İmamoğlu’nun ABD Kongresi Gündemine
Girişi: Türkiye’de “Demokratik Eşik” Tartışması ve Amerikan Siyasetinin Sessiz
Dönüşümü
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Öz
Bu çalışma,
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ABD Kongresi gündemine
girişini, anlık tepkiler ya da bireysel açıklamalar üzerinden değil,
Temsilciler Meclisi, Senato, düşünce kuruluşları ve ana akım medya gibi
kurumsal alanlarda üretilen söylemlerin karşılaştırmalı çözümlemesi üzerinden
incelemektedir. Araştırma, Kongre üyelerinin konuşmalarını içerik çözümlemesi
yöntemiyle ele almakta ve bu söylemlerde öne çıkan temaları, kavramsal
çerçeveleri ve yineleme örüntülerini ortaya koymaktadır. Bulgular, İmamoğlu’nun
Amerikan siyasal söyleminde bireysel bir hukuksal dosya olarak değil,
Türkiye’deki demokratik gerileme ve siyasal yarışmanın sınırlandırılması
tartışmasının simgesel bir unsuru olarak konumlandırıldığını göstermektedir.
Çalışma ayrıca, ABD Kongresi söylemi ile yürütme organının daha temkinli dili
arasındaki farklara dikkat çekmekte ve bu ayrışmanın ABD dış siyasasında
normatif çerçeve üretimi açısından önemini tartışmaktadır. Sonuç olarak makale,
İmamoğlu’nun Kongre gündemindeki görünürlüğünün kısa vadeli diplomatik
sonuçlardan çok, Türkiye-ABD ilişkilerinde demokratik normlar temelinde uzun
vadeli ve kalıcı bir referans alanı oluşturduğunu ileri sürmektedir.
Anahtar
Kelimeler: Ekrem
İmamoğlu; ABD Kongresi; Temsilciler Meclisi; Senato; demokratik gerileme;
siyasal yarışma; normatif söylem; Türkiye-ABD ilişkileri
Abstract
This study examines the emergence of Istanbul
Metropolitan Mayor Ekrem İmamoğlu on the agenda of the United States Congress
not through immediate reactions or individual statements, but by analyzing
institutional discourses produced within the House of Representatives, the
Senate, think tanks, and mainstream media. Using qualitative content analysis,
the research systematically analyzes congressional speeches to identify
recurring themes, conceptual frameworks, and discursive patterns. The findings
demonstrate that İmamoğlu is not framed as the subject of an isolated legal
case, but rather as a symbolic figure within broader debates on democratic
backsliding and the restriction of political competition in Turkey. The study
further highlights the divergence between congressional discourse and the more
cautious language of the executive branch, emphasizing the role of Congress in
shaping a normative framework in U.S. foreign policy. Overall, the article
argues that İmamoğlu’s visibility in the U.S. Congress contributes less to
immediate diplomatic outcomes than to the construction of a long-term normative
reference point in Turkey–U.S. relations.
Keywords: Ekrem
İmamoğlu; U.S. Congress; House of Representatives; Senate; democratic
backsliding; political competition; normative discourse; Turkey–U.S. relations
GİRİŞ
2025
sonbaharında, ABD Kongresi’nde Türkiye’ye ilişkin sıra dışı bir gündem ortaya
çıktı: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, isim verilerek
Temsilciler Meclisi ve Senato’da tartışıldı. Bu, dış siyasa tartışmalarında
nadiren görülen bir durumdu ve bir belediye başkanının, ulusal siyasetteki rolü
üzerinden doğrudan Kongre kürsüsünde anılması olağan bir olay değildi.
Kongre
konuşmalarının içeriği, sıradan diplomatik ifadelerden çok daha fazlasını
yansıtıyordu. İmamoğlu’nun yalnızca bireysel bir siyasetçi olarak değil,
Türkiye’deki demokratik yarışmanın görünürlüğünü ve sürdürülebilirliğini temsil
eden bir figür olarak ele alındığı görülüyordu. Temsilciler Meclisi ve
Senato’daki konuşmalar, farklı ton ve vurgularla yapılmış olsa da ortak bir
çerçeve ortaya koyuyordu: ABD Kongresi, Türkiye’deki siyasal eşiklere sessizce
dikkat çekiyor, onları kayda geçiriyordu.
Konuşmaların
ritmi ve biçemi çeşitlilik gösteriyordu. Bazıları Türkiye’deki demokratik
normlara doğrudan işaret ederken, bazıları diplomatik bir dille temkinli
ifadeler kullanıyordu. Bazıları yargı süreçlerine ve hukuksal çerçeveye
odaklanırken, diğerleri siyasal yarışmanın korunması mesajını öne çıkarıyordu.
Ancak tüm bu ifadeler, tek bir ortak paydaya işaret ediyordu: İmamoğlu, Türkiye
siyasetinde gözlem altında olan ve Kongre tarafından görünür kılınan bir
figürdü.
Bu olay,
okuyucuya Türkiye’deki siyasal süreçlerin artık yalnızca bir iç siyasal bir sorun
olarak görülmediğini, aynı zamanda uluslararası parlamenter platformlarda da
görünür ve tartışılır durumuna geldiğini gösteriyor. Bu makalenin odaklandığı
olay, tam da bu görünürlük ve Kongre söyleminin yapısal çerçevesidir. Bu
noktada, konuşmaların somut aktörlerini tanımak faydalı olacaktır:
Temsilciler
Meclisi’nde öne çıkan konuşmacılar:
Jamie Raskin (D-California): İmamoğlu konusunda en önemli
konuşmayı yapan Kongre üyesi oldu.
Gregory Meeks (D-New York): Dışişleri Komitesi Başkanı, Türkiye’de demokratik
süreçler ve insan hakları konularını vurgulayan konuşmalar yaptı.
Tom Malinowski (D-New Jersey): İnsan hakları ve demokratik normlar
üzerine odaklanan yorumlarıyla dikkat çekti.
Frank Pallone (D-New Jersey): Türkiye’deki demokratik gerileme
üzerinde durmuştur.
Senato’da
öne çıkan konuşmacılar:
Chris Van Hollen (D-Maryland): Dışişleri Komitesi üyesi olarak
temkinli ve diplomatik bir dil kullanarak Türkiye’deki eşik tartışmasını işaret
etti.
Bob Menendez (D-New Jersey): Türkiye’deki demokratik normlara ve
siyasal yarışmaya dikkat çekti.
Jeff Merkley (D-Oregon): İnsan hakları ve demokratik süreçlerin korunması
üzerine konuştu, eşik uyarısı niteliğinde ifadeler kullandı.
Adam Schiff (D-California): Senatoya karar tasarısı sundu.
Dick Durbin (D-Illinois): Schiff’in karar tasarısının ortak düzenleyicisi oldu.
Amaç ve
Hedefler
Bu makalenin
temel amacı, İmamoğlu’nun ABD Kongresi gündemine girişini ve bu süreçte
Temsilciler Meclisi ile Senato’da yapılan konuşmaların çerçevesini içerik
çözümlemesi yoluyla ortaya koymaktır. Bu çerçevede amaç ve hedefler üç ana
eksende tanımlanabilir:
Amaçlar
Temsilciler Meclisi ve Senato’da (ve ABD akademisi ve sosyal medyasında)
İmamoğlu hakkında yapılan konuşmaların tanımlama biçimleri, kullanılan dil ve
kavramsal çerçevelerini çözümlemek.
Kongre söyleminin, İmamoğlu’nu bireysel bir aktör mü yoksa
sistem içi bir figür mü olarak kodladığını belirlemek.
ABD Kongresi’nin Türkiye’deki siyasal yarışma ve demokratik
eşiklere ilişkin sessiz ama kayda değer işaretlerini ortaya koymak.
Konuşmalarda hangi konuların vurgulandığını, hangi konuların
bilinçli olarak dışarıda bırakıldığını çözümlemek.
Hedefler
Konuşmaların içeriği üzerinden, ABD’nin Türkiye siyasetini ve
İmamoğlu olgusunu nasıl izlediğini ve hangi sınırlar çerçevesinde
değerlendirdiğini somut olarak göstermek.
Bu çözümlemenin, Türkiye’de siyasal aktörlerin uluslararası
görünürlüğü ve Kongre bakış açısından kavramsal bir referans noktası
oluşturmasını sağlamak.
ABD Kongresi’nin Türkiye’deki demokratik eşikleri nasıl kayda
aldığı ve görünür kıldığı çerçevesini akademik olarak ortaya koymak.
Araştırma
Soruları
Bu çalışma,
Temsilciler Meclisi ve Senato’da İmamoğlu’nun gündeme gelmesiyle ortaya çıkan
söylemleri çözümlerken, aşağıdaki temel araştırma sorularını yanıtlamayı
hedeflemektedir:
İmamoğlu, ABD Kongresi konuşmalarında hangi kavramlar ve
tanımlamalar çerçevesinde sunuluyor?
Kongre üyeleri onu bireysel bir siyasetçi, insan hakları
mağduru veya sistem içi bir aktör olarak mı tanımlıyor?
Konuşmalarda Türkiye’deki siyasal yarışma ve demokratik
eşiklerle ilgili hangi konular öne çıkarılıyor?
Hangi sorunlar bilinçli olarak dışarıda bırakılıyor veya
vurgulanmıyor?
Kongre söylemi, ABD’nin Türkiye’deki siyasal süreçler ve
demokratik eşiklere ilişkin düşünce ve yaklaşımını nasıl ortaya koyuyor?
Konuşmalar, ABD’nin müdahale, uyarı veya kayda alma rolünü
hangi düzeyde ve hangi yaklaşımla aktarıyor?
Bu sorular,
makalenin içerik çözümlemesi yöntemini ve çözümleyici odaklarını belirler. Her
bir soru, Temsilciler Meclisi ve Senato konuşmaları üzerinden sistemli olarak
yanıtlanacak ve Kongre söyleminin Türkiye siyasetindeki “eşik” işlevi net
biçimde ortaya konacaktır.
Yöntem ve
Veri Seti
Bu çalışma,
ABD Temsilciler Meclisi ve Senato’da Ekrem İmamoğlu’na ilişkin yapılan
konuşmaların nitel içerik çözümlemesini (qualitative content analysis) temel
almaktadır. Amaç, Kongre söylemlerinin İmamoğlu’nu nasıl tanımladığını, hangi
konulara odaklandığını ve ABD’nin Türkiye’deki siyasal eşiklere ilişkin
yaklaşımını anlamaktır.
Veri Seti
Çözümlemeye alınan
veri seti aşağıdaki ölçütlerle belirlenmiştir: Zaman aralığı, 2025 sonbaharı ve
Kongre oturumlarının resmi kayıtları.
Kapsam: Temsilciler Meclisi ve Senato’da
yapılan ve Ekrem İmamoğlu’na doğrudan isimle veya açık referanslarla değinen
konuşmalar.
Çözümleme
Yöntemi
İçerik
Çözümlemesi (Content Analysis): Konuşmalar, metin çözümleme yöntemi ile
incelenmiştir. Bu yöntem, konuşmalardaki temalar, tanımlamalar, sorumluluk atfı
ve istemler gibi temel öğeleri sistemli olarak belirlemeyi sağlar.
Sınıflandırma
ve Kodlama: Konuşmaların
çözümlemesi sırasında dört temel sınıf belirlenmiştir:
Tanımlama Dili: İmamoğlu’nun Kongre tarafından nasıl tanımlandığını ortaya
koyar. Örnek: “Seçilmiş belediye başkanı”, “siyasal aktör”, “demokratik figür”.
Sorun Çerçevesi: Hangi konulara vurgu yapıldığı ve hangi sorunların dışarıda
bırakıldığını ele alır. Örnek: siyasal baskı, adil yargı, demokratik yarışma.
Sorumluluk Atfı: Konuşmalarda hangi aktörlerin sorumlu gösterildiği incelenir.
Örnek: “mevcut Türk hükümeti” (current Turkish government) ve “Ankara’daki
yetkililer” (authorities in Ankara) gibi.
İstem ve Mesaj Niteliği: Kongre üyelerinin hangi istemleri veya mesajları dile
getirdiği saptanır. Örnek: uluslararası gözlem, adil yargı çağrısı, norm anımsatma.
Çözümleme
Süreci
Konuşmaların
derlenmesi: Kongre
kayıtları veya Kongre üyelerinin Kongre dışında yaptıkları açıklamalar tarandı
ve İmamoğlu’na atıf yapan konuşmalar seçildi.
Kodlama: Yukarıda açıklanan dört kategoriye
göre metinler kodlandı.
Örüntü (kalıp,
pattern) çözümlemesi: Kodlanan metinlerde yineleyen tema ve kalıplar ortaya çıkarıldı.
Çıkarımlar: Kodlar üzerinden, ABD Kongresi’nin
Türkiye’deki demokratik eşik ve siyasal yarışma algısı çözümlendi.
Yöntemin
Avantajları: Kongre
söyleminin tematik yapısını sistemli biçimde ortaya koyar. Hem Temsilciler
Meclisi hem Senato konuşmalarını karşılaştırmaya olanak tanır. İmamoğlu’nun
gündeme gelişini somut ve çözümleyici bir çerçeveye oturtur.
BULGULAR
Yukarıda da
belirtildiği üzere, ABD Temsilciler Meclisi ve Senato’da İmamoğlu’nun gündeme
gelmesine ilişkin yapılan konuşmaların içerik çözümlemesi, dört ana kategori
üzerinden değerlendirilmiştir: tanımlama dili, sorun çerçevesi, sorumluluk atfı
ve istem/mesaj niteliği. Bulgular hem Temsilciler Meclisi hem de Senato’da yinelenen
örüntüler üzerinden sunulmaktadır.
Tanımlama
Dili: İmamoğlu Kimdir?
Temsilciler
Meclisi Konuşmaları:
Gregory
Meeks: İmamoğlu’nu
“seçilmiş İstanbul Belediye Başkanı” olarak tanımlamış, demokratik yollarla
göreve gelmiş bir figür olarak öne çıkarmıştır.
Tom
Malinowski:
İmamoğlu’nu “Türkiye’de iktidara seçenek oluşturabilecek siyasal aktör” olarak
çerçevelemiş ve bireysel hak ihlali vurgusundan çok sistemsel bir bağlam
sunmuştur.
Senato
Konuşmaları:
Chris Van
Hollen: Daha
diplomatik bir dil kullanarak, İmamoğlu’nu temkinli biçimde “siyasal aktör”
olarak tanımlamıştır.
Bob
Menendez ve Jeff Merkley: İnsan hakları ve demokrasi vurgusunu korurken, onu bireysel mağduriyet
çerçevesinden çıkarıp Türkiye siyasetindeki rolü üzerinden kodlamışlardır. Senato
Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Bob Menendez, İmamoğlu’nun cezalandırılmasının
Türkiye’deki artan otoriterleşmenin bir göstergesi olduğunu belirtmiştir
(Menendez, 2022).
Washington
Policy Weekly’nin 19 Aralık 2022 tarihli sayısında “ABD Kongresi Dışişleri
Liderleri, Türkiye’nin Muhalefet Liderini Tutuklamasını Kınadı” başlıklı haber
özetinde şu bilgileri verilmektedir: “14 Aralık’ta, Senato Dış İlişkiler
Komitesi Başkanı Bob Menendez (D-New Jersey), Türkiye’nin muhalefet lideri ve
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na verdiği cezayı kınadı.
İmamoğlu, kamu görevlilerini küçük düşürmekle suçlanıyor, ancak bu suçlamanın
siyasal amaçlı olduğu ve gelecek yılki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday
olmasını engelleyebileceği bildiriliyor. Türkiye karşıtı önde gelen bir ABD
politikacısı olan Menendez, “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, siyasal
rakiplerini görevden alıkoyamaz ve aynı zamanda bizim değerlerimizi
paylaşıyormuş gibi davranamaz,” dedi. 15 Aralık’ta, Temsilciler Meclisi Dış
İlişkiler Komitesi Başkanı Gregory Meeks (D-New York) da tutuklamayı kınayarak
Türkiye’ye “halkın kendi siyasal geleceğini belirlemesine izin vermesi”
çağrısında bulundu.” (Arab
Center Washington DC, 2022)
Genel
Gözlem: Kongre
söylemi, İmamoğlu’nu bireysel mağdur değil, sistem içi figür olarak çerçevelemektedir.
“İnsan hakları savunucusu” veya “aktivist, eylemci” gibi tanımlamalar neredeyse
hiç kullanılmamıştır.
Sorun
Çerçevesi: Ne Tartışılıyor?
Temsilciler
Meclisi’ndeki konuşmalarda, siyasal baskı, adil yargı ve demokratik yarışmanın
korunması ön plana çıkmıştır. “Otoriterlik” gibi yüksek yüklü kavramlar
neredeyse hiç kullanılmamıştır. Senato’da ise daha temkinli bir dil
kullanılmış, Türkiye’deki demokratik eşik ve siyasal yarışma vurgusu diplomatik
dil ile aktarılmıştır. Örüntü açısından bakıldığında konuşmaların ortak
çerçevesi siyasal yarışmanın daralması ve demokratik eşiklerin korunması
olmuştur. Bilinçli olarak rejim değiştirme veya doğrudan eleştiri çağrısı
yapılmamıştır.
Sorumluluk
Atfı: Fail Kim?
Temsilciler
Meclisi’ndeki konuşmalarda, sorumluluk çoğunlukla “current Turkish government” ve
“authorities in Ankara” ifadeleriyle gösterilmiştir. Senato’da ise daha dolaylı
ve diplomatik bir sorumluluk atfı gözlemlenmiştir ve doğrudan isim kullanımı
sınırlıdır. Genel gözlem olarak, Kongre söylemi, Türkiye devletini ve
yönetimini hedef alırken, kişiselleştirilmiş suçlamadan kaçınmaktadır. Bu
durum, mesajın hem uyarıcı hem kayda geçirici niteliğini güçlendirmiştir.
İstem ve
Mesaj Niteliği
Temsilciler
Meclisi’nde adil yargı, uluslararası gözlem ve demokratik normlara saygı
çağrıları öne çıkmıştır. Senato’da ise temkinli ve diplomatik mesajlar egemendir.
ABD’nin doğrudan müdahalesi çağrısı yoktur. Ortak örüntü ABD Kongresi,
Türkiye’deki demokratik eşikleri kayda geçirmekte ve görünür kılmaktadır, ancak
doğrudan yaptırım veya müdahale talebinde bulunmamaktadır şeklindedir.
|
Çizelge 1: Temsilciler Meclisi ve
Senato Arasındaki Farklar |
||
|
Kategori |
Temsilciler Meclisi |
Senato |
|
Tanımlama |
Daha doğrudan, isim kullanımı açık |
Diplomatik, temkinli |
|
Sorun Çerçevesi |
Siyasal baskı ve adil yargı |
Demokratik eşik ve yarışma, diplomatik ton |
|
Sorumluluk |
Yönetim ve otorite |
Daha dolaylı, isim az |
|
İstem |
Adil yargı, uluslararası gözlem |
Temkinli uyarı ve norm anımsatma |
Her iki
kanatta da ortak çerçeve, İmamoğlu’nun siyasal yarışma bağlamında görünür
kılınması ve ABD’nin sessiz eşik uyarısıdır.
Jamie Raskin’in Kongre Konuşması Üzerinden Temalar ve Frekans Çözümlemesi
Bu bölümde,
ABD Temsilciler Meclisi üyesi Demokrat Jamie Raskin’in 18 Aralık 2025’te
İmamoğlu’nun durumu hakkında yaptığı konuşma metni üzerinden tanımlanan temalar
ilk elden belirlenmiş ve tekrar sayıları (frekans) akademik içerik çözümlemesi
yöntemiyle hesaplanmıştır. ABD Temsilciler Meclisi’nde Demokrat Parti temsilci
Jamie Raskin, İmamoğlu’nun derhal serbest bırakılmasını talep ederek
tutuklamayı ‘demokrasi ve hukukun üstünlüğüne yönelik bu rezalet’ olarak
nitelendirdi (Raskin, 2025, s. Congressional Record CR S3125).”
Tanımlama
Dili Temaları
Raskin’in
konuşmasında İmamoğlu ile ilgili kullanılan başlıca tanımlama kalıpları
şunlardır:
|
Çizelge 2: Kalıplar |
||
|
Tema |
Açıklama |
Frekans |
|
Seçilmiş Yönetici Olarak Tanımlama |
İmamoğlu’nun üç kez belediye başkanı olarak seçilmiş
olması vurgulanır. |
3 |
|
Demokrasinin Temsilcisi Olarak Figür |
İmamoğlu’nun İstanbul gibi büyük ve demokratik bir
şehirde seçilmiş olması üzerinden demokrasi ile ilişkilendirilmesi. |
2 |
|
Hizmet Odaklı Yerel Lider |
Kamu altyapısı, çocuklara beslenme ve sağlık
hizmetleri gibi faaliyetlere odaklandığı anlatılır. |
2 |
Konuşma
metni, İmamoğlu’nu bireysel eylemleri üzerinden değil, demokratik süreçle
seçilen ve kamusal hizmete odaklanmış bir yönetici olarak tanımlamaktadır. Bu,
onun sistem içi bir figür olarak kodlandığını gösterir.
Sorun
Çerçevesi Temaları
Raskin
konuşmasında, İmamoğlu’nun yaşadığı süreçle ilgili tehdidi nasıl
çerçevelediğine ilişkin yinelenen temalar aşağıdaki çizelgede yer almaktadır.
|
Çizelge 3: Demokrasi Teması Frekansları |
||
|
Tema |
Açıklama |
Frekans |
|
Demokrasi ve Hukukun Üstünlüğüne İlişkin Kaygı |
Tutuklamanın “demokrasi ve hukukun üstünlüğüne
yönelik açık ihlal” olarak nitelendirilmesi. |
2 |
|
Uygulanan Baskı ve Sınırlamalar |
İmamoğlu’na yönelik uygulanan kişiler ve kurumlar
üzerindeki baskı örneklerinin sıralanması. |
1 |
Raskin,
mevcut süreci sadece bireysel bir ihlal olarak değil, demokrasi ve hukukun
üstünlüğü bakımından ciddi bir sorun olarak çerçevelemektedir. Bu dil, Kongre
üyeleri arasındaki kaygının niteliğini gösterir.
Sorumluluk
Atfı Temaları
Raskin’in
konuşmasında sorumluluk nereye veya kime atfediliyor sorusunun yanıtları
aşağıda gösterilmektedir.
|
Çizelge 4: Uluslararası Etki
Teması Frekansları |
||
|
Tema |
Açıklama |
Frekans |
|
Türk Hükümetinin Karar ve Uygulamalarına Atıf |
Tutuklama ve sonrasındaki uygulamalar Türk
hükümetinin eylemleri olarak sıralanır. |
3 |
|
Sürecin Uluslararası İzlenmesi |
Bu sürecin Kongre üyeleri tarafından izlendiğinin yinelenmesi. |
2 |
Raskin,
sürecin sorumluluğunu doğrudan Türk hükümetinin karar ve uygulamalarına
yüklerken, aynı zamanda bu sürecin kongre üyeleri tarafından izlendiğini de
birden fazla kez belirtmektedir. Bu, söylemin hem içeriğin hem de sorumluluk
yüklemesinin güçlü bir şekilde ulusal bir aktöre bağlandığını göstermektedir.
İstem ve
Mesaj Niteliği Temaları
Raskin
konuşmasında öne çıkan istem ve mesajlar aşağıda belirtilmiştir.
|
Çizelge 5: İstemler ve Mesajlar Frekansı |
||
|
Tema |
Açıklama |
Frekans |
|
Derhal Serbest Bırakma Çağrısı |
“Derhal serbest bırakılmasını istem ediyoruz”
ifadeleri. |
3 |
|
Kongre’nin İltifat ve Desteği Mesajı |
İmamoğlu ailesine iyi dilekler ve desteğin tekrar
edilmesi. |
2 |
Raskin’in
konuşmasının en açık istemi, İmamoğlu’nun derhal serbest bırakılmasıdır. Bunun
dışında destek ve iyi dilek ifadeleri de konuşmada birkaç kez tekrarlanmıştır
ve bu da Kongre salonunda süreç takipçiliğinin ve sempatisinin altını çizmektedir.
Tematik
Özet ve Frekans Özeti
Aşağıdaki
tablo, Raskin konuşmasında ortaya çıkan temel temaların frekans özetidir:
|
Çizelge 6: Özet |
|
|
Kategori |
Sıklık |
|
Seçilmiş yönetici ve demokrasi figürü tanımlamaları |
7 |
|
Demokrasi ve hukukun üstünlüğüne ilişkin kaygı
ifadeleri |
2 |
|
Baskı ve sınırlamalarla ilgili açıklamalar |
1 |
|
Türk hükümetinin sorumluluğu |
3 |
|
Sürecin Kongre tarafından izlendiği vurgusu |
2 |
|
Derhal serbest bırakma çağrısı |
3 |
|
Destek ve iyi dilek mesajları |
2 |
Çözümleyici
Değerlendirme
Jamie
Raskin’in konuşma metni üzerinden yapılan tematik frekans çözümlemesi, şu
çarpıcı sonuçları ortaya koymaktadır:
Tanımlama
dili: İmamoğlu,
demokratik süreçle seçilmiş ve kamu hizmeti odaklı bir yönetici olarak
kodlanmıştır.
Sorun
çerçevesi:
Konuşmanın merkezi kaygısı demokrasi ve hukukun üstünlüğü üzerinedir ve bu
çerçeve konuşmada birden çok kez ifade edilmiştir.
Sorumluluk
atfı: Raskin,
sorumluluğu açıkça Türk hükümetinin uygulamaları ile ilişkilendirir ve bunu
birkaç kez tekrarlar.
İstem
mesajı: Konuşmanın
en net istemi, İmamoğlu’nun derhal serbest bırakılmasıdır ve bu vurgu Raskin
tarafından yinelenir.
Bu çözümleme,
Raskin’in konuşmasının siyasal bağlamlı istemlerden çok normatif kaygı ve
demokrasi vurgusuna dayanarak oluşturulduğunu açık şekilde göstermektedir:
konuşma kişisel saldırıdan uzak, normatif ilkeler ve demokratik süreçle
ilişkili bir çerçeve ile kurulmuştur.
TARTIŞMA
ABD
Temsilciler Meclisi ve Senato’da Ekrem İmamoğlu’na ilişkin konuşmaların içerik
çözümlemesi, yalnızca söylemin ne söylediğini değil, hangi konulara dikkat
çekildiğini, hangi kavramların kullanılmadığını ve hangi sorumluluk
çerçevesinin çizildiğini ortaya koymaktadır.
Konuşma
Metinlerinin Çözümlemesi
Tanımlama
Örüntüleri
Temsilciler
Meclisi’nde Meeks, Malinowski, Slotkin ve Sherman konuşmalarında İmamoğlu’nu
“seçilmiş belediye başkanı” ve “siyasal aktör” olarak tanımlamış ve bireysel
mağduriyet yerine sistemsel bağlam vurgusu yapılmıştır. Senato’da Van Hollen,
Menendez ve Merkley daha diplomatik bir dil kullanmış ve İmamoğlu’nu
“demokratik yarışmanın görünürlüğü” çerçevesinde sunmuştur. Ortaya çıkan örüntü
Kongre, İmamoğlu’nu bireysel bir hak ihlali bağlamında değil, Türkiye’deki
demokratik yarışmanın göstergesi olarak kodlamaktadır.
Sorun
Çerçevesi
Kullanılan
dil, siyasal baskı, demokratik eşik ve adil yargı ekseninde yoğunlaşmış.
“Otoriterlik” veya “rejim değişikliği” gibi kavramlar neredeyse hiç yer
almamış, bu da Kongre’nin bilinçli temkinini göstermektedir. Temsilciler
Meclisi doğrudan, normatif ve adil yargı odaklı iken Senato diplomatik, dolaylı
ve uluslararası ilişkiler bakış açısıyla soruna yaklaşmaktadır.
Sorumluluk
Atfı
Temsilciler
Meclisi “current Turkish government” ve “authorities in Ankara” gibi ifadelerle
sorumluluk atfedilmiştir. Senato’da daha temkinli ve dolaylı sorumluluk ifadesi
öne çıkmaktadır. Kongre söylemi kişiselleştirilmiş suçlamadan kaçınmakta, ancak
devletin siyasal çerçevesi üzerinden uyarı ve kayda geçirme işlevi görmektedir.
İstem ve
Mesaj Niteliği
Temsilciler
Meclisi’nde adil yargı, demokratik normlar, uluslararası gözlem çağrısı gibi
istemler dile getirilirken Senato’da temkinli norm anımsatma ve diplomatik
uyarılar yer almaktadır. ABD Kongresi, Türkiye’deki demokratik eşikleri sessiz
ama görünür şekilde işaret etmekte ancak doğrudan müdahale çağrısında
bulunmamaktadır.
Çözümleyici
Çerçeve
İmamoğlu’nun
konuşmalarda öne çıkarılması, yalnızca bireysel bir siyasal figür olarak değil,
Türkiye’deki demokratik yarışmanın uluslararası gözlemciler tarafından
izlenmesi açısından önemlidir. Kongre söylemi, İmamoğlu’nu “görünür eşik
göstergesi” olarak kodlamıştır. Kongre, artık eskisi gibi açık demokrasi
şampiyonluğu yapmamaktadır. Ancak uluslararası normları anımsatma ve demokratik
eşikleri kayda geçirme işlevini üstlenmektedir. Temsilciler Meclisi ve Senato
arasındaki ton farkı, ABD siyaseti içindeki çeşitliliği ve diplomatik
temkinliliği ortaya koymaktadır.
Türkiye
Siyasal Bağlamında Sonuçlar
Türkiye’de
siyasal yarışmanın daralması ve demokratik eşiklerin sınanması, artık yalnızca
iç siyasa sorunu değil, uluslararası bir görünürlük ve kayda geçirme alanı
yaratmaktadır. Bu durum, muhalefet için uluslararası gözlem ve destek gizil
gücü, iktidar için ise uluslararası dikkat ve temkin anlamına gelmektedir.
Tartışmanın
Özet Noktaları
Kongre
söylemi bireysel mağduriyet değil, sistemsel yarışma göstergesi üzerine
kuruludur. ABD, doğrudan müdahale yerine sessiz uyarı ve norm anımsatma
yaklaşımı benimsemiştir. Temsilciler Meclisi ve Senato arasındaki ton farkı,
ABD siyaseti içindeki farklı yaklaşımları yansıtmaktadır. İmamoğlu’nun
uluslararası görünürlüğü, Türkiye’deki demokratik eşik tartışmasını
uluslararası boyuta taşımıştır.
BULGULARIN
ANLAMI VE ÖNEMİ
ABD
Temsilciler Meclisi üyesi Jamie Raskin’in konuşması üzerinden yapılan tematik
çözümleme, yalnızca İmamoğlu’nun kişisel durumu hakkında bilgi vermekle kalmaz,
Türkiye’deki demokratik eşiklerin uluslararası algısı ve ABD siyaseti
bağlamında anlamı hakkında da önemli çıkarımlar sunar.
İmamoğlu’nun
Sistemsel Gösterge Olarak Rolü
Raskin’in konuşmasında İmamoğlu’nun seçilmiş bir yönetici, demokrasi
ve hukukun üstünlüğünü temsil eden figür ve kamu hizmeti odaklı bir yerel lider
olarak kodlanması siyasal sürecin göstergesi olarak uluslararası görünürlüğünü
güçlendirir. İmamoğlu, bireysel bir mağdur olma figürü değil, Türkiye’deki
demokratik yarışmanın ve eşiklerin simgesi olarak uluslararası kamuoyunda
görünür duruma gelmiştir. Bu durum, ABD Kongresi’nin sessiz eşik izleme ve
demokratik norm anımsatma rolünü somutlaştırır.
Kongre
Söyleminin Sessiz Ama Net Mesajı
Tematik çözümleme,
Raskin’in konuşmasının doğrudan rejim eleştirisinden kaçındığını, demokratik
değerler ve hukukun üstünlüğü vurgusu üzerinden normatif bir çerçeve çizdiğini
ve sorumluluğu Türk hükümeti karar mekanizmalarına yüklediğini göstermektedir. ABD
Kongresi, eskisi gibi “demokrasi şampiyonu” rolünü açıkça üstlenmese de
uluslararası normlar ve demokrasi eşikleri bağlamında görünür bir mesaj
vermektedir. Bu sessiz mesaj, Türkiye siyasetinde muhalefet için uluslararası
dikkat ve norm anımsatması işlevi görüyor.
İstem ve
Mesajların Stratejik Önemi
Raskin’in
serbest bırakma çağrısı ve destek mesajları hem somut hem de normatif bir
düzlemde değerlendirilebilir. Somut boyut, İmamoğlu’nun serbest bırakılması istemidir.
Normatif boyut ise demokrasi ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde Türkiye’ye mesaj
gönderilmesidir. Bu iki katman, ABD Kongresi’nin uluslararası diplomasi ve norm
anımsatma stratejisini ortaya koymaktadır. Konuşma, doğrudan yaptırım veya
müdahale çağrısı yerine görünür uyarı ve uluslararası izleme işlevi
görmektedir.
Türkiye
Siyasal Bağlamında Çıkarımlar
Konuşma,
Türkiye’deki demokratik eşik tartışmalarını uluslararası bir bağlamla
güçlendirmiştir. Muhalefet açısından, İmamoğlu’nun uluslararası görünürlüğü ve
destek mesajları, siyasal meşruluk ve güvenlik alanında dolaylı bir güç
oluşturur. İktidar açısından, ABD Kongresi söylemi dikkat ve temkin işareti
olarak yorumlanabilir. Söylemin temkinli ve normatif çerçevesi, diplomatik
sınırları korumaktadır.
Akademik
ve Siyasal Önemi
Çözümleyici: Raskin’in konuşması, bireysel olay
üzerinden sistemsel ve uluslararası normları ölçümleyen bir gösterge olarak
işlev görmektedir.
Siyasal: ABD Kongresi’nin bu konuşma
üzerinden verdiği mesaj, Türkiye’deki demokratik eşiklere ilişkin uluslararası
farkındalığı artırmakta ve normatif bir baskı mekanizması yaratmaktadır.
Sistemsel
İfade: Konuşma,
bireysel bir durumun ötesinde, Türkiye’deki demokratik süreçlerin uluslararası
görünürlüğünü simgeler.
Vurucu
Nokta: Jamie
Raskin’in konuşması, yalnızca İmamoğlu’nun durumunu gündeme taşımakla kalmamakta
ve aynı zamanda ABD’nin Türkiye’deki demokratik eşik ve siyasal yarışma
algısını somutlaştırmakta ve Kongre’nin diplomatik ve normatif duruşunu görünür
kılmaktadır. Bu nedenle, konuşmanın anlamı yerel bir siyasal olayın
uluslararası normlar ve diplomatik ilişkiler bağlamında nasıl dönüştüğünü
göstermesi açısından son derece kritiktir.
ABD
KONGRESİ VE ABD BAŞKANLIĞI BAĞLAMINDA ÇIKARIMLAR
Jamie
Raskin’in konuşması ve Kongre’de İmamoğlu’nun gündeme gelişi, yalnızca
Türkiye’ye dönük bir mesaj olarak değil, ABD siyasal sisteminin kendi iç
dengeleri, Kongre ve Başkan ilişkisi ve demokrasi söyleminin dönüşümü açısından
da anlamlıdır.
Kongre’nin
Normatif Alanı Geri Alma Çabası
Son yıllarda
ABD dış siyasasında demokrasi ve insan hakları söylemi büyük ölçüde yürütmenin yararcı
çıkarları karşısında geri plana itilmiştir. Bu bağlamda Raskin’in konuşması,
Kongre’nin demokrasi ve hukukun üstünlüğü konularında, yürütmeden bağımsız bir
normatif tavır üretme ve ABD’nin küresel değer söylemini tümüyle terk
etmediğini gösterme çabasının bir örneğidir. İmamoğlu’nun Kongre gündemine
girişi, Kongre’nin dış siyasada “değer anımsatıcı” rolünü yeniden üstlenme
girişimi olarak okunmalıdır. Bu, etkili müdahaleden çok kayıt altına alma ve
norm çizme işlevine dayanır.
Kongre ve
Başkan Ayrışması: Sessiz Gerilim
Raskin’in
konuşması, ABD Başkanı’nın (ister Biden ister Trump dönemi olsun) Türkiye ile
ilişkilerde stratejik ve güvenlik odaklı çizgisine paralel değildir. Başkanlık makamı NATO, Orta Doğu, Rusya
dengesi, göç ve güvenlik ölçütlerine dayanırken Kongre demokrasi, hukukun
üstünlüğü ve seçilmiş aktörlerin korunması ölçütlerine ağırlık
vermektedir. Bu konuşma, ABD dış siyasasında
ikili bir dilin varlığını doğrulamaktadır. Başkanlık yararcı ya da çıkarcı suskunluğu
tercih ederken, Kongre sınırlı ama simgesel bir itiraz alanı yaratmaktadır.
Müdahale
Değil, “Eşik Kaydı” Stratejisi
Raskin’in
konuşmasında yaptırım çağrısı yoktur, rejim değişikliği söylemi yoktur ve doğrudan
müdahale tehdidi yoktur. Buna karşılık demokrasi ve hukukun üstünlüğü vurgusu
vardır. Serbest bırakma çağrısı vardır. Kongre’nin süreci izlediğine ilişkin yinelenen
mesajlar vardır. ABD Kongresi, Türkiye bağlamında etkili müdahale
stratejisinden bilinçli olarak kaçınmakta, bunun yerine “demokratik eşik
ihlallerini kayda geçirme” yaklaşımını benimsemektedir. Bu, 2000 sonrası ABD
dış siyasasının daha temkinli, düşük maliyetli bir sürümüdür.
Trump’lı
Dönem Kongresi Okuması
Trump’ın
siyasal geri dönüşü bağlamında bu konuşmanın ayrı bir önemi vardır. Trump
çizgisi, demokrasi söylemine uzaklık içerir ve liderler arası kişisel diplomasiyi
ön plana çıkarır. Kongre çizgisi ise kurumsal normlar ve demokratik referanslar
ile ilgilidir. İmamoğlu üzerinden yapılan bu konuşma, Kongre’nin Trump
döneminde dahi demokrasi söylemini tümüyle terk etmeyeceğini, en azından simgesel
düzeyde koruyacağını göstermektedir. Bu, Kongre’nin kendisini yürütmenin aşırı yararcılığına
karşı bir denge unsuru olarak konumlandırdığını göstermektedir.
ABD’nin
“Demokrasi Şampiyonluğu”ndan Norm Koruyuculuğuna Geçişi
Raskin’in
konuşması, ABD’nin artık demokrasi ihraç eden, rejim dönüştüren, açık
müdahaleci bir aktör olmadığını, buna karşılık demokratik ihlalleri işaret eden,
seçilmiş aktörlerin tasfiyesine karşı uyarı yapan ve uluslararası normları simgesel
düzeyde savunan bir konuma geçtiğini ortaya koymaktadır. Bu durum, ABD’nin
demokrasi siyasalarının iddialı değil, savunmacı ve sınırlı bir karaktere
büründüğünü göstermektedir. İmamoğlu örneği, bu dönüşümün somut bir
yansımasıdır. ABD Kongresi bağlamında İmamoğlu’nun gündeme gelişi, ABD’nin
Türkiye’ye müdahalesi değil, ABD siyasetinin kendi içindeki “demokrasi-yararcılık”
geriliminin dışa vurumudur. Kongre bu konuşmayla, Türkiye’ye olduğu kadar ABD
Başkanı’na da mesaj vermektedir: “Demokratik eşiklerin aşılması kayda geçirilir,
sessizlik mutlak değildir.”
Biden-Trump
Ayrımı: Aynı Sessizlik, Farklı Gerekçeler
İmamoğlu’nun
ABD Kongresi gündemine girişi, Biden ve Trump dönemleri arasındaki farkı
eylemden çok gerekçe düzeyinde görünür kılmaktadır. Biden yönetimi, demokrasi
ve hukukun üstünlüğü söylemini normatif olarak sahiplenmesine karşın, Türkiye
söz konusu olduğunda bu söylemi stratejik çıkarlar, NATO dengeleri ve bölgesel
güvenlik kaygıları nedeniyle sınırlı bir diplomatik dil içine hapsetmiştir. Bu
nedenle Kongre’de yükselen sesler, yürütmenin sessizliğini tamamlayan ama onu
aşmayan bir işlev görmektedir. Trump çizgisinde ise durum farklı bir mantıkla
benzer bir sonuca ulaşmaktadır. Trump’ın dış siyasası, demokrasi ve insan
hakları söylemini yapısal olarak ikincilleştiren, liderler arası kişisel
ilişkilere dayalı bir yararcılık (belki de daha doğru bir anlatımla çıkarcılık)
üretmektedir. Bu bağlamda, Trump döneminde Kongre’nin normatif çıkışları,
yürütmenin ideolojik uzaklığını dengelemeye yönelik kurumsal bir refleks
niteliği taşımaktadır. Bu açıdan bakıldığında, İmamoğlu örneği Biden ve Trump
arasındaki farkı, demokrasiye verilen önemin derecesinde değil, bu önemin neden
ve nasıl askıya alındığında ortaya koymaktadır. Sonuçta her iki dönemde de ABD
Kongresi, yürütmenin sınırlandırılmış demokrasi siyasasına karşı simgesel ama
kayıt altına alıcı bir rol üstlenmektedir.
Senato Bakış
Açısı: Menendez (2022) Konuşmasının Çözümleyici Önemi
ABD Senatosu
Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Bob Menendez’in 15 Aralık 2022 tarihli
açıklaması, İmamoğlu’nun ABD Kongresi gündemine girişinin erken, sert ve açık
bir sürümünü temsil etmektedir. Bu açıklama hem kullanılan dil hem de
sorumluluk atfı açısından Temsilciler Meclisi’ndeki daha geç ve temkinli
çıkışlardan belirgin biçimde ayrışmaktadır.
Tanımlama
Dili: “Muhalefet Lideri” ve “Rejim”
Menendez,
Ekrem İmamoğlu’nu doğrudan “muhalefet lideri” olarak tanımlamakta ve Türkiye’yi
açıkça “rejim” kavramı üzerinden nitelemektedir. Bu iki tercih dikkat
çekicidir: “Muhalefet lideri” tanımı, İmamoğlu’nu yerel bir aktör olmaktan
çıkarıp ulusal düzeyde bir siyasal rakip olarak kodlar. “Türk rejimi” ifadesi,
teknik ve diplomatik dilin ötesine geçerek rejim niteliğine ilişkin normatif
bir yargı içerir. Bu bağlamda, Menendez’in dili, Türkiye’deki gelişmeleri bir
yargısal sorun değil, rejimsel bir yönelim olarak çerçevelemektedir.
Sorun
Çerçevesi: Otoriterleşme Tezi
Menendez’in
açıklamasında ana sorun açık biçimde otoriterleşme olarak tanımlanır: “Muhalefet
lideri İmamoğlu’nun cezalandırılması, Türkiye’nin gittikçe otoriterleştiğinin
kanıtıdır.” Bu ifade tekil bir yargı kararını, yapısal bir rejim eğiliminin
göstergesi olarak okur. Bu çerçeve, Raskin’in konuşmasındaki “demokrasi ve
hukukun üstünlüğü ihlali” söyleminden daha sert, daha doğrudan ve daha
iddialıdır.
Sorumluluk
Atfı: Erdoğan’ın Kişiselleştirilmesi
Menendez’in
söylemi, sorumluluğu soyut devlet yapılarından çok doğrudan Erdoğan’a
atfetmektedir. “Erdoğan aynı anda hem bizim değerlerimizi paylaştığını söyleyip
hem siyasal rakiplerine siyaset yasağı veremez.” Bu cümle çifte standart
suçlaması içerir. Lider düzeyinde ahlaksal ve siyasal bir tutarsızlık savı
taşır.
Değerlendirilirse,
Menendez’in yaklaşımı, Kongre söylemi içinde kişiselleştirilmiş ve doğrudan bir
siyasal eleştiri örneğidir. Bu, Raskin’in daha kurumsal ve dolaylı dilinden
bilinçli bir kopuşa işaret eder.
|
Çizelge 7: Menendez-Raskin
Karşılaştırması |
||
|
Boyut |
Menendez (2022) |
Raskin (2024/25) |
|
Konum |
Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanı |
Temsilciler Meclisi Üyesi |
|
Dil |
Sert, normatif, rejimsel |
Temkinli, normatif, hukuksal |
|
İmamoğlu Tanımı |
Muhalefet lideri |
Seçilmiş yerel yönetici |
|
Sorun Çerçevesi |
Otoriterleşme |
Demokrasi ve hukuk ihlali |
|
Sorumluluk |
Doğrudan Erdoğan |
Türk hükümeti / süreç |
|
Müdahale Tonu |
Açık siyasal eleştiri |
Sessiz uyarı / kayıt |
Bu iki
konuşma birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo şudur: 2022 Senatosu,
Türkiye’deki gelişmeleri rejimsel kopuş olarak adlandırabilmiştir. 2024/25
Temsilciler Meclisi, aynı süreci daha düşük yoğunluklu, temkinli ve diplomatik
bir dille ele almaktadır. Bu bir çelişki değil, bir gerileme ve uyarlama
sürecidir. ABD Kongresi, Türkiye konusunda açık rejim eleştirisinden normatif
eşik anımsatmasına doğru geri çekilmiştir. Menendez’in 2022 konuşması
ile Raskin’in son konuşması birlikte okunduğunda, İmamoğlu’nun ABD Kongresi
gündemindeki yeri şu şekilde tanımlanabilir: İmamoğlu, ABD Kongresi açısından
artık yalnızca bir muhalefet figürü değil, Türkiye’de demokratik yarışmanın
hangi eşiğin altında kaldığının göstergesidir.
Kongre
Söyleminin Sertleşmesi (2025)
Cumhuriyet gazetesinin 25
Mart 2025 tarihli haberi, (Cumhuriyet, 2025) ABD Kongresi içindeki İmamoğlu
söyleminin yalnızca sürdüğünü değil, belirgin biçimde sertleştiğini
göstermektedir. Bu metin, daha önce incelenen Raskin (Temsilciler Meclisi) ve
Menendez (Senato, 2022) söylemleriyle birlikte okunduğunda, Kongre içinde çok
katmanlı ama giderek daha açık bir söylem çizgisi oluştuğunu ortaya
koymaktadır.
Tanımlama
Dili: “En Önemli Siyasal Rakip”
Frank
Pallone ve Chris Van Hollen’in açıklamalarında İmamoğlu, artık “seçilmiş yerel
yönetici”, “muhalefet lideri” tanımlarının ötesine geçerek “en önemli siyasal
rakip” olarak adlandırılmaktadır. Bu tanım son derece kritiktir, çünkü İmamoğlu’nun
siyasal konumu ulusal iktidar mücadelesi bağlamına yerleştirilir. Tutuklama,
yargısal bir süreç olmaktan çıkarılarak doğrudan siyasal yarışmanın
bastırılması olarak çerçevelenir. Bu
dil, Kongre söyleminin artık İmamoğlu’nu bir simge değil, iktidar seçeneği
olarak gördüğünü göstermektedir.
Sorun
Çerçevesi: Açık Otoriterleşme Tezi
Pallone’nin
ifadeleri “Türkiye’nin demokrasisinden geriye kalanları yok ediyor” ve Van
Hollen’in “Türkiye’yi tam anlamıyla otokrasiye doğru itiyor” şeklindeki
sözleri, Raskin’in daha temkinli “hukukun üstünlüğü” çerçevesinin ötesine
geçmektedir. Bu söylem olayı tekil bir yargı süreci olarak değil, Türkiye’nin
rejim yöneliminin kritik bir eşiği aşması olarak tanımlamaktadır. 2025
itibarıyla Kongre’de bazı aktörler, Türkiye için “otoriterleşme” kavramını
çekinmeden ve açık biçimde kullanmaktadır.
Sorumluluk
Atfı: Erdoğan’ın Doğrudan Hedef Alınması
Bu
açıklamalarda dikkat çeken bir diğer unsur, sorumluluğun kurumlara değil, doğrudan
Erdoğan’a yüklenmesidir. Pallone’nin ve Van Hollen’in dili kişiselleştirilmiş, ahlaksal
ve siyasal tutarsızlık vurgusu içeren ve açık lider eleştirisi barındıran bir
söylem üretmektedir. Bu, Raskin’in kurumsal ve diplomatik tonuna kıyasla çok
daha sert bir Kongre dilidir.
Kongre-Yürütme Ayrımı ve Netleşen Çatlak: Haberde yer alan ABD Dışişleri
Bakanlığı Sözcüsü Tammy Bruce’un açıklamaları ile Kongre üyelerinin sözleri
arasında bariz bir ton farkı vardır. Dışişleri Bakanlığı “müttefiklik”, “saydamlık
beklentisi” ve “yorum yapmayacağız” ifadelerini kullanırken, Kongre üyeleri “otoriter
güç gaspı”, “en önemli siyasal rakibini hapse attı”, “baskı yapılmalı”
ifadelerini kullanmaktadırlar. Bu tablo, ABD siyasal sisteminde Türkiye
konusunda Kongre’nin normatif sertliği, yürütmenin ise yararcı (çıkarcı)
suskunluğu tercih ettiğini açık biçimde göstermektedir.
|
Çizelge 8: Karşılaştırmalı Sonuç:
2022–2025 Arasında Ne Değişti? |
|||
|
Yıl |
Aktör |
Dil |
Çerçeve |
|
2022 |
Menendez (Senato) |
Sert, rejimsel |
Otoriterleşme |
|
2024/25 |
Raskin (TM) |
Temkinli, normatif |
Hukukun üstünlüğü |
|
2025 |
Pallone / Van Hollen |
Çok sert, kişisel |
Otokrasi, rakip tasfiyesi |
Bu tablo şunu
söylemektedir: ABD Kongresi’nde İmamoğlu söylemi zayıflamamış, aksine daha
açık, daha sert ve daha siyasallaşmış bir çizgiye ilerlemiştir. Cumhuriyet’in
aktardığı bu açıklamalar, İmamoğlu’nun ABD Kongresi gündemindeki yerinin artık
geçici bir insan hakları başlığı olmadığını, Türkiye’deki siyasal yarışmanın
uluslararası alanda açık biçimde okunmaya başlandığını göstermektedir. Bu
noktada Kongre’nin verdiği mesaj şudur: Türkiye’deki sorun, bir belediye
başkanının davası değil, iktidar seçeneği olan bir aktörün sistemli olarak ortadan
kaldırılmasıdır.
ABD
SENATOSU’NDA SON GELİŞME: SENATO KARAR TASARISI NO: 257 VE İMAMOĞLU SORUNUNUN
ULUSLARARASILAŞMASI
Ekrem
İmamoğlu’nun tutuklanması sonrasında ABD Kongresi’nde dile getirilen tepkiler,
2025 yılı itibarıyla niteliksel bir eşik aşmıştır. Bu eşik, bireysel Kongre
üyelerinin açıklamalarından farklı olarak, ABD Senatosu’nun kurumsal iradesini
yansıtan bir karar tasarısının (Senate Resolution no: 257) kabul
gündemine alınmasıyla oluşmuştur. Bu belge, Türkiye’de kamuoyunun ve hatta
siyasal aktörlerin büyük bölümünün farkında olmadığı bir gelişmeye işaret
etmektedir: İmamoğlu dosyası artık ABD Senatosu’nun belgeleri arasına
girmiştir.
Senato Karar
Tasarısı 257, 119. ABD Kongresi döneminde Senatör Adam Schiff (D-California)
tarafından başlatılmıştır. Metinde ayrıca Senatör Dick Durbin (D-Illinois) eş sponsor
olarak yer almaktadır. Tasarı, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına yönelik
kaygılarını ve Türkiye’nin demokratik değerler çerçevesinde davranması
gerektiğini ifade etmektedir. Bu isimler, Amerikan siyasetinde Demokrat Parti
içindeki dış siyasa ve insan hakları söylemlerini temsil etmektedir. Schiff
özellikle dış ilişkiler ve demokratik normlar bağlamında öne çıkan bir
figürdür. Karar tasarısı 22 Mayıs 2025’te Senato’ya sunulmuştur. Bu tarih,
İmamoğlu’nun Mart 2025’teki tutuklanma sürecini takip eden iki aya denk gelir
ve metnin tasarının yılın ortasında gündeme getirilmiş olduğunu gösterir.
Tasarı 22 Mayıs 2025’te Senato’ya sunuldu ve Dış İlişkiler Komitesi’ne sevk
edildi. Komite sevki, bir Senato kararının ilgili alt komitede tekrar gözden
geçirildiğini ve tartışma olanağı olduğunu gösterir. Ancak resmi kayıtlar şu
ana kadar, tasarının tam Senato tarafından oylanma veya kabul edilme aşamasına
ulaşmadığını göstermektedir. Tasarının sonraki adımlarından biri (örneğin
komiteden çıkarılması, bütün Senato’da tartışma veya oylama) henüz işlenmemiş
görünüyor.
Bu resmi
bilgiler, karar tasarısının kurumsal bir bildirge niteliğinde olduğunu ve henüz
Senato’nun tamamı tarafından oylanıp kabul edilmemiş olduğunu gösterir.
Tasarının Komite’ye sevk edilmiş olması, Senato’nun ilgili dış siyasa ağırlıklı
alt organının metni dikkate aldığını ve olası tartışma ve yorum gündemine
soktuğunu gösterir. Henüz, bir karar veya yasa niteliğine dönüşmemiştir. Bu
durumun iki önemli sonucu vardır. Karar tasarısı tartışma aşamasındadır. Tasarının
metni olarak kayıt altına alınmış, ancak Senato genelinde kabul görmüş bir
metne dönüşmemiştir. Tasarının anlamı ve önemi oldukça yüksektir. Bir tasarının
Komite’ye sevk edilmesi bile Senato’nun siyasal iradesinin güçlü bir dış siyasa
mesajını temsil eder ve özellikle dış ilişkiler komitesine yönlendirilmiş
olması bu mesajı güçlendirir.
Senato
Karar Tasarısı 257 Nedir? Ne Değildir?
Öncelikle
kavramsal bir netlik sağlamak gerekir. Karar tasarısı yaptırım kararı değildir,
bağlayıcı bir yasa değildir ve doğrudan ekonomik ya da askeri sonuç doğurmaz. Ancak
bu durum, belgenin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Aksine, bu tür kararlar ABD
dış siyasasında “normatif ve siyasal çerçeve belgeleri” olarak işlev görür. Bu
tür Senato kararlarının üç temel işlevi vardır: ABD Senatosu’nun resmi tutumunu
kayda geçirmek, ABD yürütmesine (Başkan ve Dışişleri Bakanlığı) siyasal yön ve
sınır çizmek ve uluslararası aktörlere simgesel ama güçlü mesajlar vermek. Dolayısıyla
karar tasarısı hukuksal değil, siyasal ve tarihsel bir belgedir.
Senato,
İmamoğlu’nu Nasıl Görüyor?
Tasarı
metninin en çarpıcı yönlerinden biri, Ekrem İmamoğlu’nun nasıl tanımlandığıdır.
Metinde İmamoğlu iki kez seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, Türkiye’nin
en büyük kentinin yöneticisi, 2028 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olası aday ve muhalefetin
merkez figürlerinden biri olarak sunulmaktadır. Bu dil son derece önemlidir.
Çünkü Senato, İmamoğlu’nu ne yalnızca bir yerel yönetici ne de sıradan bir
muhalif siyasetçi olarak görmektedir. İmamoğlu, Senato metninde doğrudan
“iktidar seçeneği” olarak kodlanmaktadır. Bu, sorunun neden sıradan bir yargı
dosyası olarak ele alınmadığını da açıklar.
Hukuksal
Süreçten Siyasal Rejim Tartışmasına
Tasarı,
İmamoğlu’na yöneltilen suçlamalara da yer vermekte olmasına karşın metnin
ağırlık merkezi hukuksal teknik ayrıntılar değildir. Bunun yerine şu unsurlar
öne çıkmaktadır: Suçlamalara ilişkin kamuoyuna sunulmuş güvenilir kanıt
eksikliği, tutuklamanın geniş çaplı toplumsal protestolara yol açması ve olayın
Türkiye’de uzun süredir devam eden demokratik gerileme süreciyle
ilişkilendirilmesi. Bu yaklaşım, Senato’nun sorunu “Bir mahkemenin verdiği
karar” olarak değil, “siyasal yarışmanın yargı yoluyla bastırılması” olarak
okuduğunu göstermektedir. Başka bir ifadeyle, karar tasarısı bir rejim
değerlendirmesi içermektedir.
Normatif
Çerçeve: Demokrasi ve Seçimler Vurgusu
Tasarı
boyunca yinelenen kavramlar dikkat çekicidir: özgür ve adil seçimler, hukukun
üstünlüğü, ifade özgürlüğü, barışçıl protesto hakkı ve muhalefetin siyaset
yapma olanağı. Bu kavramlar, Türkiye’nin NATO üyeliği ve Batı ittifakı içindeki
konumuyla birlikte anılmaktadır. Böylece metin, Türkiye’ye şu mesajı
vermektedir: Demokratik ölçünler, yalnızca iç hukuk sorunu değil, uluslararası
ittifak ilişkilerinin de parçasıdır. Bu, ABD Senatosu’nun Türkiye’ye yönelik
normatif beklentilerini açık biçimde ortaya koyması anlamına gelir.
Senato–Yürütme
Ayrımı: Kime Mesaj Veriliyor?
Karar
tasarısı yalnızca Türkiye’ye hitap etmemektedir. Metin, aynı zamanda ABD
yürütmesine de açık çağrılar içermektedir. ABD Dışişleri Bakanı’nın güçlü ve
zamanında açıklamalar yapması, Türkiye ile diplomatik temaslarda bu konunun
gündeme taşınması ve antidemokratik uygulamaların görmezden gelinmemesi. Bu
yönüyle tasarı, Kongre’nin yürütmenin “dengeci” ya da “sessiz” diplomasi
çizgisinden rahatsız olduğunu, Türkiye konusunda daha normatif bir tutum istem
ettiğini göstermektedir. Bu, ABD iç siyasetinde sık rastlanan Kongre-Başkan
farkının somut bir örneğidir.
Türkiye
Açısından Asıl Önemi: Uluslararası Siyasal Hafıza
Türkiye
kamuoyunda çoğu zaman göz ardı edilen nokta şudur: Bu tür Senato kararları
unutulmaz. Karar tasarısı ile birlikte İmamoğlu’nun durumu ABD Senatosu’nun
arşivine girmiştir, Türkiye’deki siyasal süreçler demokratik gerileme
bağlamında kayda geçirilmiştir ve gelecekteki ABD raporlarında, diplomatik
değerlendirmelerde ve siyasa belgelerinde bu metin referans olarak
kullanılacaktır. Bu anlamda karar tasarısı kısa vadeli bir tepki değil, uzun
vadeli bir siyasal kayıt oluşturma girişimidir.
Genel
Sonuç: Türkiye’de Neden Bilinmiyor, Ama Neden Önemli?
Karar
tasarısının Türkiye’de yeterince bilinmemesinin nedeni, doğrudan yaptırım
içermemesi ve medyatik olmamasıdır. Ancak tam da bu nedenle, belgenin etkisi
sessiz ama kalıcıdır. ABD Senatosu bu metinle şunu söylemektedir: Türkiye’de
yaşananlar, yalnızca iç siyasal bir sorun değil, demokratik düzenin geleceğini
ilgilendiren uluslararası bir sorundur. Bu, İmamoğlu dosyasının artık ulusal
sınırları aşmış bir siyasal anlam kazandığını göstermektedir.
ABD
“THINK TANK”LARI VE İMAMOĞLU SORUNU: ULUSLARARASI ÇÖZÜMLEMELER VE YORUMLAR
ABD’de “think-tank”lar
ve siyasal araştırma enstitüleri, Türkiye siyasetindeki gelişmeleri
uluslararası siyaset, demokrasi normları ve jeopolitik çıkarlar bağlamında
yorumlamaktadır. Bu kurumların yorumları, İmamoğlu’nun tutuklanmasını yalnızca
“yerel bir dava” olarak görmeyip, daha geniş demokratik dönüşüm süreçleri ve
rejimsel değişim eğilimleri ile ilişkilendirmektedir.
The
Washington Institute for Near East Policy: The Washington Institute, Türkiye’nin iç siyasetindeki
gelişmeleri ABD dış siyasasına doğrudan etki eden bir olgu olarak
değerlendirmektedir. Çözümlemelerde İmamoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye
Başkanlığı başarısı ve geniş halk tabanı, Erdoğan iktidarına karşı CHP içinde
önemli bir denge unsuru olduğu ve tutuklama sonrası sürecin, Erdoğan’ın
muhalefeti bastırma stratejisinin bir parçası olarak görüldüğü vurgulanmaktadır.
Bu bağlamda, İmamoğlu’nun olası Cumhurbaşkanlığı adaylığı, Türkiye’deki güç
dengelerini değiştiren bir etmen olarak çözümlenmektedir. The Washington
Institute yorumunda ayrıca yargı süreçlerinin siyasallaşması ve demokrasinin
kurumsal çerçevesinin zayıflaması endişesi dile getirilmektedir. Bu
değerlendirme, ABD’deki dış siyasala düşünce dünyasında İmamoğlu olgusunun
sadece yerel liderlik başarısı değil, siyasal kararlılık ve demokratik yarışma
açısından bir eşik göstergesi olarak alındığını ortaya koymaktadır.
Middle
East Institute (MEI):
Middle East Institute gibi bölgesel siyasal araştırma enstitüleri de
İmamoğlu’nun tutuklanmasını yalnızca tekil bir olay olarak değil, Erdoğan
döneminin demokratik yarışma alanını daraltma stratejisinin bir parçası olarak
yorumlamaktadır. Bu bakış yüzlerce gözaltı ve protestolarla birlikte gelişen
süreçler, demokrasiye dönük normatif geri çekilmeler ve toplumsal itiraz ve
muhalefetin baskı altına alınması bağlamında ele alınmaktadır. Bu tür çözümlemeler,
İmamoğlu olayını Türkiye’nin uzun dönemli demokratik seyri içinde
değerlendirmektedir.
“Center for
Strategic and International Studies”, “Carnegie Endowment for International Peace”
ve “Chatham House” gibi uluslararası ilişkiler ve stratejiler konusunda
uzmanlaşmış ABD ve Avrupa’daki bağımsız düşünce kuruluşlarında yayınlanan raporlarda
ve yorumlarda İmamoğlu’nun tutuklanması geniş demokratik gerileme tartışması
açısından ele alınmaktadır. Bazı yorumlarda Türkiye’nin otoriter kararsızlığının
bir “kırılma anı” olduğunu ileri sürülmektedir. Bu tür çözümlemelerde öne çıkan
ortak noktalar şunlardır: İmamoğlu’nun tutuklanmasının demokrasi normlarını
zayıflattığı, siyasal kurumların güvenilirliğinin sarstığı ve rejim kırılganlığı
kavramının ön plana çıktığı. Bu yaklaşım, İmamoğlu sürecinin hukuksal değil,
siyasal rejimsel bir anlamı olduğunu vurgulamaktadır. Diğer düşünce kuruluşlarında
yer alan daha eleştirel görüşlerde ise, ABD’deki siyasala çözümlemeleri
Türkiye’deki iç dengelerin uluslararası konjonktürle ilişkilendirilmesine
odaklanmaktadır. Bu çerçevede Erdoğan’ın 2028 seçimleri öncesinde muhalefeti
zayıflatma atılımları, ABD’nin ve Avrupa’nın gündeminde Türkiye’nin güvenlik
çıkarlarının demokrasi sorunlarının önüne geçmesi ve uluslararası aktörlerin
tutumunun Türkiye’deki demokratik yarışma üzerinde etkili olduğu gibi saptamalar
yapılmaktadır. Bu çözümlemelerde yer alan ortak bakış açısı, İmamoğlu
dosyasının yerel bir siyasal olay olmaktan çıkıp, uluslararası normlar ve jeopolitik
dengelerle doğrudan ilişkilendiği şeklindedir. [1]
ABD Basın
ve Medyasının Yorumları
ABD merkezli
haber organları ve yorum platformları da İmamoğlu’nun tutuklanmasını,
Türkiye’deki demokratik süreçler ve Erdoğan yönetiminin rejimsel yönelimi
bağlamında değerlendirmektedir. Aşağıda sınırlı sayıda örnek verilmiştir.
Reuters ve
Washington Post gibi küresel haber ajansları, İmamoğlu’nu değerlendirdiği yazılarda
gelişmeleri “demokratik gerileme”, “siyasal rakibin bastırılması” ve
“otoriterleşme eğilimi” çerçevesinde aktarmaktadır. Bu yayınlardan birinde, ABD
Senatörü Adam Schiff’in Erdoğan’ın demokrasi gerilemesini eleştirdiği ve kanıt
sunulmasını ya da serbest bırakılmasını istediği belirtilmiştir. Washington Post ise Erdoğan’ın İmamoğlu’nu
tutuklayarak otoriter eğilimi derinleştirdiğini ve bu durumun Türkiye’de
demokratik yarışmanın işlevini sarstığını yorumlamıştır. Diğer yorumlarda ise, ABD’de
ayrıca İmamoğlu hakkında “kararlılık, demokrasi ve laikliğin gerekliliği” gibi
daha geniş siyasal yorumlar yer almaktadır. Örneğin bazı köşe yazılarında,
İmamoğlu’nun tutuklanmasının Türkiye’de demokratik yarışmanın simgesel sonu
olarak görüleceği ve bunun demokrasi alanındaki küresel çalkantılarla ilişkili
olduğu vurgulanmıştır. [2]
Akademik
Değerlendirmelerin Özeti
ABD’deki
siyasal düşünce ve “think tank” kuruluşlarının yazı ve yorumlarında İmamoğlu’nun
tutuklanması Türkiye’deki demokratik denge ve güç ilişkilerinin kırılma anı
olarak okunmakta ve bu olgunun hem iç siyaset hem de dış ilişkiler üzerinde
belirleyici olduğu belirtilmektedir. Medya yorumları ise süreci demokratik
normlara yönelik endişeler bağlamında aktarmakta ve Türkiye’deki demokratik
gerileme eğilimini öne çıkarmaktadır. [3]
İmamoğlu dosyasının, yalnızca bir dava değil, uluslararası normlar, rejimsel
dönüşüm ve jeopolitik çıkarlar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği
ABD’deki uzman çevrelerin ortak görüşüdür. Aşağıdaki çizelge bu ortak görüşleri özetlemektedir.
|
Çizelge 9: ABD’de Kurumsal
Alanlara Göre İmamoğlu’na İlişkin Ortak Söylemler |
|||||
|
Kurumsal Alan |
İmamoğlu’nun
Konumlanması |
Temel Sav / Söylem |
Kullanılan Dil |
Amaçlanan Etki |
Sessizlik / Sınır |
|
ABD Senatosu |
Muhalefet lideri ve rejim göstergesi |
İmamoğlu’na yönelik yargı süreçleri Türkiye’de
otoriterleşme kanıtıdır |
Normatif, değer temelli, açık eleştirel |
Demokratik gerilemeyi kayda geçirmek |
Yürütmeye doğrudan bağlayıcı adım çağrısı sınırlı |
|
Temsilciler Meclisi |
Erdoğan’ın en güçlü siyasal rakibi |
İmamoğlu’nun cezalandırılması siyasal yarışmanın
bastırılmasıdır |
Daha sert, kişiselleştirilmiş, kamuoyuna dönük |
ABD yönetimi üzerinde ahlaksal ve siyasal baskı |
Siyasa sonuçları belirsiz |
|
ABD Think-tank’lar (genel) |
Demokratik gerilemenin örneği (dolaylı) |
Türkiye’de kurumların zayıflaması, muhalefetin
baskılanması |
Çözümleyici, ihtiyatlı, yapısal |
Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinin risklerini
göstermek |
İmamoğlu ismi çoğu zaman açıkça kullanılmaz |
|
RAND Corporation (özel durum) |
İsim verilmeyen rejim içi kırılma göstergesi |
Demokrasi değil, kararlılık ve jeopolitik süreklilik
öncelikli |
Teknik, stratejik, sessiz |
NATO ve güvenlik çıkarlarını merkeze almak |
Normatif eleştiriden bilinçli kaçınma |
|
ABD Ana Akım Medyası |
Olası iktidar seçeneği |
Erdoğan’ın “en önemli rakibi”nin susturulması |
Dramatik, kişisel, haber dili |
Kamuoyu farkındalığı yaratmak |
Derin kurumsal çözümleme sınırlı |
Ortaklaşan
Temel Savlar
Bu dört alan
arasında farklı tonlar olsa da üç ortak nitelikli sav net biçimde ortaya
çıkmaktadır: İmamoğlu bireysel bir aktör değil, rejim göstergesidir. Tüm
alanlarda İmamoğlu, kişisel bir dava konusu olarak değil, Türkiye’de siyasal
rejimin niteliğine ilişkin bir sınama örnek olayı olarak ele alınmaktadır. Yargı
süreci siyasal yarışma bağlamında okunmaktadır. “Yolsuzluk”, “hakaret” ya da
teknik suçlamalar ABD söyleminde ikincil düzeydedir. Asıl vurgu siyasal alanın
daraltılmasıdır. ABD içinde normatif ve stratejik bir ayrışma vardır. Kongre ve
medya normatif ve demokratik dili öne çıkarırken güvenlik odaklı düşünce
kuruluşları (özellikle RAND) bu dili bastırmaktadır. ABD Senatosu, Temsilciler
Meclisi, düşünce kuruluşları ve ana akım medya arasında ton ve vurgu
farklılıkları bulunsa da Ekrem İmamoğlu’nun siyasal konumuna ilişkin ortak
okuma, onun Türkiye’de demokratik yarışmanın ve rejim yöneliminin simgesel bir
göstergesi durumuna geldiği yönündedir.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu
çalışmanın bulguları, İmamoğlu’nun ABD Kongresi gündemine girişinin yalnızca simgesel
bir dayanışma ifadesi olmadığını, aynı zamanda Amerikan siyasal sisteminde
Türkiye’ye ilişkin siyasa çerçevesinin nasıl yeniden kodlandığını
göstermektedir. Kongre düzeyinde üretilen söylem, kısa vadeli yaptırım veya
müdahale çağrılarından bilinçli biçimde uzak dururken, uzun vadeli siyasa
seçeneklerinin normatif sınırlarını tanımlamaktadır. Bu durum, ABD dış siyasasında
“sessiz bağlayıcılık” olarak tanımlanabilecek bir etki alanına işaret
etmektedir.
Temsilciler
Meclisi ve Senato konuşmalarında öne çıkan demokratik gerileme, siyasal yarışmanın
bastırılması ve hukukun araçsallaştırılması temaları, Türkiye’nin yalnızca
ikili ilişkiler bağlamında değil, daha geniş bir demokratik normlar sistemi
içinde değerlendirilmesine zemin hazırlamaktadır. Bu çerçeve, ilerleyen dönemde
silah satışları, savunma iş birliği, ekonomik anlaşmalar ve uluslararası
platformlardaki tutumlar gibi alanlarda dolaylı fakat belirleyici bir referans
noktası oluşturma gizil gücü taşımaktadır.
Siyasa
açısından bakıldığında, Kongre söylemi yürütme organına doğrudan talimat
vermemekle birlikte, başkanlık makamının hareket alanını daraltan bir normatif
zemin üretmektedir. Bu durum, özellikle başkan ile Kongre arasında dış siyasa
öncelikleri bakımından görüş ayrılığı bulunan dönemlerde daha da belirgin duruma
gelmektedir. İmamoğlu dosyası, bu anlamda, ABD’de yürütmenin Türkiye ile
ilişkilerde “stratejik zorunluluk” gerekçesiyle demokratik gerilemeye sessiz
kalmasının önünde kurumsal bir sınır oluşturmaktadır.
Düşünce
kuruluşları ve ana akım medya çözümlemelerinin Kongre söylemiyle büyük ölçüde
örtüşmesi, bu normatif çerçevenin yalnızca yasama organına özgü olmadığını ve
ABD’deki daha geniş siyasa topluluğu tarafından da paylaşıldığını
göstermektedir. Bu durum, İmamoğlu etrafında şekillenen tartışmanın, kişisel
bir dosyadan çok, Türkiye’nin siyasal rejiminin geleceğine ilişkin yapısal bir
değerlendirmeye dönüştüğünü ortaya koymaktadır. Dolayısıyla söz konusu söylem,
ileride değişen siyasal aktörlere karşın süreklilik gösterebilecek bir siyasa
hafızası üretmektedir.
Türkiye
açısından bakıldığında, bu gelişmelerin en önemli sonucu, iç siyasada yaşanan hukuksal
ve siyasal süreçlerin artık yalnızca ulusal sınırlar içinde
değerlendirilmemesidir. ABD Kongresi’nde kayda geçen bu söylemler, Türkiye’deki
demokratik uygulamaların uluslararası alanda izlenen ve arşivlenen bir sorun durumuna
geldiğini göstermektedir. Bu durum, kısa vadede doğrudan sonuçlar üretmese
bile, uzun vadede Türkiye’nin uluslararası konumlanışı ve Batı dünyasıyla
ilişkileri açısından kalıcı etkiler yaratma gizil gücüne sahiptir.
Sonuç
olarak, İmamoğlu’nun ABD Kongresi gündemine girişi, tepkisel bir diplomatik olay
değil, demokratik normların, siyasal meşruluğun ve kurumsal sınırların yeniden
tanımlandığı daha geniş bir siyasa bağlamının parçasıdır. Bu bağlam, ani
kararlar veya sert yaptırımlar üretmekten çok, Türkiye-ABD ilişkilerinde hangi
davranışların meşru ve hangilerinin sorunlu olarak kodlandığını belirleyen
kalıcı bir referans çerçevesi oluşturmaktadır.
İmamoğlu
ve Türkiye Açısından Siyasal Sonuçlar
İmamoğlu’nun
ABD Kongresi gündeminde görünür duruma gelmesi, yalnızca dışsal bir diplomatik
gelişme değil, aynı zamanda Türkiye iç siyasetinde aktörlerin nasıl
konumlandığını etkileyen dolaylı sonuçlar üretmektedir. Kongre söyleminde
İmamoğlu’nun, kişisel özelliklerinden çok “demokratik yarışmanın meşru bir
temsilcisi” olarak tanımlanması, onu uluslararası alanda normatif bir çerçeveye
yerleştirmektedir. Bu durum, İmamoğlu’nun bireysel siyasal kariyerinden
bağımsız olarak, temsil ettiği siyasal çizginin uluslararası meşruluk
kazanmasına katkıda bulunmaktadır.
İmamoğlu
açısından bakıldığında, ABD Kongresi’nde görünürlük, doğrudan bir destek ya da
koruma anlamı taşımamakla birlikte, onun siyasal konumunun artık yalnızca
Türkiye iç siyasetinin sınırları içinde okunamayacağını göstermektedir. Kongre
söylemi, İmamoğlu’nu bir “mağdur figür” olarak yüceltmekten kaçınırken,
demokratik normlara dayalı bir meşruluk alanı tanımlamaktadır. Bu durum,
İmamoğlu’nun siyasal varlığını kişisel bir dava olmaktan çıkararak, daha geniş
bir rejim tartışmasının parçası durumuna getirmektedir.
Türkiye
açısından ise bu görünürlük, iç siyasal ve uluslararası alanda daha yakından
izlenen ve kayda geçirilen bir nitelik kazandığını ortaya koymaktadır. ABD
Kongresi’nde yapılan konuşmalar ve kabul edilen karar tasarıları, Türkiye’deki
siyasal yarışmanın ve hukuksal süreçlerin artık yalnızca ulusal egemenlik
çerçevesinde değil, demokratik normlar bağlamında da değerlendirildiğini
göstermektedir. Bu durum, Türkiye’nin uluslararası konumlanışında “görünmez
maliyetler” yaratma gizil gücüne sahiptir.
Özellikle
dikkat çekici olan, Kongre söyleminin Türkiye’deki iktidar-muhalefet dengesini
doğrudan hedef almaktan kaçınmasıdır. Söylem, bir tarafı desteklemekten ziyade,
siyasal alanın hangi koşullarda meşru kabul edileceğini tanımlamaktadır. Bu
yaklaşım, Türkiye’deki siyasal aktörlere yönelik dolaylı fakat güçlü bir mesaj
üretmektedir: Demokratik yarışmanın sınırları, yalnızca iç hukukla değil,
uluslararası normlarla da ölçülmektedir.
Son olarak,
İmamoğlu’nun ABD Kongresi gündeminde yer alması, Türkiye’deki muhalefet
siyasetinin uluslararası algısını da dönüştürmektedir. Muhalefet aktörleri ilk
kez bireysel çıkışlar üzerinden değil, kurumsal ve normatif bir dil içinde ele
alınmaktadır. Bu durum, Türkiye’de muhalefetin dış dünyada “kararsızlık unsuru”
olarak değil, demokratik sürekliliğin olası taşıyıcısı olarak okunmaya
başlandığını göstermektedir.
ABD
Kongresi’nde İmamoğlu etrafında şekillenen söylem, onu açık biçimde “siyasal
tutuklu” ya da “siyasal mahkum” olarak nitelendirmemektedir. Bununla birlikte,
yapılan konuşmaların dili ve tematik çerçevesi, İmamoğlu’nu bireysel bir adli
dosyanın öznesi olmaktan çok, siyasal yarışmanın bastırılması bağlamında ele
almaktadır. Kongre söyleminde hukuksal suçlamaların içeriğine girilmemesi, buna
karşılık yargı sürecinin siyasal bağlamının sistemli biçimde vurgulanması,
uluslararası yazında “siyasal tutukluluk” tartışmalarının ön-eşik aşamasına
karşılık gelmektedir. Bu durum, İmamoğlu’nun henüz kurumsal olarak “siyasal tutuklu”
statüsüyle tanımlanmadığını, ancak bu yönde bir tanımlamanın kurulabileceği
normatif ve söylemsel zeminin açık biçimde oluştuğunu göstermektedir.
Dolayısıyla söz konusu görünürlük, mevcut hukuksal sürecin gelecekte nasıl
okunacağına ilişkin güçlü bir çerçeve oluşturmakta ve kararların yalnızca hukuksal
değil siyasal sonuçlar üzerinden de değerlendirileceğini işaret etmektedir.
Kaynakça
Amnesty
International. (2025, March 19). Türkiye: Massive escalation in ongoing
crackdown including arrest of Istanbul mayor. Amnesty.org. https://www.amnesty.org/en/latest/news/2025/03/turkiye-massive-escalation-in-ongoing-crackdown-including-arrest-of-istanbul-mayor/
Arab Center
Washington DC. (2022). Washington Policy Weekly. https://arabcenterdc.org/resource/washington-policy-weekly-12-19-2022/
Cumhuriyet
(2025). ABD'li politikacılardan İmamoğlu tepkisi: 'En önemli siyasal rakibini
hapse attı'. https://www.cumhuriyet.com.tr/dunya/abdli-politikacilardan-imamoglu-tepkisi-en-onemli-siyasal-rakibini-2312824
Human Rights
Watch. (2025, March 19). Türkiye: Istanbul Mayor Detained. HRW.org. https://www.hrw.org/news/2025/03/19/turkiye-istanbul-mayor-detained
Menendez, B.
(2022, December 15). Statement on the sentencing of Ekrem İmamoğlu. U.S. Senate
Committee on Foreign Relations.
Raskin, J.
(2025). Speech on the detention and democratic concerns regarding Ekrem
İmamoğlu. Congressional Record, CR S3125. (sponsor statement, introduced 22 May
2025). https://www.congress.gov/bill/119th-congress/senate-resolution/257/all-info
Toksabay,
E., & Erkoyun, E. (2025, March 19). Turkey detains Istanbul mayor in what
opposition calls ‘coup’. Reuters. https://www.reuters.com/world/middle-east/turkey-detains-istanbul-mayor-opposition-calls-coup-2025-03-19/
Turkish
Minute. (2025, December 20). US lawmaker calls for release of İstanbul Mayor
İmamoğlu. https://www.turkishminute.com/2025/12/20/us-lawmaker-calls-for-release-of-istanbul-mayor-imamoglu/
U.S. Senate.
(2025). S.Res.257: A resolution expressing the sense of the Senate concerning
the arrest and continued detention of Ekrem İmamoğlu and urging the Government
of Türkiye to uphold democratic values (119th Congress). Congress.gov. https://www.congress.gov/bill/119th-congress/senate-resolution/257/all-info
[1]
Makalenin hacmi göz önüne alındığından bu yazı ve yorumların ayrıntılarına girilmemiştir.
[2] Makalenin
hacmi göz önüne alındığından bu yazı ve yorumların ayrıntılarına girilmemiştir.
[3] Toksabay,
E., & Erkoyun, E. (2025, March 19). “Turkey detains Istanbul mayor in what opposition
calls ‘coup’. Reuters.
https://www.reuters.com/world/middle-east/turkey-detains-istanbul-mayor-opposition-calls-coup-2025-03-19/”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder