Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

10 Aralık 2025 Çarşamba

Siyasal Tutukluluğun Tipolojileri: Yöntemler ve Rejimler Üzerine Karşılaştırmalı Bir Çözümleme

 

 Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

Öz

Bu makale, siyasal tutukluluğu farklı rejim türlerinde ortaya çıkan uygulamalar üzerinden karşılaştırmalı biçimde incelemektedir. Sednaya Hapishanesi (Suriye), Tuol Sleng (Kamboçya) ve Guantanamo (ABD) örnekleri temel alınarak, siyasal tutukluluğun hangi yöntemlerle uygulandığı, hangi kurumsal mekanizmalarla olanaklı kılındığı ve hangi siyasal amaçlara hizmet ettiği çözümlenmiştir. Çalışma, siyasal tutukluluğun rastlantısal ya da olağan dışı değil, yargı sistemleri de içinde olmak üzere devlet aygıtının farklı bileşenleri aracılığıyla üretilen sistemli bir yönetim uygulaması olduğunu savunmaktadır. Ana bulgu, siyasal tutukluluğun bireyi cezalandırmaktan çok, toplumda disiplin sağlamaya ve siyasal alanı daraltmaya yönelik bir araç olduğudur.

Anahtar Kelimeler: Siyasal tutukluluk; insan hakları; yargının siyasallaşması; istisna rejimi; toplumsal caydırıcılık; cezaevi rejimleri

 

Abstract

This article examines political detention through a comparative analysis of different regime contexts. Focusing on Sednaya Prison (Syria), Tuol Sleng (Cambodia), and Guantanamo Bay (United States), the study analyzes the methods, institutional mechanisms, and political objectives underlying political detention practices. It argues that political detention should not be understood as a series of isolated human rights violations, but rather as a systematic governance technique produced through multiple state apparatuses, including judicial systems. The main finding suggests that political detention primarily serves to discipline society and restructure the political sphere, rather than merely punishing individual offenders.

Key Words: Political detention; human rights; politicization of the judiciary; state of exception; social deterrence; prison regimes

GİRİŞ

Siyasal tutukluluk, çağdaş siyasal rejimlerde yalnızca bir güvenlik önlemi ya da ceza hukuku uygulaması olarak değil, aynı zamanda iktidarın muhalefeti denetleme, dönüştürme ve kimi durumlarda bütünüyle ortadan kaldırma stratejisinin ayrılmaz bir parçası olarak işlev görmektedir. Farklı tarihsel dönemlerde ve coğrafyalarda değişen biçimler alsa da siyasal nedenlerle özgürlüğünden yoksun bırakılan bireylere yönelik işlemler, devletin hukukla, insan onuruyla ve siyasal çoğulculukla kurduğu ilişkinin en çıplak göstergelerinden biri olmuştur.

Yazında siyasal tutuklulara yönelik ihlaller çoğu zaman tekil olaylar, bölgesel raporlar veya normatif değerlendirmeler üzerinden ele alınmakta ve yöntemlerin sistemli ve karşılaştırmalı bir sınıflandırmasına ise görece sınırlı yer verilmektedir. Oysa siyasal tutukluluk, yalnızca “baskı” başlığı altında toplanabilecek bir olgu değildir. Fiziksel yok etmeden uzun erimli tecride, zorla kaybettirmeden hukuksal belirsizlik içinde süresiz tutukluluğa, açık şiddetten hukuksal biçimler aracılığıyla yürütülen sessiz yıldırmaya uzanan geniş bir yelpaze söz konusudur. Siyasal tutukluluk, çağdaş devletlerin özellikle kriz ve çatışma dönemlerinde başvurduğu, olağan hukuk düzeninin askıya alındığı bir yönetim uygulaması olarak karşımıza çıkmaktadır. (Agamben, 2005; Arendt, 1951)

Bu makale, siyasal tutuklulara yönelik uygulamaları kategorik bir tipoloji çerçevesinde incelemeyi ve bu farklı yöntemlerin hangi siyasal mantıklar içinde üretildiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışma, siyasal tutukluluğu rejim tiplerinden bağımsız, olağan dışı bir sapma olarak değil, aksine farklı rejim biçimlerinde değişen araçlarla yeniden üretilen bir iktidar uygulaması olarak ele almaktadır. Bu bağlamda, otoriter, karma (hibrit) ve yarışmacı siyasal sistemlerde uygulanan tutukluluk rejimleri karşılaştırmalı biçimde çözümlenmekte ve benzer baskı mantıklarının farklı hukuksal ve yönetsel biçimler altında nasıl işlediği gösterilmektedir.

Makalenin temel savı, siyasal tutukluluğun yalnızca özgürlüğün sınırlandırılmasıyla ilgili olmadığı ve zaman, belirsizlik, tecrit ve suçlu ilan etme gibi unsurlar aracılığıyla bireyin siyasal özne olarak etkisizleştirilmesini hedefleyen çok katmanlı bir süreç olduğudur. Bu nedenle çalışma, tek tek ihlallerin ötesine geçerek, siyasal tutukluluğun yöntemlerini, iç mantığını ve karşılaştırmalı desenlerini görünür kılmayı amaçlamaktadır. Böyle bir tipolojik yaklaşımın hem akademik tartışmalara hem de insan hakları alanındaki farkındalık çabalarına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Amaç ve Hedefler

Bu çalışmanın temel amacı, siyasal tutuklulara yönelik uygulamaları farklı tarihsel ve coğrafi bağlamlarda kategorik bir tipoloji çerçevesinde çözümlemek ve bu uygulamaların ardındaki siyasal mantıkları karşılaştırmalı olarak ortaya koymaktır. Makale, siyasal tutukluluğu tekil ihlaller ya da belirli ülkelere özgü olağan dışı örnekler üzerinden değil, farklı rejim türlerinde tekrar eden yöntemler ve yapısal desenler üzerinden ele almayı hedeflemektedir.

Bu genel amaç doğrultusunda çalışmanın özgül hedefleri şunlardır:

Siyasal tutukluluk uygulamalarının başlıca türlerini sınıflandırmak ve bu türler arasındaki yöntemsel ve işlevsel farklılıkları açık biçimde tanımlamak.

Fiziksel şiddet, psikolojik baskı, hukuksal belirsizlik ve suçlu gösterme gibi araçların, farklı siyasal bağlamlarda nasıl ve hangi amaçlarla kullanıldığını karşılaştırmalı olarak incelemek.

Siyasal tutukluluğun, yalnızca güvenlik temelli bir müdahale olarak değil, muhalefeti etkisizleştirmeye ve siyasal alanı yeniden düzenlemeye yönelik bir iktidar uygulaması olarak nasıl işlediğini ortaya koymak.

Otoriter, hibrit ve yarışmacı siyasal rejimlerde uygulanan tutukluluk biçimleri arasında benzerlikler ve ayrışmaları saptayarak, siyasal rejim türleri ile tutukluluk yöntemleri arasındaki ilişkiye ilişkin çözümleyici bir çerçeve sunmak.

Seçilmiş uluslararası olaylar üzerinden geliştirilen bu tipolojinin, insan hakları yazınında karşılaştırmalı çözümlemelere ve farkındalık çalışmalarına katkı sağlayabilecek kavramsal bir araç olarak kullanılabilirliğini tartışmak.

Bu hedefler doğrultusunda makale, normatif yargılardan kaçınarak, siyasal tutukluluğun yöntemlerini ve işleyiş biçimlerini görünür kılmayı ve hukuksal ve yönetsel uygulamalar arasındaki ortak baskı mantıklarını çözümleyici düzeyde açığa çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu çalışma, siyasal tutukluluğun farklı rejimlerde aldığı biçimleri karşılaştırmalı olarak inceleyerek bu olgunun kuramsal bir sınıflandırmasını sunmayı amaçlamaktadır. (Cohen, 2001)

YÖNTEM

Bu çalışma, siyasal tutukluluğu tekil olaylar ya da ülke incelemeleri üzerinden değil, karşılaştırmalı ve tipolojik bir çözümleme yaklaşımıyla ele almaktadır. Araştırma, nitel (qualitative) yöntemlere dayalı olup, amaçlı örneklem seçimi ve karşılaştırmalı olay çözümlemesi esaslarına göre kurgulanmıştır. Çalışmanın temel yöntemi, farklı siyasal rejimlerde siyasal tutuklulara uygulanan işlem biçimlerinin örüntülerini, ortak mantıklarını ve işlevsel benzerliklerini ortaya koymaya yöneliktir. Çalışma, nitel karşılaştırmalı çözümleme yöntemine dayanmaktadır ve insan hakları raporları ile ikincil yazından yararlanmaktadır. (Amnesty International, 2017; Human Rights Watch, 2016)

Araştırma Tasarımı

Makale, tipoloji geliştirme yaklaşımını benimsemektedir. Bu bağlamda siyasal tutukluluk, önceden belirlenmiş normatif kategorilere yerleştirilmek yerine, farklı olaylarda yinelenen uygulama biçimleri esas alınarak sınıflandırılmıştır. Tipoloji, tümdengelimsel bir modelden çok, olaylar arası karşılaştırmalardan türetilen çözümleyici kategoriler üzerine kurulmuştur. Böylece çalışma, siyasal tutukluluğu sabit bir olgu olarak değil, farklı rejim koşullarında değişen araçlar ve yöntemler kullanan dinamik bir iktidar uygulaması olarak ele almaktadır.

Örnek Olay Seçimi

Araştırma kapsamında kullanılan olaylar, en fazla çeşitlilik örneklemi yaklaşımına göre seçilmiştir. Farklı coğrafyalardan, farklı rejim türlerini ve tarihsel bağlamları temsil eden örnekler tercih edilmiştir. Seçilen olaylar otoriter, hibrit, yarışmacı siyasal rejimler altında uygulanan siyasal tutukluluk biçimlerini karşılaştırmaya olanak verecek niteliktedir. Olay seçiminde şu ölçütler esas alınmıştır: Tutukluluğun doğrudan siyasal nedenlere dayanması, uygulanan işlem biçimlerinin sistemli ve belgelenmiş olması ve olayların siyasal tutukluluğun farklı yöntemlerini temsil edebilecek çözümleyici çeşitlilik sunması. Çalışmanın kapsamı bilinçli olarak belirli bir ülke ya da bölgeyle sınırlandırılmamış ve buna karşılık, duyarlılık yaratabilecek ulusal bağlamlardan kaçınılarak uluslararası karşılaştırma ön planda tutulmuştur.

Veri Kaynakları

Araştırmada kullanılan veriler, ikincil kaynaklara dayanmaktadır. Bunlar arasında uluslararası insan hakları örgütlerinin raporları, Birleşmiş Milletler ve bölgesel insan hakları mekanizmalarının belgeleri, akademik makaleler ve kitaplar, güvenilir basın ve belgesel nitelikli yayınlar yer almaktadır. Bu kaynaklar, tekil savlar üretmekten çok, uygulamaların sürekliliğini ve sistemli niteliğini doğrulamaya yönelik olarak birlikte değerlendirilmiştir.

Çözümleyici Çerçeve

Verilerin çözümlenmesi, karşılaştırmalı içerik çözümlemesi yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Her olay, tutukluluk süresi, hukuksal statü, uygulanan işlem biçimleri, yalıtma düzeyi ve siyasal amaç bağlamında incelenmiş ve bu unsurlar arasındaki benzerlik ve farklılıklar üzerinden kategoriler oluşturulmuştur. Çözümleme sürecinde odaklanılan temel soru şudur: Siyasal tutukluluğa yönelik uygulamalar, farklı rejimlerde hangi araçlar aracılığıyla ve hangi siyasal amaçlarla kurumsallaştırılmaktadır? Bu yaklaşım, siyasal tutukluluğu normatif ihlal listelerinin ötesine taşıyarak, yöntemsel ve yapısal bir olgu olarak kavramsallaştırmayı amaçlamaktadır.

Sınırlılıklar

Bu çalışma, doğası gereği nitel bir çözümleme sunmakta ve nicel genelleme savı taşımamaktadır. Ayrıca kullanılan verilerin önemli bir bölümü açık kaynaklara dayandığından, kapalı rejimlerdeki tüm uygulamaların eksiksiz biçimde yansıtılması olanaklı değildir. Bununla birlikte, seçilen olayların çeşitliliği ve karşılaştırmalı çözümleyici yaklaşım, siyasal tutukluluğun temel yöntem ve mantıklarını ortaya koymak açısından yeterli bir çerçeve sunmaktadır.

KURAMSAL ÇERÇEVE

Bu çalışma, siyasal tutukluluğu olağan dışı ve geçici bir güvenlik uygulaması olarak değil, siyasal iktidarın muhalefetle kurduğu ilişkinin kurumsallaşmış bir biçimi olarak ele almaktadır. Bu yaklaşım, cezaevini yalnızca cezanın infaz edildiği mekan olarak değil, aynı zamanda siyasal iktidarın oluşturulduğu, yeniden üretildiği ve sınandığı bir alan olarak kavramsallaştıran eleştirel devlet ve hukuk yazınına dayanmaktadır.

Siyasal Tutukluluk ve Devlet İktidarı

Kuramsal olarak siyasal tutuklular, işledikleri eylemlerden çok taşıdıkları siyasal anlam nedeniyle özgürlüklerinden yoksun bırakılan bireylerdir. Bu durum, ceza hukukunun bireysel kusurluluğa dayalı mantığı ile siyasal iktidarın toplu caydırıcılık hedefi arasındaki gerilimi görünür kılar. Siyasal tutukluluk, bu anlamda hukukun olağan işleyişinin askıya alındığı olağan dışı bir alan değil, hukukun siyasal amaçlar doğrultusunda yeniden yorumlandığı bir yönetim tekniği olarak ortaya çıkar.

Bu çalışmada benimsenen yaklaşım, Michel Foucault’nun disiplin, gözetim ve cezalandırma kavramları ile Giorgio Agamben’in özel durum ve “çıplak hayat” (bare life) tartışmalarından beslenmektedir. Cezaevleri, bu çerçevede, yalnızca bedenlerin kapatıldığı yerler değil, öznenin siyasal kapasitesinin aşındırıldığı, zaman, belirsizlik ve tecrit yoluyla yönetildiği alanlar olarak ele alınmaktadır.

Hukuk, Olağan Dışılık ve Normalleşme

Siyasal tutukluluk uygulamaları, sıklıkla Olağanüstü Hal, ulusal güvenlik veya kamu düzeni söylemleriyle meşrulaştırılmakla birlikte, bu meşruluk savları çoğu zaman kalıcı hukuksal düzenlemelere dönüşmektedir. Bu durum, olağan dışılığın geçici bir sapma olmaktan çıkıp normal yönetim tekniği durumuna gelmesi sürecini işaret eder. Siyasal tutukluluk, olağan hukuk düzeninin dışına çıkarılan ve ayrık bir hukuksal statüye dayanan olağan dışı tutukluluk rejimleri içinde şekillenmektedir. (Agamben, 2005) Kuramsal olarak bu süreç, hukukun geri çekilmesi değil, tersine, hukukun baskıyı olanaklı kılan bir araç olarak yeniden konumlanması anlamına gelir. Bu bağlamda siyasal tutukluluk, hukuksuzlukla değil, çoğu zaman hukuksal biçimler aracılığıyla yürütülür. Suçlaştırma, süresiz tutukluluk, askeri ya da özel yetkili mahkemeler ve hukuksal belirsizlik, bu araçsallaştırmanın başlıca mekanizmalarıdır. Böylece siyasal iktidar, açık şiddet yerine hukuksal süreçler aracılığıyla muhalefeti etkisizleştirme kapasitesi kazanır.

Zaman, Belirsizlik ve Tecrit

Kuramsal çerçevenin bir diğer temel boyutu, siyasal tutukluluğun zamansal niteliğidir. Fiziksel şiddetin sınırlı olduğu ya da görünmezleştirildiği bağlamlarda, baskı doğrudan bedene değil, zamana yönelir. Süresiz tutukluluk, ardışık davalar, ertelenen tahliyeler ve belirsiz yargılama süreçleri, siyasal tutuklunun yaşam ufkunu daraltan temel araçlardır. Tecrit ve yalıtma uygulamaları bu zamansal baskıyı derinleştirir. Toplumsal ilişkinin kısıtlanması, bilgiye erişimin engellenmesi ve duyusal yoksunluk, siyasal öznenin yalnızlaştırılmasını ve kamusal görünürlüğünün aşınmasını hedefler. Bu nedenle siyasal tutukluluk, yalnızca özgürlüğün fiziksel kısıtlanması değil, siyasal eylemci olmak kapasitesinin sistemli olarak zayıflatılması sürecidir. Tecrit, çağdaş ceza rejimlerinde bireyin disiplin altına alınmasının temel araçlarından biri olagelmiştir. (Foucault, 1977)

Tipolojiye Geçiş

Bu kuramsal çerçeve, siyasal tutukluluğun farklı biçimlerini yalnızca rejim türlerine göre değil, kullanılan baskı mantıklarına ve yöntemsel desenlere göre sınıflandırmayı olanaklı kılar. Çalışmada geliştirilen tipoloji, fiziksel yok etme, itiraf üretme, hukuksal belirsizlik, tecrit ve suçlaştırma gibi yöntemlerin, farklı siyasal bağlamlarda nasıl yeniden düzenlendiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Böylece siyasal tutukluluk, tekil ihlallerin toplamı olarak değil, tutarlı ve karşılaştırılabilir bir iktidar uygulaması olarak çözümlenmektedir.

SİYASAL TUTUKLULUĞUN KATEGORİK TİPOLOJİSİ

Bu bölümde, siyasal tutuklulara yönelik uygulamalar, kullanılan baskı araçları ve bu araçların işlevsel hedefleri esas alınarak altı ana kategori altında sınıflandırılmaktadır. Tipoloji, rejim türlerinden bağımsız olarak, farklı siyasal bağlamlarda yinelenen yöntemsel desenleri karşılaştırmalı biçimde görünür kılmayı amaçlamaktadır. Her kategori, belirli bir baskı mantığını temsil etmekte ve siyasal iktidarın muhalefeti nasıl etkisizleştirdiğini çözümleyici düzeyde ortaya koymaktadır.

Fiziksel Yok Etmeye Yönelik Tutukluluk: Bu kategori, siyasal tutukluluğun en uç ve en yıkıcı biçimini temsil eder. Tutukluluğun amacı, bireyin siyasal kapasitesini sınırlamak değil, biyolojik varlığını ortadan kaldırmak ya da yaşama olasılığını en az düzeye indirmektir. Cezaevi, bu bağlamda bir infaz yeri olarak işlev görür. Bu tür tutukluluk rejimlerinde işkence, aç bırakma, tıbbi ihmal ve sistemli şiddet temel yöntemlerdir. Hukuksal süreç ya tamamen ortadan kaldırılmıştır ya da yalnızca biçimsel bir meşruluk aracı olarak kullanılmaktadır. Siyasal tutuklu, hukuksal özne olmaktan çıkarılarak yok edilebilir bir varlık statüsüne indirgenir.

İtiraf Üretmeye Dayalı Tutukluluk Rejimleri: Bu kategoride tutukluluğun temel amacı, siyasal gerçeğin değil, rejimin gereksinim duyduğu anlatının üretilmesidir. Tutuklu, işlediği eylemler nedeniyle değil, belirli bir suç anlatısını benimsemesi ve bu anlatıyı kamusal olarak yeniden üretmesi için baskı altına alınır. Zorla itiraf, psikolojik baskı, uykusuz bırakma, tehdit ve yalıtma bu rejimin başlıca araçlarıdır. Fiziksel şiddet bazen sınırlı, bazen görünmez kılınmış olsa da baskının asıl hedefi bireyin iradesidir. Bu bağlamda siyasal tutukluluğun işlevi, gerçeği bastırmak değil, farklı bir “resmi gerçek” yaratmaktır.

Hukuksal Belirsizlik ve Süresiz Tutukluluk: Bu kategori, çağdaş siyasal tutukluluk uygulamalarında en yaygın kullanılan yöntemlerden biridir. Tutukluluk, belirli bir cezaya ya da zamansal sınıra bağlanmaz ve belirsizlik, başlı başına bir cezalandırma aracına dönüşür. Sürekli uzatılan tutukluluk süreleri, ardışık dava açmaları ve muğlak suç tanımları tutuklunun yaşamını askıya alır. Hukuk burada karar üretmez, zaman üretir. Siyasal tutuklu ne suçunun kapsamını ne de özgürlüğüne ne zaman kavuşabileceğini öngörebilir duruma gelir. Bu durum, hukukun koruyucu değil, aşındırıcı bir araç olarak işlediği bir baskı biçimini temsil eder.

Tecrit, Yalıtma ve Duyusal Yoksunluk: Bu kategori, bedensel şiddetin sınırlı olduğu, ancak psikolojik baskının yoğunlaştığı tutukluluk biçimlerini kapsar. Uzun süreli hücre hapsi, kısıtlı toplumsal ilişki ve duyusal yoksunluk uygulamaları siyasal tutuklunun kamusal ve toplu bağlarını koparmayı hedefler. Tecrit, bu bağlamda yalnızca bir disiplin cezası değil, kimliği zayıflatmaya yönelik sistemli bir yönetim tekniğidir. Zaman algısının bozulması, yalnızlık ve belirsizlik, siyasal tutuklunun siyasal eylemcilik kapasitesini aşındırır. Bu nedenle tecrit, giderek daha fazla biçimde psikolojik işkence olarak değerlendirilmektedir. Bu süreç, tutuklunun yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda hukuksal ve toplumsal varlığından soyutlanmasıyla sonuçlanmaktadır. (Arendt, 1951; Mbembe, 2003)

Suçlaştırma ve Siyasal Niteliğin Silinmesi: Bu kategori, siyasal tutukluluğun en “hukuksal” ve aynı zamanda en görünmez biçimlerinden biridir. Siyasal etkinlikler, adi suçlar olarak yeniden tanımlanır ve siyasal özne, sıradan bir suçluya dönüştürülür. Bu süreçte iktidar, siyasal muhalefeti bastırmak yerine, onu siyasal olmaktan çıkarmayı hedefler. Medya söylemleri, ceza hukuku ve yönetsel düzenlemeler birlikte çalışarak siyasal tutuklunun meşruluğunu aşındırır. Böylece baskı, açık şiddet yoluyla değil, normalleşme ve sıradanlaştırma aracılığıyla uygulanır. Siyasal tutukluluğun ön koşullarından biri, meşru siyasal etkinliklerin sistemli biçimde suçlaştırılmasıdır. (Foucault, 2003)

Toplu Cezalandırma ve Toplumsal Çevre Üzerinden Baskı: Bu kategori, tutuklunun yalnızca bireysel bir eylemci değil, toplumsal bir ağın parçası olarak hedef alındığı tutukluluk biçimlerini kapsar. Aile üyelerinin baskı altına alınması, ziyaret yasakları, toplumsal ve ekonomik yaptırımlar gibi yöntemler kullanılarak toplu bir caydırıcılık üretilir. Bu bağlamda tutukluluk, tek bir kişiye yönelmiş gibi görünse de gerçekte daha geniş bir toplumsal kesime mesaj vermeyi amaçlar. Siyasal tutuklu, bu yolla yalnızlaştırılırken, diğer muhalifler üzerindeki baskı çok katmanlı biçimde derinleştirilir.

Tipolojinin Çözümleyici Katkısı

Bu tipoloji, siyasal tutukluluğun yalnızca rejim türlerine göre değil, kullanılan yöntemlerin mantığına göre sınıflandırılabileceğini göstermektedir. Farklı siyasal bağlamlarda uygulanan tutukluluk biçimleri, yöntemsel düzeyde karşılaştırıldığında, baskının biçim değiştirdiği, ancak temel hedefinin (siyasal muhalefeti etkisizleştirme) büyük ölçüde sabit kaldığı görülmektedir.

SEÇİLMİŞ ÖRNEK OLAY ÇÖZÜMLEMELERİ

Bu bölümde, geliştirilen tipolojinin çözümleyici geçerliliğini göstermek amacıyla, farklı coğrafya ve rejim türlerini temsil eden seçilmiş olaylar incelenmektedir. Amaç, tek tek ülkelerin ayrıntılı siyasal tarihlerini sunmak değil, siyasal tutukluluğa ilişkin yöntemlerin farklı bağlamlarda nasıl benzer baskı mantıkları ürettiğini ortaya koymaktır.

Nelson Mandela: Uzun Erimli Siyasal Etkisizleştirme

Nelson Mandela’nın “ırk ayrımı” (apartheid) rejimi döneminde maruz kaldığı tutukluluk, siyasal tutukluluğun zamana yayılmış etkisizleştirme biçimine karşılık gelmektedir. Yaklaşık yirmi yedi yıl süren tutukluluk, fiziksel yok etmeye değil, siyasal aktörün kamusal görünürlüğünün ve örgütsel kapasitesinin aşındırılmasına yöneliktir. Uzun süreli tecrit koşulları, sınırlı iletişim ve ağır çalışma koşulları, Mandela örneğinde baskının bedensel şiddetten çok zaman ve soyutlama yoluyla uygulandığını göstermektedir. Bu olay, tipolojide özellikle süresiz tutukluluk ve tecrit kategorileriyle örtüşmektedir.

Aleksey Navalniy: Hukuk İçinden Yürütülen Yavaş Ortadan Kaldırma

Rusya’da Aleksey Navalniy’in tutukluluğu, çağdaş otoriter rejimlerde siyasal muhalefetin nasıl hukuksal biçimler altında etkisizleştirildiğini ortaya koymaktadır. Birbiri ardına açılan davalar, ceza sürelerinin sürekli uzatılması, sıklaştırılmış tecrit uygulamaları ve ağır iklim koşullarına sahip ceza kolonilerine sevk tutukluluğu eylem olarak süresiz duruma getirmiştir. Bu olayda baskı, doğrudan fiziksel şiddet yerine hukuksal belirsizlik, soyutlama ve suçlaştırmanın birlikte kullanılması yoluyla işletilmektedir. Navalniy örneği, siyasal tutukluluğun çağdaş biçimlerine özgü “yavaş ortadan kaldırma” mantığını açık biçimde sergilemektedir.

İdris Khattak: Hukuk İçinde Kaybettirme

Pakistan’da insan hakları araştırmacısı İdris Khattak’ın zorla kaybedilmesi ve sonrasında askeri yargı sürecine alınması, siyasal tutukluluğun hukuk içinde görünmez kılınması biçimine işaret etmektedir. Uzun süre yerinin yadsınması, avukat ve aile ile ilişkinin sınırlandırılması ve sürecin askeri mahkemeye taşınması, tutukluluğun hem eylem hem hukuksal olarak belirsizleştirilmesini sağlamıştır. Bu olay, tipolojide hukuksal belirsizlik ve suçlaştırma kategorilerinin kesiştiği bir örnek sunmaktadır. Baskının temel aracı, şiddetten çok bilgi yokluğu ve kurumsal kapalılıktır. Bu süreçte amaç, muhalif aktörleri yalnızca cezalandırmak değil, siyasal alanın dışına iterek etkisizleştirmektir. (Cohen, 2001)

Yuliya Timoşenko: Seçimsel Yarışmanın Ceza Hukuku Yoluyla Bastırılması

Ukrayna’da Yuliya Timoşenko’nun tutukluluğu, siyasal tutukluluğun yarışmacı ve yarı-demokratik rejimlerde aldığı biçimi göstermesi bakımından önemlidir. Görevdeyken alınan siyasal kararların ceza gerektiren suçlara dönüştürülmesi, siyasal yarışmanın hukuk yoluyla yeniden düzenlenmesine hizmet etmiştir. Bu olayda tutukluluğun amacı, siyasal muhalefeti kalıcı olarak yok etmek değil, seçimsel süreçlerde geçici fakat belirleyici bir dışlama üretmektir. Timoşenko örneği, suçlaştırmanın siyasal alanı daraltma işlevini açık biçimde ortaya koymaktadır.

Tuol Sleng (Kamboçya): Fiziksel Yok Etme Rejimi

Kamboçya’daki Tuol Sleng (S-21) hapishanesi, siyasal tutukluluğun en uç ve en yıkıcı biçimini temsil etmektedir. Burada tutukluluğun amacı yargılama ya da cezalandırma değil, itiraf üretimi ve sonunda yok etmedir. Hukuksal süreçler tamamen ortadan kalkmış ve cezaevi, sistemli işkence ve infaz yeri olarak işlev görmüştür. Bu olay, tipolojinin fiziksel yok etme kategorisini tarihsel olarak somutlaştırmakta ve diğer olaylarla karşılaştırıldığında siyasal tutukluluğun araçlarının nasıl dönüştüğünü göstermektedir.

Karşılaştırmalı Değerlendirme

Bu olaylar birlikte ele alındığında, siyasal tutukluluğun farklı rejim türlerinde farklı araçlar kullandığı, ancak temel hedefinin (siyasal muhalefeti etkisizleştirmek) büyük ölçüde değişmediği görülmektedir. Fiziksel yok etmeden hukuksal belirsizliğe, açık şiddetten zamana yayılan baskı tekniklerine uzanan bu çeşitlilik, siyasal tutukluluğun tekil bir olgudan çok uyarlanabilir bir iktidar uygulaması olduğunu ortaya koymaktadır.

SİYASAL TUTUKLULARA YÖNELİK UYGULAMALARIN KATEGORİK SINIFLANDIRILMASI ÖRNEKLERİ

Bu bölüm, siyasal tutuklulara yönelik uygulamaları, farklı siyasal rejimlerde tekrar eden baskı uygulamalarına göre sınıflandırmaktadır. Amaç tekil olayların ayrıntılı tarihsel çözümlenmesinden çok, küresel ölçekte tanınabilir örnekler üzerinden bu yöntemlerin nasıl işlediğini açık ve somut biçimde göstermektir.

Fiziksel Yok Etme ve Sistemli Şiddete Dayalı Tutukluluk

Bu kategoride tutukluluk, yargılama veya cezalandırma sürecinin parçası olmaktan çıkar ve doğrudan yok etme uygulamasına dönüşür. Cezaevi artık hukuksal bir kurum değil, sistemli işkence ve infaz yeridir. Tuol Sleng, tutukluların sorgu, işkence ve itirafa zorlandıktan sonra neredeyse tümünün infaz edildiği bir yapıyı temsil eder. Burada tutukluluk ile ölüm arasında kurumsal bir süreklilik bulunmaktadır ve hukuksal süreç tamamen ortadan kalkmıştır. Pinochet döneminde Şili’de siyasal muhalifler gizli gözaltı merkezlerinde tutulmuş, sistemli işkenceye maruz kalmış ve önemli bir kısmı “kaybedilmiştir”. Tutukluluk, rejimin muhalefeti fiziksel ortadan kaldırma stratejisinin parçası olarak kullanılmıştır.

İtiraf Üretimine Dayalı Tutukluluk

Bu tür tutukluluk, suçun ispatından çok rejimin siyasal anlatısını doğrulayacak itirafların üretimini hedefler. Tutuklu, bireysel faillikten çok ideolojik bir simgeye indirgenir. SSCB’de, Stalin döneminde, gösteri davalarında tutuklular, ağır işkence ve psikolojik baskı altında kendi aleyhlerine ve başkaları hakkında itiraflar vermeye zorlanmıştır. Bu itiraflar, kamuoyuna rejimin düşmanlarını “meşru biçimde” cezalandırdığı mesajını vermek için kullanılmıştır. Çin’de Kültür Devrimi sırasında tutuklular kamusal özeleştiri seanslarında ideolojik suçlarını kabul etmeye zorlanmıştır. İtiraf, hukuksal bir araç değil, siyasal sadakatin yeniden kurulmasının koşulu olarak işlev görmüştür.  Bazı Orta Doğu rejimlerinde televizyon ekranlarında yayınlanan zorla alınmış itiraflar, baskının yalnızca bireye değil, topluma yönelik bir mesaj taşıdığını göstermektedir.

Hukuksal Belirsizlik ve Süresiz Tutukluluk

Bu kategoride baskı, açık şiddetten çok hukuksal belirsizlik yoluyla uygulanır. Tutukluluk süresi, yargılama takvimi ve suç isnadı sürekli değişir. Guantanamo Bay’de (ABD) tutuklular yıllarca yargı kararı olmaksızın tutulmuş, hukuksal statüleri bilinçli biçimde muğlak bırakılmıştır. Bu durum, zamanın bizzat bir cezalandırma aracına dönüşmesine yol açmıştır. Pakistan’da zorla kaybetme olaylarında kişiler uzun süre resmen tutuklu sayılmaz ve aileler ve avukatlar bilgiye erişemez. Hukuk vardır ama işlevi görünürlük değil, belirsizlik üretmektir. Mısır’da tutukluluk süreleri düzenli olarak uzatılmakta ve yeni dosyalar açılarak süresiz hapis yaratılmaktadır.

Tecrit ve Soyutlama Yoluyla Aşındırma

Bu kategoride temel baskı aracı yalnızlaştırma ve duyusal yoksunluktur. Amaç, tutuklunun hem psikolojik direncini hem toplumsal etkisini kırmaktır. Güney Afrika’da “apartheid” döneminde Robben Adası’nda tutulan siyasal tutuklular, uzun süreli soyutlama ve ağır koşullarla karşı karşıya kalmıştır. Tutukluluk, kısa vadeli bastırmadan çok zamana yayılmış bir etkisizleştirme stratejisi olarak uygulanmıştır. ABD’de “Supermax” hapishanelerinde [1] tutuklular günde 22–23 saat hücrede tutulmakta ve toplumsal ilişki neredeyse tamamen kesilmektedir. Bu uygulamalar, psikolojik işkence tartışmalarının merkezinde yer almaktadır. Rusya’da siyasal tutukluların uzak ve erişimi zor ceza kolonilerine gönderilmesi soyutlamayı fiziksel uzaklıkla pekiştirmektedir.

Suçlaştırma [2] (Siyasal Niteliğin Silinmesi)

Bu biçimde siyasal etkinlikler adi suçlar olarak yeniden tanımlanır. Rejim, siyasal tutuklu olduğunu reddeder. Örneğin Rusya’da muhalif aktörler yolsuzluk, vergi suçu ya da aşırılık gibi ithamlarla yargılanarak siyasal kimliklerinden arındırılmaktadır. 2010’lu yıllarda Ukrayna’da siyasal karar alma süreçleri ceza sorumluluğu alanına çekilmiş ve muhalefet liderleri hukuksal araçlarla yarış dışına itilmiştir. Venezuela’da muhalif siyasetçiler örgütlü suç ve darbe suçlamalarıyla suçlu ilan edilmiştir.

Sağlık Üzerinden Baskı ve Tıbbi İhmal

Bu kategoride baskı, doğrudan işkence uygulanmadan yaşam koşullarının ağırlaştırılması yoluyla gerçekleşir. Rusya’da tutukluların tıbbi bakıma erişimi sınırlanmakta, ciddi sağlık sorunları bulunan kişilerin tedavisi geciktirilmektedir. İran’da hasta tutukluların hastaneye sevk edilmemesi veya geç sevk edilmesi cezanın ağırlaştırılmasına yol açmaktadır.  Latin Amerika’da bazı ülkelerde yaşlı ve kronik hasta siyasal tutuklular yetersiz tedavi koşulları altında tutulmaktadır.

Toplu Cezalandırma ve Toplumsal Çevreye Baskı

Bu biçimde tutukluluk, bireysel bir ceza olmaktan çıkar ve ailesi ve çevresi üzerinden yaygın bir korku rejimi üretir. Kuzey Kore’de tutuklama, yalnızca bireyi değil, ailesini de kapsayan kuşaklar arası bir cezalandırmaya dönüşmektedir. Suriye’de Esad döneminde, tutukluların aile üyeleri de gözaltı tehdidi altındadır ve bilgiye erişim bilinçli olarak engellenir. Orta Asya’daki bazı rejimlerde tutukluların ailelerine meslek yasakları ve toplumsal baskılar uygulanmaktadır.

Kısaca değerlendirilecek olursa, bu kategoriler, siyasal tutukluluğun yalnızca baskıcı rejimlere özgü bir sapma değil, farklı siyasal sistemlerde uyarlanan sistemli bir iktidar tekniği olduğunu göstermektedir. Açık şiddetin maliyeti arttıkça, hukuk, belirsizlik ve yalıtım daha gelişmiş baskı araçları olarak öne çıkmaktadır.

ESAD DÖNEMİNDE SURİYE SEDNAYA HAPİSHANESİ: TUTUKLULUĞUN YOK ETME REJİMİNE DÖNÜŞMESİ

Sednaya Hapishanesi, siyasal tutukluluğun ceza ya da disiplin amaçlı bir mekanizma olmaktan çıkıp kurumsallaşmış bir yok etme rejimine dönüştüğü olağan dışı ama öğretici bir örnektir. 2011 sonrası dönemde Sednaya, yalnızca bir cezaevi değil, işkence, aç bırakma, zorla kaybetme ve sistemli infazların birlikte ve düzenli biçimde uygulandığı kapalı bir ölüm alanı olarak işlev görmüştür.

Fiziksel Yok Etme Kategorisiyle İlişkisi: Sednaya’da tutukluların önemli bir bölümü herhangi bir yargılama sürecinden geçmeden ya da göstermelik askeri mahkeme kararlarıyla idam edilmiştir. İnfazların çoğu gece saatlerinde toplu olarak gerçekleştirilmiş, bedenler gizlice gömülmüş veya yok edilmiştir. Bu yönüyle Sednaya, tutukluluğun mahkumiyet sonrasına değil, doğrudan ölüme bağlandığı bir model sunar.

Hukukun Tümüyle Askıya Alınması: Sednaya’da hukuk, yalnızca ihlal edilen bir norm değildir. Bilinçli olarak askıya alınmış bir sistemdir. Tutukluların büyük çoğunluğu nerede olduklarını, neyle suçlandıklarını ve hayatta kalıp kalmayacaklarını bilmeden tutulmuştur. Ailelere bilgi verilmemiş ve tutuklular “yaşayan-kayıp” statüsüne sokulmuştur.

Tecrit ve Duyusal Yoksunluğun Aşırı Biçimi: Sednaya’daki tecrit, klasik hücre hapsinden farklıdır. Tutukluların konuşması, ayak sesinin duyulması, hatta bakışla iletişim kurması dahi ağır biçimde cezalandırılmıştır. Bu durum, tecridi yalnızca bir soyutlama tekniği değil, bedensel ve zihinsel çözülmenin ana aracı durumuna getirmiştir.

Açlık ve Sağlık İhmali Yoluyla Yavaş Ölüm: Sednaya’da yiyecek ve su sistemli biçimde kısıtlanmış ve hastalıklar tedavi edilmemiştir. Ölüm çoğu zaman ani işkence sonucu değil, açlık, enfeksiyon ve tedavisizlik nedeniyle gerçekleşmiştir. Bu yönüyle Sednaya, sağlık ihmalinin cezanın ayrılmaz bir parçası durumuna geldiği nadir ama çarpıcı örneklerdendir.

Toplu Caydırıcılık Mekanizması: Sednaya yalnızca içeridekiler için değil, dışarıdaki toplum için de çalışmıştır. Hapishanenin adı, Suriye toplumunda bir korku simgesine dönüşmüş; “Sednaya’ya gönderilme” tehdidi, tutuklamaya gerek kalmaksızın geniş çaplı bir oto-sansür ve siyasal sessizlik üretmiştir.

Çözümleyici Değerlendirme: Sednaya Neyi Temsil Ediyor?

Sednaya Hapishanesi, siyasal tutukluluğun fiziksel yok etme, hukuksal yokluk, tecrit ve duyusal yoksunluk, sağlık üzerinden cezalandırma ve toplumsal caydırıcılık kategorilerinin aynı anda ve sistemli biçimde birleştiği nadir örneklerden biridir. Bu yönüyle Sednaya Nazi kamplarıyla karşılaştırılan, cezaevi değil, devlet eliyle işletilen bir ölüm rejimi olarak tanımlanabilecek, “istisna” değil, bilinçli olarak tasarlanmış bir yönetim tekniği sunmaktadır.

KAMBOÇYA TUOL SLENG (S-21) HAPİSHANESİ: İTİRAF ÜZERİNDEN YOK ETME REJİMİ

Tuol Sleng (S-21), Kızıl Kmer rejiminin siyasal tutukluluğu toplu yok etmenin ön aşaması olarak kurguladığı en sistemli örnektir. Hapishane bir tutulma yeri değil, işkence yoluyla itiraf üretme ve ardından fiziksel yok etme çizgisinin merkezi olarak çalışmıştır.

İtiraf Zorlaması ve Tam Denetim: Tuol Sleng’de tutukluların hayatta kalması baştan olanaklı değildir. Amaç, mağdurdan gerçek ya da kurmaca “itiraf” almaktır. İşkence, yalnızca cezalandırma değil, rejimin kendi kurguladığı düşman anlatısını doğrulatma aracıdır. Tutuklu konuşmazsa işkence sürer, konuşursa idama gönderilir.

Hukukun Bilinçli Yokluğu: Burada hukuk hiç var olmamıştır. Tutuklama nedeni, dava, savunma, ceza gibi kavramlar tamamen anlamsızdır. S-21, çağdaş anlamda bir “cezaevi” değil devletin doğrudan öldürme programının parçası olan yönetsel bir aygıttır.

Bürokratikleşmiş Ölüm: Tuol Sleng’i benzersiz kılan unsurlardan biri, yok etmenin aşırı derecede belgelenmiş olmasıdır. Tutukluların fotoğrafları çekilmiş, sorgu kayıtları tutulmuştur. Bu durum, keyfilik değil, soğuk, planlı ve bürokratik bir ölüm rejimi olduğunu gösterir.

Toplu Korku Üretimi: Tuol Sleng’in varlığı, yalnızca tutuklulara değil, tüm Kamboçya toplumuna yöneliktir. Hapishane, rejimin mutlak gücünün simgesi olmuş ve herkesin olası “iç düşman” olduğu mesajını yaymıştır.

Tuol Sleng, siyasal tutukluluğun itiraf üzerinden meşrulaştırılan yok etmeye dönüştüğü totaliter tipolojinin saf örneğidir.

ABD GUANTANAMO HAPİSHANESİ: HUKUKU ASKIYA ALMA VE SÜRESİZ TUTUKLULUK REJİMİ

Guantanamo, Sednaya ve Tuol Sleng’den farklı olarak demokratik bir devletin, hukuksal olağan dışılık yaratarak siyasal tutukluluğu nasıl yeniden tanımladığının çarpıcı örneğidir. Burada yok etme çoğunlukla dolaylıdır ve temel mekanizma süresiz belirsizliktir.

Hukuksal Gri Alanın Kurumsallaştırılması: Guantanamo’da tutuklular kasıtlı olarak “savaş esiri” ya da “sanık” olarak tanımlanmamıştır. “Düşman savaşçı” (enemy combatant) gibi statülerle Cenevre Sözleşmeleri ve iç hukuk uygulanmaz duruma getirilmiştir. Bu durum, hukukun ihlali değil, hukukun askıya alınmasının sistemleştirilmesidir.

Süresiz Tutukluluk ve Zihinsel Çözülme: Guantanamo’nun temel özelliği zamanın yokluğudur. Tutuklular neyle, ne kadar süre suçlandıklarını bilmezler. Bu, fiziksel işkenceden çok umutsuzluk ve belirsizlik yoluyla çözülme üretir.

Gelişmiş Tecrit Teknikleri: Duyusal yoksunluk, sürekli ışık, soyutlama, zorla besleme gibi uygulamalar, beden kadar zihni hedef alır. Burada amaç öldürmek değil, direnci aşındırmak ve iradeyi kırmaktır.

Küresel Meşrulaştırma Etkisi: Guantanamo’nun en kritik etkisi, başka devletler için örnek oluşturmasıdır. “Güvenlik” gerekçesiyle hukuksal olağan dışılıklar yaratılabileceği fikri, küresel ölçekte siyasal tutukluluğun normalleşmesine katkı sağlamıştır.

Bu bağlamda, Guantanamo, siyasal tutukluluğun liberal-demokratik çerçeve içinde olağan dışı rejimi aracılığıyla olanaklı kılındığını gösterir.

SİYASAL TUTUKLULUK REJİMLERİNİN KATEGORİK KARŞILAŞTIRMASI

Yukarıdaki çözümlemelere dayalı olarak hazırlanan görsel özet çizelge aşağıda yer almaktadır.

Çizelge 1:

 

Karşılaştırma

Kategori

Temel Amaç

Uygulama Biçimi

Somut Küresel Örnek

Kısa Açıklama

Fiziksel Yok Etme

Muhalifin ortadan kaldırılması

İnfaz, aç bırakma, sistemli işkence

Sednaya (Suriye) (Amnesty International, 2017; Human Rights Watch, 2016)

Tutukluluk, yargı sürecinden koparılmış; hapishane doğrudan bir ölüm alanı olarak tasarlanmıştır.

İtiraf Üzerinden Yok Etme

Rejim anlatısının doğrulatılması

İşkenceyle zorla itiraf, ardından idam

Tuol Sleng – S-21 (Kamboçya) (Human Rights Watch, 2012)

Tutuklu zaten suçludur; tek amaç rejimin kurgusunu belgeleyen itiraf elde etmektir.

Hukukun Askıya Alınması

Olağandışılığın kalıcılaştırılması

Belirsiz statü, hukuk dışı tanımlar

Guantanamo (ABD) (UN OHCHR, 2021;

ICRC, 2014)

Hukuksal gri alan yaratılarak tutuklu ne sanık ne esir sayılmış, süresiz tutulmuştur.

Süresiz Tutukluluk

Zihinsel çözülme

Yargısız yıllarca alıkoyma

Guantanamo (ABD)

Fiziksel yok etmeden çok belirsizlik ve zamanın yokluğu üzerinden irade kırılır.

Mutlak Tecrit

Kimliğin ve direncin çözülmesi

İletişimsizlik, duyusal yoksunluk

Sednaya (Suriye)

Konuşmak, bakmak, ses çıkarmak dahi cezalandırılmış; tecrit yönetim tekniğine dönüşmüştür.

Sağlık Üzerinden Cezalandırma

Yavaş ölüm / denetim

Tedavisizlik, açlık, zorla besleme

Sednaya – Guantanamo

Sağlık hizmeti hak olmaktan çıkarılıp cezalandırma aracına dönüştürülmüştür.

Bürokratik Ölüm

Yok Etmenin Akılcılaştırılması

Kayıt, dosya, fotoğraflama

Tuol Sleng (Kamboçya)

Ölüm keyfi değil, belgeli ve planlıdır; bürokrasi yok etmenin parçasıdır.

Toplumsal Caydırıcılık

Sessizlik üretme

Korku simgesi yaratma

Sednaya – Tuol Sleng

Hapishaneler dışarıya mesaj verir: Herkes tutuklanabilir.

 

KATEGORİK KARŞILAŞTIRMA ÇİZELGESİNİN AÇIKLANMASI

Yukarıdaki çizelge, siyasal tutukluluğun tekil olaylar üzerinden değil, uygulama mantıkları, yönetim teknikleri ve siyasal hedefler üzerinden sınıflandırılmasını amaçlamaktadır. Çizelgenin temel katkısı, farklı coğrafya ve rejimlerde ortaya çıkan uygulamaların rastlantısal ya da olağan dışı değil, belirli tipolojiler çerçevesinde yinelendiğini görünür kılmasıdır.

Fiziksel Yok Etme ve İtiraf Üzerinden Yok Etme

İlk iki kategori, siyasal tutukluluğun temel hedefinin doğrudan yaşam hakkının ortadan kaldırılması olduğu rejimleri temsil etmektedir. Ancak yöntemler farklıdır. Fiziksel yok etme kategorisinde (Sednaya), tutuklular sessizlik ve görünmezlik içinde yok edilir. İtiraf üzerinden yok etmede (Tuol Sleng) ise rejim, yok etmeyi kendi anlatısını doğrulatacak belge üretimiyle birleştirir. Bu ayrım, siyasal şiddetin yalnızca kaba güçle değil, ideolojik ve simgesel araçlarla da yürütüldüğünü göstermektedir.

Hukukun Askıya Alınması ve Süresiz Tutukluluk

Bu iki kategori, çağdaş siyasal tutukluluk rejimlerinin karakteristik özelliğini yansıtır. Burada amaç öldürmek değil, kişiyi hukuksal statüsüzlük içinde askıda bırakmaktır. Guantanamo örneğinde görüldüğü üzere, tutuklu ne sanık ne de savaş esiri olarak tanımlanır. Bu belirsizlik, tutukluluğu izlenemez, sorgulanamaz ve süresiz bir yönetsel duruma dönüştürür.

Mutlak Tecrit

Tecrit, klasik anlamda bir disiplin cezası olmaktan çıkarak bağımsız bir yönetim tekniğine dönüşmektedir. Sednaya örneğinde, bedenle birlikte zihnin hedef alındığı ve iletişimin, sesin ve bakışın dahi cezalandırıldığı görülmektedir. Bu kategori, siyasal tutukluluğun yalnızca fiziksel değil, ontolojik bir çözülme yarattığını ortaya koyar.

Sağlık Üzerinden Cezalandırma

Bu kategori, çağdaş siyasal tutukluluk rejimlerinin en görünmez ama en yıkıcı boyutlarından biridir. Sağlık hizmetine erişimin kasıtlı biçimde engellenmesi, açlık, zorla besleme ya da tedavisizlik, utkunun değil, yavaş ve denetlenebilir bir yıpranmanın aracıdır. Böylece ölüm ya da kalıcı hasar, “doğal” bir sonuç gibi sunulabilir.

Bürokratik Ölüm

Tuol Sleng örneğinde görüldüğü üzere, siyasal tutukluluk kimi rejimlerde üst düzey bir bürokratik akılcılıkla yürütülmektedir. Kayıtlar, fotoğraflar ve dosyalar, keyfiliği ortadan kaldırmaz, aksine şiddeti sıradanlaştırır ve meşrulaştırır. Bu kategori, çağdaş devlet aygıtının yok etme süreçleriyle kurduğu ürpertici uyumu gözler önüne serer.

Toplumsal Caydırıcılık

Son kategori, çizelgedeki tüm uygulamaların yalnızca tutuklulara yönelik olmadığını vurgular. Hapishaneler, kamplar ve tutukluluk rejimleri, dışarıdaki topluma sürekli bir mesaj üretir. Sednaya ve Tuol Sleng, bu yönüyle toplumsal sessizliği oluşturan korku merkezleri olarak işlev görmüştür. Çizelgenin bütünsel okuması şu sonucu ortaya koymaktadır: Siyasal tutukluluk, rejim türünden bağımsız olarak, muhalif bireyi hukuksal ve ahlaksal özne olmaktan çıkaran sistemli bir yönetim uygulamasıdır. Fiziksel yok etme, hukuksal belirsizlik ya da tecrit gibi farklı yöntemler kullanılsa da ortak payda siyasetin ceza yoluyla yeniden düzenlenmesidir.

YARGI SİSTEMLERİNİN SİYASAL TUTUKLULUĞA YAKLAŞIMI

Bu bölümün amacı, siyasal tutukluluğun yalnızca yürütme ya da güvenlik aygıtları tarafından değil, yargı kurumları aracılığıyla nasıl meşrulaştırıldığını ve sürdürülebilir kılındığını ortaya koymaktır. İncelenen küresel örnekler, yargının siyasal tutukluluk bağlamında üç temel rolde işlev gördüğünü göstermektedir: Birincisi, siyasal kararları hukuksallaştırarak iktidara meşruluk üreten bir araç durumun gelmesi; ikincisi, cezalandırıcı süreçleri kullanarak toplumsal muhalefeti bastıran bir denetleme ve caydırıcılık mekanizması olarak çalışması; üçüncüsü ise olağan dışı rejimlerini normalleştirerek olağanüstü uygulamaları kalıcılaştıran kurumsal bir yapı durumuna gelmesidir. Özcesi, yargı sistemleri, bu tür olağan dışı tutukluluk rejimlerinde siyasal iktidarın meşrulaştırıcı araçlarından biri durumuna gelebilmektedir. (Weber,1978; Agamben, 2005)

Yargının Tamamen Ortadan Kaldırıldığı Rejimler

Bu kategoride yargı, uygulamada ya da hukuksal olarak devre dışıdır. Tuol Sleng veya Sednaya örneklerinde tutuklama ve infaz süreçleri yargı dışı yürütülür. Mahkeme, savunma, temyiz gibi unsurlar ya hiç yoktur ya da simgeseldir. Burada siyasal tutukluluk yargının yokluğu sayesinde değil, yargıya gereksinim duyulmaksızın olanaklı olur. Bu, çıplak güç rejimlerinin modelidir.

Göstermelik Yargı (Show Trials) ve Yönetsel Mahkumiyet

Bazı rejimlerde yargı tamamen ortadan kaldırılmaz, tersine biçimsel olarak korunur, fakat içeriği boşaltılır. Özelliği önceden belirlenmiş kararlar, gizli dosyalar ve tanıklar, sınırlı savunma hakkı bu bağlamda ortaya çıkan ana özelliklerdir. Bu modelde yargı adalet üretmez, rejimin kararını hukuksal dile tercüme eder. Tuol Sleng’de bu Çin/Sovyet etkili devrimci mahkeme mantığında görülürken, başka coğrafyalarda askeri ya da özel mahkemeler üzerinden yürütülmüştür.

Hukuksal Olağan Dışılık Yoluyla Siyasal Tutukluluk

Guantanamo bu kategorinin en öğretici örneğidir. Burada yargı vardır, ancak sadece farklılık yaratır. Kişi ne sanık ne esirdir. Normal usuller askıya alınır. Tutukluluk süresi belirsizdir. Bu yaklaşım, yargının siyasallaşmasının en belirginleşmiş durumudur. Çünkü, hukuk ihlal edilmez ama yeniden yorumlanarak işlevsizleştirilir.

Yargının Güvenlik Aygıtıyla Bütünleştirilmesi

Bazı sistemlerde yargı, güvenlik mantığını içselleştirir. Suçlama dili, “tehdit”, “risk”, “olası tehlike” gibi muğlak kavramlara dayanır. Bu durumda masumiyet karinesi tersine döner, tutukluluk önlem değil, önleyici ceza olur, yargı, bağımsız bir denge unsuru olmaktan çıkıp risk yöneten bir yönetsel araca dönüşür.

Uluslararası Hukukun Sınırları ve Sessizliği

Yargı tartışması yalnızca ulusal düzeyle sınırlı değildir. Uluslararası mahkemelerin yetki eksikliği, siyasal pazarlıklar, uygulanmayan kararlar siyasal tutukluluğun uluslararası alanda da korunmasına yol açmaktadır. Değerlendirmek gerekirse, siyasal tutukluluk yargıya karşın değil, çoğu zaman yargı üzerinden işler. Hapishane uygulamaları ancak bu yargısal zemin üzerinde olanaklı olur. Dolayısıyla sorun yalnızca insan hakları ihlali değil, hukukun araçsallaşmasıdır. Sorun kötü cezaevleri değil, yargının siyasal işlev kazanmasıdır.

Çizelge 2:

 

Siyasal Tutukluluk Bağlamında Yargı Sistemlerinin Rolü: Kategorik Çizelge

Yargısal Yaklaşım Türü

Yargının Konumu

Temel Özellik

Sonuçlanan Tutukluluk Biçimi

Küresel Örnek

Açıklama

Yargının Tümüyle Askıya Alınması

Yok / işlevsiz

Hukuksal süreç bulunmaz

Keyfi tutuklama, infaz

Sednaya (Suriye)

Tutukluluk yargıdan bağımsızdır; yargı sürecinin yokluğu yok etmeyi hızlandırır.

Yok Etme Öncesi Göstermelik Yargı

Simgesel

Karar önceden bellidir

İtiraf sonrası infaz

Tuol Sleng (Kamboçya)

Yargı, rejimin ideolojik anlatısını “hukuksal kayıt” durumuna getirir.

Göstermelik yargı / Siyasal Yargılama

Yürütmeye bağımlı

Savunma ve delil şekilseldir

Uzun hapis cezaları

Soğuk Savaş dönemi Doğu Bloku

Yargı, muhalefeti suçlaştıran bir vitrin işlevi görür.

Hukuksal Olağan Dışılık Rejimi

Biçimsel olarak mevcut

Özel statüler, muğlak tanımlar

Süresiz tutukluluk

Guantanamo (ABD)

Yargı hukuku askıya almaz; olağan dışılık yaratarak etkisizleştirir.

Güvenlik Merkezli Yargısallaştırma

Güvenlik aygıtıyla bütünleşmiş

Risk ve tehdit dili

Önleyici tutuklama

Küresel “terörle mücadele” uygulamaları

Masumiyet karinesi tersine döner.

Uluslararası Yargısal Sessizlik

Zayıf / etkisiz

Yetki ve yaptırım eksikliği

Cezasızlık

Evrensel ölçekte

Uluslararası hukuk çoğu durumda izleyici konumundadır.

 

Yukarıdaki çizelge, siyasal tutukluluğun hukuk dışı bir sapma değil, çoğu zaman hukuk aracılığıyla üretilen bir siyasal uygulama olduğunu göstermektedir. Yargı bazı rejimlerde tamamen devre dışı bırakılmakta, bazılarında şekilsel olarak korunup içerik olarak boşaltılmakta, daha belirgin örneklerde ise olağan dışılık hukuku yaratarak yeniden tanımlanmaktadır. Bu durum, siyasal tutukluluğun yalnızca cezaevi koşullarıyla değil, yargısal mimariyle açıklanması gerektiğini ortaya koyar.

SİYASAL TUTUKLULUK KİME VE NEYE HİZMET ETMEKTEDİR?

Siyasal tutukluluk, bireysel suçla ya da kamu güvenliğiyle açıklanabilecek bir uygulama değildir. İncelenen küresel örnekler, bu uygulamanın aslında iktidarın sürekliliğine, rejimin ideolojik bütünlüğüne ve toplumsal itaatin yeniden üretilmesine hizmet ettiğini göstermektedir. Siyasal tutuklu, eylemci olarak değil, araç olarak konumlandırılır.

Siyasal İktidarın Sürekliliğine Hizmet

En temel düzeyde siyasal tutukluluk, iktidarın kendisini koruma aracıdır. Muhalif figürlerin etkisizleştirilmesi, yalnızca mevcut tehditleri ortadan kaldırmak için değil, olası muhalefeti baştan bastırmak için kullanılır. Bu bağlamda siyasal tutuklu cezalandırılan bir birey değil, iktidarın sınırlarını çizen bir işarettir. Sednaya ve Tuol Sleng örneklerinde bu sınır kan yoluyla çizilirken, Guantanamo’da hukuk yoluyla belirsizleştirilmiştir.

Rejim Anlatısının Oluşturulmasına ve Pekiştirilmesine Hizmet

Siyasal tutukluluk, rejimin “düşman” tanımını somutlaştırır. Kim tehlikelidir? Kim makbuldür? Kim dışlanmalıdır? Tuol Sleng’de itiraflar, rejimin komplocu anlatısını doğrulamak için kullanılmıştır. Guantanamo’da ise “küresel tehdit” söylemi, hukuksal belirsizlikle desteklenmiştir. Böylece siyasal tutuklu, gerçeğin değil, resmi anlatının kanıtı durumuna getirilir.

Toplumsal Denetim ve Caydırıcılık Mekanizması

Siyasal tutukluluk, yalnızca tutuklananlara yönelik değildir. Asıl hedef kitlesi dışarıdaki toplumdur. Hapishaneler, kamplar ve yargılamalar, kamuya açık veya fısıltı yoluyla yayılan simgelere dönüşür. Bu mekanizma oto-sansür, sessizlik ve siyasal geri çekilme üretir. Kısacası, siyasal tutukluluk siyasal davranışı düzenleyen bir disiplin aracıdır.

Hukukun ve Şiddetin Yeniden Tanımlanmasına Hizmet

Siyasal tutukluluk, hukukun sınırlarını yeniden çizer. Olağan hukuk yetersiz ilan edilir. Olağan dışılık meşrulaştırılır. Şiddet normalleştirilir. Bu süreçte hukuk, hakların güvencesi olmaktan çıkar ve gücün dili olur. Guantanamo bu dönüşümün en gelişmiş örneklerinden biridir.

Uluslararası Siyasete ve Güç Dengelerine Hizmet

Siyasal tutukluluk, iç siyasayla sınırlı değildir. Güvenlik iş birlikleri, müttefik sessizliği ve jeopolitik pazarlıklar uluslararası düzeyde bu uygulamaların sürmesine zemin hazırlar. Bu nedenle siyasal tutukluluk çoğu zaman küresel bir sessizlik rejimi içinde varlığını sürdürür.

Bireyin Siyasal Öznelikten Çıkarılmasına Hizmet

En derin düzeyde siyasal tutukluluk, bireyi sadece özgürlüğünden değil, siyasal özne olma kapasitesinden mahrum bırakır. Tutuklu artık bir yurttaş, muhalif ya da aktör değil, yönetilecek bir risk nesnesidir.

Değerlendirilecek olursa, bu sorunun yanıtı, çalışmanın bütününü tek cümlede özetler: Siyasal tutukluluk, suçla değil, iktidarın kendini yeniden üretme gereksinimiyle ilgilidir.

SİYASAL TUTUKLAMAYI SAVUNAN KARŞI SAVLAR

Siyasal tutukluluk uygulamalarını yaşama geçiren aktörler, bu uygulamaları açık biçimde “siyasal baskı” olarak tanımlamaz. Aksine, farklı bağlamlarda hukuksal, güvenlik temelli ve normatif gerekçeler ileri sürülür. İncelenen küresel örnekler, bu gerekçelerin belirli ve yinelenen kalıplar şeklinde ortaya çıktığını göstermektedir.

Ulusal Güvenlik ve Varoluşsal Tehdit Söylemi

En yaygın karşı sav, siyasal tutuklamaların olağanüstü bir güvenlik tehdidine karşı zorunlu olduğu savıdır. Devletin bekası, terörle mücadele ve iç ve dış düşman tehdidi temel savlar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu söylemde bireysel haklar, “daha büyük bir tehlike” karşısında ikincil duruma getirilir. Siyasal tutuklu hak sahibi bir birey değil, olası bir risk taşıyıcısı olarak sunulur.

“Olağan Hukuk Yetersiz” Savı

İkinci temel sav, mevcut hukuksal çerçevenin olağan koşullar için geçerli olduğu, ancak karşılaşılan tehdidin olağan dışı olduğu savıdır. Bu çerçevede özel mahkemeler, istisna yargılama usul hükümleri ve statüler, yargılama usulünden feragatler meşrulaştırılır. Guantanamo bu yaklaşımın en sistemli örneğidir. Burada sav şudur: Hukuk askıya alınmıyor, duruma uyarlanıyor.

Önleyici Adalet ve Risk Yönetimi Mantığı

Siyasal tutuklamalar, suç işlenmiş olmasıyla değil, işlenme olasılığı üzerinden savunulur. “Henüz suç yok ama olacak.” “Tehlike büyümeden müdahale gerekir.” Bu anlayışta masumiyet karinesi tersine çevrilir. Yargı, suçun değil, olası davranışın denetim aracına dönüşür.

Kamu Düzeni ve Toplumsal Barış Gerekçesi

Bazı rejimler, siyasal tutuklamaları toplumsal çatışmayı önleyen bir kararlılık siyasası olarak sunar. Kaosun önlenmesi, şiddetin yayılmasının engellenmesi ve toplumun korunması temel savlar olarak öne çıkar. Bu söylemde tutuklama, baskı değil, barışı sağlama aracı olarak çerçevelenir.

Yargısal Meşruluk ve Biçimsel Hukuk Savunusu

Bazı durumlarda karşı sav, doğrudan hukuksal form üzerinden kurulur: “Mahkeme kararı var.” “Usul uygulanmıştır.” Burada yargının varlığı, adaletin varlığıyla özdeşleştirilir. Oysa bu sav yargının bağımsızlığı değil, yalnızca varlığı üzerinden meşruluk üretir.

Uluslararası Kıyas ve Çifte Standart Savı

Sıkça kullanılan bir diğer sav da şudur: “Başka ülkeler de yapıyor.” “Uluslararası sistem zaten çifte standartlı.” Bu sav, ihlali yadsımaz, göreceli kılar. Böylece etik sorumluluk, küresel belirsizlik içinde eritilir.

Değerlendirilecek olursa, karşı savların ortak noktası şudur: Siyasal tutukluluk, olağan dışı ve geçici bir önlem olarak sunulur, oysa uygulamada kalıcı bir yönetsel tekniğe dönüşür. Güvenlik dili, hukuksal teknikler ve olağan dışılık söylemi bir araya gelerek, siyasal tutukluluğu olağanlaştıran bir meşruluk çerçevesi üretir. Bu nedenle soru “devlet mi, birey mi haklı?” sorusu değildir. Asıl soru şudur: Güvenlik adına hukukun askıya alınabildiği bir yerde, siyaset hangi sınırlar içinde yapılabilir?

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, siyasal tutukluluğu tekil ihlallerin toplamı olarak değil, belirli siyasal hedeflere hizmet eden, kurumsallaşmış bir yönetim uygulaması olarak ele almıştır. Sednaya, Tuol Sleng ve Guantanamo örnekleri üzerinden yapılan karşılaştırmalı çözümleme rejim türleri farklılaşsa dahi siyasal tutukluluğun temel mantığının büyük ölçüde benzer kaldığını ortaya koymaktadır.

Elde edilen bulgulara göre siyasal tutukluluk, öncelikle iktidarın sürekliliğini sağlama, muhalefeti etkisizleştirme ve toplumsal alanı disiplin altına alma işlevi görmektedir. Bu süreçte hapishaneler yalnızca kapatma yerleri değil, korku, caydırıcılık ve sessizlik üreten siyasal araçlar durumuna gelmektedir. Fiziksel yok etme, hukuksal belirsizlik, tecrit ve sağlık üzerinden cezalandırma gibi yöntemler farklı bağlamlarda aynı amaç doğrultusunda kullanılmaktadır. Siyasal tutukluluk, yalnızca bireyi değil, toplumun tamamını hedef alan bir caydırma ve korku üretim aracıdır. (Arendt, 951; Cohen, 2001)

Çalışma ayrıca siyasal tutukluluğun yalnızca yürütme organı ya da güvenlik aygıtları eliyle değil, yargı sistemleri aracılığıyla olanaklı kılındığını göstermektedir. Yargının tamamen askıya alınması, göstermelik yargılama, hukuksal olağan dışılık rejimleri ya da güvenlik merkezli yargısallaştırma gibi yollarla adalet mekanizması, hakların güvencesi olmaktan çıkıp siyasal iktidarın bir aracına dönüşebilmektedir.

Son olarak, siyasal tutuklamaları meşrulaştırmak amacıyla ileri sürülen ulusal güvenlik, kamu düzeni, terörle mücadele ve önleyici adalet gibi karşı savların, olağan dışı olarak sunulmalarına karşın kalıcı ve sistemli uygulamalara zemin hazırladığı görülmektedir. Bu durum, siyasal tutukluluğu geçici bir kriz önlemi olmaktan çıkarıp olağan bir yönetim tekniği durumuna getirmektedir. Bu bulgular, siyasal tutukluluğun çağdaş yönetim teknikleri içinde merkezi bir yere sahip olduğunu göstermektedir. (Mbembe, 2003)

Sonuç olarak siyasal tutukluluk, bireysel suçluluğa değil, iktidarın siyasal alanı yeniden düzenleme gereksinimine dayanmaktadır. Bu gerçek kabul edilmeden yapılacak insan hakları tartışmaları, sorunun nedenini değil yalnızca sonuçlarını ele almakla sınırlı kalacaktır.


 

REFERANSLAR

 

Agamben, G. (2005). State of exception. University of Chicago Press.

Amnesty International. (2017). Human slaughterhouse: Mass hangings and extermination at Saydnaya prison, Syria. Amnesty International.

Arendt, H. (1951). The origins of totalitarianism. Harcourt, Brace & Company.

Cohen, S. (2001). States of denial: Knowing about atrocities and suffering. Polity Press.

Foucault, M. (1977). Discipline and punish: The birth of the prison (A. Sheridan, Trans.). Pantheon Books.

Foucault, M. (2003). Society must be defended: Lectures at the Collège de France, 1975–76 (D. Macey, Trans.). Picador.

Haney, C. (2003). Mental health issues in long-term solitary and “supermax” confinement. Crime & Delinquency, 49(1), 124–156.

Human Rights Watch. (2012). I had to sign confession sheets with thumbprints of blood: Abuses and impunity in Cambodia’s prisons. Human Rights Watch.

Human Rights Watch. (2016). If the dead could speak: Mass deaths and torture in Syria’s detention facilities. Human Rights Watch.

International Committee of the Red Cross. (2014). Professional standards for protection work. ICRC.

Mbembe, A. (2003). Necropolitics. Public Culture, 15(1), 11–40. https://doi.org/10.1215/08992363-15-1-11

Scarry, E. (1985). The body in pain: The making and unmaking of the world. Oxford University Press.

Shalev, S. (2009). Supermax: Controlling risk through solitary confinement. Willan Publishing.

United Nations Office of the High Commissioner for Human Rights. (2021). Report on torture and ill-treatment in detention. OHCHR.

Weber, M. (1978). Economy and society (G. Roth & C. Wittich, Eds.). University of California Press.



[1] Supermax hapishaneleri, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde 1990’lardan itibaren yaygınlaşan, mahkumları neredeyse tamamen tek başına tutmaya dayalı “aşırı yüksek güvenlikli” cezaevi modelidir. Bu cezaevlerinde mahkumlar günde 22–24 saat hücrede tutulur, fiziksel temas ve sosyal etkileşim en aza indirilir, duyusal uyaranlar sistemli şekilde azaltılır. Uluslararası insan hakları yazınında bu uygulamalar, uzun süreli yalıtımın psikolojik etkileri nedeniyle ciddi eleştirilere konu olmuş ve bazı uzmanlar tarafından insanlık dışı işlem kapsamında değerlendirilmiştir. (Haney, 2003; Shaley, 2009).

[2] Kriminalizasyon

Hiç yorum yok: