CHP Gölge Kabinesinin Yapısal ve
Siyasal Çözümlemesi
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Öz
Bu çalışma, Cumhuriyet Halk Partisi
tarafından oluşturulan gölge kabine/siyasa kurulları yapılanmasını, klasik
anlamda bir iktidar seçeneği ya da bakanlık provası olarak değil, muhalefetin
mevcut siyasal rejim koşulları altında farklı bir devlet kapasitesi seçeneği üretme
girişimi olarak ele almaktadır. Çözümleme, bireysel atamaların isabetliliğine
odaklanmak yerine, siyasa kurullarının kurumsal işlevi, epistemik yeterliliği
ve siyasal etki gizil gücünü incelemektedir. Bu çerçevede çalışma, siyasa
alanlarına göre farklılaşan akademik üretim, profesyonel deneyim ve alan-uyum
düzeylerini karşılaştırmalı bir çizelge ve kısa çözümleyici değerlendirmeler
aracılığıyla ele almaktadır. Bulgular, muhalefetin bazı siyasa alanlarında
görece güçlü bir teknik kapasiteye sahip olduğunu, bazı alanlarda ise kurumsal
bilgi üretimi ve siyasa tasarımı bakımından yapısal sınırlılıklarla
karşılaştığını göstermektedir. Çalışma, gölge kabinenin başarısının, bireysel
yeterliliklerden çok, kurullar arası eş güdüm, tutarlı bir siyasal anlatı ve
toplumsal eklemlenme kapasitesine bağlı olduğu sonucuna varmaktadır.
Anahtar
Kelimeler: Gölge kabine;
muhalefet; devlet kapasitesi; siyasa kurulları; Cumhurbaşkanlığı Hükümet
Sistemi; Türkiye siyaseti
Abstract
This article examines the shadow cabinet/policy councils established by
the Republican People’s Party (CHP) not as a conventional rehearsal for
executive power, but as an attempt by the opposition to generate alternative
state capacity under the current political regime. Rather than assessing
individual appointments in normative terms, the analysis focuses on the
institutional function, epistemic competence, and political impact potential of
the policy councils. Using a comparative table and short analytical
assessments, the study evaluates variations across policy areas in terms of
academic production, professional experience, and field alignment. The findings
suggest that while the opposition demonstrates relatively strong technical
capacity in certain policy domains, it faces structural limitations in others
regarding institutionalized knowledge production and coherent policy design.
The article concludes that the potential success of the shadow cabinet depends
less on individual qualifications than on inter-council coordination, the
construction of a consistent political narrative, and the ability to establish
meaningful links with societal actors.
Key Words: Shadow cabinet; opposition politics; state capacity;
policy councils; presidential system; Turkish politics
GİRİŞ
Bu çalışma, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)
tarafından açıklanan gölge kabine/siyasa kurulları listesini, kişiler üzerinden
tek tek değerlendirmekten çok, söz konusu yapılanmanın siyasal işlevi, kurumsal
mantığı ve olası etki kapasitesi çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Çözümleme,
bu yapının klasik Westminster tipi bir gölge kabine olup olmadığı sorusundan
hareketle, Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bağlamında muhalefetin
devlet kapasitesini nasıl yeniden kurmaya çalıştığını tartışmaktadır. Cumhurbaşkanlığı
Hükümet Sistemi gibi yüksek düzeyde merkezileşmiş yürütme modellerinde, siyasal
iktidarın güçlenmesi çoğu zaman kurumsal denge ve uzmanlık mekanizmalarının
zayıflaması pahasına gerçekleşmektedir (Levitsky ve Way, 2010; Mazzuca, 2010).
Bu bölüm, CHP tarafından açıklanan gölge kabine/siyasa kurulları yapılanmasını,
Türkiye’nin mevcut siyasal rejimi ve kamu yönetimi mimarisi bağlamında çözümlemeyi
ve siyasal bir çerçeveye oturtmayı amaçlamaktadır. Değerlendirme, kişilerden çok
kurumsal mantık, siyasal işlev ve muhalefetin devlet kapasitesi geliştirme savı
üzerinden yürütülmektedir. Bu çalışma, devlet kapasitesi yazınından
hareketle, gölge kabine yapılanmasını muhalefetin kurumsal ve epistemik
kapasitesinin bir göstergesi olarak ele almaktadır (Mann, 1984; Evans, 1995).
Genel Çerçeve: Gölge Kabine mi, Siyasa
Kurulları Vitrini mi?
CHP tarafından açıklanan bu yapılanma, klasik
anlamda Westminster tipi bir “gölge kabine” modeline birebir karşılık
gelmemektedir. Söz konusu modelde beklenen, iktidardaki her bakanlığa karşılık
gelen, yürütme kapasitesi ve hiyerarşik bütünlüğü olan bir yürütme kadrosudur.
Oysa CHP’nin açıkladığı yapı, yürütücülükten çok siyasa üretimi, eleştirel
kapasite ve kamusal görünürlük üzerine kurulu, daha esnek ve çoğulcu bir örgütlenme
niteliği taşımaktadır. Devlet kapasitesi, yalnızca iktidarda
bulunan aktörlerin değil, aynı zamanda muhalefetin farklı kurumsal düşünce ve
bilgi üretme yeteneğinin de bir göstergesi olarak ele alınmalıdır (Mann, 1984;
Evans, 1995).
Bu çerçevede yapı, ağırlıklı olarak
uzmanlık birikimi, milletvekilliği deneyimi ve parti içi dengelerin bir araya
getirildiği bir “siyasa kurulları vitrini” olarak okunabilir. Amaç, doğrudan
yönetme uygulamalarını simüle etmekten çok, mevcut iktidarın siyasa
tercihlerine karşı sistemli, bilgi temelli ve süreklilik arz eden bir eleştirel
çizgi oluşturmaktır. Bu yönüyle söz konusu yapılanma, Cumhurbaşkanlığı Hükümet
Sistemi’nin yüksek düzeyde merkezileşmiş yürütme mantığına karşı, “kurullar
üzerinden farklı bir devlet aklı seçeneği” oluşturma denemesi olarak
değerlendirilebilir.
Bu durum, başarı ölçütlerinin de
klasik gölge kabine anlayışından farklı biçimde tanımlanmasını
gerektirmektedir. Dolayısıyla temel soru, bu isimlerin kısa vadede bakanlık
koltuklarına ne ölçüde hazır olduğu değildir. Asıl belirleyici olan, bu
kurulların kamuoyunda iktidarın siyasalarını tutarlı biçimde sorgulayan, teknik
bilgiyle desteklenen ve süreklilik gösteren bir karşı anlatı üretip üretemeyeceğidir.
Başka bir ifadeyle, bu yapılanmanın başarısı, yönetme kapasitesinden çok,
siyasal ve entelektüel üstünlük savaşımına yapabileceği katkı üzerinden
ölçülmelidir.
Amaçlar, Hedefler
ve Başarım Ölçütleri
Bu tür bir gölge kabine ya da siyasa
kurulları yapılanmasının değerlendirilmesi, öncelikle hangi amaçlarla kurulduğunun
ve bu amaçların hangi göstergeler üzerinden ölçülebileceğinin netleştirilmesini
gerektirmektedir. Aksi takdirde değerlendirme, kişiler arası karşılaştırmaya ya
da kısa vadeli siyasal etkilerle sınırlı kalacaktır.
Kurulu Amaçlar ve
Olması Gereken Hedefler
Mevcut siyasal rejim koşulları altında
CHP’nin oluşturduğu bu yapının açık ve örtük amaçları üç düzeyde ele
alınabilir. Birinci düzeyde amaç, iktidarın siyasa tercihlerine karşı sürekli,
teknik ve tutarlı bir eleştiri kapasitesi oluşturmaktır. Bu, muhalefetin reaktif
değil, gündem kurucu bir konuma geçmesini hedeflemektedir.
İkinci düzeyde amaç, aşınmış devlet
kapasitesine karşı bir tür “kurumsal hafıza ve uzmanlık havuzu” oluşturmaktır. Siyasa
kurulları, yürütmenin tek merkezde toplandığı bir sistemde, muhalefetin farklı
kamu siyasaları üretebileceğini ve devleti yönetmeye hazır olduğunu göstermeyi
amaçlamaktadır.
Üçüncü ve normatif düzeyde ise hedef,
yalnızca iktidarın hatalarını ortaya çıkarmak ve topluma göstermek değil, hukuk
devleti, kamusal hizmetlerin yeniden kamulaştırılması, liyakat ve hesap
verebilirlik ilkeleri etrafında farklı bir devlet anlayışını sunmaktır. Bu
bağlamda gölge kabine, bir seçim kazanma aracından çok, rejim sonrası yeniden
yapılanmanın entelektüel altyapısı olarak işlev görmelidir.
Başarım
Göstergeleri
Atanan isimlerin nesnel biçimde
değerlendirilebilmesi için, kişisel kanılara dayalı yorumların ötesine geçen,
ölçülebilir ve karşılaştırılabilir göstergelerin kullanılması gerekmektedir. Bu
bağlamda, siyasa kurullarında görevlendirilen aktörlerin akademik üretimleri ve
profesyonel kariyerlerindeki başarım düzeyleri tamamlayıcı başarım göstergeleri
olarak ele alınabilir.
İlk olarak akademik göstergeler önem
taşımaktadır. İlgili siyasa alanında yayımlanmış hakemli makaleler, kitaplar,
raporlar ve siyasa notları, söz konusu ismin alana ilişkin kavramsal egemenliği
ve çözümleyici derinliğini göstermektedir. Akademik üretimin niceliğinden çok,
çalışmanın doğrudan siyasa tasarımına, kurumsal reformlara veya alanın temel
sorunlarına değinip değinmediği belirleyici olmalıdır. Bu tür bir
değerlendirme, özellikle adalet, sağlık, eğitim, ekonomi ve çevre gibi teknik
bilgi gerektiren alanlar açısından anlamlıdır.
İkinci olarak profesyonel ve yönetsel
deneyim göstergeleri dikkate alınmalıdır. Kamu yönetiminde, yerel yönetimlerde,
meslek örgütlerinde veya ilgili sektörde üstlenilen görevler, kriz yönetimi,
kurum oluşturma ve siyasa uygulama kapasitesi hakkında önemli ipuçları
sunmaktadır. Bu çerçevede başarım, yalnızca görevde bulunmuş olmakla değil,
somut sonuçlar üretmiş olmakla ilişkilendirilmelidir.
Üçüncü olarak saygınlık ve tanınırlık
göstergeleri değerlendirilebilir. Ulusal ve uluslararası düzeyde alan
uzmanları, meslek örgütleri veya akademik çevreler tarafından referans verilen,
görüşlerine başvurulan aktörler, siyasa üretiminde daha yüksek etki yapma gizil
gücüne sahiptir. Bu tür bir saygınlık, muhalefetin farklı devlet kapasitesi savını
güçlendiren simgesel bir unsur olarak da işlev görmektedir.
Son olarak bu bireysel göstergelerin, toplu
başarım üzerindeki etkisi göz ardı edilmemelidir. Yüksek bireysel akademik ya
da profesyonel yeterlilik, ancak kurullar arası eş güdüm, ortak dil ve
bütünlüklü siyasal anlatı ile birleştiğinde siyasal değere dönüşebilmektedir.
Dolayısıyla kişisel yetkinlik değerlendirmesi, yapısal ve siyasal bağlamdan
kopuk biçimde ele alınmamalıdır.
Bu amaçlar doğrultusunda başarımın
ölçülmesi, klasik siyasal başarım göstergeleriyle sınırlı tutulamaz. En az dört
tür başarım göstergesinden söz etmek olanaklıdır. İlk olarak söylemsel başarım,
iktidarın siyasa dilini belirli alanlarda savunmacı konuma itebilme ve
kamuoyunda farklı bir çerçeve oluşturabilme kapasitesiyle ölçülebilir. İkinci
olarak kurumsal başarım, hazırlanan siyasa metinlerinin, yasa tekliflerinin ve
kurumsal reform önerilerinin tutarlılığı ve sürekliliği üzerinden
değerlendirilebilir. Bu noktada önemli olan nicelikten çok, önerilerin rejim
eleştirisiyle bütünleşik olup olmadığıdır. Üçüncü olarak toplumsal başarım, bu siyasa
kurullarının sendikalar, meslek örgütleri, sivil toplum ve akademiyle kurduğu
ilişkilerin derinliğiyle ilgilidir. Gölge kabinenin kapalı bir parti içi yapı
olmaktan çıkıp çıkmadığı bu düzeyde belirginleşir. Son olarak siyasal başarım,
bu yapının muhalefet bloğu içinde referans alınan, eş güdümleyici ve yön
gösterici bir merkeze dönüşüp dönüşmediğiyle ölçülmelidir. Bu tür bir başarım,
doğrudan oy oranlarına indirgenemese de siyasal etki açısından belirleyicidir.
İsim Bazlı Nesnel
Değerlendirme: Yöntem ve Uygulama
Bu bölümde, siyasa kurullarına atanan
isimlerin değerlendirilmesi iki tamamlayıcı araç üzerinden yapılmaktadır: (i)
karşılaştırmalı bir çizelge ve (ii) kısa çözümleyici paragraflar. Amaç, kişisel
kanılardan kaçınarak akademik üretim, profesyonel deneyim ve siyasal etki gizil
gücü birlikte ele alan nesnel bir değerlendirme çerçevesi sunmaktır.
|
Çizelge 1: Karşılaştırmalı Değerlendirme
Tablosu |
|||||
|
Siyasa Alanı |
İsim |
Akademik/Entelektüel Birikim |
Profesyonel–Yönetsel Deneyim |
Alan-Uyum Düzeyi |
Genel Değerlendirme |
|
Adalet |
Şule Özsoy Boyunsu |
Hukuk alanında akademik çalışmalar, insan hakları ve yargı
odaklı üretim |
Akademi ve hukuk temelli mesleksel deneyim |
Yüksek |
Teknik ve normatif kapasitesi güçlü |
|
Sağlık |
Kayıhan Pala |
Halk sağlığı alanında yoğun akademik üretim |
Sahaya ve sağlık siyasalarına doğrudan ilişki |
Çok Yüksek |
Alanla güçlü uyum, yüksek etki olasılığı |
|
Hazine ve Maliye |
Kerim Rota |
Ekonomi ve finans alanında siyasa yazıları |
Uluslararası finans ve piyasa deneyimi |
Yüksek |
Güven verici, akılcı görünüm |
|
Millî Eğitim |
Suat Özçağdaş |
Eğitim siyasaları üzerine çalışmalar |
Eğitim sistemi ve kamu deneyimi |
Yüksek |
Tutarlı ve alan bilgisi güçlü |
|
Çevre, Şehircilik ve İklim |
Seyit Torun |
Alan-özel akademik üretim sınırlı |
Yerel yönetim ağırlıklı deneyim |
Düşük-Orta |
Kurumsal tasarım sorunu belirgin |
|
Aile ve Toplumsal Hizmetler |
Aylin Nazlıaka |
Toplumsal cinsiyet, toplumsal siyasa yazıları |
Sivil toplum ve siyaset deneyimi |
Orta |
Normatif güçlü, siyasa tasarımı sınırlı |
|
Çalışma ve Toplumsal Güvenlik |
Gamze Taşcıer |
Emek ve toplumsal siyasa odaklı çalışmalar |
Parlamento ve sendikal temas |
Orta-Yüksek |
Siyasal duyarlılık yüksek |
|
Sanayi ve Teknoloji |
Yalçın Karatepe |
Ekonomi alanında akademik üretim |
Siyasa danışmanlığı ve yazın |
Yüksek |
Çözümleyici güçlü, anlatı zayıf |
|
Enerji ve Tabii Kaynaklar |
Ümit Özlale |
Enerji-ekonomi kesişiminde yazılar |
Ekonomi ve siyasa deneyimi |
Orta |
Teknik yeterli, siyasal çerçeve sınırlı |
|
Tarım ve Orman |
Sencer Solakoğlu |
Akademik üretim sınırlı |
Üretici ve sektör deneyimi |
Orta |
Uygulama güçlü, yapısal vizyon eksik |
|
Ticaret |
Emre Kartaloğlu |
Vergi ve maliye alanında uzmanlık |
Özel sektör ve danışmanlık |
Orta-Yüksek |
Teknik yeterli, görünürlük düşük |
|
Ulaştırma ve Altyapı |
Ayşe Sibel Yanıkömeroğlu |
Alan-özel akademik üretim sınırlı |
Ulaşım ve altyapı projeleri |
Orta |
Teknik odaklı, siyasal etki sınırlı |
|
Gençlik ve Spor |
Sevgi Kılıç |
Gençlik siyasaları yazıları sınırlı |
Gençlik örgütlenmesi deneyimi |
Orta |
Temsil yeteneği güçlü, siyasa derinliği sınırlı |
|
Kültür ve Turizm |
Seda Kaya Ösen |
Kültür siyasaları üzerine sınırlı üretim |
Kültürel diplomasi ve siyaset |
Orta |
Gücü var, strateji eksik |
|
İçişleri |
Murat Bakan |
Güvenlik ve kamu yönetimi yazıları |
Emniyet ve güvenlik alanı deneyimi |
Orta |
Muhalefet için yapısal sınır yüksek |
|
Millî Savunma |
Atilla Kezek |
Akademik üretim sınırlı |
Askeri ve güvenlik deneyimi |
Orta |
Uzmanlık var, görünürlük düşük |
|
Dışişleri |
Ömer Kaya Türkmen |
Uluslararası ilişkiler yazıları sınırlı |
Diplomasi ve dış siyasa deneyimi |
Düşük-Orta |
Alan için zayıf profil |
|
Cumhurbaşkanlığına Bağlı Kuruluşlar |
Barış Övgün |
Kamu yönetimi ve medya çalışmaları |
Akademi ve kamuoyu deneyimi |
Orta-Yüksek |
Sistem eleştirisi için uygun |
Kısa Çözümleyici
Değerlendirmeler
Adalet Siyasası
(Şule Özsoy Boyunsu). Adalet alanında
yapılan atama, akademik bilgi ile normatif insan hakları bakış açısını
birleştiren bir profili yansıtmaktadır. Bu durum, özellikle yargı bağımsızlığı
ve siyasal tutukluluk gibi teknik ve hukuksal derinlik gerektiren konularda
CHP’nin eleştirel kapasitesini güçlendirmektedir.
Sağlık Siyasası
(Kayıhan Pala). Halk sağlığı
alanında güçlü bir akademik geçmişe sahip olan bu profil, sağlık hizmetlerinin
piyasalaştırılmasına yönelik eleştirileri bilimsel temele oturtabilme
kapasitesi taşımaktadır. Alan uyumu ve epistemik yetkinlik bakımından gölge
kabinenin en güçlü halkalarından biridir.
Hazine ve Maliye Siyasası
(Kerim Rota). Ekonomi siyasalarında
ideolojik değil, kurumsal ve akılcı bir yaklaşımı temsil eden bu atama,
muhalefetin piyasa aktörleri nezdinde güven üretme hedefiyle uyumludur. Teknik
yeterlilik yüksek olmakla birlikte, siyasal anlatıyla bütünleşme gereksinimi
vardır.
Milli Eğitim Siyasası
(Suat Özçağdaş). Eğitim siyasalarına
ilişkin sistemsel bilgi ve deneyim, bu alanın kronik sorunlarını bütünlüklü
biçimde ele alma gizil gücü sunmaktadır. Ancak eğitim sorununun kültürel ve
ideolojik boyutlarının siyasal dile yeterince taşınıp taşınamayacağı
belirleyici olacaktır.
Çevre, Şehircilik
ve İklim Siyasası (Seyit Torun).
Bu alandaki atama, çevre siyasalarının gerektirdiği teknik ve bilimsel
uzmanlıkla sınırlı bir örtüşme göstermektedir. Yerel yönetim deneyimi önemli
olmakla birlikte, çevreyi koruyucu ve kalkınmacı işlevlerin aynı kurumsal çatı
altında toplanmasının yarattığı yapısal sorunlara yönelik açık bir siyasa yaklaşımı
henüz görünür değildir.
Kurumsal Çerçeve
ve Kavramsal Konumlanma
Açıklanan yapı, dar anlamda bir “gölge
kabine” niteliği taşımamaktadır. Bunun yerine, yürütücü bir hükümet seçeneği
sunmaktan çok, siyasa üretimi, teknik eleştiri ve normatif karşı anlatı
oluşturmayı hedefleyen bir “siyasa kurulları vitrini” olarak konumlanmaktadır.
Bu tercih, CHP’nin mevcut başkanlık sistemi altında doğrudan yürütme seçeneği
sunmak yerine, kurumsal aklı ve uzmanlığı görünür kılma stratejisini
benimsediğini göstermektedir. Bu bağlamda yapının başarısı, söz konusu
isimlerin ileride bakanlık görevlerini üstlenip üstlenemeyeceğinden çok,
iktidarın siyasalarını sistemli, tutarlı ve sürekli biçimde sorgulayıp
sorgulayamayacakları üzerinden değerlendirilmelidir
Görece Güçlü Siyasa
Alanları
Adalet, eğitim, sağlık ve ekonomi
başlıkları, CHP’nin tarihsel birikimi ve kadro niteliği açısından en güçlü
olduğu alanlar olarak öne çıkmaktadır.
Adalet Siyasa Kurulu’nun akademik arka
planı güçlü bir isim tarafından temsil edilmesi, yargı bağımsızlığı, siyasal
tutukluluk, AİHM kararlarının uygulanmaması ve hukuk devleti ilkesinin aşınması
gibi konularda teknik ve normatif meşruluk üretme gizil gücü taşımaktadır.
Benzer biçimde Milli Eğitim ve Sağlık siyasa kurulları, kamusal hizmetlerin
piyasalaştırılması eleştirisini laiklik, eşitlik ve toplumsal devlet
ilkeleriyle ilişkilendiren tutarlı bir çerçeve sunabilmektedir.
Hazine ve Maliye Siyasa Kurulu’nun akılcı,
piyasa aktörleri tarafından tanınan ve uluslararası dili olan bir isim
tarafından temsil edilmesi ise, muhalefete yöneltilen “iktidar değişirse
ekonomik istikrar bozulur” söylemini teknik düzlemde etkisizleştirme gücüne
sahiptir. Bu durum, CHP’nin ekonomi siyasalarında ideolojik değil, kurumsal ve
öngörülebilir bir yaklaşım benimsediği mesajını vermektedir.
Orta Düzeyde Etki
Gücüne Sahip Alanlar
Bu başlık altında ayrıca, aile ve toplumsal
hizmetler, çevre ve iklim değişikliği, kültür ve turizm, gençlik ve spor,
ticaret ile ulaştırma ve altyapı siyasaları gibi kamuoyunda gündelik yaşamla
doğrudan temas eden ancak siyasal yarışma açısından ikincil görülen alanlara da
değinmek gerekmektedir.
Aile ve Toplumsal
Hizmetler Siyasa Kurulu’nun uzun
süredir toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın hakları ve toplumsal yardımlar
alanında etkili bir siyasal figür tarafından temsil edilmesi, CHP’nin bu
alandaki normatif duruşunu güçlendirmektedir. Ancak toplumsal siyasa alanında egemen
olan tutucu söylem karşısında, hak temelli ve evrenselci yaklaşımın geniş
seçmen kitlelerine aktarılmasında iletişimsel zorluklar devam etmektedir.
Çevre, Şehircilik
ve İklim Değişikliği Siyasası
başlığı, bu yapı içerisindeki en sorunlu alanlardan birini oluşturmaktadır.
Öncelikle, söz konusu siyasa kurulunun başına getirilen ismin çevre, ekoloji
veya iklim siyasaları alanında belirgin bir uzmanlık birikimine sahip olmaması,
CHP’nin bu alanda bilgi temelli bir karşı siyasa üretme kapasitesini
sınırlamaktadır. Yerel yönetim deneyimi, çevre siyasaları açısından önemli
olmakla birlikte, günümüzde çevre sorunlarının ulaştığı teknik, bilimsel ve
küresel boyutlar düşünüldüğünde tek başına yeterli değildir.
Daha yapısal bir sorun ise Türkiye’de
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın mevcut kurumsal
mimarisinden kaynaklanmaktadır. Bakanlık, doğası gereği birbirleriyle çelişen
işlevleri aynı bünyede toplamaktadır: bir yandan çevrenin, doğal varlıkların ve
ekosistemlerin korunması görevi ve diğer yandan imar, inşaat, büyük altyapı
projeleri ve kentsel rantın yönetimi. Bu ikili yapı, çevre siyasalarının sistemli
biçimde ikincilleştirilmesine ve koruyucu işlevlerin yıkıcı kalkınma uygulamaları
karşısında etkisizleşmesine yol açmaktadır.
Bu nedenle çevre siyasasında yaşanan
sorunlar, yalnızca uygulama eksiklikleriyle değil, doğrudan doğruya kurumsal
tasarım hatasıyla ilişkilidir. CHP’nin bu alanda inandırıcı bir seçenek
sunabilmesi, çevreyi kalkınma siyasalarına bağlı kılan mevcut bakanlık modelini
açık biçimde sorgulamasına ve koruyucu çevre yönetimini yapısal olarak
güçlendiren yeni bir kurumsal ayrışma önermesine bağlıdır. Aksi takdirde, çevre
ve iklim siyasaları, teknik söylemin ötesine geçemeyen ve siyasal ağırlığı
sınırlı bir alan olarak kalmaya devam edecektir.
Kültür ve Turizm Siyasa
Kurulu, kimlik siyaseti, kültürel çoğulculuk
ve yaratıcı endüstriler gibi alanlarda önemli bir güce sahip olmakla birlikte,
CHP’nin bu başlığı genellikle ekonomik veya diplomatik bir kaldıraç olarak
değerlendiremediği görülmektedir. Kültür siyasaları, demokratikleşme ve ifade
özgürlüğü bağlamında daha merkezi bir konuma taşınabilir.
Gençlik ve Spor Siyasası ise genç yoksulluğu ve işsizliği, eğitimden
kopuş ve siyasal temsil eksikliği gibi yapısal sorunlarla doğrudan ilişkili
olmasına karşın, çoğu zaman ikincil bir alan olarak ele alınmaktadır. Bu
kurulun etkililiği, gençliğin yalnızca bir yaş grubu değil, başlı başına bir
siyasal özne olarak tanımlanıp tanımlanamayacağına bağlıdır.
Ticaret Siyasası
ile Ulaştırma ve Altyapı Siyasaları,
teknik uzmanlık gerektiren ve kamuoyunda sınırlı görünürlüğe sahip alanlardır.
Buna karşın bu başlıklar, kamu-özel iş birliği projeleri, rant dağılımı,
lojistik altyapı ve bölgesel eşitsizlikler bağlamında iktidarın en kırılgan
olduğu siyasa alanları arasında yer almaktadır. Bu olanağın siyasal bir dile
dönüştürülmesi muhalefetin etki alanını genişletebilir.
Cumhurbaşkanlığı’na
Bağlı Kuruluşlar Siyasa Kurulu
ise başkanlık sisteminin bürokratik mimarisini ve örtük merkezileşme
mekanizmalarını görünür kılma açısından özgün bir konuma sahiptir. Bu kurul,
yürütme erkinin denetimsiz genişlemesini ve hesap verebilirliğin aşınmasını
somut örnekler üzerinden tartışabilirse sistem eleştirisinin kurumsal ayağını
güçlendirebilir.
Görece Zayıf
Alanlar ve Yapısal Sınırlar
Çalışma, sanayi,
enerji ve tarım siyasaları alanlarında
görevlendirilen isimler belirli bir teknik yetkinliğe sahip olmakla birlikte,
bu alanlarda henüz güçlü ve bütünlüklü bir siyasal anlatının oluşturulmuş
olduğunu söylemek güçtür.
Özellikle sanayi ve enerji siyasalarının
günümüzde yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik, teknolojik ve
ulusal güvenlik boyutlarıyla ele alınması gerekmektedir. Bu çerçevede, devletin
yönlendirici rolünü daha açık biçimde tanımlayan, eyleme geçirici unsurları
içeren bir siyasa dili henüz yeterince belirgin değildir. Tarım siyasalarında
ise üretici kimliğinin ötesine geçen, küçük çiftçi, gıda güvenliği ve kırsal
yoksulluk sorunlarını merkezine alan daha siyasal bir çerçeveye gereksinim
duyulmaktadır.
İçişleri, milli
savunma ve dış siyasa alanları,
iktidarın “devletin asli alanları” olarak tekelinde tutmaya çalıştığı ve
muhalefetin manevra alanının yapısal olarak sınırlı olduğu siyasa sahalarıdır.
Bu alanlarda kamuoyunda tanınırlığı
yüksek, kriz yönetimi ve devlet deneyimiyle özdeşleşmiş figürlerin eksikliği
dikkat çekmektedir. Özellikle dış siyasa alanında Türkiye’nin karşı karşıya
olduğu çok katmanlı krizler (ABD, Rusya, Avrupa Birliği ve Suriye ve İsrail
başta olmak üzere Orta Doğu ilişkileri) düşünüldüğünde, daha ağır ve simgesel
bir profilin tercih edilmemiş olması muhalefetin bu alandaki etki kapasitesini
sınırlamaktadır.
Siyasal Strateji
ve Anlatı Sorunu
Bu kadro tercihi, CHP’nin karizmatik
figürler üzerinden değil, liyakat, kurumsallık ve akılcılık üzerinden bir
iktidar seçeneği oluşturulmaya çalıştığını göstermektedir. Bu yaklaşım, hukuk
devleti, kamusal hizmetlerin yeniden kurulması ve devlet kapasitesinin
güçlendirilmesi gibi normatif hedeflerle uyumludur. Ancak temel sorun, bu siyasa
kurullarının ortak ve bütünlüklü bir siyasal anlatı üretip üretemeyeceğidir.
Her bir kurulun kendi alanında teknik doğrular dile getirmesi yeterli değildir.
Bu doğruların seçmen nezdinde anlamlı, duygusal ve siyasal bir çerçeveye
oturtulması gerekmektedir.
Kuramsal Demirleme
Noktaları: Devlet Kapasitesi, Kurumsal Çürüme ve Muhalefet
Bu çözümleyici değerlendirme,
otoriterleşme yazınında sıklıkla vurgulanan devlet kapasitesi ve kurumsal
aşınma tartışmalarıyla birlikte ele alındığında daha anlamlı duruma
gelmektedir. Levitsky ve Way’in yarışmacı otoriterlik yaklaşımı, yürütme
erkinin kurumsal denetimlerden arındırıldığı rejimlerde muhalefetin yalnızca
seçim yarışmasıyla değil, aynı zamanda devlet kapasitesinin
tekelleştirilmesiyle karşı karşıya kaldığını göstermektedir. (Levitsky ve Way, 2010).
Benzer biçimde Mazzuca’nın (2010) devlet kapasitesi çözümlemeleri, iktidarın
ekonomik ve yönetsel araçları merkezileştirerek muhalefeti yönetsel olarak
işlevsizleştirdiği rejim tiplerine işaret etmektedir. Bu çerçevede CHP’nin
açıkladığı gölge kabine/siyasa kurulları yapılanması, klasik anlamda bir
iktidar seçeneği sunmaktan çok, aşınmış kurumsal kapasitenin yeniden yapılandırılmasına
yönelik bir ön hazırlık olarak okunabilir. Fukuyama’nın siyasal çürüme
kavramıyla ifade ettiği üzere, kurumların biçimsel varlığını sürdürmesine karşın
işlevsel kapasitesini kaybettiği durumlarda, muhalefetin temel sorunu iktidarı
ele geçirmekten çok, devleti yeniden işler duruma getirecek kurumsal aklı
üretmektir. Muhalefetin temel açmazı, yalnızca iktidarı eleştirmek değil,
iktidar sonrası döneme ilişkin inandırıcı bir kurumsal kapasite ve yönetim vizyonu
ve misyonu sunabilmektir (Fukuyama, 2014).
Siyasal Rejim
Eleştirisi ve Anlatı Sorunu
Bununla birlikte, kurumsal ve teknik
kapasitenin varlığı tek başına siyasal hegemonya üretmeye yetmemektedir.
Otoriterleşen rejimlerde iktidar, yalnızca siyasa başarısı üzerinden değil,
güvenlik, beka ve liderlik söylemleri üzerinden meşruluk üretmektedir. Bu
bağlamda CHP’nin gölge kabine yapısı, akılcı ve liyakat temelli bir devlet düşüncesi
sunmakla birlikte, bu düşüncenin geniş seçmen kitleleri nezdinde güçlü bir
siyasal anlatıya dönüştürülemediği görülmektedir. Bu durum, muhalefetin temel
açmazını ortaya koymaktadır: Teknik doğrular ile siyasal seferberlik arasındaki
kopukluk.
CHP, devlet kapasitesini yeniden kurmayı
hedefleyen bu kurumsal çabayı, seçmen davranışını etkileyen duygusal ve simgesel
siyasetle bütünleştiremediği sürece, söz konusu yapı iktidarı sınırlayan fakat
iktidarı dönüştüremeyen bir konumda kalacaktır. Siyasa
üretim süreçlerinde uzmanlık, bireysel bilgi birikiminden çok, kurumsallaşmış
bilgi üretimi ve eş güdüm mekanizmaları aracılığıyla siyasal etki
yaratabilmektedir (Pierre ve Peters, 2000).
Değerlendirilecek olursa ve sonuç
olarak, CHP’nin açıkladığı bu yapı, siyasa üretimi ve iktidarın teknik düzeyde
sorgulanması açısından önemli bir kapasite sunmaktadır. Bununla birlikte,
mevcut durumuyla seçim kazandıracak bir siyasal seferberlik aracı olmaktan çok,
uzun vadeli bir kurumsal yeniden yapılanma niteliği taşımaktadır. Başarı, bu
teknik kapasitenin ortak bir siyasal öyküye dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğine
bağlı olacaktır.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ: MUHALEFETİN DEVLET KAPASİTESİ ÜRETME SINIRLARI VE
OLANAKLARI
Bu çalışma, CHP tarafından oluşturulan
gölge kabine/siyasa kurulları yapılanmasını, kişisel atamaların isabetliliği ya
da kısa vadeli siyasal getiriler üzerinden değil, muhalefetin mevcut siyasal
rejim koşulları altında farklı bir devlet kapasitesi seçeneği üretme savı
bağlamında ele almıştır. Yapılan çözümleme, söz konusu yapılanmanın klasik
anlamda bir “iktidar provası”ndan çok, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi altında
aşınmış olan kurumsal aklın yeniden oluşturulmasına yönelik sınırlı fakat
anlamlı bir girişim olarak okunabileceğini göstermektedir. Gölge kabineler ve
benzeri muhalefet yapıları, yürütücü kapasiteden çok, siyasal ve entelektüel
hegemonya alanında farklı anlatılar üretme işlevi üzerinden anlam kazanmaktadır
(Gramsci, 1971).
İsim bazlı değerlendirmeler ve
karşılaştırmalı çizelge, farklı siyasa alanları arasında belirgin kapasite
farklılıklarının bulunduğuna işaret etmektedir. Özellikle sağlık, adalet,
ekonomi ve sosyal siyasa gibi alanlarda akademik birikim ve profesyonel deneyim
açısından görece güçlü profillerin varlığı, muhalefetin teknik ve epistemik
kapasitesinin tamamen zayıfladığı yönündeki yaygın kanıyı sorgulamaya
açmaktadır. Buna karşılık çevre, dış siyasa ve bazı güvenlik alanlarında
alan-özel uzmanlığın ve bütünlüklü siyasa tasarımının daha sınırlı kaldığı
görülmektedir. Bu durum, sorunun tek tek aktörlerden çok, muhalefetin belirli siyasa
alanlarında henüz kurumsallaşmış bir bilgi üretim altyapısı geliştirememesiyle
ilişkili olduğunu düşündürmektedir.
Bu bulgular ışığında gölge kabinenin
başarısı, klasik siyasal ölçütlerle, yani bu isimlerin kısa vadede yürütme
görevlerine ne ölçüde hazır oldukları üzerinden değerlendirilemez. Asıl
belirleyici olan, bu yapılanmanın kamuoyunda iktidarın siyasa tercihlerine
karşı tutarlı, bilgi temelli ve süreklilik arz eden bir karşı anlatı üretip
üretemediğidir. Bu anlamda başarı, yürütücü kapasiteden çok, siyasal ve
entelektüel hegemonya alanında yaratılan etki üzerinden ölçülmelidir.
Bu çerçevede gölge kabinenin yüksek
bir başarım düzeyine ulaşma şansı, otomatik ya da kendiliğinden değildir. Belirli
koşullara bağlıdır. İlk olarak, bireysel akademik ve profesyonel
yeterliliklerin, kurullar arası eş güdüm ve ortak bir siyasal anlatı ile
desteklenmesi gerekmektedir. Teknik doğruların, toplumsal taleplerle ve rejim
eleştirisiyle bağ kuramadığı bir durumda, yüksek uzmanlık birikimi dahi siyasal
etki üretmekte yetersiz kalacaktır. İkinci olarak, siyasa kurullarının parti
içi bir vitrin olmanın ötesine geçerek, sendikalar, meslek örgütleri, akademi
ve sivil toplumla düzenli ilişki kurabilen açık yapılar durumuna gelmesi önem
taşımaktadır. Bu tür bir toplumsal eklemlenme olmaksızın, kurumsal kapasite savı
sınırlı kalacaktır. Türkiye’de son
yıllarda yaşanan siyasal dönüşüm, devlet kapasitesinin kişiselleşme ve
merkezileşme yoluyla aşındığı bir yönelime işaret etmektedir (Öniş, 2015; Esen ve
Gümüşçü, 2016).
Son olarak, gölge kabinenin başarısı,
muhalefetin rejim sonrası döneme ilişkin kurumsal düşüncesini ne ölçüde
somutlaştırabildiğiyle doğrudan ilişkilidir. Yalnızca mevcut iktidarın siyasalarını
eleştiren değil, aynı zamanda devletin nasıl yeniden işler kılınacağına ilişkin
inandırıcı bir çerçeve sunabilen bir muhalefet çizgisi bu tür yapılanmaları
siyasal açıdan anlamlı kılabilir. Aksi halde gölge kabine, teknik olarak yetkin
ancak siyasal olarak etkisi sınırlı bir yapı olarak kalma riskini taşımaktadır.
Bu nedenle CHP’nin gölge kabine
deneyimi, bir başarı ya da başarısızlık olarak değil, muhalefetin devlet
kapasitesi üretme arayışında hangi alanlarda ilerleme kaydedebildiğini, hangi
alanlarda ise yapısal sınırlarla karşılaştığını gösteren bir ara durak olarak
değerlendirilmelidir. Bu ara durak, doğru koşullar altında güçlendirilebilecek
bir gizil güç barındırmakla birlikte, siyasal anlatı, kurumsal eş güdüm ve
toplumsal eklemlenme sağlanamadığı takdirde, sınırlı bir etki alanıyla yetinmek
zorunda kalacaktır.
Kaynakça
Esen, B., ve Gümüşçü, Ş. (2016).
Rising competitive authoritarianism in Turkey. Third World Quarterly, 37(9),
1581–1606.
Evans, P. (1995). Embedded autonomy:
States and industrial transformation. Princeton University Press.
Fukuyama, F. (2014). Political order
and political decay. Farrar, Straus and Giroux.
Gramsci, A. (1971). Selections from
the prison notebooks (Q. Hoare ve G. Nowell Smith, Eds.). International
Publishers.
Levitsky, S., ve Way, L. A. (2010).
Competitive authoritarianism: Hybrid regimes after the Cold War. Cambridge
University Press.
Mann, M. (1984). The autonomous power
of the state. European Journal of Sociology, 25(2), 185–213.
Mazzuca, S. L. (2010). Access to power
versus exercise of power. Studies in Comparative International Development,
45(3), 334–357.
Öniş, Z. (2015). Turkey under the
challenge of state capitalism. International Spectator, 50(4), 23–38.
Pierre, J., ve Peters, B. G. (2000).
Governance, politics and the state. Macmillan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder