Demokrasi Kendini Koruyamaz Duruma
Geldiğinde: Demokratik Güvence Üretme Kapasitesinin Aşınması ve Yeniden Üretimi
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Değerli dostum
Büyükelçi Çınar Aldemir’e…
Öz
Demokrasi,
yalnızca yurttaşların yöneticileri belirlediği seçimlerden ve demokratik
kurumların biçimsel varlığından ibaret değildir. Demokratik rejimin temel
koşullarından biri iktidarın seçim yoluyla kaybedilebilmesi, seçim sonucunun
kabul edilmesi ve kamu gücünün barışçıl biçimde yeni yönetime
devredilebilmesidir. Bu nedenle demokratik rejimin sürdürülebilirliği yalnızca
demokratik güvencelerin varlığına değil, bu güvenceleri üreten, işleten,
koruyan ve gerektiğinde yeniden oluşturabilen bir siyasal, hukuksal, kurumsal
ve toplumsal kapasitenin varlığına bağlıdır. Bu çalışmanın temel sorusu,
demokrasinin kendisini koruyamaz duruma geldiği koşullarda demokratik iktidarın
seçim yoluyla barışçıl biçimde el değiştirmesini sağlayacak demokratik güvence
üretme kapasitesinin nasıl yeniden oluşturulabileceğidir. Çalışmada demokratik
güvence ile demokratik güvence üretme kapasitesi arasında kavramsal bir ayrım
yapılmakta ve demokratik gerilemenin ileri aşamasının yalnızca mevcut
güvencelerin aşınması değil, bu güvenceleri yeniden üretecek kapasitenin de
zayıflaması olduğu ileri sürülmektedir. Çözümleme hukuksal, siyasal-kurumsal,
ekonomik, toplumsal ve yurttaşlık/katılım boyutlarında yürütülmektedir. Gelir
eşitsizliği, orta sınıfın daralması, enflasyon, satın alma gücü kaybı, işsizlik
ve ekonomik güvencesizlik gibi unsurların demokratik dayanıklılık üzerindeki
etkileri, siyasal yabancılaşma, siyasal etkililik duygusunun zayıflaması ve
yurttaşların siyasal özne olmaktan çıkıp izleyici konumuna gerilemesiyle
birlikte ele alınmaktadır. Çalışmada bu durum “dinleyici/izleyici demokrasi”
kavramlaştırmasıyla açıklanmaktadır. Sonuç olarak demokratik güvence sisteminin
yeniden kurulmasının tek bir kurum veya siyasal aktör tarafından
gerçekleştirilemeyeceği ve hukuksal, kurumsal, siyasal, ekonomik ve toplumsal
kapasitenin birlikte yeniden üretilmesini gerektirdiği savunulmaktadır. Bu
doğrultuda koruma, örgütlenme, seçim güvencesi, iktidar devri ve demokratik
yeniden yapılanma aşamalarından oluşan çok katmanlı bir eylem planı önerilmektedir.
Çalışmanın temel sonucu, demokrasinin gerçek güvencesinin yalnızca iktidarın
kazanılabilirliği değil, iktidarın kaybedilebilirliği, kaybedildiğinde
devredilebilirliği ve devredildikten sonra yeniden kazanılabilirliği olduğudur.
Anahtar
Kelimeler:
Demokrasi, demokratik gerileme, demokratik güvence, demokratik güvence üretme
kapasitesi, demokratik kapasitenin yeniden üretimi, iktidar devri, seçim
güvenliği, siyasal katılım, siyasal etkililik, demokratik dayanıklılık.
Abstract
Democracy is not limited to elections through which
citizens choose their rulers or to the formal existence of democratic
institutions. One of the fundamental conditions of a democratic regime is that
those in power can lose office through elections, accept the electoral outcome,
and transfer public authority peacefully to a new government. Democratic
sustainability therefore depends not only on the existence of democratic
guarantees but also on the political, legal, institutional, economic, and
social capacity to produce, operate, protect, and reproduce those guarantees
when necessary. This study addresses the following central question: how can
the capacity to produce democratic guarantees be reconstructed when democracy
becomes unable to protect itself, particularly when peaceful electoral
alternation is at risk? The study distinguishes conceptually between democratic
guarantees and the capacity to produce such guarantees. It argues that an
advanced stage of democratic backsliding involves not only the erosion of
existing democratic guarantees but also the erosion of the capacity to
reproduce them. The analysis examines this process across five interrelated
dimensions: legal, political-institutional, economic, social, and
civic/participatory. The effects of income inequality, middle-class
contraction, inflation, declining purchasing power, unemployment, and economic
insecurity on democratic resilience are considered together with political
alienation, declining political efficacy, and the transformation of citizens
from political actors into spectators. The latter condition is conceptualized
in this study as “audience democracy.” The study argues that rebuilding a
democratic guarantee system cannot be accomplished by a single institution or
political actor. Rather, it requires the simultaneous reconstruction of legal,
institutional, political, economic, and social capacities. Accordingly, a
multi-layered action plan is proposed, consisting of five stages: protection,
organization, electoral guarantees, transfer of power, and democratic
restructuring. The central conclusion is that the ultimate guarantee of
democracy is not merely the possibility of winning political power, but the
possibility of losing it, transferring it peacefully when lost, and subsequently
regaining it through democratic means.
Keywords: Democracy,
democratic backsliding, democratic guarantees, democratic guarantee-production
capacity, reproduction of democratic capacity, transfer of power, electoral
security, political participation, political efficacy, democratic resilience.
GİRİŞ
Demokrasi
yalnızca belirli aralıklarla seçim yapılmasından ibaret değildir. Demokratik
düzenin temel niteliği siyasal iktidarın yurttaşların özgür iradesiyle
belirlenebilmesi, iktidar ve muhalefet arasındaki siyasal yarışın adil
koşullarda sürdürülebilmesi, siyasal iktidarın hukukla sınırlandırılması ve
seçim sonucunda ortaya çıkan iradenin iktidarın barışçıl biçimde el
değiştirmesini sağlayabilmesidir. Bu nedenle demokratik bir rejimin varlığını
belirleyen temel ölçütlerden biri iktidarın seçim yoluyla kazanılabilmesi kadar
seçim yoluyla kaybedilebilmesidir. Bir başka ifadeyle demokrasi iktidarın
yalnızca kazanılmasını değil, kaybedilmesini de olanaklı ve güvenli kılan bir
siyasal düzendir.
Demokratik
rejimlerin bu özelliği siyasal iktidarın geleceğinin önceden belirlenmemiş
olmasını gerektirir. Seçimi hangi siyasal aktörün kazanacağının belirsiz olması
kadar iktidarın seçim sonucunu kabul ederek görevi kazanana devredeceğine
ilişkin kurumsal ve siyasal güvencelerin bulunması da önemlidir. Bu nedenle
özgür ve adil seçimler, bağımsız yargı, kuvvetler ayrılığı, parlamento
denetimi, özgür basın, çoğulcu siyasal örgütlenme ve örgütlü yurttaş katılımı
birbirinden bağımsız unsurlar değil, iktidarın demokratik yollarla
belirlenmesini ve gerektiğinde el değiştirmesini sağlayan bütünleşik bir
güvence sisteminin parçalarıdır.
Ancak çağdaş
demokratik gerileme süreçleri, demokratik kurumların ortadan kaldırılmasından
çok onların biçimsel varlıklarını korurken işlevlerinin aşındırılmasıyla
gerçekleşebildiğini göstermektedir. Seçimler yapılmaya devam edebilir,
parlamento çalışabilir, mahkemeler karar verebilir ve siyasal partiler çalışmakta
olabilir. Buna karşılık iktidar ile muhalefet arasındaki yarışın koşulları
giderek eşitsizleşebilir, devlet kurumları siyasal iktidarın etkisine
girebilir, hukukun üstünlüğü zayıflayabilir ve yurttaşların siyasal sürece
müdahale kapasitesi azalabilir. Böyle bir durumda demokratik kurumların
biçimsel devamlılığı ile maddi demokratik işlevleri arasında giderek büyüyen
bir ayrışma ortaya çıkar.
Sorun
yalnızca kurumsal aşınmayla da sınırlı değildir. Gelir dağılımındaki bozulma,
orta sınıfın ekonomik güvenliğini kaybetmesi, yüksek enflasyon, satın alma
gücündeki düşüş, geçim sıkıntısı, işsizlik ve toplumsal hareketliliğin
zayıflaması, yurttaşların siyasal davranışlarını ve demokratik kurumlara
ilişkin beklentilerini doğrudan veya dolaylı biçimde etkileyebilir. Ekonomik
güvencesizlik, siyasal yabancılaşmayı ve siyasal etkisizlik duygusunu
derinleştirebilir. Yurttaşların önemli bir bölümünün siyasete güvenini
kaybetmesi ve siyaseti değiştirebileceklerine ilişkin inancının zayıflaması ise
demokratik düzenin toplumsal dayanaklarını aşındırabilir.
Bu noktada
toplumsal apati özel bir önem kazanmaktadır. Yurttaşların siyasetten bütünüyle
uzaklaşması kadar, siyaseti yoğun biçimde izledikleri halde karar alma
süreçlerine etkili ve sürekli biçimde katılmamaları da demokratik açıdan
önemlidir. Bu durum yurttaşı siyasal özne olmaktan çıkararak siyasal olayların
izleyicisine dönüştürebilir. Böylece demokratik katılımın yerini giderek “audience
democracy” (dinleyici/seyirci demokrasisi) olarak tanımlanan bir siyasal
ilişki biçimi alabilir. Yurttaş siyaseti izler, değerlendirir ve tepki verir ancak
siyasal kararların oluşumunu etkileyebilecek örgütlü ve sürekli bir eylem
kapasitesi geliştiremez.
Bütün bu
gelişmelerin kesiştiği yerde daha temel bir sorun ortaya çıkmaktadır:
Demokratik düzen kendisini koruyacak kurumları ve toplumsal kapasiteyi
kaybetmeye başladığında demokratik güvenceleri kim ve nasıl üretecektir?
Bu soru
özellikle seçim yoluyla iktidar değişiminin gündeme geldiği dönemlerde önemli
bir nitelik kazanmaktadır. Çünkü demokratik bir seçim yalnızca iktidarın seçmen
tarafından belirlenmesini değil, seçim sonucunun siyasal iktidar tarafından
kabul edilmesini ve kazanan aktöre iktidarın anayasal usuller içinde
devredilmesini gerektirir. Eğer seçim öncesindeki siyasal ve hukuksal koşullar
eşitsizleşmiş, denge ve denetim kurumları zayıflamış, muhalefetin hareket alanı
daralmış, medya çoğulculuğu aşınmış, ekonomik ve toplumsal sorunlar
yurttaşların siyasal katılım kapasitesini zayıflatmış ve toplumun önemli bir
kesiminde siyasal etkisizlik duygusu yerleşmişse seçimlerin yapılması tek
başına iktidarın barışçıl biçimde el değiştireceğinin güvencesi değildir.
Dolayısıyla
günümüz demokrasileri açısından temel sorun yalnızca demokratik kurumların
korunması değildir. Daha derindeki sorun bu kurumları koruyabilecek demokratik
güvence üretme kapasitesinin korunmasıdır. Bu kapasitenin aşınması durumunda
ise demokrasi kendisini koruyabilmek için gereksinme duyduğu araçları da
kaybetmeye başlayabilir.
Bu çalışma,
tam da bu noktadan hareket etmektedir. Çalışmanın temel varsayımı demokratik
gerilemenin ileri aşamalarında sorunun yalnızca demokratik kurumların
zayıflaması olmadığı aynı zamanda bu kurumların yeniden işler duruma gelmesini
sağlayacak siyasal, hukuksal, kurumsal, ekonomik ve toplumsal kapasitenin de
aşınabileceğidir. Bu nedenle demokratik düzenin yeniden güvence altına alınması
mevcut kurumlara yeni güvenceler eklemekten önce güvence üretme kapasitesinin
yeniden oluşturulmasını gerektirmektedir.
SORUNSALIN
TANIMLANMASI
Çalışmanın
temel sorunsalı demokratik kurumların ve hukuksal güvencelerin aşınmasının
ötesinde bu güvenceleri üretme, koruma ve gerektiğinde yeniden kurma
kapasitesinin de aynı süreç içinde zayıflaması olgusudur. Demokratik bir
rejimde iktidarın seçim yoluyla belirlenmesi ve değiştirilmesi yalnızca
anayasal hükümlerin varlığına bağlı değildir. Bunun için hukuksal kuralların
uygulanabilir, kurumların özerk, siyasal yarışın gerçek anlamda yarışmacı ve
yurttaşların siyasal sürece etkili biçimde katılabilir olması gerekir. Bu
koşulların birbirini desteklediği durumda demokratik düzen kendi kendisini
belirli ölçüde koruyabilir. Buna karşılık bu koşulların eş zamanlı olarak
aşınması demokratik sistemin öz-koruma kapasitesini zayıflatır.
Buradaki
temel paradoks şudur: Demokratik güvencelerin zayıflamasından kaynaklanan
sorunun çözümü yine aynı kurumlar aracılığıyla gerçekleştirilmek zorundadır.
Oysa sorun bu kurumların siyasal olarak etkisizleşmesi veya işlevlerinin
aşınması ise çözümün kurumsal aktörü de zayıflamış demektir. Parlamento denetim
kapasitesini kaybetmişse parlamentonun, yargı bağımsızlığını kaybetmişse
yargının, medya çoğulculuğu zayıflamışsa medyanın, toplumsal katılım
gerilemişse yurttaşların, muhalefet parçalanmışsa muhalefetin tek başına
demokratik güvence üretmesi beklenemez. Bu nedenle çalışmanın sorunsalı
“Demokratik güvenceler nelerdir?” sorusundan daha ileri bir düzeyde
kurulmaktadır: Demokratik kurumların, hukuksal güvencelerin, siyasal
muhalefetin, ekonomik ve toplumsal dayanıklılığın ve yurttaşların siyasal
katılım kapasitesinin eş zamanlı olarak aşındığı bir ortamda demokratik iktidar
değişimini güvence altına alacak güvence üretme kapasitesi nasıl yeniden
oluşturulabilir?
Bu sorunsal
beş temel alanın birlikte incelenmesini gerektirmektedir. İlk alan hukuksaldır.
Anayasanın üstünlüğü, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, temel hak ve
özgürlükler ile seçim hukukunun gerçek anlamda güvence sağlayıp sağlamadığı
araştırılmalıdır. İkinci alan siyasal ve kurumsaldır. Siyasal partilerin
örgütlenme ve yarışma kapasitesi, parlamentonun denetim gücü, seçim yönetiminin
güvenilirliği, kamu bürokrasisinin hukuka bağlılığı, medya çoğulculuğu ve
kuvvetler ayrılığının uygulamada işleyişi değerlendirilmelidir. Üçüncü alan
ekonomiktir. Gelir dağılımındaki eşitsizlik, orta sınıfın daralması, enflasyon,
satın alma gücü, yoksulluk, işsizlik ve geçim sıkıntısının siyasal davranış ve
demokratik dayanıklılık üzerindeki etkileri dikkate alınmalıdır. Dördüncü alan
toplumsaldır. Toplumsal kutuplaşma, siyasal güvensizlik, yabancılaşma, siyasal
etkisizlik duygusu ve toplumsal apati, demokratik kurumların korunmasına
yönelik toplumsal kapasite bakımından ele alınmalıdır. Beşinci alan ise
demokratik eylem kapasitesidir. Yurttaşların, siyasal partilerin, sivil
toplumun, meslek kuruluşlarının, akademik çevrelerin, ekonomik aktörlerin ve
diğer toplumsal kesimlerin demokratik düzenin korunması ve iktidarın barışçıl
biçimde devredilmesi konusunda ortak hareket edebilme kapasitesi
araştırılmalıdır.
Böylece
sorunsal yalnızca “iktidar seçimleri kaybederse iktidarı devreder mi?”
biçimindeki davranışsal bir soruya indirgenmemektedir. Asıl sorun iktidarın
demokratik biçimde devredilmesini sağlayacak koşulların seçimden önce mevcut
olup olmadığı ve seçim sonucunda iktidarın devredilmesini zorunlu kılacak
kurumsal, toplumsal ve siyasal kapasitenin bulunup bulunmadığıdır.
Bu çerçevede
çalışmanın temel kavramsal önermesi şöyledir: Demokratik güvence yalnızca hukuk
tarafından tanınmış bir hak veya kurum değildir ve onu koruyacak, işletecek ve
gerektiğinde yeniden üretecek siyasal, kurumsal ve toplumsal kapasite mevcut
olduğu ölçüde gerçek bir güvence niteliği kazanır.
Dolayısıyla
demokratik gerilemenin ileri aşamalarında temel sorun yalnızca “demokrasiyi
nasıl koruruz?” değildir. Daha önce yanıtlanması gereken soru şudur: “Demokrasiyi
koruyabilecek kapasiteyi nasıl yeniden üretiriz?” Çalışmanın özgün çözümleme
alanı da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Demokratik güvence üretme kapasitesinin
yeniden oluşturulması, tek bir anayasal düzenleme, tek bir kurumun reformu veya
tek bir siyasal aktörün çabasıyla gerçekleştirilebilecek bir süreç olarak
değil, hukuksal, siyasal, kurumsal, ekonomik ve toplumsal kapasitenin birlikte
yeniden kurulmasını gerektiren çok katmanlı bir süreç olarak ele alınmalıdır.
Bu yaklaşım,
çalışmanın son hedefini de belirlemektedir: yalnızca demokratik gerilemenin
nedenlerini saptamak değil, demokratik güvence üretme kapasitesinin yeniden
oluşturulabilmesi için uygulanabilir bir güvence sistemi ve aşamalı bir eylem
planının hangi koşullarda geliştirilebileceğini ortaya koymak.
AMAÇ VE HEDEFLER
Amaç
Bu çalışmanın temel amacı demokratik
kurumların, hukuksal güvencelerin, siyasal yarışma koşullarının, ekonomik ve
toplumsal dayanıklılığın ve yurttaşların siyasal katılım kapasitesinin birlikte
aşındığı durumlarda demokratik iktidar değişimini güvence altına alma
kapasitesinin nasıl zayıfladığını ve bu kapasitenin hangi koşullar altında
yeniden üretilebileceğini ortaya koymaktır. Çalışma, demokrasiyi yalnızca
seçimlerin düzenli olarak yapılmasıyla açıklayan biçimsel yaklaşımın ötesine
geçerek demokratik iktidarın kazanılabilmesi kadar kaybedilebilmesini ve
kaybedildiğinde barışçıl biçimde devredilebilmesini demokrasinin temel işlevsel
koşullarından biri olarak ele almaktadır. Bu bağlamda çalışmanın temel sorunsalı
demokratik güvencelerin varlığı değil, bu güvenceleri üreten, uygulayan,
koruyan ve gerektiğinde yeniden oluşturan kapasitenin varlığıdır. Bu
kapasitenin hukuksal, siyasal, kurumsal, ekonomik ve toplumsal boyutları
birlikte incelenerek demokratik düzenin kendisini koruyamaz duruma gelmesi durumunda
demokratik kapasitenin yeniden üretilebilmesinin koşulları belirlenmeye
çalışılacaktır. Çalışmanın son amacı ise demokratik gerilemeye yalnızca tanı
konulmasıyla yetinmeyerek, demokratik güvence üretme kapasitesinin yeniden
oluşturulmasına yönelik uygulanabilir bir güvence sistemi ve aşamalı bir eylem
planı geliştirmektir.
Hedefler
Bu temel amaç doğrultusunda çalışmanın
hedefleri şunlardır:
Demokratik
iktidar devrinin temel koşullarını belirlemek: Demokratik bir rejimde seçimlerin yalnızca
iktidarın belirlenmesini değil, iktidarın gerektiğinde barışçıl ve anayasal
biçimde el değiştirmesini sağlayabilmesi için gerekli hukuksal, siyasal ve
kurumsal koşullar ortaya konulacaktır.
Demokratik
güvence kavramı ile demokratik güvence üretme kapasitesi arasındaki ayrımı
kavramsallaştırmak: Anayasal ve
hukuksal güvencelerin varlığı ile bu güvenceleri uygulamada işletebilecek
siyasal, kurumsal ve toplumsal kapasitenin varlığı birbirinden ayrılarak
incelenecektir.
Demokratik
güvence üretme kapasitesinin aşınma mekanizmalarını belirlemek: Yargının bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı,
parlamento denetimi, seçim yönetimi, siyasal çoğulculuk, medya özgürlüğü ve
kamu yönetiminin tarafsızlığı gibi alanlardaki kurumsal aşınmaların güvence
üretme kapasitesi üzerindeki etkileri çözümlenecektir.
Ekonomik
koşulların demokratik dayanıklılık üzerindeki etkisini incelemek: Gelir dağılımı eşitsizliği, orta sınıfın
daralması, enflasyon, satın alma gücündeki gerileme, yoksulluk, işsizlik ve
geçim sıkıntısının siyasal davranış, siyasal meşruluk ve demokratik katılım
üzerindeki etkileri değerlendirilecektir.
Toplumsal
apati ve siyasal yabancılaşmanın demokratik güvence üretme kapasitesine
etkisini ortaya koymak: Siyasete
duyulan güvensizlik, siyasal etkisizlik duygusu, temsil krizleri ve örgütlü
katılımın zayıflaması ile “audience democracy” olarak ifade edilen
seyirci/dinleyici demokrasi eğiliminin demokratik dayanıklılık üzerindeki
sonuçları incelenecektir.
Demokratik
iktidar değişiminin önündeki olası riskleri belirlemek: Seçim öncesi, seçim dönemi, seçim günü ve
seçim sonrasında ortaya çıkabilecek hukuksal, siyasal, kurumsal, ekonomik ve
toplumsal riskler sistemli biçimde sınıflandırılacaktır.
Güvence
üretme sorumluluğunun hangi aktörler tarafından ve hangi koşullarda
üstlenilebileceğini belirlemek: Devlet
kurumları, siyasal partiler, muhalefet, sivil toplum, meslek kuruluşları,
medya, ekonomik aktörler ve yurttaşların demokratik güvence üretimindeki olası
rolleri ve sınırları değerlendirilecektir.
Tek
bir kuruma veya aktöre dayanmayan çok katmanlı bir demokratik güvence sistemi
geliştirmek: Demokratik
iktidar değişiminin güvence altına alınması için hukuksal, kurumsal, siyasal,
ekonomik ve toplumsal mekanizmaların birbirini tamamladığı ve herhangi bir tek
aktörün sistemi bütünüyle etkisizleştirememesine dayanan bir model
oluşturulacaktır.
Demokratik
kapasitenin yeniden üretim koşullarını belirlemek: Demokratik kurumların zayıfladığı ve toplumun
siyasal katılım kapasitesinin gerilediği koşullarda demokratik güvence üretme
kapasitesinin yeniden oluşturulabilmesi için gerekli başlangıç koşulları,
aktörler, kaynaklar ve süreçler ortaya konulacaktır.
Demokratik
iktidar devri için uygulanabilir bir eylem planı geliştirmek: Seçim öncesinden başlayarak seçim günü, seçim
sonrası ve iktidarın devrine kadar uzanan süreç için hukuksal, kurumsal,
siyasal, ekonomik ve toplumsal önlemleri içeren aşamalı bir eylem planı
hazırlanacaktır.
Demokratik
güvence sisteminin sürdürülebilirliğini sağlayacak mekanizmaları ortaya koymak:
Amaç yalnızca belirli bir seçim
döneminin güvenli biçimde geçirilmesi değil, iktidar değişikliğinden sonra da
demokratik kurumların yeniden aşınmasını önleyebilecek kalıcı denge, denetim ve
toplumsal katılım mekanizmalarının belirlenmesidir.
Bu hedefler doğrultusunda çalışma,
“Demokrasi nasıl korunur?” sorusunu daha temel bir soruya dönüştürmektedir: Demokrasi
kendisini koruyamaz duruma gelmişse, onu koruyabilecek demokratik kapasite
nasıl yeniden üretilebilir? Çalışmanın özgün katkısı demokratik güvenceyi
yalnızca anayasal kurumların ve hukuksal düzenlemelerin varlığıyla değil, bu
kurumları işler halde tutan siyasal, kurumsal, ekonomik ve toplumsal
kapasitenin sürekliliğiyle birlikte ele almasıdır
ARAŞTIRMA SORULARI
Çalışmanın temel araştırma sorusu
şöyledir: Demokrasi kendisini koruyamaz duruma geldiğinde demokratik iktidarın
seçim yoluyla barışçıl biçimde el değiştirmesini sağlayacak demokratik güvence
üretme kapasitesi nasıl yeniden oluşturulabilir?
Bu temel soruya bağlı olarak aşağıdaki
araştırma sorularına yanıt aranacaktır:
Demokratik
iktidar değişiminin gerçekleşebilmesi için hangi hukuksal, siyasal, kurumsal,
ekonomik ve toplumsal koşulların birlikte bulunması gerekir? Bu soru,
demokratik iktidar devrinin yalnızca seçimlerin yapılmasına indirgenemeyeceği
varsayımından hareketle, iktidarın seçilebilmesi ve kaybedebilmesi arasındaki
ilişkiyi ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Demokratik
güvence ile demokratik güvence üretme kapasitesi arasındaki fark nedir ve bir
rejim hangi koşullarda bu kapasitesini kaybetmeye başlar? Bu soru, anayasal ve
hukuksal güvencelerin biçimsel varlığı ile bunların uygulanmasını sağlayan
siyasal, kurumsal ve toplumsal kapasite arasındaki ayrımı incelemektedir.
Yargının
siyasallaşması, kuvvetler ayrılığının zayıflaması, parlamento denetiminin
etkisizleşmesi, kamu yönetiminin siyasal bağımlılığı ve seçim kurumlarına
duyulan güvenin azalması demokratik güvence üretme kapasitesini nasıl etkiler? Bu
soru, kurumsal ve hukuksal aşınmanın demokratik iktidar devri üzerindeki
etkisini çözümlemeye yöneliktir.
Gelir
dağılımı eşitsizliği, orta sınıfın daralması, enflasyon, satın alma gücündeki
gerileme ve geçim sıkıntısı demokratik dayanıklılığı ve yurttaşların siyasal
davranışını nasıl etkiler? Bu soru, demokratik iktidar devri sorununa siyasal
ekonomi boyutunu eklemekte ve ekonomik koşulların demokratik kurumların
toplumsal dayanağı üzerindeki etkisini araştırmaktadır.
Siyasal
güvensizlik, yabancılaşma, siyasal etkisizlik duygusu ve toplumsal apati
demokratik güvence üretme kapasitesini nasıl aşındırır? Bu soru özellikle
yurttaşın siyasal özne olmaktan çıkarak siyasetin izleyicisine dönüşmesi ve audience
democracy (dinleyici/seyirci demokrasisi) olgusunun demokratik dayanıklılık
üzerindeki etkisini incelemektedir.
Demokratik
güvence üretme kapasitesi zayıfladığında bu kapasiteyi yeniden oluşturabilecek
aktörler kimlerdir ve bu aktörlerin sahip oldukları güç, kaynak ve hareket
alanları nelerdir? Bu soru, devlet kurumları, siyasal partiler, muhalefet,
sivil toplum, meslek kuruluşları, medya, ekonomik aktörler ve yurttaşlar
arasındaki olası güç ilişkilerini incelemektedir.
Mevcut
demokratik kurumların önemli ölçüde aşındığı ve toplumun siyasal katılım
kapasitesinin zayıfladığı koşullarda demokratik güvence üretme kapasitesinin
yeniden oluşturulması hangi başlangıç koşullarını ve hangi aşamalı süreçleri
gerektirir? Bu soru çalışmanın kuramsal merkezini oluşturan “demokratik
kapasitenin yeniden üretimi” sorununu doğrudan incelemektedir.
Demokratik
iktidar değişiminin seçim öncesinde, seçim sırasında ve seçim sonrasında
güvence altına alınabilmesi için nasıl bir çok katmanlı güvence sistemi ve
uygulanabilir eylem planı oluşturulabilir? Bu son soru, önceki soruların
çözümlemelerini somut bir “Demokratik İktidar Devri Güvence Sistemi ve Eylem
Planı”na dönüştürmeyi amaçlamaktadır.
Araştırma Sorularının
Bütünlüğü
Sorular birbirinden bağımsız değildir.
Birbirini tamamlayan bir nedensellik ve çözümleme zinciri oluşturmaktadır:
Demokratik iktidar devrinin koşulları
↓
Demokratik güvencelerin niteliği
↓
Güvence üretme kapasitesinin aşınması
↓
Hukuksal ve kurumsal aşınma
↓
Ekonomik ve toplumsal zayıflama
↓
Apati ve siyasal etkisizlik
↓
Güvence üretme kapasitesinin yeniden
oluşturulması
↓
Çok katmanlı güvence sistemi
↓
Eylem planı
Bu çerçevede çalışmanın temel
araştırma sorusu, diğer bütün soruları kapsayan üst düzey soru niteliğindedir.
YÖNTEM
Bu araştırmada demokratik iktidarın
seçim yoluyla barışçıl biçimde el değiştirmesini olanaklı kılan koşulların ve
bu koşulları üretme, koruma ve yeniden oluşturma kapasitesinin incelenmesinde yazar
tarafından geliştirilen “Sürekli Güncellenen Sosyopolitik Çözümleme” (SGSÇ)
yaklaşımından yararlanılmıştır. SGSÇ, siyasal ve toplumsal olguları yalnızca
belirli bir zaman kesitindeki kurumsal özellikleriyle değil, zaman içinde
birbirleriyle etkileşen değişkenler ve süreçler bütünü olarak ele almayı
amaçlayan bir çözümleme yaklaşımıdır. Araştırmanın yöntembilimsel niteliği,
kuramsal çözümleme ile görgül incelemenin birlikte kullanıldığı çok katmanlı
bir araştırma tasarımına dayanmaktadır. Bu tasarımda demokratik güvence üretme
kapasitesi tek bir kuruma veya tek bir değişkene indirgenmemekte ve hukuksal,
siyasal, kurumsal, ekonomik, toplumsal ve yurttaşlıkla ilgili kapasite
alanlarının karşılıklı etkileşimi içinde değerlendirilmektedir. Araştırmada
öncelikle demokratik iktidar değişiminin gerçekleşebilmesi için gerekli
hukuksal, siyasal, kurumsal, ekonomik ve toplumsal koşullar belirlenmiştir.
Daha sonra bu koşulların yalnızca mevcut olup olmadığı değil, bunları güvenceye
dönüştüren ve gerektiğinde yeniden üreten kapasitenin hangi mekanizmalar
aracılığıyla oluştuğu ve hangi mekanizmalar aracılığıyla aşındığı
incelenmiştir.
Araştırma
Tasarımı
Araştırmanın çözümleme birimi
“demokrasi”nin kendisi değil, demokratik iktidar değişimini olanaklı kılan
güvence üretme kapasitesidir. Bu nedenle araştırmada üç farklı düzey
birbirinden ayrılmıştır:
Demokratik
güvenceler: Hukukun
üstünlüğü, bağımsız ve tarafsız yargı, özgür ve adil seçimler, siyasal
çoğulculuk, kuvvetler ayrılığı, parlamenter denetim, ifade ve basın özgürlüğü,
kamu yönetiminin tarafsızlığı ve temel hakların korunması gibi kurumsal ve
hukuksal güvenceler.
Güvence üretme
kapasitesi: Bu güvenceleri
oluşturabilme, uygulayabilme, ihlal edilmeleri durumunda koruyabilme ve
gerektiğinde yeniden kurabilme kapasitesi.
Demokratik
kapasitenin yeniden üretimi: Güvence
üretme kapasitesinin kendisi aşındığında bu kapasiteyi yeniden oluşturabilecek
siyasal, kurumsal ve toplumsal aktörlerin, kaynakların, örgütlenme biçimlerinin
ve süreçlerin ortaya çıkarılması.
Bu ayrım araştırmanın temel yöntembilimsel
varsayımını oluşturmaktadır: Bir demokratik güvencenin anayasal veya yasal
olarak mevcut olması tek başına onun güvence oluşturduğu anlamına gelmez.
Güvencenin gerçek niteliği onu koruyacak ve gerektiğinde yeniden üretecek
kapasitenin varlığına bağlıdır. Bu nedenle araştırmada
“kural–kurum–kapasite–sonuç” ilişkisi birlikte incelenmektedir.
Çözümleme
Boyutları
Araştırma altı temel çözümleme
boyutuna dayanmaktadır:
Birinci boyut hukuksaldır. Anayasal
düzen, seçim hukukunun güvenceleri, yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü,
temel hak ve özgürlükler ve iktidarın hukuk yoluyla sınırlandırılması
incelenmektedir.
İkinci boyut siyasal ve kurumsaldır.
Siyasal yarışmanın niteliği, iktidar ve muhalefet arasındaki güç dengesi,
yasama denetimi, yürütmenin kurumsal gücü, kamu yönetiminin tarafsızlığı, seçim
kurumlarının güvenilirliği ve siyasal partilerin örgütsel kapasitesi ele
alınmaktadır.
Üçüncü boyut ekonomiktir. Gelir
dağılımı, orta sınıfın büyüklüğü ve dayanıklılığı, enflasyon, satın alma gücü,
yoksulluk, işsizlik, konut ve yaşam maliyetleri gibi değişkenlerin demokratik
dayanıklılık üzerindeki etkileri incelenmektedir.
Dördüncü boyut toplumsaldır. Siyasal
güven, siyasal yabancılaşma, siyasal etkililik duygusu, toplumsal dayanışma,
örgütlenme kapasitesi ve yurttaşların demokratik kurumlara yönelik bağlılığı
değerlendirilmektedir.
Beşinci boyut yurttaşlık ve katılım
boyutudur. Yurttaşların yalnızca seçimlerde oy kullanan bireyler olarak mı,
yoksa siyasal karar süreçlerini etkileyebilen etkin aktörler olarak mı
konumlandıkları araştırılmaktadır. Bu kapsamda “dinleyici demokrasi” olarak
kavramsallaştırılan ve yurttaşların siyasal gelişmeleri yoğun biçimde
izlemelerine karşın karar alma süreçlerine sürekli ve örgütlü biçimde
katılamadıkları durum ayrıca ele alınmaktadır.
Altıncı boyut kapasite yeniden
üretimidir. Önceki beş boyutta ortaya çıkan aşınmanın ardından hangi
aktörlerin, hangi kaynaklarla ve hangi aşamalardan geçerek demokratik güvence
üretme kapasitesini yeniden oluşturabileceği çözümlenmektedir.
Veri ve Kaynaklar
Araştırmanın görgül temeli anayasal ve
yasal düzenlemeler, yüksek yargı kararları, uluslararası kuruluşların
raporları, seçim ve demokrasi göstergeleri, ekonomik ve sosyoekonomik
göstergeler, akademik araştırmalar, karşılaştırmalı siyaset yazını ve
gerektiğinde güncel siyasal gelişmelere ilişkin doğrulanabilir verilerden
oluşturulmaktadır. Kaynakların değerlendirilmesinde üç temel ölçüt
benimsenmiştir: doğrulanabilirlik, yöntemsel güvenilirlik, araştırma sorusuyla
doğrudan ilişkili olma. Özellikle güncel siyasal gelişmeler bakımından tekil
haber veya siyasal açıklamalar doğrudan kanıt olarak kabul edilmemekte ve olanaklı
olduğunda birden fazla bağımsız ve güvenilir kaynakla doğrulama yapılmaktadır.
Çözümleme Süreci
SGSÇ çerçevesinde çözümleme dört
ardışık aşamada yürütülmektedir:
Birinci aşama –
Durum saptaması: Demokratik
güvence sisteminin mevcut hukuksal, siyasal, kurumsal, ekonomik ve toplumsal
kapasitesi belirlenmektedir.
İkinci aşama –
Aşınma çözümlemesi: Güvencelerin
hangi mekanizmalarla zayıfladığı, özellikle kurumsal bağımlılık, hukuksal
araçsallaştırma, siyasal kutuplaşma, ekonomik kırılganlık, toplumsal
yabancılaşma ve katılım kaybının birbirini nasıl etkilediği incelenmektedir.
Üçüncü aşama –
Kapasite çözümlemesi: Mevcut
durumda demokratik güvence üretme kapasitesinin hangi aktörlerde ve kurumlarda
kaldığı, hangilerinin zayıfladığı ve hangi kaynakların kullanılabilir durumda
olduğu belirlenmektedir.
Dördüncü aşama –
Yeniden üretim ve eylem tasarımı: Demokratik
kapasitenin hangi sıralamayla yeniden oluşturulabileceği belirlenmekte ve seçim
öncesi, seçim dönemi ve seçim sonrasını kapsayan uygulanabilir bir güvence
sistemi ve eylem planı geliştirilmektedir.
Bu süreç, araştırmanın yalnızca “ne
oldu?” sorusuna değil, “neden oldu?”, “hangi kapasiteyi aşındırdı?”, “bu
kapasite nerede yeniden üretilebilir?” ve “hangi sırayla ne yapılmalıdır?”
sorularına da yanıt vermesini sağlamaktadır.
İstidlal [1]
ve Senaryo Çözümlemesi
Araştırmada doğrudan gözlenebilen
olguların yanı sıra bu olgular arasındaki nedensel ve işlevsel ilişkilerin
belirlenmesinde istidlal yönteminden yararlanılmaktadır. Böylece tek tek
kurumsal veya toplumsal göstergelerden hareketle bunların birlikte ortaya
çıkardığı daha geniş siyasal sonuçlar değerlendirilmektedir. Örneğin seçimlerin
hukuksal olarak yapılabilir durumda olması, seçim kurumlarının bağımsızlığı,
muhalefetin örgütlenme kapasitesi, medya çoğulculuğu, yurttaşların siyasal
etkinlik duygusu ve ekonomik bağımsızlıkla birlikte değerlendirilmediğinde
demokratik iktidar değişiminin gerçek güvenlik düzeyi hakkında yeterli sonuç
vermeyebilir. Bunun yanında araştırmada senaryo çözümlemesi kullanılmaktadır.
Özellikle üç önemli dönem ayrı ayrı ele alınmaktadır:
Seçim öncesi
dönem: adaylık, kampanya, medya, yargı ve
siyasal örgütlenme koşulları;
Seçim dönemi: oy kullanma, sayım, tutanak, sonuçların ilanı
ve itiraz mekanizmaları;
Seçim sonrası
dönem: seçim sonucunun kabulü, iktidarın
devri, kamu yönetiminin sürekliliği ve eski iktidarın siyasal/hukuksal konumu.
Böylece demokratik güvence yalnızca
seçimin yapılmasını değil, seçimin sonucunun iktidar tarafından kabul
edilmesini ve iktidarın barışçıl biçimde devredilmesini kapsayan bir süreç
olarak ele alınmaktadır.
Yöntemin Temel
Varsayımı
Araştırmanın yöntemsel olarak
dayandığı temel varsayım şudur: Demokratik düzenin sürdürülebilirliği, yalnızca
demokratik kurumların varlığına değil, bu kurumları koruyacak, işletecek,
gerektiğinde onaracak ve yeni koşullara uyarlayacak demokratik kapasitenin
sürekli olarak yeniden üretilebilmesine bağlıdır. Buradan hareketle çalışma
demokrasinin kendisini koruma kapasitesinin zayıfladığı koşullarda çözümü
yalnızca “daha iyi kurumlar” veya “daha iyi yasalar” arayışında görmemektedir.
Asıl sorun, bu kurumları ve yasaları üretecek, uygulayacak, denetleyecek ve
gerektiğinde yeniden kuracak demokratik kapasitenin hangi toplumsal ve siyasal
süreçlerle yeniden oluşturulabileceğidir.
KAVRAMSAL VE
KURAMSAL ÇERÇEVE
Demokrasi:
Yönetme Hakkından İktidarın Devredilebilirliğine
Demokrasi çoğunlukla yurttaşların
yöneticilerini seçim yoluyla belirleme hakkı üzerinden tanımlanmaktadır. Ancak
seçimlerin varlığı, tek başına demokratik bir siyasal düzenin varlığını
kanıtlamaz. Demokratik yönetimin ayırt edici özelliklerinden biri iktidarın
seçim yoluyla el değiştirebilmesinin gerçek ve kurumsal olarak güvence altına
alınmış olmasıdır. Bu nedenle demokrasi yalnızca iktidarı belirleme mekanizması
değil, aynı zamanda iktidarı kaybetme ve iktidarı devretme rejimidir. Burada
demokratik düzen açısından belirleyici olan bir başka özellik ortaya
çıkmaktadır: İktidar sahiplerinin seçimleri kaybetme olasılığını kabul etmeleri
ve kaybettiklerinde iktidarı barışçıl biçimde devretmeleri. Başka bir ifadeyle
demokrasinin temelinde yalnızca “kim yönetecek?” sorusu değil, “iktidar
kaybedildiğinde ne olacak?” sorusu da bulunmaktadır. Bu nedenle demokratik
iktidar değişiminin gerçekleşebilmesi için üç koşulun birlikte bulunması
gerekir: yurttaşların özgür tercih oluşturabilmesi, bu tercihin özgür ve adil
seçimlerle ortaya çıkabilmesi ve ortaya çıkan sonucun iktidar tarafından kabul
edilerek iktidarın devredilebilmesi. Üçüncü koşul gerçekleşmediğinde seçim
mekanizması biçimsel olarak varlığını sürdürse bile demokrasinin temel
işlevlerinden biri ortadan kalkmaktadır. Bu çalışma bakımından demokrasi
böylece “iktidarın seçilebilirliği” kadar “iktidarın devredilebilirliği”
üzerinden de tanımlanmaktadır.
Demokratik
Güvence Kavramı
Demokratik güvence, demokratik
iktidarın hukuka uygun biçimde oluşturulmasını, kullanılmasını ve gerektiğinde
değiştirilmesini sağlayan hukuksal, siyasal ve kurumsal düzeneklerin bütünüdür.
Bu anlamda demokratik güvence yalnızca anayasal hükümlere indirgenemez. Anayasa
ve yasalar kuşkusuz güvence sisteminin normatif temelini oluşturur ancak bu
hükümlerin uygulanmasını sağlayacak kurumlar ve bu kurumların bağımsızlığını
koruyacak siyasal ve toplumsal güçler bulunmadığında normatif güvence uygulamada
güvenceye dönüşmeyebilir. Demokratik güvenceler bu nedenle üç düzeyde ele
alınabilir:
Normatif
güvenceler: Anayasa,
yasalar, temel haklar ve uluslararası insan hakları normları.
Kurumsal
güvenceler: Bağımsız yargı, seçim kurumları,
yasama denetimi, özgür medya, kamu yönetiminin tarafsızlığı ve diğer
denge-denetim mekanizmaları.
Toplumsal-siyasal
güvenceler: Örgütlü
yurttaşlık, siyasal partiler, sivil toplum, meslek kuruluşları, bağımsız medya
ve demokratik değerleri savunabilecek toplumsal aktörler.
Dolayısıyla demokratik güvence kâğıt
üzerinde mevcut olan bir hukuk kuralı ile değil, hukuk kuralının
uygulanabilirliğini sağlayan bütün bir ekosistemle anlam kazanır.
Demokratik
Güvence Üretme Kapasitesi
Çalışmanın temel kavramsal yeniliği
demokratik güvenceler ile demokratik güvence üretme kapasitesi arasında ayrım
yapmasıdır. Demokratik güvence mevcut bir kurum hak veya kural olabilir. Buna
karşılık güvence üretme kapasitesi bir siyasal sistemin demokratik kurallar
oluşturabilmesi, bu kuralları uygulayabilmesi, ihlalleri denetleyebilmesi, ihlal
edilen hakları yeniden tesis edebilmesi, kurumları siyasal müdahaleden
koruyabilmesi, bozulan kurumsal dengeleri onarabilmesi ve gerektiğinde yeni
güvenceler geliştirebilmesi yeteneğidir. Bu ayrım son derece önemlidir. Çünkü
bir ülkede anayasa mahkemesi bulunabilir fakat bağımsızlığını koruyamayabilir,
seçim yasası bulunabilir fakat seçim yönetimi siyasal baskıya açık olabilir,
parlamento bulunabilir fakat yürütmeyi etkili biçimde denetleyemeyebilir, basın
özgürlüğü anayasal güvence altında olabilir fakat medya ekonomik ve siyasal
bağımlılık nedeniyle bu özgürlüğü kullanamayabilir. Bu nedenle, demokratik
güvence ile demokratik güvence üretme kapasitesi aynı şey değildir. İlki bir
kurum veya normun varlığına, ikincisi ise bu kurum ve normları oluşturma,
işletme, koruma ve yeniden kurma yeteneğine işaret eder. Çalışmanın temel kuramsal
önermesi de burada ortaya çıkmaktadır: Demokratik kurumların varlığı, onları
koruyacak ve yeniden üretecek kapasite ortadan kalktığında kendi başına yeterli
değildir.
Demokratik
Kapasitenin Aşınması
Demokratik kapasitenin aşınması
demokratik kurumların yalnızca işlevlerini kaybetmesi değil, bu işlevleri
yeniden oluşturma yeteneğinin de zayıflaması anlamına gelmektedir. Bu süreç bir
anda gerçekleşmez. Genellikle birbirini besleyen aşamalar durumunda ortaya
çıkar. İlk aşamada kurumların bağımsızlığı ve etkisi zayıflar. İkinci aşamada
siyasal aktörlerin kurumsal denge oluşturma yeteneği azalır. Üçüncü aşamada
yurttaşların kurumlara güveni ve siyasal etkililik duygusu geriler. Dördüncü
aşamada ekonomik güvencesizlik ve toplumsal eşitsizlik siyasal katılım
maliyetini yükseltir. Son aşamada ise toplumun demokratik düzeni savunma ve
yeniden kurma kapasitesi zayıflar. Böylece kurumsal aşınma ile toplumsal edilginleşme
birbirini karşılıklı olarak besleyen bir süreç durumuna gelir. Bu durum
demokratik gerilemenin önemli bir özelliğini ortaya çıkarır: Sistem yalnızca
demokratik kurumlarını kaybetmez, kurumları yeniden demokratikleştirecek
aktörleri ve araçları da kaybetmeye başlayabilir.
Demokratik
Kapasitenin Yeniden Üretimi
Bu çalışmanın ikinci özgün kavramı
demokratik kapasitenin yeniden üretimidir. Yeniden üretim mevcut demokratik
kurumların basit biçimde eski durumuna getirilmesi anlamına gelmemektedir.
Amaç, demokratik güvenceleri oluşturabilecek ve sürdürebilecek siyasal,
hukuksal, kurumsal, ekonomik ve toplumsal kapasitenin yeniden oluşturulmasıdır.
Bu nedenle yeniden üretim iki farklı aşamayı içerir. İlk aşama onarımdır.
İşlevini kaybetmiş veya bağımlı hale gelmiş kurumların yeniden işler duruma
getirilmesi gerekir. İkinci aşama ise kapasite oluşturmadır. Aynı bozulmanın
yeniden ortaya çıkmasını önleyecek siyasal ve toplumsal dayanıklılık
mekanizmalarının kurulması gerekir. Dolayısıyla demokratikleşme yalnızca
“kurumların geri getirilmesi” değildir. Asıl sorun, kurumları yeniden
üretebilecek bir demokratik ekosistemin oluşturulmasıdır.
Demokrasi Kendini
Koruyamaz Duruma Geldiğinde
Burada çalışmanın başlığındaki temel
varsayıma ulaşılmaktadır. Normal koşullarda demokratik sistem, kendi içindeki
denge ve denetim mekanizmaları aracılığıyla kendisini koruyabilir. Yasama
yürütmeyi denetler, yargı hukuksuzluğu sınırlar, seçim kurumları siyasal
tercihi güvenceye alır, medya siyasal iktidarı denetler, muhalefet seçenek
oluşturur ve yurttaşlar siyasal katılım yoluyla sistemi düzeltme olanağına
sahip olur. Ancak bu mekanizmaların bir bölümü veya tamamı aynı anda
zayıfladığında demokrasinin kendisini koruma kapasitesi azalır. Bu noktada
klasik “demokrasiyi nasıl koruruz?” sorusu yetersiz kalmaktadır. Asıl soru
şudur: Demokrasi kendisini koruyamaz duruma geldiğinde demokrasiyi koruyacak
kapasiteyi kim ve nasıl yeniden üretecektir? Bu soru, çalışmanın kuramsal
merkezini oluşturmaktadır.
Ekonomi ile
Demokratik Kapasite Arasındaki İlişki
Demokratik kapasite yalnızca siyasal
ve hukuksal kurumların ürünü değildir. Siyasal sistemin ekonomik ve toplumsal
temelleri de demokratik dayanıklılığın önemli bir unsurudur. Özellikle yüksek
ve sürekli enflasyon, gelir dağılımındaki bozulma, orta sınıfın daralması,
satın alma gücünün azalması, işsizlik, yoksulluk ve barınma maliyetlerinin
yükselmesi yurttaşların siyasal davranışlarını etkileyebilir. Buradaki ilişki
mekanik değildir. Ekonomik kriz doğrudan demokrasi krizine yol açmaz. Ancak
ekonomik güvencesizlik, maddi güvencesizlik, siyasal ilgisizlik/yabancılaşma, siyasal
etkililik duygusunun zayıflaması, katılımın azalması ve demokratik kapasitenin
aşınması şeklinde bir süreç yaratabilir. Buna karşılık ekonomik bağımsızlığın
ve özellikle güçlü bir orta sınıfın varlığı yurttaşların siyasal tercihlerini
ekonomik baskılardan daha bağımsız biçimde kullanabilmeleri bakımından
demokratik kapasiteyi güçlendirebilir. Bu nedenle çalışma ekonomik
dayanıklılığı demokratik güvence üretme kapasitesinin dışsal bir değişkeni
değil, onun yapısal bileşenlerinden biri olarak değerlendirmektedir.
Dinleyici
Demokrasi ve Siyasal Etki Kaybı
Demokratik kapasitenin toplumsal
boyutunun anlaşılabilmesi için yurttaşların yalnızca siyasal ilgi düzeyine
bakmak yeterli değildir. Yurttaşların “siyasal sistemi etkileyebileceğine
ilişkin inancı” da önem taşımaktadır. Yurttaş siyasal gelişmeleri izleyebilir,
seçimleri takip edebilir, sosyal medyada yorum yapabilir ve siyasal
tartışmalara katılabilir. Buna karşın gerçek karar süreçlerini etkileyemediğine
inanıyorsa siyasal olarak etkili bir yurttaş olmaktan çıkıp izleyici konumuna
sürüklenebilir. Bu çalışma bu durumu “dinleyici demokrasi” kavramıyla ifade
etmektedir. Dinleyici demokraside yurttaş tamamen siyasetsiz değildir. Tam
tersine, siyasal mesajlara maruz kalır ve onları izler. Ancak siyasal sistem
üzerindeki etkisi zayıflar. Yurttaşın siyasal özne olmaktan siyasal izleyiciye
dönüşmesi demokratik kapasitenin toplumsal temelini aşındırır. Bu nedenle
demokratik kapasitenin yeniden üretimi yalnızca seçim yasalarını veya kurumları
değiştirmekle gerçekleştirilemez. Yurttaşın yeniden “etkileyebilen siyasal
özne” durumuna gelmesi gerekir.
Güvence Üretme
Sisteminin Çok Aktörlü Yapısı
Demokratik güvencelerin tek bir kurum
tarafından üretilemeyeceği bu çerçevenin önemli sonuçlarından biridir. Yargı
tek başına demokrasi üretemez. Parlamento tek başına yeterli değildir.
Muhalefet partileri tek başına sistemi demokratikleştiremez. Medya, sivil
toplum veya yurttaşlar da tek başlarına yeterli değildir. Demokratik güvence,
farklı aktörlerin birbirini tamamladığı çok merkezli bir üretim sistemi
gerektirir. Bu sistemde siyasal partiler iktidar seçeneği üretir, parlamento
denetim sağlar, yargı hukuksuzluğu sınırlar, seçim kurumları siyasal tercihi
güvenceye alır, medya bilgi ve denetim işlevi görür, sivil toplum toplumsal
talepleri örgütler, meslek kuruluşları kurumsal denetim sağlar, ekonomik
aktörler kaynak ve bağımsızlık alanı yaratır ve yurttaşlar ise bütün sistemin son
demokratik dayanağını oluşturur. Böyle bir yapı, demokratik güvenceyi tek
kuruma bağımlı olmaktan çıkararak dağıtılmış bir güvence sistemi durumuna
getirir. Bu aynı zamanda çalışmanın temel sonuçlarından birini şimdiden
göstermektedir: Demokrasinin kendisini koruyamadığı koşullarda çözüm tek bir
“kurtarıcı kurum” yaratmak değil, birbirini tamamlayan çok sayıda aktörün
demokratik kapasitesini yeniden üretmektir.
Kuramsal Model
Yukarıdaki kavramsal ilişkiler
birlikte değerlendirildiğinde araştırmanın kuramsal modeli şu zincir üzerinden
kurulmaktadır:
Demokratik kurumlar ve normlar
↓
Demokratik güvenceler
↓
Güvence üretme kapasitesi
↓
Demokratik kapasitenin sürekliliği
↓
İktidarın seçim yoluyla değiştirilebilirliği
↓
Barışçıl iktidar devri
Bunun ters yöndeki süreç ise şöyledir:
Kurumsal/hukuksal aşınma
↓
Güvence üretme kapasitesinin zayıflaması
↓
Ekonomik ve toplumsal dayanıklılığın azalması
↓
Siyasal yabancılaşma ve dinleyici demokrasinin
güçlenmesi
↓
Yurttaşlık ve muhalefet kapasitesinin azalması
↓
Demokrasinin kendisini koruma kapasitesinin
aşınması
Araştırmanın çözüm önerisi ise bu
ikinci zincirin tersine çevrilmesine dayanmaktadır:
Farkındalık
↓
Siyasal etkililik duygusunun yeniden
oluşturulması
↓
Örgütlü yurttaşlık ve siyasal katılım
↓
Muhalefet ve kurumsal kapasitenin
güçlendirilmesi
↓
Hukuksal ve kurumsal güvencelerin yeniden
kurulması
↓
Ekonomik ve toplumsal dayanıklılığın
güçlendirilmesi
↓
Demokratik güvence üretme kapasitesinin
yeniden üretimi
↓
Güvenilir seçim ve barışçıl iktidar devri
Bu model çalışmanın temel kuramsal
önermesini ortaya koymaktadır: Demokratik gerilemenin en ileri aşaması,
yalnızca demokratik güvencelerin aşınması değil, bu güvenceleri yeniden
oluşturabilecek demokratik kapasitenin de aşınmasıdır. Bu nedenle demokratik
yeniden yapılanmanın başlangıç noktası yalnızca kurumların onarılması değil,
demokratik güvence üretme kapasitesinin yeniden üretilmesidir.
ÇÖZÜMLEME
Demokratik
İktidar Değişiminin Gerekli Koşulları
Demokratik bir siyasal düzende
iktidarın seçim yoluyla el değiştirmesi yalnızca belirli aralıklarla seçim
yapılmasına bağlı değildir. İktidar değişiminin demokratik niteliğinden söz
edilebilmesi için seçimin özgür, adil, çoğulcu, güvenilir ve sonuçları bağlayıcı
olması gerekir. Bununla birlikte bu koşullar da tek başına yeterli değildir.
Seçim sonucunun siyasal iktidar tarafından kabul edilmesi ve kamu gücünün yeni
yönetime barışçıl biçimde devredilmesi gerekir. Dolayısıyla demokratik iktidar
değişimi bir seçim olayı değil, seçim öncesinden iktidar devrinin
tamamlanmasına kadar uzanan kurumsal bir süreçtir. Bu süreç en az beş koşulun
birlikte gerçekleşmesini gerektirir.
Gerçek Siyasal
Seçeneklerin Bulunması: Seçimin
demokratik niteliğinin ilk koşulu yurttaşların birbirinden anlamlı biçimde
farklı siyasal seçenekler arasında tercih yapabilmesidir. Bunun için siyasal
partilerin kurulabilmesi, adayların yarışabilmesi, muhalefetin örgütlenebilmesi
ve siyasal programların yurttaşlara ulaşabilmesi gerekir. Ancak burada yalnızca
hukuksal olarak yarışma hakkının tanınması yeterli değildir. Muhalefetin yarışabilme
kapasitesine sahip olması gerekir. Adayların yargısal yollarla yarış dışı
bırakılması, siyasal partilerin mali veya yönetsel baskı altında tutulması,
belediye ve yerel örgütlenme kapasitesinin ortadan kaldırılması, medya
erişiminin sistemli biçimde eşitsizleştirilmesi veya muhalefetin kamu
kaynaklarından dışlanması durumunda seçim hukuksal olarak mevcut olsa bile
siyasal seçeneklerin gerçekliği zayıflar. Bu nedenle demokratik seçim
bakımından temel ölçüt “Muhalefetin seçime katılmasına izin veriliyor mu?”
değil, “Muhalefet iktidara gelebilecek gerçek bir siyasal seçenek olarak
yarışabiliyor mu?” sorusudur. Bu ayrım, demokratik güvence ile güvence üretme
kapasitesi arasındaki farkı da ortaya koymaktadır.
Seçmenin Özgür
Siyasal İrade Oluşturabilmesi: İkinci
koşul seçmenin siyasal tercihinin özgür biçimde oluşabilmesidir. Seçmenin oy
kullanma hakkının bulunması, tek başına özgür siyasal iradenin varlığı anlamına
gelmez. Yurttaşın farklı siyasal görüşlere erişebilmesi, bunları
karşılaştırabilmesi ve tercihinin sonuç doğuracağına inanması gerekir. Bu
nedenle demokratik seçim sistemi açısından bilgiye erişim, medya çoğulculuğu,
ifade özgürlüğü, siyasal propaganda özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve seçmenin
siyasal etkililik duygusu birlikte değerlendirilmelidir. Burada ekonomik
koşullar da devreye girmektedir. Sürekli ekonomik güvencesizlik içinde bulunan
yurttaş açısından siyasal tercih, yalnızca ideolojik veya programa dayalı bir
tercih olmaktan çıkıp kısa vadeli ekonomik gereksinmelerin baskısı altında
şekillenebilir. Bu durum seçme hakkını ortadan kaldırmaz ancak seçmenin özgür
ve bağımsız siyasal tercih oluşturma kapasitesini etkileyebilir. Dolayısıyla
demokratik güvence yalnızca sandık başında başlamaz. Yurttaşın tercihinin
oluştuğu toplumsal ve ekonomik ortamda başlar.
Seçimin Gerçekten
Sayılması: Üçüncü koşul
kullanılan oyların doğru biçimde sayılması ve seçim sonucunun güvenilir biçimde
belirlenmesidir. Bu aşamada seçim yönetiminin bağımsızlığı, oyların sayımı,
tutanakların güvenliği, sonuçların ilanı, itiraz ve yargısal denetim
mekanizmaları önem kazanır. Ancak burada da önemli bir ayrım bulunmaktadır. Bir
seçim sisteminin teknik olarak iyi işlemesi siyasal sistemin bütünü demokratik
değilse yeterli olmayabilir. Başka bir ifadeyle, seçimin dürüstlüğü, seçim
gününün teknik yönetiminden ibaret değildir. Seçimin bütün siyasal çevresinin
dürüstlüğünü gerektirir. Seçim öncesinde muhalefetin baskılanması, medya
erişiminin eşitsizliği veya adayların hukuksal yollarla engellenmesi gibi
sorunlar seçim günü sandıkların doğru sayılmasından önce meydana gelir. Bu
nedenle seçim güvenliği “sandık güvenliği” ile sınırlandırılamaz. Demokratik
seçim güvencesi, seçim öncesi, seçim günü ve seçim sonrası süreçlerin tamamını
kapsamalıdır.
Sonucun Bağlayıcı
Olması: Demokratik seçimlerin belki de en önemli
koşulu ortaya çıkan sonucun siyasal iktidar bakımından bağlayıcı olmasıdır. Bir
iktidar seçimleri ancak kazandığında meşru, kaybettiğinde ise tartışmalı kabul
ediyorsa burada seçim kurumu demokratik iktidar değişiminin güvencesi olmaktan
çıkar. Demokrasinin temel sınavı aslında iktidarın seçimi kazanması değil,
kaybetmesi durumunda ortaya çıkar. Bu nedenle demokratik rejimin
dayanıklılığını ölçmek için şu soru özellikle önemlidir: “Mevcut iktidar özgür
ve adil bir seçim sonucunda iktidarı kaybettiğinde, sonucu kabul ederek
yetkilerini yeni yönetime devredecek midir?” Bu soruya güvenilir bir kurumsal yanıt
verilemiyorsa seçimlerin varlığı demokratik iktidar değişimi için yeterli
güvence oluşturmaz.
İktidarın
Barışçıl Biçimde Devredilmesi: Son
koşul seçim sonucunun siyasal ve yönetsel iktidara dönüştürülmesidir. Demokratik
iktidar değişimi yalnızca seçim sonucunun açıklanmasıyla tamamlanmaz. Devlet
başkanlığı, hükümet, bakanlıklar, kamu yönetimi, güvenlik bürokrasisi ve diğer
kamu kurumlarının yeni anayasal ve siyasal otoriteye geçişi gerekir. Bu aşama
özellikle iktidarın uzun süre boyunca devlet kurumları üzerinde yoğun bir denetim
oluşturduğu sistemlerde önemli olur. Çünkü iktidar değişimi yalnızca siyasal
bir sonuç değil, aynı zamanda kurumsal bir geçiş sürecidir. Bu nedenle
demokratik sistemde seçim sonucunun kabul edilmesi ile kamu gücünün devri
arasında herhangi bir belirsizlik bulunmaması gerekir.
Demokratik
Güvence ile Güvence Üretme Kapasitesi Arasındaki Ayrım
Araştırmanın ikinci sorusu demokratik
güvence ile demokratik güvence üretme kapasitesinin birbirinden nasıl
ayrılacağıdır. Bu ayrım, demokratik gerilemenin anlaşılması bakımından önemlidir.
Bir ülkede anayasa, seçim yasası, bağımsız yargı, parlamento, siyasal partiler
ve özgür medya gibi kurumlar bulunabilir. Ancak bu kurumların işlevlerini
yerine getirme kapasitesi zayıflamışsa biçimsel kurumların varlığı demokratik
düzenin korunması için yeterli olmayabilir. Bu nedenle demokratik güvenceyi üç
aşamalı düşünmek olanaklıdır: Norm, kurum ve kapasite. Norm ne olması
gerektiğini belirler. Kurum, bu normu uygulayacak yapıyı oluşturur. Kapasite
ise kurumun gerçekten çalışmasını sağlar. Örneğin yargı bağımsızlığının
anayasal güvence altında bulunması bir normatif güvencedir. Bağımsız
mahkemelerin bulunması kurumsal güvencedir. Yargıçların siyasal baskıdan
bağımsız karar verebilmesi ise kapasite boyutudur. Bu nedenle demokratik
gerileme yalnızca normların değiştirilmesiyle gerçekleşmez. Normlar değişmeden
de kurumların işlevleri aşındırılabilir ve kapasite ortadan kaldırılabilir. Buradan
önemli bir sonuç çıkmaktadır: Demokrasinin en tehlikeli aşınma biçimi
demokratik kurumların ortadan kaldırılması değil, biçimsel olarak varlıklarını
sürdürürken demokratik işlevlerini yerine getirme kapasitelerinin ortadan
kaldırılmasıdır. Bu yaklaşım, “demokratik kurumların varlığı” ile “demokratik
kurumların işlevselliği” arasındaki farkı belirginleştirir.
Güvence Üretme
Kapasitesinin Aşınma Mekanizmaları
Demokratik güvence üretme
kapasitesinin aşınması tek bir mekanizma üzerinden gerçekleşmez. Birbirini
tamamlayan birkaç süreç söz konusudur.
Yargısal
Bağımlılık: Yargının siyasal
iktidardan bağımsızlığını kaybetmesi demokratik güvence sisteminin en önemli
halkalarından birini zayıflatır. Çünkü yargı diğer kurumların demokratik
sınırlar içinde kalmasını sağlayan son denetim mekanizmalarından biridir. Yargısal
bağımlılık ortaya çıktığında anayasal hakların ihlali, siyasal muhalefetin
sınırlandırılması veya seçim süreçlerine ilişkin uyuşmazlıkların çözümü
bakımından güvence üretme kapasitesi azalır. Daha önemlisi, yargının bağımlı duruma
gelmesi diğer kurumların da davranışlarını değiştirebilir. Kurumlar, hukuka
göre değil, olası siyasal sonuçlara göre davranmaya başlayabilir. Böylece
yargısal bağımlılık yalnızca yargı kurumunu değil, bütün devlet yapısının
davranış biçimini etkileyen bir mekanizmaya dönüşür.
Kuvvetler
Ayrılığının İşlevsel Aşınması: Kuvvetler
ayrılığı yalnızca anayasal organların birbirinden ayrı bulunması değildir. Esas
sorun, bu organların birbirlerini etkili biçimde sınırlayabilme kapasitesine
sahip olmasıdır. Yasama yürütmeyi denetleyemiyor, yargı yürütmenin işlemlerini
etkili biçimde denetleyemiyor ve kamu yönetimi siyasal iktidarın doğrudan
uzantısına dönüşüyorsa biçimsel kuvvetler ayrılığı devam etse bile işlevsel
kuvvetler ayrılığı zayıflar. Böyle bir durumda güç merkezileşir ve demokratik
güvence üretme kapasitesi giderek tek bir siyasal merkeze bağımlı duruma gelir.
Muhalefetin
Kurumsal Kapasitesinin Zayıflaması: Demokratik
sistemde muhalefet yalnızca seçimlerde iktidara seçenek olan bir örgüt
değildir. Muhalefet aynı zamanda iktidarı denetleyen, kamuoyunu bilgilendiren
ve siyasa seçenekleri üreten kurumsal aktördür. Bu nedenle muhalefetin
örgütsel, mali, hukuksal ve iletişimsel kapasitesinin zayıflatılması seçim
öncesinde veya seçim gününde ortaya çıkan bir sorun olmaktan daha geniş
sonuçlar doğurur. Muhalefet kapasitesinin aşınması demokratik güvence üretme
kapasitesinin aşınmasıdır.
Ekonomik Aşınma
ve Demokratik Dayanıklılık: Demokratik
güvence sisteminin ekonomik temeli çoğu zaman siyasal kurumların gerisinde
bırakılmaktadır. Oysa yurttaşın ekonomik bağımsızlığı ile siyasal bağımsızlığı
arasında önemli bir ilişki bulunmaktadır. Gelir dağılımının bozulması, orta
sınıfın küçülmesi, yüksek enflasyon ve satın alma gücündeki sürekli kayıp,
yurttaşların siyasal tercihlerini etkileyebilecek ekonomik bağımlılık
ilişkilerini güçlendirebilir. Burada özellikle orta sınıfın erimesi önemlidir. Geniş
bir orta sınıfın bulunması, yalnızca ekonomik kararlılık açısından değil,
siyasal çoğulculuk açısından da önemlidir. Ekonomik açıdan bağımsız
yurttaşların örgütlenme, bilgi edinme, siyasal etkinlik yürütme ve iktidara
itiraz etme maliyetleri görece daha düşüktür. Buna karşılık ekonomik
kırılganlığın yaygınlaşması ekonomik bağımlılık, siyasal riskten kaçınma,
kamusal sessizlik ve siyasal katılımın daralması şeklinde işleyen bir
mekanizmayı güçlendirebilir. Bu nedenle ekonomik sorunların demokratik kapasite
üzerindeki etkisi, yalnızca “ekonomik memnuniyetsizlik” üzerinden değil,
yurttaşın siyasal özerkliği üzerinden değerlendirilmelidir.
Siyasal
Yabancılaşma, Apati ve Dinleyici Demokrasi: Demokratik
kapasitenin toplumsal boyutundaki en önemli sorunlardan biri yurttaşların
siyasal sistem üzerinde etkili olabileceklerine ilişkin inançlarını
kaybetmeleridir. Siyasal yabancılaşma derinleştiğinde yurttaş siyasetle
ilgilenebilir fakat siyasal sistemi değiştiremeyeceğine inanabilir, seçimlere
katılabilir fakat sonuçların önceden belirlendiğini düşünebilir, siyasal
tartışmaları izleyebilir fakat örgütlü katılım göstermeyebilir ve iktidarı
eleştirebilir fakat seçenek üretme sürecine katılmayabilir. İşte bu noktada
dinleyici demokrasi ortaya çıkar. Dinleyici demokrasi, demokratik kurumların
biçimsel olarak devam ettiği ancak yurttaşların siyasal özne olma kapasitesinin
zayıfladığı durumu ifade etmektedir. Bu durumun demokratik sistem bakımından
tehlikesi açıktır: Demokrasiye yönelik kurumsal tehditler arttıkça onları
savunabilecek toplumsal enerji azalabilir. Dolayısıyla demokratik kapasitenin
yeniden üretimi için yalnızca “demokrasiye dönmek” değil, yurttaşın yeniden
siyasetin aktörü durumuna gelmesini sağlamak gerekir.
Güvenceyi Kim
Üretecek?
Araştırmanın en önemli sorusu burada
ortaya çıkmaktadır. Demokratik kurumlar zayıflamışsa güvenceyi bu kurumlar
nasıl üretecektir? Yargı bağımlı duruma gelmişse yargı kendisini nasıl
bağımsızlaştıracaktır? Parlamento etkisizleşmişse parlamentonun denetim
kapasitesini kim yeniden oluşturacaktır? Muhalefet parçalanmışsa siyasal seçenekler
nasıl üretilecektir? Medya çoğulculuğunu kaybetmişse yurttaş doğru bilgiye
nasıl ulaşacaktır? Toplum siyasetten uzaklaşmışsa demokratik savunma kapasitesi
nasıl harekete geçirilecektir? Ekonomik bağımlılık yaygınlaşmışsa yurttaşın
siyasal özerkliği nasıl güçlendirilecektir? Bu sorular birlikte düşünüldüğünde
klasik demokratikleşme yaklaşımlarının önemli bir açmazı ortaya çıkmaktadır:
Demokratik kurumların yeniden kurulmasını sağlayacak aktörlerin kendileri de
demokratik gerilemeden etkilenmiş olabilir. Bu nedenle çözüm tek bir kurumun
kendisini yeniden kurması değildir. Gerekli olan farklı aktörlerin
birbirlerinin kapasitesini desteklediği çok merkezli bir yeniden üretim
sürecidir. Burada devlet kurumları, siyasal partiler, yerel yönetimler, meslek
kuruluşları, sivil toplum, bağımsız medya, akademik çevreler, ekonomik aktörler
ve yurttaşlar farklı roller üstlenir. Bunların hiçbiri tek başına yeterli
değildir.
Demokratik
Kapasitenin Yeniden Üretimi
Demokratik kapasitenin yeniden üretimi
bir “iktidar değişikliği” ile eş anlamlı değildir. Bir iktidarın seçimle
değiştirilmesi gerekli olabilir fakat tek başına yeterli değildir. Eğer yeni
iktidar aynı kurumsal bağımlılıkları, aynı ekonomik eşitsizlikleri, aynı
siyasal yabancılaşmayı ve aynı güç yoğunlaşmasını yeniden üretirse demokratik
kapasite kalıcı biçimde yeniden oluşturulmuş olmaz. Bu nedenle yeniden üretim
üç aşamalı düşünülmelidir:
Birinci aşama:
Koruma. Mevcut demokratik alanın daha fazla
daralmasını önlemek.
İkinci aşama:
Onarım. Bağımsızlığını ve işlevini kaybetmiş
kurumları yeniden işler kılmak.
Üçüncü aşama:
Yeniden yapılandırma. Aynı
demokratik gerilemenin tekrarını önleyecek kurumsal, ekonomik ve toplumsal
dayanıklılığı oluşturmak.
Bu ayrım önemlidir. Çünkü yalnızca
iktidarın değiştirilmesi rejimin demokratik kapasitesinin yeniden üretildiği
anlamına gelmez.
Seçim Öncesinden
İktidar Devrine: Güvence Zinciri
Buraya kadar yapılan çözümleme
demokratik iktidar değişiminin tek bir noktada değil, birbirine bağlı bir
güvence zinciri içinde gerçekleştiğini göstermektedir. Bu zincirin halkaları
şöyledir:
Özgür siyasal örgütlenme
↓
Gerçek siyasal yarışma
↓
Özgür bilgi ve medya çoğulculuğu
↓
Özgür seçmen iradesi
↓
Güvenilir seçim yönetimi
↓
Doğru oy sayımı ve sonuçların belirlenmesi
↓
Etkili itiraz ve yargısal denetim
↓
Sonucun kabul edilmesi
↓
Kamu gücünün devredilmesi
↓
Yeni iktidarın anayasal sınırlar içinde göreve
başlaması
Bu zincirin herhangi bir halkasının
ciddi biçimde kırılması sonraki halkaların güvenilirliğini de azaltır. Dolayısıyla
demokratik seçim güvencesi tek bir güvenlik noktası değil, birbirine bağlı
güvence halkalarından oluşan bir sistemdir.
Çözümlemenin
Temel Bulgusu: Güvence Açığı
Buraya kadar ulaşılan sonuç çalışmanın
merkezindeki kavramı daha da belirginleştirmektedir: Demokratik güvence açığı
demokratik kurumların biçimsel olarak mevcut olması ile bu kurumların
demokratik iktidar değişimini gerçekten güvence altına alabilme kapasitesi
arasındaki farktır. Bu açık büyüdükçe seçimlerin biçimsel varlığı ile
demokratik iktidar değişiminin gerçekliği arasındaki uzaklık da büyür. Daha
ileri aşamada ise güvence üretme kapasitesi açığı ortaya çıkar. Bu, mevcut
güvencelerin zayıflamasından daha ciddi bir durumdur. Çünkü sistem artık
yalnızca güvence kaybetmemekte ve kaybettiği güvenceyi yeniden üretme
yeteneğini de kaybetmektedir. Bu iki aşama arasında önemli bir ayrım vardır: Birincisi,
güvence açığı yani demokratik kurumlar var, fakat yeterince işlemiyor. İkincisi
kapasite açığı yani bu kurumları yeniden işler duruma getirecek siyasal ve
toplumsal güç de zayıflıyor. İkinci durum çalışmanın başlığındaki “demokrasi
kendini koruyamaz duruma geldiğinde” ifadesinin karşılığıdır.
Demokratik
Güvence Üretme Kapasitesinin Yeniden Oluşturulması
Bu çözümlemenin sonucunda demokratik
kapasitenin yeniden oluşturulabilmesi için beş temel koşulun birlikte
gerçekleştirilmesi gerektiği görülmektedir:
Hukuksal
kapasitenin yeniden kurulması:
Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve temel hakların etkin güvencesi.
Kurumsal
kapasitenin yeniden kurulması:
kuvvetler ayrılığı, parlamento denetimi, bağımsız seçim yönetimi ve tarafsız
kamu yönetimi.
Siyasal
kapasitenin yeniden kurulması:
Gerçek siyasal yarışma, güçlü muhalefet ve iktidar seçeneği.
Ekonomik-toplumsal
kapasitenin güçlendirilmesi:
Gelir dağılımı, orta sınıf, satın alma gücü ve ekonomik bağımsızlık.
Yurttaşlık
kapasitesinin yeniden oluşturulması:
Siyasal etkililik duygusu, örgütlü katılım ve dinleyici demokrasiden etkili
yurttaşlığa geçiş.
Bunların hiçbiri diğerlerinin yerine
geçemez. Güçlü hukuk zayıf toplumla, güçlü toplum zayıf kurumlarla, güçlü
kurumlar ekonomik bağımlılıkla ve güçlü muhalefet etkisiz seçim güvenceleriyle
sürdürülebilir bir demokrasi oluşturamaz. Bu nedenle demokratik kapasitenin
yeniden üretimi çok boyutlu ve eş zamanlı fakat aşamalı bir süreç olmak
zorundadır.
Genel Sonuca
Geçmeden Önce
Buraya kadar yapılan çözümleme
araştırmanın temel savını doğrulamaktadır: Demokratik gerilemenin ileri
aşamasında temel sorun yalnızca demokratik güvencelerin ortadan kalkması
değildir. Daha ciddi sorun bu güvenceleri yeniden oluşturabilecek kapasitenin
de aşınmasıdır. Bu nedenle demokratik bir iktidar değişimini güvence altına
almak için yalnızca “özgür seçim” talep etmek yeterli değildir. Özgür seçimi olanaklı
kılacak, seçimin sonucunu koruyacak ve iktidarın devrini gerçekleştirecek
demokratik kapasitenin yeniden üretilmesi gerekir.
DEMOKRATİK
GÜVENCE SİSTEMİNİN YENİDEN KURULMASI VE EYLEM PLANI
Önceki çözümlemeler demokratik
iktidarın seçim yoluyla barışçıl biçimde el değiştirmesinin yalnızca seçim
hukukuna veya seçim gününün teknik güvenliğine indirgenemeyeceğini
göstermektedir. Demokratik iktidar değişimi hukuksal, siyasal, kurumsal,
ekonomik ve toplumsal kapasitenin birlikte çalışmasını gerektiren bütünsel bir
süreçtir. Bu nedenle demokratik gerilemenin ileri aşamasında uygulanacak çözüm
de tek bir kuruma veya tek bir siyasal aktöre bırakılamaz. Gereksinme duyulan
şey demokratik güvence üreten, bu güvenceleri koruyan ve gerektiğinde kendisini
yeniden üretebilen çok katmanlı bir güvence sistemidir. Bu sistemin temel amacı
yalnızca iktidarın değiştirilmesi değil, iktidarın değiştirilebilirliğinin
kalıcı bir demokratik özellik durumuna getirilmesidir.
Birinci İlke:
Önce Güvence Üretme Kapasitesi
Demokratik kapasitenin ciddi biçimde
aşındığı koşullarda doğrudan kurumsal reformlara yönelmek yeterli değildir.
Çünkü reformları gerçekleştirecek siyasal ve kurumsal kapasite zaten zayıflamış
olabilir. Bu nedenle ilk aşama mevcut demokratik kapasitenin korunması ve
harekete geçirilmesi olmalıdır. Bunun için üç temel amaç belirlenebilir: mevcut
demokratik alanın daha fazla daralmasını önlemek, demokratik aktörlerin
iletişim ve örgütlenme kapasitesini korumak ve yurttaşların siyasal etkililik
duygusunu yeniden güçlendirmek. Buradaki temel yaklaşım şudur: Demokratik
kurumları yeniden kurmadan önce, onları yeniden kurabilecek demokratik
kapasitenin korunması ve harekete geçirilmesi gerekir. Bu, çalışmanın önceki
bölümlerindeki “kendini koruyamayan demokrasi” sorununa verilen ilk yanıttır.
İkinci İlke: Tek
Merkezli Değil, Çok Merkezli Güvence
Demokratik güvence sisteminin en
önemli yapısal özelliği çok merkezlilik olmalıdır. Güvence yalnızca yargıya,
yalnızca parlamentoya, yalnızca seçim kurumlarına veya yalnızca siyasal
muhalefete bırakılmamalıdır. Çünkü tek bir kurumun siyasal olarak
etkisizleştirilmesi durumunda bütün sistem çökmemelidir. Bu nedenle güvence
sistemi yargı, parlamento, seçim kurumları, siyasal partiler, yerel yönetimler,
medya, sivil toplum, meslek kuruluşları, akademik çevreler ve yurttaşlar arasında
dağıtılmalıdır. Bu yapı, demokratik sistem bakımından bir tür kurumsal
yedeklilik yaratır. Bir güvence mekanizması çalışmadığında diğerlerinin devreye
girebilmesi, demokratik kapasitenin tek bir kurumsal merkeze bağımlılığını
azaltır.
Üçüncü İlke:
Seçim Güvencesini Seçim Gününden Çıkarmak
Demokratik seçim güvencesi yalnızca
sandıkların güvenliğini sağlamak şeklinde anlaşılmamalıdır. Güvence zinciri
seçimden çok daha önce başlamalıdır. Seçim öncesinde adayların hukuka aykırı
veya keyfî biçimde engellenmemesi, siyasal partilerin eşit koşullarda
örgütlenebilmesi, kampanya özgürlüğünün korunması, medya erişiminde makul
eşitliğin sağlanması, kamu kaynaklarının iktidar lehine seçim aracı olarak
kullanılmasının önlenmesi ve seçmenlerin doğru ve çoğulcu bilgiye ulaşabilmesi güvence
altına alınmalıdır. Seçim sırasında oy verme işleminin güvenliği, sandıkların
korunması, oyların sayılması, tutanakların düzenlenmesi ve sonuçların hızlı ve saydam
biçimde yayımlanması sağlanmalıdır. Seçim sonrasında itirazların etkili biçimde
incelenmesi, uyuşmazlıkların bağımsız yargı tarafından çözümlenmesi, sonuçların
kesinleştirilmesi, seçim sonucunun siyasal iktidar tarafından kabul edilmesi ve
kamu gücünün yeni yönetime devredilmesi güvence altına alınmalıdır. Böylece
“seçim güvenliği” yerine “iktidar devri güvenliği” kavramı esas alınmalıdır.
Dördüncü İlke:
Muhalefetin Demokratik Güvence Aktörü Olarak Güçlendirilmesi
Muhalefet demokratik sistemin yalnızca
iktidara seçenek olan unsuru değildir. Aynı zamanda iktidarın
sınırlandırılmasını sağlayan demokratik güvence aktörüdür. Bu nedenle
demokratik kapasitenin yeniden üretiminde muhalefetin örgütsel, hukuksal, mali,
iletişimsel, uzmanlık ve yerel örgütlenme kapasitelerinin güçlendirilmesi
gerekir. Ancak burada önemli bir nokta vardır: Muhalefetin güçlendirilmesi tek
bir parti veya lider etrafında demokratikleşme anlamına gelmemelidir. Amaç
kişiye bağlı muhalefet değil, kurumsal muhalefet kapasitesi oluşturmaktır. Bu
ayrım gelecekteki demokratik dayanıklılık açısından belirleyicidir.
Beşinci İlke:
Yurttaşı Dinleyiciden Aktöre Dönüştürmek
Demokratik kapasitenin yeniden
üretilebilmesinin en zor fakat en önemli koşullarından biri yurttaşın yeniden
siyasal özne durumuna gelmesidir. Dinleyici demokrasinin temel sorunu yurttaşın
siyasete ilgisini kaybetmesi değildir. Daha derin sorun siyaseti
etkileyebileceğine ilişkin inancını kaybetmesidir. Bu nedenle demokratik
yeniden yapılanmanın hedeflerinden biri “Siyaseti izleyen yurttaştan siyaseti
etkileyen yurttaşa geçiş” olmalıdır. Bunun için yalnızca seçim dönemlerinde seferber
olma yeterli değildir. Yurttaşların yerel karar süreçlerine, meslek ve sivil
toplum kuruluşlarına, kamusal denetime, siyasa oluşturma süreçlerine ve yerel
yönetime sürekli katılabilecekleri mekanizmalar oluşturulmalıdır. Demokratik
kapasite böylece yalnızca yukarıdan kurumsal reformlarla değil, aşağıdan
yurttaşlık kapasitesinin güçlendirilmesiyle yeniden üretilebilir.
Altıncı İlke:
Ekonomik Güvenceyi Demokratik Güvencenin Bir Parçası Kabul Etmek
Demokratik kapasitenin yeniden üretimi
ekonomik boyut dikkate alınmadan gerçekleştirilemez. Bu nedenle demokratik
yeniden yapılanmanın ekonomik hedefleri yalnızca büyüme veya makroekonomik kararlılık
olmamalıdır. Özellikle gelir dağılımının iyileştirilmesi, orta sınıfın yeniden
güçlendirilmesi, enflasyonun kalıcı biçimde düşürülmesi, satın alma gücünün
korunması, genç işsizliğinin azaltılması, sosyal hareketliliğin artırılması, barınma
ve temel yaşam maliyetlerinin düşürülmesi demokratik kapasitenin
güçlendirilmesinin ekonomik boyutları olarak görülmelidir. Buradaki temel
varsayım açıktır: Ekonomik olarak aşırı bağımlı ve güvencesiz yurttaşın siyasal
olarak tamamen bağımsız davranabilmesi güçleşir. Dolayısıyla demokratik
dayanıklılık ile ekonomik dayanıklılık birbirinden ayrılmaz.
Yedinci İlke:
Hukuksal Güvenceyi Yeniden Kurmak
Demokratik kapasitenin yeniden
üretiminde hukuksal onarım özel bir yere sahiptir. Ancak hukuksal reform
yalnızca yeni yasalar çıkarmaktan ibaret olmamalıdır. Öncelikle hukukun
üstünlüğünü sağlayacak kurumsal kapasite yeniden oluşturulmalıdır. Bu kapsamda yargı
bağımsızlığı, yargıç ve savcıların mesleksel güvenceleri, etkili hukuk yolları,
anayasal denetimin etkililiği, adil yargılanma hakkı, siyasal davalarda
tarafsızlık ve yönetsel işlemlerin etkili yargısal denetimi yeniden güvence
altına alınmalıdır. Özellikle siyasal iktidarın karşıtlarını hukuk yoluyla
etkisizleştirme kapasitesi ile hukuk devletinin muhalifleri koruma kapasitesi
arasındaki dengenin yeniden kurulması gerekir. Burada amaç iktidarın hukuk
yoluyla değiştirilmesini değil, hukukun iktidarı sınırlandırmasını güvence
altına almaktır.
Sekizinci İlke:
İktidar Devrini Önceden Güvence Altına Almak
Çalışmanın özgün katkılarından biri
burada somutlaşmaktadır. Demokratik sistemler genellikle iktidarın nasıl
seçileceğine ilişkin ayrıntılı kurallar oluştururlar. Buna karşılık iktidarın
kaybedildiğinde nasıl devredileceği konusunda aynı ölçüde ayrıntılı güvence
mekanizmaları oluşturulmayabilir. Oysa demokratik kapasitenin ciddi biçimde
aşındığı bir ortamda en önemli risk tam da bu aşamada ortaya çıkabilir. Bu
nedenle iktidar devri için önceden belirlenmiş bir demokratik geçiş protokolü
oluşturulması düşünülebilir. Bu protokol seçim sonucunun kabulü, kamu
kurumlarının yeni yönetime devri, bürokrasinin anayasal tarafsızlığı, güvenlik
kurumlarının siyasal tarafsızlığı, kamu kayıtlarının korunması, bütçe ve mali
yönetimin sürekliliği ve yeni hükümetin göreve başlaması gibi konuları
kapsamalıdır. Buradaki temel amaç seçim sonucundan sonra ortaya çıkabilecek
“iktidar devri boşluğu”nu önlemektir.
AŞAMALI DEMOKRATİK
EYLEM PLANI
Yukarıdaki ilkeler bir bütün olarak
değerlendirildiğinde demokratik kapasitenin yeniden üretimi beş aşamalı bir
eylem planına dönüştürülebilir.
Aşama I — Koruma: Amaç, daha fazla demokratik kapasite kaybını
önlemektir. Başlıca araçlar bağımsız bilgi kanallarının korunması, siyasal
örgütlenmenin sürdürülmesi, yurttaşların bilgilendirilmesi, hukuksal hakların
kullanılmasının yaygınlaştırılması ve muhalefet aktörleri arasında iletişim ve eş
güdümdür.
Aşama II —
Örgütleme: Amaç, dağınık
demokratik kapasiteyi ortak bir siyasal ve toplumsal kapasiteye dönüştürmektir.
Başlıca araçlar, siyasal partiler arası eş güdüm, sivil toplum ağları, meslek
kuruluşları, bağımsız medya, akademik ve uzmanlık ağları ve yerel demokratik
örgütlenmelerdir.
Aşama III — Seçim
Güvencesi: Amaç, seçimin
gerçek bir iktidar değiştirme mekanizması olmasını sağlamaktır. Başlıca araçlar,
aday ve kampanya güvenliği, seçmen bilgilendirmesi, sandık örgütlenmesi, oy ve
tutanak doğrulama, bağımsız gözlem ve hukuksal itiraz mekanizmalarıdır.
Aşama IV —
İktidar Devri: Amaç, seçim
sonucunun kamu gücüne dönüştürülmesini sağlamaktır. Başlıca araçlar, seçim
sonucunun kabul edilmesi, geçiş takvimi, kamu yönetiminin devri, güvenlik
kurumlarının anayasal tarafsızlığı, mali ve yönetsel süreklilik ve yeni
yönetimin göreve başlamasıdır.
Aşama V —
Demokratik Yeniden Yapılanma: Amaç,
aynı demokratik kapasite kaybının yeniden ortaya çıkmasını önlemektir. Başlıca
alanlar, anayasal reform, yargı reformu, seçim sistemi reformu, parlamento
denetiminin güçlendirilmesi, kamu yönetiminde liyakat ve tarafsızlık, medya
çoğulculuğu, yerel yönetim özerkliği, ekonomik eşitsizliğin azaltılması ve yurttaş
katılımının kurumsallaştırılmasıdır.
Eylem Planının
Temel Mantığı
Bu planın en önemli özelliği
demokratik kapasitenin bir seçim sonucuyla otomatik olarak geri dönmeyeceğini
kabul etmesidir. Seçim, demokratik yeniden yapılanmanın başlangıç noktası
olabilir ancak tamamlanması demek değildir. Bu nedenle süreç, koruma, örgütleme,
seçim güvencesi, iktidar devri kurumsal yeniden yapılanma ve demokratik
kapasitenin kalıcılaştırılması şeklinde düşünülmelidir. Böylece çalışmanın
temel paradoksuna da yanıt verilmiş olmaktadır. Demokrasi kendisini
koruyamıyorsa çözüm demokrasinin kendi kurumlarından birinin mucizevi biçimde
harekete geçmesini beklemek değildir. Çözüm, demokratik kapasitenin farklı
toplumsal ve kurumsal merkezlerden başlayarak yeniden üretilmesidir. Bu noktada
makalenin en güçlü kuramsal sonucu şöyle ortaya konulabilir: Demokrasiyi
kurtaran şey yalnızca demokratik kurumların varlığı değildir, bu kurumların
birbirini desteklemesini ve gerektiğinde yeniden kurulmasını sağlayan
demokratik kapasitedir. Dolayısıyla demokratik yeniden yapılanmanın son hedefi
iktidar değişikliği değil, iktidarın değiştirilebilirliğini kalıcılaştırmaktır.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışma, demokrasinin yalnızca
seçimlerin yapılması, siyasal iktidarın seçimle belirlenmesi veya anayasal
kurumların biçimsel olarak varlığını sürdürmesi anlamına gelmediği
varsayımından hareket etmiştir. Demokratik düzenin temel özelliklerinden biri
iktidarın gerçekten değiştirilebilir olması ve seçim sonucunda iktidarın el
değiştirmesinin barışçıl, hukuka uygun ve kurumsal olarak güvence altında
bulunmasıdır. Bu açıdan bakıldığında demokrasinin en önemli sınavı iktidarın
nasıl kazanıldığı kadar, nasıl kaybedildiğidir. Bir siyasal iktidarın seçimleri
kazanması demokratik sistemin olağan sonucudur. Ancak aynı iktidarın özgür ve
adil bir seçim sonucunda iktidarı kaybetmesi durumunda sonucu kabul etmesi ve
kamu gücünü yeni yönetime devretmesi demokratik sistemin gerçek niteliğini
ortaya koyar. Dolayısıyla demokratik düzenin temel göstergelerinden biri
iktidarın devredilebilirliği, daha geniş anlamda ise iktidarın
değiştirilebilirliğinin güvence altında bulunmasıdır. Bu çalışma, söz konusu
güvenceyi yalnızca seçim hukukunda aramanın yetersiz olduğunu ortaya koymuştur.
Demokratik iktidar değişimi hukukun üstünlüğü, bağımsız yargı, kuvvetler
ayrılığı, parlamento denetimi, seçim kurumlarının güvenilirliği, siyasal
çoğulculuk, muhalefetin örgütsel kapasitesi, medya çoğulculuğu, yurttaş
katılımı ve ekonomik-toplumsal dayanıklılığın birlikte oluşturduğu bir sistem
içinde gerçekleşebilir.
Çalışmanın Temel
Bulgusu
Araştırmanın en önemli bulgusu
demokratik güvence ile demokratik güvence üretme kapasitesinin birbirinden
ayrılması gerektiğidir. Demokratik güvence, anayasal veya yasal olarak tanınmış
bir hak, kurum ya da mekanizma olabilir. Buna karşılık güvence üretme
kapasitesi bu hak ve kurumların oluşturulmasını, uygulanmasını, korunmasını,
denetlenmesini ve gerektiğinde yeniden kurulmasını olanaklı kılan siyasal,
hukuksal, kurumsal ve toplumsal kapasitedir. Bu ayrım demokratik gerilemenin
niteliğini yeniden düşünmeyi gerektirmektedir. Çünkü demokrasi yalnızca
kurumların ortadan kaldırılmasıyla gerilemez. Kurumlar biçimsel olarak
varlıklarını sürdürürken demokratik işlevlerini yerine getirme kapasitelerini
kaybedebilirler. Parlamento bulunabilir ancak yürütmeyi etkili biçimde
denetleyemeyebilir. Yargı bulunabilir ancak bağımsızlığını kaybedebilir. Seçim
yapılabilir ancak seçim öncesindeki siyasal ortam eşit olmayabilir. Muhalefet
bulunabilir ancak iktidar alternatifi oluşturma kapasitesi zayıflatılabilir. Medya
bulunabilir ancak çoğulculuğunu ve bağımsızlığını kaybedebilir. Yurttaş oy
kullanabilir ancak oyunun siyasal sonucu değiştireceğine ilişkin inancını
yitirebilir. Dolayısıyla demokratik gerilemenin ileri aşaması kurumların
yokluğu değil, demokratik kapasitenin yokluğu olarak ortaya çıkabilir.
Demokratik
Güvence Paradoksu
Burada çalışmanın temel kuramsal
sonucu ortaya çıkmaktadır. Demokratik kurumlar zayıfladığında bu kurumların
demokratik güvenceleri yeniden üretme kapasitesi de zayıflamaktadır. Böylece
demokrasi kendisini koruması gereken araçları aynı süreç içinde kaybetmektedir.
Bu durum bir “demokratik güvence paradoksu” yaratmaktadır: Demokrasiyi korumak
için gereksinme duyulan kurumlar ve aktörler, demokratik gerileme sürecinde
zayıfladıkça demokrasiyi yeniden koruyacak güvenceleri üretmek de
güçleşmektedir. Bu nedenle demokratik gerilemenin ileri aşamasında yalnızca
“hangi demokratik kurumlar bozuldu?” sorusu yeterli değildir. Asıl soru “Bozulan
kurumları yeniden demokratikleştirecek kapasite nerede ve nasıl
oluşturulabilir?” sorusudur. Çalışmanın özgünlüğü esas olarak bu noktada ortaya
çıkmaktadır.
Demokratik
Kapasitenin Üçlü Yapısı
Araştırmanın kavramsal çözümlemesi
sonucunda demokratik kapasite üç aşamalı bir yapı içinde değerlendirilebilir: Birincisi,
demokratik güvence yani haklar, kurallar ve kurumlardır. İkincisi demokratik
güvence üretme kapasitesidir. Bu hak, kural ve kurumları işletme, koruma ve
denetleme yeteneği anlamına gelir. Üçüncüsü, demokratik kapasitenin yeniden
üretimi yani güvence üretme kapasitesi aşındığında onu yeniden oluşturma
yeteneğidir. Bu üç düzey arasında hiyerarşik değil, üretimsel bir ilişki
bulunmaktadır. Normlar kurumları, kurumlar kapasiteyi ve kapasite ise
demokratik düzenin sürekliliğini üretir. Fakat kapasite aşındığında normların
ve kurumların kendilerini yeniden üretme gücü de azalır. Bu nedenle demokratik
dayanıklılığın kesin ölçütü yalnızca mevcut kurumların gücü değil, kurumsal
bozulma karşısında demokratik kapasitenin kendisini yenileyebilme yeteneğidir.
Ekonomik ve
Toplumsal Temelin Önemi
Çalışmanın bir diğer önemli sonucu
demokratik dayanıklılığın yalnızca siyasal kurumlarla açıklanamayacağıdır. Gelir
eşitsizliği, orta sınıfın daralması, yüksek enflasyon, satın alma gücünün
kaybı, işsizlik, yoksulluk ve yaşam maliyetlerinin yükselmesi, yurttaşların
siyasal davranışlarını ve siyasal etki kapasitelerini etkileyebilir. Ekonomik
güvencesizlik yaygınlaştıkça yurttaşın siyasal katılımının maliyeti artabilir.
Yurttaş önceliğini siyasal sistemi değiştirmekten çok gündelik ekonomik
sorunlarını çözmeye verebilir. Bu durum uzun dönemde siyasal yabancılaşmayı ve
siyasal apatiyi güçlendirebilir. Burada ekonomik sorunların otomatik olarak
demokratik gerilemeye yol açtığı ileri sürülmemektedir. Ancak ekonomik
dayanıklılığın zayıflaması ile demokratik kapasitenin zayıflaması arasında
önemli bir etkileşim bulunmaktadır. Bu nedenle demokratik yeniden yapılanma ile
ekonomik yeniden yapılanma birbirinden bütünüyle ayrı düşünülemez.
Dinleyici
Demokrasiden Etkili Yurttaşlığa
Çalışmanın bir başka sonucu demokratik
kapasitenin toplumsal temelinin yurttaşın siyasal etkililik kapasitesi
olduğudur. Yurttaşların siyasal gelişmeleri izlemesi, tartışması ve eleştirmesi
demokratik katılımın önemli unsurlarıdır ancak bunlar gerçek siyasal etki
yaratma kapasitesiyle desteklenmediğinde yurttaş zamanla siyasal izleyiciye
dönüşebilir. Bu çalışmada “dinleyici demokrasi” olarak kavramsallaştırılan
durumun temel riski budur. Dinleyici demokrasi siyasal ilgisizliğin en basit
biçimi değildir. Yurttaş siyaseti izlemeye devam eder fakat siyasal sistemi
etkileyebileceğine olan inancı zayıflar. Bunun sonucunda demokratik sistemin
karşı karşıya kaldığı tehdit ile toplumsal savunma kapasitesi arasında bir
terslik oluşur: Demokratik tehdit büyürken, onu savunabilecek etkili yurttaşlık
kapasitesi küçülebilir. Bu nedenle demokratik yeniden yapılanmanın
hedeflerinden biri yalnızca kurumları düzeltmek değil, yurttaşı yeniden
demokratik siyasal özne durumuna getirmek olmalıdır.
İktidar
Değişikliği ile Demokratik Yeniden Yapılanma Aynı Şey Değildir
Araştırmanın önemli sonuçlarından biri
de iktidar değişikliği ile demokratikleşmenin birbirinden ayrılması
gerektiğidir. Bir seçim sonucunda iktidarın değişmesi demokratik kapasitenin
yeniden üretildiğini kendiliğinden göstermez. Yeni iktidar bağımsız olmayan
kurumları, aşırı güç yoğunlaşmasını, siyasal patronajı, zayıf parlamento
denetimini, bağımlı kamu yönetimini, ekonomik eşitsizliği ve medya
yoğunlaşmasını aynı biçimde sürdürürse yalnızca iktidar sahibi değişmiş olur. Demokratik
kapasite yeniden üretilmiş olmaz. Bu nedenle demokratik yeniden yapılanmanın
hedefi “başka bir iktidar” değil, “değiştirilebilir iktidar” düzenidir. Başka
bir ifadeyle sorun yalnızca bugünkü iktidarın değiştirilmesi değildir. Asıl sorun,
gelecekteki bütün iktidarların değiştirilebilir olmasını sağlayacak bir sistem
kurmaktır.
Eylem Planının
Stratejik Sonucu
Bu araştırmada geliştirilen aşamalı
eylem planı bu nedenle yalnızca seçim güvenliğini değil, demokratik kapasitenin
bütününü hedeflemektedir. Süreç koruma, örgütleme, seçim güvencesi, iktidar
devri, kurumsal onarım ve demokratik yeniden yapılanma şeklinde tasarlanmıştır.
Bu sıralama rastlantısal değildir. Demokratik kapasite ciddi biçimde aşınmışsa
önce mevcut kapasitenin daha fazla kaybedilmesi engellenmelidir. Daha sonra
dağınık demokratik aktörlerin örgütsel kapasitesi güçlendirilmelidir. Seçim
sürecinin güvenliği bundan sonra ele alınmalıdır. Seçim sonucu ortaya
çıktığında ise asıl önemli aşama olan iktidar devri güvence altına alınmalıdır.
Ancak süreç burada sona ermemektedir. Seçim sonrasında hukuk, yargı, kamu
yönetimi, parlamento, seçim sistemi, medya, yerel yönetimler ve ekonomik yapı
yeniden düzenlenerek demokratik kapasitenin kalıcılaştırılması gerekir.
Sonuç
Sonuç olarak bu çalışma demokratik
gerilemenin yalnızca demokratik kurumların zayıflaması olarak
değerlendirilmesinin yetersiz olduğunu ortaya koymaktadır. Daha derindeki sorun
demokratik güvence üretme kapasitesinin aşınmasıdır. Bu kapasite de yalnızca
siyasal kurumların değil, hukuk düzeninin, muhalefetin, medyanın, sivil
toplumun, ekonomik bağımsızlığın, orta sınıfın, yurttaş katılımının ve siyasal
etkililik duygusunun birlikte oluşturduğu geniş bir demokratik ekosistemin
ürünüdür. Dolayısıyla demokratik düzenin kendisini koruyamaz duruma geldiği
koşullarda çözüm tek bir kurumun veya tek bir siyasal aktörün demokrasiyi
kurtarması değildir. Çözüm demokratik kapasitenin yeniden üretilmesidir. Bu
yeniden üretim ise ancak çok merkezli, aşamalı ve birbirini tamamlayan bir
süreçle gerçekleştirilebilir. Çalışmanın son önermesi bu nedenle şöyle ifade
edilebilir: Demokrasinin korunmasının ön koşulu demokratik güvence üretme
kapasitesinin korunmasıdır. Bu kapasite de aşınmışsa demokratikleşmenin ilk
görevi yeni bir güvence aramak değil, güvence üretebilecek kapasiteyi yeniden
üretmektir. Ve buradan daha genel bir sonuç çıkmaktadır: Demokratik rejimin
gerçek güvencesi, iktidarın demokratik yollarla kazanılabilmesi değil,
iktidarın kaybedilebilmesi, kaybedildiğinde devredilebilmesi ve devredildikten
sonra yeniden kazanılabilmesidir. Bu anlamda demokrasinin son güvencesi
iktidarın sürekliliği değil, iktidarın değiştirilebilirliğidir. Dolayısıyla
demokratik bir toplumun kendisine sorması gereken temel soru yalnızca “Kim
yönetecek?” değildir. Daha önemli soru şudur: “Yöneten kim olursa olsun,
iktidar nasıl yeniden değiştirilebilir?” Demokratik güvence sisteminin gerçek
başarısı da bu soruya kurumsal, hukuksal, ekonomik ve toplumsal olarak
güvenilir bir yanıt verebilmesine bağlıdır.
Kaynakça
Bermeo, N. (2016). On democratic
backsliding. Journal of Democracy, 27(1), 5–19. doi:10.1353/jod.2016.0012
Dahl, R. A. (1971). Polyarchy:
Participation and opposition. Yale University Press.
Dahl, R. A. (1998). On democracy. Yale
University Press.
Haggard, S., ve Kaufman, R. R. (2021).
Backsliding: Democratic regress in the contemporary world. Cambridge University
Press.
Levitsky, S., ve Ziblatt, D. (2018).
How democracies die. Crown.
Little, A. T., ve Meng, A. (2024).
Measuring democratic backsliding. PS: Political Science ve Politics, 57(2),
149–161.
Mechkova, V., Lührmann, A., ve
Lindberg, S. I. (2017). How much democratic backsliding? Journal of Democracy,
28(4), 162–169. doi:10.1353/jod.2017.0075
Przeworski, A. (1991). Democracy and
the market: Political and economic reforms in Eastern Europe and Latin America.
Cambridge University Press.
Przeworski, A. (2019). Crises of
democracy. Cambridge University Press.
Svolik, M. W. (2019). Polarization
versus democracy. Journal of Democracy, 30(3), 20–32.
Waldner, D., ve Lust, E. (2018).
Unwelcome change: Coming to terms with democratic backsliding. Annual Review of
Political Science, 21, 93–113. doi:10.1146/annurev-polisci-050517-114628
World Bank. (2024). World development
report 2024: The middle-income trap. World Bank.
[1] İstidlal:
Veriler, göstergeler ve ilişkilerden hareketle sonuca ulaşmak ve özellikle
kanıtların birlikte değerlendirilmesiyle görünmeyen veya henüz doğrudan
gözlenemeyen bir durum hakkında sonuç üretmek.