Tasfiyeden Siyasal Sadakat Rejimine:
İktidarın Kurumsal Yeniden Üretimi
Karşıtların Etkisizleştirilmesi,
Liyakat Sisteminin Aşındırılması ve Siyasal İktidarın Sürekliliği: Türkiye
Örneği
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
ÖZ
Bu çalışma,
siyasal iktidarların karşıt aktörleri hukuksal, yönetsel ve kurumsal araçlarla
etkisizleştirmesi ile siyasal açıdan uyumlu aktörleri makam, statü ve
kaynaklarla güçlendirmesi arasındaki ilişkiyi Siyasal Sadakat Rejimi kavramı
çerçevesinde incelemektedir. Çalışmanın temel savı karşıtların tasfiyesi ile
iktidara yakın aktörlerin seçilmesi ve ödüllendirilmesinin birbirinden bağımsız
uygulamalar olmadığı ve belirli koşullarda aynı siyasal-kurumsal mekanizmanın olumsuz
ve olumlu unsurlarını oluşturduğudur. Bu mekanizma, olumsuz seçme, olumlu
seçme, ödüllendirme, kurumsal bağımlılık ve güç asimetrisi bileşenleri
üzerinden çözümlenmektedir. Çalışmada daha önce geliştirilen Hukuksal Tasfiye
Çözümleme Çerçevesi (HTÇÇ) tasfiyenin hukuksal boyutunu açıklayan tamamlayıcı
bir yaklaşım olarak kullanılmaktadır. Siyasal Sadakat Rejimi ise hukuksal
tasfiyeyi aşarak kamu yönetimi, yargı, yükseköğretim, yerel yönetimler ve
kaynak dağıtım mekanizmalarındaki kurumsal dönüşümleri birlikte
değerlendirmektedir. Türkiye örneği üzerinden yapılan çözümleme özellikle 2016
sonrası tasfiye ve yeniden yapılanma süreçleri ile 2017 anayasa değişikliği ve
2018 sonrasında yürütme ve atama mimarisinin merkezileşmesi arasındaki kurumsal
bağlantıları incelemektedir. Çalışma, liyakat esaslı kamu personel sisteminin
siyasal sadakat ve ganimet mantığına yaklaşmasının yalnızca personel rejimini
değil, devlet kapasitesi, hukuk devleti ve demokratik yarışmanın niteliğini de
etkileyebileceğini ileri sürmektedir. Sonuç olarak Siyasal Sadakat Rejimi
karşıtların kurumsal kapasitesini azaltırken siyasal olarak uyumlu aktörlerin
kapasitesini artıran ve bu güç asimetrisini zaman içinde kurumsal olarak
pekiştirebilen bir siyasal-kurumsal düzenek olarak önerilmektedir.
Anahtar
Kelimeler: Siyasal
Sadakat Rejimi, siyasal tasfiye, hukuksal tasfiye, Hukuksal Tasfiye Çözümleme
Çerçevesi, liyakat, ganimet sistemi, siyasal patronaj, kurumsal bağımlılık,
demokratik gerileme, yarışmacı otoriterlik, Türkiye
ABSTRACT
This study examines the relationship between the use
of legal, administrative, and institutional mechanisms to neutralize political
opponents and the simultaneous advancement and rewarding of politically aligned
actors through positions, status, and resources within the framework of the
concept of a Political Loyalty Regime. Its central argument is that the
elimination of opponents and the selection and rewarding of politically aligned
actors should not be regarded as independent practices; under certain conditions,
they constitute the negative and positive dimensions of the same
political-institutional mechanism. This mechanism is analyzed through five
interrelated components: negative selection, positive selection, political
rewarding, institutional dependency, and power asymmetry. The Legal Purge
Analytical Framework (LPAF), developed in the earlier stages of the research,
is incorporated as a complementary approach for analyzing the legal dimension
of political purges. The Political Loyalty Regime framework extends beyond
legal purges by examining institutional transformations in public
administration, the judiciary, higher education, local government, and
mechanisms of public resource allocation as interconnected processes. The
Turkish case is examined with particular attention to the post-2016 processes
of institutional purge and restructuring, the 2017 constitutional amendments,
and the subsequent centralization of executive authority and appointment
mechanisms after 2018. The study argues that the gradual displacement of
merit-based public personnel administration by political loyalty and spoils-oriented
practices may affect not only the structure of public employment but also state
capacity, the rule of law, and the quality of democratic competition. It
concludes by proposing the Political Loyalty Regime as a
political-institutional mechanism through which the organizational capacity of
opponents is reduced while the capacity of politically aligned actors is
enhanced, potentially allowing the resulting power asymmetry to become
institutionally entrenched over time.
Keywords: Political
Loyalty Regime, political purge, legal purge, Legal Purge Analytical Framework,
meritocracy, spoils system, political patronage, institutional dependency,
democratic backsliding, competitive authoritarianism, Türkiye
GİRİŞ,
ARAŞTIRMA SORUSU VE HİPOTEZLER
Bu makalede
kullanılan “karşıt” kavramı yalnızca siyasal iktidara karşı örgütlü siyasal karşıtlığı
değil, iktidarın siyasal tercihleri, siyasaları veya kurumsal egemenliği
karşısında bağımsız, eleştirel ya da değişik bir konum alan ve bu nedenle
iktidarın kurumsal çıkarlarıyla çatışma gizil gücü taşıyan kişi, grup ve
kurumları ifade etmektedir.
Demokratik
siyasal düzenin temel varsayımlarından biri siyasal iktidarın yalnızca seçimler
yoluyla elde edilmesi değil, aynı zamanda hukuk, liyakat, kurumsal özerklik,
siyasal çoğulculuk ve eşit yarışma ilkeleri içinde kullanılmasıdır. İktidarın
el değiştirebilir olması kadar, devlet kurumlarının belirli bir siyasal grubun
sürekli ve ayrıcalıklı kullanımına kapatılmaması da demokratik düzenin temel
koşullarındandır. Bu nedenle demokratik gerileme yalnızca seçimlerin ortadan
kaldırılması veya muhalefet partilerinin yasaklanması biçiminde gerçekleşmez.
Daha karmaşık ve daha düşük görünürlüklü bir süreç, devlet ve kamu kurumlarının
insan kaynağı, yetki, statü ve ekonomik kaynak dağıtım mekanizmalarının siyasal
iktidarın sürekliliğini destekleyecek biçimde yeniden düzenlenmesiyle ortaya
çıkabilir.
Bu çalışma,
böyle bir dönüşümün “tasfiyeden siyasal sadakat rejimine” uzanan bir süreç
olarak çözümlenebileceği varsayımından hareket etmektedir. Buradaki temel sav
siyasal iktidarın kurumsal alanı kendi lehine yeniden düzenlemesinin yalnızca
karşıt aktörlerin sistem dışına çıkarılmasıyla sınırlı olmadığıdır. Karşıtların
etkisizleştirilmesi bir tarafta gerçekleşirken, diğer tarafta siyasal iktidara
sadakat gösteren veya onunla uyumlu olduğu değerlendirilen aktörlerin makam,
statü, gelir, kamu kaynakları ve karar alma süreçlerine erişiminin artırılması
söz konusu olabilir. Böylece olumsuz bir süreç olarak tasfiye ile olumlu bir
süreç olarak siyasal ödüllendirme birbirini tamamlayan iki mekanizma durumuna
gelir.
Bu yaklaşım,
daha önce geliştirilen Hukuksal Tasfiye Çözümleme Çerçevesi’nin (HTÇÇ) doğal
bir devamı niteliğindedir. HTÇÇ, hukuksal araçların belirli kişi, grup veya
kurumların etkisizleştirilmesi ve kurumsal alandan uzaklaştırılması amacıyla
nasıl kullanılabildiğini incelemeye yönelmişti. Ancak hukuksal tasfiyenin tek
başına ele alınması, tasfiye sonucunda ortaya çıkan kurumsal boşluğun nasıl
doldurulduğu ve bunun hangi siyasal sonuçları ürettiği sorularını yeterince
açıklamamaktadır. Bu nedenle mevcut çalışma, HTÇÇ'nin çözümleme alanını
genişleterek tasfiye ile yeniden yerleştirme, liyakat ile siyasal sadakat ve
karşıtların etkisizleştirilmesi ile yandaşların güçlendirilmesi arasındaki
karşılıklı ilişkiyi incelemektedir.
Çalışmanın
temel kavramsal ayrımı burada ortaya çıkmaktadır. Karşıtların tasfiyesi,
iktidarın siyasal, yönetsel, akademik, hukuksal veya toplumsal alanlarda
kendisine seçenek oluşturan ya da bağımsız hareket eden aktörlerin
susturulması, etkisizleştirilmesi veya kurumsal konumlarının zayıflatılması
sürecini ifade etmektedir. Buna karşılık siyasal sadakat rejimi, kurumsal makam
ve kaynaklara erişimde ehliyet ve liyakat ölçütlerinin ikincilleştirilerek
siyasal sadakatin belirleyici bir ölçüt durumuna gelmesini ifade etmektedir. Bu
rejimde atama, terfi, görevde yükselme, yüksek ücretli kamu görevleri, kamu
ihaleleri, ekonomik kaynaklara erişim ve benzeri olanaklar yalnızca teknik veya
ekonomik ölçütlerle değil, siyasal iktidarla kurulan ilişkinin niteliğiyle de
belirlenebilir.
Bu nedenle
çalışma açısından “ganimet sistemi” (spoils system) önemli olmakla birlikte tek başına yeterli bir kavram olarak
görülmemektedir. Ganimet sistemi esas olarak siyasal iktidarın kamu görevlerini
kendi destekçilerine dağıtmasını açıklarken, burada incelenen süreç daha
geniştir. Siyasal sadakat rejimi yalnızca “kimin göreve getirildiği” sorusunu
değil, aynı zamanda “kimin neden görevden uzaklaştırıldığı, kimin hangi
kaynaklara erişebildiği ve bu karşılıklı ödül-ceza mekanizmasının kurumsal
yapıyı nasıl dönüştürdüğü” sorularını da kapsamaktadır.
Bu bağlamda
liyakat sisteminin aşınması yalnızca kamu yönetiminin teknik kapasitesinde
meydana gelen bir bozulma olarak değerlendirilmemelidir. Eğer kurumsal seçimin
temel ölçütü giderek ehliyet ve liyakatten siyasal sadakate doğru kayıyorsa
bunun sonucu kurumların siyasal iktidardan bağımsız hareket edebilme
kapasitesinin azalmasıdır. Böyle bir durumda devlet kurumları toplumun tamamına
eşit uzaklıkta duran profesyonel yapılar olmaktan uzaklaşarak siyasal iktidarın
devamlılığını sağlayan kurumsal araçlara dönüşebilir.
Bu süreç
aynı zamanda bir kaynak yeniden dağıtımı niteliği taşımaktadır. Karşıt veya
bağımsız aktörlerin görev, yetki, gelir, statü ve karar alma olanakları
azaltılırken, iktidarla uyumlu aktörlerin aynı kaynaklara erişimi
artırılabilir. Dolayısıyla burada yalnızca personel değişikliği değil, siyasal
kapasitenin yeniden dağıtılması söz konusudur. Bir başka ifadeyle, karşıtların
aşağı doğru hareketi ile sadıkların yukarı doğru hareketi aynı kurumsal sürecin
iki farklı yüzünü oluşturabilir:
Karşıtların tasfiyesi siyasal
kapasitenin azaltılmasıdır.
Sadıkların yükseltilmesi siyasal
kapasitenin artırılmasıdır.
Bu iki
hareketin birlikte gerçekleşmesi siyasal yarışmanın doğal koşullarını
değiştiren bir güç asimetrisi yaratabilir. Böylece seçimler ve diğer demokratik
yarışma mekanizmaları biçimsel olarak varlıklarını sürdürürken siyasal
aktörlerin yarışabilme kapasitesi eşit olmaktan çıkabilir. Bu nedenle çalışma,
demokratik gerilemenin yalnızca seçim sonuçları veya hukuksal düzenlemeler
üzerinden değil, kurumsal kaynakların kimler arasında ve hangi ölçütlerle
dağıtıldığı üzerinden de incelenmesi gerektiğini ileri sürmektedir.
Türkiye bu
araştırma açısından özellikle önemli bir örnek oluşturmaktadır. 2002 sonrasında
uzun süreli tek parti iktidarı, 2016 sonrasında gerçekleşen geniş kapsamlı kamu
personeli tasfiyeleri, yargı ve yükseköğretim alanındaki kurumsal değişimler,
kamu yönetiminde üst düzey atama uygulamaları, kamu ihalelerinde siyasal
bağlantıların rolüne ilişkin görgül (ampirik) araştırmalar ve seçilmiş
muhalefet belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılması gibi farklı dönem ve
alanlara ait gelişmeler bu çalışmanın temel hipotezinin sınanabileceği geniş
bir görgül alan sunmaktadır.
Bununla
birlikte, çalışmanın amacı Türkiye'deki her tartışmalı yönetsel veya hukuksal
işlemi siyasal tasfiye olarak nitelendirmek değildir. Böyle bir yaklaşım hem
bilimsel olarak savunulamaz hem de kavramın açıklama gücünü zayıflatır. Bu
nedenle araştırmada tekil olaylardan çok örüntüler esas alınacaktır. Bir
işlemin tasfiye mekanizmasının parçası olarak değerlendirilebilmesi için
işlemin hukuksal veya yönetsel niteliğinin yanı sıra hedef aldığı aktör,
zamanlaması, uygulanan ölçütler, benzer durumdaki aktörlere yapılan farklı işlem,
işlem sonrasında ortaya çıkan kurumsal değişim ve kaynakların kimlere
aktarıldığı birlikte incelenecektir.
Bu çerçevede
çalışmanın temel araştırma sorusu şudur: Siyasal iktidar, karşıt aktörlerin
tasfiye ve etkisizleştirilmesi ile siyasal sadakat temelinde aktörlerin
seçilmesi ve ödüllendirilmesini birlikte kullanarak kurumları kendi
sürekliliğini güvence altına alacak biçimde yeniden yapılandırabilir mi?
Bu ana
soruya bağlı olarak üç alt soru araştırılacaktır:
Karşıtların tasfiye edilmesi hangi hukuksal, yönetsel,
siyasal ve kurumsal araçlarla gerçekleştirilmektedir?
Tasfiye edilen veya etkisizleştirilen aktörlerin bıraktığı
kurumsal alanlara kimler, hangi ölçütlerle yerleştirilmektedir?
Tasfiye ve siyasal sadakat temelindeki yeniden yapılanma
siyasal iktidarın ve onun çevresinde oluşan çıkar ilişkilerinin sürekliliğini
nasıl etkileyebilir?
Çalışmanın
temel hipotezi ise şöyle ifade edilebilir: Karşıtların seçici biçimde tasfiye
veya etkisizleştirilmesi ile siyasal sadakat esasına göre aktörlerin
görevlendirilmesi ve ödüllendirilmesi birlikte uygulandığında liyakat temelli
kurumsal yapı aşınmakta, siyasal iktidarın kurumsal kapasitesi ve siyasal yarışma
üzerindeki üstünlüğü güçlenmekte ve bu süreç zaman içinde mevcut iktidarın ve
onun çevresinde oluşan çıkar düzeninin kendisini yeniden üretmesine hizmet
edebilmektedir. Türkiye bakımından bu hipotezin daha ileri bir sınaması söz
konusu kurumsal dönüşümün Erdoğan'ın siyasal iktidarının ve Cumhurbaşkanlığının
devamlılığı ile nasıl ilişkilendiği sorusunu gündeme getirmektedir. Bu ilişki
çalışmada başlangıçta kabul edilmiş bir sonuç olarak değil, görgül veriler
aracılığıyla sınanması gereken bir araştırma sorunu olarak ele alınacaktır. Dolayısıyla
bu çalışma, tek tek tasfiye olaylarının kronolojik bir dökümünü yapmayı değil,
farklı kurumlarda ve farklı dönemlerde ortaya çıkan gelişmeleri ortak bir çözümleyici
çerçeve içerisinde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Temel sav, tasfiye ile
ödüllendirmenin birbirinden bağımsız uygulamalar olmadığı ve karşıtların
kurumsal kapasitesini azaltırken siyasal olarak sadık aktörlerin kapasitesini
artıran tamamlayıcı mekanizmalar olarak işleyebileceğidir. Bu mekanizmaların
süreklilik kazanması ise liyakat rejiminin yerini siyasal sadakat rejimine
bırakmasına ve sonuçta iktidarın kendisini kurumsal olarak yeniden üretmesine
yol açabilecek bir dönüşüm yaratabilir.
Araştırmanın
Amacı ve Hedefleri
Araştırmanın
Amacı
Bu
araştırmanın temel amacı siyasal iktidarın karşıt aktörleri tasfiye ve
etkisizleştirme ile siyasal olarak sadık aktörleri seçme, yerleştirme ve
ödüllendirme süreçlerini birlikte kullanarak kurumsal yapıyı kendi lehine nasıl
yeniden şekillendirebildiğini çözümlemektir. Araştırma, bu iki yönlü süreci
yalnızca bireysel hukuksal veya yönetsel uygulamalar olarak değil, siyasal
iktidarın kurumsal yeniden üretimine hizmet eden bütünleşik bir mekanizma
olarak ele almaktadır. Bu kapsamda, bir yandan karşıtların görev, makam, yetki,
gelir ve karar alma kapasitesinin azaltılması ve diğer yandan siyasal iktidarla
uyumlu aktörlerin kamu makamlarına, ekonomik kaynaklara, statüye ve kariyer
olanaklarına erişiminin artırılması incelenecektir. Araştırmanın bir diğer
amacı, bu süreçlerin ehliyet ve liyakat esasına dayalı kurumsal düzen
üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Özellikle kamu yönetimi, yükseköğretim,
yargı, yerel yönetimler ve kamu kaynaklarının dağıtımı alanlarında ortaya çıkan
uygulamalar üzerinden liyakat ölçütlerinin siyasal sadakat lehine aşınıp
aşınmadığı araştırılacaktır. Çalışma ayrıca, Hukuksal Tasfiye Çözümleme
Çerçevesi’ni (HTÇÇ) daha geniş bir siyasal-kurumsal bağlama yerleştirmeyi
amaçlamaktadır. HTÇÇ'nin ortaya koyduğu hukuksal tasfiye mekanizması, bu
araştırmada tasfiyenin diğer biçimleriyle birlikte ele alınacak ve hukuksal, yönetsel,
kurumsal ve siyasal tasfiyelerin birbirleriyle nasıl etkileşebildiği
incelenecektir. Son olarak araştırma, tasfiye ve siyasal sadakat
mekanizmalarının oluşturabileceği kurumsal güç asimetrisinin, siyasal iktidarın
ve iktidar çevresinde oluşan çıkar düzeninin sürekliliğini güvence altına alıp
alamayacağını araştırmayı amaçlamaktadır. Türkiye özelinde bu soru, söz konusu
süreçlerin Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığı ve siyasal iktidarının devamlılığı ile
ilişkisi bağlamında ayrıca değerlendirilecektir.
Araştırmanın
Hedefleri
Araştırmanın
temel amacı doğrultusunda aşağıdaki hedeflere ulaşılması öngörülmektedir:
Tasfiye kavramını siyasal-kurumsal bir süreç olarak
tanımlamak: Karşıt
aktörlerin yalnızca görevden uzaklaştırılması değil, susturulması,
etkisizleştirilmesi, kurumsal konumlarının zayıflatılması ve karar alma
süreçlerinden dışlanmasını kapsayan bir tasfiye tanımı geliştirmek.
“Karşıt” kavramının kapsamını belirlemek: Karşıtı yalnızca siyasal parti
muhalefetiyle sınırlamamak, kamu bürokrasisi, akademi, yargı, yerel yönetimler,
medya ve diğer kurumsal alanlarda siyasal iktidardan bağımsız veya eleştirel
konumda bulunan aktörleri de kapsayacak biçimde kavramsallaştırmak.
Tasfiye ile siyasal sadakat arasındaki ilişkiyi ortaya
koymak: Karşıtların
kurumsal alanlardan uzaklaştırılması ile siyasal olarak uyumlu aktörlerin aynı
alanlara yerleştirilmesi arasında sistemli bir ilişki bulunup bulunmadığını
araştırmak.
Liyakat rejimi ile siyasal sadakat rejimini karşılaştırmak: Ehliyet, liyakat, nesnellik ve
kurumsal özerklik ilkelerine dayalı personel ve yönetim düzeninin hangi
koşullarda siyasal sadakat esasına dayalı bir düzen tarafından
aşındırılabildiğini incelemek.
Siyasal ödüllendirme mekanizmalarını belirlemek: Atama, terfi, yüksek ücretli
görevler, kamu ihaleleri, ekonomik kaynaklara erişim ve benzeri araçların
siyasal sadakat temelinde bir ödüllendirme mekanizmasına dönüşüp dönüşmediğini
araştırmak.
Tasfiye-yeniden yerleştirme ilişkisini somut olaylar
üzerinden incelemek: Tasfiye
edilen aktörlerin ardından ilgili makam, görev veya kurumsal alanların kimler
tarafından doldurulduğunu ve bu kişilerin seçilmesinde hangi ölçütlerin etkili
olduğunu ortaya koymak.
Kurumsal güç asimetrisinin oluşumunu çözümlemek: Karşıtların siyasal ve kurumsal
kapasitesindeki azalma ile siyasal olarak sadık aktörlerin kapasitesindeki
artışın siyasal yarışma üzerindeki ortak etkisini incelemek.
Kamu kaynaklarının dağıtımındaki siyasal bağlantıları
incelemek: Kamu
ihaleleri, özelleştirmeler, kamu kredileri ve diğer ekonomik kaynakların
siyasal bağlantılı aktörlere aktarılmasıyla siyasal sadakat arasındaki ilişkiyi
görgül bulgular üzerinden değerlendirmek.
Hukuksal tasfiyenin daha geniş tasfiye mekanizmasındaki
yerini belirlemek: HTÇÇ
kapsamında incelenen hukuksal tasfiyenin yönetsel ve kurumsal tasfiye
süreçleriyle nasıl birleştiğini ve bunların birbirlerini nasıl
tamamlayabildiğini ortaya koymak.
Tasfiye ve siyasal sadakat mekanizmasının kurumsal
sonuçlarını değerlendirmek: Bu mekanizmaların devlet kapasitesi, kurumsal özerklik,
liyakat, kamu yönetiminin profesyonelliği ve demokratik hesap verebilirlik
üzerindeki etkilerini incelemek.
Siyasal iktidarın kendisini yeniden üretme mekanizmasını
açıklamak: Tasfiye,
siyasal sadakat, kaynak aktarımı ve kurumsal yeniden yapılanma arasındaki
ilişkiden oluşan mekanizmanın siyasal iktidarın sürekliliğine nasıl katkıda
bulunabileceğini ortaya koymak.
Türkiye örneğinde anayasal pekiştirme aşamasını incelemek: Kurumsal güç asimetrisinin anayasal
değişiklik ve referandum yoluyla hukuksal ve siyasal olarak pekiştirilip
pekiştirilmediğini ve bu sürecin siyasal iktidarın devamlılığı bakımından
taşıdığı anlamı değerlendirmek.
Bu hedefler
doğrultusunda araştırma, karşıtların tasfiyesi ile siyasal sadakat temelinde
aktörlerin yükseltilmesini aynı sürecin birbirini tamamlayan iki yönü olarak
ele almakta ve sonuç olarak bu mekanizmanın demokratik siyasal yarışmayı ve
kurumsal yapıyı nasıl dönüştürdüğünü açıklamaya çalışmaktadır.
Yöntem
Araştırma
Deseni
Bu
araştırmada nitel ağırlıklı, karşılaştırmalı ve süreç-izleme (process
tracing) temelli bir araştırma deseni kullanılmaktadır. Araştırmanın temel
konusu, tek tek hukuksal veya yönetsel işlemlerin doğruluğunu ya da
yanlışlığını belirlemek değil, farklı zamanlarda ve farklı kurumsal alanlarda
ortaya çıkan işlemlerin birlikte oluşturduğu siyasal-kurumsal örüntüyü ortaya
çıkarmaktır. Araştırma, bu nedenle kronolojik bir olay aktarımından çok
mekanizma temelli bir çözümleme gerçekleştirmektedir. Temel çözümleyici ilişki
aşağıda özetlenmiştir.
Şekil 1: Tasfiye Süreci
Türkiye, bu
mekanizmanın farklı kurum ve dönemlerde nasıl ortaya çıkabildiğini incelemek
üzere tek ülke–çoklu olay (single-country, multiple-case) tasarımı
içinde ele alınmaktadır.
Araştırmanın
Zaman ve Kapsam Sınırı
Araştırmanın
temel inceleme dönemi 2002–2026 yıllarıdır. 2002 yılı, Adalet ve Kalkınma
Partisi'nin (AKP) iktidara gelmesi nedeniyle başlangıç noktası olarak
alınmaktadır. 2026 yılı ise araştırmanın güncel siyasal ve kurumsal gelişmeleri
kapsayabilmesi amacıyla araştırma döneminin üst sınırını oluşturmaktadır. Ancak
bütün dönem tek bir bütün olarak değerlendirilmemekte ve mekanizmanın farklı
aşamalarını gösterebilecek önemli dönemler ayrıca incelenmektedir. Özellikle:
2002–2010: iktidarın kurumsal yerleşme ve bürokratik yapı
üzerinde etkisini artırma dönemi,
2010–2016: kurumsal ve siyasal güç yoğunlaşmasının hızlandığı
dönem,
2016–2018: Olağanüstü hal (OHAL) geniş kapsamlı tasfiyeler ve
kurumsal yeniden yapılanma dönemi,
2018–2023: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sonrasında
kurumsal güç yoğunlaşmasının devam ettiği dönem,
2024–2026: yerel yönetimler, muhalefet ve siyasal yarışma
alanında yeni tasfiye ve etkisizleştirme örneklerinin yoğunlaştığı dönem
olarak çözümleyici
bakımdan ayrıca değerlendirilmektedir. Bu dönemlendirme, kesin ve değişmez
tarihsel kategoriler olarak değil, araştırmanın süreçleri karşılaştırmasını
kolaylaştıran çözümleyici dönemler olarak kullanılmaktadır.
Çözümleme
Birimleri
Araştırmanın
temel çözümleme birimi tek tek kişilerden çok kurumsal süreçler ve olay
dizileridir. Bununla birlikte, belirli kişi veya kurumlar, söz konusu
süreçlerin somut taşıyıcıları olarak olay çözümlemeleri içine alınmaktadır. Araştırmada
beş temel kurumsal alan incelenmektedir: Kamu bürokrasisi, yargı, yükseköğretim
ve akademi, yerel yönetimler ve kamu kaynaklarının dağıtımı ve ekonomik alan. Bunlara,
siyasal yarışmanın doğrudan etkilenmesi bakımından siyasal partiler ve ulusal
siyasal aktörler de eklenmektedir.
Temel Çözümleyici
Değişkenler
Araştırmanın
bağımsız değişkenleri ve ara mekanizmaları üç ana grupta ele alınmaktadır.
Karşıtların
tasfiyesi: Bu
değişken görevden alma, görev süresinin sona erdirilmesi, sözleşmenin
yenilenmemesi, ihraç, tutuklama, yargısal veya yönetsel soruşturma, seçilmiş
görevlilerin görevden uzaklaştırılması, adaylık veya terfi olanaklarının
engellenmesi ve kurumsal yetkilerin azaltılması gibi farklı araçlarla karşıt
aktörlerin siyasal veya kurumsal kapasitesinin azaltılmasını kapsamaktadır. Ancak
herhangi bir görevden alma veya soruşturma otomatik olarak "tasfiye"
olarak kabul edilmeyecektir. Tasfiye savının güç kazanabilmesi için işlemin
hedefi, gerekçesi, zamanlaması, uygulama biçimi, benzer durumdaki aktörlere
karşı tutarlılığı ve işlem sonrasındaki kurumsal sonuçları birlikte
değerlendirilecektir.
Siyasal
sadakat: Siyasal
sadakat, kamu görevi veya kurumsal kaynaklara erişimde liyakat ve nesnel
ölçütlerin yerine veya önüne siyasal yakınlığın, sadakatin ya da iktidarla
uyumun geçmesi olasılığını ifade etmektedir. Bu değişken üst düzey atamalar, terfiler,
görev değişiklikleri, yüksek ücretli kamu görevleri, yöneticilik makamları, kurumlar
arası geçişler ve kamu kaynaklarına erişim üzerinden incelenecektir.
Siyasal
ödüllendirme ve kaynak aktarımı: Bu boyut, siyasal sadakatle ilişkilendirilen aktörlerin
ekonomik veya kurumsal olarak güçlendirilmesini kapsamaktadır. Başlıca
göstergeler kamu ihaleleri, özelleştirmeler, kamu kredileri, kamu
şirketlerindeki görevler, yüksek gelirli görevler, kamu kaynaklarına erişim ve medya
ve ekonomik varlıkların el değiştirmesi olarak belirlenmiştir.
Karşılaştırmalı
Olay Çözümlemesi
Araştırmada
seçilecek olaylar en fazla çeşitlilik ve mekanizma yinelemesi ilkelerine göre
belirlenecektir. Amaç, aynı mekanizmanın farklı kurumsal alanlarda ortaya çıkıp
çıkmadığını sınamaktır. Bu kapsamda örnek olay kümeleri şunlardır:
|
Çizelge 1: Karşılaştırma
Değişkenleri |
|
|
Alan |
İncelenecek temel süreç |
|
Kamu bürokrasisi |
Tasfiye, atama ve üst düzey bürokratik kadroların
yeniden yapılandırılması |
|
Yargı |
Tasfiye, yeniden atama ve kurumsal yetki
değişiklikleri |
|
Akademi |
Akademisyenlerin etkisizleştirilmesi ve yönetici
atamalarının siyasallaşması |
|
Yerel yönetimler |
Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması ve
kayyım uygulaması |
|
Kamu ihaleleri |
Siyasal bağlantılı aktörlerin kaynaklara erişimi |
|
Medya |
Medya mülkiyetinin siyasal-ekonomik ilişkiler
bağlamında yeniden yapılanması |
|
Ulusal siyaset |
Siyasal rakiplerin hukuksal ve kurumsal araçlarla
etkisizleştirilmesi |
Bu olayların
her biri aynı çözümleyici sorularla incelenecektir.
Süreç
İzleme
Her olay
için aşağıdaki olay zinciri oluşturulacaktır:
Şekil 2:
Gelişim Zinciri
Bu yöntem
sayesinde yalnızca "kim görevden alındı?" sorusuna değil,
"görevden alınmasından sonra ne oldu?" sorusuna da yanıt aranacaktır.
Bu son aşama araştırmanın özgünlüğü açısından özellikle önemlidir. Çünkü
tasfiyenin kendisi, ancak ardından ortaya çıkan kurumsal değişimle birlikte
değerlendirildiğinde siyasal-kurumsal bir mekanizma oluşturup oluşturmadığı
daha güvenilir biçimde sınanabilir.
Veri
Kaynakları
Araştırmada
birincil ve ikincil kaynaklar birlikte kullanılacaktır. Birincil kaynaklar Resmi
Gazete, TBMM tutanakları ve belgeleri, Yüksek Seçim Kurulu kararları, Anayasa
Mahkemesi kararları, Danıştay ve Yargıtay kararları, HSK kararları, bakanlık ve
kamu kurumlarının açıklamaları, kamu ihale kayıtları, kamu kurumlarının atama
ve görev değişikliği kayıtları ve Cumhurbaşkanlığı ve diğer resmi makamların
açıklamalarıdır. İkincil kaynaklar ise hakemli akademik makaleler, akademik
kitaplar, uluslararası kuruluş raporları, Avrupa Birliği (AB) raporları, Avrupa
Konseyi (AK) ve AİHM belgeleri ve güvenilir ulusal ve uluslararası basın
kuruluşlarının haber ve araştırmalarıdır. Özellikle siyasal nitelendirmeler ile
olgusal veriler birbirinden ayrılacaktır. Bir siyasal aktörün
"yandaş" veya "karşıt” (muhalif) olarak nitelendirilmesi tek
başına kanıt kabul edilmeyecek ve olanaklı olduğunca görev geçmişi, kurumsal
ilişkileri, atama süreci, karar belgeleri ve bağımsız araştırmalar üzerinden
doğrulama yapılacaktır.
Kanıtların
Sınıflandırılması
Araştırmada
kanıtlar üç düzeyde sınıflandırılacaktır:
Birinci düzey – doğrudan kanıt: Belge, mahkeme kararı, atama kararı,
ihale kaydı, kamuya açık resmi açıklama veya doğrulanabilir veri.
İkinci düzey – güçlü dolaylı kanıt: Birden fazla bağımsız ve güvenilir
kaynağın aynı örüntüyü göstermesi.
Üçüncü düzey – yorumlayıcı kanıt: Akademik çalışmalar, uzman
değerlendirmeleri, medya çözümlemeleri ve siyasal aktörlerin açıklamaları.
Bir sonucun olanaklı
olduğunca birinci ve ikinci düzey kanıtların birlikte değerlendirilmesiyle
oluşturulmasına dikkat edilecektir.
Seçenek
Açıklamaların Sınanması
Araştırmanın
nedensellik savını güçlendirmek amacıyla her olay için seçenek açıklamalar
ayrıca değerlendirilecektir. Örneğin:
Görevden alma gerçekten hukuksal zorunluluktan mı
kaynaklanmıştır?
Atama gerçekten liyakat veya uzmanlık ölçütleriyle
açıklanabilir mi?
İhale sonucu ekonomik ve teknik ölçütlerle açıklanabilir mi?
Tasfiye edilen aktörün yerine gelen kişinin seçilmesinde
siyasal sadakat dışında belirleyici etmenler var mıdır?
Bu soruların
olumsuz yanıtlanması tek başına tasfiye veya siyasal sadakat kanıtı
sayılmayacak ancak seçenek açıklamaların zayıflaması, ana hipotezin açıklama
gücünü artıran bir unsur olarak değerlendirilecektir.
HTÇÇ ile
İlişki
Araştırmanın
hukuksal tasfiye boyutunda daha önce geliştirilen Hukuksal Tasfiye Çözümleme
Çerçevesi (HTÇÇ) kullanılacaktır. Ancak HTÇÇ bu araştırmanın tamamını açıklayan
bir model olarak değil, daha geniş mekanizmanın hukuksal tasfiye alt modeli
olarak konumlandırılmaktadır. Böylece HTÇÇ yani hukuksal tasfiyenin çözümlemesi
ve bu araştırmanın geniş çerçevesi yani tasfiye, siyasal sadakat, kaynak
aktarımı ve kurumsal yeniden üretim şeklinde bir çözümleyici ilişki
kurulmaktadır.
Sürekli
Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme
Araştırma, durağan
bir dönem incelemesi yerine Sürekli Güncellenen Sosyo-Politik Çözümleme
yaklaşımından da yararlanacaktır. Özellikle 2024–2026 döneminde devam eden hukuksal
ve siyasal süreçler tamamlanmış olaylar olarak değil, devam eden süreçler
olarak ele alınacaktır. Bu nedenle araştırmanın bulguları yeni gelişmeler
ortaya çıktıkça yeniden değerlendirilebilecek ve daha önce oluşturulan nedensel
bağlantılar yeni veriler karşısında doğrulanabilecek, zayıflatılabilecek veya
yeniden düzenlenebilecektir.
Yöntemsel
Sınırlılıklar
Araştırmanın
en önemli sınırlılığı, siyasal sadakat gibi bazı değişkenlerin doğrudan ve
nicel olarak ölçülmesinin güç olmasıdır. Bu nedenle araştırma, kişinin siyasal
görüşünü doğrudan varsaymak yerine gözlenebilir davranış, kurumsal ilişki,
atama süreci ve sonuç değişkenlerine ağırlık verecektir. Ayrıca aynı olayın hem
hukuksal hem siyasal hem de yönetsel açıklamaları bulunabileceğinden,
araştırmada tek bir olaydan genelleme yapılmayacak, farklı alanlardaki yinelenen
örüntüler esas alınacaktır. Bu yöntemsel yaklaşımın amacı önceden belirlenmiş
bir siyasal sonuca kanıt aramak değil, tasfiye, siyasal sadakat ve kurumsal
yeniden üretim arasındaki ilişkinin gerçekten var olup olmadığını ve varsa
hangi koşullarda ve hangi mekanizmalarla ortaya çıktığını sınamaktır.
BULGULAR:
TÜRKİYE’DE TASFİYE VE SİYASAL SADAKAT MEKANİZMASININ SOMUT GÖRÜNÜMLERİ
Bu bölümde
Türkiye’de 2002–2026 döneminde ortaya çıkan çeşitli hukuksal, yönetsel, siyasal
ve ekonomik uygulamalar araştırmanın temel hipotezi doğrultusunda
incelenmektedir. Amaç, bireysel olayları siyasal nitelendirmeler üzerinden
sıralamak değil, farklı kurumsal alanlarda ortaya çıkan uygulamaların aynı veya
benzer bir siyasal-kurumsal mekanizma oluşturup oluşturmadığını araştırmaktır. Bu
nedenle her olay olanaklı olduğunca aynı çözümleyici süreç içerisinde ele
alınmaktadır:
Şekil 3:
Değişkenler Arası İlişki
Yukarıdaki
şekil araştırmanın temel kavramları olan tasfiye, siyasal sadakat, liyakat,
siyasal ödüllendirme ve kurumsal yeniden üretim arasındaki ilişkiyi görünür kılmaktadır.
Burada özellikle üç unsura dikkat edilmiştir. Birincisi, herhangi bir görevden
alma, soruşturma, tutuklama veya atama kendiliğinden tasfiye olarak kabul
edilmemektedir. Bir uygulamanın tasfiye mekanizmasının parçası olarak
değerlendirilebilmesi için uygulamanın niteliği, hedefi, zamanlaması, hukuksal
dayanağı, benzer durumdaki aktörlere uygulanma biçimi ve işlem sonrasında
ortaya çıkan kurumsal değişiklik birlikte değerlendirilmektedir. İkincisi, bir
kişinin veya kuruluşun siyasal iktidara yakınlığı da tek başına siyasal
sadakatin kanıtı olarak kabul edilmemektedir. Siyasal sadakat savının
değerlendirilmesinde olanaklı olduğunca atama geçmişi, siyasal veya kurumsal
ilişkiler, kariyer seyri, göreve getirilme yöntemi ve bağımsız akademik
araştırmalar dikkate alınmaktadır. Üçüncüsü, araştırma açısından en önemli
gösterge yalnızca tasfiyenin gerçekleşmiş olması değildir. Tasfiye sonrasında
kurumsal alanın nasıl yeniden düzenlendiği temel önem taşımaktadır. Çünkü
tasfiye ile siyasal sadakat arasındaki ilişki ancak boşalan kurumsal alanın
hangi aktörler tarafından ve hangi ölçütlerle doldurulduğunun ortaya konulması durumunda
açıklanabilir. Bu çerçevede aşağıdaki bulgular kamu bürokrasisi, yargı,
akademi, yerel yönetimler, kamu kaynaklarının dağıtımı ve ulusal siyaset
alanlarında ayrı ayrı incelenmektedir.
Kamu
Bürokrasisinde Tasfiye ve Siyasal Yeniden Yerleştirme
Türkiye’de
siyasal iktidarın kurumsal yeniden üretimi bakımından ilk önemli alan kamu
bürokrasisidir. Bunun nedeni, siyasal iktidarın yalnızca siyasal karar alma
yetkisine değil, bu kararların uygulanmasını sağlayan geniş bir yönetsel
kapasiteye gereksinme duymasıdır. 2002 sonrasında üst düzey kamu bürokrasisinde
gerçekleşen atamaların yapısı üzerine yapılan görgül çalışmalar bu alandaki
dönüşümün bireysel atamalardan ibaret olmadığını göstermektedir. Demirelli ve
Aydın tarafından oluşturulan geniş veri seti 2002–2018 döneminde üst düzey Türk
bürokrasisinde gerçekleşen 12.832 atama kararını incelemektedir. Bu araştırma,
siyasal bağlantıların bürokratik kariyerler ve atamalar üzerindeki etkisini sistemli
olarak değerlendirmesi bakımından önem taşımaktadır. Burada araştırmanın temel
sorusu belirli bir atamanın "siyasal" olup olmadığı değildir. Daha
önemli soru, üst düzey bürokratik kadrolara erişimde liyakat ve mesleksel
deneyimin yanında veya onun üzerinde siyasal bağlantının sistemli bir üstünlük
sağlayıp sağlamadığıdır. Bu açıdan bakıldığında kamu bürokrasisindeki dönüşüm
iki aşamalı bir süreç olarak değerlendirilebilir. İlk aşama, mevcut bürokratik
kadroların görevden alınması, görev alanlarının değiştirilmesi veya kariyer
olanaklarının sınırlandırılmasıdır. İkinci aşama ise boşalan veya yeniden
düzenlenen kadrolara yeni aktörlerin atanmasıdır. Dolayısıyla bürokratik
siyasallaşmanın temel göstergesi yalnızca "kim gönderildi?" sorusu
değil, aynı zamanda "Kim gönderildi ve yerine kim getirildi?" sorusudur.
Bu ayrım, tasfiye ile siyasal sadakat arasındaki ilişkinin belirlenmesi
açısından önemli önem taşımaktadır. Çünkü yalnızca görevden alma verisi siyasal
tasfiye savını sınırlı biçimde desteklerken, görevden alma sonrasında belirli
özelliklere sahip aktörlerin sistemli biçimde aynı kurumsal alanlara
yerleştirilmesi, mekanizmanın ikinci aşamasını ortaya koymaktadır. Bu nedenle
kamu bürokrasisindeki süreç araştırmanın kavramsal modeli bakımından aşağıdaki
şekilde gösterildiği şekilde incelenecektir.
Demirelli ve
Aydın makalesinde şunlar belirtilmektedir: “Liyakat dışı (patronaj) atamalar,
farklı ülkelerde bürokrasinin siyasallaşma düzeyini ölçmek için en sık
kullanılan göstergelerden biri olmuştur. Mevcut çalışmalar, bürokrasinin
siyasallaşmasını genellikle hükümet değişiklikleri, başbakan değişiklikleri ya
da bakan değişiklikleri üzerinden açıklama eğilimindedir. Buna karşılık bu
çalışma, 2002–2018 yılları arasında Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kesintisiz
tek parti iktidarı döneminde Türk bürokrasisinin üst kademelerine yapılan
12.832 atama kararından oluşan özgün bir veri setine dayanarak farklı bir
açıklama önermektedir. Bulgular, patronaj atamalarının ve buna bağlı olarak
bürokrasinin siyasallaşmasının, hükümet değişikliklerinden ziyade, Türkiye'nin
sosyo-politik koşullarıyla bağlantılı olarak iktidar bloğu içinde ortaya çıkan
krizler tarafından tetiklenmiş olabileceğini göstermektedir.”
Şekil 4:
İnceleme Süreci
Bu süreçte
liyakat ilkesinin aşınması yalnızca bireysel kariyerlerin etkilenmesi anlamına
gelmemektedir. Bürokratik atamalarda siyasal sadakat giderek daha belirleyici duruma
geldiğinde kamu görevlilerinin siyasal iktidardan bağımsız karar verme
kapasitesi de zayıflayabilir. Böylece bürokrasi, siyasal iktidarın kararlarını
uygulayan profesyonel bir mekanizma olmaktan çıkarak, aynı zamanda iktidarın
siyasal devamlılığını destekleyen bir kurumsal yapıya dönüşebilir.
2016
Sonrası Kamu Tasfiyesi: Tasfiye ile Yeniden Yapılanmanın Birleşmesi
2016
sonrasında gerçekleşen kamu personeli tasfiyeleri Türkiye’de tasfiye
mekanizmasının en geniş ölçekli örneklerinden birini oluşturmaktadır. 15 Temmuz
2016 darbe girişimi sonrasında çıkarılan OHAL KHK'larıyla çok sayıda kamu
görevlisi kamu hizmetinden çıkarılmıştır. Bu sürecin hükümet tarafından temel
gerekçesi devlet kurumları içerisindeki FETÖ yapılanmasının tasfiye edilmesi ve
kamu düzeninin yeniden kurulmasıdır. Dolayısıyla bu tasfiyelerin tamamının
siyasal muhalefetin tasfiyesi olarak nitelendirilmesi yöntemsel olarak doğru
değildir. Ancak araştırma açısından asıl önemli soru farklıdır: Geniş kapsamlı
tasfiyenin ardından devlet kurumlarının insan kaynağı ve kurumsal yapısı nasıl
yeniden oluşturulmuştur? Bu noktada 2016 sonrası dönem klasik anlamda yalnızca
bir personel tasfiyesi değil, aynı zamanda kurumsal yeniden yapılanma dönemi
olarak incelenmelidir. Tasfiye edilen personelin görev ve yetkilerinin sona
ermesiyle kurumlarda önemli ölçüde kadro alanı açılmış ve bunu yeni atama ve
görevlendirmeler izlemiştir. Özellikle yargı alanında görevden uzaklaştırılan yargıç
ve savcıların ardından yeni yargıç ve savcıların sisteme alınması tasfiye ile
yeniden yerleştirme arasındaki ilişkiyi açık biçimde göstermektedir. Bu nedenle
2016 sonrası süreç araştırmanın mekanizma modeli açısından özel bir önem
taşımaktadır: Tasfiye, kurumsal boşluk, yeniden personel alımı, yeni kurumsal
kadro ve kurumsal yeniden yapılanma. Burada dikkat edilmesi gereken nokta yeni
atanan kişilerin otomatik olarak "sadık" kabul edilmemesidir.
Araştırma bu kişilerin seçim ve atama süreçlerinin hangi ölçütlere dayandığını,
liyakat ve mesleksel yeterlilik ile siyasal güven arasındaki ilişkinin nasıl
kurulduğunu ayrıca incelemelidir. Dolayısıyla 2016 sonrası tasfiyeler
çalışmanın temel hipotezinin doğrudan kanıtı olmaktan çok tasfiye ile yeniden
yapılanmanın birlikte incelenmesini sağlayan önemli bir olay olarak
değerlendirilmektedir.
Yargı:
Tasfiye, Yeniden Atama ve Kurumsal Yetki Değişimi
Yargı alanı
tasfiye ve siyasal sadakat mekanizmasının en önemli inceleme alanlarından
biridir. Bunun temel nedeni bağımsız yargının demokratik sistem içerisinde
yalnızca uyuşmazlık çözen bir kurum değil, aynı zamanda siyasal iktidarın
sınırlandırılmasını sağlayan temel bir denetim mekanizması olmasıdır. 2016
sonrasında binlerce yargıç ve savcının görevden uzaklaştırılması, yargının
insan kaynağında büyük ölçekli bir değişim yaratmıştır. Bunun hemen ardından
yeni yargıç ve savcıların sisteme alınması insan kaynağındaki dönüşümü
tamamlayan ikinci aşamayı oluşturmuştur. Ancak yargıdaki dönüşüm yalnızca
personel değişikliğiyle sınırlı kalmamıştır. 2017 anayasa değişikliğiyle
Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun yapısının değiştirilmesi ve yüksek yargıdaki
atama mekanizmalarının yeniden düzenlenmesi, personel değişikliği ile kurumsal
yetki değişikliğinin aynı süreçte birleştiğini göstermektedir. Bu nedenle yargı
alanındaki süreç üç aşamalı olarak ele alınabilir: Yargısal kadroların
tasfiyesi, yeni kadroların oluşturulması ve yargısal kurumların
anayasal/kurumsal yapısının değiştirilmesi. Bu durum araştırmanın daha geniş
hipotezi bakımından önemlidir. Çünkü burada yalnızca belirli kişilerin
değiştirilmesi değil, kurumun kendisinin siyasal iktidarla kurduğu ilişkinin
yeniden tanımlanması söz konusudur. Dolayısıyla yargı örneği tasfiye
mekanizmasının en ileri biçimlerinden birini göstermektedir: Kişilerin
değiştirilmesi, kadroların değiştirilmesi, kurumsal yapının değiştirilmesi ve siyasal
güç dağılımının değiştirilmesi. Bu süreç, HTÇÇ'nin daha geniş kurumsal
bağlamdaki yerini de ortaya koymaktadır. Hukuksal tasfiye burada yalnızca bir
sonuç değil, kurumsal yeniden yapılanmanın araçlarından biri durumuna
gelebilmektedir.
Akademi:
Liyakat Rejiminin Aşınması ve Kurumsal Bağımlılık
Yükseköğretim
alanı siyasal sadakat rejiminin ortaya çıkabileceği bir başka önemli kurumsal
alandır. Üniversitelerin temel özelliği bilimsel özgürlük, akademik liyakat ve
kurumsal özerklik ilkelerine dayanmasıdır. Bu nedenle akademik kadroların
siyasal ölçütlerle belirlenmesi yalnızca personel yönetimi sorunu değil,
doğrudan bilimsel özerklik sorunu yaratmaktadır. 2016 sonrasında "Barış
İçin Akademisyenler" bildirisine imza atan akademisyenlerin önemli bir
bölümünün kamu görevlerinden çıkarılması akademik ifade ile kurumsal yaptırım
arasındaki ilişki bakımından dikkat çekici bir örnektir. Bu olay açısından
araştırmanın sorusu bildirinin içeriğinin siyasal olarak tartışmalı olup
olmadığı değildir. Daha önemli soru eleştirel veya iktidar siyasalarına aykırı
bir görüş açıklamasının akademik kariyer ve kurumsal statü üzerinde sistemli
sonuç doğurup doğurmadığıdır. Bu açıdan akademideki tasfiye kamu
bürokrasisindeki tasfiyeden farklı bir nitelik taşımaktadır. Burada hedef
yalnızca belirli kişilerin görevden uzaklaştırılması değil, aynı zamanda
eleştirel düşüncenin kurumsal maliyetinin yükseltilmesi olabilir. Buna karşılık
akademik yönetici atamalarında siyasal bağlantıların etkisine ilişkin görgül
araştırmalar üniversite yönetimlerinde liyakat ve akademik başarı ile siyasal
bağlantı arasındaki ilişkinin ayrıca incelenmesi gerektiğini göstermektedir. Dolayısıyla
akademideki süreç eleştirel aktörün etkisizleştirilmesi, kurumsal alanın
daralması, yönetim yapısının yeniden oluşturulması ve siyasal bağımlılığın
artması biçiminde değerlendirilebilir. Bu örnek "siyasal sadakat
rejimi" kavramının neden yalnızca kamu bürokrasisiyle sınırlı tutulmaması
gerektiğini göstermektedir.
Yerel
Yönetimler: Seçilmiş Karşıtların Kurumsal Tasfiyesi
Yerel
yönetimler demokratik temsil bakımından tasfiye mekanizmasının en görünür
olduğu alanlardan biridir. Çünkü burada tasfiye edilen kişi yalnızca bir kamu
görevlisi değil, seçmen iradesiyle belirlenmiş bir siyasal temsilcidir. 2019
sonrasında özellikle HDP'li belediyelerde uygulanan kayyım yöntemi, seçilmiş
belediye başkanlarının görevlerinden uzaklaştırılması ve yerlerine merkezi hükümet
tarafından görevlendirilen kişilerin getirilmesi şeklinde gerçekleşmiştir. AKP
belgelerinde 2019 yerel seçimlerinden sonra çok sayıda HDP belediye başkanının
görevden uzaklaştırıldığı ve yerlerine merkezi hükümet tarafından
görevlendirilen kayyımların getirildiği belirtilmiştir. Bu mekanizma,
araştırmanın temel modeli açısından son derece açıktır: Seçim, karşıt siyasal
aktörün seçilmesi, görevden uzaklaştırma, seçilmiş temsilin sona ermesi ve
merkezi atama. Burada tasfiye ile siyasal sadakat arasındaki ilişki, önceki olaylardan
farklı olarak personel yönetimi üzerinden değil, seçimle oluşmuş demokratik
temsilin yerine yönetsel atamanın geçirilmesi üzerinden ortaya çıkmaktadır. 2024
sonrasında benzer uygulamaların devam etmesi ise bunun tek dönemlik bir olağan
dışı uygulama olmaktan çıkıp yinelenen bir yönetim uygulamasına dönüşüp
dönüşmediği sorusunu gündeme getirmektedir.
Kamu
Kaynaklarının Dağıtımı: Tasfiye Değil Siyasal Ödüllendirme
Şimdiye
kadar incelenen olayların önemli bir bölümü "olumsuz" mekanizmayı
yani karşıtların etkisizleştirilmesini göstermektedir. Ancak araştırmanın
özgünlüğü açısından bunun yeterli olmadığı açıktır. Siyasal sadakat rejiminin
ikinci ayağı ödüllendirmedir. Bu nedenle kamu ihaleleri, özelleştirmeler, kamu
kredileri ve diğer ekonomik kaynakların dağıtımı ayrıca incelenmelidir. Gürakar
ve Bircan'ın araştırması bu bakımdan önemli bir görgül kaynak oluşturmaktadır.
Araştırmacılar 2004–2011 döneminde 17.937 yüksek değerli kamu yapım ihalesini
ve 5.945 kazanan firmayı inceleyerek siyasal bağlantılar ile kamu ihalelerinin
kazanılması arasındaki ilişkiyi araştırmıştır. Bu tür çalışmalar, "yandaş
şirket" gibi siyasal açıdan yüklü ifadelerden bağımsız olarak, siyasal
bağlantının ekonomik kaynaklara erişimde ölçülebilir bir üstünlük sağlayıp
sağlamadığını araştırma olanağı sunmaktadır. Bu nedenle kamu ihaleleri
açısından temel soru şudur: Kamu kaynaklarının dağıtımında ekonomik ve teknik ölçütlerin
yanında siyasal bağlantının sistemli bir üstünlük sağlayıp sağlamadığı. Eğer
böyle bir ilişki farklı veri setlerinde yineleniyorsa siyasal sadakat rejiminin
ekonomik boyutundan söz etmek olanaklı olur. Bu mekanizma siyasal uyum, kaynaklara
erişim, ekonomik güçlenme ve siyasal ve kurumsal kapasitenin artması şeklinde
modellenebilir. Böylece karşıtların tasfiyesi ile sadıkların ödüllendirilmesi
aynı siyasal sistem içerisinde birbirini tamamlayan iki mekanizma durumuna
gelmektedir. 2004–2011 yılları arasında gerçekleştirilen 17.937 yüksek bedelli
kamu yapım ihalesinden oluşan özgün bir veri setini kullanan bu çalışma,
Türkiye'de kamu alımlarında siyasal kayırmacılığa ilişkin sistematik kanıtlar
sunmaktadır. Sekiz yıllık dönemde yüksek bedelli yapım ihalelerinin yıllık
toplam sayısı üç katına çıkarken, çeşitli yasal değişiklikler sonucunda daha az
rekabetçi ihale usullerinin kullanımının artmasıyla birlikte bu yöntemlerle
gerçekleştirilen ihalelerin payı da yükselmiştir. Böylece kamu ihale
sözleşmelerinin verilmesi sürecinde devletin takdir yetkisi genişlemiştir. Gürakar
ve Bircan şu sonuca ulaşmaktadır: “Araştırmanın bulguları, siyasal bağlantılara
sahip firmaların, siyasal bağlantısı bulunmayan firmalara kıyasla kamu
ihalelerinde devletin takdir yetkisinden daha fazla yararlandığını ve daha
yüksek sözleşme bedelleri elde ettiğini göstermektedir. Ayrıca, diğer etkenler
sabit tutulduğunda, daha az rekabetçi ihale usullerinin kullanılması siyasal
bağlantılı firmaların ihaleyi kazanma olasılığını artırmaktadır. Daha az
rekabetçi yöntemlerle gerçekleştirilen kamu alımlarının kamuya maliyetinin daha
yüksek olduğu da saptanmıştır. Kamu ihalelerinin rant yaratma ve rant dağıtma
amacıyla kullanılmasının özellikle 10 milyon TL'nin üzerindeki projelerde ve
TOKİ projelerinde yaygın olduğu sonucuna ulaşılmıştır.”
Siyasal
Rakibin Etkisizleştirilmesi: Ulusal Siyasal Alan
Tasfiye
mekanizmasının en ileri biçimi siyasal iktidara gerçek bir seçenek
oluşturabilecek aktörlerin doğrudan etkisizleştirilmesidir. Bu bağlamda
Selahattin Demirtaş ve Ekrem İmamoğlu olayları farklı dönem ve siyasal
bağlamlara sahip olmakla birlikte, seçilebilir siyasal aktörlerin hukuksal ve
kurumsal araçlarla siyasal kapasitesinin sınırlandırılması bakımından
incelenebilir. Özellikle İmamoğlu olayında yerel yönetim başarısının ulusal
siyasal yarışma açısından önem kazanması tasfiye mekanizmasının yalnızca mevcut
görev üzerinde değil, aktörün gelecekteki siyasal kapasitesi üzerinde de
değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Burada araştırmanın temel sorusu hukuksal
veya yönetsel müdahale yalnızca mevcut bir hukuksal sorunu çözmeye mi
yöneliktir yoksa aktörün siyasal yarışma kapasitesi üzerinde geleceğe dönük bir
etki de yaratmakta mıdır şeklinde ifade edilebilir. Bu soru HTÇÇ'nin
"hukuksal tasfiye" kavramını daha geniş bir siyasal tasfiye
çerçevesine bağlamaktadır.
Bulguların
İlk Sentezi: Tasfiye ve Ödüllendirmenin Birlikte İşleyişi
Yukarıdaki olaylar
birlikte değerlendirildiğinde araştırmanın temel hipotezini destekleyen dikkat
çekici bir örüntü ortaya çıkmaktadır.
Farklı
kurumsal alanlarda araçlar değişmekle birlikte süreç çoğu zaman benzer bir
mantık izlemektedir:
Şekil 5:
Tasfiye ve Ödüllendirme Süreci
Bu nedenle
araştırmanın ortaya koyduğu temel bulgu tasfiye mekanizmasının tek başına ele
alınmasının eksik olduğudur. Tasfiye bir olumsuz seçme mekanizmasıdır. Siyasal
ödüllendirme ise onun olumlu tamamlayıcısıdır. İlk mekanizma "kimlerin
sistem dışında kalacağını" ve ikinci mekanizma ise "kimlerin sistem
içinde yükseleceğini" belirlemektedir. Bu iki mekanizma birlikte
çalıştığında ortaya çıkan sonuç yalnızca personel değişikliği veya siyasal
kadrolaşma değildir. Daha derin sonuç kurumsal seçimin ölçütlerinin
değişmesidir. Liyakat, ehliyet ve bağımsızlık yerine siyasal uyumun önem
kazanması zaman içinde kurumların insan kaynağını ve karar alma kültürünü
dönüştürebilir. Böylece siyasal iktidarın yalnızca hükümet etme kapasitesi
değil, iktidarı yeniden üretme kapasitesi de güçlenebilir. Bu noktada
araştırmanın bir sonraki sorusu kaçınılmaz olarak ortaya çıkmaktadır: Bu
kurumsal dönüşüm yalnızca iktidarın mevcut dönemde güçlenmesini mi
sağlamaktadır yoksa iktidarın gelecekteki devamlılığını güvence altına
alabilecek kalıcı bir siyasal-kurumsal düzen mi oluşturmaktadır? Çalışmanın
sonraki bölümü bu soruya odaklanacaktır.
TASFİYEDEN
KURUMSAL YENİDEN ÜRETİME: MEKANİZMANIN ÇÖZÜMLENMESİ
Mekanizmanın
Temel Mantığı
Önceki
bölümde incelenen farklı kurumsal alanlara ilişkin bulgular birbirinden
bağımsız ve rastlantısal uygulamalar olarak değerlendirildiğinde anlamlı bir
bütün oluşturmamaktadır. Ancak bu uygulamalar aktörlerin seçilmesi, tasfiye
edilmesi, yeniden yerleştirilmesi ve kaynaklara erişimin düzenlenmesi
bakımından birlikte değerlendirildiğinde ortak bir mekanizma ortaya
çıkmaktadır. Bu mekanizmanın temel özelliği siyasal iktidarın kurumsal alanı
yalnızca mevcut karşıtları etkisizleştirmek amacıyla değil, aynı zamanda
gelecekteki siyasal davranışları kendi lehine şekillendirecek biçimde yeniden
düzenlemesidir. Bu nedenle süreç basitçe karşıtın tasfiyesi olarak değil, karşıtın
tasfiyesi, boşalan kurumsal alanın yeniden düzenlenmesi, sadakat esaslı seçme
ve yerleştirme, kaynak ve statü aktarımı, kurumsal bağımlılık ve iktidarın
yeniden üretimi olarak kavramsallaştırılmalıdır. Burada tasfiye bir son değil,
kurumsal yeniden üretim sürecinin ilk aşaması durumuna gelmektedir.
Birinci
Aşama: Karşıtın Belirlenmesi
Her tasfiye
mekanizmasının başlangıç noktası, siyasal iktidar bakımından bir aktörün
“karşıt”, “güvenilmez”, “uyumsuz”, “sakıncalı” veya “denetlenmesi gereken” bir
konuma yerleştirilmesidir. Bu nitelendirme her zaman açık biçimde
yapılmayabilir. Bazen doğrudan siyasal söylemle, bazen hukuksal veya yönetsel
kategoriler aracılığıyla, bazen de kurumsal değerlendirme mekanizmaları
üzerinden gerçekleştirilebilir. Bu nedenle "karşıt" kavramı
araştırmada yalnızca siyasal parti karşıtlığını ifade etmemektedir. Karşıt siyasal
unsurlar bağımsız bürokrat, eleştirel akademisyen, bağımsız yargı mensubu, seçilmiş
yerel yönetici, eleştirel gazeteci ve iktidarın ekonomik tercihleriyle çatışan
aktör gibi farklı kurumsal konumlardaki kişileri kapsayabilir. Buradaki ortak
özellik, kişinin veya grubun iktidarın kurumsal ve siyasal tercihleri üzerinde
sınırlayıcı ya da seçenek bir kapasite taşımasıdır. Dolayısıyla karşıtlık
yalnızca kişinin ne düşündüğüyle değil, kurumsal olarak ne yapabildiğiyle de
ilgilidir.
İkinci
Aşama: Tasfiye ve Etkisizleştirme
Karşıt
olarak tanımlanan aktörün kurumsal kapasitesi çeşitli araçlarla azaltılabilir. Bu
araçlar arasında görevden alma, görev süresinin sona erdirilmesi, sözleşmenin
yenilenmemesi, disiplin veya ceza soruşturması, görevden uzaklaştırma, tutuklama,
seçilmiş görevden alma, yetki daraltma, terfi veya kariyer olanaklarının
engellenmesi ve kurumsal dışlama yer alabilir. Bu araçların tamamı aynı hukuksal
niteliğe sahip değildir. Ancak siyasal-kurumsal açıdan ortak sonuçları hedef
aktörün kurumsal kapasitesini azaltmalarıdır. Burada özellikle önemli olan nokta
tasfiyenin her zaman açık ve doğrudan gerçekleşmemesidir. Bazı durumlarda aktör
görevden alınırken, bazı durumlarda görevde bırakılmakla birlikte karar alma
gücü azaltılabilir. Bazı durumlarda ise hukuksal veya yönetsel işlem doğrudan
kişiyi değil, onun içinde bulunduğu kurumsal yapıyı değiştirebilir. Bu nedenle
tasfiyenin üç biçimi ayırt edilebilir:
Açık tasfiye: Aktörün doğrudan görev veya makamından çıkarılması.
Dolaylı tasfiye: Aktörün görevde kalmasına karşın yetki, kaynak veya kariyer
kapasitesinin azaltılması.
Yapısal tasfiye: Aktörün içinde bulunduğu kurumun yapısının değiştirilerek
onun kurumsal etkisinin ortadan kaldırılması.
Bu üç biçim
farklı görünmekle birlikte aynı siyasal işlevi görebilir: Karşıtın kurumsal
kapasitesini azaltmak.
Üçüncü
Aşama: Kurumsal Boşluk
Tasfiye
yalnızca bir kişiyi sistemden çıkarmamaktadır. Eğer tasfiye kurumsal bir konuma
ilişkinse aynı zamanda bir makam, yetki alanı veya karar verme kapasitesi
boşaltılmaktadır. Bu aşama mekanizmanın anlaşılması açısından önemli önem
taşımaktadır. Çünkü tasfiye edilenin kim olduğu kadar, onun bıraktığı kurumsal
alanın ne olduğu da önemlidir. Bir yargıcın görevden alınması yargısal bir konum
yaratır. Bir bürokratın tasfiyesi yönetsel bir makam boşaltır. Bir belediye
başkanının görevden alınması seçilmiş bir siyasal temsil alanını değiştirir. Bir
akademisyenin uzaklaştırılması ise üniversitenin düşünsel ve akademik alanını
etkileyebilir. Dolayısıyla tasfiye sonrasında ortaya çıkan "boşluk"
mekanizmanın bir sonraki aşamasına geçiş alanıdır.
Dördüncü
Aşama: Siyasal Sadakat Esasına Göre Yeniden Yerleştirme
Kurumsal
boşluğun ortaya çıkması tek başına siyasal sadakat rejimini oluşturmaz.
Belirleyici olan, boşalan alanın hangi ölçütlerle doldurulduğudur. Liyakat
rejiminde temel ölçütler genel olarak ehliyet, mesleksel yeterlilik, deneyim ve
nesnel değerlendirme iken siyasal sadakat rejiminde bunlara ek olarak veya
bunların önüne siyasal uyum, güvenilirlik, bağlılık ve iktidarla ilişkilerin
niteliği geçebilir. Bu iki sistem birbirinden mutlak biçimde ayrılmış değildir.
Siyasal sadakat rejiminde göreve getirilen kişinin mesleksel yeterliliğe sahip
olması olanaklıdır. Sorun, liyakatin tek veya temel belirleyici olmaktan
çıkmasıdır. Bu nedenle araştırmada "siyasal sadakat" ile
"yetersizlik" birbirine eşitlenmemektedir. Bir aktör aynı anda hem
ehliyetli hem de siyasal olarak sadık olabilir. Araştırmanın sorusu siyasal
sadakatin göreve seçilme veya yükselmede ölçülebilir bir üstünlük sağlayıp
sağlamadığıdır.
Beşinci
Aşama: Siyasal Ödüllendirme
Siyasal
sadakat yalnızca makam verilmesiyle ödüllendirilmez. Siyasal iktidarla uyumlu
aktörlere farklı türlerde kaynak aktarılması olanaklıdır. Bu kaynaklar makam, yetki,
yüksek gelir, terfi, kamu ihalesi, kamu kredisi, ekonomik imtiyaz, medya
varlığı, kamu şirketlerinde görev ve karar alma süreçlerine erişim şeklinde
ortaya çıkabilir. Bu nedenle siyasal sadakat rejiminin ekonomik boyutu,
personel rejiminin tamamlayıcısıdır. Mekanizma şu şekilde genişlemektedir: siyasal
sadakat, makam ve kaynak, güçlenme ve daha yüksek siyasal kapasite. Böylece
siyasal iktidarla uyumlu aktör yalnızca bir kamu görevlisi veya ekonomik aktör
olarak kalmamakta ve zaman içinde iktidarın toplumsal ve ekonomik
taşıyıcılarından biri durumuna gelebilmektedir.
Altıncı
Aşama: Kurumsal Bağımlılık
Tasfiye ve
ödüllendirme mekanizmaları süreklilik kazandığında bireysel davranışların
ötesinde bir kurumsal bağımlılık oluşabilir. Kurumsal aktörlerin kariyer,
makam, gelir veya karar alma olanaklarının siyasal iktidarın tercihleriyle
yakından bağlantılı duruma gelmesi onların bağımsız davranma maliyetini
artırır. Böylece doğrudan emir verilmesine gerek kalmadan bir öz-denetim
mekanizması ortaya çıkabilir. Aktörün davranışını belirleyen soru zamanla "Hukuksal
veya mesleksel olarak ne yapmalıyım?" olmaktan çıkarak, "Bu karar
siyasal iktidarın beklentileriyle çatışır mı?" durumuna gelebilir. Bu
dönüşüm siyasal sadakat rejiminin en önemli sonuçlarından biridir. Çünkü
sistemin sürdürülebilmesi için her kararın merkezden doğrudan verilmesi
gerekmez. Ödüllendirme ve tasfiye olasılığı kurumsal davranışı önceden
şekillendirebilir.
Yedinci
Aşama: Liyakat Rejiminden Siyasal Sadakat Rejimine Geçiş
Mekanizmanın
uzun dönemli sonucu kamu ve diğer kurumsal alanlarda seçim ölçütlerinin
değişmesidir. Liyakat rejiminde ideal tip kişi, yeterlilik, görevi başarım ve
kariyer şeklinde işler. Siyasal sadakat rejiminde ise ideal-tipik ilişki kişi
siyasal güven, görev, sadakat ve ödül biçimini alabilir. Bu değişim yalnızca
kamu personelinin niteliğini etkilemez. Kurumların karar alma kültürünü de
dönüştürür. Çünkü kurumsal aktörler kariyerlerinin ve statülerinin hangi
davranışlarla ödüllendirildiğini zaman içerisinde öğrenirler. Böylece siyasal
sadakat açıkça yazılı bir hukuk kuralı durumuna gelmeden de kurumsal davranış
normuna dönüşebilir.
Sekizinci
Aşama: Kurumsal Güç Asimetrisi
Tasfiye ve
ödüllendirme birlikte uygulandığında siyasal sistemde yalnızca kadro
değişikliği meydana gelmez. Aktörlerin siyasal kapasitesi farklılaşır. Bir
tarafta karşıtların kapasitesi azalır. Diğer tarafta sadık aktörlerin
kapasitesi artar. Böylece karşıtların kapasitesi sadıkların kapasitesi ile
karşılaştırıldığında kurumsal güç asimetrisi oluşur. Bu asimetri, seçimlerin
veya diğer demokratik yarışma mekanizmalarının biçimsel olarak varlığını
sürdürmesine karşın, aktörlerin eşit yarışabilme koşullarını zayıflatabilir. Demokratik
gerilemenin önemli göstergelerinden biri de tam olarak burada ortaya
çıkmaktadır: Demokratik kurumların ortadan kaldırılması gerekmeksizin bu
kurumların içinde etkinlik gösteren aktörlerin yarışma kapasitesi
eşitsizleştirilebilir.
Dokuzuncu
Aşama: İktidarın Kurumsal Yeniden Üretimi
Mekanizmanın
son aşaması siyasal iktidarın yalnızca mevcut gücünü kullanması değil,
kendisini yeniden üretebilmesini sağlayan kurumsal koşulları oluşturmasıdır. Buradaki
"yeniden üretim" kavramı aynı kişilerin veya aynı kadroların sonsuza
kadar görevde kalması anlamına gelmemektedir. Kastedilen, siyasal iktidarın
değişmesi durumunda dahi etkisini sürdürebilecek veya iktidarın değişmesini
zorlaştırabilecek kadro yapılarının, kurumların, ekonomik ilişkilerin, siyasal
bağlantıların, hukuksal düzenlemelerin ve kaynak dağıtım mekanizmalarının oluşturulmasıdır.
Bu nedenle kurumsal yeniden üretim siyasal iktidarın kendisi için elverişli bir
kurumsal ekosistem oluşturması olarak tanımlanabilir. Bu ekosistemde tasfiye
karşıtları azaltır, sadakat ödüllendirmesi destekçileri güçlendirir, kaynak
aktarımı ekonomik ve toplumsal destek yaratır. Kurumsal değişiklikler bu
ilişkileri kalıcılaştırır. Sonuçta siyasal iktidarın yalnızca seçim kazanma olasılığı
değil, iktidarı sürdürme kapasitesi de güçlenebilir.
Mekanizmanın
Bütünsel Modeli
Yukarıdaki
aşamalar bir bütün olarak ele alındığında araştırmanın önerdiği model şu
şekilde ifade edilebilir:
Şekil 6:
Bütünsel Model
Bu modelde
tasfiye ile ödüllendirme birbirinin seçeneği değil, tamamlayıcısıdır. Tasfiye
sistemin "olumsuz seçme" mekanizmasını ve ödüllendirme ise "olumlu
seçme" mekanizmasını oluşturur. Bu nedenle araştırmanın temel kavramsal
önerisi şu biçimde ifade edilebilir: Siyasal Sadakat Rejimi, olumsuz seçme (tasfiye),
olumlu seçme (ödüllendirme), kurumsal bağımlılık ve güç asimetrisinin
toplamıdır. Bu açıklama, ganimet sistemi veya patronaj kavramlarının
açıklayabildiği olguların ötesine geçmektedir. Çünkü burada yalnızca iktidarın
kendi destekçilerini ödüllendirmesi değil, karşıtların sistemli olarak
zayıflatılması ile destekçilerin sistemli olarak güçlendirilmesinin aynı
kurumsal mekanizma içinde birleşmesi söz konusudur.
Türkiye
Özelinde Son Siyasal Aşama
Türkiye
örneğinde mekanizmanın son aşaması kurumsal yeniden yapılanmanın siyasal
iktidarın sürekliliğiyle ilişkisini gündeme getirmektedir. Bu ilişkinin
özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi sonrasında daha belirgin duruma
geldiği ileri sürülebilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken anayasal
değişikliğin doğrudan "tasfiye mekanizmasının sonucu" olarak kabul
edilmemesidir. Böyle bir nedensellik savı ayrıca kanıtlanmalıdır. Daha
ihtiyatlı ve görgül olarak savunulabilir ifade şudur: Tasfiye, siyasal sadakat
ve kurumsal yeniden yapılanma süreçleri yürütme gücünün merkezileşmesini ve
siyasal iktidarın kurumsal kapasitesini artıran bir ortam oluşturabilir ve
anayasal değişiklikler ise bu güç dağılımını daha kalıcı bir hukuksal çerçeveye
taşıyabilir. Bu durumda anayasal değişiklik mekanizmanın başlangıç noktası
değil, kurumsal pekiştirme aşaması olarak ele alınabilir. Türkiye bakımından
araştırılması gereken temel ilişki böylece şu duruma gelmektedir: Tasfiye,
sadakat, kaynak, kurumsal güç, anayasal pekiştirme, iktidarın sürekliliği. Bu
zincirin bütün halkalarının her olayda aynı anda bulunması beklenmemektedir.
Ancak farklı alanlardaki olayların birlikte değerlendirilmesi, bu mekanizmanın
belirli dönemlerde ve belirli kurumlarda yinelenip yinelenmediğini ortaya
koyabilir.
Mekanizmanın
Sınırları
Bu çözümleme
Türkiye'deki bütün görevden almaların, atamaların, ihalelerin veya hukuksal
işlemlerin siyasal tasfiye ve sadakat mekanizmasının ürünü olduğu savında
değildir. Tam tersine, modelin bilimsel değerini koruyabilmesi için seçici
uygulama ile olağan hukuksal/yönetsel işlem arasındaki ayrımın korunması
gerekmektedir. Bu nedenle güçlü bir tasfiye-sadakat ilişkisi için olanaklı
olduğunca aşağıdaki göstergelerin birlikte bulunması beklenmektedir:
ü Karşıt veya bağımsız bir aktörün
kurumsal kapasitesinin azaltılması;
ü İşlemin zamanlamasının siyasal
bağlamla anlamlı biçimde örtüşmesi;
ü Benzer durumdaki aktörlere farklı
uygulama yapılması;
ü Tasfiye sonrasında belirgin bir
kurumsal boşluk oluşması;
ü Boşluğun belirli özelliklere sahip
aktörlerle doldurulması;
ü Yeni aktörlerin siyasal veya kurumsal
bağlantılarının bulunması;
ü Yeni aktörlerin makam, statü, kaynak
veya yetki bakımından güçlendirilmesi ve
ü Benzer mekanizmanın farklı kurumlarda
yinelenmesi.
Bu
göstergelerin sayısı ve yoğunluğu arttıkça, tekil bir olayın rastlantısal veya
olağan yönetsel işlem olarak açıklanması zorlaşmakta ve sistemli bir
siyasal-kurumsal mekanizma açıklaması güç kazanmaktadır. Böylece araştırmanın
temel savı tek tek olayların siyasal yorumuna değil, yinelenen örüntülerin ve
bunlar arasındaki nedensel bağlantıların ortaya konulmasına dayanmaktadır.
SİYASAL SADAKAT
REJİMİNİN KURUMSAL VE DEMOKRATİK SONUÇLARI
Liyakat
İlkesinin Aşınması
Tasfiye ve
siyasal sadakat mekanizmasının en doğrudan kurumsal sonuçlarından biri kamu
görevlerine ve kurumsal konumlara erişimde ehliyet ve liyakat ilkelerinin
göreli önemini kaybetmesidir. Liyakat esaslı bir sistemde kişinin göreve
getirilmesinde temel ölçüt görevin gerektirdiği bilgi, deneyim, mesleksel
yeterlilik ve başarımdır. Siyasal sadakat rejiminde ise bu ölçütler ortadan
kalkmak zorunda değildir ancak bunların yanına veya önüne siyasal güven ve uyum
yerleşebilir. Bu durum, ilk bakışta yalnızca personel seçimi sorunu gibi
görünmektedir. Oysa sonuçları çok daha geniştir. Çünkü kurumların yönetici ve
uzman kadroları hangi ölçütlerle seçiliyorsa, kurumun karar alma kapasitesi de
zaman içerisinde bu ölçütlerden etkilenmektedir. Böylece, liyakatin gerilemesi,
seçme ölçütlerinin değişmesi, kadro niteliğinin dönüşmesi ve kurumsal başarımın
etkilenmesi şeklinde bir süreç ortaya çıkabilir. Burada özellikle vurgulanması
gereken unsur siyasal olarak iktidara yakın bütün kişilerin liyakatsiz olduğu
varsayımının bilimsel olarak kabul edilemeyeceğidir. Sorun kişilerden çok seçim
mekanizmasının niteliğidir. Esas soru şudur: Bir göreve getirilişte siyasal
sadakat, liyakatten bağımsız ve sistemli bir üstünlük durumuna gelmiş midir? Eğer
yanıt evetse kurumsal personel rejiminde yapısal bir değişiklikten söz etmek olanaklı
olur.
Ganimet
Sistemine Doğru Kayış
Bu dönüşüm
klasik anlamda ganimet sistemi kavramıyla önemli benzerlikler taşımaktadır. Ganimet
sisteminde siyasal iktidarı elde eden grup kamu görevlerini ve kamusal
kaynakları siyasal destekçilerine dağıtabilmektedir. Böylece kamu görevi
profesyonel bir kamu hizmeti olmaktan kısmen çıkarak siyasal iktidarın
ödüllendirme aracına dönüşür. Ancak Türkiye örneğinde ortaya çıkan mekanizma
klasik ganimet sisteminden daha karmaşık görünmektedir. Çünkü burada yalnızca “Bizimkileri
göreve getirme” olgusu bulunmamaktadır. Bunun yanında “Karşıtları veya bağımsız
aktörleri sistemden uzaklaştırma” mekanizması da bulunmaktadır. Bu nedenle
araştırmanın önerdiği model klasik ganimet sisteminden şu bakımdan
ayrılmaktadır: Ganimet sistemi siyasal ödüllendirme de demektir. Buna karşılık
siyasal sadakat rejimi ise tasfiye, siyasal ödüllendirme ve kurumsal bağımlılık
değişkenlerinin toplamına eşittir. Bu farklılık kavramın çalışmanın özgün
katkılarından biri olmasını sağlayabilir.
Bürokratik
Özerkliğin Zayıflaması
Liyakat
sisteminin aşınmasının ikinci sonucu bürokrasinin siyasal iktidardan bağımsız
hareket etme kapasitesinin azalmasıdır. Profesyonel bürokrasinin demokratik
sistemdeki temel işlevlerinden biri siyasal iktidarın kararlarını uygularken
aynı zamanda hukuka, uzmanlığa ve kurumsal kurallara bağlı kalmasıdır. Bürokratın
kariyerinin siyasal iktidarın takdirine daha fazla bağlı olması durumunda, hukuksal
ve mesleksel sorumluluklarla siyasal beklentiler arasında bir gerilim ortaya
çıkabilir. Bu durumda bürokratik davranış şu yönde değişebilir: hukuk ve
uzmanlık ve siyasal beklenti ile birlikte değerlendirilir. Daha ileri aşamada
ise siyasal beklenti kurumsal davranışın öncelikli referansı durumuna
gelebilir. Bunun sonucunda bürokrasi siyasal iktidarın kararlarını profesyonel
biçimde uygulayan bir kurum olmaktan çıkarak iktidarın siyasal tercihlerinin
kurumsal taşıyıcısına dönüşebilir. Bu nedenle siyasal sadakat rejiminin uzun
dönemli sonuçlarından biri bürokratik özerkliğin aşınmasıdır.
Devlet
Kapasitesi ile İktidar Kapasitesinin Birbirinden Ayrılması
Bu
araştırmanın önemli sonuçlarından biri devlet kapasitesi ile siyasal iktidarın
kapasitesinin aynı şey olmadığının ortaya konulmasıdır. Tasfiye ve sadakat
mekanizması kısa vadede siyasal iktidarın kapasitesini artırabilir. Çünkü kararların
uygulanması kolaylaşır, bürokratik direnç azalır, kurumlar arasındaki siyasal
uyum artar ve iktidarın siyasa tercihleri daha hızlı uygulanabilir. Ancak aynı
süreç uzun vadede devlet kapasitesini zayıflatabilir. Çünkü profesyonel
uzmanlık, kurumsal hafıza, bağımsız değerlendirme ve eleştirel karar alma
kapasitesi aşındığında kurumların nesnel sorun çözme yeteneği azalabilir. Bu
nedenle iki farklı sonuç aynı anda ortaya çıkabilir: İktidar kapasitesi yükselir
ancak kurumsal devlet kapasitesi azalır. Bu paradoks siyasal sadakat rejiminin
anlaşılması bakımından son derece önemlidir. Siyasal iktidar, kendi kısa ve
orta vadeli yönetim kapasitesini artırırken, devletin uzun dönemli kurumsal
kapasitesini zayıflatabilir.
Kurumsal
Hafızanın Aşınması
Tasfiye
yalnızca insan kaynağını değiştirmez ve aynı zamanda kurumsal hafızayı da
etkiler. Özellikle deneyimli bürokratların, akademisyenlerin, yargı
mensuplarının veya diğer profesyonellerin geniş çaplı biçimde kurum dışına
çıkarılması deneyimin kaybına, uzmanlık birikiminin dağılmasına, kurum içi
öğrenmenin kesintiye uğramasına ve karar alma süreçlerinin kişiselleşmesine neden
olabilir. Yeni personelin daha kısa sürede yükselmesi veya kurumsal deneyim
birikiminin yeterince oluşmaması durumunda kurumların geçmişten gelen bilgi ve
tecrübe stokları zayıflayabilir. Bu nedenle tasfiyenin maliyeti yalnızca
tasfiye edilen kişilerin kişisel kayıpları değildir. Asıl uzun dönemli maliyet
kurumun sahip olduğu kolektif deneyimin kaybıdır.
Hukuk
Devleti ve Kurumsal Öngörülebilirlik
Siyasal
sadakat rejiminin bir diğer sonucu hukuk devletinin öngörülebilirlik boyutunun
zayıflaması olabilir. Hukuk devletinde bireylerin ve kurumların davranışlarını
belirleyen temel referans önceden belirlenmiş ve genel olarak uygulanan hukuk
kurallarıdır. Eğer benzer durumdaki kişiler farklı biçimde işlem görüyor ve bu
farklılığın temel nedeni siyasal konum olarak algılanıyorsa hukuk sisteminin
öngörülebilirliği zarar görür. Buradaki sorun yalnızca hukuka aykırılık
değildir. Daha derin sorun hukukun aynı durumda bulunan aktörlere aynı biçimde
uygulanacağına ilişkin beklentinin zayıflamasıdır. Bu beklentinin zayıflaması
kurumlara duyulan güveni de etkileyebilir. Böylece seçici uygulama algısı hukuksal
öngörülebilirlikte azalma ve kurumsal güven kaybı şeklinde bir süreç ortaya
çıkabilir.
Demokratik
Yarışmanın Asimetrik Duruma Gelmesi
Demokratik sistem yalnızca seçimlerin yapılmasından ibaret
değildir. Siyasal aktörlerin seçimlere adil ve makul ölçüde eşit koşullarda
katılabilmesi de demokratik yarışmanın temel unsurudur. Tasfiye mekanizması
karşıt aktörlerin örgütlenme, aday olma, kamuoyu oluşturma, kaynaklara erişme, medya
görünürlüğü, hukuksal savunma ve kurumsal temsil kapasitelerini azaltırken
siyasal sadakat mekanizması iktidara yakın aktörlerin bu kapasitelerini
artırıyorsa demokratik yarışmanın biçimsel varlığı korunmakla birlikte maddi
eşitliği zayıflayabilir. Bu durumda siyasal sistem yarışma var fakat yarışma
koşulları eşit değil biçiminde bir yapıya dönüşebilir. Bu sonuç yarışmacı
otoriterlik yazını bakımından özellikle önemlidir. Çünkü yarışmacı otoriter
sistemlerde demokratik kurumlar bütünüyle ortadan kaldırılmak yerine iktidarın
lehine asimetrik biçimde işletilebilir.
Karşıtların
Susturulması ve Öz Sansür
Tasfiye
mekanizmasının doğrudan hedefi yalnızca tasfiye edilen kişi değildir. Bir
aktörün görevden alınması, soruşturulması, tutuklanması, kariyerinin
engellenmesi veya ekonomik kapasitesinin azaltılması aynı kurumsal çevrede
bulunan diğer aktörlere de bir mesaj gönderebilir. Bu nedenle tasfiyenin iki
etkisi vardır:
ü Doğrudan etki: Hedef aktörün etkisizleştirilmesi.
ü Dolaylı etki: Diğer aktörlerin davranışlarını
değiştirmesi.
İkinci etki
öz sansür ve öz denetim mekanizmasının oluşması bakımından önemlidir. Aktörler,
açık bir emir almaksızın hangi davranışların ödüllendirildiğini ve hangilerinin
cezalandırıldığını gözlemleyerek kendi davranışlarını buna göre düzenleyebilir.
Böylece tasfiye mekanizmasının gerçek etkisi tasfiye edilenlerin sayısından
daha geniş olabilir. Az sayıda görünür tasfiye, çok sayıda görünmez uyum
davranışı üretebilir. Bu nedenle siyasal sadakat rejiminin gücü yalnızca
uyguladığı yaptırımlarla değil, yaptırım olasılığının yarattığı davranışsal
sonuçlarla da ölçülmelidir.
Ekonomik
Güç ile Siyasal Gücün Birbirini Beslemesi
Siyasal
sadakat rejiminin ekonomik boyutu siyasal ve ekonomik güç arasında karşılıklı
bir ilişki oluşturabilir. Siyasal olarak yakın aktörlerin kamu kaynaklarına,
ihalelere, kamu görevlerine veya diğer ekonomik fırsatlara daha kolay erişmesi
durumunda ekonomik güç birikebilir. Ekonomik güç ise daha sonra medya
sahipliği, siyasal finansman, lobi kapasitesi, örgütlenme, kamuoyu oluşturma gibi
alanlarda siyasal kapasiteye dönüştürülebilir. Böylece siyasal yakınlık,
ekonomik kaynak, ekonomik güç, siyasal kapasite ve siyasal yakınlığın pekişmesi
şeklinde bir geri besleme döngüsü oluşabilir. Bu nedenle siyasal sadakat rejimi
yalnızca kamu personel rejimi olarak görülmemelidir. Aynı zamanda siyasal
iktidar ile ekonomik güç arasındaki ilişkinin yeniden yapılandırılması olarak
da değerlendirilmelidir.
Siyasal
İktidarın Kendisini Yeniden Üretmesi
Bütün bu
süreçlerin birleştiği nokta siyasal iktidarın yalnızca mevcut devlet aygıtını
kullanması değil, iktidarın devamını kolaylaştıracak kurumsal ve toplumsal
koşullar oluşturmasıdır. Bu noktada tasfiye ile ödüllendirme birbirini
tamamlamaktadır. Tasfiye karşıt kapasitesini azaltır. Ödüllendirme sadık
kapasiteyi artırır. Kurumsal bağımlılık bağımsız davranma maliyetini yükseltir.
Ekonomik kaynak aktarımı iktidar çevresinde ekonomik ve toplumsal destek
üretir. Kurumsal yeniden yapılanma bu ilişkileri daha kalıcı kılar. Böylece
siyasal iktidarın yeniden üretimi yalnızca seçim dönemlerinde değil, seçimler
arasındaki bütün kurumsal süreçlerde gerçekleşebilir. Bu bakımdan araştırmanın
temel sonucu şöyle ifade edilebilir: Siyasal iktidarın sürekliliği, yalnızca
seçmen desteğinin korunmasına değil, siyasal yarışmanın gerçekleştiği kurumsal
alanların yeniden yapılandırılmasına da bağlı olabilir.
Türkiye
Özelinde Siyasal Süreklilik Sorunu
Türkiye
örneğinde bu mekanizmanın siyasal açıdan en önemli sonucu Cumhurbaşkanlığı
makamının ve mevcut siyasal iktidarın sürekliliği sorunuyla ilişkilidir. Ancak
burada çözümleyici bir ayrım yapılması gerekir. Tasfiye ve sadakat
mekanizmasının varlığından doğrudan "amaç Erdoğan'ın görevde kalmasını
sağlamaktır" sonucuna geçmek yöntembilimsel açıdan aşırı bir nedensellik savı
olacaktır. Daha savunulabilir yaklaşım şudur: Tasfiye, siyasal sadakat,
ekonomik ödüllendirme ve kurumsal yeniden yapılanma siyasal iktidarın
karşısındaki kurumsal ve siyasal kapasiteyi azaltırken iktidarın kendi
kapasitesini artırıyorsa bu süreçler mevcut siyasal iktidarın devamlılığını
kolaylaştıran bir kurumsal çevre oluşturabilir. Bu ayrım önemlidir. Çünkü
araştırmanın görevi aktörlerin zihnindeki niyeti varsaymak değil, ortaya çıkan
kurumsal sonuçları ve bunların siyasal işlevlerini ortaya koymaktır. Bu
çerçevede anayasa değişikliği ve referandum mekanizmanın olası bir hukuksal
pekiştirme aşaması olarak ayrıca incelenmelidir.
Demokratik
Sistem Bakımından Sonuç
Siyasal
sadakat rejiminin sonucu demokratik kurumların mutlaka ortadan kaldırılması
değildir. Daha karmaşık bir dönüşüm söz konusu olabilir: Kurumlar kalır fakat
kurumların içindeki aktörlerin seçilme ölçütleri değişir. Seçimler yapılır
fakat yarışma koşulları eşitsizleşir. Yargı vardır fakat kurumsal bağımsızlığı
zayıflar. Bürokrasi çalışır fakat siyasal bağımlılığı artar. Üniversiteler etkinlik
gösterir fakat akademik özerklik daralabilir. Medya vardır fakat ekonomik ve
siyasal bağımlılık nedeniyle çoğulculuk azalabilir. Bu nedenle demokratik
gerilemenin en ileri biçimi demokratik kurumların tümüyle ortadan kaldırılması
değil, biçimsel kurumların korunurken maddi işlevlerinin aşındırılması
olabilir. Araştırmanın bu noktadaki temel savı şudur: Siyasal sadakat rejimi
demokratik kurumları ortadan kaldırmadan onların iktidarı sınırlama
kapasitesini azaltabilir. Bu durum, Türkiye'deki siyasal dönüşümün yalnızca
"otoriterleşme" kavramıyla değil, kurumsal asimetri ve siyasal
yeniden üretim mekanizmaları üzerinden de incelenmesini gerekli kılmaktadır.
Değerlendirme
Bu bölümde
yapılan çözümleme tasfiye ve siyasal sadakat mekanizmasının sonuçlarını dört
temel düzeyde toplamaktadır:
Birinci düzey – bireysel: Karşıtların kariyer, gelir, makam ve siyasal
etkilerinin azaltılması ve sadık aktörlerin ise ödüllendirilmesi.
İkinci düzey – kurumsal: Liyakatin aşınması, bürokratik özerkliğin zayıflaması,
kurumsal hafızanın kaybı ve siyasal bağımlılığın artması.
Üçüncü düzey – siyasal: Demokratik yarışmanın asimetrik duruma gelmesi,
karşıtların örgütlenme ve temsil kapasitesinin zayıflaması ve siyasal iktidarın
göreli kapasitesinin artması.
Dördüncü düzey – sistemsel: Siyasal iktidarın kendisini yeniden üretmesini
kolaylaştıran hukuksal, kurumsal, ekonomik ve toplumsal bir çevrenin oluşması.
Bu dört
düzey birlikte değerlendirildiğinde araştırmanın başlangıçtaki sorusu yeniden
önem kazanmaktadır: Tasfiye ve siyasal sadakat mekanizması yalnızca karşıtları
etkisizleştiren bir araç mıdır; yoksa aynı zamanda siyasal iktidarın kendisini
yeniden üretebilmesini sağlayan bir kurumsal sistem midir? Araştırmanın şimdiye
kadarki bulguları ikinci açıklamanın daha yüksek bir açıklama gücüne sahip
olabileceğine işaret etmektedir. Ancak bu sonuç, kesin bir yargı olarak değil,
araştırmanın sonuç ve tartışma bölümünde demokratik gerileme, yarışmacı
otoriterlik, patronaj ve ganimet sistemi yazınıyla karşılaştırılarak sınanması
gereken bir önerme olarak ele alınmalıdır.
TARTIŞMA:
SİYASAL SADAKAT REJİMİ, GANİMET SİSTEMİ, PARTONAJ VE YARIŞMACI OTORİTERLİK
Kavramsal
Bir Sorun
Bu
araştırmada ortaya konulan bulgular Türkiye'deki siyasal-kurumsal dönüşümün
yalnızca "kadrolaşma", "partizanlık", "patronaj"
veya "ganimet sistemi" gibi yerleşik kavramlarla açıklanmasının
yeterli olmayabileceğini göstermektedir. Bu kavramların her biri siyasal
iktidar ile kaynak, makam ve destek arasındaki ilişkilerin belirli boyutlarını
açıklamak bakımından değerlidir. Ancak önceki bölümlerde ortaya konulan
mekanizma daha kapsamlıdır. Burada söz konusu olan yalnızca iktidar
destekçilerinin ödüllendirilmesi değildir. Aynı zamanda karşıtların veya
bağımsız aktörlerin kurumsal kapasitesinin azaltılması, boşalan kurumsal
alanların yeniden düzenlenmesi, uyumlu aktörlerin seçilmesi ve yerleştirilmesi,
bu aktörlerin makam, statü ve ekonomik kaynaklarla güçlendirilmesi, kurumların
giderek siyasal iktidara bağımlı duruma gelmesi ve sonunda bu düzenin siyasal
iktidarın yeniden üretimine katkıda bulunması söz konusudur. Bu nedenle
araştırmanın önerdiği Siyasal Sadakat Rejimi kavramı mevcut kavramların yerine
geçen değil, onların açıklama alanlarını birbirine bağlayan daha üst düzey bir çözümleyici
çerçeve olarak düşünülmektedir.
Siyasal
Sadakat Rejimi ve Patronaj
Patronaj
ilişkilerinde siyasal iktidar veya iktidar sahibi aktör destekçilerine çeşitli
maddi ve statüsel ödüller sağlayarak onların siyasal desteğini güvence altına
alır. Bu ilişki kabaca siyasal destek, kaynak veya makam biçiminde ifade
edilebilir. Siyasal Sadakat Rejimi ise bu ilişkiyi genişletmektedir. Burada karşıtın
tasfiyesi ve sadık aktörün ödüllendirilmesi aynı mekanizmanın iki tarafını
oluşturmaktadır. Dolayısıyla patronaj demek destekçinin ödüllendirilmesi demek iken,
siyasal sadakat rejimi ise karşıtın tasfiyesi, destekçinin seçilmesi ve
ödüllendirilmesi ve kurumsal bağımlılık demektir. Bu ayrım önemlidir. Çünkü
patronaj çoğunlukla "kim ne elde ediyor?" sorusuna yanıt verirken,
Siyasal Sadakat Rejimi buna ek olarak "Kim sistemin dışında
bırakılıyor?" ve "Bu iki süreç birlikte kurumun yapısını nasıl
değiştiriyor?" sorularını da sormaktadır.
Klientelizm
(Clientelism) ile İlişki
Klientelizm
(clientelism) siyasal destek ve sadakatin kamu kaynakları, istihdam, terfi,
ihale veya çeşitli ayrıcalıkların seçici biçimde dağıtılması karşılığında
kurulan karşılıklılık ve bağımlılık ilişkileri ağıdır. Patronaj bu ilişkinin en
önemli araçlarından biridir. Klientelizm siyasal destek ile maddi veya kurumsal
karşılık arasında kurulan karşılıklı bağımlılık ilişkilerini açıklamak
bakımından önemli bir kavramdır. Tipik klientelist ilişki kaynak destek,
siyasal sadakat ve yeni kaynak şeklinde döngüsel bir yapı oluşturur. Siyasal
Sadakat Rejimi bu döngüyü kurumsal düzeye taşımaktadır. Çünkü burada bireysel
patron-müşteri ilişkilerinden daha geniş bir yapı söz konusudur. Kamu
kurumlarının personel siyasaları, atama mekanizmaları, ekonomik kaynakların
dağıtımı ve hukuksal araçların kullanımı aynı siyasal mantıkla
ilişkilendirilmektedir. Dolayısıyla klientelizm daha çok ilişkiyi, Siyasal
Sadakat Rejimi ise ilişkilerin kurumsallaşmış toplamını açıklamaktadır.
Ganimet
sistemi ile İlişki
Ganimet
sistemi siyasal iktidarın kamu görevlerini seçim veya iktidar değişiminin
ardından siyasal destekçilerine dağıtmasını ifade eden klasik bir kavramdır. Bu
sistemde kamu görevi profesyonel kamu hizmetinden siyasal ödüle doğru
dönüşmektedir. Siyasal Sadakat Rejimi bu mekanizmayı içermektedir ancak ondan
daha geniştir. Çünkü ganimet sistemi esas olarak iktidarı kazananların kendi
kadrolarını yerleştirmesi üzerine kuruludur. Bizim modelimiz ise buna bir başka
boyut eklemektedir: İktidarın karşıt veya bağımsız aktörleri sistemli biçimde
azaltması.
|
Çizelge 2: Karşılaştırma |
|
|
Kavram |
Temel ilişki |
|
Patronaj |
Destek ve ödül |
|
Klientelizm |
Kaynak ve destek |
|
Ganimet sistemi |
İktidar ve kamu görevi |
|
Siyasal Sadakat Rejimi |
Tasfiye, seçme, ödüllendirme, bağımlılık ve kurumsal
yeniden üretim |
Bu nedenle
Siyasal Sadakat Rejimi, ganimet sisteminin çağdaş ve daha geniş bir kurumsal sürümü
olarak değil, ganimet mekanizmasını da içeren daha kapsamlı bir
siyasal-kurumsal model olarak değerlendirilmelidir.
Partizanlık
ile İlişki
Partizanlık,
kamu siyasalarının veya yönetsel kararların belirli bir siyasal parti lehine
şekillenmesini ifade edebilir. Ancak partizanlık da tek başına yeterli açıklama
değildir. Çünkü siyasal sadakat her zaman doğrudan parti üyeliği anlamına
gelmez. Bir aktör parti üyesi olmayabilir açık biçimde siyasal etkinlik
yürütmeyebilir ancak iktidarın tercihleriyle uyumlu davranabilir. Bu nedenle
araştırmada parti üyeliği siyasal sadakat demek değildir ayrımı korunmalıdır. Siyasal
Sadakat Rejimi doğrudan parti örgütlenmesinden çok iktidarın tercihleriyle
uyumun kurumsal ödül ve yaptırımlarla ilişkilendirilmesini esas almaktadır.
Hukuksal
Tasfiye ile İlişki: HTÇÇ
Araştırmanın
önceki çalışmalarında yazar tarafından geliştirilen Hukuksal Tasfiye Çözümleme
Çerçevesi (HTÇÇ) bu modelin hukuksal boyutunu açıklamaktadır. HTÇÇ'nin temel sorusu
“hukuk, belirli aktörlerin siyasal veya kurumsal kapasitesini azaltan bir
tasfiye aracına dönüşebilir mi?” şeklindedir. Siyasal Sadakat Rejimi ise bu
soruyu genişletmektedir: Hukuksal tasfiye, yönetsel tasfiye, kurumsal tasfiye
ve ekonomik ödüllendirme birlikte çalışarak daha geniş bir siyasal-kurumsal
düzen oluşturabilir mi? Bu nedenle HTÇÇ ile Siyasal Sadakat Rejimi arasında
hiyerarşik değil, tamamlayıcı bir ilişki bulunmaktadır. Şöyle ifade edilebilir:
HTÇÇ yani hukuksal tasfiyenin çözümleme modeli iken, Siyasal Sadakat Rejimi ise
tasfiye ve sadakatin bütünsel siyasal-kurumsal modelidir. Bu ayrım, iki
çalışmanın birbirinin yinelemesi olmasını önlemekte ve kavramsal süreklilik
sağlamaktadır.
Yarışmacı
Otoriterlik ile İlişki
Siyasal
Sadakat Rejimi'nin en önemli kuramsal bağlantılarından biri yarışmacı
otoriterlik kavramıdır. Yarışmacı otoriterlik, demokratik kurumların tümüyle
ortadan kaldırılmadığı ancak iktidarın bu kurumları rakiplerine karşı sistemli üstünlük
sağlayacak şekilde kullandığı siyasal sistemleri açıklamak için
kullanılmaktadır. Bu modelde seçimler yapılabilir, muhalefet partileri
varlığını sürdürebilir, medya tümüyle ortadan kaldırılmayabilir, parlamento
çalışabilir ve yargı biçimsel olarak etkinlik gösterebilir. Ancak bütün bu
kurumların yarışma üretme kapasitesi iktidarın lehine aşındırılabilir. Siyasal
Sadakat Rejimi bu sürecin kurumsal altyapısını açıklamak bakımından önem
taşımaktadır. Çünkü karşıtların tasfiye edilmesi ve iktidara yakın aktörlerin
kurumsal olarak güçlendirilmesi, siyasal yarışmanın eşit koşullarda
gerçekleşmesini zorlaştırabilir. Böylece iki kavram arasında şu ilişki
kurulabilir: Siyasal Sadakat Rejimi kurumsal mekanizmayla ilgilidir. Yarışmacı otoriterlik
ise bu mekanizmanın ortaya çıkarabileceği siyasal sistem sonucu oluşur. Bu
nedenle iki kavram birbirinin seçeneği değildir.
Demokratik
Gerileme ile İlişki
Demokratik
gerileme kavramı, demokratik kurumların ve normların zaman içerisinde
aşınmasını ifade eden daha geniş bir süreç kavramıdır. Siyasal Sadakat Rejimi
ise bu gerilemenin nasıl gerçekleşebileceğine ilişkin mekanizmalardan birini
açıklamaktadır. Bu ayrım önemlidir. Demokratik gerileme bir süreçtir. Siyasal
Sadakat Rejimi ise bir mekanizmadır. Yarışmacı otoriterlik bir siyasal sistem
tipidir. HTÇÇ ise hukuksal tasfiye mekanizmasıdır. Bu dört kavram birlikte
kullanıldığında Türkiye'deki dönüşümün farklı çözümleyici düzeyleri birbirine
karıştırılmadan açıklanabilir.
Yeni
Kavramın Özgün Katkısı
Siyasal
Sadakat Rejimi kavramının özgünlüğü, daha önce ayrı ayrı incelenen süreçleri
tek bir mekanizma içerisinde birleştirmesidir. Bu mekanizma dört temel bileşene
dayanmaktadır:
Olumsuz Seçme: Karşıt veya bağımsız aktörlerin sistemden uzaklaştırılması ya
da etkisizleştirilmesi.
Olumlu Seçme: Siyasal açıdan uyumlu aktörlerin belirli makam ve konumlara
getirilmesi.
Ödüllendirme: Sadık aktörlere makam, gelir, statü, ekonomik kaynak veya
karar alma üstünlükleri sağlanması.
Kurumsal Pekiştirme: Bu ilişkilerin kurumsal ve hukuksal düzenlemeler aracılığıyla
kalıcı kılınması.
Böylece
kavramın ideal-tipik açıklaması Siyasal Sadakat Rejimi, olumsuz seçme, olumlu seçme,
ödüllendirme ve kurumsal pekiştirme şeklinde ifade edilebilir. Buna kurumsal
bağımlılık ve güç asimetrisi de sonuç değişkenleri olarak eklendiğinde model
daha da açıklayıcı olmaktadır.
Kavramın
Sınırları
Yeni bir
kavramın bilimsel değerinin yalnızca açıklama kapasitesiyle değil, sınırlarının
belirlenmesiyle de ortaya çıkacağı açıktır. Bu nedenle her siyasal atama
siyasal sadakat, her görevden alma tasfiye ve her kamu ihalesi siyasal
ödüllendirme olarak kabul edilemez. Siyasal Sadakat Rejimi savının güç
kazanabilmesi için uygulamanın yinelenmesi, farklı kurumlarda benzer
örüntülerin görülmesi, karşıtların ve iktidara yakın aktörlerin farklı biçimde işlem
görmesi, liyakat ölçütlerinin sistemli biçimde geri plana itilmesi ve kaynak ve
statü aktarımının belirli siyasal bağlantılarla ilişkilendirilebilmesi ve uygulamaların
kurumsal sonuçlarının gözlenebilmesi gerekmektedir. Bu nedenle kavram tekil
olayları açıklayan bir etiket değil, yinelenen kurumsal örüntüleri açıklayan
bir çözümleyici araç olarak kullanılmalıdır.
Türkiye
Açısından Kavramsal Sonuç
Türkiye
örneğinde ortaya çıkan tablo klasik patronaj veya ganimet sistemi
kavramlarından daha geniş bir çözümleme gerektirmektedir. Çünkü incelenen
süreçlerde yalnızca "iktidar kendi destekçilerini ödüllendiriyor" olgusu
bulunmamaktadır. Bunun yanında "iktidarın karşıtları veya bağımsız
aktörleri çeşitli hukuksal, yönetsel, kurumsal ve ekonomik araçlarla
etkisizleştiriliyor" ve "boşalan kurumsal alanlar siyasal olarak daha
uyumlu aktörlerle dolduruluyor" savları da aynı çerçevede
değerlendirilmektedir. Bunlara "yeni aktörlerin makam, kaynak ve statü
yoluyla güçlendirilmesi" eklendiğinde daha geniş bir mekanizma ortaya
çıkmaktadır. Bu mekanizmanın sonucu ise karşıt kapasitesinin azalması ve sadık
kapasitenin artması yani siyasal güç asimetrisinin oluşması şeklinde ifade
edilebilir. Siyasal güç asimetrisinin kalıcılaşması ise demokratik yarışmanın
biçimsel kurumları korunurken maddi yarışma koşullarının bozulmasına yol
açabilir.
Tartışmanın
Sonucu: Yeni Bir Çözümleyici Çerçeve
Bu
araştırmanın temel kavramsal önerisi Türkiye'deki siyasal-kurumsal dönüşümün
yalnızca otoriterleşme, patronaj, klientelizm veya ganimet sistemi
kavramlarıyla açıklanmasının eksik kalabileceğidir. Bu kavramların her biri
mekanizmanın bir bölümünü açıklamaktadır: Patronaj kavramı ödüllendirme
ilişkisini, klientelizm kavramı karşılıklı kaynak ve destek ilişkisini, ganimet
sistemi kamu görevlerinin siyasal dağıtımını, partizanlık siyasal tercihin
kurumsal kararlara etkisini HTÇÇ ise hukuksal tasfiyeyi, yarışmacı otoriterlik
ortaya çıkan siyasal sistem biçimini ve demokratik gerileme tarihsel dönüşüm
sürecini açıklamaktadır. Buna karşılık Siyasal Sadakat Rejimi, bu mekanizmaları
aynı çözümleyici çerçevede birleştirmeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle kavramın
temel savı şöyledir: Siyasal iktidar karşıtların kurumsal kapasitesini sistemli
olarak azaltırken, siyasal olarak uyumlu aktörlerin makam, statü, ekonomik
kaynak ve karar alma kapasitesini artırıyorsa; tasfiye ve ödüllendirme
birbirini tamamlayan bir kurumsal mekanizma oluşturur. Bu mekanizma süreklilik
kazandığında “Siyasal Sadakat Rejimi”nden söz etmek olanaklıdır. Bu çerçevede
Siyasal Sadakat Rejimi belirli bir hükümetin veya belirli kişilerin siyasalarını
tanımlayan normatif bir niteleme değil, yinelenen siyasal ve kurumsal davranış
örüntülerini açıklamaya yönelik bir ideal-tipik çözümleyici model olarak
önerilmektedir. Araştırmanın Türkiye bakımından son kuramsal önermesi de
buradan çıkmaktadır: Siyasal iktidarın sürekliliği yalnızca siyasal destek
üretmesine değil, karşıt kapasitesini azaltırken kendi siyasal, kurumsal ve
ekonomik kapasitesini artırmasına bağlı duruma gelebilir. Bu mekanizma
kurumsallaştığında iktidarın devamlılığı seçim dönemleri arasındaki siyasal ve yönetsel
süreçlerde de yeniden üretilmeye başlanabilir.
TÜRKİYE
ÖRNEĞİNDE SİYASAL SADAKAT REJİMİNİN KURUMSALLAŞMASI
Tek Tek
Olaylardan Kurumsal Örüntüye
Türkiye'de
siyasal iktidar ile devlet kurumları arasındaki ilişkinin son yirmi yılı
yalnızca hükümet değişiklikleri veya siyasal kadro değişimleri üzerinden
açıklanabilecek bir süreç değildir. Bu dönemde kamu yönetiminin, yargının,
yükseköğretimin, yerel yönetimlerin, medya alanının ve ekonomik kaynak dağıtım
mekanizmalarının işleyişinde önemli dönüşümler meydana gelmiştir. Bu
dönüşümlerin tamamını aynı nedensellik zincirinin sonucu olarak değerlendirmek yöntembilimsel
açıdan doğru değildir. Bununla birlikte farklı dönemlerde ortaya çıkan bazı
gelişmelerin ortak bir örüntü oluşturup oluşturmadığı araştırılabilir. Bu
bölümün amacı tam olarak budur.
Önceki
bölümlerde geliştirilen Siyasal Sadakat Rejimi modeli Türkiye'ye uygulanarak şu
soru araştırılmaktadır: Türkiye'de karşıtların veya bağımsız aktörlerin
kurumsal kapasitesinin azaltılması ile siyasal olarak uyumlu aktörlerin makam,
statü ve kaynaklarla güçlendirilmesi zaman içerisinde yinelenen ve
kurumsallaşan bir siyasal mekanizma oluşturmuş mudur? Bu soruya verilecek yanıt
tek bir olayın değerlendirilmesine değil, farklı dönemlerde ortaya çıkan
kurumsal kırılmaların birlikte incelenmesine bağlıdır.
2002–2007:
İktidar Değişimi ve Kurumsal Yerleşme
2002 yılında
Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidara gelmesi Türkiye'de önemli bir siyasal
iktidar değişimi yaratmıştır. İktidar değişiminin kendisi Siyasal Sadakat
Rejimi'nin göstergesi değildir. Demokratik sistemlerde seçimleri kazanan
siyasal partinin kendi siyasa kadrolarını oluşturması ve kamu yönetiminde
değişiklikler yapması olağandır. Bu nedenle bu dönemin çözümleyici önemi başka
bir noktadadır: Yeni siyasal iktidarın devlet kurumlarıyla kurduğu ilişkinin
niteliği. İlk dönemde siyasal iktidarın temel gereksinimi mevcut devlet yapısı
içerisinde kendi siyasal programını uygulayabilecek bir yönetim kapasitesi
oluşturmaktır. Bu aşama Siyasal Sadakat Rejimi bakımından henüz kurumsal
bağımlılık aşaması olarak nitelendirilemez. Ancak sonraki dönemlerde önem
kazanacak olan iki eğilim burada izlenebilir: Siyasal iktidarın bürokratik ve
kurumsal kadrolarla daha yoğun bir ilişki kurması ve Devlet kurumlarında
siyasal iktidarın siyasa önceliklerinin daha belirgin duruma gelmesi. Dolayısıyla
2002–2007 dönemi, model açısından kurumsal yerleşme ve kapasite oluşturma
dönemi olarak değerlendirilebilir. Bu dönemde henüz temel araştırma sorusu
tasfiye değil, iktidarın devlet kapasitesi üzerindeki etkisinin artmasıdır.
2007–2013:
Kurumsal Güç Savaşımından Siyasal Hegemonyaya
2007
sonrasında Türkiye'deki siyasal savaşım yalnızca hükümet ile muhalefet
arasındaki seçim yarışması olmaktan çıkarak devlet kurumlarının niteliği ve denetimi
üzerinde yoğunlaşmıştır. Cumhurbaşkanlığı seçimi etrafındaki kriz,
askeri-bürokratik vasilik tartışmaları, anayasal değişiklikler ve sonrasında
gerçekleşen kurumsal dönüşümler devlet içindeki güç dengelerinin yeniden
şekillenmesine yol açmıştır. Bu dönemin önemli özelliği siyasal iktidarın
yalnızca hükümet etme kapasitesini değil, devlet kurumları üzerindeki
belirleyiciliğini artırmasıdır. Ancak burada önemli bir yöntembilimsel uyarı
yapılmalıdır. Devlet üzerindeki eski vasilik biçimlerinin gerilemesi tek başına
demokratik gerileme anlamına gelmez. Tersine, demokratikleşme bakımından olumlu
sonuçlar da doğurabilir. Dolayısıyla araştırmanın sorusu bir güç merkezinin
zayıflatılıp başka bir güç merkezinin güçlendirilmiş olması mıdır değil, kurumsal
denge ve bağımsızlığın yerine yeni bir siyasal bağımlılık ilişkisinin geçip
geçmediğidir. Bu ayrım Türkiye'nin
siyasal dönüşümünün nesnel biçimde incelenebilmesi bakımından önemlidir.
2013–2016:
Çatışmanın Açık Kurumsal Savaşıma Dönüşmesi
2013
sonrasında Türkiye'deki siyasal sistemde önemli bir kırılma meydana gelmiştir. Gezi
Parkı provokasyonları, 17–25 Aralık süreci ve daha sonra AKP ile Gülen
yapılanması arasındaki açık çatışma, devlet kurumları içindeki güç
ilişkilerinin doğrudan siyasal savaşım konusu durumuna gelmesine yol açmıştır. Bu
dönemde devlet kurumlarının tarafsızlığı ve kurumsal özerkliği üzerindeki
tartışmalar yoğunlaşmıştır. Siyasal Sadakat Rejimi açısından bu dönem önemlidir.
Çünkü devlet içinde karşıt aktörlerin tanımlanması daha görünür olmuştur. Bununla
birlikte araştırma açısından yine aynı uyarı geçerlidir: Bir kişinin veya
grubun devlet kurumundan çıkarılması kendi başına siyasal tasfiye kanıtı
değildir. Bunun tasfiye mekanizması olarak değerlendirilebilmesi için hedefin
belirlenmesi, uygulamanın niteliği, hukuksal dayanak, benzer durumdaki
aktörlere uygulama ve tasfiye sonrasındaki kadro değişimi gibi göstergelerin
birlikte incelenmesi gerekir. Bu yaklaşım araştırmayı siyasal polemik olmaktan
çıkarıp kanıta dayalı kurumsal çözümlemeye dönüştürmektedir.
2016–2018:
OHAL ve Kitlesel Kurumsal Tasfiye Eşiği
15 Temmuz
2016 darbe girişimi Türkiye'nin siyasal ve yönetsel tarihinde en önemli kırılma
noktalarından biridir. Darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL döneminde çok
sayıda kamu görevlisi hakkında görevden çıkarma işlemleri gerçekleştirilmiş,
çeşitli kurumlar kapatılmış veya yeniden yapılandırılmıştır. Bu dönemin Siyasal
Sadakat Rejimi bakımından önemi tasfiyenin bireysel olmaktan çıkarak kitlesel
ve kurumsal bir boyut kazanmasıdır. OHAL düzenlemeleri çerçevesinde kamu
görevinden çıkarılan kişilere ilişkin özel hukuksal düzenlemeler de
yapılmıştır. Örneğin 2018 tarihli düzenlemelerde OHAL kapsamında kamu
görevinden çıkarılan kişiler ve OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu bakımından
çeşitli hükümler yer almıştır. Burada iki farklı çözümleyici düzeyin
birbirinden ayrılması gerekir.
Birinci düzey: Darbe girişimi ve devlet güvenliğinin korunması amacıyla
alınan önlemler.
İkinci düzey: Bu önlemlerin kapsamı, süresi, uygulanma biçimi ve kurumsal
sonuçları.
Araştırmanın
konusu ikinci düzeydir. Çünkü olağanüstü koşulların varlığı devletin güvenlik
amacıyla önlem almasını açıklayabilir ancak alınan önlemlerin kalıcı bir
personel ve kurumsal dönüşüm mekanizmasına dönüşüp dönüşmediği ayrıca
araştırılmalıdır. Bu dönem model bakımından “kitlesel tasfiye eşiği” olarak
tanımlanabilir.
2017
Anayasa Değişikliği: Kurumsal Merkezileşmenin Hukuksal Çerçevesi
2017 Anayasa
değişikliği Türkiye'deki siyasal-kurumsal dönüşümün en önemli anayasal
eşiklerinden biridir. 6771 sayılı Yasa ile yapılan değişikliklerle yürütme
yetkisi Cumhurbaşkanına verilmiş, Cumhurbaşkanının devlet organlarının
çalışmasına ilişkin önemli yetkileri yeniden düzenlenmiş ve Cumhurbaşkanlığı
kararnamesi kurumu anayasal sistem içine alınmıştır. Ayrıca Cumhurbaşkanının
çeşitli seçme ve atama yetkileri düzenlenmiştir. Bu değişiklik Siyasal Sadakat
Rejimi bakımından doğrudan "rejimin kurulduğunun kanıtı" olarak ele
alınmamalıdır. Ancak önemli bir kurumsal kapasite değişikliği yaratmıştır. Önceki
parlamenter sistemde yürütme yetkisi hükümet ve Bakanlar Kurulu üzerinden daha
dağıtılmış bir yapıya sahipken, yeni sistem yürütme yetkisinin Cumhurbaşkanında
toplanmasını sağlamıştır. Böylece, siyasal merkezileşme ile atama ve yönetim
kapasitesinin merkezileşmesi ilişkisi daha belirgin duruma gelmiştir. Bu
değişikliğin Siyasal Sadakat Rejimi açısından önemi daha önce farklı kurumlar
arasında dağılmış bulunan personel ve yönetim kararlarının önemli bir bölümünün
daha merkezi bir siyasal karar yapısıyla ilişkilendirilebilmesidir. Bu nedenle
2017 araştırmada “kurumsal merkezileşmenin anayasal eşiği” olarak kabul
edilebilir.
2018
Sonrası: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Atama Mimarisinin Merkezileşmesi
2018'de yeni
hükümet sisteminin yürürlüğe girmesiyle birlikte yürütme örgütlenmesinde
kapsamlı değişiklikler yapılmıştır. Bu aşamadan sonra araştırılması gereken
temel konu yalnızca Cumhurbaşkanının sahip olduğu yetkilerin genişliği
değildir. Asıl sorun bu yetkilerin personel, kurum ve siyasa üretme
mekanizmalarıyla nasıl birleştiğidir. Siyasal Sadakat Rejimi bakımından
özellikle üst düzey kamu yönetiminde atama mekanizmalarının siyasal merkezle
ilişkisi önem kazanmaktadır. Burada nedensellik şu şekilde kurulabilir: Merkezi
yürütme kapasitesinin artması tek başına siyasal sadakat rejimi anlamına
gelmez. Ancak merkezi yürütme kapasitesi liyakat dışı veya siyasal sadakat
esaslı seçme ile birleşirse kurumsal bağımlılık mekanizmasının güçlenmesi olanaklı
duruma gelir. Dolayısıyla 2018 sonrası dönem modelin “merkezi siyasal denetim”
boyutunun araştırılması bakımından önemlidir.
Kamu
Yönetiminde Liyakat ve Kadrolaşma Sorunu
Bu dönemde
siyasal iktidarın kamu yönetimindeki etkisinin değerlendirilmesinde
"kadrolaşma" kavramı sıkça kullanılmaktadır. Ancak akademik olarak
daha ölçülebilir kavramlara gereksinme vardır. Bu nedenle araştırma bakımından
"kadrolaşma" yerine şu göstergelerin incelenmesi daha sağlıklıdır: üst
düzey atamalarda liyakat ölçütlerinin görünürlüğü, aynı kişinin veya aynı
çevrenin farklı kamu görevlerine atanması, siyasal bağlantı ile atama
arasındaki bağıntı (korelasyon), mesleksel deneyim ile görev arasında
uyumsuzluk, görev süresi ve terfi örüntüleri ve görevden alınan kişilerin
yerine yapılan atamaların niteliği. Bu göstergelerden biri tek başına siyasal
sadakati kanıtlamaz. Ancak farklı kurumlarda benzer örüntülerin yinelenmesi olumlu
seçme mekanizmasının varlığı konusunda daha güçlü bir görgül temel
oluşturabilir.
Yargı
Alanı: Tasfiye ve Kurumsal Bağımlılık
Yargı
Siyasal Sadakat Rejimi açısından diğer kurumlardan farklı bir öneme sahiptir. Çünkü
yargının temel işlevlerinden biri siyasal iktidarın işlemlerini de hukuk
çerçevesinde denetleyebilmektir. Bu nedenle yargının bağımsızlığı ve
tarafsızlığı zayıfladığında ortaya çıkan sonuç yalnızca bir kurumun niteliğinin
değişmesi değildir. Aynı zamanda siyasal iktidarın kendi işlemlerini
sınırlayabilecek kurumsal mekanizmaların zayıflaması söz konusu olur. 2016
sonrası yargı yapılanmasındaki büyük değişim yeni atama ve terfi mekanizmaları
ve yüksek yargı kurumlarının yeniden yapılandırılması bu açıdan incelenmelidir.
Ancak burada da aynı yöntembilimsel ilke korunmalıdır: Yargıdaki her personel
değişikliği siyasal tasfiye olarak kabul edilmemelidir. Araştırma, özellikle
tasfiye edilen aktörlerin yerine gelen aktörlerin seçilme biçimini ve
sonrasında ortaya çıkan karar örüntülerini birlikte değerlendirmelidir.
Yükseköğretim
ve Akademik Alan
Yükseköğretim
alanı Siyasal Sadakat Rejimi'nin düşünsel ve epistemik boyutunu incelemek
açısından ayrıca önemlidir. Üniversitenin temel işlevlerinden biri siyasal
iktidardan bağımsız biçimde bilgi üretmek ve eleştirel düşünceyi korumaktır. Bu
nedenle akademik personelin atanması, yükseltilmesi, görev süresinin
uzatılması, sözleşmelerinin yenilenmesi, disiplin süreçleri ve yönetsel
görevlendirmeleri gibi süreçlerin siyasal sadakatle ilişkisinin araştırılması
model açısından önemli bir sınama alanıdır. Buradaki temel gösterge akademik
yeterlilik ile kurumsal tercih arasındaki ilişkinin niteliğidir. Bir
akademisyenin sözleşmesinin yenilenmemesi veya bir yöneticinin değiştirilmesi
tek başına siyasal tasfiye kanıtı değildir. Ancak, eleştirel akademisyenlerin sistemli
biçimde konumlarının zayıflatılması ve siyasal olarak uyumlu aktörlerin koşullarının
üstün kılınması gibi yinelenen bir örüntü saptanırsa olumsuz ve olumlu seçme
mekanizmalarının aynı kurumda birlikte çalıştığı ileri sürülebilir. Bu nedenle
akademik alan araştırmanın mikro düzeydeki en duyarlı sınama alanlarından biri
olabilir.
Yerel
Yönetimler: Seçilmiş Karşıtların Kurumsal Kapasitesinin Azaltılması
Yerel
yönetimler merkezi siyasal iktidar ile karşıt siyasal aktörler arasındaki güç
ilişkisinin doğrudan görülebildiği bir başka alandır. Özellikle merkezi hükümet
ile farklı siyasal partilere mensup belediyeler arasındaki ilişkilerde mali
kaynaklar, yönetsel denetim, soruşturmalar, görevden uzaklaştırma, kayyım
uygulamaları ve merkezi hükümetin vasilik yetkileri gibi araçların nasıl
kullanıldığı önem taşımaktadır. Burada 2024 yerel seçimleri önemli bir görgül sınama
sunmaktadır. YSK verilerine göre CHP, Ankara ve İstanbul büyükşehir belediye
başkanlığı seçimlerini sırasıyla %60,5 ve %51,2 oy oranlarıyla kazanmış ve bu
sonuçlar CHP'nin büyükşehirlerdeki siyasal kapasitesinin devam ettiğini
göstermiştir. Bu sonuç, Siyasal Sadakat Rejimi'nin her alanda ve her zaman
başarıya ulaşmadığını da göstermektedir. Tam tersine, demokratik seçimlerin
önemli bir karşı-dengeleme mekanizması oluşturabildiği görülmektedir. Bu
nedenle model deterministik değildir. Siyasal Sadakat Rejimi mutlaka iktidarın
seçimleri kazanması demektir şeklinde bir ilişki kurulamaz. Daha doğru ifade Siyasal
Sadakat Rejimi karşıtların kurumsal kapasitesini azaltarak siyasal yarışmanın
koşullarını iktidar lehine değiştirme olanağı demektir şeklindedir. Bu ayrım
araştırmanın bilimsel güvenilirliği açısından önemlidir.
Ekonomik
Kaynakların Dağılımı
Siyasal
Sadakat Rejimi'nin ekonomik ayağı kamu kaynaklarının dağıtımında siyasal
bağlantıların etkisinin araştırılmasını gerektirir. Burada özellikle kamu
ihaleleri, kamu-özel iş birliği projeleri, kamu bankaları, imar kararları, özelleştirmeler,
kamu şirketleri ve teşvikler gibi alanlar önem taşımaktadır. Ancak bir şirketin
kamu ihalesi alması tek başına siyasal ödüllendirme anlamına gelmez. Araştırılması
gereken ihale veya kaynak dağıtımının nesnel ölçütlerden sapıp sapmadığı ve bu
sapmanın belirli siyasal bağlantılarla sistemli biçimde ilişkili olup
olmadığıdır. Bu nedenle ekonomik boyut olanaklı olduğunca veri temelli
karşılaştırmalı çözümleme gerektirir.
2019 ve
2024 Yerel Seçimleri: Mekanizmanın Sınanması
2019 ve 2024
yerel seçimleri Siyasal Sadakat Rejimi modelinin sınırlarını görmek açısından
özellikle önemlidir. Çünkü siyasal iktidarın merkezi düzeyde yüksek kurumsal
kapasiteye sahip olması yerel düzeyde seçmen tercihlerinin tümüyle denetlenebildiği
anlamına gelmemektedir. 2024 seçimlerinde CHP'nin İstanbul, Ankara ve İzmir
gibi büyükşehirlerde önemli başarılar elde etmesi, siyasal yarışmanın tümüyle
ortadan kalkmadığını göstermektedir. Bu nedenle Türkiye'deki siyasal sistemi
doğrudan "tam otoriter" olarak tanımlamak araştırmanın kendi
bulguları bakımından da aşırı olacaktır. Daha açıklayıcı yaklaşım kurumsal
asimetrinin arttığı, ancak seçimsel yarışmanın tümüyle ortadan kalkmadığı bir
siyasal yapı olabilir. Bu da Siyasal Sadakat Rejimi ile yarışmacı otoriterlik
arasındaki bağlantıyı güçlendirmektedir.
2024–2026:
Siyasal Yarışmanın Kurumsal Alana Taşınması
2024 sonrası
dönem araştırmanın güncel aşamasını oluşturmaktadır. Bu dönemde siyasal yarışmanın
yalnızca seçim sandığında değil, aynı zamanda parti örgütleri, yargı, belediyeler,
medya, kamu yönetimi, anayasal düzen ve parlamento gibi kurumlarda yoğunlaştığı
görülmektedir. Bu gelişmelerin her biri ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Ancak
araştırmanın temel sorusu değişmemektedir: Kurumsal araçlar siyasal rakiplerin
kapasitesini azaltmak ve iktidarın veya iktidara yakın aktörlerin kapasitesini
artırmak üzere sistemli biçimde kullanılıyor mu? Eğer bu ilişki farklı
kurumlarda sıklıkla gözlemlenebiliyorsa Siyasal Sadakat Rejimi kavramının
açıklama gücü artmaktadır.
Cumhurbaşkanlığı
Makamının Sürekliliği ve Anayasal Pekiştirme
Türkiye
bakımından araştırmanın son siyasal sorusu siyasal iktidarın kurumsal olarak
güçlendirilmesinin Cumhurbaşkanlığı makamının sürekliliği ile ilişkisidir. Burada
doğrudan bir niyet atfetmekten kaçınmak gerekir. Bunun yerine üç aşamalı bir çözümleme
yapılmalıdır:
Birinci aşama - Kurumsal güç birikimi: Yürütme yetkisinin merkezileşmesi ve
atama/karar alma kapasitesinin artması.
İkinci aşama - Siyasal yarışmanın asimetrikleşmesi: Karşıt aktörlerin kurumsal, ekonomik
veya hukuksal kapasitesinin azalması ve iktidarın kapasitesinin artması.
Üçüncü aşama - Hukuksal pekiştirme: Oluşan güç dengesinin anayasal veya
yasal değişikliklerle daha kalıcı duruma getirilmesi.
2017 anayasa
değişikliği bu model bakımından ikinci ve üçüncü aşama arasındaki önemli
tarihsel örneklerden biridir. Değişiklik Cumhurbaşkanının yürütme yetkisini
merkezileştirirken seçimlerin yenilenmesi ve Cumhurbaşkanının adaylığına
ilişkin de yeni kurallar getirmiştir. Gelecekte ortaya çıkabilecek yeni anayasa
değişiklikleri ise bu model açısından ancak somut metinler ve siyasal süreçler
üzerinden değerlendirilmelidir. Dolayısıyla tasfiye, siyasal güç asimetrisi ve
anayasal değişiklik ilişkisi bir araştırma hipotezidir. Önceden verilmiş bir
sonuç değildir.
Türkiye
İçin Önerilen Dönemsel Model
Türkiye'deki
gelişmeler, ideal-tipik olarak beş aşamalı bir kurumsallaşma modeli üzerinden
okunabilir:
Aşama I — İktidarın Yerleşmesi 2002–2007: Siyasal iktidarın devlet kurumları
içinde kapasite oluşturması.
Aşama II — Kurumsal Güç Savaşımı 2007–2013: Devlet içindeki eski güç
merkezleriyle savaşım ve siyasal merkezileşmenin artması.
Aşama III — Açık Tasfiye ve Olağanüstü Hal 2013–2018: Karşıt aktörlerin daha açık biçimde
tanımlanması, 2016 sonrasında kitlesel tasfiye ve kurumsal yeniden yapılanma.
Aşama IV — Merkezi Yürütmenin Kurumsallaşması 2018–2023: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile
yürütme ve atama mimarisinin merkezileşmesi.
Aşama V — Siyasal Yarışmanın Kurumsal Pekiştirme Savaşımı 2023–2026:
Seçimsel yarışmanın
devam ettiği ancak siyasal yarışmanın yargı, parti örgütleri, yerel yönetimler,
medya ve anayasal düzen gibi alanlara daha fazla taşındığı dönem.
Bu
dönemlendirme kesin tarihsel kategoriler olarak değil, araştırmayı yönlendiren çözümleyici
dönemler olarak kullanılmalıdır.
Türkiye
Örneğinden Çıkan Genel Sonuç
Türkiye
örneğinin ortaya koyduğu temel sonuç Siyasal Sadakat Rejimi'nin tek bir hükümet
kararıyla veya tek bir kurumsal düzenlemeyle kurulamayacağıdır. Bu tür bir
rejim ancak tasfiyelerin yinelenmesi, siyasal sadakat esaslı seçimin
yaygınlaşması, sadık aktörlerin kaynak ve statü bakımından güçlendirilmesi, kurumların
siyasal merkeze bağımlılığının artması ve bu ilişkilerin zaman içinde hukuksal
ve kurumsal düzenlemelerle pekişmesi durumunda kurumsallaşabilir. Dolayısıyla
araştırmanın Türkiye açısından temel önermesi şu şekilde ifade edilebilir: Türkiye'de
2000'li yıllardan itibaren ortaya çıkan siyasal-kurumsal dönüşüm tek bir olayın
veya tek bir hukuksal düzenlemenin sonucu olarak değil, farklı dönemlerde
yoğunluğu değişen tasfiye, siyasal seçme, ödüllendirme ve kurumsal merkezileşme
süreçlerinin birbirini tamamlaması üzerinden incelenebilir. Bu süreçlerin 2016
sonrasında belirgin biçimde yoğunlaştığı, 2017 anayasa değişikliğiyle yürütme
merkezileşmesinin anayasal çerçeveye taşındığı ve 2018 sonrasında yeni hükümet
sistemiyle bu merkezileşmenin kurumsal olarak yeniden düzenlendiği söylenebilir.
Ancak 2024 yerel seçimlerinde görülen sonuçlar, Türkiye'de siyasal yarışmanın tümüyle
ortadan kalkmadığını da açıkça göstermektedir. Bu nedenle Türkiye örneği tümüyle
kapalı bir otoriter sistemden çok, kurumsal güç asimetrisinin arttığı fakat
seçimsel yarışmanın devam ettiği bir siyasal yapı olarak daha dikkatli biçimde
incelenmelidir. Bu bulgu, Siyasal Sadakat Rejimi ile yarışmacı otoriterlik
arasındaki kuramsal bağlantının Türkiye bakımından özellikle önemli olduğunu
göstermektedir.
Ara Sonuç
Türkiye
örneği, araştırmanın başlangıcındaki temel varsayımı destekleyen bir kurumsal
örüntü ortaya koymaktadır: Tasfiye tek başına bir siyasal rejim oluşturmaz. Ödüllendirme
tek başına bir siyasal rejim oluşturmaz. Merkezi yürütme tek başına bir siyasal
rejim oluşturmaz. Ancak bunlar karşıtların kapasitesinin azaltılması, uyumlu
aktörlerin seçilmesi, kaynak ve statü aktarılması, kurumsal bağımlılığın
artması ve siyasal gücün merkezileşmesi şeklinde birbirini tamamlayan bir
mekanizmaya dönüştüğünde Siyasal Sadakat Rejimi kavramı açıklayıcı duruma
gelmektedir. Bu nedenle Türkiye'deki temel sorun yalnızca "kimlerin
görevden alındığı" veya "kimlerin göreve getirildiği" değildir. Asıl
sorun kurumların insan kaynağı, yetki, kaynak ve karar alma süreçlerinin hangi
siyasal mantıkla yeniden düzenlendiğidir. Bu soru, araştırmayı bireysel mağdurlukların
veya tekil siyasal olayların ötesine taşıyarak kurumsal dönüşümün sistemli
çözümlemesine ulaştırmaktadır.
YARGININ
TASFİYE MEKANİZMASINDAKİ ROLÜ: HUKUKSALLAŞTIRMA, MEŞRULAŞTIRMA VE
ETKİSİZLEŞTİRME
Yargı:
Tasfiye Sürecinin Dışında mı, İçinde mi?
Siyasal
tasfiye süreçlerinin çözümlenmesinde yargının konumu özel bir önem
taşımaktadır. Çünkü çağdaş hukuk devletlerinde siyasal iktidarın veya yönetimin
bireyler, kurumlar ve siyasal aktörler üzerindeki müdahaleleri kural olarak hukuksal
bir çerçeve içerisinde gerçekleştirilmekte ve yargısal denetime konu olmaktadır.
Bu nedenle tasfiye süreçlerinin yalnızca siyasal karar alma mekanizmaları ve yönetsel
işlemler üzerinden incelenmesi sürecin önemli bir boyutunu gözden kaçırabilir. Ancak
yargının tasfiye mekanizmasındaki rolü doğrudan “tasfiye eden kurum” biçiminde
kavramsallaştırılamaz. Yargı demokratik hukuk devletinde aynı zamanda
bireylerin ve kurumların haklarını koruyan, yönetimin işlemlerini denetleyen ve
siyasal iktidarın hukuksal sınırlar içerisinde kalmasını sağlayan temel
kurumlardan biridir. Bu nedenle araştırmanın sorusu “yargı siyasal tasfiyenin
aracı mıdır?” şeklinde kurulmak yerine, “yargısal süreçler tasfiyenin oluşumu,
uygulanması, hukuksallaştırılması, meşrulaştırılması veya önlenmesi bakımından
nasıl bir rol oynamaktadır?” şeklinde ortaya konulmalıdır. Bu yaklaşım yargıyı
tek yönlü bir siyasal araç olarak varsaymak yerine tasfiye sürecindeki farklı
işlevlerini ayrı ayrı incelemeyi olanaklı kılmaktadır.
Yargısal
Tasfiye ile Hukuksal Tasfiyenin Ayrımı
Bu çalışmada
yargısal tasfiye ile hukuksal tasfiye kavramlarının birbirinden ayrılması
gerekmektedir. Yargısal tasfiye işlem sonucunun doğrudan bir yargısal karar
veya yargısal süreç aracılığıyla ortaya çıkmasını ifade eder. Hukuksal tasfiye
ise daha geniş bir kavramdır. Tasfiyenin yasa, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, yönetsel
işlem, disiplin işlemi, soruşturma, yargısal karar veya bunların birbirini
tamamlayan bileşimi aracılığıyla hukuksal bir forma dönüştürülmesini kapsar. Bu
nedenle her yargısal tasfiye hukuksal bir tasfiyedir ancak her hukuksal tasfiye
yargısal tasfiye değildir. Bu ayrım, daha önce geliştirilen Hukuksal Tasfiye
Çözümleme Çerçevesi (HTÇÇ) bakımından da önemlidir. HTÇÇ, hukukun tasfiye
sürecinde hangi biçimlerde kullanılabildiğini incelerken Siyasal Sadakat Rejimi
bu süreci daha geniş bir siyasal-kurumsal mekanizmanın parçası olarak ele
almaktadır. Dolayısıyla yargı HTÇÇ içerisinde özel bir aktör olarak yer almakta
ancak Siyasal Sadakat Rejimi bakımından rolü yalnızca karar vermekten ibaret
olmamaktadır.
Yargının
Tasfiyeyi Doğrudan Gerçekleştirmesi
Yargının
tasfiye mekanizmasındaki ilk olası rolü doğrudan yargısal süreç yoluyla birey
veya kurumların siyasal, mesleksel ya da kurumsal kapasitesinin ortadan
kaldırılması veya ciddi biçimde sınırlandırılmasıdır. Bu durum özellikle ceza
yargılamaları, siyasal parti davaları, kamu görevinden kaynaklanan
uyuşmazlıklar, görevden uzaklaştırma süreçleri ve çeşitli önlem kararları
bağlamında ortaya çıkabilir. Bununla birlikte bir yargı kararının belirli bir
kişi veya grubun kurumsal kapasitesini azaltması tek başına onun “siyasal
tasfiye” niteliğinde olduğunu göstermez. Bunun belirlenebilmesi için en azından
şu unsurların birlikte değerlendirilmesi gerekir: yargısal işlemin hukuksal
dayanağı, isnat edilen eylemin niteliği, kanıtların yeterliliği, usul
güvencelerinin uygulanması, benzer olaylardaki yargısal uygulama, kararın
zamanlaması, kararın siyasal ve kurumsal sonuçları ve kararın hedef aldığı
aktörlerin ortak özellikleri. Bu nedenle yargısal tasfiyenin saptanması kararın
sonucundan çok kararın oluşum sürecinin ve kurumsal bağlamının incelenmesini
gerektirir.
Yargının Yönetsel
Tasfiyeyi Hukuksallaştırması
Yargının
daha dolaylı ancak sistem bakımından daha önemli bir rolü yönetsel veya siyasal
nitelikteki bir tasfiye işleminin hukuksal uyuşmazlık durumuna gelmesinden
sonra verilen kararlarla ortaya çıkabilir. Bir kamu görevlisinin görevden
alınması bir kuruluşun etkinliğinin sona erdirilmesi, bir lisansın iptali, bir
belediye yönetimine müdahale edilmesi veya başka bir yönetsel işlem yargı önüne
geldiğinde yargısal denetimin konusu durumuna gelir. Bu noktada yargının temel
demokratik işlevi, yönetimin hukuksallığını denetlemektir. Dolayısıyla yargının
bir yönetsel işlemi hukuka uygun bulması kendiliğinden siyasal tasfiyeye
katılım anlamına gelmez. Ancak daha geniş bir kurumsal örüntü içerisinde benzer
işlemlerin sürekli olarak onaylanması, karşıt aktörler bakımından daha katı
ölçütlerin uygulanması, hukuksal gerekçelerin giderek soyutlaşması, etkili
yargısal denetimin ortadan kalkması ve benzer durumdaki aktörlere farklı hukuksal
sonuçlar uygulanması gibi olgular ortaya çıkarsa yargısal denetimin tasfiyeyi
sınırlamak yerine tasfiyenin hukuksal sonuçlarını pekiştiren bir işleve sahip
olup olmadığı araştırılabilir. Burada dikkat edilmesi gereken temel nokta
yargının her olumsuz kararının siyasal tasfiye olarak değerlendirilmemesidir. Araştırmanın
konusu tekil kararlar değil, karar örüntüleridir.
Hukuksallaştırma
ile Meşrulaştırma Arasındaki Ayrım
Tasfiye
süreçlerinde hukukun kullanılmasının önemli bir sonucu da işlemin kamuoyu ve
kurumlar bakımından daha meşru görünmesini sağlayabilmesidir. Ancak
hukuksallaştırma ile meşrulaştırma aynı kavramlar değildir. Hukuksallaştırma
bir siyasal veya yönetsel işlemin hukuksal süreç, norm veya karar biçimine
dönüştürülmesini ifade eder. Meşrulaştırma ise bu işlemin hukuksal ve siyasal
olarak veya toplumsal olarak kabul edilebilir duruma gelmesi sürecidir. Bir
işlem hukuksal biçime sahip olabilir ancak hukukun üstünlüğü bakımından meşru
olmayabilir. Bu nedenle hukuksal biçim ile hukuk devleti meşruluğu birbirinden
ayrılmalıdır. Yargının bir tasfiye işlemine ilişkin karar vermesi o işlemin
demokratik hukuk devleti bakımından mutlaka meşru olduğu anlamına gelmez. Bu
ayrım, Siyasal Sadakat Rejimi çözümlemesinde özellikle önemlidir. Çünkü rejimin
kurumsallaşması yalnızca tasfiyenin gerçekleştirilmesini değil, tasfiye
sonucunun hukuksal ve kurumsal olarak sürdürülebilir duruma gelmesini de
gerektirebilir.
Yargısal
Denetimin Etkisizleşmesi: Olumsuz Katılım
Yargının
tasfiye mekanizmasındaki rolünün bir başka biçimi doğrudan karar almak değil,
etkili bir karşı-denetim oluşturamamasıdır. Bu durum araştırmada “olumsuz
katılım” olarak kavramsallaştırılabilir. Yargı, bir tasfiyeye doğrudan katkıda
bulunmasa dahi etkili denetim yapmıyorsa, kararları uzun süre gecikiyorsa, başvurular
etkili bir giderim sağlamıyorsa, benzer olaylarda tutarlı içtihat üretmiyorsa
ve yürütme veya yönetimin işlemlerine karşı etkili bir sınır oluşturamıyorsa tasfiye
sürecinin kurumsal maliyetini azaltabilir. Bu durumda yargının işlevi etkili
bir tasfiye üretmekten çok tasfiyeyi engelleyebilecek kurumsal engellerin
zayıflaması biçiminde ortaya çıkar. Bu ayrım önemlidir. Çünkü demokratik hukuk
devletlerinde yargının temel rolü yalnızca “yanlış işlemi düzeltmek” değildir.
Aynı zamanda kamu gücünün keyfi kullanılmasını önleyici bir caydırıcılık
üretmektir. Bu caydırıcılık ortadan kalktığında yönetsel ve siyasal tasfiye
mekanizmalarının uygulanması kolaylaşabilir.
Seçici
Yargısal Uygulama ve Eşitlik Sorunu
Siyasal
Sadakat Rejimi açısından en önemli göstergelerden biri hukukun aynı durumda
bulunan aktörlere farklı uygulanıp uygulanmadığıdır. Hukuk devleti ilkesi
yalnızca kuralların varlığını değil, kuralların genel, öngörülebilir ve eşit
biçimde uygulanmasını gerektirir. Bu nedenle araştırmada özellikle şu
karşılaştırmalar önem taşımaktadır: Karşıt aktör ile iktidara yakın aktör aynı eylemi
gerçekleştirdiğinde hangi hukuksal sonuç ortaya çıkmaktadır? Benzer delil ve
koşullarda farklı yargısal sonuçlar meydana gelmekte midir? Yargısal
müdahalenin yoğunluğu aktörün siyasal konumuna göre değişmekte midir? Bu
sorulara verilecek yanıtlar, tek tek kararların siyasal niteliğinden daha
açıklayıcı olabilir. Çünkü Siyasal Sadakat Rejimi'nin oluşumu açısından
belirleyici olan hukukun bir defa seçici uygulanması değil, seçiciliğin sistemli
bir örüntüye dönüşmesidir.
Yargı
Bağımsızlığı ile Siyasal Sadakat Arasındaki Gerilim
Yargının
tasfiye mekanizmasındaki rolü doğrudan yargı bağımsızlığı sorunuyla
bağlantılıdır. Yargıç ve savcıların atanması, terfii, görev yeri
değişiklikleri, disiplin süreçleri ve mesleksel güvenceleri üzerinde yürütmenin
veya siyasal aktörlerin etkisinin artması yargısal karar alma davranışını
doğrudan belirlemese bile kurumsal bağımsızlık algısını etkileyebilir. Burada
nedenselliğin dikkatli kurulması gerekir. Bir yargıcın veya savcının belirli
bir yönetsel işlemle atanması veya terfi etmesi, onun belirli bir siyasal
talimata göre hareket ettiğini kanıtlamaz. Ancak atama sistemi, kariyer sistemi,
disiplin mekanizması ve kurumsal hiyerarşi birlikte değerlendirildiğinde yargı
mensuplarının bağımsız karar verme kapasitesini etkileyebilecek yapısal özendirmelerin
bulunup bulunmadığı araştırılabilir. Bu nedenle yargı bağımsızlığı yalnızca
bireysel yargıçların kişisel tutumlarıyla değil, kurumsal özendirme ve yaptırım
yapılarıyla birlikte incelenmelidir.
Yargı-Yürütme-Yönetme
Üçgeni
Tasfiye
mekanizmasının en karmaşık boyutu yargının yürütme ve yönetim ile kurduğu
ilişkide ortaya çıkmaktadır. İdeal hukuk devleti modelinde yürütme karar alır, yönetim
uygular ve yargı denetler. Siyasal Sadakat Rejimi bakımından araştırılması
gereken seçenek yapı ise siyasal merkez belirler, yönetim mekanizması uygular, hukuksal
süreç devreye girer, yargısal karar sonucu kurumsallaştırır veya denetimi
etkisiz bırakır. Bu ikinci yaklaşımın her olayda gerçekleştiğini ileri sürmek olanaklı
değildir. Ancak farklı kurum ve dönemlerde benzer örüntülerin ortaya çıkması durumunda
yargının tasfiye sürecinde sonradan devreye giren hukuksal doğrulama veya
sınırlandırma mekanizması olarak nasıl işlediği incelenebilir. Bu üçgen
HTÇÇ'nin de genişletilmesini gerektirmektedir. Çünkü hukuksal tasfiye yalnızca
“hangi hukuk kuralının kullanıldığı” sorusundan ibaret değildir. Aynı zamanda kuralı
kim harekete geçirdi, yönetsel işlem nasıl uygulandı, yargı nasıl denetledi ve
sonuç kurumsal alanda ne doğurdu sorularının birlikte sorulmasını gerektirir.
Türkiye'de
Yargının Dönüşümü ve Tasfiye Mekanizması
Türkiye
örneği yargının tasfiye mekanizmasındaki rolünün özellikle 2016 sonrasında daha
kapsamlı biçimde incelenmesini gerektirmektedir. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi
sonrasında yargı örgütünde geniş kapsamlı personel değişiklikleri meydana
gelmiş, OHAL döneminde kamu kurumlarında olduğu gibi yargı alanında da önemli
yeniden yapılanmalar gerçekleştirilmiştir. Bu dönemin ardından yargı örgütünün
personel yapısı, atama ve terfi mekanizmaları ile yüksek yargı kurumlarının
oluşumu bakımından ortaya çıkan değişiklikler yargı bağımsızlığı ve
tarafsızlığı tartışmalarının merkezine yerleşmiştir. 2017 anayasa değişikliği
ise Türkiye'nin yürütme yapısında önemli bir merkezileşme yaratmış ve
Cumhurbaşkanının yargı alanındaki bazı atama yetkilerini de yeniden
düzenlemiştir. Ancak bu gelişmelerin doğrudan “tasfiye amacıyla
gerçekleştirildiği” sonucuna ulaşmak somut olay ve kanıt incelemesi gerektiren
ayrı bir sav olacaktır. Bilimsel açıdan daha güvenli yaklaşım söz konusu
kurumsal değişikliklerin yargı bağımsızlığı, yargısal denetimin etkililiği, atama
ve terfi sistemi, yüksek yargının kurumsal yapısı ve yürütme ile yargı
arasındaki güç dengesi üzerindeki sonuçlarını incelemektir. Bu inceleme
yargının tasfiye mekanizmasına doğrudan veya dolaylı olarak girip girmediğini
daha nesnel biçimde ortaya koyabilir.
Yargının
Siyasal Sadakat Rejimindeki İşlevi
Yukarıdaki
çözümleme yargının Siyasal Sadakat Rejimi içerisindeki rolünün tek boyutlu
olmadığını göstermektedir. Yargı dört farklı işlev üzerinden incelenebilir:
Birinci işlev - Tasfiyenin uygulanması: Yargısal karar veya süreç doğrudan
kişinin veya kurumun kapasitesini sınırlar.
İkinci işlev - Tasfiyenin hukuksallaştırılması: Yönetsel veya siyasal karar yargısal
süreçten geçerek hukuksal bir sonuca bağlanır.
Üçüncü işlev - Tasfiyenin meşrulaştırılması: Yargısal karar, tasfiye sonucunun
hukuksal olarak kabul edilebilir görünmesine katkıda bulunabilir.
Dördüncü işlev - Tasfiyenin önlenememesi: Yargısal denetimin etkisizliği
tasfiye mekanizmasının karşılaşacağı kurumsal maliyeti azaltabilir.
Bu dört
işlevin birbirinden ayrılması araştırmanın kavramsal doğruluğu bakımından
önemlidir. Dolayısıyla yargı Siyasal Sadakat Rejimi'nin zorunlu olarak “tasfiye
eden” kurumu değildir. Daha doğru ifade ile yargı tasfiye süreçlerinin hukuksal
biçim kazanması, sınırlandırılması, sonuçlandırılması veya kurumsal olarak
pekişmesi bakımından önemli bir eşik kurumudur.
Genişletilmiş
Siyasal Sadakat Rejimi Modeli
Yargının çözümleme
içine alınmasıyla birlikte daha önce önerilen modelin genişletilmesi olanaklıdır.
İlk model “olumsuz seçme, olumlu seçme, ödüllendirme, kurumsal bağımlılık ve güç
asimetrisi” şeklindeydi. Yargısal boyut eklendiğinde süreç şu şekilde
gösterilebilir: “Karşıtın belirlenmesi, tasfiye girişimi,
hukuksallaştırma/yargısal işlem, kurumsal alanın boşaltılması, olumlu seçme,
ödüllendirme, kurumsal bağımlılık, güç asimetrisi ve siyasal iktidarın yeniden
üretimi”. Bu modelde yargı yalnızca zincirin bir halkası değildir. Yargı,
zincirin hukuksal geçiş noktasıdır. Çünkü tasfiye işleminin hukuk alanında
karşılık bulması veya bulmaması sürecin sonraki aşamalarını önemli ölçüde
etkileyebilir. Bu nedenle genişletilmiş model şu şekilde ifade edilebilir: Siyasal
Sadakat Rejimi, tasfiye, hukuksallaştırma/yargısal işleme, olumsuz seçme, olumlu
seçme, ödüllendirme, kurumsal bağımlılık ve güç asimetrisinin toplamıdır. Bununla
birlikte bu ifade deterministik bir nedensellik savı değildir. Model, farklı
değişkenlerin belirli koşullarda birbirlerini güçlendirebildiğini ileri süren çözümleyici
bir çerçevedir.
Yargının
Karşıt Bir Rol Oynayabileceği Gerçeği
Çalışmanın
tek taraflı bir açıklamaya dönüşmemesi açısından yargının ters yöndeki rolü de
mutlaka dikkate alınmalıdır. Yargı tasfiye işlemini iptal edebilir, bireyin
haklarını koruyabilir, yönetsel işlemi hukuka aykırı bulabilir, yürütmenin
yetki sınırlarını belirleyebilir, anayasal denetim gerçekleştirebilir ve siyasal
çoğunluğun kararlarına karşı azınlık haklarını koruyabilir. Bu nedenle yargının
Siyasal Sadakat Rejimi bakımından aynı zamanda karşı-kurumsal bir kapasite
oluşturduğu kabul edilmelidir. Bu nokta özellikle önemlidir. Çünkü bir ülkede
güçlü bir Siyasal Sadakat Rejimi'nin oluşup oluşmadığı, yalnızca iktidarın
tasfiye kapasitesiyle değil, bu kapasiteyi sınırlayan karşı-kurumsal
dirençlerin gücüyle de belirlenir. Dolayısıyla yargı tasfiye mekanizmasının
parçası olabileceği gibi, tasfiyeye karşı en önemli kurumsal engellerden biri
de olabilir. Bu ikili karakter, yargıyı araştırmanın en önemli değişkenlerinden
biri durumuna getirmektedir.
Sonuç
Yargının
tasfiye süreçlerindeki rolünün incelenmesi Siyasal Sadakat Rejimi modelinin
önemli bir eksikliğini gidermektedir. Tasfiye mekanizması yalnızca siyasal
iktidarın bir kişiyi veya grubu görevden uzaklaştırmasıyla tamamlanmaz.
Tasfiyenin kalıcı duruma gelebilmesi için çoğu durumda hukuksal, yönetsel ve
kurumsal süreçlerden geçmesi gerekir. Bu noktada yargı önemli bir eşik
oluşturur. Yargı tasfiyeyi gerçekleştirebilir, tasfiyeyi denetleyebilir, tasfiyeyi
sınırlandırabilir, tasfiyenin hukuksal sonuçlarını pekiştirebilir veya etkili
bir denetim sağlayamayarak tasfiyenin kurumsal maliyetini azaltabilir. Bu
nedenle Siyasal Sadakat Rejimi'nin anlaşılması bakımından temel soru, yalnızca
“kim tasfiye edildi?” değildir. Daha kapsamlı soru şudur: “Tasfiye hangi
siyasal karar, hangi yönetsel işlem, hangi hukuksal mekanizma ve hangi yargısal
süreçlerden geçerek kalıcı bir kurumsal sonuca dönüştü?” Bu soru, HTÇÇ ile
Siyasal Sadakat Rejimi arasındaki bağlantıyı da tamamlamaktadır. HTÇÇ
tasfiyenin hukuk yoluyla nasıl gerçekleştirilebildiğini çözümlerken,
genişletilmiş Siyasal Sadakat Rejimi modeli hukuksal tasfiyenin siyasal seçme,
ödüllendirme ve kurumsal bağımlılık mekanizmalarıyla nasıl birleşebildiğini
açıklamaktadır. Böylece tasfiye sürecinin kesin sonucu yalnızca bir kişinin
veya grubun sistem dışına çıkarılması değildir. Daha geniş sonuç kurumsal
alanın yeniden dağıtılmasıdır. Bir tarafta karşıtın kapasitesi azaltılırken
diğer tarafta siyasal olarak uyumlu aktörlerin kapasitesi artırılmaktadır.
Yargı bu süreçte bağımsız ve etkili bir denetim kurumu olarak işlediğinde
tasfiyenin sınırlarını belirleyebilir. Tersine olarak, bağımsızlığının veya
denetim kapasitesinin zayıflaması durumunda tasfiyenin hukuksal ve kurumsal
olarak pekişmesine elverişli bir ortam oluşabilir. Bu nedenle araştırmanın
genişletilmiş temel önermesi şu biçimde ifade edilebilir: Siyasal Sadakat
Rejimi, karşıtların kurumsal kapasitesini azaltan tasfiye mekanizmaları ile
siyasal olarak uyumlu aktörlerin kapasitesini artıran seçme ve ödüllendirme
mekanizmalarının, bunları hukuksal olarak işleyen, sınırlayan veya pekiştiren
yargısal süreçlerle birleşmesi sonucunda ortaya çıkabilen bir siyasal-kurumsal
düzenektir. Bu çerçevede yargı sistemin ikincil bir unsuru değil, tasfiye ile
kurumsal yeniden yapılanma arasındaki önemli bağlantı noktalarından biri olarak
değerlendirilmelidir.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Genel
Değerlendirme
Bu
araştırmanın hareket noktası çağdaş siyasal sistemlerde karşıt aktörlerin
çeşitli hukuksal, yönetsel, kurumsal ve ekonomik araçlarla etkisizleştirilmesi
ile siyasal iktidara uyumlu aktörlerin makam, statü, kaynak ve karar alma
olanakları bakımından güçlendirilmesi arasındaki ilişkinin açıklanmasıdır. Araştırma
boyunca yapılan çözümleme bu iki olgunun birbirinden bağımsız
değerlendirilmesinin eksik bir açıklama üreteceğini göstermektedir. Çünkü
karşıtların tasfiyesi sistem içinde boşalan kurumsal alanları ortaya çıkarmakta
ve bu alanların kimler tarafından ve hangi ölçütlerle doldurulduğu ise
tasfiyenin siyasal anlamını belirlemektedir. Bu nedenle araştırmanın temel savı
yalnızca “iktidar karşıtlarını tasfiye eder” biçiminde değildir. Daha kapsamlı
önerme şöyledir: Siyasal iktidar, karşıtların veya bağımsız aktörlerin kurumsal
kapasitesini sistemli biçimde azaltırken, siyasal açıdan uyumlu aktörlerin
makam, statü, kaynak ve karar alma kapasitesini artırıyorsa, tasfiye ve
ödüllendirme birbirini tamamlayan bir siyasal-kurumsal mekanizma oluşturur. Bu
mekanizma süreklilik kazandığında Siyasal Sadakat Rejimi olarak
kavramsallaştırılabilir. Bu yaklaşım, çalışmanın başında ele alınan Hukuksal
Tasfiye Çözümleme Çerçevesi (HTÇÇ) ile de doğrudan ilişkilidir. HTÇÇ, hukukun
karşıt veya istenmeyen aktörlerin tasfiyesinde nasıl kullanılabildiğini
açıklarken, Siyasal Sadakat Rejimi bu mekanizmayı daha geniş bir kurumsal
çerçeveye yerleştirmektedir. Dolayısıyla iki yaklaşım arasında tamamlayıcı bir
ilişki bulunmaktadır: HTÇÇ, tasfiyenin hukuksal boyutunu ve Siyasal Sadakat
Rejimi ise tasfiye, seçme, ödüllendirme ve kurumsal bağımlılığın bütününü
açıklamaktadır.
Araştırmanın
Temel Bulgusu: Tasfiye Tek Başına Yeterli Değildir
Araştırmanın
en önemli sonuçlarından biri tasfiyenin tek başına Siyasal Sadakat Rejimi
oluşturmadığıdır. Bir kişinin görevden alınması, bir bürokratın değiştirilmesi,
bir akademisyenin sözleşmesinin yenilenmemesi, bir yöneticinin görevden
uzaklaştırılması veya bir siyasal aktörün hukuksal bir süreçle karşılaşması tek
başına siyasal tasfiye olarak kabul edilemez. Bunun için tasfiyenin siyasal
bağlamı, hukuksal dayanağı, uygulanma biçimi, benzer durumdaki kişilere yönelik
uygulamalar, zamanlaması ve tasfiye sonrasında meydana gelen kurumsal
değişiklikler birlikte değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım araştırmayı tekil
olayların siyasal yorumundan uzaklaştırmaktadır. Ancak aynı zamanda daha önemli
bir noktayı ortaya çıkarmaktadır: Tasfiye, başka bir kurumsal değişimle
birleştiğinde farklı bir siyasal anlam kazanabilir. Özellikle tasfiye
edilenlerin yerine belirli siyasal özelliklere sahip kişilerin sistemli biçimde
getirilmesi durumunda olumsuz ve olumlu seçme mekanizmalarının birlikte
çalıştığı düşünülebilir.
Olumsuz
ve Olumlu Seçmenin Birleşmesi
Araştırmanın
kavramsal katkısının merkezinde olumsuz seçme ile olumlu seçmenin aynı
mekanizmanın iki tamamlayıcı unsuru olarak ele alınması bulunmaktadır. Olumsuz
seçme karşıtın veya bağımsız aktörün kurumsal kapasitesini azaltır. Olumlu
seçme siyasal olarak uyumlu aktörün kurumsal kapasitesini artırır. Bunların
birleşmesi karşıt kapasitesinin azalması ve uyumlu kapasitenin artması sonucunu
doğurur. Bu durum, klasik patronaj veya ganimet sistemi açıklamalarından daha
geniş bir çerçeve sunmaktadır. Patronaj esas olarak ödüllendirme ilişkisini
açıklarken, ganimet sistemi kamu görevlerinin siyasal iktidarın destekçilerine
dağıtılmasına odaklanmaktadır. Siyasal Sadakat Rejimi ise bunlara tasfiye,
kurumsal bağımlılık ve güç asimetrisi boyutlarını eklemektedir. Bu nedenle
kavramın ideal-tipik şekli şöyle ifade edilebilir: Siyasal Sadakat Rejimi, Olumsuz
Seçme, Olumlu Seçme, Ödüllendirme ve Kurumsal Bağımlılık ve Güç Asimetrisinin
toplamıdır. Bu açıklama araştırmanın kuramsal özgünlüğünün temelini
oluşturmaktadır.
Liyakatten
Siyasal Sadakate Geçiş
Araştırmanın
bir diğer temel bulgusu tasfiye ve ödüllendirme mekanizmalarının personel
rejimini dönüştürme olasılığıdır. Liyakat esaslı ideal-tipik sistemde yeterlilik,
görev, başarım ve kariyer değişkenleri ilişkisi bulunmaktadır. Siyasal sadakat
mekanizmasında ise siyasal güven, görev, uyum ve ödüllendirme değişkenleri ilişkisi
giderek önem kazanabilmektedir. Burada amaç, siyasal olarak iktidara yakın
bütün kişileri liyakatsiz kabul etmek değildir. Bilimsel açıdan asıl sorun siyasal
sadakatin göreve seçilmede veya yükselmede sistemli bir üstünlük durumuna gelip
gelmediğidir. Bu gerçekleştiğinde kamu personel sistemi klasik anlamda liyakat
rejiminden uzaklaşarak ganimet mantığına yaklaşabilir. Bu dönüşüm yalnızca
bireysel kariyerleri değil, devlet kurumlarının niteliğini de etkiler.
İktidar
Kapasitesi ile Devlet Kapasitesi Arasındaki Paradoks
Araştırmanın
önemli kuramsal sonuçlarından biri siyasal sadakat mekanizmasının siyasal
iktidarın kapasitesini artırırken devletin kurumsal kapasitesini azaltabilmesi olasılığıdır.
Kısa vadede siyasal olarak uyumlu kadroların artması kararların daha hızlı
uygulanmasını, bürokratik direncin azalmasını, yürütme ile bürokrasi arasındaki
uyumun artmasını sağlayabilir. Bu anlamda iktidarın yönetme kapasitesi
artabilir. Ancak aynı süreç uzmanlığın, kurumsal hafızanın, bağımsız
değerlendirme kapasitesinin, eleştirel düşüncenin ve profesyonel karar alma
kültürünün zayıflamasına yol açıyorsa uzun dönemde devlet kapasitesi zarar
görebilir. Dolayısıyla ortaya bir paradoks çıkmaktadır: İktidar güçlenebilir,
fakat devlet zayıflayabilir. Bu ayrım, siyasal sadakat rejiminin yalnızca
normatif değil, aynı zamanda kamu yönetimi ve devlet kapasitesi açısından da
önemli bir araştırma konusu olduğunu göstermektedir.
Kurumsal
Hafıza ve Profesyonellik
Tasfiyenin
maliyeti yalnızca görevden uzaklaştırılan kişilerin bireysel kayıplarından
ibaret değildir. Kurumlar, insan kaynağı üzerinden bilgi ve deneyim
biriktirirler. Özellikle uzun süre görev yapan profesyonellerin sistemli
biçimde dışlanması bireysel uzmanlık kaybı, kurumsal hafıza kaybı ve kurumsal
öğrenme kapasitesinin azalması zincirini oluşturabilir. Bu nedenle Siyasal
Sadakat Rejimi'nin uzun dönemli maliyeti, siyasal iktidarın kısa dönemli
yönetim üstünlüklerinden daha büyük olabilir. Kurumların siyasal sadakat
temelinde yeniden yapılandırılması zaman içerisinde kurumsal profesyonelliğin
yerini kişisel veya siyasal bağlılık ilişkilerinin almasına neden olabilir. Bu
da devletin kişilere ve siyasal merkezlere bağımlılığını artırır.
Hukuk
Devleti Bakımından Sonuçlar
Siyasal
Sadakat Rejimi'nin hukuk devleti bakımından temel riski hukukun açıkça ortadan
kaldırılması değil, hukukun seçici biçimde uygulanabileceğine ilişkin algının
güçlenmesidir. Hukuk devletinde aynı veya benzer durumda bulunan kişilerin
benzer hukuksal işlem görmesi beklenir. Eğer aynı durumda bulunan karşıt ve
iktidara yakın aktörler arasında sistemli farklılıklar oluşuyorsa hukukun genel
ve nesnel niteliği zayıflayabilir. Burada ortaya çıkan sorun yalnızca hukuka
aykırılık değildir. Daha derin sorun hukuksal öngörülebilirliğin ve kurumsal
güvenin aşınmasıdır. Bunun sonucunda bireyler ve kurumlar, hukuksal kurallar
kadar siyasal konumun da sonuçları belirlediğini düşünmeye başlayabilir. Bu
algının yaygınlaşması dahi kurumsal davranışları değiştirebilir.
Demokratik
Yarışma Bakımından Sonuçlar
Demokrasinin
yalnızca seçimlerden ibaret olmadığı araştırmanın önemli sonuçlarından biridir.
Seçimlerin yapılması gerekli olmakla birlikte yeterli değildir. Demokratik yarışmanın
anlamlı olabilmesi için siyasal aktörlerin örgütlenme, ifade, temsil, aday
olma, medya erişimi, ekonomik kaynaklara ulaşma ve hukuksal korunma bakımından
makul ölçüde eşit koşullara sahip olmaları gerekir. Siyasal Sadakat Rejimi bu
koşulları doğrudan ortadan kaldırmayabilir. Bunun yerine karşıtların
kapasitesini azaltıp iktidarın kapasitesini artırarak yarışmayı asimetrik duruma
getirebilir. Bu nedenle demokratik gerilemenin daha ileri biçimlerinden biri
demokratik kurumların kaldırılması değil, biçimsel olarak korunmaları
karşılığında maddi işlevlerinin zayıflatılmasıdır.
Türkiye
Özelinde Ortaya Çıkan Tablo
Türkiye
bakımından yapılan çözümleme 2000'li yıllardan itibaren devlet ile siyasal
iktidar arasındaki ilişkinin önemli ölçüde değiştiğini göstermektedir. Bu
dönüşüm tek bir olayla açıklanamaz. 2002 sonrasında iktidarın kurumsal
yerleşmesi, 2007 sonrasında devlet içindeki güç savaşımları, 2013 sonrasında
siyasal çatışmanın sertleşmesi, 2016 sonrasında OHAL çerçevesinde
gerçekleştirilen kapsamlı tasfiye ve yeniden yapılanmalar, 2017 anayasa
değişikliği ve 2018 sonrasında yürütme yapısının merkezileşmesi farklı tarihsel
aşamalarda ortaya çıkan gelişmeler olarak değerlendirilmelidir. Bunların
tamamının önceden tasarlanmış tek bir planın parçaları olduğunu ileri sürmek
mevcut kanıtların ötesine geçen bir sav olur. Buna karşılık daha savunulabilir
sonuç şudur: Farklı dönemlerde ortaya çıkan tasfiye, yeniden yapılanma,
merkeziyetçilik, atama ve siyasal sadakat örüntüleri, zaman içerisinde siyasal
iktidarın kurumsal kapasitesini artıran bir yönelim oluşturmuştur. 2017 anayasa
değişikliği bu süreç bakımından özellikle önemlidir. Çünkü yürütme yetkisinin
Cumhurbaşkanında toplanmasını sağlayarak siyasal karar alma ve atama
mimarisinin daha merkezi bir yapıya kavuşmasına yol açmıştır. Bu nedenle 2017,
yalnızca bir anayasa değişikliği değil, siyasal-kurumsal dönüşümün anayasal bir
eşiği olarak değerlendirilebilir.
Ancak
Türkiye Tümüyle Yarışmasız Bir Sistem Değildir
Araştırmanın
bilimsel güvenilirliği açısından özellikle vurgulanması gereken bir başka sonuç
Türkiye'de siyasal yarışmanın tümüyle ortadan kalkmış olduğunun ileri
sürülemeyeceğidir. Özellikle 2019 ve 2024 yerel seçimleri siyasal iktidarın
güçlü merkezi kapasitesine karşın seçmen tercihlerinin ve seçimsel yarışmanın
önemli sonuçlar yaratabildiğini göstermiştir. Bu nedenle Türkiye'nin siyasal
yapısını doğrudan “tümüyle kapalı otoriter sistem” olarak nitelendirmek
açıklayıcı değildir. Daha ihtiyatlı kavramsallaştırma demokratik kurumların
biçimsel olarak varlığını sürdürdüğü ancak kurumlar ve siyasal aktörler
arasındaki güç dağılımının giderek asimetrik duruma gelebildiği yarışmacı bir
siyasal yapı olabilir. Bu durum, Siyasal Sadakat Rejimi ile yarışmacı
otoriterlik arasındaki ilişkiyi özellikle önemli kılmaktadır. Siyasal Sadakat
Rejimi burada siyasal sistemin kendisi değil, sistem içerisindeki güç
asimetrisini üreten veya güçlendiren kurumsal mekanizmalardan biri olarak
değerlendirilmelidir.
Cumhurbaşkanlığı,
Anayasa ve Siyasal İktidarın Sürekliliği
Türkiye
bakımından araştırmanın en ileri düzeydeki sorusu bütün bu kurumsal
dönüşümlerin siyasal iktidarın sürekliliğiyle ilişkili olup olmadığıdır. Bu
konuda iki farklı yaklaşım arasında ayrım yapmak gerekir. Birinci yaklaşım
bütün tasfiye ve kadrolaşma süreçlerinin başlangıçtan itibaren belirli bir
anayasal sonucu gerçekleştirmek amacıyla planlandığını ileri sürer. Bu sav
doğrudan niyet kanıtı gerektirir. İkinci ve daha bilimsel olarak savunulabilir
yaklaşım ise sonuçsal ve kurumsal bir çözümleme yapmaktır. Buna göre karşıt
kapasitesinin azaltılması, iktidar kapasitesinin artırılması, yürütme
merkezileşmesi ve kurumsal bağımlılığın artması siyasal iktidarın devamlılığını
kolaylaştıran bir ortam yaratabilir. Bu ortam daha sonra anayasal
değişikliklerle hukuksal olarak pekiştirilebilir. Dolayısıyla anayasa
değişikliği Siyasal Sadakat Rejimi'nin zorunlu sonucu değildir. Ancak rejimin
ürettiği güç dağılımını hukuksal olarak kalıcılaştırabilecek bir araç olabilir.
Bu ayrım çalışmanın siyasal niyet atfetmekten kaçınarak kurumsal sonuçları çözümlemesini
sağlar.
Bu çerçevede
yargının rolü Siyasal Sadakat Rejimi'nin işleyişini tamamlayan önemli bir
kurumsal boyut olarak ortaya çıkmaktadır. Tasfiye süreçleri yalnızca siyasal
kararlar ve yönetsel işlemler aracılığıyla gerçekleşmemekte ve belirli
koşullarda hukuksallaştırma ve yargısal süreçler üzerinden kalıcı kurumsal
sonuçlara dönüşebilmektedir. Bununla birlikte yargı aynı süreçleri
sınırlayabilecek veya tersine çevirebilecek temel karşı-kurumsal
mekanizmalardan biridir. Dolayısıyla belirleyici olan yalnızca yargının tasfiye
süreçlerinde etkili rol alıp almadığı değil, yargısal denetimin bağımsızlık,
tarafsızlık, etkililik ve öngörülebilirlik düzeyinin ne olduğudur. Bu nedenle
Siyasal Sadakat Rejimi'nin oluşumunda tasfiye, hukuksallaştırma, olumsuz ve olumlu
seçme, ödüllendirme, kurumsal bağımlılık ve güç asimetrisi birbirinden bağımsız
süreçler olarak değil, birbirlerini belirli koşullarda güçlendirebilen ve
siyasal iktidarın yeniden üretimine katkıda bulunabilen bütünleşik bir
siyasal-kurumsal mekanizma olarak değerlendirilmelidir.
Araştırmanın
Kuramsal Katkısı
Bu
çalışmanın temel kuramsal katkısı siyasal tasfiye ve siyasal ödüllendirme
süreçlerini aynı çözümleyici çerçeve içerisinde değerlendirmesidir. Önerilen
model olumsuz seçme, olumlu seçme, ödüllendirme, kurumsal bağımlılık ve güç
asimetrisi bileşenlerinden oluşmaktadır. Bu model, patronaj, klientelizm, ganimet
sistemi, partizanlık, hukuksal tasfiye, yarışmacı otoriterlik ve demokratik
gerileme kavramlarıyla ilişki içerisindedir. Ancak bunların hiçbiriyle özdeş
değildir. Böylece kavramsal düzeyde şu ayrım yapılabilir: Demokratik gerileme
bir süreçtir. Yarışmacı otoriterlik bir siyasal sistem tipidir. Patronaj ve klientelizm
kaynak ve destek ilişkilerini açıklar. Ganimet sistemi siyasal iktidarın kamu
görevlerini dağıtma biçimini açıklar. HTÇÇ hukuksal tasfiyeyi açıklar. Siyasal
Sadakat Rejimi ise bütün bu süreçlerin belirli koşullarda nasıl tek bir
kurumsal mekanizmaya dönüşebildiğini açıklamaya çalışır. Bu nedenle önerilen
kavramın amacı mevcut yazını ortadan kaldırmak değil, yazında ayrı ayrı
incelenen mekanizmalar arasındaki bağlantıyı açıklamaktır.
Bilimsel
Sınırlar
Araştırmanın
önemli bir sonucu da kendi sınırlarının belirlenmesidir. Her görevden alma
tasfiye değildir. Her atama siyasal sadakat göstergesi değildir. Her ihale
siyasal ödüllendirme değildir. Her anayasa değişikliği iktidarın sürekliliğini
sağlama amacı taşımaz. Dolayısıyla Siyasal Sadakat Rejimi kavramının
kullanılabilmesi için tekil olaylardan çok yinelenen örüntüler aranmalıdır. Bu
nedenle gelecekteki görgül çalışmalar için şu göstergeler önerilebilir:
ü Tasfiye kararlarının kurumsal ve
siyasal dağılımı;
ü Tasfiye edilenlerin siyasal ve mesleksel
özellikleri;
ü Yerlerine atanan kişilerin mesleksel
ve siyasal profilleri;
ü Atama ve terfi süreçlerinde liyakat
ölçütlerinin ağırlığı;
ü Siyasal bağlantılar ile kamu
kaynaklarına erişim arasındaki ilişki;
ü Aynı tür olaylarda karşıt ve iktidara
yakın aktörlere yapılan uygulamalar;
ü Tasfiye sonrasında kurumsal karar
örüntülerindeki değişim ve
ü Farklı kurumlarda benzer
mekanizmaların yinelenip yinelenmediği.
Bu
göstergelerin birlikte değerlendirilmesi Siyasal Sadakat Rejimi'nin varlığına
ilişkin savların daha nesnel biçimde sınanmasını olanaklı kılacaktır.
Sonuç:
Tasfiyeden İktidarın Yeniden Üretimine
Araştırmanın
başlangıcındaki temel soru yeniden sorulabilir: Muhalif veya karşıt aktörlerin
tasfiyesi ile iktidara yakın aktörlerin ödüllendirilmesi, birbirinden bağımsız
uygulamalar mıdır; yoksa aynı siyasal-kurumsal mekanizmanın iki yüzü müdür? Bu
araştırmanın ulaştığı sonuç ikinci açıklamanın daha yüksek açıklama gücüne
sahip olduğudur. Çünkü tasfiye karşıtı azaltır. Seçme uyumlu aktörü öne
çıkarır. Ödüllendirme sadakati güçlendirir. Kaynak aktarımı sadakati maddi
kapasiteye dönüştürür. Kurumsal bağımlılık bağımsız davranmanın maliyetini
artırır. Güç asimetrisi siyasal yarışmanın koşullarını değiştirir. Kurumsal
pekiştirme ise ortaya çıkan düzenin sürekliliğini artırabilir. Bu zincirin
bütün halkaları her durumda aynı yoğunlukta bulunmayabilir. Ancak bunların
farklı kurumlarda ve farklı dönemlerde yineleyen bir örüntü oluşturması durumunda
siyasal tasfiye ile siyasal ödüllendirmenin daha geniş bir Siyasal Sadakat
Rejimi içinde birleştiği ileri sürülebilir. Bu nedenle çalışmanın kesin
önermesi şu şekilde ifade edilebilir: Siyasal iktidarın sürekliliği yalnızca
toplumsal ve seçimsel destek üretme kapasitesine değil, siyasal yarışmanın
gerçekleştiği kurumsal alanların yeniden yapılandırılmasına da bağlı duruma
gelebilir. Bu yapı içerisinde karşıtların susturulması veya etkisizleştirilmesi
ile yandaşların veya siyasal olarak uyumlu aktörlerin makam, statü ve
kaynaklarla güçlendirilmesi birbirinin seçeneği değildir. Biri eksiltir, diğeri
çoğaltır. Biri kurumsal alanı boşaltır, diğeri o alanı doldurur. Biri karşıt
kapasiteyi azaltır, diğeri iktidar kapasitesini artırır. İkisi birlikte
çalıştığında ise ortaya yalnızca bir kadrolaşma veya patronaj ilişkisi değil,
iktidarın kendisini kurumsal olarak yeniden üretmesine hizmet eden bir siyasal
düzenek çıkabilir. Bu düzenek, demokratik kurumları tümüyle ortadan kaldırmadan
da çalışabilir. Tam tersine, kurumlar biçimsel olarak varlığını sürdürürken
onların bağımsızlık, tarafsızlık, liyakat, denetim ve siyasal yarışma üretme
kapasiteleri aşındırılabilir. Bu nedenle demokratik gerilemenin anlaşılması
bakımından asıl soru yalnızca “demokratik kurumlar var mı?” değil, “bu kurumlar
siyasal iktidarı gerçekten sınırlayabiliyor mu?” sorusudur. Siyasal Sadakat
Rejimi kavramı tam da bu ikinci soruya yanıt arayan bir çözümleyici çerçeve
olarak önerilmektedir. Türkiye örneği ise bu çerçevenin özellikle önemli bir
uygulama alanını oluşturmaktadır. Buradaki temel sorun belirli kişilerin veya
belirli dönemlerin siyasal değerlendirmesinden daha geniştir. Asıl sorun Devlet
kurumlarının liyakat, tarafsızlık ve kurumsal özerklik ilkeleri temelinde mi,
yoksa giderek siyasal sadakat, bağımlılık ve güç asimetrisi temelinde mi
yeniden üretildiğidir. Bu sorunun yanıtı, Türkiye'nin yalnızca bugünkü siyasal
yapısını değil, gelecekteki demokratik kapasitesini ve devletin kurumsal
niteliğini anlamak bakımından da belirleyici olacaktır.
KAYNAKÇA
1.
Kuramsal Çerçeve ve Siyasal Rejimler
Acemoglu,
D., ve Robinson, J. A. (2006). Economic origins of dictatorship and democracy.
Cambridge University Press.
Bermeo, N.
(2016). On democratic backsliding. Journal of Democracy, 27(1), 5–19.
https://doi.org/10.1353/jod.2016.0012
Geddes, B.,
Wright, J., ve Frantz, E. (2018). How dictatorships work: Power,
personalization, and collapse. Cambridge University Press.
Huntington,
S. P. (1968). Political order in changing societies. Yale University Press.
Kitschelt,
H., ve Wilkinson, S. I. (Eds.). (2007). Patrons, clients and policies: Patterns
of democratic accountability and political competition. Cambridge University
Press.
Levitsky,
S., ve Way, L. A. (2010). Competitive authoritarianism: Hybrid regimes after
the Cold War. Cambridge University Press.
Levitsky,
S., ve Ziblatt, D. (2018). How democracies die. Crown.
Linz, J. J.
(2000). Totalitarian and authoritarian regimes. Lynne Rienner Publishers.
Moe, T. M.
(1989). The politics of bureaucratic structure. In J. E. Chubb ve P. E.
Peterson (Eds.), Can the government govern? (pp. 267–329). Brookings
Institution.
O'Donnell,
G. (1994). Delegative democracy. Journal of Democracy, 5(1), 55–69.
https://doi.org/10.1353/jod.1994.0010
Peters, B.
G., ve Pierre, J. (Eds.). (2004). Politicization of the civil service in
comparative perspective: The quest for control. Routledge.
Svolik, M.
W. (2012). The politics of authoritarian rule. Cambridge University Press.
2.
Türkiye'de Demokratik Gerileme ve Rekabetçi Otoriterlik
Esen, B., ve
Gümüşçü, Ş. (2016). Rising competitive authoritarianism in Turkey. Third World
Quarterly, 37(9), 1581–1606. https://doi.org/10.1080/01436597.2015.1135732
Esen, B., ve
Gümüşçü, Ş. (2021). Why did Turkish democracy collapse? A political economy
account of AKP authoritarianism. Party Politics, 27(6), 1073–1086.
https://doi.org/10.1177/1354068820923722
3.
Bürokrasi, Patronaj, Siyasal Kadrolaşma ve Liyakat
Demirelli,
L., ve Aydin, R. (2024). Prime minister, minister, or something else?
Determinants of patronage appointments and politicization of the bureaucracy at
the senior level in Turkey (2002–2018). Administration ve Society, 56(7),
859–885. https://doi.org/10.1177/00953997241261059
Gürakar, E.
Ç. ve T. B. Bircan, (2019). Political Connections and Public Procurement in
Turkey: Evidence from Construction Work ContractsEvidence from Construction
Work Contracts. DOI: 10.1093/oso/9780198799870.003.0009.
Oyvat, C.,
Tekgüç, H., ve Yagci, A. H. (2025). Pious people, patronage jobs, and the labor
market: Turkey under Erdoğan's AKP. Public Choice, 203, 465–491.
https://doi.org/10.1007/s11127-024-01211-y
Özel, M., ve
Suğur, S. (2025). Clientelizm in public employment in Turkey. Journal of
Economy Culture and Society, 71, 38–56.
https://doi.org/10.26650/JECS2024-1444579
Yılmaz, F., ve
Çakıcı, A. (2021a). Kamu çalışanlarının liyakat sistemi algısı. MANAS Sosyal
Araştırmalar Dergisi, 10(1), 375–386. https://doi.org/10.33206/mjss.783557
Yılmaz, F., ve
Çakıcı, A. (2021b). Kamu çalışanlarının liyakat ihlali algısı, kaynakları ve
etkileri. İş ve İnsan Dergisi, 8(2), 195–208.
https://doi.org/10.18394/iid.875159
4.
Akademik Tasfiye ve Akademik Özgürlük
Redlawsk, D.
P. (2021). Academic freedom under attack in Turkey: 2019 Presidential Address,
International Society of Political Psychology. Political Psychology, 42(6),
901–921. https://doi.org/10.1111/pops.12724
Sertdemir
Özdemir, S. (2021). Civic death as a mechanism of retributive punishment:
Academic purges in Turkey. Punishment ve Society, 23(2), 145–163.
https://doi.org/10.1177/1462474520941744
Aktürk, Z., ve
Gümüştekin, K. (2022). The impact of decree laws on the performance of Turkish
physiology academics. Research and Science Today, (24), 191–202.
https://doi.org/10.38173/RST.2022.24.2.14:191-202
Aktürk, Z., ve
Tufan, U. E. (2022). The impact of decree laws on the performance of Turkish
academic family physicians: A repeated cross-sectional study. Primary Health
Care Research ve Development.
5. Yargı,
Yargı Bağımsızlığı ve Yargının Siyasallaşması
Adıgüzel, R.
(2022). Yargının siyasallaşması: Kavramsal bir çerçeve. Dicle Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Dergisi, 27(47).
Kaya, S.
(2024). Yargının bağımsızlığı üzerinden Hakimler ve Savcılar Kuruluna dair bir
analiz. İzmir Bakırçay Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 5(9), 43–82.
6. Yerel
Yönetimler ve Kayyım Uygulamaları
Keleş, R., ve
Özgül, C. G. (2017). Belediye organlarına kayyım atamaları üzerine bir
değerlendirme. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 72(2), 299–313.