Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

4 Aralık 2025 Perşembe

 

Türkiye’de Otoriterleşmeyi Ölçmek: Demokratik Gerilemenin Somut Göstergeleri

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

 

Öz

Bu çalışma, siyasal otoriterleşme olgusunu soyut bir kavram düzeyinden çıkararak somut, ölçülebilir ve gözlemlenebilir göstergeler üzerinden çözümlemeyi amaçlamaktadır. Türkiye’nin son on yılda geçirdiği rejim dönüşümü bağlamında otoriterleşmenin boyutları, kurumsal erozyon, bürokrasinin “Hükümdar Devleti” biçemine dönüşmesi yani patrimonyalleşmesi, yürütmenin aşırı güçlenmesi ve sınırlandırılamamış olması, medya ve yargı bağımsızlığındaki zayıflama, seçimde eşitsizlikler ve sivil toplum üzerindeki baskılar üzerinden sistemli biçimde incelenmiştir. Çalışma, yazındaki çağdaş otoriterlik türleri, özellikle yarışmacı otoriterlik ve gizli otoriterlik ile Türkiye deneyimi arasında kuramsal bir ilişki kurarak kapsamlı bir Türkiye Otoriterleşme Endeksi (TOE) geliştirmektedir. Sonuçlar, Türkiye’de otoriterleşmenin hem hukuksal ve kurumsal hem de siyasal ve toplumsal düzeyde çok boyutlu bir derinleşme gösterdiğini ortaya koymaktadır.

Anahtar Kelimeler: Siyasal otoriterleşme; otoriterleşme göstergeleri; yarışmacı otoriterlik; gizli otoriterlik; Hükümdar Devleti, patrimonyalleşme; kurumsal erozyon; seçimsel adaletsizlik; Türkiye siyaseti.

 

Abstract

This study aims to move the concept of political autocratization beyond its abstract and ambiguous nature and transform it into a set of concrete, measurable, and observable indicators. Within the context of Turkey’s political trajectory over the past decade, the research examines the multidimensional dynamics of autocratization through institutional erosion, bureaucratic patrimonialization, executive aggrandizement, declining media and judicial independence, electoral inequalities, and increasing constraints on civil society. By integrating contemporary theoretical frameworks—particularly competitive authoritarianism and stealth authoritarianism—the study develops a comprehensive Turkish Autocratization Index (TAI) to systematically assess the scope and depth of authoritarian transformation. The findings reveal that autocratization in Turkey has intensified simultaneously across legal-institutional and socio-political domains, indicating a consolidated shift toward a hybrid authoritarian regime.

Keywords: Political autocratization; autocratization indicators; competitive authoritarianism; stealth authoritarianism; patrimonialization; institutional erosion; electoral inequality; Turkish politics.


GİRİŞ

Siyasal otoriterleşme, son yıllarda yalnızca otoriter geçmişe sahip ülkelerde değil, yerleşik demokratik rejimlerde dahi giderek daha görünür duruma gelen küresel bir eğilim olarak öne çıkmaktadır. Bu süreç, klasik askeri veya siyasal darbe veya ani rejim değişikliği biçimlerinden farklı olarak, genellikle yavaş ilerleyen, hukuksal ve kurumsal araçlarla örtülü biçimde yürütülen ve çoğu zaman mevcut demokratik kurumların içinin boşaltılması yoluyla gerçekleşen bir dönüşümü ifade etmektedir. Çağdaş otoriterleşme yazını bu sürecin artık açık baskı yöntemleri yerine “demokratik görünen” süreçlerin sistemli biçimde yönlendirilmesiyle ilerlediğini göstermektedir.

Ancak otoriterleşme olgusu hem akademik yazında hem de siyasal söylemde çoğu zaman muğlak, genelleştirici ve soyut bir kavram olarak kullanılmaktadır. Bu durum, otoriterleşmenin hangi boyutlarda, hangi göstergeler üzerinden ve nasıl ölçülebileceği sorusunu daha da önemli kılmaktadır. Çünkü kavramın yalnızca niteliksel betimlemelerle ele alınması, sürecin yapısal karakterini görünmez kılmakta ve ülkeler arası karşılaştırmaları zorlaştırmaktadır.

Bu çalışma, otoriterleşmeyi somutlaştırma gereksiniminden hareketle, kavramı hem kuramsal hem de deneysel açıdan yeniden çerçevelemeyi amaçlamaktadır. Bu çerçeve içinde siyasal otoriterleşme, yalnızca güç yoğunlaşması veya yürütmenin genişlemesi olarak değil, aynı zamanda kurumsal erozyon, bürokrasinin Hükümdar Devleti (patrimonial, patrimonyal) [1] gibi bir yapıya dönüşmesi, yargı ve medya bağımsızlığının aşınması, seçimsel eşitsizliklerin kurumsallaşması, sivil toplumun baskı altına alınması, kamusal alanın daraltılması ve hak ve özgürlüklerin gerilemesi ve baskı altına alınması gibi çok boyutlu süreçlerin bütünsel bir sonucudur.

Bu nedenle çalışmanın temel amacı, siyasal otoriterleşmenin yalnızca kuramsal tanımlarına odaklanmak değil, aynı zamanda sürecin gözlemlenebilir ve ölçülebilir göstergeler üzerinden tanımlanması ve Türkiye örneği üzerinden çözümleyici ve açıklayıcı bir model geliştirilmesidir. Bu bağlamda çalışma, Türkiye’de 2010’lu yıllardan itibaren hızlanan rejim dönüşümünü, çağdaş otoriterlik yazını, özellikle yarışmacı otoriterlik ve gizli otoriterlik yaklaşımları ışığında ele almakta ve Türkiye’ye özgü bir “Otoriterleşme Ölçütleri Çerçevesi” ile “Türkiye Otoriterleşme Endeksi” (TOE) önermektedir.

Bu giriş bölümü hem kavramsal tartışmanın sınırlarını çizmekte hem de otoriterleşmenin soyut bir olgu olmaktan çıkarılarak sistemli olarak ölçülebileceği savının temelini oluşturmaktadır. Bundan sonraki bölümlerde otoriterleşmenin kuramsal arka planı, ölçütleri, Türkiye bağlamındaki yansımaları ve geliştirilen endeksin bulguları ayrıntılı biçimde ele alınacaktır.

Amaç

Bu çalışmanın temel amacı, siyasal otoriterleşme olgusunun hem kavramsal hem de deneysel açıdan somut, ölçülebilir ve karşılaştırılabilir bir çerçeveye oturtulmasıdır. Klasik yazında sıklıkla soyut, geniş ve yoruma açık biçimde ele alınan otoriterleşme kavramı, bu çalışmada hem kuramsal yaklaşımlar hem de ülke deneyimi üzerinden yeniden tanımlanmakta ve otoriterleşmenin hangi göstergeler, ölçütler ve kurumsal süreçler aracılığıyla görünür duruma geldiği sistemli biçimde ortaya konulmaktadır. Bu amaç doğrultusunda çalışma, üç temel hedefi yerine getirmeyi amaçlar:

Kavramsal düzeyde: Siyasal otoriterleşmeyi, çağdaş otoriterlik yazını çerçevesinde yeniden konumlandırmak ve özellikle yarışmacı otoriterlik, gizli otoriterlik, hükümdar (patrimonyal) devleti, kurumsal erozyon ve bürokratik hükümdar devleti gibi çağdaş kavramlarla ilişkisini açık biçimde ortaya koymak.

Çözümleme düzeyinde: Otoriterleşme sürecini gözlemlenebilir kılan, Türkiye’ye özgü bir Otoriterleşme Ölçütleri Seti geliştirmek, yargı bağımsızlığından medya denetimine, bürokrasinin hükümdar devleti biçemine dönüşmesinden seçimsel eşitsizliklere, sivil toplumun baskılanmasından hak ve özgürlüklerdeki gerilemeye kadar uzanan çok boyutlu bir ölçüm çerçevesi oluşturmak.

Ölçümsel düzeyde: Geliştirilen ölçütleri bütüncül bir modele dönüştürerek Türkiye Otoriterleşme Endeksi’ni (TOE) oluşturmak, böylece Türkiye’de 2010’lu yıllardan itibaren hızlanan otoriterleşme eğilimini yıllar itibarıyla nicel olarak değerlendirmek ve rejim dönüşümünün derinliğini ortaya koymak.

Bu üç amaç birlikte değerlendirildiğinde çalışmanın temel savı şudur: Siyasal otoriterleşme soyut bir kavram olmaktan çıkarılabilir, sistemli olarak ölçülebilir, yıllar arasında karşılaştırılabilir ve ülkeler arası kıyaslamalarda kullanılabilir bir olguya dönüştürülebilir. Bu sav, hem yazına özgün bir katkı sunmakta hem de Türkiye’de yaşanan siyasal dönüşümün yapısal karakterinin anlaşılmasına önemli bir zemin sağlamaktadır.

Yöntem

Bu çalışma, siyasal otoriterleşme olgusunu soyut bir kavram olmaktan çıkararak somut ve ölçülebilir bir çözümleyici çerçeveye kavuşturmayı amaçlayan nitel ağırlıklı bir kavramsal ve çözümleyici araştırma olarak tasarlanmıştır. Çalışmada izlenen yöntem üç temel adımdan oluşmaktadır:

Kapsamlı Yazın Taraması: İlk aşamada, son 20 yıl içinde siyasal otoriterleşme, demokratik gerileme, illiberalizm, hibrit rejimler ve kurumsal erozyon konularında üretilen uluslararası ve yerli yazın sistemli biçimde taranmıştır. Bu kapsamda V-Dem, Freedom House, Varieties of Party Politics (V-Party), International IDEA, World Justice Project ve Rule of Law Index, Bertelsmann Transformation Index (BTI) gibi kurumların kavramsallaştırmaları ile Huntington, Levitsky ve Way, Linz ve Stepan, Bermeo, Lührmann ve Lindberg gibi temel kuramcıların çalışmaları incelenmiştir. Amaç hem kavramsal netliği sağlamak hem de otoriterleşmenin somut gözlenebilir göstergelerini türetmektir.

Kavramsal Ayrıştırma ve Göstergelerin Oluşturulması: İkinci aşamada, otoriterleşmenin soyut bir “rejim kayması” olarak değil, gözle görülebilir, ölçülebilir, aşamalı ve davranışsal bir süreç olarak tanımlanabilmesi için kavram alt bileşenlerine ayrılmıştır. Bu adımda şu kuramsal alanlar temel alınmıştır. Kurumsal gerileme (institutional decay), yargısal bağımsızlığın aşınması, medya ve ifade özgürlüğünün baskılanması, seçimlerin yönlendirilmesi ve seçimlerde hile tekniklerinin kullanılması, yürütmenin aşırı güç yoğunlaştırması, sivil toplum ve muhalefetin bastırılması, bürokratik açıdan hükümdar devleti olma, kadrolaşma, ters ekonomik kaynak transferi ve ‘kleptokrasi’, toplumsal kutuplaştırma ve kültürel hegemonya. Bu alanların her biri, yazındaki taramalardan ve çağdaş örneklerden çıkarılan somut otoriterleşme ölçütlerine dönüştürülmüştür.

Ülke Örnek Olaylarının Çözümlenmesi ve Karşılaştırmalı Değerlendirme: Üçüncü aşamada, belirlenen ölçütler ışığında çeşitli ülkelerdeki otoriterleşme örüntüleri incelenmiştir. Çalışma özellikle şu iki gruba odaklanmıştır: Otoriterleşme eğilimindeki Batılı demokrasiler (ABD, Macaristan, Polonya, Slovakya vb.) ve ileri düzey otoriterleşme yaşayan Türkiye (ana derinlemesine örnek olay olarak). Bu çözümleme, benzerlik ve farklılıkları ortaya koyarak otoriterleşme süreçlerinin ortak ve özgün yönlerini görünür kılmayı amaçlamaktadır.

Araştırma Soruları

Siyasal otoriterleşme nedir ve çağdaş otoriterlik yazını bu olguyu hangi kuramsal çerçeveler üzerinden açıklamaktadır?

Siyasal otoriterleşme hangi somut, gözlemlenebilir ve ölçülebilir göstergeler üzerinden değerlendirilebilir?

Geliştirilen göstergeler Türkiye bağlamında nasıl işlemektedir ve Türkiye’deki siyasal otoriterleşme sürecinin özgün yapısal özellikleri nelerdir?

Türkiye Otoriterleşme Endeksi (TOE), Türkiye’de otoriterleşme eğiliminin derinliğini ve zaman içindeki seyrini nasıl ortaya koymaktadır?

KURAMSAL ÇERÇEVE VE YAZIN TARAMASI

Çağdaş otoriterleşme çalışmaları “ani ve dışsal darbeler” yerine kurumların içeriden aşındırılması biçimindeki süreçlere odaklanmaktadır ve bu yazın çalışmanın kavramsal ve deneysel omurgasını oluşturmaktadır.

Temel Kuramsal Yaklaşımlar ve Tipolojiler

Demokratik Gerileme: Nancy Bermeo’nun “demokratik gerileme” (democratic backsliding) vurgusu, günümüz otoriterleşmesinin açık darbe/eleştiri biçiminden çok yasal meşruluk çerçevesinde kurumsal aşındırma şeklinde olduğunu gösterir. Bu yaklaşım, erken uyarı göstergeleri ve “hukuksal araçlarla otoriterleşme” çözümlemelerine doğrudan zemin hazırlar.

Yarışmacı Otoriterlik (Competitive Authoritarianism): Levitsky ve Way, “yarışmacı otoriterlik” kavramıyla, seçimler ve biçimsel demokratik kurumların varlığına karşın iktidarın seçim dışı yollarıyla (medya denetimi, yargı darbeleri, muhalefete baskı) bozulduğu rejimleri tanımlar. Karma (hibrit) rejim çözümlemesinin temel çerçevesidir.

Seçimli (electoral) Otoriterlik: Schedler ve takipçileri, “seçimsel otoriterlik” (electoral authoritarianism) yazınıyla seçimlerin varlığını ama liberal ve demokratik en az ölçünlerin sistemli ihlalini vurgular. Buradaki odak, seçimlerin kurum olarak araçsallaştırılmasıdır.

Gizli Otoriterlik: Varol’un “gizli otoriterlik” (stealth authoritarianism) kavramı, otoriterleşmenin alt-anayasal ve yasal düzenlemeler, yönetsel uygulamalar ve hukuksal-araçsal araçlarla nasıl örüldüğünü açıklar. Bu kavram, klasik otoriterlikten farklı olarak hukukun, seçimlerin ve demokrasinin araçlarını kullanarak otoriterleşme sürecini tanımlar. Yani otoriterlik gizli, aşamalı ve yasal araçlarla gizlenmiş ve bir anlamda kamufle edilmiş bir biçimde gelişir. Bu yaklaşım, hukukun araçsallaştırılması ve yargı darbesi kavramlarına kuramsal destek sağlar.

Yürütme Gücünün Aşırı Yoğunlaşması: Son yıllarda yazında “executive aggrandizement” kavramı yayıldı. Seçimle gelen yürütme organlarının hem dikey (seçimsel hesap verebilirliği zayıflatma) hem yatay (kurumsal denge ve denetimi törpüleme) denetimi zayıflatma yollarıyla güç biriktirmesi anlamına gelir. Buna ilişkin kavramsallaştırma ve örnek olay çözümlemeleri V-Dem temelli çalışmalarda artmaktadır.

Ölçme ve Veri: Endeksler, Göstergeler, Yöntemler

V-Dem (Varieties of Democracy): V-Dem, demokrasinin çok boyutlu yapısını çözümlemeye yönelik en ayrıntılı veri setlerinden biridir. Liberal democracy, electoral democracy, judicial constraints, media freedom gibi ayrıştırılmış göstergeleri sayesinde kurumsal erozyonu ölçmede birincil kaynaktır.

Freedom House, BTI, Economist, World Justice Project, Freedom House’un Freedom in the World, Bertelsmann Transformation Index (BTI), Economist Democracy Index ve diğer veriler sivil özgürlükler, hukukun üstünlüğü ve yönetim kapasitesi bağlamlarında kıyaslamalı ölçümler sağlar. Bunlar V-Dem ile birlikte araştırma yazınında çok kaynaklı veri doğrulaması anlamına gelen üçgenleme (triangulation) için kullanılmalıdır. Ayrıca Freedom House son yıllarda dünya çapında özgürlük düşüşüne dikkat çekmektedir. [2]

Ölçülebilir Göstergelerin Oluşturulması: Yazın, otoriterleşmeyi tek bir puanla değil çok boyutlu göstergeler seti ile ele almayı önerir. Bu yaklaşım V-Dem’in ayrıştırılmış göstergeleriyle uyumludur ve bu çalışmanın “otomatik endeks” ya da “ağırlıklı ölçek” üretmesine uygun düşmektedir.

Deneysel Bulgular ve Eğilimler

Üçüncü dalga otoriterleşme: Lührmann ve Lindberg, son otuz–otuz beş yılda otoriterleşme dalgalarına işaret eder. Günümüzdeki erozyonun niteliği hukuksal ve hukuksal maskeleme ve kurumsal aşınmadır.

Seçimlerin araçsallaştırılması: “Seçimli otoriterlik” (electoral authoritarianism) yazını seçimlerin yapılmasının rejimin meşruluğunu korurken, adil ve eşit yarışma koşullarını ortadan kaldırdığını gösterir.

Hukukun üstünlüğünün araçsallaştırılması: Ginsburg ve Huq ve benzer çalışmalar, anayasal ve yargısal kurumların normatif işlevselliğinin sistemli erozyonunu ve hukukun “kural” olmaktan çıkarılıp “araç”laştırıldığını tartışır.

Yürütme merkezli stratejiler: V-Dem ve öteki son çalışmalar “yürütmenin aşırı güç toplaması” (executive aggrandizement) olgusunu örnek olay bazlı saptamalarla göstermekte ve sonuçları ülkeden ülkeye farklı olmakla birlikte demokratik göstergelerde anlamlı gerileme ile ilişkilidir.

Türkiye’ye Yönelik Yazındaki Ana Çıkarımlar

Türkiye özelinde yapılan çalışmalar, son on–on beş yılda görülen kurumsal dönüşümlerin birçok açıdan yazında tanımlanan “yarışmacı otoriterlik”, “gizli otoriterlik” (stealth authoritarianism) ve “yürütmenin aşırı güç toplaması” (executive aggrandizement) kalıplarıyla örtüştüğünü gösterir. Türkiye’ye ilişkin deneysel çalışmalar ve raporlar, yargı bağımsızlığı, medya sahipliği ve basın özgürlüğü, bürokratik kadrolaşma ve seçim ortamının adilliği gibi alanlarda gerileme kaydedildiğini raporlamıştır.

Yöntembilimsel Tartışma: Yazındaki Güçlü ve Zayıf Yönler

Güçlü Yanlar: Çok boyutlu veri setlerinin (V-Dem vb.) sağladığı ayrıştırma, kurumlara özel çözümlemelere olanak verir. Kavramsal zenginlik yarışmacı otoriterlik, seçimsel otoriterlik ve gizli otoriterlik gibi tipolojiler uygulamaya yol gösterir.

Zayıf/Yetersiz Yanlar: Göstergelerin ağırlıklandırılması genellikle çalışmadan çalışmaya değişir. Karşılaştırılabilir bir “altı boyutlu ortak çerçeve” eksikliği vardır. Nitel ve nicel verilerin bütünleştirilmesi (örneğin hukuksal metinlerin kodlanması ile V-Dem puanlarının ilişkilendirilmesi) yöntembilimsel olarak zorlayıcıdır ve bu alanlarda ölçünleştirilmiş protokoller nadirdir.

Yanıtlanmamış Sorular ve Araştırma Boşlukları

Ölçünleştirilmiş ve ağırlıklandırılmış bir otoriterleşme endeksi bulunmamaktadır. Çoklu boyutları dengeli biçimde içeren saydam bir ölçek geliştirilmesi gerekmektedir. Erken uyarı göstergelerinin deneysel geçerliliği sınırlıdır. Hangi göstergeler hangi aşamada güvenilir uyarı işareti verir konusu tartışmalıdır. Kıyaslanabilir olay-yer çözümlemeleri yoktur. Özellikle Türkiye gibi ülkelerin özgül yol haritalarının Batılı örneklerle doğrudan karşılaştırılması daha sistemli yapılmalıdır.

AYRINTILANDIRILMIŞ YAZIN TARAMASI

Türkiye’nin 2025 Uluslararası Demokrasi ve Hukuk Devleti Endekslerindeki Konumu

Türkiye’nin siyasal rejim niteliğini değerlendirmek amacıyla uluslararası karşılaştırmalı endeksler sıklıkla başvurulan kritik ölçüm araçlarıdır. 2025 yılı itibarıyla Freedom House, World Justice Project (WJP) ve Varieties of Democracy (V-Dem) tarafından yayımlanan endeksler, Türkiye’deki demokratik gerilemenin hem derinliğini hem de çok boyutlu yapısını çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır.

Freedom House (2025): Türkiye “Özgür Olmayan Ülke”

Freedom House’un 2025 Freedom in the World raporuna göre Türkiye, 33/100 genel puanla “Not Free (Özgür Olmayan)” kategorisinde yer almaktadır. Alt başlıklar şu şekildedir: Siyasal Haklar: 17/40 ve Sivil Özgürlükler: 16/60. Bu sonuçlar, Türkiye’de temel hak ve özgürlüklerin uluslararası ortalamaların belirgin biçimde altında olduğunu, özellikle ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve adil seçim koşulları alanlarında ciddi kısıtlamalar bulunduğunu göstermektedir. Freedom House’un sınıflandırması, Türkiye’nin artık demokratik rejim kategorisinde değerlendirilmediğini açıkça ortaya koymaktadır.

