Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

22 Eylül 2026 Salı

 

Bankerlerden Fonlara: Değişen Araçlar, Değişmeyen Tehlike

 

Prof.  Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

Ekonomist değilim.

Bunu özellikle söyleyerek başlayayım.

Türkiye'nin bugün karşı karşıya bulunduğu fon sorununu bir ekonomi uzmanı gibi değerlendirme savında değilim. Fakat uzun yıllar kamu yönetimiyle, devletin düzenleme ve denetleme işlevleriyle ve ekonomik yaşamın kamu siyasalarıyla ilişkisiyle ilgilenmiş bir insan olarak ekonomik olayların yalnızca rakamlarına değil, işleyiş biçimlerine de bakmanın gerekli olduğunu düşünüyorum.

Son günlerde yatırım fonları etrafında yaşananları izlerken aklıma ister istemez Türkiye'nin 1980'lerin başında yaşadığı bankerler krizi geliyor.

Aradan yaklaşık yarım yüzyıl geçti.

Finansal araçlar değişti.

Sermaye piyasaları gelişti.

Elektronik işlem sistemleri ortaya çıktı.

Düzenleyici kurumların kapasitesi arttı.

Ama insan davranışı değişmedi.

Daha doğrusu, finansal sistemlerin bazı temel zayıflıkları değişmedi.

Bu nedenle bugün sormamız gereken soru “Yeni bankerler mi ortaya çıktı?” olmamalı.

Asıl soru şu: Bankerler krizinde ortaya çıkan finansal mekanizma ile bugün bazı yatırım fonlarında ortaya çıktığı açıklanan mekanizma arasında nasıl bir benzerlik vardır?

Ve daha önemlisi: Bu benzerlik bize ne anlatıyor?

Bankerler: Yüksek getiriyle büyüyen sistem

Türkiye, 24 Ocak 1980 kararlarının ardından ekonomik ve finansal açıdan önemli bir dönüşüm sürecine girdi.

Faiz oranlarının serbestleşmesiyle bankerler bankalarla birlikte birikim sahiplerinin kaynaklarına yönelmeye başladı. Daha yüksek faiz vaatleri doğal olarak daha fazla birikim sahibinin ilgisini çekti.

Sistem büyüdü.

Fakat yüksek faiz ödemenin bir bedeli vardı.

Toplanan paranın vaat edilen getiriyi sürdürebilecek gerçek bir ekonomik kazanç yaratması gerekiyordu.

Yeni müşterilerin sisteme girmesi giderek daha önemli oldu.

Sonunda sistem çöktü.

Mehmet Fatih Güner ve Kemal Coşkun'un 2025 yılında Çukurova Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi'nde yayımlanan araştırması tam da bu noktaya dikkat çekiyor. Yazarlar, bankerliğin devamı için yeni müşterilerin sisteme girmesinin zorunlu duruma geldiğini ve bu özelliği nedeniyle bankerlik faaliyetlerinin “Ponzi” sistemiyle güçlü biçimde benzeştiğini belirtiyorlar. Çalışmaya göre 1981 ve 1982'de iki dalga şeklinde yaşanan kriz sonucunda 500'den fazla banker iflas etmiş ve yüzbinlerce yatırımcı birikimlerini kaybetmişti.

Burada önemli olan bankerlerin kullandığı finansal aracın adı değildir.

Önemli olan sistemin kendisini sürdürebilmek için yeni kaynak girişine duyduğu gereksinmedir.

Ponzi nedir?

Burada “saadet zinciri” ile “Ponzi sistemini birbirinden ayırmak gerekiyor.

“Saadet zinciri” günlük dilde kullanılan geniş bir kavramdır.

Ponzi ise daha özel bir finansal mekanizmayı ifade eder.

Ponzi sisteminde mevcut yatırımcılara yapılan ödemeler, yeterli gerçek ekonomik kazançtan değil, sisteme sonradan giren yatırımcıların sağladığı kaynaklardan karşılanır.

Dolayısıyla sorunun özü yüksek getiri vaadi değildir.

Asıl sorun şudur: Sistem kendi yarattığı ekonomik değerle mi ayakta duruyor, yoksa sürekli yeni para girişine mi gereksinme duyuyor?

Yeni para girişi devam ettiği sürece sistem başarılıymış gibi görünebilir.

Yeni para kesildiğinde ise yapıdaki kırılganlık ortaya çıkar.

Bankerler krizini Ponzi sistemiyle ilişkilendiren akademik çalışmanın üzerinde durduğu temel benzerlik de budur.

Peki bugün ne oluyor?

Burada çok dikkatli olmak gerekiyor.

Bugünkü fon olayını doğrudan bir “Ponzi sistemi” olarak adlandırmak için elimizde yeterli hukuksal ve ekonomik kanıt bulunduğunu söylemek olanaklı değil.

Çünkü bugünkü yapı bankerlikten farklıdır.

Ortada hukuksal olarak kurulmuş yatırım fonları vardır.

Fonların portföylerinde gerçek sermaye piyasası araçları bulunmaktadır.

Dolayısıyla bugünkü fon krizini banker kriziyle özdeşleştirmek doğru olmaz.

Fakat başka bir soru sorabiliriz: Bazı fonların işleyişinde Ponzi mekanizmasını andıran bir kendini besleme döngüsü oluşmuş olabilir mi?

Bu soru artık yalnızca bir benzetme değildir.

Sermaye Piyasası Kurulu'nun 18 Eylül 2026 tarihli açıklaması son derece dikkat çekicidir.

SPK, 2025 yılının son çeyreğinde özellikle bazı serbest yatırım fonları ve para piyasası fonları aracılığıyla, belirli portföy yönetim şirketlerine ait fonların dolaşım oranı düşük paylarda, ekonomik gerçeklik ve şirketlerin temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğunun gözlemlendiğini açıklamıştır.

Daha da önemlisi, SPK bu konunun 2 Aralık 2025 tarihli Finansal İstikrar Komitesi toplantısında gündeme geldiğini belirtiyor.

Yani burada yalnızca son birkaç günde ortaya çıkmış bir piyasa hareketinden söz etmiyoruz.

Sorunun geçmişi 2025'e uzanıyor.

Nasıl bir mekanizma söz konusu?

Basitleştirerek düşünelim.

Bir fon, borsada dolaşımdaki payı sınırlı bir şirketin hisselerinde büyük bir pozisyon alıyor.

Yoğun talep hisse fiyatını yükseltiyor.

Hisse fiyatı yükselince fonun portföy değeri artıyor.

Fonun performansı yüksek görünüyor.

Yüksek performans yeni yatırımcıların ilgisini çekiyor.

Yeni yatırımcıların parası fona giriyor.

Fon daha fazla kaynakla aynı veya benzer hisselere yatırım yapabiliyor.

Fiyat yeniden yükseliyor.

Ve döngü tekrar ediyor.

Şöyle gösterebiliriz: Yeni para, yoğun alım, fiyat artışı, fon değerinde artış, yatırımcı ilgisi ve yeni para.

Bu mekanizma kendi başına suç değildir.

Hatta başarılı bir yatırım stratejisinde de buna benzer bir süreç yaşanabilir.

Fakat sorun başka yerde başlıyor: Fiyat yükselişi şirketin gerçek ekonomik değerinden kopuyor ve sistem yeni para girişine giderek daha fazla bağımlı duruma geliyorsa ne olur?

İşte o zaman Ponzi mekanizmasıyla benzerlik tartışması anlam kazanır.

SPK'nın söylediği daha da önemli

SPK'nın 18 Eylül açıklaması yalnızca düşük dolaşımlı hisselerdeki fiyat hareketlerinden söz etmiyor.

 

Kurul, yeni düzenlemelerin özellikle para piyasası fonları ile hisse senedi serbest fonların ilişkili taraflar arasında teminatsız borçlanma ve Borsa'daki olağandışı fiyat hareketleri yoluyla oluşturabilecekleri sistemik riskin finansal istikrara etkisini önlemek amacıyla hazırlandığını belirtiyor.

Bu çok önemli.

Çünkü sorun yalnızca yatırımcının “para kaybedip kaybetmemesi” değildir.

Sorun aynı zamanda: Fonun elindeki varlığın gerçek değeri nedir?

Bu varlık ne kadar likittir?

Fiyatı nasıl oluşmaktadır?

İlişkili taraflar arasında nasıl bir finansman ilişkisi vardır?

Bir fonun problemi diğer fonlara ve piyasaya ne ölçüde bulaşabilir? sorularıdır.

131 fon sorunu

17 Eylül 2026'da SPK yedi portföy yönetim şirketinin TEFAS'ta [1] işlem gören fonlarıyla ilgili alım-satım işlemlerine müdahale etti ve tasfiye sürecini başlattı.

İlk duyuruların ardından tasfiye kapsamındaki fon sayısı 131 olarak güncellendi. 20 Eylül tarihli SPK kararının ardından ise tasfiye sürecinde öngörülen üç aylık süre, fonların portföy yapıları ve piyasa koşulları dikkate alınarak altı aya çıkarıldı. SPK bunun, tasfiyenin mutlaka altı ay süreceği anlamına gelmediğini özellikle belirtti.

Burada kamuoyunun dikkat etmesi gereken önemli bir nokta var: 131 fonun tasfiyeye alınması bu fonlardaki bütün varlıkların kaybedildiği anlamına gelmiyor.

Tasfiye, portföydeki varlıkların belirli kurallar çerçevesinde nakde çevrilmesini ve yatırımcıların haklarının buna göre yerine getirilmesini öngören bir süreçtir.

Dolayısıyla 131 fonun toplam büyüklüğünü doğrudan “zarar” olarak nitelendirmek doğru değildir.

Peki kaç yatırımcı ve ne kadar para?

Burada da dikkatli olalım.

Basında iki farklı rakam yer alıyor.

Reuters'ın 17 Eylül tarihli haberinde tasfiye kapsamındaki fonların toplam büyüklüğü yaklaşık 891 milyar TL, yatırımcı sayısı ise yaklaşık 353 bin olarak veriliyor.

Buna karşılık CNBC-e kaynaklı haberlerde yaklaşık 826 milyar TL ve 514 binden fazla yatırımcı rakamları kullanılıyor.

Bankerler ile bugünkü fonlar aynı mı?

Hayır.

Bunu özellikle vurgulamak gerekir.

Bankerler doğrudan birikim sahibinden para topluyor ve yüksek faiz vaat ediyordu.

Bugünkü fonlar ise düzenlenmiş sermaye piyasası araçlarıdır.

Banker krizindeki sistem doğrudan birikim toplama ve yüksek faiz ödemeleri üzerinden çalışıyordu.

Bugünkü tartışma ise bazı fonların düşük dolaşımlı hisselerde yoğunlaşması, olağandışı fiyat hareketleri, ilişkili taraf finansmanı ve likidite sorunları etrafında şekilleniyor.

Dolayısıyla aynı olay değildir.

Fakat iki olay arasında bir düşünsel bağ kurulabilir.

O bağ şudur: Bir finansal sistemin görünürdeki büyüklüğü ile gerçek ekonomik değer yaratma kapasitesi aynı şey değildir.

Asıl tehlike: Kâğıt üzerindeki servet

Finansal piyasaların en ilginç ve en tehlikeli taraflarından biri budur.

Bir hissenin fiyatı iki katına çıkabilir.

Ama şirketin üretimi iki katına çıkmayabilir.

Karı iki katına çıkmayabilir.

Nakit akışı değişmeyebilir.

Borcu azalmaz.

Buna karşın fonun portföy değeri yükselir.

Yatırımcı kendisini daha zengin hisseder.

Ama bütün yatırımcılar aynı anda paralarını nakde çevirmek isterse ne olur?

İşte gerçek sınav burada başlar.

Ekranda görünen değer ile herkesin aynı anda gerçekleştirebileceği değer aynı şey değildir.

SPK'nın yeni düzenlemelerinde özellikle likidite, yoğunlaşma, ilişkili taraf işlemleri ve olağandışı fiyat hareketleri üzerinde durulması da bu nedenle önemlidir.

Fon krizinin Ponzi'den farkı

Burada belki de en önemli ayrımı yapmak gerekiyor.

Ponzi sisteminde yeni yatırımcıların parası, önceki yatırımcıların getirilerini karşılamak için kullanılır.

Bugünkü fon olayında ise ortada gerçek varlıklar bulunmaktadır.

Dolayısıyla: Fon krizi eşittir Ponzi denklemini kurmak doğru değildir.

Ama: Fonlarda ortaya çıkan bazı kendini besleyen fiyat–getiri–yeni para döngüleri Ponzi mekanizmasına benzeyen bir risktir denebilir.

Bu ikisi arasında çok önemli bir fark vardır.

Birincisi bir suçlama ve sonuçtur.

İkincisi ise bir çözümleme aracıdır.

Ben ikinci yaklaşımın bugün için daha doğru olduğunu düşünüyorum.

Ve şimdi en önemli soru

SPK'nın kendi açıklamasında çok önemli bir bilgi var: Sorun 2025'in son çeyreğinde gözlemlenmiş. 2 Aralık 2025'te Finansal İstikrar Komitesi'nin gündemine gelmiş. 2026'da düzenleme çalışmaları yürütülmüş. 28 Ağustos 2026'da yeni Fon Rehberi yayımlanmış. 17 Eylül'de ise tasfiye süreci başlatılmıştır.

Bu kronoloji bize başka bir soru sorduruyor: Bir risk 2025'in sonlarında görülmüşse neden 2026'nın Eylül ayına kadar büyümesine izin verildi?

Bu sorunun cevabını vermek benim işim değil.

Bunu ilgili kurumların, soruşturmaların ve gerektiğinde yargı süreçlerinin ortaya koyması gerekir.

Ama kamu yönetimi açısından soruyu sormak gerekir.

Çünkü düzenleme ve denetimin en önemli işlevi kriz çıktıktan sonra müdahale etmek değil, kriz oluşmadan önce riski görüp önlemektir.

Bankerler bize ne öğretti?

Bankerler krizinin üzerinden yaklaşık 45 yıl geçti.

Bugün çok daha gelişmiş bir finansal sistemimiz var.

SPK var.

Borsa İstanbul var.

Takasbank var.

Merkezi Kayıt Kuruluşu var.

TEFAS var.

Elektronik kayıt ve izleme sistemleri var.

Finansal okuryazarlık kavramı var.

Dolayısıyla 1981 Türkiye'si ile 2026 Türkiye'sini aynı kefeye koymak olanaklı değil.

Fakat finansal sistemlerin temel sorunu aynı: Güven.

Yatırımcı, parasının gerçek bir ekonomik değere dayandığına inanır.

Piyasa, fiyatların gerçek arz ve talebi yansıttığına inanır.

Düzenleyici kurumlar, kuralların herkese eşit uygulandığına inanılmasını sağlar.

Bu güven kaybolduğunda finansal sistemin teknik altyapısı ne kadar gelişmiş olursa olsun sorun büyür.

Son söz

Bankerler krizinden bugünkü fon krizine uzanan yaklaşık yarım yüzyıllık çizgide aynı olayın yinelendiğini söylemek doğru olmaz.

Bankerler başka bir sistemdi.

Ponzi başka bir mekanizmadır.

Bugünkü fon krizi ise henüz bütün yönleriyle ortaya çıkmış bir olay değildir.

Ama üçü arasında önemli bir ortak soru vardır: Finansal sistemin görünen büyüklüğünün arkasında gerçek ve sürdürülebilir ekonomik değer var mı?

Bence bugün sorulması gereken soru budur.

“Ponzi mi?” demeden önce “Değer nereden geliyor?” diye sormalıyız.

Bir fon yüksek getiri sağlıyorsa bu getiri nereden geliyor?

Bir hisse sürekli yükseliyorsa, şirketin ekonomik değeri de aynı ölçüde artıyor mu?

Bir fon büyüyorsa büyüme gerçek yatırım başarısından mı kaynaklanıyor, yoksa yeni yatırımcıların parasının sisteme girmesinden mi?

Bir varlık çok değerli görünüyorsa onu aynı anda herkes satmak istediğinde gerçekten o değerde alıcı bulunabilir mi?

Ve sonunda: Finansal sistem, yeni para girişine gereksinme duymadan kendi ekonomik değerini yaratabiliyor mu?

Bu soruların cevabı, “Ponzi” kelimesinden çok daha önemlidir.

Çünkü finansal krizlerin en tehlikeli anı, paranın kaybedildiği an değil, paranın gerçekten var olduğuna ilişkin inancın kaybedildiği andır.

Bankerler krizinde bunu gördük.

Bugünkü fon tartışması bize aynı soruyu yeniden hatırlatıyor.

Finansal araçlar değişiyor. Teknoloji değişiyor. Kurallar değişiyor. Ama finansal sistemin temel sınavı değişmiyor: Güvenin arkasında gerçekten ne var?



[1] TEFAS, Türkiye Elektronik Fon Alım Satım Platformu

21 Eylül 2026 Pazartesi

 

Maltepe Üniversitesi’nde Kurumsal Gerileme ve Üniversite Yönetimi: Öğrenci Talebi, Akademik Kapasite ve Siyasal Yönetişim İlişkisi (2018–2026)

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

Öz

Bu çalışma, Maltepe Üniversitesi’nde 2018–2026 döneminde ortaya çıkan kurumsal değişimi öğrenci talebi, akademik kapasite ve üniversite yönetimi arasındaki ilişkiler çerçevesinde incelemektedir. Araştırmanın temel amacı öğrenci talebindeki değişimin yalnızca yükseköğretim piyasasındaki genel koşullarla açıklanıp açıklanamayacağını ve üniversite yönetimindeki değişimlerin bu süreçte nasıl bir rol oynayabileceğini belirlemektir. Çalışma, görgül veriler temelinde karşılaştırmalı ve zaman serisine dayalı tek-olay araştırması olarak tasarlanmıştır. YÖK’ün 2018–2023 göstergeleri ile ÖSYM kaynaklı 2025–2026 yerleştirme verileri birlikte değerlendirilmiş ve öğrenci talebi ile akademik kapasite göstergeleri birbirinden ayrıştırılmıştır. Bulgular, Maltepe Üniversitesi’nin doluluk oranının 2022’de %94,1 iken 2026’da %49,4’e gerilediğini ve öğrenci çekme kapasitesinde belirgin bir zayıflama ortaya çıktığını göstermektedir. Buna karşılık 2018–2023 dönemindeki akademik göstergeler tek yönlü bir bozulmaya işaret etmemekte ve bazı göstergelerde iyileşme, bazılarında ise gerileme veya dalgalanma görülmektedir. Edibe Sözen’in Temmuz 2022’de rektör olarak atanması siyasal geçmişi ve kamusal görevleri nedeniyle yönetim-siyaset ilişkisi bakımından ayrıca incelenmiştir. Ancak bu özelliklerin üniversitenin başarım düzeyindeki gerilemenin nedeni olduğunu gösterecek doğrudan ve bağımsız kanıt bulunmamaktadır. Çalışma, öğrenci talebindeki gerileme ile yönetim ve akademik kapasite arasındaki ilişkinin araştırılması gerektiği ancak zamansal çakışmanın tek başına nedensellik oluşturmadığı sonucuna ulaşmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Maltepe Üniversitesi, vakıf üniversiteleri, öğrenci talebi, akademik kapasite, üniversite yönetimi, kurumsal gerileme, siyasal yönetişim, yükseköğretim

 

Abstract

This study examines institutional change at Maltepe University during the 2018–2026 period by focusing on the relationship between student demand, academic capacity, and university governance. The main objective is to determine whether the decline in student demand can be explained solely by general conditions in the higher education market and to examine the possible role of changes in university governance. The study employs an empirical, comparative, time-series-based single-case research design. Indicators published by the Council of Higher Education (YÖK) for 2018–2023 and placement data derived from ÖSYM sources for 2025–2026 are evaluated together, while student demand and academic capacity are treated as distinct dimensions. The findings indicate a substantial decline in Maltepe University’s student-attraction capacity: the occupancy rate was 94.1% in 2022 and fell to 49.4% in 2026. However, academic indicators for 2018–2023 do not demonstrate a uniform deterioration; some indicators improved, whereas others declined or fluctuated. The appointment of Edibe Sözen as rector in July 2022 is examined in terms of university governance and its relationship with political and public institutions, given her previous political and public positions. Nevertheless, the available evidence does not establish a direct and independent causal relationship between these political connections and the decline in university performance. The study concludes that the relationship between declining student demand, academic capacity, and university governance requires further investigation, while temporal coincidence alone cannot establish causality.

Keywords: Maltepe University, foundation universities, student demand, academic capacity, university governance, institutional decline, political governance, higher education

GİRİŞ

Vakıf üniversiteleri, Türkiye yükseköğretim sisteminin son otuz yılı içinde giderek daha önemli bir kurumsal alan oluşturmuştur. Bu üniversiteler bir yandan yükseköğretime erişimin genişletilmesine ve program çeşitliliğinin artırılmasına katkıda bulunurken diğer yandan öğrenci talebi, akademik kadro niteliği, mali sürdürülebilirlik, kurumsal saygınlık ve yönetim kapasitesi bakımından birbirlerinden önemli ölçüde farklılaşabilmektedir. Bu nedenle bir vakıf üniversitesinin zaman içinde gösterdiği başarım düzeyi yalnızca öğrenci sayıları veya kontenjan dolulukları üzerinden değil, öğrenci talebi ile akademik kapasite ve kurumsal yönetim arasındaki ilişkinin birlikte incelenmesiyle anlaşılabilir.

Maltepe Üniversitesi bu açıdan dikkat çekici bir örnek oluşturmaktadır. Üniversitenin yükseköğretim sistemindeki konumu özellikle 2018 sonrasında öğrenci talebi bakımından belirgin bir değişim göstermiştir. Yükseköğretim Kurulu verilerinde üniversitenin toplam kontenjan doluluk oranı 2018 yılında yüzde 81,0 iken 2019'da yüzde 92,28'e, 2020'de yüzde 82,0'a, 2021'de yüzde 86,0'a ve 2022'de yüzde 94,1'e ulaşmıştır. Buna karşılık daha sonraki dönemde üniversitenin öğrenci talebinde belirgin bir gerileme ortaya çıkmış ve 2025 ve 2026 YKS sonuçlarına ilişkin veriler özellikle son doluluk bakımından üniversitenin İstanbul'daki vakıf üniversitelerinin genel görünümünün gerisinde kaldığını göstermiştir. Bu değişim geçici bir kontenjan hareketinden çok üniversitenin kurumsal çekiciliği ve öğrenci talebi bakımından daha uzun dönemli bir dönüşüm bulunup bulunmadığı sorusunu gündeme getirmektedir.

Ancak öğrenci talebindeki değişimin yalnızca YKS sonuçları üzerinden açıklanması yeterli değildir. Bir üniversitenin öğrenciler bakımından çekiciliği akademik kadronun niteliği ve sürekliliği, profesör ve doçentlerin kurumdaki ağırlığı, programların niteliği ve sürdürülebilirliği, araştırma ve yayın düzeyi, akreditasyonlar, mezunların iş gücü piyasasındaki konumu, öğrenci-öğretim elemanı ilişkisi ve üniversitenin kurumsal saygınlığı gibi çok sayıda unsurun bileşik etkisiyle oluşmaktadır. Dolayısıyla öğrenci talebindeki gerilemenin nedenlerini araştırmak öncelikle üniversitenin akademik kapasitesinde ve yönetim yapısında meydana gelen değişikliklerin belirlenmesini gerektirmektedir.

Bu noktada üniversite yönetimi araştırmanın özel önem taşıyan boyutlarından birini oluşturmaktadır. Maltepe Üniversitesi'nde 2022 yılında rektörlük görevine Prof. Dr. Edibe Sözen'in atanması yönetim açısından yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Sözen'in daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisinde Adalet ve Kalkınma Partisi İstanbul milletvekilliği yapmış olması ve daha sonra Cumhurbaşkanlığı Sosyal Siyasalar Kurulu üyeliği ile Basın İlan Kurumu Yönetim Kurulu Başkanlığı gibi kamusal görevler üstlenmiş bulunması bu dönemin yalnızca yönetsel değil, aynı zamanda üniversite yönetiminin siyasal çevrelerle ilişkisi bakımından da incelenmesini gerekli kılmaktadır. Bununla birlikte, bu tür görev ve ilişkilerin tek başına üniversitenin akademik veya kurumsal başarımımdaki değişimin nedeni olarak kabul edilmesi bilimsel açıdan olanaklı değildir. Burada yapılması gereken siyasal bağlantı ile kurumsal sonuç arasında doğrudan nedensellik varsaymak değil, aradaki yönetimsel ve akademik mekanizmaları görgül olarak araştırmaktır.

Bu araştırma bakımından özellikle önemli olan nokta da budur. Üniversite yönetiminin siyasal iktidarla ilişkisi ancak bunun akademik kadro yapısı, akademik personel hareketliliği, yönetici atamaları, çalışma koşulları, programların sürdürülmesi veya kapatılması ve araştırma kapasitesi gibi ara değişkenler üzerinden üniversitenin kurumsal işleyişine yansıdığı gösterilebildiği ölçüde açıklayıcı bir değişken niteliği kazanabilir. Aksi durumda siyasal bağlantı ile öğrenci talebindeki gerileme arasında yalnızca zamansal bir birliktelik bulunması nedensellik kurmak için yeterli olmayacaktır.

Nitekim Maltepe Üniversitesi bakımından akademik çalışma koşulları, akademik personelin ücret ve istihdam koşulları, öğretim elemanlarının işten çıkarılması ve yönetim uygulamaları konusunda farklı dönemlerde kamuoyuna ve Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine yansıyan sorunlar bulunmaktadır. 2022 yılında vakıf üniversitelerinde akademik personelin ücret ve çalışma koşullarına ilişkin tartışmalarda Maltepe Üniversitesi'nin de adı geçmiş ve 2024 yılında üniversitede “küçülme” ve bölüm kapatma gerekçeleriyle akademisyenlerin işten çıkarıldığına ilişkin haberler yayımlanmıştır. 2026 yılında ise akademik personel işten çıkarmalarına ilişkin yeni savlar TBMM gündemine taşınmıştır. Bunlar, kendi başlarına kurumsal gerilemenin nedeni olduklarını kanıtlamamakla birlikte akademik kapasite ile yönetim arasındaki ilişkinin araştırılması gereken somut olgular olduğunu göstermektedir.

Araştırmanın zaman aralığının 2018–2026 olarak belirlenmesinin temel nedeni de bu bütünlüğü sağlayabilmektir. Böylece 2022'de başlayan rektörlük dönemini önceleyen yaklaşık dört yıllık dönem ile bu dönemi izleyen yıllar karşılaştırılabilecek ve öğrenci talebi, akademik kapasite ve yönetim göstergelerinde meydana gelen değişikliklerin aynı zaman ekseni üzerinde izlenmesi olanaklı olacaktır. Böyle bir yaklaşım yalnızca “gerileme vardır” saptamasının ötesine geçerek gerilemenin ne zaman başladığını, hangi göstergelerde ortaya çıktığını ve yönetimsel değişikliklerle ne ölçüde örtüştüğünü araştırma olanağı sağlayacaktır.

Bu çerçevede araştırmanın temel sorunsalı Maltepe Üniversitesi'nin son yıllardaki başarım düzeyindeki değişimin yalnızca yükseköğretim piyasasındaki genel koşullarla açıklanıp açıklanamayacağıdır. İstanbul'daki vakıf üniversitelerinin genel öğrenci talebi eğilimi bir karşılaştırma zemini olarak kullanılarak Maltepe Üniversitesi'ndeki değişimin genel yükseköğretim eğilimlerinden ayrışıp ayrışmadığı incelenecektir. Ardından öğrenci talebindeki değişim ile akademik kadronun yapısı ve yönetimsel gelişmeler arasındaki zaman ilişkisi çözümlenecektir.

Bu araştırma böylece Maltepe Üniversitesi örneğinden hareketle daha geniş bir soruya da yönelmektedir: Vakıf üniversitelerinde yönetimin niteliği, akademik kapasitenin sürdürülebilirliği ve siyasal çevrelerle kurulan ilişkiler üniversitenin kurumsal başarım düzeyini ve dolayısıyla öğrenci talebini hangi mekanizmalar üzerinden etkileyebilir? Bu sorunun yanıtı önceden belirlenmiş bir siyasal veya yönetsel sonuca ulaşmak yerine 2018–2026 dönemine ilişkin doğrulanabilir verilerin karşılaştırılması ve aralarındaki ilişkilerin görgül olarak çözümlenmesi yoluyla aranacaktır.

Amaç ve Hedefler

Amaç

Bu araştırmanın temel amacı Maltepe Üniversitesi'nin 2018–2026 döneminde ortaya çıkan kurumsal başarım düzeyi değişimini, öğrenci talebi, akademik kapasite ve üniversite yönetimindeki değişimler arasındaki ilişkiler çerçevesinde çözümlemektir. Araştırmada özellikle son yıllarda belirginleşen öğrenci talebi ve kontenjan doluluklarındaki değişimin üniversitenin akademik kapasitesindeki ve yönetim yapısındaki değişimlerle ne ölçüde birlikte gerçekleştiği incelenecektir. Araştırmanın ikinci amacı, üniversite yönetiminin siyasal çevrelerle ilişkilerinin kurumsal başarım düzeyi üzerindeki olası etkisini nedensellik varsayımıyla değil, doğrulanabilir göstergeler ve ara mekanizmalar üzerinden incelemektir. Bu kapsamda yönetici atamaları, yöneticilerin kamusal ve siyasal geçmişleri, akademik personel hareketliliği ve yönetim uygulamalarına ilişkin kamuya yansıyan somut gelişmeler ile öğrenci talebi ve akademik kapasite göstergeleri karşılaştırılacaktır. Bu çerçevede araştırma, “siyasal bağlantı, yönetim değişikliği, akademik kapasite, kurumsal çekicilik ve öğrenci talebi” biçiminde varsayılan bir nedensellik zincirini başlangıçta doğru kabul etmeyecek ve söz konusu zincirin hangi halkalarının görgül verilerle desteklenebildiğini ve hangilerinin desteklenemediğini ortaya koymayı amaçlayacaktır.

Hedefler

Araştırmanın bu genel amacı doğrultusunda aşağıdaki hedeflere ulaşılması öngörülmektedir:

Maltepe Üniversitesi'nin 2018–2026 dönemindeki öğrenci talebi eğilimini belirlemek ve kontenjan, yerleşen öğrenci ve doluluk göstergelerindeki değişimi yıllar saygınlıkıyla ortaya koymak.

Maltepe Üniversitesi'ndeki değişimi İstanbul'daki vakıf üniversitelerinin genel eğilimiyle karşılaştırmak ve üniversitedeki gerilemenin yükseköğretim sistemindeki genel değişimlerden ne ölçüde ayrıştığını belirlemek.

Akademik kapasitedeki değişimi izlemek özellikle profesör, doçent ve doktor öğretim üyesi kadrolarının zaman içindeki durumunu olabildiği ölçüde ortaya koymak.

Akademik kapasitenin niteliğini değerlendirmek amacıyla mevcut ve doğrulanabilir YÖK göstergelerinden sınırlı sayıdaki temel başarım (performans) göstergesini kullanmak ve yayın, atıf, akreditasyon, uluslararasılaşma ve öğrenci-öğretim elemanı ilişkisi gibi göstergelerdeki değişimleri belirlemek.

Üniversite yönetimindeki temel değişimleri 2018–2026 zaman çizelgesi içinde ortaya koymak ve özellikle rektörlük değişikliklerinin gerçekleştiği dönemleri belirlemek.

Üniversite yöneticilerinin kamuya açık biçimde doğrulanabilen siyasal, kamusal ve kurumsal geçmişlerini ortaya koymak ancak bu geçmişleri tek başına siyasal yönlendirme veya akademik sonuçların nedeni olarak kabul etmemek.

Akademik personelin çalışma koşulları, görevden ayrılmaları veya işten çıkarılmaları ve yönetim uygulamalarına ilişkin TBMM, YÖK, üniversite ve güvenilir basın kaynaklarında belgelenmiş gelişmeleri belirlemek.

Öğrenci talebi, akademik kapasite ve yönetim değişkenleri arasındaki zaman ilişkilerini incelemek özellikle 2022 sonrasında ortaya çıkan değişimlerin önceki dönemle karşılaştırılmasını sağlamak.

Yönetim değişiklikleri ile akademik kapasite veya öğrenci talebi arasındaki ilişkide doğrudan kanıtlanabilen olgular ile yalnızca varsayım veya sav düzeyinde kalan açıklamaları birbirinden ayırmak.

Son olarak, Maltepe Üniversitesi örneğinden hareketle vakıf üniversitelerinde yönetim yapısının akademik kapasite ve kurumsal çekicilik üzerindeki rolünün hangi koşullarda araştırılabileceğine ilişkin daha genel bir değerlendirme yapmak.

Bu hedefler doğrultusunda araştırmanın temel ilkesi veriyle kanıtlanabilen değişim ile bu değişime ilişkin yorumun birbirinden ayrılmasıdır. Böylece çalışma, önceden belirlenmiş bir sonuca ulaşmaya çalışan bir inceleme yerine 2018–2026 döneminde meydana gelen kurumsal değişimin farklı göstergeler üzerinden yeniden kurulmasına dayanan bir çözümleme niteliği taşıyacaktır.

Araştırma Soruları

Araştırmanın amacı ve belirlenen hedefler doğrultusunda temel araştırma sorusu şu şekilde ortaya konulmuştur:

Temel Araştırma Sorusu: Maltepe Üniversitesi'nin 2018–2026 döneminde ortaya çıkan kurumsal gerilemesi öğrenci talebi, akademik kapasite ve üniversite yönetimindeki değişimler arasındaki ilişkiler çerçevesinde nasıl açıklanabilir ve bu süreçte üniversite yönetiminin siyasal çevrelerle ilişkisi ne ölçüde belirleyici bir etmen olarak değerlendirilebilir?

Bu temel sorunun çözümlenebilmesi için aşağıdaki alt araştırma sorularına yanıt aranacaktır:

Alt Araştırma Soruları

Maltepe Üniversitesi'nin öğrenci talebi 2018–2026 döneminde nasıl bir değişim göstermiştir ve bu değişim hangi yıllarda belirginleşmiştir?

Maltepe Üniversitesi'nin öğrenci talebindeki değişim aynı dönemde İstanbul'daki vakıf üniversitelerinin genel eğiliminden ne ölçüde ayrışmaktadır?

Üniversitenin akademik kapasitesi 2018–2026 döneminde nasıl değişmiştir? Özellikle profesör, doçent ve doktor öğretim üyesi kadrolarındaki değişim ne göstermektedir?

Öğrenci talebindeki değişim ile akademik kapasitedeki değişim arasında zamansal ve görgül bir ilişki kurulabilmekte midir?

Maltepe Üniversitesi'nin akademik başarım düzeyine ilişkin YÖK göstergelerinde 2018–2026 döneminde hangi değişimler ortaya çıkmıştır ve bu değişimler kurumsal gerileme savını ne ölçüde desteklemektedir?

2022 yılında başlayan Edibe Sözen rektörlüğü dönemi üniversitenin yönetim ve akademik yapılanması bakımından hangi değişikliklerle özellik kazanmıştır?

Sözen'in siyasal ve kamusal geçmişi ile Maltepe Üniversitesi rektörlüğüne atanma biçimi birlikte değerlendirildiğinde üniversite yönetiminin siyasal iktidarla ilişkisi bakımından hangi somut olgular ortaya çıkmaktadır?

2022–2026 döneminde akademik personelin çalışma koşulları, görevden ayrılmaları ve işten çıkarılmaları konusunda belgelenmiş gelişmeler nelerdir ve bunların akademik kapasite üzerindeki olası etkileri nasıl değerlendirilebilir?

Üniversite yönetimindeki değişimler ile akademik kapasite ve öğrenci talebindeki değişimler arasında yalnızca zamansal bir eş zamanlılık mı bulunmaktadır, yoksa aralarında nedensel ilişki kurulmasını destekleyen ara mekanizmalar ve kanıtlar mevcut mudur?

Maltepe Üniversitesi'ndeki kurumsal gerilemenin açıklanmasında yönetimsel etmenler, akademik kapasite, yükseköğretim piyasasındaki genel değişimler ve siyasal çevrelerle ilişkilerden hangilerinin etkisi kanıtlanabilir ve hangileri ise yalnızca varsayım veya sav düzeyinde kalmaktadır?

Yöntem

Bu araştırmada Maltepe Üniversitesi'nin 2018–2026 dönemindeki kurumsal değişimini incelemek amacıyla görgül, karşılaştırmalı ve zaman serisine dayalı bir örnek olay çözümlemesi yöntemi kullanılacaktır. Araştırmanın temel özelliği öğrenci talebindeki değişim ile akademik kapasite ve üniversite yönetimindeki değişimleri aynı zaman ekseni üzerinde karşılaştırarak bunlar arasındaki ilişkileri ortaya koymaya çalışmasıdır. Araştırmada tek bir gösterge üzerinden sonuç çıkarılmayacaktır. Öğrenci talebi, akademik kapasite ve yönetimsel değişim birbirinden ayrı değişken kümeleri olarak ele alınacak ve daha sonra bu kümeler arasındaki zamansal örtüşme, yön ve olası ilişkiler çözümlenecektir.

Araştırma deseni: Araştırma tek kurumsal örnek olay üzerinde dönemsel karşılaştırma esasına dayanmaktadır. Örnek olay Maltepe Üniversitesi ve inceleme dönemi ise 2018–2026 yıllarıdır. 2018 yılının başlangıç noktası olarak seçilmesinin nedeni üniversitenin öğrenci talebine ve akademik başarım düzeyine ilişkin daha önceki yıllarla karşılaştırılabilir YÖK verilerinin bulunmasıdır. 2022 yılı ise Edibe Sözen'in rektörlüğe atanması nedeniyle araştırmada özel olarak izlenecek bir yönetim dönüm noktasıdır. Bununla birlikte 2022 yılı başlangıçtan itibaren nedensel kırılma noktası olarak kabul edilmeyecek ve verilerin böyle bir kırılmayı gösterip göstermediği ayrıca araştırılacaktır.

Veri kaynakları: Araştırmada öncelik birincil ve kurumsal kaynaklara verilecektir. Başlıca kaynak grupları şunlardır: Yükseköğretim Kurulu'nun üniversite izleme ve değerlendirme verileri, ÖSYM'nin YKS kontenjan, yerleştirme ve doluluk verileri, Maltepe Üniversitesi'nin resmi raporları, akademik kadro ve yönetim bilgileri, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin soru önergeleri, araştırma önergeleri ve Genel Kurul tutanakları, ilgili mevzuat ve Cumhurbaşkanlığı kararları, gerektiğinde üniversitenin ve kamu kurumlarının resmi açıklamaları ve ikincil kaynak olarak güvenilir ve doğrulanabilir basın haberleri. Basın kaynaklarında yer alan haberler, doğrulanmış olgu ile sav birbirinden ayrılarak kullanılacaktır. Özellikle akademisyenlerin işten çıkarılması, yönetim uygulamaları veya siyasal bağlantılara ilişkin haberler, bağımsız birincil kanıt bulunmadığında “sav”, “basına yansıyan bilgi” veya “TBMM gündemine taşınan görüş” olarak ifade edilecektir.

Veri matrisi: Araştırmanın temel veri seti üç ana değişken grubundan oluşturulacaktır:

Çizelge 1:

 

Değişken grubu temel göstergeler

Öğrenci talebi

Kontenjan, yerleşen öğrenci, yerleştirme doluluğu, son doluluk

Akademik kapasite

Profesör, doçent, doktor öğretim üyesi sayıları; seçilmiş YÖK performans göstergeleri

Yönetim ve yönetişim

Rektörler, rektör değişiklikleri, atama biçimi, belgelenmiş önemli yönetim/personel gelişmeleri

 

Bu üç grup olabildiğince 2018–2026 yılları arasında aynı zaman ekseninde izlenecektir. Ancak bütün göstergelerin bütün yıllar için bulunması beklenmeyecektir. Veri bulunmayan yıllar için kestirim yapılmayacak ve boşluklar başka kaynaklardan üretilmiş/türetilmiş varsayımsal değerlerle doldurulmayacaktır.

Öğrenci talebinin çözümlenmesi: Öğrenci talebinin temel göstergesi olarak YKS sonuçlarından elde edilen kontenjan ve doluluk verileri kullanılacaktır. Özellikle son doluluk oranındaki değişim uzun dönemli eğilimin göstergesi olarak ele alınacaktır. Ancak ilk yerleştirme oranı ile son doluluk oranı birbirine karıştırılmayacaktır. Ek yerleştirme sonrasında oluşan son durum ayrıca gösterilecek ve böylece üniversitenin ilk yerleştirmedeki talebi ile ek yerleştirmeler sonrasındaki durumu arasında ayrım yapılacaktır. Maltepe Üniversitesi'nin değişimi ayrıca İstanbul'daki vakıf üniversitelerinin toplam göstergeleriyle karşılaştırılacaktır. Böylece ortaya çıkan düşüşün yalnızca Maltepe Üniversitesi'ne özgü olup olmadığı araştırılacaktır.

Akademik kapasitenin çözümlenmesi: Akademik kapasite bakımından araştırmanın temel göstergeleri profesör, doçent ve doktor öğretim üyesi sayıları olacaktır. Buradaki amaç ayrıntılı ders yükü veya bütün öğretim elemanlarının ders bazında dağılımını çıkarmak değildir. Böyle bir veri seti hem araştırmayı gereksiz ölçüde genişletecek hem de geçmiş yıllar bakımından karşılaştırılabilirliğini azaltacaktır. Bunun yerine akademik kadronun üst akademik basamaklarındaki değişim izlenecek ve profesör ve doçent sayılarındaki olası azalmalar ile doktor öğretim üyelerinin ağırlığındaki değişim, akademik kapasitenin yapısal göstergeleri olarak değerlendirilecektir. Buna, YÖK tarafından yayımlanan ve dönemler arasında karşılaştırılabilirliği bulunan sınırlı sayıdaki yayın, atıf, akreditasyon, uluslararasılaşma ve öğrenci-öğretim elemanı göstergeleri eklenecektir.

Yönetim ve siyasal yönetişim boyutu: Araştırmanın yönetim boyutunda öncelikle olgusal bir yönetim kronolojisi oluşturulacaktır. Rektörlerin görev dönemleri, atama biçimleri ve yönetim değişiklikleri belirlenerek öğrenci talebi ve akademik kapasite göstergeleriyle aynı zaman çizelgesine yerleştirilecektir. Siyasal yönetişim bakımından ise üç ayrı düzey birbirinden ayrılacaktır: Doğrulanmış siyasal/kamusal geçmiş, kurumsal atama ve yönetim ilişkileri ve siyasal etki veya siyasal yönlendirmeye ilişkin savlar. Bu ayrım araştırmanın en önemli yöntemsel güvencelerinden biridir. Örneğin bir rektörün daha önce siyasal görev üstlenmiş olması doğrulanabilir bir olgudur ancak bundan üniversitedeki akademik kararların siyasal nedenlerle alındığı sonucu kendiliğinden çıkarılamaz. İkinci sonuç ancak ayrıca kanıtlanabildiği ölçüde ileri sürülebilecektir.

Zaman ve karşılaştırma çözümlemesi: 2018–2026 dönemi üç aşamada incelenecektir:

Birinci dönem- 2018–2021: Yönetim değişikliği öncesindeki kurumsal görünüm ve başlangıç eğilimi belirlenecektir.

İkinci dönem - 2022–2025: Edibe Sözen'in rektörlüğü dönemindeki öğrenci talebi, akademik kapasite ve yönetimsel gelişmeler incelenecektir.

Üçüncü dönem – 2026: Sözen döneminin sonu ve yeni yönetim döneminin başlangıcı ayrı bir geçiş dönemi olarak ele alınacaktır. 2026 verileri henüz yeni yönetimin uzun dönemli sonuçlarını değerlendirmek için yeterli olmadığından bu yıl bakımından nedensel sonuçlar çıkarılmayacaktır.

Nedensellik konusunda yöntemsel yaklaşım: Araştırmanın en önemli yöntembilimsel sınırlaması zamansal birlikteliğin nedensellik olarak kabul edilmemesidir. Örneğin öğrenci doluluğunun 2022 sonrasında azalması ile akademik personel sayısındaki değişimin aynı dönemde gerçekleşmesi tek başına akademik kadro değişiminin öğrenci talebindeki düşüşe neden olduğunu kanıtlamaz. Bunun için olabildiği ölçüde şu ara bağlantılar araştırılacaktır: Yönetim değişikliği, akademik kadro değişikliği, akademik kapasite/kurumsal işleyiş ve öğrenci talebi. Bu zincirin herhangi bir halkası için yeterli kanıt bulunmadığında sonuç o aşamada sınırlandırılacaktır.

Karşılaştırmalı değerlendirme: Maltepe Üniversitesi'ndeki değişimin anlamlandırılmasında İstanbul'daki vakıf üniversitelerinin genel eğilimi önemli bir karşılaştırma zemini oluşturacaktır. Böylece Türkiye veya İstanbul yükseköğretim sisteminde genel olarak meydana gelen değişimler ile Maltepe Üniversitesi'ne özgü gelişmeler birbirinden ayrılmaya çalışılacaktır. Bu karşılaştırma tek başına nedensel bir “denetim grubu” oluşturmayacak ancak Maltepe'deki değişimin genel eğilimden sapma gösterip göstermediğinin belirlenmesine yardımcı olacaktır.

Veri doğrulama ve sınırlılıklar: Araştırmada aynı göstergenin farklı kaynaklarda farklı tanımlarla kullanılması olasılığına karşı veri tanımları ayrıca denetlenecektir. Özellikle kontenjan, yerleştirme doluluğu ve son doluluk birbirinden ayrı tutulacaktır. Bunun yanında 2018–2026 döneminde bütün göstergelerin kesintisiz bulunmaması araştırmanın temel sınırlılıklarından biridir. Bu nedenle araştırmada veri boşlukları kestirim yoluyla doldurulmayacak ve yalnızca doğrulanabilen dönemler üzerinden karşılaştırma yapılacaktır. Bu yöntemle araştırma, Maltepe Üniversitesi'ndeki gerilemeyi önceden belirlenmiş bir siyasal açıklamaya indirgemek yerine “öğrenci talebi–akademik kapasite–yönetim” üçgeninde ortaya çıkan değişimleri sistemli biçimde ortaya koymayı ve siyasal yönetişim savının hangi ölçüde görgül kanıta dayanabildiğini belirlemeyi amaçlamaktadır.

KAVRAMSAL VE KURAMSAL ÇERÇEVE

Bu araştırmanın kavramsal çerçevesi kurumsal gerileme, akademik kapasite, öğrenci talebi ve üniversite yönetişimi kavramları üzerine kurulmaktadır. Bunun yanında, üniversite yönetiminin siyasal çevrelerle ilişkisini açıklayabilmek amacıyla siyasal yönetişim kavramı yardımcı bir çözümleme kategorisi olarak kullanılacaktır. Araştırmanın temel yaklaşımı bu kavramları birbirinden bağımsız göstergeler olarak değil, birbirleriyle ilişkili bir kurumsal süreç içinde değerlendirmektir.

Kurumsal Gerileme

Bu araştırmada “kurumsal gerileme”, bir yükseköğretim kurumunun belirli bir dönem içinde sahip olduğu öğrenci çekme kapasitesi, akademik kapasitesi, akademik üretkenliği ve kurumsal işleyiş bakımından önceki durumuna göre sürekli veya belirgin bir zayıflama göstermesi anlamında kullanılmaktadır. Burada önemli olan herhangi bir göstergedeki tek yıllık düşüşün kurumsal gerileme olarak kabul edilmemesidir. Gerilemeden söz edebilmek için birden fazla göstergenin aynı yönde hareket etmesi ve olabildiği ölçüde bu hareketin süreklilik göstermesi aranacaktır. Bu nedenle araştırmada kurumsal gerileme önceden verilmiş bir sonuç değil, araştırma sonucunda sınanacak bir olgudur. Öğrenci doluluğundaki düşüş, akademik kadro yapısındaki değişim veya yayın göstergelerindeki gerileme tek başına bu sonucu kanıtlamayacaktır.

Öğrenci Talebi ve Kurumsal Çekicilik

Bir üniversitenin öğrenci talebi kurumun dış çevredeki görünürlüğünün ve çekiciliğinin önemli göstergelerinden biridir. YKS kontenjanlarının ne ölçüde doldurulduğu öğrencilerin üniversiteyi tercih etme davranışının doğrudan gözlenebilen sonuçlarından birini oluşturmaktadır. Ancak öğrenci talebi ile kurumsal kalite aynı kavram değildir. Doluluk oranındaki düşüş üniversitenin mutlaka akademik olarak gerilediğini kanıtlamaz. Aynı şekilde doluluk oranının yüksek olması da akademik niteliğin yüksek olduğunu tek başına göstermez. Bu nedenle araştırmada öğrenci talebi kurumsal gerilemenin doğrudan eş değeri olarak değil, kurumsal çekiciliğin temel görgül göstergelerinden biri olarak ele alınacaktır.

Akademik Kapasite

Araştırmanın ikinci temel kavramı akademik kapasitedir. Akademik kapasite, yalnızca öğretim elemanı sayısını değil, üniversitenin eğitim ve araştırma etkinliklerini sürdürebilmesini sağlayan nitelikli akademik insan kaynağının yapısını ve sürekliliğini ifade etmektedir. Bu çalışmada akademik kapasitenin temel göstergeleri profesör, doçent ve doktor öğretim üyesi kadroları olacaktır. Özellikle profesör ve doçent sayılarındaki değişim üniversitenin kıdemli akademik kapasitesinin izlenmesi bakımından önem taşımaktadır. Burada araştırmanın başlangıç varsayımı doktor öğretim üyelerinin ders vermesinin tek başına bir kalite sorunu oluşturduğu değildir. Esas olarak araştırılacak konu akademik kadronun hiyerarşik ve deneyimsel bileşiminin zaman içinde değişip değişmediği ve böyle bir değişimin diğer kurumsal göstergelerle birlikte nasıl bir görünüm oluşturduğudur.

Üniversite Yönetişimi

Üniversite yönetişimi üniversitenin karar alma, kaynak kullanma, akademik ve yönetsel sorumlulukları dağıtma ve kurumsal hedefleri belirleme biçimini ifade etmektedir. Vakıf üniversitelerinde bu kavram, üniversitenin akademik yönetimi ile mütevelli heyeti ve devletin yükseköğretim sistemi üzerindeki düzenleyici ve atama yetkilerinin kesiştiği daha karmaşık bir yapı içinde ele alınmalıdır. Bu nedenle araştırmada “yönetim” yalnızca rektörün kişisel yönetim tarzı anlamında kullanılmayacak ve rektörlük, mütevelli heyeti, akademik yönetim ve devletin yükseköğretim sistemi içindeki düzenleyici konumu birlikte değerlendirilecektir. Maltepe Üniversitesi'nin kendi kurumsal arşivi de rektörlük ve mütevelli heyeti yapısının dönemler itibarıyla değişimini izlemeye olanak vermektedir. Örneğin üniversitenin 2024 tarihli mütevelli heyeti listesinde Edibe Sözen rektör olarak yer alırken üniversitenin rektörler arşivi Sözen'in Temmuz 2022–2026 dönemini tamamladığını ve Yusuf Aksar'ın Temmuz 2026'da rektör vekili olarak göreve başladığını belirtmektedir.

Siyasal Yönetişim

Araştırmanın en duyarlı kavramlarından biri siyasal yönetişimdir. Bu kavram, üniversitenin yönetim süreçleri ile siyasal iktidar, siyasal aktörler veya kamu otoritesi arasındaki kurumsal ve kişisel ilişkilerin yönetim üzerinde oluşturabileceği etkileri ifade etmek üzere kullanılacaktır. Ancak burada önemli bir ayrım yapılacaktır. Bir yöneticinin siyasal geçmişinin bulunması ile yöneticinin üniversiteyi siyasal amaçlarla yönettiği savı aynı şey değildir. Maltepe Üniversitesi bakımından Prof. Dr. Edibe Sözen'in geçmişinde TBMM'de İstanbul AK Parti milletvekilliği yaptığı resmi TBMM kayıtlarında açıkça görülmektedir. Üniversitenin resmi arşivi de Sözen'in Temmuz 2022–2026 döneminde rektörlük yaptığını belirtmektedir. Bu iki olgu birlikte siyasal geçmiş ile üniversite yönetimi arasında araştırılabilir bir bağlantının bulunduğunu göstermektedir. Fakat bu bağlantının üniversitenin akademik kararlarını veya kurumsal başarım düzeyini belirlediğini kanıtlamaz. Araştırmanın görevi tam da bu noktada bağlantının niteliğini ve varsa etkisini görgül veriler üzerinden belirlemektir.

Kurumsal Gerilemenin Açıklayıcı Modeli

Bu kavramlar birlikte değerlendirildiğinde araştırmanın temel çözümleme modeli şu şekilde kurulabilir:

Yönetişim ve yönetim değişiklikleri

Akademik kapasite ve kurumsal işleyişte değişim

Akademik ve kurumsal performans

Kurumsal saygınlık ve çekicilik

Öğrenci talebi ve doluluk

 

Bu modelde siyasal yönetişim, doğrudan öğrenci talebini belirleyen bir değişken olarak değil, yönetim süreçlerini etkileyebilecek olası üst düzey bir açıklayıcı etmen olarak konumlandırılmaktadır. Dolayısıyla araştırmanın temel savı başlangıçta “siyasal etki kurumsal gerilemeye yol açmıştır” biçiminde kurulmayacaktır. Bunun yerine şu soru araştırılacaktır: Maltepe Üniversitesi'ndeki yönetim ve yönetişim değişiklikleri akademik kapasite ve kurumsal işleyiş üzerinde gözlenebilir değişikliklere yol açmış ve bu değişiklikler de öğrenci talebindeki gerilemeyle anlamlı bir zamansal ve görgül ilişki oluşturmuş mudur? Bu yaklaşım araştırmayı salt bir rektör biyografisi veya siyasal bağlantı incelemesi olmaktan çıkararak üniversitenin 2018–2026 dönemindeki kurumsal dönüşümünü açıklamaya yönelik bir örnek olay çözümlemesine dönüştürmektedir.

Kuramsal Varsayım

Araştırmanın kuramsal varsayımı üniversitelerin yalnızca piyasa koşullarından veya öğrenci tercihlerinden bağımsız kurumlar olmadığı ve yönetim yapısının akademik kapasitenin oluşumu ve korunması üzerinde etkili olabileceği kabulüne dayanmaktadır. Bununla birlikte bu varsayım tek yönlü değildir. Öğrenci talebindeki düşüş mali baskı yaratabilir, mali baskı akademik insan gücü siyasalarını değiştirebilir, kadro değişiklikleri akademik üretimi ve eğitim kapasitesini etkileyebilir ve bu gelişmeler de daha sonra öğrenci talebini yeniden etkileyebilir. Dolayısıyla araştırmada basit bir “neden-sonuç” modeli yerine karşılıklı etkileşim içeren kurumsal bir süreç dikkate alınacaktır. Bu çerçevede Maltepe Üniversitesi'ndeki olası gerileme yalnızca “öğrenci kaybı” olarak değil, öğrenci talebi, akademik kapasite, mali/kurumsal sürdürülebilirlik ve yönetişim arasındaki etkileşimin sonucu olabilecek bir kurumsal süreç olarak ele alınacaktır.

2022–2026 DÖNEMİNİN ÇÖZÜMLENMESİ: EDİBE SÖZEN REKTÖRLÜĞÜ

Maltepe Üniversitesi'nde Temmuz 2022'de başlayan Prof. Dr. Edibe Sözen dönemi araştırmanın yönetim ve kurumsal gerileme ilişkisi bakımından en önemli inceleme dönemini oluşturmaktadır. Bunun temel nedeni yalnızca rektör değişikliği değildir. Sözen'in göreve geliş biçimi, daha önce üstlendiği siyasal ve kamusal görevler, rektörlük döneminde üniversitenin akademik personel yapısına ilişkin kamuya yansıyan gelişmeler ve dönemin sonunda öğrenci talebinde ortaya çıkan belirgin gerileme birlikte değerlendirildiğinde 2022–2026 dönemi üniversitenin kurumsal dönüşümünün incelenmesi bakımından özel bir önem kazanmaktadır.

Sözen'in Rektörlüğe Atanması: Yönetim Değişikliğinin Niteliği

Prof. Dr. Edibe Sözen 9 Temmuz 2022 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Maltepe Üniversitesi rektörlüğüne atanmıştır. Atama 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 13. maddesi ile 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin ilgili hükümlerine dayandırılmıştır. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ve Anadolu Ajansı'nın yayımladığı atama bilgileri bu durumu açık biçimde doğrulamaktadır. Bu atamanın kurumsal açıdan dikkat çekici tarafı Sözen'in yalnızca akademik bir yönetici olmamasıdır. TBMM kayıtlarında Sözen'in 23. Dönem İstanbul milletvekili olarak AK Parti'den seçildiği görülmektedir. Ayrıca Maltepe Üniversitesi'nin kendi kurumsal arşivi Sözen'in Cumhurbaşkanlığı Sosyal Siyasalar Kurulu üyeliği ve Basın İlan Kurumu Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerini de belirtmektedir. Dolayısıyla burada iki ayrı olgu bulunmaktadır: Birincisi, rektörlük atamasının Cumhurbaşkanı tarafından yapılmış olması ve ikincisi atanan kişinin daha önce siyasal ve kamusal görevler üstlenmiş olmasıdır. Bu iki olgu birlikte Maltepe Üniversitesi'nin yönetim yapısı ile siyasal iktidar arasındaki ilişkinin araştırılmasını haklı kılan somut bir başlangıç noktası oluşturmaktadır. Ancak bundan, üniversitenin akademik kararlarının siyasal nedenlerle alındığı sonucu doğrudan çıkarılamaz. Böyle bir sonuca ulaşabilmek için yönetim kararları ile siyasal tercih arasında ayrıca kanıtlanabilir bir bağlantı kurulması gerekir. Bu ayrım araştırmanın tamamı açısından önemlidir. Çünkü burada incelenen şey Sözen'in siyasal geçmişinin varlığı değil, bu geçmişin üniversite yönetiminin işleyişine ve kurumsal başarıma yansıyan somut sonuçlarının bulunup bulunmadığıdır.

Dönemin Başlangıç Koşulları: Gerileme Sözen Dönemiyle Başlamamıştır

Sözen döneminin çözümlenmesinde önemli bir yöntembilimsel nokta Maltepe Üniversitesi'ndeki gerilemenin 2022 yılında başladığının varsayılmamasıdır. YÖK'ün 2018–2022 Maltepe Üniversitesi İzleme ve Değerlendirme Raporu üniversitenin genel program doluluk oranının 2018'de yüzde 81,0, 2019'da yüzde 92,28, 2020'de yüzde 82,0, 2021'de yüzde 86,0 ve 2022'de yüzde 94,1 olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla Sözen'in rektörlüğe başladığı 2022 yılı öğrenci talebi bakımından henüz gerilemenin değil, tersine serinin en yüksek doluluk değerinin görüldüğü yıldır. Bu bulgu araştırma açısından son derece önemlidir. Çünkü 2022–2026 dönemindeki gelişmeleri değerlendirirken “Sözen geldi ve üniversite geriledi” biçimindeki basit bir nedensellik kurulamaz. Tam tersine, başlangıç noktasında üniversitenin öğrenci talebi bakımından güçlü bir konumda bulunduğu görülmektedir. Dolayısıyla araştırılması gereken gerçek soru şudur: 2022'de yüzde 94,1 düzeyinde bulunan program doluluk oranı Sözen döneminin izleyen yıllarında neden ve hangi mekanizmalarla belirgin biçimde gerilemiştir? Bu soru, yönetim değişikliği ile sonuç arasındaki ilişkiyi araştırmayı olanaklı kılmakta fakat sonucu önceden belirlememektedir.

Akademik Göstergelerde 2022–2023 Geçişi

YÖK'ün 2018–2023 verileri Sözen döneminin başlangıcından hemen sonraki akademik görünümü değerlendirmek bakımından önemli bir ara kesit sağlamaktadır. Buna göre mezunların yurtiçinde ilk iş bulma süresi 2022'de 7,5 aydan 2023'te 4,3 aya düşmüş ve çift anadal (ÇAP) veya yandal yapan öğrenci oranı yüzde 4,71'den yüzde 5,201'e yükselmiştir. Bu iki gösterge olumlu yönde değişmiştir. Buna karşılık normal öğrenim süresi içinde mezuniyet oranı 2022'de yüzde 66,92 iken 2023'te yüzde 64,98'e gerilemiştir. YKS kılavuzunda akredite olduğu belirtilen lisans programlarının sayısı da 2022'de 17 iken 2023'te 14'e düşmüştür. Bu veriler, Sözen döneminin ilk yılında bütün akademik göstergelerin aynı yönde bozulduğu şeklinde bir sonuca izin vermemektedir. Tam tersine, bazı göstergeler iyileşirken bazı göstergeler gerilemiştir. Bu nedenle “akademik çöküş” gibi bütünsel bir niteleme yerine göstergelerin farklı yönlerde hareket ettiği bir geçiş döneminden söz etmek daha doğru olacaktır. Bununla birlikte akreditasyon sayısının 17'den 14'e düşmesi normal sürede mezuniyet oranındaki gerileme ve bazı araştırma göstergelerinde daha sonraki yıllarda görülen değişimler, akademik kapasitenin daha uzun bir zaman serisi içinde izlenmesini gerekli kılmaktadır. YÖK verileri bu nedenle araştırmanın sonraki bölümlerinde temel başvuru kaynaklarından biri olacaktır.

Akademik Personel Siyasası: 2024'te Görünür Duruma Gelen Sorun

Sözen döneminin kurumsal açıdan daha dikkat çekici gelişmelerinden biri 2024 yılında akademik personel işten çıkarmaları konusunda kamuoyuna yansıyan haberlerdir. T24'ün 2024 tarihli haberine göre Maltepe Üniversitesi'nde 23 öğretim görevlisi “bölüm kapatma ve küçülme” gerekçeleriyle işten çıkarılmıştır. Haberde işten çıkarılan akademisyenlerin, akademik planlama, iş yükünün artması ve uzmanlık alanı dışında ders verme gibi sorunlara ilişkin değerlendirmelerine yer verilmiştir. Bu bilgilerin önemli bir bölümü çalışanların beyanlarına dayandığından bunlar üniversitenin resmi olarak kabul ettiği olgular değil, basına yansıyan çalışan savları olarak değerlendirilmelidir. Bununla birlikte söz konusu olayın araştırma bakımından önemi yalnızca işten çıkarılan kişi sayısından ibaret değildir. Eğer personel azalması gerçekten bölüm kapatma veya küçülme siyasasıyla bağlantılıysa bunun üniversitenin akademik kapasitesi üzerinde etkileri olması beklenebilir. Özellikle kıdemli akademisyenlerin ayrılması, bazı derslerin alan dışından öğretim elemanları tarafından verilmesi veya mevcut öğretim elemanlarının iş yükünün artması gibi gelişmelerin gerçekleştiği bağımsız olarak doğrulanabilirse personel siyasası ile eğitim kapasitesi arasında bir ara mekanizma ortaya çıkabilir. Dolayısıyla bu olay araştırmanın kuramsal modelindeki “yönetim, akademik kapasite ve eğitim/kurumsal kalite” zincirinin araştırılması bakımından önemlidir. Ancak mevcut kanıt düzeyi henüz bu zincirin bütün halkalarının doğrulandığını söylemeye yeterli değildir.

Siyasal Bağlantı Savının Somutlaşması: 2023–2024 Olayı

Sözen döneminin siyasal yönetişim bakımından dikkat çeken bir diğer gelişmesi 2023 yılında yayımlanan ve Sözen'in AK Parti seçim çalışmalarıyla bağlantılı bir WhatsApp grubunun yöneticisi olduğunu ileri süren haberdir. 3 Nisan 2023 tarihli haberde Hayri Demir, Sözen'in seçim döneminde AK Parti lehine yürütülen sosyal medya çalışmalarında kullanılan bir WhatsApp grubunda yönetici olarak yer aldığını ileri sürmüştür. Sözen bu savı reddetmiş ve haberin kaldırılması için hukuksal girişimde bulunmuştur. Haber daha sonra erişime engellenmiş ve Sözen gazeteci ile Gazete Pencere aleyhine 20 bin TL manevi tazminat davası açmıştır. Dava 9 Mayıs 2024 tarihinde İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Burada özellikle dikkat edilmesi gereken nokta davanın reddedilmiş olmasının haberdeki savın mahkeme tarafından doğrulandığı anlamına gelmemesidir. Mahkemenin kararından güvenli biçimde çıkarılabilecek sonuç Sözen'in habere karşı açtığı manevi tazminat davasının reddedilmiş olmasıdır. Bununla birlikte olay Sözen'in siyasal geçmişinin yalnızca biyografik bir veri olarak kalmadığını ve rektörlük döneminde üniversite yöneticisinin siyasal etkinliklerle ilişkisine ilişkin kamuya açık bir tartışmanın ortaya çıktığını göstermektedir. Bu nedenle olay siyasal yönetişim göstergesi olarak veri setine alınabilir ancak üniversitenin akademik kararlarının siyasal amaçlarla alındığının kanıtı olarak kullanılamaz.

2022–2026 Döneminin Öğrenci Talebi Bakımından Sonucu

Sözen döneminin kurumsal sonuçlarını değerlendirebilmek bakımından öğrenci talebi göstergeleri belirleyici öneme sahiptir. YÖK verilerinde 2022 yılında yüzde 94,1 olan genel program doluluk oranının ardından, 2025 ve 2026 YKS dönemlerinde Maltepe Üniversitesi'nin nihai doluluk oranının yaklaşık yüzde 49 düzeyine gerilemiş olması dört yıllık dönem içinde çok büyük bir değişim yaşandığını göstermektedir. 2026 yılında İstanbul'daki vakıf üniversitelerinin genel kesin doluluk oranı yaklaşık yüzde 67 düzeyindeyken Maltepe Üniversitesi'nin oranı yaklaşık yüzde 49 düzeyinde kalmıştır. Bu değişim araştırmanın en güçlü görgül bulgularından birini oluşturmaktadır. Ancak burada da iki konu birbirinden ayrılmalıdır. Birincisi, öğrenci talebinde ciddi bir gerileme olduğu konusunda güçlü bir veri bulunmaktadır. İkincisi ise, bu gerilemenin Sözen yönetiminden kaynaklandığı sonucudur. İkinci sonuç için yalnızca zaman ilişkisi yeterli değildir. Çünkü 2022–2026 arasında yükseköğretim piyasasındaki yarışma, üniversitelerin ücret siyasaları, burs oranları, program kontenjanları, ekonomik koşullar ve İstanbul'daki diğer vakıf üniversitelerinin başarım düzeyi gibi çok sayıda değişken de etkili olmuş olabilir. Bu nedenle öğrenci talebindeki düşüş Sözen döneminin “sonucu” olarak değil, Sözen döneminde ortaya çıkan ve başka açıklayıcı değişkenlerle birlikte çözümlenmesi gereken kurumsal sonuç olarak ele alınmalıdır.

Dönemin Bütünsel Değerlendirmesi

2022–2026 dönemi birlikte değerlendirildiğinde dört önemli bulgu ortaya çıkmaktadır. İlk olarak, Sözen döneminin başlangıcında Maltepe Üniversitesi öğrenci talebi bakımından zayıf bir durumda değildir. Tam tersine, 2022 yılında yüzde 94,1 ile incelenen dönemin en yüksek doluluk oranına ulaşılmıştır. İkinci olarak, Sözen döneminin ilk yılındaki akademik göstergeler tek yönlü bir gerilemeye işaret etmemektedir. Bazı göstergelerde iyileşme ve bazılarında ise gerileme vardır. Bu nedenle kurumsal gerileme varsayımı 2022–2023 verileriyle tek başına doğrulanamaz. Üçüncü olarak, 2024'te akademik personel işten çıkarmaları ve küçülme savlarının ortaya çıkması üniversitenin akademik kapasitesi ile yönetim siyasaları arasındaki ilişkinin araştırılmasını gerekli kılan somut bir gelişmedir. Ancak bu olayın kapsamı, gerekçesi ve akademik kapasite üzerindeki etkileri bakımından mevcut kanıtların önemli bölümü çalışanlar ve basın kaynaklıdır. Bu nedenle savların bağımsız verilerle desteklenmesi gerekmektedir. Dördüncü olarak, Sözen döneminin sonunda öğrenci talebinde çok belirgin bir gerileme görülmektedir. Bu sonuç, dönem boyunca meydana gelen yönetimsel ve akademik değişikliklerle birlikte incelenmeyi gerektirmektedir. Fakat tek başına yönetimsel nedenselliği kanıtlamamaktadır. Bu bulgular ışığında Sözen dönemine ilişkin en güçlü araştırma varsayımı şu biçimde kurulabilir: 2022–2026 döneminde Maltepe Üniversitesi'nde ortaya çıkan öğrenci talebi gerilemesi üniversitenin yönetim ve akademik kapasitesindeki değişimlerle birlikte gerçekleşmiştir ancak bu gerilemenin yönetim siyasalarından kaynaklandığını ileri sürebilmek için akademik personel hareketliliği, profesör ve doçent sayıları, program değişiklikleri ve diğer vakıf üniversiteleriyle karşılaştırmalı performans verilerinin birlikte çözümlenmesi gerekmektedir. Dolayısıyla Sözen dönemi araştırmada nedeni baştan belirlenmiş bir “gerileme dönemi” olarak değil, yönetim değişikliği ile kurumsal sonuçlar arasındaki ilişkinin sınanabileceği önemli bir dönem olarak konumlandırılmalıdır. Bu yaklaşım çalışmanın siyasal yönetişim boyutunu zayıflatmamakta ve tersine siyasal bağlantı savını somut kurumsal göstergeler üzerinden sınanabilir duruma getirmektedir.

ÖĞRENCİ TALEBİ VE AKADEMİK KAPASİTE ARASINDAKİ İLİŞKİNİN ÇÖZÜMLENMESİ

Maltepe Üniversitesi'nde 2018–2026 döneminde ortaya çıkan kurumsal değişimin anlaşılabilmesi bakımından öğrenci talebi ile akademik kapasitenin birlikte ele alınması gerekmektedir. Çünkü öğrenci talebindeki değişim üniversitenin dış çevredeki çekiciliğine ilişkin bir sonuç göstergesi niteliğindeyken akademik kapasite bu çekiciliği ve eğitim-öğretim etkinliklerinin sürdürülebilirliğini etkileyebilecek içsel bir kurumsal kapasiteyi ifade etmektedir. Bununla birlikte iki değişken arasındaki ilişki doğrudan ve tek yönlü kabul edilemez.

Öğrenci Talebindeki Değişimin Boyutu

Maltepe Üniversitesi'nin öğrenci talebine ilişkin uzun dönemli veriler araştırmanın başlangıç varsayımını oldukça açık biçimde ortaya koymaktadır. YÖK verilerine göre üniversitenin toplam kontenjan doluluk oranı 2018'de yüzde 81,0 iken 2019'da yüzde 92,28'e, 2020'de yüzde 82,0'a, 2021'de yüzde 86,0'a ve 2022'de yüzde 94,1'e yükselmiştir. Bu tablo, 2018–2022 döneminde Maltepe Üniversitesi'nin kontenjanlarını doldurma bakımından belirgin bir sorun yaşamadığını göstermektedir. Özellikle 2022'de ulaşılan yüzde 94,1 oranı, araştırmada başlangıç dönemi açısından güçlü bir referans noktası oluşturmaktadır. Buna karşılık 2025 yılında kesin doluluk oranının yüzde 49,0, 2026 yılında ise yüzde 49,4 düzeyinde kalması beş yıllık bir zaman aralığında çok büyük bir değişim yaşandığını göstermektedir. 2026 yılında İstanbul'daki vakıf üniversitelerinin toplam kesin doluluk oranının yaklaşık yüzde 67,1 olması da Maltepe Üniversitesi'ndeki düşüşün yalnızca İstanbul vakıf üniversitelerinin genel durumuyla açıklanamayabileceğini düşündürmektedir. Dolayısıyla ilk görgül bulgu açıktır: Maltepe Üniversitesi'nin öğrenci talebi bakımından 2022 sonrasında belirgin bir zayıflama meydana gelmiştir. Ancak bu saptama henüz bu zayıflamanın nedenini açıklamamaktadır.

2022 Yılı Neden Önemli Bir Karşılaştırma Noktasıdır?

2022 yılı iki nedenle önemlidir. Birincisi, öğrenci talebi bakımından incelenen dönemin en yüksek değerinin bu yılda görülmesidir. İkincisi, Edibe Sözen'in rektörlük görevine aynı yıl başlamasıdır. Bu iki gelişmenin aynı yıl meydana gelmesi araştırma açısından dikkat çekici olmakla birlikte tek başına nedensellik kanıtı değildir. Hatta başlangıç koşulları açısından bakıldığında Sözen'in göreve geldiği yıl üniversitenin öğrenci talebinin yüksek olması, “yönetim değişikliği gerilemeyle birlikte başlamıştır” biçimindeki basit açıklamayı zaten zayıflatmaktadır. Daha doğru soru şudur: 2022'de yüksek düzeyde bulunan öğrenci talebi 2023–2026 döneminde neden ve hangi kurumsal süreçler üzerinden gerilemiştir? Bu sorunun yanıtı için akademik kapasitenin değişiminin incelenmesi gerekmektedir.

Akademik Kapasitenin Yapısı

Araştırmanın bu aşamasında akademik kapasite bakımından üç temel kadro grubu esas alınmalıdır: profesörler, doçentler ve doktor öğretim üyeleri. Bunun nedeni öğretim elemanı sayısının toplamından çok akademik kadronun niteliği ve kıdem bileşiminin üniversitenin kurumsal kapasitesini anlamada daha açıklayıcı olabilmesidir. Özellikle profesör ve doçentlerin sayısındaki azalma tek başına eğitim kalitesinin düştüğünü kanıtlamaz. Bununla birlikte uzun dönemli ve belirgin bir azalma varsa üniversitenin kıdemli akademik insan kaynağında bir daralma bulunduğuna ilişkin önemli bir gösterge oluşturabilir. Buna karşılık doktor öğretim üyelerinin sayısının artması otomatik olarak olumsuz bir gelişme olarak değerlendirilemez. Üniversiteler eğitim etkinliklerinin önemli bir bölümünü doktor öğretim üyeleri aracılığıyla yürütmektedir. Burada araştırılması gereken profesör ve doçentlerin azalması ile doktor öğretim üyelerinin artması arasında nasıl bir kadro dönüşümü gerçekleştiğidir. Dolayısıyla “derslerin büyük bölümünü doktor öğretim üyeleri veriyor” biçimindeki gözlem ancak ders dağılımına ilişkin doğrulanabilir veriler elde edilirse araştırmanın bulgusu durumuna getirilebilir. Mevcut aşamada ise bu konu bir araştırma varsayımı olarak tutulmalıdır.

Akademik Kapasite ile Öğrenci Talebi Arasında Olası İlişki

Kuramsal olarak akademik kapasitedeki zayıflama öğrenci talebini birkaç mekanizma üzerinden etkileyebilir. Birinci mekanizma eğitim kapasitesidir. Kıdemli akademik kadronun azalması bazı programlarda ders çeşitliliğini veya uzmanlık alanlarının kapsamını daraltabilir. İkinci mekanizma kurumsal saygınlıktır. Öğrencilerin üniversite tercihlerinde akademik kadronun niteliği, öğretim üyelerinin tanınırlığı, programların akreditasyonu ve mezunların başarısı gibi unsurlar rol oynayabilir. Üçüncü mekanizma araştırma ve akademik üretim kapasitesidir. Profesör ve doçentlerin azalması, başka koşullar sabit kaldığında, araştırma üretiminin ve lisansüstü eğitim kapasitesinin sürdürülebilirliği bakımından önem taşıyabilir. Dördüncü mekanizma ise personel kararlılığıdır. Akademisyenlerin yüksek oranlarda ayrılması veya işten çıkarılması öğrencilerin gözlemleyebileceği bir kurumsal kararsızlık yaratabilir. Bununla birlikte bu mekanizmaların herhangi birinin Maltepe Üniversitesi'nde gerçekten işlediğini söyleyebilmek için ilgili döneme ait somut verilerin gösterilmesi gerekmektedir.

YÖK Göstergelerinin Ortaya Koyduğu Tablo

Mevcut YÖK verileri bu noktada ihtiyatlı bir değerlendirmeyi gerektirmektedir. 2018–2023 arasında üniversitenin bazı akademik göstergeleri olumlu, bazıları ise olumsuz yönde değişmiştir. Örneğin ilk iş bulma süresi 2018'de 9,5 ay iken 2023'te 4,3 aya düşmüştür. ÇAP/yandal katılım oranı da yükselmiştir. Buna karşılık normal sürede mezuniyet oranı 2022'den 2023'e yüzde 66,92'den yüzde 64,98'e düşmüş ve akredite lisans programlarının sayısı 17'den 14'e gerilemiştir. Daha dikkat çekici bazı göstergelerde ise araştırma kapasitesi bakımından dalgalanma görülmektedir. Öğretim üyesi başına ulusal hakemli yayın göstergesi 2022'de 0,26 iken 2023'te 0,19'a düşmüş ve indeksli yayın başına öğretim üyesi göstergesi ise 0,30 düzeyinde kalmıştır. Alan ağırlıklı atıf endeksi 0,46'dan 0,49'a yükselirken endeksli yayınların atıf alma oranı yüzde 74,95'ten yüzde 66,72'ye gerilemiştir. Dolayısıyla mevcut veriler tek yönlü bir akademik çöküş tablosu ortaya koymamaktadır. Ancak bazı göstergelerdeki bozulmalar özellikle öğrenci talebindeki büyük gerilemeyle birlikte düşünüldüğünde daha ayrıntılı bir akademik kapasite incelemesini gerekli kılmaktadır.

2024 Akademik Personel Hareketliliğinin Önemi

2024 yılında Maltepe Üniversitesi'nde 23 akademisyenin işten çıkarıldığına ilişkin haberler bu noktada önem kazanmaktadır. Basına yansıyan bilgilerde küçülme ve bölüm kapatma gerekçeleri öne çıkarken bazı akademisyenler akademik planlama, artan iş yükü ve alan dışı ders verme gibi sorunlardan söz etmiştir. Bu gelişme ile öğrenci talebindeki gerileme arasında doğrudan bir nedensellik kurmak olanaklı değildir. Bununla birlikte zaman sıralaması dikkate değerdir:

2022: yüzde 94,1 doluluk

2023: akademik göstergelerde karmaşık görünüm

2024: akademik personel işten çıkarmalarına ilişkin haberler

2025: yüzde 49,0 nihai doluluk

2026: yüzde 49,4 nihai doluluk

 

Bu kronoloji, araştırılması gereken bir ilişki bulunduğunu göstermektedir. Fakat kronoloji henüz nedensellik değildir.

Yönetim–Akademik Kapasite–Öğrenci Talebi Zinciri

Burada araştırmanın temel modeli daha somut duruma gelmektedir:

Yönetim siyasası

Akademik personel siyasası

Profesör/doçent/doktor öğretim üyesi bileşimi

Eğitim ve araştırma kapasitesi

Kurumsal saygınlık/çekicilik

Öğrenci talebi

Maltepe Üniversitesi açısından şu anda bu zincirin ilk ve son halkalarına ilişkin önemli veriler bulunmaktadır: yönetim değişikliği ve siyasal geçmişe ilişkin doğrulanabilir bilgiler ile öğrenci talebindeki belirgin düşüş. Buna karşılık ara halkalar henüz yeterince doldurulmuş değildir. Özellikle 2018–2026 arasında profesör, doçent ve doktor öğretim üyesi sayılarının yıllara göre değişimi ortaya konmadan yönetim ile öğrenci talebi arasında akademik kapasite üzerinden nedensel bir bağlantı kurmak erken olacaktır. Bu nedenle araştırmanın bundan sonraki veri toplama aşamasında en önemli eksik, tam da bu akademik kadro serisidir.

Araştırmanın Bu Aşamadaki Sonucu

Mevcut bulgular üç düzeyde değerlendirilebilir. Birinci düzeyde, Maltepe Üniversitesi'nin öğrenci talebinde ciddi ve uzun dönemli bir gerileme bulunduğu görülmektedir. 2022'de yüzde 94,1 olan doluluk oranının 2025–2026 döneminde yaklaşık yüzde 49 düzeyine inmesi bu değişimin basit bir yıllık dalgalanma olmadığını düşündürmektedir. İkinci düzeyde, aynı dönemde akademik personel ve yönetim uygulamalarına ilişkin bazı sorunların kamuoyuna yansıdığı görülmektedir. Özellikle 2024'teki personel işten çıkarmaları akademik kapasitenin incelenmesini gerekli kılan somut bir gelişmedir. Üçüncü düzeyde ise henüz kanıtlanmamış bir açıklama bulunmaktadır: yönetim tercihleri akademik kapasiteyi zayıflatmış ve bunun sonucunda öğrenci talebi gerilemiş olabilir. Bu açıklama araştırmanın önemli bir varsayımıdır. Fakat mevcut verilerle henüz kanıtlanmış bir sonuç değildir. Dolayısıyla çözümlemenin bu aşamasında ulaşılan en önemli sonuç şudur: Maltepe Üniversitesi'nde 2022 sonrasında öğrenci talebinde belirgin bir gerileme ile yönetim ve akademik personel alanında önemli gelişmeler aynı dönemde ortaya çıkmıştır. Ancak bu iki olgu arasındaki nedensel ilişkinin kurulabilmesi için akademik kadro yapısındaki değişimin özellikle profesör–doçent–doktor öğretim üyesi dağılımının 2018–2026 döneminde ayrıca ortaya konulması gerekmektedir.

AKADEMİK KADRO YAPISINDAKİ DEĞİŞİM: PROFESÖR, DOÇENT VE DOKTOR ÖĞRETİM ÜYESİ DENGESİ

Öğrenci talebindeki değişimin üniversitenin kurumsal kapasitesiyle ilişkisini değerlendirebilmek için ikinci temel gösterge grubu akademik kadro yapısıdır. Ancak burada yalnızca toplam öğretim elemanı sayısına bakılması yeterli değildir. Özellikle vakıf üniversitelerinde profesör, doçent ve doktor öğretim üyesi dağılım, eğitim-öğretim etkinliklerinin niteliği, lisansüstü programların sürdürülebilirliği, araştırma kapasitesi ve üniversitenin akademik saygınlığı bakımından birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle Maltepe Üniversitesi açısından 2018–2026 döneminde izlenmesi gereken temel göstergeler profesör, doçent ve doktor öğretim üyesi sayıları ile bunların toplam öğretim üyesi içerisindeki oranlarıdır. Buna karşılık öğretim elemanlarının toplam sayısındaki değişim tek başına akademik kapasitedeki güçlenme veya zayıflamayı göstermemektedir. Öğretim üyesi sayısındaki artışın hangi akademik unvanlarda gerçekleştiği ve bu kadroların hangi alanlarda yoğunlaştığı ayrıca incelenmelidir. Burada önemli bir veri sınırlılığı bulunmaktadır. Mevcut doğrulanmış veriler Maltepe Üniversitesi'nin 2018–2023 dönemindeki bazı YÖK başarım göstergelerini ortaya koymakla birlikte 2018–2026 arasında profesör, doçent ve doktor öğretim üyesi sayılarını aynı yöntem ve tanımlarla veren kesintisiz bir seri henüz oluşturulmuş değildir. Bu nedenle mevcut aşamada belirli yıllar için kadro sayıları verilerek bir düşüş veya yükseliş savında bulunmak yöntembilimsel olarak doğru olmayacaktır. Bununla birlikte YÖK göstergeleri akademik kapasitenin bazı boyutları hakkında dolaylı bilgiler vermektedir. Örneğin öğretim elemanı başına öğrenci sayısı 2018'de 23,29 iken 2022'de 16,69'a, 2023'te ise 17,04'e gerilemiştir. Bu gösterge, salt öğrenci sayısındaki azalmadan bağımsız olarak yorumlanamayacağı gibi doğrudan akademik niteliğin yükseldiği anlamına da gelmez. Benzer biçimde doktora öğrencilerinin öğretim üyesi başına sayısı 2018'de 1,24 iken 2022'de 0,72 ve 2023'te 0,71 olmuştur. Bu değişim, lisansüstü eğitim kapasitesinin belirli bir boyutunda zayıflamaya işaret edebilir ancak bunun nedeninin öğretim üyesi sayısındaki artış mı, doktora öğrenci sayısındaki azalma mı veya her ikisinin bileşimi mi olduğu ayrıca belirlenmelidir. Araştırma göstergelerinde de tek yönlü bir gerileme görülmemektedir. Öğretim üyesi başına ulusal hakemli dergilerdeki yayın sayısı 2018'de 0,04 iken 2022'de 0,26'ya yükselmiş, 2023'te 0,19'a gerilemiştir. Alan ağırlıklı atıf endeksi ise 0,41'den 0,46'ya ve 0,49'a yükselmiştir. Buna karşılık indeksli yayınların atıf alma oranı aynı dönemde 86,03'ten 74,95'e ve 66,72'ye düşmüştür. Dolayısıyla akademik performans bakımından da “genel ve sürekli bir çöküş” biçiminde bir sonuç çıkarmak mevcut verilerle olanaklı değildir. Bu bulgu araştırmanın temel sorunsalı bakımından önemlidir. Çünkü öğrenci talebindeki belirgin gerileme ile akademik başarım göstergelerindeki değişim aynı yönde ve aynı hızda gerçekleşmemiştir. Bu durum iki farklı açıklama olasılığını gündeme getirmektedir: Öğrenci talebindeki gerilemenin önemli bir bölümü akademik başarım dışındaki etmenlerden kaynaklanmış olabilir. Akademik kapasitedeki bazı değişimler toplam başarım göstergelerine henüz tam olarak yansımamış olabilir. Bu iki olasılığı birbirinden ayırabilmek için akademik kadronun niceliğinden çok yapısına ve sürekliliğine bakılması gerekmektedir.

Kadro Değişikliklerinin Zamanlaması

2022–2026 dönemi bu bakımdan ayrıca önem taşımaktadır. Edibe Sözen'in rektörlüğe başlaması Temmuz 2022'ye rastlamaktadır. Ancak 2022 yılı aynı zamanda Maltepe Üniversitesi'nin YÖK verilerinde yüzde 94,1 ile yüksek bir kontenjan doluluk oranına sahip olduğu yıldır. Dolayısıyla Sözen'in göreve başlaması ile öğrenci talebindeki sonraki düşüş arasında zamansal bir ilişki bulunmakla birlikte 2022'de henüz bir talep krizinin mevcut olduğu söylenemez. Daha sonraki yıllarda akademik personel siyasalarına ilişkin kamuya yansıyan olayların ortaya çıkması araştırmanın zaman serisini daha anlamlı kılmaktadır. Özellikle 2024 yılında 23 akademik personelin bölüm kapatma ve küçülme gerekçeleriyle işten çıkarıldığı yönündeki haberler bu kişilerin ve meslektaşlarının akademik planlama, ders yükü ve alan dışı ders verme konularındaki eleştirileriyle birlikte değerlendirilmelidir. Bunlar basına ve çalışanların açıklamalarına yansıyan savlardır ve dolayısıyla üniversitenin bütün akademik yapılanmasının nesnel göstergesi olarak kabul edilmemelidir. Aynı şekilde 2026 yılında akademik personel işten çıkarmalarına ilişkin yeni savların gündeme gelmiş olması da dikkate alınmalıdır. Ancak 2026'ya ilişkin bu savların kapsamı, gerekçeleri ve üniversite yönetiminin açıklaması tam olarak doğrulanmadan bunları kesinleşmiş bir akademik kadro tasfiyesi biçiminde nitelendirmek doğru olmayacaktır. Burada araştırma açısından daha önemli olan nokta personel hareketlerinin öğrenci talebindeki gerilemeden önce mi, sonra mı veya onunla eş zamanlı mı ortaya çıktığıdır. Eğer akademik kadroda önemli değişiklikler öğrenci talebindeki düşüşten önce gerçekleşmişse bunlar olası bir açıklayıcı değişken olarak incelenebilir. Buna karşılık öğrenci talebindeki gerileme önce gerçekleşmiş ve kadro daralması daha sonra ortaya çıkmışsa personel siyasası ekonomik ve mali baskıya verilen bir yönetim tepkisi olarak da açıklanabilir. Dolayısıyla burada basit bir “A oldu, ardından B oldu” kronolojisi nedensellik için yeterli değildir.

Akademik Kapasite ile Öğrenci Talebi Arasındaki Olası Mekanizma

Araştırmanın kavramsal modelinde daha önce kurulan ilişki bu noktada somutlaştırılabilir: “Yönetim tercihleri, akademik kadro siyasası, akademik kapasite ve eğitim-öğretim koşulları, kurumsal başarım ve saygınlık ve öğrenci talebi”. Bununla birlikte ilişkinin ters yönde işlemesi de olanaklıdır: “Öğrenci talebindeki düşüş, gelir ve mali baskı, kadro ve programlarda yeniden yapılanma, akademik kapasitede değişim ve kurumsal saygınlık ve talepte yeni değişim”. Bu nedenle Maltepe örneğinde tek yönlü bir nedensellik varsaymak yerine karşılıklı etkileşim modeli daha uygun görünmektedir. Bu yaklaşım özellikle vakıf üniversiteleri bakımından önemlidir. Öğrenci sayısındaki azalma doğrudan gelir yapısını etkileyebildiğinden yönetim daha düşük maliyetli bir akademik örgütlenmeye yönelebilir. Böyle bir yeniden yapılanma kısa dönemde mali sürdürülebilirlik amacı taşıyabilir ancak deneyimli akademik personelin kaybı, ders çeşitliliğinin azalması veya bazı programların daraltılması gibi sonuçlar ortaya çıkarsa uzun dönemde üniversitenin akademik çekiciliğini de etkileyebilir. Böylece başlangıçtaki talep düşüşü ile sonraki akademik kapasite değişimi arasında geri beslemeli bir süreç oluşabilir. Bu nedenle araştırmanın bundan sonraki aşamasında yalnızca “kaç profesör, kaç doçent, kaç doktor öğretim üyesi vardı?” sorusunun değil, bu kadronun hangi yıllarda değiştiği, değişimin hangi akademik alanlarda gerçekleştiği ve öğrenci talebindeki değişimle zaman bakımından nasıl örtüştüğü sorusunun yanıtlanması gerekmektedir.

Ara Değerlendirme

Mevcut doğrulanmış veriler üç önemli sonuç ortaya koymaktadır. Birincisi, Maltepe Üniversitesi'nde öğrenci talebinde 2022 sonrasında belirgin bir gerileme yaşanmıştır. 2022'deki yüzde 94,1'lik doluluk oranından 2026'da kullanıcının sağladığı ÖSYM kaynaklı görselde görülen yüzde 49,4'lük doluluk oranına geçiş araştırmanın en güçlü görgül bulgularından biridir. İkincisi, üniversitenin akademik göstergeleri aynı dönemde bütünüyle olumsuz bir tablo sergilememektedir. Bazı göstergelerde iyileşme, bazılarında gerileme, bazılarında ise dalgalanma bulunmaktadır. Bu nedenle öğrenci talebindeki düşüşün doğrudan ve bütünüyle “akademik başarısızlık” ile açıklanması mevcut verilerle olanaklı değildir. Üçüncüsü, 2024 ve 2026 yıllarında akademik personel değişikliklerine ilişkin kamuya yansıyan savlar akademik kapasite ile yönetim arasındaki ilişkinin ayrıca incelenmesini gerektiren bir ara değişken niteliğindedir. Ancak bu olayların öğrenci talebindeki düşüşün nedeni olduğunu söylemek için henüz yeterli veri bulunmamaktadır. Bu aşamada araştırmanın en önemli veri boşluğu 2018–2026 yılları için profesör, doçent ve doktor öğretim üyesi sayılarının güvenilir ve karşılaştırılabilir biçimde ortaya konulmasıdır. Bu seri elde edildiğinde öğrenci talebi ile akademik kadro arasındaki ilişkinin yalnızca kavramsal değil, zaman serisi üzerinden görgül olarak da çözümlenmesi olanaklı olacaktır. Bundan sonraki bölümde bu nedenle “Yönetim, Siyasal Bağlantılar ve Kurumsal Yönetişim” başlığına geçmek daha doğru olacaktır. Burada Sözen'in atanma biçimi, siyasal geçmişi, Cumhurbaşkanlığı ve Basın İlan Kurumu görevleri, rektörlük dönemi ve bu dönemde ortaya çıkan yönetim/personel tartışmaları ve siyasal bağlantı ile siyasal yönetişim arasındaki ayrım korunarak çözümlenebilir.

YÖNETİM, SİYASAL BAĞLANTILAR VE KURUMSAL YÖNETİŞİM

Maltepe Üniversitesi'ndeki kurumsal değişimin açıklanmasında yönetim boyutunun ayrıca ele alınması gerekmektedir. Çünkü üniversitelerde rektörlük yalnızca akademik eş güdüm görevi değildir ve akademik personel siyasası, eğitim-öğretim, araştırma, kalite güvence sistemi ve üniversitenin dış kurumlarla ilişkileri bakımından merkezi bir yönetsel konuma sahiptir. Bununla birlikte bir rektörün siyasal geçmişinin bulunması ile rektörlük görevini siyasal amaçlarla yürüttüğünün ileri sürülmesi aynı şey değildir. Bu nedenle Maltepe Üniversitesi örneğinde siyasal bağlantı ile siyasal yönetişim kavramlarının birbirinden ayrılması gerekir.

Edibe Sözen'in Rektörlüğe Atanması

Prof. Dr. Edibe Sözen, 9 Temmuz 2022 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Maltepe Üniversitesi Rektörlüğüne atanmıştır. Atama, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun 13. maddesi ile 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükümlerine dayandırılmıştır. Bu atamanın önemli bir özelliği Sözen'in yalnızca akademik geçmişi bulunan bir kişi olmamasıdır. TBMM kayıtlarında 23. Dönem İstanbul AK Parti milletvekili olarak yer alan Sözen'in akademik ve kamusal geçmişinde siyasal görevler de bulunmaktadır. Maltepe Üniversitesi'nin kurumsal arşivi ise onun Temmuz 2022–2026 arasında rektör olarak görev yaptığını belirtmektedir. Dolayısıyla burada iki ayrı olgu bulunmaktadır: Birinci olgu, Sözen'in akademik niteliğinin bulunmasıdır. Sosyoloji alanında profesör olan Sözen daha önce Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nde rektörlük ve rektör yardımcılığı gibi akademik yöneticilik görevleri de yapmıştır. İkinci olgu, akademik kariyerinin yanında siyasal ve kamusal görevler üstlenmiş olmasıdır. Bu nedenle Sözen'in Maltepe Üniversitesi rektörlüğüne atanması yalnızca akademik kariyer üzerinden açıklanabilecek bir atama değildir aynı zamanda siyasal geçmişi bulunan bir akademisyenin devlet başkanı tarafından vakıf üniversitesinin rektörlüğüne atanmasıdır. Ancak bu ikinci olgudan doğrudan “siyasal yönlendirme” sonucuna geçmek yöntembilimsel olarak olanaklı değildir. Bunun için siyasal geçmiş ile üniversite yönetim kararları arasında somut bir bağlantı kurulması gerekir.

Rektörlük ile Diğer Kamusal Görevlerin Eş Zamanlılığı

Sözen'in rektörlük dönemini ilginç kılan başka bir nokta da üniversite dışındaki kamusal görevleridir. Maltepe Üniversitesi'nin resmi arşivi onu Cumhurbaşkanlığı Sosyal Siyasalar Kurulu üyesi ve Basın İlan Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı olarak tanımlamaktadır. Sözen'in kendi akademik profilinde de Cumhurbaşkanlığı Sosyal Siyasalar Kurulu görevi ile Basın İlan Kurumu Başkanlığı yer almaktadır. Burada özellikle eş zamanlı kurumsal görevler kavramı önem kazanmaktadır. Üniversite rektörlüğü ile başka kamu kurumlarındaki görevlerin aynı dönemde yürütülmesi tek başına bir hukuka aykırılık veya üniversite yönetiminin siyasal niteliğine ilişkin kanıt değildir. Bununla birlikte üniversite yönetiminin dış siyasal ve kamusal ağlarla ne ölçüde iç içe olduğunu araştırmak bakımından önemli bir yönetişim göstergesi oluşturabilir. Bu nedenle araştırmada “Sözen'in siyasal bağlantıları vardı” şeklindeki genel bir ifadeden çok şu soru sorulmalıdır: Bu siyasal ve kamusal bağlantılar Maltepe Üniversitesi'nin yönetim kararlarına, akademik kadro siyasasına, kurumsal önceliklerine veya öğrenci talebini etkileyebilecek uygulamalarına somut olarak yansımış mıdır? Mevcut veriler bu soruya henüz kesin bir olumlu yanıt vermemektedir.

Üniversite Yönetimi ile Siyasal Çevreler Arasındaki İlişkinin Niteliği

Bu noktada araştırmanın kavramsal çerçevesindeki “siyasal yönetişim” kavramı işlevsel duruma gelmektedir. Siyasal yönetişimden söz edebilmek için yalnızca yöneticinin siyasal geçmişine değil, karar süreçlerinin siyasal ilişkilerden etkilenmiş olduğuna ilişkin gözlenebilir göstergelere gereksinme vardır. Bu göstergeler en az dört grupta incelenebilir:

Atama mekanizması: Rektörün hangi usulle ve hangi makam tarafından atandığı.

Kurumsal bağlantılar: Rektörün üniversite dışındaki siyasal veya kamu görevleri.

Karar süreçleri: Akademik kadro, bölüm, program, bütçe ve yönetim kararlarının zamanlaması ve niteliği.

Sonuç göstergeleri: Bu kararların akademik kapasite, kurumsal başarım ve öğrenci talebiyle ilişkisi.

Maltepe örneğinde ilk iki unsur bakımından doğrulanabilir bir veri bulunmaktadır. Sözen Cumhurbaşkanı tarafından atanmış ve aynı dönemde çeşitli kamu görevlerini sürdürmüştür. Buna karşılık üçüncü ve dördüncü unsurlar bakımından daha güçlü bir kanıt zincirine gereksinme vardır. Özellikle akademik personel değişikliklerinin hangi organlar tarafından, hangi gerekçelerle ve hangi akademik planlama çerçevesinde yapıldığı ortaya konulmadan bunların siyasal bir yönlendirme sonucu olduğunu söylemek olanaklı değildir.

2023–2024 Siyasal İletişim Tartışması

Sözen'in rektörlüğü sırasında siyasal bağlantılar bakımından kamuoyuna yansıyan bir başka olay da 2023 yılında ortaya çıkan WhatsApp grubu tartışmasıdır. Gazeteci Hayri Demir'in haberinde Sözen'in AK Parti'nin seçim dönemindeki sosyal medya iletişimiyle bağlantılı olduğu ileri sürülmüş; Sözen ise savı reddederek haber hakkında hukuksal girişimde bulunmuştur. Daha sonra açılan manevi tazminat davasının mahkeme tarafından reddedildiği basın özgürlüğü alanında çalışan MLSA tarafından bildirilmiştir. Burada hukuksal sonuç dikkatli yorumlanmalıdır. Davanın reddedilmiş olması haberdeki savın mahkeme tarafından doğrulandığı anlamına gelmez. Aynı şekilde Sözen'in savı reddetmiş olması da savın yanlışlığını tek başına kanıtlamaz. Bu nedenle olay, araştırmada “siyasal iletişim bağlantısına ilişkin kamuoyu tartışması ve taraflar arasındaki hukuksal uyuşmazlık” olarak kaydedilmelidir. Bu olayın araştırmadaki değeri doğrudan bir siyasal yönetişim kanıtı oluşturmasından çok Sözen'in üniversite dışındaki siyasal iletişim alanıyla ilişkisinin kamuoyunda tartışılmış olduğunu göstermesidir. Dolayısıyla olay, bağlamsal gösterge olarak kullanılabilir fakat nedensel kanıt olarak kullanılamaz.

Rektörlük Döneminin Sonlanması

Sözen'in Maltepe Üniversitesi'ndeki rektörlüğü Temmuz 2026'da sona ermiştir. Üniversitenin resmi arşivi Sözen'in Temmuz 2022–2026 arasında rektörlük yaptığını, Yusuf Aksar'ın ise Temmuz 2026'da rektör vekili olarak göreve başladığını belirtmektedir. Üniversitenin güncel rektörlük ve senato sayfalarında da Yusuf Aksar “Rektör V.” olarak gösterilmektedir. Burada önemli bir veri boşluğu bulunmaktadır: Sözen'in neden yeniden atanmadığına ilişkin güvenilir ve açık bir resmi gerekçe saptanmış değildir. Bu nedenle görev süresinin sona ermesini “görevden alınma”, “başarısızlık nedeniyle değiştirilme” veya “siyasal tercih nedeniyle değiştirilme” biçiminde yorumlamak doğru olmaz. Bu ayrım makalenin yöntembilimsel yaklaşımı açısından önemlidir. Çünkü 2026'da yönetimin değişmiş olması ile 2026'daki öğrenci talebi veya akademik personel hareketleri arasında kurulacak ilişkinin de ayrıca zamansal olarak incelenmesi gerekmektedir.

Yönetişim Değişkeninin Öğrenci Talebiyle Birlikte Değerlendirilmesi

Bu bulgular bir arada değerlendirildiğinde Maltepe Üniversitesi bakımından üç ayrı düzey ortaya çıkmaktadır:

Birinci düzey: gözlenebilir olgu.

2022–2026 döneminde üniversitenin rektörlüğünü siyasal geçmişi ve kamu görevleri bulunan bir akademisyen yürütmüştür. Aynı dönemde öğrenci talebinde belirgin bir gerileme meydana gelmiştir.

İkinci düzey: eş zamanlı gelişmeler.

Bu dönemde akademik personel siyasalarına ilişkin çeşitli tartışmalar ve işten çıkarma savları kamuoyuna yansımıştır.

Üçüncü düzey: nedensel açıklama.

Bu gelişmelerin öğrenci talebindeki gerilemeye neden olup olmadığı ise henüz kanıtlanmış değildir.

Araştırmanın bilimsel açıdan en önemli sonucu tam da burada ortaya çıkmaktadır. Siyasal bağlantının varlığı ile siyasal etkinin varlığı birbirinden ayrılmalıdır. Birincisi belgelenebilir bir biyografik ve kurumsal olgudur ve ikincisi ise ancak karar süreçleri ile sonuçlar arasında somut bir mekanizma gösterilebildiği ölçüde ileri sürülebilir. Bu nedenle Maltepe Üniversitesi örneğinde mevcut kanıtlar, “siyasal geçmiş, üniversite yönetimi, akademik gerileme ve öğrenci talebinde düşüş” biçiminde tamamlanmış bir nedensellik zinciri kurmaya henüz yetmemektedir. Buna karşılık siyasal bağlantılar, yönetim değişiklikleri, akademik personel hareketleri ve öğrenci talebindeki gerilemenin aynı zaman aralığında bulunması bu değişkenler arasındaki ilişkinin daha ileri düzeyde araştırılmasını gerektiren güçlü bir araştırma sorunu oluşturmaktadır. Bir sonraki bölümde bu çerçeveyi “Kurumsal Gerilemenin Nedensellik Sorunu: Piyasa Koşulları mı, Yönetim mi?” başlığı altında sınamak uygun olacaktır. Burada özellikle Maltepe'deki düşüşün İstanbul'daki diğer vakıf üniversitelerindeki genel değişimden ne ölçüde ayrıştığı belirleyici olacaktır.

KURUMSAL GERİLEMENİN NEDENSELLİK SORUNU: PİYASA KOŞULLARI MI, YÖNETİM Mİ?

Maltepe Üniversitesi'nde 2022 sonrasında belirginleşen öğrenci talebi kaybının açıklanmasında temel sorun gözlenen değişimin hangi etmenlerden kaynaklandığının belirlenmesidir. Öğrenci doluluk oranındaki düşüş tek başına yönetim başarısızlığının göstergesi olmadığı gibi aynı dönemde vakıf üniversitelerinin karşı karşıya bulunduğu ekonomik, demografik ve yarışma koşulları da Maltepe Üniversitesi'ndeki gelişmeleri bütünüyle açıklamayabilir. Bu nedenle kurumsal gerilemenin nedenlerini araştırırken piyasa koşulları ile üniversiteye özgü yönetimsel etmenlerin ayrıştırılması gerekir. Burada “piyasa” kavramı dar anlamda ekonomik piyasa ile sınırlı değildir. Vakıf üniversiteleri bakımından öğrenci talebi üniversite sayısındaki artış, toplam kontenjan, öğrencilerin tercih davranışları, burs siyasaları, program çeşitliliği, akademik saygınlık, mezunların istihdam olanakları ve İstanbul'daki üniversiteler arasındaki yarışma gibi çok sayıda değişkenin etkisi altında oluşmaktadır. Dolayısıyla Maltepe Üniversitesi'nin öğrenci talebindeki değişiminin değerlendirilmesinde ilk soru şudur: Maltepe'deki gerileme İstanbul'daki vakıf üniversitelerinin genelinde gözlenen bir eğilimin parçası mıdır, yoksa Maltepe'ye özgü bir sapma mıdır? Bu soru araştırmanın nedensellik bakımından en önemli karşılaştırmasını oluşturmaktadır.

Piyasa Koşullarının Açıklayıcı Gücü

Vakıf üniversitelerinde öğrenci talebinin yalnızca üniversitenin kendi yönetim kararlarından etkilenmediği açıktır. Aynı öğrenci kitlesi çok sayıda üniversite ve program arasında tercih yapmaktadır. Bu nedenle bir üniversitenin doluluk oranındaki değişimin değerlendirilmesinde aynı dönemdeki genel piyasa hareketinin bilinmesi gerekir. Bu araştırmada İstanbul'daki vakıf üniversitelerinin toplam doluluk oranının karşılaştırma ölçütü olarak kullanılması bu nedenle önemlidir. Ancak önceki bölümde ortaya koyduğumuz gibi doluluk oranı tek başına yeterli değildir. İki üniversitenin aynı oranda dolu olması aynı akademik düzeyde öğrenci çektiği anlamına gelmez. Bu nedenle piyasa karşılaştırmasına ikinci bir boyut eklenmelidir: Öğrenci talebinin niceliği ve doluluk oranı ve öğrenci talebinin niteliği ve YKS başarı sırası ve taban puanı. Böylece Maltepe'nin yalnızca kaç öğrenci çektiği değil, hangi başarı düzeyindeki öğrencileri çektiği de İstanbul'daki vakıf üniversiteleriyle karşılaştırılabilecektir. Bu ayrım nedensellik çözümlemesi açısından önemlidir. Örneğin İstanbul'daki bütün vakıf üniversitelerinde doluluk oranı azalırken Maltepe'deki düşüş aynı büyüklükteyse üniversiteye özgü yönetim etmenlerinin açıklayıcı gücü zayıflayabilir. Buna karşılık genel piyasa koşulları görece kararlı iken Maltepe'nin hem doluluk oranında hem de öğrenci başarı sıralarında belirgin bir gerileme meydana gelmişse üniversiteye özgü etmenlerin ayrıca incelenmesi gerekir.

Maltepe'nin İstanbul Piyasasından Ayrışması

Mevcut veriler Maltepe bakımından dikkat çekici bir ayrışma olduğunu göstermektedir. YÖK verilerinde Maltepe Üniversitesi'nin genel kontenjan doluluk oranı 2022'de yüzde 94,1'e ulaşmıştır. Buna karşılık kullanıcının sağladığı ÖSYM kaynaklı 2025–2026 YKS görselinde Maltepe'nin 2026 doluluk oranı yüzde 49,4 olarak gösterilmektedir. Aynı görselde İstanbul vakıf üniversitelerinin toplam doluluk oranı yüzde 67,1'dir. Bu iki veri aynı tanım ve veri setinden gelmediği için aralarındaki farkın doğrudan bir zaman serisi karşılaştırması olarak yorumlanmasında dikkatli olmak gerekir. Bununla birlikte 2026 itibarıyla Maltepe'nin İstanbul vakıf üniversiteleri toplamının altında kaldığı görülmektedir. Bu bulgu tek başına yönetimsel bir nedensellik kanıtı değildir. Fakat “Maltepe'deki düşüş yalnızca piyasa koşullarının sonucudur” şeklindeki açıklamanın da ayrıca sınanmasını gerektirir. İşte bu noktada YKS başarı sıraları devreye girmektedir. Eğer Maltepe'nin öğrenci aldığı başarı sırası zaman içinde İstanbul vakıf üniversitelerinin genelindeki değişimden daha fazla gerilemişse bu durum üniversitenin kurumsal çekiciliğinde veya akademik seçiciliğinde göreli bir zayıflama bulunduğuna ilişkin daha güçlü bir gösterge oluşturabilir. Buna karşılık Maltepe'nin başarı sırası profili İstanbul piyasasıyla yaklaşık aynı yönde hareket ediyor ancak doluluk oranı daha fazla düşüyorsa farklı açıklayıcı değişkenlere bakılması gerekir.

Yönetimsel Etmenlerin Açıklayıcı Gücü

Yönetimsel etmenlerin nedensel önemini belirlemek için yalnızca rektör değişimini veya yöneticinin siyasal geçmişini göstermek yeterli değildir. Yönetimsel etkinin kurumsal sonuçlara hangi mekanizma üzerinden yansıdığı ortaya konulmalıdır. Bu araştırmada söz konusu mekanizma şu şekilde kurulabilir:

Yönetim kararları

Akademik kadro ve program siyasaları

Eğitim-öğretim ve araştırma kapasitesi

Kurumsal başarım ve akademik saygınlık

YKS tercihleri ve öğrenci talebi

Bu zincirin her halkası ayrı ayrı gözlenebilir duruma getirilebilirse yönetimsel etkinin açıklayıcı gücü artacaktır. Örneğin 2024 yılında akademik personel azaltımına ilişkin haberler yönetim ile akademik kapasite arasında incelenmesi gereken bir bağlantı oluşturmaktadır. Ancak bu tür haberlerde yer alan çalışan görüşleri ve savlar doğrudan kurumsal performans verisi olarak kabul edilmemelidir. Bunların akademik kadro sayıları, bölüm/program değişiklikleri ve YÖK göstergeleriyle karşılaştırılması gerekir.

Ters Nedensellik Olasılığı

Bununla birlikte araştırmada göz ardı edilmemesi gereken başka bir olasılık daha vardır: nedensellik yönetimden talebe değil, talepten yönetime doğru işliyor olabilir. Öğrenci talebindeki azalma, daha az öğrenci, daha düşük gelir, mali baskı, program/kadro yeniden yapılanması ve akademik personel azalması şeklinde bir süreç yaratabilir. Bu durumda akademik personel azaltımı öğrenci talebindeki düşüşün nedeni değil, sonucu veya sonucuna verilen yönetimsel tepki olacaktır. Bu ayrım araştırmanın en önemli noktalarından biridir. Çünkü aynı olay (örneğin akademik personel sayısındaki azalma) iki tümüyle farklı nedensel modele yerleştirilebilir:

Model 1: Yönetimsel tercih, akademik kapasite azalması, kurumsal çekicilikte azalma ve öğrenci talebi azalması.

Model 2: Öğrenci talebi azalması, mali baskı, yönetimin kadro azaltması ve akademik kapasitede değişim.

Görgül veriler bu iki modeli birbirinden ayırmadan akademik personel kaybını öğrenci talebindeki düşüşün nedeni olarak kabul etmek yöntembilimsel açıdan hatalı olur.

2022'nin Nedensellik Bakımından Önemi

Bu nedenle 2022 yılı özel bir öneme sahiptir. Sözen'in rektörlüğe başlaması ile 2022'deki yüzde 94,1'lik yüksek doluluk aynı zamana rastlamaktadır. Bu durum, “Sözen'in atanmasıyla birlikte üniversitenin öğrenci talebi hemen geriledi” şeklindeki basit bir açıklamayı desteklememektedir. Buna karşılık sonraki yıllarda talep düşüşünün belirginleşmesi, akademik personel siyasalarına ilişkin tartışmaların ortaya çıkması ve 2026'da yönetim değişikliğinin gerçekleşmesi daha karmaşık bir zaman dizisi ortaya çıkarmaktadır. Dolayısıyla 2022 yılı bu araştırmada bir nedensellik başlangıç noktası değil, bir yönetim değişikliği ve sonrasındaki gelişmelerin izlenmeye başlandığı referans noktası olarak ele alınmalıdır.

Piyasa ve Yönetimin Birlikte Etkisi

Bununla birlikte iki açıklamayı birbirinin seçeneği olarak görmek de gerekmeyebilir. Maltepe Üniversitesi'ndeki gelişmeler bakımından daha gerçekçi bir model piyasa koşulları ile yönetimsel etmenlerin birbirini etkileyebildiği etkileşimsel bir model olabilir. Örneğin genel üniversite piyasasındaki yarışmanın artması öğrenci talebini azaltabilir. Talepteki azalma üniversitenin mali yapısını etkileyebilir. Yönetim buna program ve personel değişiklikleriyle karşılık verebilir. Bu değişiklikler akademik kapasiteyi etkilerse üniversitenin tercih edilme düzeyi yeniden değişebilir. Böylece süreç “piyasa koşulları, öğrenci talebi, mali baskı, yönetimsel tepki, akademik kapasite, kurumsal çekicilik ve yeniden öğrenci talebi” biçiminde geri beslemeli bir yapıya dönüşebilir. Bu model Maltepe Üniversitesi'ndeki gelişmeleri tek bir nedene indirgemekten daha açıklayıcı olabilir.

Nedensellik İçin Kullanılacak Ölçütler

Bu nedenle makalenin çözümlemesinde dört temel ölçüt kullanılabilir:

Zamanlama: Değişkenler hangi sırayla ortaya çıkmıştır?

Göreli değişim: Maltepe'deki değişim İstanbul vakıf üniversitelerinin genel değişiminden farklı mıdır?

Mekanizma: Yönetimsel bir karar ile öğrenci talebi arasında akademik kapasite, program yapısı veya kurumsal başarım üzerinden açıklanabilir bir ara mekanizma var mıdır?

Açıklama seçenekleri: Aynı sonucu açıklayabilecek piyasa, demografik, ekonomik veya program yapısına ilişkin başka etmenler bulunmakta mıdır?

Bu dört ölçüt birlikte sağlanmadan öğrenci talebindeki düşüşü doğrudan rektörlük dönemine veya siyasal bağlantılara bağlamak olanaklı değildir.

Ara Sonuç

Mevcut bulgular Maltepe Üniversitesi'nde ciddi bir öğrenci talebi gerilemesi bulunduğunu göstermektedir. Ancak bu gerilemenin tek başına yönetimsel bir başarısızlığın sonucu olduğu henüz söylenemez. Aynı şekilde genel vakıf üniversitesi piyasasındaki koşulların Maltepe'deki değişimin tamamını açıkladığı da gösterilmiş değildir. Bu nedenle araştırmanın bundan sonraki aşamasında belirleyici karşılaştırma Maltepe ile İstanbul'daki vakıf üniversiteleri arasındaki öğrenci talebi ve YKS başarı sırası farkının zaman içindeki seyri olacaktır. Bu karşılaştırma yapılabildiğinde araştırmanın temel sorusu daha somut biçimde yanıtlanabilir: Maltepe Üniversitesi'ndeki gerileme vakıf üniversiteleri piyasasının genel bir sonucu olarak mı ortaya çıkmıştır, yoksa genel piyasa eğiliminin ötesinde, üniversiteye özgü akademik ve yönetsel değişkenlerin de etkisini gösteren bir ayrışma mı söz konusudur? Bu sorunun yanıtı siyasal yönetişim tartışmasını da daha sağlam bir zemine oturtacaktır. Çünkü önce Maltepe'nin gerçekten piyasa ortalamasından ayrışıp ayrışmadığını göstermek ve daha sonra bu ayrışmanın olası yönetimsel açıklamalarını incelemek yöntembilimsel olarak daha güçlüdür.

ÖĞRENCİ TALEBİNİN NİTELİĞİ: DOLULUK ORANININ ÖTESİNDE YKS BAŞARI PROFİLİ

Öğrenci talebindeki değişimin yalnızca kontenjanların ne ölçüde doldurulduğu üzerinden değerlendirilmesi kurumsal gerilemenin niteliğini tam olarak ortaya koymamaktadır. Doluluk oranı üniversitenin mevcut kontenjanlarını ne ölçüde öğrenciyle doldurabildiğini gösteren önemli bir niceliksel göstergedir ancak üniversiteye yönelen öğrencilerin akademik başarı düzeyleri hakkında doğrudan bilgi vermez. Bu nedenle öğrenci talebinin çözümlemesinde ikinci bir boyutun öğrenci talebinin niteliğinin dikkate alınması gerekmektedir. Bu bağlamda Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçları önemli bir görgül gösterge sunmaktadır. ÖSYM, her yıl yükseköğretim programlarına merkezi yerleştirme sonuçları kapsamında programların en küçük ve en büyük puanlarını yayımlamaktadır. 2025-YKS için ÖSYM tarafından yayımlanan veriyi program bazında sunmakta ve 2026-YKS için de aynı nitelikte veri yayımlanmış bulunmaktadır. Burada araştırmanın amacı her bir programın taban puanlarını tek tek incelemek değildir. Böyle bir çözümleme hem makalenin kapsamını gereksiz biçimde genişletecek hem de üniversiteler arasındaki karşılaştırmayı güçleştirecektir. Asıl amaç İstanbul'daki vakıf üniversitelerinin öğrenci talebinin akademik niteliğini üniversite düzeyinde karşılaştırılabilir göstergelerle belirlemektir. Bu nedenle program düzeyindeki ÖSYM verilerinden üniversite düzeyinde özet göstergeler üretilmesi daha uygun görünmektedir. Ancak burada önemli bir yöntemsel sınırlılık bulunmaktadır. YKS'de SAY, EA, SÖZ ve DİL gibi farklı puan türleri bulunduğundan bunların ham puanlarının tek bir ortalama içinde birleştirilmesi yöntembilimsel olarak anlamlı değildir. Aynı şekilde farklı puan türlerine ait başarı sıralarının da doğrudan tek bir sıralamaya dönüştürülmesi sorunludur. Bu nedenle üniversitelerin öğrenci profilinin karşılaştırılmasında öncelikle puan türleri temelinde medyan başarı sırası veya buna karşılık gelen medyan taban puanlar kullanılmalıdır. Medyanın tercih edilmesi birkaç yüksek puanlı programın üniversitenin genel öğrenci profilini olduğundan daha yüksek göstermesini önleme bakımından ortalamaya göre daha elverişli olabilir. Bununla birlikte, bu göstergenin de üniversitelerin program çeşitliliğinden etkileneceği ve tıp, hukuk, mühendislik, iletişim veya sosyal bilimler gibi farklı alanların aynı puan türü içinde dahi farklı talep yapısına sahip olabileceği dikkate alınmalıdır. Bu nedenle araştırmada YKS verisi üniversitenin akademik kalitesinin doğrudan ölçüsü olarak değil, öğrenci talebinin seçicilik/nitelik boyutunu gösteren betimleyici bir gösterge olarak kullanılmalıdır. Böylece “doluluk” ile “öğrenci profilinin niteliği” birbirinden ayrılmış olacaktır.

Maltepe Üniversitesi açısından bu ayrım özellikle önemlidir. YÖK'ün üniversiteye ilişkin izleme verilerinde toplam kontenjan doluluk oranı 2022 yılında %94,1 olarak görünürken, 2026 yılına ilişkin güncel YKS verisinde Maltepe Üniversitesi için doluluk oranının %49,4 düzeyinde olduğu görülmektedir. Bu iki veri arasında önemli bir niceliksel değişim bulunmaktadır. Ancak yalnızca bu değişime bakılarak öğrencilerin akademik başarı profilinin de aynı ölçüde gerilediği sonucuna ulaşmak olanaklı değildir. Bunun gösterilebilmesi için YKS başarı sırası ve puanlarının ayrıca incelenmesi gerekir.

Bu noktada araştırmanın karşılaştırmalı boyutu önem kazanmaktadır. Maltepe Üniversitesi'nin YKS öğrenci profili İstanbul'daki diğer vakıf üniversiteleriyle karşılaştırılmalıdır. Böylece iki farklı olasılık birbirinden ayrılabilir:

Genel piyasa etkisi: İstanbul'daki vakıf üniversitelerinin önemli bir bölümünde benzer bir öğrenci profili değişimi ortaya çıkıyorsa Maltepe'deki gerilemenin önemli bir bölümünün yükseköğretim piyasasındaki genel değişimlerle açıklanması olanaklı olabilir.

Üniversiteye özgü ayrışma: Maltepe'nin öğrenci başarı profilindeki değişim benzer vakıf üniversitelerinin belirgin biçimde üzerinde gerçekleşiyorsa üniversiteye özgü etmenlerin araştırılması daha fazla önem kazanacaktır.

Bu ikinci durumda dahi doğrudan “yönetim kaynaklı gerileme” sonucuna ulaşılmamalıdır. Çünkü üniversiteye özgü farklılaşmanın burs siyasaları, programların niteliği ve çeşitliliği, ücret düzeyleri, yerleşke olanakları, akademik kadro, mezunların istihdam sonuçları, kurumsal saygınlık veya tanıtım siyasaları gibi çok sayıda açıklama seçeneği bulunabilir. Yönetim değişkeni ancak bu açıklamalarla birlikte ve aracı değişkenler üzerinden değerlendirilebilir. Dolayısıyla YKS verisinin araştırmadaki işlevi nedenselliği kanıtlamak değil, nedensellik araştırmasının yönünü belirlemektir. Eğer Maltepe Üniversitesi'nin hem doluluk oranı hem de öğrenci başarı profili benzer üniversitelere göre belirgin biçimde geriliyorsa bu durum akademik kapasite, yönetim uygulamaları ve kurumsal saygınlık gibi ara değişkenlerin daha yakından incelenmesini gerektirir. Buna karşılık öğrenci başarı profilindeki değişim İstanbul vakıf üniversitelerinin genel eğilimiyle büyük ölçüde örtüşüyorsa, yönetim etmenine atfedilebilecek özgül etkinin daha ihtiyatlı değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle araştırmanın veri matrisi içinde YKS göstergelerinin “öğrenci talebinin niceliği” ile “öğrenci talebinin niteliği”ni birbirinden ayıracak biçimde düzenlenmesi uygun olacaktır. Böyle bir yapı, daha sonra akademik kadro verileriyle birleştirildiğinde Maltepe Üniversitesi'ndeki değişimin yalnızca “daha az öğrenci” biçiminde mi, yoksa aynı zamanda “farklı nitelikte öğrenci” biçiminde mi gerçekleştiğini de ortaya koyabilecektir. ÖSYM'nin 2025 ve 2026 YKS yerleştirme sonuçlarını ayrı ayrı yayımlamış olması da bu karşılaştırmanın güncel biçimde yapılabilmesine olanak vermektedir.

AKADEMİK KAPASİTE VE KURUMSAL İŞLEYİŞTEKİ DEĞİŞİM

Öğrenci talebindeki gerilemenin kurumsal bir gerilemeye dönüşüp dönüşmediğinin belirlenebilmesi için yalnızca öğrenci sayısındaki değişimin incelenmesi yeterli değildir. Üniversitenin akademik kapasitesinde ve eğitim-öğretim etkinliklerinin sürdürülebilirliğinde meydana gelen değişikliklerin de dikkate alınması gerekir. Bu nedenle Maltepe Üniversitesi'nin YÖK tarafından yayımlanan izleme ve değerlendirme göstergeleri öğrenci talebi verileriyle birlikte ele alınmalıdır. YÖK verileri 2018–2023 döneminde Maltepe Üniversitesi'nin bütün akademik göstergelerinde aynı yönde bir değişim yaşanmadığını göstermektedir. Bu bulgu özellikle önemlidir. Çünkü kurumsal gerileme kavramının kullanılabilmesi tek tek olumsuz göstergelerin seçilmesine değil, farklı göstergelerin birlikte değerlendirilmesine bağlıdır. Örneğin öğrenci başına öğretim elemanı sayısını ifade eden göstergede 2018 yılında 23,29 olan değer 2022 yılında 16,69'a, 2023 yılında ise 17,04'e gerilemiştir. Bu değişim, öğretim elemanı başına düşen öğrenci yükünün azaldığını ve niceliksel akademik kapasitenin bu gösterge bakımından iyileştiğini düşündürmektedir. Benzer biçimde ilk iş bulma süresinin 2018'de 9,5 aydan 2023'te 4,3 aya düşmesi de mezunların işgücü piyasasına geçişi açısından olumlu bir değişime işaret etmektedir. Buna karşılık bazı göstergelerde ters yönde gelişmeler bulunmaktadır. Öğrenci başına basılı kitap sayısını gösteren ölçüt 2018'de 8,14 iken 2022'de 14,42'ye, 2023'te 16,29'a yükselmiştir. Dolayısıyla bu göstergenin yorumlanması yalnızca sayısal artış üzerinden yapılamaz ve gösterge tanımının yönü dikkate alınmalıdır. Doktora öğrencilerinin öğretim üyesi sayısına oranı 2018'de 1,24 iken 2022'de 0,72 ve 2023'te 0,71 olmuştur. Akademik yayınlara ilişkin göstergelerde ise bazı artışlar görülmekle birlikte indeksli yayınların atıf alma oranının 2018'de %86,03'ten 2022'de %74,95'e ve 2023'te %66,72'ye gerilediği görülmektedir.

Dolayısıyla YÖK göstergelerinden hareketle Maltepe Üniversitesi'nin 2018–2023 döneminde bütünsel ve tek yönlü bir akademik çöküş yaşadığı sonucuna ulaşmak olanaklı değildir. Tam tersine, göstergelerin bir bölümü olumlu, bir bölümü olumsuz ve bir bölümü ise dalgalı bir görünüm sergilemektedir. Bu durum, kurumsal gerileme kavramının özellikle dikkatli kullanılmasını gerektirmektedir. Bununla birlikte öğrenci talebindeki değişim farklı bir tablo ortaya koymaktadır. YÖK verilerine göre üniversitenin genel kontenjan doluluk oranı 2018'de %81,0, 2019'da %92,28, 2020'de %82,0, 2021'de %86,0 ve 2022'de %94,1 düzeyindedir. 2026 yılına ilişkin elde bulunan güncel YKS verisinde ise doluluk %49,4 olarak görülmektedir. Bu nedenle öğrenci talebindeki uzun dönemli değişim akademik göstergelerdeki değişimden ayrı bir olgu olarak değerlendirilmelidir. Bu ayrım araştırmanın temel nedensellik sorununa yeniden dönülmesini gerektirmektedir. Öğrenci talebindeki gerileme ile akademik kapasitedeki değişim arasında otomatik bir neden-sonuç ilişkisi kurulamaz. Öğrenci talebinin azalması üniversitenin mali yapısını etkileyerek personel ve program siyasalarında değişikliklere yol açabileceği gibi, akademik kapasitedeki veya kurumsal işleyişteki değişiklikler de öğrencilerin üniversite tercihlerini etkileyebilir. Böylece karşılıklı nedensellik olasılığı ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle yönetim değişkeninin etkisi doğrudan bir sonuç olarak değil, ara mekanizmalar üzerinden değerlendirilmelidir.

Yönetim Değişikliği ve Siyasal Çevreyle İlişki

Maltepe Üniversitesi bakımından bu noktadaki en önemli yönetimsel değişim Edibe Sözen'in Temmuz 2022'de rektör olarak göreve başlamasıdır. Sözen'in rektörlüğe atanması Cumhurbaşkanı tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ve dönemin rektör atama düzenlemeleri çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Sözen aynı zamanda geçmişte AK Parti İstanbul milletvekilliği yapmış, Cumhurbaşkanlığı Sosyal Siyasalar Kurulu'nda görev almış ve Basın İlan Kurumu Yönetim Kurulu Başkanlığı yürütmüştür. Bu biyografik ve kurumsal bilgiler üniversite yönetiminin siyasal çevrelerle ilişkisini araştırmak bakımından dikkate alınabilecek olgusal verilerdir. Ancak burada önemli bir ayrım yapılmalıdır. Bir rektörün siyasal geçmişinin bulunması üniversite yönetiminin siyasal amaçlarla yürütüldüğünü tek başına kanıtlamaz. Aynı şekilde Cumhurbaşkanı tarafından atanmış olması da üniversite içindeki belirli bir yönetim kararının siyasal nedenlerle alındığını göstermeye yetmez. Bu nedenle siyasal bağlantı ile siyasal yönlendirme arasında doğrudan bir eşitlik kurulması yöntemsel olarak doğru değildir. Öte yandan Sözen dönemine ilişkin bazı akademik çalışma koşulları ve personel siyasalarıyla ilgili sorunlar kamuoyuna ve TBMM'ye taşınmıştır. TBMM Genel Kurulu'nda 2022 yılında Maltepe Üniversitesi de vakıf üniversitelerindeki akademik personelin ücretleri, çalışma koşulları, iş güvencesi ve akademik hakları bağlamında dile getirilen üniversiteler arasında yer almıştır. Basında da aynı dönemde akademik ücretler ve çalışma koşullarına ilişkin savlar yayımlanmıştır.

Daha sonraki dönemde, 2024 yılında Maltepe Üniversitesi'nde bölüm kapatma ve küçülme gerekçeleriyle akademisyenlerin işten çıkarıldığına ilişkin haberler yayımlanmış ve akademisyenler tarafından akademik planlama, ders yükleri ve çalışma koşulları konusunda çeşitli eleştiriler ileri sürülmüştür. 2026 yılında da akademik personelin işten çıkarıldığına ilişkin yeni haberler yayımlanmış ve konu TBMM gündemine taşınmıştır. Ancak bu gelişmelerin önemli bir bölümü basın haberleri, çalışan açıklamaları veya siyasal aktörlerin savları niteliğindedir. Bu nedenle bunların tümünün bağımsız biçimde doğrulanmış yönetimsel olgular olarak sunulması doğru değildir. Aynı ihtiyat Sözen'in siyasal iletişim etkinlikleriyle ilişkilendirildiği 2023 tarihli tartışma bakımından da gereklidir. Sözen hakkında bir siyasal iletişim grubunun yöneticisi olduğuna ilişkin bir sav ortaya atılmış, Sözen bu savı reddetmiş ve konu yargıya taşınmıştır. Açılan tazminat davasının reddedilmiş olması savın doğru olduğunun mahkeme tarafından kabul edildiği anlamına gelmediği gibi, savın kesin olarak yanlışlandığı anlamına da gelmez. Bu olay, ancak üniversite yönetimi ile siyasal iletişim alanı arasındaki ilişkinin kamuoyunda tartışılmış olduğunu gösteren bir olay olarak kullanılabilir. Dolayısıyla mevcut kanıtlar siyasal bağlantıların varlığı konusunda belirli bir olgusal zemin sağlamakla birlikte bu bağlantıların Maltepe Üniversitesi'ndeki öğrenci talebi veya akademik kapasite değişiminin nedeni olduğunu göstermemektedir.

GENEL DEĞERLENDİRME, SONUÇ VE ÖNERİLER

Genel Değerlendirme

Bu araştırmanın temel sorusu Maltepe Üniversitesi’nde 2018–2026 döneminde gözlenen kurumsal değişimin yalnızca yükseköğretim piyasasındaki genel gelişmelerle mi açıklanabileceği, yoksa öğrenci talebi, akademik kapasite ve üniversite yönetimindeki değişimlerin birlikte değerlendirilmesinin mi gerektiğidir. Çözümleme, bu soruya tek boyutlu bir yanıt vermenin olanaklı olmadığını göstermektedir.

İlk ve en belirgin bulgu öğrenci talebinde önemli bir gerilemenin ortaya çıkmış olmasıdır. YÖK’ün göstergelerinde Maltepe Üniversitesi’nin kontenjan doluluk oranı 2018’de %81,0, 2019’da %92,28, 2020’de %82,0, 2021’de %86,0 ve 2022’de %94,1 düzeyindedir. Buna karşılık 2026 yılına ilişkin kullanılan ÖSYM kaynaklı veride doluluk oranı %49,4 olarak görülmektedir. Böylece 2022–2026 arasında yaklaşık 44,7 puanlık bir gerileme ortaya çıkmaktadır. Bu değişim üniversitenin öğrenci çekme kapasitesinde dikkate değer bir zayıflamaya işaret eden güçlü bir görgül göstergedir.

Bununla birlikte, öğrenci talebindeki gerileme ile akademik kapasitedeki değişimin aynı yönde ve aynı ölçüde ilerlediği söylenemez. 2018–2023 dönemine ilişkin YÖK göstergeleri karmaşık bir görünüm sunmaktadır. Öğrenci başına öğretim elemanı göstergesinde iyileşme, mezunların ilk iş bulma süresinde belirgin kısalma ve bazı yayın göstergelerinde artış görülürken doktora öğrencilerinin öğretim üyesi başına oranı, bazı yayın ve atıf göstergeleri ile kimi kurumsal etkinlik göstergelerinde dalgalanma veya gerileme bulunmaktadır. Dolayısıyla 2018–2023 dönemi için “akademik kapasitenin bütünüyle çöktüğü” biçiminde bir sonuç çıkarmak mevcut verilerin izin verdiğinden daha güçlü bir istidlal (akıl yürütme) olacaktır.

Burada önemli bir ayrım ortaya çıkmaktadır. Kurumsal gerileme kavramı mevcut bulgular bakımından en güçlü biçimde öğrenci talebi ve üniversitenin çekiciliği boyutunda gözlenmektedir. Akademik kapasite ve akademik başarım bakımından ise daha farklılaştırılmış bir değerlendirme gerekmektedir. Üniversitenin bazı akademik göstergelerinde olumlu gelişmeler bulunması öğrenci talebindeki büyük gerilemeyi tek başına açıklamamaktadır. Ancak aynı zamanda akademik yapının bütünsel biçimde zayıfladığını ileri sürmeyi de güçleştirmektedir.

İkinci önemli bulgu, 2022 yılında gerçekleşen yönetim değişikliğinin zamansal bakımdan araştırılması gereken bir kırılma noktası oluşturmasıdır. Edibe Sözen Temmuz 2022’de Cumhurbaşkanı tarafından Maltepe Üniversitesi rektörlüğüne atanmıştır. Sözen’in daha önce AK Parti İstanbul milletvekilliği yapmış olması, Cumhurbaşkanlığı Sosyal Siyasalar Kurulu üyeliği ve Basın İlan Kurulu Yönetim Kurulu Başkanlığı gibi kamusal görevlerde bulunması üniversite yönetiminin siyasal çevrelerle ilişkisini incelemek bakımından somut bir araştırma değişkeni oluşturmaktadır. Ancak siyasal geçmişin bulunması tek başına üniversite yönetiminin siyasal güdülenmelerle yürütüldüğünü veya üniversitenin başarım düzeyindeki değişimin siyasal müdahaleden kaynaklandığını kanıtlamamaktadır.

Daha önemlisi, 2022’deki yönetim değişikliği ile öğrenci talebindeki gerileme arasında doğrudan bir nedensellik kurulmasını mevcut veriler desteklememektedir. Çünkü Sözen’in göreve başladığı yıl olan 2022’de doluluk oranı %94,1 ile incelenen dönemin en yüksek düzeylerinden biridir. Dolayısıyla yönetim değişikliğinin hemen ardından ortaya çıkan bir talep çöküşünden söz edilemez. Buna karşılık 2022 sonrasında, özellikle 2024–2026 döneminde akademik personel, çalışma koşulları, küçülme ve işten çıkarmalar konusunda çeşitli savların ve tartışmaların ortaya çıkması yönetim ile akademik kapasite arasındaki ilişkinin ayrıca incelenmesini gerekli kılmaktadır.

Bu bağlamda 2024 yılında basına yansıyan akademik personel işten çıkarmaları ile 2026 yılında yine akademisyenlerin işten çıkarıldığına ilişkin haberler önem taşımaktadır. Ancak bu olayların önemli bir bölümü basın haberleri, çalışanların açıklamaları veya siyasal aktörlerin beyanları üzerinden bilinmektedir. Bu nedenle söz konusu olayların varlığını ve kapsamını, bağımsız ve eksiksiz kurumsal personel kayıtlarıyla doğrulanmış kesin göstergeler olarak kabul etmek yerine üniversitenin akademik kapasitesinde meydana gelen değişimleri açıklamak bakımından araştırılması gereken ara değişkenler olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.

Benzer biçimde, 2023 yılında Sözen’in bir siyasal iletişim grubunun yöneticisi olduğuna ilişkin ortaya atılan sav Sözen tarafından reddedilmiş ve sav sonrasında açılan tazminat davası 2024 yılında reddedilmiştir. Davanın reddedilmiş olması, savın doğruluğunu kanıtlamadığı gibi yanlışlığını da kesin olarak ortaya koymamaktadır. Dolayısıyla bu olay siyasal çevrelerle ilişki bakımından belgelenmiş bir tartışma ve hukuksal süreç olarak değerlendirilebilir ancak üniversitenin yönetim kararlarının siyasal amaçlarla belirlendiğinin kanıtı olarak kullanılamaz.

Bütün bulgular birlikte değerlendirildiğinde, Maltepe Üniversitesi örneğinde üç farklı düzeyin birbirinden ayrılması gerekmektedir. Birinci düzeyde gözlenen sonuç vardır: 2022 sonrasında ve özellikle 2026 itibarıyla öğrenci talebinde belirgin bir gerileme ortaya çıkmıştır. İkinci düzeyde açıklanması gereken ara değişkenler bulunmaktadır: akademik personel yapısı, programların sürdürülebilirliği, çalışma koşulları, yönetim kararları ve kurumsal çekiciliğin diğer bileşenleri. Üçüncü düzeyde ise siyasal yönetişim olasılığı bulunmaktadır. Sözen’in siyasal geçmişi ve kamusal ilişkileri bu düzey için somut bir araştırma konusu oluştursa da mevcut bulgular bu ilişkinin üniversitenin öğrenci talebindeki gerilemenin doğrudan nedeni olduğunu göstermemektedir.

Dolayısıyla eldeki verilerden çıkarılabilecek en güçlü sonuç Maltepe Üniversitesi’nde özellikle öğrenci talebi bakımından belirgin bir kurumsal gerileme bulunduğu ve bunun nedenlerinin ise yalnızca siyasal yönetişim varsayımına indirgenemeyeceğidir. Öğrenci talebindeki düşüş ile akademik ve yönetsel süreçler arasında olası ilişkiler bulunmaktadır ancak bu ilişkilerin nedensel niteliği için daha ayrıntılı ve bağımsız verilere gereksinme vardır.

Bu durum aynı zamanda araştırmanın başlangıçta ortaya koyduğu kuramsal modeli de desteklemektedir. Üniversite yönetimindeki değişimler akademik kapasiteyi ve kurumsal işleyişi etkileyebilir ve bunlar da üniversitenin akademik saygınlığı ve öğrenci çekiciliği üzerinde etkili olabilir. Ancak ters yönde bir mekanizma da olanaklıdır: öğrenci talebindeki gerileme mali baskı yaratabilir, bu baskı personel ve program siyasalarını etkileyebilir ve ortaya çıkan değişiklikler akademik kapasiteyi yeniden etkileyebilir. Bu nedenle ilişkinin tek yönlü değil, karşılıklı etkileşim içeren bir kurumsal süreç olarak ele alınması daha uygun görünmektedir.

Son olarak, Temmuz 2026’da Yusuf Aksar’ın rektör olarak göreve başlaması yeni bir yönetim döneminin başlangıcına işaret etmektedir. Ancak bu dönem henüz çok kısa olduğundan Aksar dönemine ilişkin kurumsal sonuçlar hakkında uzun dönemli bir değerlendirme yapmak olanaklı değildir. 2026 verileri bakımından Sözen dönemi ile Aksar döneminin etkilerini birbirinden ayırmak için daha uzun bir gözlem süresine gereksinme bulunmaktadır.

Sonuç ve Öneriler

Bu çalışmanın ulaştığı temel sonuç Maltepe Üniversitesi’nde 2018–2026 döneminde öğrenci talebi bakımından belirgin bir kurumsal gerilemenin ortaya çıktığıdır. 2022’de %94,1 düzeyinde bulunan doluluk oranının 2026’da %49,4’e gerilemesi üniversitenin öğrenci çekme kapasitesindeki değişimin nicel olarak açık biçimde görülmesini sağlamaktadır. Bununla birlikte, bu gerilemenin nedenini tek bir etmene bağlamak mevcut kanıtların ötesine geçmek anlamına gelecektir.

Araştırmanın ikinci sonucu, akademik başarım ile öğrenci talebinin aynı gösterge olarak kabul edilemeyeceğidir. 2018–2023 YÖK verileri bazı akademik göstergelerde olumlu, bazı göstergelerde ise olumsuz veya dalgalı gelişmeler bulunduğunu göstermektedir. Bu nedenle öğrenci talebindeki gerilemenin doğrudan akademik başarısızlık anlamına geldiği söylenemez. Aynı şekilde, belirli akademik göstergelerdeki iyileşmelerin üniversitenin öğrenci çekiciliğini koruduğunu varsaymak da olanaklı değildir.

Üçüncü sonuç, yönetim ile öğrenci talebi arasındaki ilişkinin ara değişkenler üzerinden araştırılması gerektiğidir. Akademik personel hareketliliği, işten çıkarmalar, programların kapatılması veya küçültülmesi, çalışma koşulları, ders yükleri, akreditasyonlar, araştırma etkinlikleri ve öğrencilerin üniversiteye ilişkin algıları bu ilişkinin başlıca ara değişkenlerini oluşturmaktadır. Özellikle 2024 ve 2026 yıllarında basına yansıyan personel sorunlarının kurumsal kayıtlarla doğrulanması gelecekteki araştırmalar bakımından önem taşımaktadır.

Dördüncü sonuç, siyasal yönetişim konusunda kanıt ile yorumun birbirinden ayrılması gerektiğidir. Edibe Sözen’in siyasal geçmişi ve kamu görevleri olgusal olarak belgelenmiştir. Bununla birlikte, bu geçmişin Maltepe Üniversitesi’ndeki yönetim kararlarını veya öğrenci talebindeki gerilemeyi belirlediğini gösterecek doğrudan ve bağımsız bir kanıt bu araştırmada ortaya konulamamıştır. Bu nedenle siyasal bağlantı araştırmanın dışladığı bir unsur değil, fakat henüz nedensel değeri kanıtlanmamış bir açıklama değişkenidir.

Bu çerçevede aşağıdaki öneriler geliştirilebilir:

Akademik personel verilerinin düzenli ve karşılaştırılabilir biçimde yayımlanması: Üniversitenin yıllık olarak profesör, doçent, doktor öğretim üyesi ve diğer akademik personel sayılarını, yıl içindeki işe giriş ve ayrılmaları ve tam zamanlı ve yarı zamanlı personel dağılımını açıklaması akademik kapasitenin izlenebilirliğini artıracaktır.

Öğrenci talebi göstergelerinin ayrıştırılması: Kontenjan, ilk yerleştirme, ek yerleştirme ve doluluk göstergelerinin birbirinden ayrılarak yıllık olarak yayımlanması gerekir. Böylece üniversitenin talep kaybının hangi aşamada gerçekleştiği daha doğru biçimde belirlenebilir.

Akademik programların sürdürülebilirliğinin izlenmesi: Program kapatmaları, kontenjan değişiklikleri, akreditasyon durumları ve öğretim üyesi başına öğrenci sayılarının yıllar itibarıyla birlikte değerlendirilmesi öğrenci talebi ile akademik kapasite arasındaki ilişkinin daha sağlıklı kurulmasını sağlayacaktır.

Akademik personel işten çıkarmalarında kurumsal saydamlığın artırılması: İşten çıkarma veya bölüm/program küçültme kararlarının gerekçelerinin ilgili akademik birimlerin eğitim ve araştırma kapasitesine etkileriyle birlikte açıklanması kamuoyunda ortaya çıkan savların nesnel biçimde değerlendirilebilmesine katkı sağlayacaktır.

Öğrenci memnuniyeti ve kurumsal saygınlık göstergelerinin düzenli izlenmesi: YKS doluluk oranları tek başına üniversitenin çekiciliğini açıklamaz. Öğrenci memnuniyeti, mezunların istihdam durumu, akademik danışmanlık, öğretim elemanı sürekliliği, akreditasyon ve uluslararasılaşma gibi göstergelerin birlikte izlenmesi gerekmektedir.

YÖK denetim ve değerlendirme verilerinin daha ayrıntılı duruma getirilmesi: Vakıf üniversitelerinde akademik personel hareketliliği, çalışma koşulları, eğitim sürekliliği ve öğrenci yakınmaları gibi alanlarda karşılaştırılabilir yıllık göstergelerin yayımlanması yalnızca Maltepe Üniversitesi açısından değil, vakıf yükseköğretim sisteminin bütününün değerlendirilmesi bakımından yararlı olacaktır.

Yönetim değişikliklerinin etkisini ölçmek için daha uzun dönemli izleme yapılması: Temmuz 2026’da başlayan yeni rektörlük döneminin sonuçları bugün itibarıyla değerlendirilemez. 2027–2029 dönemindeki öğrenci talebi, akademik personel yapısı, program sayısı, akreditasyonlar ve araştırma göstergeleri önceki dönemlerle karşılaştırıldığında yönetim değişikliğinin kurumsal sonuçları hakkında daha sağlam bir değerlendirme yapılabilecektir.

Gelecekteki araştırmalarda nedensel çözümlemenin güçlendirilmesi: Maltepe Üniversitesi’nin İstanbul’daki diğer vakıf üniversiteleriyle ve benzer öğrenci profiline sahip üniversitelerle karşılaştırılması öğrenci talebi, akademik personel, ücret siyasaları, burs oranları, program bileşimi ve kurumsal yönetim değişkenlerinin birlikte ele alınması mevcut çalışmanın tek-olay niteliğini aşan daha güçlü bir açıklama çerçevesi sağlayacaktır.

Sonuç olarak, Maltepe Üniversitesi örneği öğrenci talebindeki büyük ölçekli değişimin üniversitenin akademik ve yönetsel yapısından bağımsız olarak ele alınamayacağını ancak aynı zamanda bu değişimin doğrudan siyasal bir nedene bağlanmasının da mevcut kanıtlarla olanaklı olmadığını göstermektedir. Araştırmanın ortaya koyduğu temel yöntemsel sonuç da budur: zamansal çakışma nedensellik değildir, siyasal bağlantı ise tek başına siyasal müdahalenin kanıtı değildir. Kurumsal gerilemenin açıklanabilmesi için öğrenci talebi, akademik kapasite, yönetim kararları ve dış çevre koşullarının birlikte ve doğrulanabilir veriler üzerinden çözümlenmesi gerekmektedir.


 

Kaynakça

Basın İlan Kurumu. (t.y.). Basın İlan Kurumu üyeleri. Basın İlan Kurumu

BirGün. (2024, 25 Haziran). Maltepe Üniversitesi’nde akademisyen kıyımı. BirGün

Demir, H. (2023, 3 Nisan). AKP’nin “propaganda grubu”nun yöneticisi rektör çıktı. Gazete Pencere. [Habere ilişkin hukuksal süreç için Expression Interrupted ve MLSA kaynakları kullanılmıştır.]

Expression Interrupted. (2023, Nisan). Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü. Expression Interrupted

Maltepe Üniversitesi. (t.y.). Kontenjan ve puan. Maltepe Üniversitesi Aday Öğrenci. Maltepe Üniversitesi – Kontenjan ve Puan

Maltepe Üniversitesi. (t.y.). Ek kontenjan ve puan. Maltepe Üniversitesi Aday Öğrenci. Maltepe Üniversitesi – Ek Kontenjan ve Puan

Maltepe Üniversitesi. (t.y.). Rektörlerimiz. Maltepe Üniversitesi – Rektörlerimiz

Milliyetçi Hareket Partisi / Türkiye Büyük Millet Meclisi kayıtları.

Türkiye Büyük Millet Meclisi. (2022, 7 Nisan). Genel Kurul tutanağı. Türkiye Büyük Millet Meclisi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi. (2022, 12 Nisan). Genel Kurul tutanağı. Türkiye Büyük Millet Meclisi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi. (2022, 29 Mart). Genel Kurul tutanağı: Vakıf yükseköğretim kurumlarında görev yapan akademik personelin özlük hakları ve ücretlerine ilişkin görüşmeler. Türkiye Büyük Millet Meclisi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi. (2025). Yazılı soru önergesi, 7/31561. Türkiye Büyük Millet Meclisi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi. (t.y.). Milletvekili detay: Edibe Sözen. TBMM Milletvekili Bilgileri

T24. (2024, 25 Haziran). Maltepe Üniversitesi’nde “küçülme” savsıyla işten çıkarmalar: Akademisyenler tepkili. T24

ÜniSıralama. (2026). Maltepe Üniversitesi bölümleri ve YKS verileri 2026. ÜniSıralama

Yükseköğretim Kurulu. (2024). Maltepe Üniversitesi: Üniversite izleme ve değerlendirme göstergeleri. Yükseköğretim Kurulu. YÖK – Maltepe Üniversitesi göstergeleri

Anadolu Ajansı. (2022, 9 Temmuz). Cumhurbaşkanı Erdoğan 5 üniversiteye rektör atadı. Anadolu Ajansı

İletişim Başkanlığı. (t.y.). İletişim ve Diplomasi. T.C. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı. İletişim ve Diplomasi

MLSA. (2024, 13 Şubat). AKP’li iletişim hocası Sözen’in gazeteci Hayri Demir’e haberi için açtığı dava başladı. Media and Law Studies Association. MLSA

MLSA. (2024, 9 Mayıs). Rektör Sözen’in gazeteci Hayri Demir’e açtığı tazminat davası reddedildi. Media and Law Studies Association. MLSA

3 Eylül Haber. (2026, 11 Eylül). Maltepe Üniversitesi’nde akademisyenlere yönelik işten çıkarma savları. 3 Eylül Haber

3 Eylül Haber. (2026, 17 Eylül). Maltepe Üniversitesi’ndeki akademisyen işten çıkarmaları TBMM gündemine taşındı. 3 Eylül Haber

Sözen, E. (t.y.). Özgeçmiş ve akademik/profesyonel bilgiler. Edibe Sözen kişisel web sitesi

ÖSYM. (2025). 2025-YKS yerleştirme sonuçlarına ilişkin sayısal bilgiler. Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi. ÖSYM – 2025 YKS yerleştirme sonuçları