosu’nun oluşumu, hükümet siyasaları, referandum tartışmaları ve Westminster ile anayasal yetki ilişkisi üzerinden kurumsallaşmış bir siyasal sorun durumuna gelmiştir. Bu süreçte 2014 bağımsızlık referandumu bir dönüm noktası oluşturmuş ancak referandum sonucunun Birlik lehine çıkması bağımsızlık tartışmasını sona erdirmemiştir. Brexit sonrasında tartışmanın yeniden güçlenmesi, 2022 yılında Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi’nin İskoç Parlamentosu’nun tek taraflı referandum düzenleme yetkisine ilişkin kararı ve 2026 İskoçya Parlamentosu seçiminden sonra İskoç hükümetinin yeni bir referandum için taslak yasa hazırlaması sorunu yeniden Birleşik Krallık anayasal gündeminin merkezine taşımıştır.

2014 Referandumu: Birlik’in Demokratik Olarak Sınanması

İskoçya’nın bağımsızlığı konusunda 18 Eylül 2014 tarihinde gerçekleştirilen referandum Birleşik Krallık’ın anayasal tarihinde özel bir yere sahiptir. Referandum 2012 tarihli Edinburgh Anlaşması çerçevesinde Birleşik Krallık ve İskoç hükümetlerinin iş birliğiyle gerçekleştirilmiştir. Seçmenlere “İskoçya bağımsız bir ülke olmalı mıdır?” (Should Scotland be an independent country?) sorusu yöneltilmiş ve katılım %84,6 düzeyine ulaşmıştır. Sonuçta 2.001.926 seçmen (%55,3) bağımsızlığa “Hayır”, 1.617.989 seçmen (%44,7) ise “Evet” demiştir. Bu sonuç, İskoçya’nın Birleşik Krallık içerisinde kalması yönünde demokratik bir karar ortaya çıkarmıştır. Bununla birlikte bağımsızlık seçeneğinin %44,7 oranında desteklenmesi sorunun İskoç siyasal sisteminde marjinal bir talep olmadığını da göstermiştir. 2014 referandumunun daha önemli sonucu ise Birlik’in anayasal bütünlüğünün ilk kez doğrudan İskoç seçmeninin oyuna sunulmuş olmasıdır. Böylece Birleşik Krallık’ın bütünlüğü yalnızca Westminster’ın anayasal yetkisiyle değil, doğrudan demokratik rıza yoluyla da sınanmıştır. Referandum sonrasında Birlik’in korunması amacıyla devolution’ın genişletilmesine yönelik çalışmalar da hız kazanmıştır. Smith Commission [3] süreci bunun önemli örneklerinden biri olmuş ve İskoç Parlamentosu’na ilave yetkiler verilmesini öngören düzenlemeler daha sonraki anayasal gelişmelerin temelini oluşturmuştur.

Brexit ve İskoçya’nın Farklı Siyasal Tercihi

2016 Avrupa Birliği referandumu İskoçya ile Birleşik Krallık’ın geri kalanı arasındaki siyasal farklılaşmayı daha görünür yapmıştır. Birleşik Krallık genelinde seçmenlerin %51,9'u Avrupa Birliği’nden ayrılma yönünde oy kullanırken, İskoçya’da 1.661.191 seçmen “Kalalım” (Remain), 1.018.322 seçmen ise “Ayrılalım” (Leave) yönünde oy kullanmıştır. İskoçya’da “Remain” oylarının oranı %62’ye ulaşmıştır. Bu farklılık Brexit’i İskoç bağımsızlığı tartışmasının yeniden canlanmasında kullanılan önemli siyasal savlardan biri durumuna getirmiştir. İskoç bağımsızlık hareketinin temel savlarından biri İskoç seçmenlerin önemli bir çoğunlukla desteklemediği bir anayasal ve uluslararası değişikliğin Birleşik Krallık çapındaki çoğunluk tarafından İskoçya bakımından da bağlayıcı duruma getirilmesidir. Bununla birlikte Brexit ile bağımsızlık arasında otomatik bir nedensellik kurulması doğru değildir. Brexit, bağımsızlık talebinin siyasal gerekçelerinden birini güçlendirmiş olsa da İskoç bağımsızlık tartışmasının tarihsel ve kurumsal kökenleri Brexit’ten çok daha eskidir. Dolayısıyla Brexit bağımsızlık sorununun nedeni olmaktan çok mevcut anayasal farklılaşmayı derinleştiren bir etmen olarak değerlendirilebilir.

İkinci Referandum Tartışması ve Anayasal Yetki Sorunu

2014 referandumundan sonra İskoç hükümeti ikinci bir bağımsızlık referandumu yapılmasını savunmuştur. Bu talep özellikle Brexit sonrasında daha güçlü biçimde gündeme gelmiştir. Ancak sorun kısa sürede yalnızca siyasal irade sorunu olmaktan çıkarak anayasal yetki sorununa dönüşmüştür. İskoç Parlamentosu’nun bağımsızlık referandumu düzenlemek üzere yasa çıkarıp çıkaramayacağı konusunda Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi’ne başvurulmuştur. Mahkeme 23 Kasım 2022 tarihli kararında, önerilen referandum yasasının Birleşik Krallık Parlamentosu’na ve Birlik’e ilişkin (saklı maddeler” (reserved matters) alanına girdiğini ve bu nedenle İskoç Parlamentosu’nun tek başına böyle bir referandumu yasalaştırma yetkisine sahip olmadığını belirlemiştir. Bu karar İskoç bağımsızlık tartışmasının anayasal çerçevesinde temel bir ayrım yaratmıştır. İskoç Parlamentosu’nun demokratik meşruluğu ile bağımsızlık konusunda hukuksal olarak bağlayıcı bir referandum düzenleme yetkisi aynı şey değildir. Başka bir ifadeyle, demokratik talep ile anayasal yetki birbirinden ayrılmıştır. Bu ayrım, Birleşik Krallık anayasal sisteminin temel gerilimlerinden birini ortaya çıkarmaktadır. İskoçya’da seçilmiş kurumlar kendi seçmenlerinden aldıkları demokratik meşruluğa dayanarak anayasal statü konusunda karar verme hakkı talep ederken Westminster sistemi Birlik’in anayasal statüsünü değiştirecek yetkinin Birleşik Krallık Parlamentosu’nun anayasal alanında bulunduğunu savunmaktadır.

2026 İskoçya Parlamentosu Seçimi: Yeni Bir Siyasal Zemin

2026 yılı İskoç bağımsızlığı tartışması bakımından yeni bir aşama oluşturmuştur. 7 Mayıs 2026 tarihinde yapılan İskoçya Parlamentosu seçiminde İskoç Ulusal Partisi (SNP) 57 sandalye kazanmıştır. İskoç Yeşilleri 13, İşçi Partisi 17, Muhafazakârlar 11, Liberal Demokratlar 9 ve Reform BK 15 sandalye elde etmiştir. Parlamento toplam 122 üyeden oluşmaktadır. Seçim sonuçlarının anayasal açıdan önemli yönlerinden biri bağımsızlık yanlısı temsilin İskoç Parlamentosu’nda güçlü biçimde devam etmesidir. İskoç hükümeti bunu bağımsızlık yanlısı partilerin şimdiye kadarki en geniş parlamenter çoğunluğu olarak değerlendirmiştir. John Swinney Mayıs 2026’da yeniden Birinci Bakan seçilmiş ve anayasal gelecek sorununu yeni hükümet döneminin temel başlıklarından biri olarak ortaya koymuştur. Ancak seçim sonuçlarının yorumunda bir ayrım yapmak gerekir. Parlamentodaki bağımsızlık yanlısı sandalye çoğunluğu İskoç seçmenlerinin bağımsızlık konusunda doğrudan bir referandumda çoğunluk oluşturduğu anlamına gelmez. Parlamento seçimi hükümet oluşturma ve genel siyasal temsil amacı taşıyan çok konulu bir seçimdir ve bağımsızlık referandumu ise tek bir anayasal soruya ilişkin doğrudan halkoylamasıdır. Dolayısıyla 2026 seçiminin ortaya koyduğu sonuç bağımsızlık talebinin İskoç siyasal kurumlarında güçlü bir parlamenter dayanağa sahip olmasıdır, bağımsızlık konusunda halkın son tercihini gösteren bir referandum sonucu değildir.

2026 Bağımsızlık Referandumu Yasası Taslağı

2026 yılındaki en önemli yeni gelişme İskoç hükümetinin 28 Ağustos 2026 tarihinde “Draft Independence Referendum Bill” başlıklı taslak yasayı yayımlaması olmuştur. Taslak, 2014 referandumunda kullanılan sorunun aynısını öngörmektedir: “Should Scotland be an independent country?” Taslak metne göre referandum için gerekli yetkilerin sağlanmasının ardından bir referandum yapılması öngörülmektedir. Ancak referandum tarihi taslakta henüz belirlenmiş değildir. İskoç hükümeti de metnin Parlamento’ya sunulabilmesi için gerekli yetkilerin sağlanması gerektiğini açıkça belirtmiştir. Bu gelişme anayasal açıdan dikkat çekicidir. Çünkü İskoç hükümeti 2022 Yüksek Mahkemesi kararının ortaya koyduğu hukuksal sınırı yok sayarak tek taraflı bir referandum gerçekleştirmiş değildir. Bunun yerine yeni bir yasa taslağı hazırlayarak gerekli yetkinin elde edilmesini istemektedir. Dolayısıyla mevcut durum üç aşamalı bir yapı göstermektedir: İskoç hükümeti bağımsızlık referandumu istemektedir, İskoç Parlamentosu’nda bu talep için güçlü bir siyasal dayanak bulunmaktadır ve buna karşılık hukuksal olarak geçerli bir referandum için gerekli anayasal yetkinin elde edilmesi sorunu devam etmektedir. Bu durum İskoç bağımsızlık sorununun 2026 itibarıyla siyasal olarak güçlenmiş fakat hukuksal olarak tamamlanmamış bir süreç niteliğinde olduğunu göstermektedir.

Swinney Hükümeti ve “Karar Hakkı” Sorunu

John Swinney hükümeti 2026 seçiminden sonra bağımsızlık konusunu hükümet programının açık unsurlarından biri durumuna getirmiştir. Eylül 2026’da yayımlanan hükümet programında İskoçya’nın anayasal geleceğine ilişkin karar verme hakkının İskoç halkına ait olduğu savunulmuş ve bağımsızlık için hukuka uygun bir referandum yapılması yönündeki yaklaşım sürdürülmüştür. Hükümet ayrıca Galler ve Kuzey İrlanda yönetimleriyle kendi halklarının anayasal geleceklerine ilişkin demokratik tercihlerde bulunabilmeleri konusunda iş birliği yapacağını belirtmiştir. Swinney’in yaklaşımında bağımsızlık yalnızca anayasal statü sorunu olarak değil, ekonomik siyasa, kamu hizmetleri, enerji kaynakları ve Avrupa Birliği ile ilişkiler bakımından da gerekçelendirilmektedir. İskoç hükümetinin 1 Eylül 2026 tarihli programında bağımsızlığın İskoçya’nın Avrupa Birliği ile yeniden yakınlaşmasını sağlayacağı ve ekonomik siyasa üzerinde daha geniş bir karar alanı yaratacağı savunulmuştur. Bunlar hükümetin siyasal gerekçeleridir ve bağımsızlığın gerçekleşmesi durumunda ortaya çıkacak sonuçlara ilişkin hükümet değerlendirmeleri olarak ele alınmalıdır. Bu söylem bağımsızlık tartışmasının yalnızca “Birleşik Krallık’tan ayrılma” biçimindeki olumsuz bir talep olmaktan çıkarılarak İskoçya’nın gelecekteki devlet kapasitesine ilişkin olumlu bir siyasal proje olarak sunulduğunu göstermektedir.

İskoçya Sorununun Anayasal Niteliği

İskoçya örneği Birleşik Krallık’ın anayasal yapısındaki temel gerilimi açık biçimde ortaya koymaktadır. Bir tarafta Westminster’ın Parlamento egemenliği ve Birlik’in anayasal bütünlüğü bulunmaktadır. Diğer tarafta ise İskoçya’da seçimler yoluyla oluşan güçlü bir siyasal temsil, ayrı bir parlamenter kurum ve bağımsızlık yönünde süreklilik gösteren bir anayasal talep bulunmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta iki tarafın da farklı türde meşruluk savına sahip olmasıdır. Westminster, Birleşik Krallık'ın tamamını temsil eden anayasal otoriteye ve İskoç hükümeti ve Parlamentosu ise İskoçya’daki seçmenlerden kaynaklanan demokratik meşruluğa dayanmaktadır. Bu nedenle İskoçya sorunu basit bir “merkez-çevre” uyuşmazlığı değildir. Sorun aynı devlet içerisinde iki farklı demokratik meşruluk düzeyinin anayasal geleceğe ilişkin farklı karar yetkileri ileri sürmesi biçiminde ortaya çıkmaktadır.

2026 İtibarıyla İskoçya Dosyasının Genel Çözümlemesi

2014 referandumundan 2026 yılına kadar geçen dönem İskoç bağımsızlık sorununun ortadan kalkmadığını ve tersine farklı anayasal aşamalardan geçerek kurumsallaştığını göstermektedir. 2014 referandumu bağımsızlığın halkoylamasıyla sınanmasını olanaklı kılmış ve sonuç Birlik lehine çıkmıştır. Brexit, İskoçya ile Birleşik Krallık genelindeki siyasal tercihler arasındaki farklılığı belirginleştirmiştir. 2022 Yüksek Mahkemesi kararı bağımsızlık referandumunun İskoç Parlamentosu tarafından tek taraflı biçimde gerçekleştirilemeyeceğini ortaya koymuştur. 2026 seçimi ise bağımsızlık yanlısı siyasal temsilin İskoç Parlamentosu’nda güçlü biçimde devam ettiğini göstermiştir. Aynı yıl yayımlanan taslak referandum yasası ise bağımsızlık talebini yeniden somut bir anayasal girişime dönüştürmüştür. Bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde İskoçya sorununun artık yalnızca “bağımsızlık isteyen bir siyasal hareket” sorunu olmadığı görülmektedir. Sorun Birleşik Krallık’ın anayasal egemenliğinin hangi düzeyde kullanılacağı, İskoç halkının anayasal geleceğine ilişkin karar verme hakkının nasıl tanımlanacağı ve iki demokratik meşruluk düzeyinin hangi hukuksal mekanizma içerisinde uzlaştırılacağı sorusuna dönüşmüştür. Dolayısıyla İskoçya Birleşik Krallık’ın geleceği bakımından bir laboratuvar niteliği taşımaktadır. Buradaki gelişmeler devolution ile bağımsızlık arasındaki ilişkinin Parlamento egemenliği ile demokratik rızanın sınırlarının ve Birlik’in anayasal esnekliğinin hangi noktaya kadar sürdürülebileceğinin belirlenmesinde temel önem taşımaktadır. Bu nedenle bir sonraki aşamada Galler’in durumunun incelenmesi gerekmektedir. Çünkü Galler’deki anayasal gelişme İskoçya’dan farklı bir seyir izlemekte ancak 2026 yılında İskoçya ve Kuzey İrlanda ile birlikte gündeme gelen gelişmeler Galler’in Birleşik Krallık içerisindeki statüsünü de yeni bir bağlama taşımaktadır.

GALLER: DEVOLUTION’DAN ANAYASAL YENİDEN KONUMLANMA ARAYIŞINA

Birleşik Krallık'ın anayasal geleceği bakımından Galler'in konumu İskoçya'dan önemli ölçüde farklıdır. İskoçya'da bağımsızlık talebi uzun süredir güçlü ve kurumsallaşmış bir siyasal hareket niteliği taşırken Galler'de anayasal tartışma daha uzun süre mevcut Birlik içinde daha geniş ve daha güvence altına alınmış bir özerklik arayışı çevresinde gelişmiştir. Bununla birlikte, son yıllarda Galler'deki tartışmanın yalnızca mevcut devolution düzenlemesinin geliştirilmesiyle sınırlı kalmadığı ve federalizm ve bağımsızlık dahil olmak üzere daha geniş anayasal seçeneklerin de kurumsal olarak tartışılmaya başlandığı görülmektedir. Bu nedenle Galler Birleşik Krallık'ın anayasal geleceğinde artık yalnızca devolution sisteminin bir parçası değil, anayasal düzenin yeniden düşünülmesini talep eden aktörlerden biri olarak değerlendirilmelidir.

Devolution'ın Kurumsallaşması

Galler'de çağdaş devolution süreci 18 Eylül 1997 tarihinde yapılan referandumla başlamıştır. Referandumda seçmenlerin yüzde 50,3'ü devolution lehinde, yüzde 49,7'si aleyhinde oy kullanmış ve katılım yüzde 50,1 olarak gerçekleşmiştir. Böylece Galler'de seçilmiş bir siyasal kurum oluşturulmasının yolu açılmıştır. 1998 tarihli Government of Wales Act sonrasında National Assembly for Wales 1999'da çalışmaya başlamış ve daha sonraki anayasal düzenlemelerle kurumun yasama yetkileri genişletilmiştir. Bu gelişme başlangıçta İskoçya'daki düzenlemeye göre daha sınırlı bir devolution modeli oluşturmuştur. Ancak süreç zaman içinde kademeli biçimde genişlemiştir. 3 Mart 2011'de yapılan referandumda Galler seçmenlerinin yüzde 63,5'i National Assembly'nin birincil yasama yetkilerinin kullanılmasına olumlu oy vermiştir. Böylece Galler'deki devolution yalnızca yönetsel yetki devri olmaktan çıkarak yasama yetkisine sahip kurumsal bir yönetime dönüşmüştür. Bu dönüşümün anayasal açıdan önemli sonucu Galler'in Birleşik Krallık içindeki statüsünün zaman içerisinde siyasal ve kurumsal olarak farklılaşmasıdır. 2017 Wales Act ile Galler için “saklı güçler” (reserved powers) modeli kabul edilmiş ve başka bir ifadeyle Senedd Westminster'a açıkça bırakılmış alanlar dışında kalan konularda yasama yetkisine sahip olacak şekilde yeniden yapılandırılmıştır. Aynı düzenleme Galler'in devolution kurumlarını Birleşik Krallık'ın anayasal düzenlemelerinin “kalıcı” bir parçası olarak tanımlamış ve bunların kaldırılmasını Galler halkının kararına bağlayan bir anayasal güvence getirmiştir. Bununla birlikte Westminster'ın hukuksal egemenliği bütünüyle ortadan kalkmamıştır. Dolayısıyla Galler örneğinde ortaya çıkan yapı tam anlamıyla federal bir anayasal düzen değildir. Ancak başlangıçtaki sınırlı devolution modelinden giderek daha belirgin bir siyasal özerklik alanına doğru gelişen asimetrik bir anayasal yapılanma söz konusudur.

Devolution'ın Sınırları ve Anayasal Sorun

Galler'deki anayasal tartışmanın temel özelliklerinden biri devolution'ın varlığından çok sınırlarının tartışmalı duruma gelmesidir. Senedd'in yasama yetkileri genişlemiş olmakla birlikte adalet, polislik, demiryolu altyapısı, bazı mali düzenlemeler ve başka önemli alanlarda yetkilerin Westminster düzeyinde kalması Galler'in kendi siyasal tercihlerini bütünüyle kurumsal siyasa durumuna getirebilmesini sınırlamaktadır. 2024 yılında yayımlanan “Independent Commission on the Constitutional Future of Wales” raporu bu sorunu sistemli biçimde ortaya koymuştur. Komisyon, Galler'in anayasal geleceği bakımından üç temel seçeneği incelemiştir: geliştirilmiş devolution, federal Birleşik Krallık ve bağımsız Galler. Komisyon bu üç seçeneğin her birinin uygulanabilir olduğunu belirtmiş ve herhangi birini diğerine tercih eden bir sonuç ortaya koymamıştır. Bu nokta önemlidir. Çünkü Galler'deki anayasal tartışmanın artık yalnızca “daha fazla yetki devri” talebinden ibaret olmadığını ve Birleşik Krallık'ın gelecekteki anayasal biçimine ilişkin seçeneklerin de kurumsal bir inceleme konusu durumuna geldiğini göstermektedir. Komisyonun yaklaşımı ayrıca Galler tartışmasının temel niteliğini ortaya koymaktadır. Tartışma yalnızca “Birleşik Krallık'tan ayrılma” ile “mevcut düzeni koruma” arasında ikili bir tercih şeklinde kurulmamıştır. Bunun yerine daha geniş yetki devri ile Birlik içinde kalma, federal bir anayasal düzen oluşturma ve bağımsız bir devlet kurma seçenekleri aynı anayasal çerçeve içinde ele alınmıştır. Bu durum Galler'i anayasal açıdan özgün bir konuma taşımaktadır. Çünkü burada sorun yalnızca ulusal bağımsızlık talebinin mevcut olması değildir. Daha temel sorun Galler'in Birleşik Krallık içinde sahip olduğu siyasal statünün hangi anayasal ilkelerle güvence altına alınacağıdır.

Brexit ve Anayasal Farklılaşmanın Derinleşmesi

Brexit, Galler'in anayasal tartışmasına yeni bir boyut eklemiştir. 2016 Avrupa Birliği referandumunda Galler'de yüzde 52,5 oranında “Leave”, yüzde 47,5 oranında “Remain” oyu kullanılmıştır ve katılım yüzde 71,7 olmuştur. Bu sonuç İskoçya'daki yüzde 62'lik “Remain” sonucundan farklıdır. Dolayısıyla Brexit'in Birleşik Krallık'ın ulusal birimleri arasındaki siyasal farklılaşmayı tek biçimli olarak artırdığı söylenemez. Bununla birlikte Brexit'in ardından Westminster ile devredilmiş yönetimler arasındaki ilişkilerin niteliği Galler'de daha yoğun biçimde tartışılmıştır. Galler Anayasal Geleceği Bağımsız Komisyonu Brexit sonrasında devolution sisteminin kırılganlığının daha görünür duruma geldiğini ve Westminster ile devredilmiş kurumlar arasındaki hükümetlerarası ilişkilerin daha sağlam bir anayasal temele gereksinme duyduğunu belirtmiştir. Buradaki temel sorun Brexit'in Galler'i doğrudan bağımsızlık yönüne sürüklemesinden çok Westminster ile Galler arasındaki yetki ve karar alma ilişkilerinin yeniden sorgulanmasına yol açmasıdır. Başka bir ifadeyle Brexit Galler açısından “Birlikten ayrılma” sorunundan önce “Birlik içinde karar alma yetkisinin nasıl paylaşılacağı” sorununu görünür yapmıştır.

2024 Anayasal Gelecek Komisyonu ve Üçlü Seçenek

Galler'deki anayasal dönüşümün en önemli göstergelerinden biri “Independent Commission on the Constitutional Future of Wales”in çalışmalarıdır. Komisyon 2022–2024 döneminde Galler'in anayasal geleceğini incelemiş ve kesin raporunu Ocak 2024'te yayımlamıştır. Rapor Galler'in anayasal geleceği için üç seçeneği sistemli biçimde karşılaştırmıştır:

Geliştirilmiş devolution: Galler'in Birleşik Krallık içinde kalmaya devam ettiği, ancak Senedd ve Welsh Government'ın yetkilerinin ve anayasal güvencelerinin genişletildiği model,

Federal Birleşik Krallık: Birleşik Krallık'ın yetkilerin Westminster ile ulusal ve bölgesel hükümetler arasında anayasal olarak paylaştırıldığı yazılı bir federal düzene dönüştürülmesi ve

Bağımsız Galler: Galler'in Birleşik Krallık dışında bağımsız bir devlet durumuna gelmesi.

Komisyonun yaklaşımındaki önemli nokta bu seçenekleri birbirine karşı siyasal bir tercih sıralamasına almamasıdır. Her seçeneğin kendi güçlü ve zayıf yönleri, fırsatları ve riskleri bulunduğu belirtilmiş, son tercihin siyasal partiler ve Galler yurttaşları tarafından yapılması gerektiği ifade edilmiştir. Bu yaklaşım, Galler'deki anayasal tartışmanın niteliğini anlamak açısından önemlidir. Çünkü bağımsızlık seçeneğinin resmi bir anayasal çalışma kapsamında federalizm ve geliştirilmiş devolution ile aynı çözümleyici düzlemde ele alınması bağımsızlık düşüncesinin artık yalnızca marjinal bir siyasal söylem olarak görülmediğini göstermektedir. Ancak bu durum Galler halkının bağımsızlığı tercih ettiği anlamına gelmez. Burada belirleyici olan bağımsızlığın anayasal gelecek seçeneklerinden biri olarak kurumsal tartışma içine alınmış olmasıdır.

2026 Senedd Seçimi: Siyasal Dengede Değişim

7 Mayıs 2026 Senedd seçimleri Galler'in anayasal siyasetinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak kayda geçmiştir. Yeni seçim sistemiyle 96 üyeli Senedd oluşturulmuş ve seçim sonucunda Plaid Cymru 43 sandalye ile en fazla üyeye sahip parti olmuştur. “Reform UK Wales” 34, “Welsh Labour” 9, “Welsh Conservative”s 7, “Green Part”y 2 ve “Liberal Democrat”s 1 sandalye kazanmıştır. Böylece devolution'ın başlangıcından bu yana ilk kez Labour Senedd'deki en büyük parti olma konumunu kaybetmiştir. Bu sonuç tek başına Galler toplumunun anayasal tercihini ortaya koymaz. Özellikle seçim sonuçlarının bağımsızlık konusunda doğrudan bir referandum niteliğinde olmadığı dikkate alınmalıdır. Bununla birlikte seçim sonrasında Plaid Cymru lideri Rhun ap Iorwerth'in 12 Mayıs 2026'da Birinci Bakan olarak seçilmesi Galler hükümetinin anayasal tartışmadaki yönelimini değiştiren önemli bir gelişmedir. Yeni Welsh Government'ın yapısında “Hükümet Verimliliği ve Anayasa” (Government Effectiveness and the Constitution) alanından sorumlu ayrı bir kabine görevlisinin bulunması da anayasal sorunların hükümet düzeyindeki kurumsal önemini göstermektedir. Dolayısıyla 2026 seçiminin önemi Galler'in bağımsızlık yönünde karar vermiş olması değil, anayasal statü, ulusal kimlik ve yetki dağılımı tartışmalarının siyasal kurumların merkezine daha güçlü biçimde taşınmış olmasıdır.

Cardiff Anlaşması ve İskoçya ile Yeni Yakınlaşma

Galler'in anayasal konumlanmasında 2026'nın en yeni gelişmelerinden biri 14 Eylül 2026'da Galler ve İskoçya hükümetleri arasında imzalanan Cardiff Anlaşması – Cytundeb Caerdydd olmuştur. Anlaşma, iki hükümet arasında ortak ilgi alanlarında stratejik iş birliği çerçevesi oluşturmakta, çocuk yoksulluğu, yaşam maliyeti, ekonomik büyüme, mali düzenlemeler, iklim değişikliği, uluslararası ilişkiler ve AB ile ilişkiler, dil, kültür, medya ve spor gibi alanları kapsamaktadır. Anlaşmanın anayasal açıdan daha önemli tarafı ise iki hükümetin farklı anayasal süreçlerden geçmekte olduklarının açıkça kabul edilmesidir. Galler ve İskoçya hükümetleri kendi demokratik yetkileri ve kurumsal sorumlulukları çerçevesinde iş birliğini geliştirmeyi öngörmektedir. Bu nedenle Cardiff Anlaşması doğrudan bir bağımsızlık anlaşması olarak nitelendirilemez. Ancak Galler ile İskoçya'nın Westminster dışında kendi hükümetleri aracılığıyla ortak siyasa geliştirme kapasitesini güçlendirmesi bakımından Birleşik Krallık'ın çok merkezli anayasal yapısına yeni bir boyut eklemektedir. Bu gelişme özellikle önemlidir. Çünkü daha önce Birleşik Krallık'ın anayasal farklılaşması büyük ölçüde Westminster ile tek tek devolution yönetimleri arasındaki ilişkiler üzerinden ele alınırken Cardiff Anlaşması iki devredilmiş yönetimin doğrudan birbirleriyle kurumsal ilişki geliştirmesini görünür hale getirmektedir.

Galler'in İskoçya'dan Farkı

Galler ile İskoçya arasında belirgin bir yakınlaşma ortaya çıkmakla birlikte iki ülkenin anayasal konumlarının aynı olduğu ileri sürülemez. İskoçya'da bağımsızlık talebi 2014 referandumuyla doğrudan demokratik bir sınamadan geçmiş ve 2022 Supreme Court kararı ise yeni bir bağımsızlık referandumunun hukuksal yetki sorununu Birleşik Krallık anayasa hukukunun merkezine taşımıştır. 2026'da İskoç hükümetinin yeni bir bağımsızlık referandumu için taslak yasa hazırlaması da bu sürecin kurumsal devamlılığını göstermektedir. Galler'de ise bağımsızlık tartışması daha yeni ve daha açık uçludur. 2024 Komisyonu'nun üç anayasal seçeneği aynı çerçevede ele alması Galler'in anayasal geleceği bakımından temel sorunun henüz tek bir siyasal seçeneğe indirgenmediğini göstermektedir. Bu nedenle Galler'deki gelişme İskoçya'daki gibi doğrudan “bağımsızlık süreci” olarak değil, anayasal yeniden konumlanma süreci olarak kavramsallaştırılmalıdır. Bu ayrım Birleşik Krallık'ın geleceğini değerlendirmek açısından önemlidir. İskoçya'nın bağımsızlık talebi Birlik'in devamını doğrudan sorgulayan bir siyasal ve hukuksal sorun oluştururken Galler'deki gelişmeler öncelikle Birlik'in nasıl yeniden yapılandırılabileceği sorusunu gündeme getirmektedir. Ancak Cardiff Anlaşması iki süreç arasında gelecekte daha güçlü bir siyasal ve kurumsal bağlantı kurulabilmesinin zeminini oluşturmaktadır.

Genel Çözümleme

Galler örneği Birleşik Krallık'ın anayasal bütünlüğünün yalnızca bağımsızlık talepleri üzerinden sorgulanmadığını göstermektedir. Galler'deki anayasal dönüşüm üç aşamada izlenebilir: ilk aşamada sınırlı devolution, ikinci aşamada genişleyen yasama ve yürütme yetkileri, üçüncü aşamada ise mevcut devolution modelinin anayasal yeterliliğinin sorgulanması. Bu süreçte 1997 ve 2011 referandumları demokratik meşruluk sağlamış; 2017 Wales Act kurumsal yapıyı daha belirgin duruma getirmiş ve 2024 Anayasal Gelecek Komisyonu ise tartışmayı geliştirilmiş devolution, federalizm ve bağımsızlık seçeneklerini kapsayacak biçimde genişletmiştir. 2026 Senedd seçimi ve Cardiff Anlaşması ise bu tartışmanın artık yalnızca akademik veya danışma niteliğinde olmadığını ve Galler'in güncel siyasal kurumlarının çalışma gündeminin bir parçası durumuna geldiğini göstermektedir. Bununla birlikte mevcut verilerden Galler'in bağımsızlığa yöneldiği şeklinde doğrudan bir sonuç çıkarılamaz. Daha doğru çözümleme Galler'in Birleşik Krallık içindeki anayasal konumunun yeniden tanımlanmasını talep eden bir siyasal alana dönüştüğü yönündedir. Bu dönüşümün hangi noktada duracağı ise devolution'ın daha fazla derinleştirilip derinleştirilemeyeceğine, federal bir modelin gündeme gelip gelmeyeceğine ve bağımsızlık seçeneğinin Galler siyasetinde ne ölçüde kurumsallaşacağına bağlı olacaktır. Bu nedenle Galler Birleşik Krallık'ın anayasal geleceği bakımından İskoçya'nın basit bir tamamlayıcısı değildir. Aksine Galler örneği Birlik'in geleceği konusunda üçüncü bir anayasal devingeni ortaya çıkarmaktadır: ayrılmadan önce yeniden konumlanma. Cardiff girişiminin önemi de tam bu noktada ortaya çıkmaktadır. Çünkü İskoçya ile Galler arasındaki kurumsal iş birliğinin kalıcı duruma gelmesi Birleşik Krallık'ın gelecekteki anayasal yapısının yalnızca Westminster tarafından değil, devolution kurumlarının birbirleriyle kurduğu ilişkiler tarafından da şekillendirilebileceğini göstermektedir.

KUZEY İRLANDA: BİRLEŞME OLASILIĞI VE RIZA İLKESİ

Birleşik Krallık'ın anayasal geleceği bakımından Kuzey İrlanda İskoçya ve Galler'den farklı bir anayasal rejime sahiptir. Bunun temel nedeni Kuzey İrlanda'nın statüsünün yalnızca Birleşik Krallık'ın iç anayasal düzenlemeleriyle değil, 10 Nisan 1998 tarihli Belfast Anlaşması'nda (Good Friday Anlaşması) belirlenen ve Birleşik Krallık ile İrlanda arasındaki ilişkileri de kapsayan özel bir anayasal uzlaşmayla düzenlenmiş olmasıdır. Anlaşmanın merkezinde rıza ilkesi (principle of consent) bulunmaktadır. Buna göre Kuzey İrlanda'nın Birleşik Krallık içinde kalması veya birleşik İrlanda'nın parçası olması Kuzey İrlanda halkının çoğunluğunun demokratik iradesine bağlıdır. Bu nedenle Kuzey İrlanda sorunu “Birleşik Krallık'tan ayrılma” sorunundan daha özel bir anayasal çerçeveye sahiptir. Burada anayasal değişimin hukuksal yolu önceden tanımlanmıştır. Dolayısıyla tartışmanın temel sorusu yalnızca “birleşme olanaklı mıdır?” değil, “birleşme talebinin hangi koşullarda anayasal olarak gündeme getirilebileceği ve demokratik olarak nasıl karara bağlanacağı” sorusudur.

Belfast Anlaşması ve Yeni Anayasal Düzen

1998 Belfast Anlaşması yaklaşık otuz yıl süren Troubles döneminin ardından Kuzey İrlanda'da yeni bir siyasal ve anayasal düzen oluşturmuştur. Anlaşma güç paylaşımına dayalı bir “Northern Ireland Assembly ve Executive” oluştururken Kuzey İrlanda ile İrlanda Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler ve Birleşik Krallık ile İrlanda arasındaki ilişkiler için de kurumsal mekanizmalar meydana getirmiştir. Böylece anayasal düzen üç ayrı ilişki düzeyine oturtulmuştur: Kuzey İrlanda içi ilişkiler, “Assembly” ve “Executive” aracılığıyla güç paylaşımı, Kuzey-Güney ilişkileri, “North-South Ministerial Council” ve ilgili kurumlar ve Doğu-Batı ilişkileri, “British-Irish Council” ve “British-Irish Intergovernmental Conference”. Bu üçlü yapı Kuzey İrlanda'nın anayasal statüsünü yalnızca Westminster ile Belfast arasındaki dikey bir ilişki olmaktan çıkarmıştır. Anayasal düzen aynı zamanda Belfast-Dublin ve Londra-Dublin eksenlerini de kapsamaktadır. Anlaşmanın bir diğer temel unsuru Kuzey İrlanda'daki insanların kendilerini Britanyalı, İrlandalı veya her ikisi olarak tanımlama ve buna göre vatandaşlık hakkına sahip olabilmeleridir. Dolayısıyla anayasal düzen tek bir ulusal kimliği zorunlu kılmak yerine birden fazla kimliğin aynı siyasal yapı içinde var olmasını kabul etmektedir. Bu yönüyle Kuzey İrlanda Birleşik Krallık'ın çok uluslu niteliğinin en açık biçimde hukuksallaştırıldığı alanlardan biridir.

Rıza İlkesi: Anayasal Statünün Demokratik Güvencesi

Belfast Anlaşması'nın Kuzey İrlanda bakımından en önemli sonucu anayasal statünün rıza ilkesine bağlanmasıdır. Kuzey İrlanda'nın Birleşik Krallık'ın parçası olarak kalması mevcut anayasal durumdur ancak bu durum değişmez ve geri dönülmez değildir. Kuzey İrlanda halkının çoğunluğu birleşik İrlanda yönünde oy kullanırsa anayasal statünün değiştirilmesi gerekmektedir. Bu ilke daha sonra Northern Ireland Act 1998'in 1. maddesi ve ilgili hükümleriyle iç hukukta somutlaştırılmıştır. Yasa Kuzey İrlanda'nın Birleşik Krallık'ın parçası olmaktan çıkmasının ancak halkın çoğunluğunun bu yönde oy kullanmasıyla olanaklı olduğunu düzenlemektedir. Aynı zamanda böyle bir çoğunluk ortaya çıktığında Birleşik Krallık hükümetinin sonucu uygulamaya yönelik önerileri Parlamento'ya sunması öngörülmektedir. Burada dikkat çekici olan anayasal değişimin yalnızca olanaklı olduğunun değil, değişimin demokratik sürecinin de önceden belirlenmiş olduğunun kabul edilmesidir. Bu nedenle Kuzey İrlanda örneğinde anayasal bütünlük İskoçya örneğinde olduğu gibi Westminster'ın yetki sınırları üzerinden, Galler örneğinde olduğu gibi devolution'ın kapsamı üzerinden değil, doğrudan halkın anayasal tercihi üzerinden tanımlanmaktadır.

“Border Poll” [4] ve Anayasal Değişimin Hukuksal Mekanizması

Kuzey İrlanda'nın geleceği tartışmasında kullanılan temel kavramlardan biri “sınır referandumu” (border poll) olarak adlandırılan anayasal statü referandumudur. Northern Ireland Act 1998'in Schedule 1 hükümlerine göre Kuzey İrlanda Bakanı bir çoğunluğun Kuzey İrlanda'nın Birleşik Krallık'ın parçası olmaktan çıkıp birleşik İrlanda'nın parçası olmasını isteyeceğinin olası olduğuna kanısına varırsa referandum yapılmasını emretmekle yükümlüdür. Ayrıca bir önceki border poll'dan itibaren yedi yıl geçmeden yeni bir referandum yapılamamaktadır. Bu düzenleme İskoçya'daki bağımsızlık referandumu tartışmasından önemli ölçüde farklıdır. İskoçya'da temel sorun Scottish Parliament'ın bağımsızlık konusunda tek taraflı referandum yapma yetkisinin bulunup bulunmadığıdır. Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi’nin (Supreme Court) 2022 tarihli kararında böyle bir referandumun Westminster'ın temel yetki alanına giren Birlik sorununu ilgilendirdiği ve Scottish Parliament'ın tek başına referandum düzenleyemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır. Kuzey İrlanda'da ise anayasal değişim için hukuksal mekanizma baştan oluşturulmuştur. Tartışma bu nedenle “referandum yapma yetkisi var mı?” sorusundan çok referandum yapılmasını gerektirecek koşulların oluşup oluşmadığı sorusuna yönelmektedir. Bu ayrım Birleşik Krallık'ın anayasal yapısındaki asimetrinin çarpıcı bir örneğidir. Aynı devlet içerisinde İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın anayasal değişim mekanizmaları birbirinden farklıdır.

Demografik ve Kimliksel Dönüşüm

Kuzey İrlanda'daki anayasal tartışmanın önemli boyutlarından biri demografik ve kimliksel yapının zaman içerisinde değişmesidir. 2021 sayım verileri, “British only” kimliği belirtenlerin sayısını 606.264, “Irish only” kimliği belirtenlerin sayısını 554.415 ve “Northern Irish only” kimliği belirtenlerin sayısını 376.444 olarak göstermektedir. Ayrıca önemli sayıda kişi birden fazla kimliği birlikte belirtmiştir. Bu veriler anayasal tercihle doğrudan özdeşleştirilemez. Ulusal kimlik ile anayasal statü tercihi aynı değişken değildir. Kendini “Irish” olarak tanımlayan bir kişinin mutlaka birleşik İrlanda'yı desteklediği veya kendisini “British” olarak tanımlayan bir kişinin mutlaka Birleşik Krallık içinde kalmayı tercih edeceği varsayılamaz. Dahası, “Northern Irish” kimliğinin yaygınlığı iki geleneksel anayasal kimlik arasındaki ayrımın ötesinde bir toplumsal kimlik alanının bulunduğunu göstermektedir. Bu nedenle demografik değişim, border poll sonucunu tek başına öngören bir gösterge olarak kullanılamaz. Ancak anayasal statünün toplumsal dayanaklarının zaman içerisinde değişebileceğini gösteren önemli bir yapısal göstergedir.

Siyasal Temsil ve Birleşme Tartışması

Kuzey İrlanda siyasetinde milliyetçi ve birlik yanlısı siyasal geleneklerin ağırlığı anayasal statü tartışmasının önemli göstergelerinden biridir. 2022 Northern Ireland Assembly seçiminde Sinn Fein 27 sandalye ile en büyük parti olmuş, DUP 25 sandalye ile ikinci sırada yer almış; Alliance 17 sandalye kazanmıştır. Ancak bu sonuç doğrudan anayasal statü konusunda çoğunluk bulunduğu anlamına gelmemektedir. Bu ayrım özellikle önemlidir. Bir Assembly seçimi hükümet oluşturma ve yasama çalışmaları bakımından siyasal temsil üretir. Border poll ise anayasal statü konusunda doğrudan halk iradesini ölçer. Dolayısıyla milliyetçi partilerin seçimlerdeki başarısı birleşik İrlanda yönündeki anayasal tercihin otomatik kanıtı değildir. Nitekim 2026 yılında Northern Ireland Assembly'de yapılan bir tartışmada da bu ayrım açık biçimde ifade edilmiştir: seçim sonuçlarının bir border poll veya kamuoyu yoklaması olmadığı ve seçmenlerin farklı nedenlerle parti tercihinde bulunabileceği vurgulanmıştır. Bu değerlendirme bir siyasal aktöre aittir ve anayasal değişimin kaçınılmazlığına ilişkin bağımsız bir kanıt olarak değil, tartışmanın niteliğini gösteren bir örnek olarak değerlendirilmelidir. Dolayısıyla Kuzey İrlanda'da siyasal temsil ile anayasal tercih arasında doğrudan bir eşitleme yapılması yöntemsel olarak hatalı olacaktır.

Brexit ve Kuzey İrlanda'nın Anayasal Farklılaşması

Brexit, Kuzey İrlanda'nın anayasal konumunu daha karmaşık duruma getirmiştir. Bunun temel nedeni, Kuzey İrlanda'nın hem Birleşik Krallık'ın anayasal parçası olarak kalması hem de İrlanda adasındaki ekonomik ve toplumsal ilişkilerin sürdürülmesi gereğidir. Brexit sonrasında Northern Ireland Protocol ve daha sonra Windsor Framework kapsamında oluşturulan özel düzenlemeler Kuzey İrlanda'nın Birleşik Krallık'ın iç pazarı ile Avrupa Birliği arasındaki konumunu diğer Birleşik Krallık bölgelerinden farklılaştırmıştır. Bununla birlikte bu düzenlemelerin anayasal statüyü değiştirmediği ve Belfast Anlaşması'ndaki rıza ilkesinin saklı tutulduğu açıkça belirtilmiştir. 2024 tarihli düzenlemeler de Kuzey İrlanda'nın anayasal statüsünün Birleşik Krallık'ın parçası olarak devam ettiğini yeniden doğrulamış ve Windsor Framework'ün bu statüye aykırılık oluşturmadığını düzenlemiştir. Bu durum önemli bir anayasal paradoks yaratmaktadır: Kuzey İrlanda ekonomik ve düzenleyici bakımdan Birleşik Krallık'ın diğer bölgelerinden farklılaşabilir ancak bu farklılaşma tek başına anayasal statü değişikliği anlamına gelmez. Başka bir ifadeyle anayasal farklılaşma ile anayasal ayrılma aynı süreç değildir.

Kuzey İrlanda'da Birleşme Olasılığının Anayasal Niteliği

Kuzey İrlanda'daki birleşme tartışmasını İskoçya'daki bağımsızlık talebinden ayıran temel unsur hedeflenen anayasal sonucun niteliğidir. İskoçya açısından temel seçenek Birleşik Krallık'tan ayrılarak bağımsız bir devlet oluşturmaktır. Kuzey İrlanda açısından ise temel anayasal seçeneklerden biri Birleşik Krallık'tan ayrılarak İrlanda Cumhuriyeti ile birleşmektir. Dolayısıyla Kuzey İrlanda'nın statüsündeki değişim yalnızca Birleşik Krallık'ın iç sınırlarının yeniden çizilmesini değil, iki egemen devlet arasındaki anayasal ilişkinin değişmesini gerektirmektedir. Belfast Anlaşması bu nedenle Birleşik Krallık'ın anayasal bütünlüğünü mutlaklaştırmamış ancak bu bütünlüğün değiştirilmesini demokratik rızaya bağlamıştır. Birleşik Krallık hükümeti de bu ilkeyi anayasal düzenlemenin temel unsuru olarak kabul etmektedir. Bu yapı Birleşik Krallık'ın anayasal bütünlüğünün “değiştirilemez” değil, koşullu ve demokratik rızaya bağlı olduğunu göstermektedir.

Kuzey İrlanda ile İskoçya ve Galler Arasındaki Temel Fark

Üç örnek karşılaştırıldığında Birleşik Krallık'ın asimetrik anayasal yapısı daha açık biçimde görülmektedir. İskoçya'da temel sorun bağımsızlık için demokratik yetkinin ve referandum mekanizmasının belirlenmesidir. Galler'de temel sorun devolution'ın sınırlarının aşılması ve anayasal statünün yeniden tanımlanmasıdır. Kuzey İrlanda'da ise temel sorun önceden tanımlanmış bir rıza mekanizması çerçevesinde anayasal statünün korunması veya değiştirilmesidir. Bu nedenle üç bölgede aynı kavramların kullanılması yanıltıcı olabilir. “Bağımsızlık”, “özerklik”, “federalizm” ve “birleşme” birbirinin eş anlamlıları değildir. Her birinin anayasal sonucu ve hukuksal süreci farklıdır. Bu farklılık aynı zamanda Birleşik Krallık'ın geleceğine ilişkin genel çözümlemenin önemli bir sonucunu ortaya koymaktadır: Birleşik Krallık'ın anayasal bütünlüğü tek bir merkez-çevre modeliyle açıklanamaz. Aynı devlet içinde farklı ulusal birimlerin farklı anayasal değişim kurallarına tabi olduğu asimetrik bir yapı söz konusudur.

Genel Çözümleme

Kuzey İrlanda örneği Birleşik Krallık'ın anayasal geleceğinde “ayrılma” kavramının tek bir biçimi olmadığını göstermektedir. İskoçya'nın bağımsızlık talebi ile Kuzey İrlanda'nın birleşik İrlanda olasılığı aynı anayasal kategoriye sokulamaz. Birincisi yeni bir egemen devlet yaratma talebidir ve ikincisi mevcut egemenlik alanının başka bir egemen devletle birleşme yoluyla değiştirilmesidir. Belfast Anlaşması bu farklılığı özel bir anayasal mekanizma ile düzenlemiştir. Rıza ilkesi mevcut statüyü koruyan bir güvence olmakla birlikte aynı zamanda statünün gelecekte demokratik olarak değiştirilebilmesini sağlayan bir mekanizmadır. Bu nedenle ilke yalnızca Birleşik Krallık'ın bütünlüğünü koruyan değil, gerektiğinde bu bütünlüğün demokratik biçimde değiştirilmesini de olanaklı kılan çift yönlü bir anayasal düzenlemedir. Kuzey İrlanda'daki kimlik yapısının çeşitlenmesi, Brexit sonrasında ortaya çıkan ekonomik ve düzenleyici farklılaşma ve milliyetçi partilerin güçlü siyasal temsili anayasal tartışmanın önemini artırmaktadır. Ancak bunların hiçbirisi tek başına birleşik İrlanda yönünde çoğunluk bulunduğunu kanıtlamaz. Böyle bir anayasal değişikliğin demokratik ölçütü Belfast Anlaşması ve Northern Ireland Act 1998 çerçevesinde Kuzey İrlanda halkının çoğunluğunun doğrudan iradesidir. Bu nedenle Kuzey İrlanda, Birleşik Krallık'ın anayasal geleceği bakımından yalnızca “üçüncü bir ayrılık olasılığı” değildir. Daha doğru ifadeyle Kuzey İrlanda, anayasal değişimin önceden tanımlanmış demokratik rıza mekanizmasına bağlandığı özel bir anayasal modeldir. Bu model, sonraki bölümde ele alınacak Cardiff girişiminin önemini de artırmaktadır. Çünkü İskoçya ve Galler arasındaki yeni kurumsal iş birliği ile Kuzey İrlanda'daki rıza temelli anayasal düzen birlikte düşünüldüğünde Birleşik Krallık'ın geleceği yalnızca tek tek bölgelerin taleplerinden değil, bu bölgelerin birbirleriyle kurabilecekleri yeni anayasal ve siyasal ilişkilerden de etkilenebilecek bir yapıya dönüşmektedir.

CARDIFF GİRİŞİMİ: ORTAK ANAYASA ARAYIŞI MI, YENİ BİR SİYASAL BLOK MU?

14 Eylül 2026 tarihinde Cardiff'te gerçekleşen gelişmeler Birleşik Krallık'ın anayasal geleceği bakımından yeni bir siyasal boyut ortaya çıkarmıştır. Ancak “Cardiff Girişimi” olarak ele alınabilecek bu gelişme tek bir belge veya tek bir kurumsal yapıdan oluşmamaktadır. Aynı gün iki farklı nitelikte belge ortaya çıkmıştır. Bunlardan ilki Galler Birinci Bakanı Rhun ap Iorwerth ile İskoçya Birinci Bakanı John Swinney tarafından imzalanan Cardiff Anlaşması – Cytundeb Caerdydd ve ikincisi ise Plaid Cymru, Scottish National Party (SNP) ve Sinn Fein liderlerinin imzaladığı Memorandum of Understanding’dir. [5] Birincisi hükümetlerarası iş birliği çerçevesi niteliğindeyken ikincisi anayasal değişim ve kendi geleceğini belirleme hakkı üzerinde ortak siyasal tutum geliştirmeye yöneliktir. Bu iki gelişmenin aynı gün ve aynı siyasal ortamda ortaya çıkması bunların birbirinden tamamen bağımsız değerlendirilmesini güçleştirmektedir. Bununla birlikte hukuksal ve kurumsal nitelikleri birbirinden ayrılmalıdır. Cardiff Anlaşması doğrudan bir bağımsızlık anlaşması değildir. Buna karşılık üç siyasal partinin görüş birlikteliği Westminster hükümetini anayasal değişim için hazırlık yapmaya, planlamaya ve kolaylaştırmaya çağırmaktadır. Bu nedenle Cardiff gelişmesi bir yandan devolution hükümetleri arasında yatay iş birliğinin gelişmesi ve diğer yandan anayasal statü değişikliğini savunan siyasal hareketlerin ortaklaşması şeklinde iki katmanlı bir yapı göstermektedir.

Cardiff Anlaşması'nın Niteliği

Cardiff Anlaşması Galler ve İskoçya hükümetleri arasında ortak ilgi alanlarında iş birliği için stratejik bir çerçeve oluşturmaktadır. Anlaşmanın kapsamı çocuk yoksulluğu, yaşam maliyeti, sürdürülebilir ve kapsayıcı ekonomik büyüme, mali düzenlemeler, iklim değişikliği, uluslararası ilişkiler ve Avrupa Birliği ile ilişkiler, dil, kültür, medya ve spor gibi alanları içermektedir. Ayrıca iki hükümetin yasama rıza süreçleri, demokratik katılım, kurumsal dayanıklılık, iyi yönetişim, araştırma ve siyasa geliştirme konularında bilgi ve deneyim paylaşması öngörülmektedir. Anlaşmanın dikkat çekici tarafı yalnızca belirli siyasa alanlarında iş birliği öngörmemesidir. Metin, Galler ve İskoçya'nın Birleşik Krallık içerisindeki devolution kurumlarının birbirleriyle doğrudan ve düzenli ilişki kurmasını kurumsallaştırmaktadır. Birinci bakanların yılda en az bir kez bir araya gelmesi ve bakanlar ile üst düzey görevliler arasında düzenli ilişki kurulması öngörülmektedir. Bunun yanında iki hükümetin farklı siyasa tercihleri yapma ve kendi yasama organlarına karşı ayrı ayrı hesap verme yetkileri açıkça korunmaktadır. Bu nedenle Cardiff Anlaşması'nın anayasal önemi bağımsızlık ilanı veya yeni bir devletlerarası yapı kurmasından değil, Birleşik Krallık'ın devolution kurumları arasında yatay anayasal ilişkilerin yoğunlaşmasından kaynaklanmaktadır. Bu durum Birleşik Krallık'ın geleneksel Westminster-merkezli anayasal modeline farklı bir ilişki biçimi eklemektedir. Devolution başlangıçta yetkinin merkezden çevreye aktarılması şeklinde tasarlanmışken Cardiff Anlaşması ile çevredeki siyasal kurumların birbirleriyle doğrudan iş birliği geliştirmesi daha görünür duruma gelmektedir.

Üç Partinin Görüş Birlikteliği: Daha Farklı Bir Siyasal Belge

Aynı gün imzalanan ikinci belge farklı bir niteliğe sahiptir. Plaid Cymru, SNP ve Sinn Fein liderleri tarafından imzalanan Memorandum of Understanding tarafların İskoçya, Galler ve İrlanda'nın geleceği konusunda ortak çalışma iradesini ortaya koymaktadır. Belge, üç ülkenin tarihsel, kimliksel ve siyasal farklılıklarını kabul etmekte ve buna karşılık her birinin kendi geleceğini demokratik yollarla belirleme hakkını ortak bir ilke olarak ifade etmektedir. Belgede tarafların anayasal konumlarının aynı olmadığı özellikle belirtilmektedir. Her ülkenin kendi geleceğini “kendi biçiminde ve kendi zamanında” belirleyeceği kabul edilmektedir. Dolayısıyla belge tek bir bağımsızlık takvimi veya ortak referandum modeli ortaya koymamaktadır. Bunun yerine ortak bir siyasal ilke ve iş birliği zemini oluşturmaktadır. Bu ayrım önemlidir. İskoçya'nın bağımsızlığı, Galler'in anayasal geleceği ve Kuzey İrlanda'nın İrlanda ile birleşme olasılığı hukuksal bakımdan aynı süreçler değildir. Cardiff'teki görüş birlikteliği de bu farklılığı ortadan kaldırmamaktadır. Aksine tarafların farklı anayasal konumlarını açıkça kabul ederek ortak bir “self-determination” söylemi geliştirmektedir.

“Kendi Geleceğini Belirleme” İlkesinin Ortaklaştırılması

Cardiff girişiminin en önemli siyasal sonucu, daha önce ayrı ayrı gelişen anayasal taleplerin ortak bir kavramsal çerçevede ifade edilmesidir. İskoçya açısından sorun bağımsız bir devlet oluşturma talebidir. Galler açısından anayasal statünün genişletilmesi, federalizm ve bağımsızlık seçenekleri birlikte tartışılmaktadır. Kuzey İrlanda açısından ise sorun Belfast Anlaşması'nın öngördüğü demokratik rıza mekanizması içerisinde Birleşik Krallık'ta kalma veya birleşik İrlanda yönünde karar verme olasılığıdır. Bu farklılıkların üzerinde ortaklaştırılan kavram “self-determination” yani kendi siyasal geleceğini belirleme hakkıdır. Üç parti Westminster hükümetinin bu demokratik süreçleri engellememesi gerektiğini savunmakta ve İngiliz hükümetini anayasal değişim için hazırlık yapmaya çağırmaktadır. Bununla birlikte bu siyasal savın Birleşik Krallık anayasa hukukunda otomatik olarak bağlayıcı bir sonuç doğurduğu söylenemez. Parti liderlerinin imzaladığı bir görüş birlikteliği tek başına İskoçya veya Galler için referandum düzenleme konusunda yeni bir hukuksal yetki yaratmamaktadır. Kuzey İrlanda bakımından ise anayasal değişim mekanizması zaten Belfast Anlaşması ve Northern Ireland Act 1998 tarafından farklı bir biçimde düzenlenmiştir. Dolayısıyla Cardiff görüş birlikteliğinin siyasal etkisi ile hukuksal etkisi birbirinden ayrılmalıdır.

Cardiff'in Üçlü Yapısı ve Kuzey İrlanda'nın Özel Konumu

Cardiff toplantısında SNP lideri John Swinney, Plaid Cymru lideri Rhun ap Iorwerth, Sinn Fein Başkanı Mary Lou McDonald ve Sinn Fein Başkan Yardımcısı ve Kuzey İrlanda Birinci Bakanı Michelle O'Neill yer almıştır. Ancak toplantıya katılanlar belgeyi ilgili hükümetlerin resmi ortak organı olarak değil, parti liderleri sıfatıyla imzalamışlardır. Bu ayrım özellikle Kuzey İrlanda açısından önemlidir çünkü Michelle O'Neill, Sinn Fein liderliği ile Kuzey İrlanda Birinci Bakanlığı görevlerini aynı kişide taşısa da Cardiff'teki belge Sinn Fein ile diğer iki parti arasındaki siyasal görüş birlikteliği niteliğindedir. Bu nedenle “İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda hükümetleri ortak anayasal anlaşma yaptı” biçimindeki bir ifade doğru olmayacaktır. Daha doğru ifade İskoçya ve Galler hükümetlerinin ayrı bir hükümetlerarası anlaşma imzaladığı ve buna karşılık SNP, Plaid Cymru ve Sinn Fein liderlerinin daha geniş bir anayasal değişim görüş birlikteliği oluşturduğu şeklindedir. Bu ayrım Kuzey İrlanda'nın anayasal statüsünün farklılığını da korumaktadır. Cardiff'teki siyasal görüş birlikteliği Belfast Anlaşması'nın rıza ilkesinin yerine geçen yeni bir mekanizma yaratmamaktadır. Kuzey İrlanda'nın anayasal statüsündeki değişiklik yine kendi özel hukuksal çerçevesine tabidir.

Cardiff Girişimi Yeni Bir Siyasal Blok mu?

Cardiff gelişmesinin gelecekte yeni bir siyasal blok oluşturup oluşturmayacağı sorusu bu aşamada ucu açık bir sorudur. Bir siyasal bloktan söz edebilmek için yalnızca ortak açıklama yeterli değildir. Ortak karar alma mekanizmalarının, sürekli kurumsal yapıların, ortak siyasa programının ve siyasal maliyetleri paylaşmaya yönelik örgütsel kapasitenin oluşması gerekir. 14 Eylül 2026 belgeleri bu ölçütlerin tamamını karşılamamaktadır. Bununla birlikte Cardiff girişiminde bir bloklaşma olanağının bulunduğunu gösteren bazı unsurlar vardır. Bunlardan ilki, üç siyasal hareketin anayasal değişim konusunda ortak bir ilke üzerinde buluşmasıdır. İkincisi, ekonomi, enerji, Avrupa ve uluslararası iş birliği gibi anayasal statünün ötesine geçen ortak siyasa alanlarının tanımlanmasıdır. Üçüncüsü ise tarafların Westminster merkezli yönetim modeline seçenek olarak uluslar arasında daha eşitlikçi bir ilişki kurulmasını savunmalarıdır. Ancak bu unsurlar henüz kurumsallaşmış bir “Celtic siyasi blok” anlamına gelmemektedir. Çünkü tarafların anayasal hedefleri ve hukuksal konumları farklıdır. Ayrıca Cardiff Anlaşması yalnızca İskoçya ve Galler hükümetlerini kapsamaktadır. Üçlü parti görüş birlikteliği ise hükümetlerarası bir organ oluşturmamaktadır. Bu nedenle mevcut aşamada Cardiff girişimini “yeni bir siyasal blok”tan çok ortak anayasal söylem ve eş güdüm zemini olarak tanımlamak daha isabetlidir.

Cardiff Girişiminin Westminster Açısından Anlamı

Cardiff gelişmesinin Birleşik Krallık anayasal düzeni bakımından asıl önemi merkez ile çevre arasındaki ilişkinin niteliğine ilişkin yeni bir tartışma yaratmasıdır. Geleneksel Westminster modeli parlamenter egemenliği anayasal sistemin temel ilkelerinden biri olarak kabul eder. Devolution ise bu egemenlik çerçevesi içinde yetkilerin İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'ya aktarılması üzerine kurulmuştur. Cardiff girişimi ise farklı bir anayasal mantığı görünür kılmaktadır: yetki devredilmiş kurumlar yalnızca Westminster tarafından kendilerine bırakılan yetkileri kullanmakla kalmayıp kendi aralarında ortak siyasal ve anayasal gündem oluşturabilirler. Bu gelişme, Westminster'ın anayasal merkeziliğini hukuksal olarak ortadan kaldırmamaktadır. Ancak siyasal karar alma merkezlerinin çoğullaşmasını güçlendirmektedir. Böylece Birleşik Krallık'ta anayasal meşruluğun yalnızca Westminster Parlamentosu üzerinden tanımlanmasının giderek daha fazla tartışmaya açılması olanaklı duruma gelmektedir. Burada Cardiff girişiminin etkisi doğrudan bir anayasal değişiklik yapmasından çok anayasal gündemin merkezden çevreye doğru yeniden dağıtılmasıdır.

Cardiff Girişimi ve “Asimetrik Birlik” Modelinin Sınırları

Birinci makalede ortaya konulan “asimetrik çok uluslu anayasal birlik” kavramı Cardiff gelişmesiyle yeni bir sınamayla karşılaşmaktadır. Devolution'ın temel mantığı farklı ulusal birimlere farklı ölçülerde yetki verilmesine izin vermektedir. Ancak İskoçya ve Galler'in yalnızca Westminster ile ayrı ayrı ilişki kurduğu bir model ile bu yönetimlerin birbirleriyle ortak anayasal tutum geliştirdiği model aynı değildir. İkinci modelde anayasal sistem üç düzeyli bir ilişkiye dönüşmektedir: Westminster ve yetki devredilmiş hükümetler ilişkisinin yanına yetki devredilmiş hükümetler arası ilişkiler eklenmektedir. Bu yatay ilişki biçimi kalıcı duruma gelirse Birleşik Krallık'ın anayasal yapısı yalnızca “yetki devredilmiş tekil devlet” olarak değil, çok merkezli ve karşılıklı görüşmeye dayalı bir anayasal düzen olarak yeniden yorumlanmak zorunda kalabilir. Bununla birlikte bu gelişmenin federalizme otomatik olarak yol açacağı söylenemez. Federal sistemin temel özelliklerinden biri yetki alanlarının anayasal olarak güvence altına alınması ve merkezi hükümetin tek taraflı olarak bunları değiştiremeyecek olmasıdır. Cardiff Anlaşması ise mevcut devolution düzeninin hukuksal çerçevesi içinde yürümektedir. Dolayısıyla bugün itibarıyla bu belgeyi federalizmin başlangıcı olarak değil, federalizme ilişkin tartışmayı güçlendirebilecek bir kurumsal gelişme olarak değerlendirmek gerekir.

Üç Ayrı Anayasal Sürecin Birleşme Noktası

Cardiff girişiminin özgünlüğü İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'daki üç farklı anayasal süreci tek bir siyasal söylem içerisinde buluşturmasıdır.

Çizelge 1:

 

Birleşme Noktaları

Birim

Temel anayasal sorun

Mevcut mekanizma

İskoçya

Bağımsızlık

Westminster–Scottish Parliament yetki ilişkisi; referandum tartışması

Galler

Anayasal statünün yeniden konumlandırılması

Devolution; federalizm ve bağımsızlık seçenekleri

Kuzey İrlanda

Birleşik İrlanda olasılığı

Belfast Anlaşması ve rıza ilkesi

 

Bu çizelge Cardiff girişiminin neden yalnızca “bağımsızlık ittifakı” olarak değerlendirilmesinin yetersiz olduğunu göstermektedir. Ortaklaşan şey anayasal sonuç değil, anayasal geleceğin ilgili toplumların demokratik iradesiyle belirlenmesi gerektiği savıdır. Bu nedenle Cardiff girişiminin merkezinde “Birleşik Krallık'tan ayrılma”dan daha geniş bir kavram bulunmaktadır: anayasal öz-belirleme.

Cardiff Girişiminin Olası Anayasal Sonuçları

Cardiff girişiminin gelecekte Birleşik Krallık'ın anayasal yapısı üzerinde birkaç farklı yönde etkisi olabilir. İlk olasılık girişimin devolution'ın derinleştirilmesi yönünde baskı oluşturmasıdır. Westminster bağımsızlık taleplerinin güçlenmesini engellemek veya Birlik'i yeniden dengelemek amacıyla yetki alanlarını genişletebilir. İkinci olasılık İskoçya ve Galler arasındaki hükümetlerarası iş birliğinin zaman içerisinde federal bir anayasal model tartışmasını güçlendirmesidir. Böyle bir durumda sorun artık yalnızca “daha fazla devolution” değil, yetki paylaşımının anayasal olarak yeniden düzenlenmesi durumuna gelecektir. Üçüncü olasılık ortak siyasal eş güdümün bağımsızlık taleplerini daha görünür ve kurumsal duruma getirmesidir. Ancak bunun gerçekleşmesi için Cardiff girişiminin yalnızca siyasal liderler arasındaki bir görüş birlikteliğinden çıkıp daha geniş toplumsal destek ve sürekli kurumsal mekanizmalar üretmesi gerekir. Dördüncü olasılık ise üç anayasal sürecin birbirinden bağımsız gelişmeye devam etmesidir. Çünkü İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın hukuksal konumları, siyasal hedefleri ve demokratik karar mekanizmaları birbirinden farklıdır. Dolayısıyla Cardiff girişimi tek bir anayasal sonucun başlangıcı olarak değil, farklı anayasal süreçler arasında eş güdümün ilk önemli örneklerinden biri olarak ele alınmalıdır.

Genel Çözümleme

Cardiff gelişmesi Birleşik Krallık'ın anayasal geleceği bakımından niceliksel olmaktan çok niteliksel bir değişikliğe işaret etmektedir. Daha önce İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın anayasal talepleri büyük ölçüde kendi siyasal ve kurumsal çerçeveleri içinde gelişirken 14 Eylül 2026'da bu talepler arasında ortak bir siyasal dil oluşturulmuştur. Ancak bu ortaklaşma anayasal süreçlerin aynı olduğu anlamına gelmemektedir. İskoçya'nın bağımsızlık süreci, Galler'in anayasal yeniden konumlanma arayışı ve Kuzey İrlanda'nın rıza ilkesine dayanan statü değişikliği mekanizması farklı hukuksal temellere sahiptir. Cardiff görüş birlikteliği bu farklılıkları ortadan kaldırmamış tam tersine tarafların farklı anayasal konumlarını kabul ederek ortak bir siyasal çerçeve oluşturmuştur. Bu nedenle Cardiff girişimini Birleşik Krallık'ın parçalanmasının ilanı olarak nitelendirmek için henüz yeterli anayasal veri bulunmamaktadır. Aynı şekilde onu yalnızca olağan bir hükümetlerarası iş birliği girişimi olarak görmek de gelişmenin siyasal boyutunu küçümsemek olur. Cardiff Anlaşması, Galler ve İskoçya arasında hükümetlerarası yatay iş birliğini kurumsallaştırırken üç partinin görüş birlikteliği anayasal öz-belirleme talebini ortak siyasal söyleme dönüştürmüştür. Bu iki katman birlikte değerlendirildiğinde Cardiff girişimi Birleşik Krallık'ın anayasal bütünlüğünü doğrudan ortadan kaldıran değil, bu bütünlüğün hangi siyasal ve anayasal koşullarda sürdürülebileceği sorusunu yeniden tanımlayan bir gelişme olarak ortaya çıkmaktadır. Asıl önemli değişim, anayasal tartışmanın artık yalnızca “Westminster ne kadar yetki devredecek?” sorusuyla sınırlı olmamasıdır. Yeni soru, “Birleşik Krallık'ın kurucu ulusal birimleri gelecekte birbirleriyle ve Westminster ile hangi anayasal ilişki içinde bulunacaktır?” sorusudur. Bu açıdan Cardiff Birleşik Krallık'ın anayasal geleceğinde bir sonuçtan çok bir eşik niteliğindedir. Bu eşiğin bağımsızlık, federalizm, daha derin devolution veya yeni bir anayasal uzlaşmaya açılıp açılmayacağı ise henüz belirlenmiş değildir.

WESTMİNSTER’İN KONUMU VE BİRLİK’İN YENİDEN YAPILANDIRILMASI

Birleşik Krallık'ın anayasal geleceğine ilişkin tartışmanın diğer tarafını İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'daki anayasal talepler değil, bu talepler karşısında Westminster'ın anayasal ve siyasal konumu oluşturmaktadır. Birleşik Krallık'ın mevcut anayasal düzeninde Westminster Parlamentosu hukuksal olarak egemen yasama organıdır. Bununla birlikte 1990'ların sonlarından itibaren oluşturulan devolution düzenlemeleri, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'da kendi yasama ve yürütme kurumlarını oluşturmuş ve böylece siyasal meşruluğun tek merkezli niteliğini önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu durum Birleşik Krallık anayasal sisteminde temel bir ikilik yaratmaktadır. Hukuksal egemenlik Westminster'da kalırken siyasal meşruluk çok merkezli olmuştur. Günümüzde Birlik'in geleceği bakımından asıl sorun bu iki ilkenin nasıl bağdaştırılacağıdır.

Westminster'ın Hukuksal Üstünlüğü

Birleşik Krallık'ın yazılı tek bir anayasal metne dayanmayan anayasal düzeninde parlamenter egemenlik temel ilkelerden biridir. Dicey'in klasik kavramlaştırmasıyla Westminster Parlamentosu herhangi bir yasayı yapma veya kaldırma yetkisine sahiptir ve başka bir kurumun Parlamento yasasını geçersiz kılma yetkisi bulunmamaktadır. Bu ilke günümüzde de Birleşik Krallık anayasal hukukunun temel özelliklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Devolution bu ilkeyi hukuksal olarak ortadan kaldırmamıştır. İskoç Parlamentosu, Senedd ve Northern Ireland Assembly kendi yetki alanlarında yasama yapabilmekte ancak bu yetkiler Birleşik Krallık Parlamentosunun çıkardığı yasalarla oluşturulmuş anayasal düzenlemelere dayanmaktadır. House of Commons Library de bu nedenle Birleşik Krallık'taki devolution sisteminin federal veya konfederal bir yapıdan farklı olduğunu ve kuramsal olarak Westminster tarafından değiştirilebilir olduğunu belirtmektedir. Bununla birlikte hukuksal yetki ile siyasal olarak kullanılabilir yetki aynı şey değildir. Westminster'ın hukuksal olarak sahip olduğu yetkilerin tamamını siyasal olarak sınırsız biçimde kullanabilmesi devolution sonrasında giderek daha tartışmalı duruma gelmiştir. Bunun başlıca nedeni İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'daki kurumların yalnızca Westminster'ın yönetsel uzantıları olmaktan çıkmış ve kendi seçimleriyle oluşan demokratik siyasal merkezlere dönüşmüş olmalarıdır.

Devolution: Yetki Devri mi, Çok Merkezli Meşruluk mu?

Devolution başlangıçta Westminster'ın yetkilerinin belirli alanlarda İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'ya aktarılması olarak tasarlanmıştır. Ancak yirmi yılı aşkın uygulama sonunda ortaya çıkan sonuç yalnızca yetki dağılımının değişmesi değildir. İskoç Parlamentosu, Senedd ve Northern Ireland Assembly kendi seçimlerine, siyasal partilerine, hükümetlerine ve kamusal siyasa gündemlerine sahip olmuşlardır. Böylece seçmenlerin siyasal tercihlerini ifade ettiği birden fazla demokratik alan oluşmuştur. Bu nedenle Birleşik Krallık'ın günümüzdeki anayasal yapısını yalnızca “merkezden çevreye yetki devri” olarak açıklamak yetersiz kalmaktadır. Daha uygun kavram, çok merkezli demokratik meşruluktur. Bu durum Westminster'ın hukuksal egemenliğini ortadan kaldırmamaktadır. Ancak Westminster'ın kararlarının, özellikle devolution alanlarına ilişkin kararların, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'daki demokratik kurumların siyasal meşruluğuyla birlikte değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu noktada Sewel Convention [6] önem kazanmaktadır. Buna göre Westminster Parlamentosu normal koşullarda devredilmiş alanlarda ilgili yasama organının rızası olmaksızın yasama yapmama siyasal teamülünü benimsemiştir. Ancak bu bir hukuksal veto mekanizması değildir ve Westminster'ın hukuksal egemenliğini kaldırmamaktadır. Dolayısıyla Birleşik Krallık'taki anayasal gerilim hukuksal egemenlik ile siyasal rıza arasındaki farklılaşmadan kaynaklanmaktadır.

Asimetrik Devolution'ın Yapısal Sorunu

Birleşik Krallık'ın devolution sistemi simetrik değildir. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın yetki alanları ve anayasal düzenlemeleri birbirinden farklıdır. Ayrıca İngiltere'nin tamamını temsil eden ayrı bir İngiliz parlamentosu bulunmamaktadır. Bu nedenle Birleşik Krallık anayasal sistemi bir tarafta Westminster'ın Birleşik Krallık genelindeki yetkilerini ve diğer tarafta üç ulusal birimdeki farklı devolution kurumlarını bir arada bulundurmaktadır. Bu asimetri başlangıçta esneklik sağlamıştır. Farklı tarihsel ve siyasal koşullara sahip bölgeler için farklı kurumsal çözümler üretilebilmiştir. Ancak aynı asimetri zaman içerisinde anayasal eşitsizlik tartışmalarına da zemin hazırlamaktadır. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda aynı devletin parçaları olmakla birlikte aynı anayasal yetkilere sahip değildir. İngiltere ise Birleşik Krallık nüfusunun büyük çoğunluğunu oluşturmasına karşın ayrı bir ulusal yasama organına sahip değildir. Bu nedenle Birleşik Krallık'ın geleceğine ilişkin tartışma yalnızca “daha fazla devolution verilsin mi?” sorusundan ibaret değildir. Daha temel soru, “Birleşik Krallık'ın farklı ulusal birimleri arasında anayasal yetki nasıl düzenlenmelidir?” sorusudur.

İskoçya Bakımından Westminster'ın Yetki Sorunu

İskoçya örneği Westminster'ın hukuksal üstünlüğü ile demokratik rıza arasındaki gerilimi en açık biçimde ortaya koymaktadır. 2014 yılında İskoçya'nın bağımsızlığı konusunda referandum yapılabilmesi Westminster'ın Section 30 Order [7] yoluyla geçici olarak yetki devretmesiyle olanaklı olmuştur. 2022'de ise Birleşik Krallık Supreme Court İskoç Parlamentosunun Westminster'ın yeni bir yetki devri olmaksızın bağımsızlık referandumu düzenleme konusunda yasama yetkisine sahip olmadığına karar vermiştir. Mahkeme bağımsızlık referandumu sorusunun Birleşik Krallık ile İskoçya arasındaki Birlik ve Westminster Parlamentosu gibi “reserved matters” ile ilişkili olduğunu belirlemiştir. Bu karar hukuksal açıdan Westminster'ın anayasal üstünlüğünü doğrulamıştır. Ancak siyasal sorunu ortadan kaldırmamıştır. 2026 İskoçya seçimlerinin ardından İskoç hükümeti yeniden Section 30 Order talebinde bulunmuş ve Birleşik Krallık hükümeti bu talebi reddetmiştir. House of Commons Library'nin Mayıs 2026 tarihli değerlendirmesine göre Section 30 Order İskoç Parlamentosunun yasama yetkisini artırıp azaltabilen ve her iki Parlamento ile ilgili hükümetlerin anayasal sürece katılmasını gerektiren bir mekanizmadır. Böylece İskoçya bakımından sorun açık biçimde iki düzeyli duruma gelmiştir: Hukuksal olarak referandum için gerekli yetki kimdedir? Demokratik ve siyasal açıdan ise soru “İskoç seçmenlerinde bağımsızlık konusunda yeniden doğrudan karar verme talebi ortaya çıkmışsa Westminster bunun karşısında hangi anayasal yaklaşımı benimsemelidir?” olmaktadır. İlk soruya mevcut hukuk çerçevesinde yanıt verilmiştir. İkinci soru ise anayasal düzenin geleceğine ilişkin siyasal bir sorundur.

Galler ve Kuzey İrlanda: Farklı Anayasal Yanıtlar

Galler bakımından sorun daha farklıdır. Galler'de bağımsızlık referandumu düzenleme yetkisinin Westminster'dan Senedd'e aktarılması konusunda açık bir hukuksal mekanizma bulunmamaktadır. House of Commons Library'nin 2026 değerlendirmesine göre Plaid Cymru 2026 Senedd seçimleri öncesinde Galler'in anayasal geleceği konusunda referandum yetkisinin Galler'e devredilmesini savunmuştur. Böyle bir değişikliğin Government of Wales Act 2006'da değişiklik yapılmasını gerektireceği belirtilmektedir. Dolayısıyla İskoçya'daki Section 30 mekanizması ile Galler'deki anayasal yetki tartışması arasında benzerlikler olmakla birlikte aynı hukuksal durum söz konusu değildir. Kuzey İrlanda'da ise durum daha da farklıdır. Belfast/Good Friday Anlaşması ve Northern Ireland Act 1998 anayasal statü değişikliğini doğrudan rıza ilkesine bağlamaktadır. Dolayısıyla Westminster'ın burada yalnızca kendi parlamenter egemenliği üzerinden hareket etmesi olanaklı değildir. Anayasal değişimin özel olarak tanımlanmış demokratik mekanizması bulunmaktadır. Böylece Westminster'ın önündeki üç sorun birbirinden ayrılmaktadır:

İskoçya: Referandum yetkisinin anayasal statüsü;

Galler: Referandum ve daha geniş anayasal yetkilerin devri;

Kuzey İrlanda: Önceden tanımlanmış rıza mekanizmasının işletilmesi.

Bu farklılık Birleşik Krallık'ın anayasal bütünlüğünün tek bir hukuksal mekanizmayla korunamayacağını göstermektedir.

Westminster'ın Önündeki Anayasal Seçenekler

Mevcut anayasal yapı bakımından Westminster'ın önünde kuramsal olarak birkaç farklı yol bulunmaktadır. Birinci yol, mevcut düzenin korunmasıdır. Bu yaklaşımda devolution devam eder ancak parlamenter egemenlik temel anayasal ilke olarak korunur ve bağımsızlık referandumları için gerekli yetkiler her olayda ayrıca değerlendirilir. İkinci yol, devolution'ın derinleştirilmesidir. Mali yetkiler, yasama yetkileri ve hükümetlerarası mekanizmalar genişletilebilir. Bu yaklaşım Birlik'in korunmasını hedefleyen daha esnek bir anayasal düzenleme oluşturabilir. Üçüncü yol, federal bir anayasal modele geçiştir. Bu durumda İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda ve İngiltere'nin yetkilerinin anayasal olarak tanımlanması ve Westminster'ın yetkilerinin de açık biçimde sınırlandırılması gerekir. Böyle bir model, mevcut devolution sisteminden niteliksel olarak farklı olacaktır. Dördüncü yol, yeni bir anayasal uzlaşmadır. Burada amaç yalnızca yetki devrini artırmak değil, Birleşik Krallık'ı oluşturan ulusal birimlerin anayasal statülerini yeniden tanımlayan daha kapsamlı bir düzenleme yapmaktır. Beşinci yol ise anayasal ayrışmanın demokratik süreçler yoluyla gerçekleşmesine izin verilmesidir. İskoçya veya Kuzey İrlanda bakımından bu ilgili hukuksal mekanizmaların işletilmesini ve Galler bakımından ise gerekli anayasal yetki düzenlemelerinin oluşturulmasını gerektirebilir. Bu seçenekler birbirini tamamen dışlayan kategoriler değildir. Örneğin daha güçlü devolution daha sonra federalizme geçişin ara aşaması olabilir. Buna karşılık federal bir düzenleme bağımsızlık taleplerini ortadan kaldırmak zorunda değildir.

Hükümetlerarası İlişkilerin Önemi

Birleşik Krallık'ın geleceğinde yalnızca yasama yetkilerinin dağılımı değil, hükümetlerarası ilişkilerin kurumsallaşması da belirleyici duruma gelmektedir. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda hükümetlerinin Westminster ile düzenli ilişki kurmaları uzun süredir anayasal sistemin bir parçasıdır. Ancak Cardiff Anlaşması ile İskoçya ve Galler arasındaki yatay ilişkilerin daha sistemli duruma gelmesi bu yapıya yeni bir boyut eklemektedir. Böylece Birleşik Krallık'ın anayasal ilişkileri üç eksende düşünülebilir: Westminster ile İskoçya/Galler/Kuzey İrlanda arasındaki eksen, İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda ekseni ve Birleşik Krallık İrlanda Cumhuriyeti ekseni. Özellikle üçüncü eksen Kuzey İrlanda bakımından Belfast Anlaşması nedeniyle zaten kurumsal bir niteliğe sahiptir. Cardiff gelişmesi ise ikinci eksenin güçlenebileceğini göstermektedir. Bu durum Birleşik Krallık'ın anayasal sistemini yalnızca dikey bir yetki devri sistemi olmaktan çıkarıp dikey ve yatay ilişkilerin birlikte işlediği çok merkezli bir anayasal sistem durumuna getirebilir.

Mali Boyut: Devolution'ın Sürdürülebilirliği

Anayasal yeniden yapılanmanın yalnızca hukuksal yetki dağılımı üzerinden ele alınması eksik olacaktır. Devolution'ın siyasal kapasitesi aynı zamanda mali kapasiteye bağlıdır. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'daki devredilmiş yönetimler kamu harcamalarının önemli bölümünü Birleşik Krallık hükümetinden aktarılan kaynaklarla finansmanı sağlanmaktadır. Barnett formülü [8] özellikle blok hibelerin yıllık değişimini belirleyen temel mekanizmalardan biridir. Bu durum anayasal özerklik ile mali bağımlılık arasında bir gerilim yaratmaktadır. Bir hükümet kendi seçimleriyle oluşmuş ve geniş siyasa yetkilerine sahip olsa bile bu siyasaların finansmanında Westminster'a önemli ölçüde bağımlıysa siyasal özerkliğin sınırları tartışmaya açık kalmaktadır. Cardiff Anlaşması'nın mali düzenlemeler ve ekonomik büyüme gibi alanları da kapsaması bu nedenle yalnızca ekonomik bir ayrıntı değildir. Mali kapasite gelecekteki anayasal düzenin uygulamada ne ölçüde özerk olabileceğinin temel göstergelerinden biri durumuna gelebilir.

Westminster'ın “Derin Devolution” Yaklaşımı

2026 itibarıyla Birleşik Krallık hükümetinin söyleminde devolution'ın tamamen geri alınmasından çok daha derin ve iş birliğine dayalı bir devolution anlayışının öne çıktığı görülmektedir. Temmuz 2026'da Başbakanlık tarafından yapılan Birinci Bakanlar görüşmesine ilişkin açıklamada Birleşik Krallık hükümetinin devredilmiş hükümetlerle daha işbirlikçi ilişkiler geliştirmeyi ve “derin (deeper) devolution” yaklaşımını desteklediği belirtilmiştir. Aynı açıklamada hükümetin o aşamada yeni referandumlar gibi anayasal değişikliklerden çok siyasa alanlarına odaklandığı ifade edilmiştir. Bu yaklaşım Westminster açısından önemli bir anayasal strateji alanı yaratmaktadır. Yetkilerin genişletilmesi Birlik'in korunması ile daha fazla özerklik talebi arasında bir ara çözüm oluşturabilir. Ancak burada yapısal bir sorun bulunmaktadır: Devolution'ın genişletilmesi bir yandan bağımsızlık taleplerinin siyasal çekiciliğini azaltabilecek daha yüksek düzeyde özerklik sağlayabilirken, diğer yandan İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın kendi kurumlarını ve siyasal kimliklerini daha da güçlendirebilir. Dolayısıyla devolution hem Birlik'i koruyan hem de Birlik'ten ayrılmayı olanaklı kılabilecek kurumsal kapasiteyi geliştiren çift yönlü bir süreçtir. Bu, Birleşik Krallık anayasal düzeninin temel paradokslarından biridir.

Westminster'ın Karşısındaki Temel Anayasal Çelişki

Westminster'ın karşı karşıya bulunduğu temel sorun parlamenter egemenlik ilkesinin hukuksal olarak sürdürülmesi ile çok merkezli demokratik meşruluğun siyasal gerçeklik durumuna gelmesi arasındaki farktır. Hukuksal açıdan Westminster istediği zaman devolution düzenlemelerini değiştirebilir. Fakat siyasal açıdan İskoç Parlamentosu, Senedd ve Northern Ireland Assembly artık yalnızca Westminster'ın oluşturduğu yönetsel kurumlar değildir. Bu kurumlar kendi seçimleriyle oluşmakta, kendi hükümetlerini üretmekte ve kendi toplumlarında demokratik meşruluk kazanmaktadır. Bu nedenle “Westminster hukuksal olarak yapabilir” ile “Westminster siyasal olarak yapmalıdır” aynı önermeler değildir. Anayasal kararlılık açısından ikinci soru giderek daha önemli olmaktadır. Çünkü anayasal düzen yalnızca hukuksal yetkinin varlığıyla değil, siyasal kurumların ve toplumların bu yetki kullanımını meşru kabul etmesiyle sürdürülebilir. Bu nedenle Birleşik Krallık'ın anayasal geleceği bakımından parlamenter egemenlik ilkesinin korunması ile demokratik rıza ilkesinin güçlendirilmesi arasında yeni bir denge kurulması gerekmektedir.

Birlik'in Yeniden Yapılandırılması Sorunu

Buradan hareketle Birleşik Krallık'ın anayasal geleceği bakımından temel sorun artık “Birlik korunacak mı?” sorusundan daha kapsamlıdır. Asıl sorun şudur: Birlik korunacaksa hangi anayasal biçimde korunacaktır? Mevcut modelin devamı olanaklıdır. Ancak İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'daki kurumsal gelişmeler mevcut modelin durağan kalmasını zorlaştırmaktadır. Devolution genişledikçe Birleşik Krallık daha fazla asimetrik duruma gelmektedir. Yatay hükümetlerarası ilişkiler güçlendikçe merkez-çevre ilişkisine yeni bir boyut eklenmektedir. Anayasal öz-belirleme talepleri güçlendikçe Westminster'ın parlamenter egemenliği ile demokratik rıza arasındaki gerilim görünür duruma gelmektedir. Bu nedenle Birleşik Krallık'ın anayasal geleceği üç farklı düzeyde yeniden yapılandırılabilir: Birinci düzey, yetki devrinin genişletilmesidir. İkinci düzey, yetki paylaşımının anayasal olarak güvence altına alınmasıdır. Üçüncü düzey, Birleşik Krallık'ın çok uluslu bir anayasal birlik olarak yeniden tanımlanmasıdır. Üçüncü düzey federalizmden daha geniş bir kavramsal tartışmayı gerektirebilir. Çünkü Kuzey İrlanda'nın özel statüsü, Galler'in farklı anayasal seçenekleri ve İskoçya'nın bağımsızlık talebi klasik simetrik federalizm modelinin doğrudan uygulanmasını güçleştirmektedir. Dolayısıyla gelecekte ortaya çıkabilecek düzenin mevcut federal devlet örneklerinin basit bir kopyası olması gerekmemektedir. Daha olası anayasal tartışma asimetrik fakat anayasal olarak güvence altına alınmış çok uluslu bir birlik modelinin nasıl kurulabileceği üzerinde yoğunlaşabilir.

Genel Çözümleme

Westminster'ın konumu Birleşik Krallık'ın anayasal geleceğindeki temel paradoksu açık biçimde ortaya koymaktadır. Parlamento hukuksal olarak egemenliğini korumaktadır ancak bu egemenliğin kullanıldığı siyasal sistem artık tek merkezli değildir. Devolution, Westminster'ın hukuksal egemenliğini sona erdirmemiştir. Buna karşılık İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'da kendi demokratik meşruluklarını üreten siyasal kurumlar yaratmıştır. Böylece hukuksal merkezilik ile siyasal çoğulluk aynı anayasal sistem içerisinde birlikte var olmaktadır. İskoçya'daki referandum yetkisi tartışması, Galler'deki anayasal yeniden konumlanma arayışı ve Kuzey İrlanda'daki rıza ilkesi bu farklılığın üç ayrı görünümünü oluşturmaktadır. Cardiff girişimi ise bunlara dördüncü bir boyut eklemiş ve devolution kurumları arasında yatay siyasal ve hükümetlerarası ilişkilerin gelişebileceğini göstermiştir. Bu nedenle Westminster'ın önündeki sorun yalnızca daha fazla veya daha az yetki devretmek değildir. Temel sorun Birleşik Krallık'ın gelecekte nasıl bir anayasal birlik olacağıdır. Mevcut gelişmeler ışığında üç temel anayasal yönelim belirginleşmektedir: mevcut devolution modelinin korunması, devolution'ın daha ileri düzeyde derinleştirilmesi veya Birleşik Krallık'ın daha açık biçimde federal/çok uluslu bir anayasal düzene dönüştürülmesi. Bunların yanında İskoçya ve Kuzey İrlanda bakımından anayasal ayrılma süreçleri de ilgili hukuksal mekanizmalar çerçevesinde ayrı seçenekler olarak varlığını sürdürmektedir. Dolayısıyla Birleşik Krallık'ın anayasal geleceği açısından belirleyici soru artık “Birlik bölünüyor mu?” sorusundan önce gelmektedir: “Birlik, mevcut biçimiyle sürdürülebilir mi; sürdürülemiyorsa hangi anayasal yeniden yapılanma biçimi ortaya çıkabilir?” Bir sonraki bölümün konusu tam da bu sorudur. Mevcut verilerden hareketle statüko güçlendirilmiş devolution, federal Birleşik Krallık ve yeni anayasal birlik ve ayrışma gibi seçeneklerin birbirlerinden hangi anayasal mekanizmalar bakımından ayrıldığının sistemli biçimde çözümlenmesi gerekmektedir.

BİRLEŞİK KRALLIK’IN OLASI ANAYASAL GELECEKLERİ

Birleşik Krallık’ın geleceğine ilişkin tartışmayı yalnızca “Birlik devam edecek mi, yoksa dağılacak mı?” ikiliğine indirgemek mevcut anayasal gelişmelerin niteliğini tam olarak açıklamamaktadır. Çünkü İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’da ortaya çıkan siyasal talepler aynı doğrultuda gelişmemekte ve aynı anayasal araçlara dayanmadığı gibi aynı hedefi de taşımamaktadır. İskoçya’da bağımsızlık referandumu ve devlet olma talebi belirginleşirken, Galler’de anayasal statünün yeniden tanımlanması daha geniş yetkiler ve anayasal öz-yönetim üzerinde yoğunlaşan bir tartışma bulunmaktadır. Kuzey İrlanda’da ise anayasal değişimin temel hukuksal çerçevesi Belfast/Good Friday Anlaşması tarafından belirlenmiş ve birleşme sorunu açık biçimde demokratik rıza ilkesine bağlanmıştır. Dolayısıyla Birleşik Krallık’ın anayasal geleceği açısından birbirinden farklı fakat birbirini etkileyebilecek en az beş seçenek bulunmaktadır: mevcut devolution düzeninin korunması, devolution'ın daha da derinleştirilmesi, federal bir Birleşik Krallık'a geçiş, yeni bir anayasal birlik sözleşmesinin oluşturulması ve bazı kurucu ulusların Birlik'ten ayrılması. Bunların hiçbirisi mevcut durumda gerçekleşmiş bir anayasal sonuç değildir. Bunlar, mevcut kurumsal ve siyasal gelişmelerden hareketle tanımlanabilecek farklı anayasal yönelimlerdir.

Mevcut Devolution Modelinin Sürdürülmesi

İlk seçenek Birleşik Krallık'ın mevcut anayasal yapısının esas itibarıyla korunması ve İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'daki yetki devri düzenlemelerinin temel çerçevesinin değiştirilmemesidir. Bu modelde Westminster'ın parlamenter egemenliği devam ederken devredilmiş yetkiler ilgili parlamentolar ve hükümetler tarafından kullanılmaya devam eder. Bu seçeneğin önemli özelliği Birleşik Krallık'ın anayasal esnekliğinden yararlanmasıdır. Devolution'ın kendisi de tek seferde oluşturulmuş ve tamamlanmış bir federal anayasa değildir ve yetkilerin kapsamı zaman içinde yasalarla değiştirilebilmektedir. House of Commons Library de Birleşik Krallık'taki devolution sisteminin federal veya konfederal sistemlerden farklı olduğunu ve Westminster'ın anayasal konumunun devam ettiğini belirtmektedir. Ancak bu modelin temel sorunu özellikle İskoçya'da ortaya çıkan demokratik yetki ve anayasal rıza taleplerine mevcut durumuyla nasıl yanıt verileceğidir. 2022 tarihli Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi kararı İskoç Parlamentosu'nun tek taraflı olarak bağımsızlık referandumu düzenleme yetkisine sahip olmadığını ortaya koymuş ve 2026 seçimlerinden sonra İskoç hükümetinin yeni bir Section 30 Order talebi ise Birleşik Krallık hükümeti tarafından reddedilmiştir. Bu nedenle mevcut modelin sürdürülmesi anayasal sorunu ortadan kaldırmaktan çok mevcut yetki sınırları içinde yönetilmesi anlamına gelecektir.

Güçlendirilmiş Devolution

İkinci seçenek Birlik korunurken İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın yetkilerinin genişletilmesidir. Bu model özellikle mali yetkiler, vergilendirme, sosyal siyasa, ekonomik kalkınma ve uluslararası ilişkilerde daha geniş hareket alanı oluşturabilir. Bu seçenekte Birleşik Krallık'ın tekil niteliği bütünüyle ortadan kalkmaz fakat merkez ile kurucu ulusal birimler arasındaki yetki dağılımı daha belirgin biçimde yerinden yönetimci (adem-i merkeziyetçi) duruma gelir. Böyle bir gelişme mevcut devolution sisteminin daha ileri bir biçimi olarak düşünülebilir. Bununla birlikte, güçlendirilmiş devolution'ın anayasal açıdan çift yönlü bir etkisi bulunmaktadır. Bir yandan farklı ulusal kimliklerin ve demokratik taleplerin Birlik içinde karşılanmasını kolaylaştırabilir ve diğer yandan İskoçya ve Galler'deki parlamentoların, hükümetlerin ve kamu yönetimlerinin kurumsal kapasitesini artırarak kendi siyasal kimliklerini daha da güçlendirebilir. Dolayısıyla devolution yalnızca Birlik'i koruyan bir mekanizma değil, aynı zamanda daha ileri anayasal özerklik taleplerinin kurumsal altyapısını oluşturan bir süreç de olabilir. Mali boyut burada özellikle önemlidir. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'daki devredilmiş yönetimler kamu harcamalarının önemli bölümünü Birleşik Krallık hükümetinden sağlanan blok hibeler yoluyla finanse etmektedir. Barnett formülü bu hibelerdeki yıllık değişimin hesaplanmasında kullanılmaktadır. Bu durum siyasal özerklik ile mali özerklik arasındaki ilişkinin Birleşik Krallık'ın gelecekteki anayasal düzenlemesinde merkezi bir konu olacağını göstermektedir.

Federal Birleşik Krallık

Üçüncü seçenek federalizmdir. Federal bir Birleşik Krallık modelinde İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda ve İngiltere'nin anayasal statüleri daha açık biçimde tanımlanabilir ve yetki paylaşımı anayasal güvence altına alınabilir. Böylece Westminster'ın yetkileri ile kurucu birimlerin yetkileri arasında yalnızca parlamenter yasalarla değil, daha sistemli bir anayasal düzenlemeyle belirlenmiş bir sınır oluşturulabilir. Federalizm ile mevcut devolution arasındaki temel fark burada ortaya çıkmaktadır. Devolution yetkilerin merkez tarafından devredilmesine dayanırken federalizmde yetki paylaşımının anayasal olarak güvence altına alınması söz konusudur. Mevcut Birleşik Krallık modeli ise bu iki yaklaşım arasında yer almakta ve anayasal olarak devolution'a dayanmakla birlikte siyasal olarak giderek daha çok katmanlı bir yönetime dönüşmektedir. Federal seçenek açısından en önemli sorun ise yalnızca İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın statüsü değildir. İngiltere'nin kendisinin federal yapı içinde nasıl temsil edileceği de çözülmesi gereken temel bir sorundur. İngiltere'nin nüfus ve ekonomik ağırlığı nedeniyle yalnızca dört birimli simetrik bir federal modelin kurulması Westminster'ın ve İngiltere'nin siyasal ağırlığı sorununu kendiliğinden çözmeyecektir. Bu nedenle federalizm yalnızca “daha fazla yetki devri” anlamına gelmemektedir. Westminster'ın yetkilerinin yeniden tanımlanmasını, İngiltere'nin anayasal konumunun belirlenmesini ve mali kaynakların paylaşımının yeniden düzenlenmesini gerektiren kapsamlı bir anayasal yeniden yapılanma anlamına gelir.

Yeni Bir Anayasal Birlik Sözleşmesi

Dördüncü seçenek klasik federalizme geçmeden Birleşik Krallık'ın kurucu ulusal birimleri arasındaki ilişkiyi yeni bir anayasal sözleşmeyle yeniden tanımlamaktır. Bu yaklaşımda amaç Birleşik Krallık'ı basit biçimde merkeziyetçi bir devlet olarak korumak veya doğrudan federal bir devlete dönüştürmek yerine İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda ve İngiltere arasındaki anayasal ilişkinin karşılıklı yetki, demokratik rıza ve ortak yönetim ilkeleri temelinde yeniden düzenlenmesidir. Bu seçenek Birleşik Krallık'ın yazılı duruma getirilmemiş anayasal yapısı bakımından ayrıca önem taşımaktadır. Birleşik Krallık'ın tek bir anayasa metni bulunmamaktadır. Anayasal düzen yasalar, teamüller, yargısal kararlar ve siyasal uygulamaların birlikte oluşturduğu karmaşık bir yapı niteliğindedir. 2026 yılında Westminster'da yazılı/kodifiye bir anayasa konusunun yeniden gündeme gelmesi de bu tartışmanın artık yalnızca akademik bir konu olmadığını göstermektedir. Yeni bir anayasal birlik sözleşmesi, dolayısıyla, “Birleşik Krallık'ın devamı mı, parçalanması mı?” sorusunun ötesine geçerek “Birlik hangi koşullarda ve hangi anayasal ilkeler temelinde devam edebilir?” sorusunu merkeze alabilir. Cardiff Anlaşması bu açıdan doğrudan yeni bir anayasa yaratmamaktadır. Anlaşma hukuksal olarak bağlayıcı değildir ve İskoçya ile Galler hükümetlerinin mevcut yasal yetkilerini değiştirmemektedir. Bununla birlikte, iki hükümet arasında anayasal gelişmeler devolution düzenlemeleri ve öz-yönetimin genişletilmesi konusunda düzenli iş birliği öngörmesi, Birleşik Krallık içindeki yatay hükümetlerarası ilişkilerin geliştiğini göstermektedir. Bu nedenle Cardiff Girişimi sonuçlanmış bir anayasal model değil, yeni bir anayasal ilişki arayışının kurumsal göstergesi olarak değerlendirilebilir.

Kurucu Birimlerden Birinin veya Birkaçının Birlik'ten Ayrılması

Beşinci seçenek Birleşik Krallık'ın mevcut siyasal bütünlüğünün korunamaması ve kurucu ulusal birimlerden birinin veya birkaçının Birlik'ten ayrılmasıdır. İskoçya açısından bunun temel hukuksal ve siyasal yolu bağımsızlık referandumu olacaktır. Ancak 2022 Yüksek Mahkeme kararı sonrasında İskoç Parlamentosu'nun tek başına böyle bir referandum düzenleyemeyeceği açık duruma gelmiştir. Dolayısıyla İskoçya'nın bağımsızlığı sorunu yalnızca halk desteğinin oluşup oluşmamasıyla değil, referandumun hangi anayasal yetki temelinde yapılacağıyla da ilgilidir. Galler açısından durum farklıdır. Galler'deki bağımsızlık tartışması gelişmekle birlikte İskoçya'dakiyle aynı anayasal ve siyasal gelişimi izlememektedir. 2026 seçimleri sonrasında bağımsızlık referandumu için gerekli yetkilerin devredilmesi talebi gündeme gelmiş olsa da bunun gerçekleşmesi mevcut yasal çerçevenin değiştirilmesini gerektirmektedir. Kuzey İrlanda'da ise ayrılma mekanizması daha önceden tanımlanmıştır. Belfast/Good Friday Anlaşması'nın rıza ilkesi gereğince anayasal statünün değişmesi, Kuzey İrlanda halkının çoğunluğunun birleşik İrlanda yönündeki tercihine bağlanmıştır. Dolayısıyla burada söz konusu olan İskoçya örneğindeki gibi yeni bir bağımsız devlet oluşturulması değil, mevcut Birleşik Krallık'tan ayrılarak başka bir egemen devletle birleşme olasılığıdır. Bu üç örnek birlikte ele alındığında, “Birleşik Krallık'ın bölünmesi” kavramının hukuksal olarak tek biçimli bir süreç olmadığı görülmektedir.

Beş Seçeneğin Karşılaştırmalı Anlamı

Bu anayasal seçenekler aşağıdaki biçimde kavramsallaştırılabilir:

Çizelge 2:

 

Beş Seçeneğin Karşılaştırılması

Anayasal yönelim

Birlik

Devolution

Westminster'ın konumu

Ulusal birimlerin konumu

Mevcut model

Korunur

Mevcut düzey

Belirleyici

Mevcut yetkiler

Güçlendirilmiş devolution

Korunur

Genişler

Azalan fakat korunmuş

Daha geniş özerklik

Federal model

Korunur

Anayasal güvenceye kavuşur

Yeniden tanımlanır

Anayasal ortaklar

Yeni anayasal birlik

Yeniden tanımlanır

Genişleyebilir

Paylaşılan yetki yapısı

Daha güçlü kurucu statü

Ayrılma

Değişir/parçalanır

İlgili birimde sona erer veya dönüşür

Yeni ilişki biçimi

Ayrı egemenlik

 

Bu çizelge bir tercih sıralaması değil, anayasal seçeneklerin yapısal farklılıklarını göstermektedir. Burada özellikle dikkat edilmesi gereken nokta seçeneklerin birbirlerini dışlayan ve tek aşamada gerçekleşen modeller olmamasıdır. Güçlendirilmiş devolution federalizme doğru geçişin ara aşaması olabilir, yeni bir anayasal birlik sözleşmesi daha geniş devolution ile birlikte uygulanabilir, buna karşılık başarısız anayasal uzlaşma, bazı birimlerde ayrılık talebinin güçlenmesine yol açabilir. Dolayısıyla Birleşik Krallık'ın anayasal geleceği tek bir karar anından çok aşamalı bir yeniden yapılanma süreci olarak ortaya çıkabilir.

Cardiff Girişiminin Bu Seçenekler İçindeki Yeri

Cardiff Girişimi'nin anayasal önemi tam da bu noktada ortaya çıkmaktadır. 14 Eylül 2026 tarihli Cardiff Anlaşması İskoçya ve Galler hükümetleri arasında doğrudan bir bağımsızlık anlaşması değildir. Hukuksal olarak bağlayıcı değildir ve tarafların mevcut yasal yetkilerini değiştirmemektedir. Bununla birlikte, iki hükümetin anayasal gelişmeler ve öz-yönetimin genişletilmesi konusunda ortak çalışma yürütmesini öngörmektedir. Bu gelişme, Birleşik Krallık'ın anayasal yapısında yalnızca dikey bir ilişkinin (Westminster ile yetki devredilmiş hükümetler arasındaki ilişkinin) değil, yatay ilişkilerin de önem kazandığını göstermektedir. Bu bakımdan Cardiff Girişimi'nin esas yeniliği henüz yeni bir anayasal blok oluşturmuş olması değil, İskoçya ve Galler'in anayasal geleceklerini tartışırken birbirleriyle kurumsal olarak daha yakın ilişki kurmaya başlamalarıdır. Bu durum, Birleşik Krallık'ın geleceğine ilişkin görüşmelerin yalnızca Westminster merkezli olmaktan çıkarak çok merkezli bir nitelik kazanabileceğini göstermektedir. Ancak burada önemli bir ayrım korunmalıdır: ortak anayasal söylem, ortak siyasal hedef ve ortak kurumsal blok aynı şey değildir. Cardiff Anlaşması şu aşamada bir iş birliği çerçevesidir. Dolayısıyla bundan hareketle İskoçya ve Galler'in birlikte hareket eden yeni bir siyasal blok oluşturduğu sonucuna ulaşmak için henüz yeterli kurumsal veri bulunmamaktadır.

Anayasal Geleceğin Belirleyici Değişkenleri

Birleşik Krallık'ın hangi anayasal yöne evrileceğini belirleyecek temel değişkenler birkaç başlık altında toplanabilir. İlk değişken demokratik rızadır. İskoçya'da bağımsızlık referandumu talebi, Galler'de anayasal gelecek üzerinde karar verme talebi ve Kuzey İrlanda'da birleşme için rıza ilkesi, anayasal meşruluğun yalnızca Westminster Parlamentosu'nun hukuksal egemenliğiyle açıklanamayacağını göstermektedir. İkinci değişken kurumsal kapasitedir. İskoç Parlamentosu, Senedd Cymru ve Kuzey İrlanda Meclisi yalnızca simgesel ulusal kurumlar olmaktan çıkmış ve kamu siyasalarının önemli bölümlerini yöneten siyasal kurumlara dönüşmüştür. Bu kurumların gelişmesi farklı ulusal siyasal alanların oluşmasına katkıda bulunmaktadır. Üçüncü değişken mali özerkliktir. Siyasal karar verme yetkisi ile mali kaynaklar arasındaki ilişki gelecekteki anayasal düzenlemenin en somut sorunlarından biri olacaktır. Yetki genişlerken mali bağımlılığın devam etmesi anayasal özerklik tartışmasının tamamlanmasını güçleştirebilir. Dördüncü değişken İngiltere'nin anayasal konumudur. Birleşik Krallık'ın geleceğine ilişkin tartışmalar çoğu zaman İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda üzerinden yürütülmektedir. Oysa Birleşik Krallık nüfusunun büyük bölümünü oluşturan İngiltere'nin ayrı bir ulusal parlamento ve hükümete sahip olmaması herhangi bir federal veya yeni birlik modelinin temel sorunlarından biri olacaktır. Beşinci değişken Westminster'ın anayasal yaklaşımıdır. Westminster'ın mevcut parlamenter egemenlik modelini koruyarak sınırlı düzenlemeler yapması ile yeni bir anayasal sözleşme arayışına girmesi gelecekteki seçeneklerin alanını önemli ölçüde farklılaştırabilir. Son olarak yatay ulusal iş birliği önem kazanmaktadır. Cardiff Anlaşması gibi gelişmeler yetki devredilmiş hükümetlerin yalnızca Westminster ile ilişkiler kurmadığını, birbirleriyle de anayasal ve siyasal ilişkiler geliştirebildiğini göstermektedir.

Çözümlemenin Temel Çıkarımı

Bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde Birleşik Krallık'ın karşı karşıya bulunduğu sorun basit biçimde “ayrılıkçı hareketler” sorunu olarak tanımlanamaz. Daha derindeki sorun aynı anayasal devlet içinde birden fazla ulusal kimliğin, demokratik meşruluk merkezinin ve siyasal karar verme düzeyinin nasıl bir arada tutulacağıdır. Bu nedenle Birleşik Krallık'ın anayasal geleceği açısından asıl soru “Birleşik Krallık bölünecek mi?” sorusundan daha kapsamlıdır: Birleşik Krallık farklı ulusal toplulukların anayasal gelecekleri üzerinde söz sahibi olma taleplerini Westminster'ın parlamenter egemenliği ile bağdaştırabilecek yeni bir anayasal ilişki kurabilecek midir? İskoçya örneği bu sorunun bağımsızlık talebi üzerinden, Galler örneği anayasal yeniden konumlanma üzerinden ve Kuzey İrlanda örneği ise önceden tanımlanmış demokratik rıza mekanizması üzerinden ortaya çıktığını göstermektedir. Cardiff Girişimi ise bu farklı süreçlere yeni bir boyut eklemekte ve kurucu ulusal birimler arasındaki yatay ilişkilerin de anayasal geleceğin unsurlarından biri durumuna gelebileceğine işaret etmektedir. Dolayısıyla mevcut gelişmeler Birleşik Krallık'ın anayasal bütünlüğünün otomatik olarak çözüldüğünü göstermemektedir. Ancak mevcut anayasal düzenin aynı biçimde devam edeceğini varsaymak da giderek daha güç hale gelmektedir. Sorun artık yalnızca Birlik'in korunması değil, Birlik'in hangi anayasal biçimde sürdürülebileceği sorunudur.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu araştırmada Birleşik Krallık'ın güncel anayasal geleceği İskoçya'nın bağımsızlık talebi, Galler'in anayasal yeniden konumlanma arayışı ve Kuzey İrlanda'nın birleşme olasılığı ve 2026 yılında ortaya çıkan Cardiff Girişimi çerçevesinde incelenmiştir. Çözümleme Birleşik Krallık'ın karşı karşıya bulunduğu anayasal sorunun yalnızca belirli bölgelerdeki bağımsızlık taleplerinden ibaret olmadığını ve daha derinde aynı devlet yapısı içerisinde farklı ulusal kimliklerin, farklı demokratik meşruluk merkezlerinin ve farklı anayasal gelecek beklentilerinin birlikte varlığını sürdürmesinden kaynaklandığını ortaya koymaktadır.

Birleşik Krallık'ın tarihsel oluşumu da bu sonucu desteklemektedir. İngiltere, İskoçya, Galler ve İrlanda'nın farklı tarihsel süreçler sonunda aynı siyasal yapı içerisinde birleşmesi Birleşik Krallık'ı klasik anlamda tek uluslu bir ulus-devletten farklılaştırmıştır. İrlanda'nın büyük bölümünün Birlik'ten ayrılması ve Kuzey İrlanda'nın Birleşik Krallık içerisinde kalması ise bu yapının tarihsel olarak değişmez olmadığını göstermiştir. Günümüzde Birleşik Krallık bu nedenle farklı ulusal toplulukların aynı egemenlik çatısı altında tutulduğu çok uluslu ve asimetrik bir anayasal birlik niteliği taşımaktadır. House of Commons Library de Birleşik Krallık'ın tarihsel olarak bir “State of Unions” veya çok uluslu devlet olarak geliştiğini belirtmektedir.

Devolution'ın Çelişkili İşlevi

Araştırmanın temel bulgularından biri 1990'ların sonundan itibaren uygulanan devolution sisteminin Birleşik Krallık'ın anayasal bütünlüğü açısından çift yönlü bir işlev üstlenmiş olmasıdır. Devolution başlangıçta farklı ulusal talepleri Birlik içerisinde karşılayabilecek bir kurumsal mekanizma olarak gelişmiştir. İskoç Parlamentosu, Senedd Cymru ve Kuzey İrlanda Meclisi'nin oluşturulması, ulusal farklılıkların merkezi siyasal sistem içerisinde kurumsal biçimde temsil edilmesini sağlamıştır. Bununla birlikte bu kurumlar zaman içerisinde yalnızca Westminster'ın devrettiği yetkileri kullanan yönetsel yapılar olmaktan çıkmış ve kendi demokratik meşruluklarını, siyasal gündemlerini ve kurumsal kimliklerini geliştirmiştir. Devolution'ın federalizmden farklı olduğu ve hukuksal olarak Westminster'ın egemenliğinin devam ettiği açıktır. Ancak siyasal sonuç Birleşik Krallık içerisinde birden fazla demokratik karar alma merkezinin oluşmasıdır. Bu nedenle devolution'ın paradoksal niteliği şu biçimde ifade edilebilir: Devolution Birlik'i korumak amacıyla oluşturulmuş olmakla birlikte Birlik'ten daha ileri anayasal özerklik talep edebilecek kurumsal kapasiteyi de geliştirmiştir. İskoçya bunun en açık örneğidir. 2014 referandumu bağımsızlık sorununu demokratik bir karar konusu durumuna getirmiş, Brexit sonrasında Birleşik Krallık ile İskoçya arasındaki siyasal tercih farklılıkları daha görünür olmuş ve 2022 Yüksek Mahkeme kararı ise bağımsızlık referandumunun hukuksal yetki sorununu belirginleştirmiştir. 2026 yılında yayımlanan taslak Bağımsızlık Referandumu Yasası konunun İskoç siyasal gündeminde kurumsallaşmış niteliğini daha da açık biçimde göstermektedir. Ancak taslak gerekli yetkiler sağlanmadan yürürlüğe girecek bir referandum mekanizması oluşturmamaktadır. Dolayısıyla İskoçya'daki sorun artık yalnızca “bağımsızlık isteyenler ile istemeyenler” arasındaki siyasal yarışma değildir. Sorunun anayasal boyutu, İskoç halkının anayasal geleceğine ilişkin karar verme yetkisinin hangi kurum tarafından ve hangi hukuksal mekanizma aracılığıyla kullanılacağı sorusuna dönüşmüştür.

İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda Aynı Anayasal Sürecin Parçaları mı?

Araştırmanın ikinci önemli bulgusu İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'daki gelişmelerin ortak bir anayasal bağlam içerisinde değerlendirilmesi gerektiği ancak bunların aynı siyasal sürecin eş değer örnekleri olmadığıdır. İskoçya'da temel sorun bağımsızlık ve bunun için referandum düzenleme yetkisidir. Galler'de tartışma daha yeni gelişmekte olan bir anayasal yeniden konumlanma sürecidir. Galler'in bağımsızlığı konusunda siyasal tartışma bulunmakla birlikte ülkenin anayasal geleceğine ilişkin seçenekler daha geniş bir yelpazede ele alınmaktadır. Nitekim Galler'in Anayasal Geleceği Bağımsız Komisyonu güçlendirilmiş devolution, federal Birleşik Krallık ve bağımsızlık olmak üzere üç temel anayasal seçenek ortaya koymuştur. Kuzey İrlanda ise hukuksal olarak farklı bir konumdadır. Belfast/Good Friday Anlaşması anayasal statünün değiştirilmesini demokratik rıza ilkesine bağlamış ve Birleşik İrlanda yönündeki çoğunluk iradesinin gerçekleşmesi durumunda anayasal değişimin yolunu önceden tanımlamıştır. Dolayısıyla Kuzey İrlanda'daki sorun İskoçya'daki bağımsızlık tartışmasının bir yinelemesi değildir. Bu farklılıklar önemli bir sonuç doğurmaktadır: Birleşik Krallık'ın anayasal geleceği tek bir ayrılma mekanizması üzerinden şekillenmeyecektir. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın anayasal talepleri farklı hukuksal dayanaklara, farklı tarihsel deneyimlere ve farklı siyasal süreçlere sahiptir. Bununla birlikte bu süreçlerin ortak bir özelliği vardır: üçünde de ulusal toplulukların kendi siyasal ve anayasal gelecekleri üzerinde daha fazla söz sahibi olma talepleri önem kazanmıştır.

Cardiff Girişimi: Yeni Bir Aşamanın İşareti

14 Eylül 2026 tarihinde imzalanan Cardiff Anlaşması bu anayasal gelişmelere yeni bir boyut eklemiştir. İskoç ve Galler hükümetleri tarafından imzalanan anlaşma çocuk yoksulluğu, yaşam maliyeti, ekonomik kalkınma, mali düzenlemeler, iklim değişikliği, uluslararası ilişkiler, Avrupa Birliği ile ilişkiler, dil, kültür, medya ve spor gibi alanlarda iş birliği çerçevesi oluşturmuştur. Bunun yanında iki hükümet, anayasal gelişmeler ve devolution düzenlemeleri konusunda bilgi, deneyim ve uzmanlık paylaşımını da öngörmüştür. Cardiff Anlaşması'nın anayasal önemi doğrudan bir bağımsızlık anlaşması olmasından değil, Westminster merkezli dikey anayasal ilişkilerin yanına İskoçya-Galler arasında yatay bir anayasal ilişki boyutu eklemesinden kaynaklanmaktadır. Bu gelişme aynı zamanda önemli bir ayrımı gerekli kılmaktadır. Cardiff Anlaşması İskoçya ile Galler'in Birleşik Krallık'tan ayrılması konusunda ortak bir karar değildir. İki hükümetin anayasal geleceklerinin aynı olacağı anlamına da gelmemektedir. Anlaşma açık biçimde iki hükümetin farklı demokratik yetkilere, farklı önceliklere ve farklı anayasal süreçlere sahip olduğunu kabul etmektedir. Bununla birlikte, iki hükümetin kendi anayasal geleceklerini belirleme hakkını demokratik yollarla kullanma konusunda ortak bir ilke etrafında buluşması Birleşik Krallık'ın anayasal tartışmasına yeni bir aktörler arası boyut kazandırmaktadır. Bu nedenle Cardiff Girişimi sonuçtan çok eşik niteliğinde bir gelişme olarak değerlendirilebilir.

Westminster'ın Parlamenter Egemenliği ile Çok Merkezli Meşruluk Arasındaki Gerilim

Araştırmanın üçüncü temel bulgusu Birleşik Krallık'ın anayasal sorununun hukuksal egemenlik ile siyasal meşruluk arasındaki farklılaşmadan kaynaklandığıdır. Westminster'ın parlamenter egemenliği hukuksal olarak devam etmektedir. Devolution bu temel anayasal ilkeyi ortadan kaldırmamıştır. Birleşik Krallık Parlamentosu hukuksal olarak yetki devredilmiş alanlarda dahi yasama yetkisini bütünüyle kaybetmiş değildir. Sewel Convention ise bu yetkinin kullanılmasını siyasal olarak sınırlayan, fakat Westminster'a hukuksal olarak bağlayıcı bir veto mekanizması oluşturmayan bir anayasal teamül niteliğindedir. Buna karşılık İskoç Parlamentosu, Senedd Cymru ve Kuzey İrlanda Meclisi de demokratik seçimlerle oluşturulmuş siyasal kurumlar olarak kendi toplumlarında meşruluk üretmektedir. Böylece Birleşik Krallık anayasal düzeninde iki farklı düzey ortaya çıkmaktadır: hukuksal egemenlik bakımından Westminster ve demokratik temsil ve siyasal meşruluk bakımından ise çok merkezli bir anayasal yapı. Bu iki düzey her zaman çatışmamaktadır. Ancak anayasal geleceğin tartışmalı olduğu konularda aralarındaki gerilim belirginleşmektedir. İskoç bağımsızlık referandumu bunun en açık örneğidir. İskoç Parlamentosu ve hükümeti demokratik bir yetki bulunduğunu ileri sürerken Westminster ve Birleşik Krallık hukuk düzeni referandum yetkisinin anayasal sınırlarını farklı biçimde tanımlamaktadır. 2022 Yüksek Mahkeme kararı bu ayrımı hukuksal düzeyde açık duruma getirmiştir. Bu nedenle Birleşik Krallık'ın gelecekteki anayasal tartışmasının temel ekseni yalnızca “daha fazla veya daha az yetki” olmayacak aynı zamanda “anayasal karar verme yetkisinin kaynağı nedir?” sorusu olacaktır.

“Birleşik Krallık Bölünüyor mu?” Sorununa Yanıt

Araştırmanın başlangıcında ortaya konulan temel soruya bu aşamada daha açık bir yanıt verilebilir. Mevcut gelişmeler, Birleşik Krallık'ın anayasal olarak bölünmüş olduğu sonucunu ortaya koymamaktadır. İskoçya bağımsız bir devlet değildir ve Galler bağımsızlık sürecine girmiş değildir. Kuzey İrlanda'nın anayasal statüsü değişmiş değildir. Cardiff Anlaşması da Birleşik Krallık'ın parçalanmasına ilişkin bir anlaşma değildir. Buna karşılık Birleşik Krallık'ın mevcut anayasal yapısının değişmez olduğu sonucuna ulaşmak da olanaklı değildir. İskoçya'da bağımsızlık talebi kurumsallaşmış durumdadır. Galler'de anayasal statü konusunda daha kapsamlı bir tartışma gelişmektedir. Kuzey İrlanda'da anayasal statünün değişmesine ilişkin hukuksal mekanizma zaten Belfast Anlaşması tarafından tanımlanmıştır. Cardiff Anlaşması ise İskoçya ve Galler hükümetleri arasındaki yatay anayasal iş birliğini yeni bir düzeye taşımıştır. Aynı zamanda Birleşik Krallık'ta yazılı ve kodifiye bir anayasa bulunmaması anayasal ilişkinin yeni siyasal uzlaşmalar ve yasal düzenlemeler yoluyla yeniden şekillendirilebilmesine olanak sağlamaktadır. Bu nedenle mevcut durumu “Birleşik Krallık bölünüyor” biçiminde tanımlamak yerine “Birleşik Krallık'ın anayasal ilişkileri yeniden görüşme konusu yapılan bir döneme girmiştir” biçiminde tanımlamak daha açıklayıcıdır. Sorunun özü artık yalnızca Birlik'in korunup korunmayacağı değildir. Asıl sorun Birlik'in mevcut anayasal biçiminin farklı ulusal toplulukların değişen siyasal taleplerini karşılayıp karşılayamayacağıdır.

Anayasal Gelecek Açısından Genel Çıkarım

Çözümlemenin bütününe bakıldığında Birleşik Krallık'ın önünde tek bir anayasal seçenek bulunmadığı görülmektedir. Mevcut devolution modelinin korunması, yetkilerin daha da genişletilmesi, federal bir yapıya geçilmesi, yeni bir anayasal birlik sözleşmesi oluşturulması veya bazı kurucu birimlerin demokratik süreçlerle Birlik'ten ayrılması farklı anayasal yollar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu seçenekler arasında önceden belirlenmiş bir sonuç bulunmamaktadır. Her birinin gerçekleşebilmesi farklı hukuksal, siyasal ve toplumsal koşullara bağlıdır. Bununla birlikte mevcut gelişmeler özellikle üç yapısal değişimi görünür kılmaktadır. Birincisi, Birleşik Krallık'ı anayasal düzeni giderek daha çok merkezli hale gelmektedir. İkincisi, ulusal kimlik ile demokratik meşruluk arasındaki ilişki anayasal tartışmanın merkezine yerleşmektedir. Üçüncüsü, devolution artık yalnızca merkezi iktidarın yetki devri mekanizması değil, Birleşik Krallık'ın gelecekteki anayasal biçiminin belirlenmesinde etkili olabilecek bir siyasal kapasite üretme mekanizması durumuna gelmektedir. Bu üç gelişme birlikte değerlendirildiğinde Birleşik Krallık'ın anayasal bütünlüğünün geleceği Westminster'ın tek taraflı kararlarından çok farklı demokratik meşruluk merkezleri arasında kurulabilecek yeni ilişkinin niteliğine bağlı olacaktır.

Sonuç

Bu araştırmanın temel sonucu Birleşik Krallık'ın anayasal geleceğinin “birlik veya bölünme” ikiliğinden daha karmaşık bir yeniden yapılanma sorunu olduğudur. İskoçya'nın bağımsızlık talebi, Galler'in anayasal yeniden konumlanması ve Kuzey İrlanda'nın rıza ilkesine dayalı özel statüsü ve Cardiff Girişimi birbirinden farklı süreçlerdir. Ancak bu süreçler ortak bir anayasal soruyu gündeme getirmektedir: Birleşik Krallık'ı oluşturan farklı ulusal toplulukların kendi siyasal gelecekleri üzerinde söz sahibi olma talepleri ile Westminster'ın parlamenter egemenliği nasıl bağdaştırılacaktır? Bu sorunun mevcut anayasal yapı içerisinde kesinleşmiş bir yanıtı bulunmamaktadır. Dolayısıyla Birleşik Krallık'ın anayasal geleceği açısından belirleyici gelişme tek başına bir bağımsızlık referandumunun yapılması veya yapılmaması olmayabilir. Daha temel sorun Birlik'in kurucu ulusal birimleri ile Westminster arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanıp tanımlanmayacağıdır. Bu açıdan bakıldığında Cardiff Girişimi'nin önemi de daha açık duruma gelmektedir. Cardiff Anlaşması Birleşik Krallık'ın parçalandığını göstermemektedir ancak anayasal tartışmanın Westminster ile yetki devredilmiş hükümetler arasındaki dikey ilişkiden çıkarak kurucu ulusal birimler arasındaki yatay ilişkilere de taşındığını göstermektedir.

Sonuç olarak Birleşik Krallık bugün itibarıyla bölünmüş bir devlet değil, anayasal ilişkileri yeniden görüşme konusu yapılan çok uluslu bir birliktir. Bu yeniden görüşmenin hangi yönde sonuçlanacağı ise mevcut gelişmelerden hareketle kesin bir biçimde belirlenemez. Ancak anayasal sorunun artık geçici veya marjinal bir siyasal tartışma olmaktan çıktığı ve Birleşik Krallık'ın devlet yapısının, demokratik meşruluğunun ve kurucu ulusal birimleri arasındaki ilişkinin yeniden düşünülmesini gerektiren yapısal bir sorun durumuna geldiği söylenebilir.

Bu nedenle araştırmanın başlığındaki “Birleşik Krallık bölünüyor mu?” sorusunun en isabetli karşılığı bugün için “bölünmüş bir Birleşik Krallık vardır” değil, “Birleşik Krallık'ın mevcut anayasal biçimi yeniden yapılanma baskısı altındadır” biçimindedir.


 

Kaynakça

 

Cabinet Office. (2024). The United Kingdom’s constitution: A guide. UK Government.

Electoral Commission. (2014). Report: Scottish independence referendum. https://www.electoralcommission.org.uk/research-reports-and-data/our-reports-and-data-past-elections-and-referendums/report-scottish-independence-referendum

Electoral Commission. (2016). Results and turnout at the EU referendum. https://www.electoralcommission.org.uk/research-reports-and-data/our-reports-and-data-past-elections-and-referendums/results-and-turnout-eu-referendum

Government of Wales. (1998). Government of Wales Act 1998. UK Public General Acts.

Government of Wales. (2006). Government of Wales Act 2006. UK Public General Acts.

House of Commons Library. (2014). Scottish Independence Referendum 2014 (Research Briefing RP14-50). UK Parliament.

House of Commons Library. (2024). Introduction to devolution in the United Kingdom (Research Briefing CBP-8599). UK Parliament. https://commonslibrary.parliament.uk/research-briefings/cbp-8599/

House of Commons Library. (2025a). Parliamentary sovereignty (Research Briefing CBP-10377). UK Parliament. https://commonslibrary.parliament.uk/research-briefings/cbp-10377/

House of Commons Library. (2025b). Reserved matters in the United Kingdom (Research Briefing CBP-8544). UK Parliament. https://commonslibrary.parliament.uk/research-briefings/cbp-8544/

House of Commons Library. (2026a). The United Kingdom and independence (Research Briefing CBP-10649). UK Parliament. https://commonslibrary.parliament.uk/research-briefings/cbp-10649/

House of Commons Library. (2026b). Scottish devolution: Section 30 Orders (Research Briefing). UK Parliament.

Independent Commission on the Constitutional Future of Wales. (2024). Final report of the Independent Commission on the Constitutional Future of Wales. Welsh Government. https://www.gov.wales/independent-commission-on-the-constitutional-future-of-wales-final-report

Northern Ireland Act 1998, c. 47. (UK).

Northern Ireland Office. (1998). The Belfast Anlaşması. UK Government, Cm. 3883. https://www.gov.uk/government/publications/the-belfast-anlaşması

Scottish Government. (2026a). Draft Independence Referendum Bill. Constitution Directorate. https://www.gov.scot/publications/draft-independence-referendum-bill-2026/

Scottish Government. (2026b). Programme for Government 2026–27. Scottish Government.

Scotland Act 1998, c. 46. (UK).

Supreme Court of the United Kingdom. (2022). Reference by the Lord Advocate of devolution issues under paragraph 34 of Schedule 6 to the Scotland Act 1998 [2022] UKSC 31. https://www.supremecourt.uk/cases/uksc-2022-0098

The National Archives. (1998). The Belfast (Good Friday) Anlaşması. UK Government. https://www.nationalarchives.gov.uk/education/resources/the-belfast-good-friday-anlaşması-1998/

Welsh Government. (2024). Independent Commission on the Constitutional Future of Wales: Final report. Welsh Government. https://www.gov.wales/sites/default/files/publications/2024-07/independent-commission-on-the-constitutional-future-of-wales-final-report.pdf

Welsh Government. (2026a). The Cardiff Anlaşması – Cytundeb Caerdydd between the Welsh Government and the Scottish Government. https://www.gov.wales/the-cardiff-anlaşması-cytundeb-caerdydd-between-the-welsh-government-and-the-scottish-government

Welsh Government. (2026b). Written Statement: The Cardiff Anlaşması – Cytundeb Caerdydd between the Welsh Government and the Scottish Government. https://www.gov.wales/written-statement-cardiff-anlaşması-cytundeb-caerdydd-between-welsh-government-and-scottish

Wales Act 2017, c. 4. (UK).

United Kingdom Parliament. (2012). Anlaşması between the United Kingdom Government and the Scottish Government on a referendum on independence for Scotland. UK Government.

United Kingdom Parliament. (2013). Scotland Act 1998 (Modification of Schedule 5) Order 2013. UK Statutory Instruments.

United Kingdom Parliament. (2014). Scotland Act 2012. UK Public General Acts.

United Kingdom Parliament. (1998). Northern Ireland Act 1998. UK Public General Acts.

United Kingdom Parliament. (2017). Wales Act 2017. UK Public General Acts.



[1] Plaid Cymru (Galler Partisi), Galler'de bulunan, Gal milliyetçiliğini, Galler'in siyasal özerkliğinin genişletilmesini ve uzun vadede bağımsızlık seçeneğinin tartışılmasını savunan siyasal partidir.

[2] Sinn Fein, İrlanda’nın birleşmesini savunan, İrlanda Cumhuriyeti ile Kuzey İrlanda’da faaliyet gösteren İrlanda milliyetçisi ve cumhuriyetçi siyasal partidir.

[3] Smith Komisyonu (Smith Commission) 2014 İskoçya bağımsızlık referandumu sonrasında İskoçya’ya yeni yetki devri önerileri hazırlamak amacıyla kurulan ve 2014 yılında raporunu yayımlayan anayasal reform komisyonudur.

[4] Border poll (sınır referandumu) Kuzey İrlanda’nın Birleşik Krallık içinde kalması veya İrlanda Cumhuriyeti ile birleşmesi konusunda halkın tercihinin belirlenmesini amaçlayan anayasal statü referandumudur.

[5] Memorandum of Understanding (Görüş Birlikteliği Bildirimi) tarafların belirli bir konuda ortak anlayışını ve işbirliği çerçevesini ortaya koyan yazılı belgedir.

[6] Sewel Convention (Sewel Anayasal Teamülü) Birleşik Krallık Parlamentosu’nun, normal olarak İskoç Parlamentosu’nun yetki alanına giren konularda İskoç Parlamentosu’nun rızası olmadan yasama yapmaması gerektiği yönündeki anayasal teamüldür.

[7] Section 30 Order (30. Madde Kararı), Scotland Act 1998’in 30. maddesi uyarınca Westminster tarafından çıkarılan ve İskoç Parlamentosu’nun yasama yetkisini belirli bir konuda geçici olarak genişletebilen anayasal düzenlemedir.

[8] Barnett Formülü (Barnett Formula) Birleşik Krallık Hükümeti’nin İngiltere’deki kamu hizmetleri harcamalarında meydana gelen değişikliklerin, nüfus ve hizmet alanındaki değişimler dikkate alınarak İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’nın bütçelerine yansıtılmasını sağlayan akçalı özgüleme mekanizmasıdır.