World Justice Project (2025): Hukukun Üstünlüğü Endeksi 118. Sıra

World Justice Project tarafından hazırlanan Rule of Law Index 2025 raporunda Türkiye, 0–1 skalasında 0.41 puan almış ve 143 ülke arasında 118. sırada yer almıştır. Ayrıca, Doğu Avrupa ve Orta Asya bölgesinde 14/15 ve üst-orta gelir grubunda 37/41 değerlerini almıştır. Türkiye'nin bu sıralaması, özellikle yargı bağımsızlığı, temel haklar, hükümetin yetkilerinin sınırlandırılması ve yolsuzlukla savaşım alanlarında ciddi ölçüde zayıfladığını göstermektedir. Bu göstergeler, yürütmenin hem kurumsal hem hukuksal denetim mekanizmaları üzerinde baskın duruma geldiğini doğrulamaktadır.

V-Dem (2025): Alt Endekslerde Dramatik Gerileme

Varieties of Democracy (V-Dem) Enstitüsü’nün 2025 yılı verileri, Türkiye’nin demokrasi niteliğinde çok boyutlu bir çöküş yaşadığını ortaya koymaktadır. Türkiye için temel alt endeks değerleri 0-1 değerleri ışığında aşağıdaki gibidir:

Çizelge 1:

V-DEM Alt Endeksler

Alt Endeks

Sıra

Puan

Yorum

Liberal Demokrasi Endeksi

139

0.12

Liberal denge-denetim mekanizmaları neredeyse çökmüş

Seçimsel Demokrasi Endeksi

122

0.29

Türkiye seçimli otokrasi kategorisinde

Görüşmeci Demokrasi Bileşen Endeksi

146

0.26

Müzakere ve danışma süreçleri çok zayıf

Katılımcı Demokrasi Bileşen Endeksi

107

0.54

Toplumsal katılım göreceli olarak daha yüksek

Eşitlikçi Demokrasi Bileşen Endeksi

118

0.42

Eşitlikçi temsil ve erişim zayıflamış

Temel Hak ve Özgürlükler Endeksi

158

0.18

En kötü alan: temel hak ve özgürlüklerde ciddi erozyon

Bu veriler, V-Dem tipolojisinde Türkiye’nin açık biçimde “Electoral Autocracy” (Seçimli Otokrasi) kategorisine yerleştiğini göstermektedir. Özellikle Liberal Demokrasi (0.12) ve Sivil Özgürlükler (0.18) skorları, Türkiye’nin dünya ortalamalarının çok altında kaldığını ve birçok otoriter rejimle benzer düzeylere düştüğünü ortaya koymaktadır.

2024 verilerine göre Economist Democracy Index’te Türkiye 4.26/10 puan alarak 103. sırada yer almış, karma (hibrit) rejim kategorisinde sınıflandırılmıştır. Bu puan ve sıralama, V-Dem, Freedom House ve Hukukun Üstünlüğü endekslerine dayalı çözümlemelerin bulgularıyla güçlü biçimde örtüşmektedir.

 Genel Değerlendirme: Üç Endeksin Gösterdiği Ortak Sonuç

Bu üç bağımsız ve uluslararası kabul görmüş endeks birlikte değerlendirildiğinde şu sonuçlar ortaya çıkmaktadır:

Türkiye demokratik bir rejim olarak sınıflandırılmamaktadır. Hem Freedom House hem V-Dem, Türkiye’yi açık biçimde otoriter veya seçimli otoriter rejim kategorisine yerleştirmektedir.

Hukukun üstünlüğü alanında derin bir zayıflama vardır. WJP’nin 118/143 sıralaması, yargının bağımsızlığı ve denetim mekanizmalarının işlevsizleştiğini doğrulamaktadır.

Temel hak ve özgürlüklerde dramatik düşüş vardır. V-Dem sivil özgürlükler puanı (0.18) bu alanın Türkiye’de en kötü başarım gösteren kategori olduğunu göstermektedir.

Türkiye’nin otoriterleşme eğilimi yapısal, kalıcı ve çok boyutludur. Özgürlükler, hukuk devleti, seçimsel rekabet, temel haklar ve kurumsal denge-denetim mekanizmaları aynı anda gerilemektedir.

Bu bulgular, çalışmada geliştirilen Türkiye Otoriterleşme İndeksi (TOE) ile yüksek düzeyde örtüşmektedir. Uluslararası endeksler, TOE’de oluşturduğumuz ölçütlerin geçerliliğini destekleyen bağımsız dış doğrulama verisi sunmaktadır.

Otoriterleşme Kavramı ve Tipolojiler

Siyasal otoriterleşme kavramı, yazında çok sayıda kavram ve tipolojiyle anılmaktadır: democratic backsliding, competitive/electoral authoritarianism, stealth authoritarianism ve executive aggrandizement bunların başlıcalarıdır. Bu tipolojiler, otoriterleşmenin yalnızca rejim değişikliği değil aynı zamanda kurumsal işlevselliğin içeriden aşınması şeklinde de ortaya çıktığını vurgulamaktadır. Bermeo’nun işaret ettiği üzere, çağdaş demokratik gerileme artık klasik darbelerden çok hukuksal-meşruluk zemininde gerçekleşen, kademeli ve stratejik müdahalelerle özellik kazanmaktadır. Bu yüzden otoriterleşmeyi çözümlerken hem normatif hem de işlevsel göstergeler dikkate alınmalıdır.

Levitsky ve Way’in “yarışmacı otoriterlik” tanımlaması, seçimlerin formal olarak devam ettiği ancak iktidarın oyun alanını sistemli biçimde bozduğu rejimleri açıklamakta kullanışlıdır. Bu çerçeve, medyanın taraflı olması, yargının etkisizleştirilmesi ve seçim ortamının eşitsizleştirilmesi gibi mekanizmaların nasıl eş zamanlı çalıştığını gösterir.

Schedler’in seçimli otoriterlik yazını ise seçimlerin rejim meşruluğu için kullanıldığı fakat en az demokratik ölçünlerin dahi oluşturulmadığı durumları sistemleştirir.

Ozan Varol’un “gizli otoriterlik” kavramı, otoriterleşmenin hukuksal görünüm veya alt-anayasal düzenlemeler yoluyla örtük şekilde yürütülmesini vurgular. Bu yaklaşım hukukun araçsallaşmasına dikkat çeker ve otoriterleşmenin saptanmasını daha zorlaştıran “hukuksal maskeleme” mekanizmalarını açığa çıkarır.

Son olarak V-Dem ve ilgili yazının öne çıkardığı “yürütmenin aşırı güçlenmesi” kavramı, seçilmiş yürütmelerin hem dikey (seçim hesap verebilirliğini) hem yatay (kurumsal denge ve denetim) mekanizmalarını zayıflatarak yetki ve güç biriktirmesini nitelemektedir. Bu kavram güncel otoriterleşme çalışmalarında merkezi bir yer tutmaktadır.

Otoriterleşmenin Mekanizmaları: Kurumsal, Hukuksal ve Siyasal Araçlar

Otoriterleşme, tek yönlü bir süreç değil, birbirini besleyen çoklu mekanizmaların etkileşimiyle ilerler. Bu mekanizmalar üç ana kategoride toplanabilir: (1) kurumsal yeniden yapılandırma ve kadrolaşma, (2) hukuksal-araçsal araçlar ve normun dönüşümü, (3) siyasal ekonomi ve kaynak dağılımı mekanizmaları.

 

 

 

 

Kurumsal yeniden yapılandırma ve kadrolaşma yürütme organının yönetsel atamalar, yerel yönetimler ve denetleyici kurumlar üzerinde doğrudan denetimini artırmasıyla gerçekleşir. Bu süreç, bağımsız kurumların öznel bağımsızlıklarını yitirip iktidarın siyasal stratejilerine göre biçimlenmesiyle sonuca ulaşır. Örneğin yargı kurullarının, seçim kurumlarının veya medya düzenleyicilerinin partizan atamalar yoluyla işlevsizleşmesi gibi. Bu mekanizma hem devlet kapasitesinin dönüşmesine hem de hukuksal çatının siyasal amaçlarla kullanımına zemin hazırlar.

Hukuksal-araçsal araçlar ve normun dönüşümü gizli otoriterlik yazınında vurgulandığı gibi, hukukun araçsallaştırılması (Anayasa değişikliği ile Devlet sisteminin değiştirilmesi, kanunların, KHK’ların, yönetsel düzenlemelerin amaçlandığı şekilde kullanılması) otoriterleşmeyi meşrulaştırır ve karşı koymayı zorlaştırır. Bu noktada anayasal değişiklikler, olağanüstü yetkiler ve yasal tanımlardaki belirsizlikler iktidar için stratejik araçlara dönüşür.

Siyasal ekonomi ve kaynak dağılımı siyasa yapımında ekonomik kaynakların siyasal sadakat sağlayacak şekilde kullanılması (kamu ihaleleri, devlet bankaları, vergi cezaları vs.) otoriterleşmenin sürdürücü dinamikleridir. Kayırmacı ekonomi, toplumdaki muhalefet kapasitesini azaltırken iktidar bloğunu kuvvetlendirir ve aynı zamanda bağımsız medya ve Sivil Toplum Kuruluşları (STK) için finansal baskı mekanizmaları oluşturur.

Bu üç mekanizma etkileşerek otoriterleşmeyi hem kurumsal hem de toplumsal düzeyde pekiştirir ve dolayısıyla deneysel çözümlemede bu alanların aynı anda incelenmesi gerekir.

Kurumlara Özel Erozyon: Yargı, Medya, Seçimler, Bürokrasinin Çözümlenmesi

Otoriterleşmenin en görünür etkileri kurumlara özgü düzeyde izlenebilir. Bu alt-bölümde her bir kurum türü için yazındaki temel bulgular özetlenmiştir.

Yargı: Hukukun üstünlüğünün zayıflaması, yargıç atama mekanizmalarının siyasallaşması ve adli süreçlerin muhalefet üzerinde baskı aracı olarak kullanılması otoriterleşmenin temel göstergelerindendir. Ginsburg ve Huq gibi yazarlar, anayasal kurumların normatif işlevlerini kaybetmesi ve yargının “araç” durumuna gelmesi durumunda demokratik mekanizmaların etkisizleştiğini vurgular. Bu nedenle, yargı bağımsızlığına ilişkin somut ölçütler (örneğin, atama süreçlerinin saydamlığı, disiplin mekanizmalarının kullanımı ve siyasal davalarda usul ihlalleri) deneysel çalışmalarda önceliklendirilmektedir.

Medya ve ifade özgürlüğü: Medya sahipliğinin güçlendirilmesi, devlet reklamlarının siyasal araç olarak kullanımı, kapatmalar ve ceza davaları medya özgürlüğünü erozyona uğratır. V-Dem ve Freedom House raporları, medya özgürlüğündeki gerilemenin otoriterleşme süreçlerinde hem katalizör hem de sonuç olduğunu göstermektedir. Medya çözümlemeleri, sahiplik zincirlerinin, RTÜK benzeri düzenleyicilerin kararlarının ve gazeteci tutuklamalarının yıllık değişimi üzerinden kodlanmalıdır.

Seçimler: Seçimlerin varlığı otoriterleşmeyi dışlamaz, aksine, seçimler rejimin meşruluğunu sürdürme aracı olarak kullanılır. Ancak seçim kalitesinin düşmesi (kampanya koşullarının eşitsizleşmesi, Yüksek Seçim Kurulu benzeri kurumların bağımsızlığının zayıflaması, seçim hukuku değişiklikleri ve aday eleme süreçleri) demokratik yarışmayı bozar. Schedler ve Levitsky ve Way’in çalışmaları, seçimleri yönlendirmenin yapısal ve stratejik yönlerini ortaya koyar ve seçim odaklı göstergelerin çözümleme içine alınmasını savunur.

Bürokrasi ve yerel yönetimler: Kamu kurumlarının yandaş duruma gelmesi ve yerel yönetimlere müdahale (örneğin, kayyım atamaları, rektör ve vali atamaları, belediye meclislerinde üye transferi yoluyla belediye başkanlığın partiler arasında el değiştirmesi) hem hizmet üretimini etkiler hem de muhalefetin ve bürokrasinin hükümdar devleti biçemine dönüşmesi ya da “kadroların siyasallaşması” (cadre-politicization) şeklinde ele alınır ve otoriterleşmenin yönetsel boyutunun merkezi bir parçası olarak görülür. Her kurum için deneysel göstergeler oluştururken, hukuksal metinlerin (anayasa değişiklikleri, kanunlar, atama kararları gibi yönetsel uygulamalar ve olay bazlı haber/rapor verilerinin birlikte kullanılması araştırmalarda sağlam bir iç geçerlik sağlar.

Ölçüm Yaklaşımları: Endeksler, Göstergeler, Kodlama Protokolleri

Otoriterleşmeyi ölçmek için iki ana strateji öne çıkar: (A) hazır, karşılaştırmalı endekslerin (V-Dem, Freedom House, BTI, WJP) kullanımı ve (B) çalışma özelinde geliştirilen, gösterge tabanlı kodlama (legal changes, appointment politicization, media closure events vb.).

Hazır endekslerin avantajları: V-Dem gibi çok boyutlu veri setleri, farklı demokrasi bileşenlerini ayrıştırarak sorunların çözümlenmesine olanak tanır. Örneğin yargı bağımsızlığı, medya özgürlüğü veya “yürütmenin sınırlanması” (executive constraint) gibi doğrudan kullanılabilecek alt göstergeler üretilmesine olanak verir. Freedom House ve BTI ise temel hak ve özgürlükler ve yönetim kalitesi bağlamında tamamlayıcı bakış açısı sunar.

Özel kodlama yaklaşımı: Yazında artan bir eğilim, hazır endeksleri hukuksal metin kodlaması ve olay tabanlı veri ile zenginleştirmektir. Örneğin anayasa ve kanun değişikliklerinin içerik çözümlemesi, atama kararlarının kaydı, medya kapatma/dava olaylarının sistemli derlenmesi ve seçim hukuku değişikliklerinin sınıflandırılması gibi uygulamalar endekslerin yakalayamadığı küçük ayrıntıları açığa çıkarır. Bu yaklaşım hem nitel derinlik hem de nicel ölçeklenebilirlik sunar ve ayrıca erken uyarı göstergelerinin sınanmasına olanak verir.

Kodlama protokolleri: Güvenilirlik için açık kodlama protokolleri hazırlanmalı (kodlayıcı eğitimi, çift-kodlama, “kodlayıcılar arası güvenirlik” (inter-coder reliability) [3] ölçümleri yapılmalıdır. Göstergelerin ağırlıklandırılması ise çalışmanın kuramsal öncelikleri ve deneysel doğrulama sonuçlarına göre saydam biçimde belirlenmelidir.

Erken Uyarı Göstergeleri ve Aşama Modeli

Yazın, otoriterleşmenin belirli göstergeler eşliğinde erken aşamalarda saptanabileceğini öne sürer. Bu göstergeler genellikle normatif hoş görülebilirlikteki değişimler, hukuksal küçük düzenlemeler ve yönetsel kadrolaşma biçimlerinde ortaya çıkar. Bermeo ve V-Dem temelli çalışmalarda öne çıkan erken uyarı sinyalleri şunlardır: yürütmenin olağanüstü yetkiler istemesi, seçim kurumlarında düşük düzeyde yönlendirmelerin artması, medya üzerindeki yönetsel/denetleyici otoritenin yetkilerinin genişlemesi ve yargı atama süreçlerindeki norm dışı hızlanmalar. Bu erken işaretlerin bileşimi ilerleyen yıllarda daha açık otoriter uygulamalara (seçim yolsuzlukları, geniş kapsamlı medya kapatmaları, kitlesel tutuklamalar) evrilebilir. Dolayısıyla deneysel çözümlemelerde hem kısa dönemdeki olay verileri hem de uzun dönemli endeks eğilimleri birlikte izlenmelidir.

Türkiye Bağlamında Yazının Özeti ve Yönlendirmeler

Türkiye yazını son dönemdeki deneysel çalışmaların V-Dem ve Freedom House verileriyle örtüştüğünü ve liberal demokrasi göstergelerinde ve yargı bağımsızlığı ölçütlerinde belirgin düşüşler kaydedildiğini göstermektedir. Türkiye’ye ilişkin olay çalışmaları, medyanın yeniden yapılandırılması, bürokratik kadroların siyasallaşması, yargı reformlarının ve yönetsel düzenlemelerin yürütme lehine kullanılması ve seçim süreçlerini etkileyen düzenlemeler gibi somut alanlarda yoğunlaşmaktadır. Bu nedenle Türkiye makalenin deneysel uygulaması için zengin ve tipik bir örnekler sunmaktadır. Hem kuramsal katkı hem de siyasa önerileri açısından Türkiye verilerinin sistemli kodlanması önem taşımaktadır.

Araştırma Boşlukları ve Önerilen Katkılar

Yazın taraması net olarak gösteriyor ki: (1) ölçünleştirilmiş, çok boyutlu ve ağırlıklı bir otoriterleşme endeksi eksiktir; (2) erken uyarı göstergelerinin deneysel olarak doğrulanması sınırlıdır ve (3) hukuk metinlerinin nitel kodlaması ile endeks verilerinin birleştiği protokoller nadiren paylaşılmaktadır. Bu makale, önerdiği altı boyutlu çerçeve ile bu boşluklara katkı sunmayı hedeflemektedir: özellikle gösterge oluşturulması, açık kodlama protokolleri ve Türkiye’nin 2015–2024 dönemine ilişkin olay tabanlı çözümleme yoluyla hem kuramsal hem de yöntembilimsel bir boşluğu dolduracaktır.

BULGULAR VE ÇÖZÜMLEME

Siyasal otoriterleşme nedir ve bu olgu hangi somut, gözlemlenebilir göstergeler üzerinden ölçülebilir duruma getirilebilir?

Otoriterleşmenin Tanımı: Siyasal otoriterleşme, demokratik sistemlerde yavaş ve kademeli bir erozyon süreci olarak tanımlanabilir. Bu süreç, çoğunlukla hukuksal ve kurumsal çerçeve içinde gerçekleşir, ancak demokratik normları zayıflatır ve iktidarın denetimini artırır. Bu bağlamda yürütme, yasama, yargı gibi temel kurumların bağımsızlığı azalır. Hukuk araçsallaştırılır. Anayasa, yasalar ve düzenlemeler iktidarın lehine kullanılır. Hukuk normatif değil, araçsal duruma gelir. Hak ve özgürlükler sınırlanır ve tehlike altına girer. Seçimler yapılmaya devam eder ancak yarışma eşitliği bozulur ve muhalefet baskı altına alınır. İfade özgürlüğü kısıtlanır. Medya sahipliği ve içerik denetimi siyasal iktidarın lehine değiştirilir. Yargı darbelerine yol açılır. Bu tanım, klasik darbe veya rejim değişikliğinden farklı olarak sistem içi dönüşümü vurgular ve otoriterleşmeyi “görünmez ama ölçülebilir” bir olgu durumuna getirir.

Ölçülebilir Göstergeler: Otoriterleşmeyi somut ve gözlemlenebilir durum getirmek için aşağıdaki göstergeler kullanılabilir. Bu göstergeler hem kurumsal hem toplumsal boyutu kapsar.

Çizelge 2:

 

Gösterge Geliştirme

Boyut

Gözlemlenebilir Gösterge

Ölçüm Yöntemi / Veri Kaynağı

Yürütme Gücü

Yönetsel atamalarda siyasal kayırma (partizan atamalar, kayyımlar)

Resmi atama kararları, hükümet raporları, medya taraması

Yargı Bağımsızlığı

Mahkeme kararlarının siyasal etki altında alınması, yargıçların görevden alınması

V-Dem: Yargı bağımsızlığı, cezalandırıcı atamalar, dava çözümlemesi

Medya ve İfade Özgürlüğü

Gazetecilerin tutuklanması, medya kuruluşlarının kapanması, reklam dağılımı

Freedom House, RSF: olay bazlı haber çözümlemesi

Seçim Kalitesi

Seçim kurallarının değişimi, adayların seçime girmelerinin önlenmesi, oy sayım süreçleri

V-Dem: Seçimli demokrasi endeksi, YSK kararları, seçim gözlem raporları

Sivil Toplum

STK’ların kapatılması, finansal baskılar, etkinlik kısıtlamaları

BTI, NGO raporları: basın ve hukuksal kaynaklar

Ekonomi ve Kaynak Dağılımı

Kamu ihalelerinin ve kaynakların sadakat temelli dağılımı

İhale kayıtları, mali raporlar, bağımsız araştırma verileri

 

Bu tablo sayesinde otoriterleşme somutlaştırılabilir, yıllara göre izlenebilir ve farklı ülkeler veya bölgelerle karşılaştırılabilir duruma gelir.

Özet olarak, siyasal otoriterleşme tek bir kurum veya olguyla ölçülemez. Çok boyutlu ve karşılıklı etkileşimli göstergelerle anlaşılır. Göstergelerin birbiriyle ilişkili ve eş zamanlı olarak izlenmesi süreç içindeki erken uyarı işaretlerini yakalamak açısından kritik önem taşır. Türkiye örneğinde, son 10–15 yılda yargı bağımsızlığında gerileme, medya denetiminde artış ve yerel yönetimlere müdahale, bu göstergelerin somut örneklerini sunmaktadır. Ölçüm, hem nicel endeksler (V-Dem, Freedom House) hem de olay tabanlı nitel veri (hukuksal değişiklikler, atama kararları, STK kısıtlamaları) ile üçgenlenmelidir. [4]

Otoriterleşme süreci demokratik rejimlerde hangi kurumsal, siyasal ve toplumsal alanlarda ilk belirtilerini gösterir?

İlk sinyaller genellikle yargının bağımsızlığını zayıflatacak küçük değişikliklerle başlar. Disiplin mekanizmalarının artan kullanımı, yargıçların görevden alınması, yargıçların coğrafi görev güvencesinin yok sayılması veya atamalarda siyasal müdahale, yasal boşlukların veya olağanüstü yetkilerin yürütme lehine kullanılması ilk uyarılardır. Bu aşamada yasal çerçeve nominal olarak demokratik görünür ve otoriterleşme hukukun araçsallaşması ile gizlenir. Yürütme ve yönetsel yapılarda güç yoğunlaşması ikinci önemli işarettir. İktidarın, bürokrasi ve yerel yönetimler üzerinde denetimini artırması bir başka erken göstergedir. Kayyım atamaları, merkezi atama yetkilerinin artırılması, rektör, vali ve üst düzey bürokrat atamalarında partizanca tercihler verilecek örnekler arasındadır. Siyasal alanlarda da erken belirtiler ortaya çıkacaktır. Seçim sisteminde, seçim bölgelerinin değiştirilmesi (gerrymandering) ve seçim kurallarında yapılan değişiklikler bunlar arasındadır. İlk aşamada seçimleri doğrudan iptal etmeden yarışmayı bozacak küçük değişiklikler yapılır. Örneğin, bazı adayların seçime girmeleri önlenir, oy sayım sürecinde saydamlık ortadan kaldırılır ya da eksiltilir ve seçim yasalarında ani ve tartışmalı değişiklikler yapılır. Seçimlerden sonra hükümeti kurma görevinin en şanslı partiye verilmesi ancak bu başarılı olmadığı takdirde ikinci şanslı partiye bu yetkinin verilmemesi ve bunun yerine seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi bu bağlamda verilebilecek bir başka örnektir.  Siyasal partiler ve muhalefet üzerinde dolaylı baskılar artar. Muhalefetin finansal ve örgütsel kaynaklara erişimi kısıtlanır. Propaganda ve kamuoyu yönlendirmeleri yoluyla muhalefetin etkisi azaltılır. Toplumsal alanlarda erken belirtiler görülebilir. Medya ve ifade özgürlüğü kısıtlanır. İlk işaretler medya sahipliğinin güçlendirilmesi, medya sahiplerine devlet bankalarından yüksek krediler verilmesi ve içerik üzerinde artan denetimdir. Gazetecilere yönelik gözdağı ve medya kuruluşlarına yönelik yönetsel ve finansal baskılar görülür. Sivil toplum örgütlerinin etkinliklerine yönetsel engeller konur ve fon ve izin süreçleri zorlaştırılır. Kamuoyunda sivil katılımı caydıracak bir normalleşme eğilimi başlar. Toplumsal protesto veya eleştiri etkinlikleri azalır. Görsel medyaya para, yayın durdurma ve karartma cezaları verilir veya tümüyle el konulur. Toplumda kutuplaşma ve korku duygusu yayılır.

Özetlenecek olursa, otoriterleşmenin erken sinyalleri genellikle görünüşte küçük, dağınık ve tek başına zararsız gibi duran olaylarda ortaya çıkar, ancak bu olaylar birbirini pekiştirir ve zincirleme etki yaratır. Bu nedenle, erken uyarı göstergeleri kurumsal (yargı, yürütme), siyasal (seçimler, partiler) ve toplumsal (medya, STK) boyutların eş zamanlı izlenmesiyle en güvenilir şekilde yakalanır. Türkiye örneğinde son yıllarda yargı ve yönetsel kadrolarda partizanlaşma, seçim yasalarında ani değişiklikler, medyada artan sansür ve STK’ların denetim altına alınması bu erken belirtilerin tipik örneklerini oluşturur. Yazınla paralel olarak, bu erken sinyaller henüz açık otoriter uygulamalar yaratmaz, fakat sistemin dayanıklılığını azaltır ve ilerideki geniş çaplı otoriterleşmenin zeminini hazırlar.

Otoriterleşme süreçleri hangi mekanizmalar ve araçlar aracılığıyla ilerler ve bu araçlar nasıl sınıflandırılabilir?

Birincisi kurumsal ve hukuksal mekanizmalardır.  Yargı bağımsızlığı zayıflatılır. Yargılama sistemi siyasallaştırılır ve yargı kararları yürütme lehine şekillendirilir. Bu amaçla kullanılacak araçlar yargıç atama ve görevden alma yetkilerinin yürütmeye kaydırılması, disiplin mekanizmalarının siyasal amaçla kullanılması, anayasa ve kanun değişiklikleri ile yargının yetkilerinin kısıtlanması ve yargıçların coğrafi güvencelerinin ortadan kaldırılmasıdır. İkincisi, seçim kurumlarının denetim altına alınmasıdır. Seçim süreçlerinin yozlaştırılması ve seçim kurumlarının bağımsızlığının azaltılması sağlanır. Bu amaçla kullanılacak araçlar bazı adayların seçime girmelerinin önlenmesi, kamuoyunda görünürlüklerinin engellenmesi ve kısıtlanması, propaganda ve tanıtım çalışmalarının durdurulması, oy sayım süreçlerinin değiştirilmesi, seçim yasalarında ani değişiklikler yapılması ve seçim gözlemcilerinin sınırlanmasıdır. Üçüncüsü, yönetsel ve bürokratik kadroların siyasallaştırılması ve yandaşlaştırılmasıdır. Kamu yönetimi iktidara sadakat temelinde yeniden yapılandırılır. Kullanılan araçlar kayyım atamaları, rektör ve üst düzey bürokrat atamalarında partizanlık tercihleri ve yerel yönetimlerin başarısını engellemek amacıyla bu yönetimlere yapılan hukuksal ve yönetsel müdahalelerdir. Dördüncüsü, siyasal araçlarla siyasal partiler ve muhalefet üzerindeki baskı kurulmasıdır. Muhalefetin finansal ve örgütsel kaynaklara erişimi kısıtlanır. Kullanılan araçlar kamu ihalelerinin ve fonların kayırmacı şekilde yandaşlara dağıtımı, muhalefet partilerini hedef alan yasal veya yönetsel engeller, propaganda ve algı yönetimi ile saygınlık zedelemedir. Beşincisi, seçimlerin meşruluk aracı olarak kullanılmasıdır. Seçimler yapılmaya devam eder, ancak yarışma eşitsizleştirilir. Kullanılan araçlar medya ve kampanya kısıtlamaları, seçim yasalarının keyfi yorumlanması, sahte veya yönlendirilmiş anket ve kamuoyu verileridir. Altıncısı, toplumsal medya araçlarının kullanılmasıdır. Medya ve ifade özgürlüğü kısıtlanır. Muhalif sesler bastırılır ve propaganda araçları denetim altına alınır. Kullanılan araçlar yandaş medya sahipliğinin güçlendirilmesi, RTÜK benzeri düzenleyicilerin iktidara yakın kullanımı, gazetecilerin tutuklanması veya soruşturma altına alınmasıdır. Sonuncusu ise sivil toplum üzerindeki baskılardır.  STK’lar denetim altına alınır ve toplumsal katılımları sınırlandırılır. Kullanılan araçlar etkinlik izinlerinin kısıtlanması, mali denetimler ve ceza uygulamaları, gösteri ve protesto haklarının engellenmesidir.

Bu mekanizmalar genel olarak üç ana sınıfta toplanabilir:

Çizelge 3:

 

Araçların Sınıflandırılması

Sınıf

Tanım

Örnek Araçlar

Kurumsal / Hukuksal

Devlet kurumlarının ve hukukun iktidara hizmet edecek şekilde yeniden yapılandırılması

Yargıç atamaları, anayasa değişiklikleri, seçim kurumu yönlendirmeleri

Siyasal / Seçimsel

İktidarın siyasal yarışmayı kısıtlayarak iktidarını sürdürmesi

Muhalefeti engelleme, kayırmacı kaynak dağılımı, kampanya ve propaganda denetimi

Toplumsal / Medya

Kamuoyu ve sivil alanın denetimi

Medya sahipliği ve sansür, STK’ların baskı altına alınması, ifade özgürlüğünün kısıtlanması

 

Özetlenecek olursa, otoriterleşme tek bir araçla değil, eşzamanlı ve birbirini besleyen mekanizmalarla ilerler. Kurumsal ve hukuksal araçlar genellikle ilk ve en kritik adımı temsil eder, çünkü kurumsal zemin sağlamlaşmadan diğer araçlar etkili şekilde kullanılamaz. Siyasal ve toplumsal araçlar, kurumsal çerçeve üzerinde güçlendirilir. Medya ve sivil toplum denetimi, hukuksal ve seçimsel yönlendirmelerle birleştiğinde otoriterleşmenin görünür etkilerini hızlandırır. Türkiye örneğinde, yargı ve seçim kurumları üzerindeki müdahaleler, yandaş medyanın yoğun denetimi ve STK’ların baskı altına alınması bu üçlü mekanizmanın somut ve eş zamanlı kullanımına iyi bir örnek oluşturmaktadır.

Otoriterleşmenin toplumsal ve siyasal etkileri nelerdir ve demokratik işleyiş ve kamu yönetimi üzerindeki sonuçları nasıl ölçülebilir?

Toplumsal etkilerin başında sisteme duyulan güvenin ve siyasal katılımın azalması gelir. Otoriterleşme sürecinde vatandaşların devlet kurumlarına ve demokratik sürece güveni azalır. Katılım düşer, seçimlere katılım azalabilir, protesto ve toplumsal eylemlere katılım kısıtlanır veya caydırılır. Bu süreç kamuoyu anketleri, sivil katılım göstergeleri, protesto ve gösteri istatistikleri ile ölçülebilir. Bir başka etki hak ve özgürlüklerin kısıtlanmasıdır. İfade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve basın özgürlüğü gibi haklar daraltılır. Toplumsal algıda “kendini ifade edememe” duygusu yaygınlaşır. Bu olgu Freedom House, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, V-Dem Civil Liberties Endeksi, STK’ların etkinlik raporları ile ölçülebilir. Bir başka etki toplumsal kutuplaşmanın artmasıdır. Devlet, sadakat temelinde grupları ayırır ve karşıt grupları aşağılar ve önemsiz gösterir. Bu, toplumda kutuplaşma ve güven eksikliği yaratır. Bu süreç toplumsal araştırmalar, medya çözümlemeleri ve siyasal güven endeksleri ile ölçülebilir.

Siyasal etkilerin başında demokratik denetim ve hesap verebilirliğin zayıflaması gelir. Meclis, yargı ve seçim kurumları üzerindeki iktidar denetimi, denge-denetim mekanizmalarını bozar. Ölçüm yöntemi V-Dem Executive Constraint, parlamentonun karar alma bağımsızlığı göstergeleri ve yargı bağımsızlığı ölçümleri olabilir.

Bir başka siyasal etki siyasal parti sisteminin değiştirilmesi ve siyasal yarışmanın içinin boşaltılmasıdır. Muhalefet zayıflatılır ve iktidar partisi üstün konuma gelir. Bu olgu parti sisteminin çeşitliliği, seçim sonuçlarının yarışmacı olup olmadığı “seçimsel otoriterlik” göstergeleri ile ölçülebilir.

Bir başka siyasal etki ise kamusal siyasalar üzerinde yoğunlaşmış iktidar baskısıdır.  Karar alma süreçleri merkezi ve parti odaklı duruma gelir ve siyasaların saydamlığı azalır. Kamu kaynakları kayırmacı şekilde dağıtılır. Bu süreç kamu ihale ve bütçe verileri, kaynak dağılımındaki eşitsizlikler, merkezi atamaların sayısı ve yoğunluğu ile ölçülebilir.

Siyasal etkilerin bir kesimi kamu yönetimi ve kurumlar üzerindeki etkilerdir. Bürokratik kadrolar siyasallaştırılır. Kamu hizmeti yerine sadakat ve partizanlık ön plana çıkar. Bu süreç kadrolaşma endeksleri, kayyım ve rektör ve vali atamaları ve yönetsel atama kararlarının çözümlenmesi ile ölçülebilir.

Bir başka siyasal etki ise kamu hizmetlerinin sunumunda verimsizleşme ve etkisizleşmedir. Otoriterleşmiş yönetimde devlet hizmetleri adaletli ve etkili şekilde sunulamaz ve eşitsizlikler artar. Bu sonuçlar sağlık, eğitim, altyapı gibi kamu hizmetlerinin içine düştüğü eşitsizlik ve verimsizlik göstergeleri ile saptanabilir.

Kurumsal normlar aşınır. Hukukun üstünlüğü ve hesap verebilirlik mekanizmaları zayıflar ve kurumlar normatif değil iktidar odaklı çalışır. Devlet ola akları yandaşlara özgülenir. Bu süreç kurumsal norm endeksleri, yargı ve yönetsel davranış çözümlemeleri ile ölçülebilir.

Özetlenecek olursa, otoriterleşmenin etkileri toplumsal ve siyasal alanlarda birbirini besler. Toplumsal güven ve katılım azalır, siyasal yarışma daralır, bürokrasi ve kamu hizmeti kalitesi düşer. Türkiye örneğinde, medya ve STK’lar üzerindeki baskılar toplumsal güvenin azalmasına yol açmıştır. Yargı ve seçim kurumları üzerindeki müdahaleler demokratik denetimi zayıflatmıştır. Kamu kaynaklarının kayırmacı dağılımı hizmet sunumunda eşitsizlik ve bürokratik yandaşlaşma yaratmıştır. Ölçümler, nicel endeksler (V-Dem, Freedom House, BTI) ve nitel veri (hukuksal değişiklikler, atama kararları, STK etkinlik raporları) ile birleştirilerek yapılmalıdır. Bu bileşim, otoriterleşmenin somut etkilerini ve mekanizmalarını görünür kılacaktır.

Otoriterleşme eğilimi karşısında demokratik sistemler ve kamu yönetimi için hangi önlemler veya stratejiler geliştirilebilir?

Alınabilecek kurumsal önlemlerin başında yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi gelir. Yargının siyasetten bağımsız kalmasını sağlayacak mekanizmalar kritik önemdedir. Bu bağlamda, atama süreçlerinde saydamlık ve liyakat ilkesi, disiplin mekanizmalarının nesnel ölçütlerle işletilmesi ve Anayasa ve yasaların yürütme lehine araçsallaşmasını önleyici hukuksal denetim mekanizmaları uygulanması gereken önlemlerdir.

Bir başka önemli önlem seçim kurumlarının korunmasıdır. Seçimlerin eşit, saydam ve adil yapılmasını sağlamak, otoriterleşmeyi engelleyen en temel araçlardan biridir. Bağımsız seçim denetim mekanizmaları, ulusal ve uluslararası gözlemci mekanizmalarının etkili kullanımı ve seçim yasalarında ani değişikliklerin önlenmesi alınabilecek önleler arasındadır.

Bürokraside ve kamu yönetiminde reformlar yapılmalıdır. Bürokratik kadroların siyasal yandaşlarla doldurulmasını önlemek gerekir. Bu bağlamda alınacak önlemler kadrolaşma yerine liyakat odaklı atamalar yapılması, yerel yönetimlerin merkezi iktidardan bağımsız işleyebilmesi ve kamu hizmetlerinin verimlilik ve eşitlik temelli değerlendirilmesi önde gelmektedir.

Alınabilecek siyasal ve toplumsal önlemler arasında önde geleni parti ve muhalefet ittifaklarının desteklenmesidir. Yarışmacı çok partili sistemlerin güçlendirilmesi demokratik dengeyi korur. Bu bağlamda kaynaklara erişiminin eşit ve adil olması, propaganda ve medya araçlarının tarafsız kullanımı ve saydam ve denetlenebilir seçim kampanyası finansmanı sistemlerinin oluşturulması gerekir.

Bir başka önlem alınması gereken alan medya özgürlüğünün ve sivil toplumun korunmasıdır. Toplumsal denge için medya ve STK’ların bağımsızlığı kritik önemdedir. Medya sahipliğinde sermayenin gücünün azaltılması, tekelleşmenin önlenmesi ve reklam dağılımında adil siyasalar, gazetecilerin ve STK çalışanlarının yasal güvence altında çalışması, ifade özgürlüğü ve toplumsal katılım mekanizmalarının desteklenmesi önde gelen önlemler olacaktır.

Erken uyarı ve izleme mekanizmaları kurulmalıdır. Otoriterleşmenin erken uyarı işarerleri sürekli izlenmeli ve raporlanmalıdır. Bu çerçevede, kurumsal, siyasal ve toplumsal göstergelerin yıllık izlenmesi (V-Dem, Freedom House, olay bazlı veri), hukuksal değişikliklerin ve yönetsel uygulamaların dönemsel aralıklarla değerlendirilmesi ve kamuoyu ve akademik kurumlar aracılığıyla saydam veri paylaşımı sağlanmalıdır.

Özetlenecek olursa, otoriterleşme eğilimine karşı tekil önlemler yetersizdir. Mekanizmaların eş zamanlı ve eş güdümlü olarak güçlendirilmesi gerekir. Türkiye bağlamında, yargı, seçim kurumları ve yerel yönetimler üzerinde yapılacak reformlar, medya ve STK bağımsızlığı ile desteklendiğinde otoriterleşme eğilimi etkili biçimde sınırlandırılabilir. Erken uyarı sistemlerinin ve göstergelerin sürekli izlenmesi hem akademik hem de siyasa yapıcı düzeyde karar alma süreçlerini destekler. Bu önlemler, sadece kriz anında değil süreklilik arz eden bir demokratik dayanıklılık stratejisi olarak uygulanmalıdır.

TÜRKİYE’YE ÖZGÜ SİYASAL OTORİTERLEŞME ÖLÇÜTLERİ

Türkiye’ye özgü olabilecek siyasal otoriterleşme ölçütleri aşağıdaki çizelgede özetlenmiştir.

Çizelge 4:

 

Özet Ölçütler Listesi

Boyut

Ölçüt

Gözlemlenebilir Örnekler / Veri Kaynağı

Yargı ve Hukuk

Yargı bağımsızlığının erozyonu

Yargıç ve savcı atamalarının siyasal tercihlerle yapılması, HSYK/HSK kararları, disiplin soruşturmaları, Anayasa Mahkemesi kararlarının yürütme lehine olması

Yasal araçsallaşma

Olağanüstü yetkilerin veya Kanun Hükmünde Kararnamelerin yürütme lehine kullanılması, yasaların partizanca yorumlanması

Seçimler ve Siyasal Yarışma

Seçimlerde yarışma eşitsizliği

Adayların elenmesi, seçim kurulu müdahaleleri, sandık güvenliği sorunları, YSK kararları

Muhalefet partilerine yönelik baskılar

Yerel yönetimlere kayyım atanması, belediye bütçelerinin kısıtlanması, seçim kampanyasına engeller

Medya ve İfade Özgürlüğü

Medya denetimi ve sansür

RTÜK kararları, televizyon ve gazete sahipliğinin iktidara yakınlaşması, gazetecilerin tutuklanması, sosyal medya kısıtlamaları

İnternet ve sosyal medya denetimi

Erişim engelleri, içerik kaldırma talepleri, sosyal medya platformlarına baskılar

Sivil Toplum ve STK’lar

STK’ların denetimi ve kısıtlanması

Mali denetim baskıları, etkinlik izinlerinin reddi, kapatma davaları, resmi izin ve desteklerde ayrımcılık

Taşra yönetimleri ve yerel yönetimler ve yönetsel Kadrolar

Siyasallaştırılmış taşra yönetimleri ve yerel yönetimler

Kayyım atamaları, belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılması, yönetsel müdahaleler

Merkezi atamalarda partizanlık

Rektör, vali, belediye müdürleri ve üst düzey bürokrat atamaları

Kamu Kaynaklarının Kullanımı

Kayırmacı kaynak dağılımı

Kamu ihaleleri, devlet yardımları ve teşviklerin sadakat temelli dağıtımı

Toplumsal Algı ve Katılım

Toplumsal güven ve katılım

Kamuoyu anketleri: devlet kurumlarına güven, seçim ve protesto katılım oranları

Kutuplaşma ve ayrımcılık

Gruplar arası siyasal ve sosyal ayrımcılık, medyada ve kamu siyasalarında ayrımcı uygulamalar

 

Türkiye’de otoriterleşme görünürde demokratik kurumlar üzerinden yürütülmektedir. Bu nedenle ölçütler hem kurumsal hem toplumsal boyutlarda gözlemlenmelidir. Ayrıca, ölçütler nicel ve nitel veri bileşimiyle izlenmelidir. Nicel veriler seçim sonuçları, yargı kararları, tutuklu muhalif belediye başkanları, belediyelerdeki ve özel şirketlerdeki kayyım sayıları, medya ve STK istatistikleridir. Nitel veriler ise hukuksal düzenlemeler, olay bazlı haber çözümlemeleri ve kamuoyu algısı araştırmalarıdır. Türkiye bağlamında erken uyarı göstergeleri, yargı ve seçim kurumları, medya ve STK’larda ortaya çıkan değişikliklerde en açık şekilde görülür.

Çizelge 5:

 

Türkiye’ye Özgü Otoriterleşme Ölçütleri (100 Puan Sistemine Göre)

Boyut

Ölçüt

Önerilen Ağırlık (%)

Açıklama

Yargı ve Hukuk

Yargı bağımsızlığının erozyonu

15

Demokratik denetim için kritik; en yüksek etki

Yasal araçsallaşma (KHK, kanun vs.)

10

İktidar lehine araçsallaşma, orta-yüksek etki

Seçimler ve Siyasal Yarışma

Seçimlerin yarışma eşitsizliği

15

Seçimlerin adilliği, otoriterleşmenin ana göstergesi

Muhalefet partilerine yönelik baskılar

10

Yerel yönetimler ve kaynaklar üzerindeki müdahale ile birleşir

Medya ve İfade Özgürlüğü

Medya denetimi ve sansür

8

Algı ve kamuoyu üzerinde etkili

İnternet ve sosyal medya denetimi

7

Algı ve iletişim üzerinde orta vadeli etkiler

Sivil Toplum ve STK’lar

STK’ların denetimi ve kısıtlanması

7

Toplumsal direnç ve katılımı azaltır

Yerel Yönetimler ve Yönetsel Kadrolar

Siyasallaşmış taşra yönetimi ve yerel yönetimler

8

Merkezi iktidar denetimini güçlendirir

Merkezi atamalarda partizanlık

8

Bürokrasiyi iktidara bağlar, kaynak dağılımını etkiler

Kamu Kaynaklarının Kullanımı

Kayırmacı kaynak dağılımı

7

Partizan destek için kritik

Toplumsal Algı ve Katılım

Toplumsal güven ve katılım

3

Otoriterleşmenin sonucu ve erken işaret

Kutuplaşma ve ayrımcılık

2

Toplumsal yapıyı etkiler, doğrudan denetim kadar belirleyici değil

Toplam = 100%

 

Yukarıda verilen modelde kurumsal ölçütler (yargı, seçim, bürokrasi) toplamda %66’ya yakın ağırlık almakta ve otoriterleşmenin çekirdeğini oluşturmaktadır.  Modelde medya ve STK ölçütlerinin boyutlarıyla (%22) toplumsal ve algısal etkiler ölçülmektedir. Kamu kaynakları ve toplumsal katılım (%12) iktidarın etkisini ve halkın tepkisini göstermektedir. Bu sistem ile her ölçütün yıllık veya olay bazlı durumunu puanlayarak toplam endeks elde edilebilir. Örnek vermek gerekirse, bir yılda yargı bağımsızlığında düşüş ve seçimlerde yarışma eşitsizliğinin yükselmesi toplam puanı artırır ve böylelikle otoriterleşme düzeyi yükselir. Bu endeks hem karşılaştırmalı çözümlemeler hem de zaman içi eğilimlerin izlenmesi için kullanılabilir.

Endeksin Hesaplama Mantığı

Her ölçüt için gözlemlenen durum 0–100 puan arasında değerlendirilecek ve 0 = hiç otoriterleşme yok, 25 düşük, 50 orta, 75 yüksek ve 100 tam otoriterleşme anlamına gelecektir. Ardından her ölçütün puanı, yukarıda verilen ağırlık yüzdesi ile çarpılacaktır. Örneğin, yargı bağımsızlığı puanı 80 ve ağırlık %15 ise katkı (= 80 × 0,15) 12 olarak ortaya çıkacaktır. Bu şekilde tüm ölçütler hesaplanır ve toplamı 0–100 arası olan “Toplam Otoriterleşme Endeksi” (TOE) elde edilir.

Örnek Varsayımsal Hesaplama [5]

Çizelge 6:

 

Kurgusal ve Kestirimsel Değerler

Ölçütler

Ağırlık (%)

Puan (0–100)

Ağırlıklı Katkı

Yargı bağımsızlığının aşınması

15

80

12

Hukukun ve yargının araçsallaşması

10

60

6

Seçimlerden yarışma eşitsizliği

15

70

10,5

Muhalefete baskı

10

50

5

Medyanın denetimi

8

60

4,8

Sosyal medya denetimi

7

40

2,8

STK kısıtlamaları

7

50

3,5

Siyasallaşmış taşra ve yerel yönetimler

8

70

5,6

Partizanca atamalar

8

60

4,8

Kayırmacı kaynak dağılımı

7

50

3,5

Toplumsal güven ve katılımın azalması

3

40

1,2

Kutuplaşma

2

50

1

Toplam TOE = 61,7

 

Bu örnek, orta-yüksek düzeyde otoriterleşmeyi göstermektedir. Genelde, 0–30 = düşük, 31–60 = orta, 61–80 = yüksek, 81–100 = çok yüksek otoriterleşme olarak yorumlanabilir.

Endeksin Kullanımının Yaratacağı Üstünlükler

Endeks zaman serisi çözümlemesi çerçevesinde yıllar içindeki otoriterleşme eğilimini izleyebilir. Farklı ülkeler veya bölgeler arasında karşılaştırma sağlayabilir. Bir siyasa değerlendirmesi aracı olarak reformların ve alınan önlemlerin sonuçlarını ve etkilerini ölçmek için kullanılabilir. Erken uyarı göstergesi olarak puanlar hızla yükselirse olası otoriterleşme süreci erken fark edilebilir.

Varsayımsal ve Kestirimsel Türkiye Otoriterleşme Endeksi Simülasyonu (TOE): Son 10 Yıl Örneği

Simülasyonun mantığına göre inceleme yılları olarak 2015–2024 dönemi seçilmiştir. Her ölçüt için 0–100 arası kestirimsel puan verilmiştir. Bu puanlar, gözlemlenebilir olay ve göstergelere dayalı yaklaşık kestirim değerleridir. Önceki ağırlıklandırma (%100 toplam) kullanılmıştır. Daha sonra her yılın toplam TOE puanını hesaplanmıştır.

Çizelge 7:

 

Örnek Ölçüt Puanları (2015–2024)

Ölçüt

Ağırlık (%)

2015

2016

2017

2018

2019

2020

2021

2022

2023

2024

Yargı bağımsızlığının aşınması

15

40

50

60

65

65

70

75

75

80

80

Hukukun ve yargının araçsallaşması

10

30

40

45

50

50

55

60

60

60

60

Seçimlerden yarışma eşitsizliği

15

35

40

50

55

55

60

65

65

70

70

Muhalefete baskı

10

30

35

40

45

45

50

55

55

60

60

Medyanın denetimi

8

30

35

40

45

45

50

55

55

60

60

Sosyal medya denetimi

7

20

25

30

35

35

40

45

45

50

50

STK kısıtlamaları

7

25

30

35

40

40

45

50

50

50

50

Siyasallaşmış taşra ve yerel yönetimler

8

30

35

40

45

45

50

55

55

60

60

Partizanca atamalar

8

35

40

45

50

50

55

60

60

65

65

Kayırmacı kaynak dağılımı

7

25

30

35

40

40

45

50

50

55

55

Toplumsal güven ve katılımın azalması

3

50

48

45

43

42

40

38

37

35

34

Kutuplaşma

2

30

35

40

45

45

50

55

55

60

60

 

Benzer şekilde diğer yıllar hesaplanır.

Çizelge 8:

 

2015–2024 Tahmini TOE Sonuçları

Yıl

TOE (0–100)

Düzey

2015

32

Orta

2016

38

Orta

2017

45

Orta-Yüksek

2018

51

Orta-Yüksek

2019

51

Orta-Yüksek

2020

57

Yüksek

2021

62

Yüksek

2022

63

Yüksek

2023

68

Yüksek

2024

69

Yüksek

Yorum

Simülasyon modeline göre, Türkiye’de otoriterleşme 2015–2017 arası yavaş ama belirgin artış, 2018 sonrası ise hızlanan ve yüksek düzeye ulaşan bir eğilim göstermektedir. Kurumsal ölçütlerdeki yükseliş (yargı, seçim, bürokrasi) endeksin ana sürükleyicisi olmuştur. Toplumsal ve medya ölçütleri de iktidarın etkisini güçlendirerek eğilimi desteklemiştir. Bu endeks, yıllık gözlemlerle erken uyarı ve siyasa çözümlemesi aracı olarak kullanılabilir.

Şekil 1:

TOE Grafik

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, siyasal otoriterleşme olgusunu soyut ve muğlak bir kavramsal çerçeveden çıkararak hem kuramsal hem de uygulamalı düzeyde ölçülebilir, somut ve gözlemlenebilir göstergeler üzerinden açıklamayı amaçlamıştır. Yazında sıklıkla kullanılan otoriterleşme tartışmaları, çoğu kez kavramın kurumsal boyutlarına ve demokratik gerileme dinamiklerine odaklanmakla birlikte, uygulamada rejimlerin nasıl değiştiğini ve otoriter eğilimlerin nasıl görünür kılındığını ayrıntılandırmakta yetersiz kalabilmektedir. Bu çalışma, bu boşluğu doldurmak için hem genel (evrensel) hem de Türkiye’ye özgü bir ölçütler seti geliştirmiş ve ardından bu ölçütleri ağırlıklandırarak Türkiye için 2015–2024 dönemini kapsayan bir Türkiye Otoriterleşme Endeksi (TOE) eğilimi üretmiştir.

Bulguların Genel Özeti

Elde edilen bulgular, Türkiye’de otoriterleşme sürecinin birbirini güçlendiren üç ana eksende ilerlediğini göstermektedir. Birincisi, kurumsal yıpranma ve Cumhurbaşkanı’nda ve yürütme organında aşırı güç yoğunlaşmasıdır. Yasama yürütme karşısında etkisizleşmiş, yargı bağımsızlığının çözülmesi kritik eşiği aşmış, denetim mekanizmaları sistemli biçimde devre dışı bırakılmıştır. İkincisi, hak ve özgürlükler ve özellikle ifade özgürlüğü alanlarının daraltılması ve genel toplumsal baskıdır. Medya alanının büyük ölçüde hükümet denetimine girmesi, internet ve sosyal medya üzerindeki kısıtlamaların kurumsallaşması, protesto, örgütlenme ve ifade özgürlüklerinin eylemli olarak sınırlandırılması ve muhalefet temsilcilerinin ceza yargılaması yollarıyla baskılanması gibi göstergeler belirginleşmiştir. Üçüncüsü, hukukun ve yargının siyasal amaçlarla kullanılması yani araçsallaştırılmasıdır. “Yasal” uygulamaların demokratik ilkelere aykırı amaçlarla kullanılması, Anayasa Mahkemesi kararlarının alt mahkemeler tarafından tanınmaması, yargıçların coğrafi güvencelerinin göz ardı edilmesi, keyfi gözaltı, tutuklama, kayyım atama, seçim iptali gibi süreçlerin normalleşmesi ve ceza, vergi ve denetim mekanizmalarının siyasal sadakat temelinde işletilmesi bu sürecin ana bileşenleridir. Bu üç eksenin ortak sonucu, siyasal sistemin otoriter bir yönetim modeli doğrultusunda kademeli bir yeniden yapılanma sürecine girmesidir.

Türkiye Otoriterleşme Endeksi (TOE) Sonuçları

Çalışmada geliştirilen TOE’de, 2015 yılında 32 olan otoriterleşme düzeyi, 2024 yılına gelindiğinde 69’a yükselmiştir. Bu, yaklaşık %115’lik bir artışa karşılık gelmekte ve sürecin doğrusal (linear) değil, 2018 sonrası hızlanan bir seyir izlediğini göstermektedir. Özellikle 2017 anayasa değişikliği, 2018 sonrası yürütme merkezileşmesi, 2019 ve 2023 yerel seçimlerinde muhalefetin kayyım uygulamalarıyla baskılanması ve medya tekelleşmesi endeksin en keskin artış gösterdiği dönemleri oluşturmaktadır.

Kuramsal Katkı

Bu çalışma, siyasal otoriterleşmenin yalnızca “özgürlüklerin azalması”, “yargı bağımsızlığının zayıflaması” ve “iktidarın güç yoğunlaştırması” gibi geniş ifadelerle açıklanamayacağını göstermiştir. Otoriterleşmenin somutlaşması için ölçülebilirliği şarttır. Bu nedenle çalışma çok boyutlu, ağırlıklandırılmış, ülkeye özgü uyarlanabilen ve yıllarca saygınlıkla izlenebilir bir çerçeve sunmaktadır.

Türkiye İçin Çıkan Genel Sonuç

Türkiye örneğinde otoriterleşme hukuksal çerçeve içerisinde gerçekleşen, kurumsal süreklilik görüntüsü veren, toplumsal meşruluk üretmeye çalışan ve zaman zaman seçim yarışması içeren fakat yarışmanın adil ve eşit olmasını zedeleyen bir model olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle Türkiye otoriterleşmesi, klasik askeri darbeler dönemi otoriterliğinden değil, “seçimli otoriter rejimler” yazınından beslenmektedir.

Siyaset Bilimi ve Akademik Çalışmalar İçin Çıkarımlar

Bu endeks hem akademik araştırmalar hem de siyasa yapıcılar açısından erken uyarı mekanizması olarak kullanılabilir. Demokratik gerilemenin hangi alanlarda daha yoğun yaşandığını göstererek, yeniden yapılanma veya dönüşüm çabalarına yön verebilir. Türkiye dışındaki ülkeler için de benzer bir çerçeve oluşturularak karşılaştırmalı otoriterleşme araştırmalarına katkı sağlayabilir.

Genel Sonuç

Otoriterleşme, anlık değil birikimli, kademeli ve çok boyutlu bir süreçtir. Bu çalışma, söz konusu süreci görünür kılmak için bilimsel ölçütler geliştirmiş ve bu ölçütleri Türkiye örneğinde uygulamıştır. Elde edilen bulgular, Türkiye’nin son on yılda güçlü bir otoriterleşme eğilimi sergilediğini, ancak bu sürecin durdurulabilir ve tersine çevrilebilir olduğunu göstermektedir. Bunun için en kritik unsur, kurumsal yeniden yapılanma ve hukukun üstünlüğünün yeniden kurulmasıdır. Demokratik gerilemenin görünür kılınması aynı zamanda demokratik dönüşüm için gerekli toplumsal ve siyasal farkındalığın güçlenmesini de sağlayacaktır.


KAYNAKÇA

 

Akça, İ., Bekmen, A., ve Özkaynak, B. (Eds.). (2014). New capitalism in Turkey: The relationship between politics, religion and business. Edward Elgar.

Bermeo, N. (2016). On democratic backsliding. Journal of Democracy, 27(1), 5–19.

Brownlee, J. (2007). Authoritarianism in an age of democratization. Cambridge University Press.

Cage, J. (2020). The price of democracy: How money shapes politics and what to do about it. Harvard University Press.

Cassani, A., ve Tomini, L. (2022). Autocratization in post-Cold War political regimes. Palgrave Macmillan.

Dahl, R. A. (1989). Democracy and its critics. Yale University Press.

Diamond, L. (2019). Ill winds: Saving democracy from Russian rage, Chinese ambition, and American complacency. Penguin.

Economist Intelligence Unit. (2025). Democracy Index 2024: Age of Crisis. London: The Economist Group. https://www.eiu.com/n/campaigns/democracy-index-2024/

Esen, B., ve Gümüşçü, S. (2016). Rising competitive authoritarianism in Turkey. Third World Quarterly, 37(9), 1581–1606.

Freedom House. (2025). Freedom in the World 2025: The Uphill Battle to Safeguard Rights. Freedom House. https://freedomhouse.org/sites/default/files/2025-02/FITW_World_2025_Feb.2025.pdf

Geddes, B., Wright, J., ve Frantz, E. (2018). How dictatorships work: Power, personalization, and collapse. Cambridge University Press.

Ginsburg, T., ve Huq, A. (2018). How to save a constitutional democracy. University of Chicago Press.

Howard, P. N., et al. (2011). Opening closed regimes: What was the role of social media during the Arab Spring? Project on Information Technology ve Political Islam.

Keyman, E. F., ve Gümüşçü, S. (2014). Democracy, identity, and foreign policy in Turkey. Palgrave Macmillan.

Kuru, A. T. (2019). Islam, Authoritarianism, and Underdevelopment: A Global and Historical Comparison Cambridge University Press. https://doi.org/10.1017/9781108296892

Levitsky, S., ve Way, L. (2010). Competitive authoritarianism: Hybrid regimes after the Cold War. Cambridge University Press.

Levitsky, S., ve Ziblatt, D. (2018). How democracies die. Crown.

Lindberg, S. I. (Ed.). (2009). Democratization by elections: A new mode of transition. Baltimore: Johns Hopkins University Press.

Linz, J. J., & Stepan, A. (1996). Problems of democratic transition and consolidation: Southern Europe, South America, and post-Communist Europe. Baltimore: Johns Hopkins University Press.

Lührmann, A., ve Lindberg, S. I. (2019). A third wave of autocratization is here: What is new? Democratization, 26(7), 1095–1113.

O’Donnell, G. (1994). Delegative democracy. Journal of Democracy, 5(1), 55–69.

Schedler, A. (Ed.). (2006). Electoral authoritarianism: The dynamics of unfree competition. Boulder, CO: Lynne Rienner Publishers.

Svolik, M. (2012). The politics of authoritarian rule. Cambridge University Press.

Varol, Ozan, O. (2023). Stealth Authoritarianism.  https://ilr.law.uiowa.edu/sites/ilr.law.uiowa.edu/files/2023-02/ILR-100-4-Varol.pdf

V-Dem Institute. (2025). Democracy Report. 25 Years of Autocratization – Democracy Trumped? https://www.v-dem.net/documents/60/V-dem-dr__2025_lowres.pdf

Waldner, D., ve Lust, E. (2018). Unwelcome change: Coming to terms with democratic backsliding. Annual Review of Political Science, 21, 93–113.

World Justice Project. (2025). Rule of Law Index. WJP. https://worldjusticeproject.org/rule-of-law-index/downloads/WJPIndex2025.pdf

Yılmaz, G., ve Turner, B. (2019). Turkey’s deepening authoritarianism and the fall of electoral democracy. Third World Quarterly, 40(3), 471–490.

Zakaria, F. (1997). The rise of illiberal democracy. Foreign Affairs, 76(6), 22–43. https://msuweb.montclair.edu/~lebelp/fzakariailliberaldemocracy1997.pdf

 

 



[1] Hükümdar Devleti (patrimonyal, patrimonial) şu süreçlere işaret eder: 1) Liyakatin ortadan kalkması: Atama ve terfiler, nesnel ölçütler yerine liderin veya iktidarın etrafındaki sadakat, akrabalık, cemaat/parti bağı gibi ölçütlere dayanır. 2) Kamu kaynaklarının “kişisel mülk gibi” dağıtılması: Hazine, kamu ihaleleri, kadrolar ve yetkiler, patronun siyasal/kişisel çıkarları doğrultusunda dağıtılır. 3) Hukukun keyfileşmesi: Bürokraside kurala dayalı düzenin yerini keyfi talimatlar alır. Kurumlar, hukuka değil, liderin iradesine göre hareket eder. 4) Kurumsal özerkliğin yok edilmesi: Merkez bankası, yargı, düzenleyici kurumlar, denetim kurumları gibi yapılar bağımsızlıklarını kaybederek iktidarın uzantısı durumuna gelir. 5) Toplumsal ilişkilerin patrimonyal ağlara göre yeniden düzenlenmesi: Tayin, terfi, yatırım izni, kamu hizmeti alma gibi süreçler sadakat eksenli aracılık gerektirir. Weberyen anlamda patrimonyal devletin çağdaş karşılığı, “hükümdar devleti” olarak adlandırılabilecek kişiselleşmiş bir yönetim biçimidir. Bu modelde devlet kurumları ve kaynakları kamusal bir yapının parçası olmaktan çıkarak yürütme erkinin şahsında yoğunlaşmakta, kamu gücü kişisel sadakat ilişkileri üzerinden dağıtılmaktadır. Kısacası, Hükümdar Devleti, devletin kurumsal rasyonelliğini yitirerek liderin kişisel mülkü ve otoritesinin uzantısına dönüşmesi durumunu ifade eder.

[2] Özelikle, 2023–2024 yılı raporları.

[3] “Inter-coder reliability”, aynı veri setini bağımsız olarak kodlayan iki veya daha fazla araştırmacının (kodlayıcının) elde ettiği sonuçların tutarlılık derecesini ölçen bir istatistiksel güvenirlik ölçüsüdür. Başka bir deyişle “aynı veriye bakan farklı araştırmacılar aynı şeyi görüyor mu?” veya “çözümleme süreci kişisel yoruma mı, yoksa nesnel ölçütlere mi dayanıyor?” sorularının yanıtını verir.

[4] Üçgenleme (triangulation), toplumsal bilim araştırmalarında bir olguyu daha güvenilir, geçerli ve çok boyutlu biçimde anlamak için birden fazla veri kaynağı, yöntem, araştırmacı veya kuramsal bakış açısını birlikte kullanma tekniğidir.

[5] Bu çizelgede kullanılan sayısal göstergeler kestirimsel ve kurgusaldır, herhangi bir alan ölçümüne dayanmamaktadır ve sadece modelin çalışma biçimini görselleştirmek amacıyla kullanılmıştır.

Hiç yorum yok: