Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

26 Aralık 2025 Cuma

 

Sistemsel Çürüme: Türkiye’de Siyasal ve Toplumsal Alt Sistemlerin Karşılıklı Erozyonu

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

ÖZ

Bu çalışma, siyasal ve toplumsal çürümeyi bireysel ahlaksal yetersizlikler ya da tekil aktörlerin iradesi üzerinden açıklamak yerine, toplumsal-siyasal sistemin temel çıktıları sürdürülebilir biçimde üretememesiyle ortaya çıkan yapısal bir başarısızlık durumu olarak ele almaktadır. Genel Sistem Kuramı çerçevesinde geliştirilen çözümleyici model, çürümeyi nedenlerden çok çıktı başarısızlığı (output failure) üzerinden tanımlamakta ve bu başarısızlığın siyasal-kurumsal, toplumsal-normatif ve bilgisel alt sistemler arasındaki döngüsel etkileşimler yoluyla nasıl kalıcı duruma geldiğini göstermektedir. Çalışma, negatif seçilim süreçleri, geri besleme mekanizmalarının bozulması ve negentropi kaybının, sistemin kendini düzeltme kapasitesini nasıl aşındırdığını ortaya koymaktadır. Yolsuzluk ve benzeri olgular ise bu çerçevede neden değil, çıktı sapması ve sistemsel çürümenin gözlemlenebilir belirtileri olarak ele alınmaktadır. Son olarak çalışma, geliştirilen yaklaşımın siyasal ve toplumsal yaşamın farklı alanlarına uygulanabilirliğini ve bu bağlamda ortaya çıkan siyasa çıkarımlarını tartışmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Siyasal ve toplumsal çürüme; Genel Sistem Kuramı; çıktı başarısızlığı; negatif seçilim; geri besleme mekanizmaları; yolsuzluk

 

ABSTRACT

This article conceptualizes political and social corruption not as a consequence of individual moral failure or intentional wrongdoing, but as a structural condition resulting from a systemic inability to sustainably produce core outputs. Drawing on General Systems Theory, the study develops an analytical framework that defines corruption through output failure, emphasizing the cyclical and mutually reinforcing interactions among political–institutional, normative, and informational subsystems. The analysis demonstrates how negative selection processes, disrupted feedback mechanisms, and declining negentropy undermine the system’s capacity for self-correction. Within this framework, corruption-related phenomena such as informal practices or illicit behaviors are treated not as primary causes but as output deviations that both reflect and reinforce systemic decay. The article concludes by discussing the broader applicability of this approach across different domains of political and social life and outlines analytically grounded policy implications.

Keywords: Political and social corruption; General Systems Theory; output failure; negative selection; feedback mechanisms; systemic decay

GİRİŞ

Türkiye’de son yıllarda siyasal alandan gündelik yaşama, kurumsal işleyişten toplumsal ilişkilere kadar uzanan geniş bir alanda “çürüme” kavramı giderek daha sık dile getirilmektedir. Ancak bu kavram çoğu zaman ahlaksal bir yakınma, bireysel aktörlere atfedilen bir kusur ya da soyut bir memnun olmama ifadesi olarak kullanılmaktadır. Bu çalışma, çürümeyi bireysel niyetler ya da tekil olaylar üzerinden değil, birden fazla alt sistemin etkileşimiyle üretilen sistemsel bir sonuç olarak ele almaktadır.

“Genel Sistem Kuramı” (GSK) çerçevesinde toplum, kendi içinde farklı işlevlere sahip ancak karşılıklı bağımlılık ilişkileriyle birbirine bağlanan alt sistemlerden oluşur. Siyasal yapı, hukuksal düzen, ekonomik ilişkiler, bilgi ekosistemi ve toplumsal normlar bu bütünün ayrılmaz parçalarıdır. Bu bakış açısından bakıldığında çürüme, tek bir alt sistemde ortaya çıkan geçici bir bozulma değil, geri besleme mekanizmaları yoluyla yaygınlaşan ve zamanla kendini yeniden üreten bir süreçtir. Başka bir ifadeyle, çürüme bir neden olmaktan çok, belirli yapısal koşullar altında ortaya çıkan bir sonuçtur. GSK, toplumsal sistemlerin doğrusal değil, geri besleme mekanizmaları aracılığıyla işleyen karmaşık yapılar olduğunu vurgular (Bertalanffy, 1968).

Bu çalışma, çürümeyi çözümleyici olarak bir bağımlı değişken olarak ele almakta ve siyasal ve toplumsal alanlarda gözlemlenen bozulmayı ise bu sonucu üreten alt sistem devingenleri üzerinden açıklamaktadır. Kurumsal erozyon, liyakat sisteminin çöküşü, norm aşınması, korku ve bağımlılık ilişkileri ile bilgileşim alanındaki bozulmalar, bu bağlamda bağımsız değişkenler olarak incelenmektedir. Ancak bu ayrım, klasik doğrusal nedensellik varsayımına dayanmamakta, tersine, söz konusu değişkenlerin çürüme sürecinden geri besleme alarak birbirini güçlendirdiği devingen bir sistem modeli varsayılmaktadır.

Bu yaklaşım, siyasal çürümeyi yalnızca yönetenlerin tercihleriyle, toplumsal çürümeyi ise yalnızca “toplumun ahlaksal zayıflıkları” açıklayan indirgemeci yaklaşımlardan bilinçli olarak uzak durmaktadır. Çalışmanın temel savı şudur: Türkiye’de siyasal ve toplumsal çürüme, ayrı alanlarda ortaya çıkan ancak karşılıklı etkileşim yoluyla tek bir sistemsel bozulma dinamiğine dönüşen bir süreçtir. Bu dinamiğin anlaşılması, yalnızca mevcut durumu betimlemek için değil, sistemin neden kendi kendini onaramaz duruma geldiğini kavrayabilmek açısından da zorunludur.

Araştırmanın Amacı ve Hedefleri

Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye’de yaygın biçimde dile getirilen siyasal ve toplumsal çürüme olgusunu, bireysel aktörlere veya tekil olaylara indirgemeden, GSK çerçevesinde sistemsel bir süreç olarak çözümlemektir. Çalışma, çürümeyi bir ahlaksal yargıdan çok, belirli alt sistemlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkan yapısal bir çıktı olarak ele almayı hedeflemektedir.

Bu genel amaç doğrultusunda çalışmanın özgül hedefleri şunlardır:

Siyasal ve toplumsal çürümeyi kavramsal olarak birbirinden ayırmak, ancak aralarındaki karşılıklı bağımlılık ilişkisini ortaya koymak.

Çürümeyi üreten temel alt sistem devingenlerini çözümleyici olarak tanımlamak ve sınıflandırmak.

Bu devingenlerin nasıl karşılıklı geri besleme mekanizmaları oluşturarak çürümeyi derinleştirdiğini açıklamak.

Sistemsel çürümenin neden belirli bir aşamadan sonra “normalleştiğini” ve kendini yeniden üreten bir yapıya dönüştüğünü tartışmak.

Araştırma Soruları

Bu çalışma aşağıdaki temel araştırma sorularına yanıt aramaktadır:

Siyasal ve toplumsal çürüme kavramları çözümleyici olarak nasıl ayrıştırılabilir ve bu ayrım neden gereklidir?

Türkiye’de gözlemlenen çürümeyi üreten başlıca alt sistem devingenleri nelerdir?

Bu alt sistemler arasında nasıl bir karşılıklı etkileşim ve geri besleme ilişkisi bulunmaktadır?

Siyasal çürüme toplumsal normları nasıl dönüştürmekte, toplumsal normlardaki aşınma siyasal çürümeyi nasıl meşrulaştırmaktadır?

Sistemsel çürüme hangi eşiklerden sonra kendini onaramaz duruma gelmektedir?

Bu sorular, çalışmanın ilerleyen bölümlerinde sırasıyla ele alınacak ve her biri kuramsal çerçeve içinde yanıtlanacaktır.

YÖNTEM

Bu çalışma nitel bir araştırma niteliği taşımakta olup, kuramsal ve kavramsal çözümleme yöntemine dayanmaktadır. Araştırmada nicel veri setleri veya istatistiksel modelleme kullanılmamakta ve bunun yerine GSK’nın sunduğu kavramsal araçlar aracılığıyla siyasal ve toplumsal süreçler çözümlenmektedir. Çürümeye yol açan unsurlar, çözümleyici açıklık sağlamak amacıyla bağımsız değişkenler olarak ele alınmış ve çürümenin kendisi ise bağımlı değişken olarak kavramsallaştırılmıştır. Bununla birlikte çalışma, bu değişkenler arasındaki ilişkinin doğrusal ve tek yönlü olmadığı varsayımından hareket etmekte ve geri besleme mekanizmaları ve döngüsel etkileşimler özellikle vurgulanmaktadır. Bu yöntemsel yaklaşım, çalışmanın betimleyici olmanın ötesine geçerek, çürümeyi üreten yapısal koşulları ve bu koşulların sürekliliğini açıklamayı amaçlamaktadır.

KURAMSAL ÇERÇEVE

Genel Sistem Kuramı ve Toplumsal Çözümleme

GSK, toplumu birbirinden yalıtık alanların toplamı olarak değil, karşılıklı etkileşim içindeki alt sistemlerden oluşan devingen bir bütün olarak ele alır. Bu yaklaşımda siyaset, hukuk, ekonomi, kültür ve bilgi gibi alanlar kendi iç mantıklarına sahip olmakla birlikte, sistemin bütünüyle sürekli etkileşim içindedir. Dolayısıyla herhangi bir alt sistemde ortaya çıkan bozulma, zaman içinde diğer alt sistemlere de sirayet edebilir. Bu kuramsal bakış açısı, toplumsal sorunları tekil aktörlerin niyetleri ya da anlık siyasal tercihlerle açıklamak yerine, yapısal ilişkiler ve geri besleme mekanizmaları üzerinden anlamlandırmayı olanaklı kılar. Sistemler yalnızca dış etkilere tepki vermez ve ürettikleri sonuçlar aracılığıyla kendi işleyişlerini de yeniden biçimlendirirler. Bu nedenle GSK süreklilik kazanan bozulma süreçlerini çözümlemek açısından elverişli bir kuramsal zemin sunar. Siyasal sistemlerin çıktı üretimi ve geri besleme süreçleri, Easton’un klasik siyasal sistem modelinde de merkezi bir yer tutmaktadır (Easton, 1957).

Bu çalışma, siyasal ve toplumsal çürümeyi normatif siyaset bilim kuramları, ahlaksal yozlaşma yaklaşımları ya da aktör-merkezli açıklamalar çerçevesinde ele almamaktadır. Bunun yerine, GSK temelinde çürümeyi, toplumsal–siyasal sistemin temel çıktıları sürdürülebilir biçimde üretememesiyle ortaya çıkan yapısal bir başarısızlık durumu olarak kavramsallaştırmaktadır. Bu yönüyle çalışma, kurumsal iktisat, yönetişim ve kamu yönetimi yazınıyla kesişmekle birlikte, bu yazınlarda sıklıkla varsayılan kendiliğinden dengeye dönüş, rasyonel uyum ya da otomatik düzeltme mekanizmalarını sorunsallaştırmaktadır. Kurumsal düzenlemelerin kendiliğinden etkili sonuçlar üreteceği varsayımı, kurumsal iktisat yazınında giderek daha fazla sorgulanmaktadır (North, 1990). Çürümenin doğrusal değil, alt sistemler arası döngüsel ve karşılıklı olarak pekiştirici etkileşimler yoluyla yeniden üretildiğini savunan bu yaklaşım, bireysel niyetlerden çok çıktı üretim kapasitesi, geri besleme mekanizmaları ve iç filtreleme süreçlerine odaklanmaktadır. Dolayısıyla bu çalışma, belirli bir bağlama özgü betimleyici bir çözümleme sunmaktan çok, farklı siyasal ve toplumsal alanlarda gözlemlenebilen çürüme dinamiklerini karşılaştırmalı biçimde incelemeye elverişli bir çözümleyici çerçeve önermeyi amaçlamaktadır.

David Easton’a göre siyasal sistem, GSK’a dayalı olarak aşağıdaki gibi açıklanabilir.

Alt Sistemler, Geri Besleme ve Eşik Kavramları

GSK’nın temel kavramlarından biri alt sistemdir. Alt sistemler, bütünün işleyişine katkıda bulunan ve belirli işlevleri yerine getiren yapılardır. Siyasal sistem karar alma ve yönlendirme işlevi görürken toplumsal normlar, bireysel davranışları düzenleyen gayriresmi kuralları üretir. Bu alt sistemler arasındaki ilişki hiyerarşik olmaktan çok etkileşimseldir. Bu etkileşim, geri besleme mekanizmaları aracılığıyla gerçekleşir. Pozitif geri besleme, bir sürecin kendi sonuçları tarafından güçlendirilmesini ve negatif geri besleme ise sistemin kendini dengelemesini ifade eder. Negatif geri besleme mekanizmalarının zayıfladığı ya da bastırıldığı durumlarda sistem, hatalarını düzeltemez duruma gelir ve bozulma kalıcılaşır. Bu noktada eşik kavramı önem kazanır. Belirli bir düzeye kadar sistem, bozulmaları hoşgörüyle karşılayabilir veya giderebilirken, eşik aşıldığında aynı mekanizmalar artık onarıcı değil, yıkıcı biçimde çalışmaya başlar. Çalışma, Türkiye’de gözlemlenen çürümeyi, bu tür bir eşik aşımının ardından ortaya çıkan sistemsel bir süreç olarak ele almaktadır.

KAVRAMSAL ÇERÇEVE

Çürüme Kavramı

Bu çalışmada “çürüme” kavramı, bireylerin ahlaksal zayıflıklarına indirgenen bir değer yargısı olarak değil, kurumsal işleyişin, normatif düzenin ve toplumsal beklentilerin eş zamanlı olarak aşınması şeklinde tanımlanmaktadır. Bu bağlamda çürüme, ani bir kırılmadan çok, zaman içinde biriken ve normalleşen bir bozulma sürecini ifade eder. Çürüme kavramı, yozlaşma, bozulma veya çöküş gibi kavramlarla örtüşmekle birlikte, onlardan farklı olarak süreklilik ve içselleştirme boyutuna özel bir vurgu yapar. Çürümüş bir sistemde ihlaller olağan dışı olmaktan çıkar ve olağan, hatta akılcı davranış biçimleri durumuna gelir. Yolsuzluğun tekil sapmalar yerine yapısal örüntüler olarak ele alınması gerektiği karşılaştırmalı çalışmalar yapanlar tarafından da vurgulanmaktadır (Johnston, 2005).

Siyasal Çürüme ve Toplumsal Çürüme Ayrımı

Siyasal çürüme, siyasal kurumların asli işlevlerini yerine getirme kapasitesinin zayıflamasıyla ilgilidir. Hukukun öngörülebilirliğini yitirmesi, kuralların kişiselleşmesi, hesap verebilirliğin ortadan kalkması ve liyakat ilkesinin aşınması bu sürecin temel göstergeleridir. Siyasal çürüme, kurumsal düzeyde ortaya çıkar, ancak etkileri toplumsal alana yayılır.

Toplumsal çürüme ise bireylerin ve grupların davranışlarını yönlendiren normların aşınmasını ifade eder. Küçük ihlallerin meşrulaşması, kamusal yarar yerine bireysel çıkarın öncelik kazanması ve etik sınırların belirsizleşmesi bu sürecin karakteristik özellikleridir. Toplumsal çürüme, siyasal çürümeyi besleyen bir zemin oluşturur.

Bu çalışma açısından bu iki kavram çözümleyici olarak ayrıştırılmakla birlikte, birbirinden bağımsız süreçler olarak ele alınmamaktadır. Aksine, siyasal çürüme ile toplumsal çürüme arasında karşılıklı ve döngüsel bir ilişki olduğu varsayılmaktadır.

Sistemsel Çürüme

Sistemsel çürüme, siyasal ve toplumsal çürümenin karşılıklı etkileşim yoluyla bütün sistemi etkileyen bir bozulma dinamiğine dönüşmesini ifade eder. Bu aşamada çürüme, belirli aktörlerin ya da kurumların sorunu olmaktan çıkar ve sistemin normal işleyiş biçimi olur. Negatif geri besleme mekanizmalarının etkisizleşmesiyle birlikte sistem, kendi ürettiği sorunları düzeltme kapasitesini kaybeder. Bu kavramsallaştırma, çalışmanın ilerleyen bölümlerinde ele alınacak olan alt sistem devingenlerinin, çürümeyi nasıl sürekli ve yeniden üretir duruma getirdiğini açıklamak için temel bir referans noktası oluşturmaktadır.

MODELİN SÖZEL BETİMLEMESİ: SİSTEM NASIL ÇÜRÜR?

Bu çalışmada önerilen model, toplumsal-siyasal sistemi, belirli girdileri (input) işleyerek kamusal çıktılar (output) üreten devingen bir yapı olarak ele almaktadır. Sistemin işlevselliği, bu çıktıları düzenli ve öngörülebilir biçimde üretebilme kapasitesine bağlıdır. Çürüme ise, sistemin kendi varlık nedenine karşılık gelen bu çıktıları sürdürülebilir biçimde üretememesi durumunda ortaya çıkan bir işlev kaybı olarak tanımlanmaktadır.

Modelin başlangıç noktasında, alt sistemlerin her biri kendi işlev alanında görece işler görünür. Siyasal-kurumsal alt sistem kararlar üretir ve hukuksal ve normatif düzen bu kararları kurallara dönüştürür. Toplumsal normlar bu kuralların gündelik yaşamda karşılık bulmasını sağlar ve bilgi sistemi ise sistemin kendisi hakkında geri bildirim üretir. Bu yapı içinde sistemin temel çıktıları olan öngörülebilirlik, meşruluk, eş güdüm ve sorun çözme kapasitesi belirli ölçülerde üretilebilmektedir.

Ancak zaman içinde alt sistemlerin işleyişinde ortaya çıkan bozulmalar, bu çıktıları üretme sürecini aksatmaya başlar. Karar alma ile uygulama arasındaki kopuş derinleştikçe, kurallar olağan dışılıklarla aşınır ve öngörülebilirlik zayıflar. Liyakat ilkesinin yerini sadakat ilişkileri aldığında, sistemin sorun çözme kapasitesi düşer ve kararlar alınsa bile etkili biçimde yaşama geçirilemez. Bu noktada çıktı kaybı henüz sınırlıdır, ancak sistem dengeleyici mekanizmalarını zorlamaya başlamıştır.

Modelin kritik aşaması, negatif geri besleme mekanizmalarının zayıflamasıyla ortaya çıkar. Bilgi alt sisteminin işlev kaybı, sistemin kendi başarım düzeyine ilişkin sağlıklı geri bildirim (feedback) üretmesini engeller. Eleştiri, denetim ve düzeltme kanalları daraldıkça sistem, üretemediği çıktıları gidermek yerine bu eksikliği görünmez kılmaya yönelir. Bu durum, hataların düzeltilmesini değil, birikmesini beraberinde getirir.

Bu aşamada toplumsal-normatif alt sistemde de belirgin bir uyum çözülmesi gözlemlenir. Kuralların uygulanmadığı ya da keyfi biçimde uygulandığı bir ortamda, bireyler akılcı davranışlarını sistemin olağan beklentilerine göre değil, eylemli işleyişine göre ayarlamaya başlar. Böylece eş güdüm kapasitesi zayıflar ve sistemin öngördüğü davranış kalıpları ile eylemli olarak ödüllendirilen davranışlar arasındaki fark açılır. Çıktı kaybı artık yalnızca kurumsal düzeyde değil, toplumsal düzeyde de görülebilir duruma gelir.

Modelin ileri aşamasında, bağımlılık ve korku mekanizmalarının yaygınlaşması, adalet ve eşitlik duygusunun aşınmasına yol açar. Sistem, hukuksal ya da ekonomik güvenceler sunmak yerine belirsizlik üretmeye başladıkça, bireyler sistemle ilişkilerini hak temelli değil, risk hesaplamasına dayalı olarak kurar. Bu durum, meşruluk çıktısının ciddi biçimde zedelenmesine neden olur. Meşruluk kaybı ise sistemi daha fazla baskı ve denetim yoluyla ayakta tutma eğilimini güçlendirir ve bu da geri besleme döngüsünü olumsuz yönde pekiştirir.

Son aşamada sistem, artık kendi üretemediği çıktıları gideremez duruma gelir. Öngörülebilirlik, adalet duygusu, eş güdüm ve sorun çözme kapasitesi eş zamanlı olarak zayıflar. Çürüme bu noktada tekil bir arıza ya da geçici bir kriz değil, sistemin normal işleyiş biçimi olur. Çıktı üretememe durumu kalıcılaştıkça, sistem kendi kendini onarma kapasitesini de kaybeder.

Bu model çerçevesinde çürüme ne belirli aktörlerin niyetlerine ne de tekil siyasal tercihlere indirgenmektedir. Çürüme, alt sistemlerdeki işleyiş bozukluklarının karşılıklı etkileşimi sonucu ortaya çıkan ve sistemin temel çıktıları üretme kapasitesini aşındıran bir durum olarak kavramsallaştırılmaktadır. Bu nedenle çözüm ya da dönüşüm tartışmaları da ancak bu çıktı üretim mekanizmalarının yeniden işler kılınması üzerinden anlamlı olabilir.

MODELİN AÇILIMI: BAŞARISIZLIĞA YOL AÇAN ALT SİSTEM DİNAMİKLERİ

Bu çalışmada toplumsal-siyasal çürüme, ahlaksal bir bozulma ya da tekil nedenlere indirgenebilecek bir sorun olarak değil, sistemin temel çıktıları (outputs) sürdürülebilir biçimde üretememesi durumu olarak ele alınmaktadır. GSK çerçevesinde sistem, belirli girdileri (inputs) işleyerek kamusal düzen, adalet, öngörülebilirlik, sorun çözme kapasitesi ve meşruluk gibi çıktılar üretmekle tanımlanır. Çürüme, bu çıktılar arasındaki bir veya birkaçının süreklilik arz edecek biçimde üretilememesiyle ortaya çıkan işlevsel bir başarısızlık durumudur.

Bu çalışma, siyasal sistemi toplumsal taleplerin bağlayıcı kararlara dönüştürüldüğü bir çıktı üretim süreci olarak ele alan David Easton’un yaklaşımından hareketle, bu çıktıların sürdürülebilir biçimde üretilememesi durumunu ‘çürüme’ kavramı altında yeniden tartışmaktadır. Ancak Easton’un modeli, çıktı başarısızlığının hangi içsel mekanizmalar yoluyla ortaya çıktığını açıklamakta sınırlı kaldığından, bu çalışma çözümlemeyi GSK çerçevesinde alt sistem devingenlerine odaklandırmaktadır.

Bu bağlamda model, çürümeyi doğrudan açıklayan tek bir değişken varsaymamakta ve bunun yerine, farklı alt sistemlerde ortaya çıkan işleyiş bozukluklarının, geri besleme mekanizmaları yoluyla birbirini pekiştirerek çıktı üretim kapasitesini aşındırdığını öne sürmektedir. Dolayısıyla çözümleme, nedenlerden çok çıktı başarısızlığına yol açan devingenlerin sistem içindeki konumunu ve etkileşimini görünür kılmayı amaçlamaktadır.

Modelin Yapısı: Bağımlı ve Bağımsız Değişkenler

Bu modelde bağımlı değişken, sistemin temel çıktıları üretme kapasitesindeki düşüş, yani “output failure” durumudur. Siyasal ve toplumsal çürüme, bu bağımlı değişkenin gözlemlenebilir sonuçlarıdır. Bağımsız değişkenler ise sistemin farklı alt sistemlerinde ortaya çıkan ve çıktı üretimini doğrudan ya da dolaylı biçimde etkileyen yapısal ve işlevsel devingenlerdir. Alt sistemler çözümleyici olarak ayrıştırılmıştır, ancak bu ayrım varoluşsal (ontolojik) değil, açıklayıcıdır. Gerçekte bu alt sistemler sürekli etkileşim içindedir ve etkileri döngüseldir.

Siyasal-Kurumsal Alt Sistem: Karar ve Uygulama Kopuşu

Siyasal-kurumsal alt sistemin temel işlevi, toplumsal talepleri bağlayıcı kararlara dönüştürmek ve bu kararların uygulanmasını sağlamaktır. Ancak karar alma süreçleri ile uygulama arasındaki bağ zayıfladığında, sistem ürettiği kararları eylemli çıktılara dönüştüremez. Kuralların kişisel ya da durumsal tercihlerle aşılması, olağan dışılıkların norm durumuna gelmesi ve kurumsal sürekliliğin bozulması ve öngörülebilirlik çıktısının aşınmasına yol açar. Bu kopuş, sistemin düzen üretme kapasitesini azaltır ve belirsizliği yapısal bir özellik olur. Belirsizlik arttıkça, diğer alt sistemlerin işlevleri de baskı altına girer.

Kapasite Aşınması ve Negatif Seçilim (Negative Selection)

Kurumsal kapasite, bir sistemin karmaşık sorunları tanımlama, önceliklendirme ve çözme yeteneğini ifade eder. Bu kapasitenin sürdürülebilmesi, liyakat, uzmanlık ve eleştirel geri bildirim mekanizmalarına bağlıdır. Ancak sistemin ödül-ceza yapısı bu özellikleri desteklemek yerine, uyum ve sadakati öne çıkardığında negatif seçilim (negative selection) süreci devreye girer. Bu çalışmada negatif seçilim, bireylerin niteliklerine ilişkin bir yargı değil, sistemin iç filtreleme ve ayrıştırma mekanizmasının işleyiş biçimi olarak ele alınmaktadır. Negatif seçilim altında sistem, kendi çıktılarını üretebilecek yetkinlikleri sistem dışına iterken, kısa vadeli kararlılık sağlayan ancak uzun vadede kapasiteyi aşındıran aktörleri sistem içinde tutar. Bunun sonucu, sistemin sorun çözme yeteneğinin (çıktısının) giderek zayıflamasıdır. Negatif seçilim süreçleri, yetkinliğin değil uyumun ödüllendirildiği kurumsal yapılarda belirginleşmektedir (Acemoglu ve Robinson, 2012).

Negatif Entropi (Negentropi) Kaybı ve Öğrenme Kapasitesinin Çöküşü

GSK’nda negatif entropi (negentropi), bir sistemin düzenini koruma ve artırma, öğrenme ve kendini yenileme kapasitesini ifade eder. Sağlıklı sistemler, çevreden bilgi ve enerji alarak entropiye (sistemsel çöküşe) direnç geliştirir. Ancak negatif seçilim süreçleri, tam da bu negentropi üretme kapasitesine sahip mekanizmaları devre dışı bırakır. Bu bağlamda negatif seçilim, negentropinin kendisi değil, negentropi karşıtı bir mekanizmadır. Sistem, kendini düzeltmesini sağlayacak geri bildirimleri bastırdıkça, hata düzeltme ve öğrenme çıktıları işlevsizleşir. Böylece çıktı başarısızlığı geçici olmaktan çıkar ve kalıcı olur.

Toplumsal–Normatif Alt Sistem: Uyumun Çözülmesi

Toplumsal–normatif alt sistem, biçimsel kuralların gündelik yaşamda karşılık bulmasını sağlayan davranış kalıplarını üretir. Ancak kuralların eşit ve öngörülebilir biçimde uygulanmadığı koşullarda normatif uyum zayıflar. Bireyler, davranışlarını normlara göre değil, eylemli sonuçlara ve risk hesaplarına göre belirler. Bu çözülme, sistemin eş güdüm çıktısını doğrudan etkiler. Ortak beklentiler ve karşılıklı güven zayıfladıkça toplu eylem kapasitesi düşer ve sistem toplumsal düzeyde de çıktı üretemez duruma gelir.

Bilgi Alt Sistemi ve Geri Besleme Bozukluğu

Bir sistemin kendi başarım düzeyini değerlendirebilmesi, doğru ve zamanında geri besleme üretmesine bağlıdır. Bilgi alt sisteminin bozulması, sistemin çıktı başarısızlıklarını fark etmesini ve düzeltici müdahalelerde bulunmasını engeller. Eleştiri kanallarının daralması ve denetimin etkisizleşmesi, negatif geri besleme döngülerini işlevsizleştirir. Bu durumda sistem, başarısız çıktıları düzeltmek yerine görünmez kılmaya yönelir ve bu da çürümeyi derinleştiren bir başka döngü yaratır.

Yolsuzluk: Çıktı Sapması ve Pekiştirici Mekanizma

Bu modelde yolsuzluk, çürümeyi açıklayan birincil neden olarak değil, sistemin temel çıktıları üretemediği koşullarda ortaya çıkan bir çıktı sapması olarak ele alınmaktadır. Yolsuzluk, kamusal yetki ve kaynakların, sistemin öngördüğü çıktılar yerine özel çıkarların yeniden dağıtımına hizmet edecek biçimde kullanılmasıdır. Çıktı üretim kapasitesi zayıfladıkça, yolsuzluk sistem içinde gayriresmi bir ikame (yerine geçme) mekanizması olarak yaygınlaşır. Ancak bu ikame, sistemin üretmesi gereken adalet, eşitlik ve öngörülebilirlik çıktılarının yerini almaz, aksine bu çıktıların daha da aşınmasına yol açarak çürümeyi pekiştirir.

ALT SİSTEMLER ARASI DÖNGÜSEL ETKİLEŞİM VE ÇIKTI BAŞARISIZLIĞINI KALICILAŞMASI

GSK bakış açışından toplumsal-siyasal çürüme, tekil alt sistemlerde ortaya çıkan bozuklukların doğrusal bir toplamı olarak değil, alt sistemler arasında işleyen döngüsel etkileşimlerin ürünü olarak anlaşılmalıdır. Bu çalışmada ele alınan model, çıktı başarısızlığının zamanla nasıl kendini yeniden üreten bir yapıya dönüştüğünü geri besleme mekanizmaları üzerinden açıklamaktadır. Modelin temel varsayımı bir alt sistemde ortaya çıkan işlev kaybının, diğer alt sistemlerde giderilmek yerine çoğu durumda pekiştirildiği yönündedir. Bu durum, sistemin kendini düzeltme kapasitesini aşındıran bir döngü yaratır.

Döngünün Başlangıç Noktası: Çıktı Zayıflaması

Döngü genellikle siyasal-kurumsal alt sistemde ortaya çıkan karar-uygulama kopuşu ile başlar. Üretilen kararların eylemli sonuçlara dönüşememesi, sistemin öngörülebilirlik ve düzen çıktılarında ilk zayıflamayı yaratır. Bu zayıflama, henüz tam bir çürüme durumu değildir, ancak sistemi dengeleyici mekanizmalar üzerinde baskı altına sokar.

Kapasite ve Negatif Seçilim Döngüsü

Çıktıların zayıflaması, kurumsal kapasite üzerinde doğrudan etki yaratır. Karmaşık sorunların çözülemediği bir ortamda, sistem belirsizliği azaltmak amacıyla uyum ve sadakati ödüllendirme eğilimi gösterir. Bu noktada negatif seçilim (negative selection) devreye girer. Negatif seçilim, sistemin kısa vadeli kararlılık arayışıyla, uzun vadede çıktı üretimini olanaklı kılan yetkinlikleri sistem dışına itmesi anlamına gelir. Bu süreç sorun çözme kapasitesini düşürür, kurumsal öğrenmeyi zayıflatır ve negatif entropi (negentropi) üretimini sınırlar. Böylece sistem, kendini düzeltme kapasitesini kendi iç mekanizmalarıyla aşındırır.

Negentropi Kaybı ve Geri Besleme Bozukluğu

Negatif seçilimin kurumsallaşması, bilgi alt sistemini doğrudan etkiler. Eleştiri, denetim ve hata bildirimi, sistem açısından riskli oldukça negatif geri besleme döngüleri zayıflar. Sistem, başarısız çıktıları saptayamaz ya da saptasa bile bunlara müdahale edemez. Bu aşamada sistem hatalarını öğrenemez, kendini yenileyemez ve negentropi ithal edemez. Sonuç olarak çıktı başarısızlığı geçici olmaktan çıkar ve yapısal bir nitelik ve süreklilik kazanır.

Toplumsal–Normatif Çözülme ve Eş Güdüm Kaybı

Kurumsal düzeydeki bu bozulma, toplumsal–normatif alt sisteme yansır. Kuralların eşit ve öngörülebilir biçimde uygulanmadığı algısı güçlendikçe normatif uyum çözülür. Bireyler davranışlarını ortak normlara göre değil, kişisel risk ve fayda hesaplarına göre şekillendirmeye başlar. Bu durum eş güdüm çıktısını zayıflatır, karşılıklı güveni aşındırır ve toplu eylem kapasitesini düşürür. Toplumsal düzeyde ortaya çıkan bu çözülme siyasal–kurumsal alt sistem üzerindeki baskıyı daha da artırır ve döngü başa döner.

Yolsuzluk Döngüsü: Çıktı Sapmasının Kurumsallaşması

Bu döngü içinde yolsuzluk, bir başlangıç nedeni olarak değil, çıktı başarısızlığının kurumsallaşmış bir belirtisi ve pekiştirici mekanizması olarak ortaya çıkar. Çıktı üretim kapasitesi zayıfladıkça, sistem içindeki aktörler sorunları biçimsel kanallar yerine doğal yollarla çözmeye yönelir. Yolsuzluk bu aşamada belirsizliği geçici olarak azaltan ve ancak adalet ve eşitlik çıktısını daha da aşındıran bir ikame mekanizması işlevi görür. Bu durum, normatif çözülmeyi derinleştirir ve negatif seçilimi daha da özendirerek döngüyü hızlandırır.

Kendini Yeniden Üreten Çürüme Döngüsü

Sonuçta ortaya çıkan yapı, tek tek alt sistemlerin toplamından ibaret değildir. Sistem çıktı üretemediği için kapasitesini kaybeder. Kapasitesini kaybettiği için çıktıları daha da üretemez olur. Bu noktada çürüme, sistemin geçici bir durumu değil, işleyiş biçimi olur.

Şematik Özet

 

Bu zincir, çürümenin neden değil, döngüsel bir sonuç olduğunu gösterir.

BU DÖNGÜ KIRILABİLİR Mİ?

Bu döngü kırılabilir ama kendiliğinden olmaz. Yalnızca belirli yapısal koşullar altında ve genellikle sistem-dışı bir tetiklenmeyle kırılabilir. GSK’da açık olan ilke kendi geri besleme mekanizmaları bozulan bir sistem kendini içeriden onaramaz. Modelde negatif seçilim, negentropi kaybı ve geri besleme bozukluğu birlikte işlediği için sistem patolojik (hastalıklı) bir dengeye (pathological equilibrium) oturmuştur. Sistem çalışıyor gibi görünür ama çıktıları üretmez ve bu durumu “normal” kabul eder. Bu nedenle döngü doğal evrimle kırılmaz, iyi niyetle düzelmez ve kısmi reformlarla aşılmaz.

Döngünün neden içeriden kırılamaz?

Sistem, döngüyü kırabilecek aktörleri ya sistem dışına iter ya da etkisizleştirir. Dolayısıyla reformcu kapasite sistem içinde barınamaz. Döngüyü kırmak için gereken bilgi, eleştiri ve kurumsal öğrenme mekanizmaları zaten bastırılmıştır. Sistem ne yapamadığını bile bilemez. Çıktı eksikliğini yolsuzluk sistemiyle geçici olarak giderir. Toplam çöküşü erteler. Bu da döngünün sürdürülebilirliğini artırır.

Modele göre döngü üç koşuldan biri gerçekleşmeden kırılamaz Birincisi, dışsal negentropi enjeksiyonudur. Bu sistem dışından gelen sistemin denetleyemediği yeni bilgi, norm veya zorlayıcı kısıtlar demektir. Örneğin, uluslararası bağlayıcı kurallar, büyük ekonomik şoklar, rejim-dışı kurumsal zorlamalar, teknolojik saydamlık sıçramaları gibi. Önemli nokta bu tür müdahalelerin sistemin tercihine bağlı olmamasıdır. İkincisi, çıktı başarısızlığının ikame edilemez duruma gelmesidir. Döngü, gayriresmi mekanizmalar artık çıktı eksikliğini telafi edemediği noktaya kadar sürer. Yani yolsuzluk işlememeye başlar, patronaj çöker ve eş güdüm tamamen kilitlenir. Bu aşama kriz eşiğidir. Ama aynı zamanda döngünün kırılabilir olduğu ilk noktadır. Üçüncüsü, negatif seçilimin tersine çevrilmesidir. Bu en zor, en az görülen ama en yapısal kırılmadır. Ödül–ceza yapısının değişmesi, eleştirinin risk olmaktan çıkması ve yetkinliğin yeniden değer kazanması olmadan gerçekleşemez. GSK açısından bu sistemin iç filtreleme ve ayrıştırma mekanizmasının yeniden yapılandırılmasıdır. Bu gerçekleşmeden reformlar kozmetik kalır ve çürüme biçim değiştirir ama bitmez

Bu çalışmanın ortaya koyduğu model, toplumsal–siyasal çürümenin bir irade eksikliği değil, işlevsel bir denge durumu olduğunu ve dolayısıyla bu dengenin ancak sistemin mevcut geri besleme yapısını aşan müdahalelerle kırılabileceğini göstermektedir.

Bu döngü kuramsal olarak kırılabilir olmakla birlikte, sistemin mevcut iç devingenleriyle kendiliğinden aşılması olanaklı değildir. Negatif seçilim, negentropi kaybı ve geri besleme bozukluğu birlikte işlediğinde, çürüme sistemin patolojik bir denge durumuna dönüşür. Bu nedenle döngünün kırılması, ancak sistem dışından gelen güçlü negentropi enjeksiyonları, çıktı başarısızlığının ikame edilemez duruma gelmesi ya da iç filtreleme mekanizmalarının köklü biçimde yeniden yapılandırılması gibi olağanüstü koşullar altında olanaklı görünmektedir.

SOMUT BİR ÖRNEK: FUTBOLDA BAHİS VE ŞİKE SKANDALI ÜZERİNDEN MODELİN AÇIKLANMASI

Son dönemde Türkiye futbolunda meydana gelen bahis ve şike soruşturmaları, toplumsal–siyasal sistemin çıktı üretme kapasitesinin zayıfladığı koşulların somut bir yansıması olarak okunabilir. Yasal düzenlemelere karşın bahis etkinliklerinin yaygınlaşması ve buna bağlı olarak hakemler, futbolcular ve kulüp yöneticilerine yönelik geniş çaplı soruşturmaların başlaması, sistemin kendini yeniden üretme mekanizmalarının nasıl çözüldüğünü göstermektedir.

Çıktı Başarısızlığı Olarak “Adalet” ve “Öngörülebilirlik”

Futbolun en temel çıktılarından biri, adil ve öngörülebilir bir yarışma ortamı sağlamaktır. Ancak yürütülen soruşturmalar sonucunda Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tarafından 1.000’den fazla profesyonel oyuncu disiplin kuruluna sevk edilmiş ve yüzlerce hakemin bahis etkinlikleriyle ilişkili olduğu saptanmıştır. Bu durum, kamuoyunda adalet ve güven algısını ciddi biçimde zedelemiş ve sistemin öngörülebilirlik ve adalet çıktısı belirgin şekilde zayıflamıştır.

Alt Sistem Bozulmaları ve Döngüsel Etki

Bu somut olaydaki alt sistem bozulmalarını modelle ilişkilendirirsek aşağıdaki sonuçlara ulaşılabilmesi olanaklıdır.

Siyasal-Kurumsal Kopuş: Bahis düzeni ve denetimiyle ilgili kurumlar ile alandaki uygulama arasındaki farkın büyümesi, sistemin karar-uygulama bağını zayıflatır. Bu, futbolun kurallara göre değil kuralların etrafından dolaşılabilen bir yapıya dönüşmesi ile ilgilidir ki bu da çıktı başarısızlığına katkı sağlar.

Negatif Seçilim: Hakemler ve oyuncular arasında bahis etkinliklerine karışanların sayısının yüksekliği, negatif seçilim sürecini görünür kılar. Yani sistemin kısa vadeli uyum sağlayan davranışları ödüllendirme veya hoşgörüyle karşılama eğilimi uzun vadede çıkan sorunları çözme kapasitesini azaltmaktadır.

Geri Besleme Bozulması (Bilgi): Soruşturmaların ortaya çıkmasıyla birlikte, elde edilen veriler kamuoyu ile paylaşılmış, ancak bu veriler sistem içerisinde düzeltici geri besleme mekanizmalarının zayıfladığını da göstermiştir. Kuralların ihlali hakkında bilgi üretmek, bunu düzeltici mekanizmaya dönüştürecek bir süreçten çok kriz algısı doğurmaktadır.

Normatif Çözülme: Sporun aktörleri arasında bahis ve maç sonuçlarını etkileme (matches manipulation) savlarının yaygınlaşması, sadece futbol kamuoyunda değil toplum genelinde “kurallar herkes için eşit işlemez” algısını güçlendirir. Bu, toplumsal–normatif alt sistemin eş güdüm çıktısını zayıflatır.

Yolsuzluk ve Çıktı Sapması Mekanizması: Bahis ve şike savları, geleneksel yolsuzluk tanımından daha öte bir çıktı sapmasıdır: sistemin kendi beklenen çıktısı olan adalet üretme kapasitesindeki aksaklık, bu tür yasa dışı etkinlikleri ikame ettirir veya normalleştirir. Bu durum, sistemde yolsuzluğun neden değil, çıktı başarısızlığının belirtisi ve pekiştiricisi olduğunu gösterir.

Güncel bahis ve şike soruşturmaları, futbolun temel çıktısı olan adalet ve öngörülebilirlik üretme kapasitesinin zayıfladığını gösteren somut bir önektir. Bu olayda alt sistemler arasındaki işlev kaybı, çıktı başarısızlığının döngüsel biçimde derinleşmesine örnek oluşturmaktadır: kuralların uygulanamaması, negatif seçilim eğilimleri, normatif çözülme ve çıktı sapması olarak yolsuzluk mekanizmaları birlikte işler duruma gelmektedir.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, toplumsal ve siyasal çürümeyi ahlaksal bir yozlaşma ya da tekil aktörlerin iradesine indirgenebilecek bir sorun olarak değil, toplumsal–siyasal sistemin temel çıktıları sürdürülebilir biçimde üretememesiyle ortaya çıkan işlevsel bir başarısızlık durumu olarak ele almıştır. GSK çerçevesinde geliştirilen model, çürümeyi nedenlerden çok çıktı başarısızlığı (output failure) üzerinden tanımlayarak, bu başarısızlığın hangi alt sistem devingenleri aracılığıyla ortaya çıktığını ve nasıl kalıcı duruma geldiğini açıklamayı amaçlamıştır.

Çözümleme, siyasal-kurumsal, toplumsal-normatif, bilgisel ve kapasiteye ilişkin alt sistemlerde ortaya çıkan bozulmaların doğrusal değil, döngüsel ve karşılıklı olarak pekiştirici bir biçimde işlediğini göstermektedir. Karar alma ile uygulama arasındaki kopuş, kurumsal kapasite aşınması, negatif seçilim süreçleri ve geri besleme mekanizmalarının zayıflaması, sistemin öngörülebilirlik, adalet, eş güdüm ve sorun çözme gibi temel çıktılarının üretimini giderek olanaksız kılmaktadır. Bu noktada çürüme, geçici bir kriz durumu olmaktan çıkarak sistemin işleyiş biçimi olmaktadır.

Çalışmanın önemli bulgularından biri, negatif seçilim (negative selection) ile negatif entropi (negentropi) arasındaki ilişkinin açıklığa kavuşturulmasıdır. Negatif seçilim, sistemin negentropi üretme kapasitesine sahip yetkinlik, eleştiri ve öğrenme mekanizmalarını dışlayan bir iç filtreleme süreci olarak işlediğinde, sistem kendini düzeltme yeteneğini kaybetmektedir. Bu durum, çıktı başarısızlığının fark edilmesini ve düzeltilmesini engelleyerek çürümeyi yapısal ve kalıcı bir niteliğe büründürmektedir.

Yolsuzluk, bahis ve şike gibi olguların çözümlenmesi ise bu çalışmada neden değil, çıktı sapması olarak konumlandırılmıştır. Sistem temel çıktıları üretemediğinde, biçimsel ve bilgisel mekanizmalar bu eksikliği geçici olarak ikame etmektedir. Ancak bu ikame, sistemi onarmamakta, aksine normatif çözülmeyi derinleştirerek negatif seçilimi ve kapasite kaybını daha da pekiştirmektedir. Bu durum, yolsuzluğun sistemsel çürümenin açıklaması değil, gözlemlenebilir bir belirtisi ve hızlandırıcısı olduğunu ortaya koymaktadır.

Çalışmada ele alınan somut örnek, kuramsal modelin yalnızca soyut bir çerçeve olmadığını ve gündelik ve tanınabilir alanlarda da işlediğini göstermiştir. Bu örnekler aracılığıyla, çıktı başarısızlığının bireysel etik sorunlardan çok yapısal ve kurumsal mekanizmalarla ilişkili olduğu daha görünür kılmıştır.

Bu bağlamda çalışma, çürümenin “iyi niyet”, “siyasal irade” ya da sınırlı reformlarla kendiliğinden aşılabilecek bir sorun olmadığı sonucuna ulaşmaktadır. Negatif seçilim, negentropi kaybı ve geri besleme bozukluğu birlikte işlediğinde, sistem patolojik bir denge durumuna yerleşmekte ve kendini içeriden onarma kapasitesini yitirmektedir. Dolayısıyla çürüme döngüsünün kırılması, ancak sistemin mevcut geri besleme yapısını aşan güçlü müdahaleler, dışsal negentropi enjeksiyonları ya da iç filtreleme mekanizmalarının köklü biçimde yeniden yapılandırılması gibi olağanüstü koşullar altında olanaklı görünmektedir.

Sonuç olarak bu çalışma, toplumsal ve siyasal çürümeyi kişisel niyetler ya da tekil olaylar üzerinden açıklamak yerine, çıktı üretim kapasitesi, alt sistem etkileşimleri ve döngüsel mekanizmalar üzerinden ele alan bütüncül bir çözümleyici çerçeve sunmaktadır. Bu çerçeve, yalnızca mevcut durumu anlamaya değil, aynı zamanda çürümenin neden bu denli dirençli ve kalıcı olduğunu açıklamaya yönelik bir katkı sağlamayı amaçlamaktadır.

SİYASA ÇIKARIMLARI VE ÖNERİLERİ

Bu çalışmada geliştirilen model, toplumsal–siyasal çürümeyi tekil aktörlerin niyetlerine ya da ahlaksal yetersizliklere bağlamak yerine, çıktı üretme kapasitesinin sistemsel olarak aşınması üzerinden açıklamaktadır. Bu yaklaşım, siyasa çıkarımlarının da bireysel davranışları düzeltmeye değil, alt sistemlerin işleyişini yeniden yapılandırmaya odaklanması gerektiğini göstermektedir. Aşağıda sunulan öneriler, “ideal” ya da “olması gereken” dileklerden çok, modelin ortaya koyduğu işlevsel tıkanıklık noktalarına yöneliktir.

Çıktı Temelli Değerlendirme Mantığına Geçiş

Mevcut sistemlerde başarı çoğu zaman süreçlerin işletilmesi, mevzuat üretimi ya da biçimsel uyum üzerinden ölçülmektedir. Oysa bu çalışma, çürümenin tam da bu noktada ortaya çıktığını göstermektedir. Bu nedenle siyasa tasarımı ve kurumsal değerlendirme, süreçlere değil çıktılara odaklanmalıdır. Bu bağlamda kurumların başarım düzeyi, ürettikleri öngörülebilirlik, adalet algısı, sorun çözme kapasitesi gibi çıktılar üzerinden değerlendirilmeli ve biçimsel uyum ile eylemli sonuçlar arasındaki fark görünür kılınmalıdır. Bu tür bir yaklaşım, çıktı başarısızlığının erken aşamada saptanmasını olanaklı kılar.

Negatif Seçilimi Tersine Çevirecek Özendirme Yapıları

Modelin gösterdiği üzere, çürümenin kalıcılaşmasında negatif seçilim merkezi bir rol oynamaktadır. Bu nedenle siyasa önerileri, bireyleri “ahlaklı olmaya” çağırmak yerine, ödül–ceza yapılarını yeniden düzenlemeye odaklanmalıdır. Özellikle, eleştiri ve geri bildirim üreten aktörlerin risk altına girmediği, yetkinlik, uzmanlık ve problem çözme kapasitesinin görünür ve ödüllendirilebilir olduğu ve sadakat ve uyumun tek başına güvenli strateji olmaktan çıkarıldığı kurumsal düzenlemeler, negatif seçilimi sınırlayabilecek yapısal müdahalelerdir.

Geri Besleme Mekanizmalarının Kurumsallaştırılması

Çıktı başarısızlığının kalıcı duruma gelmesinin temel nedenlerinden biri, geri besleme mekanizmalarının işlevsizleşmesidir. Bu nedenle siyasa düzeyinde en kritik müdahale alanlarından biri, bilgi alt sisteminin güçlendirilmesidir. Bu çerçevede, denetim, raporlama ve değerlendirme mekanizmaları yalnızca denetim değil, öğrenme amacıyla tasarlanmalı ve olumsuz geri bildirim, sistem için tehdit değil düzeltici bilgi olarak kurumsallaştırılmalıdır. Bu tür mekanizmalar, sistemin negentropi üretme kapasitesini artıran temel araçlardır.

Yolsuzlukla Mücadeleyi Çıktı Sorunu Olarak Yeniden Tanımlamak

Bu çalışmanın önemli çıkarımlarından biri, yolsuzluğun neden değil çıktı sapması olarak ele alınması gerektiğidir. Bu bakış açısı, yolsuzlukla mücadelenin yalnızca ceza yaptırımları ve bireysel önlemlerle sınırlı kalmasının neden çoğu zaman etkisiz olduğunu açıklar. Dolayısıyla, yolsuzlukla savaşım, sistemin adalet, eşitlik ve öngörülebilirlik çıktıları yeniden üretebilme kapasitesiyle birlikte düşünülmelidir. Doğal mekanizmaların neden akılcı duruma geldiği sorusu, siyasa tasarımının merkezine alınmalıdır. Bu yaklaşım, yolsuzluğu azaltmanın ön koşulunun çıktı üretimini güçlendirmek olduğunu ortaya koyar.

Dışsal Negentropi Kaynaklarının Bilinçli Kullanımı

Model, bazı durumlarda çürüme döngüsünün sistem içi devingenlerle kırılamayacağını göstermektedir. Bu gibi durumlarda uluslararası normlar, bağlayıcı standartlar, teknolojik saydamlık araçları gibi dışsal negentropi enjeksiyonları önemli bir rol oynayabilir. Ancak bu tür müdahalelerin otomatik çözüm üretmediği ve iç filtreleme mekanizmaları değişmediği sürece sınırlı etki yaratacağı unutulmamalıdır. Dışsal müdahaleler, ancak iç sistem devingenlerini dönüştürmeye yönelik daha geniş bir yeniden yapılanmanın parçası olduğunda anlamlı sonuçlar üretebilir.

Bu çalışmadan çıkan temel siyasa çıkarımı şudur: Toplumsal–siyasal çürüme, “yanlış insanların” değil, yanlış işleyen sistem devingenlerinin ürünüdür. Dolayısıyla etkili siyasa önerileri, bireyleri düzeltmeye değil, çıktı üretme kapasitesini yeniden oluşturmaya, alt sistemler arası etkileşimi onarmaya ve geri besleme mekanizmalarını işler duruma getirmeye yönelmelidir.

Modelin Uygulanabilirlik Alanı ve Sınırları

Bu çalışmada geliştirilen çözümleyici çerçeve, belirli bir ülke, dönem ya da kurumsal bağlama özgü bir açıklama sunmayı amaçlamamaktadır. GSK temelinde kurgulanan model, siyasal ve toplumsal çürümeyi çıktı üretme kapasitesi ve alt sistem etkileşimleri üzerinden ele aldığı ölçüde, siyasal ve toplumsal yaşamın farklı alanlarına uygulanabilir bir nitelik taşımaktadır.

Benzer çıktı başarısızlığı devingenleri, kamu yönetimi, eğitim, sağlık, yargı, spor ve kültürel alanlar gibi farklı kurumsal bağlamlarda da gözlemlenebilir. Bu alanlarda ortaya çıkan sorunlar, çoğu zaman bireysel etik eksiklikler ya da tekil ihlaller olarak tartışılsa da bu çalışma söz konusu sorunların daha geniş sistemsel mekanizmalar çerçevesinde ele alınabileceğini göstermektedir.

Bununla birlikte, modelin genellenebilirliği sınırsız değildir. Çözümleyici çerçeve, çıktı üretiminin tanımlanabildiği, geri besleme mekanizmalarının izlenebildiği ve alt sistemler arası etkileşimin anlamlı olduğu bağlamlarda açıklayıcıdır. Kültürel, tarihsel ve kurumsal özgüllükler her uygulamada dikkate alınması gereken sınırlayıcı değişkenler olarak varlığını korumaktadır.

Dolayısıyla bu çalışma, her bağlamda tek tip sonuçlar üretmeyi değil, farklı alanlarda ortaya çıkan çürüme biçimlerini karşılaştırmalı ve çözümleyici biçimde incelemeye olanak tanıyan bir çerçeve sunmayı hedeflemektedir. Bu çalışmada geliştirilen yaklaşım, belirli bir siyasal bağlamla sınırlı olmayıp, çıktı üretiminin ve geri besleme mekanizmalarının tanımlanabildiği ölçüde siyasal ve toplumsal yaşamın farklı alanlarına uygulanabilir bir çözümleyici çerçeve sunmaktadır. Ancak model, bağlamsal ve kurumsal özgüllükleri dışlamamakta, aksine bu özgüllüklerin çözümleme içine alınmasını gerekli görmektedir. Bu çalışma, siyasal ve toplumsal çürümeyi normatif yargılardan arındırarak, çıktı başarısızlığı ve alt sistem etkileşimleri üzerinden anlamaya çalışan bütüncül bir çerçeve sunmayı amaçlamıştır.


 

KAYNAKÇA

 

Acemoglu, D., ve Robinson, J. A. (2012). Why Nations Fail. New York: Crown.

Bertalanffy, L. von. (1968). General System Theory. New York: George Braziller.

Easton, D. (1957). “An Approach to the Analysis of Political Systems.” World Politics, 9(3), 383–400.

Hirschman, A. O. (1970). Exit, Voice, and Loyalty. Cambridge, MA: Harvard University Press.

Johnston, M. (2005). Syndromes of Corruption. Cambridge: Cambridge University Press.

Luhmann, N. (1995). Social Systems. Stanford: Stanford University Press.

North, D. C. (1990). Institutions, Institutional Change and Economic Performance. Cambridge: Cambridge University Press.

Rose-Ackerman, S., ve Palifka, B. J. (2016). Corruption and Government. Cambridge: Cambridge University Press.

Hiç yorum yok: