ABD–İsrail–İran Üçgeni: Küresel Güç Geçişi ve
Çok Kutuplu Düzen Bağlamında Bir Çözümleme
Prof. Dr.
Firuz Demir Yaşamış
Öz
Bu çalışma, ABD–İran gerilimini
yalnızca bölgesel bir güvenlik krizi olarak değil, küresel güç dengelerinin
dönüşüm sürecinde ortaya çıkan stratejik bir kırılma noktası olarak ele
almaktadır. Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu uluslararası sistemin aşınması ve
Çin ile Rusya’nın artan jeopolitik ağırlığı, ABD’nin Orta Doğu siyasalarını
daha karmaşık ve çok boyutlu bir zemine taşımıştır. Bu bağlamda İran, yalnızca
İsrail ile yaşanan gerilim ekseninde değil, Avrasya merkezli güç mücadelesinde
kritik bir aktör olarak değerlendirilmektedir. Çalışmada nitel çözümleme
yöntemi kullanılmış, güç geçişi kuramı, çok kutupluluk bakış açısı ve bölgesel
güvenlik devingenleri çerçevesinde değerlendirme yapılmıştır. Çözümleme olası
bir ABD–İran çatışmasının kısa vadede taktik kazanımlar üretebileceğini, ancak
orta ve uzun vadede yüksek maliyetli, sürdürülebilirliği tartışmalı ve küresel
dengeyi etkileyebilecek sonuçlar doğurabileceğini ortaya koymaktadır. Sonuç
olarak, söz konusu gerilim üç ülke arasındaki bir güç savaşımından ötede
uluslararası sistemin yeniden yapılanma sürecinin önemli bir sınav alanı
niteliğindedir.
Anahtar
Kelimeler: ABD–İran
Gerilimi, Küresel Güç Geçişi, Çok Kutuplu Dünya, Hegemonya, Orta Doğu
Jeopolitiği, Stratejik Denge, Bölgesel Güvenlik
Abstract
This study examines the U.S.–Iran tension not merely as a regional
security crisis but as a strategic inflection point within the ongoing
transformation of global power balances. The erosion of the post–Cold War
unipolar international order and the rising geopolitical influence of China and
Russia have complicated U.S. policy calculations in the Middle East. In this
context, Iran is assessed not only through the lens of tensions with Israel but
also as a pivotal actor within the broader Eurasian power competition. Using a
qualitative analytical framework grounded in power transition theory,
multipolarity, and regional security dynamics, the study argues that while a
potential U.S.–Iran confrontation may yield short-term tactical advantages, it
could generate significant long-term costs and strategic uncertainties. The
findings suggest that the crisis represents not merely a bilateral dispute, but
a test case for the evolving structure of the international system.
Keywords: U.S.–Iran Tension, Power Transition, Multipolarity,
Hegemony, Middle East Geopolitics, Strategic Balance, Regional Security
GİRİŞ
ABD'nin İran'a saldırından sonra
düşünüyorum ve yanıt arıyorum: ABD II. Dünya Savaşı’ndan sonra girdiği hangi
savaşları kazandı? “Kazandı mı?” sorusu aslında askeri başarı ile
siyasal-stratejik sonuç arasındaki farktan kaynaklanıyor. ABD birçok savaşta askeri
olarak üstün geldi ama siyasal hedeflerine tam ulaşamadı. Aşağıda II. Dünya
Savaşı sonrası başlıca savaşları kabaca sınıflandırdım. Kore Savaşı (1950–1953)
askeri olarak başarılıydı ancak siyasal başarı olarak sınırlı kaldı. Vietnam
Savaşı’nı kaybetti. ABD Güney Vietnam’ı koruyamadı. 1975’te Saygon düştü ve
ülke birleşti. ABD adına askeri üstünlük
vardı ama stratejik yenilgi gerçekleşti. Körfez Savaşı sonuç olarak ABD’ye net
kazanç sağladı. Irak Kuveyt’ten çıkarıldı. Hedef sınırlıydı ve başarıldı. Bu
savaş, ABD’nin “temiz zafer” sayılabilecek nadir savaşlarından biri oldu. Afganistan
Savaşı’nın sonucu stratejik başarısızlık olarak tarihe yazıldı. Taliban
devrildi ama 20 yıl sonra yeniden iktidara geldi. Bu savaşta askeri üstünlük
vardı ancak uzun vadeli siyasal hedef tutmadı. Irak Savaşı’nın sonucu da
aslında tartışmalı ve bazılarına göre stratejik açıdan başarısızlıkla
sonuçlandı. Saddam devrildi ama Irak siyasal kararlılığını kaybetti, İran güç
kazandı ve IŞİD doğdu. Rejim değişti ama bölgesel denge ABD lehine kalıcı
olmadı. Libya müdahalesinde sonuç olarak rejim değişti ama devlet çöktü. Kaddafi
devrildi, fakat Libya uzun süreli kaosa sürüklendi. Bu olaylar genel olarak
değerlendirilirse ABD’nin II. Dünya Savaşı sonrası savaşları üç kategoriye
ayrılabilir: Net askeri ve siyasal başarı yani Körfez Savaşı (1991); sınırlı başarı
Kore Savaşı; stratejik başarısızlık örnekleri ise Vietnam, Afganistan, Irak
(2003 sonrası) ve dolaylı olarak Libya.
ABD, devletler arası konvansiyonel
savaşta hala dünyanın en güçlü askeri kapasitesine sahip devlettir. Ancak askeri
zafer siyasal zafer anlamına gelmemektedir. Gerilla savaşları, ulus kurma,
rejim mühendisliği gibi alanlarda ABD ciddi zorluk yaşamıştır. Bu olgu İran
bağlamında düşünülürse, ABD İran’da kısa sürede askeri üstünlük sağlayabilir.
Ama asıl soru şu olacaktır: İran rejimi devrilirse yerine ne gelecektir? İç
savaş çıkacak mıdır? Bölgesel güç dengesi nasıl değişecektir? Çin ve Rusya
nasıl tepki verecektir? Bu bağlamda sorulması gerek sorular aşağıda ele
alınmıştır.
Ortadoğu’da yükselen gerilim, yüzeyde
İsrail ile İran arasında görünen bir çatışma gibi algılansa da gerçekte bu
gelişme küresel güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir dönemin yansımasıdır.
ABD’nin İran’a yönelik askeri ve siyasal baskısı, yalnızca bölgesel güvenlik
kaygılarıyla açıklanamaz. Bu atılım aynı zamanda çok kutuplu dünya düzenine
geçiş sürecinde hegemonya savaşımının bir parçasıdır.
Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu
düzenin mimarı olan ABD, yükselen Çin ve yeniden konumlanan Rusya karşısında
stratejik üstünlüğünü koruma arayışındadır. İran ise bu büyük güç savaşımında
yalnızca bölgesel bir aktör değil, aynı zamanda Avrasya jeopolitiğinin kilit
düğüm noktalarından biridir.
Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD’nin
küresel üstünlüğü yalnızca askeri kapasitesine değil, aynı zamanda dolar
merkezli uluslararası mali mimariye dayanmaktaydı. Ancak son yıllarda özellikle
Çin ve Rusya öncülüğünde ikili ticarette yerel para birimlerinin kullanılması
yönündeki eğilimler ve farklı ödeme sistemlerine yönelik arayışlar doların
küresel rezerv para statüsünün göreli aşınmasına ilişkin tartışmaları
artırmıştır. Bu gelişmeler, ABD’nin yaptırım ve finansal baskı kapasitesinin
uzun vadeli sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri doğurmaktadır. Bu
bağlamda Orta Doğu’daki krizler, yalnızca bölgesel güvenlik sorunları değil,
aynı zamanda küresel hegemonya yapısının dayanıklılığı açısından da anlam
taşımaktadır.
Bu çerçevede temel soru şudur: ABD’nin
İran’a yönelik atılımları İsrail güvenliği eksenli taktik bir tercih midir,
yoksa küresel güç kaymasının önünü kesmeye yönelik daha geniş bir stratejik
hesap mıdır? Bu makale, söz konusu çatışmayı yalnızca askeri boyutuyla değil,
güç geçişi kuramı, bölgesel denge siyaseti ve çok kutupluluk açısından çözümlemeyi
amaçlamaktadır.
Amaç ve Hedefler
Amaç
Bu çalışmanın amacı, ABD–İran
gerilimini yalnızca askeri bir çatışma olasılığı olarak değil, küresel güç
dengelerinin yeniden şekillendiği çok kutuplu dünya bağlamında stratejik bir
kırılma noktası olarak çözümlemektir. Çalışma, söz konusu gerilimin arka
planında yer alan hegemonya savaşımını, bölgesel güvenlik devingenlerini ve
büyük güç yarışmasını bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirmeyi
hedeflemektedir.
Hedefler
Bu amaç doğrultusunda makale şu
sorulara yanıt aramaktadır:
ABD’nin
İran’a yönelik siyasası, İsrail güvenliği ile sınırlı taktik bir tercih midir,
yoksa küresel güç kaymasına karşı geliştirilmiş stratejik bir atılım mıdır?
İran’ın
demografik, coğrafi ve askeri kapasitesi uzun süreli bir çatışmada nasıl bir
direnç gizil gücü üretmektedir?
Çin
ve Rusya gibi aktörlerin konumu, olası bir çatışmanın bölgesel mi yoksa küresel
bir denge krizine mi dönüşeceğini nasıl etkilemektedir?
Çok
kutuplu dünya düzenine geçiş süreci ABD’nin Orta Doğu’daki manevra alanını
daraltmakta mıdır?
Olası
çatışmaların kısa, orta ve uzun vadeli stratejik sonuçları neler olabilir?
Araştırma
Soruları
Bu çalışma aşağıdaki temel ve alt
araştırma sorularına yanıt aramaktadır:
Ana Araştırma
Sorusu: ABD–İran gerilimi bölgesel bir
güvenlik krizinin ötesinde küresel güç geçişi sürecinin stratejik bir yansıması
mıdır?
Alt Araştırma
Soruları
ABD’nin
İran’a yönelik politikası, İsrail güvenliği merkezli taktik bir tercih midir,
yoksa yükselen çok kutuplu düzene karşı hegemonik konumunu koruma girişimi
midir?
İran’ın
demografik büyüklüğü, coğrafi derinliği ve asimetrik savaş kapasitesi olası çatışmada
nasıl bir stratejik direnç üretmektedir?
Çin
ve Rusya’nın konumu ABD’nin İran’a yönelik olası müdahalesini sınırlayıcı bir
denge unsuru oluşturmakta mıdır?
Olası
bir ABD–İran çatışması Orta Doğu’daki güç dengelerini nasıl yeniden
şekillendirebilir?
Bu
gerilim, küresel ölçekte bloklaşmayı hızlandırarak yeni bir jeopolitik
kutuplaşma sürecine yol açabilir mi?
Uzun
vadede bu kriz ABD’nin küresel liderlik kapasitesini güçlendirir mi yoksa
aşındırır mı?
YÖNTEM
Bu çalışma, nitel (qualitative)
araştırma yöntemi temelinde yürütülmüştür. Çözümleme, tarihsel karşılaştırma,
jeopolitik değerlendirme ve güç geçişi kuramı çerçevesinde kavramsal çözümleme
yöntemine dayanmaktadır.
Kuramsal Çerçeve
Bu çalışma, ABD–İsrail–İran gerilimini
üç temel kuramsal yaklaşım çerçevesinde çözümlemektedir: Güç Geçişi Kuramı,
Yapısal Gerçekçilik (Neorealizm) ve Çok Kutupluluk Bakış Açısı.
Güç Geçişi Kuramı:
Güç geçişi kuramına göre uluslararası
sistemde kararlılık ve hegemon gücün belirleyici üstünlüğü altında sürdürülür.
Ancak yükselen aktörlerin sistem içindeki payı arttıkça yarışma ve çatışma
olasılığı yükselir (Organski, 1958). Bu bağlamda ABD’nin küresel sistemdeki
göreli üstünlüğünün aşınması ve Çin’in ekonomik ve teknolojik yükselişi sistemsel
bir gerilim üretmektedir. ABD–İran gerilimi bu çerçevede yalnızca bölgesel bir
kriz değil, hegemon konumunu korumaya çalışan bir gücün çevresel alanlardaki
stratejik refleksi olarak okunabilir.
Yapısal Gerçekçilik
(Neorealizm): Kenneth Waltz’un
(1979) ortaya koyduğu yapısal gerçekçilik yaklaşımına göre uluslararası sistem
anarşiktir ve devletler güvenliklerini en üst düzeye çıkarmak amacıyla güç
biriktirir. Bu açıdan bakıldığında ABD, Orta Doğu’daki askeri ve stratejik
üstünlüğünü sürdürmeye çalışmaktadır. İran ise asimetrik kapasite ve bölgesel
ağlar üzerinden dengeleyici strateji izlemektedir. Çin ve Rusya doğrudan
çatışmaya girmeden dengeleyici tavır almaktadır. Bu durum klasik güç dengesi
davranış kalıplarıyla uyumludur (Walt, 1987).
Hegemonik
Kararlılık ve Liberal Düzenin Aşınması: Hegemonik
kararlılık kuramı küresel ekonomik ve siyasal düzenin hegemon güç tarafından
sürdürüldüğünü ileri sürer (Keohane, 1984). Ancak liberal uluslararası düzenin
son yıllarda karşılaştığı meydan okumalar (Ikenberry, 2011) ABD liderliğinin
sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri doğurmuştur. ABD’nin İran’a
yönelik sert siyasaları, bazı yorumlara göre düzeni koruma çabası ve bazılarına
göre ise düzenin aşınmasının belirtisidir.
Çok Kutupluluk ve
Sistemsel Dönüşüm: Soğuk Savaş
sonrası tek kutuplu sistem, Çin’in ekonomik yükselişi, Rusya’nın askeri
kapasitesini pekiştirmesi ve BRICS benzeri platformların güç kazanmasıyla daha
karmaşık bir yapıya evrilmektedir. Bu dönüşüm, bölgesel krizlerin küresel
etkiler üretme kapasitesini artırmaktadır. Bu bağlamda ABD-İsrail-İran gerilimi
bölgesel güç dengesi sorunu, hegemonya aşınması göstergesi ve çok kutuplu
düzene geçişin hızlandırıcısı olarak üç katmanlı bir çözümleme
gerektirmektedir.
Hegemonik Gücün
Finansal Boyutu ve Kuramsal
Çerçevede Petrodoların Konumlandırılması: Hegemonik
kararlılık kuramı, uluslararası düzenin yalnızca askeri üstünlükle değil, aynı
zamanda ekonomik ve finansal liderlikle sürdürüldüğünü ileri sürmektedir
(Keohane, 1984). Bu bağlamda ABD’nin II. Dünya Savaşı sonrası kurduğu Bretton
Woods sistemi ve doların rezerv para statüsü, küresel sistemdeki liderliğinin
temel dayanaklarından biri olmuştur. Doların uluslararası ticaret ve enerji
piyasalarındaki merkezi konumu, ABD’ye yalnızca ekonomik üstünlük değil, aynı
zamanda yaptırım uygulama, finansal akışları yönlendirme ve uluslararası
kurumlar üzerinden düzen kurma kapasitesi sağlamıştır. Bu durum, hegemon gücün
“yapısal güç” (structural power) üretme mekanizmasının önemli bir
unsurudur. Ancak son yıllarda bazı devletlerin ikili ticarette yerel para
birimlerini kullanma yönündeki girişimleri ve farklı ödeme sistemlerine ilişkin
arayışlar, dolar merkezli mali mimarinin göreli dayanıklılığına ilişkin
tartışmaları artırmıştır. Bu gelişmeler, ABD’nin küresel mali üstünlüğünün
mutlak değil, göreli ve devingen bir yapı olduğunu göstermektedir. Bu çerçevede
ABD-İsrail-İran gerilimi yalnızca bölgesel güvenlik bağlamında değil, yaptırım
rejimleri, finansal baskı araçları ve enerji piyasaları üzerinden yürütülen
daha geniş bir hegemonya savaşımının parçası olarak değerlendirilebilir.
Devlet
Dayanıklılığı ve İç Güvenlik Boyutu: Yapısal
gerçekçilik devletleri tekil aktörler olarak ele alsa da çağdaş güvenlik yazını
iç kararlılığın dış siyasa kapasitesi üzerindeki etkisini vurgulamaktadır.
Özellikle çok etnik unsurlu ve sınır aşan kimliklere sahip bölgelerde, iç
güvenlik devingenleri dış müdahalelere karşı devlet dayanıklılığını
etkileyebilmektedir. Bu çerçevede İran’ın etnik çeşitliliği ve sınır
bölgelerindeki kimlik temelli duyarlılıklar olası bir kriz durumunda iç kararlılığın
stratejik önemini artırmaktadır. Bölgesel güvenlik kompleksi yaklaşımı, Orta
Doğu’da etno-politik yapıların devletler arası yarışmayla iç içe geçtiğini
göstermektedir. Dolayısıyla İran’ın dış baskılara karşı direnç kapasitesi
yalnızca askeri güçle değil, aynı zamanda iç bütünlüğünü koruma yeteneğiyle de
ilişkilidir.
Rejim
Dayanıklılığı ve Dış Tehdit Altında Bütünleşme: Uluslararası kriz ve savaş dönemlerinde
devletlerin iç siyasal devingenleri önemli ölçüde değişebilmektedir. Siyasal
bilim yazınında “bayrak etrafında toplanma” (rally ’round the flag effect) olarak
tanımlanan olgu dış tehdit algısının toplumda geçici de olsa yönetime yönelik
destek artışı yaratabileceğini ileri sürmektedir. Özellikle otoriter ya da
yarı-otoriter rejimlerde dış tehdit söylemi iç muhalefetin marjinalleşmesine ve
merkezi otoritenin güç pekiştirilmesine zemin hazırlayabilmektedir. Otoriter
rejim dayanıklılığı yazını bu tür sistemlerin yalnızca baskı mekanizmalarıyla
değil, güvenlik aygıtlarının kurumsal bütünlüğü, elit koalisyonlarının
sürekliliği ve ideolojik seferberlik kapasitesi üzerinden de varlıklarını
sürdürebildiklerini göstermektedir. Bu bağlamda dış tehdit, rejim için bir
kırılganlık unsuru olabileceği gibi, aynı zamanda iç bütünlüğü pekiştirici bir etmen
de üretebilir. İran örneğinde bu devingen özellikle önemlidir. Olası bir dış
müdahale veya rejim değişikliği söylemi, mevcut siyasal yapının iç muhalefete
karşı daha sıkı bir bütünleşme üretmesine yol açabilir. Bu durum, askeri
çatışmanın yalnızca askeri sonuçlar doğurmayabileceğini ve aynı zamanda iç
siyasal dengeleri de yeniden şekillendirebileceğini göstermektedir. Dolayısıyla
İran’ın stratejik dayanıklılığı değerlendirilirken yalnızca askeri kapasite
veya ekonomik göstergeler değil, rejimin kriz dönemlerinde seferber olma ve bütünlük
üretme kapasitesi de dikkate alınmalıdır.
Veri Kaynakları
Çalışma şu kaynaklara dayanmaktadır: Uluslararası
ilişkiler yazını, stratejik araştırma merkezlerinin raporları, açık kaynak
askeri ve ekonomik veriler ve akademik yayınlar ve küresel siyasa çözümlemeleri.
Nicel istatistiksel modelleme yapılmamış, ancak demografik, ekonomik ve askeri
kapasiteye ilişkin açık kaynak verilerden yararlanılmıştır.
Çözümleme Yöntemi
Çözümleme üç aşamada
gerçekleştirilmiştir:
Tanımlayıcı
Aşama: ABD–İran geriliminin mevcut durumu ve
aktörlerin durumları ortaya konmuştur.
Karşılaştırmalı
Değerlendirme: ABD’nin önceki
müdahaleleri ile İran senaryosu arasında benzerlik ve farklılıklar çözümlenmiştir.
Senaryo
Çözümlemesi: Kısa, orta ve
uzun vadeli olası gelişmeler üzerinden stratejik sonuç kestirimi yapılmıştır.
Sınırlılıklar
Bu çalışma, açık kaynaklara dayalı bir
stratejik çözümlemedir. Devletlerin gizli askeri kapasite ve diplomatik görüşmelerine
ilişkin kapalı bilgilere erişim olanaklı değildir. Bu nedenle değerlendirmeler
olasılık ve eğilimler üzerinden yapılmıştır.
ÇÖZÜMLEME
ABD artık savaş
kazanamıyor mu?
Askeri kapasite açısından yanıt net
olarak “hayır”dır. ABD hala küresel hava üstünlüğü sağlayabilmektedir. Denizlerde
tartışmasız baskındır. Uzay, siber ve istihbarat kapasitesi çok yüksektir. Lojistik
olarak dünyada eşi yoktur. Sorun askeri değildir. Sorun ABD son 30 yılda
devletlere karşı değil, toplumlara karşı savaşmış olmasıdır. Vietnam,
Afganistan, Irak’ta karşısında düzenli ordular yoktu ve ideolojik, dağınık,
yerel destekli, sabırlı aktörler vardı. Bu tip savaşlarda zaman, zayıf tarafın
lehine işler. ABD’de iç kamuoyu 5–10 yılda yorgun düşmektedir. Ancak ABD’nin
karşısındakiler 30 yıl bekleyebilmektedir.
Sorun hedeflerin
gerçekçi olmaması mı?
Bence asıl sorun buradadır. 1991
Körfez Savaşı’nda hedef netti: Irak’ın Kuveyt’ten çıkarılması gerekiyordu. 2003
Irak’ta hedef değişti ve rejimi devir, demokrasiyi kur ve Orta Doğu’yu dönüştür
oldu. Bu artık askeri değil, uygarlık mühendisliği hedefiydi. Afganistan’da
hedef terör altyapısını dağıtmak idi ve başarılı oldu. Ancak daha sonra hedef
çağdaş devlet kurmak üzere değiştirildi. Başarısız oldu. ABD’nin zorlandığı
noktanın şu olduğu anlaşılmaktadır: Rejim devirmek kolaydır. Devlet kurmak zordur.
Ulus yaratmak daha da zordur.
Yapısal Bir Sorun
Var mı?
Soğuk Savaş sonrası ABD tek kutuplu
güç oldu. Bu da şu yanılgıyı doğurdu: “Askeri üstünlük siyasal dönüşüm
yaratır.” Ancak 21. Yüzyılda kimlik siyaseti güç kazandı, asimetrik savaş
yaygınlaştı ve dış müdahaleye karşı milliyetçilik duyguları yükseldi. Çin ve
Rusya gibi rakipler dolaylı dengeleme sağlamaya başladı. Bu ortamda dış
müdahale geri tepmeye başladı.
İran örnek olarak alınırsa, ABD İran’ı
vurursa askeri sonuç olarak büyük olasılıkla üstünlük sağlayabilir. Ancak siyasal
sonuç belirsiz kalacaktır. Bu durumda yine tüm seçenekler canlı ve geçerlidir: dinsel
rejim daha pekişebilir, milliyetçilik yükselebilir, iç savaş çıkabilir, ülke
parçalanabilir, daha köktenci bir yapı gelebilir ve Çin ve Rusya İran’a açık
destek verebilir. Bu bağlamda düşünüldüğünde İran’daki risk, Irak 2003’ten daha
büyüktür.
Çözümleyicilik açısından bakıldığında
vardığım sonuç sorun ABD’nin savaş kazanamıyor olması değildir. ABD konvansiyonel
savaşları kazanabilmekte fakat uzun vadeli siyasal mühendisliği başaramamaktadır.
Sorun askeri kapasite değil, stratejik hedeflerin aşırı beklentiler içermesidir.
ABD’nin temel
hatası nerededir?
Bu soruya çeşitli yanıtlar
verilebilir. Kültürel ve toplumsal gerçekliği yanlış okumak, ABD iç kamuoyunun
sabırsızlığı, hegemonik kibir ve savunma sanayi ve güvenlik bürokrasisinin
çıkar peşinde olması bunlar arasında akla ilk gelebilecek olanlarıdır. Bence
bunlara başka önemli iki etmen daha eklenmelidir: İran’ın 2500 yıllık deneyime
sahip kadim bir devlet olması ve İranlıların savaşma yetenekleri ve azmi. “İranlılar savaşçıdır” ifadesi kültürel
özcülüğe kaçmadan tarihsel ve siyasal bağlamda değerlendirilmelidir.
İran’ın Tarihsel
Hafızası ve Savaş Deneyimi
İran-Irak Savaşı:
Bu savaş İran siyasal kültürünü
derinden şekillendirmiş ve 8 yıl sürmüştür. Çok ağır insan kaybı yaşanmıştır. İran
rejimi savaşı “kutsal savunma” (Defa-e Moqaddas) olarak kodlamıştır. Bu
savaşta İranlılar toplumsal seferberlik, özveri ve sabır ideolojisi üretmişlerdir.
İran, böylelikle, uzun süreli yıpratma savaşına dayanma kapasitesini o dönemde kurumsallaştırmıştır.
Asimetrik
Strateji Geleneği: İran bugün
konvansiyonel üstünlükle değil, vekil aktörler, füze kapasitesi, deniz
mayınlama, Hürmüz Boğazı tehdidi ve sabır ve yıpratma stratejisiyle
savaşmaktadır. Bu savaşın kurumsal taşıyıcısı İslam Devrim Muhafızları Ordusu’dur.
Devrim Muhafızları klasik ordu mantığından farklıdır ve ideolojik ve uzun
süreli direniş için yapılandırılmıştır.
İran Toplumu Uzun
Savaşa Dayanır mı? 1980’lerde rejim
Devrim sonrası bütünleşmişti, toplum seferberlik içindeydi ve genç nüfus çok
yüksekti. Bugün ise ekonomik kriz var ve rejim meşruluk sorunu yaşamaktadır. Kentli
genç nüfus daha seküler ve rejimden uzak durmaktadır. Kısacası, devletin sabrı
ile toplumun sabrı aynı değildir.
ABD-İran Savaşı: Konvansiyonel aşamada ABD üstünlük sağlar, ama
İran savaşı uzatacaktır. Temel yöntemleri ise Körfez’de enerji akışını tehdit etmek,
İsrail’e dolaylı baskı kurmak, Irak ve Suriye’de vekil saldırıları artırmak ve
siber saldırılar yapmaktır. Bu yöntemler, ABD’yi askeri değil, ekonomik ve
siyasal olarak yıpratmayı hedefleyecektir.
“İranlılar uzun savaşırlar” ifadesinin
gerçek anlamı aşağıda belirtilmiştir. İran devlet geleneği zamanın kendi lehine
çalışabileceğine inanır. Bu da ABD’nin zayıf noktasıyla örtüşmektedir. Amerikan
kamuoyu uzun savaş istemez. Yazında bu gerçeğe iki kavramla yaklaşılır:
Birincisi “Bayrak etrafında toplanma” (rally around the flag) etkisidir.
Dış tehdit karşısında toplum iç eleştirileri askıya alıp devlete yönelir. Meşruluk
krizi yaşayan rejimler bile böyle bir ortamda geçici olarak da olsa güçlenebilir.
İkincisi “güvenlikleştirme” (securitization) ilkesidir. Rejim, dış
tehdidi kullanarak muhalefeti “ulusal güvenlik riski” olarak çerçeveleyebilir
ve baskıyı artırabilir.
İran siyasal kültüründe savunma miti
vardır. İran-Irak Savaşı hala “Kutsal Savunma” olarak anlatılır. Dış saldırı
tarihsel mağdur olma anlatısının yeniden üretimi anlamına gelir. ABD’nin açık
saldırısı, rejimin bu ideolojik söylemini doğrular nitelikte olabilir. Rejim, “Bakın,
biz haklıydık. Asıl tehdit dışarıdan” diyecektir. Bu söylem kısa vadede güçlü şekilde
çalışır. Şayet savaş kısa ve sınırlı kalırsa İran rejimi güçlenebilir. Savaş
uzun ve yıkıcı olursa ekonomi çökebilir ve elit bölünmesi başlayabilir. İran’da
elit çatlakları zaten mevcuttur. Özellikle ekonomik yaptırımlar sonrası oluşan
memnuniyetsizlik ciddi boyutlara ulaşmıştır.
ABD’nin Stratejik
İkilemi: Kısa vadede, ABD İran’a vurursa rejimi
zayıflatmak ister. Ama ilk etki büyük olasılıkla tam tersi sonuçlar doğurabilir.
2003 Irak’ta da görüldüğü üzere, Saddam devrilmiş ama İran bölgesel olarak
güçlenmiştir. Bana göre, kısa vadede rejim pekişir, muhalefetin bastırılır ve milliyetçi
duygular yükselir. Orta vadede ise ekonomik yıpranma düzeyi belirleyici olur ve
elit bölünmesi başlarsa sistem sarsılır.
İran'ın saldırma ve
savunma gücü: İran’ın saldırma gücü
konvansiyonel anlamda değildir ve küresel projeksiyon kapasitesi yoktur. Uçak
gemisi yoktur. Hava üstünlüğü sağlayamaz. Çağdaş hava kuvvetleri sınırlıdır. Uzun
menzilli lojistik kapasitesi zayıftır. Kısacası, ABD tipi “uzak coğrafyada
rejim devirecek” bir güç değildir.
İran’ın Savunma
Gücü Neden Yüksektir? Birinci etmen coğrafyadır.
Zagros ve Elburz dağları doğal savunma çizgisi oluşturmaktadır. Ülke yüzölçümü
çok büyüktür ve Irak’ın 3 katıdır. Hürmüz Boğazı stratejik kaldıraçtır. Büyük
ve yoğun şehirleri vardır ve işgal maliyeti çok yüksektir. İran’ı işgal etmek
Irak’tan kat kat zor olacaktır.
Asimetrik Savunma
Doktrini: İran savunması şu temeller üzerine kuruludur.
Balistik füze kapasitesi, sürü İHA’lar, deniz mayınlama, vekil ağları ve uzun
süreli yıpratma.
Özet olarak, İran projeksiyon gücü
düşük, caydırıcı ve yıpratıcı savunma kapasitesi yüksek bir devlettir. Saldırarak
kazanamaz, ama savaşı pahalı duruma getirerek caydırabilir. Bu Kuzey Kore
modeline benzer bir savunma mantığıdır.
Şayet, İran’ın saldırı gücü zayıf ama
savunma gücü güçlü ise ABD neden doğrudan geniş ölçekli savaşa girmek istemez? Çünkü
hızlı zafer olanaklı ama savaştan temiz çıkış olanaklı değildir. İran askeri
olarak yenilebilir, ama ülke stratejik olarak bataklığa dönüşebilir.
İran’da Ulusal
Egemenlik Refleksi
Aralık 2025 ve Ocak 2026 olaylarında
görüldüğü üzere, İran’da rejime karşı ciddi hoşnutsuzluk olabilir. Ancak, dış
müdahale söz konusu olduğunda tablo değişebilir. Çağdaş İran tarihinde 1908
Anglo-Rus müdahaleleri, 1953 darbesi ve 1980–88 savaşı gibi önemli olgular
vardır. Bu hafıza şunu üretir: “İçeride kavga ederiz ama dışarıya karşı birlik
oluruz.” Bu refleks rejimden bağımsız bir milliyetçilik üretir.
Esir Düşmeme ve
Boyunduruk Karşıtlığı
İran siyasal kültüründe bağımsızlık (istiqlal)
güçlü bir temadır. Bu sadece İslamcı söylem değildir ve milliyetçi hatta
seküler çevrelerde de vardır. Bu nedenle bir dış işgal rejimi devirmek için değil
“Vatan savunması” olarak algılanabilir. Bu da savaşı ideolojik değil varoluşsal
kılar.
90 Milyonluk
Demografi
Büyük nüfus geniş coğrafyaya yayılmış,
kentleşmiş ama tümüyle kırılgan olmamıştır. Genç nüfus hala önemlidir. 2003
sayımına göre Irak 25 milyon, Afganistan 30 milyon nüfusa sahip iken İran 90
milyon nüfusa sahiptir ve daha karmaşık demografik yapısı vardır. Bu ölçek,
uzun süreli direniş kapasitesi demektir.
İran’da Ulusal Birlik
Ne Kadar Uyum İçindedir?
İran’da etnik çeşitlilik (Azerbaycanlılar,
Kürtler, Beluciler, Araplar ve Türkmenler) vardır. Kentli-seküler kesim ile tutucu
kesim arasında uzaklık vardır. Ekonomik eşitsizlik büyüktür. Dış saldırı bu fay
hatlarını kapatabilir ama uzun savaş bunları yeniden açabilir. İran askeri gücü
itibarıyla değil, toplumsal dayanıklılığı sayesinde zor yenilir. Bu, klasik
jeopolitik çözümlemelerin çoğundan daha derin bir gözlemdir. Dış saldırı
durumunda İran’da Kürtler hariç ulusal birliktelik sağlanabilir. Bu
değerlendirme anlaşılabilir bir güvenlik bakış açısından gelmektedir. Fakat
“Kürtler hariç” gibi kategorik bir ifade alandaki tabloyu fazla sadeleştirmiş
olabilir. İran’daki Kürtler homojen değildir ve kriz anlarında davranış
kalıpları da tek tip olmamaktadır.
İran’daki Kürt
Alanları ve Devingenler
İran’da Kürtler coğrafya olarak batı
ve kuzeybatıda yoğunluk (Kürdistan, Batı Azerbaycan, Kirmanşah) kazanmıştır. Siyasal
eğilim olarak hem kültürel hak talepleri hem de güçlü bir İran yurttaşlığı
bilinci vardır. Güvenlik boyutu açısından Devletle gerilim dönemleri yaşanmış
olsa da dış tehdit anlarında davranış tek yönlü olmamıştır. Dış saldırı karşısında
Kürtler kısmi bütünleşme içine girebilirler. Ulusal egemenlik refleksi Kürtler
dahil geniş kesimlerde “dışa karşı birlik” üretebilir. İran’ın tarihsel
müdahale hafızası bu refleksi güçlendirebilir. Dış saldırı ve ağır yıkım olursa
fırsat penceresi arayışı başlayabilir. Uzun ve yıpratıcı bir savaşta bazı yerel
aktörler merkezden daha fazla özerklik talep edebilir. Bu, otomatik ayrılma
demek değildir, sadece pazarlık kapasitesinin artması demektir. Bunlara
karşılık merkezin sert güvenlik siyasaları ters etki yaratabilir. Güvenlikleştirme
aşırılaşırsa başlangıçtaki birlik duygusu aşınabilir. Özetle, “Kürtler hariç
birlik” varsayımı yerine, kısa vadede geniş bir bütünleşme, orta-uzun vadede
ise ekonomik ve güvenlik maliyetlerine bağlı olarak farklılaşma daha olası bir
çerçeve olabilir.
İran’da Elit
Bölünmesi Nasıl Başlar?
İran siyasal sistemi çok katmanlıdır: Ruhani
liderlik çevresi, İslam Devrim Muhafızları Ordusu (Devrim Muhafızları), düzenli
ordu (Artesh) [1],
ekonomik ağlar (vakıflar, yarı-devlet şirketleri) ve seçilmiş kurumlar
(cumhurbaşkanlığı, meclis). Uzun savaşta bunlar arasında çatlaklar oluşabilir:
kaynak paylaşımı gerilimi (ekonomi daralırsa), Devrim Muhafızları’nın güç
yoğunlaşmasına diğer elitlerin tepkisi gelişirse ve savaşın hedefi konusunda
stratejik ayrışma (sürdürme mi, müzakere mi?) oluşursa. Elitler bölündüğünde
rejimler zayıflar, ama bu hemen çöküş anlamına gelmez. Önce “kapalı kapılar
ardında” çatlaklar oluşur.
Toplumsal
Yorgunluk Nasıl Birikir?
Bu bağlamda toplum tarafında üç eşik
kritik önemdedir: Ekonomi (en belirleyici değişken), günlük güvenlik algısı ve
gelecek beklentisi. Kısa savaş milliyetçilik duygularını yükselmesi demektir. Uzun
savaş ise fiyat artışı, işsizlik, göç, kayıp sayıları ve moral aşınması
anlamına gelir. İran 1980’lerde bunu anlayışla karşılayabildi çünkü Devrim
tazeydi. Bugün toplumsal sabır eşiği daha düşük olabilir.
Kritik Kırılma
Noktaları
Uzun savaşta iki süreç kesiştiğinde
kırılma gelir: toplum yorulur ve elitler bölünürse. Bu noktada üç olasılık
çıkar: Sertleşme (daha otoriterleşme), denetimli görüşme ve rejim içi yeniden
yapılanma. İran özelinde benim kestirimim kısa vadede kesin bütünleşmedir. Orta
vadede ise ekonomi belirleyici olacaktır. Uzun vadede elit içi pazarlıklar
sistemi dönüştürür ama ani çöküş zordur. Çünkü İran Irak değildir ve Afganistan
hiç değildir. Kurumsal kapasitesi daha yüksektir. Bir başka kırılma noktası
Amerikan toplumunun bu saldırıyı onaylamamasıdır. Asıl bölünmüşlük Amerika'dadır.
Çünkü savaşın asıl sahibi İsrail’dir ve ABD İsrail için savaşmaktadır. Amerikan
halkı bunu görmekte ve istememektedir.
ABD Toplumu
Gerçekten Savaşa Karşı mı?
ABD’de son 20 yılın deneyimi Irak
Savaşı ve Afganistan Savaşı’dır. Bu iki savaş Amerikan kamuoyunda ciddi “savaş
yorgunluğu” yaratmıştır. Bugün ABD’de uzun kara savaşı istemeyen güçlü bir
eğilim vardır. “Ulus yaratma” projelerine destek çok düşüktür. Genç kuşaklar
dış müdahalelere daha uzak durmaktadır. Bunlar ABD’nin doğrularıdır. Ama şu ayrımı
yapmak gerekir: Sınırlı hava operasyonu büyük kara savaşı demek değildir. ABD
kamuoyu kısa, düşük maliyetli operasyonlara daha hoşgörülüdür. “ABD İsrail için
savaşıyor” algısı ise çok duyarlı ve karmaşık bir sorundur. ABD–İsrail ilişkisi
stratejik, tarihsel ve iç politik boyutlara sahiptir. İsrail ABD’de güçlü lobiye
sahiptir. Evanjelik taban İsrail’e güçlü destek verir. Ama özellikle genç
Demokrat seçmenlerde eleştirel yaklaşım artmaktadır. Dolayısıyla ABD toplumunda
bu konuda bir bölünme olduğu doğrudur. Ancak Amerikan dış siyasası yalnızca
İsrail eksenli değildir ve İran dosyasında ABD’nin kendi çıkar hesapları da vardır:
Nükleer eşik sorunu, Körfez enerji güvenliği ve Çin’in Orta Doğu’daki etkisi
gibi. Sorun sadece “İsrail için savaş” çerçevesine indirgenirse çözümleme eksik
kalır. Asıl bölünmüşlük ABD’dedir. ABD şu an iç siyasa olarak kutuplaşmıştır, kurumsal
güven krizi yaşamaktadır ve küresel liderlik rolü tartışmalıdır. Bir uzun savaş
bu kutuplaşmayı artırabilir. Dış krizler bazen kısa süreli birlik de üretebilir.
Ancak ABD’de bu “rally” etkisi artık çok kısa sürmektedir. Stratejik sonuç
açısından, şayet ABD toplumu uzun savaşa destek vermezse ve İran uzun süre
dayanırsa zaman İran’ın lehine işler. Ancak, ABD iç bölünmüşlüğü derinleşirse,
bu durum ABD’yi daha ihtiyatlı yapar, daha sert ve kısa süreli askeri atılımlara
iter, küresel geri çekilmeye yol açar ve İsrail’i daha bağımsız ve riskli
hareket etmeye yönlendirir.
İran’ı Dirençli
Yapan Etmenler
Nüfus ve
Toplumsal Direnç: 90 milyonluk
nüfus, uzun süreli savaşlarda seferber olma ve yıpratma kapasitesi anlamına
gelir. Nüfusun tümü doğrudan askeri değil, ama sivil destek, lojistik ve moral
açısından kritik önemdedir. Tarihsel deneyimler (İran-Irak Savaşı 1980–88)
İran’da uzun yıllar süren bir savaşta toplumun direniş kültürünü geliştirdiğini
göstermektedir.
Coğrafya ve
Savunma: Dağlık bölgeler (Zagros, Elburz) ve
geniş çöl alanları işgali çok zorlaştırır. Hürmüz Boğazı gibi stratejik
noktalar, İran’ın küresel enerji ve deniz yollarında baskı aracı olmasını
sağlar. Kara savaşı, bu coğrafyada çok maliyetli ve uzun süreli olur ve hızlı
zafer olanaksızdır.
Dış Müdahale ve
Stratejik Sınırlılıklar: ABD veya
başka bir ülke kısa süreli hava veya füze operasyonları yapabilir, ama tam
işgal ve denetim olanaklı değildir. 90 milyonluk nüfusu “dizginlemek”,
toplumsal fay hatlarını yönetmek ve uzun süreli lojistik sağlamak bugünkü
teknolojik kapasite ile bile çok zordur. Tarihsel örnekler olan Afganistan,
Irak 2003 ve Vietnam kara savaşları dış müdahaleye karşı uzun süreli direnç
yaratmış ve stratejik zaferi engellemiştir.
Sonuç Çözümlemesi:
İran gibi 90 milyonluk, geniş
coğrafyaya sahip ve toplumsal olarak savunma refleksi güçlü bir ülkeyi herhangi
bir güç, kara savaşında denetleyemez ve yönetemez. Askeri üstünlük, stratejik
zafer demek değildir.
ABD neden İsrail
için savaşıyor?
ABD’nin İsrail
ile İlişkisi: Tarihsel ve Kurumsal Boyut
ABD-İsrail ilişkisi çok katmanlıdır. Stratejik
açıdan Orta Doğu’da ABD’nin kalıcı varlığı, enerji güvenliği ve İran’a karşı
dengedir. İdeolojik ve dinsel açıdan Evanjelik ve Yahudi toplulukları ABD
siyasetinde önemlidir. Kurumsal açıdan Kongre, lobiler (örneğin, AIPAC [2]),
savunma sanayi ve Ortadoğu uzmanları bu ilişkiyi güçlendirir. Bu, sadece
“stratejik menfaat” değil, çoklu çıkar ve baskı mekanizmalarının birleşimidir. ABD
siyasetinde iki kritik unsur vardır: Seçim finansmanı ve kampanya desteği. Özel
bağışçılar, ekonomik güçle siyasetçileri etkileyebilir. Bu bağlamda bazı siyasetçiler
İsrail yanlısı tavır alarak kampanya kaynaklarını artırabilir.
Seçmen tabanı ve
kimlik siyaseti: Evanjelik
Hristiyan [3] ve
Yahudi toplulukları seçimlerde kilit önemdedir. ABD siyasetinde bu grupların
algısı, siyasacıların dış siyasa söylemlerini etkileyebilir. ABD’nin dış
müdahaleleri bazen ulusal çıkar değil, iç siyaset güdülenmesi ve finansal
çıkarlarla şekillenmektedir.
Bunu destekleyen bazı gözlemler vardır.
Irak ve İran’a yönelik müdahalelerde iç kamuoyu çoğu zaman farkında olmayarak
dış tehdit anlatısı kullanılmaktadır. ABD’de siyasacıların İsrail yanlısı siyasaları
hem kampanya finansmanı hem de lobilerle ilişkilerle besleniyor. Ancak bu
mekanizma tek başına savaşı tetiklemez, stratejik ve askeri bürokrasi de
devreye girebilir. Bir başka anlatımla, tümüyle “siyasacıların kişisel çıkarı”
denilemez. Özellikle seçim yılı ve iç kamuoyu baskısı olduğunda iç siyasal güdülenme
ve çıkarlar ciddi biçimde etkilenmektedir.
Şayet, ABD toplumu savaş istemiyorsa
ve siyasetçiler seçim güdülenmesiyle savaşı tetikliyorsa bu ABD’nin karar alma
mekanizmasında kırılganlık yaratır. Bu kırılganlık, İran gibi uzun süreli
direniş kapasitesine sahip ülkeler için bir üstünlüktür. ABD’nin stratejik
üstünlüğü siyasal irade ve toplumsal destekle sınırlıdır, sadece askeri
kapasiteyle değil.
ABD – İran Savaşı
Senaryosu Çözümleyici Tablosu
Sürmekte olan savaşa ilişkin senaryoları
ve etmenleri irdeleyen bir çizelge aşağıda yer almaktadır.
|
Çizelge 1: Savaş Senaryosu |
|||
|
Boyut |
ABD |
İran |
Etkileşim / Sonuç |
|
Güdülenme |
- Stratejik: İran nükleer programı,
bölgesel denge |
- Egemenlik ve bağımsızlık refleksi |
ABD güdülenmeleri bazı kısımları
seçim ve lobilere dayalı olduğundan uzun süreli savaşta siyasal maliyet
yüksek |
|
Askeri Kapasite |
- Küresel hava, deniz ve siber
üstünlük |
- Konvansiyonel güç sınırlı |
ABD kısa süreli operasyonlarda
üstün, kara savaşı maliyetli ve zor |
|
Toplumsal Devingenler |
- Amerikan toplumu savaş yorgunu |
- 90 milyonluk nüfus |
Uzun savaş İran lehine, ABD iç
bölünme arttıkça stratejik üstünlük azalarak siyasal maliyet büyür |
|
Elit ve
Kurumsal Yapı |
- Karar alıcı elitler arasında
bölünme olası |
- Rejim ve Devrim Muhafızları,
elitleri uzun direnişi yönetebilecek kapasitede |
Uzun süreli çatışmada İran elitler
dayanıklı, ABD elitler bölünür, stratejik kırılma ABD tarafında |
|
Kısa Vadeli
Sonuç (0–6 ay) |
Hızlı hava ve füze saldırıları ile
baskı kurabilir |
Ulusal birlik pekişir |
ABD siyasal maliyeti artar |
|
Orta Vadeli
Sonuç (6–24 ay) |
ABD iç siyaset baskısı ve kamuoyu
tepkisiyle operasyonları sınırlamak zorunda |
Toplum yorgunluğu başlar |
Uzun savaş ABD’ye maliyetli |
|
Uzun Vadeli
Sonuç (24+ ay) |
Siyasetçiler siyasal riskten dolayı
geri çekilebilir |
Ekonomik ve toplumsal yorgunluk
etkili olur |
Net stratejik zafer ABD için olanaklı
değil |
Yukarıdaki çizelge şunları göstermektedir:
ABD askeri kapasite açısından üstündür, ama iç siyaset ve kamuoyu sınırlayıcı etmendir.
İran toplumsal ve coğrafi dayanıklılık sayesinde kısa ve orta vadeli
savunmasını sürdürebilir. Asıl kırılma ABD’de yaşanabilir. Siyasetçilerin seçim
ve lobiler için başlattığı savaş uzun süreli maliyetle karşılaştığında
stratejik geri çekilme kaçınılmaz olur.
Bunların ötesinde çok önemli bir etmen
daha vardır İran lehinde: rejimin yıkılması olasılığı. ABD artık İran’daki son hedefini
açıkladı. Başkan Trump “Hamaney’in yerine getirmek istediğimiz isimler belli
idi ama hepsi öldü. Eski Şah’ın oğlu olmaz ama İran içinde biri olabilir ve rejimi
değiştireceğiz” dedi. Bu durumda İran rejimi her türlü olanağı kullanacaktır.
Bu artık İran için bir cehennem savaşıdır. Hatta ötesinde bir Dünya savaşıdır. Bu
bağlamda Rusya ve Çin henüz sesini çıkarmamış ve siyasa açıklamamıştır.
ABD’nin Rejim
Değişikliği İlanının Etkisi
ABD’nin hedefi İran rejimini değiştirmekse,
bunun sonucu İran’da artık bu bir “savaş değil, varoluş mücadelesi” durumuna
gelir. Tüm kurumsal ve toplumsal kaynaklar mobilize edilir: Devrim Muhafızları,
sivil destek, ekonomi, propaganda, diaspora. Savaşın süresi ve şiddeti
katlanarak artar, maliyetler önceden hesaplanandan çok yüksek olur. Bu “Cehennem
savaşı” sadece İran değil, bölge ve küresel etkilerle Dünya Savaşı gizil gücü taşıyan
bir çatışma demektir.
İran’ın Kapsamlı
Direniş Kanalları
ABD, rejim değişikliği hedefi
koyduğunda İran üç eksende cevap verebilir: Toplumsal seferberlik yani ulusal
birlik refleksi ve savaşın her alanına seferber olma duygusu güçlenir. “Esir
düşmeme, boyunduruk altına girmeme” kültürü tetiklenir. İran bağlamında, asimetrik
ve bölgesel savaş yani Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği baskısı, vekil güçler
üzerinden Irak, Suriye, Lübnan’da ABD’ye karşı operasyonlar ve siber ve
ekonomik saldırılar ortaya çıkacaktır. İçe dönük stratejik hazırlık yani Devrim
Muhafızları ve elitler tüm kaynakları savunmaya yönlendirir. Ekonomik ve
lojistik önlemlerle uzun süreli direniş planlanır. Bu, klasik savaş
modelleriyle açıklanamaz. Tümüyle stratejik ve psikolojik bir seferberlik
durumudur.
Uluslararası Tepkiler:
Rusya ve Çin’in Sessizliği
Her iki ülkeden de henüz açık ses yoktur.
Rusya İran’a doğrudan askeri destek vermemekte ama bölgesel dengeyi izlemektedir.
Çin ise ekonomik ve diplomatik kanallarla destek verebilir ve enerji ve
lojistik üzerinden İran’ın direncini güçlendirebilir. Bu sessizlik, ABD
açısından yanlış bir güven duygusu yaratabilir. Savaş uzarsa, Rusya ve Çin
mutlaka sahneye çıkacaktır.
Stratejik Çözümleme
ABD’nin hedefi rejim değişikliği olarak
ilan edilince kısa vadede baskı ve korku ile sınırlı başarı elde edilebilir. Orta
vadede İran toplumu ve kurumları dirençle karşılık verebilir ve savaşın ABD’ye
maliyeti yükselebilir. Uzun vadede rejim değişikliği hedefi ABD için olanaksız
ve maliyetli duruma gelir. Dünya çapında ise bölgesel krizler, enerji
fiyatları, küresel güvenlik gerilimi, olası ikinci cephelerin açılması gibi
olasılıklar ortaya çıkabilir.
Brzezinski’nin
“Büyük Satranç Tahtası”: Küresel Ağırlık Merkezinin Batı’dan Doğu’ya Kayışı
Ekonomik verilere göre, Çin’in GDP
büyüklüğü ve BRICS’in ekonomik etkisi giderek artmaktadır. Enerji ve teknoloji
alanlarında batı, hala teknolojik ve askeri üstünlüğe sahiptir ama Çin ve Rusya
enerji ve stratejik kaynaklarda bağımsızlaşmaktadır. Demografik etmen açısından
Çin ve Hindistan gibi nüfus merkezleri küresel etkide ağırlık yaratmaktadır. Brzezinski’nin
işaret ettiği gibi, ABD’nin uzun vadeli hedefi Avrupa ve Asya’daki kritik
koridorları denetim altında tutmaktır. Hürmüz Boğazı ve Orta Doğu enerji
kaynakları bağlamında İran da bunun bir parçasıdır.
İran Sorunu ve
Küresel Stratejik Risk
ABD’nin İran’a müdahalesi yerel değil
küresel risk taşımaktadır. Doğu ile çatışma alanında Çin ve Rusya’nın ABD’nin
İran’ı işgaline göz yumması beklenmemek gerekir. Çin enerji ve BRICS ağı
üzerinden doğu-batı dengesini korumak ister. Rusya ise bölgesel etki ve askeri
dengeyi korumak için müdahale edebilir veya dolaylı olarak karşı adım atabilir.
Batı cepheleri ise ABD İsrail için operasyon yürütürken kendi küresel stratejik
esnekliğini kaybedebilir. Dünya barışı ve ekonomik maliyet açısından enerji
fiyatları, göç dalgaları ve silahlanma yarışı ABD’nin kısa vadeli çıkarını bile
tehlikeye atabilir.
Çok Kutuplu Dünya
ve BRICS Etkisi
BRICS, Çin ve Rusya’nın atılımlarıyla
ABD’nin “tek kutuplu dünya” üstünlüğünü kırmaktadır. ABD, İran operasyonuna
yoğunlaşırken, Afrika, Latin Amerika, Güneydoğu Asya ve diğer bölgelerde
denetim kaybı riski ile karşı karşıyadır. Bu durum, bölgesel müdahaleleri artık
küresel stratejik hesaplar üzerinden yürütme zorunluluğu yaratmaktadır.
Stratejik Sonuç:
Asıl Savaş Doğuda
ABD’nin İran atılımı Batı-Doğu dengesi
açısından oyunu bozmaktadır. İran savaşı sadece bölgesel bir çatışma değil,
küresel bir jeopolitik sınavdır. Bu sınavda doğu güçleri (Rusya, Çin, BRICS) edilgin
kalamaz. ABD’nin Batı için aldığı risk, küresel ağırlık merkezini doğuya kaydırmaktadır.
Bu bağlamda ABD-İsrail cephesi İran üzerinden kendi stratejik üstünlüğünü
korumaya çalışmaktadır. Çin-Rusya-BRICS cephesi ise ABD’nin küresel egemenliğini
sınırlamaya çalışmaktadır. İran ise hem toplumsal ve coğrafi direnç hem de
stratejik konumu ile bu küresel denge savaşında kritik bir kırılma noktası
oluşturmaktadır.
Şekil 1/a: Küresel güç savaşımı haritası
Şekil 1/b: Küresel güç savaşımı haritası
Yeni Emperyalizm
ve Yeni Sömürgecilik
İkinci Dünya Savaşı sonrası klasik
sömürgecilik büyük ölçüde bitmiştir. Uluslararası hukuk, BM ve sömürgecilik
karşıtı (antikoloniyal) hareketler ile bu model artık sürdürülemez duruma
geldi. Ama ABD ve Batı, denetim ve etki alanı yaratma amacıyla “sanal” veya
ekonomik-siyasal sömürgecilik stratejisi uygulamaktadır.
“Yeni
Sömürgecilik” – ABD’nin Stratejisi: Klasik
sömürgecilik toprağı işgal et ve yerel halkı yönetmek demektir. Yeni sömürgecilik
ise ekonomik, siyasal, askeri etki üzerinden başka ülkeler ve topraklar
üzerinde denetim sağlamak demektir. Örneğin, Venezuela’da petrol ve ekonomi
üzerinden baskı ve dış müdahale tehdidi ve İran’da enerji ve stratejik coğrafya
üzerinden denetim hedefi gibi. Yeni sömürgecilikte mantık doğrudan yönetim
yerine dolaylı denetim, “uyumlu rejim” veya “stratejik çıkar rejimi” yaratmaktır.
Sürdürülemezlik: Bu strateji hem uluslararası hukuk hem de
toplumsal direniş nedeniyle uzun vadede başarılabilir görülmemektedir. Toplumsal
ve coğrafi etmenler ABD’nin klasik müdahale ve denetim yeteneğini sınırlar. İsrail
uğruna böyle bir risk almak ise hem bölgesel hem küresel dengeyi tehlikeye atabilir
ve stratejik mantık açısından akılcı görülmemektedir.
Stratejik Çelişki:
ABD şu anda iki çelişkili hedefi aynı
anda yürütmeye çalışmaktadır. Birincisi doğuda Çin, Rusya, BRICS karşısında stratejik
dengeyi korumak ve ikincisi Orta Doğu ve enerji kaynaklarını İsrail için denetim
altında tutmak yani yeni sömürgeci bir operasyonu sürdürmek. Bu iki hedef çelişmektedir.
Orta Doğu operasyonu, ABD’nin doğudaki stratejik manevra alanını daraltmaktadır.
Uzun vadede ABD’nin hem İran hem de Venezuela benzeri stratejileri
sürdürülebilir şekilde yönetmesi olanaklı görülmemektedir.
Özetle, II. Dünya Savaşı sonrasında
sömürgecilik sona ermiştir. ABD’nin yeni sömürgeci çabaları (Venezuela, İran) çağdaş
teknoloji ve askeri üstünlüğe karşın uzun vadede sürdürülemez ve toplumsal
direniş ve uluslararası dengeyle çatışır. İsrail uğruna böyle bir maliyeti
almak ise stratejik olarak mantıksız ve tehlikelidir.
|
Çizelge 2: ABD’nin İran Müdahalesi: Hata ve
Risk Etmenleri Tablosu |
|||
|
Risk / Hata Etmeni |
Açıklama |
Stratejik Etki |
İran Lehine Sonuç |
|
Rejim değişikliği hedefi |
ABD, İran rejimini devirmeyi açıkladı |
Varoluşsal mücadele başlatır, savaşın şiddeti artar |
İran tüm kaynaklarını seferber eder; uzun ve maliyetli bir
direnç oluşur |
|
Toplumsal destek eksikliği (ABD) |
Amerikan halkı savaş istemiyor; uzun savaş yorgunluğu |
Siyasal baskı artar, operasyonlar sınırlanabilir |
ABD’nin maliyeti yükselir; İran psikolojik üstünlük kazanır |
|
İsrail odaklı hareket |
ABD, İsrail çıkarları için harekete geçiyor |
Küresel stratejik önceliklerde kayma, doğuda denge riske girer |
Çin ve Rusya’dan olası karşı atılımlar; ABD’nin küresel etkisi
zayıflar |
|
Uzun süreli kara savaşı planlaması |
İran 90 milyonluk nüfus, geniş coğrafya, asimetrik savunma |
Hedeflenen hızlı zafer olanaksız |
ABD güçleri yıpranır; İran stratejik ve psikolojik üstünlük
kazanır |
|
Ekonomik maliyetler ve enerji riski |
Orta Doğu enerji koridorları risk altında (Hürmüz Boğazı) |
Küresel petrol ve enerji fiyatları artar |
İran baskı aracı olarak enerji silahını kullanabilir |
|
Uluslararası karşıtlık ve çok kutupluluk |
Çin, Rusya ve BRICS operasyonu onaylamaz |
ABD’nin diplomatik yalıltılmışlığı artar |
İran’ın stratejik konumu güçlenir; ABD’nin küresel manevrası
daralır |
|
Bölgesel yayılma ve vekil güçler |
İran, bölgedeki müttefik ve vekil güçleri kullanabilir |
ABD’nin operasyon alanı genişler, yönetim zorlaşır |
Asimetrik çatışmalar artar, ABD maliyeti ve riskleri katlanır |
|
Uzun vadede sürdürülemez yeni sömürgecilik |
ABD Venezuela ve İran üzerinden etki kurmaya çalışıyor |
Hem bölgesel hem küresel denetim zorlaşır |
İran, toplumsal ve coğrafi üstünlükleriyle denetimi zorlaştırır |
Çözümleyici Özet:
ABD’nin stratejik hataları ve
riskleri, operasyonun doğasını sadece askeri değil, aynı zamanda siyasal,
toplumsal ve küresel boyutlarda belirlemektedir. İran, toplumsal seferberlik,
coğrafi üstünlük ve asimetrik taktiklerle bu hataları kendi lehine kullanacak
kapasiteye sahiptir. ABD’nin İsrail için hareket etmesi küresel stratejik
kaymalar ve çok kutupluluk bağlamında maliyetli ve riskli bir girişim durumuna
gelebilir.
Şekil 2: ABD’nin Riskleri ve Hataları
Savaşın Sonucunun
Kestirimi
ABD ve İsrail’in İran’a karşı
başlattığı savaşın olası sonucu tüm Dünyada merak edilmektedir. Buraya kadar
yapılan açıklamalara dayalı olarak, savaşın gelişimine ve sonucuna ilişkin
kestirimler aşağıda dönemsel aralıklar olarak belirtilemeye çalışılmıştır.
|
Çizelge 3: ABD-İran Mücadelesi: Stratejik Sonuç
Kestirimi |
|
|
Kısa vadede (0–6 ay) |
ABD hızlı operasyonlarla baskı kurabilir. |
|
İran, ulusal birlik ve propaganda ile direnir. |
|
|
Amerikan kamuoyu ve siyasal baskı ilk çatlakları yaratır. |
|
|
Orta vadede (6–24 ay) |
İran, asimetrik ve bölgesel güç kullanarak maliyetleri artırır. |
|
ABD’nin stratejik odağı Batı Asya’ya kilitlenir; Çin ve Rusya
tepkisi büyür. |
|
|
İsrail odaklı hareketler, ABD’nin küresel esnekliğini azaltır. |
|
|
Uzun vadede (24+ ay) |
Rejim değişikliği hedefi büyük olasılıkla başarısız olur; ABD
maliyetli ve siyasal olarak yıpranır. |
|
İran stratejik konumunu güçlendirir; bölgesel etkisi artar. |
|
|
Çok kutuplu dünya ve BRICS etmeni, ABD’nin küresel denetimini
sınırlar. |
|
ABD’nin uzun vadede operasyonu
sürdürmesi hem ekonomik hem de diplomatik açıdan olanaklı değildir. Bu
araştırmanın genel nitelikli kestirimi olarak, ABD’nin İran müdahalesinin kısa
vadede sınırlı baskı yaratabileceği, ancak orta ve uzun vadede İran lehine
stratejik üstünlük ve ABD için maliyetli bir çıkmaza dönüşeceği yolundadır. Bu
durum, küresel güç dengesi ve çok kutuplu dünya açısından kritik bir kırılma
noktası olarak kabul edilmelidir.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
ABD–İran gerilimi, yüzeyde bölgesel
bir güvenlik krizine işaret etse de daha derin düzeyde küresel güç dengesinin
dönüşüm sürecinin bir yansımasıdır. Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu
uluslararası sistemin aşınması ve Çin ile Rusya’nın artan jeopolitik ağırlığı,
ABD’nin stratejik kararlarını daha karmaşık ve riskli duruma getirmiştir. Bu
bağlamda İran, yalnızca bölgesel bir aktör değil, Avrasya eksenli güçler savaşımının
kritik bir düğüm noktasıdır.
Çözümleme göstermektedir ki, ABD’nin
İran’a yönelik olası askeri müdahalesi kısa vadede taktik kazanımlar
sağlayabilse dahi, orta ve uzun vadede maliyetli ve sürdürülebilirliği
tartışmalı bir denge üretebilir. İran’ın demografik büyüklüğü, coğrafi
derinliği ve asimetrik savaş kapasitesi, klasik bir hızlı zafer senaryosunu
zorlaştırmaktadır. Buna karşılık İran’ın ekonomik kırılganlıkları ve iç
toplumsal gerilimleri de göz ardı edilemez. Bu durum çatışma devingenlerini
çift yönlü ve öngörülmesi güç bir yapıya dönüştürmektedir.
Çin ve Rusya’nın konumu, olası bir
çatışmanın yalnızca bölgesel sınırlar içinde kalmayabileceğini göstermektedir.
Her ne kadar doğrudan askeri müdahale olasılığı düşük görünse de diplomatik,
ekonomik ve stratejik dengeleme mekanizmaları üzerinden ABD’nin hareket
alanının sınırlanması olanaklıdır. Bu durum, çok kutuplu dünya düzenine geçiş
sürecinin hızlanabileceğine işaret etmektedir.
Sonuç olarak, ABD–İran gerilimi
yalnızca iki devlet arasındaki bir güç mücadelesi değil, küresel sistemin
yeniden yapılanma sürecinin önemli bir sınav alanıdır. Bu kriz, ABD’nin küresel
liderlik kapasitesini pekiştirebileceği gibi, stratejik aşınmayı hızlandıran
bir kırılma noktasına da dönüşebilir. Sonuç, askeri kapasiteden çok ekonomik
dayanıklılık, teknolojik üstünlük, diplomatik manevra yeteneği ve iç toplumsal kararlılık
gibi çok boyutlu unsurların etkileşimi tarafından belirlenecektir.
Bu nedenle mesele, yalnızca “kim
kazanır?” sorusuyla sınırlı değildir. Asıl soru, ortaya çıkacak yeni güç
dengesinin uluslararası sistemin kararlılığını güçlendirip
güçlendirmeyeceğidir.
Kaynakça
Allison, G. (2017). Destined for war:
Can America and China escape Thucydides’s trap? Houghton Mifflin Harcourt.
Brzezinski, Z. (1997). The grand
chessboard: American primacy and its geostrategic imperatives. Basic Books.
Ikenberry, G. J. (2011). Liberal
leviathan: The origins, crisis, and transformation of the American world order.
Princeton University Press.
Keohane, R. O. (1984). After hegemony:
Cooperation and discord in the world political economy. Princeton University
Press.
Mearsheimer, J. J. (2001). The tragedy
of great power politics. W. W. Norton.
Organski, A. F. K. (1958). World
politics. Alfred A. Knopf.
Paul, T. V., Wirtz, J. J., ve
Fortmann, M. (Eds.). (2004). Balance of power: Theory and practice in the 21st
century. Stanford University Press.
Walt, S. M. (1987). The origins of
alliances. Cornell University Press.
Waltz, K. N. (1979). Theory of
international politics. McGraw-Hill.
Buzan, B., ve Waever, O. (2003).
Regions and powers: The structure of international security. Cambridge
University Press.
BRICS. (2023). Johannesburg II
declaration. BRICS Summit Official Documents.
[1] Artesh,
İran İslam Cumhuriyeti’nin düzenli ordusudur. Kara, hava ve deniz
kuvvetlerinden oluşur ve esas görevi ülke sınırlarını konvansiyonel tehditlere
karşı savunmaktır. İran’daki Devrim Muhafızları’ndan (Sepah) farklı
olarak daha klasik askeri yapı ve öğretiye sahiptir.
[2] AIPAC (American
Israel Public Affairs Committee), ABD merkezli ve İsrail–ABD ilişkilerini
güçlendirmeyi amaçlayan etkili bir lobi kuruluşudur. 1950’li yıllarda
kurumsallaşan örgüt, özellikle ABD Kongresi nezdinde İsrail lehine siyasa
oluşturma süreçlerinde etkili rol oynamaktadır. AIPAC, doğrudan adaylara bağış
yapan bir yapı olmamakla birlikte, ABD’de İsrail yanlısı siyasaların
desteklenmesinde önemli bir siyasal etki aktörü olarak değerlendirilmektedir.
[3] Evanjelik
Hristiyanlık, Protestanlık içinde yer alan ve İncil’in (özellikle Yeni Ahit’in)
bireysel iman ve “yeniden doğuş” deneyimi üzerinden yorumlanmasını vurgulayan
bir akımdır. ABD’de özellikle tutucu siyaset, İsrail’e destek ve misyonerlik etkinlikleriyle
ilişkilendirilen güçlü bir toplumsal ve siyasal etkiye sahiptir.