Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

14 Şubat 2026 Cumartesi

 

Siyasal Refleks ve Yerel Yönetim: Parti Değişiklikleri ve Görevden Alımların Kurumsal ve Siyasal Sonuçları

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

Öz

Bu çalışma, Türkiye’de belediye başkanlarının parti değiştirmesi veya görevden alınmasının yerel yönetim süreçleri üzerindeki etkilerini incelemektedir. Esenyurt ve Aydın örnekleri üzerinden yürütülen çözümlemeler, bu müdahalelerin kurumsal kapasite, süreç verimliliği, personel güdülenmesi, kentsel rant yönetimi, kent uzlaşısı ve yerel güç dengeleri üzerinde önemli sonuçlar ürettiğini göstermektedir. Bulgular, siyasal müdahalelerin kısa vadede merkezi denetim sağlasa da uzun vadede belediyelerin ekonomik verimliliğini ve demokratik işleyişini zayıflattığını ortaya koymaktadır. Çalışma, yerel yönetimlerde sürdürülebilirlik ve kurumsal kapasiteyi artırmak için bağımsızlık, özerklik ve liyakat odaklı uygulamaların gerekliliğine işaret etmektedir.

Anahtar Kelimeler: Belediye başkanı, parti transferi, görevden alma, kurumsal kapasite, kentsel rant, yerel yönetim, Türkiye

 

Abstract

This study examines the effects of mayoral party switching or dismissal on local government processes in Turkey. Through case analyses of Esenyurt and Aydın municipalities, the research demonstrates that such interventions significantly impact institutional capacity, process efficiency, personnel motivation, urban rent management, urban consensus, and local power dynamics. Findings indicate that while political interventions ensure short-term centralized control, they undermine long-term economic efficiency and democratic functioning of municipalities. The study highlights the necessity of independence, autonomy, and merit-based management practices to strengthen sustainability and institutional capacity in local governance.

Keywords: Mayor, party switching, dismissal, institutional capacity, urban rent, local government, Turkey

GİRİŞ

Türkiye’de yerel yönetimler, sadece hizmet üretim birimleri değil, aynı zamanda siyasal güç üretim alanları olarak da işlev görmektedir. Belediye başkanlarının parti değiştirmesi veya görevden alınması gibi olaylar bu iki boyutu aynı anda etkileyebilir: bir yandan belediyelerin kurumsal işleyişi ve yönetim kapasitesi, diğer yandan siyasal güç dengeleri ve iktidar stratejileri. Bu makale, Türkiye bağlamında özellikle AKP iktidarı döneminde ortaya çıkan bu olguları çözümlemeyi amaçlamaktadır.

Son yıllarda bazı büyükşehir ve ilçe belediyelerinde yaşanan siyasal transferler ve görevden almalar, yalnızca yerel siyaset açısından değil, kurumsal kapasite ve süreç verimliliği açısından da önemli sonuçlar doğurmuştur. Özellikle 2023 yerel seçimleri sonrası, AKP’nin kaybettiği belediyelerde denetimi yeniden sağlama ve kentsel kaynakları denetim altında tutma refleksi, belediyelerin iç işleyişine, kaynak planlamasına ve yerel süreçlere doğrudan etki etmiştir. Benzer şekilde, DEM partili seçmenlerin yoğun olduğu belediyelerde yaşanan görevden almalar ve kayyım atamaları, güvenlik paradigması ve kent uzlaşısı sorunlarıyla iç içe geçmiş bir siyasal strateji çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Makale hem AKP’nin genel stratejik yaklaşımını hem de DEM belediyelerindeki kent uzlaşısı ve güvenlik boyutlarını ayrı ayrı inceleyerek Türkiye’de yerel yönetimlerde siyasal transfer ve görevden alımların etkilerini sistemli bir şekilde ortaya koymayı hedeflemektedir.

Amaç ve Hedefler

Bu makalenin temel amacı, Türkiye’de belediye başkanlarının parti değiştirmesi veya görevden alınması gibi siyasal olayların, belediyelerin kurumsal işleyişi, kaynak yönetimi ve siyasal süreçler üzerindeki etkilerini sistemli olarak incelemektir.

Bu çerçevede çalışma şu hedefleri gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır:

Stratejik Çözümleme: AKP’nin ve diğer siyasal aktörlerin, yerel yönetimlerde iktidarını sürdürme güdülenmesiyle geliştirdiği stratejileri ortaya koymak.

Kurumsal Etki Değerlendirmesi: Parti transferleri ve görevden almaların belediyelerin iç işleyişi, insan kaynakları yönetimi, süreç verimliliği ve karar alma mekanizmaları üzerindeki etkilerini çözümlemek.

Siyasal ve Toplumsal Boyut: Kentsel rant, kent uzlaşısı ve yerel siyasal dengeler bağlamında, bu süreçlerin yerel toplumsal aktörler ve seçmen üzerindeki sonuçlarını değerlendirmek.

Somut Olay Çözümlemesi: Esenyurt ve Aydın örnekleri üzerinden, kuramsal çerçeve ile uygulamalar arasındaki bağlantıları ortaya koymak.

Kurumsal ve Siyasal Öğreti Üretmek: Elde edilen bulgular aracılığıyla, Türkiye yerel yönetimlerinde süreç temelli kurumsal gelişmenin engellenme mekanizmalarını ve siyasal reflekslerin uzun ve kısa vadeli sonuçlarını tartışmak.

Bu amaçlar doğrultusunda, makale hem siyasal strateji çözümlemesi hem de kurumsal başarım ve yönetsel kapasite değerlendirmesi açısından kapsamlı bir çerçeve sunmayı hedeflemektedir.

Araştırma Soruları

Bu çalışmanın temel araştırma sorusu şudur: Belediye başkanlarının parti değiştirmesi veya görevden alınması belediyelerin kurumsal işleyişi, kaynak yönetimi ve siyasal süreçler üzerinde nasıl etkiler üretir ve bu etkiler hangi mekanizmalar aracılığıyla ortaya çıkar? Bu soruya yanıt ararken, kurumsal kapasite, süreç verimliliği, siyasal refleks ve kentsel rant gibi kavramlar temel çerçeveyi oluşturacaktır. Bu çalışma, aynı zamanda, Türkiye’de belediye başkanlarının parti değiştirmesi veya görevden alınması süreçlerinin kurumsal, yönetsel ve siyasal etkilerini anlamayı hedeflemektedir. Bu bağlamda araştırma soruları şunlardır:

Parti Değişiklikleri ve Görevden Almalar: Belediye başkanlarının parti değiştirmesi veya görevden alınması, belediyelerin kurumsal işleyişi ve süreç verimliliği üzerinde nasıl etkiler üretir?

Siyasal Refleks Mekanizmaları: Bu süreçler hangi siyasal refleks ve stratejik güdülenmeler sonucunda ortaya çıkar ve iktidar partisi açısından ne tür amaçlar taşır?

Kurumsal Kapasite ve İnsan Kaynakları: Parti transferleri ve görevden almalar, belediyelerin personel güdülenmesi, yetkinlik geliştirme ve karar alma süreçleri üzerinde nasıl etkiler yaratır?

Kentsel Rant ve Kent Uzlaşısı: Bu süreçlerin kentsel rant yönetimi, kent uzlaşısı ve yerel güç dengeleri üzerindeki yansımaları nelerdir?

Kısa ve Uzun Vadeli Etkiler: Söz konusu siyasal müdahaleler, kısa ve uzun vadede belediyelerin kurumsal kapasitesi, ekonomik verimliliği ve demokratik işleyişi açısından hangi sonuçları üretir?

Somut Olay Çözümlemeleri: Esenyurt ve Aydın örnekleri bu mekanizmaların ve etkilerin uygulamada ortaya çıkış biçemlerini nasıl göstermektedir?

YÖNTEM

Bu çalışma, Türkiye’de belediye başkanlarının parti değiştirmesi ve görevden alınması süreçlerinin yerel yönetimler üzerindeki etkilerini nitel bir olay çözümlemesi yaklaşımı ile incelemektedir. Araştırmanın temel amacı, siyasal reflekslerin ve stratejik müdahalelerin kurumsal, yönetsel ve toplumsal sonuçlarını sistemli bir şekilde ortaya koymaktır.

Araştırma Tasarımı

Çalışma, nitel araştırma tasarımı çerçevesinde yürütülmüştür. Bu yaklaşım, özellikle karmaşık toplumsal ve siyasal süreçlerin derinlemesine anlaşılması için uygundur. Parti değişiklikleri ve görevden almalar gibi olaylar yalnızca sayı ve oranlarla değil, aynı zamanda stratejik güdülenme, kurumsal mekanizmalar ve süreç etkileri üzerinden incelenmelidir.

Veri Kaynakları

Araştırmada kullanılan veriler üç ana kaynaktan elde edilmiştir:

Resmi belgeler ve kararlar: İçişleri Bakanlığı, belediye meclis tutanakları, kayyım atama kararları ve ihale sonuç raporları.

Basın ve medya kaynakları: Ulusal ve yerel haberler, siyasal yorumlar ve muhtarlar, sivil toplum aktörlerinin açıklamaları.

Gözlemsel ve deneyimsel veriler: Araştırmacının belediyelerdeki kurumsal gelişim projeleri ve alan deneyimi temel alınmıştır.

Örneklem ve Olay Seçimi

Çalışmada iki temel olay üzerinde yoğunlaşılmıştır:

Esenyurt Belediyesi: Belediye başkanının görevden alınması ve kayyım ataması süreci.

Aydın Belediyesi: AKP’ye geçen belediye başkanının büyük bütçeli harcama talebinin CHP çoğunluklu meclis tarafından reddedilmesi ve toplumsal tepkiler.

Bu olaylar, farklı siyasal ve kurumsal bağlamları temsil etmeleri ve Türkiye’deki yerel yönetimlerdeki güç dengelerini açıkça göstermeleri açısından seçilmiştir.

Veri Çözümlemesi

Veriler, içerik çözümlemesi ve süreç çözümlemesi yöntemleri ile incelenmiştir:

İçerik çözümlemesi: Resmi belgeler ve medya raporları üzerinden siyasal amaç, örtük güdülenme ve kurumsal etki kodlanmıştır.

Süreç çözümlemesi: Parti değişiklikleri ve görevden almaların kronolojik gelişimi, kurumsal kapasite ve kaynak yönetimi üzerindeki etkiler bağlamında değerlendirilmiştir.

Bu yaklaşım, olayların neden-sonuç ilişkilerini ve stratejik refleks mekanizmalarını ortaya koymayı hedeflemektedir.

Etik Yaklaşım

Araştırma, yalnızca kamusal ve erişilebilir kaynaklar üzerinden yürütülmüş olup bireysel gizlilik ve etik ölçünler korunmuştur.

KAVRAMSAL ÇERÇEVE

Türkiye’de yerel yönetimlerde siyasal transferler ve görevden almalar, sadece bir siyasal olay değil, aynı zamanda kurumsal ve yönetsel süreçleri doğrudan etkileyen bir mekanizma olarak değerlendirilmelidir. Bu çalışmada kavramsal çerçeve, dört ana eksen üzerinde kurulmuştur: siyasal refleks, kurumsal kapasite, kent uzlaşısı ve kentsel rant.

Siyasal Refleks

Siyasal refleks, iktidar partilerinin iktidarı sürdürme ihtirası doğrultusunda geliştirdikleri stratejik müdahaleleri ifade eder. Türkiye bağlamında özellikle AKP döneminde bu refleks yerel yönetimlerde güç ve kaynak denetimi biçiminde ortaya çıkmaktadır. Siyasal refleks, kısa vadede parti ve iktidar çıkarını korumayı hedeflerken, uzun vadede kurumsal kapasite, demokratik süreç ve ekonomik verimlilik açısından akılcı olmayan sonuçlar üretebilir.

Kurumsal Kapasite

Kurumsal kapasite, belediyelerin personel yetkinliği, süreç işleyişi, kaynak yönetimi ve karar alma mekanizmaları olarak tanımlanır. Parti değişiklikleri ve görevden almalar, kurumsal kapasiteyi çeşitli yollarla zayıflatabilir: personel güdülenmesinin düşmesi, süreçlerin siyasallaşması ve uzun vadeli planlama ve stratejik yönetimin engellenmesi gibi. Bu bağlamda, kurumsal kapasite yalnızca teknik bir yetkinlik göstergesi değil, aynı zamanda yerel yönetimlerin bağımsızlık ve sürdürülebilirlik kapasitesi olarak da değerlendirilir.

Kent Uzlaşısı

Kent uzlaşısı, belediye, muhtarlar, yerel STK’lar ve seçmen arasında iş birliği ve güven mekanizmalarının kurulmasını ifade eder. Özellikle CHP ve DEM belediyelerinde, görevden almalar ve kayyım atamaları kent uzlaşısı sorunlarını derinleştirir. Kent uzlaşısı eksikliği, belediyenin hem toplumsal meşruluğunu hem de hizmet üretme kapasitesini doğrudan etkiler.

Kentsel Rant

Kentsel rant, imar, altyapı projeleri, belediye şirketleri ve yerel yatırım alanları üzerinden oluşan ekonomik ve siyasal değeri ifade eder. İktidar partileri, özellikle kaybedilen belediyelerde kentsel rantı denetim altında tutarak finansal kaynakları merkeze çekmek, yerel siyasal gücü sınırlamak ve uzun vadeli stratejik alan üretimini engellemek amacını güder. Bu da kurumsal ve ekonomik kapasitenin zayıflamasına yol açar.

Kavramlar Arası İlişki

Bu dört kavram, makalenin çözümleyici çerçevesini oluşturur: Siyasal refleks, kurumsal kapasiteyi ve kent uzlaşısını etkiler. Kurumsal kapasite düşerse, kentsel rantın yönetimi ve uzun vadeli planlama sekteye uğrar. Kent uzlaşısı eksikliği, toplumsal güveni ve yerel demokratik meşruluğu zedeler. Kentsel rantın denetimi merkezi iktidarın kısa vadeli siyasal güvenliğini artırsa da uzun vadede hem kurumsal kapasiteyi hem de toplumsal güveni aşındırır. Bu çerçeve, makalenin sonraki bölümünde yer alan somut olay çözümlemeleri ile ilişkilendirilecek ve Türkiye’deki yerel yönetimlerdeki siyasal ve kurumsal dinamiklerin anlaşılmasını sağlayacaktır.

KURAMSAL ÇERÇEVE

Bu çalışmanın kuramsal çerçevesi, yerel yönetimlerde siyasal transferler ve görevden almaların siyasal, kurumsal ve ekonomik etkilerini anlamaya yöneliktir. Türkiye bağlamında bu süreçlerin çözümlemesinde üç temel kuramsal yaklaşım temel alınmıştır: siyasal akılcılık ve iktidar kuramı, kurumsal gelişme ve bürokrasi kuramları ve kentsel siyasa ve rant yönetimi kuramları.

Siyasal Akılcılık ve İktidar Kuramı

Siyasal akılcılık yaklaşımı, aktörlerin kendi iktidarlarını koruma ve güçlerini en üst düzeye çıkarma davranışlarını açıklamaya çalışır. Bu bakış açısına göre, belediye başkanlarının parti değiştirmesi veya görevden alınması gibi süreçler kısa vadeli iktidar güvenliği için mantıklı gözükebilir. Ancak uzun vadede sistemsel kapasiteyi ve demokratik işleyişi zayıflatabilir. (Kaynak: Downs (1957) – Rational Choice Theory)

Uygulama: AKP’nin kaybedilen belediyelerde kayyım ataması ve denetim mekanizmalarını devreye sokması merkezi iktidarın kısa vadeli çıkarlarını koruma stratejisi olarak görülebilir.

Kurumsal Gelişme ve Bürokrasi Kuramları

Kurumsal kapasite ve yönetsel etkililik belediyelerin personel yetkinliği, süreç işleyişi ve karar alma mekanizmaları ile doğrudan ilişkilidir. Bu bakış açısı, yerel yönetimlerde liyakat, süreç odaklı yönetim ve kurumsal hafıza kavramlarını ön plana çıkarır. (Kaynak: North (1990) – Institutions, Institutional Change and Economic Performance)

Uygulama: Parti değişiklikleri ve görevden almalar bürokratik özerkliği sınırlayarak uzun vadeli kurumsal kapasitenin zayıflamasına yol açar.

Kentsel Siyasala ve Rant Yönetimi

Kentsel rant kuramı, yerel yönetimlerin ekonomik değer üretim alanlarını ve yatırımlarını denetim altına alma süreçlerini çözümler. Belediyelerin harcama ve yatırım yetkileri merkezi iktidar tarafından denetlendiğinde kısa vadede siyasal güven sağlansa da uzun vadede ekonomik verimlilik ve yerel meşruluk düşer. (Kaynak: Harvey (1973) – Social Justice and the City)

Uygulama: Aydın örneğinde meclis çoğunluğu harcama talebini reddederek yerel kaynak denetimini sürdürmüş ve muhtarlar ve halk üzerinden siyasal baskı oluşmuştur.

Kuramsal Çerçevenin Çözümleyici İşlevi

Bu üç kuramsal yaklaşım, makalede şu şekilde bir araya gelmektedir: ‘Siyasal Akılcılık ve İktidar Kuramı’ belediye başkanlarının ve merkezi iktidarın stratejik reflekslerini açıklar. ‘Kurumsal Gelişme ve Bürokrasi Kuramı’ süreçlerin, personelin ve karar mekanizmalarının etkililiğini değerlendirir. ‘Kentsel Siyasa ve Rant Yönetimi Kuramı’ kaynak dağılımı ve ekonomik çıkar alanlarının siyasal denetimini çözümler. Bu çerçeve, makalenin Çözümleme ve Olay Çalışması bölümlerinde, Esenyurt ve Aydın örnekleri üzerinden somutlaştırılacak ve Türkiye yerel yönetimlerinde siyasal transfer ve görevden almaların etkileri kuramsal bir temel ile açıklanacaktır.

ÖRNEK OLAYLAR

Esenyurt Belediyesi

Esenyurt Belediyesi’nde belediye başkanı, “ihaleye fesat karıştırma” gerekçesiyle görevden alınmıştır. İncelenen belgeler ve alan gözlemleri, söz konusu ihalenin önceden planlandığını göstermektedir. Görevden alma sonrasında belediyeye kayyım atanmış ve ihaleler kayyım tarafından sonuçlandırılmıştır. Bu süreçte belediyenin karar alma mekanizmaları merkezi denetim altında yürütülmüştür. Personelin güdülenmesi ve ön alma kapasitesi azalmıştır. Kurumsal hafıza zayıflamıştır. Süreç, merkezi denetim mekanizmalarının kaybedilen belediyelerde nasıl uygulandığını göstermektedir.

Aydın Büyükşehir Belediyesi

Aydın BB’de belediye başkanı CHP’den AKP’ye geçmiştir. Transferden sonra belediye başkanı, 1,2 milyar liralık yol harcama talebinde bulunmuş ve bu talep CHP çoğunluklu belediye meclisi tarafından reddedilmiştir. Süreçte bütçe ve yatırım süreçleri meclis kararı nedeniyle aksama yaşamıştır. Muhtarlar Derneği başkanı ve bazı sivil aktörler belediye önünde meclisi protesto etmiştir. Belediye personeli siyasal belirsizlik ve baskı ortamında görev yapmıştır. Bu örnek, parti transferlerinin yerel yönetimde kaynak kullanımı ve toplumsal etkileşimler üzerindeki etkilerini göstermektedir.

Olay Özetleri

Esenyurt: Kayyım atanmasıyla karar mekanizmaları merkezi denetim altında yürütülmüş ve kurumsal kapasite şekilsel olarak korunmuş ancak bağımsızlık ve güdülenme kaybı oluşmuştur.

Aydın: Parti değişikliği ve meclis çatışması, yatırımların aksamasına ve toplumsal baskının görünür duruma gelmesine yol açmıştır.

Bu olaylar Türkiye’de belediyelerde siyasal transferler ve görevden almaların kurumsal ve yönetsel sonuçlarını açıklayan somut örneklerdir.

ÇÖZÜMLEME

Belediye Başkanlarının Parti Değiştirmesi veya Görevden Alınmasının Kurumsal İşleyiş ve Süreç Verimliliği Üzerindeki Etkileri

Elde edilen veriler ve olay incelemeleri, belediye başkanlarının parti değiştirmesi veya görevden alınmasının belediyelerin kurumsal işleyişi ve süreç verimliliği üzerinde belirgin etkiler ürettiğini göstermektedir.

Karar Alma Mekanizmaları ve Yönetim Süreçleri: Başkanın görevden alınması durumunda belediye yönetimi genellikle kayyım veya merkezi atama mekanizmaları aracılığıyla sürdürülmektedir. Bu durumda karar alma süreçleri bağımsızlıktan uzaklaşmakta ve yerel yöneticilerin ön alma gücü sınırlanmaktadır. Parti değişikliği sonrası başkan ile meclis çoğunluğu arasında uyumsuzluk olması yatırımların ve bütçe süreçlerinin aksamasına yol açmaktadır. Örneğin, Aydın Belediyesi’nde büyük bütçeli harcama talebi meclis tarafından reddedilmiş ve süreçler durmuştur.

Personel Güdülenmesi ve Kurumsal Hafıza: Görevden almalar ve siyasal değişiklikler, personel güdülenmesini olumsuz etkilemekte ve uzun vadeli kurumsal öğrenme ve hafızayı zayıflatmaktadır. Esenyurt örneğinde kayyım atanması sonrası personelin çoğunluğu düşük güdülenme ile çalışmış ve kurumsal süreçlerde bağımsızlık azalmıştır.

Süreç Verimliliği: Belediye iş ve işlemleri şekilsel olarak sürse de siyasal müdahaleler nedeniyle stratejik planlama, yatırım ve hizmet üretiminde gecikmeler meydana gelmektedir. Parti değişiklikleri, özellikle meclis çoğunluğu ile uyumsuz olduğunda süreçlerin etkinliği ve eş güdümü zayıflamaktadır.

Sonuç: Belediye başkanlarının parti değiştirmesi veya görevden alınması, kurumsal işleyiş üzerinde siyasal denetim ve baskı artışı personelin moral ve güdülenmesinin düşmesi ve karar alma süreçlerinin bağımsızlığının azalması şeklinde etki üretmektedir. Bu durum, belediyelerin süreç verimliliğini olumsuz etkileyerek uzun vadede kurumsal kapasitenin zayıflamasına yol açmaktadır.

Siyasal Refleks ve Stratejik Güdülenmeler ile İktidar Partisinin Amaçları

Siyasal Refleks: Belediye başkanlarının görevden alınması veya parti değiştirmesi süreçleri iktidar partisinin kısa vadeli iktidar güvenliği ve yerel güç denetimi güdülenmelerinden kaynaklanmaktadır. Bu refleks, merkezi otoritenin kaybedilen belediyelerde etkisini sürdürme ve yerel yönetim süreçlerini denetleme gereksinmesine yanıt verir.

Stratejik Güdülenmeler:

Kaybedilen belediyelerde denetim sağlamak: Merkezi iktidar, belediye başkanının veya meclis çoğunluğunun muhalif olması durumunda kayyım atamaları veya yasal mekanizmalar yoluyla belediyeyi denetim altında tutmayı hedefler.

Kentsel rantı denetlemek: İmar, altyapı ve yatırım alanları üzerinden oluşan ekonomik değerlerin merkezi denetimde kalması iktidar partisi için hem mali hem de siyasal güç sağlar.

Yerel güç dengelerini sınırlamak: Parti değiştiren veya muhalif belediyelerdeki meclisler ve yerel aktörler üzerindeki denetim iktidar partisinin stratejik gücünü artırır.

Amaçlar:

Açıklanan amaç: Görevden almaların ve denetim mekanizmalarının, hukuka uygunluk ve kamu kaynaklarının verimli kullanımı çerçevesinde gerçekleştirildiği ifade edilmektedir.

Örtük amaç: İktidar partisi açısından gerçek hedef yerel yönetim süreçlerini merkezden denetlemek, kentsel rantı denetim altında tutmak ve muhalif güçlerin etkililiğini sınırlamaktır.

Sonuç: Bu süreçler, kısa vadede iktidar partisinin denetim ve güç güvenliğini artırsa da uzun vadede belediyelerin kurumsal kapasitesi ve süreç verimliliği üzerinde olumsuz etkiler doğurmakta ve demokratik meşruluk ve toplumsal güveni zayıflatmaktadır.

Kentsel Rant, Kent Uzlaşısı ve Yerel Güç Dengeleri Üzerindeki Yansımalar

Kentsel Rant Yönetimi: Belediye başkanlarının görevden alınması veya parti değiştirmesi süreçleri kentsel rantın merkezi denetim altında tutulmasını kolaylaştırmaktadır. Örneğin, Esenyurt Belediyesi’nde kayyım atanmasıyla ihaleler ve büyük ölçekli yatırımlar merkezi denetim altında yürütülmüş ve böylece yerel aktörlerin rant yaratma ve kaynak özgüleme kapasitesi sınırlandırılmıştır. Bu durum, yerel ekonomik değer üretim alanlarının siyasal güçler tarafından denetim altına alınmasıyla sonuçlanmaktadır.

Kent Uzlaşısı: Siyasal müdahaleler, kent uzlaşısı sürecini bozabilmektedir. Aydın Belediyesi örneğinde, AKP’ye geçen başkanın bütçe talebinin CHP çoğunluklu meclis tarafından reddedilmesi yatırımların aksamasına ve toplumsal aktörler (muhtarlar ve dernekler) üzerinden protestolara yol açmıştır. Bu durum kentteki farklı aktörler arasındaki iş birliği ve uyumun zayıflamasına ve yerel topluluklarla yönetim arasında güvensizlik oluşmasına neden olmuştur.

Yerel Güç Dengeleri: Görevden almalar ve parti değişiklikleri, yerel güç dengelerini merkezi otorite lehine değiştirmektedir. Esenyurt örneğinde kayyım atanması belediye karar mekanizmalarını merkezileştirerek yerel aktörlerin etkisini marjinalleştirmiştir. Aydın’da ise meclis çoğunluğu ile başkan arasındaki çatışma yerel siyasal aktörler ve sivil toplumun müdahale alanını görünür kılmış ancak merkezi otoritenin stratejik denetimi sürdürülmüştür.

Sonuç: Bu süreçler, kentsel rantın merkezi denetimini güçlendirirken, kent uzlaşısını zayıflatmakta ve yerel güç dengelerini merkeze bağımlı duruma getirmektedir. Bu durum, belediyelerin hem ekonomik hem de toplumsal işleyişinde uzun vadeli etkilere yol açmaktadır.

Siyasal Müdahalelerin Kurumsal Kapasite, Ekonomik Verimlilik ve Demokratik İşleyiş Üzerindeki Sonuçları

Kısa Vadeli Etkiler: Siyasal müdahaleler, merkezi iktidarın denetimini güçlendirmekte ve belediyelerde hızlı denetim mekanizmaları kurulmasını sağlamaktadır. Bu durum, özellikle kaybedilen belediyelerde ihale ve yatırım süreçlerinin merkezi gözetim altında yürütülmesi, yerel siyasal aktörlerin yetki ve denetim alanlarının sınırlanması ve siyasal uyumsuzluklar nedeniyle karar alma süreçlerinin hız kazanması veya sadece şekilsel olarak sürdürülmesi şeklinde gözlemlenmektedir. Kısa vadede merkezi otorite açısından denetim ve kaynak güvenliği sağlanmaktadır.

Uzun Vadeli Etkiler: Uzun vadede bu müdahaleler belediyelerin işleyişinde aşağıdaki sonuçları üretmektedir:

Kurumsal kapasitenin zayıflaması: Siyasal müdahaleler, bağımsız karar alma yeteneğini sınırlamakta, personel güdülenmesini düşürmekte ve kurumsal öğrenme kapasitesini azaltmaktadır.

Ekonomik verimlilikte düşüş: Yatırımların ve harcama süreçlerinin kesintiye uğraması, planlama ve uygulama sürecinde gecikmeler yaratmakta ve belediye hizmet üretiminin etkililiğini azaltmaktadır.

Demokratik işleyişin zedelenmesi: Meclis ve başkan arasındaki çatışmalar, yerel aktörlerin ve toplumsal grupların karar alma süreçlerinden dışlanmasına yol açmakta ve yerel meşruluk ve toplumsal güveni zayıflatmaktadır.

Sistemsel Sonuçlar: Kısa vadeli siyasal akılcılık, merkezi denetim ve kaynak denetimi sağlasa da uzun vadede belediyelerin süreç verimliliğini, kurumsal kapasitesini ve demokratik işleyişini olumsuz etkilemekte ve sistemsel akılcılığın azalmasına yol açmaktadır.

Sonuç: Siyasal müdahaleler belediyelerde şekilsel süreçlerin devam etmesini sağlasa da kurumsal özerklik, liyakat ve yerel meşruluk açısından ciddi olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Bu durum, belediyelerin hem yönetsel hem de ekonomik başarımını uzun vadede düşürmektedir.

Somut Olay Çözümlemeleri ve Mekanizmaların Uygulamaya Yansıması

Esenyurt Belediyesi: Belediye başkanının görevden alınması ve kayyım atanması süreci, merkezi denetim mekanizmalarının somut uygulamasını göstermektedir. İhale süreçleri kayyım tarafından yürütülmüş ve kurumsal süreçler şekilsel olarak devam etmiştir. Ancak bağımsız karar alma kapasitesi ortadan kalkmış, personelin güdülenmesi düşmüş ve kurumsal hafıza zayıflamıştır. Bu olay, siyasal müdahalenin kurumsal kapasite ve süreç verimliliği üzerindeki olumsuz etkilerini doğrudan göstermektedir.

Aydın Belediyesi: Belediye başkanının parti değiştirmesi ve CHP çoğunluklu meclis ile yaşanan çatışma yerel güç dengelerinin ve kentsel kaynak kullanımının siyasallaşmasını ortaya koymaktadır. Büyük ölçekli harcama talebinin meclis tarafından reddedilmesi, yatırım ve hizmet süreçlerini aksatmış, toplumsal aktörler aracılığıyla protesto ortamı oluşmuştur. Personel, siyasal belirsizlik ve baskı ortamında görev yapmış ve süreç odaklı çalışmada aksaklıklar gözlenmiştir. Bu olay, parti transferlerinin yerel yönetimde süreçlerin işleyişini nasıl etkilediğini ve merkezi ile yerel güçler arasındaki çatışmanın sonuçlarını göstermektedir.

Genel Değerlendirme: Her iki olay da Türkiye’de belediyelerde siyasal müdahalelerin kurumsal, yönetsel ve toplumsal etkilerini somut olarak göstermektedir: Merkezi iktidar, kaybedilen veya muhalif belediyelerde denetimi sürdürmektedir. Karar alma süreçleri siyasallaşmakta, yatırımlar ve hizmet üretimi gecikmekte veya sekteye uğramaktadır. Personel güdülenmesi ve kurumsal öğrenme zayıflamakta, yerel meşruluk ve toplumsal güven azalmakta ve yerel güç dengeleri merkeze bağımlı hale gelmektedir.

Sonuç: Somut olay çözümlemeleri, kuramsal çerçevenin (siyasal refleksler, merkezi denetim, kentsel rant denetimi, yerel güç dengeleri) Türkiye yerel yönetimleri bağlamında uygulamaya nasıl yansıdığını doğrulamaktadır.

Çizelge 1:

 

Özet Değerlendirme

Araştırma Boyutu

Bulgular

Somut Olay Örnekleri

Etki / Sonuç

Kurumsal İşleyiş ve Süreç Verimliliği

Başkanın görevden alınması veya parti değiştirmesi karar alma süreçlerini merkezi denetime bağlamaktadır.

Esenyurt: Kayyım ataması ile ihaleler merkezi olarak yürütüldü.

Bağımsız karar alma kapasitesi azaldı; süreç verimliliği düştü.

Siyasal Refleks ve Stratejik Güdülenmeler

İktidar partisi, kaybedilen belediyelerde denetim sağlamak, kentsel rantı denetlemek ve yerel güçleri sınırlamak istemektedir.

Esenyurt ve Aydın örnekleri; merkezi denetim ve meclis çatışmaları.

Kısa vadede iktidar güvenliği sağlanıyor; uzun vadede kurumsal kapasite ve demokratik işleyiş olumsuz etkileniyor.

Personel Güdülenmesi ve Yetkinlik

Görevden almalar ve parti değişiklikleri personel güdülenmesini ve kurumsal öğrenmeyi azaltıyor.

Aydın: Meclis çatışması ve siyasal belirsizlik, personeli etkiledi.

Kurumsal kapasite düşüyor; süreç odaklı yönetim sekteye uğruyor.

Kentsel Rant Yönetimi

Kentsel yatırım ve kaynak alanları merkezi denetim altında tutuluyor.

Esenyurt: Kayyım ihaleleri ve yatırımları merkezi olarak yürüttü.

Yerel aktörlerin rant yaratma kapasitesi sınırlanıyor.

Kent Uzlaşısı

Parti çatışmaları ve meclis uyumsuzlukları kent uzlaşısını zayıflatıyor.

Aydın: Muhtarlar ve toplumsal aktörler protesto gerçekleştirdi.

Yerel topluluklarla yönetim arasındaki güven zayıflıyor.

Yerel Güç Dengeleri

Görevden almalar ve parti transferleri yerel güçleri merkeze bağımlı duruma getiriyor.

Esenyurt ve Aydın örnekleri; merkezi denetim ve meclis çatışmaları.

Yerel güçler marjinalleşiyor; merkezi otorite güçleniyor.

Kısa ve Uzun Vadeli Sonuçlar

Kısa vadede merkezi denetim sağlanıyor; uzun vadede kurumsal kapasite ve demokratik işleyiş olumsuz etkileniyor.

Esenyurt ve Aydın; her iki olay da sistemsel etkileri gösteriyor.

Kurumsal kapasite zayıflıyor; ekonomik verimlilik düşüyor; demokratik işleyiş ve yerel meşruluk zedeleniyor.

 

TARTIŞMA VE SONUÇ

Tartışma

Olay çözümlemeleri ve çizelgeye dayalı çözümleme, belediye başkanlarının parti değiştirmesi veya görevden alınmasının Türkiye’deki yerel yönetimler üzerinde çok boyutlu etkiler yarattığını göstermektedir.

Kurumsal ve Yönetsel Etkiler: Görevden almalar ve parti değişiklikleri, belediyelerin bağımsız karar alma kapasitesini sınırlamakta ve süreç verimliliğini düşürmekte ve personel güdülenmesini olumsuz etkilemektedir. Esenyurt örneğinde kayyım atanması süreci bu mekanizmaların kurumsal kapasite üzerindeki etkilerini doğrudan göstermektedir.

Siyasal ve Stratejik Güdülenmeler: İktidar partisinin kaybedilen belediyelerde merkezi denetim sağlama, kentsel rantı denetleme ve yerel güç dengelerini merkeze bağımlı kılma stratejisi, kısa vadede siyasal güvenlik sağlasa da uzun vadede belediyelerin işleyişini ve demokratik meşruluğunu zayıflatmaktadır. Aydın örneğinde, parti transferi ile meclis çoğunluğu arasındaki çatışma yerel güç dengelerinin siyasallaşmasına ve kent uzlaşısının bozulmasına yol açmıştır.

Kentsel Rant ve Kent Uzlaşısı: Siyasal müdahaleler, kentsel kaynakların ve yatırımların merkezi denetimde kalmasını sağlarken, yerel toplulukların süreçlere katılımını ve iş birliğini sınırlamaktadır. Bu durum, uzun vadede kentsel siyasaların toplumsal olarak meşruluk kazanmasını zorlaştırmaktadır.

Sistemsel Sonuçlar: Kısa vadede merkezi denetim ve güvenlik sağlanırken, uzun vadede belediyelerin kurumsal kapasitesi, ekonomik verimliliği ve demokratik işleyişi zarar görmektedir. Bu durum, Türkiye’de yerel yönetimlerin sürdürülebilirliği açısından ciddi yapısal riskler oluşturmaktadır.

Sonuç

Belediye başkanlarının parti değiştirmesi veya görevden alınması, kurumsal kapasiteyi, süreç verimliliğini ve personel güdülenmesini olumsuz etkilemektedir. Siyasal müdahaleler, kentsel rant yönetimi, yerel güç dengeleri ve kent uzlaşısı üzerinde merkezi otorite lehine etkiler üretmektedir. Kısa vadeli siyasal akılcılık, merkezi denetim ve güvenlik sağlasa da uzun vadede kurumsal kapasitenin, ekonomik verimliliğin ve demokratik işleyişin zayıflamasına yol açmaktadır. Somut olay örnekleri (Esenyurt ve Aydın) bu mekanizmaların pratikte nasıl işlediğini ve Türkiye yerel yönetimleri bağlamında ortaya çıkan etkilerini açıkça göstermektedir.

Siyasa ve Yönetim Çıkarımları:

Belediyelerde sürdürülebilir kurumsal kapasite ve süreç verimliliği için bağımsızlık ve yerel özerklik artırılmalıdır. Kentsel yatırımların planlama ve uygulama süreçlerinde siyasal müdahalelerin azaltılması kent uzlaşısı ve toplumsal güven açısından kritik öneme sahiptir. Personel güdülenmesini ve kurumsal öğrenmeyi güçlendirecek yetkinlik geliştirme ve liyakat odaklı yönetim uygulamaları yaşama geçirilmelidir.


 

Kaynakça

 

 

Denters, B., & Rose, L. E. (2005). Comparing Local Governance: Trends and Developments. Palgrave Macmillan.

Erdem, Nisa ERDEM ve Suna Ersavaş Kavanoz. (2020). TÜRKİYE’DE BELEDİYELERE YAPILAN KAYYIM ATAMALARINA İLİŞKİN BİR DEĞERLENDİRME. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1186061

John, P. (2001). Local regimes in western europe. In Local regimes in Western Europe (pp. 40-60). SAGE Publications Ltd, https://doi.org/10.4135/9781446217788.n3

Korkmaz, Hatun. (2024). YEREL YÖNETİMLERİN KARAR ALMA SÜREÇLERİ ÜZERİNE DEMOKRASİ PENCERESİNDEN BİR DEĞERLENDİRME. ASERC 1ST INTERNATIONAL CONFERENCE ON HUMANITY AND SOCIAL SCIENCES. https://www.researchgate.net/publication/387436939_YEREL_YONETIMLERIN_KARAR_ALMA_SURECLERI_UZERINE_DEMOKRASI_PENCERESINDEN_BIR_DEGERLENDIRME/citations

Kurt, N.(2020). Türkiye’de Kentsel Gelişim Sürecinde Kentsel Rant Olgusu ve Devletin Rolü, Kent Akademisi, Volume, 13, Issue 4, Pages-785-807. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1301517

Linda M. Lobao, Lazarus Adua, State rescaling and local governments' austerity policies across the USA, 2001–2008, Cambridge Journal of Regions, Economy and Society, Volume 4, Issue 3, November 2011, Pages 419–435, https://doi.org/10.1093/cjres/rsr022

NEBİ MİŞ ve CENAY BABAOĞLU (eds). (2023). 2000’LI YILLARDA TÜRKIYE’DE YEREL YÖNETIMLERDE REFORM. SETA. https://media.setav.org/tr/dosya/2023/05/kitap-2000li-yillarda-turkiyede-yerel-yonetimlerde-reform.pdf

Özaslan, Kamil ve Muhammet Banazili. (2023). Siyasi Denetim Aracı Olarak Meclis Denetim Komisyonlarının Rolü: İstanbul İlçe Belediyeleri Örneği. Doi:10.25295/fsecon.1358240. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/3398793

Panara, Carlo ve Michael R. Varney (eds.) (2015). Local Government in Europe (Routledge Research in EU Law).

13 Şubat 2026 Cuma

 

Hukuk Devleti Siyasal Güce Karşı mı Durur; Güçle Birlikte mi Yürür?

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 



Aynı gün iki ülkede hukuk konuşuldu.

Almanya’da Friedrich Merz, Avrupa Birliği’nin ortak borçlanma araçlarına Almanya’nın katılamayacağını söylerken gerekçesini siyasetten değil, Almanya Anayasa Mahkemesi (Bundesverfassungsgericht) kararlarından aldı.

“İstesem de yapamam.”

Bu, norm devletinin cümlesidir.

Hukuk, siyasetçiye sınır çizer.

Türkiye’de ise yeni Adalet Bakanı olarak konuşan eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek, görev dönemindeki soruşturmaları ve açılan davaları savundu.

İhbar vardı.

Makul şüphe vardı.

İtirafçı vardı.

GSM baz kayıtları vardı.

Para kuleleri vardı.

Gizli tanık vardı.

Bu çerçevede Ekrem İmamoğlu hakkında “suç örgütü” isnadına kadar uzanan değerlendirmeler yapılabildi. Afiş ve poster yasakları getirildi.

Ceza hukukunda makul şüphe soruşturma başlatmak için yeterlidir.

Ama ağır bir isnat, ağır bir ispat standardı gerektirir.

Aynı baz istasyonundan sinyal almak, aynı yerde bulunmaktır.

Aynı yerde bulunmak, örgütsel iradeyi kanıtlamaz.

İtirafçı beyanı delildir.

Ama tek başına kesinlik değildir.

Gizli tanık hukuksal bir araçtır.

Ama savunma hakkını zayıflattığı ölçüde hukuk devleti zedelenir.

Şimdi soruyu açık soralım:

 

Birinde hukuk, siyasal iradeyi anayasal sınırla durduruyor.

Diğerinde hukuk, siyasal alanı ağır isnatlarla yeniden şekillendiriyor.

Birinde norm devleti var:

Kurallar önceden belirlenmiş, bağlayıcı ve siyasetçinin iradesinden üstün. İktidar o kurallara çarpıyor ve geri duruyor.

Diğerinde önlem devleti var:

Kurallar metin olarak yerinde duruyor ama yorum genişliyor, şüphe büyüyor, isnat ağırlaşıyor. Hukuk, sınır çizen değil, sonuç üreten bir araç durumuna geliyor.

Biri hukukun üstünlüğüdür:

Güce “dur” diyebilen hukuk.

Diğeri hukukun araçsallaşmasıdır:

Gücü teknik kavramlarla taşıyan hukuk.

Biri devleti hukukla sınırlar.

Diğeri hukuku devletin gereksinmelerine göre esnetir.

Aradaki fark ayrıntı değil, yön meselesidir.

Biri özgürlüğe doğru çalışır.

Diğeri siyasal güce ve iktidara doğru.

 

Otoriter Eğilimli Rejimlerde Muhalefetin Yönetebilirlik Kapasitesi: CHP Örneği

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

Öz

Bu çalışma, Türkiye bağlamında ana muhalefet partisi CHP’nin iktidar seçeneği olabilme kapasitesini “yönetebilirlik” kavramı çerçevesinde çözümlemektedir. Çalışmanın temel iddiası, otoriter eğilimli ve yüksek kutuplaşmalı rejimlerde mevcut iktidarın meşruluk aşınmasının tek başına demokratik değişimi güvence altına almadığıdır. İktidar değişiminin gerçekleşebilmesi, muhalefetin kurumsal ve teknik kapasitesinin yanı sıra seçmen nezdinde güven üreten bir algısal eşiği aşabilmesine bağlıdır. Bu doğrultuda çalışma, yönetebilirliği iki boyutlu bir çerçevede ele almaktadır: (i) kurumsal ve teknik kapasite, (ii) duygusal yönetilebilirlik. Duygusal yönetilebilirlik, kriz ve belirsizlik ortamında seçmende sakinlik, öngörülebilirlik ve denetim duygusu üretebilme kapasitesini ifade etmektedir. Bu iki boyutun birleşimi “algısal yönetilebilirlik eşiği” olarak kavramsallaştırılmıştır. CHP örneği üzerinden yapılan çözümleme, partinin kurumsal hazırlık, kadro üretim mekanizmaları ve liderlik pratikleri bakımından belirli sınırlılıklar taşıdığını ve bu durumun değişim talebine karşın güvenli iktidar seçeneği algısının oluşmasını zorlaştırdığını göstermektedir. Çalışma, demokratik iktidar değişimi kapasitesinin artırılması için kurumsal yeniden yapılanma, liyakat temelli kadro politikaları ve görünür kriz yönetim planlarının önemine işaret etmektedir. Bu bağlamda makale, meşruluk aşınması ile yönetilebilirlik kapasitesi arasındaki ilişkiyi kavramsal olarak yeniden tartışmaya açmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Yönetebilirlik, Algısal Yönetilebilirlik Eşiği, Duygusal Yönetilebilirlik, Demokratik Değişim, CHP, Türkiye

Abstract

This study analyzes the capacity of the main opposition party in Turkey, the Republican People’s Party (CHP), to function as a viable governing alternative within the framework of governability. The central argument of the study is that in authoritarian-leaning and highly polarized regimes, the erosion of legitimacy of the incumbent government alone does not automatically lead to democratic alternation. Political alternation depends not only on the institutional and technical capacity of the opposition but also on its ability to surpass a perceptual threshold of governability in the eyes of voters. In this regard, governability is conceptualized as a two-dimensional construct: (i) institutional and technical capacity, and (ii) emotional governability. Emotional governability refers to the ability of a political actor to generate a sense of calm, predictability, and control in contexts of crisis and uncertainty. The combination of these dimensions constitutes what this study terms the “perceptual governability threshold.” The analysis of the CHP demonstrates that structural limitations in institutional preparedness, cadre production mechanisms, and leadership practices constrain the formation of a credible and safe alternative in the public perception, despite a high societal demand for change. The study concludes that strengthening democratic alternation capacity requires institutional restructuring, merit-based cadre policies, and visible crisis management frameworks. By doing so, the article offers a conceptual contribution to the debate on the relationship between legitimacy erosion and opposition governability in transitional political contexts.

Keywords: Governability, Perceptual Governability Threshold, Emotional Governability, Democratic Alternation, CHP, Turkey

GİRİŞ: DEĞİŞİM NEDEN GÜVEN ÜRETMİYOR?

Bir önceki yazıda Türkiye’de meşruluğunu önemli ölçüde yitirmiş otoriter rejimin kendisini nasıl koruduğunu incelemiştim. Rejimin yalnızca baskı araçlarıyla değil, kurumsal frenler, medya egemenliği, bürokratik ağlar ve seçmen psikolojisi üzerinden de ayakta kaldığını göstermeye çalışmıştım. O çözümleme beni şu noktaya getirmişti: Türkiye’de iktidar değişimi, sanıldığı kadar basit bir seçim matematiği sorunu değildir.

Ancak, şu soru sorulmadığı takdirde bu yargı eksik kalmaktadır: İktidar değişse bile, bu değişim yönetilebilir mi? Türkiye’de geniş bir toplumsal kesim mevcut düzenin sürdürülemez olduğunu düşünüyor. Ekonomik kırılganlık, kurumsal aşınma ve hukuksal güvencesizlik artık gündelik hayatın parçası. Değişim isteği gerçek ve güçlü. Fakat aynı toplum, aynı anda başka bir soruyu da soruyor: Bu ülkeyi kime emanet edeceğiz?

Siyasal yarışma yalnızca iktidarın zayıflığı üzerinden kazanılmaz. Yönetim seçeneğinin yönetebilir görünmesi gerekir. Özellikle kriz dönemlerinde seçmen ideolojik yakınlıktan önce kapasite sinyali arar. Devleti kim yönetecek? Ekonomiyi kim toparlayacak? Kurumları kim ayağa kaldıracak?

Bu yazı tam da bu nedenle kaleme alındı. Amaç bir polemik üretmek ya da güncel siyasal tartışmaya katkı sağlamak değildir. Amaç, ana muhalefet partisinin karşı karşıya olduğu daha derin bir sorunu tartışmaktır: yönetebilirlik sorunu. CHP’nin başarısı, yalnızca bir partinin başarısı değildir. Türkiye’de demokratik geçişin olanaklı olup olmayacağı büyük ölçüde bu partinin güven üretebilme kapasitesine bağlıdır. Bu nedenle eleştiri dışarıdan değil, içeriden bir sorumluluk çağrısıdır.

Bir önceki yazıda rejimin korunma frenlerini tartışmıştım. Bu yazıda ise başka bir soruya odaklanacağım: Muhalefet bu frenleri aşabilecek yönetim kapasitesini kurmuş mudur?

Sorun tam da burada başlıyor.

Amaç ve Hedefler

Bu yazının amacı bir siyasal polemik üretmek değildir. Amaç, ana muhalefet partisinin önündeki en kritik eşiği soğukkanlı biçimde tartışmaktır: yönetebilirlik kapasitesi.

Bir önceki yazımda otoriter rejimin kendini nasıl koruduğunu çözümlemiştim. Bu yazı ise o çözümlemenin zorunlu ikinci aşamasıdır. Eğer iktidar değişiminin önünde kurumsal frenler varsa, bu frenleri aşabilecek bir seçeneğin hangi niteliklere sahip olması gerektiğini de konuşmak gerekir.

Bu çerçevede yazının üç temel hedefi vardır:

Birincisi, “yönetebilirlik” kavramını açıklığa kavuşturmak: Seçmenin aradığı şey yalnızca iyi niyet ya da reform söylemi değildir. Kriz yönetme kapasitesi, teknik yeterlilik ve devlet sürekliliği güvencesidir.

İkincisi, CHP’nin mevcut örgütlenme modeli ve kadro kurma uygulamalarının bu kapasiteyi üretip üretmediğini sorgulamak: Bu sorgulama kişisel değil yapısaldır. Sorun kişilerden çok mekanizmalardır.

Üçüncüsü, somut ve uygulanabilir reform önerileri geliştirmek: Amaç eleştirmek değil, güçlendirmektir. CHP’nin kurumsal kapasitesini artıracak adımlar tartışılmadan, iktidar seçeneği olma savı eksik kalacaktır.

Bu yazı bir uyarı metni değildir, bir hazırlık çağrısıdır. Türkiye ağır bir krizden geçmektedir ve bu kriz pansumanla değil, yapısal müdahale ile aşılabilir. Bu müdahaleyi gerçekleştirecek siyasal öznenin yalnızca haklı değil, hazır olması gerekir. Sorulması gereken soru şudur: CHP haklı olabilir. Peki hazır mı?

Araştırma Soruları

Bu yazı şu temel sorulara yanıt aramaktadır:

Türkiye’de mevcut iktidarın meşruluk aşınması muhalefetin iktidar seçeneği olarak görülmesi için yeterli midir? Değilse neden?

Otoriter bağlamlarda muhalefetin yönetebilirlik kapasitesi hangi unsurlardan oluşur?

Seçmen davranışında “değişim isteği” ile “güvenli değişim beklentisi” arasındaki fark nedir?

CHP’nin mevcut örgütlenme modeli ve kadro seçme biçemi kriz dönemlerinde gerekli olan teknik ve yönetsel kapasiteyi üretmekte yeterli midir?

Parti içi kurumsallaşma düzeyi ile iktidar seçeneği olabilme kapasitesi arasında nasıl bir ilişki vardır?

CHP’nin yarım yüzyılı aşan iktidar deneyimsizliği kadro mimarisi ve seçkin üretim mekanizmaları açısından nasıl açıklanabilir?

Güven üretmeyen bir muhalefet meşruluğu aşınmış bir rejimi sandık yoluyla değiştirebilir mi?

Bu soruların ortak ekseni şudur: İktidar değişimi olanaklı olabilir, fakat yönetilebilir bir değişim olanaklı mıdır?

YÖNTEM

Bu yazı deneysel veri toplama veya alan araştırması içermemektedir. Çözümleme, aşağıdaki üç boyuta dayanmaktadır:

Kuramsal çerçeve: Otoriter rejimlerin korunma mekanizmaları ve muhalefetin yönetebilirlik kapasitesi yazını temel alınmıştır. Yönetebilirlik kavramı, siyasal kuram ve kriz yönetimi yazını çerçevesinde yorumlanmıştır.

Önceki yazının çözümlemesi: Bir önceki makalede Türkiye’de rejimin kurumsal frenleri ayrıntılı şekilde tartışılmıştır. Bu yazı, o çözümlemeyle bağlantılı olarak muhalefetin bu frenleri aşabilme kapasitesine odaklanmaktadır.

Olay çözümlemesi: Ana muhalefet partisi, mevcut kadro yapısı, liderlik yaklaşımı ve kurumsallaşma düzeyi üzerinden incelenmiştir. Çözümleme, doğrudan gözlem ve belgelerden çok parti içi yapının kurumsal normlar ve yönetim kapasitesi bağlamında değerlendirilmesi ile gerçekleştirilmiştir.

Bu yöntem ile amaçlanan, somut veriler yerine yapısal ve kavramsal çözümleme üzerinden Türkiye’de muhalefetin yönetebilirlik kapasitesini anlamaktır. Bu yaklaşım hem açıklayıcı hem de okur için yönlendirici bir çerçeve sunmaktadır.

KURAMSAL ÇERÇEVE

Bu ikinci aşamanın çözümlemesi CHP’nin yönetebilirlik kapasitesini ve iktidar seçeneği olabilme gücünü değerlendirmek amacıyla beş kavram üzerinden temellendirilebilir:

 Demokratik İktidar Değişimi Kapasitesi (Democratic Alternation Capacity)

Demokratik iktidar değişimi kapasitesi, bir muhalefet partisinin yalnızca seçimleri kazanması değil, seçim sonrasında devlet mekanizmalarını etkili biçimde yönetebilme yeteneğini ifade eder. Bu kavram, iktidarın meşruluk kaybının tek başına iktidar seçeneği olarak algılanmak için yeterli olmadığını vurgular. Parti, seçim sonrasında devlet işleyişinde kararlılık ve etkililik sağlayabilecek teknik ve yönetsel kapasiteyi sergilemelidir.

Muhalefetin Kurumsal Hazırlığı (Opposition Institutional Readiness)

Muhalefetin kurumsal hazırlığı, parti içi örgütlenme, kadro seçme mekanizmaları, liyakat ve deneyim gibi unsurları kapsar. Kurumsal olarak hazır olan muhalefet, kriz dönemlerinde etkili bir şekilde devlet mekanizmalarını devralabilecek ve yönetebilecek kapasiteyi gösterebilir. Bu kavram, örgütsel belirsizlik ve liyakat eksikliği olan partiler için kritik bir sınırlayıcı etmendir.

Geçişin Güvenilirliği (Transition Credibility)

Geçişin güvenilirliği, seçmen ve toplum nezdinde iktidar değişiminin öngörülebilir ve yönetilebilir olduğunu gösteren algıyı ifade eder. Seçmen, yalnızca değişim talebinde bulunmaz, aynı zamanda bu değişimin güvenli ve kararlı bir şekilde gerçekleşeceğine inanmak ister. Bu kavram, güvenli değişim beklentisi ile doğrudan ilişkilidir.

 Rejimden Çıkış Güvencesi (Regime Exit Assurance)

Rejimden çıkış güvencesi, mevcut otoriter veya karma (hibrit) yapının sorunsuz biçimde değişebileceğine ilişkin toplumsal ve kurumsal güveni ifade eder. Bu kavram hem mevcut iktidarın meşruluk aşınması hem de muhalefetin yönetebilirlik kapasitesi ile yakından bağlantılıdır. Eksik güvenceler, iktidar değişimi süreçlerini riskli ve belirsiz kılar.

 Devlet Sürekliliği Öğretisi (State Continuity Doctrine)

Devlet sürekliliği öğretisi, iktidar değişimi sırasında devletin temel kurumlarının ve hizmetlerinin aksatılmadan çalışmaya devam etmesini sağlayan ilkeleri ifade eder. Muhalefetin yönetebilirlik kapasitesi, devlet sürekliliğini güvence altına alabilecek yapıların ve kadroların varlığıyla desteklenmelidir. Seçmen, bu güveni algılamadan iktidar değişimini desteklemez.

Bu çerçeve, tartışma ve çözümleme bölümünde ortaya çıkan tüm sorunları sistemli bir kavramsal düzleme oturtur. CHP’nin yönetebilirlik krizi, bu beş kavram temelinde çözümlenebilir ve reform önerileri bu çerçeve üzerinden yapılandırılabilir.

YÖNETEBİLİRLİK KAVRAMI

Yönetebilirlik, siyasal yazında genellikle bir iktidar seçeneği veya hükümetin, devlet ve toplum üzerindeki etkili ve güvenli denetim kapasitesi olarak tanımlanır. Daha basitçe söylemek gerekirse, yönetebilirlik, toplumun “Bu kişiler devleti ve krizleri yönetebilir” diyebileceği güven sinyallerinin toplamıdır. Bu kavram, kriz dönemlerinde daha da kritik duruma gelir. Çünkü toplum değişim istese de belirsizlikten korkar. Sadece program sunmak, reform söylemleri veya ideolojik haklılık seçmen gözünde yeterli değildir. Asıl soru şudur: Bu değişimi kimin yöneteceğine ilişkin güven var mı?

Yönetebilirliğin Beş Temel Bileşeni

Yönetebilirliğin kuramsal çerçevesi beş unsur üzerine kurulmuştur:

Kadro ve Teknik Kapasite: Parti, devlet yönetmeye hazır ve yetkin bir kadro sunabilmelidir. Seçmen, programdan önce bu kadroların varlığına bakar.

Geçiş Takvimi: Kriz döneminde somut planlar, belirsizliği azaltır. İlk 100 gün ve ilk yıl planları güven üretir.

Devlet Sürekliliği Güvencesi: Kurumlar aksamayacak, hizmetler kesilmeyecek ve bürokrasi tasfiye edilmeyecek mesajı verilmelidir.

Liderlik ve İkna Yeteneği: Liderin krizleri tanılama, maliyetleri anlatma ve zor karar alma kapasitesi güvenin doğrudan sinyalidir.

Kurumsal Normlar ve Partiye Kadro Kazandırma: Kadro seçimi saydam ve liyakate dayalı olmalı ve akraba kayırmacılığı veya siyasal klikler yönetebilirliği zayıflatır.

Bu beş unsur, Türkiye gibi belirsizliklerin yüksek olduğu bir ortamda muhalefetin yönetebilirlik kapasitesini belirleyen temel parametrelerdir.

Kuramsal Çerçeve ile Makalenin Amacı Arasındaki İlişki

Kuramsal yazından aldığım bu çerçeve makalemin omurgasını oluşturmaktadır. CHP örneğinde bu beş bileşeni çözümleyerek şu soruyu sormak istiyorum: “Mevcut liderlik ve kadro yapısı, Türkiye’de güvenli bir değişim sinyali üretmeye yeterli mi?” Bu sorunun yanıtı makalenin hem eleştirel hem de yol gösterici yönünü belirleyecektir.

ÇÖZÜMLEME

Türkiye’de mevcut iktidarın meşruluk aşınması muhalefetin iktidar seçeneği olarak görülmesi için yeterli midir?

Mevcut iktidarın meşruluk aşınması, muhalefetin iktidar seçeneği olarak algılanması için tek başına yeterli değildir. Meşruluk kaybı, iktidarın performansına ve kurumların işleyişine ilişkin eleştiriler üretebilmekte ve iktidarın kriz yönetme kapasitesinin sorgulanmasına yol açabilmektedir. Ancak muhalefetin iktidar seçeneği olarak görünürlüğü yalnızca iktidarın başarısızlıklarının sergilenmesine bağlı değildir. Seçmen, iktidarın seçeneği olan parti ve liderlik yapısının devlet ve kriz yönetiminde yeterli kapasiteye sahip olup olmadığını değerlendirmektedir.

Muhalefetin yönetebilirlik kapasitesi, kriz dönemlerinde seçmenin güven sinyali algısı ile doğrudan ilişkilidir. Bu bağlamda, kadro yapısı, liderlik yaklaşımı, kurumsal saydamlık ve teknik yeterlilik iktidar seçeneği olarak algılanmada belirleyici unsurlardır. Türkiye bağlamında, parti içi liyakat mekanizmalarının sınırlılığı, teknik ve deneyimli kadroların görünürlüğünün yetersizliği yönetebilirlik algısını zayıflatmaktadır. Ayrıca, CHP’nin uzun süredir iktidar olmamış olması seçmende partiye ilişkin “hazır iktidar seçeneği” algısının oluşmasını engellemektedir.

Dolayısıyla, mevcut iktidarın meşruluk aşınması gerekli bir koşul olmakla birlikte, muhalefetin iktidar seçeneği olarak görülmesi için yeterli değildir. Yönetebilirlik algısı, kadro, liderlik ve kurumsal kapasite unsurlarının birlikte ve görünür biçimde varlığını gerektirmektedir.

Otoriter bağlamlarda muhalefetin yönetebilirlik kapasitesi hangi unsurlardan oluşur?

Otoriter bağlamlarda muhalefetin yönetebilirlik kapasitesi yalnızca siyasal programın içeriği ile belirlenmez. Bunun yerine yapısal ve kurumsal unsurların toplamıyla şekillenir. Yazında (Levitsky ve Ziblatt, 2018; Brownlee, 2007; Bermeo, 2016) bu kapasite iktidar seçeneği olarak algılanabilmenin ve değişimi güvenli biçimde yönetebilmenin temel koşulu olarak tanımlanmaktadır.

Muhalefetin yönetebilirlik kapasitesi beş temel unsurdan oluşur:

Kadro ve teknik kapasite. Parti, devlet yönetimi ve kriz yönetimi için gerekli olan deneyimli, uzman ve teknik yetkin kadroları oluşturmak ve görünür kılmak zorundadır. Bu kadrolar, ekonomi, dış siyasa, güvenlik, bürokrasi ve adalet gibi kritik alanlarda etkililik gösterebilecek yeterlilikte olmalıdır.

Liderlik kapasitesi: Liderlik, yalnızca karizmatik nitelikler değil, aynı zamanda krizleri çözümleme, karar alma, eş güdüm ve iletişim kapasitesini içerir. Lider, güvenli değişim sinyali üretebilecek stratejik görünürlüğe sahip olmalıdır.

Kurumsal saydamlık ve normlar: Parti içi süreçler, liyakat ve saydamlık temelinde işlediğinde seçmene seçeneğin yönetilebilirliği konusunda güven verecek sinyaller ortaya çıkar. Patronaj ağları, fraksiyonel klikler veya akraba kayırmacılığı gibi uygulamalar yönetebilirliği zayıflatır.

Program ve geçiş stratejisi: Muhalefet, kriz dönemlerinde somut ve uygulanabilir planlar sunmalıdır. İlk 100 gün planları, bir yıllık reform takvimleri ve devlet sürekliliğini güvence altına alan siyasalar değişim sürecinin güvenli olduğunu gösterir.

Görünürlük ve iletişim: Yönetebilirlik kapasitesi yalnızca içeride üretilmiş olma ile sınırlı değildir. Seçmene görünür olmalıdır. Bu görünürlük, güven sinyallerinin iletilmesi ve toplumun algısının oluşturulmasında kritik rol oynar.

Bu beş unsur birlikte değerlendirildiğinde, muhalefetin otoriter bağlamda iktidar seçeneği olarak algılanabilirliği ortaya çıkar. Sadece program veya ideolojik haklılık yönetebilirlik kapasitesinin belirlenmesinde yeterli değildir. Aksine, teknik ve kurumsal kapasite ile birlikte somut ve görünür kadro ve liderlik sinyalleri seçmen güveninin oluşmasında belirleyici rol oynar.

Seçmen davranışında “değişim isteği” ile “güvenli değişim beklentisi” arasındaki fark nedir?

Seçmen davranışı, yalnızca mevcut iktidardan duyulan memnuniyetsizlikle açıklanamaz. Yazında (Linz, 2000; Levitsky ve Way, 2010; Brownlee, 2007) otoriter veya karma rejimlerde seçmen iki farklı ancak birbirine bağlı devingene göre hareket etmektedir: değişim isteği ve güvenli değişim beklentisi.

Değişim isteği: Değişim isteği, seçmenin mevcut yönetimin başarımına ilişkin memnuniyetsizliği, krizlerin yoğunluğu veya toplumsal ve ekonomik koşullardaki olumsuzluklar temelinde ortaya çıkar. Bu duygu, genellikle kısa vadeli tepkilerle ilişkilidir ve eleştirel bir tavrı ifade eder. Ancak değişim isteği tek başına iktidar değişikliğinin sandığa yansımasını güvence altına almaz.

Güvenli değişim beklentisi: Güvenli değişim beklentisi seçmenin iktidar seçeneğinin devlet ve kriz yönetimi kapasitesine ilişkin algısını ifade eder. Bu algı, yalnızca değişim isteğinin ötesinde değişimin öngörülebilir, yönetilebilir ve kararlı bir biçimde gerçekleşeceğine ilişkin inancı içerir. Seçmen, bu güven sinyali olmadan değişimi riskli olarak algılar ve seçim davranışını temkinli biçimde düzenler.

Farkın önemi: Değişim isteği yüksek olsa da güvenli değişim beklentisi oluşmamışsa seçmen davranışı, riskten kaçınma mekanizmaları ile sınırlandırılır. Bu durum, muhalefetin yalnızca iktidarın hatalarını göstermekle sınırlı kaldığı durumlarda sandığa yansıyan oy desteğinin sınırlı kalmasına yol açar. Güvenli değişim beklentisi, teknik kapasite, kadro görünürlüğü, liderlik güvenilirliği ve somut planların varlığı ile doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla seçmen davranışında değişim isteği güdüsel bir itici güç iken, güvenli değişim beklentisi, bu güdülenmenin sandığa yansıyabilmesi için gerekli koşulu oluşturur. Yönetebilirlik kapasitesinin görünür biçimde varlığı değişim isteğinin seçim sonuçlarına dönüşmesini sağlayan anahtar unsurdur.

CHP’nin mevcut örgütlenme modeli ve kadro seçme biçemi kriz dönemlerinde gerekli olan teknik ve yönetsel kapasiteyi üretmekte yeterli midir?

CHP’nin mevcut örgütlenme modeli ve kadro seçme biçemi kriz dönemlerinde gerekli olan teknik ve yönetsel kapasiteyi üretme açısından sınırlı bir yeterlilik göstermektedir. Parti içi mekanizmalar, kariyer basamakları, liyakat ve saydamlık ilkeleri açısından incelendiğinde aşağıdaki yapısal sorunlar belirginleşmektedir:

Liyakat ve uzmanlık eksikliği: Kadro seçimi çoğunlukla parti içi dengeler, akraba veya yandaş kayırmacılığı ve siyasal kliklerin etkisiyle şekillenmektedir. Bu durum, teknik uzmanlık ve deneyim gerektiren pozisyonlarda liyakatli adayların öne çıkmasını sınırlamaktadır.

Kurumsal normların yetersizliği: Parti örgütlenmesinde merkezi ve yerel düzeyde saydam ve sistemli kariyer yolları bulunmamaktadır. Bu eksiklik, bürokratik veya teknik kapasiteye sahip adayların yükselmesini engellemektedir.

Gençleştirme, kadınlaştırma ve temsil çeşitliliği ile teknik yeterlilik çatışması: Mevcut liderlik anlayışında gençleştirme ve kadın temsili önceliklendirilmekte, ancak bu süreçler bazen deneyim ve kariyer ölçütlerini gözetmemektedir. Bu durum, kriz dönemlerinde gereksinim duyulan teknik ve yönetsel kapasiteyi sınırlamaktadır.

Kadro görünürlüğünün düşük olması: Parti içindeki yetkin kadrolar seçmen nezdinde görünür kılınmamaktadır. Bu eksiklik, güvenli değişim algısının oluşmasını engeller ve muhalefetin yönetebilirlik kapasitesine ilişkin şüpheleri artırır.

Süreklilik ve kriz yönetimi deneyiminin sınırlılığı: Parti, geçmişte sınırlı süreli yönetim deneyimleri edinmiş olsa da uzun dönemli ve sistemli kriz yönetimi kapasitesini kurumsal olarak geliştirememiştir. Bu durum, mevcut kadro ve örgütlenme modelinin kritik dönemlerde gerekli başarımı sağlama yeteneğini kısıtlamaktadır.

CHP’nin mevcut örgütlenme modeli ve kadro seçme biçemi, kriz dönemlerinde gerekli olan teknik ve yönetsel kapasiteyi üretmekte sınırlı kalmaktadır. Yönetebilirlik kapasitesi, yalnızca program ve siyasal söylemle sağlanamaz, görünür, liyakatli ve deneyimli kadroların varlığı ve sistemli bir örgütlenme modeli ile desteklenmesi gerekir.

Parti içi kurumsallaşma düzeyi ile iktidar seçeneği olabilme kapasitesi arasında nasıl bir ilişki vardır? Parti içi kurumsallaşma düzeyi, bir partinin iktidar seçeneği olarak algılanabilirliğini belirleyen temel unsurlardan biridir. Kurumsallaşma, örgütün iç işleyişinin, kadro seçiminin, siyasa üretim mekanizmalarının ve liderlik uygulamalarının sistemli, saydam ve kararlı biçimde işlemesini ifade eder (Panebianco, 1988; Katz ve Mair, 1995). Yüksek düzeyde kurumsallaşmış partiler, kriz dönemlerinde gerekli teknik ve yönetsel kapasiteyi üretme konusunda üstünlük sahibidir.

Bu üstünlüğün nedenleri şunlardır:

Sistemli kadro üretimi ve liyakat: Kurumsallaşmış partiler, liyakate dayalı, öngörülebilir ve saydam kadro seçim mekanizmalarına sahiptir. Bu mekanizmalar, partiye yeni yeteneklerin girişini ve deneyimli kadroların sürekli olarak yetişmesini sağlar. Bu durum, yönetilebilirliği doğrudan artırır.

Siyasa üretimi ve planlama kapasitesi: Kurumsal normlar çerçevesinde çalışan partiler, krizler karşısında hızlı ve eş güdümlü siyasa üretme yeteneğine sahiptir. Sistemli planlama güvenli değişim algısının oluşmasını destekler.

Liderlik destek yapıları: Kurumsallaşmış partilerde liderlik, kişisel karizmanın ötesinde, örgütsel ve teknik destek yapıları ile desteklenir. Bu, liderin kriz yönetiminde kapasitesini güçlendirir ve güven üretir.

Süreklilik ve öngörülebilirlik: Kurumsal normlar ve işleyiş lider değişiklikleri veya dönemsel krizler sırasında partinin kararlılığını korumasını sağlar. Seçmen nezdinde süreklilik ve öngörülebilirlik, partiye iktidar seçeneği olarak güven verecek temel unsurlardır.

Parti içi kurumsallaşma düzeyi ile iktidar seçeneği olabilme kapasitesi arasında doğrudan bir ilişki vardır. Kurumsallaşma, partiye teknik kapasite, liderlik desteği, liyakat ve öngörülebilirlik sağlar. Bu unsurlar olmadan parti, toplum nezdinde güvenli ve yönetilebilir bir iktidar seçeneği olarak algılanamaz. Türkiye bağlamında, CHP’nin kurumsallaşma eksiklikleri iktidar seçeneği olarak algılanmasını sınırlayan temel etmenlerden biri olarak değerlendirilebilir.

CHP’nin yarım yüzyılı aşan iktidar deneyimsizliği kadro mimarisi ve seçkin üretim mekanizmaları açısından nasıl açıklanabilir?

CHP’nin yaklaşık elli yılı aşan iktidar deneyimsizliği kadro mimarisi ve seçkin üretim mekanizmalarının yapısal özellikleri ile doğrudan ilişkilidir. Bu durum, üç temel düzlemde açıklanabilir:

Kadro seçme ve seçkin üretim mekanizmalarının sınırlılığı: Parti içi yükselme ve kadro belirleme süreçleri çoğunlukla merkezi otorite ve siyasal kliklerin etkisi altında gerçekleşmektedir. Liyakat ve teknik yeterlilik ölçütleri, genellikle ikinci planda kalmakta ve akraba kayırmacılığı, mezhepsel ve bölgesel yakınlıklar ve parti içi dengeler daha belirleyici olmaktadır. Bu mekanizmalar, partiye sürekli ve yetkin bir seçkin kadro havuzu kazandırmakta yetersiz kalmaktadır.

Kurumsal belirsizlik ve örgütlenme eksikliği: CHP’nin örgütlenme modeli parti içi kariyer yollarını saydam ve sistemli biçimde belirleyememektedir. İlçe düzeyinden genel merkeze kadar kurumsal normlar ve standartlaşmış süreçlerin eksikliği, yetkin kadroların yetişmesini ve görünür duruma gelmesini engellemektedir. Bu durum, uzun süreli iktidar deneyimi kazanmayı da sınırlandırmaktadır.

Tarihsel ve siyasal bağlam: CHP, Türkiye’de 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren siyasal yarışmada sürekli ana muhalefet konumunda kalmıştır. Bu durum hem yönetim deneyiminin sınırlı kalmasına hem de parti içi seçkin üretim ve kadro oluşturma mekanizmalarının yeterince sınanıp olgunlaşmamasına yol açmıştır. Ecevit örneği, kısa süreli başarıların güven üretebildiğini göstermektedir. Ancak kalıcı ve kurumsal bir seçkin havuzu oluşturulamamıştır.

CHP’nin yarım yüzyılı aşan iktidar deneyimsizliği, partinin kadro mimarisi ve seçkin üretim mekanizmalarındaki yapısal sınırlılıklar ile açıklanabilir. Yetersiz ve saydam olmayan kadro mekanizmaları, teknik ve yönetsel kapasitenin kurumsal olarak üretilmesini engellemekte ve örgütlenme eksiklikleri kriz dönemlerinde yönetebilirlik algısını sınırlamaktadır. Bu durum, partiye yönelik güvenli değişim beklentisinin zayıf olmasının temel nedenlerinden biridir.

Güven üretmeyen bir muhalefet meşruluğu aşınmış bir rejimi sandık yoluyla değiştirebilir mi?

Güven üretmeyen bir muhalefet meşruluğu aşınmış bir rejimi sandık yoluyla değiştirme kapasitesine sınırlı düzeyde sahiptir. Yazında (Levitsky ve Way, 2010; Brownlee, 2007; Bermeo, 2016) vurgulandığı üzere, iktidarın meşruluk kaybı tek başına iktidar değişimi için yeterli değildir. Değişim, seçmen nezdinde güvenli ve yönetilebilir bir seçenek algısının oluşmasına bağlıdır.

Meşruluğu aşınmış bir rejimde seçmen hem mevcut iktidarın başarısızlıklarını görmekte hem de olası muhalefet liderinin ve kadrosunun krizleri yönetme kapasitesini değerlendirmektedir. Eğer muhalefet, yönetebilirlik kapasitesini görünür biçimde sergileyemiyorsa seçmen değişim talebini sandığa yansıtmakta temkinli davranır. Bu durum, özellikle ekonomik ve kurumsal krizlerin yoğun olduğu dönemlerde daha belirgindir.

Güven üretme unsurları arasında teknik kapasite, liyakatli ve deneyimli kadro, somut geçiş planları ve liderlik güvenilirliği yer alır. Bu unsurların eksikliği, muhalefetin iktidar seçeneği olarak algılanmasını sınırlamakta ve sandık yoluyla iktidar değişimini riskli bir seçenek olarak gösterilmektedir. Dolayısıyla güven üretmeyen bir muhalefet meşruluğu aşınmış bir rejimi sandık yoluyla değiştirebilme kapasitesine sahip değildir. Değişim talebi mevcut olsa da güven sinyali olmadan bu talep gerçek sonuçlara dönüşmez.

Muhalefetin iktidar seçeneği olarak algılanması ve sandık yoluyla değişim gerçekleştirebilmesi yalnızca iktidarın meşruluk kaybına bağlı değildir. Yönetebilirlik kapasitesinin görünür ve inandırıcı biçimde sergilenmesi güvenli değişim algısının oluşmasını sağlayacak temel koşuldur. Bu bağlamda, muhalefetin güven üretme kapasitesi demokratik geçişin başarısı açısından belirleyici bir değişkendir.

TARTIŞMA

Türkiye bağlamında, CHP’nin mevcut örgütlenme modeli, liderlik anlayışı ve kadro seçme biçimi, araştırma sorularında ortaya konan yönetebilirlik bileşenleri temelinde değerlendirildiğinde parti ciddi bir yönetebilirlik krizine sahiptir. Bu kriz, hem iktidar seçeneği olarak algılanabilirliğini sınırlamakta hem de toplumsal değişim talebine yanıt verme kapasitesini engellemektedir. Tartışmada önceki fikirler ve gözlemler ışığında, sorun alanları şu şekilde somutlaşmaktadır:

Meşruluk Aşınması ve Değişim İsteği: CHP, mevcut iktidarın meşruluğunun ciddi biçimde aşındığını gösteren eleştiriler üretmekte, ancak bu eleştiriler tek başına partiye iktidar seçeneği görünümü kazandırmamaktadır. Önceki tartışmalarımızda vurgulandığı gibi, toplum değişimden korkmamakta, aksine değişim istemektedir. Ancak aynı toplum, değişimin güvenli ve yönetilebilir olmasını da beklemektedir. CHP, değişim isteğine yanıt üretmekte, ancak güvenli değişim beklentisini oluşturmakta yetersiz kalmaktadır.

Liderlik, Kadro ve Kurumsal Normlar: Özel liderliği altındaki parti yapısı, gençleştirme ve kadınlaşma siyasalarını önceliklendirmekte, ancak bu süreçler liyakat, kıdem ve teknik yeterliliği ikincil plana itmektedir. Tartışmalarımızda öne çıkan kritik gözlemler şunlardır:

Bir liderin en önemli yeteneği doğru insan seçebilme kapasitesidir. Bu kapasite CHP’de yeterince gözlemlenmemektedir.

Kadro yetersizliği ve yönetim yetkinliklerinin zayıflığı partiye kriz dönemlerinde gerekli yönetebilirlik kapasitesini sağlayamamaktadır.

Parti içi kadro oluşturma ve geliştirme, akraba ve yandaş kayırmacılığı, mezhepsel yakınlık ve diğer büropatalojiler nedeniyle sınırlıdır.

Liyakat eksikliği ilçe düzeyinden genel merkeze kadar sistemli bir sorun olarak gözlenmektedir.

Bu unsurlar, yönetebilirlik kapasitesinin temel yapıtaşlarını zayıflatmakta ve seçmen nezdinde güven sinyali üretilememektedir.

Tarihsel İktidar Deneyimsizliği ve Seçkin Kadro Üretim Mekanizmaları: CHP, yarım yüzyılı aşkın bir süredir iktidar olamamış dolayısıyla kriz yönetimi ve devlet işleyişine ilişkin deneyim birikimi sınırlı kalmıştır. Önceki tartışmalarda Ecevit örneği, başarılı bir program ve güçlü bir güven sinyali ile geçici yönetebilirlik sağlanabileceğini göstermektedir. Ancak kurumsal kapasite ve kadro üretim mekanizmaları uzun vadede bu deneyimi sürdürecek şekilde örgütlenmemiştir. Bu bağlamda, parti seçkininin kriz yönetiminde etkin kapasite geliştirmesi sınırlı kalmaktadır.

Seçmen Algısı, Değişim İsteği ve Güvenli Değişim Beklentisi: Toplumun değişim isteği güçlüdür, ancak seçmen aynı zamanda güvenli değişim beklentisi aramaktadır. CHP, kadro ve liderlik görünürlüğü ile teknik kapasitesini yeterince sergileyememekte ve bu nedenle değişim talebini sandığa dönüştürecek güven sinyalini verememektedir. Değişim isteği ile güvenli değişim beklentisi arasındaki boşluk partiye iktidar seçeneği olarak bakışı sınırlamaktadır.

Kurumsallaşma ve Örgütsel Kapasite: Parti içi kurumsallaşma düzeyi ile iktidar seçeneği olabilme kapasitesi arasında doğrudan ilişki vardır. CHP’de kurumsal normların eksikliği ve örgütsel belirsizlik, liyakatli kadroların yükselmesini engellemekte ve kriz dönemlerinde teknik kapasitenin görünürlüğünü azaltmaktadır. Liderlik yapısındaki tercihler, gençleştirme ve temsil çeşitliliği siyasaları ile teknik yeterlilik arasında çatışmalar üretmekte ve bu durum, yönetebilirlik kapasitesini zayıflatmaktadır.

Araştırma soruları çerçevesinde yapılan çözümleme, CHP’nin yönetebilirlik kapasitesinin yapısal sınırlılıklarını göstermektedir. Bu sınırlılıklar üç düzeyde toplanabilir: kurumsal yapı, kadro mimarisi ve güven üretme kapasitesi.

Birinci olarak, parti içi kurumsallaşma düzeyi ile iktidar seçeneği olabilme kapasitesi arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Kurumsallaşma, liyakat temelli kadro üretimi, öngörülebilir kariyer yolları ve sistemli karar alma mekanizmaları gerektirir. CHP örneğinde bu mekanizmaların yeterince ölçünleşmemiş olması, teknik ve yönetsel kapasitenin süreklilik içinde üretilmesini sınırlamaktadır.

İkinci olarak, kadro seçme ve yükseltme pratikleri yönetebilirlik kapasitesini doğrudan etkilemektedir. Liyakat dışı etmenlerin (kişisel yakınlık, klik yapıları, yerel dengeler) belirleyici olması, kriz dönemlerinde gereksinme duyulan teknik uzmanlık ve deneyimin kurumsal olarak birikmesini zorlaştırmaktadır. Gençleşme ve temsil çeşitliliği siyasaları demokratik açıdan önemli olmakla birlikte, deneyim ve uzmanlıkla dengelenmediğinde yönetebilirlik algısını zayıflatabilmektedir.

Üçüncü olarak, güven üretme kapasitesi ile değişim isteği arasındaki boşluk dikkat çekicidir. Türkiye’de değişim talebi yüksek olmakla birlikte, güvenli değişim beklentisinin oluşması için teknik kapasitenin görünür biçimde sergilenmesi gerekmektedir. CHP’nin yerel yönetim deneyimi ve program çalışmaları belirli bir kapasiteye işaret etse de bu kapasitenin ulusal ölçekli kriz yönetimine nasıl aktarılacağı yeterince somutlaştırılmamıştır.

Bu çerçevede, CHP’nin karşı karşıya olduğu sorun yalnızca siyasal yarışma sorunu değil, kurumsal ve yönetsel kapasite üretim sorunudur. Yönetebilirlik krizi, partiye yönelik güvenli değişim algısının oluşmasını sınırlayan temel mekanizma olarak ortaya çıkmaktadır.

Yönetebilirlik Krizinin Değerlendirmesi

Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde CHP’nin karşı karşıya olduğu yönetebilirlik krizi açık biçimde ortaya çıkmaktadır. Parti, değişim talebi yüksek bir topluma hitap etmesine karşın güven üretme kapasitesi sınırlı olduğu için mevcut iktidarın meşruluk kaybını sandık yoluyla yönetilebilir bir değişime dönüştürememektedir. Sorunun temel bileşenleri şunlardır: kadro yetersizliği ve liyakat eksikliği, kurumsal norm ve örgütsel belirsizlik, liderlik kapasitesi ve kadro tercihleri, tarihsel iktidar deneyimsizliği ve seçmen algısında güven sinyali eksikliği.

Bu çerçevede CHP, yalnızca haklı bir muhalefet partisi olarak kalmakta, ancak güvenli ve yönetilebilir bir iktidar seçeneği olma kapasitesi sınırlı kalmaktadır. Yönetebilirlik krizinin aşılması partiye hem kriz dönemlerinde etkin yönetim kapasitesi sağlayacak hem de seçmende güvenli değişim algısını oluşturacak yapısal ve kurumsal reformları gerektirmektedir.

Kuramsal Çerçevenin CHP Olayına Uygulanması

Demokratik İktidar Değişimi Kapasitesi: CHP, mevcut iktidarın meşruluk aşınmasını eleştirel biçimde göstermekte, ancak demokratik iktidar değişimi kapasitesini yeterince sergileyememektedir. Parti, yalnızca seçimleri kazanma hedefiyle sınırlı kalmakta ve kriz yönetimi, siyasa üretimi ve devlet mekanizmalarını devralma kapasitesi açısından seçmen nezdinde güven yaratamamaktadır. Önceki tartışmalarda vurgulandığı gibi, Ecevit döneminde kısa süreli iktidar deneyimi, sınırlı da olsa demokratik iktidar değişimi kapasitesine işaret etmiş ancak sürekli ve kurumsal bir kapasite oluşmamıştır.

Muhalefetin Kurumsal Hazırlığı: CHP’nin örgütlenme modeli, kurumsal hazırlık açısından sınırlıdır. Kadro seçme süreçlerinde liyakat dışı etmenler (akraba kayırmacılığı, siyasal klikler, mezhepsel yakınlık) öne çıkmakta ve teknik ve deneyimli kadroların görünürlüğü sınırlanmaktadır. Kurumsal normların eksikliği, gençleştirme ve kadınlaşma siyasaları ile teknik kapasite arasındaki çatışmalar, parti içi örgütlenme ve kriz yönetimi kapasitesini zayıflatmaktadır. Bu durum, muhalefetin seçim sonrasında devlet mekanizmalarını devralabilecek kurumsal hazırlığının eksikliğini göstermektedir.

Geçişin Güvenilirliği: Seçmen değişim talebi yüksek olsa da iktidar değişiminin güvenli ve yönetilebilir olacağına ilişkin algı oluşmadıkça sandığa yansımamaktadır. CHP, kadro görünürlüğü ve teknik kapasiteyi yeterince sergileyemediği için geçişin güvenilirliği konusunda seçmende tatmin edici bir algı yaratamamaktadır. Liderlik tercihlerindeki duygusal ve siyasal odaklı seçimler geçişin öngörülebilirliğini zayıflatmaktadır.

Rejimden Çıkış Güvencesi: Mevcut otoriter eğilimli yapıdan çıkışın güvence altına alınması hem devlet kurumlarının sürekliliği hem de kriz yönetim kapasitesine bağlıdır. CHP’nin yarım yüzyılı aşan iktidar deneyimsizliği ve seçkin üretim mekanizmalarının eksiklikleri seçmen nezdinde bu güvencenin yeterince algılanmasını engellemektedir. Parti, mevcut rejimin değişim süreçlerinde kararlılık sağlayacak görünür ve güvenilir kadroları sunmamaktadır.

Devlet Sürekliliği Öğretisi: Devlet sürekliliği iktidar değişimi sırasında kamu hizmetlerinin ve temel kurumların aksatılmadan çalışmasını güvence altın alır. CHP’nin teknik ve yönetimsel kadrolarının sınırlılığı devlet sürekliliğini güvence altına alacak kapasitenin görünür biçimde var olmadığını göstermektedir. Seçmen, değişim sonrası devletin işleyişinde aksama olmayacağına ilişkin güveni algılamadan iktidar değişimini desteklememektedir. Kadro üretim mekanizmalarının sınırlı olduğu görülmektedir.

Bu beş kavram çerçevesinde CHP olayı incelendiğinde, parti hem kurumsal hazırlık hem demokratik iktidar değişimi kapasitesi hem de geçişin güvenilirliği açısından eksiklikler taşımaktadır. Kadro, liderlik ve örgütsel normlardaki sınırlılıklar devlet sürekliliği ve rejimden çıkış güvencesi konularında güven sinyali oluşturmayı engellemektedir. Bu durum, yönetebilirlik krizini ve muhalefetin iktidar seçeneği olarak algılanamamasını açıklayan temel mekanizmalardır.

SOMUT REFORM VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Demokratik İktidar Değişimi Kapasitesi

Krize hazır yönetim planları geliştirmek: Parti, iktidara gelmesi durumunda uygulanacak siyasa ve kriz yönetimi planlarını saydam ve somut biçimde hazırlamalıdır. Örneğin ekonomik reform paketleri, kamu hizmetlerinde süreklilik planları ve acil durum yönetimi protokolleri oluşturulmalıdır.

Süreklilik temelli siyasa simülasyonları: Lider ve kadroların olası kriz senaryolarında karar alma yetkinliği sınanarak kapasite görünürlüğü artırılmalıdır.

Muhalefetin Kurumsal Hazırlığı

Liyakat ve saydam kadro mekanizmaları: Parti içi terfi ve atamalarda deneyim, uzmanlık, kariyer ve liyakat ölçütleri öncelikli duruma getirilmelidir. Akraba veya yandaş kayırmacılığı sınırlanmalıdır.

Kadro görünürlüğünü artırmak: Teknik ve deneyimli kadrolar, seçmen ve medya önünde görünür kılınmalı ve kriz yönetim kapasitesi topluma net biçimde gösterilmelidir.

Eğitim ve kapasite geliştirme programları: Parti içindeki genç ve deneyimli kadrolar için sürekli yönetim ve teknik eğitim programları yaşama geçirilmelidir.

Geçişin Güvenilirliği

Somut geçiş planları ve iletişim stratejileri: Seçmen, iktidar değişiminin öngörülebilir ve güvenli olduğunu net biçimde algılamalıdır. Parti, lider ve kadroların kriz dönemlerinde sorumluluk alacaklarını ve siyasaların uygulanabilir olduğunu açık biçimde göstermelidir.

Saydam ve katılımcı süreçler: Parti içi karar alma ve siyasa geliştirme süreçleri seçmen ve parti tabanına güven sinyali verecek şekilde daha saydam duruma getirilmelidir.

Rejimden Çıkış Güvencesi

Devlet mekanizmaları ile etkileşim protokolleri: Parti, mevcut rejimden sorunsuz çıkış ve iktidar devri için bürokrasi ve teknik kadrolarla iş birliği yollarını oluşturmalıdır.

Simülasyon ve kriz tatbikatları: Rejim değişimi sırasında olası aksaklıkları önceden belirlemek ve müdahale kapasitesini artırmak amacıyla tatbikatlar yapılmalıdır.

Devlet Sürekliliği Öğretisi

Kritik kurumların sürekliliğini güvence altına almak: Parti, iktidara gelmesi durumunda devletin temel kurumlarının ve hizmetlerinin kesintisiz çalışmasını sağlayacak mekanizmaları tasarlamalıdır.

Teknik kadroların bütünleştirilmesi: Deneyimli bürokrat ve uzman kadrolar devlet sürekliliğini güvence altına alacak biçimde parti planlarına alınmalıdır.

Bu reform önerileri, CHP’nin yönetebilirlik krizini aşması, güvenli değişim sinyali üretmesi ve seçmen nezdinde iktidar seçeneği olarak algılanmasını sağlayacak temel adımlardır. Kadro, liderlik ve kurumsal yapının güçlendirilmesi sadece parti içi reform değil, aynı zamanda demokratik iktidar değişiminin uygulanabilirliğini güvence altına alan somut mekanizmalar anlamına gelmektedir.

CHP’DE KURUMSAL YENİDEN YAPILANMA VE YÖNETİMİ GELİŞTİRME ZORUNLULUĞU

CHP’nin yönetebilirlik krizini aşabilmesi için parti içi kurumsal yeniden yapılanma ve yönetim kapasitesini geliştirme programları kritik öneme sahiptir. Bu çerçevede önerilen adımlar şunlardır:

Örgütsel Yapının Yeniden Tasarlanması: Parti içi merkezi ve yerel düzeyde açık sorumluluk ve yetki alanları tanımlanmalıdır. Karar alma süreçleri ölçünleştirilmeli ve saydamlaştırılmalıdır. Örgütsel hiyerarşi, liyakat ve uzmanlığa dayalı olarak yeniden düzenlenmelidir.

Kadro ve Liderlik Geliştirme Programları: Genç ve deneyimli kadrolar için sistemli eğitim programları uygulanmalıdır (siyasal, teknik ve kriz yönetimi eğitimleri). Liderlik kapasitesini artırmak için mentorluk, proje yönetimi ve kriz tatbikatları devreye alınmalıdır.

Kurumsal Kültür ve Normların Güçlendirilmesi: Parti içi normlar, liyakat, saydamlık ve hesap verebilirlik temelinde yeniden yapılandırılmalıdır. Akraba, yandaş veya mezhepsel kayırmacılığa dayalı atamalara son verilmeli ve kadro üretiminde ölçütler net olarak tanımlanmalıdır.

İletişim ve Eş Güdüm Mekanizmalarının Geliştirilmesi: Parti içi departmanlar ve yerel örgütler arasında eş güdüm güçlendirilmeli ve bilgi akışı ve karar paylaşımı sistemli duruma getirilmelidir. Kriz dönemlerinde hızlı ve etkili iletişim kanalları oluşturulmalıdır.

Başarım Değerlendirme ve Sürekli İyileştirme: Kadro ve örgütsel başarım düzenli olarak ölçülmeli ve geri bildirim mekanizmaları ile iyileştirme süreçleri devreye alınmalıdır. Örgütsel yeniden yapılanma tek seferlik değil, sürekli bir gelişim ve uyum süreci olarak ele alınmalıdır.

CHP’nin kurumsal yeniden yapılanma ve yönetim geliştirme çalışmaları, partinin yönetebilirlik kapasitesini görünür biçimde artıracak, güvenli değişim algısı oluşturacak ve kriz dönemlerinde iktidar seçeneği olarak seçmen nezdinde güven sağlayacaktır. Bu çalışmalar, reform önerilerinin tümüyle doğrudan ilişkilidir ve parti içi örgütsel kapasitenin temelini oluşturur.

SINIRLILIKLAR VE KARŞI SAVLAR

Bu çözümleme, CHP’nin yönetebilirlik kapasitesine ilişkin eleştirel bir çerçeve sunmaktadır. Ancak partinin belirli alanlarda geliştirdiği kapasiteyi bütünüyle göz ardı etmek çözümleme açısından eksik olacaktır. Özellikle büyükşehir belediyelerinde elde edilen yönetim deneyimi, yerel düzeyde teknik ve yönetsel kapasite birikimine işaret etmektedir. Ayrıca parti tarafından hazırlanan kapsamlı siyasa belgeleri ve uzman çalışmaları kurumsal hazırlık yönünde bir çabanın varlığını göstermektedir.

Bununla birlikte, bu deneyim ve çalışmaların ulusal ölçekte bütüncül bir kriz yönetimi kapasitesine dönüşüp dönüşmediği tartışmalıdır. Yerel yönetim başarımının merkezi devlet mekanizmalarının devralınması ve eş güdümü ile aynı düzlemde olmadığı dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla mevcut kapasite unsurları önemli olmakla birlikte, güvenli değişim beklentisini karşılayacak ölçüde kurumsal ve görünür bir yönetebilirlik çerçevesine dönüşmüş değildir.

ALGISAL YÖNETİLEBİLİRLİK EŞİĞİ: KAVRAMSAL BİR AÇILIM

Bu çalışma, yönetilebilirlik kapasitesinin yalnızca kurumsal ve teknik bir yeterlilik sorunu olmadığını, aynı zamanda algısal ve psikolojik bir boyut içerdiğini ileri sürmektedir. Siyasal iktidarın meşruluk kaybı, muhalefet için bir fırsat alanı yaratmakla birlikte, bu durum tek başına iktidar değişimini güvence altına almamaktadır. Seçmenin muhalefeti “devralmaya hazır” bir seçenek olarak görmesi, ayrı bir eşik aşımını gerektirir. Bu bağlamda çalışmada “algısal yönetilebilirlik eşiği” kavramsallaştırması önerilmektedir.

Algısal yönetilebilirlik eşiği, seçmenin bir siyasi aktörü yalnızca eleştirel bir muhalefet öznesi olarak değil, krizleri yönetebilecek, kurumsal sürekliliği sağlayabilecek ve toplumsal kararlılığı sağlayabilecek bir iktidar seçeneği olarak algılamaya başladığı psikolojik kırılma noktasını ifade eder. Bu eşik üç temel unsurdan oluşmaktadır: (i) duygusal sakinlik üretme kapasitesi, (ii) öngörülebilir ve takvimlendirilmiş siyasa çerçevesi sunma, (iii) görünür ve güvenilir kadro yapısı.

Duygusal sakinlik, sürekli kriz ve gerilim ortamlarında seçmene “rahatlama” duygusu verebilen bir siyasal dil gerektirir. Öngörülebilirlik, belirsizlik üretmeyen, açık takvim ve somut siyasa adımları içeren bir yönetim beklentisini ifade eder. Kurumsal güven ise yalnızca program belgeleriyle değil, bu programları uygulayabilecek kadro mimarisinin görünür kılınmasıyla olanaklıdır.

Bu çerçevede, otoriter eğilimli veya yüksek kutuplaşma içeren rejimlerde meşruluk aşınması ile iktidar değişimi arasında doğrudan ve otomatik bir ilişki kurulamayacağı ileri sürülebilir. Meşruluk kaybı mevcut iktidarı zayıflatırken, iktidar değişimini olanaklı kılan asıl dinamik, muhalefetin algısal yönetilebilirlik eşiğini aşabilmesidir. Seçmen açısından değişim yalnızca normatif olarak istenilen bir durum değil, aynı zamanda risk içeren bir tercihtir. Bu risk algısını azaltan unsur ise yönetilebilirliğin duygusal ve kurumsal olarak ikna edici biçimde sunulmasıdır.

Türkiye bağlamında ana muhalefet partisi üzerinden yapılan çözümleme, yönetilebilirlik meselesinin yalnızca teknik kapasite eksikliğiyle sınırlı olmadığını göstermektedir. Partinin yerel yönetim deneyimi ve siyasa üretme çabaları belirli bir kurumsal birikime işaret etmekle birlikte, bu birikimin ulusal ölçekte bütüncül bir kriz yönetimi kapasitesine dönüştüğüne ilişkin algı henüz yeterince pekişmemiş görünmektedir. Bu durum, değişim talebinin yüksek olduğu dönemlerde dahi seçmenin “güvenli değişim” beklentisini karşılamada sınırlılık yaratmaktadır.

Dolayısıyla çalışma, yönetilebilirlik krizinin iki boyutlu olduğunu ileri sürmektedir: nesnel kapasite üretim mekanizmalarındaki yapısal sorunlar ve bu kapasitenin seçmen nezdinde algısal eşiği aşacak biçimde temsil edilememesi. Siyasal değişimin gerçekleşebilmesi, bu iki boyutun eş zamanlı olarak güçlendirilmesine bağlıdır.

Bu çalışma, yönetilebilirlik kapasitesinin yalnızca kurumsal ve teknik yeterlilikten ibaret olmadığını, aynı zamanda “duygusal yönetilebilirlik” boyutu içerdiğini ileri sürmektedir. Duygusal yönetilebilirlik, bir siyasal aktörün kriz ve belirsizlik ortamında seçmende sakinlik ve güven duygusu üretebilme kapasitesini ifade eder. Seçmen açısından iktidar değişimi yalnızca normatif bir tercih değil, aynı zamanda risk içeren bir karardır. Bu risk algısını azaltan unsur, teknik kapasitenin varlığı kadar, bu kapasitenin duygusal olarak kararlılık ve öngörülebilirlik duygusu üretmesidir.

DUYGUSAL YÖNETİLEBİLİRLİK VE YAZINLA BAĞLANTISI

Duygusal yönetilebilirlik kavramı, siyasal güven, kriz liderliği ve duygulanımsal kutuplaşma yazınıyla ilişkilendirilebilir. Siyasal güven yazını seçmenin yöneticilere ve kurumlara duyduğu güvenin yalnızca başarım değerlendirmesine değil, aynı zamanda algısal ve duygusal kararlılığa dayandığını göstermektedir. Bu bağlamda güven, yalnızca siyasa çıktılarının değil, öngörülebilirlik ve denetim duygusunun da bir ürünüdür. Duygusal yönetilebilirlik, bu denetim duygusunun siyasal iletişim ve liderlik çalışmaları yoluyla üretilmesini ifade eder.

Kriz liderliği çalışmaları, belirsizlik dönemlerinde liderin kullandığı dilin ve kriz çerçeveleme biçiminin toplumsal kaygıyı artırabileceğini ya da azaltabileceğini ortaya koymaktadır. Sürekli alarm ve tehdit dili, kısa vadede hareketlilik sağlasa da uzun vadede yorgunluk ve kaygı üretmektedir. Buna karşılık sakin, yapılandırılmış ve takvimlendirilmiş siyasa anlatısı risk algısını düşürerek yönetilebilirlik izlenimini güçlendirmektedir. Bu durum, teknik kapasitenin duygusal temsili olarak kavramsallaştırılabilecek bir boyuta işaret eder.

Ayrıca duygulanımsal kutuplaşma yazını seçmen davranışının yalnızca akılcı tercih hesaplarıyla değil, yoğun duygusal kimliklenmelerle şekillendiğini göstermektedir. Yüksek kutuplaşma ortamlarında seçmenler yalnızca mevcut iktidarın maliyetini değil, değişimin yaratabileceği belirsizlik riskini de hesaba katmaktadır. Duygusal yönetilebilirlik, bu ikinci risk algısını azaltan mekanizma olarak işlev görür. Böylece meşruluk aşınmasının iktidar değişimine dönüşebilmesi, muhalefetin teknik kapasitesinden çok bu kapasitenin seçmen nezdinde duygusal olarak güven üretme derecesine bağlı duruma gelir.

Bu çerçevede algısal yönetilebilirlik eşiği, duygusal yönetilebilirlik ve kurumsal kapasite bileşenlerinin birlikte etkisiyle aşılabilen bir psikolojik kırılma noktasıdır. Siyasal değişimin gerçekleşmesi yalnızca hoşnutsuzluk düzeyine değil, aynı zamanda değişimin riskini azaltan bu algısal güven mimarisinin kurulmasına bağlıdır.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, Türkiye bağlamında CHP’nin yönetebilirlik kapasitesini ve iktidar seçeneği olabilme olasılığını iki boyutlu bir çerçevede çözümlemiştir. İkinci aşamada ele alınan tartışmalar ve gözlemler ışığında partiye ilişkin bulgular, yönetebilirlik sorununun hem kurumsal hem de algısal düzeyde ortaya çıktığını göstermektedir.

Yönetebilirlik Krizi: CHP, uzun süredir iktidar olamaması, kadro üretim mekanizmalarındaki sınırlılıklar, liderlik tercihlerindeki tutarsızlıklar ve örgütsel belirsizlikler nedeniyle yapısal bir yönetebilirlik sorunu yaşamaktadır. Ancak bu kriz yalnızca nesnel kapasite eksikliğine indirgenemez. Aynı zamanda parti, değişim talebi yüksek bir toplumsal ortamda “güvenli iktidar seçeneği” olarak algılanma konusunda yeterli bir psikolojik eşik aşımını gerçekleştirememiş görünmektedir.

Kuramsal Çerçeve ile Çözümleme: Çalışmada önerilen kavramsal model yönetebilirliğin iki bileşenden oluştuğunu ileri sürmektedir: (i) kurumsal ve teknik kapasite, (ii) duygusal yönetilebilirlik. Duygusal yönetilebilirlik, kriz ve belirsizlik ortamında seçmende sakinlik, öngörülebilirlik ve denetim duygusu üretebilme kapasitesini ifade etmektedir. Bu iki boyutun birleşimi, “algısal yönetilebilirlik eşiği”nin aşılmasını olanaklı kılar. CHP örneğinde yapılan çözümleme, kurumsal hazırlık ve kadro kapasitesi alanındaki eksikliklerin yanı sıra bu kapasitenin seçmen nezdinde kararlılık ve güven duygusu üretecek ölçüde temsil edilemediğini göstermektedir.

Kurumsal Yeniden Yapılanma ve Yönetim Geliştirme: Parti içi örgütsel yeniden yapılanma, liyakat temelli kadro üretimi ve sürekli yönetim geliştirme süreçleri yalnızca teknik kapasite artışı sağlamayacak, aynı zamanda seçmene yönelik güven sinyali üretme işlevi görecektir. Liyakat, saydamlık ve başarım değerlendirme mekanizmaları yönetilebilirliğin hem nesnel hem algısal boyutunu güçlendirecek araçlardır.

Somut Reform Alanları

Demokratik iktidar değişimi kapasitesinin artırılması için kriz planları ve görünür teknik kadrolar oluşturulmalı ve parti içi kurumsal hazırlık liyakat ve saydamlık temelinde güçlendirilmelidir. Geçişin güvenilirliği ve rejimden çıkış güvencesi somut mekanizmalarla topluma anlatılmalı ve devlet sürekliliği öğretisi kritik kurumların kesintisiz işleyişini güvence altına alacak biçimde yapılandırılmalıdır. Kurumsal yeniden yapılanma ve sürekli örgütsel gelişim süreçleri bu çerçevenin tamamlayıcı unsurlarıdır.

Sonuç

Bu çalışma, otoriter eğilimli rejimlerde iktidar değişiminin yalnızca meşruluk aşınması ile açıklanamayacağını ve muhalefetin kurumsal kapasitesinin yanı sıra algısal yönetilebilirlik eşiğini aşabilme yeteneğinin belirleyici olduğunu ileri sürmektedir. Değişim isteği ile güvenli değişim beklentisi arasındaki ayrım, demokratik değişim süreçlerinin anlaşılması açısından temel bir kavramsal katkı sunmaktadır.

Türkiye örneği, meşruluk kaybının tek başına iktidar değişimi üretmediğini ve değişimin ancak risk algısını azaltan ve seçmende kararlılık duygusu üreten bir yönetilebilirlik mimarisi oluşturulduğunda olanaklı olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda CHP’nin karşı karşıya olduğu sorun yalnızca siyasal yarışma değil, kurumsal ve duygusal yönetilebilirlik kapasitesini eş zamanlı biçimde güçlendirme sorunudur.

Kaynakça

 

Bermeo, N. (2016). On Democratic Backsliding. Journal of Democracy, 27(1), 5–19.

Brownlee, J. (2007). Authoritarianism in an Age of Democratization. Cambridge University Press.

CHP (2021). Demokrasi ve Türkiye Programı. Cumhuriyet Halk Partisi Yayınları.

Diamond, L. (1999). Developing Democracy: Toward Consolidation. Johns Hopkins University Press.

Katz, R. S., ve Mair, P. (1995). Changing Models of Party Organization and Party Democracy: The Emergence of the Cartel Party. Party Politics, 1(1), 5–28.

Levitsky, S., ve Way, L. A. (2010). Competitive Authoritarianism: Hybrid Regimes after the Cold War. Cambridge University Press.

Öz, A. (2020). Türkiye’de Muhalefet Partilerinin Kurumsal Kapasitesi ve Yönetilebilirlik. Ankara: Siyasal Kitabevi.

Panebianco, A. (1988). Political Parties: Organization and Power. Cambridge University Press.

Tarrow, S. (2011). Power in Movement: Social Movements and Contentious Politics. Cambridge University Press.