Belediyelerin
Şirketleşme Yetkilerinin Cumhurbaşkanı İznine Bağlanması: Anayasa ve Avrupa
Yerel Yönetimler Özerklik Şartı Açısından Bir Değerlendirme
Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış
Öz
Bu çalışma, belediyelerin şirket kurma ve şirketlere iştirak etme
yetkilerinin Cumhurbaşkanı iznine bağlanmasını öngören yasal düzenlemeyi,
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 127. maddesi ile Avrupa Yerel Yönetimler
Özerklik Şartı çerçevesinde incelemektedir. 4046 sayılı Özelleştirme
Uygulamaları Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikle, yerel yönetimlerin ve
bunlara bağlı kuruluşların her türlü şirketleşme ve iştirak işlemi genel ve
önleyici bir izin rejimine bağlı kılınmıştır. Çalışmada öncelikle düzenlemenin
gerekçesi ile normatif kapsamı arasındaki ilişki ele alınmakta ve gerekçede
ileri sürülen sınırlı denetim sorunları karşısında normun son derece geniş bir
müdahale alanı öngördüğü ortaya konulmaktadır. Ardından düzenleme, anayasal
yerel özerklik anlayışı ve yönetsel vasiliğin sınırları bakımından
değerlendirilmekte ve belediyelerin araç seçme yetkisinin merkezi yürütme
organının takdirine bağlanmasının Anayasa’nın 127. maddesiyle bağdaşmadığı
sonucuna ulaşılmaktadır. Son olarak Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın
3. ve 8. maddeleri ışığında yapılan incelemede, düzenlemenin hukuka uygunluk
denetimi sınırlarını aşan, genel ve önleyici bir yönetsel denetim süreci kurduğu
ve Şart’la uyumlu olmadığı saptanmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Yerel yönetimler, belediye şirketleri, yönetsel
vasilik, yerel özerklik, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı
Abstract
This
article examines the legislative amendment subjecting municipalities’ authority
to establish companies and to participate in existing companies to the approval
of the President, within the framework of Article 127 of the Constitution of
the Republic of Türkiye and the European Charter of Local Self-Government. The
amendment to Law No. 4046 on Privatization Practices introduces a general and
preventive authorization regime covering all forms of company establishment and
shareholding by local authorities and their affiliated entities. The study
first analyzes the relationship between the stated legislative justification
and the normative scope of the regulation, demonstrating a clear disproportion
between the limited problems identified in the rationale and the extensive
restrictions imposed by the norm. It then assesses the regulation in light of
constitutional principles governing local autonomy and administrative tutelage,
concluding that subjecting municipalities’ choice of organizational and financial
instruments to a continuous prior authorization exceeds the constitutional
limits of administrative supervision. Finally, the regulation is evaluated
under Articles 3 and 8 of the European Charter of Local Self-Government,
leading to the conclusion that the general and preventive nature of the
authorization mechanism is incompatible with the Charter’s standards on local
autonomy and the restriction of administrative supervision to legality control.
Keywords: Local governments, municipal companies, administrative tutelage, local
autonomy, European Charter of Local Self-Government
GİRİŞ
Yerel yönetimlerin şirket kurma ve şirketlere iştirak etme yetkileri, yerel
ortak gereksinmelerin karşılanmasında başvurulan yönetsel ve mali araçlar
arasında önemli bir yer tutmaktadır. Bu yetkiler, yerel hizmetlerin farklı
örgütlenme modelleri aracılığıyla yürütülmesine olanak tanıdığı ölçüde, yerel
yönetimlerin işlevsel ve araçsal özerkliğinin bir parçası olarak
değerlendirilmektedir. Son dönemde bu alana ilişkin yapılan yasal değişiklik,
yerel yönetimlerin söz konusu yetkilerinin kapsamı ve sınırları bakımından yeni
bir hukuksal tartışmayı gündeme getirmiştir.
“Bazı Kanunlar ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi”nin 17. maddesiyle, 4046 sayılı Özelleştirme
Uygulamaları Hakkında Kanun’un 26. maddesinin dördüncü fıkrası yeniden
düzenlenmiştir. Yapılan değişiklikle yerel yönetimlerin, bağlı kuruluşlarının, yerel
yönetim birliklerinin ve bunlar tarafından kurulan veya sermayesinin yarısından
fazlasına doğrudan ya da dolaylı olarak sahip olunan şirketlerin yeni şirket
veya kooperatif kurması, mevcut veya kurulacak şirket ve kooperatiflere sermaye
katılımında bulunması ile bedelsiz devir yoluyla olanlar dahil her türlü pay
edinimi ve ortaklık işlemi Cumhurbaşkanının iznine bağlı kılınmıştır. Böylece
yerel yönetimlerin şirketleşme ve iştirak siyasaları bakımından genel ve
önleyici bir ön izin rejimi kurulmuştur. Madde metni şöyledir: “MADDE 17-
24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun 26
ncı maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. ‘Mahalli yönetimler,
bağlı kuruluşları, mahalli yönetim birlikleri ve bunlar tarafından kurulan
şirketler ile bunların doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak, birlikte veya
ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlasına sahip oldukları şirketlerin yeni
şirket kurması, kooperatif kurması, yarısından fazla hissesine sahip olduğu
kooperatiflerin yeni şirket veya kooperatif kurması, mevcut veya kurulacak
şirketlere veya kooperatiflere sermaye katılımında bulunulması, bedelsiz devir
yoluyla olanlar da dahil olmak üzere her türlü hisse edinimi, şirket veya
kooperatife ortak olunması Cumhurbaşkanının iznine tabidir."
Düzenlemenin gerekçesinde, yerel yönetimlerin şirket kurması ve sermaye
katılımına ilişkin mevcut hükümlerin dolaylı veya bedelsiz (hibe yoluyla)
şirket edinimi bakımından yeterince açık olmadığı, bu belirsizliğin uygulamada
aksaklıklara yol açtığı ifade edilmektedir. Gerekçeye göre söz konusu belirsizlik,
belediyelerin bedelsiz şirket edinimi veya belediye şirketleri aracılığıyla
yeni şirketler kurulması uygulamalarının yaygınlaşmasına neden olmakta ve bu
durum da denetimin zayıfladığı bir alan yaratmakta ve özellikle belediyelerin
görev alanı dışında kalan ya da mali açıdan yetersiz veya riskli şirketlere
kamu kaynağı aktarılması sonucunu doğurabilmektedir. Kanun koyucu, bu
sorunların giderilmesi amacıyla yerel yönetimlerin dolaylı veya bedelsiz şirket
edinimi ile şirket ve kooperatiflere ortak olma süreçlerinin kurala
bağlanmasını hedeflediğini belirtmektedir. Gerekçe şöyle: “Mahalli yönetimlerin
şirket kurması, mevcut veya kurulacak şirketlere sermaye katılımında bulunması
Cumhurbaşkanın iznine tabi olmasına rağmen dolaylı veya bedelsiz (hibe yoluyla)
şirket edinimi hakkında madde hükmü yeterince açık olmadığı için uygulamada
aksaklıklar yaşanmaktadır. Bu durum, belediyelerin bedelsiz şirket edinimi veya
belediye şirketinin şirket kurması uygulamasının yaygınlaşmasına ve
belediyelerin uygulamalarının denetimsiz alanda kalmasına ve bilhassa
belediyelerin çalışma alanında kalmayan veya mali durumu yetersiz ya da riskli
olan şirketlere kamu kaynağının harcanmasına sebep olmaktadır. Düzenleme ile
mahalli yönetimlerin, bunların bağlı kuruluşlarının, bu yönetimlerin üyesi
oldukları birliklerin, bunlar tarafından kurulan şirketlerin ve bunların
doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak birlikte veya ayrı ayrı sermayesinin
yarısından fazlasına sahip oldukları şirketlerin dolaylı veya bedelsiz (hibe
yoluyla) şirket edinimi ile kooperatif kurulması, bunlara ortak olunması gibi
iktisadi teşekküllere her türlü hisse, şirket, kooperatif ediniminin kurala bağlanması
ve kurulmuş olan şirketlerde daha sonra yapılacak diğer türlü edinimlerin Cumhurbaşkanı
onayına tabi kılınması amaçlanmaktadır.”
Ancak gerek yasa metninin kapsamı gerekse öngörülen izin sürecinin
niteliği, düzenlemenin etkilerinin yalnızca gerekçede belirtilen sınırlı sorun
alanıyla sınırlı kalıp kalmadığı sorusunu gündeme getirmektedir. Belediyelerin
şirket kurma ve iştirak etme yetkilerinin tamamının Cumhurbaşkanı iznine bağlı
kılınması, yerel yönetimlerin karar alma serbestisi ve araç seçme yetkisi
bakımından anayasal ve uluslararası hukuk düzeyinde değerlendirilmesi gereken
sonuçlar doğurmaktadır.
Bu çalışma, söz konusu yasal düzenlemeyi iki temel normatif mihenk taşı
ışığında incelemeyi amaçlamaktadır. İlk olarak Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası’nın 127. maddesinde yer alan yerel yönetim tanımı, yönetsel vasilik
(vesayet) anlayışı ve yerel özerkliğin anayasal sınırları ele alınacaktır.
İkinci olarak, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın ilgili hükümleri,
Türkiye’nin koyduğu çekinceler de dikkate alınarak değerlendirilecek ve
düzenlemenin Şart’ın öngördüğü yerel özerklik ölçünleriyle uyumu tartışılacaktır.
Bu çerçevede çalışma, yasa metni ile gerekçesi arasındaki ilişkiyi de dikkate
alarak, yeni düzenlemenin yerel yönetimlerin araçsal özerkliği üzerindeki
etkisini ortaya koymayı hedeflemektedir.
Amaç ve Hedefler
Bu çalışmanın temel amacı, belediyelerin şirket kurma ve şirketlere iştirak
etme yetkilerinin Cumhurbaşkanı iznine bağlanmasını öngören yasal düzenlemeyi,
yerel yönetim özerkliğinin anayasal ve uluslararası hukuk boyutları
çerçevesinde incelemektir. Çalışma, söz konusu düzenlemenin yalnızca teknik bir
yönetsel denetim önlemi olup olmadığını değil, yerel yönetimlerin karar alma özgürlüğü
ve araç seçme yetkisi üzerindeki etkilerini de değerlendirmeyi hedeflemektedir.
Bu genel amaç doğrultusunda çalışmanın somut hedefleri şunlardır:
Anayasal Çerçeveyi Ortaya Koymak: Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası’nın 127. maddesi ışığında yerel yönetim kavramını, yönetsel
vasilik anlayışını ve yerel özerkliğin anayasal sınırlarını çözümlemek,
belediyelerin şirketleşme ve iştirak yetkilerinin bu çerçevede nasıl
konumlandığını tartışmak.
Düzenlemenin Niteliğini Belirlemek: İncelenen yasal
değişikliğin, yönetsel vasiliğin hukuka uygunluk denetimi sınırları içinde
kalıp kalmadığını veya yerindelik denetimine dönüşen genel ve önleyici bir izin
rejimi oluşturup oluşturmadığını ortaya koymak.
Uluslararası Hukuk Boyutunu
Değerlendirmek: Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın ilgili
hükümlerini ve Türkiye’nin koyduğu çekinceleri dikkate alarak, düzenlemenin
Şart’ın öngördüğü yerel özerklik ölçünleriyle uyumunu incelemek.
Gerekçe–Norm İlişkisini İrdelemek: Kanun
gerekçesinde belirtilen amaçlar ile düzenlemenin normatif kapsamı arasındaki
ilişkiyi çözümleyerek, getirilen önlemlerin gerekçede ifade edilen sorunlarla
orantılı olup olmadığını değerlendirmek.
Yerel Özerklik Üzerindeki Etkiyi Saptamak: Düzenlemenin
belediyelerin araçsal ve işlevsel özerkliği üzerindeki etkilerini ortaya
koyarak, yerel demokrasi ve yerinden yönetim ilkeleri bakımından doğurduğu
sonuçları saptamak.
Bu hedefler doğrultusunda çalışma, belediyelerin şirketleşme ve iştirak
yetkilerine ilişkin yeni düzenlemenin, Anayasa ve Avrupa Yerel Yönetimler
Özerklik Şartı çerçevesinde nasıl konumlandırılması gerektiğine ilişkin hukuksal
bir değerlendirme sunmayı amaçlamaktadır.
Araştırma Soruları
Bu çalışma, belediyelerin şirket kurma ve şirketlere iştirak etme
yetkilerinin Cumhurbaşkanı iznine bağlanmasını öngören yasal düzenlemeyi
anayasal ve uluslararası hukuk bakış açısından değerlendirmek amacıyla
aşağıdaki araştırma sorularına yanıt aramaktadır:
Belediyelerin şirket kurma ve iştirak
etme yetkileri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 127. maddesinde tanımlanan
yerel yönetim kavramı ve yönetsel vasilik anlayışı çerçevesinde nasıl
konumlandırılmalıdır?
İncelenen yasal düzenleme, yönetsel vasiliğin
hukuka uygunluk denetimiyle sınırlı kalması ilkesine uygun mudur, yoksa yerel
yönetimlerin karar alma özgürlüğünü sınırlayan önleyici ve yerindelik temelli
bir izin rejimi mi kurmaktadır?
Belediyelerin her türlü şirket ve
kooperatif ediniminin Cumhurbaşkanı iznine bağlı kılınması, yerel yönetimlerin
araçsal ve işlevsel özerkliği üzerinde ne tür etkiler doğurmaktadır?
Düzenlemenin kanun gerekçesinde ileri
sürülen belirsizlik, denetim ve kamu kaynağının korunması gerekçeleri ile
düzenlemenin normatif kapsamı ve yoğunluğu arasında bir orantı bulunmakta
mıdır?
Söz konusu düzenleme, Avrupa Yerel
Yönetimler Özerklik Şartı’nın yerel özerkliğe ilişkin hükümleri bakımından
nasıl değerlendirilmelidir ve Türkiye’nin koyduğu çekinceler, bu tür bir genel
ön izin rejimini meşrulaştırmak için yeterli midir?
İncelenen yasal değişiklik, Anayasa ve
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı birlikte değerlendirildiğinde, yerel
demokrasi ve yerinden yönetim ilkeleri açısından ne tür yapısal sonuçlar
doğurmaktadır?
Bu sorular aracılığıyla çalışma, belediyelerin şirketleşme ve iştirak
yetkilerine ilişkin yeni düzenlemenin, yalnızca yönetsel bir teknik düzenleme
mi yoksa yerel özerkliğin sınırlarını yeniden tanımlayan bir normatif müdahale
mi olduğu sorusuna hukuksal bir yanıt geliştirmeyi amaçlamaktadır.
YÖNTEM
Bu çalışma, nitel ve normatif bir hukuk araştırması olarak tasarlanmıştır.
İncelemede, belediyelerin şirket kurma ve şirketlere iştirak etme yetkilerinin
Cumhurbaşkanı iznine bağlanmasını öngören yasal düzenleme, anayasal ve
uluslararası hukuk normları çerçevesinde öğretisel çözümleme yöntemiyle ele
alınmaktadır. Çalışma, deneysel veri veya istatistiksel yöntemlere değil, norm
metinlerinin, gerekçelerinin ve ilgili hukuksal ilkelerin sistemli
değerlendirilmesine dayanmaktadır.
Araştırma kapsamında öncelikle, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları
Hakkında Kanun’un 26. maddesinde yapılan değişikliğin normatif içeriği ile
kanun gerekçesi birlikte ele alınmış ve gerekçe ile düzenlemenin kapsamı
arasındaki ilişki çözümlenmiştir. Bu bağlamda, düzenlemenin hedeflediği sorun
alanı ile öngördüğü hukuksal araç arasındaki orantılılık ve uyum sorunu
incelenmiştir.
Çalışmanın anayasal boyutunda, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 127.
maddesi esas alınarak yerel yönetim kavramı, yönetsel vasilik anlayışı ve yerel
özerkliğin sınırları öğretisel yorum yöntemiyle değerlendirilmiştir. Bu
aşamada, yerel yönetimlerin şirket kurma ve iştirak etme yetkilerinin anayasal
sistem içindeki konumu ve bu yetkilere getirilen sınırlamaların vasilik sınırlarıyla
uyumu tartışılmıştır.
Uluslararası hukuk boyutunda ise Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın
ilgili hükümleri incelenmiş ve Türkiye’nin Şart’a koyduğu çekinceler de dikkate
alınarak düzenlemenin Şart’ın öngördüğü yerel özerklik ölçünleriyle uyumu
değerlendirilmiştir. Bu çerçevede, Şart’ın lafzı kadar Avrupa Konseyi
organlarının yerleşik yorum ve ilkeleri de referans alınmıştır.
Çalışma, karşılaştırmalı hukuk incelemesi veya yargı içtihadının ayrıntılı çözümlemesi
gibi alanlara sınırlı ölçüde değinmekte ve esas olarak ‘norm–gerekçe–ilke’
ilişkisi üzerinden bir hukuksal değerlendirme sunmayı amaçlamaktadır. Bu
yönüyle araştırma, mevcut düzenlemenin hukuksal niteliğini ve yerel özerklik
üzerindeki etkilerini ortaya koymaya odaklanan eleştirel fakat betimleyici bir
yöntem izlemektedir.
KURAMSAL ÇERÇEVE
Yerel yönetimlerin yetki alanı ve bu yetkilere getirilen sınırlamaların
değerlendirilmesi, yalnızca pozitif hukuk kurallarına dayanılarak değil, aynı
zamanda yerel özerklik, yönetsel vasilik ve yerinden yönetim kavramları
çerçevesinde ele alınmalıdır. Bu çalışma, belediyelerin şirket kurma ve
şirketlere iştirak etme yetkilerinin Cumhurbaşkanı iznine bağlanmasını söz
konusu kavramların oluşturduğu kuramsal zemin üzerinden değerlendirmektedir.
Yerinden Yönetim ve Yerel Özerklik
Yerinden yönetim ilkesi, kamu hizmetlerinin halka en yakın yönetsel
birimler tarafından yürütülmesini esas alır ve demokratik yönetim anlayışının
temel unsurlarından biri olarak kabul edilir. Yerel özerklik ise bu ilkenin
kurumsal ifadesi olup, yerel yönetimlerin kendi sorumluluk alanları içinde
karar alma özgürlüğüne, örgütlenme yeteneğine ve yönetsel araç seçme
özgürlüğüne sahip olmasını gerektirir. Bu bağlamda yerel özerklik, yalnızca
görevlerin yerel yönetimlere devredilmesini değil, bu görevlerin nasıl yerine
getirileceğine ilişkin takdir yetkisinin de yerel düzeyde kullanılmasını ifade
eder. Yerel yönetimlerin şirket kurma ve şirketlere iştirak etme yetkileri, bu
takdir yetkisinin araçsal görünümünü oluşturur. Kamu hizmetlerinin doğrudan
yönetim eliyle değil, şirketler veya benzeri iktisadi teşekküller aracılığıyla
yürütülmesi, çağdaş yerel yönetim uygulamalarında yaygın olarak başvurulan bir
yöntemdir. Bu nedenle şirketleşme ve iştirak yetkileri, yerel özerkliğin
ikincil bir unsuru değil, işlevsel boyutunun tamamlayıcı parçası olarak
değerlendirilmelidir.
Yönetsel Vasilik Kavramı ve Sınırları
Yönetsel vasilik, merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerindeki sınırlı
denetim yetkisini ifade eder ve tekil (üniter) devlet yapısının bir gereği
olarak kabul edilir. Bununla birlikte vasilik yetkisi, yerel yönetimlerin
hiyerarşik olarak merkeze bağlı olduğu anlamına gelmez. Kuramsal olarak yönetsel
vasilik, olağan dışı, kanunla açıkça belirlenmiş ve ağırlıklı olarak hukuka
uygunluk denetimiyle sınırlı bir müdahale biçimi olarak tanımlanır. Yerel
yönetim yazınında vasilik yetkisinin sınırlarını aşan düzenlemeler, yerel
özerkliğin zedelenmesi veya işlevsiz duruma gelmesi riskini doğurur. Özellikle
yerel yönetimlerin karar alma süreçlerinin genel ve sürekli bir ön izne
bağlanması, vasilik denetiminin yerindelik denetimine dönüşmesi olarak kabul
edilmektedir. Bu tür düzenlemeler, yerel yönetimlerin kendi sorumlulukları
altında karar alma yeteneğini ortadan kaldırabilmektedir.
Araçsal (İşlevsel) Özerklik Kavramı
Kuramsal çerçevenin üçüncü ayağını, yerel özerkliğin araçsal veya işlevsel
boyutu oluşturmaktadır. Araçsal özerklik, yerel yönetimlerin kendilerine
verilen görevleri yerine getirirken hangi yönetsel, mali ve örgütsel araçları
kullanacaklarına özgürce karar verebilmelerini ifade eder. Bu bağlamda,
yetkilerin tanınması kadar bu yetkilerin nasıl kullanılacağına ilişkin özgürlük
de önem taşır. Belediyelerin şirket kurma, şirketlere iştirak etme veya
kooperatiflere ortak olma yetkileri, araçsal özerkliğin somut görünümlerindendir.
Bu yetkilerin genel ve önleyici bir izin mekanizmasına bağlı kılınması, yerel
yönetimlerin görevlerini yerine getirirken kullanabilecekleri araçların merkezi
yönetim tarafından belirlenmesi sonucunu doğurur. Kuramsal olarak bu durum,
yerel özerkliğin varlığını korusa dahi, içeriğinin boşaltılması riskini
beraberinde getirir.
Kuramsal Çerçevenin Çalışmaya Katkısı
Bu çalışma, yukarıda ortaya konulan kuramsal çerçeve ışığında,
belediyelerin şirketleşme ve iştirak yetkilerine getirilen sınırlamayı,
yalnızca yetki devri veya denetim sorunu olarak değil, yerel özerkliğin araçsal
boyutunu etkileyen yapısal bir müdahale olarak ele almaktadır. Bu çerçeve,
düzenlemenin Anayasa ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı bakımından
değerlendirilmesinde temel referans noktalarını oluşturmaktadır.
YASAL ÇERÇEVE
Belediyelerin şirket kurma ve şirketlere iştirak etme yetkileri, Türk
hukukunda birden fazla normatif kaynağa dayanmaktadır. Bu yetkilerin kapsamı ve
sınırları, başta Anayasa olmak üzere belediye mevzuatı, kamu iktisadi
teşebbüslerine ilişkin düzenlemeler ve son olarak 4046 sayılı Özelleştirme
Uygulamaları Hakkında Kanun çerçevesinde şekillenmektedir. İncelenen yasal
değişikliğin hukuksal niteliğinin doğru değerlendirilebilmesi için, söz konusu
düzenlemelerin sistemli bütünlük içinde ele alınması gerekmektedir.
Anayasal Çerçeve
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 127. maddesi, yerel yönetimleri “il,
belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere
kurulan ve karar organları seçmenler tarafından seçilen kamu tüzel kişileri”
olarak tanımlamaktadır. Aynı maddede, merkezi yönetimin yerel yönetimler
üzerindeki yönetsel vasilik yetkisinin kapsamı da belirlenmiş ve bu yetkinin,
yerel hizmetlerin yönetimin bütünlüğü içinde yürütülmesi ve kamu görevlerinde
birlik sağlanması amacıyla kullanılabileceği ifade edilmiştir. Anayasal
düzenleme, yerel yönetimlere tanınan özerkliği mutlak bir serbestlik olarak
değil, yönetsel vasilik le dengelenmiş bir yerinden yönetim modeli olarak
öngörmektedir. Bu çerçevede belediyelerin şirket kurma ve iştirak etme
yetkileri, Anayasa’da açıkça düzenlenmemiş olmakla birlikte, yerel ortak gereksinmelerin
karşılanmasına yönelik araçlar kapsamında dolaylı olarak anayasal koruma alanı
içinde değerlendirilmektedir.
Belediye Mevzuatı ve Şirketleşme Yetkisi
5393 sayılı Belediye Kanunu, belediyelere görev ve yetkileri çerçevesinde
şirket kurma ve şirketlere iştirak etme olanağı tanımaktadır. Kanun’un ilgili
hükümleri uyarınca belediyeler, görev alanlarıyla sınırlı olmak kaydıyla ve
belediye meclisinin kararıyla, kamu hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla şirket
kurabilmekte veya mevcut şirketlere ortak olabilmektedir. Bu düzenleme,
belediye meclisini şirketleşme ve iştirak kararlarının asli karar organı olarak
konumlandırmaktadır. Belediye şirketleri, her ne kadar özel hukuk hükümlerine bağlı
olmakla birlikte, kuruluş amaçları ve kamu kaynağı kullanımı nedeniyle kamu
hukuku ile yakın bir ilişki içinde etkinlik göstermektedir. Bu nedenle belediye
şirketlerine ilişkin düzenlemeler hem yerel yönetimlerin özerkliği hem de kamu
kaynaklarının korunması bakımından duyarlı bir dengeyi gerektirmektedir.
4046 Sayılı Kanun ve Özelleştirme Hukuku Bağlamı
4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun, esas itibarıyla
kamuya ait iktisadi varlıkların özelleştirilmesine ilişkin usul ve esasları
düzenlemektedir. Kanun’un 26. maddesi, kamu yönetimlerinin şirket kurma ve
sermaye katılımına ilişkin sınırlamalar getiren hükümler içermektedir.
İncelenen düzenleme ile bu maddenin dördüncü fıkrası değiştirilmiş ve yerel yönetimlerin
ve bunlara bağlı kuruluşların şirket kurma, şirketlere iştirak etme ve her
türlü pay edinimi işlemleri Cumhurbaşkanı iznine bağlı kılınmıştır. Bu
değişiklikle birlikte, belediyelerin şirketleşme ve iştirak yetkileri, klasik
belediye mevzuatı çerçevesinden çıkarılarak, özelleştirme hukukunun merkezi ve
izin temelli mantığı içine alınmıştır. Böylece yerel yönetimlerin iktisadi etkinliklerine
ilişkin karar süreçlerinde merkezi yürütme organının rolü belirgin biçimde
artırılmıştır.
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ve Türkiye’nin
Çekinceleri
Türkiye’nin 1988 yılında imzalayıp 1992 yılında yürürlüğe koyduğu Avrupa
Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, yerel yönetimlerin özerkliğine ilişkin
uluslararası asgari ölçünleri belirlemektedir. Şart, Anayasa’nın 90. maddesi
uyarınca usulüne uygun şekilde yürürlüğe girmiş bir uluslararası sözleşme
olarak, iç hukukta kanun hükmündedir. Bu yönüyle Şart, yerel yönetimlere
ilişkin yasal düzenlemelerin değerlendirilmesinde dikkate alınması gereken
bağlayıcı bir normatif çerçeve sunmaktadır.
Şart’ın 3. maddesinde yerel özerklik, “yerel makamların, kanunlarla
belirlenen sınırlar içinde, kamu işlerinin önemli bir bölümünü kendi
sorumlulukları altında ve yerel halkın yararına düzenleme ve yönetme hakkı ve
yeteneği” olarak tanımlanmaktadır. Aynı maddede, bu hakkın yerel makamların
seçilmiş organları tarafından kullanılacağı vurgulanmaktadır. Bu tanım, yerel
özerkliğin yalnızca görevlerin devrini değil, bu görevlerin yerine
getirilmesinde karar alma ve araç seçme özgürlüğünü de içerdiğini göstermektedir.
Şart’ın 4. maddesi, yerel yönetimlerin yetkilerinin kapsamına ve
kullanımına ilişkin temel ilkeleri düzenlemektedir. Maddenin özellikle üçüncü
ve dördüncü fıkralarında, kamu sorumluluklarının halka en yakın makamlar
tarafından kullanılması gerektiği ve yerel makamların kendilerine verilen
yetkileri, kanunla belirlenen sınırlar içinde serbestçe kullanabilmeleri
gerektiği belirtilmektedir. Bu hükümler, yerel yönetimlerin hizmet sunumunda
kullanacakları örgütsel ve mali araçların seçiminde takdir yetkisine sahip
olmalarını öngörmektedir.
Yönetsel vasiliğe ilişkin düzenleme ise Şart’ın 8. maddesinde yer
almaktadır. Buna göre, yerel makamlar üzerindeki yönetsel denetim, kural olarak
yalnızca hukuka uygunluk denetimi ile sınırlı olmalı ve yerindelik denetimi ise
ancak kanunla açıkça öngörülen ve olağan dışı durumlarda olanaklı olmalıdır.
Ayrıca denetimin kapsam ve yoğunluğunun korunmak istenen çıkarla orantılı
olması gerektiği ifade edilmektedir.
Türkiye, Şart’ı onaylarken bazı maddelere çekince koymuştur. Bu çekinceler,
ağırlıklı olarak yerel yönetimlerin mali özerkliği, personel rejimi ve merkezi yönetimin
denetim yetkileriyle ilişkilidir. Bununla birlikte Türkiye, Şart’ın yerel
özerkliğin tanımını içeren 3. maddesine ve yönetsel denetimin sınırlarını
belirleyen 8. maddesine çekince koymamıştır. Dolayısıyla yerel yönetimlerin
karar alma özgürlüğü ve yönetsel vasiliğin sınırlandırılması ilkeleri Türkiye
bakımından bağlayıcılığını korumaktadır.
Bu çerçevede Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, belediyelerin şirket
kurma ve şirketlere iştirak etme yetkilerinin değerlendirilmesinde, yalnızca
genel bir ilke metni değil, Türkiye’nin taraf olduğu ve iç hukukta geçerli olan
bir normatif referans olarak önem taşımaktadır. İncelenen yasal düzenlemenin,
Şart’ın öngördüğü yerel özerklik ve yönetsel denetim ölçünleriyle uyumu
çalışmanın ilerleyen bölümlerinde ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
Yeni Düzenlemenin Hukuksal Konumu
4046 sayılı Kanun’da yapılan değişiklik, belediyelerin şirket kurma ve
iştirak etme yetkilerini tümüyle ortadan kaldırmamakta, ancak bu yetkilerin
kullanılmasını Cumhurbaşkanının ön iznine bağlamaktadır. Bu yönüyle düzenleme,
belediyelerin söz konusu yetkilerini şartlı ve izinli bir yetki durumuna
getirmektedir. Yasal çerçeve bakımından bu durum, belediyelerin yerel karar
organları tarafından alınan kararların, merkezi yönetim tarafından önceden
denetlenmesini öngören bir mekanizmanın kurulması anlamına gelmektedir. Bu
mekanizmanın, yönetsel vasilik sınırları içinde kalıp kalmadığı ve yerel
özerklik üzerindeki etkileri, çalışmanın ilerleyen bölümlerinde anayasal ve
uluslararası hukuk ölçütleri ışığında ayrıca ele alınacaktır.
YAZIN TARAMASI
Yerel yönetimlerin özerkliği, yönetsel vasilik ve merkezi yönetimin denetim
yetkileri, Türk anayasa hukuku ve yönetim hukuku yazınında uzun süredir
tartışılan konular arasında yer almaktadır. Bu tartışmalar, özellikle yerel
yönetimlerin karar alma özgürlüğünün kapsamı ve merkezi yönetimin müdahale
sınırları ekseninde yoğunlaşmaktadır. İncelenen yasal düzenleme, bu klasik
tartışmaları güncel bir normatif müdahale bağlamında yeniden gündeme
getirmektedir.
Türk Hukuk Yazınında Yerel Özerklik ve Yönetsel Vasilik
Türk hukuk yazınında yerel özerklik, çoğunlukla Anayasa’nın 127. maddesi
çerçevesinde ele alınmakta ve yerel yönetimlerin özerkliğinin mutlak olmadığı, yönetsel
vasilik ile dengelendiği vurgulanmaktadır. Ancak öğretide egemen görüş, yönetsel
vasiliğin olağan dışı, kanunla açıkça düzenlenmiş ve ağırlıklı olarak hukuka
uygunluk denetimiyle sınırlı olması gerektiği yönündedir. Yerindelik
denetiminin ise anayasal sistem içinde sınırlı ve olağan dışı bir alan olduğu
kabul edilmektedir. Bu çerçevede bazı yazarlar, merkezi yönetimin önleyici izin
mekanizmaları yoluyla yerel yönetimlerin karar süreçlerine sürekli
müdahalesinin, yerel özerkliği işlevsiz duruma getirebileceğini ileri
sürmektedir. Özellikle belediye meclislerinin takdir yetkisini ortadan kaldıran
veya bu yetkiyi merkezi yönetimin onayına bağlayan düzenlemelerin yönetsel vasilik
sınırlarını zorladığı öğretide sıkça dile getirilmektedir.
Belediye Şirketleri ve Araçsal Özerklik Tartışmaları
Belediyelerin şirket kurma ve şirketlere iştirak etme yetkileri, Türk yönetim
hukuku yazınında görece daha sınırlı fakat giderek artan bir ilgiyle ele
alınmaktadır. Bu alandaki çalışmalar, belediye şirketlerini bir yandan kamu
hizmetlerinin etkili yürütülmesi bakımından esnek araçlar olarak
değerlendirirken, diğer yandan kamu kaynağının kullanımı ve denetimi açısından
riskli alanlar olarak görmektedir. Öğretide yaygın kabul gören yaklaşım,
belediye şirketlerinin yerel yönetimlerin araçsal veya işlevsel özerkliğinin
bir uzantısı olduğu yönündedir. Buna göre, yerel yönetimlere görev yüklemek
yeterli değildir ve bu görevlerin hangi örgütsel ve mali araçlarla yerine
getirileceğine karar verme yetkisi de yerel düzeyde kalmalıdır. Bu bağlamda
şirketleşme ve iştirak yetkilerinin genel ve önleyici izin rejimlerine bağlı
kılınması araçsal özerkliğin sınırlandırılması olarak değerlendirilmektedir.
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı Üzerine Yazın
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı gerek Türk hukuk yazınında gerekse
karşılaştırmalı çalışmalarda yerel özerkliğin asgari ölçünlerini belirleyen
temel bir referans metin olarak ele alınmaktadır. Yazında özellikle Şart’ın 3.
ve 8. maddeleri üzerinde durulmakta ve yerel yönetimlerin karar alma özgürlüğü
ile yönetsel denetimin sınırları arasındaki denge tartışılmaktadır. Öğretide
baskın görüş, Şart’ın yönetsel denetimi kural olarak hukuka uygunlukla
sınırladığı ve önleyici, genel izin mekanizmalarına uzak durduğu yönündedir.
Türkiye’nin Şart’a koyduğu çekincelerin ise bu temel yaklaşımı tümüyle ortadan
kaldırmadığı ve özellikle 3. ve 8. maddeler bakımından bağlayıcılığın devam
ettiği vurgulanmaktadır. Bu nedenle merkezi yönetimin yerel yönetimlerin araç
seçimine sistemli biçimde müdahale eden düzenlemelerinin Şart’la uyumu yazında
eleştirel biçimde değerlendirilmektedir.
Yazındaki Boşluk ve Çalışmanın Katkısı
Mevcut yazın, yerel özerklik, yönetsel vasilik ve belediye şirketleri
konularını genellikle ayrı ayrı ele almakta ve şirketleşme ve iştirak
yetkilerinin merkezi yürütme organının ön iznine bağlanmasının anayasal ve
uluslararası hukuk bakımından birlikte değerlendirilmesine sınırlı ölçüde yer
vermektedir. Özellikle 4046 sayılı Kanun’da yapılan son değişiklik bağlamında, ‘gerekçe–norm’
ilişkisini ve ön izin rejiminin yapısal etkilerini bütüncül biçimde ele alan
çalışmalar henüz yeterince gelişmemiştir. Bu çalışma, söz konusu boşluğu
doldurmayı amaçlamakta ve belediyelerin şirket kurma ve iştirak etme
yetkilerine getirilen sınırlamayı Anayasa’nın 127. maddesi ile Avrupa Yerel
Yönetimler Özerklik Şartı’nı birlikte dikkate alan bir çözümleme ile
değerlendirmektedir. Bu yönüyle çalışma, yerel özerkliğin araçsal boyutuna
odaklanan normatif bir katkı sunmayı hedeflemektedir.
ÇÖZÜMLEME
Ön izin rejimi, yerel yönetimlerin kendi yetki alanlarına giren bir konuda
karar almadan önce merkezi yönetimin takdirine bağlı kılınmasıdır ve bu yönüyle
klasik vasilik denetiminden ayrılır.
Anayasa’nın 127. Maddesi Çerçevesinde Ön İzin Rejiminin
Değerlendirilmesi
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 127. maddesi, yerel yönetimleri ortak
yerel gereksinmeleri karşılamak üzere kurulan ve karar organları seçimle oluşan
kamu tüzel kişileri olarak tanımlamaktadır. Aynı maddede merkezi yönetimin
yerel yönetimler üzerindeki yönetsel vasilik yetkisi kabul edilmekle birlikte
bu yetkinin amacı ve sınırları açıkça belirlenmiştir. Buna göre yönetsel vasilik,
yerel hizmetlerin yönetimin bütünlüğü içinde yürütülmesi, kamu görevlerinde
birlik sağlanması ve kamu yararının korunması amacıyla kullanılabilecek olağan
dışı bir denetim mekanizmasıdır.
Anayasa’nın 127. maddesinden çıkan temel ilke, yerel yönetimlerin merkezi yönetime
hiyerarşik olarak bağlı olmadığı, buna karşılık sınırlı bir vasilik denetimine bağlı
olduklarıdır. Bu çerçevede yönetsel vasilik, yerel yönetimlerin kararlarını
önceden belirleyen veya onların yerine geçen bir yetki değil, alınan kararların
hukuka uygunluğunu denetlemeye yönelik ikincil bir müdahale biçimi olarak
anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi içtihadında da yönetsel vasiliğin, yerel
özerkliği ortadan kaldıracak veya işlevsiz kılacak biçimde genişletilemeyeceği
vurgulanmaktadır.
Belediyelerin şirket kurma ve şirketlere iştirak etme yetkilerinin tümünün
Cumhurbaşkanı iznine bağlanması, bu anayasal çerçeve bakımından özel bir önem
taşımaktadır. Zira söz konusu düzenleme, belirli bir işlem veya olağan dışı bir
durum için değil, belediyelerin şirketleşme ve iştirak alanındaki bütün
kararlarını kapsayan genel ve önleyici bir izin rejimi öngörmektedir. Bu durum,
yönetsel vasiliğin klasik denetim anlayışından uzaklaşarak, yerel karar
süreçlerine doğrudan etki eden bir mekanizmaya dönüşmesi riskini beraberinde
getirmektedir.
Ön izin rejiminin kapsamının bu denli geniş tutulması, belediye
meclislerinin yerel hizmetlerin yürütülmesine ilişkin araç seçme yetkisini
sınırlandırmakta ve yerel yönetimlerin karar alma sürecini merkezi yürütme
organının takdirine bağımlı kılmaktadır. Bu bağlamda düzenlemenin, yönetsel vasiliğin
hukuka uygunluk denetimiyle sınırlı kalması gerektiği yönündeki anayasal
ilkeyle ne ölçüde bağdaştığı tartışmaya açıktır.
Dolayısıyla Anayasa’nın 127. maddesi açısından temel sorun, düzenlemenin
yerel yönetimlerin şirket kurma ve iştirak etme yetkisini tümüyle ortadan
kaldırıp kaldırmadığı değil, bu yetkinin kullanılmasını sürekli ve genel bir ön
izne tabi kılarak yerel özerkliğin anayasal güvencesini zayıflatıp
zayıflatmadığıdır. Bu sorunun yanıtı, düzenlemenin yönetsel vasilik sınırları
içinde kalıp kalmadığının belirlenmesi bakımından belirleyici niteliktedir.
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın 8. Maddesi
Işığında Yönetsel Denetimin Niteliği
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın 8. maddesi, yerel yönetimler
üzerindeki yönetsel denetimin kapsam ve sınırlarını açık biçimde
düzenlemektedir. Maddenin birinci fıkrasına göre, yerel makamlar üzerindeki yönetsel
denetim, kural olarak yalnızca hukuka uygunluk denetimi ile sınırlıdır.
Yerindelik denetimi ise ancak kanunla açıkça öngörülmüş olması ve olağan dışı
nitelik taşıması durumunda olanaklı kabul edilmektedir.
Şart’ın 8. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları, denetimin ölçülülük
ilkesine uygun olması gerektiğini vurgulamaktadır. Buna göre yönetsel denetimin
kapsamı ve yoğunluğu, korunmak istenen kamu yararıyla orantılı olmalı ve yerel
makamların takdir yetkisini anlamsız kılacak bir müdahaleye dönüşmemelidir. Bu
hükümler, yönetsel denetimin yerel özerkliği sınırlayan değil, onu dengeleyen
bir mekanizma olması gerektiği anlayışına dayanmaktadır.
Türkiye, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı onaylarken 8. maddeye
çekince koymamıştır. Bu durum, yerel yönetimler üzerindeki yönetsel denetimin
hukuka uygunlukla sınırlı olması ve önleyici nitelik taşımaması gerektiği
ilkesinin Türkiye bakımından bağlayıcı olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla
belediyelerin şirket kurma ve iştirak etme yetkilerinin değerlendirilmesinde,
Şart’ın 8. maddesi önemli bir normatif referans noktası oluşturmaktadır.
İncelenen yasal düzenleme, belediyelerin şirket ve kooperatif edinimine
ilişkin kararlarını, herhangi bir hukuka aykırılık saptaması aranmaksızın
Cumhurbaşkanının ön iznine bağlamaktadır. Bu yönüyle düzenleme, yerel
yönetimlerin somut işlem ve kararlarının sonradan denetlenmesini değil, karar
alma yetkisinin kullanılmasını önceden ve genel olarak sınırlamayı
hedeflemektedir. Şart’ın 8. maddesi bakımından bu tür bir mekanizmanın, hukuka
uygunluk denetimi sınırlarını aşarak yerindelik denetimine yaklaşan bir nitelik
taşıdığı ileri sürülebilir.
Ayrıca ön izin rejiminin, belediyelerin görev alanı içinde kalan ve kamu
hizmetiyle doğrudan bağlantılı şirketleşme kararlarını da kapsaması, denetimin
ölçülülüğü açısından da tartışmalıdır. Şart’ın öngördüğü denge anlayışı,
merkezi yönetimin yerel yönetimlerin tüm araç tercihlerine sistemli biçimde
müdahale etmesini değil, olağan dışı ve somut risklere dayalı bir denetimi esas
almaktadır.
Bu çerçevede Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın 8. maddesi,
incelenen düzenlemenin yalnızca ulusal anayasal ilkeler bakımından değil,
Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası yükümlülükler açısından da
değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Düzenlemenin Şart’ın öngördüğü yönetsel
denetim ölçünleriyle ne ölçüde uyumlu olduğu, yerel özerkliğin korunması
bakımından merkezi bir tartışma alanı oluşturmaktadır.
‘Gerekçe–Norm’ Orantısızlığı ve Ön İzin Rejiminin Yapısal
Sonuçları
İncelenen yasal düzenlemenin gerekçesi ile normatif içeriği arasındaki
ilişki, düzenlemenin anayasal ve uluslararası hukuk bakımından
değerlendirilmesinde merkezi bir öneme sahiptir. Zira kanun koyucunun ortaya
koyduğu gerekçeler, getirilen sınırlamaların amacını, kapsamını ve ölçüsünü
anlamada temel referans noktası oluşturmaktadır. Bu bağlamda, gerekçede dile
getirilen sorun alanları ile düzenlemenin öngördüğü genel ve önleyici izin
rejimi arasındaki uyum ve orantı, ayrıca incelenmeye gereksinim duymaktadır.
Kanun gerekçesinde, yerel yönetimlerin dolaylı veya bedelsiz (hibe yoluyla)
şirket edinimine ilişkin hükümlerin yeterince açık olmamasının uygulamada
aksaklıklara yol açtığı belirtilmektedir. Gerekçeye göre bu belirsizlik,
belediyelerin görev alanı dışında kalan veya mali açıdan yetersiz ve riskli
şirketlere kamu kaynağı aktarmasına neden olabilmekte ve bu durum da denetimin
zayıfladığı bir alan yaratmaktadır. Dolayısıyla kanun koyucunun temel kaygısı,
belirli türdeki şirket edinimlerinin ve dolaylı işlemlerin denetim dışı kalması
olarak ortaya konulmaktadır.
Buna karşılık düzenlemenin normatif içeriği, gerekçede işaret edilen
sınırlı sorun alanını aşan bir kapsam öngörmektedir. Değiştirilen hüküm,
yalnızca dolaylı veya bedelsiz şirket edinimlerini değil, yerel yönetimlerin ve
bunlara bağlı kuruluşların her türlü şirket ve kooperatif kurma, sermaye
katılımı ve ortaklık işlemini istisnasız biçimde Cumhurbaşkanının iznine tabi
kılmaktadır. Bu yönüyle norm, gerekçede belirtilen belirsizlikleri gidermenin
ötesine geçerek, belediyelerin şirketleşme ve iştirak alanındaki tüm takdir
yetkisini kapsayan genel bir denetim mekanizması oluşturmaktadır.
Bu durum, gerekçe ile norm arasında amaç–araç uyumu ve ölçülülük bakımından
bir orantısızlık bulunduğu izlenimini doğurmaktadır. Hedef, belirli riskli
işlemlerin denetim altına alınması ise, bu amaca daha dar, somut ve hedeflenmiş
araçlarla ulaşılması olanaklı iken, tüm şirketleşme ve iştirak kararlarının
önceden izne bağlanması yerel yönetimlerin araçsal özerkliğini geniş ölçüde
sınırlayan bir sonuç doğurmaktadır. Normun bu genişliği, gerekçede belirtilen
sorunlarla birebir ilişkilendirilememektedir.
Ön izin rejiminin yapısal sonuçları da bu noktada önem kazanmaktadır.
Belediyelerin şirket kurma ve iştirak etme kararlarının, yerel meclislerin
takdir alanından çıkarılarak merkezi yürütme organının onayına bağlanması,
yerel yönetimlerin karar alma süreçlerinde sistemli bir bağımlılık ilişkisi
yaratmaktadır. Bu mekanizma, yalnızca hukuka aykırı veya riskli işlemleri
engellemeyi değil, yerel yönetimlerin hizmet sunumunda kullanacakları araçların
seçiminde merkezi yönetimin belirleyici duruma gelmesini beraberinde
getirmektedir.
Bu tür bir önleyici izin rejimi, yönetsel vasiliğin klasik denetim
mantığından farklı olarak, yerel yönetimlerin henüz alınmamış kararları
üzerinde sürekli bir filtre işlevi görmektedir. Yapısal düzeyde bu durum, yerel
özerkliğin hukuken tanınmaya devam ettiği, ancak uygulamada daraltıldığı bir
yönetişim modeline işaret etmektedir. Yerel yönetimlerin sorumluluk alanları
korunurken, bu alanlarda hangi araçların kullanılabileceğine ilişkin takdir
yetkisinin merkezileştirilmesi, yerinden yönetim ilkesinin içeriğini zayıflatma
gizil gücü taşımaktadır.
Sonuç olarak, gerekçede ifade edilen denetim ve belirsizlik sorunları ile
düzenlemenin öngördüğü genel ve önleyici izin rejimi arasında açık bir ölçü ve
kapsam uyumsuzluğu bulunmaktadır. Bu uyumsuzluk, düzenlemenin yalnızca teknik
bir denetim iyileştirmesi olarak değil, yerel yönetimlerin şirketleşme ve
iştirak siyasalarını yapısal biçimde yeniden tanımlayan bir müdahale olarak
değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu yapısal etki, çalışmanın sonuç
bölümünde Anayasa ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ışığında bütüncül
olarak ele alınacaktır.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Bu çalışma, belediyelerin şirket kurma ve şirketlere iştirak etme
yetkilerinin Cumhurbaşkanı iznine bağlanmasını öngören yasal düzenlemeyi,
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 127. maddesi ile Avrupa Yerel Yönetimler
Özerklik Şartı çerçevesinde değerlendirmiştir. İnceleme sonucunda ulaşılan
bulgular, düzenlemenin hem anayasal düzeyde hem de Türkiye’nin taraf olduğu
uluslararası yükümlülükler bakımından ciddi hukuksal sorunlar içerdiğini ortaya
koymaktadır.
Anayasa Bakımından Değerlendirme
Anayasa’nın 127. maddesi, yerel yönetimlere yerel ortak gereksinmelerin
karşılanması amacıyla karar alma ve bu kararları yaşama geçirecek araçları
seçme yetkisi tanımakta ve merkezi yönetimin denetimini ise yönetsel vasilik ile
sınırlamaktadır. Yönetsel vasilik, anayasal sistem içinde yerel yönetimlerin
karar alma süreçlerini önceden belirleyen veya bu süreçleri sürekli bir izne
bağlayan bir mekanizma olarak değil, olağan dışı ve sonradan yapılan bir hukuka
uygunluk denetimi olarak öngörülmüştür. Bu çerçevede, belediyelerin şirket
kurma ve iştirak etme yetkilerinin tamamının, herhangi bir somut hukuka
aykırılık veya olağan dışı durum aranmaksızın Cumhurbaşkanı iznine bağlı
kılınması, yönetsel vasiliğin anayasal sınırlarını aşmaktadır. Düzenleme, yerel
yönetimlerin şirketleşme ve iştirak alanındaki tüm kararlarını genel ve sürekli
bir ön izne bağlayarak, yerel karar organlarının takdir yetkisini ortadan
kaldırmaktadır. Bu nedenle söz konusu düzenleme, yönetsel vasiliğin yerindelik
denetimine dönüşmesi sonucunu doğurmakta ve yerel özerkliğin anayasal
güvencesini zayıflatmaktadır. Bu yönüyle düzenlemenin, Anayasa’nın 127.
maddesiyle bağdaşmadığı ve anayasal aykırılık sorunu doğurduğu sonucuna
varılmaktadır.
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı Bakımından
Değerlendirme
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın 3. maddesi, yerel yönetimlerin
kamu işlerinin önemli bir bölümünü kendi sorumlulukları altında ve serbestçe
düzenleme hakkını tanımlamakta ve 8. maddesi ise yönetsel denetimin kural
olarak hukuka uygunlukla sınırlı olması gerektiğini açıkça hükme bağlamaktadır.
Türkiye, bu maddelere çekince koymamış olup, söz konusu hükümler Türkiye
bakımından bağlayıcıdır. İncelenen düzenleme, belediyelerin şirket kurma ve
iştirak etme kararlarını, henüz alınmadan önce merkezi yürütme organının iznine
bağlı kılarak, Şart’ın öngördüğü denetim modelinden açık biçimde ayrılmaktadır.
Bu durum, yönetsel denetimin önleyici, genel ve sürekli bir mekanizma durumuna
gelmesi sonucunu doğurmakta ve yerel yönetimlerin araçsal özerkliğini
anlamsızlaştırmaktadır. Şart bakımından yönetsel denetimin kabul
edilebilirliği, yalnızca hukuka uygunluk denetimiyle sınırlı olması ve
ölçülülük ilkesine uygunluğu koşuluna bağlıdır. Belediyelerin görev alanı
içinde kalan ve kamu hizmetiyle doğrudan bağlantılı şirketleşme kararlarının
dahi ön izne bağlı kılınması, bu ölçütlerle bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla
düzenleme, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın 3. ve 8. maddeleriyle
uyumlu değildir.
Genel Sonuç
Sonuç olarak, belediyelerin şirket kurma ve iştirak etme yetkilerinin
Cumhurbaşkanı iznine bağlanması, gerek Anayasa’nın 127. maddesi gerekse Avrupa
Yerel Yönetimler Özerklik Şartı çerçevesinde yerel özerkliğin sınırlarını aşan
bir müdahale niteliği taşımaktadır. Kanun gerekçesinde ileri sürülen denetim ve
belirsizlik sorunları, bu denli geniş ve önleyici bir izin rejimini
meşrulaştırmaya yeterli değildir. Bu bağlamda düzenleme, yerel yönetimlerin
şirketleşme ve iştirak yetkilerini disiplin altına alan dar kapsamlı bir teknik
düzenleme olarak değil, yerel özerkliğin araçsal boyutunu yapısal biçimde
daraltan, anayasal ve uluslararası hukukla uyumu sorunlu bir normatif müdahale
olarak değerlendirilmelidir. Bu yönleriyle düzenleme, yerel yönetimlerin
yetkilerini tümüyle ortadan kaldırmamakla birlikte, bu yetkilerin
kullanılmasını merkezi yürütmenin takdirine bağlı kılarak yerel özerkliği
biçimsel düzeyde koruyan, fakat içeriksel olarak daraltan bir vasilik modeline
işaret etmektedir.
Kaynakça
Avrupa Konseyi. (1985). Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı. Strasbourg.
Gözler, K. (2019). İdare hukuku (Cilt I). Bursa: Ekin Yayınları.
Günday, M. (2022). İdare hukuku (11. bs.). Ankara: İmaj Yayınevi.
Özbudun, E. (2021). Türk anayasa hukuku (17. bs.). Ankara: Yetkin
Yayınları.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası. (1982).
4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun. (1994).
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder