Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

24 Ağustos 2026 Pazartesi

 

Hukuksal Tasfiye Çözümleme Çerçevesi (HTÇÇ) Açısından Aktaş Davası: Yargısal Seçicilik, Siyasal Transferler ve Hukuksal Tasfiye Olasılığı

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

Türkiye'de son yıllarda siyaset ile yargı arasındaki ilişkinin niteliği, yalnızca tek tek mahkeme kararlarının hukuka uygunluğu üzerinden değil, yargısal süreçlerin siyasal aktörler üzerindeki etkileri ve bu süreçlerin hangi koşullarda işletildiği üzerinden de tartışılmaktadır. Özellikle seçilmiş siyasal aktörler hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar yargının siyasal yarışma içindeki konumunu yeniden gündeme getirmektedir.

Bu bağlamda daha önce geliştirdiğim Hukuksal Tasfiye Çözümleme Çerçevesi (HTÇÇ) siyasal aktörlerin hukuk araçları kullanılarak siyasal alanın dışına çıkarılması olasılığını sistemli biçimde incelemeyi amaçlayan bir çözümleyici çerçevedir. HTÇÇ, herhangi bir yargı kararını peşinen "hukuksal tasfiye" olarak nitelendirmemekte aksine bir hukuksal sürecin tasfiye niteliği taşıyıp taşımadığını belirleyebilmek için sürecin bütününü ve birbirini tamamlayan göstergeleri incelemektedir.

Bu yaklaşımda yalnızca verilen cezanın varlığı değil, soruşturmanın başlatılma biçimi, soruşturmanın seçiciliği, zamanlaması, kanıtların niteliği ve değerlendirilme biçimi, tutuklama uygulaması, savunma hakkı, yönetsel ve yargısal denetim mekanizmalarının uygulanması, benzer olaylara farklı davranılıp davranılmadığı ve hukuksal sürecin siyasal sonuçları birlikte değerlendirilir. Dolayısıyla HTÇÇ bakımından hukuksal tasfiye tek bir kararın sonucu değil, birbirini tamamlayan hukuksal ve siyasal işlemler dizisinin oluşturabileceği bir süreçtir.

Aktaş davası bu çerçeve açısından özellikle dikkat çekicidir. Ancak daha baştan önemli bir yöntembilimsel sınır koymak gerekir: Bu yazı mahkemenin gerekçeli kararı henüz açıklanmadan hazırlanmıştır. Dolayısıyla burada davanın hukuksal açıdan kesin bir değerlendirmesi yapılmamakta ve mahkemenin kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülmemektedir. Amaç, kamuoyuna açıklanan karar ve bugüne kadar ortaya çıkan süreç üzerinden HTÇÇ'nin hangi soruları sorduğunu ve hangi göstergeleri dikkate aldığını ortaya koymaktır. Esas hukuksal değerlendirme, gerekçeli kararın açıklanmasından sonra yapılmalıdır.

Aktaş Davasında Ortaya Çıkan İlk Çelişki

Aziz İhsan Aktaş davasında mahkemenin açıkladığı karar soruşturmanın temelindeki "suç örgütü" savı bakımından özellikle önemlidir. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre mahkeme Aziz İhsan Aktaş hakkında örgüt kurma, bazı sanıklar hakkında da örgüt üyeliği veya örgüte yardım suçlarından beraat kararları vermiş ve buna karşılık bazı sanıklar hakkında rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, görevi kötüye kullanma ve benzeri bireysel suçlardan mahkumiyet hükümleri kurmuştur. Bu tablo tek başına bir hukuka aykırılık anlamına gelmez. Ceza hukukunda bir mahkemenin savcılığın ileri sürdüğü suç örgütü savını kabul etmeyip örgüt kapsamında değerlendirilen bazı eylemlerin bireysel suçlar oluşturduğuna karar vermesi olanaklıdır. Bununla birlikte HTÇÇ açısından önemli soru şudur: Soruşturmanın başlangıcındaki geniş örgütsel yapı savı ile mahkemenin sonuçta ulaştığı bireysel suçlar arasında nasıl bir ilişki vardır? Bu sorunun cevabı gerekçeli kararın en önemli bölümlerinden biri olacaktır.

Aynı Ticari Aktör, Farklı Belediyeler ve Seçicilik Sorunu

Dosyanın dikkat çekici boyutlarından biri Aktaş'ın şirketlerinin yalnızca CHP'li belediyelerle değil, AKP'li belediyelerle de ticari ilişkiler kurmuş ve ihaleler almış olmasıdır. Burada özellikle dikkat edilmesi gereken nokta, bir şirketin AKP'li veya CHP'li belediyeden ihale almasının tek başına herhangi bir suç göstergesi olmadığıdır. İhale ilişkisinin hukuka uygunluğu somut kanıtlar üzerinden belirlenir. Ancak aynı ekonomik aktörün farklı siyasal partilere mensup belediyelerle benzer nitelikte ticari ilişkiler içinde bulunması durumunda soruşturmanın neden bazı belediyeler üzerinde yoğunlaştığı, diğerleri bakımından neden aynı kapsamda yürütülmediği sorusu meşru bir araştırma sorusuna dönüşür. HTÇÇ'nin "seçicilik" ölçütü tam da burada devreye girmektedir. Sorulması gereken soru "AKP'li belediyeler de suçlu mudur?" değildir. Böyle bir sonuç mevcut verilerden çıkarılamaz. Asıl soru şudur: Benzer nitelikteki hukuksal savlar siyasal bağlılıktan bağımsız olarak aynı soruşturma ve inceleme ölçütleriyle değerlendirilmiş midir? Eğer yanıt evet ise bunun gerekçeli kararlarda ve soruşturma dosyalarında görülebilmesi gerekir. Eğer sistemli farklılıklar varsa bunların da hukuksal nedenlerle açıklanması gerekir.

Suç Duyurularının Seçici Biçimde İşleme Konulması Savı

Bir başka önemli boyut özellikle Ankara ve İstanbul büyükşehir belediye başkanları tarafından geçmiş dönem AKP'li belediye yönetimleri hakkında yapıldığı açıklanan suç duyurularının akıbetidir. Burada da dikkatli olmak gerekir. Bir suç duyurusunun sonuçsuz kalması tek başına savcılığın siyasal davrandığını göstermez. Bir suç duyurusu kanıt yetersizliği, suçun unsurlarının oluşmaması veya başka hukuksal nedenlerle soruşturma konusu yapılmamış olabilir. Fakat HTÇÇ açısından araştırılması gereken nokta tek tek dosyaların sonucu değil, karşılaştırmalı örüntüdür. Eğer aynı nitelikteki savlar bakımından bir siyasal kesime ait belediyelerde hızlı ve kapsamlı soruşturma, diğer siyasal kesime ait belediyelerde ise soruşturma açılmaması veya etkisiz soruşturma gibi sistemli bir farklılık ortaya çıkarsa, bu durum "yargısal seçicilik" bakımından incelenmelidir. Dolayısıyla HTÇÇ'nin burada önerdiği yöntem, siyasal kanaatten değil karşılaştırmalı dosya analizinden hareket etmektir.

Görevi Kötüye Kullanma Suçlamaları ve Yönetsel Ön İnceleme

Davanın bir diğer dikkat çekici boyutu bazı belediye başkanları bakımından görevi kötüye kullanma suçundan mahkumiyet kararları verilmiş olmasıdır. Burada belediye başkanlarının ceza sorumluluğu ile yönetsel denetim mekanizmalarının birbirinden ayrılması gerekir. Her görevi kötüye kullanma savının mutlaka aynı biçimde bir mülkiye müfettişi ön incelemesinden geçmesi gerektiği söylenemez. İlgili suçun niteliği, uygulanacak mevzuat ve somut olayın özellikleri önem taşır. Bununla birlikte şu soru önemini korumaktadır: Benzer belediye başkanlığı eylemleri bakımından yönetsel ön inceleme ve yargısal soruşturma mekanizmaları farklı siyasal aktörlere farklı biçimde mi uygulanmıştır? Eğer böyle bir farklılık varsa, bunun hukuksal temeli açıklanmalıdır. HTÇÇ açısından sorun "ön inceleme yapılmadıysa karar kesinlikle hukuka aykırıdır" şeklinde mekanik bir sonuca indirgenemez. Önemli olan usulün siyasal aktörler arasında eşit ve tutarlı biçimde uygulanıp uygulanmadığıdır.

"Soruşturma İstemiyorsanız CHP'de Kalın" Savı

Dosyanın siyasal boyutunu daha da dikkat çekici duruma getiren bir başka sav kamuoyuna "soruşturma istemiyorsanız CHP'de kalın" biçiminde yansıyan siyasal değerlendirmedir. Bu ifade doğru biçimde kurulmuş ve gerçekten belirli bir siyasal örüntüyü anlatmak amacıyla kullanılmışsa son derece ciddi bir sava işaret etmektedir. Ancak akademik bir çalışmada bu ifade bir kanıtlanmış gerçek olarak değil, incelenmesi gereken bir hipotez olarak ele alınmalıdır. Hipotez şudur: Siyasal aktörlerin iktidar partisine geçmeleri ile haklarındaki hukuksal süreçlerin seyri arasında sistemli bir ilişki bulunmakta mıdır? Bu soruya yanıt verebilmek için yalnızca birkaç örnek yeterli değildir. Parti değiştiren belediye başkanlarının daha önceki hukuksal durumları, soruşturma tarihleri, soruşturmaların kapsamı, tutuklama kararları, iddianame tarihleri, kovuşturma süreçleri ve parti değiştirme tarihleri karşılaştırmalı olarak incelenmelidir. Eğer böyle bir veri seti oluşturulduğunda siyasal transfer ile hukuksal süreç arasında istatistiksel veya nitel olarak anlamlı bir ilişki ortaya çıkarsa o zaman bugün yalnızca siyasal söylem düzeyinde bulunan sav bilimsel bir araştırma konusu durumuna gelebilir.

Aktaş Kararının Siyasal İktidar Açısından Olası Kazanımı

Kararın siyasal sonuçları da HTÇÇ açısından göz ardı edilmemelidir. Mahkumiyet kararları hukuksal olarak kesinleşmemiş olsalar bile siyasal iletişim bakımından hemen sonuç üretir. İktidar açısından bu kararlar muhalefet belediyelerinde "yolsuzluk" söyleminin güçlendirilmesine, muhalefetin savunma konumuna itilmesine ve kamuoyu gündeminin belediye hizmetlerinden ceza davalarına kaydırılmasına olanak sağlayabilir. Daha önemlisi, bazı siyasal aktörlerin iktidar partisine geçmesiyle hukuksal risklerinin azalacağı algısı ortaya çıkarsa ceza yargısının siyasal yarışma üzerinde dolaylı bir davranış biçimlendirici araç olarak algılanması olanaklı duruma gelir. Böyle bir algının gerçek olup olmadığı ise ayrıca araştırılmalıdır.

HTÇÇ Bakımından Şimdilik Ne Söylenebilir?

Mevcut veriler Aktaş davasının doğrudan "hukuksal tasfiye" olarak nitelendirilmesi için yeterli değildir. Bununla birlikte davada HTÇÇ'nin inceleme alanına giren birden fazla gösterge bulunmaktadır: seçicilik, siyasal aktörler arasında farklı hukuksal muamele, soruşturma zamanlaması, yönetsel ve yargısal mekanizmaların uygulanmasındaki farklılıklar, yargısal sürecin siyasal sonuçları ve siyasal transferlerle hukuksal süreç arasındaki olası ilişki. Bunların her biri tek başına hukuksal tasfiyeyi kanıtlamaz. Ancak birden fazla göstergenin aynı yönde birleşmesi durumunda bunların birbirinden bağımsız olaylar mı yoksa daha geniş bir siyasal-hukuksal örüntünün parçaları mı olduğu sorusu önem kazanır. İşte HTÇÇ'nin temel yaklaşımı burada ortaya çıkmaktadır: Hukuksal tasfiye tek bir mahkumiyet kararından değil, hukuksal süreçlerin siyasal aktörler üzerinde sistemli, seçici ve dışlayıcı bir sonuç üretip üretmediğinden hareketle araştırılmalıdır.

Sonuç: Gerekçeli Karar Beklenmelidir

Aktaş davası bakımından şu aşamada kesin bir sonuca ulaşmak doğru değildir. Mahkemenin açıkladığı hükümler önemli olmakla birlikte, gerekçeli karar olmadan mahkemenin kanıtları nasıl değerlendirdiğini, hangi sanık bakımından hangi kanıtı yeterli gördüğünü, suçların unsurlarını nasıl oluşturduğunu ve örgüt suçlaması ile bireysel suçlar arasındaki hukuksal bağlantıyı nasıl kurduğunu tam olarak bilmek olanaklı değildir. Bu nedenle asıl değerlendirme gerekçeli karar açıklandıktan sonra yapılmalıdır. Ancak gerekçeli kararın beklenmesi, bugünden hiçbir şey söylenemeyeceği anlamına da gelmez. Tam tersine, bugün ortaya çıkan tablo gelecekte yapılacak incelemenin sorularını belirlemektedir. Bu soruların başında şunlar gelmektedir:

Aynı ekonomik aktörün farklı siyasal partilere mensup belediyelerle ilişkileri neden farklı hukuksal sonuçlar doğurmuştur?

Benzer suç duyuruları neden farklı soruşturma süreçlerine alınmıştır?

Belediye başkanları bakımından yönetsel ve yargısal denetim mekanizmaları eşit ve tutarlı biçimde uygulanmış mıdır?

Siyasal parti değiştirmeleri ile hukuksal süreçlerin seyri arasında sistemli bir ilişki var mıdır?

Ve son olarak, Bütün bu göstergeler birlikte değerlendirildiğinde, yargısal süreç siyasal yarışmanın olağan bir unsuru olmaktan çıkıp siyasal aktörlerin tasfiyesinde kullanılan bir mekanizmaya dönüşmüş müdür?

Bu soruların hiçbirinin yanıtı bugünden peşin olarak verilmemelidir. Fakat tam da bu nedenle Hukuksal Tasfiye Çözümleme Çerçevesi (HTÇÇ) önem taşımaktadır. Çerçeve, siyasal kanı hukuksal sonucun yerine koymak yerine, siyasal ve hukuksal süreçleri karşılaştırılabilir göstergeler üzerinden incelemeyi amaçlamaktadır. Aktaş davası bakımından şimdilik söylenebilecek en doğru şey budur: Karar, HTÇÇ bakımından ciddi araştırma soruları doğurmuştur fakat bu soruların yanıtları gerekçeli karar açıklanmadan verilmemelidir. Asıl çözümleme, gerekçeli karar geldiğinde başlayacaktır.

23 Ağustos 2026 Pazar

 

Doğu Akdeniz'de Stratejik Güç Ekosisteminin Dönüşümü: İsrail'in Güney Kıbrıs'taki Taşınmaz Edinimleri, Enerji Koridorları ve Güvenlik Mimarisi

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

ÖZ

Bu çalışma, İsrail'in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nde (GKRY) gerçekleştirdiği taşınmaz edinimlerini, Doğu Akdeniz'de ortaya çıkan ekonomik, demografik, enerji ve güvenlik temelli yeni güç ilişkileri bağlamında incelemektedir. Çalışmanın temel sorusu, taşınmaz edinimlerinin bireysel ekonomik yatırımlar olmanın ötesine geçerek enerji koridorları, önemli altyapı, nüfus hareketleri ve İsrail-GKRY güvenlik iş birliğiyle bütünleşmesi durumunda kalıcı bir stratejik etki alanının oluşmasına katkıda bulunup bulunamayacağıdır. Araştırmada nitel araştırma yaklaşımı, belge incelemesi, karşılaştırmalı siyasal çözümleme, süreç izleme ve senaryo çözümlemesi birlikte kullanılmıştır. Bulgular, İsrailli alıcıların GKRY'deki taşınmaz edinimlerinin özellikle Larnaka, Limasol ve Baf bölgelerinde yoğunlaştığını, Larnaka çevresindeki Pyla, Ormideia ve Pervolia gibi yerleşimlerde ise belirgin yersel/alansal kümelenmelerin ortaya çıktığını göstermektedir. Bazı yatırımların büyük arazi parçaları, tatil köyleri ve kapalı toplu yerleşim projeleri biçiminde gelişmesi, ekonomik mülkiyet ile demografik ve toplumsal kümelenme arasındaki ilişkiyi önemli duruma getirmektedir. Çalışma, bu gelişmelerin İsrail'in GKRY üzerinde egemenlik kurduğu veya mevcut durumda tamamlanmış bir stratejik etki alanına sahip olduğu sonucuna ulaşmamaktadır. Bununla birlikte taşınmaz mülkiyetinin sermaye, nüfus, enerji, önemli altyapı ve güvenlik ilişkileriyle bütünleşmesi durumunda egemenlik devri olmaksızın kalıcı bir stratejik etki kapasitesi oluşturabileceğini ortaya koymaktadır. Bu dönüşümün gerçekleşmesi durumunda Türkiye açısından temel risk, doğrudan askeri kuşatmadan çok Doğu Akdeniz'deki stratejik hareket alanının ve enerji mimarisindeki etkililiğinin zaman içinde daralmasıdır. Çalışma, Türkiye'nin bu gelişmelere karşı askeri tepki yerine ekonomik, enerji, diplomatik, teknolojik ve savunma kapasitesini birlikte geliştiren çok boyutlu bir stratejik dengeleme siyasası izlemesini önermektedir.

Anahtar Kavramlar: İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Doğu Akdeniz, taşınmaz edinimi, stratejik etki alanı, Stratejik Güç Ekosistemi, enerji koridorları, önemli altyapı, demografik kümelenme, güvenlik mimarisi, Türkiye, KKTC

 

ABSTRACT

This study examines Israeli real estate acquisitions in the Republic of Cyprus (RoC) within the broader context of emerging economic, demographic, energy-related, and security-based power relations in the Eastern Mediterranean. The central question is whether real estate acquisitions, when combined with energy corridors, critical infrastructure, population movements, and Israel–Cyprus security cooperation, may contribute to the formation of a durable sphere of strategic influence beyond conventional forms of territorial sovereignty. The study adopts a qualitative research design based on document analysis, comparative political analysis, process tracing, and scenario analysis. The findings indicate that Israeli real estate acquisitions in Cyprus have become concentrated particularly in the districts of Larnaca, Limassol, and Paphos, with notable spatial clustering in settlements such as Pyla, Ormideia, and Pervolia in the Larnaca area. The development of some investments through large land acquisitions, resorts, and gated residential communities is particularly significant because it may facilitate the transition from individual property ownership to broader economic, demographic, and social clustering. The study does not conclude that Israel has established sovereignty over any part of Cyprus or that a fully developed Israeli sphere of strategic influence currently exists. Rather, it argues that the integration of property ownership with capital, population, energy infrastructure, critical infrastructure, and security relations may generate a durable capacity for strategic influence without any formal transfer of sovereignty. If such a process continues, the principal implication for Türkiye would not necessarily be direct military encirclement, but a gradual narrowing of its strategic room for maneuvers in the Eastern Mediterranean and a potential reduction in its influence over emerging regional energy architectures. The study therefore argues that Türkiye should respond not primarily through direct military confrontation but through a multidimensional strategy of strategic balancing encompassing economic capacity, energy security, technological development, diplomacy, international law, and defence capabilities. The concept of the Strategic Power Ecosystem developed in this study provides an analytical framework for understanding how property, capital, population, infrastructure, energy, and security relations may interact to generate long-term geopolitical influence.

Keywords: Israel, Republic of Cyprus, Eastern Mediterranean, real estate acquisition, strategic sphere of influence, Strategic Power Ecosystem, energy corridors, critical infrastructure, demographic clustering, security architecture, Türkiye, Turkish Republic of Northern Cyprus

GİRİŞ

Doğu Akdeniz son yirmi yılda yalnızca bölgesel bir enerji havzası olmaktan çıkarak küresel güç yarışmasının en devingen jeopolitik alanlarından biri durumuna gelmiştir. Doğal gaz rezervlerinin keşfi, deniz yetki alanlarına ilişkin uyuşmazlıklar, enerji arz güvenliği, büyük güç yarışması ve bölgesel güvenlik krizleri bölgenin stratejik önemini önemli ölçüde artırmıştır. Bu süreçte İsrail, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), Yunanistan ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında gelişen siyasal, askeri ve enerji temelli iş birliği Doğu Akdeniz'de yeni bir güvenlik ve güç mimarisinin oluşmakta olduğunu göstermektedir.

Mevcut yazın bu dönüşümü büyük ölçüde enerji jeopolitiği, deniz yetki alanları, askeri iş birliği, ittifak ilişkileri ve bölgesel güvenlik ekseninde incelemektedir. Buna karşılık uluslararası ilişkilerde giderek önem kazanan ancak henüz yeterince kavramsallaştırılmamış bir unsur görece ihmal edilmektedir: taşınmaz edinimleri yoluyla uzun vadeli stratejik etki alanı oluşturulması. Oysa günümüzde devletler, yalnızca askeri güç veya diplomatik ittifaklar aracılığıyla değil, sermaye hareketleri, taşınmaz yatırımları, demografik yoğunlaşmalar, önemli altyapı yatırımları ve ekonomik ağlar üzerinden de etki kapasitesi geliştirebilmektedir. Bu nedenle jeopolitik yarışma klasik askeri araçların ötesine geçen çok katmanlı bir nitelik kazanmıştır.

Son yıllarda İsrailli gerçek kişiler ile İsrail bağlantılı şirketlerin GKRY'de artan taşınmaz edinimleri, enerji projelerine katılımları ve savunma alanındaki iş birlikleri bu çerçevede dikkat çekmektedir. Bu gelişmeler tek başına değerlendirildiğinde olağan ekonomik yatırımlar veya iki ülke arasındaki normal ilişkilerin bir uzantısı olarak görülebilir. Ancak aynı süreç enerji koridorları, elektrik bağlantıları, liman ve ulaştırma altyapısı, ortak askeri tatbikatlar, güvenlik iş birliği ve bölgesel diplomatik eş güdüm ile birlikte ele alındığında daha kapsamlı bir stratejik dönüşümün parçası olarak da yorumlanabilir. Bu çalışma, söz konusu gelişmeleri kesinleşmiş niyetlerin kanıtı olarak değil, uzun dönemli stratejik kapasite oluşturma süreçlerinin çözümlenmesi gereken göstergeleri olarak değerlendirmektedir.

Bu bağlamda makalenin temel varsayımı şudur: Bir devlet, başka bir devlet üzerinde doğrudan egemenlik kurmaksızın taşınmaz edinimi, sermaye birikimi, demografik yoğunlaşma, enerji altyapıları, güvenlik iş birliği ve diplomatik ilişkiler aracılığıyla kendisi için kalıcı bir stratejik etki alanı oluşturabilir. Böyle bir etki alanının amacı yalnızca ekonomik kazanç sağlamak değildir. Aynı zamanda güvenlik risklerini azaltmak, enerji arz güvenliğini desteklemek, askeri ve lojistik erişim olanaklarını genişletmek, jeopolitik derinlik kazanmak, bölgesel güç projeksiyonunu artırmak ve gelecekte ortaya çıkabilecek stratejik seçenekleri çoğaltmaktır.

Bu yaklaşım taşınmaz edinimlerini yalnızca gayrimenkul piyasasının bir unsuru olarak değil, çok boyutlu bir stratejik güç ekosisteminin bileşeni olarak ele almaktadır. Stratejik güç ekosistemi ekonomik, demografik, teknolojik, enerji, güvenlik ve diplomatik unsurların birbirini besleyerek zaman içerisinde yeni bir etki ve etki kapasitesi üretmesini ifade etmektedir. Dolayısıyla bu çalışmada taşınmaz edinimleri tek başına açıklayıcı bir değişken olarak değil, diğer stratejik unsurlarla etkileşim içinde değerlendirilmektedir.

Amaç ve Araştırma Soruları

Makalenin amacı İsrail'in GKRY'deki taşınmaz edinimlerini enerji koridorları, güvenlik mimarisi ve bölgesel güç dengeleriyle birlikte inceleyerek Doğu Akdeniz'de ortaya çıkmakta olan stratejik güç ekosistemini çözümlemektir. Bu kapsamda çalışma şu temel araştırma sorularına cevap aramaktadır:

İsrail'in GKRY'deki taşınmaz edinimleri hangi ekonomik, demografik ve yersel/alansal özellikleri taşımaktadır?

Bu edinimler enerji koridorları, önemli altyapılar ve güvenlik iş birliği ile nasıl bir etkileşim içerisindedir?

Bu gelişmeler Doğu Akdeniz'de yeni bir stratejik etki alanının oluşumuna işaret etmekte midir?

Böyle bir dönüşümün Türkiye'nin güvenliği, Kıbrıs siyasası ve Doğu Akdeniz jeopolitiği bakımından olası sonuçları nelerdir?

İsrail'in GKRY'de oluşturduğu ekonomik, demografik, enerji ve güvenlik temelli stratejik etki alanının Türkiye'nin güvenliği ve Doğu Akdeniz'deki stratejik hareket alanı üzerindeki olası sonuçları nelerdir ve Türkiye bu gelişmeye nasıl karşılık verebilir?

Bu çalışma, herhangi bir devletin gizli amaçlarına ilişkin kesin hükümler ortaya koymayı hedeflememektedir. Bunun yerine, doğrulanabilir olgular ile bunlardan hareketle geliştirilen stratejik senaryoları çözümleyici olarak birbirinden ayıran bir yöntem benimsemektedir. Böylece çalışma, uluslararası ilişkiler yazınına taşınmaz edinimlerinin stratejik etki üretme kapasitesini açıklamaya yönelik kavramsal bir katkı sunmayı ve Doğu Akdeniz'de değişen güç dengelerini çok boyutlu bir bakış açısıyla değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

Yöntem

Bu çalışma, nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde tasarlanmış açıklayıcı ve çözümleyici bir jeopolitik çözümlemedir. Araştırmada, İsrail'in Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ndeki (GKRY) taşınmaz edinimleri, yalnızca gayrimenkul yatırımları bağlamında değil, enerji, güvenlik, ekonomi, demografi ve diplomasi boyutlarıyla birlikte ele alınmaktadır. Çalışma, tek bir değişken üzerinden nedensellik kurmak yerine farklı değişkenlerin karşılıklı etkileşimiyle ortaya çıkan stratejik sonuçları açıklamayı amaçlayan bütüncül bir yaklaşımı benimsemektedir.

Araştırmanın kuramsal temelini uluslararası ilişkilerde realizm ve jeopolitik yaklaşımın yanı sıra jeoekonomi, stratejik güç kullanımı ve stratejik altyapı yazını oluşturmaktadır. Bununla birlikte çalışma bu kuramsal yaklaşımları aşan özgün bir çözümleyici çerçeve kullanmaktadır. Bu çerçevede taşınmaz edinimleri, sermaye hareketleri, enerji altyapıları, güvenlik iş birliği ve diplomatik ilişkilerle birlikte değerlendirilerek "Stratejik Güç Ekosistemi" kavramı üzerinden çözümlenmektedir.

Araştırmada belge incelemesi yöntemi esas alınmıştır. Bu kapsamda istatistikler, tapu ve taşınmaz verileri, uluslararası kuruluş raporları, akademik çalışmalar, enerji ve güvenlik alanındaki raporlar, düşünce kuruluşlarının çözümlemeleri ve doğrulanabilir açık kaynak verileri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Tek bir veri kaynağına dayanılarak sonuca ulaşılmamış ve farklı kaynaklardan elde edilen bulgular karşılaştırılarak çözümleyici tutarlılık sağlanmıştır.

Verilerin değerlendirilmesinde karşılaştırmalı siyasal çözümleme, süreç izleme (process tracing) ve senaryo çözümlemesi birlikte kullanılmıştır. Süreç izleme yöntemiyle taşınmaz edinimleri, enerji projeleri, güvenlik iş birliği ve diplomatik gelişmeler arasındaki zamansal ve yapısal ilişkiler incelenmiş ve senaryo çözümlemesiyle ise mevcut eğilimlerin Doğu Akdeniz'in gelecekteki jeopolitiği ve Türkiye'nin güvenliği üzerindeki olası etkileri değerlendirilmiştir.

Araştırma, devletlerin kamuoyuna açıklanmamış niyetlerini veya gizli stratejik planlarını ortaya koymayı amaçlamamaktadır. Bunun yerine doğrulanabilir olgular, gözlenebilir davranış örüntüleri ve kurumsal ilişkilerden hareketle stratejik eğilimleri çözümlemektedir. Bu nedenle çalışmada olgular ile bu olgulardan türetilen çözümleyici çıkarımlar birbirinden açık biçimde ayrılmış ve ulaşılan sonuçlar kesin hükümler olarak değil, mevcut veriler ışığında geliştirilen bilimsel değerlendirmeler ve olası senaryolar olarak sunulmuştur.

Bu yöntemin temel özgünlüğü taşınmaz edinimlerini yalnızca ekonomik bir yatırım etkinliği olarak değil, devletlerin uzun vadeli stratejik etki oluşturma kapasitesinin bileşenlerinden biri olarak ele almasıdır. Böylece çalışma, ekonomik, demografik, enerji, güvenlik ve diplomatik unsurlar arasındaki etkileşimi bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirerek Doğu Akdeniz'de değişen stratejik güç ekosistemini açıklamayı hedeflemektedir.

ÇÖZÜMLEME

İsrail'in GKRY'deki Taşınmaz Edinimlerinin Ekonomik, Demografik ve Yersel/Alansal Özellikleri

İsrail vatandaşlarının GKRY’deki taşınmaz edinimleri, son yıllarda belirgin bir artış eğilimi göstermektedir. Bununla birlikte, söz konusu gelişmenin niteliğini doğru değerlendirebilmek için yalnızca toplam satın alma sayılarına değil, edinimlerin hangi bölgelerde yoğunlaştığına, taşınmazların niteliğine, arazi büyüklüğüne ve bireysel konut edinimlerinden toplu yerleşim ve proje geliştirmelerine doğru bir dönüşüm gösterip göstermediğine de bakılması gerekmektedir.

GKRY hükümetinin Parlamento'ya sunduğu ve 2021–Ocak 2025 dönemini kapsayan verilere göre İsrail vatandaşları Larnaka bölgesinde 1.406, Limasol bölgesinde 1.154 ve Baf bölgesinde 1.291 taşınmaz edinimi gerçekleştirmiştir. Böylece yalnızca bu üç bölgede İsrailli alıcılarla ilişkilendirilen toplam taşınmaz edinimi 3.851 olarak görünmektedir. Ancak bu rakamların tamamı tamamlanmış mülkiyet devrini ifade etmemektedir. Larnaka'daki 1.406 edinimin 481'inde tapu devri gerçekleşmişken, 925'i satış sözleşmesi aşamasındadır. Limasol'da 1.154 edinimin 511'i tapu devrine sahipken, Baf'ta 1.291 edinimin 867'si tapu devriyle sonuçlanmıştır. Dolayısıyla 3.851 rakamı tamamlanmış mülkiyet devirleri ile satış sözleşmelerini birlikte içeren bir toplamdır.

İsrailli alıcıların GKRY'deki konumu bu sayısal büyüklük kadar yersel/alansal dağılım bakımından da dikkat çekicidir. Larnaka, Limasol ve Baf'ta İsrailli alıcılar üçüncü ülke vatandaşları arasında önemli bir konuma ulaşmış durumdadır. Ancak özellikle Larnaka çevresindeki belirli yerleşimlerde görülen yoğunlaşma taşınmaz edinimlerinin ada geneline rastgele dağılmış bireysel yatırımlardan ibaret olmayabileceğini düşündürmektedir. Larnaka'da İsrailli alıcıların özellikle Pyla bölgesinde yoğunlaştığı ve ayrıca Ormideia ve daha sınırlı ölçüde Pervolia bölgelerinde de önemli bir varlık gösterdiği bildirilmektedir. Bir gayrimenkul uzmanı Pyla'yı İsrailli alıcıların adeta bir "merkezi" (hub) olarak tanımlamakta ve Larnaka'nın havaalanına yakınlığı ve kentte bir sinagogun bulunmasının da bu tercihte rol oynayabileceğini belirtmektedir.

Daha önemli olan konu İsrailli yatırımcıların taşınmaz tercihinin yalnızca bireysel konutlardan oluşmamasıdır. Aynı gayrimenkul uzmanının değerlendirmesine göre İsrailli yatırımcılar büyük arazi parçaları üzerinde spa, tatil köyü (resort) ve benzeri projelere yönelmekte ve bu projeler kapalı toplu yerleşim (gated community) niteliği taşıyabilmektedir. Bu bilgi taşınmaz edinimlerinin niteliği açısından önemli bir ayrım ortaya koymaktadır. Bireysel bir konut satın alınması ile belirli bir arazi üzerinde çok sayıda konutun, ortak toplumsal ve dinlence unsuru içeren (recreative) tesislerin ve özel hizmetlerin bir arada bulunduğu bir yerleşim projesinin geliştirilmesi ekonomik ve toplumsal açıdan aynı sonuçları doğurmamaktadır.

Bu nedenle İsrailli taşınmaz edinimlerinin toplu yerleşim niteliği ayrıca değerlendirilmelidir. Kapalı yerleşimler yalnızca konut birimlerinin fiziksel olarak bir araya gelmesinden ibaret değildir. Ortak güvenlik, çevre düzenleme ve dinlence, sağlık, eğitim, ticaret ve toplumsal hizmetlerin aynı alanda örgütlenmesi, zaman içinde kendi ekonomik ve toplumsal ağlarını oluşturabilecek daha bütünleşik yerleşim alanlarının ortaya çıkmasına yol açabilir. Böyle bir yapı özellikle aynı ülke vatandaşlarının veya aynı ülkeye bağlı sermaye gruplarının yoğunlaşması durumunda klasik yabancı konut sahipliğinden farklı bir demografik ve ekonomik karakter kazanabilir.

Burada Pyla–Ormideia–Pervolia hattı ayrıca önem taşımaktadır. İsrailli alıcıların bu bölgelerde yoğunlaşması, taşınmaz edinimlerinin belirli bir coğrafi kümelenme gösterdiğine işaret etmektedir. Özellikle Pyla'nın İsrailli yatırımcılar bakımından bir "hub" olarak tanımlanması ekonomik tercihler ile toplumsal ve demografik kümelenme arasında gizil bir bağlantı bulunduğunu düşündürmektedir. Ancak mevcut veriler bu bölgelerde İsrailli nüfusun çoğunluk oluşturduğu veya söz konusu yerleşimlerin İsrail'e ait yerleşim alanlarına dönüştüğü sonucunu desteklememektedir. Burada söz konusu olan gelecekte daha yoğun bir ekonomik ve demografik kümelenmenin oluşmasına elverişli bir başlangıç koşulunun bulunmasıdır.

İsrailli yatırımların ekonomik güdülenmeleri de tek boyutlu değildir. GKRY'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği, İsrail'e coğrafi yakınlığı, gelişmiş turizm sektörü, gayrimenkul piyasası, iklim ve yaşam koşulları ile 2023 sonrasında bölgesel güvenlik ortamında meydana gelen değişiklikler İsrailli yatırımcıların GKRY'ye ilgisini artıran etmenler arasında değerlendirilebilir. Gayrimenkul sektöründeki uzman değerlendirmeleri de son beş-altı yılda İsrailli alımlarda belirgin bir yükseliş yaşandığını ve bunun bölgesel kararsızlıkla bağlantılı olabileceğini belirtmektedir.

Bununla birlikte, taşınmaz edinimlerinin tümünü doğrudan İsrail devletinin stratejik siyasası olarak yorumlamak yöntembilimsel açıdan doğru değildir. Bireysel yatırım, ikinci konut edinimi, güvenlik arayışı veya ticari karlılık gibi nedenlerle gerçekleştirilen işlemler ile devletlerin uzun vadeli stratejik hedefleri birbirinden ayrılmalıdır. Bununla birlikte, bireysel ekonomik tercihlerin büyük sayılara ulaşması ve belirli coğrafyalarda yoğunlaşması zaman içerisinde devletlerin stratejik kapasitesine de hizmet edebilecek bir ekonomik ve demografik altyapı meydana getirebilir. Dolayısıyla bireysel güdülenme ile ortaya çıkan toplu sonuç birbirinden farklı olabilir.

Nitekim GKRY'deki tartışmanın artık yalnızca gayrimenkul piyasasıyla sınırlı olmadığı görülmektedir. Rum siyasal çevrelerinde özellikle Larnaka ve Limasol'da bazı bölgelerde üçüncü ülke vatandaşları tarafından "hedefli" ve yoğun taşınmaz alımlarının gerçekleştiği ve bunun sonucunda kapalı yerleşim alanlarının ortaya çıktığı ileri sürülmektedir. AKEL Genel Sekreteri Stefanos Stefanu bazı bölgelerde İsrailli alıcıların yoğunlaşmasına ve yüksek öneme sahip altyapılara yakın taşınmaz edinimlerine dikkat çekmiştir. Bunlar siyasal değerlendirmelerdir ve tümü bağımsız olarak doğrulanmış olgular olarak kabul edilmemelidir. Ancak GKRY'nin kendi siyasal sistemi içinde de taşınmaz edinimlerinin ekonomik olmaktan öte demografik ve güvenlik boyutlarıyla tartışılmaya başlandığını göstermeleri bakımından önemlidir.

Bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde, İsrail'in GKRY'deki taşınmaz edinimlerinin üç belirgin özelliği ortaya çıkmaktadır. Birincisi, sayısal yoğunluk söz konusudur ve yalnızca Larnaka, Limasol ve Baf'taki kayıtlar binlerce taşınmaz edinimini göstermektedir. İkincisi, yersel/alansal yoğunlaşmadır ve özellikle Larnaka çevresindeki Pyla, Ormideia ve Pervolia gibi belirli yerleşimler öne çıkmaktadır. Üçüncüsü, bazı yatırımların bireysel konut edinimlerinden çok büyük arazi parçaları, tatil köyleri ve kapalı toplu yerleşim projeleri biçiminde gerçekleştiği bildirilmektedir.

Dolayısıyla birinci araştırma sorusunun yanıtı İsrail'in GKRY'deki taşınmaz edinimlerinin yalnızca miktar bakımından değil, yersel/alansal kümelenme ve toplu yerleşim eğilimi bakımından da dikkat çekici bir özellik taşıdığı şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bunun henüz İsrail'in GKRY'de kurumsallaşmış bir stratejik etki alanı oluşturduğu anlamına gelmediği açıktır. Ancak taşınmaz edinimlerinin belirli bölgelerde yoğunlaşması, büyük arazi ve proje yatırımlarıyla birleşmesi ve buna paralel bir İsrailli nüfus kümelenmesi ortaya çıkması durumunda ekonomik mülkiyetin zaman içinde demografik, toplumsal ve nihayetinde stratejik etkiye dönüşebilecek bir altyapı oluşturması olanaklıdır. Bu nedenle taşınmaz edinimleri, çalışmanın sonraki aşamalarında ele alınacak enerji koridorları ve güvenlik mimarisinden bağımsız bir ekonomik olgu olarak değil, bunlarla kesiştiği ölçüde Doğu Akdeniz'de oluşmakta olan stratejik güç ekosisteminin olası bir ilk katmanı olarak değerlendirilmelidir.

Taşınmaz Edinimleri Enerji Projeleri, Önemli Altyapı ve Güvenlik İş Birliğiyle Nasıl Bir Etkileşim İçerisindedir?

İsrail'in GKRY’deki taşınmaz edinimlerinin stratejik anlamını belirleyebilmek için bunların enerji projeleri, önemli altyapılar ve güvenlik iş birliğiyle aynı coğrafi ve kurumsal yapı içerisinde değerlendirilmesi gerekir. Tek başına bir konut veya arazi satın alınması stratejik bir etkinlik olarak nitelendirilemez. Ancak taşınmaz mülkiyetinin belirli bölgelerde yoğunlaşması, bu bölgelerin limanlara, havaalanlarına, enerji tesislerine, elektrik bağlantı noktalarına veya ulaştırma koridorlarına yakınlığı ve aynı zamanda İsrail-GKRY arasındaki güvenlik ilişkilerinin derinleşmesi, taşınmaz edinimlerinin daha geniş bir stratejik yapı içerisindeki konumunu araştırmayı gerekli kılmaktadır.

Bu noktada ilk dikkat edilmesi gereken unsur enerjidir. Doğu Akdeniz'de İsrail ile GKRY arasındaki ilişkilerin gelişmesinde doğal gaz kaynakları önemli bir başlangıç noktası oluşturmuştur. İsrail'in Leviathan ve Tamar sahaları ile GKRY'nin Afrodit sahası bölgedeki enerji ilişkilerinin temel unsurlarıdır. Ancak enerji ilişkilerinin niteliği yalnızca doğal gaz üretimiyle sınırlı değildir. Doğal gazın taşınması, sıvılaştırılması, elektrik üretiminde kullanılması, elektrik bağlantılarının kurulması ve Avrupa pazarlarına ulaştırılması gibi unsurlar Doğu Akdeniz'de giderek daha geniş bir enerji altyapısı ve koridoru meydana getirmektedir.

Bu nedenle GKRY'nin stratejik önemi sahip olduğu enerji kaynaklarının miktarından daha geniş bir çerçevede değerlendirilmelidir. Ada İsrail, Mısır, Yunanistan ve Avrupa arasında kurulabilecek enerji bağlantılarının üzerinde bulunan bir ara bağlantı noktası niteliğindedir. Özellikle elektrik bağlantıları bakımından İsrail-GKRY-Girit-Yunanistan çizgisinde geliştirilen projeler Doğu Akdeniz'i Avrupa enerji sistemine bağlama arayışının bir parçasıdır. Bu tür altyapılar gerçekleştiği ölçüde GKRY'nin ekonomik değerinin yanı sıra jeostratejik değeri de artmaktadır.

Burada taşınmaz edinimleri ile enerji altyapısı arasındaki ilişki doğrudan bir nedensellik ilişkisi olarak kurulamaz. Ancak belirli bölgelerdeki büyük arazi edinimlerinin enerji, liman, ulaştırma ve turizm altyapılarıyla yersel/alansal olarak kesişmesi durumunda taşınmaz mülkiyetinin stratejik değer kazanma olasılığı artmaktadır. Başka bir ifadeyle, taşınmazın stratejik değeri yalnızca kendisinden değil, bulunduğu bölgenin gelecekteki altyapı ve ulaşım ağları içindeki konumundan kaynaklanabilir.

Bu bağlamda Larnaka özel bir önem taşımaktadır. İsrailli taşınmaz alımlarının yoğunlaştığı Larnaka çevresinin aynı zamanda havaalanı, liman ve Doğu Akdeniz ulaşım bağlantıları bakımından önemli bir konumda bulunması taşınmaz edinimlerinin yersel/alansal boyutunu daha dikkatli incelemeyi gerektirmektedir. Ancak burada da yöntembilimsel bir ayrım yapılmalıdır: Larnaka'daki İsrailli taşınmaz edinimlerinin havaalanı veya liman gibi stratejik altyapıları denetlemeye yönelik olduğu sonucuna mevcut verilerden doğrudan ulaşmak olanaklı değildir. Önemli olan, mülkiyet yoğunlaşması ile önemli altyapıların yersel/alansal yakınlığının birlikte incelenmesi ve bunun gelecekte oluşturabileceği kapasitenin değerlendirilmesidir.

İkinci önemli unsur güvenlik ve askeri iş birliğidir. İsrail ile GKRY arasındaki ilişkiler son yıllarda savunma ve güvenlik alanında belirgin biçimde gelişmiştir. Ortak askeri tatbikatlar, savunma görüşmeleri, istihbarat ve güvenlik alanındaki ilişkiler ve İsrail'in GKRY ile geliştirdiği askeri ilişkiler iki ülke arasındaki ilişkinin yalnızca ekonomik ve diplomatik bir ortaklık olmadığını göstermektedir.

Bu güvenlik ilişkilerinin önemi GKRY'nin coğrafi konumuyla birlikte daha da artmaktadır. Kıbrıs, Doğu Akdeniz'in merkezinde bulunması nedeniyle Orta Doğu, Levant, Kuzey Afrika ve Avrupa arasındaki askeri ve lojistik hareketler açısından önemli bir konuma sahiptir. Bu nedenle İsrail açısından GKRY ile güvenlik iş birliği İsrail'in kendi topraklarının dışındaki stratejik çevresinde daha geniş bir hareket ve izleme kapasitesi elde etmesine katkıda bulunabilir.

Burada taşınmaz, enerji ve güvenlik unsurlarının birbirlerini tamamlayan fakat birbirine indirgenemeyen üç farklı kapasite olduğu görülmektedir. Taşınmaz edinimi kalıcı ekonomik ve demografik varlık sağlayabilir. Enerji altyapısı ekonomik ve jeostratejik bağımlılık yaratabilir. Güvenlik iş birliği ise bu ekonomik ve altyapısal yapının bulunduğu coğrafyada askeri ve stratejik erişim kapasitesini artırabilir. Bunların aynı alanda ve aynı devletler arasında yoğunlaşması durumunda ortaya çıkan sonuç tek tek unsurların toplamından daha büyük olabilir.

Bu noktada çalışmanın Stratejik Güç Ekosistemi kavramı açıklayıcı bir nitelik kazanmaktadır. Bir taşınmaz edinimi tek başına stratejik güç yaratmaz. Fakat taşınmaz mülkiyeti ekonomik sermaye ve nüfusla, nüfus ekonomik ve toplumsal ağlarla, ekonomik ağlar enerji ve ulaştırma altyapısıyla, altyapı güvenlik ve diplomatik ilişkilerle birleştiğinde zaman içerisinde birbirini besleyen bir güç yapısı meydana gelebilir.

Bu nedenle süreç şu şekilde kavramsallaştırılabilir:

 

Bu zincirin bütün halkalarının bugün tamamlanmış olduğunu ileri sürmek olanaklı değildir. Özellikle taşınmaz edinimlerinin doğrudan askeri amaç taşıdığına ilişkin bir genelleme bilimsel olarak savunulamaz. Ancak farklı alanlarda ortaya çıkan gelişmelerin aynı coğrafyada birbirini tamamlayabilecek nitelikte olması gelecekteki stratejik kapasitenin değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu nedenle ikinci araştırma sorusunun yanıtı İsrail'in GKRY'deki taşınmaz edinimlerinin enerji ve güvenlik ilişkilerinden bağımsız olarak değerlendirilmemesi gerektiği ancak bu unsurlar arasında doğrudan ve kesin bir nedensellik bulunduğu savından da kaçınılması gerektiğidir. Taşınmaz, enerji, önemli altyapı ve güvenlik alanlarındaki gelişmeler birbirleriyle kesiştiği ölçüde, GKRY'nin İsrail açısından ekonomik bir yatırım alanından daha geniş bir stratejik erişim ve etki alanına dönüşme gizil gücü ortaya çıkmaktadır. Asıl stratejik soru bu nedenle "İsrail GKRY'de ne kadar taşınmaz satın aldı?" sorusundan çok "Bu mülkiyet birikimi hangi enerji, altyapı, nüfus ve güvenlik ağlarıyla birleşmektedir?" sorusudur. Çalışmanın bundan sonraki çözümlemesi açısından belirleyici olan da bu sorudur.

Bu Gelişmeler Doğu Akdeniz'de Yeni Bir Stratejik Etki Alanının Oluşumuna İşaret Etmekte midir?

Bu soruya verilecek yanıtın mevcut durum ile ortaya çıkabilecek stratejik sonuçların birbirinden ayrılması temelinde kurulması gerekir. İsrail'in GKRY’deki taşınmaz edinimlerinin, enerji ilişkilerinin, önemli altyapı bağlantılarının ve güvenlik iş birliğinin tek tek ele alındığında olağan ekonomik ve devletlerarası ilişkiler kapsamında açıklanabilecek yönleri bulunmaktadır. Ancak bu unsurların aynı coğrafyada, aynı aktörler arasında ve giderek daha yoğun biçimde birbirleriyle bağlantılı olarak gelişmesi bunların toplamının ayrı ayrı unsurlardan daha geniş bir stratejik anlam taşıyıp taşımadığının sorgulanmasını gerekli kılmaktadır. Bu noktada stratejik etki alanı kavramı önem kazanmaktadır. Bir devletin başka bir devletin topraklarında doğrudan egemenlik kurması veya siyasal yönetimi ele geçirmesi zorunlu değildir. Devlet; mülkiyet, sermaye, nüfus, ekonomik etkinlik, enerji ve ulaştırma altyapısı, güvenlik ilişkileri ve diplomatik bağlar yoluyla kendi çıkarları açısından yüksek değer taşıyan ve zaman içinde kalıcılaşabilecek bir etki alanı oluşturabilir. Böyle bir alan, hukuksal olarak ev sahibi devletin egemenliği altında kalmaya devam ederken güç ilişkileri bakımından dış aktörün stratejik kapasitesinin bir uzantısı durumuna gelebilir. İsrail-GKRY ilişkileri bu kavram açısından değerlendirildiğinde henüz tamamlanmış bir stratejik etki alanından değil, böyle bir alanın oluşmasına elverişli unsurların giderek birikmesinden söz etmek daha doğru olacaktır. Taşınmaz edinimlerinin belirli bölgelerde yoğunlaşması ekonomik ve demografik bir temel oluştururken enerji projeleri GKRY'nin İsrail ile olan ekonomik ve stratejik bağlantılarını derinleştirmektedir. Güvenlik ve savunma iş birliğinin gelişmesi ise bu ekonomik ve altyapısal ilişkilerin stratejik boyutunu güçlendirmektedir. Burada özellikle süreklilik kavramı önemlidir. Stratejik etki tek bir yatırım veya tek bir anlaşmayla ortaya çıkmaz. Farklı alanlarda gerçekleşen etkinliklerin uzun bir dönem içerisinde birbirini desteklemesi sonucunda oluşur. Bir başka ifadeyle stratejik etkinin oluşumu bir stok birikimi niteliğindedir. Taşınmaz mülkiyeti zaman içinde kalıcıdır. Altyapı yatırımları uzun kullanım ömrüne sahiptir. Enerji bağlantıları ekonomik bağımlılık yaratabilir. Nüfus hareketleri toplumsal ağlar meydana getirebilir. Askeri iş birlikleri ise kurumsal ve işlevsel ilişkiler oluşturabilir. Bu unsurların süreklilik kazanması stratejik etkinin geçici olmaktan çıkıp yapısal duruma gelmesini sağlayabilir. Bu çerçevede GKRY'nin İsrail açısından önemi yalnızca adadaki ekonomik etkinliklerle sınırlı değildir. Kıbrıs'ın Doğu Akdeniz'deki merkezi konumu İsrail'e Avrupa ile Levant arasındaki bağlantılar bakımından önemli bir coğrafi yakınlık sağlamaktadır. İsrail açısından GKRY'nin değeri enerji, ulaştırma, haberleşme, lojistik ve güvenlik boyutlarının birbirine bağlanabilme kapasitesinden kaynaklanmaktadır. Bu durum GKRY'yi İsrail'in Doğu Akdeniz'deki stratejik çevresinin önemli unsurlarından biri durumuna getirebilir. Ancak bu noktada "İsrail GKRY'yi denetliyor" veya "GKRY İsrail'in toprağı durumuna geliyor" şeklindeki ifadeler hem mevcut gerçeklikle bağdaşmaz hem de çalışmanın bilimsel niteliğini zayıflatır. Burada söz konusu olan egemenlik devri değil, egemenlik altında etki birikimidir. GKRY hukuksal olarak kendi egemenliğini korurken belirli sektörlerde İsrail sermayesinin, nüfusunun, şirketlerinin, teknolojisinin ve güvenlik ilişkilerinin ağırlığı artabilir. Stratejik etki alanı kavramının ayırt edici özelliği de tam olarak budur. Bu gelişmenin daha geniş bir bölgesel bağlamı da bulunmaktadır. İsrail-GKRY ilişkileri, Yunanistan ve ABD ile gelişen ilişkilerden bağımsız değildir. Dolayısıyla ortaya çıkabilecek yapı yalnızca İsrail-GKRY ikili ilişkisi olarak değerlendirilmemelidir. Enerji, güvenlik, savunma, diplomasi ve altyapı alanlarındaki çok taraflı ilişkilerin birbirine eklenmesi Doğu Akdeniz'de bir stratejik ağ meydana getirebilir. Böyle bir ağda her aktörün amacı aynı olmak zorunda değildir. İsrail güvenlik ve enerji erişimini, GKRY ekonomik ve siyasal desteği, Yunanistan bölgesel konumunu, ABD ise bölgesel kararlılık ve stratejik erişimi önceleyebilir. Farklı amaçların aynı ağ içerisinde kesişmesi ortak bir stratejik sonuç yaratabilir. Bu nedenle stratejik güç ekosistemi klasik ittifak kavramından daha açıklayıcıdır. İttifaklarda ortak tehdit ve ortak güvenlik yükümlülükleri ön plandayken güç ekosisteminde farklı aktörlerin farklı çıkarları birbirini tamamlayabilir. Sermaye bir aktör tarafından, enerji altyapısı başka bir aktör tarafından, askeri kapasite üçüncü bir aktör tarafından sağlanabilir fakat bunların oluşturduğu toplam yapı belirli bir bölgesel güç dengesini etkileyebilir. İsrail'in GKRY'deki taşınmaz edinimleri bu nedenle tek başına stratejik etkinin kanıtı değildir. Fakat taşınmaz mülkiyeti, demografik kümelenme, enerji bağlantıları, önemli altyapılar, güvenlik iş birliği  ve diplomatik ağlar aynı yönde gelişmeye devam ederse bu unsurların birlikte stratejik etki alanı oluşturma kapasitesi bulunmaktadır. Buradan hareketle bu araştırma sorusuna koşullu fakat güçlü bir yanıt verilebilir: Mevcut gelişmeler İsrail'in GKRY'de tamamlanmış bir stratejik etki alanına sahip olduğunu göstermemektedir. Ancak taşınmaz edinimleri, demografik ve ekonomik kümelenmeler, enerji bağlantıları, önemli altyapı ve güvenlik iş birliğinin birbirini tamamlayacak biçimde gelişmesi GKRY'nin İsrail açısından uzun vadeli ve yüksek stratejik değer taşıyan bir etki alanına dönüşebileceğini göstermektedir. Bu olasılığın gerçekleşmesi durumunda GKRY'nin İsrail açısından önemi yalnızca ekonomik yatırım alanı olmaktan çıkarak stratejik ileri alan niteliği kazanabilir. Buradaki "ileri alan" kavramı askeri üs anlamında kullanılmamalıdır. Kavram, ekonomik, demografik, teknolojik, enerjetik, lojistik ve güvenlik kapasitesinin bir arada bulunması nedeniyle bir devletin bölgesel hareket ve güç projeksiyonu kapasitesini artıran coğrafi alanı ifade etmektedir. Dolayısıyla çalışmanın ulaştığı temel çözümleyici sonuç şudur: Stratejik etki, egemenliğe bir seçenek değil, egemenlik altında etkinin derinleştirilmesidir. Bir devlet başka bir devletin topraklarını yönetmeden de o topraklarda kendi çıkarları açısından olağanüstü değer taşıyan, kalıcı ve çok boyutlu bir güç alanı oluşturabilir. İsrail'in GKRY'deki gelişen varlığının uzun dönemli önemi de bu bakış açısından değerlendirilmelidir.

Böyle Bir Dönüşümün Türkiye'nin Güvenliği, Kıbrıs Siyasası ve Doğu Akdeniz Jeopolitiği Bakımından Olası Sonuçları Nelerdir?

İsrail'in GKRY’de taşınmaz edinimleriyle başlayan ekonomik varlığının, enerji altyapısı, nüfus hareketleri, önemli altyapı ve güvenlik iş birliğiyle birlikte kalıcı bir stratejik etki alanına dönüşmesi durumunda bunun Türkiye açısından sonuçları yalnızca Kıbrıs sorunu bağlamında değerlendirilemez. Böyle bir dönüşüm Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki güvenlik çevresini, deniz yetki alanlarına ilişkin siyasalarını, enerji stratejisini ve bölgesel güç projeksiyonunu doğrudan etkileyebilecek niteliktedir.

Kıbrıs sorununun niteliğinde değişim: Türkiye açısından ilk ve belki de en önemli sonuç Kıbrıs sorununun klasik Türkiye–Yunanistan–GKRY ekseninden çıkarak daha geniş bir jeopolitik yarışma alanına dönüşme olasılığıdır. GKRY'nin İsrail açısından ekonomik, demografik, enerjetik ve güvenlik bakımından giderek daha önemli bir alan durumuna gelmesi durumunda Kıbrıs yalnızca Kıbrıs Türkleri ile Kıbrıs Rumları arasındaki siyasal uyuşmazlığın konusu olmaktan çıkabilir. Ada aynı zamanda İsrail'in Doğu Akdeniz'deki stratejik varlığının önemli bir bileşeni durumuna gelebilir. Bu durum Türkiye açısından niteliksel bir değişiklik yaratır. Çünkü Türkiye'nin karşısındaki aktör artık yalnızca GKRY ve Yunanistan olmayacak ve onların İsrail, ABD ve Avrupa'daki bazı ekonomik ve enerji aktörleriyle oluşturduğu çok katmanlı stratejik ağ olacaktır.

Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki stratejik hareket alanının daralması: Türkiye'nin güneyinde Suriye, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz'i birbirinden tamamen bağımsız güvenlik alanları olarak değerlendirmek giderek güçleşmektedir. İsrail'in Suriye'deki güvenlik öncelikleri ile Türkiye'nin Suriye'deki askeri ve siyasal varlığı konusunda ortaya çıkan görüş ayrılıkları Doğu Akdeniz'deki İsrail-GKRY ilişkilerine eklendiğinde Türkiye'nin güney ve güneybatısındaki stratejik çevresinin daha karmaşık duruma gelmesine neden olabilir. Bu nedenle GKRY'deki İsrail varlığının Türkiye açısından önemi yalnızca adanın kendisiyle sınırlı değildir. Suriye–Kıbrıs–Doğu Akdeniz ekseninin birbirine bağlanması Türkiye'nin güneyindeki stratejik çevrenin yeni bir bütünlük kazanmasına yol açabilir.

Deniz yetki alanları bakımından yeni baskı: GKRY'nin İsrail ile enerji ve güvenlik ilişkilerini derinleştirmesi Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarına ilişkin siyasalarını da etkileyebilir. Buradaki temel sorun enerji projelerinin hangi yollardan ve hangi deniz yetki alanlarından geçirileceğidir. İsrail gazının, GKRY gazının veya Doğu Akdeniz'deki diğer enerji kaynaklarının Avrupa'ya taşınmasında Türkiye'nin dışarıda bırakıldığı yolların tercih edilmesi Ankara açısından yalnızca ekonomik bir kayıp olarak değil, jeopolitik dışlanma olarak algılanabilir. Bu nedenle enerji koridorları çalışmanın temel başlığında yer alan güvenlik mimarisinden bağımsız değildir. Enerji yolları aynı zamanda güç yollarıdır.

Enerji ve elektrik bağlantıları: Türkiye açısından daha uzun vadeli bir risk Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi dışarıda bırakan enerji ve elektrik ağlarının kalıcı duruma gelmesidir. İsrail–GKRY–Yunanistan üzerinden Avrupa'ya uzanabilecek doğal gaz ve elektrik bağlantıları ekonomik açıdan başarılı olduğu takdirde Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin enerji merkezi olma gizil gücünü kısmen sınırlayabilir. Burada sorun yalnızca "Türkiye üzerinden boru hattı geçmesi" değildir. Daha önemli olan Türkiye'nin enerji sisteminin dışında farklı bir bölgesel enerji mimarisinin kurumsallaşmasıdır. Bu nedenle Türkiye açısından en önemli stratejik soru şudur: Doğu Akdeniz'in gelecekteki enerji mimarisi Türkiye'nin katılımıyla mı, yoksa Türkiye'nin dışında mı kurulacaktır? Bu sorunun yanıtı bölgenin gelecek güç dengesi açısından önem taşımaktadır.

GKRY'nin güvenlik değerinin artması

İsrail'in GKRY'deki ekonomik ve demografik varlığı ile askeri ilişkileri birlikte gelişirse GKRY'nin İsrail açısından stratejik değeri artacaktır. Bu durum GKRY'yi doğrudan bir "İsrail askeri üssü" durumuna getirmeyebilir. Ancak ada lojistik erişim, istihbarat, haberleşme, erken uyarı, deniz ve hava hareketlerinin izlenmesi bölgesel krizlerde destek ve enerji altyapısının korunması bakımından daha önemli bir konum kazanabilir. Türkiye açısından sorun tam da burada ortaya çıkmaktadır. Askeri üs ile stratejik erişim alanı aynı şey değildir. Bir devletin başka bir ülkede kalıcı askeri üs kurmasına gerek kalmadan o ülkenin altyapısına ve güvenlik sistemine erişim sağlayabilmesi de önemli bir stratejik kapasite oluşturabilir.

KKTC'nin stratejik öneminin artması: İsrail-GKRY ilişkilerinin derinleşmesi paradoksal biçimde Kuzey Kıbrıs'ın Türkiye açısından stratejik önemini artırabilir. Türkiye açısından KKTC'nin değeri yalnızca Kıbrıs Türklerinin güvenliği ve Kıbrıs sorunundaki siyasal durumla sınırlı değildir. Ada üzerindeki Türk askeri ve siyasal varlığı Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki deniz ve hava hareketleri açısından da önem taşımaktadır. Dolayısıyla GKRY'nin stratejik değerinin artması Türkiye'nin KKTC'ye ilişkin yaklaşımını da dönüştürebilir: Kıbrıs Türklerinin güvenliği, Doğu Akdeniz güvenliği, Türkiye'nin deniz güvenliği ve bölgesel stratejik erişim. Bu zincir, KKTC'nin Türkiye açısından uzun dönemli stratejik değerini artırabilir.

ABD etmeni: Türkiye açısından en karmaşık boyutlardan biri ABD'nin rolüdür. İsrail-GKRY ilişkilerinin ABD tarafından enerji, güvenlik ve bölgesel kararlılık çerçevesinde desteklenmesi durumunda Ankara'nın karşısındaki yapı yalnızca İsrail ve GKRY'den oluşmayacaktır. Bu nedenle Türkiye'nin doğrudan İsrail karşıtı bir strateji geliştirmesi yeterli olmayabilir. Ankara aynı zamanda Washington ile ilişkilerini koruyarak Doğu Akdeniz'deki kendi stratejik çıkarlarını savunmak zorunda kalacaktır. Bu da Türkiye açısından klasik askeri dengelemeden daha karmaşık bir strateji gerektirir: İsrail ile yarışma, ABD ile ilişkileri koruma, AB ile enerji ilişkilerini sürdürme, Yunanistan'la gerilimi denetim altında tutma ve KKTC'yi güçlendirme.

Türkiye'nin karşılaşabileceği temel stratejik risk: Bütün bu unsurlar bir araya getirildiğinde Türkiye açısından ortaya çıkabilecek temel risk tek tek İsrail yatırımlarından veya tek tek enerji projelerinden çok Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki stratejik hareket alanının zaman içinde daralmasıdır. Bu nedenle riskin niteliğini şöyle ifade etmek olanaklıdır: Asıl risk GKRY'nin İsrail tarafından "ele geçirilmesi" değil, İsrail'in GKRY'de oluşturduğu ekonomik, demografik, enerji ve güvenlik kapasitesinin zaman içinde Türkiye'nin dışlandığı kalıcı bir bölgesel güç mimarisine dönüşmesidir. Bu ayrım önemlidir. Çünkü stratejik yarışma çoğu zaman doğrudan toprak kazanımıyla değil, seçeneklerin azaltılmasıyla gerçekleşir.

Değerlendirme: Dördüncü araştırma sorusunun sonucunda şu değerlendirmeye ulaşılabilir: İsrail'in GKRY'deki ekonomik ve demografik varlığının enerji ve güvenlik ilişkileriyle bütünleşerek kalıcı bir stratejik etki alanına dönüşmesi durumunda Türkiye açısından temel sonuç Kıbrıs sorununun İsrail boyutunun güçlenmesi ve Doğu Akdeniz'deki stratejik hareket alanının daralma olasılığıdır. Bu dönüşüm Türkiye'nin deniz yetki alanları, enerji güvenliği, KKTC siyasası, güney güvenlik çevresi ve bölgesel güç projeksiyonu üzerinde uzun dönemli etkiler yaratabilir. Ancak bu sonuç kaçınılmaz bir gelişme olarak değil, mevcut eğilimlerin devam etmesi durumunda ortaya çıkabilecek bir stratejik senaryo olarak değerlendirilmelidir. Buradan sonra çalışmanın doğal olarak ulaşacağı beşinci ve son soru, artık teşhis değil Türkiye'nin nasıl karşılık verebileceği sorusudur: Türkiye bu gelişmeyi önlemek, dengelemek veya kendi çıkarları doğrultusunda yönetmek için hangi ekonomik, diplomatik, hukuksal, enerji bağlamlı ve askeri-stratejik araçları kullanabilir?

Türkiye Bu Gelişmelere Nasıl Karşılık Verebilir?

İsrail'in GKRY’de taşınmaz edinimleri ekonomik ve demografik varlığı, enerji bağlantıları ve güvenlik iş birliğinin zaman içinde bütünleşerek kalıcı bir stratejik etki alanına dönüşmesi olasılığı Türkiye açısından yalnızca tepki verilmesi gereken bir güvenlik sorunu değil, uzun vadeli bir stratejik karşılık ve güç dengeleme siyasası gerektiren bir gelişmedir. Bununla birlikte Türkiye'nin vereceği karşılığın doğrudan askeri yarışma üzerine kurulması mevcut koşullarda hem gereksiz hem de yüksek maliyetli olacaktır. Daha akılcı yaklaşım ekonomik, diplomatik, hukuksal, enerji bağlamlı, teknolojik ve savunma araçlarının birlikte kullanıldığı çok boyutlu bir strateji geliştirmektir.

Türkiye'nin ilk yapması gereken, GKRY'deki İsrail kaynaklı taşınmaz edinimlerini sistemli biçimde izlemektir. Burada yalnızca satın alınan taşınmazların sayısı değil, bunların nerelerde bulunduğu, büyüklükleri, aynı kişiler veya şirketlerle bağlantıları, arazi kullanım amaçları, proje niteliği, önemli altyapılara uzaklıkları ve zaman içerisinde nasıl bir mülkiyet yoğunlaşması oluşturdukları izlenmelidir. Özellikle Larnaka–Pyla–Ormideia–Pervolia hattı gibi yoğunlaşma gösteren alanlar ekonomik ve demografik göstergelerle birlikte değerlendirilmelidir. Böyle bir izleme mekanizması taşınmaz edinimini tek başına tehdit olarak görmek yerine, ekonomik etkinlik ile stratejik kapasite arasındaki olası bağlantıların erken saptanmasını sağlayabilir.

İkinci olarak Türkiye'nin KKTC'nin ekonomik ve stratejik kapasitesini güçlendirmesi önem taşımaktadır. GKRY'nin İsrail açısından stratejik değerinin yükselmesi karşısında Türkiye'nin yalnızca diplomatik açıklamalarla yetinmesi yeterli olmayacaktır. KKTC'nin ulaştırma, enerji, telekomünikasyon, turizm, yükseköğretim, teknoloji ve sağlık altyapısının geliştirilmesi, Kuzey Kıbrıs'ın ekonomik açıdan daha dirençli ve Türkiye ile daha bütünleşmiş bir yapı kazanmasını sağlayabilir. Buradaki amaç yalnızca GKRY ile yarışmak değil, Kıbrıs'ın kuzeyini Türkiye'nin Doğu Akdeniz stratejisinin ekonomik ve teknolojik bir bileşeni durumuna getirmektir.

Üçüncü alan enerjidir. Türkiye, Doğu Akdeniz'deki enerji denkleminde dışarıda bırakılmasını önlemek için enerji kaynaklarının Türkiye üzerinden Avrupa'ya ulaştırılabileceği seçenekleri canlı tutmalıdır. Bunun yanında Türkiye'nin kendi deniz yetki alanlarındaki araştırma ve üretim etkinliklerini KKTC'nin hidrokarbon haklarına ilişkin siyasalarını ve bölgesel enerji diplomasisini eş zamanlı yürütmesi gerekir. Buradaki temel hedef belirli bir boru hattı projesini zorunlu olarak gerçekleştirmekten çok Türkiye'nin bölgesel enerji mimarisinin vazgeçilmez aktörlerinden biri olma konumunu korumaktır.

Dördüncü olarak elektrik enerjisi ve yeni enerji teknolojileri üzerinde durulmalıdır. Doğu Akdeniz'de doğal gaz kadar elektrik bağlantıları da geleceğin stratejik altyapılarından biri durumuna gelmektedir. Türkiye'nin enerji sisteminin Kıbrıs'la bağlantısı, yenilenebilir enerji yatırımları ve bölgesel elektrik ağları uzun vadede Türkiye'nin enerji ve jeopolitik etkisini artırabilecek alanlardır. Bu nedenle Türkiye'nin karşı-stratejisi yalnızca fosil yakıtlara dayanmamalı ve elektrik, güneş enerjisi, depolama ve enerji teknolojilerini de kapsamalıdır.

Beşinci olarak Türkiye deniz gücünü ve caydırıcılığını korumalıdır. Ancak burada amaç İsrail'le askeri çatışmaya girmek değil, Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin hesaba katılmadığı herhangi bir stratejik düzenin oluşturulamayacağını göstermektir. Deniz kuvvetleri, hava gücü, denizaltılar, insansız sistemler, keşif-gözetleme ve istihbarat kapasitesi bu çerçevede değerlendirilmelidir. Askeri kapasitenin temel işlevi savaşmak değil, stratejik seçenekleri korumaktır.

Altıncı olarak Türkiye'nin ABD ve AB ile ilişkilerini tamamen İsrail dosyasına indirgememesi gerekir. İsrail-GKRY ilişkilerinin ABD desteğiyle güçlenmesi durumunda Türkiye'nin yalnızca İsrail'i hedef alan bir söylem geliştirmesi Ankara'nın diplomatik hareket alanını daraltabilir. Bunun yerine Türkiye ABD ve Avrupa ülkeleriyle enerji güvenliği, NATO, ticaret, göç, bölgesel kararlılık ve Doğu Akdeniz'in güvenliği gibi ortak çıkar alanlarını kullanarak kendi yaklaşımını anlatmalıdır.

Bu noktada hukuksal ve diplomatik savaşım da önem kazanmaktadır. Türkiye, KKTC'nin ve Kıbrıs Türklerinin doğal kaynaklar üzerindeki haklarını uluslararası hukuk ve mevcut anlaşmalar çerçevesinde sürekli gündemde tutmalıdır. Bunun yanında Türkiye'nin deniz yetki alanlarına ilişkin savlarını yalnızca askeri araçlarla değil, uluslararası hukuk, diplomatik girişimler, bilimsel çalışmalar ve uluslararası enerji diplomasisi yoluyla desteklemesi gerekir.

Yedinci olarak Türkiye'nin istihbarat ve açık kaynak çözümleme kapasitesini geliştirmesi gerekmektedir. Taşınmaz edinimleri gibi görünüşte ekonomik olan etkinliklerin stratejik sonuçlarını anlayabilmek için yalnızca klasik güvenlik istihbaratı yeterli değildir. Şirket sahiplikleri, sermaye hareketleri, taşınmazların yersel/alansal dağılımı, proje ortaklıkları, nüfus hareketleri, enerji altyapısı ve güvenlik anlaşmaları birlikte izlenmelidir. Bu nedenle Türkiye'nin GKRY'ye ilişkin ekonomik-jeopolitik erken uyarı sistemi geliştirmesi yararlı olacaktır.

Burada çalışmanın temel kavramlarından biri yeniden önem kazanmaktadır: Stratejik Güç Ekosistemi. Türkiye'nin karşılığı da aynı mantıkla oluşturulmalıdır. İsrail'in GKRY'de sermaye, taşınmaz, nüfus, enerji ve güvenlik unsurlarını birbirini destekleyen bir yapı durumuna getirmesi olasılığına karşı Türkiye yalnızca askeri güçle değil, kendi ekonomik–enerjetik–teknolojik–demografik–diplomatik–askeri güç ekosistemini geliştirmelidir.

Bu nedenle Türkiye'nin stratejisi "karşı koyma"dan çok "dengeleyici kapasite oluşturma" şeklinde tasarlanmalıdır. Bununla birlikte, Türkiye'nin GKRY'deki İsrail taşınmaz edinimlerine doğrudan müdahale etmesi gerçekçi değildir. GKRY'nin hukuksal statüsü, AB üyeliği ve özel mülkiyet rejimi dikkate alındığında Türkiye'nin bu alandaki doğrudan araçları sınırlıdır. Dolayısıyla Ankara'nın temel hedefi GKRY'deki her bir mülkiyet işlemini engellemek değil, bu işlemlerin Türkiye'nin aleyhine bütünleşik bir stratejik güç mimarisine dönüşmesini önlemek olmalıdır. Bu çerçevede Türkiye açısından beş temel stratejik hedef ortaya çıkmaktadır: Kıbrıs'ta stratejik dengeyi korumak, KKTC'nin ekonomik ve teknolojik kapasitesini güçlendirmek, Doğu Akdeniz enerji ve elektrik ağlarının dışında kalmamak, deniz ve hava alanlarında caydırıcılığını sürdürmek ve ABD, AB, Yunanistan ve bölge ülkeleriyle ilişkilerde diplomatik hareket alanını korumak. Bütün bu araçların ortak amacı, İsrail'in GKRY'deki varlığını ortadan kaldırmak değil, tek taraflı ve Türkiye'yi dışlayan bir stratejik güç birikiminin bölgesel güç dengesini kalıcı biçimde değiştirmesini önlemektir.

Türkiye'nin en akılcı karşılığı İsrail'in GKRY'deki ekonomik ve stratejik varlığını doğrudan askeri yollarla engellemeye çalışmak değil, KKTC'nin ekonomik ve teknolojik kapasitesini güçlendiren, Doğu Akdeniz'deki enerji ve elektrik ağlarında Türkiye'nin konumunu koruyan, deniz ve hava caydırıcılığını sürdüren, uluslararası hukuk ve diplomasi araçlarını etkili kılan ve ABD ile Avrupa'yla ilişkilerde hareket alanını saklı tutan çok boyutlu bir stratejik dengeleme siyasası geliştirmektir. Böyle bir yaklaşım Türkiye'nin yalnızca mevcut gelişmelere tepki vermesini değil, Doğu Akdeniz'de oluşabilecek yeni stratejik güç ekosisteminin şekillenmesine etkili biçimde katılmasını sağlayacaktır.

Bu noktada beş araştırma sorusunun tamamı birlikte değerlendirildiğinde çalışmanın ana savı da belirginleşmektedir: Taşınmaz edinimi tek başına stratejik güç değildir ancak mülkiyetin sermaye, nüfus, enerji, altyapı ve güvenlik ilişkileriyle birleşmesi egemenlik devri olmaksızın kalıcı bir stratejik etki alanı yaratabilir. Doğu Akdeniz'de asıl sorun da bu dönüşümün gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ve Türkiye'nin bu dönüşüme ne ölçüde hazırlıklı olduğudur.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma İsrail'in GKRY’deki taşınmaz edinimlerini yalnızca ekonomik veya gayrimenkul piyasasına ilişkin bir olgu olarak değil, Doğu Akdeniz'de ortaya çıkmakta olan daha geniş bir stratejik güç ekosisteminin olası bileşeni olarak incelemiştir. Çalışmanın temel hareket noktası bir devletin başka bir devletin topraklarında doğrudan egemenlik kurmaksızın mülkiyet, sermaye, nüfus, altyapı, enerji, güvenlik ve diplomatik ilişkiler aracılığıyla kendisi açısından yüksek stratejik değere sahip ve süreklilik gösteren bir etki alanı oluşturabileceği varsayımıdır.

Araştırmanın ilk bulgusu İsrail kaynaklı taşınmaz edinimlerinin sayısal ve yersel/alansal yoğunlaşma bakımından dikkate değer bir düzeye ulaşmış olmasıdır. Larnaka, Limasol ve Baf'ta binlerce taşınmazın İsrailli alıcılarla ilişkilendirilmesi bu gelişmenin bireysel yatırım davranışlarının ötesinde incelenmesini gerekli kılmaktadır. Özellikle Larnaka çevresindeki Pyla, Ormideia ve Pervolia gibi yerleşimlerde görülen yoğunlaşma ve bazı yatırımların büyük arazi parçaları, tatil köyleri ve kapalı toplu yerleşim projeleri biçiminde gerçekleşmesi mülkiyet ile yersel/alansal ve demografik kümelenme arasındaki ilişkiyi önemli duruma getirmektedir.

Bununla birlikte araştırmanın önemli bir yöntembilimsel sonucu bu gelişmelerin doğrudan "İsrail devletinin GKRY'yi ele geçirme stratejisi" olarak yorumlanamayacağıdır. Taşınmaz satın alan her İsrail vatandaşının veya şirketinin devlet adına hareket ettiğini varsaymak bilimsel olarak olanaklı değildir. Bireysel yatırım, ticari karlılık, ikinci konut edinimi, yaşam koşulları ve güvenlik arayışı gibi çok çeşitli nedenler söz konusu olabilir. Dolayısıyla bireysel yatırım davranışı ile devlet stratejisi arasında doğrudan özdeşlik kurulması doğru değildir.

Ancak bu saptama söz konusu yatırımların stratejik sonuçlarının bulunamayacağı anlamına da gelmez. Çok sayıda bireysel ve kurumsal yatırımın belirli coğrafyalarda yoğunlaşması, büyük ölçekli projelerle bütünleşmesi ve kalıcı nüfus hareketleri yaratması durumunda başlangıçta stratejik bir amaç taşımayan ekonomik etkinlikler dahi zaman içerisinde stratejik sonuçlar üretebilir. Çalışmanın özgün yaklaşımı tam olarak bu noktaya dayanmaktadır: niyet ile sonuç birbirinden ayrılmalıdır.

İkinci önemli bulgu taşınmaz edinimlerinin Doğu Akdeniz'deki enerji ve önemli altyapı dönüşümünden bağımsız değerlendirilemeyeceğidir. İsrail, GKRY, Yunanistan ve diğer bölgesel aktörler arasındaki enerji ilişkileri, doğal gazın yanı sıra elektrik bağlantıları, ulaştırma, limanlar ve diğer altyapı ağlarını da kapsamaktadır. Bu gelişmelerin tamamının İsrail'in taşınmaz edinimleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu ileri sürmek olanaklı değildir. Ancak aynı coğrafyada ekonomik mülkiyet, enerji altyapısı, ulaştırma bağlantıları ve güvenlik ilişkilerinin birlikte gelişmesi yersel/alansal yakınlık ile stratejik kapasite arasındaki ilişkinin ayrıca incelenmesini gerektirmektedir.

Üçüncü bulgu İsrail-GKRY ilişkilerinin ekonomik ilişkilerin ötesine geçerek güvenlik ve savunma boyutu kazandığıdır. Bu durum taşınmaz edinimlerinin kendiliğinden askeri nitelik kazanması anlamına gelmez. Ancak ekonomik varlık, enerji bağlantıları ve güvenlik iş birliğinin aynı coğrafyada ve uzun dönem içerisinde birbirini desteklemesi GKRY'nin İsrail açısından stratejik değerini yükseltebilir.

Bu noktada çalışmanın temel kavramsal sonucu ortaya çıkmaktadır. Stratejik etki alanı oluşturmak için egemenlik devrine gereksinme yoktur. Bir devlet, başka bir devletin hukuksal egemenliğine dokunmaksızın o ülkede ekonomik, demografik, teknolojik, enerjetik ve güvenlik kapasitesini artırabilir. Bu kapasite belirli bir süreklilik ve yoğunluk kazandığında ilgili ülke topraklarının belirli bölümleri söz konusu devlet açısından yüksek stratejik değer taşıyan bir etki alanına dönüşebilir.

Bu nedenle çalışma açısından belirleyici olan "İsrail GKRY'yi denetliyor mu?" sorusu değildir. Daha anlamlı soru şudur: İsrail'in GKRY'deki ekonomik, demografik, enerji bağlamlı ve güvenlik varlığı, zaman içerisinde birbirini destekleyen kalıcı bir stratejik kapasite oluşturabilecek midir?

Mevcut bulgular bu dönüşümün tamamlandığını göstermemektedir. Ancak böyle bir dönüşümün maddi ve kurumsal önkoşullarının bazı alanlarda oluşmaya başladığı yönünde değerlendirme yapılmasını olanaklı kılmaktadır. Bu nedenle çalışmada "stratejik etki alanı oluşmuştur" biçimindeki kesin bir yargı yerine "stratejik etki alanı oluşumu olasılığı" kavramının kullanılması daha isabetlidir.

Türkiye açısından sonuçlar

Bu gelişmenin Türkiye bakımından önemi daha geniştir. İsrail-GKRY ilişkilerinin ekonomik, enerji ve güvenlik boyutlarının birbirine eklemlenmesi durumunda Kıbrıs Türkiye açısından yalnızca geleneksel Kıbrıs sorununun bir parçası olmaktan çıkıp Doğu Akdeniz'deki daha geniş güç yarışmasının merkezi unsurlarından biri durumuna gelebilir. Böyle bir durumda Türkiye'nin karşısında yalnızca GKRY ve Yunanistan'dan oluşan bir yapı bulunmayacaktır. İsrail'in yanı sıra ABD ve Avrupa'nın çeşitli aktörlerinin de farklı düzeylerde karıştığı çok katmanlı bir stratejik ağ ortaya çıkabilir. Buradaki risk, doğrudan askeri bir kuşatmadan çok Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki stratejik hareket alanının zaman içinde daralmasıdır. Özellikle enerji ve elektrik bağlantılarında Türkiye'nin dışarıda bırakıldığı farklı yolların kurumsallaşması Türkiye'nin bölgesel enerji merkezi olma kapasitesini etkileyebilir. Benzer şekilde GKRY'nin stratejik altyapısının İsrail ve diğer aktörlerle daha fazla bütünleşmesi adanın Türkiye açısından güvenlik değerini artırabilir. Bununla birlikte bu gelişmelerin Türkiye açısından kaçınılmaz biçimde olumsuz sonuçlar doğuracağı da söylenemez. Türkiye'nin önemli bir askeri kapasiteye, büyük bir iç pazara, enerji altyapısına, jeostratejik konuma ve KKTC üzerinden doğrudan Kıbrıs varlığına sahip olması Ankara'ya önemli dengeleme araçları sağlamaktadır. Dolayısıyla Türkiye'nin akılcı stratejisi doğrudan çatışma değil, çok boyutlu dengeleme olmalıdır. KKTC'nin ekonomik, teknolojik ve altyapısal kapasitesinin güçlendirilmesi, Doğu Akdeniz enerji ve elektrik ağlarında Türkiye'nin dışlanmasının önlenmesi, deniz ve hava caydırıcılığının korunması ve uluslararası hukuk ve diplomatik araçların daha etkili kullanılması ve ABD ile Avrupa ülkeleriyle ilişkilerde stratejik hareket alanının korunması bu siyasanın temel unsurları olmalıdır. Burada özellikle KKTC'nin rolü yeniden düşünülmelidir. GKRY'nin stratejik değerinin artması karşısında KKTC yalnızca Kıbrıs sorununun siyasal bir unsuru olarak değil, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki ekonomik, enerji, teknolojik ve güvenlik stratejisinin etkili bir bileşeni olarak ele alınmalıdır.

Sonuç

Çalışmanın bütün bulguları birlikte değerlendirildiğinde, Doğu Akdeniz'de ortaya çıkan gelişmenin klasik anlamdaki askeri ittifaklardan daha karmaşık bir nitelik taşıdığı görülmektedir. Yeni stratejik güç ilişkileri yalnızca askeri üsler veya savunma anlaşmaları yoluyla değil, taşınmaz mülkiyeti, sermaye, nüfus, enerji, altyapı, teknoloji ve diplomasi üzerinden de kurulabilmektedir. Bu nedenle çalışmanın temel savı şu şekilde ortaya konulabilir: Bir devletin başka bir devletin topraklarında egemenlik kurmadan, mülkiyet, sermaye, nüfus, altyapı, enerji, güvenlik ve diplomatik ilişkiler yoluyla kendisi için yüksek stratejik değere sahip sürekli bir etki alanı oluşturması olanaklıdır. İsrail'in GKRY'deki artan ekonomik ve demografik varlığı ile enerji ve güvenlik ilişkilerinin birlikte gelişmesi böyle bir stratejik etki alanının oluşumuna ilişkin önemli bir olanak ortaya koymaktadır. Bu yaklaşım taşınmaz edinimlerini tek başına bir güvenlik tehdidi olarak görmemekte fakat mülkiyetin başka güç unsurlarıyla birleştiğinde stratejik bir kapasiteye dönüşebileceğini kabul etmektedir. Dolayısıyla asıl sorun kaç taşınmaz satın alındığından çok bu taşınmazların hangi sermaye yapıları, hangi nüfus hareketleri, hangi altyapılar, hangi enerji koridorları ve hangi güvenlik ilişkileriyle birleştiğidir.

Sonuç olarak Doğu Akdeniz'deki yeni güç dengesi yalnızca donanmaların, askeri üslerin veya doğal gaz alanlarının dağılımıyla açıklanamayacak kadar karmaşık duruma gelmektedir. Mülkiyet de artık jeopolitiğin araçlarından biri durumuna gelmektedir. Bu nedenle Türkiye'nin bölgesel stratejisi de yalnızca askeri caydırıcılık üzerine değil, ekonomik, demografik, enerji, teknolojik, diplomatik ve askeri kapasitenin birlikte geliştirilmesine dayanmalıdır.

Bu çalışmanın ortaya koyduğu Stratejik Güç Ekosistemi yaklaşımı tam da bu nedenle önem taşımaktadır. Çünkü geleceğin Doğu Akdeniz yarışmasında belirleyici olan tek tek aktörlerin sahip oldukları güç unsurlarından çok bu unsurları birbirleriyle ne ölçüde ilişkilendirebildikleri ve sürdürülebilir bir stratejik kapasiteye dönüştürebildikleridir. Türkiye açısından temel sorun da bu ekosistemin dışında kalmamak ve kendi stratejik güç ekosistemini zamanında oluşturmaktır.


 

Kaynakça

 

Cyprus Mail. (2025, June 22). Foreign buying frenzy hits Cyprus. Cyprus Mail

Cyprus Mail. (2025, June 24). AKEL focuses on Israelis and Cyprus for sale fears.

Cyprus Mail. (2025, June 28). ‘I condemned anti-Semitic rhetoric, not criticism of Israel’. Cyprus Mail

Government of Cyprus. (2023, September 4). Joint statement by Cyprus, Greece, Israel after the 9th Trilateral Summit, held on 4 September 2023, in Lefkosia. Government of Cyprus

Government of Cyprus. (2023, June 29). Common press release of the Ministries of Energy of Greece and Cyprus on the participation of ADMIE in the EuroAsia Interconnector. Government of Cyprus

Government of Cyprus. (2024). International defence cooperation agreements. National Guard General Staff. Government of Cyprus – National Guard

Government of Cyprus. (2025, November 6). Joint statement on the 3+1 Energy Ministerial in Athens, Greece. Government of Cyprus

Government of Cyprus. (2025). Joint Declaration of the 10th Trilateral Summit of Israel, Greece, and Cyprus. Government of Cyprus

Government of Cyprus. (2026, June 12). Joint statement on the Eastern Mediterranean 3+1 Energy Ministerial Dialogue in Houston, United States of America. Government of Cyprus

National Open Data Portal of Cyprus. (n.d.). Sales of immovable property to foreigners (EU citizens and third-country citizens). Government of the Republic of Cyprus. National Open Data Portal of Cyprus