Yargısal Mimarinin Dönüşümüyle
Memurların Yargılanması Rejiminin Dönüşümü: Yönetsel İzin Sisteminden Karma
Hesap Verebilirlik Rejimine
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Öz
Bu çalışma,
Türkiye'de memurların yargılanmasına ilişkin sistemin tarihsel gelişimini ve
günümüzde ulaştığı yapıyı kamu yönetimi bakış açısından incelemektedir.
Çalışmanın temel amacı, 1913 tarihli Memurin Muhakematı Hakkında Kanun-u
Muvakkat ile kurumsallaşan yönetsel izin sisteminin, 4483 sayılı Memurlar ve
Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun sonrasında ve özellikle
son yirmi yılda gerçekleştirilen anayasal, yasal ve kurumsal değişiklikler
sonucunda nasıl dönüştüğünü ortaya koymaktır. Araştırmada tarihsel inceleme, belge
çözümlemesi ve kurumsal çözümleme yöntemleri birlikte kullanılmış ve normatif,
kurumsal ve işlevsel dönüşüm boyutları bütüncül bir çözümleyici çerçevede
değerlendirilmiştir. Bulgular, memurların yargılanmasına ilişkin klasik
yönetsel izin sisteminin hukuksal olarak varlığını sürdürmesine karşın
uygulamada çok aktörlü ve çok katmanlı yeni bir hesap verebilirlik yapısının
oluştuğunu göstermektedir. Çalışmada bu yeni yapı “Karma Hesap Verebilirlik
Rejimi” olarak kavramsallaştırılmakta ve bu rejimin Kurumsal Hesap Verebilirlik
Karmaşıklığı, Kurumsal Hesap Verebilirlik Yoğunluğu ve Kurumsal Hesap
Verebilirlik Baskısı aracılığıyla kamu görevlilerinin karar alma süreçleri ve
bürokratik davranışları üzerinde etkili olduğu ileri sürülmektedir. Sonuç
olarak çalışma, memurların yargılanmasını yalnızca ceza yargılaması veya yönetim
hukuku bağlamında değil, yargısal mimari, hesap verebilirlik ve kurumsal
dönüşüm arasındaki ilişkileri açıklayan yeni bir kamu yönetimi modeli
çerçevesinde değerlendirmekte ve çalışma kamu yönetimi yazınına "Karma
Hesap Verebilirlik Rejimi Modeli" adı verilen yeni bir çözümleyici çerçeve
önermektedir.
Anahtar
Kelimeler: Memurların
yargılanması; 4483 sayılı Kanun; yargısal mimari; hesap verebilirlik; karma
hesap verebilirlik rejimi; kamu yönetimi; kurumsal dönüşüm; bürokratik
davranış.
Abstract
This study examines the historical evolution and
contemporary structure of the system governing the prosecution of public
officials in Türkiye from a public administration perspective. Its primary
objective is to explain how the administrative authorization system
institutionalized by the Provisional Law on the Prosecution of Civil Servants (Memurin
Muhakematı Hakkında Kanun-u Muvakkat) of 1913 has been transformed
following the enactment of Law No. 4483 on the Prosecution of Civil Servants
and Other Public Officials, particularly in light of constitutional, legal, and
institutional reforms implemented over the last two decades. The study employs
historical analysis, document analysis, and institutional analysis within an
integrated analytical framework based on normative, institutional, and
functional transformation. The findings indicate that although the classical
authorization system formally remains in force, its practical operation has
evolved into a multi-layered and multi-actor accountability structure. To
explain this transformation, the study introduces the concept of the Hybrid
Accountability Regime, arguing that this new regime influences public
officials' decision-making processes and bureaucratic behavior through
Institutional Accountability Complexity, Institutional Accountability
Intensity, and Institutional Accountability Pressure. The study concludes by
proposing a new analytical framework that interprets the prosecution of public
officials not merely as an issue of criminal procedure or administrative law,
but as an integral component of judicial architecture, institutional
transformation, and public governance. In doing so, it offers an original
theoretical contribution to the public administration literature.
Keywords: Prosecution
of Public Officials; Law No. 4483; Judicial Architecture; Accountability;
Hybrid Accountability Regime; Public Administration; Institutional
Transformation; Bureaucratic Behavior.
GİRİŞ VE
TARİHÇE
Çağdaş
devletin ortaya çıkışıyla birlikte kamu yönetiminin görev ve yetkileri önemli
ölçüde genişlemiş, buna koşut olarak kamu görevlilerinin kullandıkları kamusal
yetkilerin hukuksal denetimi yeni bir tartışma alanı oluşturmuştur. Hukuk
devleti ilkesi, kamu görevlilerinin hukuka aykırı eylem ve işlemlerinin
bağımsız yargı denetimine bağlı olmasını gerektirirken, kamu yönetiminin etkililiği,
sürekliliği ve tarafsızlığı ise kamu hizmetini yürüten memurların her ihbar ve yakınma
üzerine doğrudan ceza soruşturmasına maruz bırakılmamasını zorunlu kılmaktadır.
Bu nedenle çağdaş devletler, bürokratik özerklik ile hukuksal hesap
verebilirlik arasında makul bir denge kurmaya yönelik farklı kurumsal modeller
geliştirmiştir.
Bu
modellerin ortak amacı, memurlara kişisel bir ayrıcalık tanımak değildir. Asıl
amaç, kamu gücünü kullanan memurların görevlerini yerine getirirken sürekli
ceza tehdidi altında kalmalarını önlemek, kötü niyetli veya dayanaksız yakınmaların
kamu hizmetini aksatmasını engellemek ve yönetsel karar alma süreçlerinin
sağlıklı işlemesini güvence altına almaktır. Başka bir ifadeyle, özel yargılama
usulleri memuru değil, öncelikle kamu hizmetini korumaya yönelik kurumsal
mekanizmalardır. Bu nedenle memurların yargılanmasına ilişkin düzenlemeler
yalnızca ceza yargılaması hukuku veya yönetim hukuku açısından değil, kamu
yönetiminin örgütlenmesi, bürokratik özerklik ve hesap verebilirlik ilkeleri
bakımından da değerlendirilmelidir.
Osmanlı
Devleti'nde klasik dönemde memurların cezai sorumluluğu, çağdaş anlamda
kurumsallaşmış bir yargılama rejiminden çok padişahın otoritesi, yönetsel
hiyerarşi ve geleneksel devlet yapısı içinde değerlendirilmekteydi. Ancak
Tanzimat sonrasında gelişen çağdaş bürokrasi, kamu görevlerinin çeşitlenmesi ve
merkezi yönetimin genişlemesi, memurların hukuksal sorumluluğunu yeni esaslara
bağlayacak kurumsal düzenlemeleri gerekli kılmıştır. Bu süreçte özellikle
Fransız yönetim hukuku ve çağdaş bürokrasi anlayışının etkisiyle kamu
görevlilerinin görevlerinden kaynaklanan eylemleri nedeniyle doğrudan ceza
soruşturmasına konu olmalarını önleyen ve önce yönetsel bir değerlendirme
yapılmasını öngören sistem benimsenmiştir.
Bu tarihsel
gelişimin sonucu olarak 1913 tarihli Memurin Muhakematı Hakkında Kanun-u
Muvakkat (Geçici Kanun) kabul edilmiştir. Adında "geçici" ibaresi
bulunmasına karşın yaklaşık seksen altı yıl yürürlükte kalan bu Kanun memurlar
hakkında ceza soruşturması açılmasını yönetsel izne bağlayarak Türkiye'deki
memurların yargılanması rejiminin temelini oluşturmuştur. Cumhuriyet döneminde
de büyük ölçüde korunan bu sistem memurların görevleri nedeniyle işledikleri ileri
sürülen suçlarda önce yönetsel bir inceleme yapılmasını ve ardından yetkili yönetsel
mercilerin yargılama gerekip gerekmediğine karar vermesini öngörmüştür. Böylece
kamu hizmetinin sürekliliği ile hukuksal denetim arasında kurumsal bir denge
kurulmaya çalışılmıştır.
Yaklaşık
seksen altı yıl uygulanan bu sistem 2 Aralık 1999 tarihinde kabul edilen ve 4
Aralık 1999 tarihinde yürürlüğe giren 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu
Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun ile yeniden düzenlenmiştir. 4483
sayılı Kanun yönetsel izin ilkesini korumakla birlikte ön inceleme usulünü,
izin vermeye yetkili mercileri ve itiraz mekanizmalarını yeniden
yapılandırmıştır. Bu yönüyle 4483 sayılı Kanun, önceki sistemi ortadan
kaldırmaktan çok onu çağdaş kamu yönetimi anlayışına uyarlayan bir reform
niteliği taşımaktadır.
Bununla
birlikte, 2000'li yıllardan itibaren yalnızca memurların yargılanmasına ilişkin
mevzuatta değil, Türk yargı sisteminin bütününde kapsamlı kurumsal
değişiklikler meydana gelmiştir. Ceza yargılaması sisteminin yeniden
yapılandırılması, soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin farklılaştırılması,
yeni yargısal kurumların oluşturulması, denetim mekanizmalarının çeşitlenmesi
ve kamu otoritelerinin sahip olduğu farklı inceleme araçlarının eş zamanlı
olarak işletilebilmesi, memurların yargılanması rejiminin işleyişini önemli
ölçüde değiştirmiştir. Böylece 4483 sayılı Kanun yürürlükte kalmaya devam
etmesine karşın onun içinde işlediği kurumsal çevre köklü biçimde dönüşmüştür.
Türk
akademik yazınında memurların yargılanmasına ilişkin çalışmalar ağırlıklı
olarak yönetim hukuku ve ceza yargılaması hukuku çerçevesinde yürütülmüş ve
4483 sayılı Kanun'un usul hükümleri, soruşturma izni sistemi ve yargı kararları
üzerinde yoğunlaşmıştır. Buna karşılık, yargısal mimaride meydana gelen
kurumsal dönüşümlerin memurların yargılanması rejimini nasıl etkilediğini kamu
yönetimi bakış açısından inceleyen çalışmaların sınırlı olduğu görülmektedir.
Bu çalışma, söz konusu boşluğu doldurmayı amaçlamakta ve memurların
yargılanmasına ilişkin mevcut yapının yalnızca hukuksal düzenlemelerle
açıklanamayacağını ve bunun aynı zamanda kurumsal dönüşümün bir sonucu olduğunu
ileri sürmektedir.
Bu
çalışmanın temel savı Türkiye'de memurların yargılanması rejiminin biçimsel
olarak yönetsel izin sistemini korumakla birlikte yargısal mimaride meydana
gelen kurumsal dönüşümler sonucunda çok aktörlü, çok katmanlı ve farklı denetim
mekanizmalarının eş zamanlı işlediği bir karma hesap verebilirlik rejimine
dönüştüğüdür. Çalışmada bu dönüşüm tarihsel kurumsalcılık yaklaşımı, kamu
yönetimi kuramı ve demokratik gerileme yazını birlikte kullanılarak
incelenmekte ve ayrıca “lawfare” tartışmaları çerçevesinde memurların
yargılanmasına ilişkin yeni bir kavramsal model önerilmektedir.
Araştırmanın
Amacı, Hedefleri ve Özgün Katkısı
Bu
çalışmanın temel amacı, Türkiye'de memurların yargılanmasına ilişkin yönetsel
izin sisteminin tarihsel gelişimini incelemek ve yargısal mimaride meydana
gelen kurumsal dönüşümlerin bu sistem üzerindeki etkilerini kamu yönetimi bakış
açısından değerlendirmektir. Çalışma, 1913 tarihli Memurin Muhakematı Hakkında
Kanun-u Muvakkat ile kurumsallaşan ve 1999 yılında yürürlüğe giren 4483 sayılı
Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun ile yeniden
düzenlenen yönetsel izin sisteminin yalnızca kendi hukuksal hükümleri esas
alınarak açıklanamayacağını ve bu sistemin işleyişinin son yirmi yılda yargısal
mimaride meydana gelen kurumsal dönüşümlerden önemli ölçüde etkilendiğini
ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Bu çerçevede
çalışma, memurların yargılanmasına ilişkin mevcut yapıyı yalnızca bir ceza yargılaması
veya yönetim hukuku konusu olarak değil, bürokratik özerklik, hesap
verebilirlik, yönetsel kapasite ve demokratik gerileme süreçleriyle etkileşim
içinde gelişen bir kamu yönetimi kurumu olarak ele almaktadır. Böylece hukuksal
düzenlemelerin biçimsel varlığı ile bunların içinde işlediği kurumsal çevre
arasındaki ilişkinin birlikte değerlendirilmesi gerektiği savunulmaktadır.
Bu genel
amaç doğrultusunda çalışmanın başlıca hedefleri şunlardır:
Memurların yargılanmasına ilişkin yönetsel izin sisteminin
ortaya çıkış nedenlerini ve tarihsel gelişimini açıklamak.
1913 tarihli Memurin Muhakematı Hakkında Kanun-u Muvakkat ile
4483 sayılı Kanun arasındaki kurumsal süreklilik ve değişim unsurlarını
değerlendirmek.
Yargısal mimaride meydana gelen yapısal dönüşümlerin
memurların yargılanması rejimi üzerindeki etkilerini incelemek.
Memurların yargılanması rejimini kamu yönetimi kuramı,
bürokratik özerklik, hesap verebilirlik ve demokratik gerileme yazını
çerçevesinde yeniden değerlendirmek.
“Lawfare” olgusunun memurların yargılanmasına ilişkin
süreçlerle nasıl ilişkilendirilebileceğini kuramsal düzeyde tartışmak.
Türkiye'de ortaya çıkan yeni kurumsal yapıyı açıklamak
amacıyla "Karma Hesap Verebilirlik Rejimi" kavramını geliştirmek ve
bunun kamu yönetimi yazınındaki açıklayıcılığını değerlendirmek.
Bu
çalışmanın özgün katkısı üç noktada toplanmaktadır.
İlk olarak,
Türk akademik yazınında memurların yargılanmasına ilişkin çalışmaların büyük
bölümü yönetim hukuku ve ceza yargılaması hukuku ekseninde yürütülmüş ve
ağırlıklı olarak 4483 sayılı Kanun'un usul hükümleri, soruşturma izni sistemi
ve yargı kararları üzerinde durulmuştur. Buna karşılık, yargısal mimaride
meydana gelen kurumsal dönüşümlerin memurların yargılanması rejimi üzerindeki
etkilerini kamu yönetimi bakış açısından inceleyen çalışmalar oldukça
sınırlıdır. Bu çalışma, söz konusu boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır.
İkinci
olarak, çalışma memurların yargılanması rejimini yalnızca hukuksal normlar
üzerinden değil, bürokratik özerklik, kurumsal değişim, hesap verebilirlik
mekanizmaları ve demokratik gerileme süreçleri arasındaki etkileşim
çerçevesinde çözümlemektedir. Böylece hukuk ile kamu yönetimi arasında
disiplinlerarası bir açıklama modeli geliştirilmektedir.
Üçüncü ve en
önemli katkısı ise, Türkiye'de son yıllarda ortaya çıkan çok aktörlü ve çok
katmanlı denetim yapısını açıklamak üzere "Karma Hesap Verebilirlik
Rejimi" kavramını önermesidir. Çalışmada bu kavram yönetsel izin
sisteminin biçimsel olarak varlığını sürdürmesine karşın farklı soruşturma,
denetim ve yargılama mekanizmalarının eş zamanlı olarak işlediği yeni kurumsal
yapıyı açıklayan çözümleyici bir model olarak geliştirilmektedir.
Bu yönüyle
çalışma, yalnızca Türkiye'deki memurların yargılanması sistemini açıklamayı
değil aynı zamanda yargısal mimaride meydana gelen kurumsal dönüşümlerin
bürokratik hesap verebilirlik rejimlerini nasıl değiştirdiğini açıklayabilecek
kuramsal bir çerçeve geliştirmeyi de hedeflemektedir.
Araştırma
Soruları
Bu çalışma,
Türkiye'de memurların yargılanmasına ilişkin yönetsel izin sisteminin tarihsel
gelişimini ve son yıllarda yargısal mimaride meydana gelen kurumsal
dönüşümlerin bu sistem üzerindeki etkilerini incelemektedir. Çalışmanın temel
hareket noktası 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması
Hakkında Kanun yürürlükte olmasına karşın memurların yargılanmasına ilişkin
uygulamanın ve kurumsal işleyişin önemli ölçüde değiştiği gözlemidir. Bu
nedenle araştırma, yalnızca hukuksal düzenlemelerde meydana gelen
değişiklikleri değil, hukuksal düzenlemelerin içinde işlediği kurumsal çevrede
yaşanan dönüşümleri de açıklamayı amaçlamaktadır.
Bu kapsamda
çalışmanın temel araştırma sorusu aşağıdaki şekilde belirlenmiştir: Türkiye'de
yargısal mimaride meydana gelen kurumsal dönüşümler memurların yargılanmasına
ilişkin yönetsel izin sistemini neden ve nasıl dönüştürmüştür?
Bu temel
soruya cevap aramak amacıyla aşağıdaki alt araştırma soruları geliştirilmiştir:
Memurların yargılanmasına ilişkin özel bir usule neden gereksinme
duyulmuştur ve bu sistem hangi kamu yönetimi anlayışına dayanmaktadır?
Türkiye'de memurların yargılanmasına ilişkin yönetsel izin
sistemi hangi tarihsel süreç içinde gelişmiş ve 1913 tarihli Memurin Muhakematı
Hakkında Kanun-u Muvakkat ile 4483 sayılı Kanun arasında hangi süreklilik ve
değişim unsurları ortaya çıkmıştır?
4483 sayılı Kanun'un öngördüğü yönetsel izin sisteminin temel
kurumsal özellikleri ve işleyiş ilkeleri nelerdir?
2000'li yıllardan itibaren Türk yargı sisteminde meydana
gelen kurumsal dönüşümler, memurların yargılanmasına ilişkin mevcut rejimin
işleyişini hangi mekanizmalar aracılığıyla etkilemiştir?
Yargısal mimaride meydana gelen bu dönüşümler, bürokratik
özerklik, yönetsel kapasite ve hukuksal hesap verebilirlik arasındaki
geleneksel dengeyi nasıl değiştirmiştir?
Türkiye'de ortaya çıkan yeni kurumsal yapı "Karma Hesap
Verebilirlik Rejimi" kavramı ile açıklanabilir mi ve bu kavram kamu
yönetimi yazınına nasıl bir kuramsal katkı sunmaktadır?
Bu araştırma
soruları, çalışmanın tarihsel inceleme, kurumsal çözümleme ve kuramsal
değerlendirme bölümlerini birbirine bağlayan temel çerçeveyi oluşturmaktadır.
Makalenin sonraki bölümlerinde her araştırma sorusu, ilgili kuramsal
tartışmalar ve görgül (ampirik) bulgular ışığında sistemli olarak ele
alınacaktır.
Araştırmanın
Temel Önermeleri
Bu çalışma,
Türkiye'de memurların yargılanmasına ilişkin rejimin yalnızca yürürlükteki hukuksal
düzenlemeler esas alınarak açıklanamayacağı varsayımına dayanmaktadır.
Çalışmanın temel kabulü hukuksal kurumların işleyişinin içinde bulundukları
kurumsal ve siyasal çevreden bağımsız değerlendirilemeyeceğidir. Bu nedenle
memurların yargılanmasına ilişkin yönetsel izin sistemindeki değişimin
anlaşılabilmesi için yalnızca 4483 sayılı Kanun'un değil bu Kanun'un içinde
işlediği yargısal mimarinin ve yönetsel yapının birlikte incelenmesi
gerekmektedir.
Bu çerçevede
araştırmanın temel önermeleri aşağıda sunulmaktadır.
Ana
Önerme: Türkiye'de
yargısal mimaride meydana gelen kurumsal dönüşümler memurların yargılanmasına
ilişkin yönetsel izin sisteminin hukuksal varlığını ortadan kaldırmamış ancak
sistemin işleyişini değiştirerek çok aktörlü ve çok katmanlı bir "Karma
Hesap Verebilirlik Rejimi"ne dönüştürmüştür.
Bu ana
önermenin açıklanabilmesi için aşağıdaki yardımcı önermeler geliştirilmiştir.
Önerme 1: Memurların yargılanmasına ilişkin
özel usuller memurlara ayrıcalık tanımak amacıyla değil, kamu hizmetinin
sürekliliğini, yönetsel kapasiteyi ve bürokratik karar alma süreçlerini korumak
amacıyla geliştirilmiştir.
Önerme 2:
1913 tarihli Memurin
Muhakematı Hakkında Kanun-u Muvakkat ile kurumsallaşan yönetsel izin sistemi
4483 sayılı Kanun ile temel ilkelerini büyük ölçüde korumuş ve dolayısıyla bu
süreç kurumsal kopuştan çok kurumsal süreklilik özelliği göstermiştir.
Önerme 3:
4483 sayılı Kanun'un
yürürlüğe girmesinden sonra ceza yargılaması sistemi ve yargısal mimaride
gerçekleştirilen kurumsal değişiklikler memurların yargılanmasına ilişkin
rejimin uygulamadaki işleyişini Kanun'da kapsamlı bir değişiklik yapılmaksızın
dönüştürmüştür.
Önerme 4:
Yargısal mimaride
meydana gelen dönüşümler memurların hukuksal sorumluluğunu belirleyen
mekanizmaların çeşitlenmesine yol açmış ve yönetsel izin sistemi farklı
denetim, soruşturma ve yargılama süreçleriyle birlikte işleyen çok katmanlı bir
yapının parçası olmuştur.
Önerme 5:
Bu dönüşüm
bürokratik özerklik ile hukuksal hesap verebilirlik arasında uzun yıllar
yönetsel izin sistemi üzerinden kurulan dengeyi yeniden şekillendirmiş ve kamu
görevlilerinin karar alma süreçleri, yönetsel davranışları ve kurumsal risk
algıları üzerinde yeni etkiler ortaya çıkarmıştır.
Önerme 6:
Türkiye'de ortaya
çıkan yeni kurumsal yapı, yalnızca memurların yargılanmasına ilişkin hukuksal
usullerdeki değişikliklerle açıklanamaz. Bu yapı, yargısal mimarinin dönüşümü,
hesap verebilirlik mekanizmalarının çeşitlenmesi ve yönetsel süreçlerin yeniden
yapılandırılması sonucunda oluşan yeni bir kamu yönetimi rejimini ifade
etmektedir. Bu çalışmada söz konusu rejim "Karma Hesap Verebilirlik
Rejimi" olarak kavramsallaştırılmaktadır.
ÇAĞDAŞ
DEVLETİN GELİŞİMİ VE MEMURLARIN YARGILANMASINA İLİŞKİN ÖZEL SÜREÇ VE
YÖNTEMLERİN ORTAYA ÇIKIŞI
Memurların
yargılanmasına ilişkin özel usullerin ortaya çıkışı yalnızca hukuksal
düzenlemelerle açıklanabilecek bir gelişme değildir. Bu usuller, çağdaş
devletin oluşumu, kamu bürokrasisinin kurumsallaşması ve kamu hizmetlerinin
çeşitlenmesiyle birlikte ortaya çıkan yönetsel gereksinmelerin ürünüdür. Başka
bir ifadeyle, memurların diğer vatandaşlardan farklı usullere konu olmasının
temel nedeni kişisel bir ayrıcalık yaratmak değil kamu gücünün kullanılmasından
kaynaklanan özgün hukuksal ve yönetsel sorunlara çözüm üretmektir.
Çağdaş
devletin gelişmesiyle birlikte kamu yönetimi klasik devlet anlayışının sınırlı
görev alanını aşarak eğitim, sağlık, güvenlik, altyapı, çevre, sosyal güvenlik
ve ekonomik düzenleme gibi çok sayıda kamu hizmetini üstlenmiştir. Bu gelişme,
kamu görevlilerinin sayısını artırdığı gibi kullandıkları kamu gücünün
kapsamını ve etkisini de genişletmiştir. Böylece kamu görevlilerinin işlem ve
eylemlerinin hukuksal denetimi ile kamu hizmetinin sürekliliğinin birlikte
korunması kamu yönetiminin temel sorunlarından biri durumuna gelmiştir.
Hukuk
devletinin temel ilkelerinden biri kamu gücünü kullanan herkesin hukuka bağlı
olması ve hukuka aykırı eylemlerinden dolayı hesap verebilmesidir. Bununla
birlikte, kamu görevlilerinin yürüttükleri görevler gereği her işlem veya
kararın doğrudan ceza soruşturmasına konu edilmesi, yalnızca bireysel
sorumluluk açısından değil, kamu yönetiminin etkililiği bakımından da önemli
sakıncalar doğurabilir. Özellikle kötü niyetli, dayanaksız veya baskı amacı
taşıyan yakınmaların doğrudan ceza soruşturmasına dönüşmesi kamu görevlilerinin
karar alma cesaretini azaltabilir, yönetsel süreçlerin yavaşlamasına ve kamu
hizmetlerinin aksamasına neden olabilir. Kamu yönetimi yazınında bu durum zaman
zaman savunmacı (defansif) bürokrasi veya riskten kaçınan bürokratik davranış
olarak açıklanmaktadır.
Bu nedenle çağdaş
devletler, bir yandan kamu görevlilerinin hukuksal sorumluluğunu güvence altına
alırken, diğer yandan kamu hizmetinin sürekliliğini koruyacak kurumsal
mekanizmalar geliştirmiştir. Bu mekanizmalar ülkelerin anayasal geleneklerine
ve yönetsel yapılarına göre farklılık göstermekle birlikte, ortak amaç kamu
görevlilerine kişisel dokunulmazlık sağlamak değil görevlerinden kaynaklanan eylemler
hakkında belirli usul güvenceleri oluşturmaktır. Böylece hukuksal hesap
verebilirlik ile bürokratik özerklik arasında akılcı bir denge kurulması
hedeflenmiştir.
Osmanlı
Devleti'nin son döneminde geliştirilen ve daha sonra Cumhuriyet döneminde de
büyük ölçüde sürdürülen memurların yargılanmasına ilişkin yönetsel izin sistemi
bu genel kurumsal gereksinimin Türkiye'deki yansımasıdır. Sistemin temel
mantığı kamu görevlilerinin görevlerinden doğan eylemleri nedeniyle doğrudan
ceza soruşturmasına konu edilmelerini önlemek değil, soruşturma açılmasını
gerektirecek yeterli belirtilerin bulunup bulunmadığını öncelikle yönetsel bir
değerlendirmeye konu etmektir. Böylece hem hukuksal denetimden vazgeçilmemiş
hem de kamu hizmetinin gereksiz ve dayanaksız soruşturmalar nedeniyle aksaması
önlenmeye çalışılmıştır.
Dolayısıyla
memurların yargılanmasına ilişkin özel usuller bireysel ayrıcalıkların değil,
kamu yönetiminin kurumsal gereksinmelerinin ürünüdür. Bu usullerin ortaya
çıkışı ve gelişimi bürokratik özerklik ile hukuksal hesap verebilirlik arasında
kurulmaya çalışılan dengenin tarihsel bir yansıması olarak
değerlendirilmelidir. Nitekim Türkiye'de bu denge, önce 1913 tarihli Memurin
Muhakematı Hakkında Kanun-u Muvakkat, daha sonra ise 4483 sayılı Memurlar ve
Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun ile kurumsal bir
çerçeveye kavuşturulmuştur.
Bürokratik
Özerklik ile Hukuksal Hesap Verebilirlik Arasındaki Dengenin Kurulması
Memurların
yargılanmasına ilişkin özel usullerin ortaya çıkışı, ceza hukuku veya yönetim
hukukunun teknik bir konusu olmanın ötesinde çağdaş kamu yönetiminin temel bir
kurumsal sorununa dayanmaktadır. Bu sorun, kamu görevlilerine görevlerini etkin
biçimde yerine getirebilecek ölçüde yönetsel özerklik tanınırken, aynı zamanda
kullandıkları kamu gücü nedeniyle hukuksal ve demokratik denetime konu
edilmelerini sağlayacak mekanizmaların nasıl oluşturulacağıdır. Başka bir
ifadeyle, memurların yargılanmasına ilişkin özel usuller bürokratik özerklik
ile hukuksal hesap verebilirlik arasında sürdürülebilir bir denge kurma
arayışının ürünüdür. Klasik kamu yönetimi kuramı, çağdaş devletin gelişmesini
profesyonel ve kurallara bağlı bir bürokrasinin oluşumuyla
ilişkilendirmektedir. Woodrow Wilson, siyasetin siyasa belirleme işlevi ile
yönetimin uygulama işlevi arasında işlevsel bir ayrım yapılmasını savunarak,
kamu yönetiminin günlük siyasal çekişmelerden uzak, uzmanlığa dayalı ve kararlı
bir yapıya sahip olması gerektiğini ileri sürmüştür. Bu yaklaşım, kamu
görevlilerinin görevlerini yerine getirirken belirli bir yönetsel özerkliğe
sahip olmalarının kamu hizmetlerinin sürekliliği açısından zorunlu olduğunu
vurgulamaktadır. Benzer biçimde Frank J. Goodnow, devletin siyasal iradeyi
oluşturan yapıları ile bu iradeyi uygulayan yönetsel örgütleri arasında
kurumsal bir ayrım bulunduğunu belirtmiş ve yönetimin hukuka bağlı olmakla
birlikte uzmanlık, süreklilik ve kurumsal kararlı ilkeleri doğrultusunda
çalışması gerektiğini savunmuştur. Bu anlayış, kamu görevlilerinin yalnızca
siyasal otoritenin değil, aynı zamanda hukukun da hizmetinde bulunan
profesyonel aktörler olduğunu kabul etmektedir. Çağdaş bürokrasi kuramının en sistemli
açıklaması ise Max Weber tarafından geliştirilmiştir. Weber'e göre çağdaş
devletin ayırt edici özelliği, kişisel sadakat ilişkilerine dayalı “patrimonyal
yönetim” yerine, hukuka bağlı, görev tanımları belirlenmiş ve uzmanlaşmış bir
bürokrasiye dayanmasıdır. Bu modelde bürokratik özerklik, kamu görevlilerinin
hukukun çizdiği sınırlar içinde mesleki bilgi ve uzmanlıklarına dayanarak karar
verebilmelerini ifade etmektedir. Dolayısıyla özerklik, keyfi davranışın değil,
akılcı, öngörülebilir ve profesyonel kamu yönetiminin kurumsal güvencesidir. Bununla
birlikte, demokratik hukuk devletlerinde bürokratik özerklik hiçbir zaman
mutlak değildir. Kamu görevlilerinin sahip oldukları yetkiler hukukun üstünlüğü
ilkesi gereğince yargısal denetime ve hukuksal sorumluluğa konu olur. Hesap
verebilirlik ilkesi, kamu gücünün keyfi kullanılmasını önleyen temel anayasal
güvencelerden biridir. Ancak hesap verebilirlik mekanizmalarının tasarımı da
kamu yönetiminin işleyişi üzerinde doğrudan etkiler doğurmaktadır. Kamu
görevlilerinin her işlem veya karar nedeniyle doğrudan ceza soruşturması
tehdidi altında bulunmaları, karar almaktan kaçınma, aşırı riskten kaçınma ve
sorumluluğu üst makamlara aktarma gibi davranış kalıplarını özendirebilir. Yazında
bu durum, "savunmacı bürokrasi" veya "bürokratik
çekingenlik" kavramlarıyla açıklanmaktadır. Bu nedenle çağdaş kamu
yönetimi anlayışı, bürokratik özerklik ile hukuksal hesap verebilirliği
birbirinin seçeneği olarak değil, birbirini tamamlayan iki kurumsal ilke olarak
görmektedir. Etkili bir kamu yönetimi, yalnızca güçlü denetim mekanizmalarına
değil, aynı zamanda kamu görevlilerinin hukuka uygun şekilde girişim gücü
kullanabilecekleri güvenli bir kurumsal ortama da gereksinme duymaktadır.
Dengenin özerklik lehine aşırı bozulması keyfi yönetim riskini artırırken,
hesap verebilirlik lehine aşırı bozulması ise yönetsel kapasiteyi
zayıflatabilir ve kamu hizmetlerinin etkililiğini olumsuz etkileyebilir. Memurların
yargılanmasına ilişkin özel usuller, işte bu dengeyi kurmaya yönelik kurumsal
araçlardan biridir. Bu usullerin amacı, kamu görevlilerini cezai sorumluluktan bağışık
kılmak değildir. Amaç, görevlerinden kaynaklanan eylemler hakkında ceza yargılaması
süreci başlatılmadan önce yeterli olgusal ve hukuksal temel bulunup
bulunmadığının değerlendirilmesini sağlayan bir “ön filtre” oluşturmaktır.
Böylece hem dayanaksız veya kötü niyetli başvuruların kamu hizmetini aksatması
önlenmeye çalışılmakta hem de suç oluşturan eylemlerin bağımsız yargı önüne
taşınmasının önü açık tutulmaktadır. Türkiye'de 1913 tarihli Memurin Muhakematı
Hakkında Kanun-u Muvakkat ile kurumsallaşan ve 4483 sayılı Kanun ile devam
ettirilen yönetsel izin sistemi de bu kurumsal mantık üzerine kurulmuştur.
Ancak bu çalışmanın temel savı söz konusu kurumsal mantığın son yıllarda
yargısal mimaride meydana gelen dönüşümler nedeniyle farklı bir işleyişe
evrildiğidir. Dolayısıyla memurların yargılanmasına ilişkin mevcut rejimin
anlaşılabilmesi için yalnızca hukuksal düzenlemelerin değil, bürokratik
özerklik ile hukuksal hesap verebilirlik arasındaki dengenin hangi kurumsal
mekanizmalar aracılığıyla yeniden şekillendiğinin de incelenmesi gerekmektedir.
Memurların
Yargılanmasına İlişkin Özel Usullerin Ortaya Çıkış Gerekçesi
Memurların
yargılanmasına ilişkin özel usullerin ortaya çıkışı, kamu görevlilerine hukuksal
bir ayrıcalık tanınmasından değil, çağdaş devletin karşı karşıya kaldığı
yönetsel zorunluluklardan kaynaklanmıştır. Kamu görevlileri, sıradan
bireylerden farklı olarak devlet adına kamu gücü kullanan ve yönetsel işlem oluşturan
kişilerdir. Ruhsat verilmesi veya reddedilmesi, vergi tarhı, imar uygulamaları,
kamulaştırma, disiplin işlemleri, kolluk çalışmaları, kamu ihaleleri, çevre
denetimleri ve benzeri çok sayıda işlem, bireylerin hak ve çıkarlarını doğrudan
etkileyen yönetsel kararlardır. Bu nedenle kamu görevlilerinin aldıkları
kararlar, kaçınılmaz olarak itirazlara, yakınmalara ve kimi zaman da cezai savlara
konu olabilmektedir. Çağdaş devletin gelişmesiyle birlikte kamu hizmetlerinin
kapsamı genişlemiş, kamu görevlilerinin kullandıkları takdir yetkisi artmış ve
yönetsel karar alma süreçleri daha karmaşık bir durum almıştır. Bu gelişme,
kamu görevlilerinin hukuksal sorumluluğunun açık biçimde düzenlenmesini gerekli
kılarken, aynı zamanda kamu hizmetlerinin sürekli ve etkili biçimde
yürütülmesini güvence altına alacak kurumsal mekanizmaların oluşturulmasını da
zorunlu kılmıştır. Çünkü kamu görevlilerinin her yönetsel işlem veya karar
nedeniyle doğrudan ceza soruşturmasına konu olmaları, yalnızca bireysel hak
arama özgürlüğü bakımından değil, kamu yönetiminin işleyişi bakımından da
önemli sonuçlar doğurabilmektedir. Her yakınmanın otomatik olarak ceza
soruşturmasına dönüşmesi kamu görevlilerinin karar almaktan kaçınmalarına,
sorumluluğu üst yöneticilere aktarmalarına, yenilikçi uygulamalardan uzak
durmalarına ve hukuksal olarak olanaklı olan durumlarda dahi risk almamalarına
yol açabilmektedir. Kamu yönetimi yazınında bu olgular karar felci (decision
paralysis), bürokratik riskten kaçınma (bureaucratic risk aversion), savunmacı
bürokrasi (defensive bureaucracy) ve caydırıcı etki (chilling effect)
gibi kavramlarla açıklanmaktadır. Bu davranış kalıpları yalnızca bireysel
bürokratları değil, kamu hizmetlerinin etkililiğini, yönetsel kapasiteyi ve
devletin sorun çözme yeteneğini de olumsuz etkileyebilmektedir. Bu nedenle çağdaş
devletler, kamu görevlilerinin görevlerinden kaynaklanan eylemleri bakımından
genel ceza yargılaması usullerinden farklı koruyucu usuller geliştirmiştir. Bu
usullerin amacı, memurları hukuksal sorumluluktan bağışık kılmak veya yargı
denetiminin dışında bırakmak değildir. Amaç, görev suçları bakımından ceza
soruşturmasının başlatılmasından önce savların belirli bir ciddiyet taşıyıp
taşımadığını değerlendirecek bir ön inceleme ve izin mekanizması oluşturmaktır.
Böylece bir yandan hukuka aykırı eylemlerin bağımsız yargı önüne taşınması
güvence altına alınırken, diğer yandan dayanaksız veya kötü niyetli
başvuruların kamu yönetimini işlevsiz kılması önlenmeye çalışılmaktadır. Türkiye'de
1913 tarihli Memurin Muhakematı Hakkında Kanun-u Muvakkat ile kurumsallaşan
yönetsel izin sistemi de bu yönetsel ve kurumsal gereksinmelerin ürünüdür.
Cumhuriyet döneminde çeşitli değişikliklere uğramasına karşın temel mantığını
koruyan bu sistem memurlara ayrıcalık tanıyan bir düzenleme olarak değil, kamu
hizmetinin sürekliliğini güvence altına alırken hukuksal hesap verebilirliği de
korumayı amaçlayan bir kurumsal denge mekanizması olarak değerlendirilmelidir.
4483
Sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun:
Kurumsal Süreklilik ve Yeniden Yapılanma
Yaklaşık
seksen altı yıl yürürlükte kalan 1913 tarihli Memurin Muhakematı Hakkında
Kanun-u Muvakkat Osmanlı Devleti'nin son döneminde oluşturulan memurların
yargılanması rejimini Cumhuriyet dönemine taşıyan temel hukuksal düzenleme
olmuştur. Cumhuriyet'in ilanından sonra devletin örgütsel yapısı kamu
hizmetlerinin kapsamı ve hukuk sistemi önemli ölçüde değişmiş olmasına karşın
memurların görevleri nedeniyle işledikleri savlanan suçlarda yönetsel izin
alınması esasına dayanan sistem uzun yıllar varlığını sürdürmüştür. Bu durum,
memurların yargılanmasına ilişkin özel usullerin belirli bir dönemin ürünü
olmaktan çok, kamu yönetiminin yapısal gereksinmelerine dayandığını
göstermektedir. Bununla birlikte, 1982 Anayasası sonrasında gelişen hukuk
devleti anlayışı, yönetimin büyümesi, kamu görevlilerinin sayısındaki artış,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadının etkileri ve ceza yargılaması
hukukundaki gelişmeler mevcut sistemin yeniden değerlendirilmesini gerekli
kılmıştır. Özellikle uzun süren ön incelemeler, karar süreçlerindeki
belirsizlikler, farklı uygulamalar ve yargısal denetimin yeterince açık
olmaması yeni bir yasal düzenleme yapılmasını gündeme getirmiştir. Bu
gelişmeler sonucunda 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin
Yargılanması Hakkında Kanun 2 Aralık 1999 tarihinde kabul edilmiş ve 4 Aralık
1999 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanunun temel amacı, memurların
yargılanmasına ilişkin yönetsel izin sistemini ortadan kaldırmak değil, bu
sistemi hukuk devleti ilkesi doğrultusunda yeniden düzenlemek, usul kurallarını
açıklamak ve uygulamada yaşanan sorunları gidermektir. Dolayısıyla 4483 sayılı
Kanun, yeni bir kurumsal model oluşturmaktan çok, mevcut kurumsal yapıyı çağdaş
kamu yönetimi ve ceza yargılaması anlayışına uyarlayan bir reform niteliği
taşımaktadır. Kanunun getirdiği en önemli yeniliklerden biri, ön inceleme
sürecinin ayrıntılı biçimde düzenlenmesi olmuştur. Ön inceleme, görev nedeniyle
işlendiği ileri sürülen suçlara ilişkin savların maddi ve hukuksal
dayanaklarını değerlendirmeyi amaçlayan yönetsel bir inceleme sürecidir. Bu
süreç sonunda yetkili merci soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine
karar vermektedir. Böylece hem kamu görevlilerinin dayanaksız veya kötü niyetli
başvurular nedeniyle doğrudan ceza soruşturmasına maruz kalmaları önlenmekte
hem de suç işlendiğine ilişkin yeterli belirtilerin bulunması durumunda
bağımsız adli yargının devreye girmesi sağlanmaktadır. 4483 sayılı Kanun'un
ikinci önemli özelliği yönetsel kararların yargısal denetimini
güçlendirmesidir. Soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine ilişkin
kararların yargısal denetime konu edilmesi yönetsel izin sisteminin keyfi
uygulanmasını önlemeye yönelik önemli bir hukuksal güvence oluşturmuştur.
Böylece sistem, yalnızca yönetsel takdire dayanan bir yapı olmaktan çıkarılmış
ve yönetsel kararların yargısal denetimiyle desteklenen iki aşamalı bir güvence
mekanizmasına dönüştürülmüştür. Bununla birlikte, 4483 sayılı Kanun'un temel
felsefesi 1913 tarihli Memurin Muhakematı Hakkında Kanun-u Muvakkat ile kurulan
sistemden önemli ölçüde farklı değildir. Her iki düzenleme de memurların
görevlerinden doğan eylemler nedeniyle doğrudan ceza soruşturmasına tabi
tutulmalarını önleyen ve soruşturma sürecine geçilmeden önce yönetsel bir
değerlendirme yapılmasını öngören aynı kurumsal mantığa dayanmaktadır. Bu
nedenle 4483 sayılı Kanun memurların yargılanması rejiminde bir kurumsal kopuşu
değil, kurumsal sürekliliği temsil etmektedir. Ancak bu çalışmanın temel savı
memurların yargılanmasına ilişkin asıl dönüşümün 4483 sayılı Kanun ile değil,
Kanun yürürlükte kalmasına karşın onu çevreleyen yargısal mimarinin
değişmesiyle ortaya çıktığıdır. Başka bir ifadeyle, yönetsel izin sistemi hukuksal
olarak varlığını sürdürmüş ama buna karşılık sistemin uygulandığı kurumsal
çevre, ceza yargılaması usulü, yeni yargısal kurumlar, denetim mekanizmaları ve
soruşturma süreçlerindeki değişiklikler nedeniyle önemli ölçüde
farklılaşmıştır. Bu nedenle günümüzde memurların yargılanmasına ilişkin rejimi
yalnızca 4483 sayılı Kanun'un hükümleri üzerinden değerlendirmek yeterli
değildir. Kanunun içinde işlediği kurumsal ve yargısal çevrenin birlikte
incelenmesi gerekmektedir. Nitekim bu çalışmanın sonraki bölümlerinde
gösterileceği üzere, Türkiye'de son yirmi yılda meydana gelen kurumsal
dönüşümler, yönetsel izin sistemini hukuksal olarak ortadan kaldırmamış ancak
onun işleyişini yeni bir karma hesap verebilirlik rejimi içinde yeniden
şekillendirmiştir.
4483
Sayılı Kanun'un Sınırları: Normatif Süreklilikten Kurumsal Dönüşüme
4483 sayılı
Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun yürürlüğe
girdiği tarihten itibaren memurların görevleri nedeniyle işledikleri ileri
sürülen suçlara ilişkin temel usul kanunu olma özelliğini korumuştur. Kanunun
temel ilkeleri günümüzde de yürürlüktedir ve yönetsel izin sistemi hukuksal
olarak varlığını sürdürmektedir. Bu nedenle yalnızca normatif düzeyden
bakıldığında, Türkiye'de memurların yargılanmasına ilişkin sistemin temel
yapısında köklü bir değişiklik olmadığı izlenimi doğabilir. Ancak hukuksal
kurumlar yalnızca kanun metinlerinden ibaret değildir. Her hukuksal düzenleme
belirli bir kurumsal yapı içinde uygulanmakta ve bu yapıda meydana gelen
değişiklikler kanun hükümleri değişmese bile sistemin eylemsel işleyişini
önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Dolayısıyla bir kurumun sürekliliği yalnızca
normatif metinlerin korunmasıyla açıklanamaz. Kurumun içinde işlediği yönetsel
ve yargısal çevrenin de birlikte değerlendirilmesi gerekir. Bu durum,
memurların yargılanmasına ilişkin yönetsel izin sistemi bakımından da
geçerlidir. 4483 sayılı Kanun yürürlükte kalmasına karşın özellikle 2000'li
yıllardan itibaren Türk yargı sisteminde gerçekleştirilen kapsamlı reformlar
yeni yargısal kurumların oluşturulması, ceza yargılaması usullerinin yeniden
yapılandırılması ve denetim mekanizmalarının çeşitlenmesi, memurların
yargılanmasına ilişkin uygulamayı önemli ölçüde değiştirmiştir. Böylece
yönetsel izin sistemi biçimsel olarak varlığını sürdürürken, onun içinde
işlediği kurumsal çevre büyük ölçüde dönüşmüştür. Kurumsal değişimin en önemli
özelliklerinden biri memurların hukuksal sorumluluğunu etkileyen mekanizmaların
yalnızca 4483 sayılı Kanun ile sınırlı olmaktan çıkmasıdır. Ceza soruşturması
süreçleri, yönetsel denetim mekanizmaları, disiplin süreçleri, mali denetimler,
etik denetimler ve diğer kurumsal denetim araçları giderek daha karmaşık bir
yapı içinde birlikte işlemeye başlamıştır. Böylece kamu görevlilerinin hukuksal
sorumluluğu, tek bir usul kanunu ile açıklanamayacak ölçüde çok aktörlü ve çok
katmanlı bir denetim sistemi içinde şekillenmektedir. Bu gelişme, 4483 sayılı
Kanun'un önemini ortadan kaldırmamıştır. Aksine Kanun, yeni kurumsal yapı
içinde işlevini sürdüren temel düzenlemelerden biri olmaya devam etmektedir.
Ancak Kanun artık tek başına sistemi açıklama kapasitesine sahip değildir. Günümüzde
memurların yargılanmasına ilişkin rejim, yönetsel izin mekanizması ile farklı
soruşturma, denetim ve yargılama süreçlerinin birlikte işlediği daha karmaşık
bir kurumsal yapı içinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle çalışmanın bundan
sonraki bölümü, 4483 sayılı Kanun'un normatif hükümlerini değil, bu Kanun'un
içinde uygulandığı yargısal mimaride meydana gelen dönüşümleri incelemektedir.
Çalışmanın temel varsayımı, memurların yargılanmasına ilişkin rejimde yaşanan
asıl değişimin kanun metninden değil, kurumsal mimarinin yeniden
yapılandırılmasından kaynaklandığıdır. Bu bağlamda, Türk yargı sisteminde son
yirmi yılda gerçekleştirilen kurumsal reformlar, yalnızca yargının
örgütlenmesini değil, memurların hukuksal sorumluluğu ile bürokratik özerklik
arasındaki dengeyi de yeniden şekillendirmiştir.
YARGISAL
MİMARİNİN DÖNÜŞÜMÜ VE MEMURLARIN YARGILANMASI REJİMİNİN YENİDEN YAPILANMASI
Yargısal
Mimari: Kavramsal ve Çözümleyici Çerçeve
Önceki
bölümde gösterildiği üzere, Türkiye'de memurların yargılanmasına ilişkin
yönetsel izin sistemi, 1913 tarihli Memurin Muhakematı Hakkında Kanun-u
Muvakkat ile kurumsallaşmış, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin
Yargılanması Hakkında Kanun ile ise temel ilkelerini koruyarak yeniden
yapılandırılmıştır. Bu tarihsel gelişim, memurların yargılanmasına ilişkin özel
usullerin geçici veya olağan dışı düzenlemeler olmadığını ve kamu yönetiminin
sürekliliği ile hukuksal hesap verebilirlik arasında denge kurmayı amaçlayan
kalıcı kurumsal mekanizmalar olduğunu göstermektedir. Ancak bu saptama
günümüzde memurların yargılanmasına ilişkin rejimin işleyişini açıklamak için
tek başına yeterli değildir. Çünkü hukuksal kurumlar yalnızca kanun
metinlerinden oluşmaz. Her hukuksal düzenleme belirli bir kurumsal çevre içinde
uygulanır ve bu çevrede meydana gelen değişiklikler, kanun hükümleri değişmese
bile uygulamanın niteliğini, kapsamını ve sonuçlarını dönüştürebilir.
Dolayısıyla bir hukuksal kurumun çözümlenmesinde normatif düzenlemeler kadar, o
kurumun içinde çalıştığı kurumsal mimarinin de incelenmesi gerekir. Bu
çalışmada yargısal mimari mahkemelerin örgütsel yapısını ifade eden dar bir
kavram olarak kullanılmamaktadır. Yargısal mimari memurların hukuksal
sorumluluğunun belirlenmesine doğrudan veya dolaylı biçimde katılan bütün
kurumsal aktörleri, bu aktörler arasındaki yetki paylaşımını, karar alma
süreçlerini, denetim ilişkilerini ve karşılıklı etkileşim ağlarını kapsayan
bütüncül bir kurumsal yapı olarak tanımlanmaktadır. Bu çerçevede Cumhuriyet
savcılıkları, ceza mahkemeleri, Sulh Ceza Hakimlikleri, Bölge Adliye
Mahkemeleri, yüksek yargı organları, soruşturma izni vermeye yetkili yönetsel
merciler, müfettişlik sistemi, disiplin kurulları, Sayıştay, etik kurullar ve
diğer denetim organları aynı kurumsal mimarinin bileşenleri olarak
değerlendirilmektedir. Bu yaklaşım, yeni kurumsalcı kamu yönetimi kuramının
temel varsayımlarına dayanmaktadır. Kurumlar yalnızca hukuksal normları
uygulayan edilgin yapılar değildir, aynı zamanda aktörlerin davranışlarını
biçimlendiren, özendirmeleri değiştiren, yetki ilişkilerini yeniden dağıtan ve
karar süreçlerini etkileyen devingen yapılardır. Bu nedenle aynı hukuksal
düzenleme, farklı kurumsal mimariler içinde farklı sonuçlar doğurabilir. Başka
bir ifadeyle, kanunun değişmemesi sistemin değişmediği anlamına gelmez. Türkiye'de
memurların yargılanmasına ilişkin dönüşüm de tam bu noktada ortaya çıkmaktadır.
4483 sayılı Kanun yürürlükte kalmış ancak ceza yargılaması sistemi, yüksek
yargının yapısı, istinaf mahkemelerinin kurulması, Sulh Ceza Hakimliklerinin
oluşturulması, disiplin ve mali denetim mekanizmalarının çeşitlenmesi ile
birlikte memurların hukuksal sorumluluğunu belirleyen kurumsal çevre önemli
ölçüde yeniden yapılandırılmıştır. Böylece yönetsel izin sistemi hukuksal
olarak varlığını korurken, onun içinde işlediği kurumsal ekosistem köklü
biçimde değişmiştir. Bu dönüşümün en belirgin sonucu, memurların hesap
verebilirliğinin artık tek bir hukuksal süreç içinde gerçekleşmemesidir.
Günümüzde aynı olay nedeniyle yönetsel ön inceleme, disiplin soruşturması, ceza
soruşturması, mali denetim, etik inceleme ve çeşitli yargısal süreçler eş
zamanlı veya birbirini izleyen aşamalar durumunda işletilebilmektedir.
Dolayısıyla kamu görevlisinin hukuksal durumu, tek bir kurumun kararından değil,
farklı kurumsal aktörlerin birbirleriyle etkileşim içinde yürüttükleri çok
katmanlı süreçlerin toplamından etkilenmektedir. Mevcut yazında bu olgu
genellikle "hesap verebilirlik mekanizmalarının çeşitlenmesi" veya
"çok düzeyli denetim" kavramlarıyla açıklanmaktadır. Bununla birlikte
bu kavramlar Türkiye'de ortaya çıkan yapının kurumsal niteliğini açıklamak
bakımından yetersiz kalmaktadır. Çünkü burada yalnızca denetim mekanizmalarının
sayısı artmamış ve farklı hukuksal rejimler, farklı soruşturma usulleri ve
farklı kurumsal aktörler aynı kamu görevlisi üzerinde eş zamanlı etkiler
üretmeye başlamıştır. Bu nedenle bu çalışmada Türkiye'de ortaya çıkan yeni yapı
Karma Hesap Verebilirlik Rejimi olarak kavramsallaştırılmaktadır. Karma Hesap
Verebilirlik Rejimi kamu görevlilerinin hukuksal sorumluluğunun tek bir izin
sistemi veya tek bir yargısal süreç tarafından değil, ceza hukuku, yönetim
hukuku, disiplin hukuku, mali denetim, etik denetim ve diğer kurumsal
mekanizmaların birlikte oluşturduğu çok katmanlı bir kurumsal ağ tarafından
belirlendiği hesap verebilirlik modelini ifade etmektedir. Bu çalışmanın ikinci
kuramsal önerisi ise “Kurumsal Hesap Verebilirlik Yoğunluğu” kavramıdır. Bu
kavram, yalnızca hesap verebilirlik mekanizmalarının varlığını değil, belirli
bir kamu görevlisinin aynı olay nedeniyle eş zamanlı olarak kaç farklı kurumsal
denetim mekanizmasına konu edildiğini ve bu mekanizmaların birbirleriyle nasıl
etkileşim kurduğunu açıklamaktadır. Böylece hesap verebilirlik yalnızca hukuksal
bir ilke olarak değil, ölçülebilir bir kurumsal özellik olarak da
değerlendirilebilmektedir. Bu kuramsal yaklaşımın doğal sonucu olarak
çalışmanın izleyen bölümlerinde Türk yargı sisteminde son yirmi yılda meydana
gelen kurumsal dönüşümler tek tek incelenecek ve bu dönüşümlerin memurların
yargılanmasına ilişkin yönetsel izin sistemi üzerindeki etkileri çözümlenerek
Türkiye'de klasik yönetsel izin modelinden Karma Hesap Verebilirlik Rejimine
geçiş süreci açıklanacaktır.
KAVRAMSAL
ÇERÇEVE
Bu çalışma,
memurların yargılanmasına ilişkin sistemi yalnızca yürürlükteki hukuksal
düzenlemeler üzerinden açıklamayı yeterli görmemektedir. Hukuksal kurumlar,
içinde etkinlik gösterdikleri kurumsal çevreden bağımsız olarak
değerlendirilemez. Aynı kanun hükümleri farklı kurumsal yapılarda farklı
sonuçlar doğurabilir ve buna karşılık kanun değişmeden de kurumların işleyişi
önemli ölçüde dönüşebilir. Bu nedenle çalışmanın çözümleyici çerçevesi, hukuksal
normlar ile kurumsal yapılar arasındaki karşılıklı etkileşimi esas almaktadır. Bu
yaklaşım doğrultusunda çalışma memurların yargılanmasına ilişkin mevcut sistemi
açıklamak amacıyla beş temel kavram geliştirmekte ve kullanmaktadır: “Yargısal
Mimari”, “Normatif Süreklilik”, “Kurumsal Dönüşüm”, “Karma Hesap Verebilirlik
Rejimi” ve “Kurumsal Hesap Verebilirlik Yoğunluğu”. Bu kavramlar birbirinden
bağımsız değildir aksine aynı kurumsal dönüşüm sürecinin farklı boyutlarını
açıklayan çözümleyici araçlardır.
Yargısal
Mimari
Bu çalışmada
yargısal mimari yalnızca mahkemelerin örgütlenmesini ifade eden dar anlamıyla
kullanılmamaktadır. Kavram kamu görevlilerinin hukuksal sorumluluğunu
belirleyen tüm kurumsal yapıları, bu yapılar arasındaki yetki dağılımını, karar
alma süreçlerini, denetim mekanizmalarını ve karşılıklı etkileşim ilişkilerini
kapsayan bütüncül bir kurumsal sistemi ifade etmektedir. Bu kapsamda Cumhuriyet
savcılıkları, mahkemeler, Sulh Ceza Hakimlikleri, Bölge Adliye Mahkemeleri,
yüksek yargı organları, soruşturma izni vermeye yetkili yönetsel merciler,
müfettişlik sistemi, disiplin kurulları, Sayıştay ve diğer denetim organları
yargısal mimarinin birbirini tamamlayan unsurlarıdır. Dolayısıyla yargısal
mimari, yalnızca yargının örgüt yapısını değil, memurların hukuksal
sorumluluğunu şekillendiren kurumsal ekosistemi ifade etmektedir.
Normatif
Süreklilik ve Kurumsal Dönüşüm
Çalışmanın
ikinci temel kavramsal ayrımı normatif süreklilik ile kurumsal dönüşüm
arasındadır. Normatif süreklilik, hukuksal düzenlemelerin yürürlükte kalmasını
ve temel ilkelerinin korunmasını ifade etmektedir. Buna karşılık kurumsal
dönüşüm bu düzenlemelerin uygulandığı örgütsel yapıların, aktörlerin, yetki
ilişkilerinin ve karar süreçlerinin zaman içinde değişmesini ifade etmektedir. Bu
ayrımın temel önemi şudur: Bir hukuksal düzenleme yürürlükte kalmaya devam etmesine
karşın onu uygulayan kurumların yapısındaki değişiklikler nedeniyle sistem
bütünüyle farklı biçimde işlemeye başlayabilir. Dolayısıyla kanunun değişmemesi
uygulamanın değişmediği anlamına gelmez. Bu çalışmanın temel varsayımı
Türkiye'de 4483 sayılı Kanun'un önemli ölçüde normatif sürekliliğini koruduğu
ve buna karşılık memurların yargılanmasına ilişkin kurumsal çevrenin kapsamlı
biçimde dönüştüğü yönündedir.
Karma
Hesap Verebilirlik Rejimi
Bu
çalışmanın temel kuramsal katkısı Karma Hesap Verebilirlik Rejimi kavramıdır. Karma
Hesap Verebilirlik Rejimi kamu görevlilerinin hukuksal sorumluluğunun tek bir
soruşturma usulü veya tek bir kurumsal mekanizma tarafından değil, farklı hukuksal
rejimlerin ve farklı kurumsal aktörlerin birlikte oluşturduğu çok katmanlı bir
sistem içinde belirlendiği yeni hesap verebilirlik modelini ifade etmektedir. Bu
modelde ceza soruşturması, disiplin hukuku, yönetsel denetim, mali denetim,
etik denetim ve yönetsel izin sistemi birbirinden bağımsız süreçler değildir.
Bunlar aynı kamu görevlisi üzerinde eş zamanlı, ardışık veya birbirini
etkileyen süreçler olarak işlemektedir. Dolayısıyla hesap verebilirlik tek
merkezli olmaktan çıkmış ve çok aktörlü ve çok düzeyli bir kurumsal yapıya
dönüşmüştür. Bu çalışmada savunulan temel görüş Türkiye'de memurların
yargılanmasına ilişkin mevcut yapının artık yalnızca 4483 sayılı Kanun ile
açıklanamayacağı ve sistemin ancak bu karma kurumsal yapı içinde
anlaşılabileceğidir.
Kurumsal
Hesap Verebilirlik Yoğunluğu
Karma Hesap
Verebilirlik Rejimi'nin çözümlenebilmesi amacıyla bu çalışmada ikinci bir
kavram önerilmektedir: Kurumsal Hesap Verebilirlik Yoğunluğu. Bu kavram,
belirli bir kamu görevlisinin aynı işlem veya eylem nedeniyle maruz kaldığı
kurumsal denetim mekanizmalarının sayısını, çeşitliliğini ve birbirleriyle olan
etkileşim düzeyini ifade etmektedir. Kurumsal Hesap Verebilirlik Yoğunluğu
yalnızca kaç soruşturma bulunduğunu değil, bu soruşturmaların hangi kurumlar
tarafından yürütüldüğünü, birbirlerini nasıl etkilediklerini ve kamu
görevlisinin karar alma davranışı üzerinde oluşturdukları toplam baskıyı
açıklamayı amaçlamaktadır. Dolayısıyla hesap verebilirlik yalnızca hukuksal bir
ilke olarak değil, aynı zamanda ölçülebilir bir kurumsal özellik olarak
değerlendirilmektedir. Bu yaklaşım, farklı ülkelerdeki kamu yönetimi
sistemlerinin karşılaştırmalı olarak çözümlenmesine de olanak sağlayabilecek çözümleyici
bir çerçeve sunmaktadır.
“Lawfare”
= Yargının
Siyasal Amaçlarla Kullanılması
Bu çalışmada
“lawfare” belirli bir ülkeye veya siyasal aktöre özgü bir olgu olarak değil, hukuksal
süreçlerin asli amaçlarının ötesinde siyasal, yönetsel veya kurumsal sonuçlar
üretmek amacıyla kullanılmasını açıklayan çözümleyici bir kavram olarak ele
alınmaktadır. Bu tanım, hukuksal süreçlerin her zaman hukuka aykırı biçimde
işletildiği varsayımına dayanmaz. Aksine, hukuksal olarak geçerli görünen
süreçlerin seçici, yoğunlaştırılmış veya stratejik biçimde kullanılması
sonucunda kamu yönetiminin işleyişi, bürokratik davranış kalıpları ve kurumsal
özerklik üzerinde ortaya çıkabilecek etkileri incelemeyi amaçlamaktadır. Bu
nedenle çalışmada “lawfare” hukuksal bir niteleme değil, kamu yönetimi ve
siyaset bilimi yazınında kurumsal davranışları açıklamaya yönelik çözümleyici
bir kavram olarak kullanılmaktadır.
Şekil 1. Çalışmanın Kavramsal Modeli
YARGISAL
MİMARİNİN DÖNÜŞÜMÜ: KURUMSAL DEĞİŞİM VE MEMURLARIN YARGILANMASINA ETKİLERİ
Bir önceki
bölümde gösterildiği üzere, Türkiye'de memurların yargılanmasına ilişkin temel
normatif çerçeve, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin
Yargılanması Hakkında Kanun ile günümüzde de varlığını sürdürmektedir. Kanunun
temel ilkeleri büyük ölçüde korunmuş ve memurlar hakkında ceza soruşturması
açılabilmesi için öngörülen yönetsel izin sistemi hukuksal geçerliliğini devam
ettirmiştir. Bu durum ilk bakışta memurların yargılanmasına ilişkin sistemin
önemli ölçüde değişmediği izlenimini verebilir. Ancak kamu yönetiminde kurumsal
değişim yalnızca kanunların değiştirilmesiyle gerçekleşmez. Kurumların görev
alanlarının yeniden tanımlanması, yeni kurumların oluşturulması, yetki
dağılımının değiştirilmesi, denetim mekanizmalarının çeşitlenmesi ve karar alma
süreçlerinin yeniden yapılandırılması da en az mevzuat değişiklikleri kadar
önemli sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle hukuksal kurumların
değerlendirilmesinde yalnızca normatif düzenlemelerin değil, bu düzenlemelerin
içinde işlediği kurumsal mimarinin de çözümlenmesi gerekmektedir. Türkiye'de
özellikle 2000'li yıllardan itibaren gerçekleştirilen yargı reformları,
doğrudan 4483 sayılı Kanun'u değiştirmemiş olsa bile memurların yargılanmasına
ilişkin sistemin işleyişini etkileyen kurumsal çevreyi önemli ölçüde
dönüştürmüştür. Ceza yargılaması hukukunun yeniden düzenlenmesi, yargı
örgütünün yeniden yapılandırılması, yüksek yargı kurumlarının görev ve
yetkilerindeki değişiklikler, istinaf sisteminin kurulması, Sulh Ceza Hakimliklerinin
oluşturulması, sayısal yargı uygulamalarının yaygınlaştırılması ve denetim
mekanizmalarının çeşitlenmesi bu dönüşümün başlıca unsurlarıdır. Bu gelişmeler,
tek tek değerlendirildiğinde farklı reform alanlarına ait görünmektedir. Ancak
birlikte ele alındıklarında, kamu görevlilerinin hukuksal sorumluluğunu
belirleyen kurumsal ekosistemin yeniden tasarlandığını göstermektedir. Artık
memurların hukuksal durumu yalnızca 4483 sayılı Kanun kapsamında yürütülen ön
inceleme ve soruşturma izni süreciyle belirlenmemektedir. Ceza yargılaması
kurumları, disiplin mekanizmaları, mali denetim organları, etik denetim
sistemleri ve diğer yönetsel denetim araçları, aynı olay üzerinde farklı
yetkiler kullanabilmekte ve birbirlerini etkileyen süreçler
oluşturabilmektedir. Bu çalışmanın temel varsayımı söz konusu reformların ayrı
ayrı değerlendirilmesinin yeterli olmadığıdır. Asıl önemli olan bu reformların
birlikte oluşturduğu yeni kurumsal mimaridir. Başka bir ifadeyle, memurların
yargılanmasına ilişkin sistemde meydana gelen dönüşüm tek bir yasal
değişiklikten değil, farklı zamanlarda gerçekleştirilen çok sayıdaki kurumsal
reformun ortak etkisinden doğmuştur. Bu nedenle çalışmada reformlar kronolojik
bir sırayla değil, memurların yargılanması rejimine yaptıkları işlevsel
katkılar esas alınarak incelenmektedir. Bu yaklaşım doğrultusunda, aşağıdaki
alt bölümlerde yargısal mimaride meydana gelen dönüşüm üç temel boyutta ele
alınacaktır. İlk olarak ceza yargılaması sisteminin yeniden yapılandırılması
incelenecek, ikinci olarak yargı kurumlarının örgütsel dönüşümü
değerlendirilecek ve son olarak denetim mekanizmalarının çoğullaşmasının
memurların hukuksal sorumluluğu üzerindeki etkileri çözümlenecektir. Böylece
farklı reformların birlikte nasıl Karma Hesap Verebilirlik Rejimini oluşturduğu
ortaya konulacaktır.
Ceza Yargılaması
Sisteminin Yeniden Yapılanması
Bu bölümde
özellikle şu gelişmeler incelenecektir:
5271 sayılı Ceza Yargılaması Kanunu ile getirilen yeni
soruşturma ve kovuşturma sistemi.
Cumhuriyet savcısının soruşturmadaki rolünün güçlenmesi.
Koruma önlemlerinin yeniden düzenlenmesi.
Yargısal kolluk ve delil toplama süreçlerindeki
değişiklikler.
Bu değişikliklerin 4483 sayılı Kanun kapsamındaki ön inceleme
ve soruşturma izni sistemiyle ilişkisi.
Yargı
Kurumlarının Yeniden Yapılanması
Bu bölümde
kurumsal dönüşüm ele alınacaktır.
Hakimler ve Savcılar Kurulu'nun yapısındaki değişiklikler.
Anayasa değişikliklerinin yargı örgütüne etkileri (özellikle
2010 ve 2017 anayasa değişiklikleri).
Bölge Adliye Mahkemelerinin (istinaf) kurulması.
Sulh Ceza Hakimliklerinin oluşturulması.
Uzmanlaşmış mahkeme ve soruşturma yapılarının gelişimi.
Her başlıkta
şu temel soru sorulacaktır: Bu kurumsal değişiklik, memurların yargılanması
sistemini hangi mekanizmalar üzerinden etkilemiştir?
Denetim
Mekanizmalarının Çoğullaşması
Bu bölümde
ise yargı dışındaki ancak memurların hesap verebilirliğini etkileyen
mekanizmalar değerlendirilecektir.
Disiplin soruşturmaları.
Müfettişlik sistemi.
Sayıştay denetimi.
Kamu Görevlileri Etik Kurulu.
Kamu Denetçiliği Kurumu.
Bilgi edinme ve saydamlık mekanizmaları.
Sayısal denetim ve UYAP altyapısının etkileri.
Bu inceleme
sonunda gösterilecektir ki, memurların hukuksal sorumluluğu artık tek bir
soruşturma veya tek bir izin mekanizmasıyla açıklanabilecek nitelikte değildir.
Aksine, farklı hukuksal rejimlerin ve kurumsal aktörlerin eş zamanlı olarak
işlediği çok katmanlı bir hesap verebilirlik sistemi ortaya çıkmıştır. İşte bu
yapı, bu çalışmada Karma Hesap Verebilirlik Rejimi olarak adlandırılmaktadır.
ÇÖZÜMLEYİCİ
İNCELEME ÇERÇEVESİ: DÖRT AŞAMALI DÖNÜŞÜM MODELİ
Sorunun
Tanımlanması ve Modelin Gerekçesi
Türkiye'de
memurların yargılanmasına ilişkin sistem uzun yıllar boyunca ağırlıklı olarak hukuksal
düzenlemeler çerçevesinde incelenmiştir. Bu çalışmaların önemli bir bölümü,
1913 tarihli Memurin Muhakematı Hakkında Kanun-u Muvakkat ile başlayan tarihsel
gelişimi ve bu sistemin 1999 tarihli 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu
Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun ile yeniden düzenlenmesini esas
almaktadır. İncelemelerin büyük ölçüde soruşturma izni usulü, ön inceleme
mekanizması ve yönetsel izin sisteminin hukuksal niteliği üzerinde yoğunlaştığı
görülmektedir. Bu yaklaşım memurların yargılanmasına ilişkin normatif yapının
anlaşılması bakımından önemli katkılar sağlamış olmakla birlikte son yirmi
yılda yargı sisteminde meydana gelen kapsamlı kurumsal dönüşümün memurların
yargılanması rejimi üzerindeki etkilerini açıklamakta yetersiz kalmaktadır.
Çünkü memurların yargılanmasına ilişkin hukuksal çerçeve büyük ölçüde korunmuş
olmasına karşın bu çerçevenin uygulandığı yargısal ve yönetsel ortam önemli
ölçüde değişmiştir. Başka bir ifadeyle, normatif süreklilik büyük ölçüde devam
ederken kurumsal ve işlevsel dönüşüm giderek derinleşmiştir. Kamu yönetimi
kuramı açısından değerlendirildiğinde bu durum şaşırtıcı değildir. Kurumsalcı
yaklaşımlar hukuksal düzenlemelerin tek başına yönetsel davranışı
belirlemediğini ve kuralların etkisinin onları uygulayan örgütsel yapı,
kurumsal ilişkiler ve uygulama alışkanlıkları tarafından şekillendirildiğini
kabul etmektedir. Aynı hukuksal normlar farklı kurumsal yapılarda farklı
sonuçlar doğurabilmekte ve buna karşılık hukuksal düzenleme değişmeden de
kurumsal mimaride meydana gelen dönüşümler uygulamanın niteliğini köklü biçimde
değiştirebilmektedir. Bu nedenle memurların yargılanmasına ilişkin güncel
sistemi yalnızca 4483 sayılı Kanun'un hükümleri üzerinden açıklamak yeterli
değildir. Aynı şekilde, yargı reformlarını birbirinden bağımsız düzenlemeler
olarak ele almak da dönüşümün bütüncül niteliğini ortaya koyamaz. Anayasa
değişiklikleri, ceza yargılaması hukukundaki yenilikler, yargı örgütünün
yeniden yapılandırılması, sayısallaşma, uzmanlaşmış yargısal birimlerin
oluşturulması ve denetim mekanizmalarının çeşitlenmesi birlikte
değerlendirildiğinde kamu görevlilerinin hukuksal sorumluluğunu etkileyen yeni
bir kurumsal ekosistem meydana getirmiştir. Bu çalışmanın temel hareket noktası
Türkiye'de memurların yargılanmasına ilişkin asıl değişimin tek tek hukuksal
düzenlemelerde değil, bu düzenlemelerin birlikte oluşturduğu yargısal mimaride
gerçekleştiği varsayımıdır. Dolayısıyla araştırmanın amacı, yalnızca hangi
kanunların değiştiğini veya hangi kurumların kurulduğunu ortaya koymak değil,
bu değişikliklerin birbirleriyle nasıl etkileştiğini ve memurların
yargılanmasına ilişkin sistemi nasıl dönüştürdüğünü açıklamaktır. Bu amaçla
çalışmada “Dört Aşamalı Dönüşüm Modeli” önerilmektedir. Model, yargısal
mimaride meydana gelen değişimin birbirini izleyen dört çözümleyici düzeyde
incelenmesini öngörmektedir. Birinci aşama normatif dönüşümü, ikinci aşama
kurumsal dönüşümü, üçüncü aşama işlevsel dönüşümü ve dördüncü aşama ise bu üç
dönüşümün memurların yargılanması rejimi üzerindeki hukuksal ve yönetsel
sonuçlarını kapsamaktadır. Modelin temel varsayımı bu dört aşamanın birbirinden
bağımsız süreçler olmadığı ve tersine olarak her aşamanın sonraki aşamayı
etkilediği ve birlikte yeni bir hesap verebilirlik rejimi oluşturduğudur. Bu
çerçevede normatif dönüşüm, anayasal ve yasal düzenlemelerde meydana gelen
değişiklikleri, kurumsal dönüşüm, bu düzenlemeleri uygulayan örgütsel yapının
yeniden biçimlenmesini, işlevsel dönüşüm ise kurumlar arasındaki etkileşim, eş
güdüm, bilgi paylaşımı ve denetim süreçlerinin yeniden örgütlenmesini ifade
etmektedir. Bu üç aşamanın ortak etkisi ise çalışmada Karma Hesap Verebilirlik
Rejimi olarak adlandırılan yeni yönetsel yapının ortaya çıkmasına yol
açmaktadır. Ancak bu çalışma, dönüşümün yalnızca yapısal boyutunu incelemekle
yetinmemektedir. Kamu yönetimi açısından esas önemli olan soru bu yeni kurumsal
yapının kamu görevlilerinin karar alma süreçlerini, yönetsel davranışlarını ve
hesap verebilirlik ilişkilerini nasıl etkilediğidir. Bu nedenle modelin
dördüncü aşaması dönüşümün çıktılarını çözümlemektedir. Burada yalnızca hukuksal
sonuçlar değil, bürokratik özerklik, takdir yetkisinin kullanımı, savunmacı
bürokrasi, riskten kaçınma davranışı, karar alma süreçlerinin niteliği ve kamu
hizmetinin etkinliği üzerindeki etkiler de değerlendirilecektir. Bu yaklaşım,
çalışmanın kamu yönetimi yazınına yaptığı temel katkıyı oluşturmaktadır.
Çalışma, memurların yargılanmasını yalnızca bir ceza yargılaması veya yönetim
hukuku sorunu olarak değil, yargısal mimari, kurumsal dönüşüm ve yönetsel
davranış arasındaki etkileşimin şekillendirdiği devingen bir kamu yönetimi
sistemi olarak ele almaktadır. Böylece hukuksal reformların yalnızca normatif
sonuçlarını değil, kamu yönetiminin işleyişi üzerindeki kurumsal etkilerini de
açıklamayı amaçlamaktadır.
YARGISAL
MİMARİDEKİ DÖNÜŞÜMÜN ETKİLERİ: HUKUKSAL VE YÖNETSEL SONUÇLAR
Bu
çalışmanın önceki alt bölümlerinde Türkiye'de memurların yargılanmasına ilişkin
sistemin son yirmi yılda geçirdiği dönüşüm, normatif, kurumsal ve işlevsel
boyutlarıyla incelenmiştir. Bu inceleme, memurların yargılanmasına ilişkin hukuksal
çerçevenin yalnızca kanun metinlerindeki değişikliklerle açıklanamayacağını ve anayasal
düzenlemeler, yargı kurumlarının yeniden yapılandırılması ve denetim
mekanizmalarının çeşitlenmesi sonucunda yeni bir yargısal mimarinin ortaya
çıktığını göstermektedir.
Ancak
kurumsal dönüşüm çalışmalarında yalnızca "neyin değiştiğinin" ortaya
konulması yeterli değildir. Kamu yönetimi açısından temel araştırma sorusu bu
değişimlerin kamu görevlilerinin hukuksal sorumluluğu, yönetsel davranışı ve
kamu hizmetlerinin yürütülmesi üzerinde hangi etkileri doğurduğudur. Bu nedenle
yargısal mimaride meydana gelen dönüşüm, yalnızca yapısal bir değişiklik olarak
değil, aynı zamanda kamu yönetiminin işleyişini yeniden şekillendiren bir süreç
olarak değerlendirilmelidir.
Bu
çalışmanın temel varsayımı normatif, kurumsal ve işlevsel dönüşümlerin hukuksal
ve yönetsel sonuçları doğrudan üretmediğidir. Bu dönüşümler önce kamu
görevlilerinin hesap verme ilişkilerini yeniden yapılandıran yeni bir kurumsal
düzen meydana getirmektedir. Çalışmada Karma Hesap Verebilirlik Rejimi olarak
adlandırılan bu düzen dönüşüm ile sonuçlar arasında yer alan açıklayıcı
mekanizmayı oluşturmaktadır. Başka bir ifadeyle, kamu görevlilerinin
karşılaştıkları yeni hukuksal ve yönetsel sonuçlar tek tek reformların değil,
bu reformların birlikte oluşturduğu yeni hesap verebilirlik rejiminin ürünüdür.
Bu yeni
rejimin ilk etkisi kamu görevlilerinin hesap verme yükümlülüğünün tek boyutlu
bir yapıdan çok katmanlı ve çok aktörlü bir yapıya dönüşmesidir. Klasik modelde
ön inceleme ve soruşturma izni mekanizması merkezi bir rol oynarken, günümüzde
ceza yargılaması, disiplin hukuku, mali denetim, etik denetim ve yönetsel yargı
süreçleri aynı olay üzerinde farklı amaçlarla ve birbirini etkileyebilecek
biçimde işletilebilmektedir. Böylece kamu görevlisinin hukuksal sorumluluğu tek
bir süreçten çok birbirini tamamlayan veya zaman zaman kesişen çok sayıda
kurumsal mekanizma tarafından şekillendirilmektedir.
Bu dönüşümün
ikinci etkisi kamu görevlilerinin görev ortamında kurumsal hesap verebilirlik
yapısının değişmesidir. Farklı kurumların aynı olay üzerinde denetim ve
değerlendirme yetkisine sahip olması, hesap verebilirlik ilişkilerini hem
çeşitlendirmekte hem de yoğunlaştırmaktadır. Bu yeni yapıyı açıklayabilmek
amacıyla çalışmada üç yeni kavram önerilmektedir.
İlki, “Kurumsal
Hesap Verebilirlik Karmaşıklığı”dır. Bu kavram, yalnızca denetim
mekanizmalarının sayısındaki artışı değil, farklı kurumların yetki alanlarının
kesişmesini, süreçlerin birbirini etkilemesini ve kamu görevlisinin aynı olay
nedeniyle birden fazla kurumsal değerlendirmeye konu edilmesini ifade
etmektedir.
İkinci
kavram,” Kurumsal Hesap Verebilirlik Yoğunluğu”dur. Yoğunluk, kamu görevlisinin
aynı anda karşı karşıya kaldığı denetim ve değerlendirme düzeyini ifade
etmektedir. Denetim mekanizmalarının sayısı kadar bunların eş zamanlı çalışması
ve birbirini beslemesi de yoğunluğu artırmaktadır.
Üçüncü
kavram ise “Kurumsal Hesap Verebilirlik Baskısı”dır. Baskı, karmaşıklık ve
yoğunluğun kamu görevlisinin karar alma sürecinde oluşturduğu davranışsal
etkidir. Bu baskı yalnızca olası yaptırımlardan değil, belirsizlikten, çoklu
denetim ortamından ve farklı kurumsal beklentilerden kaynaklanmaktadır.
Bu nedenle
kamu görevlilerinin davranışlarını açıklarken yalnızca hukuksal düzenlemelere
bakmak yeterli değildir. Asıl belirleyici olan, bu düzenlemelerin oluşturduğu
kurumsal çevredir. Başka bir ifadeyle, kamu görevlisinin karar alma davranışını
etkileyen unsur tek tek hukuk kuralları değil, bu kuralların içinde işlediği
Karma Hesap Verebilirlik Rejimidir.
Bu yeni
rejim, kamu yönetimi açısından hem olumlu hem de dikkatle yönetilmesi gereken
sonuçlar doğurmaktadır. Bir taraftan saydamlığı, hesap verebilirliği ve hukuka
uygunluğu güçlendirme gizil gücüne sahiptir. Diğer taraftan ise denetim
baskısının aşırı yoğunlaştığı durumlarda kamu görevlilerinin takdir yetkisini
kullanmaktan kaçınması, karar alma süreçlerinin yavaşlaması, suça göz yummak, aşırı
şekilci olmak ve savunmacı bürokrasi gibi davranışsal sonuçlar ortaya
çıkabilmektedir. Bu sonuçlar, reformların kaçınılmaz etkileri olarak değil,
kurumsal tasarımın niteliğine, örgüt kültürüne ve uygulama biçimine bağlı
olarak değişebilen olası sonuçlar olarak değerlendirilmelidir.
Bu
değerlendirmeler ışığında, Türkiye'de memurların yargılanmasına ilişkin
sistemin artık yalnızca izin sistemi ekseninde açıklanması olanaklı
görünmemektedir. Günümüzde sistem farklı hukuksal ve kurumsal mekanizmaların
birlikte çalıştığı çok katmanlı bir hesap verebilirlik yapısı içinde
işlemektedir. Bu nedenle memurların yargılanmasına ilişkin güncel rejim,
yalnızca bir ceza yargılaması veya yönetim hukuku sorunu olarak değil, yargısal
mimari, kurumsal dönüşüm ve kamu yönetimi arasındaki etkileşimi açıklayan daha
geniş bir çözümleyici çerçeve içinde değerlendirilmelidir.
Karma
Hesap Verebilirlik Rejimi: Memurların Yargılanmasına İlişkin Yeni Bir Çözümleyici
Model
Bu çalışmada
gerçekleştirilen tarihsel, hukuksal ve kurumsal çözümleme Türkiye'de memurların
yargılanmasına ilişkin sistemde meydana gelen dönüşümün mevcut kavramsal
çerçevelerle bütünüyle açıklanamadığını göstermektedir. Yazında memurların
yargılanması genellikle soruşturma izni sistemi, ceza yargılaması hukuku veya yönetsel
vasilik (vesayet) ilişkileri bağlamında ele alınmış ve son yıllarda
gerçekleştirilen anayasal değişiklikler, yargı kurumlarının yeniden
yapılandırılması ve denetim mekanizmalarının çeşitlenmesi ise çoğunlukla
birbirinden bağımsız reform alanları olarak değerlendirilmiştir.
Oysa bu
çalışmanın bulguları söz konusu değişikliklerin birbirinden bağımsız süreçler
olmadığını ve birlikte değerlendirildiklerinde memurların yargılanmasına
ilişkin yeni bir kurumsal düzen oluşturduklarını göstermektedir. Başka bir
ifadeyle, Türkiye'de değişen yalnızca belirli kanun hükümleri veya bazı yargı
kurumlarının örgütlenmesi değildir. Asıl değişim, bu düzenlemelerin birlikte
meydana getirdiği yargısal mimaride gerçekleşmiştir.
Bu nedenle
çalışmada memurların yargılanmasına ilişkin güncel yapıyı açıklamak amacıyla
Karma Hesap Verebilirlik Rejimi adı verilen yeni bir çözümleyici model
önerilmektedir. Bu model, kamu görevlilerinin hukuksal sorumluluğunun artık tek
bir soruşturma veya tek bir kurumsal mekanizma tarafından değil, farklı hukuksal
normların, yargısal kurumların ve denetim mekanizmalarının eş zamanlı
etkileşimi içinde şekillendiği varsayımına dayanmaktadır.
Karma Hesap
Verebilirlik Rejimi yalnızca farklı denetim mekanizmalarının bir arada
bulunmasını ifade etmez. Rejimin ayırt edici özelliği bu mekanizmaların
birbirlerinden bağımsız çalışmaması ve bilgi paylaşımı, eş zamanlı inceleme,
birbirini tetikleyen süreçler ve karşılıklı kurumsal etkileşim yoluyla kamu
görevlilerinin hesap verebilirlik çevresini yeniden biçimlendirmesidir. Böylece
hesap verebilirlik tek boyutlu bir hukuksal ilişki olmaktan çıkarak çok
katmanlı ve çok aktörlü bir yönetsel yapıya dönüşmektedir.
Bu yeni
rejim, kamu görevlilerinin çalışma ortamında üç temel kurumsal etki meydana
getirmektedir. İlk olarak, farklı denetim ve yargılama mekanizmalarının
birlikte işlemesi Kurumsal Hesap Verebilirlik Karmaşıklığını artırmaktadır.
Karmaşıklık, yalnızca denetim mekanizmalarının sayısının artmasını değil, bu
mekanizmaların görev alanlarının kesişmesini, farklı süreçlerin birbirini
etkileyebilmesini ve kamu görevlisinin aynı olay nedeniyle birden fazla
kurumsal değerlendirmeye tabi olmasını ifade etmektedir. İkinci olarak, artan
karmaşıklık kamu görevlisinin aynı anda maruz kaldığı denetim düzeyini
artırarak Kurumsal Hesap Verebilirlik Yoğunluğunu yükseltmektedir. Yoğunluk,
denetim mekanizmalarının sayısından çok bunların kamu görevlisinin karar alma
süreci üzerindeki birleşik etkisini ifade etmektedir. Üçüncü olarak ise
yoğunluk kamu görevlisinin karar alma sürecinde algıladığı hukuksal ve yönetsel
sorumluluğu artırmakta ve böylece Kurumsal Hesap Verebilirlik Baskısı ortaya
çıkmaktadır. Bu baskı, tek başına yaptırım korkusundan değil, çok katmanlı
hesap verebilirlik yapısının oluşturduğu kurumsal beklentilerden,
belirsizliklerden ve sürekli denetlenebilirlik algısından kaynaklanmaktadır.
Bu modele
göre kamu görevlilerinin davranışları doğrudan hukuksal normlar tarafından
belirlenmemektedir. Hukuksal normlar önce kurumsal yapıyı şekillendirmekte ve
kurumsal yapı ise hesap verebilirlik ilişkilerini yeniden düzenleyerek kamu
görevlilerinin karar alma davranışlarını etkilemektedir. Böylece Karma Hesap
Verebilirlik Rejimi normatif dönüşüm ile bürokratik davranış arasındaki
açıklayıcı ara mekanizma olarak işlev görmektedir.
Bu
yaklaşımın en önemli sonucu, memurların yargılanmasını yalnızca bir ceza yargılaması
veya yönetim hukuku sorunu olmaktan çıkarıp aynı zamanda bir kamu yönetimi ve
kurumsal tasarım sorunu olarak değerlendirmesidir. Çünkü kamu görevlilerinin
nasıl denetlendiği kadar bu denetim sisteminin nasıl tasarlandığı da yönetsel
kapasiteyi, takdir yetkisinin kullanımını, karar alma süreçlerini ve kamu
hizmetlerinin etkinliğini doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle Karma Hesap
Verebilirlik Rejimi yalnızca Türkiye'deki güncel dönüşümü açıklamak amacıyla
geliştirilmiş bir kavram olarak değil, farklı yönetsel sistemlerde memurların
yargılanmasına ilişkin kurumsal yapıların karşılaştırmalı olarak incelenmesinde
de kullanılabilecek çözümleyici bir çerçeve olarak önerilmektedir.
Karma
Hesap Verebilirlik Rejiminin Temel Bileşenleri ve Kuramsal Varsayımları
Bu çalışmada
önerilen Karma Hesap Verebilirlik Rejimi memurların yargılanmasına ilişkin
güncel yapıyı yalnızca hukuksal düzenlemeler üzerinden açıklamayı yeterli
görmemektedir. Model, kamu görevlilerinin hesap verebilirliğinin, normatif
düzenlemeler ile bunların uygulandığı kurumsal ve yönetsel çevrenin birlikte
değerlendirilmesiyle anlaşılabileceği varsayımına dayanmaktadır. Bu nedenle
model birbirini tamamlayan sekiz temel kavram üzerine kurulmuştur. “Yargısal
Mimari” anayasal hükümler, kanunlar, ikincil mevzuat, yargı kurumları, yönetsel
denetim mekanizmaları ve bunlar arasındaki işlevsel ilişkilerden oluşan
bütünleşik kurumsal yapıyı ifade etmektedir. Bu çalışmada yargısal mimari
yalnızca mahkemelerin örgütlenmesini değil, kamu görevlilerinin hukuksal
sorumluluğunu belirleyen tüm normatif ve kurumsal düzenlemeleri kapsayan üst
kavram olarak kullanılmaktadır.
“Normatif
Dönüşüm” anayasa, kanun ve diğer hukuksal düzenlemelerde meydana gelen
değişikliklerin kamu görevlilerinin hukuksal sorumluluk rejimine etkisini ifade
etmektedir.
“Kurumsal
Dönüşüm, yargı organlarının, denetim kurumlarının ve yönetsel yapıların yeniden
örgütlenmesini; yeni kurumların oluşturulmasını veya mevcut kurumların yetki ve
görev alanlarının değiştirilmesini kapsamaktadır.
İşlevsel
Dönüşüm” aynı kurumsal yapı içinde etkinlik gösteren aktörler arasındaki
etkileşim biçimlerinin, bilgi akışının, eş güdüm mekanizmalarının ve süreç
yönetiminin değişmesini ifade etmektedir.
Bu üç
dönüşüm birlikte değerlendirildiğinde, kamu görevlilerinin hesap verme
ilişkilerini yeniden biçimlendiren yeni bir yapı ortaya çıkmaktadır. Çalışmada
bu yapı “Karma Hesap Verebilirlik Rejimi” olarak adlandırılmaktadır. Rejim,
farklı hukuksal ve yönetsel hesap verebilirlik mekanizmalarının aynı kamu
görevlisi üzerinde eş zamanlı, birbirini etkileyen ve zaman zaman birbirini
tamamlayan biçimde işlemesini ifade etmektedir.
Karma Hesap
Verebilirlik Rejiminin ilk kurumsal sonucu Kurumsal Hesap Verebilirlik
Karmaşıklığıdır. Karmaşıklık, hesap verebilirlik mekanizmalarının çoğalmasının
yanı sıra bunların görev, yetki ve süreç bakımından kesişmesini ifade
etmektedir.
İkinci sonuç
Kurumsal Hesap Verebilirlik Yoğunluğudur. Yoğunluk, kamu görevlisinin aynı
zaman diliminde karşı karşıya kaldığı toplam hesap verebilirlik yükünü ifade
etmektedir.
Üçüncü sonuç
ise Kurumsal Hesap Verebilirlik Baskısıdır. Bu kavram, kamu görevlisinin karar
alma sürecinde hissettiği hukuksal, yönetsel ve kurumsal sorumluluk düzeyini
ifade etmektedir. Baskı, yalnızca yaptırım tehdidinden değil, çok katmanlı
denetim yapısının yarattığı sürekli hesap verme beklentisinden doğmaktadır.
Modelin
temel varsayımı kamu görevlilerinin davranışlarının doğrudan hukuk kuralları
tarafından belirlenmediğidir. Hukuk kuralları önce yargısal mimariyi
şekillendirmekte, yargısal mimari yeni bir hesap verebilirlik rejimi
oluşturmakta ve bu rejim ise kurumsal hesap verebilirlik karmaşıklığı,
yoğunluğu ve baskısı üzerinden bürokratik davranışı etkilemektedir. Dolayısıyla
model, normatif değişim ile yönetsel davranış arasındaki ilişkiyi açıklayan çok
aşamalı bir nedensellik zinciri önermektedir. Bu yaklaşım, memurların
yargılanmasını yalnızca bir ceza yargılaması usulü olarak değil, aynı zamanda
kurumsal tasarım, hesap verebilirlik ve bürokratik davranış arasındaki
etkileşimi açıklayan bir kamu yönetimi modeli olarak değerlendirmektedir.
Karma
Hesap Verebilirlik Rejiminin Kuramsal Önermeleri
Bu çalışmada
geliştirilen Karma Hesap Verebilirlik Rejimi Modeli yargısal mimaride meydana
gelen dönüşümler ile kamu görevlilerinin hesap verebilirlik ilişkileri ve
bürokratik davranışları arasındaki nedensel bağlantıları açıklamayı
amaçlamaktadır. Model, birbirini izleyen ve birbirini tamamlayan sekiz kuramsal
önerme üzerine kurulmuştur.
Önerme 1. Memurların yargılanmasına ilişkin
sistem yalnızca 4483 sayılı Kanun veya ceza yargılaması usulüyle
açıklanabilecek kapalı bir hukuksal yapı değildir. Sistem anayasal
düzenlemeler, yasal çerçeve, yargı kurumları, yönetsel denetim mekanizmaları ve
bunlar arasındaki ilişkilerden oluşan yargısal mimarinin bir parçasıdır.
Önerme 2. Yargısal mimaride meydana gelen
normatif, kurumsal ve işlevsel dönüşümler birbirinden bağımsız değil,
karşılıklı etkileşim içinde gerçekleşen süreçlerdir. Bu nedenle dönüşümün
etkileri, tek tek reformlar üzerinden değil, bu reformların oluşturduğu bütüncül
yapı üzerinden çözümlenmelidir.
Önerme 3. Normatif, kurumsal ve işlevsel
dönüşümlerin ortak etkisi kamu görevlilerinin hesap verebilirlik ilişkilerini
yeniden yapılandırarak Karma Hesap Verebilirlik Rejimini ortaya çıkarmaktadır.
Bu rejim farklı hukuksal ve yönetsel denetim mekanizmalarının eş zamanlı ve
etkileşimli biçimde işlemesine dayanmaktadır.
Önerme 4. Karma Hesap Verebilirlik Rejiminin
oluşması, kamu görevlilerinin karşı karşıya kaldığı denetim ve sorumluluk ağını
genişletmekte ve çok aktörlü duruma getirmektedir. Bunun sonucu olarak Kurumsal
Hesap Verebilirlik Karmaşıklığı artmaktadır.
Önerme 5. Kurumsal Hesap Verebilirlik
Karmaşıklığındaki artış kamu görevlilerinin aynı olay nedeniyle farklı kurumlar
tarafından eş zamanlı veya ardışık biçimde değerlendirilme olasılığını
artırmakta ve bu durum Kurumsal Hesap Verebilirlik Yoğunluğunu yükseltmektedir.
Önerme 6. Kurumsal Hesap Verebilirlik
Yoğunluğu kamu görevlilerinin karar alma süreçlerinde algıladıkları hukuksal ve
yönetsel sorumluluk düzeyini artırarak Kurumsal Hesap Verebilirlik Baskısını
oluşturmaktadır. Bu baskı, yalnızca yaptırım olasılığından değil, çok katmanlı
hesap verebilirlik yapısının ürettiği sürekli denetlenebilirlik algısından da
kaynaklanmaktadır.
Önerme 7. Kurumsal Hesap Verebilirlik Baskısı
kamu görevlilerinin davranışlarını doğrudan belirlemez ancak takdir yetkisinin
kullanımı, risk algısı, karar alma süreçleri ve yönetsel tercihleri üzerinde
etkili olan temel kurumsal değişkenlerden biridir. Bu etkinin yönü ve şiddeti,
örgüt kültürü, kurumsal kapasite, liderlik anlayışı, hukuksal güvenceler ve
siyasal bağlam gibi etkenlere bağlı olarak değişebilir.
Önerme 8. Yargısal mimaride meydana gelen
dönüşümlerin sonuç etkisi yalnızca kamu görevlilerinin hukuksal sorumluluk
rejiminde değil, aynı zamanda kamu yönetiminin işleyişinde de ortaya
çıkmaktadır. Bu nedenle memurların yargılanmasına ilişkin sistem hukuksal
olduğu kadar yönetsel sonuçlar üreten devingen bir hesap verebilirlik rejimi
olarak değerlendirilmelidir.
Kuramın
Temel Önermesi
Bu
çalışmanın temel kuramsal önermesi şudur: Yargısal mimaride meydana gelen
normatif, kurumsal ve işlevsel dönüşümler kamu görevlilerinin hesap
verebilirlik sistemini Karma Hesap Verebilirlik Rejimine dönüştürmektedir. Bu
rejim, kurumsal hesap verebilirlik karmaşıklığı, yoğunluğu ve baskısı aracılığıyla
kamu görevlilerinin davranışlarını ve kamu yönetiminin işleyişini
etkilemektedir.
4483 SAYILI
KANUNUN UYGULAMA ALANINI DARALTAN İSTİSNALAR VE ÖZEL SORUŞTURMA REJİMLERİ
4483 sayılı
Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun kamu
görevlilerinin görevleri nedeniyle işledikleri suçlar bakımından genel
soruşturma usulünü düzenlemektedir. Bununla birlikte kanun koyucu kamu
yararının daha güçlü biçimde korunmasını gerektiren bazı durumlarda bu genel
rejimden ayrılarak özel soruşturma usulleri öngörmüştür. Bu nedenle günümüzde
memurların yargılanmasına ilişkin sistem yalnızca 4483 sayılı Kanun
hükümleriyle açıklanabilecek tekdüze bir yapı olmaktan çıkmış ve genel ve özel
soruşturma rejimlerinin birlikte uygulandığı çok katmanlı bir sisteme
dönüşmüştür. Bu dönüşümün en önemli göstergesi 4483 sayılı Kanunun uygulama
alanını daraltan istisnaların zaman içinde artmasıdır. Ancak bu istisnalar
yalnızca belirli suçların kapsam dışına çıkarılmasıyla sınırlı değildir.
Mevzuat incelendiğinde genel rejimden sapmanın üç farklı hukuksal mekanizma
aracılığıyla gerçekleştiği görülmektedir.
Suçun
Niteliğinden Kaynaklanan İstisnalar: Bu grupta yer alan istisnaların temel dayanağı 3628 sayılı
Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu'nun 17.
maddesidir. Anılan madde, kamu yönetiminde dürüstlüğü ve kamu kaynaklarının
korunmasını doğrudan ilgilendiren bazı suçlar bakımından 4483 sayılı Kanundaki
soruşturma izni sistemini devre dışı bırakmıştır. Böylece Cumhuriyet
savcılarının doğrudan soruşturma yapabilmesi olanaklı olmuştur. Başlıca suçlar
şunlardır:
Rüşvet,
İrtikap,
Basit ve nitelikli zimmet,
Görev sırasında veya görevinden dolayı kaçakçılık,
Resmî ihale ve alım-satımlara fesat karıştırma,
Devlet sırlarının açıklanması veya açıklanmasına neden olma,
3628 sayılı Kanunda belirtilen diğer suçlar ile bu suçlara
iştirak edilmesi.
Bu
düzenlemelerin ortak özelliği, kamu yönetiminin dürüstlüğünü, mali bütünlüğünü
ve kamu güvenini doğrudan tehdit eden eylemler bakımından yönetsel izin
sürecinin beklenmesini gerekli görmemeleridir. Böylece klasik yönetsel izin
sistemi yerine doğrudan yargısal soruşturma modeli benimsenmiştir.
Kamu
Görevlisinin Statüsünden Kaynaklanan Özel Soruşturma Rejimleri: 4483 sayılı Kanunun uygulama alanını
daraltan ikinci mekanizma bazı kamu görevlileri için özel kanunlarla öngörülen
soruşturma usulleridir. Hakimler, Cumhuriyet savcıları ve çeşitli kamu
görevlileri hakkında görevlerinin niteliği nedeniyle farklı soruşturma usulleri
kabul edilmiştir. Aynı şekilde, bazı üst düzey kamu görevlileri bakımından da
anayasal veya yasal düzeyde özel düzenlemeler bulunmaktadır. Bu nedenle
memurların yargılanmasına ilişkin sistem tüm kamu görevlilerine aynı usulün
uygulandığı tekdüze bir yapı olmaktan çıkmış ve görev ve statü esasına göre
farklılaşan çoklu soruşturma rejimlerinden oluşan bir sisteme dönüşmüştür.
Özel
Kanunlarla Oluşturulan Soruşturma Rejimleri: Üçüncü grup istisnalar çeşitli özel kanunlarla
getirilen soruşturma usulleridir. 3628 sayılı Kanun bunun en belirgin örneğini
oluşturmakla birlikte, farklı alanlarda kabul edilen özel kanunlar da genel
rejimden ayrılan soruşturma mekanizmaları oluşturmuştur. Böylece genel hüküm
niteliğindeki 4483 sayılı Kanunun yanında belirli suçlar veya belirli kamu
görevlileri bakımından farklı usuller uygulanmaya başlanmıştır. Bu gelişme,
soruşturma usullerinin tek merkezli bir yapıdan uzaklaşmasına ve kamu
görevlilerinin farklı hukuksal rejimlere tabi olmasına yol açmıştır.
Değerlendirme:
4483 sayılı Kanun
yürürlükten kaldırılmamış ve genel rejim olma niteliğini de korumuştur. Bununla
birlikte, zaman içerisinde kabul edilen istisnalar ve özel soruşturma usulleri
nedeniyle uygulama alanı önemli ölçüde daralmıştır. Dolayısıyla günümüzde
memurların yargılanması sistemi tek tip yönetsel izin sistemine dayanan kapalı
bir yapı olmaktan çıkmış ve genel rejim ile çok sayıdaki özel rejimin birlikte
işlediği karma bir yapıya dönüşmüştür. Bu dönüşüm, çalışmada geliştirilen Karma
Hesap Verebilirlik Rejimi Modelinin hukuksal temelini oluşturmaktadır. Çünkü
kamu görevlisinin hangi soruşturma usulüne bağlı olacağı artık yalnızca
"memur" sıfatına göre değil, isnat edilen suçun niteliğine, kişinin hukuksal
statüsüne ve uygulanacak özel kanun hükümlerine göre belirlenmektedir. Böylece
hesap verebilirlik sistemi tek kanuna dayalı tekdüze bir yapı olmaktan çıkarak
çok katmanlı ve çok aktörlü bir kurumsal mimariye dönüşmektedir.
4483 Sayılı
Kanun’un Uygulama Alanını Daraltan Mekanizmalar
4483 sayılı
Kanun memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında uygulanacak genel soruşturma
usulünü düzenlemektedir. Bununla birlikte, kanunun kabul edildiği tarihten
itibaren hem kendi hükümleri hem de diğer kanunlarla getirilen düzenlemeler
nedeniyle bu genel rejimin uygulama alanı çeşitli istisnalarla
sınırlandırılmıştır. Bu nedenle günümüzde kamu görevlilerinin tamamı bakımından
tek tip bir soruşturma usulünün varlığından söz etmek olanaklı değildir. Bu
çalışmada yapılan inceleme 4483 sayılı Kanunun uygulama alanını daraltan
düzenlemelerin üç temel mekanizma aracılığıyla geliştiğini ortaya koymaktadır.
Birinci
Mekanizma: Suçun Niteliğinden Kaynaklanan İstisnalar
Bazı suçlar,
kamu yönetiminde dürüstlük, mali saydamlık ve kamu güveninin korunması amacıyla
genel izin sisteminin dışında bırakılmıştır. Bu kapsamda özellikle 3628 sayılı
Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu'nun 17.
maddesi, 4483 sayılı Kanunun uygulanmayacağı suçları açıkça düzenlemektedir.
|
Çizelge 1: 3628 Sayılı Kanun’un
17. Maddesi Kapsamındaki İstisnalar |
|
|
Kapsam |
Sonuç |
|
3628 sayılı Kanunda yazılı suçlar |
4483 uygulanmaz |
|
Bankacılık Kanununda düzenlenen ilgili suçlar |
4483 uygulanmaz |
|
İrtikap |
Doğrudan soruşturma |
|
Rüşvet |
Doğrudan soruşturma |
|
Basit ve nitelikli zimmet |
Doğrudan soruşturma |
|
Görev sırasında veya görevinden dolayı kaçakçılık |
Doğrudan soruşturma |
|
Resmî ihale ve alım-satımlara fesat karıştırma |
Doğrudan soruşturma |
|
Devlet sırlarının açıklanması veya açıklanmasına neden
olma |
Doğrudan soruşturma |
|
Bu suçlara iştirak |
Aynı usul uygulanır |
Bu
düzenlemelerin ortak özelliği, yönetsel izin mekanizmasının uygulanmaması ve
Cumhuriyet savcısının doğrudan soruşturma yetkisine sahip olmasıdır.
İkinci
Mekanizma: Statü Temelli Özel Soruşturma Rejimleri
Bazı kamu
görevlileri, görevlerinin anayasal veya yasal niteliği nedeniyle özel
soruşturma usullerine bağlıdır. Bu kapsamda hakimler, cumhuriyet savcıları, yükseköğretim
personeli, MİT mensupları ve özel kanunlarla düzenlenen diğer kamu görevlileri 4483
sayılı Kanunun genel rejiminden ayrılan farklı soruşturma usullerine tabidir.
Üçüncü
Mekanizma: Anayasal ve Kurumsal Özel Rejimler
Cumhurbaşkanı,
Cumhurbaşkanı yardımcıları, bakanlar ve milletvekilleri gibi anayasal statüye
sahip kişiler bakımından soruşturma usulleri doğrudan Anayasa ile
düzenlenmiştir. Bu kişiler hakkında 4483 sayılı Kanun uygulanmamaktadır.
Değerlendirme:
Bu inceleme
göstermektedir ki 4483 sayılı Kanun yürürlükte kalmaya devam etmekle birlikte,
uygulama alanı zaman içinde üç farklı mekanizma aracılığıyla daralmıştır. Suç
temelli istisnalar, statü temelli özel soruşturma rejimleri ve anayasal ve
kurumsal özel rejimler. Bu üç mekanizma birlikte değerlendirildiğinde,
memurların yargılanmasına ilişkin sistem artık tek tip yönetsel izin
sisteminden ibaret değildir. Aksine, farklı hukuksal dayanaklara sahip
soruşturma usullerinin aynı anda uygulandığı çok katmanlı bir kurumsal yapıya
dönüşmüştür. Çalışmada "Karma Hesap Verebilirlik Rejimi" olarak
adlandırılan model tam da bu kurumsal dönüşümü açıklamaktadır.
Türkiye'de
Memurların Yargılanmasına İlişkin Özel Soruşturma Rejimlerinin Gelişimi ve
Yargısal Mimarinin Çok Katmanlı Yapıya Dönüşümü
4483 sayılı
Kanun'un uygulanma alanını daraltan istisnalar yalnızca belirli suçlar
bakımından getirilen usul farklılıklarından ibaret değildir. Türk hukukunda
zaman içerisinde farklı kamu görevlileri, farklı görev alanları ve farklı suç
tipleri için kabul edilen özel soruşturma usulleri birlikte
değerlendirildiğinde, memurların yargılanmasına ilişkin sistemin tek merkezli
bir yapıdan uzaklaştığı görülmektedir. Bu nedenle günümüzde yürürlükte bulunan
sistem tek bir soruşturma rejimine değil, birbirini tamamlayan ve zaman zaman
birbirinden ayrışan çok sayıda özel rejime dayanmaktadır. Tarihsel açıdan
bakıldığında, 1913 tarihli Memurin Muhakematı Hakkında Kanun-u Muvakkat ile
oluşturulan yapı esas itibarıyla tek merkezli bir yönetsel izin sistemine
dayanıyordu. Bu modelde kamu görevlileri hakkında ceza soruşturmasının
başlatılabilmesi büyük ölçüde yönetsel makamların vereceği izne bağlıydı.
Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilen anayasal ve yasal değişikliklere karşın
bu temel yaklaşım uzun süre korunmuştur.
1999 yılında
yürürlüğe giren 4483 sayılı Kanun, klasik sistemi çağdaş ceza yargılaması
ilkeleriyle uyumlu kılmayı amaçlamış, ancak aynı zamanda görevleri veya
sıfatları nedeniyle özel soruşturma usullerine bağlı bulunan kişiler ile suçun
niteliği nedeniyle özel usul öngörülen durumları genel rejimin dışında
bırakmıştır. Böylece kanun, tek tip soruşturma modelini sürdürmek yerine, özel
rejimlerin varlığını açıkça kabul eden bir sistem kurmuştur.
Sonraki
yıllarda yolsuzlukla mücadele, insan haklarının korunması, kamu mali
yönetiminin güçlendirilmesi, anayasal kurumların yeniden yapılandırılması ve
belirli kamu görevlilerine ilişkin özel düzenlemelerin kabul edilmesiyle
birlikte bu istisnaların sayısı ve kapsamı giderek genişlemiştir. Böylece kamu
görevlilerinin yargılanması alanında genel rejimin yanında çok sayıda özel
soruşturma rejimi oluşmuştur. Bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde,
Türkiye'de memurların yargılanmasına ilişkin sistemin dört temel bileşenden
oluştuğu görülmektedir.
|
Çizelge 2: Türkiye'de Memurların
Yargılanmasına İlişkin Soruşturma Rejimlerinin Kurumsal Sınıflandırılması |
|||
|
Rejim Türü |
Kapsam |
Temel Dayanak |
Temel Özellik |
|
Genel soruşturma rejimi |
Genel yönetim esaslarına göre görev yapan memurlar
ve diğer kamu görevlileri |
4483 sayılı Kanun |
Soruşturma izni kural olarak aranır. |
|
Suç temelli özel soruşturma rejimleri |
Rüşvet, irtikap, zimmet, resmi ihale ve
alım-satımlara fesat karıştırma, görev nedeniyle kaçakçılık, devlet
sırlarının açıklanması ve benzeri suçlar |
3628 sayılı Kanun ve diğer özel düzenlemeler |
Cumhuriyet savcısı doğrudan soruşturma yapabilir. |
|
Statü temelli özel soruşturma rejimleri |
Hakimler, Cumhuriyet savcıları, yükseköğretim
personeli, MİT mensupları ve özel kanunlarla düzenlenen diğer kamu
görevlileri |
İlgili özel kanunlar |
Her statü için farklı soruşturma usulü uygulanır. |
|
Anayasal soruşturma rejimleri |
Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları, bakanlar,
milletvekilleri ve Anayasa'da özel usul öngörülen kişiler |
Anayasa |
Soruşturma ve yargılama usulü anayasal kurallarla
belirlenmiştir. |
Çizelgede
görüldüğü üzere, günümüzde kamu görevlilerinin tamamı bakımından tek ve tekdüze
bir soruşturma usulünden söz etmek olanaklı değildir. Aynı hukuksal sistem
içerisinde genel soruşturma rejimi varlığını sürdürmekle birlikte, suçun
niteliği, kamu görevlisinin statüsü veya anayasal konumu esas alınarak
oluşturulan farklı usuller birlikte uygulanmaktadır. Bu durum, yalnızca teknik
anlamda usul farklılaşmasını ifade etmemektedir. Aksine, kamu görevlilerinin hukuksal
sorumluluğunu belirleyen kurumsal yapının yeniden örgütlenmesini
göstermektedir. Çalışmada "Yargısal Mimarinin Dönüşümü" olarak
tanımlanan süreç tam da bu kurumsal farklılaşmayı ifade etmektedir. Dolayısıyla
Türkiye'de memurların yargılanmasına ilişkin sistem tarihsel gelişimi içinde
tek merkezli yönetsel izin modelinden birbirini tamamlayan ancak farklı ilke ve
usullere dayanan çok katmanlı bir soruşturma mimarisine evrilmiştir. Bu yeni
yapı, çalışmada geliştirilen Karma Hesap Verebilirlik Rejimi Modelinin kurumsal
temelini oluşturmaktadır. Çünkü kamu görevlisinin hangi soruşturma rejimine bağlı
olacağı artık yalnızca memur statüsüne göre değil, suçun niteliğine, görevin
özelliklerine, anayasal statüye ve özel kanun hükümlerine göre
belirlenmektedir. Böylece hesap verebilirlik sistemi tek boyutlu olmaktan
çıkmış, çok aktörlü ve çok katmanlı bir kurumsal yapıya dönüşmüştür.
Yargısal
Mimarinin Dönüşümünün Kamu Yönetimine Etkileri
Bu çalışmada
yapılan inceleme, memurların yargılanmasına ilişkin sistemde meydana gelen
değişimin yalnızca ceza yargılaması hukukuna ilişkin teknik bir usul reformu
olmadığını göstermektedir. 4483 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden sonra suç
temelli istisnaların genişlemesi, belirli kamu görevlileri için özel soruşturma
usullerinin kabul edilmesi ve anayasal düzeyde farklı sorumluluk rejimlerinin
geliştirilmesi sonucunda kamu görevlilerinin yargılanmasına ilişkin kurumsal
yapı önemli ölçüde çeşitlenmiştir. Bu değişim, kamu yönetiminin hesap
verebilirlik sistemi üzerinde doğrudan etkiler doğurmuş ve geleneksel yönetsel
izin modelinden farklı esaslara dayanan yeni bir yönetsel yapı ortaya
çıkarmıştır.
Her şeyden
önce, kamu görevlilerinin hukuksal sorumluluğunu belirleyen ölçütler
değişmiştir. Geçmişte aynı statüde bulunan kamu görevlileri büyük ölçüde ortak
bir soruşturma usulüne bağlı iken günümüzde uygulanacak usul kamu görevlisinin
statüsüne, isnat edilen suçun niteliğine ve ilgili özel kanun hükümlerine göre
belirlenmektedir. Böylece hesap verebilirlik sistemi tek tip olmaktan çıkmış ve
farklı hukuksal dayanaklara sahip soruşturma rejimlerinin birlikte uygulandığı
çok katmanlı bir yapıya dönüşmüştür.
Bu dönüşüm, yönetim
ile yargı arasındaki yetki paylaşımını da yeniden şekillendirmiştir. 4483
sayılı Kanun'un temel mantığı, kamu hizmetinin gereksiz soruşturmalar nedeniyle
aksamasını önlemek amacıyla yönetsel makamların ön inceleme ve soruşturma izni
vermesine dayanıyordu. Ancak özellikle yolsuzluk suçları bakımından getirilen
doğrudan soruşturma usulleri ve çeşitli özel soruşturma rejimleri Cumhuriyet
savcılarının soruşturma sürecindeki rolünü genişletmiş, buna karşılık yönetsel
makamların filtreleme işlevini belirli alanlarda sınırlandırmıştır. Sonuç
olarak, kamu görevlilerinin hukuksal denetiminde yargısal mekanizmaların
ağırlığı artarken yönetsel koruma mekanizmasının kapsamı daralmıştır.
Kurumsal
düzeyde bakıldığında ise kamu yönetimi içinde tekdüze bir sorumluluk sistemi
yerine farklılaştırılmış hesap verebilirlik rejimleri ortaya çıkmıştır. Aynı
devlet örgütü içinde görev yapan kamu görevlileri, yalnızca görev yaptıkları
kurum nedeniyle değil, aynı zamanda sahip oldukları anayasal veya yasal statü nedeniyle
de farklı soruşturma usullerine bağlı duruma gelmiştir. Bu durum, kamu
yönetiminde kurumsal farklılaşmayı artırmış ve kamu görevlilerinin hukuksal
statülerini daha karmaşık bir yapıya dönüştürmüştür.
Soruşturma
rejimlerindeki çeşitlenme kamu görevlilerinin davranışları üzerinde de etkiler
doğurma potansiyeline sahiptir. Özellikle doğrudan ceza soruşturmasına bağlı
olunan alanlarda hukuka uygun davranış yönündeki caydırıcılığın güçlenmesi
beklenebilir. Buna karşılık, farklı usullerin birlikte uygulanması hangi eylemlerde
hangi rejimin uygulanacağı konusunda uygulama güçlükleri ve hukuksal
belirsizlikler yaratabilir. Bu durum, karar alma süreçlerinde daha temkinli
davranış kalıplarını özendirebileceği gibi bazı alanlarda karar almaktan
kaçınma eğilimini de artırabilir. Bununla birlikte, bu etkilerin düzeyi ve yönü
görgül araştırmalarla doğrulanması gereken araştırma soruları olarak
değerlendirilmelidir.
Çalışmanın
ortaya koyduğu bir diğer önemli sonuç yargısal mimarinin giderek daha karmaşık
bir kurumsal yapıya dönüşmesidir. Bugün memurların yargılanması sistemi
yalnızca 4483 sayılı Kanun'dan ibaret değildir. Genel soruşturma rejimi
varlığını sürdürmekle birlikte, suç temelli istisnalar, statü temelli özel
soruşturma usulleri ve anayasal sorumluluk rejimleri aynı sistem içinde
birlikte işlemektedir. Böylece farklı ilkelere dayanan çok sayıda soruşturma
mekanizmasının eş zamanlı olarak uygulandığı çok katmanlı bir yargısal mimari
ortaya çıkmıştır.
Bu dönüşümün
kamu yönetimi açısından en önemli sonucu hesap verebilirlik anlayışının yeniden
tanımlanmasıdır. Geleneksel modelde hesap verebilirlik büyük ölçüde kamu
görevlisinin statüsü üzerinden belirlenirken, günümüzde statü, suçun niteliği,
anayasal konum ve özel kanun hükümleri birlikte belirleyici olmuştur. Başka bir
ifadeyle, kamu görevlilerinin hukuksal sorumluluğu tek boyutlu bir izin
sistemine değil, farklı hukuksal rejimlerin birlikte oluşturduğu karma bir
yapıya dayanmaktadır.
Bu nedenle
çalışmada geliştirilen Karma Hesap Verebilirlik Rejimi kavramı yalnızca yeni
bir terminolojik öneri değildir. Aksine, Türkiye'de memurların yargılanmasına
ilişkin sistemin geçirdiği kurumsal dönüşümü açıklamaya yönelik çözümleyici bir
modeldir. Bu model, hesap verebilirlik mekanizmalarının artık tek merkezli bir yönetsel
izin sistemi içinde değil, genel rejim ile suç temelli, statü temelli ve
anayasal özel rejimlerin birlikte oluşturduğu çok katmanlı bir kurumsal yapı
içinde işlediğini göstermektedir.
Sonuç
olarak, memurların yargılanmasına ilişkin sistemde yaşanan dönüşüm yalnızca
hukuk tekniğine ilişkin bir değişiklik olarak değerlendirilemez. Bu süreç, kamu
yönetiminin örgütlenmesini, yönetim-yargı ilişkilerini ve hesap verebilirlik
anlayışını yeniden şekillendiren kurumsal bir dönüşüm niteliği taşımaktadır.
Dolayısıyla Türkiye'de memurların yargılanmasına ilişkin güncel yapıyı
açıklayabilmek için tek bir kanunun incelenmesi yeterli değildir ve farklı
soruşturma rejimlerinin birlikte oluşturduğu yargısal mimarinin bütüncül bir
yaklaşımla değerlendirilmesi gerekmektedir.
KURAMSAL
DEĞERLENDİRME: KARMA HESAP VEREBİLİRLİK REJİMİ MODELİ
Bu
çalışmanın temel bulgusu, Türkiye'de memurların yargılanmasına ilişkin sistemin
yalnızca hukuksal düzenlemelerde meydana gelen değişikliklerle açıklanamayacak
ölçüde kapsamlı bir kurumsal dönüşüm geçirdiğini göstermesidir. Tarihsel süreç
içinde genel soruşturma rejiminin korunmasına karşın suç temelli istisnaların
genişlemesi, belirli kamu görevlileri için statü temelli özel soruşturma
usullerinin kabul edilmesi ve anayasal düzeyde farklı sorumluluk
mekanizmalarının oluşturulması, kamu görevlilerinin hukuksal sorumluluğunu çok
katmanlı bir yapıya dönüştürmüştür. Bu nedenle mevcut sistem tek tip bir hesap
verebilirlik modeliyle açıklanabilecek özellik taşımamaktadır.
Bu çalışmada
söz konusu dönüşümü açıklamak amacıyla Karma Hesap Verebilirlik Rejimi Modeli
önerilmektedir. Modelin hareket noktası kamu görevlilerinin hukuksal
sorumluluğunu belirleyen ölçütün artık yalnızca kamu görevlisi statüsü
olmadığıdır. Günümüzde uygulanacak soruşturma usulü kamu görevlisinin hukuksal
statüsü, isnat edilen eylemin niteliği, görevin özellikleri ve özel kanunlarda
öngörülen düzenlemelerin birlikte değerlendirilmesiyle belirlenmektedir.
Dolayısıyla hesap verebilirlik, tek bir hukuksal rejim yerine birbirini
tamamlayan çok sayıda rejimin eş zamanlı uygulanmasına dayanmaktadır.
Model, dört
temel bileşenden oluşmaktadır. Birinci bileşen, 4483 sayılı Kanun ile
düzenlenen genel soruşturma rejimidir. Bu rejim, genel yönetim esaslarına göre
görev yapan memurlar ve diğer kamu görevlileri bakımından temel çerçeveyi
oluşturmaktadır. İkinci bileşen, başta 3628 sayılı Kanun olmak üzere çeşitli
özel düzenlemelerle oluşturulan suç temelli özel soruşturma rejimleridir. Bu
rejimlerde soruşturma usulü, kamu görevlisinin statüsünden değil, isnat edilen
suçun niteliğinden hareketle belirlenmektedir. Üçüncü bileşen, hakimler,
Cumhuriyet savcıları, yükseköğretim personeli, MİT mensupları ve benzeri
gruplar için kabul edilen statü temelli özel soruşturma rejimleridir. Dördüncü
bileşen ise Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları, bakanlar ve milletvekilleri
bakımından Anayasa ile düzenlenen anayasal sorumluluk rejimleridir.
Bu dört
bileşen birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye'deki sistemin tek merkezli bir
izin modeli olmaktan çıkarak çok katmanlı bir yargısal mimari oluşturduğu
görülmektedir. Bu mimaride genel rejim tamamen ortadan kalkmamış ancak
çevresinde farklı hukuksal gerekçelere dayanan özel soruşturma rejimleri
gelişmiştir. Başka bir ifadeyle, yeni sistem genel rejimin yerine geçen bir
model değil, genel rejimin farklı özel rejimlerle birlikte varlığını sürdürdüğü
karma bir yapıdır.
Modelin kamu
yönetimi kuramına katkısı da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Hesap verebilirlik yazınında
genellikle siyasal, yönetsel, hukuksal, mali ve toplumsal hesap verebilirlik
boyutları üzerinde durulmaktadır. Oysa bu çalışma, aynı kamu yönetimi sistemi içinde
farklı hukuksal soruşturma rejimlerinin eş zamanlı olarak uygulanmasının da
hesap verebilirlik mimarisini belirleyen bağımsız bir değişken olduğunu ileri
sürmektedir. Böylece hesap verebilirlik yalnızca "kime karşı" veya
"hangi araçlarla" sorumlu olunduğu sorusuyla değil, "hangi hukuksal
rejim altında hesap verildiği" sorusuyla da açıklanmaktadır.
Önerilen
model, yalnızca Türkiye'deki mevcut yapıyı açıklamak amacıyla geliştirilmiş
değildir. Benzer şekilde farklı kamu görevlileri için özel soruşturma usulleri
öngören ülkelerde de karşılaştırmalı çözümlemeler yapılmasına olanak sağlayacak
kavramsal bir çerçeve sunmaktadır. Bu yönüyle model, kamu yönetiminde hesap
verebilirlik çalışmalarına yeni bir çözümleyici boyut kazandırma olanağına
sahiptir.
Bununla
birlikte modelin bazı sınırlılıkları da bulunmaktadır. Bu çalışma normatif ve
kurumsal çözümleme yöntemine dayanmaktadır. Dolayısıyla modelin kamu
görevlilerinin davranışları, karar alma süreçleri, örgütsel başarı ve kamu
hizmetlerinin etkililiği üzerindeki etkileri doğrudan ölçülmemiştir. Bu nedenle
gelecekte yapılacak görgül araştırmaların, farklı soruşturma rejimlerinin
bürokratik davranış kalıpları, yönetsel risk algısı ve kurumsal başarım
üzerindeki etkilerini incelemesi modelin açıklayıcılığının sınanması açısından
önem taşımaktadır.
Sonuç olarak
Karma Hesap Verebilirlik Rejimi Modeli, memurların yargılanmasına ilişkin
sistemde meydana gelen kurumsal dönüşümü açıklamaya yönelik çözümleyici bir
çerçeve önermektedir. Modelin temel varsayımı, kamu görevlilerinin hukuksal
sorumluluğunun artık tek bir soruşturma rejimine dayanmadığı ve genel rejim ile
suç temelli, statü temelli ve anayasal özel rejimlerin birlikte oluşturduğu çok
katmanlı bir hesap verebilirlik sistemi içinde şekillendiğidir. Bu yaklaşım,
Türkiye'de memurların yargılanmasına ilişkin güncel yapının daha bütüncül
biçimde anlaşılmasına katkı sağlayabileceği gibi kamu yönetiminde hesap
verebilirlik kuramının geliştirilmesine de kavramsal bir katkı sunmaktadır.
Şekil 2. Karma Hesap Verebilirlik
Rejimi Modeli
GENEL
DEĞERLENDİRME, SONUÇ VE ÖNERİLER
Bu çalışma,
Türkiye'de memurların yargılanmasına ilişkin sistemin tarihsel gelişimini, hukuksal
dönüşümünü ve kamu yönetimi üzerindeki etkilerini bütüncül bir yaklaşımla
incelemeyi amaçlamıştır. Çalışmanın hareket noktası, 4483 sayılı Memurlar ve
Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un yürürlüğe girmesinden
sonra kabul edilen çok sayıdaki özel düzenlemenin yalnızca soruşturma
usullerinde teknik değişiklikler yaratıp yaratmadığı veya daha kapsamlı bir
kurumsal dönüşümün parçası olup olmadığı sorusudur.
Yapılan
inceleme, Türkiye'de memurların yargılanmasına ilişkin sistemin tek bir kanunla
açıklanamayacak ölçüde çeşitlendiğini göstermektedir. 4483 sayılı Kanun genel
soruşturma rejimi olma niteliğini korumakla birlikte, zaman içerisinde suç
temelli istisnalar, statü temelli özel soruşturma usulleri ve anayasal
sorumluluk rejimleri geliştirilmiştir. Böylece başlangıçta büyük ölçüde tek
merkezli bir yapıya sahip olan sistem farklı hukuksal dayanaklara ve farklı
soruşturma usullerine sahip çok katmanlı bir kurumsal yapıya dönüşmüştür.
Bu dönüşüm,
yalnızca ceza yargılaması hukukunda meydana gelen bir usul değişikliği olarak
değerlendirilemez. Aksine, kamu yönetiminde hesap verebilirlik anlayışını, yönetim-yargı
ilişkilerini ve kamu görevlilerinin hukuksal sorumluluk sistemini yeniden
şekillendiren yapısal bir değişim söz konusudur. Çalışmada ayrıntılı olarak
gösterildiği üzere, farklı kamu görevlileri ve farklı suç tipleri bakımından
kabul edilen özel soruşturma rejimleri, genel rejimin etrafında yeni hukuksal
katmanlar oluşturmuş ve Türkiye'de memurların yargılanmasına ilişkin yargısal
mimariyi önemli ölçüde değiştirmiştir.
Araştırmanın
temel bulgularından biri, bu dönüşümün belirli bir plan çerçevesinde
gerçekleştirilen tek bir reformdan değil, farklı dönemlerde kabul edilen
anayasal ve yasal düzenlemelerin zaman içinde birikimli etkisinden kaynaklanmış
olmasıdır. Başlangıçta istisnai nitelik taşıyan bazı düzenlemeler, yeni özel
rejimlerin eklenmesiyle birlikte sistemin kalıcı unsurları durumuna gelmiş ve
sonuçta genel rejim ile çok sayıdaki özel rejimin birlikte işlediği karma bir
soruşturma sistemi ortaya çıkmıştır. Bu durum, memurların yargılanmasına
ilişkin hukuksal yapının doğrusal değil, kademeli ve çok katmanlı bir kurumsal
dönüşüm süreci içinde geliştiğini göstermektedir.
Çalışmanın
bir diğer önemli bulgusu, hesap verebilirlik mekanizmalarının artık yalnızca
kamu görevlisinin statüsüne göre değil, isnat edilen eylemin niteliğine,
görevin özelliklerine ve ilgili özel kanun hükümlerine göre de
farklılaşmasıdır. Bu nedenle Türkiye'deki mevcut yapıyı açıklamak amacıyla
geliştirilen Karma Hesap Verebilirlik Rejimi Modeli kamu görevlilerinin hukuksal
sorumluluğunu tek bir soruşturma usulü yerine genel rejim ile suç temelli,
statü temelli ve anayasal özel rejimlerin birlikte oluşturduğu çok katmanlı bir
sistem olarak ele almaktadır. Bu model, çalışmanın temel kuramsal katkısını
oluşturmaktadır.
Çalışmanın
ikinci önemli katkısı Türkiye'de memurların yargılanmasına ilişkin özel
soruşturma rejimlerinin sistemli biçimde sınıflandırılması ve bunların yargısal
mimari üzerindeki etkilerinin bütüncül olarak değerlendirilmesidir. Hazırlanan
envanter ve matrisler, yalnızca yürürlükteki mevzuatın özetini sunmamakta aynı
zamanda genel rejim ile özel rejimler arasındaki ilişkileri görünür kılarak
uygulamacılar ve araştırmacılar için çözümleyici bir çerçeve oluşturmaktadır.
Kamu
yönetimi açısından değerlendirildiğinde sistemde meydana gelen değişikliklerin
hem olumlu hem de dikkatle yönetilmesi gereken sonuçları bulunmaktadır.
Yolsuzlukla mücadele amacıyla bazı suçlar bakımından doğrudan soruşturma
usullerinin benimsenmesi hesap verebilirliği güçlendirme olanağı taşırken çok
sayıda özel rejimin birlikte uygulanması uygulama birliği, hukuksal
öngörülebilirlik ve kurumsal bütünlük bakımından yeni sorun alanları da
yaratabilmektedir. Bu nedenle soruşturma rejimlerinin çoğalması, yalnızca hukuksal
değil, aynı zamanda yönetsel kapasite ve kurumsal eş güdüm açısından da
değerlendirilmelidir.
Bu bulgular
çerçevesinde aşağıdaki siyasa önerileri geliştirilebilir:
Memurların
yargılanmasına ilişkin genel ve özel soruşturma rejimleri bütüncül bir
yaklaşımla yeniden gözden geçirilmeli ve dağınık mevzuat yapısı sistemli duruma
getirilmelidir.
Genel rejim
ile özel rejimler arasındaki sınırlar açık ve öngörülebilir biçimde
düzenlenmeli ve görev suçu, kişisel suç ve özel soruşturma usullerinin
uygulanacağı durumlar konusunda uygulama birliği güçlendirilmelidir.
Özel
soruşturma rejimlerinin kapsamı ve gerekçeleri, hukuk devleti, eşitlik ve hesap
verebilirlik ilkeleri bakımından düzenli olarak değerlendirilmeli ve yeni
istisnalar oluşturulurken sistemin bütünlüğü gözetilmelidir.
Kamu
görevlileri, soruşturma mercileri ve uygulayıcılar için özel soruşturma
usullerine ilişkin eğitim ve rehberlik mekanizmaları geliştirilerek
uygulamadaki belirsizlikler azaltılmalıdır.
Farklı
soruşturma rejimlerinin kamu yönetimi üzerindeki etkilerini ölçmeye yönelik görgül
araştırmalar özendirilmeli ve mevzuat değişiklikleri kanıta dayalı siyasa
yaklaşımıyla değerlendirilmelidir.
Bu çalışma
normatif hukuk çözümlemesi ile kamu yönetimi yaklaşımını bir araya getiren
disiplinlerarası bir çerçeve benimsemiştir. Bununla birlikte araştırma,
yürürlükteki anayasal ve yasal düzenlemeler ile kurumsal yapının çözümlenmesiyle
sınırlıdır. Gelecekte yapılacak araştırmalarda, farklı soruşturma rejimlerinin
kamu görevlilerinin karar alma süreçleri, yönetsel risk algıları, örgütsel
davranışları ve kamu hizmetlerinin etkililiği üzerindeki etkilerinin görgül
yöntemlerle incelenmesi burada geliştirilen modelin açıklayıcılığını sınamak
bakımından önemli olacaktır.
Sonuç
olarak, Türkiye'de memurların yargılanmasına ilişkin sistem artık tek bir
kanunla açıklanabilecek bir yapı olmaktan çıkmıştır. Günümüzde yürürlükte
bulunan model, genel soruşturma rejimi ile suç temelli, statü temelli ve
anayasal özel rejimlerin birlikte oluşturduğu çok katmanlı bir yargısal
mimariye dayanmaktadır. Bu nedenle memurların yargılanmasını doğru biçimde
anlayabilmek ve değerlendirebilmek için yalnızca 4483 sayılı Kanun'un
incelenmesi yeterli değildir. Bu Kanun ile birlikte gelişen özel soruşturma
rejimlerinin oluşturduğu bütüncül hesap verebilirlik sisteminin de birlikte çözümlenmesi
gerekmektedir. Bu çalışma, önerdiği Karma Hesap Verebilirlik Rejimi Modeli ile
söz konusu dönüşümün kavramsallaştırılmasına katkı sağlamayı ve kamu yönetimi
alanında yapılacak gelecekteki kuramsal ve görgül araştırmalar için yeni bir
tartışma zemini oluşturmayı amaçlamaktadır.
EKLER:
|
Ek çizelge 1: Türkiye'de Memurların
Yargılanmasına İlişkin Soruşturma Rejimleri Matrisi |
|||||||
|
No |
Rejim Türü |
Kapsam |
Hukuksal Dayanak |
Soruşturma Yetkisi |
4483 ile İlişkisi |
Düzenlemenin Amacı |
Yargısal Mimariye
Etkisi |
|
1 |
Genel Rejim |
Genel yönetim esaslarına göre görev yapan memurlar
ve diğer kamu görevlileri |
4483 sayılı Kanun |
Yetkili merci tarafından soruşturma izni
verilmesinden sonra Cumhuriyet savcısı |
Esas rejim |
Kamu hizmetinin gereksiz soruşturmalar nedeniyle
aksamasını önlemek |
Tek merkezli genel soruşturma modeli |
|
2 |
Suç Temelli Özel Rejim |
3628 sayılı Kanun kapsamındaki suçlar |
3628 sayılı Kanun m. 17 |
Cumhuriyet savcısı |
Genel rejime istisna |
Yolsuzlukla etkin mücadele |
Suç temelli farklılaşma |
|
3 |
Statü Temelli Özel Rejim |
Hakim ve Cumhuriyet savcıları |
2802 sayılı Kanun |
Kanunda öngörülen özel usul |
Genel rejim dışında |
Yargı bağımsızlığının korunması |
Mesleki statüye dayalı farklılaşma |
|
4 |
Statü Temelli Özel Rejim |
Yükseköğretim personeli |
2547 sayılı Kanun m. 53 |
Kanunda öngörülen usul (kapsamı ayrıca
incelenecektir) |
Genel rejimle ilişkisi özel hükümlere göre
belirlenir |
Akademik özerklik |
Kurumsal farklılaşma |
|
5 |
Statü Temelli Özel Rejim |
MİT mensupları |
2937 sayılı Kanun |
Kanunda öngörülen özel usul |
Genel rejim dışında |
Millî güvenliğin korunması |
Güvenlik temelli farklılaşma |
|
6 |
Statü Temelli Özel Rejim |
Sayıştay mensupları (ilgili hükümler çerçevesinde) |
6085 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat |
Özel hükümler |
İnceleme sonucunda netleştirilecektir |
Denetim bağımsızlığının korunması |
Kurumsal farklılaşma |
|
7 |
Anayasal Rejim |
Cumhurbaşkanı |
Anayasa |
TBMM ve Anayasa'da öngörülen usul |
4483 uygulanmaz |
Devlet organlarının anayasal statüsünün korunması |
Anayasal soruşturma rejimi |
|
8 |
Anayasal Rejim |
Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar |
Anayasa |
TBMM ve Anayasa'da öngörülen usul |
4483 uygulanmaz |
Siyasal sorumluluk |
Anayasal farklılaşma |
|
9 |
Anayasal Rejim |
Milletvekilleri |
Anayasa |
Yasama dokunulmazlığına ilişkin usul |
4483 uygulanmaz |
Yasama bağımsızlığı |
Yasama organına özgü rejim |
|
Ek çizelge 2: Özel Soruşturma
Rejimlerinin Ayrıntılı Envanteri |
||||||
|
Kamu Görevlisi / Suç
Grubu |
Hukuksal Dayanak |
Kapsam |
Soruşturma İzni |
Yetkili Makam |
Yargılama Usulü |
Açıklama |
|
Genel memurlar |
4483 |
Görev suçları |
Evet |
Yetkili yönetsel merci |
Genel usul |
Esas sistem |
|
Rüşvet |
3628 m. 17 |
Görev suçu |
Hayır |
Cumhuriyet savcısı |
Genel ceza yargılaması |
Doğrudan soruşturma |
|
İrtikâp |
3628 m. 17 |
Görev suçu |
Hayır |
Cumhuriyet savcısı |
Genel ceza yargılaması |
Doğrudan soruşturma |
|
Zimmet |
3628 m. 17 |
Görev suçu |
Hayır |
Cumhuriyet savcısı |
Genel ceza yargılaması |
Doğrudan soruşturma |
|
Resmî ihale ve alım-satımlara fesat karıştırma |
3628 m. 17 |
Görev suçu |
Hayır |
Cumhuriyet savcısı |
Genel ceza yargılaması |
Doğrudan soruşturma |
|
Devlet sırlarının açıklanması |
3628 m. 17 |
Görev suçu |
Hayır |
Cumhuriyet savcısı |
Genel ceza yargılaması |
Doğrudan soruşturma |
|
Hakim ve savcılar |
2802 |
Göreve ilişkin eylemler |
Özel usul |
Kanunda belirtilen makamlar |
Özel usul |
Yargı bağımsızlığı |
|
Öğretim elemanları |
2547 m. 53 |
Göreve ilişkin eylemler |
Özel usul |
Kanunda belirtilen makamlar |
Özel usul |
Akademik özerklik |
|
MİT mensupları |
2937 |
Göreve ilişkin eylemler |
Özel usul |
Kanunda belirtilen makamlar |
Özel usul |
Millî güvenlik |
Not: Bu
envanter, her bir özel rejimin kapsamı ilgili kanun ve içtihatlar doğrultusunda
ayrıntılı olarak incelendikçe güncellenecektir.
|
Ek çizelge 3: Memurların Yargılanması
Sisteminin Tarihsel Gelişimi (1913–2026) |
|||
|
Dönem |
Düzenleme |
Temel Özellik |
Yargısal Mimariye
Etkisi |
|
1913 |
Memurin Muhakematı Hakkında Kanun-ı Muvakkat |
Yönetsel izin sistemi |
Tek merkezli model |
|
1961–1982 |
Anayasal değişiklikler |
Sistemin anayasal temelleri |
Sınırlı değişim |
|
1999 |
4483 sayılı Kanun |
Modern genel soruşturma rejimi |
Genel rejimin oluşturulması |
|
1999 sonrası |
3628 ve diğer özel düzenlemeler |
Suç temelli istisnalar |
İlk parçalanma |
|
2000'li yıllar |
Özel statülü kamu görevlilerine ilişkin düzenlemeler |
Statü temelli özel rejimler |
Kurumsal farklılaşma |
|
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi dönemi |
Anayasal ve yasal değişiklikler |
Yeni anayasal soruşturma usulleri |
Çok katmanlı yargısal mimari |
Not: Bu
kronoloji, soruşturma rejimlerinin tarihsel evrimini göstermektedir; her satır
ilgili bölümde ayrıntılı olarak açıklanmaktadır.
KAYNAKÇA
Adalet
Bakanlığı. (2019). Yargı Reformu Strateji Belgesi. Adalet Bakanlığı.
Akyılmaz,
B., Sezginer, M., ve Kaya, C. (2024). Türk idare hukuku. Seçkin Yayıncılık.
Atay, E. E.
(2023). İdare hukuku. Seçkin Yayıncılık.
Bovens, M.
(2007). Analysing and assessing accountability: A conceptual framework.
European Law Journal, 13(4), 447-468.
Denhardt, R.
B., ve Denhardt, J. V. (2019). Public administration: An action orientation
(8th ed.). Cengage Learning.
DiMaggio, P.
J., ve Powell, W. W. (1983). The iron cage revisited: Institutional isomorphism
and collective rationality in organizational fields. American Sociological
Review, 48(2), 147-160.
Dubnick, M.
J. (2005). Accountability and the promise of performance. Public Performance ve
Management Review, 28(3), 376-417.
Eryılmaz, B.
(2023). Kamu yönetimi. Umuttepe Yayınları.
Frederickson,
H. G., Smith, K. B., Larimer, C. W., ve Licari, M. J. (2018). The public
administration theory primer (3rd ed.). Routledge.
Ginsburg,
T., ve Huq, A. Z. (2018). How to save a constitutional democracy. University of
Chicago Press.
Gözübüyük,
Ş., ve Tan, T. (Güncel basım). İdare hukuku. Turhan Kitabevi.
Gözler, K.
(2022). İdare hukuku (Cilt 1-2). Ekin Yayınları.
Hall, P. A.,
ve Taylor, R. C. R. (1996). Political science and the three new institutionalisms.
Political Studies, 44(5), 936-957.
Levitsky,
S., ve Way, L. A. (2010). Competitive authoritarianism: Hybrid regimes after
the Cold War. Cambridge University Press.
Levitsky,
S., ve Ziblatt, D. (2018). How democracies die. Crown.
Lührmann,
A., ve Lindberg, S. I. (2019). A third wave of autocratization is here.
Democratization, 26(7), 1095-1113.
March, J.
G., ve Olsen, J. P. (1989). Rediscovering institutions: The organizational
basis of politics. Free Press.
Mulgan, R.
(2000). Accountability: An ever-expanding concept? Public Administration,
78(3), 555-573.
North, D. C.
(1990). Institutions, institutional change and economic performance. Cambridge
University Press.
O'Donnell,
G. (1998). Horizontal accountability in new democracies. Journal of Democracy,
9(3), 112-126.
Ostrom, E.
(1990). Governing the commons. Cambridge University Press.
Peters, B.
G. (2010). The politics of bureaucracy (6th ed.). Routledge.
Pollitt, C.,
ve Bouckaert, G. (2017). Public management reform: A comparative analysis (4th
ed.). Oxford University Press.
Raadschelders,
J. C. N. (2020). Public administration: The interdisciplinary study of
government. Oxford University Press.
Romzek, B.
S., ve Dubnick, M. J. (1987). Accountability in the public sector: Lessons from
the Challenger tragedy. Public Administration Review, 47(3), 227-238.
Rosenbloom,
D. H. (2015). Administrative law for public managers. Routledge.
Schedler, A.
(1999). Conceptualizing accountability. İçinde A. Schedler, L. Diamond, ve M.
F. Plattner (Ed.), The self-restraining state: Power and accountability in new
democracies (ss. 13-28). Lynne Rienner.
Scott, W. R.
(2014). Institutions and organizations (4th ed.). Sage.
Simon, H. A.
(1997). Administrative behavior (4th ed.). Free Press.
Waldo, D.
(1948). The administrative state. Ronald Press.
Yaşamış, F.
D. (1982). Yakınma hakkının kullanılma biçiminin düzenlenmesi üzerine. Amme
İdaresi Dergisi, 15(1), 49-56.
Mevzuat
Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası (1982).
657 sayılı
Devlet Memurları Kanunu.
4483 sayılı
Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun.
5237 sayılı
Türk Ceza Kanunu.
5271 sayılı
Ceza Muhakemesi Kanunu.
2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu.
6085 sayılı
Sayıştay Kanunu.
Memurin
Muhakematı Hakkında Kanun-u Muvakkat (1913).