Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

9 Aralık 2025 Salı

 

Türkiye’nin Küresel Akademik Özgürlük Endeksi İçindeki Göreli Konumu

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

 

 

Öz

Bu çalışma, Academic Freedom Index (AFI) 2025 yılı raporu verileri ışığında Türkiye’de akademik özgürlüğün 2010–2025 dönemindeki seyrini incelemektedir. Çalışma, akademik özgürlüğün normatif bir ilke olmanın ötesinde, ölçülebilir ve karşılaştırılabilir bir olgu olarak ele alınmasının önemini vurgulamaktadır. AFI’nin beş temel boyutu üzerinden yapılan çözümleme, Türkiye’de akademik özgürlüklerin 2013 sonrasında kademeli, 2016 sonrasında ise yapısal ve kalıcı bir biçimde gerilediğini ortaya koymaktadır. Bulgular, akademik alandaki daralmanın geçici siyasal krizlerin sonucu olmadığını ve aksine kurumsallaşmış bir otoriterleşme sürecinin parçası olduğunu göstermektedir. Çalışma, akademik özgürlüğün sınırlandırılmasının üniversitelerin eleştirel bilgi üretme kapasitesini ve kamusal işlevini ciddi biçimde zayıflattığı sonucuna ulaşmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Akademik özgürlük, Academic Freedom Index, V-Dem, üniversite özerkliği, otoriterleşme, Türkiye

 

Abstract

This study examines the trajectory of academic freedom in Turkey between 2010 and 2025 using data from the Academic Freedom Index (AFI). It conceptualizes academic freedom not merely as a normative principle but as a measurable and comparable empirical phenomenon. Based on an analysis of AFI’s five core dimensions, the study demonstrates that academic freedom in Turkey has experienced a gradual decline after 2013 and a structural and persistent regression following 2016. The findings indicate that this contraction cannot be attributed to temporary political crises but reflects a broader process of institutionalized authoritarianism. The study concludes that the systematic restriction of academic freedom has significantly undermined universities’ capacity for critical knowledge production and their role in the public sphere.

Key Words: Academic freedom, Academic Freedom Index, V-Dem, university autonomy, authoritarianization, Turkey

Giriş: Akademik Özgürlüğün Ölçülmesi ve V-DEM “Academic Freedom Index”

Akademik özgürlük, üniversitelerin eleştirel bilgi üretme, öğretme ve kamusal tartışmaya katkı sunma kapasitesinin temel koşuludur. Ancak bu kavram, hukuksal metinlerde yer almasına karşın siyasal rejimlerin niteliğine bağlı olarak uygulamada büyük farklılıklar gösterebilmektedir. Bu nedenle akademik özgürlüğün yalnızca normatif bir ilke olarak değil, ölçülebilir ve karşılaştırılabilir bir olgu olarak ele alınması giderek daha önemli duruma gelmiştir.

Bu amaçla V-DEM [1] tarafından geliştirilen 2025 “Akademik Özgürlük Endeksi” (Academic Freedom Index, AFI), üniversitelerdeki akademik özgürlük düzeyini sistemli biçimde ölçen ve ülkeler arasında karşılaştırmaya olanak tanıyan en kapsamlı endekslerden biridir. AFI, araştırma ve öğretme özgürlüğü, akademik değişim ve yayım özgürlüğü, kurumsal özerklik, kampüs bütünlüğü ve akademik ve kültürel ifade özgürlüğü olmak üzere beş temel boyut üzerinden akademik alanın siyasal ve yönetsel müdahalelerden ne ölçüde arınmış olduğunu değerlendirmektedir.

Endeks, uzman değerlendirmeleri ve nicel veriler üzerinden oluşturulan göstergeleri istatistiksel bir model aracılığıyla birleştirerek ülkeler için 0 ile 1 arasında değişen bir akademik özgürlük skoru üretmektedir. Yüksek değerler, akademik etkinliklerin anayasal ve uygulamalı güvenceler altında yürütüldüğünü ve düşük değerler ise akademik alanın siyasal denetim, baskı veya oto-sansür mekanizmalarıyla ciddi biçimde sınırlandırıldığını göstermektedir.

Bu çalışmada AFI, Türkiye’de akademik özgürlüğün zamansal ve göreli seyrini ortaya koymak amacıyla çözümleyici bir araç olarak kullanılmaktadır. Özellikle 2010–2025 dönemi verileri üzerinden, akademik özgürlüklerde yaşanan gerilemenin geçici siyasal krizlerin sonucu mu, yoksa yapısal bir otoriterleşme eğiliminin parçası mı olduğu tartışılmaktadır.

AFI 2025 verileri, Türkiye’yi akademik özgürlükler bakımından küresel ölçekte en alt grupta konumlandırmaktadır. Karşılaştırmalı bir çerçeve sunmak amacıyla, endekste yer alan ülkeler arasında en yüksek ve en düşük puanlara sahip örnek ülkeler aşağıda sunulmaktadır.

Akademik Özgürlük Endeksi En Yüksek Ülkeler (≈ İlk Grup)

Norveç: ≈ 0,94

Finlandiya: ≈ 0,93

Almanya: ≈ 0,91

Hollanda: ≈ 0,90

Kanada: ≈ 0,89

Bu ülkeler, akademik ifade özgürlüğü, kurumsal özerklik ve kampüs dokunulmazlığının anayasal ve eylemli güvence altında olduğu ve akademinin siyasal yaklaşım ve endişelerden büyük ölçüde yalıtıldığı sistemleri temsil etmektedir.

Akademik Özgürlük Endeksi En Düşük Ülkeler (≈ Son Grup)

Eritre: ≈ 0,02

Türkmenistan: ≈ 0,04

Kuzey Kore: ≈ 0,05

Myanmar: ≈ 0,08

Türkiye: 0,12

Türkiye’nin 2025 yılı itibarıyla 0,12 puanla bu grupta yer alması, ülkeyi liberal demokrasilerden değil, akademik alanın siyasal denetim altına alındığı otoriter rejimler kategorisinden ayıran deneysel bir göstergedir. Türkiye’nin akademik özgürlükler bakımından konumu, geçici krizlerin ya da istisna oluşturan uygulamaların sonucu değil, sistemli ve kurumsallaşmış bir siyasal tercihin yansımasıdır. Endeksin en alt grubunda yer almak, akademinin eleştirel bilgi üretme kapasitesinin yapısal olarak sınırlandırıldığını ve üniversitelerin kamusal akıl üretme işlevini büyük ölçüde kaybettiğini göstermektedir. [2] AFI 2025 verileri, Türkiye’de akademik özgürlüklerin çok düşük düzeyde olduğunu ve ülkenin otoriter baskı altında bulunan akademik rejimler kategorisinde yer aldığını göstermektedir. 0,12’lik bu değer, Türkiye’yi liberal demokrasilerden (0,85–0,95) kesin biçimde ayırmakta ve akademik özgürlüğün yapısal olarak sınırlandığı ülkeler grubuna yerleştirmektedir.

Türkiye’de Akademik Özgürlük Endeksi Eğilimi: 2010-2025

Türkiye’de akademik özgürlükler 2010–2012 döneminde görece yüksek bir düzeydeyken, 2013 sonrası kademeli, 2016 sonrası ise keskin ve kalıcı bir düşüş göstermiştir. 2025 itibarıyla ulaşılan düzey, endeksin ölçmeye başladığı dönemlerin en düşük düzeylerinden biridir.

2010–2012 - Görece serbest dönem: Akademik özgürlük endeksi orta–yüksek banttadır. Üniversitelerde araştırma, yayın ve uluslararası temaslar büyük ölçüde serbesttir. Siyasal baskılar istisnadır veya seçicidir.

2013–2015 - Kırılma ve gerilim dönemi: Gezi olayları süreci sonrası akademik alan üzerinde siyasal baskılar görünür duruma gelir. Oto-sansür artmaya başlar. Endeks değeri kararlı ve düzenli biçimde düşüşe geçer.

2016–2018 - Yapısal çöküş: Darbe girişimi ve OHAL dönemi kritik kırılma noktasıdır. İhraçlar, kapatılan üniversiteler, pasaport yasakları, rektör atama sistemi temel etmenler olarak ortaya çıkar. AFI’de sert ve ani düşüş yaşanır.

2019–2021 - Düşük düzeyin kurumsallaşması: Açık baskıdan çok yönetsel ve hukuksal denetim öne çıkar. Akademik özgürlükler geri gelmez ve düşük düzey kalıcılaşır.

2022–2023 - Tarihsel dip düzeyi: Endeks verileri Türkiye’yi küresel ölçekte en alt gruba yerleştirir. Akademik ve kültürel ifade özgürlüğü neredeyse işlevsizdir.

2024–2025 - Dipte sınırlı oynamalar: 2025’te AFI ≈ 0,12. Bu artış bir iyileşmeden çok ölçümsel dalgalanma niteliğindedir. Yapısal dönüşüm yoktur.

Kısacası, 2010–2025 döneminde Türkiye’de akademik özgürlükler doğrusal olmayan fakat açık biçimde negatif yönlü bir seyir izlemiştir. 2013 sonrası başlayan gerileme, 2016 sonrasında yapısal ve kalıcı bir nitelik kazanmış ve 2020’li yıllarda akademik özgürlük, hukuksal olarak değil uygulamada sınırlandırılmış bir alan durumuna gelmiştir. 2025 verileri, bu durumun geçici değil, otoriterleşmenin kurumsal bir sonucu olduğunu doğrulamaktadır.

 

Şekil 1. Türkiye’de Akademik Özgürlük Endeksi’nin (AFI) 2010–2025 Dönemindeki Eğilimi 

Şekil 1, AFI’nin yayımladığı yıllık veriler ve raporlanan kırılma noktaları esas alınarak Türkiye’de akademik özgürlüğün uzun dönemli eğilimini göstermektedir. Grafik, mutlak nokta değerlerin tek tek yorumlanmasından ziyade eğilim yönü ve yapısal kırılmaları vurgulamak amacıyla kullanılmıştır.

Merkezileşmiş Üniversite Yönetişimi Altında Akademisyen Davranışları

Bu çalışma, Türkiye’de akademik özgürlüklerin gerilemesini kurumsal ve yönetsel mekanizmalar üzerinden çözümlemektedir. Bu bağlamda, ortaya çıkan yönetişim modelinin yalnızca kurumsal yapıları değil, bu yapılar içinde çalışan bireysel akademisyenlerin davranış kalıplarını da sistemli biçimde etkilediği vurgulanmalıdır. Merkezileşmiş atama rejimi, yukarıya doğru hesap verebilirlik ve yönetsel belirsizliğin kurumsallaşması, akademisyenlerin karar alma ve davranış biçimlerini yeniden şekillendiren başlıca etmenlerdir.

Bu tür yapılarda akademisyen davranışı, çoğu zaman ifade özgürlüğü veya akademik etik ilkelerden çok belirsizlik ortamında geliştirilen bireysel risk yönetimi stratejileri doğrultusunda biçimlenmektedir. Yazında ve alan gözlemlerinde sıklıkla karşılaşılan başlıca davranış kalıpları şu şekilde özetlenebilir:

Birinci grup, oto-sansürcü uyum davranışı sergileyen akademisyenlerden oluşmaktadır. Bu gruptaki bireyler, araştırma konularını daraltmakta, kamusal görünürlükten kaçınmakta ve özellikle siyasal ya da toplumsal duyarlılık içeren başlıklardan uzak durmaktadır. Amaç, açık bir yaptırımla karşılaşmadan akademik varlığı sürdürmektir. Bu davranış biçimi, sistemin açık baskıya gereksinme duymadan işlemesini sağlayan en yaygın uyum mekanizmalarından biridir.

İkinci grup, stratejik sessizlik olarak tanımlanabilecek bir yaklaşım benimsemektedir. Bu akademisyenler bilimsel üretimi sürdürmekle birlikte, ulusal akademik ve kamusal alanla bağlarını zayıflatmakta ve yayın, iş birliği ve görünürlüklerini büyük ölçüde uluslararası alana yöneltmektedir. Bu tutum, akademik alan içinde kalmakla birlikte ülkedeki akademik kamusal hayattan eylemli olarak geri çekilme anlamına gelmektedir. (Sunstein, 2018).

Üçüncü grup, yararcı nitelikli uyumculuk davranışı sergileyen akademisyenleri kapsamaktadır. Bu bireyler, yönetsel görevler üstlenerek ya da yönetsel süreçlerle uyumlu hareket ederek sistem içinde konumlarını güçlendirmeyi tercih etmektedir. Bu strateji, kısa vadede bireysel güvence sağlayabilse de uzun vadede akademik ölçütlerin yönetsel ve siyasal sadakat tarafından gölgelenmesine katkıda bulunmaktadır.

Dördüncü grup, açık direnç gösteren ve eleştirel tutumlarını kamusal ve akademik alanda sürdürmeye çalışan akademisyenlerden oluşmaktadır. Sayısal olarak sınırlı olan bu grup, disiplin soruşturmaları, dışlanma ve akademik göç gibi yüksek maliyetlerle karşı karşıya kalmaktadır. Bu durum, açık direncin sistem içinde sürdürülebilir bir davranış biçimi olmaktan giderek uzaklaştığını göstermektedir.

Beşinci ve son grup ise çıkış stratejisi benimseyen akademisyenlerdir. Ülke dışına akademik göç, akademiden tamamen kopma veya akademik niteliği sınırlı alanlara yönelme bu stratejinin başlıca biçimleridir. Bu durum, akademik sistem açısından görünmez fakat kalıcı bir nitelik kaybına yol açmaktadır.

Bu tipoloji, akademik özgürlüklerin aşınmasının bireysel ahlaksal tercihlerden değil, akademik alanı kuşatan kurumsal ve yönetsel yapıdan kaynaklandığını ortaya koymaktadır. Akademisyen davranışları, açık talimatlara dayalı baskılardan çok, belirsizlik içinde rasyonel hayatta kalma stratejileri olarak şekillenmektedir. Dolayısıyla akademik özgürlüklerdeki gerilemenin sorumluluğu bireysel aktörlerden çok bu davranışları sistemli biçimde üreten yönetişim modelinde aranmalıdır.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, Academic Freedom Index (AFI) verilerine dayanarak Türkiye’de akademik özgürlüğün 2010–2025 dönemindeki eğilimini ortaya koymaktadır. Eğilim grafiği, 2013 sonrasında başlayan bir gerilemenin 2016 sonrasında yapısal bir kırılmaya dönüştüğünü, 2022 sonrasında ise tarihsel olarak düşük düzeylerin kalıcılaştığını göstermektedir. 2020’li yıllarda gözlenen sınırlı dalgalanmalar, reform ya da normalleşme göstergeleri olmaktan çok akademik özgürlüğün uygulamalar yoluyla büyük ölçüde ortadan kaldırıldığı bir yapının düşük düzeyde kararlılık kazandığına işaret etmektedir. Bu tür yapılarda akademisyen davranışı, çoğu zaman ifade özgürlüğü veya akademik etik ilkelerden ziyade, belirsizlik ortamında geliştirilen bireysel risk yönetimi stratejileri doğrultusunda biçimlenmektedir. (North, 1990; Scott, 2014)

Bu bulgular, akademik özgürlüklerdeki gerilemenin tekil aktörlere ya da dönemsel uygulamalara indirgenemeyeceğini göstermektedir. Aksine, gerileme, yürütme gücünün merkezileşmesiyle şekillenen ve üniversiteleri doğrudan siyasal denetime bağlayan bir yönetişim modelinin sonucudur. Rektör atama yetkisinin merkezileştirilmesi, disiplin ve denetim mekanizmalarının genişletilmesi ve yönetsel belirsizliğin kurumsallaştırılması, akademik alan üzerinde doğrudan emirler gerektirmeyen fakat sürekli bir baskı rejimi üretmektedir.

Türkiye’de devlet ve vakıf üniversitelerinin rektörlerinin Cumhurbaşkanı tarafından atanması, üniversite yönetimlerini akademik topluluktan çok yürütmeye karşı sorumlu kılan yapısal bir dönüşümü temsil etmektedir. Bu atama rejimi altında, üniversite yöneticilerinin bağımsız inisiyatif kullanabilme ve akademik özgürlüğü koruyacak kararlar alma kapasiteleri kurumsal olarak ciddi biçimde sınırlandırılmaktadır. Bu durum, üniversite yönetimlerinde yukarıya doğru hesap verebilirliğin baskın duruma gelmesine ve yönetsel düzeyde oto-sansürün kurumsallaşmasına yol açmaktadır.

Benzer biçimde, akademik kadro atamalarının zamanlaması, profilleri ve üniversiteler arası dağılımında gözlenen belirgin benzeşme, personel rejiminin yüksek derecede merkezileştiğine işaret etmektedir. Resmi olarak tanımlanmış bir yapıdan söz etmek güç olsa da uygulamalar akademik kadro planlamasının yerel bilimsel gereksinimlerden çok merkezi öncelikler doğrultusunda eş güdümlü biçimde yürütüldüğünü göstermektedir. Karşılaştırmalı siyaset bilimi yazınında “örtük merkezileşme” ve “eylemli eş güdüm” [3] (North, 1990; Scott, 2014) olarak kavramsallaştırılan bu durum üniversitelerin bilimsel özerkliğini bireysel baskılar yoluyla değil, personel akışını denetleyen yapısal bir tasarım aracılığıyla sınırlandırmaktadır. (Laruelle, 2022).

REFERANSLAR

 

 

Marlene Laruelle (2022) Illiberalism: a conceptual introduction, East European Politics, 38:2, 303-327, DOI: 10.1080/21599165.2022.2037079

North, D. C. (1990). Institutions, Institutional Change and Economic Performance. Cambridge University Press.

Scott, W. R. (2014). Institutions and organizations: Ideas, interests, and identities (4th ed.). Sage.

Sunstein, C. R. (2018). #Republic: Divided Democracy in the Age of Social Media. Princeton University Press.

V-Dem Institute. Academic Freedom Index (AFI). University of Gothenburg & Friedrich-Alexander-Universität Erlangen-Nürnberg; ayrıca Our World in Data derlemeleri.



[1] Academic Freedom Index (AFI), Göteborg Üniversitesi bünyesinde yürütülen Varieties of Democracy (V-Dem) Projesi kapsamında geliştirilmektedir. V-Dem, demokrasi, özgürlükler ve siyasal kurumlar üzerine dünyanın en kapsamlı karşılaştırmalı veri setlerinden birini sunmakta ve uzman değerlendirmelerine dayalı göstergeleri istatistiksel modelleme teknikleriyle birleştirerek ülkelerin siyasal rejim özelliklerini ölçmektedir.

[2] Bu karşılaştırma, Academic Freedom Index’in 2025 yılı sonuçlarına dayalı olarak ülkelerin göreli konumlarını göstermeyi amaçlayan çözümleyici bir çerçevedir. Ülke örnekleri, endeksin üst ve alt uçlarını temsil eden tipik örnekler olarak seçilmiştir.

[3] Bu çalışmada kullanılan “örtük merkezileşme” kavramı, üniversite yönetimi ve akademik personel rejimine ilişkin kararların hukuksal olarak dağınık görünmesine karşın eylemli olarak merkezi düzeyde belirlenen öncelikler doğrultusunda şekillenmesini ifade etmektedir. “Eylemli eş güdüm” ise bu merkezileşmenin yazılı talimatlar ya da resmi kurullar aracılığıyla değil, yönetsel beklentilerin ve olası siyasal tepkilerin öngörülmesine dayalı olarak, üniversiteler arasında benzer karar ve uygulamaların eş zamanlı biçimde ortaya çıkması yoluyla işlemesini tanımlamaktadır. Bu tür mekanizmalar, karşılaştırmalı siyaset bilimi ve yönetişim yazınında örtük ve eylemli denetim biçimleri olarak ele alınmaktadır.

Hiç yorum yok: