Devlet, İktidar ve Söylem: ‘Devlet
Projesi’ İfadesinin Anayasal Karşılıksızlığı
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
ÖZ
Bu çalışma,
Türkiye’de siyasal söylemde yaygın biçimde kullanılan “devlet projesi”
kavramını anayasal ve yasal bağlamda incelemeyi amaçlamaktadır. Makale, söz
konusu kavramın Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve yürürlükteki mevzuat
çerçevesinde tanımlanmış bir hukuksal karşılığının bulunmadığını ortaya
koymaktadır. Çalışma, normatif metin incelemesi ve söylem çözümlemesini
birlikte kullanarak, “devlet projesi” ifadesinin hukuksal bir kategori olmaktan
çok söylemsel bir meşruluk üretim aracı olarak işlev gördüğünü göstermektedir. Hukuksal
geçerlik niteliklerinden yoksun bu tür söylemlerin, siyasal sorumluluğun
belirsizleşmesine ve denetim mekanizmalarının zayıflamasına yol açtığı ileri
sürülmektedir. Makalede ayrıca, devlet ile iktidar arasındaki ayrımın söylemsel
düzeyde bulanıklaştırılmasının hukuk devleti ilkesi açısından taşıdığı yapısal
riskler tartışılmaktadır. Çalışma, hukuksal karşılığı olmayan kavramların sistemli
kullanımının hukuk devletinin açık ihlaller olmaksızın aşındırılabileceğini
gösterdiği sonucuna ulaşmaktadır.
Anahtar
Kelimeler: Devlet
projesi, hukuk devleti, anayasal meşruluk, siyasal söylem, hukuksal yokluk
ABSTRACT
This article examines the concept of “state project,”
which is widely used in political discourse in Türkiye, within a constitutional
and legal framework. It argues that the concept lacks any defined legal basis
in the Constitution of the Republic of Türkiye or in the existing statutory
framework. By combining normative legal analysis with discourse analysis, the
study demonstrates that the term “the Project of the State” functions not as a
legal category but as a discursive tool for producing political legitimacy. The
article contends that the use of such legally undefined concepts contributes to
the obscuring of political responsibility and the weakening of accountability
mechanisms. It further analyzes how the discursive blurring of the distinction
between state and political power poses structural risks to the principle of
the rule of law. The study concludes that the systematic use of legally
undefined concepts can erode the rule of law without overt violations of legal
norms.
Keywords: State project, rule of law, constitutional
legitimacy, political discourse, legal nullity
GİRİŞ
Son dönemde
Türkiye’de siyasal tartışma dilinde giderek daha sık kullanılan “devlet
projesi” ifadesi, ilk bakışta kurumsal süreklilik, hukuksal meşruluk ve devlet
aklının toplu bir ürünü olduğu izlenimi yaratmaktadır. Bu söylem, özellikle
tartışmalı ve yüksek siyasal maliyet içeren süreçlerin tanımlanmasında tercih
edilmekte ve böylece söz konusu süreçlerin gündelik siyasal çekişmelerin ve
demokratik denetimin dışında tutulması amaçlanmaktadır. Ancak bu kavramsal
tercih, hukuk devleti ilkeleri bakımından ciddi bir sorun alanına işaret
etmektedir. Zira “devlet projesi” ifadesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda ve
yürürlükteki yasal mevzuatta tanımlanmış bir kavram değildir.
Bu
çalışmanın temel çıkış noktası, “devlet projesi” söyleminin hukuksal bir kavram
olarak değil, siyasal bir meşrulaştırma aracı olarak işlev gördüğü saptamasıdır.
Hukuk devleti, devletin iradesini soyut ve belirsiz atıflar üzerinden değil,
normlar, yetkiler ve kurumsal işlemler aracılığıyla görünür kılar. Anayasa,
yasalar ve yetkilendirilmiş yönetsel eylem, işlem ve kararlar dışında kalan
söylemler, devleti değil, ancak siyasal aktörlerin niyetlerini ve stratejik
hesaplarını yansıtabilir. Bu bağlamda, hukuksal karşılığı olmayan bir ifadenin
“devlet” adına konuşma yetkisi kazandıracak şekilde kullanılması hem anayasal
düzeni hem de demokratik hesap verebilirliği zedeleyen bir sonuç doğurmaktadır.
Çağdaş
anayasal devlet anlayışında “devlet”, metafizik bir akıl ya da tarihsel bir
özne değil, normatif olarak kurulmuş bir yapıdır. Max Weber’in hukuksal-akılcı
otorite tanımında da vurgulandığı üzere devletin meşruluğu, kişisel karizma ya
da gelenekten değil, hukuka uygun biçimde oluşturulmuş kurallar bütününden
kaynaklanır. Hans Kelsen’in normlar hiyerarşisi yaklaşımı ise devlet iradesinin
ancak üst normlara dayanan ve alt normlar aracılığıyla somutlaşan işlemlerle
görünür olabileceğini ortaya koyar. Bu kuramsal çerçeve, “devlet siyasası”,
“kamu yararı” ya da “ulusal güvenlik” gibi kavramların ancak normatif bir
zemine dayanması durumunda anlamlı olabileceğini göstermektedir. Buna karşılık
“devlet projesi” ifadesi, bu normatif zincirin hiçbir halkasına
bağlanmamaktadır. Çağdaş devletin meşruluğu, karizmatik ya da kişisel iradeden
değil, hukuksal olarak tanımlanmış ve öngörülebilir normlara dayalı hukuksal-akılcı
otoriteden türemektedir (Weber, 1978).
Türkiye’de
siyasal dilin son yıllarda giderek artan ölçüde normatif kavramlardan çok
muğlak ve retorik ifadelere yaslanması, otoriterleşme tartışmalarıyla doğrudan
ilişkilidir. Hukuksal tanımı olmayan kavramlar, siyasal iktidar açısından
önemli bir üstünlük sunar. Bu tür kavramlar, hem karar alma süreçlerinin
kaynağını belirsizleştirir hem de sorumluluğun kişiselleştirilmesini engeller.
“Devlet projesi” söylemi, bu açıdan bakıldığında, karar alıcının kim olduğu,
hangi yetkiye dayanılarak hareket edildiği ve sürecin hangi hukuksal
mekanizmalarla denetlendiği sorularını etkisizleştiren bir işlev görmektedir.
Bu söylemin
tercih edilmesi rastlantısal değildir. Hukuksal niteliğe büründürülmüş
kararlar, kaçınılmaz olarak yargısal ve siyasal denetime açıktır. Oysa hukuksal
niteliği olmayan, ancak “devlet” adına sunulan söylemler, eleştiriyi meşruluk
dışı göstermeye daha elverişlidir. Böylece siyasal kararlar, hukukun sınırları
içinde tartışılmak yerine, devletin bekası ya da devlet aklı gibi muğlak
referanslar üzerinden dokunulmazlık zırhına bürünmektedir. Bu durum, Lon L.
Fuller’ın “hukukun iç ahlakı” olarak ifade ettiği öngörülebilirlik, açıklık ve
hesap verebilirlik ilkeleriyle açık bir gerilim içindedir. Hukuk devletinde devlet, normların
dışında ve üstünde bir irade olarak düşünülemez (Fuller, 1969).
Çalışma, bu
genel kavramsal çerçeve içinde, “devlet projesi” söyleminin siyasal işlevini
çözümlemeyi amaçlamaktadır. Özellikle belirli siyasal aktörler tarafından dile
getirilen ve kamuoyunda “devletin kararı” ya da “devletin planı” şeklinde
algılanması istenen açıklamalar bir örnek olay çözümlemesi çerçevesinde ele
alınacaktır. Bu çözümlemede amaç, söz konusu açıklamaların içeriğinden çok,
hangi hukuksal yetkiye dayanarak ve hangi kurumsal mekanizmalar dışında
üretildiğini göstermektir. Böylece tartışma, “devlet ne yaptı?” sorusundan
çıkarılarak, “kim, hangi yetkiyle ve hangi hukuk dışı söylemle konuşuyor?”
sorusuna yöneltilecektir. Çağdaş anayasal düzende devletin iradesi, kişisel veya siyasal
beyanlardan değil, önceden belirlenmiş ve öngörülebilir normlardan doğar.
(Kelsen, 1967; Dicey, 1982)
Bu yaklaşım,
çalışmanın normatif iddiasını da açık biçimde ortaya koymaktadır: Hukuk
devletinde devlet, sessiz ve gizemli bir özne değildir. Devlet, anayasa ve
yasalar aracılığıyla konuşur, yetkili organlar eliyle işlem oluşturur ve bu
işlemler yargısal ve siyasal denetime açık olur. Normatif temeli olmayan
söylemlerin “devlet” adına dolaşıma sokulması ise devlet ile iktidar arasındaki
ayrımı bulanıklaştırmakta ve demokratik meşruluğun içini boşaltmaktadır. Bu
nedenle “devlet projesi” söylemi, yalnızca kavramsal bir sorun değil, aynı
zamanda hukuk devleti açısından yapısal bir risk olarak değerlendirilmelidir.
AMAÇ VE
KAPSAM
Bu
çalışmanın temel amacı, son dönemde Türkiye’de siyasal söylemde giderek
yaygınlaşan “devlet projesi” ifadesinin anayasal ve yasal düzlemdeki
karşılıksızlığını ortaya koymak ve bu söylemin hukuk devleti ilkeleri
bakımından ne anlama geldiğini çözümleyici bir çerçeve içinde incelemektir.
Çalışma, “devlet projesi” kavramının hukuksal bir kategori olmadığı ve buna karşın
devlet adına hareket edildiği izlenimi yaratacak şekilde dolaşıma sokulduğu
varsayımından hareket etmektedir. Bu bağlamda makale, söz konusu söylemin
siyasal işlevini, meşrulaştırma kapasitesini ve demokratik denetim
mekanizmaları üzerindeki etkilerini tartışmayı amaçlamaktadır.
Makalenin
bir diğer amacı, devlet ile iktidar arasındaki ayrımın söylemsel düzeyde nasıl
bulanıklaştırıldığını göstermek ve bu bulanıklaştırmanın anayasal düzen
açısından doğurduğu sonuçları değerlendirmektir. Hukuk devletinde devlet
iradesinin ancak anayasa, yasalar ve yetkilendirilmiş yönetsel işlemler yoluyla
görünürlük kazanabileceği kabulünden hareketle, normatif zeminden yoksun
kavramların “devlet aklı” ya da “devlet kararı” gibi sunulmasının, siyasal
sorumluluğu anonimleştiren ve hatta ortadan kaldıran bir mekanizma olarak nasıl
çalıştığı çözümlenmektedir. Hukuk devleti ilkesinin asli unsurlarından biri, devlet adına kullanılan
kavram ve yetkilerin açık ve belirli olmasıdır. (Fuller, 1969)
Bu çerçevede
çalışma, güncel bir siyasal tartışmadan hareket etmekle birlikte, betimleyici
veya polemikçi bir tutum benimsemekten özellikle kaçınmaktadır. Amaç, belirli
bir siyasal tavrı savunmak ya da reddetmek değil, kullanılan söylemin hukuksal
niteliğini ve anayasal sistem üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Bu
yönüyle makale, güncel bir örnek olay üzerinden hukuk devleti, meşruluk ve
otoriterleşme yazınına kavramsal bir katkı sunmayı hedeflemektedir.
Kapsam
bakımından çalışma, “devlet projesi” söyleminin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
ve yürürlükteki mevzuat çerçevesindeki yerini (ya da yokluğunu) incelemekle
sınırlıdır. Çözümleme anayasal metinler, yasalar ve ikincil mevzuatın taranması
ile siyasal söylem çözümlemesini birlikte içermektedir. Örnek olay çözümlemesi bölümünde ise belirli
bir siyasal aktörün kamuoyuna yansıyan açıklamaları içeriklerinden çok hukuksal
yetki ve kurumsal zemin bakımından değerlendirilmektedir. Çalışma, söz konusu
sürecin siyasal sonuçlarını öngörmeyi değil, söylemin hukuk devleti bakımından
taşıdığı yapısal riskleri görünür kılmayı amaçlamaktadır. Bu makale, siyasal
sürecin içeriğini değil, bu sürecin ‘devlet’ adına kurulma biçimini anayasal
açıdan incelemektedir.
HEDEFLER
Bu
çalışmanın temel hedefleri aşağıda sistemli biçimde ortaya konulmuştur:
Kavramsal Netleştirme Sağlamak: Türkiye’de siyasal söylemde yaygın
biçimde kullanılan “devlet projesi” ifadesinin, anayasal ve yasal düzlemde
tanımlı bir kavram olmadığını ortaya koymak ve bu söylemi hukuksal kavramlardan
ayırmak.
Normatif Karşılıksızlığı Göstermek: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası,
yürürlükteki kanunlar ve ikincil mevzuat taranarak “devlet projesi” ifadesinin
herhangi bir normatif dayanağının bulunmadığını ortaya koymak.
Devlet ve İktidar Ayrımını Açığa Çıkarmak: Hukuk devletinde devlet iradesinin
hangi araçlar ve yetkiler yoluyla ortaya çıktığını açıklamak ve hukuksal zemini
olmayan siyasal söylemlerin devlet adına sunulmasının iktidar ve devlet
ayrımını nasıl bulanıklaştırdığını göstermek.
Söylemin Siyasal İşlevini Çözümlemek: “Devlet projesi” söyleminin, siyasal
kararları tartışma dışı bırakma, eleştiriyi gayrimeşru gösterme ve sorumluluğu
anonimleştirme işlevlerini nasıl yerine getirdiğini söylem çözümlemesi yoluyla
incelemek.
