Sistemsel Çürüme: Türkiye’de Siyasal
ve Toplumsal Alt Sistemlerin Karşılıklı Erozyonu
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
ÖZ
Bu çalışma, siyasal ve toplumsal çürümeyi bireysel ahlaksal
yetersizlikler ya da tekil aktörlerin iradesi üzerinden açıklamak yerine,
toplumsal-siyasal sistemin temel çıktıları sürdürülebilir biçimde
üretememesiyle ortaya çıkan yapısal bir başarısızlık durumu olarak ele
almaktadır. Genel Sistem Kuramı çerçevesinde geliştirilen çözümleyici model,
çürümeyi nedenlerden çok çıktı başarısızlığı (output failure) üzerinden
tanımlamakta ve bu başarısızlığın siyasal-kurumsal, toplumsal-normatif ve bilgisel
alt sistemler arasındaki döngüsel etkileşimler yoluyla nasıl kalıcı duruma
geldiğini göstermektedir. Çalışma, negatif seçilim süreçleri, geri besleme
mekanizmalarının bozulması ve negentropi kaybının, sistemin kendini düzeltme
kapasitesini nasıl aşındırdığını ortaya koymaktadır. Yolsuzluk ve benzeri
olgular ise bu çerçevede neden değil, çıktı sapması ve sistemsel çürümenin
gözlemlenebilir belirtileri olarak ele alınmaktadır. Son olarak çalışma,
geliştirilen yaklaşımın siyasal ve toplumsal yaşamın farklı alanlarına
uygulanabilirliğini ve bu bağlamda ortaya çıkan siyasa çıkarımlarını
tartışmaktadır.
Anahtar
Kelimeler: Siyasal
ve toplumsal çürüme; Genel Sistem Kuramı; çıktı başarısızlığı; negatif seçilim;
geri besleme mekanizmaları; yolsuzluk
ABSTRACT
This article conceptualizes political and social
corruption not as a consequence of individual moral failure or intentional
wrongdoing, but as a structural condition resulting from a systemic inability
to sustainably produce core outputs. Drawing on General Systems Theory, the
study develops an analytical framework that defines corruption through output
failure, emphasizing the cyclical and mutually reinforcing interactions among
political–institutional, normative, and informational subsystems. The analysis
demonstrates how negative selection processes, disrupted feedback mechanisms,
and declining negentropy undermine the system’s capacity for self-correction.
Within this framework, corruption-related phenomena such as informal practices
or illicit behaviors are treated not as primary causes but as output deviations
that both reflect and reinforce systemic decay. The article concludes by
discussing the broader applicability of this approach across different domains
of political and social life and outlines analytically grounded policy
implications.
Keywords: Political and social corruption; General
Systems Theory; output failure; negative selection; feedback mechanisms;
systemic decay
GİRİŞ
Türkiye’de
son yıllarda siyasal alandan gündelik yaşama, kurumsal işleyişten toplumsal
ilişkilere kadar uzanan geniş bir alanda “çürüme” kavramı giderek daha sık dile
getirilmektedir. Ancak bu kavram çoğu zaman ahlaksal bir yakınma, bireysel
aktörlere atfedilen bir kusur ya da soyut bir memnun olmama ifadesi olarak
kullanılmaktadır. Bu çalışma, çürümeyi bireysel niyetler ya da tekil olaylar
üzerinden değil, birden fazla alt sistemin etkileşimiyle üretilen sistemsel bir
sonuç olarak ele almaktadır.
“Genel
Sistem Kuramı” (GSK) çerçevesinde toplum, kendi içinde farklı işlevlere sahip
ancak karşılıklı bağımlılık ilişkileriyle birbirine bağlanan alt sistemlerden
oluşur. Siyasal yapı, hukuksal düzen, ekonomik ilişkiler, bilgi ekosistemi ve
toplumsal normlar bu bütünün ayrılmaz parçalarıdır. Bu bakış açısından
bakıldığında çürüme, tek bir alt sistemde ortaya çıkan geçici bir bozulma değil,
geri besleme mekanizmaları yoluyla yaygınlaşan ve zamanla kendini yeniden
üreten bir süreçtir. Başka bir ifadeyle, çürüme bir neden olmaktan çok, belirli
yapısal koşullar altında ortaya çıkan bir sonuçtur. GSK, toplumsal sistemlerin doğrusal
değil, geri besleme mekanizmaları aracılığıyla işleyen karmaşık yapılar
olduğunu vurgular (Bertalanffy, 1968).
Bu çalışma,
çürümeyi çözümleyici olarak bir bağımlı değişken olarak ele almakta ve siyasal
ve toplumsal alanlarda gözlemlenen bozulmayı ise bu sonucu üreten alt sistem devingenleri
üzerinden açıklamaktadır. Kurumsal erozyon, liyakat sisteminin çöküşü, norm
aşınması, korku ve bağımlılık ilişkileri ile bilgileşim alanındaki bozulmalar,
bu bağlamda bağımsız değişkenler olarak incelenmektedir. Ancak bu ayrım, klasik
doğrusal nedensellik varsayımına dayanmamakta, tersine, söz konusu
değişkenlerin çürüme sürecinden geri besleme alarak birbirini güçlendirdiği devingen
bir sistem modeli varsayılmaktadır.
Bu yaklaşım,
siyasal çürümeyi yalnızca yönetenlerin tercihleriyle, toplumsal çürümeyi ise
yalnızca “toplumun ahlaksal zayıflıkları” açıklayan indirgemeci yaklaşımlardan
bilinçli olarak uzak durmaktadır. Çalışmanın temel savı şudur: Türkiye’de
siyasal ve toplumsal çürüme, ayrı alanlarda ortaya çıkan ancak karşılıklı
etkileşim yoluyla tek bir sistemsel bozulma dinamiğine dönüşen bir süreçtir. Bu
dinamiğin anlaşılması, yalnızca mevcut durumu betimlemek için değil, sistemin
neden kendi kendini onaramaz duruma geldiğini kavrayabilmek açısından da
zorunludur.
Araştırmanın
Amacı ve Hedefleri
Bu
çalışmanın temel amacı, Türkiye’de yaygın biçimde dile getirilen siyasal ve
toplumsal çürüme olgusunu, bireysel aktörlere veya tekil olaylara indirgemeden,
GSK çerçevesinde sistemsel bir süreç olarak çözümlemektir. Çalışma, çürümeyi
bir ahlaksal yargıdan çok, belirli alt sistemlerin etkileşimi sonucu ortaya
çıkan yapısal bir çıktı olarak ele almayı hedeflemektedir.
Bu genel
amaç doğrultusunda çalışmanın özgül hedefleri şunlardır:
Siyasal ve toplumsal çürümeyi kavramsal olarak birbirinden
ayırmak, ancak aralarındaki karşılıklı bağımlılık ilişkisini ortaya koymak.
Çürümeyi üreten temel alt sistem devingenlerini çözümleyici
olarak tanımlamak ve sınıflandırmak.
Bu devingenlerin nasıl karşılıklı geri besleme mekanizmaları
oluşturarak çürümeyi derinleştirdiğini açıklamak.
Sistemsel çürümenin neden belirli bir aşamadan sonra
“normalleştiğini” ve kendini yeniden üreten bir yapıya dönüştüğünü tartışmak.
Araştırma
Soruları
Bu çalışma
aşağıdaki temel araştırma sorularına yanıt aramaktadır:
Siyasal ve toplumsal çürüme kavramları çözümleyici olarak
nasıl ayrıştırılabilir ve bu ayrım neden gereklidir?
Türkiye’de gözlemlenen çürümeyi üreten başlıca alt sistem devingenleri
nelerdir?
Bu alt sistemler arasında nasıl bir karşılıklı etkileşim ve
geri besleme ilişkisi bulunmaktadır?
Siyasal çürüme toplumsal normları nasıl dönüştürmekte,
toplumsal normlardaki aşınma siyasal çürümeyi nasıl meşrulaştırmaktadır?
Sistemsel çürüme hangi eşiklerden sonra kendini onaramaz duruma
gelmektedir?
Bu sorular,
çalışmanın ilerleyen bölümlerinde sırasıyla ele alınacak ve her biri kuramsal
çerçeve içinde yanıtlanacaktır.
YÖNTEM
Bu çalışma
nitel bir araştırma niteliği taşımakta olup, kuramsal ve kavramsal çözümleme
yöntemine dayanmaktadır. Araştırmada nicel veri setleri veya istatistiksel
modelleme kullanılmamakta ve bunun yerine GSK’nın sunduğu kavramsal araçlar
aracılığıyla siyasal ve toplumsal süreçler çözümlenmektedir. Çürümeye yol açan
unsurlar, çözümleyici açıklık sağlamak amacıyla bağımsız değişkenler olarak ele
alınmış ve çürümenin kendisi ise bağımlı değişken olarak
kavramsallaştırılmıştır. Bununla birlikte çalışma, bu değişkenler arasındaki
ilişkinin doğrusal ve tek yönlü olmadığı varsayımından hareket etmekte ve geri
besleme mekanizmaları ve döngüsel etkileşimler özellikle vurgulanmaktadır. Bu
yöntemsel yaklaşım, çalışmanın betimleyici olmanın ötesine geçerek, çürümeyi
üreten yapısal koşulları ve bu koşulların sürekliliğini açıklamayı
amaçlamaktadır.
KURAMSAL
ÇERÇEVE
Genel
Sistem Kuramı ve Toplumsal Çözümleme
GSK, toplumu
birbirinden yalıtık alanların toplamı olarak değil, karşılıklı etkileşim içindeki
alt sistemlerden oluşan devingen bir bütün olarak ele alır. Bu yaklaşımda
siyaset, hukuk, ekonomi, kültür ve bilgi gibi alanlar kendi iç mantıklarına
sahip olmakla birlikte, sistemin bütünüyle sürekli etkileşim içindedir.
Dolayısıyla herhangi bir alt sistemde ortaya çıkan bozulma, zaman içinde diğer
alt sistemlere de sirayet edebilir. Bu kuramsal bakış açısı, toplumsal
sorunları tekil aktörlerin niyetleri ya da anlık siyasal tercihlerle açıklamak
yerine, yapısal ilişkiler ve geri besleme mekanizmaları üzerinden
anlamlandırmayı olanaklı kılar. Sistemler yalnızca dış etkilere tepki vermez ve
ürettikleri sonuçlar aracılığıyla kendi işleyişlerini de yeniden
biçimlendirirler. Bu nedenle GSK süreklilik kazanan bozulma süreçlerini çözümlemek
açısından elverişli bir kuramsal zemin sunar. Siyasal sistemlerin çıktı üretimi
ve geri besleme süreçleri, Easton’un klasik siyasal sistem modelinde de merkezi
bir yer tutmaktadır (Easton, 1957).
Bu çalışma,
siyasal ve toplumsal çürümeyi normatif siyaset bilim kuramları, ahlaksal
yozlaşma yaklaşımları ya da aktör-merkezli açıklamalar çerçevesinde ele
almamaktadır. Bunun yerine, GSK temelinde çürümeyi, toplumsal–siyasal sistemin
temel çıktıları sürdürülebilir biçimde üretememesiyle ortaya çıkan yapısal bir
başarısızlık durumu olarak kavramsallaştırmaktadır. Bu yönüyle çalışma,
kurumsal iktisat, yönetişim ve kamu yönetimi yazınıyla kesişmekle birlikte, bu yazınlarda
sıklıkla varsayılan kendiliğinden dengeye dönüş, rasyonel uyum ya da otomatik
düzeltme mekanizmalarını sorunsallaştırmaktadır. Kurumsal düzenlemelerin
kendiliğinden etkili sonuçlar üreteceği varsayımı, kurumsal iktisat yazınında
giderek daha fazla sorgulanmaktadır (North, 1990). Çürümenin doğrusal değil,
alt sistemler arası döngüsel ve karşılıklı olarak pekiştirici etkileşimler
yoluyla yeniden üretildiğini savunan bu yaklaşım, bireysel niyetlerden çok
çıktı üretim kapasitesi, geri besleme mekanizmaları ve iç filtreleme
süreçlerine odaklanmaktadır. Dolayısıyla bu çalışma, belirli bir bağlama özgü
betimleyici bir çözümleme sunmaktan çok, farklı siyasal ve toplumsal alanlarda
gözlemlenebilen çürüme dinamiklerini karşılaştırmalı biçimde incelemeye
elverişli bir çözümleyici çerçeve önermeyi amaçlamaktadır.
David
Easton’a göre siyasal sistem, GSK’a dayalı olarak aşağıdaki gibi açıklanabilir.
Alt
Sistemler, Geri Besleme ve Eşik Kavramları
GSK’nın
temel kavramlarından biri alt sistemdir. Alt sistemler, bütünün işleyişine
katkıda bulunan ve belirli işlevleri yerine getiren yapılardır. Siyasal sistem
karar alma ve yönlendirme işlevi görürken toplumsal normlar, bireysel
davranışları düzenleyen gayriresmi kuralları üretir. Bu alt sistemler
arasındaki ilişki hiyerarşik olmaktan çok etkileşimseldir. Bu etkileşim, geri
besleme mekanizmaları aracılığıyla gerçekleşir. Pozitif geri besleme, bir
sürecin kendi sonuçları tarafından güçlendirilmesini ve negatif geri besleme
ise sistemin kendini dengelemesini ifade eder. Negatif geri besleme
mekanizmalarının zayıfladığı ya da bastırıldığı durumlarda sistem, hatalarını
düzeltemez duruma gelir ve bozulma kalıcılaşır. Bu noktada eşik kavramı önem
kazanır. Belirli bir düzeye kadar sistem, bozulmaları hoşgörüyle karşılayabilir
veya giderebilirken, eşik aşıldığında aynı mekanizmalar artık onarıcı değil,
yıkıcı biçimde çalışmaya başlar. Çalışma, Türkiye’de gözlemlenen çürümeyi, bu
tür bir eşik aşımının ardından ortaya çıkan sistemsel bir süreç olarak ele
almaktadır.
KAVRAMSAL
ÇERÇEVE
Çürüme
Kavramı
Bu çalışmada
“çürüme” kavramı, bireylerin ahlaksal zayıflıklarına indirgenen bir değer
yargısı olarak değil, kurumsal işleyişin, normatif düzenin ve toplumsal
beklentilerin eş zamanlı olarak aşınması şeklinde tanımlanmaktadır. Bu bağlamda
çürüme, ani bir kırılmadan çok, zaman içinde biriken ve normalleşen bir bozulma
sürecini ifade eder. Çürüme kavramı, yozlaşma, bozulma veya çöküş gibi
kavramlarla örtüşmekle birlikte, onlardan farklı olarak süreklilik ve
içselleştirme boyutuna özel bir vurgu yapar. Çürümüş bir sistemde ihlaller olağan
dışı olmaktan çıkar ve olağan, hatta akılcı davranış biçimleri durumuna gelir.
Yolsuzluğun tekil sapmalar
yerine yapısal örüntüler olarak ele alınması gerektiği karşılaştırmalı
çalışmalar yapanlar tarafından da vurgulanmaktadır (Johnston, 2005).
Siyasal
Çürüme ve Toplumsal Çürüme Ayrımı
Siyasal
çürüme, siyasal kurumların asli işlevlerini yerine getirme kapasitesinin
zayıflamasıyla ilgilidir. Hukukun öngörülebilirliğini yitirmesi, kuralların
kişiselleşmesi, hesap verebilirliğin ortadan kalkması ve liyakat ilkesinin
aşınması bu sürecin temel göstergeleridir. Siyasal çürüme, kurumsal düzeyde
ortaya çıkar, ancak etkileri toplumsal alana yayılır.
Toplumsal
çürüme ise bireylerin ve grupların davranışlarını yönlendiren normların
aşınmasını ifade eder. Küçük ihlallerin meşrulaşması, kamusal yarar yerine
bireysel çıkarın öncelik kazanması ve etik sınırların belirsizleşmesi bu
sürecin karakteristik özellikleridir. Toplumsal çürüme, siyasal çürümeyi
besleyen bir zemin oluşturur.
Bu çalışma
açısından bu iki kavram çözümleyici olarak ayrıştırılmakla birlikte,
birbirinden bağımsız süreçler olarak ele alınmamaktadır. Aksine, siyasal çürüme
ile toplumsal çürüme arasında karşılıklı ve döngüsel bir ilişki olduğu
varsayılmaktadır.
Sistemsel
Çürüme
Sistemsel
çürüme, siyasal ve toplumsal çürümenin karşılıklı etkileşim yoluyla bütün
sistemi etkileyen bir bozulma dinamiğine dönüşmesini ifade eder. Bu aşamada
çürüme, belirli aktörlerin ya da kurumların sorunu olmaktan çıkar ve sistemin
normal işleyiş biçimi olur. Negatif geri besleme mekanizmalarının
etkisizleşmesiyle birlikte sistem, kendi ürettiği sorunları düzeltme
kapasitesini kaybeder. Bu kavramsallaştırma, çalışmanın ilerleyen bölümlerinde
ele alınacak olan alt sistem devingenlerinin, çürümeyi nasıl sürekli ve yeniden
üretir duruma getirdiğini açıklamak için temel bir referans noktası
oluşturmaktadır.
MODELİN
SÖZEL BETİMLEMESİ: SİSTEM NASIL ÇÜRÜR?
Bu çalışmada
önerilen model, toplumsal-siyasal sistemi, belirli girdileri (input)
işleyerek kamusal çıktılar (output) üreten devingen bir yapı olarak ele
almaktadır. Sistemin işlevselliği, bu çıktıları düzenli ve öngörülebilir
biçimde üretebilme kapasitesine bağlıdır. Çürüme ise, sistemin kendi varlık
nedenine karşılık gelen bu çıktıları sürdürülebilir biçimde üretememesi
durumunda ortaya çıkan bir işlev kaybı olarak tanımlanmaktadır.
Modelin
başlangıç noktasında, alt sistemlerin her biri kendi işlev alanında görece
işler görünür. Siyasal-kurumsal alt sistem kararlar üretir ve hukuksal ve
normatif düzen bu kararları kurallara dönüştürür. Toplumsal normlar bu
kuralların gündelik yaşamda karşılık bulmasını sağlar ve bilgi sistemi ise
sistemin kendisi hakkında geri bildirim üretir. Bu yapı içinde sistemin temel
çıktıları olan öngörülebilirlik, meşruluk, eş güdüm ve sorun çözme kapasitesi
belirli ölçülerde üretilebilmektedir.
Ancak zaman
içinde alt sistemlerin işleyişinde ortaya çıkan bozulmalar, bu çıktıları üretme
sürecini aksatmaya başlar. Karar alma ile uygulama arasındaki kopuş
derinleştikçe, kurallar olağan dışılıklarla aşınır ve öngörülebilirlik
zayıflar. Liyakat ilkesinin yerini sadakat ilişkileri aldığında, sistemin sorun
çözme kapasitesi düşer ve kararlar alınsa bile etkili biçimde yaşama
geçirilemez. Bu noktada çıktı kaybı henüz sınırlıdır, ancak sistem dengeleyici
mekanizmalarını zorlamaya başlamıştır.
Modelin
kritik aşaması, negatif geri besleme mekanizmalarının zayıflamasıyla ortaya
çıkar. Bilgi alt sisteminin işlev kaybı, sistemin kendi başarım düzeyine ilişkin
sağlıklı geri bildirim (feedback) üretmesini engeller. Eleştiri, denetim
ve düzeltme kanalları daraldıkça sistem, üretemediği çıktıları gidermek yerine
bu eksikliği görünmez kılmaya yönelir. Bu durum, hataların düzeltilmesini
değil, birikmesini beraberinde getirir.
Bu aşamada
toplumsal-normatif alt sistemde de belirgin bir uyum çözülmesi gözlemlenir.
Kuralların uygulanmadığı ya da keyfi biçimde uygulandığı bir ortamda, bireyler akılcı
davranışlarını sistemin olağan beklentilerine göre değil, eylemli işleyişine
göre ayarlamaya başlar. Böylece eş güdüm kapasitesi zayıflar ve sistemin
öngördüğü davranış kalıpları ile eylemli olarak ödüllendirilen davranışlar
arasındaki fark açılır. Çıktı kaybı artık yalnızca kurumsal düzeyde değil,
toplumsal düzeyde de görülebilir duruma gelir.
Modelin
ileri aşamasında, bağımlılık ve korku mekanizmalarının yaygınlaşması, adalet ve
eşitlik duygusunun aşınmasına yol açar. Sistem, hukuksal ya da ekonomik
güvenceler sunmak yerine belirsizlik üretmeye başladıkça, bireyler sistemle
ilişkilerini hak temelli değil, risk hesaplamasına dayalı olarak kurar. Bu
durum, meşruluk çıktısının ciddi biçimde zedelenmesine neden olur. Meşruluk
kaybı ise sistemi daha fazla baskı ve denetim yoluyla ayakta tutma eğilimini
güçlendirir ve bu da geri besleme döngüsünü olumsuz yönde pekiştirir.
Son aşamada
sistem, artık kendi üretemediği çıktıları gideremez duruma gelir.
Öngörülebilirlik, adalet duygusu, eş güdüm ve sorun çözme kapasitesi eş zamanlı
olarak zayıflar. Çürüme bu noktada tekil bir arıza ya da geçici bir kriz değil,
sistemin normal işleyiş biçimi olur. Çıktı üretememe durumu kalıcılaştıkça,
sistem kendi kendini onarma kapasitesini de kaybeder.
Bu model
çerçevesinde çürüme ne belirli aktörlerin niyetlerine ne de tekil siyasal
tercihlere indirgenmektedir. Çürüme, alt sistemlerdeki işleyiş bozukluklarının
karşılıklı etkileşimi sonucu ortaya çıkan ve sistemin temel çıktıları üretme
kapasitesini aşındıran bir durum olarak kavramsallaştırılmaktadır. Bu nedenle
çözüm ya da dönüşüm tartışmaları da ancak bu çıktı üretim mekanizmalarının
yeniden işler kılınması üzerinden anlamlı olabilir.
MODELİN
AÇILIMI: BAŞARISIZLIĞA YOL AÇAN ALT SİSTEM DİNAMİKLERİ
Bu çalışmada
toplumsal-siyasal çürüme, ahlaksal bir bozulma ya da tekil nedenlere
indirgenebilecek bir sorun olarak değil, sistemin temel çıktıları (outputs) sürdürülebilir
biçimde üretememesi durumu olarak ele alınmaktadır. GSK çerçevesinde sistem,
belirli girdileri (inputs) işleyerek kamusal düzen, adalet,
öngörülebilirlik, sorun çözme kapasitesi ve meşruluk gibi çıktılar üretmekle
tanımlanır. Çürüme, bu çıktılar arasındaki bir veya birkaçının süreklilik arz
edecek biçimde üretilememesiyle ortaya çıkan işlevsel bir başarısızlık durumudur.
Bu çalışma,
siyasal sistemi toplumsal taleplerin bağlayıcı kararlara dönüştürüldüğü bir
çıktı üretim süreci olarak ele alan David Easton’un yaklaşımından hareketle, bu
çıktıların sürdürülebilir biçimde üretilememesi durumunu ‘çürüme’ kavramı
altında yeniden tartışmaktadır. Ancak Easton’un modeli, çıktı başarısızlığının
hangi içsel mekanizmalar yoluyla ortaya çıktığını açıklamakta sınırlı
kaldığından, bu çalışma çözümlemeyi GSK çerçevesinde alt sistem devingenlerine
odaklandırmaktadır.
Bu bağlamda
model, çürümeyi doğrudan açıklayan tek bir değişken varsaymamakta ve bunun
yerine, farklı alt sistemlerde ortaya çıkan işleyiş bozukluklarının, geri
besleme mekanizmaları yoluyla birbirini pekiştirerek çıktı üretim kapasitesini
aşındırdığını öne sürmektedir. Dolayısıyla çözümleme, nedenlerden çok çıktı
başarısızlığına yol açan devingenlerin sistem içindeki konumunu ve etkileşimini
görünür kılmayı amaçlamaktadır.
Modelin
Yapısı: Bağımlı ve Bağımsız Değişkenler
Bu modelde
bağımlı değişken, sistemin temel çıktıları üretme kapasitesindeki düşüş, yani “output
failure” durumudur. Siyasal ve toplumsal çürüme, bu bağımlı değişkenin
gözlemlenebilir sonuçlarıdır. Bağımsız değişkenler ise sistemin farklı alt
sistemlerinde ortaya çıkan ve çıktı üretimini doğrudan ya da dolaylı biçimde
etkileyen yapısal ve işlevsel devingenlerdir. Alt sistemler çözümleyici olarak
ayrıştırılmıştır, ancak bu ayrım varoluşsal (ontolojik) değil, açıklayıcıdır.
Gerçekte bu alt sistemler sürekli etkileşim içindedir ve etkileri döngüseldir.
Siyasal-Kurumsal
Alt Sistem: Karar ve Uygulama Kopuşu
Siyasal-kurumsal
alt sistemin temel işlevi, toplumsal talepleri bağlayıcı kararlara dönüştürmek
ve bu kararların uygulanmasını sağlamaktır. Ancak karar alma süreçleri ile
uygulama arasındaki bağ zayıfladığında, sistem ürettiği kararları eylemli
çıktılara dönüştüremez. Kuralların kişisel ya da durumsal tercihlerle aşılması,
olağan dışılıkların norm durumuna gelmesi ve kurumsal sürekliliğin bozulması ve
öngörülebilirlik çıktısının aşınmasına yol açar. Bu kopuş, sistemin düzen
üretme kapasitesini azaltır ve belirsizliği yapısal bir özellik olur.
Belirsizlik arttıkça, diğer alt sistemlerin işlevleri de baskı altına girer.
Kapasite
Aşınması ve Negatif Seçilim (Negative Selection)
Kurumsal
kapasite, bir sistemin karmaşık sorunları tanımlama, önceliklendirme ve çözme
yeteneğini ifade eder. Bu kapasitenin sürdürülebilmesi, liyakat, uzmanlık ve
eleştirel geri bildirim mekanizmalarına bağlıdır. Ancak sistemin ödül-ceza
yapısı bu özellikleri desteklemek yerine, uyum ve sadakati öne çıkardığında
negatif seçilim (negative selection) süreci devreye girer. Bu çalışmada
negatif seçilim, bireylerin niteliklerine ilişkin bir yargı değil, sistemin iç
filtreleme ve ayrıştırma mekanizmasının işleyiş biçimi olarak ele alınmaktadır.
Negatif seçilim altında sistem, kendi çıktılarını üretebilecek yetkinlikleri
sistem dışına iterken, kısa vadeli kararlılık sağlayan ancak uzun vadede
kapasiteyi aşındıran aktörleri sistem içinde tutar. Bunun sonucu, sistemin sorun
çözme yeteneğinin (çıktısının) giderek zayıflamasıdır. Negatif seçilim süreçleri,
yetkinliğin değil uyumun ödüllendirildiği kurumsal yapılarda
belirginleşmektedir (Acemoglu ve Robinson, 2012).
Negatif
Entropi (Negentropi) Kaybı ve Öğrenme Kapasitesinin Çöküşü
GSK’nda
negatif entropi (negentropi), bir sistemin düzenini koruma ve artırma, öğrenme
ve kendini yenileme kapasitesini ifade eder. Sağlıklı sistemler, çevreden bilgi
ve enerji alarak entropiye (sistemsel çöküşe) direnç geliştirir. Ancak negatif
seçilim süreçleri, tam da bu negentropi üretme kapasitesine sahip mekanizmaları
devre dışı bırakır. Bu bağlamda negatif seçilim, negentropinin kendisi değil,
negentropi karşıtı bir mekanizmadır. Sistem, kendini düzeltmesini sağlayacak
geri bildirimleri bastırdıkça, hata düzeltme ve öğrenme çıktıları
işlevsizleşir. Böylece çıktı başarısızlığı geçici olmaktan çıkar ve kalıcı olur.
Toplumsal–Normatif
Alt Sistem: Uyumun Çözülmesi
Toplumsal–normatif
alt sistem, biçimsel kuralların gündelik yaşamda karşılık bulmasını sağlayan
davranış kalıplarını üretir. Ancak kuralların eşit ve öngörülebilir biçimde
uygulanmadığı koşullarda normatif uyum zayıflar. Bireyler, davranışlarını
normlara göre değil, eylemli sonuçlara ve risk hesaplarına göre belirler. Bu
çözülme, sistemin eş güdüm çıktısını doğrudan etkiler. Ortak beklentiler ve
karşılıklı güven zayıfladıkça toplu eylem kapasitesi düşer ve sistem toplumsal
düzeyde de çıktı üretemez duruma gelir.
Bilgi Alt
Sistemi ve Geri Besleme Bozukluğu
Bir sistemin
kendi başarım düzeyini değerlendirebilmesi, doğru ve zamanında geri besleme
üretmesine bağlıdır. Bilgi alt sisteminin bozulması, sistemin çıktı
başarısızlıklarını fark etmesini ve düzeltici müdahalelerde bulunmasını
engeller. Eleştiri kanallarının daralması ve denetimin etkisizleşmesi, negatif
geri besleme döngülerini işlevsizleştirir. Bu durumda sistem, başarısız
çıktıları düzeltmek yerine görünmez kılmaya yönelir ve bu da çürümeyi
derinleştiren bir başka döngü yaratır.
Yolsuzluk:
Çıktı Sapması ve Pekiştirici Mekanizma
Bu modelde
yolsuzluk, çürümeyi açıklayan birincil neden olarak değil, sistemin temel
çıktıları üretemediği koşullarda ortaya çıkan bir çıktı sapması olarak ele
alınmaktadır. Yolsuzluk, kamusal yetki ve kaynakların, sistemin öngördüğü
çıktılar yerine özel çıkarların yeniden dağıtımına hizmet edecek biçimde
kullanılmasıdır. Çıktı üretim kapasitesi zayıfladıkça, yolsuzluk sistem içinde gayriresmi
bir ikame (yerine geçme) mekanizması olarak yaygınlaşır. Ancak bu ikame,
sistemin üretmesi gereken adalet, eşitlik ve öngörülebilirlik çıktılarının
yerini almaz, aksine bu çıktıların daha da aşınmasına yol açarak çürümeyi
pekiştirir.
ALT
SİSTEMLER ARASI DÖNGÜSEL ETKİLEŞİM VE ÇIKTI BAŞARISIZLIĞINI KALICILAŞMASI
GSK bakış açışından
toplumsal-siyasal çürüme, tekil alt sistemlerde ortaya çıkan bozuklukların
doğrusal bir toplamı olarak değil, alt sistemler arasında işleyen döngüsel
etkileşimlerin ürünü olarak anlaşılmalıdır. Bu çalışmada ele alınan model,
çıktı başarısızlığının zamanla nasıl kendini yeniden üreten bir yapıya
dönüştüğünü geri besleme mekanizmaları üzerinden açıklamaktadır. Modelin temel
varsayımı bir alt sistemde ortaya çıkan işlev kaybının, diğer alt sistemlerde giderilmek
yerine çoğu durumda pekiştirildiği yönündedir. Bu durum, sistemin kendini
düzeltme kapasitesini aşındıran bir döngü yaratır.
Döngünün
Başlangıç Noktası: Çıktı Zayıflaması
Döngü
genellikle siyasal-kurumsal alt sistemde ortaya çıkan karar-uygulama kopuşu ile
başlar. Üretilen kararların eylemli sonuçlara dönüşememesi, sistemin
öngörülebilirlik ve düzen çıktılarında ilk zayıflamayı yaratır. Bu zayıflama,
henüz tam bir çürüme durumu değildir, ancak sistemi dengeleyici mekanizmalar
üzerinde baskı altına sokar.
Kapasite
ve Negatif Seçilim Döngüsü
Çıktıların
zayıflaması, kurumsal kapasite üzerinde doğrudan etki yaratır. Karmaşık
sorunların çözülemediği bir ortamda, sistem belirsizliği azaltmak amacıyla uyum
ve sadakati ödüllendirme eğilimi gösterir. Bu noktada negatif seçilim (negative
selection) devreye girer. Negatif seçilim, sistemin kısa vadeli kararlılık
arayışıyla, uzun vadede çıktı üretimini olanaklı kılan yetkinlikleri sistem
dışına itmesi anlamına gelir. Bu süreç sorun çözme kapasitesini düşürür, kurumsal
öğrenmeyi zayıflatır ve negatif entropi (negentropi) üretimini sınırlar. Böylece
sistem, kendini düzeltme kapasitesini kendi iç mekanizmalarıyla aşındırır.
Negentropi
Kaybı ve Geri Besleme Bozukluğu
Negatif
seçilimin kurumsallaşması, bilgi alt sistemini doğrudan etkiler. Eleştiri,
denetim ve hata bildirimi, sistem açısından riskli oldukça negatif geri besleme
döngüleri zayıflar. Sistem, başarısız çıktıları saptayamaz ya da saptasa bile
bunlara müdahale edemez. Bu aşamada sistem hatalarını öğrenemez, kendini
yenileyemez ve negentropi ithal edemez. Sonuç olarak çıktı başarısızlığı geçici
olmaktan çıkar ve yapısal bir nitelik ve süreklilik kazanır.
Toplumsal–Normatif
Çözülme ve Eş Güdüm Kaybı
Kurumsal
düzeydeki bu bozulma, toplumsal–normatif alt sisteme yansır. Kuralların eşit ve
öngörülebilir biçimde uygulanmadığı algısı güçlendikçe normatif uyum çözülür.
Bireyler davranışlarını ortak normlara göre değil, kişisel risk ve fayda
hesaplarına göre şekillendirmeye başlar. Bu durum eş güdüm çıktısını zayıflatır,
karşılıklı güveni aşındırır ve toplu eylem kapasitesini düşürür. Toplumsal
düzeyde ortaya çıkan bu çözülme siyasal–kurumsal alt sistem üzerindeki baskıyı
daha da artırır ve döngü başa döner.
Yolsuzluk
Döngüsü: Çıktı Sapmasının Kurumsallaşması
Bu döngü
içinde yolsuzluk, bir başlangıç nedeni olarak değil, çıktı başarısızlığının
kurumsallaşmış bir belirtisi ve pekiştirici mekanizması olarak ortaya çıkar.
Çıktı üretim kapasitesi zayıfladıkça, sistem içindeki aktörler sorunları biçimsel
kanallar yerine doğal yollarla çözmeye yönelir. Yolsuzluk bu aşamada belirsizliği
geçici olarak azaltan ve ancak adalet ve eşitlik çıktısını daha da aşındıran bir
ikame mekanizması işlevi görür. Bu durum, normatif çözülmeyi derinleştirir ve
negatif seçilimi daha da özendirerek döngüyü hızlandırır.
Kendini
Yeniden Üreten Çürüme Döngüsü
Sonuçta
ortaya çıkan yapı, tek tek alt sistemlerin toplamından ibaret değildir. Sistem
çıktı üretemediği için kapasitesini kaybeder. Kapasitesini kaybettiği için
çıktıları daha da üretemez olur. Bu noktada çürüme, sistemin geçici bir durumu
değil, işleyiş biçimi olur.
Şematik
Özet
Bu zincir,
çürümenin neden değil, döngüsel bir sonuç olduğunu gösterir.
BU DÖNGÜ
KIRILABİLİR Mİ?
Bu döngü
kırılabilir ama kendiliğinden olmaz. Yalnızca belirli yapısal koşullar altında
ve genellikle sistem-dışı bir tetiklenmeyle kırılabilir. GSK’da açık olan ilke
kendi geri besleme mekanizmaları bozulan bir sistem kendini içeriden onaramaz.
Modelde negatif seçilim, negentropi kaybı ve geri besleme bozukluğu birlikte
işlediği için sistem patolojik (hastalıklı) bir dengeye (pathological
equilibrium) oturmuştur. Sistem çalışıyor gibi görünür ama çıktıları
üretmez ve bu durumu “normal” kabul eder. Bu nedenle döngü doğal evrimle
kırılmaz, iyi niyetle düzelmez ve kısmi reformlarla aşılmaz.
Döngünün
neden içeriden kırılamaz?
Sistem,
döngüyü kırabilecek aktörleri ya sistem dışına iter ya da etkisizleştirir. Dolayısıyla
reformcu kapasite sistem içinde barınamaz. Döngüyü kırmak için gereken bilgi,
eleştiri ve kurumsal öğrenme mekanizmaları zaten bastırılmıştır. Sistem ne
yapamadığını bile bilemez. Çıktı eksikliğini yolsuzluk sistemiyle geçici
olarak giderir. Toplam çöküşü erteler. Bu da döngünün sürdürülebilirliğini
artırır.
Modele göre
döngü üç koşuldan biri gerçekleşmeden kırılamaz Birincisi, dışsal negentropi
enjeksiyonudur. Bu sistem dışından gelen sistemin denetleyemediği yeni bilgi,
norm veya zorlayıcı kısıtlar demektir. Örneğin, uluslararası bağlayıcı kurallar,
büyük ekonomik şoklar, rejim-dışı kurumsal zorlamalar, teknolojik saydamlık
sıçramaları gibi. Önemli nokta bu tür müdahalelerin sistemin tercihine bağlı olmamasıdır.
İkincisi, çıktı başarısızlığının ikame edilemez duruma gelmesidir. Döngü, gayriresmi
mekanizmalar artık çıktı eksikliğini telafi edemediği noktaya kadar sürer. Yani
yolsuzluk işlememeye başlar, patronaj çöker ve eş güdüm tamamen kilitlenir. Bu
aşama kriz eşiğidir. Ama aynı zamanda döngünün kırılabilir olduğu ilk noktadır.
Üçüncüsü, negatif seçilimin tersine çevrilmesidir. Bu en zor, en az görülen ama
en yapısal kırılmadır. Ödül–ceza yapısının değişmesi, eleştirinin risk olmaktan
çıkması ve yetkinliğin yeniden değer kazanması olmadan gerçekleşemez. GSK açısından bu sistemin iç
filtreleme ve ayrıştırma mekanizmasının yeniden yapılandırılmasıdır. Bu
gerçekleşmeden reformlar kozmetik kalır ve çürüme biçim değiştirir ama bitmez
Bu
çalışmanın ortaya koyduğu model, toplumsal–siyasal çürümenin bir irade
eksikliği değil, işlevsel bir denge durumu olduğunu ve dolayısıyla bu dengenin
ancak sistemin mevcut geri besleme yapısını aşan müdahalelerle kırılabileceğini
göstermektedir.
Bu döngü kuramsal
olarak kırılabilir olmakla birlikte, sistemin mevcut iç devingenleriyle
kendiliğinden aşılması olanaklı değildir. Negatif seçilim, negentropi kaybı ve
geri besleme bozukluğu birlikte işlediğinde, çürüme sistemin patolojik bir
denge durumuna dönüşür. Bu nedenle döngünün kırılması, ancak sistem dışından
gelen güçlü negentropi enjeksiyonları, çıktı başarısızlığının ikame edilemez duruma
gelmesi ya da iç filtreleme mekanizmalarının köklü biçimde yeniden
yapılandırılması gibi olağanüstü koşullar altında olanaklı görünmektedir.
SOMUT BİR
ÖRNEK: FUTBOLDA BAHİS VE ŞİKE SKANDALI ÜZERİNDEN MODELİN AÇIKLANMASI
Son dönemde
Türkiye futbolunda meydana gelen bahis ve şike soruşturmaları,
toplumsal–siyasal sistemin çıktı üretme kapasitesinin zayıfladığı koşulların
somut bir yansıması olarak okunabilir. Yasal düzenlemelere karşın bahis etkinliklerinin
yaygınlaşması ve buna bağlı olarak hakemler, futbolcular ve kulüp
yöneticilerine yönelik geniş çaplı soruşturmaların başlaması, sistemin kendini
yeniden üretme mekanizmalarının nasıl çözüldüğünü göstermektedir.
Çıktı
Başarısızlığı Olarak “Adalet” ve “Öngörülebilirlik”
Futbolun en
temel çıktılarından biri, adil ve öngörülebilir bir yarışma ortamı sağlamaktır.
Ancak yürütülen soruşturmalar sonucunda Türkiye Futbol Federasyonu (TFF)
tarafından 1.000’den fazla profesyonel oyuncu disiplin kuruluna sevk edilmiş ve
yüzlerce hakemin bahis etkinlikleriyle ilişkili olduğu saptanmıştır. Bu durum,
kamuoyunda adalet ve güven algısını ciddi biçimde zedelemiş ve sistemin
öngörülebilirlik ve adalet çıktısı belirgin şekilde zayıflamıştır.
Alt
Sistem Bozulmaları ve Döngüsel Etki
Bu somut
olaydaki alt sistem bozulmalarını modelle ilişkilendirirsek aşağıdaki sonuçlara
ulaşılabilmesi olanaklıdır.
Siyasal-Kurumsal
Kopuş: Bahis düzeni
ve denetimiyle ilgili kurumlar ile alandaki uygulama arasındaki farkın
büyümesi, sistemin karar-uygulama bağını zayıflatır. Bu, futbolun kurallara
göre değil kuralların etrafından dolaşılabilen bir yapıya dönüşmesi ile
ilgilidir ki bu da çıktı başarısızlığına katkı sağlar.
Negatif
Seçilim: Hakemler ve
oyuncular arasında bahis etkinliklerine karışanların sayısının yüksekliği,
negatif seçilim sürecini görünür kılar. Yani sistemin kısa vadeli uyum sağlayan
davranışları ödüllendirme veya hoşgörüyle karşılama eğilimi uzun vadede çıkan
sorunları çözme kapasitesini azaltmaktadır.
Geri
Besleme Bozulması (Bilgi): Soruşturmaların ortaya çıkmasıyla birlikte, elde edilen veriler kamuoyu
ile paylaşılmış, ancak bu veriler sistem içerisinde düzeltici geri besleme
mekanizmalarının zayıfladığını da göstermiştir. Kuralların ihlali hakkında
bilgi üretmek, bunu düzeltici mekanizmaya dönüştürecek bir süreçten çok kriz
algısı doğurmaktadır.
Normatif
Çözülme: Sporun
aktörleri arasında bahis ve maç sonuçlarını etkileme (matches manipulation)
savlarının yaygınlaşması, sadece futbol kamuoyunda değil toplum genelinde
“kurallar herkes için eşit işlemez” algısını güçlendirir. Bu,
toplumsal–normatif alt sistemin eş güdüm çıktısını zayıflatır.
Yolsuzluk
ve Çıktı Sapması Mekanizması: Bahis ve şike savları, geleneksel yolsuzluk tanımından daha
öte bir çıktı sapmasıdır: sistemin kendi beklenen çıktısı olan adalet üretme
kapasitesindeki aksaklık, bu tür yasa dışı etkinlikleri ikame ettirir veya
normalleştirir. Bu durum, sistemde yolsuzluğun neden değil, çıktı
başarısızlığının belirtisi ve pekiştiricisi olduğunu gösterir.
Güncel bahis
ve şike soruşturmaları, futbolun temel çıktısı olan adalet ve öngörülebilirlik
üretme kapasitesinin zayıfladığını gösteren somut bir önektir. Bu olayda alt
sistemler arasındaki işlev kaybı, çıktı başarısızlığının döngüsel biçimde
derinleşmesine örnek oluşturmaktadır: kuralların uygulanamaması, negatif
seçilim eğilimleri, normatif çözülme ve çıktı sapması olarak yolsuzluk
mekanizmaları birlikte işler duruma gelmektedir.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışma,
toplumsal ve siyasal çürümeyi ahlaksal bir yozlaşma ya da tekil aktörlerin
iradesine indirgenebilecek bir sorun olarak değil, toplumsal–siyasal sistemin
temel çıktıları sürdürülebilir biçimde üretememesiyle ortaya çıkan işlevsel bir
başarısızlık durumu olarak ele almıştır. GSK çerçevesinde geliştirilen model,
çürümeyi nedenlerden çok çıktı başarısızlığı (output failure) üzerinden
tanımlayarak, bu başarısızlığın hangi alt sistem devingenleri aracılığıyla
ortaya çıktığını ve nasıl kalıcı duruma geldiğini açıklamayı amaçlamıştır.
Çözümleme,
siyasal-kurumsal, toplumsal-normatif, bilgisel ve kapasiteye ilişkin alt
sistemlerde ortaya çıkan bozulmaların doğrusal değil, döngüsel ve karşılıklı
olarak pekiştirici bir biçimde işlediğini göstermektedir. Karar alma ile
uygulama arasındaki kopuş, kurumsal kapasite aşınması, negatif seçilim süreçleri
ve geri besleme mekanizmalarının zayıflaması, sistemin öngörülebilirlik,
adalet, eş güdüm ve sorun çözme gibi temel çıktılarının üretimini giderek olanaksız
kılmaktadır. Bu noktada çürüme, geçici bir kriz durumu olmaktan çıkarak
sistemin işleyiş biçimi olmaktadır.
Çalışmanın
önemli bulgularından biri, negatif seçilim (negative selection) ile
negatif entropi (negentropi) arasındaki ilişkinin açıklığa kavuşturulmasıdır.
Negatif seçilim, sistemin negentropi üretme kapasitesine sahip yetkinlik,
eleştiri ve öğrenme mekanizmalarını dışlayan bir iç filtreleme süreci olarak
işlediğinde, sistem kendini düzeltme yeteneğini kaybetmektedir. Bu durum, çıktı
başarısızlığının fark edilmesini ve düzeltilmesini engelleyerek çürümeyi
yapısal ve kalıcı bir niteliğe büründürmektedir.
Yolsuzluk,
bahis ve şike gibi olguların çözümlenmesi ise bu çalışmada neden değil, çıktı
sapması olarak konumlandırılmıştır. Sistem temel çıktıları üretemediğinde, biçimsel
ve bilgisel mekanizmalar bu eksikliği geçici olarak ikame etmektedir. Ancak bu
ikame, sistemi onarmamakta, aksine normatif çözülmeyi derinleştirerek negatif
seçilimi ve kapasite kaybını daha da pekiştirmektedir. Bu durum, yolsuzluğun sistemsel
çürümenin açıklaması değil, gözlemlenebilir bir belirtisi ve hızlandırıcısı
olduğunu ortaya koymaktadır.
Çalışmada
ele alınan somut örnek, kuramsal modelin yalnızca soyut bir çerçeve olmadığını
ve gündelik ve tanınabilir alanlarda da işlediğini göstermiştir. Bu örnekler
aracılığıyla, çıktı başarısızlığının bireysel etik sorunlardan çok yapısal ve
kurumsal mekanizmalarla ilişkili olduğu daha görünür kılmıştır.
Bu bağlamda
çalışma, çürümenin “iyi niyet”, “siyasal irade” ya da sınırlı reformlarla
kendiliğinden aşılabilecek bir sorun olmadığı sonucuna ulaşmaktadır. Negatif
seçilim, negentropi kaybı ve geri besleme bozukluğu birlikte işlediğinde,
sistem patolojik bir denge durumuna yerleşmekte ve kendini içeriden onarma
kapasitesini yitirmektedir. Dolayısıyla çürüme döngüsünün kırılması, ancak
sistemin mevcut geri besleme yapısını aşan güçlü müdahaleler, dışsal negentropi
enjeksiyonları ya da iç filtreleme mekanizmalarının köklü biçimde yeniden
yapılandırılması gibi olağanüstü koşullar altında olanaklı görünmektedir.
Sonuç olarak
bu çalışma, toplumsal ve siyasal çürümeyi kişisel niyetler ya da tekil olaylar
üzerinden açıklamak yerine, çıktı üretim kapasitesi, alt sistem etkileşimleri
ve döngüsel mekanizmalar üzerinden ele alan bütüncül bir çözümleyici çerçeve
sunmaktadır. Bu çerçeve, yalnızca mevcut durumu anlamaya değil, aynı zamanda
çürümenin neden bu denli dirençli ve kalıcı olduğunu açıklamaya yönelik bir
katkı sağlamayı amaçlamaktadır.
SİYASA
ÇIKARIMLARI VE ÖNERİLERİ
Bu çalışmada
geliştirilen model, toplumsal–siyasal çürümeyi tekil aktörlerin niyetlerine ya
da ahlaksal yetersizliklere bağlamak yerine, çıktı üretme kapasitesinin sistemsel
olarak aşınması üzerinden açıklamaktadır. Bu yaklaşım, siyasa çıkarımlarının da
bireysel davranışları düzeltmeye değil, alt sistemlerin işleyişini yeniden
yapılandırmaya odaklanması gerektiğini göstermektedir. Aşağıda sunulan
öneriler, “ideal” ya da “olması gereken” dileklerden çok, modelin ortaya
koyduğu işlevsel tıkanıklık noktalarına yöneliktir.
Çıktı
Temelli Değerlendirme Mantığına Geçiş
Mevcut
sistemlerde başarı çoğu zaman süreçlerin işletilmesi, mevzuat üretimi ya da
biçimsel uyum üzerinden ölçülmektedir. Oysa bu çalışma, çürümenin tam da bu
noktada ortaya çıktığını göstermektedir. Bu nedenle siyasa tasarımı ve kurumsal
değerlendirme, süreçlere değil çıktılara odaklanmalıdır. Bu bağlamda kurumların
başarım düzeyi, ürettikleri öngörülebilirlik, adalet algısı, sorun çözme
kapasitesi gibi çıktılar üzerinden değerlendirilmeli ve biçimsel uyum ile eylemli
sonuçlar arasındaki fark görünür kılınmalıdır. Bu tür bir yaklaşım, çıktı
başarısızlığının erken aşamada saptanmasını olanaklı kılar.
Negatif
Seçilimi Tersine Çevirecek Özendirme Yapıları
Modelin
gösterdiği üzere, çürümenin kalıcılaşmasında negatif seçilim merkezi bir rol
oynamaktadır. Bu nedenle siyasa önerileri, bireyleri “ahlaklı olmaya” çağırmak
yerine, ödül–ceza yapılarını yeniden düzenlemeye odaklanmalıdır. Özellikle, eleştiri
ve geri bildirim üreten aktörlerin risk altına girmediği, yetkinlik, uzmanlık
ve problem çözme kapasitesinin görünür ve ödüllendirilebilir olduğu ve sadakat
ve uyumun tek başına güvenli strateji olmaktan çıkarıldığı kurumsal
düzenlemeler, negatif seçilimi sınırlayabilecek yapısal müdahalelerdir.
Geri
Besleme Mekanizmalarının Kurumsallaştırılması
Çıktı
başarısızlığının kalıcı duruma gelmesinin temel nedenlerinden biri, geri
besleme mekanizmalarının işlevsizleşmesidir. Bu nedenle siyasa düzeyinde en
kritik müdahale alanlarından biri, bilgi alt sisteminin güçlendirilmesidir. Bu
çerçevede, denetim, raporlama ve değerlendirme mekanizmaları yalnızca denetim
değil, öğrenme amacıyla tasarlanmalı ve olumsuz geri bildirim, sistem için
tehdit değil düzeltici bilgi olarak kurumsallaştırılmalıdır. Bu tür
mekanizmalar, sistemin negentropi üretme kapasitesini artıran temel araçlardır.
Yolsuzlukla
Mücadeleyi Çıktı Sorunu Olarak Yeniden Tanımlamak
Bu
çalışmanın önemli çıkarımlarından biri, yolsuzluğun neden değil çıktı sapması
olarak ele alınması gerektiğidir. Bu bakış açısı, yolsuzlukla mücadelenin
yalnızca ceza yaptırımları ve bireysel önlemlerle sınırlı kalmasının neden çoğu
zaman etkisiz olduğunu açıklar. Dolayısıyla, yolsuzlukla savaşım, sistemin
adalet, eşitlik ve öngörülebilirlik çıktıları yeniden üretebilme kapasitesiyle
birlikte düşünülmelidir. Doğal mekanizmaların neden akılcı duruma geldiği
sorusu, siyasa tasarımının merkezine alınmalıdır. Bu yaklaşım, yolsuzluğu
azaltmanın ön koşulunun çıktı üretimini güçlendirmek olduğunu ortaya koyar.
Dışsal
Negentropi Kaynaklarının Bilinçli Kullanımı
Model, bazı
durumlarda çürüme döngüsünün sistem içi devingenlerle kırılamayacağını
göstermektedir. Bu gibi durumlarda uluslararası normlar, bağlayıcı standartlar,
teknolojik saydamlık araçları gibi dışsal negentropi enjeksiyonları önemli bir
rol oynayabilir. Ancak bu tür müdahalelerin otomatik çözüm üretmediği ve iç
filtreleme mekanizmaları değişmediği sürece sınırlı etki yaratacağı unutulmamalıdır.
Dışsal müdahaleler, ancak iç sistem devingenlerini dönüştürmeye yönelik daha
geniş bir yeniden yapılanmanın parçası olduğunda anlamlı sonuçlar üretebilir.
Bu
çalışmadan çıkan temel siyasa çıkarımı şudur: Toplumsal–siyasal çürüme, “yanlış
insanların” değil, yanlış işleyen sistem devingenlerinin ürünüdür. Dolayısıyla
etkili siyasa önerileri, bireyleri düzeltmeye değil, çıktı üretme kapasitesini
yeniden oluşturmaya, alt sistemler arası etkileşimi onarmaya ve geri besleme
mekanizmalarını işler duruma getirmeye yönelmelidir.
Modelin
Uygulanabilirlik Alanı ve Sınırları
Bu çalışmada
geliştirilen çözümleyici çerçeve, belirli bir ülke, dönem ya da kurumsal
bağlama özgü bir açıklama sunmayı amaçlamamaktadır. GSK temelinde kurgulanan
model, siyasal ve toplumsal çürümeyi çıktı üretme kapasitesi ve alt sistem
etkileşimleri üzerinden ele aldığı ölçüde, siyasal ve toplumsal yaşamın farklı
alanlarına uygulanabilir bir nitelik taşımaktadır.
Benzer çıktı
başarısızlığı devingenleri, kamu yönetimi, eğitim, sağlık, yargı, spor ve
kültürel alanlar gibi farklı kurumsal bağlamlarda da gözlemlenebilir. Bu
alanlarda ortaya çıkan sorunlar, çoğu zaman bireysel etik eksiklikler ya da
tekil ihlaller olarak tartışılsa da bu çalışma söz konusu sorunların daha geniş
sistemsel mekanizmalar çerçevesinde ele alınabileceğini göstermektedir.
Bununla
birlikte, modelin genellenebilirliği sınırsız değildir. Çözümleyici çerçeve,
çıktı üretiminin tanımlanabildiği, geri besleme mekanizmalarının izlenebildiği
ve alt sistemler arası etkileşimin anlamlı olduğu bağlamlarda açıklayıcıdır.
Kültürel, tarihsel ve kurumsal özgüllükler her uygulamada dikkate alınması
gereken sınırlayıcı değişkenler olarak varlığını korumaktadır.
Dolayısıyla
bu çalışma, her bağlamda tek tip sonuçlar üretmeyi değil, farklı alanlarda
ortaya çıkan çürüme biçimlerini karşılaştırmalı ve çözümleyici biçimde
incelemeye olanak tanıyan bir çerçeve sunmayı hedeflemektedir. Bu çalışmada geliştirilen yaklaşım,
belirli bir siyasal bağlamla sınırlı olmayıp, çıktı üretiminin ve geri besleme
mekanizmalarının tanımlanabildiği ölçüde siyasal ve toplumsal yaşamın farklı
alanlarına uygulanabilir bir çözümleyici çerçeve sunmaktadır. Ancak model,
bağlamsal ve kurumsal özgüllükleri dışlamamakta, aksine bu özgüllüklerin çözümleme
içine alınmasını gerekli görmektedir. Bu çalışma, siyasal ve toplumsal çürümeyi normatif
yargılardan arındırarak, çıktı başarısızlığı ve alt sistem etkileşimleri üzerinden
anlamaya çalışan bütüncül bir çerçeve sunmayı amaçlamıştır.
KAYNAKÇA
Acemoglu,
D., ve Robinson, J. A. (2012). Why Nations Fail. New York: Crown.
Bertalanffy,
L. von. (1968). General System Theory. New York: George Braziller.
Easton, D.
(1957). “An Approach to the Analysis of Political Systems.” World Politics,
9(3), 383–400.
Hirschman,
A. O. (1970). Exit, Voice, and Loyalty. Cambridge, MA: Harvard University
Press.
Johnston, M.
(2005). Syndromes of Corruption. Cambridge: Cambridge University Press.
Luhmann, N.
(1995). Social Systems. Stanford: Stanford University Press.
North, D. C.
(1990). Institutions, Institutional Change and Economic Performance. Cambridge:
Cambridge University Press.
Rose-Ackerman,
S., ve Palifka, B. J. (2016). Corruption and Government. Cambridge: Cambridge
University Press.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder