Doğu Akdeniz'de Stratejik Güç
Ekosisteminin Dönüşümü: İsrail'in Güney Kıbrıs'taki Taşınmaz Edinimleri, Enerji
Koridorları ve Güvenlik Mimarisi
Prof. Dr. Firuz Demir
Yaşamış
ÖZ
Bu çalışma,
İsrail'in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nde (GKRY) gerçekleştirdiği taşınmaz
edinimlerini, Doğu Akdeniz'de ortaya çıkan ekonomik, demografik, enerji ve
güvenlik temelli yeni güç ilişkileri bağlamında incelemektedir. Çalışmanın
temel sorusu, taşınmaz edinimlerinin bireysel ekonomik yatırımlar olmanın
ötesine geçerek enerji koridorları, önemli altyapı, nüfus hareketleri ve
İsrail-GKRY güvenlik iş birliğiyle bütünleşmesi durumunda kalıcı bir stratejik etki
alanının oluşmasına katkıda bulunup bulunamayacağıdır. Araştırmada nitel
araştırma yaklaşımı, belge incelemesi, karşılaştırmalı siyasal çözümleme, süreç
izleme ve senaryo çözümlemesi birlikte kullanılmıştır. Bulgular, İsrailli
alıcıların GKRY'deki taşınmaz edinimlerinin özellikle Larnaka, Limasol ve Baf bölgelerinde
yoğunlaştığını, Larnaka çevresindeki Pyla, Ormideia ve Pervolia gibi
yerleşimlerde ise belirgin yersel/alansal kümelenmelerin ortaya çıktığını
göstermektedir. Bazı yatırımların büyük arazi parçaları, tatil köyleri ve
kapalı toplu yerleşim projeleri biçiminde gelişmesi, ekonomik mülkiyet ile
demografik ve toplumsal kümelenme arasındaki ilişkiyi önemli duruma
getirmektedir. Çalışma, bu gelişmelerin İsrail'in GKRY üzerinde egemenlik
kurduğu veya mevcut durumda tamamlanmış bir stratejik etki alanına sahip olduğu
sonucuna ulaşmamaktadır. Bununla birlikte taşınmaz mülkiyetinin sermaye, nüfus,
enerji, önemli altyapı ve güvenlik ilişkileriyle bütünleşmesi durumunda
egemenlik devri olmaksızın kalıcı bir stratejik etki kapasitesi
oluşturabileceğini ortaya koymaktadır. Bu dönüşümün gerçekleşmesi durumunda
Türkiye açısından temel risk, doğrudan askeri kuşatmadan çok Doğu Akdeniz'deki
stratejik hareket alanının ve enerji mimarisindeki etkililiğinin zaman içinde
daralmasıdır. Çalışma, Türkiye'nin bu gelişmelere karşı askeri tepki yerine
ekonomik, enerji, diplomatik, teknolojik ve savunma kapasitesini birlikte
geliştiren çok boyutlu bir stratejik dengeleme siyasası izlemesini
önermektedir.
Anahtar
Kavramlar: İsrail,
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Doğu Akdeniz, taşınmaz edinimi, stratejik etki
alanı, Stratejik Güç Ekosistemi, enerji koridorları, önemli altyapı, demografik
kümelenme, güvenlik mimarisi, Türkiye, KKTC
ABSTRACT
This study examines Israeli real estate acquisitions
in the Republic of Cyprus (RoC) within the broader context of emerging
economic, demographic, energy-related, and security-based power relations in
the Eastern Mediterranean. The central question is whether real estate
acquisitions, when combined with energy corridors, critical infrastructure,
population movements, and Israel–Cyprus security cooperation, may contribute to
the formation of a durable sphere of strategic influence beyond conventional
forms of territorial sovereignty. The study adopts a qualitative research
design based on document analysis, comparative political analysis, process
tracing, and scenario analysis. The findings indicate that Israeli real estate
acquisitions in Cyprus have become concentrated particularly in the districts
of Larnaca, Limassol, and Paphos, with notable spatial clustering in
settlements such as Pyla, Ormideia, and Pervolia in the Larnaca area. The
development of some investments through large land acquisitions, resorts, and
gated residential communities is particularly significant because it may
facilitate the transition from individual property ownership to broader
economic, demographic, and social clustering. The study does not conclude that
Israel has established sovereignty over any part of Cyprus or that a fully
developed Israeli sphere of strategic influence currently exists. Rather, it
argues that the integration of property ownership with capital, population,
energy infrastructure, critical infrastructure, and security relations may
generate a durable capacity for strategic influence without any formal transfer
of sovereignty. If such a process continues, the principal implication for
Türkiye would not necessarily be direct military encirclement, but a gradual
narrowing of its strategic room for maneuvers in the Eastern Mediterranean and
a potential reduction in its influence over emerging regional energy
architectures. The study therefore argues that Türkiye should respond not
primarily through direct military confrontation but through a multidimensional
strategy of strategic balancing encompassing economic capacity, energy
security, technological development, diplomacy, international law, and defence
capabilities. The concept of the Strategic Power Ecosystem developed in this
study provides an analytical framework for understanding how property, capital,
population, infrastructure, energy, and security relations may interact to
generate long-term geopolitical influence.
Keywords: Israel,
Republic of Cyprus, Eastern Mediterranean, real estate acquisition, strategic
sphere of influence, Strategic Power Ecosystem, energy corridors, critical
infrastructure, demographic clustering, security architecture, Türkiye, Turkish
Republic of Northern Cyprus
GİRİŞ
Doğu Akdeniz
son yirmi yılda yalnızca bölgesel bir enerji havzası olmaktan çıkarak küresel
güç yarışmasının en devingen jeopolitik alanlarından biri durumuna gelmiştir.
Doğal gaz rezervlerinin keşfi, deniz yetki alanlarına ilişkin uyuşmazlıklar,
enerji arz güvenliği, büyük güç yarışması ve bölgesel güvenlik krizleri
bölgenin stratejik önemini önemli ölçüde artırmıştır. Bu süreçte İsrail, Güney
Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Yunanistan ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD)
arasında gelişen siyasal, askeri ve enerji temelli iş birliği Doğu Akdeniz'de
yeni bir güvenlik ve güç mimarisinin oluşmakta olduğunu göstermektedir.
Mevcut yazın
bu dönüşümü büyük ölçüde enerji jeopolitiği, deniz yetki alanları, askeri iş
birliği, ittifak ilişkileri ve bölgesel güvenlik ekseninde incelemektedir. Buna
karşılık uluslararası ilişkilerde giderek önem kazanan ancak henüz yeterince
kavramsallaştırılmamış bir unsur görece ihmal edilmektedir: taşınmaz edinimleri
yoluyla uzun vadeli stratejik etki alanı oluşturulması. Oysa günümüzde
devletler, yalnızca askeri güç veya diplomatik ittifaklar aracılığıyla değil,
sermaye hareketleri, taşınmaz yatırımları, demografik yoğunlaşmalar, önemli
altyapı yatırımları ve ekonomik ağlar üzerinden de etki kapasitesi
geliştirebilmektedir. Bu nedenle jeopolitik yarışma klasik askeri araçların
ötesine geçen çok katmanlı bir nitelik kazanmıştır.
Son yıllarda
İsrailli gerçek kişiler ile İsrail bağlantılı şirketlerin GKRY'de artan
taşınmaz edinimleri, enerji projelerine katılımları ve savunma alanındaki iş
birlikleri bu çerçevede dikkat çekmektedir. Bu gelişmeler tek başına
değerlendirildiğinde olağan ekonomik yatırımlar veya iki ülke arasındaki normal
ilişkilerin bir uzantısı olarak görülebilir. Ancak aynı süreç enerji
koridorları, elektrik bağlantıları, liman ve ulaştırma altyapısı, ortak askeri
tatbikatlar, güvenlik iş birliği ve bölgesel diplomatik eş güdüm ile birlikte
ele alındığında daha kapsamlı bir stratejik dönüşümün parçası olarak da
yorumlanabilir. Bu çalışma, söz konusu gelişmeleri kesinleşmiş niyetlerin
kanıtı olarak değil, uzun dönemli stratejik kapasite oluşturma süreçlerinin çözümlenmesi
gereken göstergeleri olarak değerlendirmektedir.
Bu bağlamda
makalenin temel varsayımı şudur: Bir devlet, başka bir devlet üzerinde doğrudan
egemenlik kurmaksızın taşınmaz edinimi, sermaye birikimi, demografik
yoğunlaşma, enerji altyapıları, güvenlik iş birliği ve diplomatik ilişkiler
aracılığıyla kendisi için kalıcı bir stratejik etki alanı oluşturabilir. Böyle
bir etki alanının amacı yalnızca ekonomik kazanç sağlamak değildir. Aynı
zamanda güvenlik risklerini azaltmak, enerji arz güvenliğini desteklemek, askeri
ve lojistik erişim olanaklarını genişletmek, jeopolitik derinlik kazanmak,
bölgesel güç projeksiyonunu artırmak ve gelecekte ortaya çıkabilecek stratejik
seçenekleri çoğaltmaktır.
Bu yaklaşım
taşınmaz edinimlerini yalnızca gayrimenkul piyasasının bir unsuru olarak değil,
çok boyutlu bir stratejik güç ekosisteminin bileşeni olarak ele almaktadır.
Stratejik güç ekosistemi ekonomik, demografik, teknolojik, enerji, güvenlik ve
diplomatik unsurların birbirini besleyerek zaman içerisinde yeni bir etki ve etki
kapasitesi üretmesini ifade etmektedir. Dolayısıyla bu çalışmada taşınmaz
edinimleri tek başına açıklayıcı bir değişken olarak değil, diğer stratejik
unsurlarla etkileşim içinde değerlendirilmektedir.
Amaç ve
Araştırma Soruları
Makalenin
amacı İsrail'in GKRY'deki taşınmaz edinimlerini enerji koridorları, güvenlik
mimarisi ve bölgesel güç dengeleriyle birlikte inceleyerek Doğu Akdeniz'de
ortaya çıkmakta olan stratejik güç ekosistemini çözümlemektir. Bu kapsamda
çalışma şu temel araştırma sorularına cevap aramaktadır:
İsrail'in GKRY'deki taşınmaz edinimleri hangi ekonomik,
demografik ve yersel/alansal özellikleri taşımaktadır?
Bu edinimler enerji koridorları, önemli altyapılar ve
güvenlik iş birliği ile nasıl bir etkileşim içerisindedir?
Bu gelişmeler Doğu Akdeniz'de yeni bir stratejik etki
alanının oluşumuna işaret etmekte midir?
Böyle bir dönüşümün Türkiye'nin güvenliği, Kıbrıs siyasası ve
Doğu Akdeniz jeopolitiği bakımından olası sonuçları nelerdir?
İsrail'in GKRY'de oluşturduğu ekonomik, demografik, enerji ve
güvenlik temelli stratejik etki alanının Türkiye'nin güvenliği ve Doğu
Akdeniz'deki stratejik hareket alanı üzerindeki olası sonuçları nelerdir ve
Türkiye bu gelişmeye nasıl karşılık verebilir?
Bu çalışma,
herhangi bir devletin gizli amaçlarına ilişkin kesin hükümler ortaya koymayı
hedeflememektedir. Bunun yerine, doğrulanabilir olgular ile bunlardan hareketle
geliştirilen stratejik senaryoları çözümleyici olarak birbirinden ayıran bir
yöntem benimsemektedir. Böylece çalışma, uluslararası ilişkiler yazınına
taşınmaz edinimlerinin stratejik etki üretme kapasitesini açıklamaya yönelik
kavramsal bir katkı sunmayı ve Doğu Akdeniz'de değişen güç dengelerini çok
boyutlu bir bakış açısıyla değerlendirmeyi amaçlamaktadır.
Yöntem
Bu çalışma,
nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde tasarlanmış açıklayıcı ve çözümleyici
bir jeopolitik çözümlemedir. Araştırmada, İsrail'in Güney Kıbrıs Rum
Yönetimi'ndeki (GKRY) taşınmaz edinimleri, yalnızca gayrimenkul yatırımları
bağlamında değil, enerji, güvenlik, ekonomi, demografi ve diplomasi
boyutlarıyla birlikte ele alınmaktadır. Çalışma, tek bir değişken üzerinden
nedensellik kurmak yerine farklı değişkenlerin karşılıklı etkileşimiyle ortaya
çıkan stratejik sonuçları açıklamayı amaçlayan bütüncül bir yaklaşımı
benimsemektedir.
Araştırmanın
kuramsal temelini uluslararası ilişkilerde realizm ve jeopolitik yaklaşımın
yanı sıra jeoekonomi, stratejik güç kullanımı ve stratejik altyapı yazını
oluşturmaktadır. Bununla birlikte çalışma bu kuramsal yaklaşımları aşan özgün
bir çözümleyici çerçeve kullanmaktadır. Bu çerçevede taşınmaz edinimleri,
sermaye hareketleri, enerji altyapıları, güvenlik iş birliği ve diplomatik
ilişkilerle birlikte değerlendirilerek "Stratejik Güç Ekosistemi"
kavramı üzerinden çözümlenmektedir.
Araştırmada belge
incelemesi yöntemi esas alınmıştır. Bu kapsamda istatistikler, tapu ve taşınmaz
verileri, uluslararası kuruluş raporları, akademik çalışmalar, enerji ve
güvenlik alanındaki raporlar, düşünce kuruluşlarının çözümlemeleri ve
doğrulanabilir açık kaynak verileri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Tek
bir veri kaynağına dayanılarak sonuca ulaşılmamış ve farklı kaynaklardan elde
edilen bulgular karşılaştırılarak çözümleyici tutarlılık sağlanmıştır.
Verilerin
değerlendirilmesinde karşılaştırmalı siyasal çözümleme, süreç izleme (process
tracing) ve senaryo çözümlemesi birlikte kullanılmıştır. Süreç izleme
yöntemiyle taşınmaz edinimleri, enerji projeleri, güvenlik iş birliği ve
diplomatik gelişmeler arasındaki zamansal ve yapısal ilişkiler incelenmiş ve
senaryo çözümlemesiyle ise mevcut eğilimlerin Doğu Akdeniz'in gelecekteki
jeopolitiği ve Türkiye'nin güvenliği üzerindeki olası etkileri
değerlendirilmiştir.
Araştırma,
devletlerin kamuoyuna açıklanmamış niyetlerini veya gizli stratejik planlarını
ortaya koymayı amaçlamamaktadır. Bunun yerine doğrulanabilir olgular,
gözlenebilir davranış örüntüleri ve kurumsal ilişkilerden hareketle stratejik
eğilimleri çözümlemektedir. Bu nedenle çalışmada olgular ile bu olgulardan
türetilen çözümleyici çıkarımlar birbirinden açık biçimde ayrılmış ve ulaşılan
sonuçlar kesin hükümler olarak değil, mevcut veriler ışığında geliştirilen
bilimsel değerlendirmeler ve olası senaryolar olarak sunulmuştur.
Bu yöntemin
temel özgünlüğü taşınmaz edinimlerini yalnızca ekonomik bir yatırım etkinliği
olarak değil, devletlerin uzun vadeli stratejik etki oluşturma kapasitesinin
bileşenlerinden biri olarak ele almasıdır. Böylece çalışma, ekonomik,
demografik, enerji, güvenlik ve diplomatik unsurlar arasındaki etkileşimi
bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirerek Doğu Akdeniz'de değişen stratejik
güç ekosistemini açıklamayı hedeflemektedir.
ÇÖZÜMLEME
İsrail'in
GKRY'deki Taşınmaz Edinimlerinin Ekonomik, Demografik ve Yersel/Alansal
Özellikleri
İsrail
vatandaşlarının GKRY’deki taşınmaz edinimleri, son yıllarda belirgin bir artış
eğilimi göstermektedir. Bununla birlikte, söz konusu gelişmenin niteliğini
doğru değerlendirebilmek için yalnızca toplam satın alma sayılarına değil,
edinimlerin hangi bölgelerde yoğunlaştığına, taşınmazların niteliğine, arazi
büyüklüğüne ve bireysel konut edinimlerinden toplu yerleşim ve proje
geliştirmelerine doğru bir dönüşüm gösterip göstermediğine de bakılması
gerekmektedir.
GKRY
hükümetinin Parlamento'ya sunduğu ve 2021–Ocak 2025 dönemini kapsayan verilere
göre İsrail vatandaşları Larnaka bölgesinde 1.406, Limasol bölgesinde 1.154 ve
Baf bölgesinde 1.291 taşınmaz edinimi gerçekleştirmiştir. Böylece yalnızca bu
üç bölgede İsrailli alıcılarla ilişkilendirilen toplam taşınmaz edinimi 3.851
olarak görünmektedir. Ancak bu rakamların tamamı tamamlanmış mülkiyet devrini
ifade etmemektedir. Larnaka'daki 1.406 edinimin 481'inde tapu devri
gerçekleşmişken, 925'i satış sözleşmesi aşamasındadır. Limasol'da 1.154
edinimin 511'i tapu devrine sahipken, Baf'ta 1.291 edinimin 867'si tapu
devriyle sonuçlanmıştır. Dolayısıyla 3.851 rakamı tamamlanmış mülkiyet
devirleri ile satış sözleşmelerini birlikte içeren bir toplamdır.
İsrailli
alıcıların GKRY'deki konumu bu sayısal büyüklük kadar yersel/alansal dağılım
bakımından da dikkat çekicidir. Larnaka, Limasol ve Baf'ta İsrailli alıcılar
üçüncü ülke vatandaşları arasında önemli bir konuma ulaşmış durumdadır. Ancak
özellikle Larnaka çevresindeki belirli yerleşimlerde görülen yoğunlaşma
taşınmaz edinimlerinin ada geneline rastgele dağılmış bireysel yatırımlardan
ibaret olmayabileceğini düşündürmektedir. Larnaka'da İsrailli alıcıların
özellikle Pyla bölgesinde yoğunlaştığı ve ayrıca Ormideia ve daha sınırlı
ölçüde Pervolia bölgelerinde de önemli bir varlık gösterdiği bildirilmektedir.
Bir gayrimenkul uzmanı Pyla'yı İsrailli alıcıların adeta bir
"merkezi" (hub) olarak tanımlamakta ve Larnaka'nın havaalanına
yakınlığı ve kentte bir sinagogun bulunmasının da bu tercihte rol
oynayabileceğini belirtmektedir.
Daha önemli
olan konu İsrailli yatırımcıların taşınmaz tercihinin yalnızca bireysel
konutlardan oluşmamasıdır. Aynı gayrimenkul uzmanının değerlendirmesine göre
İsrailli yatırımcılar büyük arazi parçaları üzerinde spa, tatil köyü (resort)
ve benzeri projelere yönelmekte ve bu projeler kapalı toplu yerleşim (gated
community) niteliği taşıyabilmektedir. Bu bilgi taşınmaz edinimlerinin
niteliği açısından önemli bir ayrım ortaya koymaktadır. Bireysel bir konut
satın alınması ile belirli bir arazi üzerinde çok sayıda konutun, ortak toplumsal
ve dinlence unsuru içeren (recreative) tesislerin ve özel hizmetlerin
bir arada bulunduğu bir yerleşim projesinin geliştirilmesi ekonomik ve
toplumsal açıdan aynı sonuçları doğurmamaktadır.
Bu nedenle
İsrailli taşınmaz edinimlerinin toplu yerleşim niteliği ayrıca
değerlendirilmelidir. Kapalı yerleşimler yalnızca konut birimlerinin fiziksel
olarak bir araya gelmesinden ibaret değildir. Ortak güvenlik, çevre düzenleme
ve dinlence, sağlık, eğitim, ticaret ve toplumsal hizmetlerin aynı alanda
örgütlenmesi, zaman içinde kendi ekonomik ve toplumsal ağlarını oluşturabilecek
daha bütünleşik yerleşim alanlarının ortaya çıkmasına yol açabilir. Böyle bir
yapı özellikle aynı ülke vatandaşlarının veya aynı ülkeye bağlı sermaye
gruplarının yoğunlaşması durumunda klasik yabancı konut sahipliğinden farklı
bir demografik ve ekonomik karakter kazanabilir.
Burada
Pyla–Ormideia–Pervolia hattı ayrıca önem taşımaktadır. İsrailli alıcıların bu
bölgelerde yoğunlaşması, taşınmaz edinimlerinin belirli bir coğrafi kümelenme
gösterdiğine işaret etmektedir. Özellikle Pyla'nın İsrailli yatırımcılar
bakımından bir "hub" olarak tanımlanması ekonomik tercihler
ile toplumsal ve demografik kümelenme arasında gizil bir bağlantı bulunduğunu
düşündürmektedir. Ancak mevcut veriler bu bölgelerde İsrailli nüfusun çoğunluk
oluşturduğu veya söz konusu yerleşimlerin İsrail'e ait yerleşim alanlarına
dönüştüğü sonucunu desteklememektedir. Burada söz konusu olan gelecekte daha
yoğun bir ekonomik ve demografik kümelenmenin oluşmasına elverişli bir
başlangıç koşulunun bulunmasıdır.
İsrailli
yatırımların ekonomik güdülenmeleri de tek boyutlu değildir. GKRY'nin Avrupa
Birliği (AB) üyeliği, İsrail'e coğrafi yakınlığı, gelişmiş turizm sektörü,
gayrimenkul piyasası, iklim ve yaşam koşulları ile 2023 sonrasında bölgesel
güvenlik ortamında meydana gelen değişiklikler İsrailli yatırımcıların GKRY'ye
ilgisini artıran etmenler arasında değerlendirilebilir. Gayrimenkul
sektöründeki uzman değerlendirmeleri de son beş-altı yılda İsrailli alımlarda
belirgin bir yükseliş yaşandığını ve bunun bölgesel kararsızlıkla bağlantılı
olabileceğini belirtmektedir.
Bununla
birlikte, taşınmaz edinimlerinin tümünü doğrudan İsrail devletinin stratejik siyasası
olarak yorumlamak yöntembilimsel açıdan doğru değildir. Bireysel yatırım,
ikinci konut edinimi, güvenlik arayışı veya ticari karlılık gibi nedenlerle
gerçekleştirilen işlemler ile devletlerin uzun vadeli stratejik hedefleri
birbirinden ayrılmalıdır. Bununla birlikte, bireysel ekonomik tercihlerin büyük
sayılara ulaşması ve belirli coğrafyalarda yoğunlaşması zaman içerisinde
devletlerin stratejik kapasitesine de hizmet edebilecek bir ekonomik ve
demografik altyapı meydana getirebilir. Dolayısıyla bireysel güdülenme ile
ortaya çıkan toplu sonuç birbirinden farklı olabilir.
Nitekim
GKRY'deki tartışmanın artık yalnızca gayrimenkul piyasasıyla sınırlı olmadığı
görülmektedir. Rum siyasal çevrelerinde özellikle Larnaka ve Limasol'da bazı
bölgelerde üçüncü ülke vatandaşları tarafından "hedefli" ve yoğun
taşınmaz alımlarının gerçekleştiği ve bunun sonucunda kapalı yerleşim
alanlarının ortaya çıktığı ileri sürülmektedir. AKEL Genel Sekreteri Stefanos
Stefanu bazı bölgelerde İsrailli alıcıların yoğunlaşmasına ve yüksek öneme
sahip altyapılara yakın taşınmaz edinimlerine dikkat çekmiştir. Bunlar siyasal
değerlendirmelerdir ve tümü bağımsız olarak doğrulanmış olgular olarak kabul
edilmemelidir. Ancak GKRY'nin kendi siyasal sistemi içinde de taşınmaz
edinimlerinin ekonomik olmaktan öte demografik ve güvenlik boyutlarıyla
tartışılmaya başlandığını göstermeleri bakımından önemlidir.
Bu bulgular
birlikte değerlendirildiğinde, İsrail'in GKRY'deki taşınmaz edinimlerinin üç
belirgin özelliği ortaya çıkmaktadır. Birincisi, sayısal yoğunluk söz konusudur
ve yalnızca Larnaka, Limasol ve Baf'taki kayıtlar binlerce taşınmaz edinimini
göstermektedir. İkincisi, yersel/alansal yoğunlaşmadır ve özellikle Larnaka
çevresindeki Pyla, Ormideia ve Pervolia gibi belirli yerleşimler öne
çıkmaktadır. Üçüncüsü, bazı yatırımların bireysel konut edinimlerinden çok
büyük arazi parçaları, tatil köyleri ve kapalı toplu yerleşim projeleri
biçiminde gerçekleştiği bildirilmektedir.
Dolayısıyla
birinci araştırma sorusunun yanıtı İsrail'in GKRY'deki taşınmaz edinimlerinin
yalnızca miktar bakımından değil, yersel/alansal kümelenme ve toplu yerleşim
eğilimi bakımından da dikkat çekici bir özellik taşıdığı şeklinde ortaya
çıkmaktadır. Bunun henüz İsrail'in GKRY'de kurumsallaşmış bir stratejik etki
alanı oluşturduğu anlamına gelmediği açıktır. Ancak taşınmaz edinimlerinin
belirli bölgelerde yoğunlaşması, büyük arazi ve proje yatırımlarıyla birleşmesi
ve buna paralel bir İsrailli nüfus kümelenmesi ortaya çıkması durumunda
ekonomik mülkiyetin zaman içinde demografik, toplumsal ve nihayetinde stratejik
etkiye dönüşebilecek bir altyapı oluşturması olanaklıdır. Bu nedenle taşınmaz
edinimleri, çalışmanın sonraki aşamalarında ele alınacak enerji koridorları ve
güvenlik mimarisinden bağımsız bir ekonomik olgu olarak değil, bunlarla
kesiştiği ölçüde Doğu Akdeniz'de oluşmakta olan stratejik güç ekosisteminin olası
bir ilk katmanı olarak değerlendirilmelidir.
Taşınmaz
Edinimleri Enerji Projeleri, Önemli Altyapı ve Güvenlik İş Birliğiyle Nasıl Bir
Etkileşim İçerisindedir?
İsrail'in GKRY’deki
taşınmaz edinimlerinin stratejik anlamını belirleyebilmek için bunların enerji
projeleri, önemli altyapılar ve güvenlik iş birliğiyle aynı coğrafi ve kurumsal
yapı içerisinde değerlendirilmesi gerekir. Tek başına bir konut veya arazi
satın alınması stratejik bir etkinlik olarak nitelendirilemez. Ancak taşınmaz
mülkiyetinin belirli bölgelerde yoğunlaşması, bu bölgelerin limanlara,
havaalanlarına, enerji tesislerine, elektrik bağlantı noktalarına veya
ulaştırma koridorlarına yakınlığı ve aynı zamanda İsrail-GKRY arasındaki
güvenlik ilişkilerinin derinleşmesi, taşınmaz edinimlerinin daha geniş bir
stratejik yapı içerisindeki konumunu araştırmayı gerekli kılmaktadır.
Bu noktada
ilk dikkat edilmesi gereken unsur enerjidir. Doğu Akdeniz'de İsrail ile GKRY
arasındaki ilişkilerin gelişmesinde doğal gaz kaynakları önemli bir başlangıç
noktası oluşturmuştur. İsrail'in Leviathan ve Tamar sahaları ile GKRY'nin
Afrodit sahası bölgedeki enerji ilişkilerinin temel unsurlarıdır. Ancak enerji
ilişkilerinin niteliği yalnızca doğal gaz üretimiyle sınırlı değildir. Doğal
gazın taşınması, sıvılaştırılması, elektrik üretiminde kullanılması, elektrik
bağlantılarının kurulması ve Avrupa pazarlarına ulaştırılması gibi unsurlar
Doğu Akdeniz'de giderek daha geniş bir enerji altyapısı ve koridoru meydana
getirmektedir.
Bu nedenle
GKRY'nin stratejik önemi sahip olduğu enerji kaynaklarının miktarından daha
geniş bir çerçevede değerlendirilmelidir. Ada İsrail, Mısır, Yunanistan ve
Avrupa arasında kurulabilecek enerji bağlantılarının üzerinde bulunan bir ara
bağlantı noktası niteliğindedir. Özellikle elektrik bağlantıları bakımından
İsrail-GKRY-Girit-Yunanistan çizgisinde geliştirilen projeler Doğu Akdeniz'i
Avrupa enerji sistemine bağlama arayışının bir parçasıdır. Bu tür altyapılar
gerçekleştiği ölçüde GKRY'nin ekonomik değerinin yanı sıra jeostratejik değeri
de artmaktadır.
Burada
taşınmaz edinimleri ile enerji altyapısı arasındaki ilişki doğrudan bir
nedensellik ilişkisi olarak kurulamaz. Ancak belirli bölgelerdeki büyük arazi
edinimlerinin enerji, liman, ulaştırma ve turizm altyapılarıyla yersel/alansal
olarak kesişmesi durumunda taşınmaz mülkiyetinin stratejik değer kazanma olasılığı
artmaktadır. Başka bir ifadeyle, taşınmazın stratejik değeri yalnızca
kendisinden değil, bulunduğu bölgenin gelecekteki altyapı ve ulaşım ağları
içindeki konumundan kaynaklanabilir.
Bu bağlamda
Larnaka özel bir önem taşımaktadır. İsrailli taşınmaz alımlarının yoğunlaştığı
Larnaka çevresinin aynı zamanda havaalanı, liman ve Doğu Akdeniz ulaşım
bağlantıları bakımından önemli bir konumda bulunması taşınmaz edinimlerinin yersel/alansal
boyutunu daha dikkatli incelemeyi gerektirmektedir. Ancak burada da yöntembilimsel
bir ayrım yapılmalıdır: Larnaka'daki İsrailli taşınmaz edinimlerinin havaalanı
veya liman gibi stratejik altyapıları denetlemeye yönelik olduğu sonucuna
mevcut verilerden doğrudan ulaşmak olanaklı değildir. Önemli olan, mülkiyet
yoğunlaşması ile önemli altyapıların yersel/alansal yakınlığının birlikte
incelenmesi ve bunun gelecekte oluşturabileceği kapasitenin
değerlendirilmesidir.
İkinci
önemli unsur güvenlik ve askeri iş birliğidir. İsrail ile GKRY arasındaki
ilişkiler son yıllarda savunma ve güvenlik alanında belirgin biçimde
gelişmiştir. Ortak askeri tatbikatlar, savunma görüşmeleri, istihbarat ve
güvenlik alanındaki ilişkiler ve İsrail'in GKRY ile geliştirdiği askeri
ilişkiler iki ülke arasındaki ilişkinin yalnızca ekonomik ve diplomatik bir
ortaklık olmadığını göstermektedir.
Bu güvenlik
ilişkilerinin önemi GKRY'nin coğrafi konumuyla birlikte daha da artmaktadır.
Kıbrıs, Doğu Akdeniz'in merkezinde bulunması nedeniyle Orta Doğu, Levant, Kuzey
Afrika ve Avrupa arasındaki askeri ve lojistik hareketler açısından önemli bir
konuma sahiptir. Bu nedenle İsrail açısından GKRY ile güvenlik iş birliği
İsrail'in kendi topraklarının dışındaki stratejik çevresinde daha geniş bir
hareket ve izleme kapasitesi elde etmesine katkıda bulunabilir.
Burada
taşınmaz, enerji ve güvenlik unsurlarının birbirlerini tamamlayan fakat
birbirine indirgenemeyen üç farklı kapasite olduğu görülmektedir. Taşınmaz
edinimi kalıcı ekonomik ve demografik varlık sağlayabilir. Enerji altyapısı
ekonomik ve jeostratejik bağımlılık yaratabilir. Güvenlik iş birliği ise bu
ekonomik ve altyapısal yapının bulunduğu coğrafyada askeri ve stratejik erişim
kapasitesini artırabilir. Bunların aynı alanda ve aynı devletler arasında
yoğunlaşması durumunda ortaya çıkan sonuç tek tek unsurların toplamından daha
büyük olabilir.
Bu noktada
çalışmanın Stratejik Güç Ekosistemi kavramı açıklayıcı bir nitelik
kazanmaktadır. Bir taşınmaz edinimi tek başına stratejik güç yaratmaz. Fakat
taşınmaz mülkiyeti ekonomik sermaye ve nüfusla, nüfus ekonomik ve toplumsal
ağlarla, ekonomik ağlar enerji ve ulaştırma altyapısıyla, altyapı güvenlik ve
diplomatik ilişkilerle birleştiğinde zaman içerisinde birbirini besleyen bir
güç yapısı meydana gelebilir.
Bu nedenle
süreç şu şekilde kavramsallaştırılabilir:
Bu zincirin
bütün halkalarının bugün tamamlanmış olduğunu ileri sürmek olanaklı değildir.
Özellikle taşınmaz edinimlerinin doğrudan askeri amaç taşıdığına ilişkin bir
genelleme bilimsel olarak savunulamaz. Ancak farklı alanlarda ortaya çıkan
gelişmelerin aynı coğrafyada birbirini tamamlayabilecek nitelikte olması
gelecekteki stratejik kapasitenin değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu
nedenle ikinci araştırma sorusunun yanıtı İsrail'in GKRY'deki taşınmaz
edinimlerinin enerji ve güvenlik ilişkilerinden bağımsız olarak
değerlendirilmemesi gerektiği ancak bu unsurlar arasında doğrudan ve kesin bir
nedensellik bulunduğu savından da kaçınılması gerektiğidir. Taşınmaz, enerji, önemli
altyapı ve güvenlik alanlarındaki gelişmeler birbirleriyle kesiştiği ölçüde,
GKRY'nin İsrail açısından ekonomik bir yatırım alanından daha geniş bir
stratejik erişim ve etki alanına dönüşme gizil gücü ortaya çıkmaktadır. Asıl
stratejik soru bu nedenle "İsrail GKRY'de ne kadar taşınmaz satın
aldı?" sorusundan çok "Bu mülkiyet birikimi hangi enerji, altyapı,
nüfus ve güvenlik ağlarıyla birleşmektedir?" sorusudur. Çalışmanın bundan
sonraki çözümlemesi açısından belirleyici olan da bu sorudur.
Bu
Gelişmeler Doğu Akdeniz'de Yeni Bir Stratejik Etki Alanının Oluşumuna İşaret
Etmekte midir?
Bu soruya
verilecek yanıtın mevcut durum ile ortaya çıkabilecek stratejik sonuçların
birbirinden ayrılması temelinde kurulması gerekir. İsrail'in GKRY’deki taşınmaz
edinimlerinin, enerji ilişkilerinin, önemli altyapı bağlantılarının ve güvenlik
iş birliğinin tek tek ele alındığında olağan ekonomik ve devletlerarası
ilişkiler kapsamında açıklanabilecek yönleri bulunmaktadır. Ancak bu unsurların
aynı coğrafyada, aynı aktörler arasında ve giderek daha yoğun biçimde
birbirleriyle bağlantılı olarak gelişmesi bunların toplamının ayrı ayrı
unsurlardan daha geniş bir stratejik anlam taşıyıp taşımadığının sorgulanmasını
gerekli kılmaktadır. Bu noktada stratejik etki alanı kavramı önem
kazanmaktadır. Bir devletin başka bir devletin topraklarında doğrudan egemenlik
kurması veya siyasal yönetimi ele geçirmesi zorunlu değildir. Devlet; mülkiyet,
sermaye, nüfus, ekonomik etkinlik, enerji ve ulaştırma altyapısı, güvenlik
ilişkileri ve diplomatik bağlar yoluyla kendi çıkarları açısından yüksek değer
taşıyan ve zaman içinde kalıcılaşabilecek bir etki alanı oluşturabilir. Böyle
bir alan, hukuksal olarak ev sahibi devletin egemenliği altında kalmaya devam
ederken güç ilişkileri bakımından dış aktörün stratejik kapasitesinin bir
uzantısı durumuna gelebilir. İsrail-GKRY ilişkileri bu kavram açısından
değerlendirildiğinde henüz tamamlanmış bir stratejik etki alanından değil,
böyle bir alanın oluşmasına elverişli unsurların giderek birikmesinden söz
etmek daha doğru olacaktır. Taşınmaz edinimlerinin belirli bölgelerde
yoğunlaşması ekonomik ve demografik bir temel oluştururken enerji projeleri
GKRY'nin İsrail ile olan ekonomik ve stratejik bağlantılarını
derinleştirmektedir. Güvenlik ve savunma iş birliğinin gelişmesi ise bu
ekonomik ve altyapısal ilişkilerin stratejik boyutunu güçlendirmektedir. Burada
özellikle süreklilik kavramı önemlidir. Stratejik etki tek bir yatırım veya tek
bir anlaşmayla ortaya çıkmaz. Farklı alanlarda gerçekleşen etkinliklerin uzun
bir dönem içerisinde birbirini desteklemesi sonucunda oluşur. Bir başka
ifadeyle stratejik etkinin oluşumu bir stok birikimi niteliğindedir. Taşınmaz
mülkiyeti zaman içinde kalıcıdır. Altyapı yatırımları uzun kullanım ömrüne
sahiptir. Enerji bağlantıları ekonomik bağımlılık yaratabilir. Nüfus
hareketleri toplumsal ağlar meydana getirebilir. Askeri iş birlikleri ise
kurumsal ve işlevsel ilişkiler oluşturabilir. Bu unsurların süreklilik
kazanması stratejik etkinin geçici olmaktan çıkıp yapısal duruma gelmesini
sağlayabilir. Bu çerçevede GKRY'nin İsrail açısından önemi yalnızca adadaki
ekonomik etkinliklerle sınırlı değildir. Kıbrıs'ın Doğu Akdeniz'deki merkezi
konumu İsrail'e Avrupa ile Levant arasındaki bağlantılar bakımından önemli bir
coğrafi yakınlık sağlamaktadır. İsrail açısından GKRY'nin değeri enerji,
ulaştırma, haberleşme, lojistik ve güvenlik boyutlarının birbirine bağlanabilme
kapasitesinden kaynaklanmaktadır. Bu durum GKRY'yi İsrail'in Doğu Akdeniz'deki
stratejik çevresinin önemli unsurlarından biri durumuna getirebilir. Ancak bu
noktada "İsrail GKRY'yi denetliyor" veya "GKRY İsrail'in toprağı
durumuna geliyor" şeklindeki ifadeler hem mevcut gerçeklikle bağdaşmaz hem
de çalışmanın bilimsel niteliğini zayıflatır. Burada söz konusu olan egemenlik
devri değil, egemenlik altında etki birikimidir. GKRY hukuksal olarak kendi
egemenliğini korurken belirli sektörlerde İsrail sermayesinin, nüfusunun,
şirketlerinin, teknolojisinin ve güvenlik ilişkilerinin ağırlığı artabilir.
Stratejik etki alanı kavramının ayırt edici özelliği de tam olarak budur. Bu
gelişmenin daha geniş bir bölgesel bağlamı da bulunmaktadır. İsrail-GKRY
ilişkileri, Yunanistan ve ABD ile gelişen ilişkilerden bağımsız değildir.
Dolayısıyla ortaya çıkabilecek yapı yalnızca İsrail-GKRY ikili ilişkisi olarak
değerlendirilmemelidir. Enerji, güvenlik, savunma, diplomasi ve altyapı
alanlarındaki çok taraflı ilişkilerin birbirine eklenmesi Doğu Akdeniz'de bir
stratejik ağ meydana getirebilir. Böyle bir ağda her aktörün amacı aynı olmak
zorunda değildir. İsrail güvenlik ve enerji erişimini, GKRY ekonomik ve siyasal
desteği, Yunanistan bölgesel konumunu, ABD ise bölgesel kararlılık ve stratejik
erişimi önceleyebilir. Farklı amaçların aynı ağ içerisinde kesişmesi ortak bir
stratejik sonuç yaratabilir. Bu nedenle stratejik güç ekosistemi klasik ittifak
kavramından daha açıklayıcıdır. İttifaklarda ortak tehdit ve ortak güvenlik yükümlülükleri
ön plandayken güç ekosisteminde farklı aktörlerin farklı çıkarları birbirini
tamamlayabilir. Sermaye bir aktör tarafından, enerji altyapısı başka bir aktör
tarafından, askeri kapasite üçüncü bir aktör tarafından sağlanabilir fakat
bunların oluşturduğu toplam yapı belirli bir bölgesel güç dengesini
etkileyebilir. İsrail'in GKRY'deki taşınmaz edinimleri bu nedenle tek başına
stratejik etkinin kanıtı değildir. Fakat taşınmaz mülkiyeti, demografik
kümelenme, enerji bağlantıları, önemli altyapılar, güvenlik iş birliği ve diplomatik ağlar aynı yönde gelişmeye devam
ederse bu unsurların birlikte stratejik etki alanı oluşturma kapasitesi
bulunmaktadır. Buradan hareketle bu araştırma sorusuna koşullu fakat güçlü bir
yanıt verilebilir: Mevcut gelişmeler İsrail'in GKRY'de tamamlanmış bir
stratejik etki alanına sahip olduğunu göstermemektedir. Ancak taşınmaz
edinimleri, demografik ve ekonomik kümelenmeler, enerji bağlantıları, önemli
altyapı ve güvenlik iş birliğinin birbirini tamamlayacak biçimde gelişmesi
GKRY'nin İsrail açısından uzun vadeli ve yüksek stratejik değer taşıyan bir etki
alanına dönüşebileceğini göstermektedir. Bu olasılığın gerçekleşmesi durumunda
GKRY'nin İsrail açısından önemi yalnızca ekonomik yatırım alanı olmaktan
çıkarak stratejik ileri alan niteliği kazanabilir. Buradaki "ileri
alan" kavramı askeri üs anlamında kullanılmamalıdır. Kavram, ekonomik,
demografik, teknolojik, enerjetik, lojistik ve güvenlik kapasitesinin bir arada
bulunması nedeniyle bir devletin bölgesel hareket ve güç projeksiyonu
kapasitesini artıran coğrafi alanı ifade etmektedir. Dolayısıyla çalışmanın
ulaştığı temel çözümleyici sonuç şudur: Stratejik etki, egemenliğe bir seçenek değil,
egemenlik altında etkinin derinleştirilmesidir. Bir devlet başka bir devletin
topraklarını yönetmeden de o topraklarda kendi çıkarları açısından olağanüstü
değer taşıyan, kalıcı ve çok boyutlu bir güç alanı oluşturabilir. İsrail'in
GKRY'deki gelişen varlığının uzun dönemli önemi de bu bakış açısından
değerlendirilmelidir.
Böyle Bir
Dönüşümün Türkiye'nin Güvenliği, Kıbrıs Siyasası ve Doğu Akdeniz Jeopolitiği
Bakımından Olası Sonuçları Nelerdir?
İsrail'in GKRY’de
taşınmaz edinimleriyle başlayan ekonomik varlığının, enerji altyapısı, nüfus
hareketleri, önemli altyapı ve güvenlik iş birliğiyle birlikte kalıcı bir
stratejik etki alanına dönüşmesi durumunda bunun Türkiye açısından sonuçları
yalnızca Kıbrıs sorunu bağlamında değerlendirilemez. Böyle bir dönüşüm
Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki güvenlik çevresini, deniz yetki alanlarına
ilişkin siyasalarını, enerji stratejisini ve bölgesel güç projeksiyonunu
doğrudan etkileyebilecek niteliktedir.
Kıbrıs
sorununun niteliğinde değişim: Türkiye açısından ilk ve belki de en önemli sonuç Kıbrıs
sorununun klasik Türkiye–Yunanistan–GKRY ekseninden çıkarak daha geniş bir
jeopolitik yarışma alanına dönüşme olasılığıdır. GKRY'nin İsrail açısından
ekonomik, demografik, enerjetik ve güvenlik bakımından giderek daha önemli bir
alan durumuna gelmesi durumunda Kıbrıs yalnızca Kıbrıs Türkleri ile Kıbrıs
Rumları arasındaki siyasal uyuşmazlığın konusu olmaktan çıkabilir. Ada aynı
zamanda İsrail'in Doğu Akdeniz'deki stratejik varlığının önemli bir bileşeni durumuna
gelebilir. Bu durum Türkiye açısından niteliksel bir değişiklik yaratır. Çünkü
Türkiye'nin karşısındaki aktör artık yalnızca GKRY ve Yunanistan olmayacak ve
onların İsrail, ABD ve Avrupa'daki bazı ekonomik ve enerji aktörleriyle
oluşturduğu çok katmanlı stratejik ağ olacaktır.
Türkiye'nin
Doğu Akdeniz'deki stratejik hareket alanının daralması: Türkiye'nin güneyinde Suriye, Kıbrıs
ve Doğu Akdeniz'i birbirinden tamamen bağımsız güvenlik alanları olarak
değerlendirmek giderek güçleşmektedir. İsrail'in Suriye'deki güvenlik
öncelikleri ile Türkiye'nin Suriye'deki askeri ve siyasal varlığı konusunda
ortaya çıkan görüş ayrılıkları Doğu Akdeniz'deki İsrail-GKRY ilişkilerine
eklendiğinde Türkiye'nin güney ve güneybatısındaki stratejik çevresinin daha
karmaşık duruma gelmesine neden olabilir. Bu nedenle GKRY'deki İsrail
varlığının Türkiye açısından önemi yalnızca adanın kendisiyle sınırlı değildir.
Suriye–Kıbrıs–Doğu Akdeniz ekseninin birbirine bağlanması Türkiye'nin
güneyindeki stratejik çevrenin yeni bir bütünlük kazanmasına yol açabilir.
Deniz
yetki alanları bakımından yeni baskı: GKRY'nin İsrail ile enerji ve güvenlik ilişkilerini
derinleştirmesi Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarına ilişkin siyasalarını
da etkileyebilir. Buradaki temel sorun enerji projelerinin hangi yollardan ve
hangi deniz yetki alanlarından geçirileceğidir. İsrail gazının, GKRY gazının
veya Doğu Akdeniz'deki diğer enerji kaynaklarının Avrupa'ya taşınmasında
Türkiye'nin dışarıda bırakıldığı yolların tercih edilmesi Ankara açısından
yalnızca ekonomik bir kayıp olarak değil, jeopolitik dışlanma olarak
algılanabilir. Bu nedenle enerji koridorları çalışmanın temel başlığında yer
alan güvenlik mimarisinden bağımsız değildir. Enerji yolları aynı zamanda güç yollarıdır.
Enerji ve
elektrik bağlantıları: Türkiye açısından daha uzun vadeli bir risk Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi
dışarıda bırakan enerji ve elektrik ağlarının kalıcı duruma gelmesidir. İsrail–GKRY–Yunanistan
üzerinden Avrupa'ya uzanabilecek doğal gaz ve elektrik bağlantıları ekonomik
açıdan başarılı olduğu takdirde Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin enerji merkezi olma
gizil gücünü kısmen sınırlayabilir. Burada sorun yalnızca "Türkiye
üzerinden boru hattı geçmesi" değildir. Daha önemli olan Türkiye'nin
enerji sisteminin dışında farklı bir bölgesel enerji mimarisinin
kurumsallaşmasıdır. Bu nedenle Türkiye açısından en önemli stratejik soru
şudur: Doğu Akdeniz'in gelecekteki enerji mimarisi Türkiye'nin katılımıyla mı,
yoksa Türkiye'nin dışında mı kurulacaktır? Bu sorunun yanıtı bölgenin gelecek
güç dengesi açısından önem taşımaktadır.
GKRY'nin
güvenlik değerinin artması
İsrail'in
GKRY'deki ekonomik ve demografik varlığı ile askeri ilişkileri birlikte
gelişirse GKRY'nin İsrail açısından stratejik değeri artacaktır. Bu durum
GKRY'yi doğrudan bir "İsrail askeri üssü" durumuna getirmeyebilir.
Ancak ada lojistik erişim, istihbarat, haberleşme, erken uyarı, deniz ve hava
hareketlerinin izlenmesi bölgesel krizlerde destek ve enerji altyapısının
korunması bakımından daha önemli bir konum kazanabilir. Türkiye açısından sorun
tam da burada ortaya çıkmaktadır. Askeri üs ile stratejik erişim alanı aynı şey
değildir. Bir devletin başka bir ülkede kalıcı askeri üs kurmasına gerek
kalmadan o ülkenin altyapısına ve güvenlik sistemine erişim sağlayabilmesi de
önemli bir stratejik kapasite oluşturabilir.
KKTC'nin
stratejik öneminin artması: İsrail-GKRY ilişkilerinin derinleşmesi paradoksal biçimde
Kuzey Kıbrıs'ın Türkiye açısından stratejik önemini artırabilir. Türkiye
açısından KKTC'nin değeri yalnızca Kıbrıs Türklerinin güvenliği ve Kıbrıs
sorunundaki siyasal durumla sınırlı değildir. Ada üzerindeki Türk askeri ve siyasal
varlığı Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki deniz ve hava hareketleri açısından da
önem taşımaktadır. Dolayısıyla GKRY'nin stratejik değerinin artması Türkiye'nin
KKTC'ye ilişkin yaklaşımını da dönüştürebilir: Kıbrıs Türklerinin güvenliği,
Doğu Akdeniz güvenliği, Türkiye'nin deniz güvenliği ve bölgesel stratejik
erişim. Bu zincir, KKTC'nin Türkiye açısından uzun dönemli stratejik değerini
artırabilir.
ABD etmeni:
Türkiye açısından en
karmaşık boyutlardan biri ABD'nin rolüdür. İsrail-GKRY ilişkilerinin ABD
tarafından enerji, güvenlik ve bölgesel kararlılık çerçevesinde desteklenmesi durumunda
Ankara'nın karşısındaki yapı yalnızca İsrail ve GKRY'den oluşmayacaktır. Bu
nedenle Türkiye'nin doğrudan İsrail karşıtı bir strateji geliştirmesi yeterli
olmayabilir. Ankara aynı zamanda Washington ile ilişkilerini koruyarak Doğu
Akdeniz'deki kendi stratejik çıkarlarını savunmak zorunda kalacaktır. Bu da
Türkiye açısından klasik askeri dengelemeden daha karmaşık bir strateji
gerektirir: İsrail ile yarışma, ABD ile ilişkileri koruma, AB ile enerji
ilişkilerini sürdürme, Yunanistan'la gerilimi denetim altında tutma ve KKTC'yi
güçlendirme.
Türkiye'nin
karşılaşabileceği temel stratejik risk: Bütün bu unsurlar bir araya getirildiğinde Türkiye açısından
ortaya çıkabilecek temel risk tek tek İsrail yatırımlarından veya tek tek
enerji projelerinden çok Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki stratejik hareket
alanının zaman içinde daralmasıdır. Bu nedenle riskin niteliğini şöyle ifade
etmek olanaklıdır: Asıl risk GKRY'nin İsrail tarafından "ele
geçirilmesi" değil, İsrail'in GKRY'de oluşturduğu ekonomik, demografik,
enerji ve güvenlik kapasitesinin zaman içinde Türkiye'nin dışlandığı kalıcı bir
bölgesel güç mimarisine dönüşmesidir. Bu ayrım önemlidir. Çünkü stratejik yarışma
çoğu zaman doğrudan toprak kazanımıyla değil, seçeneklerin azaltılmasıyla
gerçekleşir.
Değerlendirme:
Dördüncü araştırma
sorusunun sonucunda şu değerlendirmeye ulaşılabilir: İsrail'in GKRY'deki
ekonomik ve demografik varlığının enerji ve güvenlik ilişkileriyle bütünleşerek
kalıcı bir stratejik etki alanına dönüşmesi durumunda Türkiye açısından temel
sonuç Kıbrıs sorununun İsrail boyutunun güçlenmesi ve Doğu Akdeniz'deki stratejik
hareket alanının daralma olasılığıdır. Bu dönüşüm Türkiye'nin deniz yetki
alanları, enerji güvenliği, KKTC siyasası, güney güvenlik çevresi ve bölgesel
güç projeksiyonu üzerinde uzun dönemli etkiler yaratabilir. Ancak bu sonuç
kaçınılmaz bir gelişme olarak değil, mevcut eğilimlerin devam etmesi durumunda
ortaya çıkabilecek bir stratejik senaryo olarak değerlendirilmelidir. Buradan
sonra çalışmanın doğal olarak ulaşacağı beşinci ve son soru, artık teşhis değil
Türkiye'nin nasıl karşılık verebileceği sorusudur: Türkiye bu gelişmeyi
önlemek, dengelemek veya kendi çıkarları doğrultusunda yönetmek için hangi
ekonomik, diplomatik, hukuksal, enerji bağlamlı ve askeri-stratejik araçları
kullanabilir?
Türkiye
Bu Gelişmelere Nasıl Karşılık Verebilir?
İsrail'in GKRY’de
taşınmaz edinimleri ekonomik ve demografik varlığı, enerji bağlantıları ve
güvenlik iş birliğinin zaman içinde bütünleşerek kalıcı bir stratejik etki
alanına dönüşmesi olasılığı Türkiye açısından yalnızca tepki verilmesi gereken
bir güvenlik sorunu değil, uzun vadeli bir stratejik karşılık ve güç dengeleme siyasası
gerektiren bir gelişmedir. Bununla birlikte Türkiye'nin vereceği karşılığın
doğrudan askeri yarışma üzerine kurulması mevcut koşullarda hem gereksiz hem de
yüksek maliyetli olacaktır. Daha akılcı yaklaşım ekonomik, diplomatik, hukuksal,
enerji bağlamlı, teknolojik ve savunma araçlarının birlikte kullanıldığı çok
boyutlu bir strateji geliştirmektir.
Türkiye'nin
ilk yapması gereken, GKRY'deki İsrail kaynaklı taşınmaz edinimlerini sistemli
biçimde izlemektir. Burada yalnızca satın alınan taşınmazların sayısı değil,
bunların nerelerde bulunduğu, büyüklükleri, aynı kişiler veya şirketlerle
bağlantıları, arazi kullanım amaçları, proje niteliği, önemli altyapılara
uzaklıkları ve zaman içerisinde nasıl bir mülkiyet yoğunlaşması oluşturdukları
izlenmelidir. Özellikle Larnaka–Pyla–Ormideia–Pervolia hattı gibi yoğunlaşma
gösteren alanlar ekonomik ve demografik göstergelerle birlikte
değerlendirilmelidir. Böyle bir izleme mekanizması taşınmaz edinimini tek
başına tehdit olarak görmek yerine, ekonomik etkinlik ile stratejik kapasite
arasındaki olası bağlantıların erken saptanmasını sağlayabilir.
İkinci
olarak Türkiye'nin KKTC'nin ekonomik ve stratejik kapasitesini güçlendirmesi
önem taşımaktadır. GKRY'nin İsrail açısından stratejik değerinin yükselmesi
karşısında Türkiye'nin yalnızca diplomatik açıklamalarla yetinmesi yeterli
olmayacaktır. KKTC'nin ulaştırma, enerji, telekomünikasyon, turizm,
yükseköğretim, teknoloji ve sağlık altyapısının geliştirilmesi, Kuzey Kıbrıs'ın
ekonomik açıdan daha dirençli ve Türkiye ile daha bütünleşmiş bir yapı
kazanmasını sağlayabilir. Buradaki amaç yalnızca GKRY ile yarışmak değil,
Kıbrıs'ın kuzeyini Türkiye'nin Doğu Akdeniz stratejisinin ekonomik ve
teknolojik bir bileşeni durumuna getirmektir.
Üçüncü alan
enerjidir. Türkiye, Doğu Akdeniz'deki enerji denkleminde dışarıda bırakılmasını
önlemek için enerji kaynaklarının Türkiye üzerinden Avrupa'ya
ulaştırılabileceği seçenekleri canlı tutmalıdır. Bunun yanında Türkiye'nin
kendi deniz yetki alanlarındaki araştırma ve üretim etkinliklerini KKTC'nin
hidrokarbon haklarına ilişkin siyasalarını ve bölgesel enerji diplomasisini eş
zamanlı yürütmesi gerekir. Buradaki temel hedef belirli bir boru hattı
projesini zorunlu olarak gerçekleştirmekten çok Türkiye'nin bölgesel enerji
mimarisinin vazgeçilmez aktörlerinden biri olma konumunu korumaktır.
Dördüncü
olarak elektrik enerjisi ve yeni enerji teknolojileri üzerinde durulmalıdır.
Doğu Akdeniz'de doğal gaz kadar elektrik bağlantıları da geleceğin stratejik
altyapılarından biri durumuna gelmektedir. Türkiye'nin enerji sisteminin
Kıbrıs'la bağlantısı, yenilenebilir enerji yatırımları ve bölgesel elektrik
ağları uzun vadede Türkiye'nin enerji ve jeopolitik etkisini artırabilecek
alanlardır. Bu nedenle Türkiye'nin karşı-stratejisi yalnızca fosil yakıtlara
dayanmamalı ve elektrik, güneş enerjisi, depolama ve enerji teknolojilerini de
kapsamalıdır.
Beşinci
olarak Türkiye deniz gücünü ve caydırıcılığını korumalıdır. Ancak burada amaç
İsrail'le askeri çatışmaya girmek değil, Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin hesaba
katılmadığı herhangi bir stratejik düzenin oluşturulamayacağını göstermektir.
Deniz kuvvetleri, hava gücü, denizaltılar, insansız sistemler, keşif-gözetleme
ve istihbarat kapasitesi bu çerçevede değerlendirilmelidir. Askeri kapasitenin
temel işlevi savaşmak değil, stratejik seçenekleri korumaktır.
Altıncı
olarak Türkiye'nin ABD ve AB ile ilişkilerini tamamen İsrail dosyasına
indirgememesi gerekir. İsrail-GKRY ilişkilerinin ABD desteğiyle güçlenmesi durumunda
Türkiye'nin yalnızca İsrail'i hedef alan bir söylem geliştirmesi Ankara'nın
diplomatik hareket alanını daraltabilir. Bunun yerine Türkiye ABD ve Avrupa
ülkeleriyle enerji güvenliği, NATO, ticaret, göç, bölgesel kararlılık ve Doğu
Akdeniz'in güvenliği gibi ortak çıkar alanlarını kullanarak kendi yaklaşımını
anlatmalıdır.
Bu noktada hukuksal
ve diplomatik savaşım da önem kazanmaktadır. Türkiye, KKTC'nin ve Kıbrıs
Türklerinin doğal kaynaklar üzerindeki haklarını uluslararası hukuk ve mevcut
anlaşmalar çerçevesinde sürekli gündemde tutmalıdır. Bunun yanında Türkiye'nin
deniz yetki alanlarına ilişkin savlarını yalnızca askeri araçlarla değil,
uluslararası hukuk, diplomatik girişimler, bilimsel çalışmalar ve uluslararası
enerji diplomasisi yoluyla desteklemesi gerekir.
Yedinci
olarak Türkiye'nin istihbarat ve açık kaynak çözümleme kapasitesini
geliştirmesi gerekmektedir. Taşınmaz edinimleri gibi görünüşte ekonomik olan etkinliklerin
stratejik sonuçlarını anlayabilmek için yalnızca klasik güvenlik istihbaratı
yeterli değildir. Şirket sahiplikleri, sermaye hareketleri, taşınmazların yersel/alansal
dağılımı, proje ortaklıkları, nüfus hareketleri, enerji altyapısı ve güvenlik
anlaşmaları birlikte izlenmelidir. Bu nedenle Türkiye'nin GKRY'ye ilişkin
ekonomik-jeopolitik erken uyarı sistemi geliştirmesi yararlı olacaktır.
Burada
çalışmanın temel kavramlarından biri yeniden önem kazanmaktadır: Stratejik Güç
Ekosistemi. Türkiye'nin karşılığı da aynı mantıkla oluşturulmalıdır. İsrail'in
GKRY'de sermaye, taşınmaz, nüfus, enerji ve güvenlik unsurlarını birbirini
destekleyen bir yapı durumuna getirmesi olasılığına karşı Türkiye yalnızca askeri
güçle değil, kendi ekonomik–enerjetik–teknolojik–demografik–diplomatik–askeri
güç ekosistemini geliştirmelidir.
Bu nedenle
Türkiye'nin stratejisi "karşı koyma"dan çok "dengeleyici
kapasite oluşturma" şeklinde tasarlanmalıdır. Bununla birlikte,
Türkiye'nin GKRY'deki İsrail taşınmaz edinimlerine doğrudan müdahale etmesi
gerçekçi değildir. GKRY'nin hukuksal statüsü, AB üyeliği ve özel mülkiyet
rejimi dikkate alındığında Türkiye'nin bu alandaki doğrudan araçları sınırlıdır.
Dolayısıyla Ankara'nın temel hedefi GKRY'deki her bir mülkiyet işlemini
engellemek değil, bu işlemlerin Türkiye'nin aleyhine bütünleşik bir stratejik
güç mimarisine dönüşmesini önlemek olmalıdır. Bu çerçevede Türkiye açısından
beş temel stratejik hedef ortaya çıkmaktadır: Kıbrıs'ta stratejik dengeyi
korumak, KKTC'nin ekonomik ve teknolojik kapasitesini güçlendirmek, Doğu
Akdeniz enerji ve elektrik ağlarının dışında kalmamak, deniz ve hava
alanlarında caydırıcılığını sürdürmek ve ABD, AB, Yunanistan ve bölge
ülkeleriyle ilişkilerde diplomatik hareket alanını korumak. Bütün bu araçların
ortak amacı, İsrail'in GKRY'deki varlığını ortadan kaldırmak değil, tek taraflı
ve Türkiye'yi dışlayan bir stratejik güç birikiminin bölgesel güç dengesini
kalıcı biçimde değiştirmesini önlemektir.
Türkiye'nin
en akılcı karşılığı İsrail'in GKRY'deki ekonomik ve stratejik varlığını
doğrudan askeri yollarla engellemeye çalışmak değil, KKTC'nin ekonomik ve
teknolojik kapasitesini güçlendiren, Doğu Akdeniz'deki enerji ve elektrik
ağlarında Türkiye'nin konumunu koruyan, deniz ve hava caydırıcılığını sürdüren,
uluslararası hukuk ve diplomasi araçlarını etkili kılan ve ABD ile Avrupa'yla
ilişkilerde hareket alanını saklı tutan çok boyutlu bir stratejik dengeleme siyasası
geliştirmektir. Böyle bir yaklaşım Türkiye'nin yalnızca mevcut gelişmelere
tepki vermesini değil, Doğu Akdeniz'de oluşabilecek yeni stratejik güç
ekosisteminin şekillenmesine etkili biçimde katılmasını sağlayacaktır.
Bu noktada
beş araştırma sorusunun tamamı birlikte değerlendirildiğinde çalışmanın ana savı
da belirginleşmektedir: Taşınmaz edinimi tek başına stratejik güç değildir
ancak mülkiyetin sermaye, nüfus, enerji, altyapı ve güvenlik ilişkileriyle
birleşmesi egemenlik devri olmaksızın kalıcı bir stratejik etki alanı
yaratabilir. Doğu Akdeniz'de asıl sorun da bu dönüşümün gerçekleşip
gerçekleşmeyeceği ve Türkiye'nin bu dönüşüme ne ölçüde hazırlıklı olduğudur.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışma
İsrail'in GKRY’deki taşınmaz edinimlerini yalnızca ekonomik veya gayrimenkul
piyasasına ilişkin bir olgu olarak değil, Doğu Akdeniz'de ortaya çıkmakta olan
daha geniş bir stratejik güç ekosisteminin olası bileşeni olarak incelemiştir.
Çalışmanın temel hareket noktası bir devletin başka bir devletin topraklarında
doğrudan egemenlik kurmaksızın mülkiyet, sermaye, nüfus, altyapı, enerji,
güvenlik ve diplomatik ilişkiler aracılığıyla kendisi açısından yüksek
stratejik değere sahip ve süreklilik gösteren bir etki alanı oluşturabileceği
varsayımıdır.
Araştırmanın
ilk bulgusu İsrail kaynaklı taşınmaz edinimlerinin sayısal ve yersel/alansal
yoğunlaşma bakımından dikkate değer bir düzeye ulaşmış olmasıdır. Larnaka,
Limasol ve Baf'ta binlerce taşınmazın İsrailli alıcılarla ilişkilendirilmesi bu
gelişmenin bireysel yatırım davranışlarının ötesinde incelenmesini gerekli
kılmaktadır. Özellikle Larnaka çevresindeki Pyla, Ormideia ve Pervolia gibi
yerleşimlerde görülen yoğunlaşma ve bazı yatırımların büyük arazi parçaları, tatil
köyleri ve kapalı toplu yerleşim projeleri biçiminde gerçekleşmesi mülkiyet ile
yersel/alansal ve demografik kümelenme arasındaki ilişkiyi önemli duruma
getirmektedir.
Bununla
birlikte araştırmanın önemli bir yöntembilimsel sonucu bu gelişmelerin doğrudan
"İsrail devletinin GKRY'yi ele geçirme stratejisi" olarak
yorumlanamayacağıdır. Taşınmaz satın alan her İsrail vatandaşının veya
şirketinin devlet adına hareket ettiğini varsaymak bilimsel olarak olanaklı
değildir. Bireysel yatırım, ticari karlılık, ikinci konut edinimi, yaşam
koşulları ve güvenlik arayışı gibi çok çeşitli nedenler söz konusu olabilir.
Dolayısıyla bireysel yatırım davranışı ile devlet stratejisi arasında doğrudan
özdeşlik kurulması doğru değildir.
Ancak bu saptama
söz konusu yatırımların stratejik sonuçlarının bulunamayacağı anlamına da
gelmez. Çok sayıda bireysel ve kurumsal yatırımın belirli coğrafyalarda
yoğunlaşması, büyük ölçekli projelerle bütünleşmesi ve kalıcı nüfus hareketleri
yaratması durumunda başlangıçta stratejik bir amaç taşımayan ekonomik etkinlikler
dahi zaman içerisinde stratejik sonuçlar üretebilir. Çalışmanın özgün yaklaşımı
tam olarak bu noktaya dayanmaktadır: niyet ile sonuç birbirinden ayrılmalıdır.
İkinci
önemli bulgu taşınmaz edinimlerinin Doğu Akdeniz'deki enerji ve önemli altyapı
dönüşümünden bağımsız değerlendirilemeyeceğidir. İsrail, GKRY, Yunanistan ve
diğer bölgesel aktörler arasındaki enerji ilişkileri, doğal gazın yanı sıra
elektrik bağlantıları, ulaştırma, limanlar ve diğer altyapı ağlarını da
kapsamaktadır. Bu gelişmelerin tamamının İsrail'in taşınmaz edinimleriyle
doğrudan bağlantılı olduğunu ileri sürmek olanaklı değildir. Ancak aynı
coğrafyada ekonomik mülkiyet, enerji altyapısı, ulaştırma bağlantıları ve
güvenlik ilişkilerinin birlikte gelişmesi yersel/alansal yakınlık ile stratejik
kapasite arasındaki ilişkinin ayrıca incelenmesini gerektirmektedir.
Üçüncü bulgu
İsrail-GKRY ilişkilerinin ekonomik ilişkilerin ötesine geçerek güvenlik ve
savunma boyutu kazandığıdır. Bu durum taşınmaz edinimlerinin kendiliğinden askeri
nitelik kazanması anlamına gelmez. Ancak ekonomik varlık, enerji bağlantıları
ve güvenlik iş birliğinin aynı coğrafyada ve uzun dönem içerisinde birbirini
desteklemesi GKRY'nin İsrail açısından stratejik değerini yükseltebilir.
Bu noktada
çalışmanın temel kavramsal sonucu ortaya çıkmaktadır. Stratejik etki alanı
oluşturmak için egemenlik devrine gereksinme yoktur. Bir devlet, başka bir
devletin hukuksal egemenliğine dokunmaksızın o ülkede ekonomik, demografik,
teknolojik, enerjetik ve güvenlik kapasitesini artırabilir. Bu kapasite belirli
bir süreklilik ve yoğunluk kazandığında ilgili ülke topraklarının belirli
bölümleri söz konusu devlet açısından yüksek stratejik değer taşıyan bir etki
alanına dönüşebilir.
Bu nedenle
çalışma açısından belirleyici olan "İsrail GKRY'yi denetliyor mu?"
sorusu değildir. Daha anlamlı soru şudur: İsrail'in GKRY'deki ekonomik,
demografik, enerji bağlamlı ve güvenlik varlığı, zaman içerisinde birbirini
destekleyen kalıcı bir stratejik kapasite oluşturabilecek midir?
Mevcut
bulgular bu dönüşümün tamamlandığını göstermemektedir. Ancak böyle bir
dönüşümün maddi ve kurumsal önkoşullarının bazı alanlarda oluşmaya başladığı
yönünde değerlendirme yapılmasını olanaklı kılmaktadır. Bu nedenle çalışmada
"stratejik etki alanı oluşmuştur" biçimindeki kesin bir yargı yerine
"stratejik etki alanı oluşumu olasılığı" kavramının kullanılması daha
isabetlidir.
Türkiye
açısından sonuçlar
Bu
gelişmenin Türkiye bakımından önemi daha geniştir. İsrail-GKRY ilişkilerinin
ekonomik, enerji ve güvenlik boyutlarının birbirine eklemlenmesi durumunda
Kıbrıs Türkiye açısından yalnızca geleneksel Kıbrıs sorununun bir parçası
olmaktan çıkıp Doğu Akdeniz'deki daha geniş güç yarışmasının merkezi
unsurlarından biri durumuna gelebilir. Böyle bir durumda Türkiye'nin karşısında
yalnızca GKRY ve Yunanistan'dan oluşan bir yapı bulunmayacaktır. İsrail'in yanı
sıra ABD ve Avrupa'nın çeşitli aktörlerinin de farklı düzeylerde karıştığı çok
katmanlı bir stratejik ağ ortaya çıkabilir. Buradaki risk, doğrudan askeri bir
kuşatmadan çok Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki stratejik hareket alanının zaman
içinde daralmasıdır. Özellikle enerji ve elektrik bağlantılarında Türkiye'nin
dışarıda bırakıldığı farklı yolların kurumsallaşması Türkiye'nin bölgesel
enerji merkezi olma kapasitesini etkileyebilir. Benzer şekilde GKRY'nin
stratejik altyapısının İsrail ve diğer aktörlerle daha fazla bütünleşmesi
adanın Türkiye açısından güvenlik değerini artırabilir. Bununla birlikte bu
gelişmelerin Türkiye açısından kaçınılmaz biçimde olumsuz sonuçlar doğuracağı
da söylenemez. Türkiye'nin önemli bir askeri kapasiteye, büyük bir iç pazara,
enerji altyapısına, jeostratejik konuma ve KKTC üzerinden doğrudan Kıbrıs
varlığına sahip olması Ankara'ya önemli dengeleme araçları sağlamaktadır. Dolayısıyla
Türkiye'nin akılcı stratejisi doğrudan çatışma değil, çok boyutlu dengeleme
olmalıdır. KKTC'nin ekonomik, teknolojik ve altyapısal kapasitesinin
güçlendirilmesi, Doğu Akdeniz enerji ve elektrik ağlarında Türkiye'nin
dışlanmasının önlenmesi, deniz ve hava caydırıcılığının korunması ve
uluslararası hukuk ve diplomatik araçların daha etkili kullanılması ve ABD ile
Avrupa ülkeleriyle ilişkilerde stratejik hareket alanının korunması bu siyasanın
temel unsurları olmalıdır. Burada özellikle KKTC'nin rolü yeniden
düşünülmelidir. GKRY'nin stratejik değerinin artması karşısında KKTC yalnızca
Kıbrıs sorununun siyasal bir unsuru olarak değil, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki
ekonomik, enerji, teknolojik ve güvenlik stratejisinin etkili bir bileşeni
olarak ele alınmalıdır.
Sonuç
Çalışmanın
bütün bulguları birlikte değerlendirildiğinde, Doğu Akdeniz'de ortaya çıkan
gelişmenin klasik anlamdaki askeri ittifaklardan daha karmaşık bir nitelik
taşıdığı görülmektedir. Yeni stratejik güç ilişkileri yalnızca askeri üsler
veya savunma anlaşmaları yoluyla değil, taşınmaz mülkiyeti, sermaye, nüfus,
enerji, altyapı, teknoloji ve diplomasi üzerinden de kurulabilmektedir. Bu
nedenle çalışmanın temel savı şu şekilde ortaya konulabilir: Bir devletin başka
bir devletin topraklarında egemenlik kurmadan, mülkiyet, sermaye, nüfus,
altyapı, enerji, güvenlik ve diplomatik ilişkiler yoluyla kendisi için yüksek
stratejik değere sahip sürekli bir etki alanı oluşturması olanaklıdır.
İsrail'in GKRY'deki artan ekonomik ve demografik varlığı ile enerji ve güvenlik
ilişkilerinin birlikte gelişmesi böyle bir stratejik etki alanının oluşumuna
ilişkin önemli bir olanak ortaya koymaktadır. Bu yaklaşım taşınmaz edinimlerini
tek başına bir güvenlik tehdidi olarak görmemekte fakat mülkiyetin başka güç
unsurlarıyla birleştiğinde stratejik bir kapasiteye dönüşebileceğini kabul
etmektedir. Dolayısıyla asıl sorun kaç taşınmaz satın alındığından çok bu
taşınmazların hangi sermaye yapıları, hangi nüfus hareketleri, hangi
altyapılar, hangi enerji koridorları ve hangi güvenlik ilişkileriyle
birleştiğidir.
Sonuç olarak
Doğu Akdeniz'deki yeni güç dengesi yalnızca donanmaların, askeri üslerin veya
doğal gaz alanlarının dağılımıyla açıklanamayacak kadar karmaşık duruma
gelmektedir. Mülkiyet de artık jeopolitiğin araçlarından biri durumuna
gelmektedir. Bu nedenle Türkiye'nin bölgesel stratejisi de yalnızca askeri
caydırıcılık üzerine değil, ekonomik, demografik, enerji, teknolojik,
diplomatik ve askeri kapasitenin birlikte geliştirilmesine dayanmalıdır.
Bu
çalışmanın ortaya koyduğu Stratejik Güç Ekosistemi yaklaşımı tam da bu nedenle
önem taşımaktadır. Çünkü geleceğin Doğu Akdeniz yarışmasında belirleyici olan
tek tek aktörlerin sahip oldukları güç unsurlarından çok bu unsurları
birbirleriyle ne ölçüde ilişkilendirebildikleri ve sürdürülebilir bir stratejik
kapasiteye dönüştürebildikleridir. Türkiye açısından temel sorun da bu
ekosistemin dışında kalmamak ve kendi stratejik güç ekosistemini zamanında
oluşturmaktır.
Kaynakça
Cyprus Mail.
(2025, June 22). Foreign buying frenzy hits Cyprus. Cyprus Mail
Cyprus Mail.
(2025, June 24). AKEL focuses on Israelis and Cyprus for sale fears.
Cyprus Mail.
(2025, June 28). ‘I condemned anti-Semitic rhetoric, not criticism of Israel’.
Cyprus Mail
Government of
Cyprus. (2023, September 4). Joint statement by Cyprus, Greece, Israel after
the 9th Trilateral Summit, held on 4 September 2023, in Lefkosia. Government of
Cyprus
Government
of Cyprus. (2023, June 29). Common press release of the Ministries of Energy of
Greece and Cyprus on the participation of ADMIE in the EuroAsia Interconnector.
Government of Cyprus
Government
of Cyprus. (2024). International defence cooperation agreements. National Guard
General Staff. Government of Cyprus – National Guard
Government
of Cyprus. (2025, November 6). Joint statement on the 3+1 Energy Ministerial in
Athens, Greece. Government of Cyprus
Government
of Cyprus. (2025). Joint Declaration of the 10th Trilateral Summit of Israel,
Greece, and Cyprus. Government of Cyprus
Government
of Cyprus. (2026, June 12). Joint statement on the Eastern Mediterranean 3+1
Energy Ministerial Dialogue in Houston, United States of America. Government of
Cyprus
National
Open Data Portal of Cyprus. (n.d.). Sales of immovable property to foreigners
(EU citizens and third-country citizens). Government of the Republic of Cyprus.
National Open Data Portal of Cyprus