Hesap Verebilirlik Sorununu Ortaya Koymak: Hukuksal forma bürünmemiş süreçlerin
“devlet” adına sunulmasının yargısal ve siyasal denetim mekanizmalarını nasıl
zayıflattığını ortaya koymak.
Örnek Olay Çözümlemesi Yoluyla Somutlaştırmak: Güncel bir siyasal örnek üzerinden,
“devlet projesi” söyleminin uygulamada nasıl kullanıldığını, hangi yetki, kurum
ve normlar dışında işlediğini göstermek.
Hukuk Devleti ve Otoriterleşme Yazınına Katkı Sunmak: Çalışmanın bulgularını, hukuk devleti
ilkesinin aşınması ve söylemsel otoriterleşme tartışmaları bağlamında
değerlendirerek kuramsal yazına kavramsal bir katkı sağlamak.
YÖNTEM
Bu çalışma,
nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde tasarlanmıştır ve çözümleyici ve yorumlayıcı
bir yönteme dayanmaktadır. Araştırmanın temel yöntemi, normatif metin
incelemesi ile söylem çözümlemesinin birlikte kullanılmasıdır. Bu tercih,
“devlet projesi” söyleminin hem hukuksal karşılıksızlığını hem de siyasal
işlevini görünür kılmayı amaçlayan çalışmanın bütüncül niteliği ile uyumludur.
Çalışmanın
ilk aşamasında, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, yürürlükteki kanunlar ve ikincil
mevzuat sistemli biçimde taranmıştır. Bu tarama, “devlet projesi” ifadesinin
doğrudan kullanımı kadar, bu ifadeye kavramsal olarak karşılık gelebilecek
normatif düzenlemelerin var olup olmadığını incelemeyi de kapsamaktadır.
Böylece çalışmada, yalnızca kelime temelli bir arama değil, hukuksal yetki,
tanım ve süreç içeren düzenlemelerin varlığına odaklanan içerik temelli bir
normatif çözümleme gerçekleştirilmiştir.
İkinci
aşamada, siyasal söylem çözümlemesi yöntemi kullanılmıştır. Bu kapsamda,
belirli siyasal aktörler tarafından kamuoyuna açık şekilde dile getirilen ve
“devlet projesi” olarak sunulan açıklamalar, içeriklerinden çok söylemsel
konumlandırmaları bakımından çözümlenmiştir. Söylem çözümlemesinde temel odak
noktası açıklamaların hangi hukuksal yetkiye atıf yaptığı, hangi kurumsal
mekanizmaları dışarıda bıraktığı ve nasıl bir meşruluk zemini ürettiğidir. Bu
yönüyle söylem, bir iletişim biçimi olarak değil, iktidar ilişkilerini
düzenleyen bir araç olarak ele alınmıştır.
Çalışmada örnek
olay çözümlemesi yöntemi, sınırlı ve amaçlı bir çerçevede kullanılmıştır. İncelenen
örnek olay, siyasal tartışmanın içeriğini değerlendirmek ya da söz konusu
sürecin siyasal sonuçlarını öngörmek amacıyla değil, “devlet projesi”
söyleminin uygulamada nasıl işlediğini göstermek amacıyla seçilmiştir. Bu nedenle
örnek olay, genellenebilir bir örnek olarak değil, çözümleyici bir araç olarak
ele alınmıştır.
Araştırma,
nicel veri, kamuoyu yoklamaları ya da istatistiksel çözümleme içermemektedir.
Bu yöntembilimsel tercih bilinçlidir. Çalışmanın konusu, ölçülebilir
davranışlardan çok, normatif boşluklar ve söylemsel meşrulaştırma
mekanizmalarıdır. Bu tür olgular, nicel yöntemlerle değil, hukuksal metin çözümlemesi
ve söylem çözümlemesi yoluyla daha sağlıklı biçimde incelenebilir.
Son olarak
çalışma, hukuksal ve siyasal çözümleme arasında yöntembilimsel bir ayrım
gözetmektedir. Hukuksal çözümleme bölümlerinde normatif metinler esas
alınırken, siyasal çözümleme bölümlerinde söylemin bağlamsal ve işlevsel
boyutları ön plana çıkarılmıştır. Bu ayrım, çalışmanın hem hukuk devletine
ilişkin normatif savının korumasını hem de siyasal uygulamalarına ilişkin çözümleyici
derinlik kazanmasını amaçlamaktadır.
YAZINA
KATKI
Bu çalışma,
hukuk devleti ve otoriterleşme yazınına iki düzlemde özgün bir katkı sunmayı
amaçlamaktadır. İlk olarak makale, siyasal söylemde yaygın biçimde kullanılan
ancak anayasal ve yasal düzlemde tanımlanmış bir karşılığı bulunmayan “devlet
projesi” ifadesini doğrudan inceleme konusu yapmaktadır. Mevcut yazın, hukuk
devleti, egemenlik, meşruluk ve siyasal söylem başlıklarını kapsamlı biçimde
ele almakla birlikte, hukuksal karşılığı olmayan bir kavramın devlet adına
dolaşıma sokulmasının anayasal sistem üzerindeki etkilerini özel olarak
irdelememektedir. Bu çalışma, söz konusu kavramsal boşluğu görünür kılarak yazındaki
bu eksikliği gidermeyi hedeflemektedir.
İkinci
olarak çalışma, hukukun aşındırılmasının yalnızca normların açık ihlali yoluyla
değil, hukuksal tanımı olmayan söylemlerin sistemli biçimde meşrulaştırılması
yoluyla da gerçekleşebileceğini göstermektedir. Bu yönüyle makale,
karşılaştırmalı siyaset yazınında tartışılan örtük otoriterleşme ve otokratik
hukukçuluk yaklaşımlarına, söylemsel bir boyut eklemektedir. Hukukun yerini
almamakla birlikte onun işlevini uygulamada devre dışı bırakan kavramların
kullanımı, hukuk devleti ilkesinin nasıl sessiz ve görünmez biçimde
aşındırılabileceğine ilişkin somut bir çözümleme sunmaktadır. Bu çerçeve, benzer biçimde ‘devlet
adına’ yürütülen ve hukuksal zemini belirsiz başka siyasa alanlarının çözümlenmesinde
de kullanılabilir.”
HUKUKSAL
YOKLUK ÇÖZÜMLEMESİ
“Devlet
Projesi” Söyleminin Anayasal ve Yasal Karşılıksızlığı: Bu bölümde izlenecek yol yoruma
değil belgeye dayanır. Bu savı tartışmaya açmıyoruz, sadece hukuksal olarak var
mı, yok mu sorusuna yanıt arıyoruz. Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası’nda devlet iradesinin ortaya çıkış biçimleri açık ve
sınırlı biçimde düzenlenmiştir. Devlet adına bağlayıcı irade, Türkiye Büyük
Millet Meclisi (yasama), Cumhurbaşkanı (yürütme), Anayasa ve kanunlarla
yetkilendirilmiş yönetsel organlar aracılığıyla ve belirli usuller çerçevesinde
ortaya konulabilir. Anayasa metninde “devlet projesi” adı altında, hukuksal
etkiler doğuran, bağlayıcı veya yönlendirici bir karar alma mekanizmasına yer
verilmemiştir. Devlet adına yürütülen siyasaların ve uygulamaların tamamı,
anayasal olarak tanımlanmış normatif araçlar üzerinden kurulmak zorundadır. Bu
araçların dışında kalan girişimlerin “devlet” sıfatıyla sunulması, anayasal
sistem bakımından hukuksal bir karşılık taşımamaktadır. Hukukta bir işlemin yoklukla malul
olması, onun hukuksal varlık kazanmasını sağlayan kurucu unsurlardan yoksun
olması anlamına gelir. (Gözler, 2021; Günday, 2020)
Yasama ve
İkincil Mevzuat Düzeyi: Yürürlükteki kanunlar, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ve ilgili mevzuat
incelendiğinde de “devlet projesi” adı altında tanımlanmış bağımsız bir hukuksal
kategoriye rastlanmamaktadır. Kamu siyasaları, kanun, strateji belgesi,
kalkınma planı, program veya yönetsel işlem gibi hukuksal olarak tanımlı
araçlarla oluşturulur ve uygulanır. Bu bağlamda “devlet projesi” ifadesi,
normatif belge niteliği taşımamakta ve herhangi bir yetki, görev ya da
sorumluluk dağılımı içermemektedir. Dolayısıyla bu kavram, hukuksal sonuç
doğurabilecek bir işlem veya karar kategorisi olarak değerlendirilemez.
Kurumsal
Yetki ve Sorumluluk Sorunu: Hukuk devletinde temel ilke, yetkinin kaynağının ve sınırının
açıkça belirlenmiş olmasıdır. “Devlet projesi” söylemi ise, hangi kurumun,
hangi anayasal veya yasal yetkiye dayanarak hareket ettiğini
belirsizleştirmektedir. Bu belirsizlik, siyasal kararların hukuksal denetimden
kaçırılmasına olanak tanımaktadır. Yetkisi ve sorumluluğu tanımlanmamış bir
sürecin devlet adına sunulması, hukuksal değil siyasal bir nitelik taşır ve
anayasal meşruluk üretmez. Anayasal düzende devlet adına bağlayıcı irade, yalnızca yetkili organlar
ve öngörülen usuller aracılığıyla ortaya çıkabilir. (Kelsen, 1967)
Hukuksal
Yokluk Kavramı Açısından Değerlendirme: Hukuk kuramında “yokluk”, bir işlemin hukuksal varlık
kazanabilmesi için gerekli asli unsurları baştan itibaren taşımaması durumunu
ifade eder. Anayasal veya yasal temel içermeyen “devlet projesi” söylemi, bu
anlamda “mutlak butlan” hükmündedir yani yoklukla sakat bir eylemdir. Bu söylem
üzerinden oluşturulan siyasal anlatılar, hukuksal değil retorik bir zemin
üzerinde yükselmektedir. Bu hukuksal yokluk durumu, sorunun yalnızca kavramsal
değil, aynı zamanda siyasal olduğunu göstermektedir. Bir kavramın hukuksal
olarak var olmadan devlet adına dolaşıma girmesi, söylemin işlevini ve siyasal
sonuçlarını ayrıca incelemeyi gerekli kılmaktadır. Bir sonraki bölümde, “devlet
projesi” söyleminin siyasal ve işlevsel boyutu ele alınacaktır.
SİYASAL
SÖYLEM VE MEŞRULUK ÜRETİMİ
“Devlet
Projesi” İfadesinin İşlevsel Çözümlemesi: Hukuksal karşılığı bulunmayan kavramların siyasal
alanda dolaşıma sokulması, rastlantısal bir dil tercihi değildir. “Devlet
projesi” ifadesi, hukuksal bir kategori olmaktan çok, belirli siyasal işlevleri
yerine getiren söylemsel bir araçtır. Bu söylem, karar alma süreçlerini hukuksal
denetime açmak yerine, onları devletin aşkın ve tartışılamaz iradesi olarak
sunma amacını taşır. Devlet adına konuşma yetkisi, hukuksal bir yetkiden çok simgesel
olarak kurulduğunda, söylem meşruluğun asıl kaynağı durumuna gelir (Bourdieu,
1991).
Eleştirinin
Meşruluk Dışına İtilmesi: “Devlet projesi” olarak sunulan süreçler, doğaları gereği siyasal
tartışmanın dışına taşınır. Bu söylem, sürece yönelik eleştirileri devlete
yöneltilmiş bir itiraz gibi çerçeveleyerek, muhalefeti ve eleştirel kamusal
tartışmayı gayrimeşru konuma iter. Böylece hukuksal değil, ahlaksal ve simgesel
bir üstünlük üretilir. Söylem, belirli kararları tartışma dışına iterek
iktidarın sorgulanabilirliğini azaltabilir. (Foucault, 1980)
Siyasal
Sorumluluğun Anonimleşmesi: Anayasal sistemlerde siyasal sorumluluk, yetki kullanan aktörlerin açık
biçimde tanımlanmasını gerektirir. Ancak “devlet projesi” söylemi, hangi
kurumun, hangi yetkiyle ve hangi kararın sahibi olduğunu belirsizleştirir. Bu
belirsizlik, siyasal sorumluluğun kişilerden arındırılmasına ve hesap
verebilirliğin ortadan kalkmasına yol açar.
Hukuksal
Süreçlerin İkame Edilmesi: Söylem düzeyinde “devlet adına” hareket edildiği savı, hukuksal
süreçlerin yerini alır. Anayasa, yasalar ve yargısal denetim mekanizmaları
devrede olmaksızın yürütülen süreçler, bu söylem yoluyla meşrulaştırılır. Bu
durum, hukuk devletinin biçimsel olarak korunurken içerik olarak boşaltılması
anlamına gelir.
Devlet ve
İktidar Ayrımının Bulanıklaştırılması: Demokratik hukuk devletinde devlet, kişilere veya partilere
indirgenemez. Buna karşın “devlet projesi” söylemi, iktidar aktörlerinin
tercihlerini devlet iradesiyle özdeşleştirir. Bu özdeşlik, iktidarın geçiciliği
ilkesini aşındırır ve siyasal iktidarın kendisini devletle eşitlemesine olanak
tanır.
Otoriterleşme
Süreçleriyle İlişkisi: Karşılaştırmalı siyaset yazınında, otoriterleşmenin önemli
göstergelerinden biri, hukuksal normlar yerine söylemsel meşruluk üretimidir.
“Devlet projesi” gibi belirsiz ve norm dışı ifadeler, bu bağlamda yumuşak ama
etkili bir otoriterleşme aracıdır. Hukuk biçimsel olarak yürürlükte kalırken,
siyasal uygulamalar hukuk dışı söylemlerle yönlendirilir. Bu söylemsel
çerçevenin uygulamada nasıl işletildiği, ancak somut bir örnek üzerinden
incelendiğinde tüm açıklığıyla görülebilir. Bir sonraki bölümde, “devlet
projesi” söyleminin güncel bir siyasal süreçte nasıl kullanıldığı örnek olay çözümlemesi
yoluyla ele alınacaktır.
ÖRNEK OLAY ÇÖZÜMLEMESİ
Bu bölümde
ele alınan süreç, herhangi bir siyasal aktörün niyetinden çok, söylemin nasıl
kurulduğu ve hangi anayasal boşluklardan beslendiği üzerinden çözümlenmektedir.
İnceleme, sürecin içeriğinden çok, nasıl meşrulaştırıldığı sorununa
odaklanmaktadır.
Sürecin
Başlangıç Biçimi ve Kurumsal Dışılığı: Kamuoyuna açıklanan ve doğrudan Abdullah Öcalan ve PKK
bağlamına temas eden söylemler, anayasal sistemde tanımlı herhangi bir karar
alma veya yürütme mekanizmasına dayanmamaktadır. Süreç, TBMM gündeminde
tartışılmamış, yürütme organı tarafından bir siyasa belgesiyle ilan edilmemiş
ve yargısal veya yönetsel bir işlemle kurumsallaştırılmamıştır. Buna karşın
kamuoyuna, “devletin bildiği”, “devletin yürüttüğü” veya “devlet projesi”
olduğu ima edilen bir çerçevede sunulmuştur. Bu durum, anayasal yetki haritası
açısından dikkat çekici bir belirsizlik üretmektedir. Hukuksal normların açık
ihlali olmaksızın yürütülen bu tür süreçler, çağdaş yazında hukukun örtük
biçimde aşındırılması olarak tanımlanmaktadır (Varol, 2015; Scheppele, 2018).
Söylemin
Kuruluşu ve “Devletin Aklı” Vurgusu: Süreçle ilgili açıklamalarda sıkça başvurulan “devlet aklı”,
“devletin bekası” ve örtük biçimde “devlet projesi” ima eden ifadeler, sürecin hukuksal
değil simgesel bir meşruluk zeminine oturtulduğunu göstermektedir. Bu söylem,
kararın kaynağını belirli bir anayasal organdan çok, soyut ve denetlenemez bir
“devlet iradesine” atfetmektedir. Bu bağlamda söylem, süreci siyasal görüşme
konusu olmaktan çıkararak, tartışılması dahi sakıncalı bir devlet sorunu olarak
konumlandırmaktadır.
Yetki Sorunu
ve Anayasal Sessizlik: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda, bir siyasi parti liderinin (yürütme
yetkisi bulunmaksızın) devlet adına sürekli ve yönlendirici nitelikte bir süreç
başlatmasına olanak tanıyan herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Buna karşın
süreç, anayasal sessizlikten yararlanılarak bir siyasal gerçeklik durumuna
getirilmiştir. Bu durum, anayasal sistem açısından iki sonuç doğurmaktadır.
Birincisi, yetkisiz bir aktörün devlet adına konuşur duruma gelmesi ve ikincisi
yetkili organların bu süreci açık biçimde sahiplenmeyerek sorumluluktan
kaçınması.
Söylemsel
Meşruluğun İşlevi. “Devlet
projesi” iması, sürecin hukuksal denetime açılmasını engelleyen bir kalkan
işlevi görmektedir. Sürece yönelik eleştiriler, içerik üzerinden değil,
“devlete karşı çıkmakla” özdeşleştirilmektedir. Böylece, muhalefetin siyasal
itiraz alanı daraltılmakta, kamusal tartışma bastırılmakta ve sürecin hukuksal
dayanağı sorgulanamaz kılınmaktadır. Bu mekanizma, hukuk devletinden çok
karizmatik ve simgesel otoriteye dayalı meşruluk üretim biçimlerine işaret
etmektedir.
Devlet ve
İktidar Ayrımının Uygulamada Aşınması: Örnek olay, devlet ile iktidar arasındaki ayrımın söylemsel
düzeyde nasıl çözüldüğünü açık biçimde göstermektedir. Süreç ne biçimsel devlet
siyasasıdır ne de sıradan bir siyasal öneridir. Bu ikilem, bilinçli biçimde konuyu
ve sorumluları muğlak bırakmaktadır. Bu muğlaklık, devlet adına konuşma
tekeline sahip olmayan aktörlerin meşruluk kazanmasına olanak tanımaktadır.
Değerlendirmek
gerekirse, bu sürecin “devlet projesi” olarak nitelendirilmesi, hukuksal değil
söylemsel bir işlemdir. Bu nitelendirme, anayasal sistemde tanımlı olmayan bir
süreci meşrulaştırmak ve denetim dışı bırakmak amacıyla kullanılmaktadır. İncelenen
örnek olay, hukuk devletinin açık ihlallerden çok, kavramlar ve söylemler
yoluyla nasıl aşındırılabildiğini somut biçimde ortaya koymaktadır.
SONUÇ VE
DEĞERLENDİRME
Bu çalışma,
Türkiye’de siyasal söylemde sıkça başvurulan “devlet projesi” ifadesinin
anayasal ve yasal bir karşılığı bulunmadığını ortaya koymuş ve bu söylemin hukuksal
değil, söylemsel bir meşruluk üretim aracı olarak işlev gördüğünü göstermiştir.
Anayasa ve yürürlükteki mevzuat çerçevesinde yapılan inceleme, devlet adına
bağlayıcı iradenin ancak hukuksal olarak tanımlı organlar ve usuller
aracılığıyla ortaya çıkabileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Demokrasi ve
hukuk devletinin gerilemesi, sıklıkla ani kopuşlar yerine, belirsiz kavramlar
ve söylemsel meşruluk üzerinden ilerlemektedir (Levitsky ve Ziblatt, 2018).
Çalışmada
ele alınan örnek olay çözümlemesi hukuksal karşılığı olmayan bir kavramın
kamuoyunda “devlet iradesi” olarak dolaşıma sokulmasının, siyasal sorumluluğun
belirsizleşmesine ve denetim mekanizmalarının zayıflamasına yol açtığını
göstermektedir. Bu tür söylemler, karar alma süreçlerini hukuksal saydamlıktan
uzaklaştırmakta ve siyasal tartışmanın meşruluk sınırlarını daraltmaktadır.
Böylece hukuk devleti ilkesi, biçimsel olarak varlığını sürdürmesine karşın,
içerik bakımından aşınmaya açık duruma gelmektedir.
Makale
ayrıca, devlet ile iktidar arasındaki ayrımın söylemsel düzeyde
bulanıklaştırılmasının anayasal sistem açısından taşıdığı risklere dikkat
çekmektedir. Devlet adına konuşma yetkisi, hukuksal sınırları belirsiz
aktörlere bırakıldığında devlet kavramı siyasal tercihlerin taşıyıcısı durumuna
gelmekte ve bu durum anayasal meşruluğun kurumsal temellerini zayıflatmaktadır.
İncelenen süreç, bu tür bir bulanıklaşmanın güncel ve somut bir örneğini
sunmaktadır.
Sonuç olarak
bu çalışma, hukuk devletinin yalnızca normların açık ihlali yoluyla değil,
normatif karşılığı bulunmayan söylemlerin sistemli biçimde kullanımı yoluyla da
aşındırılabildiğini göstermektedir. “Devlet projesi” gibi belirsiz kavramların
yaygınlaşması, hukuksal meşruluğun yerini simgesel ve söylemsel meşruluk
biçimlerine bırakmasına yol açmaktadır. Bu bulgu, anayasal yönetim ve
demokratik denetim tartışmaları açısından kavramsal berraklığın ve hukuksal
sınırların korunmasının önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.
REFERANSLAR
Bourdieu, P.
(1991). Language and symbolic power (J. B. Thompson, Ed.). Harvard University
Press.
Dicey, A. V.
(1982). Introduction to the study of the law of the constitution. Liberty Fund.
(Orijinal kaynak basım tarihi 1885)
Foucault, M.
(1980). Power/knowledge: Selected interviews and other writings, 1972–1977 (C.
Gordon, Ed.). Pantheon Books.
Fuller, L.
L. (1969). The morality of law (Rev. ed.). Yale University Press.
Gözler, K.
(2021). İdare hukuku (Cilt I). Ekin Yayınevi.
Günday, M.
(2020). İdare hukuku (10. bs.). İmaj Yayınevi.
Kelsen, H.
(1967). Pure theory of law (M. Knight, Trans.). University of California Press.
(Orijinal kaynak basım tarihi
1934)
Levitsky,
S., ve Ziblatt, D. (2018). How democracies die. Crown.
Scheppele,
K. L. (2018). Autocratic legalism. The University of Chicago Law Review, 85(2),
545–583.
Varol, O. O.
(2015). Stealth authoritarianism. Iowa Law Review, 100, 1673–1742.
Weber, M.
(1978). Economy and society: An outline of interpretive sociology (G. Roth ve
C. Wittich, Eds.). University of California Press. (Original work published
1922)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder