Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

6 Aralık 2025 Cumartesi

 

Diplomasinin Siyasallaşması: Kurumsal Temsilden Lider Merkezli Temsile

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

Öz

Bu çalışma, diplomasinin bir meslek alanı olarak geçirdiği dönüşümü, diplomasi eğitimi, kurumsal yapı ve siyasal rejimler arasındaki ilişki üzerinden incelemektedir. Klasik diplomasi anlayışı, dış siyasanın uzmanlık, liyakat ve kurumsal süreklilik gerektiren bir devlet etkinliği olduğu varsayımına dayanırken, günümüzde birçok ülkede diplomasi, lider merkezli ve sadakat temelli bir uygulama alanına dönüşmektedir. Çalışma, bu dönüşümün yalnızca siyasal atamalar ya da kurumsal zayıflama ile değil, diplomasi mesleğinin kendi içindeki çözümleyici daralma ile de yakından ilişkili olduğunu ileri sürmektedir.

ABD ve Türkiye örnekleri üzerinden yürütülen karşılaştırmalı çözümleme, farklı rejim tiplerinde diplomasinin nasıl yeniden tanımlandığını göstermektedir. ABD örneği, güçlü kurumsal geleneklere karşın diplomasinin geçici olarak siyasallaşabildiğini ve Türkiye örneği ise diplomasinin meslekten çok rejimsel bir araca dönüşmesinin daha yapısal ve kalıcı bir nitelik kazandığını ortaya koymaktadır. Çalışmada ayrıca, diplomasi eğitimine yönelik deneyime dayalı bir eleştiri geliştirilmekte, nitel ve nicel çözümleme tekniklerinin diplomatik eğitim ve uygulamalardan dışlanmasının dış siyasa üretiminde yüzeyselliği derinleştirdiği savunulmaktadır.

Sonuç olarak çalışma, diplomasi eğitiminin gerekliliğini normatif bir önermeden ziyade, siyasal ve kurumsal bağlama bağımlı bir sorun olarak ele almakta ve diplomasinin ancak çözümleme üretebildiği ve bilgiyi siyasal iktidar karşısında anlamlı kılabildiği ölçüde mesleksel bir ağırlık kazanabileceğini ileri sürmektedir.

Anahtar Kelimeler: Diplomasi, Diplomasi Eğitimi, Dış Siyasa Çözümlemesi, Siyasal Rejimler, Sadakat Temelli Atamalar, ABD, Türkiye

 

 

Abstract

This study examines the transformation of diplomacy as a professional field through the lens of diplomacy education, institutional structures, and political regimes. While classical diplomacy presupposes foreign policy as a state activity requiring expertise, merit, and institutional continuity, contemporary practices in many countries indicate a shift toward leader-centered and loyalty-based diplomacy. The article argues that this transformation is driven not only by political interventions and institutional erosion but also by diplomacy’s own retreat from analytical knowledge production.

Through a comparative analysis of the United States and Turkey, the study demonstrates how diplomacy is redefined under different regime contexts. The U.S. case illustrates a temporary yet profound politicization of diplomacy despite strong institutional traditions, whereas the Turkish case reflects a more structural and enduring transformation in which diplomacy increasingly functions as a regime instrument rather than a professional vocation. Drawing on experience-based observations, the article also critically assesses diplomacy education, highlighting how the exclusion of qualitative and quantitative analytical methods contributes to superficial policy-making processes.

The study concludes that the significance of diplomacy education cannot be understood as a purely normative necessity but must be evaluated in relation to the political and institutional environments in which it operates. Diplomacy can regain professional relevance only to the extent that it produces analysis, generates knowledge, and maintains intellectual autonomy vis-à-vis political power.

Keywords: Diplomacy, Diplomacy Education, Foreign Policy Analysis, Political Regimes, Loyalty-Based Appointments, United States, Turkey


 

GİRİŞ

Diplomasi, çağdaş devletin ortaya çıkışıyla birlikte uzmanlık, eğitim ve kurumsal süreklilik üzerine kurulmuş profesyonel bir etkinlik alanı olarak gelişmiştir. Dışişleri örgütleri, yalnızca dış siyasayı uygulayan yönetsel birimler değil, devletin uluslararası alandaki hafızasını, dilini ve görüşme kapasitesini taşıyan kurumlardır. Bu çerçevede diplomat, siyasal iktidarın geçici tercihlerini değil, devletin uzun vadeli çıkarlarını temsil eden bir kamusal aktör olarak konumlandırılmıştır. Kariyer sistemi, liyakat esaslı yükselme ve meslek içi sosyalleşme ise diplomasinin kurumsal niteliğini güvence altına alan temel mekanizmalar olmuştur.

Son yıllarda bu klasik diplomasi anlayışının aşındığı gözlemlenmektedir. Farklı rejim tiplerinde, özellikle de yürütme gücünün merkezileştiği ve kişiselleştiği siyasal yapılarda, diplomasinin kurumsal işlevi giderek zayıflamakta ve dış siyasa karar alma süreçleri lider odaklı bir karakter kazanmaktadır. Bu dönüşüm, diplomatların niteliğinden çok diplomatik temsilin anlamının değişmesiyle ilgilidir. Büyükelçilik makamları, giderek daha fazla, devlet adına kurumsal temsil sunan mesleksel makamlar olmaktan çıkmakta ve yürütme organının siyasal tercihlerini ve liderin kişisel güven ilişkisinin sınandığı görev alanlarına dönüşmektedir.

Diplomaside kariyer dışı atamaların artışı, dışişleri bakanlıklarının karar alma süreçlerinde önemsizleşmesi ve dış siyasanın giderek dar bir yürütme çevresinde şekillenmesi bu sürecin başlıca göstergeleridir. Bu gelişmeler yalnızca yönetsel tercihler veya bireysel atama kararları olarak değerlendirilmemelidir. Aksine, söz konusu eğilimler, siyasal rejimlerin dönüşümüyle doğrudan bağlantılı yapısal bir sürece işaret etmektedir. Bu bağlamda diplomasi, teknik bir uzmanlık alanı olmaktan çok siyasal sadakatin ve liderle kurulan doğrudan ilişkinin belirleyici olduğu bir uygulama alanına evrilmektedir. Diplomasi, çağdaş devlet sisteminde uzmanlık, kurumsal hafıza ve süreklilik gerektiren bir meslek alanı olarak tanımlanmıştır (Sharp, 2009; Neumann, 2012).

Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye örnekleri bu dönüşümün farklı siyasal geleneklerde nasıl görüldüğünü göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Amerika Birleşik Devletleri’nde uzun süredir var olan siyasal elçi atama geleneği, özellikle Trump yönetimi döneminde belirgin biçimde genişlemiş ve diplomatik liyakat yer yer kişisel sadakatle ikame edilmiştir. Türkiye’de ise hukuken istisnai görev niteliğinde olan büyükelçilik atamaları, son dönemde olağan bir uygulamaya dönüşmüş ve geleneksel olarak güçlü ve “okullu” bir yapıya sahip Türk diplomasisi ciddi bir dönüşüm sürecine girmiştir. Her iki örnekte de ortak olan nokta, diplomasinin kurumsal özerkliğinin zayıflaması ve lider merkezli siyasal temsil anlayışının güç kazanmasıdır. Son yıllarda ise dış siyasanın kurumsal yapısının zayıfladığı, karar alma süreçlerinin lider merkezli ve kişiselleşmiş bir nitelik kazandığı görülmektedir (Fukuyama, 2014; Levitsky & Ziblatt, 2018).

Bu çalışma, diplomasinin siyasallaşmasını ve profesyonel diplomasi anlayışının aşınmasını, bireysel tercihlerden çok rejim düzeyinde bir dönüşüm olarak ele almaktadır. Karşılaştırmalı bir bakış açısıyla, farklı ülke örnekleri üzerinden diplomatik eğitimin, kariyer sisteminin ve atama uygulamalarının nasıl yeniden tanımlandığı incelenmekte ve bu sürecin diplomatik kapasite, kurumsal hafıza ve dış siyasanın sürekliliği üzerindeki etkileri tartışılmaktadır.

Yine, bu çalışma, diplomasi mesleğinin dönüşümünü kuramsal yazın, karşılaştırmalı ülke örnekleri ve yazarın diplomasi eğiticisi [1] olmak ve uygulama deneyimlerine [2] dayalı deneyimsel gözlemleri çerçevesinde ele almaktadır.

Ayrıca, bu çalışma, diplomasinin siyasallaşmasını yalnızca siyasal atama uygulamalarıyla değil, diplomasi mesleğinin çözümleyici bilgi üretme kapasitesinden geri çekilmesiyle birlikte ele alarak, bu çift yönlü aşınmanın dış siyasa kapasitesi üzerindeki etkilerini incelemektedir.

AMAÇ VE HEDEFLER

Amaç

Bu çalışmanın temel amacı, diplomasinin çağdaş siyasal rejimlerde geçirdiği dönüşümü, profesyonel bir meslek alanı olmaktan uzaklaşarak siyasal sadakat ve lider merkezli temsil anlayışına evrilmesi bağlamında incelemektir. Çalışma, diplomatik eğitim, kariyer sistemi ve atama uygulamaları arasındaki ilişkinin zayıflamasını, bireysel yönetsel tercihlerden çok siyasal rejimlerin yapısal dönüşümünün bir yansıması olarak ele almayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede, diplomasinin siyasallaşması olgusunun, devlet kapasitesi, kurumsal hafıza ve dış siyasanın sürekliliği üzerindeki etkileri tartışılmaktadır.

Hedefler

Bu genel amaç doğrultusunda çalışmanın belirgin hedefleri aşağıda sıralanmaktadır:

Profesyonel diplomasi kavramını tarihsel ve kuramsal bir çerçevede ele alarak, diplomasi alanında eğitim, liyakat ve kariyer sisteminin neden merkezi bir rol oynadığını ortaya koymak.

Diplomasinin siyasallaşması ve kişiselleşmesi süreçlerini açıklayarak, lider merkezli siyasal yapıların diplomatik temsil anlayışını nasıl dönüştürdüğünü çözümlemek.

Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye örnekleri üzerinden, kariyer dışı diplomatik atamaların artışını karşılaştırmalı bir bakış açısıyla değerlendirmek ve bu sürecin farklı siyasal geleneklerde benzer sonuçlar üretip üretmediğini incelemek.

Diplomasi eğitimi ile atama uygulaması arasındaki kopuşu irdeleyerek, diplomasi alanında verilen akademik ve mesleksel eğitimin güncel siyasal uygulamalar karşısındaki konumunu tartışmak.

Farklı rejim tiplerinde (liberal demokrasi, popülist demokrasi, yarı-otoriter yapılar) diplomasinin işlevinin nasıl yeniden tanımlandığını ortaya koymak.

Diplomatik kapasite ve kurumsal hafıza üzerindeki etkileri değerlendirerek, meslek dışı ve siyasal atamaların dış siyasanın sürekliliği ve öngörülebilirliği açısından ne tür sonuçlar doğurduğunu çözümlemek.

Son olarak, profesyonel diplomasi ilkesinin aşınmasının, yalnızca dış siyasa alanına özgü bir sorun değil, daha geniş anlamda devletin kurumsal yapısının dönüşümüne işaret eden bir gösterge olduğunu ortaya koymak.

ARAŞTIRMA SORULARI

Bu çalışma aşağıdaki temel araştırma sorularına yanıt aramaktadır:

Profesyonel diplomasi anlayışı hangi tarihsel ve kurumsal koşullar altında ortaya çıkmış ve diplomasi neden uzun süre eğitim, liyakat ve kariyer temelli bir meslek olarak kabul edilmiştir?

Diplomasinin siyasallaşması kavramı ne anlama gelmektedir ve bu süreç, siyasal rejimlerin yürütme gücünü merkezileştirmesiyle nasıl bir ilişki içindedir?

Günümüz siyasal sistemlerinde lider merkezli yönetim anlayışı, diplomatik temsilin niteliğini ve diplomat profilini nasıl dönüştürmektedir?

Kariyer dışı (siyasal) diplomatik atamaların artışı, dışişleri kurumlarının özerkliği ve kurumsal hafızası üzerinde ne tür etkiler yaratmaktadır?

Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye örneklerinde, hukuksal olanak ile uygulama arasındaki farklar diplomasinin meslek niteliğini nasıl etkilemektedir?

Diplomasi eğitimi ile diplomatik atama ve yükselme uygulamaları arasındaki ilişkinin zayıflaması, diplomasi alanında verilen akademik eğitimin işlevini ve meşruluğunu nasıl etkilemektedir?

Farklı rejim tiplerinde (liberal demokratik, popülist ve yarı-otoriter yapılar), diplomasinin kurumsal bir devlet etkinliği mi yoksa liderin kişisel temsil aracı mı olduğu sorusu nasıl yanıtlanmaktadır?

Profesyonel diplomasinin aşınması, dış siyasanın sürekliliği, öngörülebilirliği ve kurumsal niteliği açısından ne tür yapısal sonuçlar doğurmaktadır?

YÖNTEM VE ÇALIŞMA TASARIMI

Bu çalışma, nitel araştırma yaklaşımına dayalı karşılaştırmalı bir çözümleme olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın temel amacı, diplomasinin profesyonel bir meslek alanı olmaktan uzaklaşarak siyasal sadakat ve lider merkezli temsile doğru evrilmesini farklı siyasal rejim ve yönetim uygulamaları bağlamında incelemektir. Çalışma, nicel ölçümlerden çok kurumsal yapıların, atama uygulamalarının ve söylemsel dönüşümlerin anlaşılmasına odaklanmaktadır. Bu çalışma, karşılaştırmalı nitel çözümleme yaklaşımını deneyime dayalı değerlendirme ile birlikte kullanmaktadır. (Neumann, 2012.

Araştırma Tasarımı

Araştırma, karşılaştırmalı örnek olay (comparative case study) tasarımına dayanmaktadır. Bu kapsamda, diplomasi geleneği, siyasal sistem yapısı ve atama uygulamaları bakımından farklılıklar gösteren ülkeler seçilerek, benzer siyasal eğilimlerin nasıl farklı kurumsal sonuçlar ürettiği çözümlenmektedir. Karşılaştırma, tekil olaylara odaklanmak yerine, ülkelerde gözlenen sistemli dönüşümlerin ortaya konmasını amaçlamaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye, çalışmanın temel örnek olaylarını oluşturmaktadır. Bu iki ülke, farklı siyasal ve yönetsel geleneklere sahip olmalarına karşın, son yıllarda diplomatik atama uygulamalarında kariyer dışı ve siyasal tercihlere dayalı yaklaşımların artması bakımından karşılaştırmaya elverişli örnekler sunmaktadır. Çalışmada, gerektiği ölçüde, diğer ülke örneklerinden (örneğin seçilmiş Avrupa Birliği ülkeleri veya Körfez ülkeleri) ikincil karşılaştırmalar yoluyla yararlanılmaktadır.

Veri Toplama Yöntemleri

Araştırmada birincil ve ikincil nitel veri kaynakları birlikte kullanılmıştır. Veri toplama sürecinde başvurulan başlıca yöntemler şunlardır: Resmi belgeler ve mevzuat metinleri (diplomatik atama usullerine ilişkin düzenlemeler), Devlet ve dışişleri bakanlıklarının yayımladığı kurumsal raporlar, diplomatik atamalara ilişkin kamuya açık veriler ve açıklamalar, akademik yazın, siyasa belgeleri ve uzman görüşlerine dayalı ikincil kaynaklar, diplomasi eğitimi ve mesleksel sosyalleşme süreçlerine ilişkin akademik programlar ve eğitim programı incelemeleri. Bu kaynaklar aracılığıyla, diplomasi eğitimi ile atama uygulamaları arasındaki ilişki, söylemsel ve kurumsal düzeylerde çözümlenmiştir.

Çözümleme Yöntemi

Araştırmada nitel içerik çözümlemesi ve karşılaştırmalı kurumsal çözümleme yöntemleri bir arada kullanılmaktadır. Öncelikle seçilen ülke örneklerinde diplomatik atamalar ve dış siyasa söylemleri incelenmiş, ardından bu bulgular profesyonel diplomasi, siyasal sadakat ve lider merkezli yönetişim kavramları çerçevesinde karşılaştırılmıştır. Çözümleme sürecinde, ülkeler arası farklılıklardan çok, benzer siyasal eğilimlere karşın ortaya çıkan ortak yapısal sonuçlara odaklanılmıştır.

Çalışmanın Sınırları

Bu çalışma, diplomatik atamaların dış siyasa karar çıktıları üzerindeki nicel etkilerini ölçmeyi amaçlamamaktadır. Araştırma, bireysel diplomatların başarım düzeyine ilişkin değerlendirmelerden bilinçli olarak kaçınmakta ve kurumsal ve yapısal dönüşümlere odaklanmaktadır. Ayrıca, örnek olay sayısının sınırlı olması, bulguların genellenebilirliğini kısıtlamakla birlikte, çalışmanın derinlemesine nitel çözümleme yapma hedefiyle uyumludur.

KURAMSAL ÇERÇEVE

Bu çalışma, diplomasinin dönüşümünü açıklamak üzere üç temel kuramsal yaklaşımı birlikte kullanmaktadır: profesyonel bürokrasi ve Weberci devlet anlayışı, diplomasinin siyasallaşması ve lider merkezli yönetişim. Bu yaklaşımlar, diplomasinin neden belirli tarihsel dönemlerde uzmanlık gerektiren bir meslek olarak kurumsallaştığını ve günümüzde neden giderek siyasal sadakat temelinde yeniden tanımlandığını çözümlemeye olanak sağlamaktadır.

Diplomasinin Profesyonel Bir Bürokratik Etkinlik Olarak Kuruluşu

Çağdaş diplomasi, Max Weber’in akılcı-hukuksal otorite anlayışıyla tanımladığı bürokratik devlet modelinin ayrılmaz bir parçası olarak gelişmiştir. Bu modelde kamu görevlileri, kişisel sadakat ilişkilerinden bağımsız, yazılı kurallara dayanan ve uzmanlık gerektiren görevleri yerine getirirler. Diplomat, bu çerçevede, siyasal iktidarın geçici tercihlerinden çok devletin sürekliliğini temsil eden profesyonel bir aktördür. Diplomasi, yalnızca devletler arası görüşme değil, aynı zamanda bilgi üretimi ve yorumlaması olarak değerlendirilmiştir (Sharp, 2009; Constantinou, 2013).

Weberci bürokrasi anlayışı, diplomaside liyakat temelli işe alım, kariyer sistemi ve meslek içi toplumsallaşmayı meşrulaştırmıştır. Diplomasi eğitimi, bu çerçevede yalnızca teknik bilgi aktarımı değil, aynı zamanda kurumsal kimlik ve meslek etiği kurmanın bir aracı olarak işlev görmüştür. Böylece diplomat, “liderin adamı” değil, devlet adına yetkilendirilmiş kurumsal bir temsilci olarak konumlandırılmıştır. Weberyen anlamda bürokrasi, akılcı-hukuksal otoriteye dayalı uzmanlaşmış bir yapı olarak tanımlanmaktadır (Weber, 1978).

Diplomasinin Siyasallaşması ve Kurumsal Özerkliğin Aşınması

Diplomasinin siyasallaşması, bu çalışmada dış siyasanın parti-siyasal veya lider merkezli tercihlere bağlı kılınması ve diplomatik makamların mesleksel liyakatten ziyade siyasal güven esasına göre doldurulması süreci olarak tanımlanmaktadır. Bu süreç, dışişleri örgütlerinin karar alma mekanizmalarındaki ağırlığının azalması ve diplomatik temsilin yürütme organının doğrudan uzantısı durumuna gelmesiyle özellik kazanmaktadır. Kurumsal özerkliğin aşınması, yalnızca yönetsel bir sorun olarak değil, daha geniş bir rejim dönüşümünün parçası olarak ele alınmalıdır. Siyasal iktidarın merkezileştiği ve denge-denetleme mekanizmalarının zayıfladığı yapılarda, diplomasi gibi uzmanlık gerektiren alanlar dahi siyasal denetim altına alınmakta ve teknik bilgi ile siyasal sadakat arasındaki denge, sadakat lehine bozulmaktadır.

Lider Merkezli Yönetişim ve Kişiselleşmiş Dış Siyasa

Son yıllarda yazında öne çıkan lider merkezli yönetişim yaklaşımı, dış siyasanın kurumsal süreçlerden çok liderin kişisel algıları, tercihleri ve ilişkileri üzerinden şekillendiğini vurgulamaktadır. Bu bağlamda diplomasi, çok taraflı görüşmeye dayanan kurumsal bir etkinlik olmaktan çıkarak, liderler arası doğrudan iletişim ve kişisel güven ilişkilerine indirgenmektedir. Lider merkezli yönetişim, diplomatik temsilin niteliğini de dönüştürmektedir. Büyükelçiler, kurumsal hafızanın taşıyıcıları olmaktan çok liderin siyasal duruşunu ve söylemini doğrudan yansıtan aktörler durumuna gelmektedir. Bu durum, diplomaside profesyonel eğitim ve deneyimin önemini ikincil hale getirirken, liderle kurulan kişisel yakınlığı belirleyici kılmaktadır.

Rejim Tipleri ve Diplomasi İlişkisi

Bu kuramsal çerçeve, diplomasinin niteliğinin rejim tipiyle doğrudan ilişkili olduğu varsayımına dayanmaktadır. Liberal demokratik rejimlerde dahi popülist ve kişiselleşmiş liderliğin güç kazandığı dönemlerde diplomasi siyasallaşabilmekte ve yarı-otoriter ve otoriter yapılarda ise bu eğilim kurumsal bir norm durumuna gelebilmektedir. Bu nedenle çalışmada diplomasi, yalnızca dış siyasa alanına özgü bir sorun değil, devletin kurumsal yapısının ve siyasal otoritenin nasıl kullanıldığının bir göstergesi olarak ele alınmaktadır.

DİPLOMASİ MESLEĞİNİN KISA TARİHSEL GELİŞİMİ

Diplomasi, tarihsel olarak devletlerarası ilişkilerin ortaya çıkışıyla birlikte şekillenmiş olmakla birlikte, profesyonel bir meslek alanı niteliğini görece geç bir dönemde kazanmıştır. Antik ve Orta Çağ dönemlerinde elçilik etkinlikleri çoğunlukla geçici temsil, kişisel yakınlık ve egemen adına vekillik anlayışı çerçevesinde yürütülmüş ve elçiler, kalıcı bir meslek grubunun üyeleri olmaktan ziyade hükümdarın kişisel temsilcileri olarak görev yapmıştır.

Profesyonel diplomasi anlayışının kurumsallaşması, esas olarak erken çağdaş dönemde, özellikle Avrupa’da kalıcı elçiliklerin ortaya çıkışıyla başlamıştır. 15. ve 16. yüzyıllarda İtalya şehir devletleri tarafından geliştirilen sürekli elçilik uygulaması, diplomatik temsilin süreklilik kazanmasına ve uzmanlık gerektiren bir etkinlik haline gelmesine zemin hazırlamıştır. Bu süreç, diplomatların yalnızca haber taşıyan aktörler değil, görüşme yapan, bilgi toplayan ve devlet adına düzenli raporlama yapan profesyoneller olarak konumlanmasına yol açmıştır.

19. yüzyıl, diplomasinin meslekleşmesi açısından kritik bir dönüm noktasıdır. Çağdaş ulus-devletin yükselişiyle birlikte dışişleri örgütleri kurumsallaşmış, diplomatların seçimi, eğitimi ve yükselmesi belirli kurallara bağlanmıştır. Bu dönemde diplomasi, aristokrat kökenli kişisel temsil anlayışından uzaklaşarak, giderek hukuk, uluslararası ilişkiler ve dil bilgisine dayanan profesyonel bir kamu hizmeti alanı olmuştur. 20. yüzyılda, özellikle iki dünya savaşı sonrasında, diplomasi eğitimi akademik bir disiplin niteliği kazanmış, diplomatik akademiler, dış hizmet okulları ve üniversite programları yoluyla meslek içi ve meslek öncesi eğitim ölçünleri oluşturulmuştur. Bu gelişmeler, diplomasi mesleğinin teknik bilgiye, etik ilkelere ve kurumsal ait olma duygusuna dayalı bir profesyonel alan olarak pekişmesine katkı sağlamıştır. Ancak bu tarihsel seyir, profesyonel diplomasinin değişmez ve geri dönülmez bir kazanım olduğu anlamına gelmemektedir. Aksine, diplomasinin erken dönemlerinde görülen kişisel temsil ve egemen merkezli yapıların, günümüzde farklı siyasal bağlamlarda yeniden güç kazandığı gözlemlenmektedir. Bu nedenle diplomasi mesleğinin tarihsel gelişimi, yalnızca bir ilerleme öyküsü olarak değil, aynı zamanda güncel dönüşümlerin anlaşılmasını sağlayan çözümleyici bir arka plan olarak ele alınmalıdır.

DİPLOMASİ EĞİTİMİ, MESLEKLEŞME VE GÜNCEL KOPUŞ

Diplomasinin profesyonel bir meslek alanı olarak kurumsallaşması, eğitim ile uygulama arasındaki görece uyuma dayanmaktadır. Diplomasi eğitimi tarihsel olarak yalnızca bilgi aktarımını değil, aynı zamanda belirli bir meslek etiğinin, kurumsal ait olma duygusunun ve temsil anlayışının kazandırılmasını amaçlamıştır. Bu nedenle diplomatik eğitim, uluslararası ilişkiler, uluslararası hukuk ve yabancı dil öğretiminin ötesinde, devlet temsilinin sürekliliğini ve öngörülebilirliğini sağlayan bir toplumsallaşma süreci olarak işlev görmüştür.

20. yüzyıl boyunca dışişleri akademileri, diplomasi okulları ve üniversite temelli programlar, diplomat yetiştirmenin temel araçları olmuştur. Bu kurumlarda verilen eğitim, diplomat adaylarını belirli normlar, kodlar ve davranış kalıpları etrafında biçimlendirmeyi hedeflemiş ve diplomatik mesleğin kişisel sadakatten çok kurumsal sorumluluk temelinde yürütülmesini sağlamıştır. Bu bağlamda diplomasi eğitimi, yürütme organının geçici siyasal tercihleri karşısında dış siyasanın kurumsal karakterini koruyan bir tampon işlevi görmüştür. Kurumların kişiselleşmiş liderlik altında işlev kaybına uğraması, çağdaş otoriterleşme yazınında merkezi bir tema durumuna gelmiştir (Fukuyama, 2014; Levitsky & Ziblatt, 2018).

Ancak son yıllarda diplomasi eğitimi ile diplomatik atama ve yükselme uygulamaları arasındaki ilişkinin giderek zayıfladığı gözlemlenmektedir. Birçok ülkede, diplomasi alanında örgün eğitim almış ve kariyer basamaklarından geçmiş bireylerin yerine, siyasal tercihlere dayalı dış atamalar ön plana çıkmaktadır. Bu durum, diplomasi eğitiminin mesleksel bir ön koşul olmaktan çok farklı ve değişik bir bilgi alanına indirgenmesine yol açmaktadır. Başka bir ifadeyle, eğitimli diplomatlara olan kurumsal gereksinim azalmakta ve diplomasi, öğrenilmiş bir meslek olmaktan çıkarak siyasal güvenin sınandığı bir göreve dönüşmektedir.

Bu kopuş, yalnızca meslek mensupları açısından değil, diplomasi eğitimi veren kurumlar açısından da önemli sonuçlar doğurmaktadır. Diplomasi programları, dışişleri örgütleriyle kurulan organik bağların zayıflamasıyla birlikte, uygulamadan kopuk akademik alanlara dönüşme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. Eğitim ile istihdam arasındaki bağın kopması, diplomasi eğitiminin meşruluğunu ve işlevselliğini tartışmalı kılmaktadır.

Diplomasi eğitimi ile atamalar arasındaki bu uyumsuzluk, lider merkezli siyasal yapılarla doğrudan ilişkilidir. Yürütme gücünün yoğunlaştığı ve kişiselleştiği siyasal sistemlerde, diplomatik uzmanlık yerine liderle kurulan güven ilişkisi belirleyici etmen olmaktadır. Bu durumda diplomasi eğitimi, dış siyasayı akılcılaştıran bir araç olmaktan çok siyasal kararların ardından gelen ikincil bir nitelik kazanmakta ve bazı durumlarda ise tümüyle işlevsizleşmektedir.

Bu çalışma açısından diplomasi eğitimi, profesyonel diplomasinin yalnızca bir tamamlayıcısı değil, onun varlık koşulu olarak ele alınmaktadır. Eğitim ile atamalar arasındaki kopuş, diplomasinin siyasal sadakat temelinde yeniden tanımlandığını ve meslekleşme sürecinin geriye doğru işletildiğini göstermektedir. Dolayısıyla diplomasi eğitiminin güncel krizi, bireysel kurumların ya da programların sorunu değil, daha geniş bir rejim dönüşümünün yansımasıdır.

KÜRESEL EĞİLİMLER BAĞLAMINDA DİPLOMASİNİN DÖNÜŞÜMÜ

Diplomaside son yıllarda gözlemlenen dönüşüm, yalnızca belirli ülkelere veya tekil siyasal liderlere özgü bir olgu değildir. Farklı rejim tiplerinde ve farklı siyasal geleneklere sahip ülkelerde dikkat çekici biçimde benzer eğilimlerin ortaya çıktığı görülmektedir. Bu durum, diplomasinin meslekleşmesine ilişkin aşınmanın bireysel uygulamalardan çok küresel ölçekte paylaşılan yapısal bir dönüşüme işaret ettiğini göstermektedir.

Bu küresel eğilimin en belirgin boyutlarından biri, yürütme gücünün merkezileşmesi ile diplomatik temsilin kişiselleşmesi arasındaki ilişkidir. Liberal demokrasilerde dahi popülist liderliğin güç kazandığı dönemlerde, dış siyasa karar alma süreçleri kurumsal yapılardan liderin dar çevresine kaymakta ve diplomatik atamalar giderek siyasal sadakatin geçerli olduğu bir alana dönüşmektedir. Bu durum, dışişleri bakanlıklarının teknik ve eş güdüm rolünü zayıflatırken, diplomatik temsilin lider merkezli bir özellik kazanmasına yol açmaktadır.

Avrupa Birliği üyesi bazı ülkelerde gözlemlenen gelişmeler bu eğilimi açık biçimde göstermektedir. Özellikle popülist ve milliyetçi siyasal söylemin güç kazandığı dönemlerde, dış siyasanın “ulusal egemenliği yeniden oluşturma” söylemiyle yürütüldüğü, bu söylem çerçevesinde kariyer diplomatların yerini, siyasal olarak güvenilir ve ideolojik olarak uyumlu figürlerin aldığı görülmektedir. Bu durum, diplomatik profesyonelliğin açık biçimde reddedilmesinden çok bilinçli olarak işlevsizleştirilmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Benzer bir dönüşüm, Körfez ülkeleri ve bazı otoriter rejimlerde daha farklı bir biçimde gözlemlenmektedir. Bu ülkelerde diplomasi, biçimsel anlamda profesyonel ve teknik bir görünüm kazanmış olsa da kritik diplomatik makamlar çoğunlukla yönetici elitlerle doğrudan güven ilişkisi içinde olan şahıslar tarafından doldurulmaktadır. Bu modelde diplomasi eğitimi ve teknik yeterlilik tümüyle dışlanmamaktadır. Ancak bu unsurlar, siyasal sadakatin ikincil tamamlayıcısı olarak konumlandırılmaktadır. Dolayısıyla profesyonellik, özerk bir ilke olmaktan çok denetim altında tutulan bir yönetim aracı olmaktadır.

Bu küresel tablo, diplomasinin geleceğine ilişkin önemli bir paradoksu ortaya koymaktadır. Bir yandan uluslararası ilişkiler daha karmaşık, çok katmanlı ve teknik duruma gelmekte ve diğer yandan bu karmaşıklığı yönetmekle görevli profesyonel diplomasi kurumsal olarak zayıflamaktadır. Sayısal diplomasi, liderler arası doğrudan iletişim ve kişisel temas kanalları kurumsal görüşme süreçlerinin yerini giderek daha fazla almaktadır.

Bu bağlamda, diplomaside yaşanan dönüşüm, teknik bir uyum sürecinden çok siyasal otoritenin kullanımı ve sınırlarıyla ilgili daha geniş bir tartışmanın parçası olarak ele alınmalıdır. Küresel ölçekte gözlemlenen eğilim, profesyonel diplomasinin evrensel bir norm olmaktan çıkarak, rejim türüne ve liderlik tarzına bağlı değişken bir uygulamaya dönüştüğünü göstermektedir. Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye örnekleri, bu küresel eğilimin farklı siyasal bağlamlarda nasıl somutlaştığını çözümlemek bakımından anlamlı ve karşılaştırmaya elverişli örnekler sunmaktadır.

BENZERLİKLER ÜZERİNDEN KARŞILAŞTIRMALI BİR GRUPLAMA: KÜRESEL DİPLOMATİK DÖNÜŞÜM TİPOLOJİSİ

Son yıllarda diplomasinin kurumsal ve mesleksel niteliğinde gözlenen dönüşüm, yalnızca tekil ülkelere özgü istisnalar olarak değil, belirli rejim tipleri ve liderlik tarzları etrafında kümelenen bir küresel eğilim olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda ülkeler, diplomatik kadroların belirlenmesi, dış siyasa yapım sürecinin merkezileşmesi ve profesyonel diplomatların sistem içindeki konumu açısından benzer örüntüler sergileyen gruplar altında incelenebilir.

Liberal-Demokratik Geleneğe Sahip Olup Kişiselleşmiş Liderliğe Yönelen Ülkeler

Bu gruptaki ülkeler, uzun süre güçlü ve kurumsallaşmış diplomatik geleneklere sahip olmuş ancak son dönemde yürütme erkinin merkezileşmesi ve lider odaklı siyaset anlayışının güçlenmesiyle birlikte diplomaside sadakat temelli atamalara yönelmiştir.

Amerika Birleşik Devletleri (Trump dönemi) bu dönüşümün en belirgin örneklerinden biridir. ABD’de siyasal büyükelçilik atamaları tarihsel olarak zaten mevcut olmakla birlikte, Trump döneminde bu yaklaşım nitelik değiştirerek açık biçimde liderle kişisel bağ, mali destek veya siyasal sadakat temelinde yapılan atamalara evrilmiştir. Bu süreçte kariyer diplomatların etkinliği azalırken, dış siyasa kişiselleşmiş ve kurumsal hafıza aşınmaya başlamıştır.

Birleşik Krallık (Brexit sonrası dönemde) ise farklı bir yol izlemekle birlikte benzer bir eğilim göstermiştir. Geleneksel olarak dünyanın en güçlü diplomasi okullarından birine ve profesyonel bir Foreign Office geleneğine sahip olan Birleşik Krallık’ta, Brexit sonrasında dış siyasa yapım sürecinde Başbakanlık Ofisi’nin ağırlığı artmıştır. Bu durum, Whitehall merkezli geleneksel diplomatik karar alma mekanizmasının kısmen Downing Street’e kaymasına, kariyer diplomatların görece önemsizleştirilmesine ve özellikle ticari diplomasi alanında siyasal atamaların artmasına neden olmuştur.

Bu ülkelerde diplomasi tümüyle tasfiye edilmemekte, ancak profesyonellik–sadakat dengesi belirgin şekilde lider lehine bozulmaktadır.

Seçilmiş Liderlerin Kurumları Bilinçli Biçimde Zayıflattığı Ülkeler

İkinci grup, seçilmiş liderlerin devlet kurumlarını kasıtlı olarak zayıflattığı, diplomatik yapıyı da bu sürecin bir parçası durumuna getirdiği örneklerden oluşmaktadır. Bu ülkelerde diplomasi, kurumsal bir devlet uygulaması olmaktan çıkarak rejimin ideolojik ve siyasal uzantısı durumuna gelmektedir.

Macaristan (Orban dönemi) bu tipolojinin tipik bir örneğidir. Dış siyasada “ulusal çıkar” söylemi altında ideolojik yakınlık ve liderler arası ilişkiler ön plana çıkarılmış v e kariyer diplomatların yerini siyasal olarak güvenilir figürler almaya başlamıştır. Özellikle Avrupa Birliği içindeki diplomatik ilişkiler, kurumsal görüşmelerden çok lider düzeyinde kişisel pazarlıklara indirgenmiştir.

Benzer şekilde Polonya’da Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) döneminde, Dışişleri Bakanlığı’nın işlevi önemli ölçüde zayıflatılmış ve dış siyasa alanında Cumhurbaşkanlığı ve parti kadroları öne çıkmıştır. Profesyonel diplomatlar sistem dışına itilmiş ve diplomasi teknik bir uzmanlık alanı olmaktan uzaklaştırılmıştır.

Bu ülkelerde diplomasinin niteliğini belirleyen temel unsur devlet sürekliliği değil, rejim sürekliliğidir.

Yarı-Otoriter ve Otoriter Bütünleşme Yaşayan Ülkeler

Üçüncü grup, otoriter güçlenmenin büyük ölçüde tamamlandığı ve diplomasinin açık biçimde rejimin güvenlik, güç projeksiyonu ve demetim mekanizması durumuna geldiği ülkeleri kapsamaktadır.

Rusya (Putin dönemi) bu bağlamda diplomasiyi teknik bir görüşme alanı değil, rejimin jeopolitik hedeflerini taşıyan bir araç olarak yapılandırmıştır. Büyükelçilik pozisyonları çoğu zaman eski güvenlik bürokrasisi mensuplarına (siloviki) veya istihbarat kökenli isimlere verilmekte ve Dışişleri Bakanlığı ise lider iradesini dış dünyaya aktaran bir kanal işlevi görmektedir.

Çin (Xi Jinping dönemi) ise diplomasiyi Parti sadakatinin sınandığı bir alan olarak yeniden tanımlamıştır. “Kurt savaşçısı diplomasisi” (Wolf warrior diplomacy) olarak adlandırılan saldırgan ve ideolojik dış siyasa söylemi, diplomatları uzman görüşmecilerden ziyade Parti’nin siyasal askerleri durumuna getirmiştir. Profesyonel bilgi önemini tümüyle yitirmemiş olsa da belirleyici ölçüt mutlak sadakat olmuştur.

Monarşik Yapılar İçinde Denetimli Profesyonellik Uygulayan Ülkeler

Son grup, monarşik ya da yarı-monark yapıya sahip olmakla birlikte diplomatik meslek geleneğini tümüyle ortadan kaldırmayan ancak son sözü siyasal merkezin söylediği denetimli profesyonellik modellerini içermektedir.

Birleşik Arap Emirlikleri, bu açıdan özgün bir örnek sunmaktadır. Diplomatlar genellikle iyi eğitimli, çok dilli ve teknik olarak donanımlıdır. Ancak stratejik misyonlarda görev alan isimler, aynı zamanda hanedana ve siyasal merkezlere yüksek düzeyde güven duyulan kişiler arasından seçilmektedir. Profesyonellik ile sadakat arasında bilinçli bir denge kurulmaktadır.

Suudi Arabistan (Muhammed bin Salman dönemi) ise geleneksel bürokrasinin büyük ölçüde zayıflatıldığı ve yeni kuşak ve sadık kadroların öne çıkarıldığı bir dönüşüm süreci yaşamaktadır. Büyükelçiler, Batı ile ilişkileri çoğu zaman kurumsal kanallardan çok kişisel ve lider merkezli ilişkiler üzerinden yürütmektedir. Bu durum, diplomatik mesleği zayıflatmakta ancak tümüyle ortadan kaldırmamaktadır.

TARTIŞMA: DİPLOMASİ MESLEĞİNİN DÖNÜŞÜMÜ, KURUMSALLIK VE SADAKAT GERİLİMİ

Bu çalışmanın ortaya koyduğu karşılaştırmalı tablo, diplomasinin çağdaş siyasal sistemlerde yalnızca dış siyasa alanına özgü bir teknik uzmanlık etkinliği olmaktan giderek uzaklaştığını göstermektedir. Diplomatik meslek, özellikle yürütme gücünün merkezileştiği, liderliğin kişiselleştiği ve kurumsal denge-denetleme mekanizmalarının zayıfladığı rejimlerde devlet kapasitesinin bir unsuru olmaktan çıkarak siyasal iktidarın doğrudan bir uzantısı durumuna gelmektedir.

Bu dönüşüm, diplomasinin “okullu” ya da “meslekten” doğasına ilişkin klasik kabulleri yeniden tartışmaya açmaktadır. Geleneksel diplomasi anlayışı, dış temsil görevlerinin uzun süreli eğitim, kurumsal toplumsallaşma, liyakat ve hiyerarşik ilerleme gerektirdiğini varsayarken, son dönemde gözlemlenen uygulamalar, bu varsayımın giderek aşındığını göstermektedir. Bunun yerini, liderle kişisel güven ilişkisi, siyasal sadakat ve ideolojik uyum gibi ölçütlerin aldığı görülmektedir.

Karşılaştırmalı bulgular, bu sürecin tek tip olmadığını ve rejim türüne, siyasal kültüre ve tarihsel devlet geleneğine bağlı olarak farklı biçimlerde ortaya çıktığını ortaya koymaktadır. Liberal-demokratik geleneğe sahip ülkelerde (ABD, Birleşik Krallık örnekleri), diplomatik profesyonellik tümüyle ortadan kalkmamakta ancak siyasal atamaların göreli ağırlığı artmakta ve kariyer diplomatların karar alma süreçlerindeki etkisi azalmaktadır. Bu bağlamda diplomasi, kurumsal süreklilik ile lider tercihi arasında giderek daha kırılgan bir dengeye oturmaktadır.

Buna karşılık, seçilmiş liderlerin kurumları bilinçli biçimde zayıflattığı veya otoriter güçlenmenin belirginleştiği rejimlerde (Macaristan, Polonya, Rusya, Çin) diplomasi, açık biçimde rejimin ideolojik ve stratejik hedeflerine bağlı kılınmıştır. Bu ülkelerde dış siyasa, teknik görüşme süreçlerinden çok, liderler arası kişisel ilişkiler, güç gösterisi ve rejim güvenliği etrafında şekillenmektedir. Dışişleri bakanlıkları ise özerk siyasa üreten kurumlar olmaktan çıkarak lider iradesini dış dünyaya aktaran araçsal yapılara dönüşmektedir.

Monarşik ya da yarı-monark yapılar ise bu dönüşümün daha denetimli bir biçimini sunmaktadır. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan örneklerinde gözlemlendiği üzere, diplomasi tümüyle sadakat temelli bir alan durumuna gelmemekte, ancak profesyonellik, siyasal merkezin belirlediği sınırlar içinde işlev görmektedir. Bu model, diplomatik uzmanlığın değerini kabul etmekle birlikte, son karar yetkisini mutlak biçimde siyasal otoritede tutmaktadır.

Bu bulgular ışığında temel tartışma noktası şudur: Diplomasi eğitimi, günümüz siyasal sistemlerinde bir zorunluluk olmaktan çıkmakta ancak tümüyle üzeri örtülmüş bir ayrıcalık durumuna da gelmemektedir. Başka bir ifadeyle, diplomasi ne her uygun görülen kişinin rastgele atanabileceği sıradan bir yönetsel görevdir ne de liyakatin siyasal tercihlerden tümüyle bağımsız olduğu saf bir teknokratik alan olmaya devam etmektedir. Bu durum, diplomasi mesleğinin giderek artan biçimde “devlet aklı”ndan uzaklaşıp “lider aklı”na bağlı kılındığı yönünde güçlü bir eğilime işaret etmektedir. Özellikle dış temsil görevlerinin iç siyasa dinamikleriyle bu denli iç içe geçmesi, diplomasinin uzun erimli çıkar üretme kapasitesini zayıflatmakta ve kurumsal hafızanın aşınmasına ve dış siyasada öngörülebilirliğin azalmasına yol açmaktadır. Bulgular, diplomasi mesleğinin profesyonel uzmanlıktan rejim sadakatine doğru evrildiğini göstermektedir (Sharp, 2009; Fukuyama, 2014).

Sonuç olarak, günümüzde tartışılması gereken soru, diplomasinin eğitim gerektirip gerektirmediği değil, hangi koşullarda eğitimin iktidar karşısında anlamlı bir değer üretebildiğidir. Bu soru, makalenin örnek olay incelemelerinde ele alınacak olan ABD ve Türkiye bağlamında daha somut ve karşılaştırmalı biçimde yanıtlanacaktır.

ÖRNEK OLAY 1: ABD’DE DİPLOMASİNİN SİYASALLAŞMASI

(Trump Dönemi Üzerinden Bir Değerlendirme)

Amerika Birleşik Devletleri, diplomasi mesleğinin kurumsallaşması ve profesyonelleşmesi açısından çağdaş devlet geleneğinin en güçlü örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir. 1924 tarihli Rogers Act [3] ile kariyer diplomatlık sisteminin yasal zemine kavuşturulması, ABD Dışişleri Bakanlığı’nı (State Department) teknik uzmanlığa, liyakate ve hiyerarşik kariyer ilerlemesine dayalı bir yapıya kavuşturmuştur. Bu yapı, yirminci yüzyıl boyunca ABD dış siyasasının kurumsal sürekliliğinin temel dayanaklarından biri olmuştur. Trump döneminde ABD diplomasisinde kurumsal sürekliliğin yerini kişisel sadakate dayalı atamalar almıştır (Hall, 2018).

Bununla birlikte, ABD diplomasi geleneğinde siyasal elçilik atamaları tarihsel olarak tümüyle istisnai olmamıştır. Özellikle büyük ve stratejik olmayan misyonlarda, başkanlara yakın isimlerin elçi olarak atanması uzun süredir var olan bir uygulamadır. Ancak bu siyasal atamalar, genel yapıyı belirleyen bir norm değil, profesyonel diplomasi sistemini tamamlayan sınırlı bir unsur olarak kalmıştır. Bu durum, ABD’de tarihsel olarak var olan “siyasal elçi” geleneğini niteliksel olarak dönüştürmüştür (McDougall, 2016).

Donald Trump’ın başkanlık dönemi (2017–2021), bu dengeyi belirgin biçimde dönüştüren bir kırılma noktası oluşturmuştur. Trump yönetimi altında diplomasi, kurumsal bir siyasa üretme sürecinden çok lider merkezli, kişisel ilişkiler ve sadakat temelli bir araç durumuna gelmiştir. Büyükelçilik atamalarında bağışçılar, kişisel dostlar ve siyasal müttefikler belirgin biçimde öne çıkmış ve bu durum kariyer diplomatların dış temsil alanındaki ağırlığını zayıflatmıştır. Bu dönemde dikkat çeken özellik yalnızca atamaların niteliği değil, aynı zamanda ABD Dışişleri Bakanlığı’nın sistemli olarak önemsizleştirilmesidir.  Dış siyasa kararları giderek daha fazla Beyaz Saray merkezli alınmış ve Dışişleri Bakanlığı, siyasa tasarlayan bir kurumdan çok alınmış kararları uygulayan teknik bir aygıta indirgenmiştir. Bu süreç, kurum içi istifaların artması, deneyimli diplomatların erken emekliliğe ayrılması ve kurumsal hafızanın zayıflaması gibi sonuçlar doğurmuştur.

Trump döneminde diplomatik temsilin içeriği de dönüşüme uğramıştır. Diplomatlardan beklenen temel nitelik, görüşme yetkinliği ya da bölgesel uzmanlık olmaktan çıkmış ve liderin söylemini sadakatle yinelemek ve kişisel diplomasi yürütmek ön plana çıkmıştır. Bu bağlamda dış siyasa, “kurumsal akıl” yerine “başkanın sezgisi”ne dayalı olarak şekillenmiş ve devletler arası ilişkiler kalıcı stratejik çerçevelerden çok geçici kişisel ilişkiler üzerinden yürütülmüştür.

Bu dönüşüm, ABD gibi yerleşik kurumlara sahip bir ülkede dahi diplomasinin ne ölçüde siyasal liderliğin yönelimine bağlı duruma gelebildiğini göstermesi bakımından önemlidir. Ancak aynı zamanda dikkat çekici bir sınırlılık da mevcuttur: Kongre denetimi, medya özgürlüğü ve bürokratik direnç kapasitesi gibi kurumsal unsurlar, diplomasinin tümüyle kişiselleşmesini engelleyen karşı ağırlıklar olarak varlığını sürdürmüştür. Bu nedenle ABD örneğinde söz konusu olan, diplomasinin tümüyle ortadan kaldırılması değil, geçici ama derin bir siyasallaşma evresidir. Büyükelçilerin rolünün daralması ve merkezin Beyaz Saray’da toplanması süreci dönemin diplomatları tarafından da açık biçimde dile getirilmiştir (McFaul, 2020).

Bu durum, ABD deneyimini iki açıdan çözümleyici olarak değerli kılmaktadır. Birincisi, diplomasinin profesyonel niteliğinin yalnızca hukuksal düzenlemelerle değil, siyasal kültür ve liderlik biçemiyle de doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. İkincisi ise, güçlü kurumsal geleneklere sahip ülkelerde dahi diplomasi mesleğinin lider merkezli siyaset karşısında kırılgan olabileceğini ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak ABD örneği, diplomasinin eğitim ve meslek temelli bir alan olarak varlığını sürdürebilmesinin, yalnızca teknik akılcılığa değil, aynı zamanda siyasal iktidarın kurumsallığa duyduğu saygıya bağlı olduğunu göstermektedir. Bu bulgu, Türkiye örnek olayında gözlemlenecek olan daha kalıcı ve yapısal dönüşümler için karşılaştırmalı bir zemin sunmaktadır.

ÖRNEK OLAY 2: TÜRKİYE’DE DİPLOMASİNİN DÖNÜŞÜMÜ

Kurumsal Meslekten Siyasal Sadakate Geçiş

Türkiye’de diplomasi mesleği, Cumhuriyet’in kuruluşundan itibaren devlet kurmanın merkezi unsurlarından biri olarak yapılandırılmıştır. Hariciye örgütü, erken Cumhuriyet döneminde yalnızca dış siyasa yürüten teknik bir bürokrasi değil, aynı zamanda yeni kurulan devletin uluslararası meşruluğunu, seküler karakterini ve kurumsal akılcılığını temsil eden seçkin bir kadro olarak tasarlanmıştır. Bu nedenle Türkiye’de diplomatlık, uzun yıllar boyunca “okullu”, liyakate dayalı ve meslek içi hiyerarşiyle ilerleyen bir kariyer alanı olarak kabul edilmiştir.

Hukuksal açıdan bakıldığında, Türk kamu yönetiminde diplomatlık istisnai görev statüsünde yer almakta ve bu durum, dışarıdan atamalara kuramsal olarak olanak tanımaktadır. Ancak siyasal ve bürokratik gelenekler, bu istisnayı uzun süre sınırlı tutmuş ve meslek dışı elçi atamaları hem niceliksel hem de niteliksel olarak istisna düzeyinde kalmıştır. Bu bağlamda Türkiye örneği, hukuksal esneklik ile kurumsal normlar arasındaki uyum açısından dikkate değer bir model sunmaktaydı. Türkiye’de dış siyasanın karar alma süreçleri giderek merkezileşmiş, Dışişleri Bakanlığı’nın kurumsal ağırlığı görece olarak azalmıştır (Kalaycıoğlu, 2020).

Bu denge, özellikle 2000’li yılların sonlarından itibaren ve daha belirgin biçimde Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne geçiş sonrasında ciddi biçimde aşınmıştır. Dış siyasa yapım süreci giderek daha merkezi, lider odaklı ve kişiselleşmiş bir yapıya bürünmüş ve Dışişleri Bakanlığı’nın kurumsal ağırlığı görece olarak azalmıştır. Diplomasi, uzun vadeli devlet çıkarları ve kurumsal hafızadan çok yürütmenin siyasal öncelikleri doğrultusunda şekillenen bir alan olmuştur. Bu süreç, yarışmacı otoriterleşme yazını ile uyumlu bir görünüm sergilemektedir (Özbudun, 2015).

Bu dönüşüm en açık biçimde büyükelçi atamalarında gözlemlenmektedir. Son yıllarda meslek dışı elçi atamalarının artması, sadece niceliksel bir değişimi değil, diplomasinin anlamına ilişkin niteliksel bir kırılmayı da yansıtmaktadır. Atama ölçütlerinde diplomasi eğitimi, bölgesel uzmanlık ve meslek içi deneyim giderek ikincil duruma gelirken, siyasal sadakat, ideolojik uyum ve liderle doğrudan güven ilişkisi ön plana çıkmıştır. Bu durum, diplomatlığın teknik ve görüşmeci özelliğini zayıflatmış ve dış temsil görevini siyasal temsil ile özdeşleştirmiştir.

Türkiye örneğini ABD’den ayıran temel nokta, bu siyasallaşmanın geçici bir liderlik evresinden çok yapısal ve kalıcı bir nitelik kazanmış olmasıdır. ABD’de Kongre denetimi, medya ve bürokratik direnç mekanizmaları diplomasinin tümüyle kişiselleşmesini sınırlayabilirken, Türkiye’de bu tür karşı ağırlıkların zayıflaması, dönüşümün geri döndürülmesini zorlaştırmaktadır. Dış siyasa alanında karar alma süreçleri dar bir yürütme çevresinde toplanmış ve büyükelçiler giderek siyasa iletici aktörlerden çok, merkezi iradenin uzantıları durumuna gelmiştir.

Bu bağlamda Türkiye’de diplomasi, klasik anlamda bir devlet siyasası yürütme alanı olmaktan uzaklaşarak, rejimin ideolojik ve siyasal yönelimlerinin dış dünyaya aktarılmasında kullanılan bir araç olmak özelliği kazanmıştır. Bu durum yalnızca diplomasi mesleğinin iç dinamiklerini değil, dış siyasa sonuçlarını da etkilemektedir. Kurumsal tutarlılığın azalması, öngörülebilirliğin zayıflaması ve kişisel ilişkilere dayalı dış siyasa yürütme biçimi, Türkiye’nin uluslararası konumlanmasını daha kırılgan durumuna getirmektedir.

Sonuç olarak Türkiye örneği, diplomasinin eğitim gerektiren bir meslek olup olmadığı sorusunu anlamsızlaştıran bir noktaya işaret etmektedir. Sorun, diplomasi eğitiminin varlığı ya da yokluğu değil, eğitimin ve meslek bilgisinin siyasal iktidar karşısındaki bağlayıcılığının ortadan kalkmasıdır. Bu yönüyle Türkiye, diplomasinin meslekten çok sadakat eksenli yeniden tanımlandığı rejimlerin tipik bir örneğini sunmaktadır.

Bu değerlendirme, ABD örnek olayından elde edilen bulgularla birlikte ele alındığında, çağdaş diplomasinin kaderinin yalnızca küresel sistem dinamikleriyle değil, doğrudan doğruya iç siyasal rejim dönüşümleriyle belirlendiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.

DİPLOMASİ EĞİTİMİNİN GELECEĞİ: MESLEKTEN SADAKAT ALANINA DOĞRU MU?

Bu çalışmanın ABD ve Türkiye örnekleri üzerinden ortaya koyduğu temel bulgu, diplomasi eğitiminin ve meslek bilgisinin günümüz siyasal rejimlerinde giderek daha sınırlı bir belirleyiciliğe sahip olduğudur. Ancak bu durum, yüzeysel bir biçimde “diplomasi artık eğitim gerektirmiyor” sonucuna indirgenemez. Aksine, asıl sorun, diplomasinin hangi siyasal bağlamda anlamlı bir meslek olmaya devam edebileceğidir.

Tarihsel olarak diplomasi eğitimi üç temel varsayıma dayanmıştır:

(i) dış siyasanın süreklilik gerektiren bir devlet etkinliği olduğu,

(ii) bu etkinliğin teknik bilgi, dil yetkinliği ve görüşme becerisi gerektirdiği,

(iii) siyasal iktidarların bu uzmanlığa kurumsal olarak gereksinim duyduğu.

Günümüzde bu varsayımların üçüncüsü giderek aşınmaktadır. Lider merkezli ve kişiselleşmiş rejimlerde diplomasi, teknik uzmanlıktan çok, siyasal sadakatin sınadığı bir alan durumuna gelmektedir. Bu bağlamda diplomasi eğitimi gereksizleşmemekte, fakat siyasal iktidar açısından ikincil ve ikame edilebilir bir nitelik kazanmaktadır.

Bu dönüşüm, diplomasi eğitim kurumlarının işlevini de köklü biçimde etkilemektedir. Klasik anlamda bu kurumlar, devlete meslek insanı yetiştirmeyi amaçlarken, günümüzde giderek daha belirsiz bir hedefle karşı karşıya kalmaktadır: Devletin değil, rejimin gereksinimlerine göre şekillenen bir dış siyasa ortamında, diploma ve akademik yeterlilik diplomatik kariyer için bağlayıcı bir ön koşul olmaktan çıkmaktadır. Bu durum, diplomasi eğitimini bir meslek kapısı olmaktan çok, simgesel bir donanım alanına dönüştürme riski taşımaktadır.

Öte yandan, monarşik ya da denetimli otoriter yapılarda gözlemlenen “sınırlı profesyonellik” modelleri, diplomasi eğitiminin tümüyle ortadan kalkmadığını, ancak sıkı siyasal çerçeveler içine hapsedildiğini göstermektedir. Bu modellerde diplomasi eğitimi hala değerlidir. Ancak eğitimin meşruluğu, bağımsız uzmanlık üretmesinden değil, siyasal merkeze hizmet edebilme kapasitesinden kaynaklanmaktadır. Bu durum, eğitimin içeriğini de dönüştürmekte ve eleştirel düşünce, normatif uluslararası hukuk ve çok taraflılık gibi alanlar geri plana itilmektedir.

Bu çerçevede diplomasi eğitiminin geleceği, esas olarak siyasal rejimlerin kurumsal niteliğine bağlıdır. Liberal-demokratik bağlamlarda diplomasi eğitimi, her ne kadar baskı altında olsa da kurumsal direnç alanları üretme gizil gücüne sahiptir. Buna karşılık, yarı-otoriter ve otoriter rejimlerde diplomasi eğitimi ya etkisizleşmekte ya da rejimle uyumlu kadrolar yetiştiren teknik bir formasyona indirgenmektedir.

Sonuç olarak bu çalışma, diplomasi eğitiminin gerekliliğini normatif bir ilke olarak yeniden savunmak yerine, daha zorlayıcı bir soruyu gündeme getirmektedir: Diplomasi eğitimi hangi siyasal koşullarda gerçek bir mesleksel anlam taşır? Bu soru, yalnızca akademik programların değil, aynı zamanda devletlerin dış siyasa üretme kapasitesinin ve uzun vadeli akılcılığının geleceğine ilişkin temel bir tartışmayı zorunlu kılmaktadır.

DİPLOMASİ EĞİTİMİNE İÇERİDEN BİR ELEŞTİRİ: ÇÖZÜMLEME YETKİNLİĞİNİN VE YENİ GELİŞMELERİN İHMAL EDİLMESİ

Bu çalışmanın bulguları, diplomasi mesleğinin dışsal siyasal baskılar kadar, mesleğin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan bir zayıflıkla da karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Bu zayıflık, özellikle diplomasi eğitimi ve meslek uygulamaları arasındaki bilgi ilişkisinde ortaya çıkmaktadır. Günümüz uluslararası ilişkiler yazınında nitel ve nicel çözümleme teknikleri son derece gelişmiş olmasına karşın, bu yöntemlerin diplomatik uygulamalara anlamlı biçimde eklemlenmediği gözlemlenmektedir.

Alana dayalı deneyimler, pek çok eğitimli diplomatın çözümleyici çözümleme ve veri temelli değerlendirmeleri kendi mesleksel alanlarının dışında gördüğünü ortaya koymaktadır. Diplomasi, yaygın biçimde, görüşme yapmak, mesaj iletmek ve merkezin yönergelerini uygulamakla sınırlı bir etkinlik olarak algılanmaktadır. Bu dar meslek tanımı, diplomatın siyasa üretim sürecindeki entelektüel rolünü büyük ölçüde ortadan kaldırmaktadır. Diplomasi eğitiminin teknik görüşme becerileriyle sınırlı kalması yazında da eleştirilmiştir (Berridge, 2015).

Bu yaklaşımın önemli bir sonucu, dış siyasa karar alma süreçlerinde anlamlı, karşılaştırmalı ve ileriye dönük çözümlemelerin eksikliği ya da yüzeyselliğidir. Diplomatik raporlama çoğu zaman betimleyici, tekrarlayıcı ve anlık gelişmelere odaklı kalmakta ve yapısal eğilimleri, olası senaryoları ve ölçülebilir riskleri içeren çözümlemeler üretilmemektedir. Çözümleyici kapasitenin bu denli sınırlı kalması, diplomatların akademik bilgi ile uygulama deneyimleri arasındaki ilişkiyi ikincil hatta gereksiz görmesine yol açmaktadır.

Bu anlayış, diplomasi eğitimi veren kurumlarda da yeniden üretilmektedir. Pek çok diplomasi eğitim programı ağırlıklı olarak klasikleşmiş, durağan ve normatif bilgiler etrafında şekillenmektedir. Uluslararası hukukun temel ilkeleri, protokol kuralları ve tarihsel dış siyasa anlatıları ön plandayken çağdaş diplomasinin gereksinim duyduğu alanlar, örneğin çevre diplomasisi, ekonomi ve finans, turizm diplomasisi, kamu diplomasisi veya diplomaside araştırma yöntemleri ya hiç yer almamakta ya da yüzeysel biçimde ele alınmaktadır.

Özellikle dikkat çekici olan husus, diplomasi eğitiminde araştırma yöntemlerinin neredeyse tümüyle dışlanmasıdır. Oysa günümüz dış siyasa ortamı, veri temelli karar destek mekanizmaları, çok değişkenli çözümlemeler ve senaryo üretimi olmaksızın akılcı biçimde yönetilemez durumdadır. Buna karşın, diplomasi eğitimi büyük ölçüde akademik üretimi dışlayan, çözümleyici düşünceyi özendirmeyen ve diplomatları edilgen uygulayıcılara indirgenen bir anlayışla sürdürülmektedir.

Bu tablo, diplomasinin yalnızca siyasal sadakat nedeniyle değil, aynı zamanda entelektüel içeriğini bilinçli ya da bilinçsiz biçimde terk etmesi nedeniyle de zayıfladığını göstermektedir. Başka bir ifadeyle, diplomasi mesleği dışsal siyasallaşma kadar, kendi epistemolojik sınırlarını daraltmasının da kurbanı olmaktadır.

DİPLOMASİ EĞİTİMİNİN SINIRLARI ÜZERİNE DENEYİME DAYALI BİR GÖZLEM

Diplomasi eğitiminin çözümleyicilik konusunda yetersizliği, yalnızca kurama dayalı bir saptama değil, aynı zamanda doğrudan eğitim uygulamalarında gözlemlenen yapısal bir sorundur. Diplomasi alanında lisansüstü eğitim veren programlarda edinilen deneyimler, öğrencilerin ve hatta kariyer diplomatların büyük bölümünün çözümleyici yetenek ve bilgi üretimini “akademik alanın işi” olarak gördüğünü ortaya koymaktadır. Diplomasi, bu algıda, çözümleme üreten değil, çözümlenmiş bilgiyi taşıyan, merkezin mesajını ileten ve görüşmeleri yöneten bir uygulama etkinliği olarak kavramsallaştırılmaktadır.

Bu anlayış, diplomasi eğitiminin içeriğine de doğrudan yansımaktadır. Eğitim programları çoğu zaman, dış siyasanın hızla çeşitlenen ve teknik duruma gelen alanlarını kapsamakta yetersiz kalmakta ve çevre, ekonomi, turizm, kamu diplomasisi ya da veri temelli siyasa çözümlemesi gibi alanlar eğitim programlarında sınırlı bir yer tutmakta ya da tümüyle dışlanmaktadır. Oysa günümüz diplomasisi, yalnızca siyasal içerikli görüşmelerden değil, iklim krizi, ekonomik kırılganlıklar, toplumlar arası algı yönetimi ve çok aktörlü yönetişim süreçlerinden oluşan karmaşık bir yapı durumuna gelmiştir. Sadece şu olgunun altını çizmek yeterli olacaktır: Günümüzde çok uluslu çevre anlaşmalarının sayısı 250’den fazladır ve bunların iklim değişliği, küresel ısınma, biyolojik çeşitlilik, ozon tabakasının korunması gibi önemli bir kesimi insan ve doğa yaşamını yakından ilgilendirmektedir.

Buna karşın diplomasi eğitimi, bu karmaşıklığı çözümleyebilecek nitel ve nicel araştırma yöntemlerini sistemli biçimde öğretmemekte ve diplomatları soru soran, senaryo üreten ve alternatif siyasa seçeneklerini ölçen aktörler olmaktan çok biçimsel bilgiye dayalı uygulayıcılar olarak yetiştirmektedir. Bu durum, diplomasi mesleğinin yalnızca siyasal baskılar nedeniyle değil, kendi ürettiği sınırlı meslek tanımı nedeniyle de entelektüel etkisini yitirmesine yol açmaktadır. Bu olumuz sonuca yol açan önemli etmenlerden biri de Dışişleri Bakanlığı’nın yanı sıra diğer bakanlıkların da, örneğin Çevre ve Maliye bakanlıkları, uluslararası ilişkileri yürütme yetkisine sahip olması ve eş güdümün yeterince sağlanamamasıdır.

EĞİTİMİN SİYASETLE KARŞILAŞTIĞI NOKTA

Bu deneyim temelli gözlemler, diplomasinin karşı karşıya olduğu krizin tek başına siyasal atamalar, sadakat temelli temsil ya da kurumsal aşınma ile açıklanamayacağını göstermektedir. Diplomasinin zayıflaması, aynı zamanda mesleğin bilgiyle kurduğu ilişkinin daralmasının ve uluslararası gelişmeleri çözümleyici ve açıklayıcı olma iddiasından geri çekilmesinin bir sonucudur. Bu durum, eğitimli diplomatların varlığını sürdürmesine karşın, dış siyasa süreçlerinde entelektüel ağırlıklarının azalmasını da açıklamaktadır.

Bu nedenle günümüzde asıl soru, “diplomasi eğitimi gerekli midir?” değil, “mevcut diplomasi eğitimi, çağdaş uluslararası ilişkilerin çözümleyici ve çok boyutlu doğasına cevap verebilmekte midir?” sorusudur. Bu soruya verilecek yanıt, yalnızca akademik programların değil, devletlerin uzun vadeli dış siyasa akılcılığının da geleceğini belirleyecektir.

Akademik Değerlendirme: İki Yaklaşımın Yapısal Artıları ve Sınırlılıkları

Aşağıdaki karşılaştırma, iki yaklaşımı deneysel gerçeklikte saf biçimleriyle değil, çağdaş diplomatik uygulamalarda farklı siyasal rejimler altında baskın eğilimler olarak ele almaktadır.

Çizelge 1:

 

Değerlendirme

Boyut

Mesleksel Eğitim Temelli / Çözümleyici Diplomasi

Sadakat Temelli / Uygulamacı Diplomasi

Atama Ölçütü

Eğitim, kariyer, uzmanlık, kurumsal kıdem

Siyasal güven, kişisel sadakat, ideolojik uyum

Diplomatın Rolü

Çözümleme üreten, seçenek geliştiren siyasa aktörü

Mesaj ileten, talimat uygulayan temsilci

Eğitim Anlayışı

Araştırma yöntemleri, nitel-nicel çözümleme, disiplinlerarası bilgi

Protokol, temsil, geleneksel bilgi aktarımları

Bilgiye Yaklaşım

Çözümleyici, veri temelli, senaryo üretici

Betimleyici, anlık, merkez odaklı

Kurumsal Hafıza

Güçlü, aktarılabilir, birikimsel

Zayıf, kişilere bağlı, kırılgan

Esneklik

Yüksek (farklı senaryolara uyum)

Düşük (lider tercihine bağımlı)

Siyasal Uyum

Sınırlı – kurumsal direnç içerir

Yüksek – rejimle tam uyum

Dış Siyasa Tutarlılığı

Orta–uzun vadeli

Kısa vadeli, dalgalı

Riskler

Yavaşlık, siyasal iktidarla gerilim

Yüzeysellik, öngörülemezlik, kurumsal aşınma

Üstünlükler

Akılcılık, sürdürülebilirlik, öngörü

Hız, denetim, lider merkezli uyum

 

Yukarıdaki çizelgede özetlenen iki diplomasi yaklaşımı, birbirinin mutlak farklı seçeneği olmaktan çok, farklı siyasal bağlamlarda öne çıkan ideal tipler olarak değerlendirilmelidir. Meslek temelli ve çözümleyici diplomasi, devlet sürekliliğini ve uzun vadeli çıkar üretimine öncelen bir kurumsal akılcılığa dayanırken, sadakat temelli ve uygulamacı diplomasi, siyasal iktidarın hız, denetim ve mesaj bütünlüğü arayışına yanıt vermektedir.

Meslek temelli diplomasi, özellikle karmaşık ve çok aktörlü uluslararası sistemde, veri temelli çözümleme üretme, riskleri ölçme ve senaryo seçenekleri geliştirme kapasitesi bakımından önemli üstünlükler sunmaktadır. Ancak bu yaklaşım, güçlü siyasal liderliğin egemen olduğu rejimlerde zaman zaman “yavaş”, “aşırı temkinli” ya da “siyasal gerçekçilikten kopuk” olarak algılanabilmektedir. Bu durum, meslek diplomasisinin siyasal iktidar nezdindeki meşruluğunu zayıflatabilmektedir.

Buna karşılık sadakat temelli diplomasi, karar alma süreçlerinde hız ve siyasal uyum sağlaması bakımından kısa vadeli üstünlüklere sahiptir. Lider merkezli rejimlerde bu yaklaşım, dış siyasanın iç siyasa hedefleriyle eş zamanlı olmasını kolaylaştırmaktadır. Ne var ki bu model, dış siyasa üretimini kişisel ilişkilere ve anlık tercihlere bağımlı kıldığı ölçüde, öngörülebilirliği azaltmakta ve kurumsal hafızayı aşındırmaktadır. Uzun vadede bu durum, dış siyasanın tutarlılığını ve devlet kapasitesini zayıflatma riski taşımaktadır.

Bu karşılaştırmalı tablo, diplomasinin günümüzde karşı karşıya olduğu temel gerilimi açık biçimde ortaya koymaktadır: Çözümleyici derinlik ile siyasal denetim arasındaki gerilim. Diplomasi eğitimi ve meslek uygulamaları, bu iki uç arasında giderek daralan bir alanda konumlanmakta ve siyasal bağlam belirleyici olduğu ölçüde, profesyonel bilgi ya değerini korumakta ya da önemini azaltmaktadır.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, diplomasinin bir meslek olup olmadığı ya da diplomasi eğitiminin gerekliliği gibi klasik soruları yeniden biçimlendirerek ele almıştır. ABD ve Türkiye örnekleri üzerinden yürütülen karşılaştırmalı çözümleme, diplomasinin günümüzde teknik bir uzmanlık alanı olmaktan çok, siyasal rejimlerin kurumsal niteliği ve liderlik biçemleri tarafından belirlenen bir uygulama alanına dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Bu dönüşüm, yalnızca elçi atamalarındaki değişimlerle sınırlı olmayıp, dış siyasa üretme biçimlerinin tamamını etkilemektedir.

Çalışmanın temel bulgusu, diplomaside yaşanan krizin tek boyutlu olmadığıdır. Bir yandan siyasal iktidarların diplomasi alanını sadakat ve denetim temelinde yeniden yapılandırdığı ve diğer yandan diplomasi mesleğinin kendi iç dinamikleriyle çözümleyici üretim kapasitesini giderek daralttığı görülmektedir. Bu iki eğilim birbirini beslemekte ve diplomasinin entelektüel ağırlığını zayıflatan bir kısır döngü yaratmaktadır. Böylece diplomasi hem dışsal siyasallaşmanın hem de içsel epistemolojik daralmanın baskısı altında kalmaktadır.

ABD örneği, güçlü kurumsal geleneklere sahip devletlerde dahi diplomasi mesleğinin kırılgan olabileceğini, ancak aynı zamanda bu sistemlerin belirli düzeyde kendini onarma kapasitesine sahip olduğunu göstermiştir. Buna karşılık Türkiye örneği, diplomasinin meslekten çok rejimsel bir araca dönüştüğü ve bu dönüşümün geçici olmaktan çıkıp yapısal nitelik kazandığı bir modeli temsil etmektedir. Bu karşılaştırma, diplomasinin niteliğinin yalnızca küresel siyasal sistemle değil, doğrudan iç rejim dinamikleriyle belirlendiğini açık biçimde ortaya koymaktadır.

Çalışmada ayrıca, diplomasi eğitiminin mevcut durumuyla bu dönüşüme karşı yeterli bir yanıt üretemediği gösterilmiştir. Güncel uluslararası ilişkilerde nitel ve nicel çözümleme teknikleri hızla gelişirken, diplomasi eğitimi ve meslek uygulamaları bu bilgi alanlarıyla kurduğu ilişkiyi büyük ölçüde sınırlandırmıştır. Diplomatların kendilerini çözümleme üreten aktörler yerine mesaj ileten uygulayıcılar olarak konumlandırması, dış siyasa süreçlerinde anlamlı çözümlemelerin yokluğunu derinleştirmektedir. Bu durum, diplomasinin yalnızca siyasal müdahaleler nedeniyle değil, kendi bilgi anlayışını daraltması nedeniyle de etkisizleştiğini göstermektedir.

Bu bağlamda çalışmanın ulaştığı sonuç, diplomasi eğitiminin gereksiz olduğu yönünde değil, aksine, mevcut şekliyle işlevini yitirdiği yönündedir. Diplomasi eğitimi, çözümleyici düşünce, disiplinlerarası bilgi ve araştırma yöntemleriyle yeniden bütünleşmediği sürece, siyasal iktidar karşısında bağımsız bir mesleksel ağırlık üretme kapasitesini yeniden kazanamayacaktır. Ancak bu durum dahi son bir belirleyici olmayacaktır. Çünkü diplomasi eğitiminin gerçek değeri, onu talep eden siyasal ve kurumsal bağlamlar var olduğu ölçüde anlam kazanmaktadır.

Sonuç olarak bu çalışma, diplomasinin geleceğine ilişkin normatif bir reçete sunmak yerine, daha temel bir eşik soruyu gündeme getirmektedir: Diplomasi, hangi siyasal rejim koşulları altında yeniden bilgi üreten, çözümleme yapan ve uzun vadeli akılcılık sunan bir meslek durumuna gelebilir? Bu soru, yalnızca diplomasi eğitimini değil, devletlerin dış siyasa yapma kapasitesini ve kurumsal aklın geleceğini de doğrudan ilgilendirmektedir. Bu bağlamda diplomasi mesleğinin geleceği, yalnızca dış siyasa alanının değil, çağdaş devletin bilgiyle kurduğu ilişkinin de bir göstergesi durumuna gelmektedir.


 

REFERANSLAR

 

Berridge, G. R. (2015). Diplomacy: Theory and practice (5th ed.). Palgrave Macmillan.

Constantinou, C. M. (2013). Between statecraft and humanism: Diplomacy and its forms of knowledge. International Studies Review, 15(2), 141–162.

Fukuyama, F. (2014). Political order and political decay: From the industrial revolution to the globalization of democracy. Farrar, Straus and Giroux.

Hall, I. (2018). Trump and the consequences of American leadership. International Affairs, 94(3), 515–536.

Heper, M. (2016). The state and Kurds in Turkey: The question of assimilation. Palgrave Macmillan.

Jönsson, C., & Hall, M. (2005). Essence of diplomacy. Palgrave Macmillan.

Kalaycıoğlu, E. (2020). Turkish dynamics: Bridge across troubled lands. Palgrave Macmillan.

Levitsky, S., & Ziblatt, D. (2018). How democracies die. Crown Publishing.

Magen, A., Risse, T., & McFaul, M. (Eds.). (2021). Authoritarianism goes global: The challenge to democracy. Oxford University Press.

McDougall, W. A. (2016). The tragedy of U.S. foreign policy: How America’s civilian leaders lost control of America’s destiny. Yale University Press.

McFaul, M. (2020). From cold war to hot peace: An American ambassador in Putin’s Russia. Houghton Mifflin Harcourt.

Neumann, I. B. (2012). At home with the diplomats: Inside a European foreign ministry. Cornell University Press.

Özbudun, E. (2015). Turkey’s judiciary and the drift toward competitive authoritarianism. International Journal of Constitutional Law, 13(2), 250–266.

Sharp, P. (2009). Diplomatic theory of international relations. Cambridge University Press.

Weber, M. (1978). Economy and society (G. Roth & C. Wittich, Eds.). University of California Press.



[1] Dubai’deki Emirlikler Amerikan Üniversitesi Diplomasi Yüksek Lisans Direktörü ve Türkiye’de üniversitelerde verilen uluslararası ilişkiler ve diplomasi dersleri.

[2] UNICEF Türkiye temsilcisi, Çevre Bakanlığı Müsteşarı

[3] Rogers Act of 1924 (Foreign Service Act), Amerika Birleşik Devletleri’nde diplomatik hizmet ile konsolosluk hizmetlerini tek ve profesyonel bir Dış Hizmet (U.S. Foreign Service) çatısı altında birleştirmiştir. Bu yasa ile birlikte diplomatik temsil ve konsolosluk görevleri kariyer temelli olmuş, liyakat, sınav ve kıdem esaslı bir yükselme sistemi kurulmuş, siyasal atamaların kapsamı kurumsal olarak sınırlandırılmış, diplomasi, kişisel sadakate değil mesleki uzmanlığa dayalı bir kamu hizmeti olarak tanımlanmıştır. Rogers Act, ABD’de diplomasinin “gentlemen amateurs” geleneğinden çıkarak modern, profesyonel ve kurumsallaşmış bir meslek alanına dönüşmesinin hukuksal temelini oluşturmuştur.

Hiç yorum yok: