OECD Gelir İstatistikleri Işığında Türkiye’nin
Vergi Yapısı: Vergi Kapasitesi, Harcanabilir Gelir ve Siyasa Aktarımının
Sınırları
Prof. Dr.
Firuz Demir Yaşamış
Öz
Bu çalışma, OECD gelir istatistikleri
temelinde Türkiye’nin vergi yapısını incelemekte ve mevcut vergi gelirlerinin
bileşimi ile olası ekonomik ve toplumsal sonuçlarını değerlendirmektedir.
Bulgular, Türkiye’nin OECD ülkeleri arasında vergi/GSYH oranı bakımından alt
sıralarda yer aldığını, vergi gelirlerinin büyük ölçüde dolaylı vergilere
dayandığını, buna karşılık kişisel gelir vergileri, toplumsal güvenlik
katkıları ve servet temelli vergilerin sınırlı kaldığını ortaya koymaktadır.
Çalışma, yalnızca vergi gelirlerinin bileşimine odaklanmanın yetersiz olduğunu
savunarak, vergi kapasitesi kavramını merkeze almakta ve harcanabilir gelir ile
gelir dağılımı göstergelerinin (Gini katsayısı) OECD karşılaştırmalarında
belirleyici önem taşıdığını göstermektedir. OECD verileri, Türkiye’nin hem
harcanabilir gelir düzeyi hem de gelir eşitsizliği bakımından OECD ortalamasının
gerisinde kaldığını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, dolaylı vergilerin
azaltılması ve doğrudan vergilerin artırılması yoluyla daha fazla vergi
toplanmasına yönelik yaygın siyasa önerilerinin, Türkiye’nin düşük gelir düzeyi
ve sınırlı toplumsal taşıma kapasitesi dikkate alınmadan ele alındığında
çelişkili sonuçlar doğurabileceği ileri sürülmektedir. Çalışma, Türkiye için
vergi reformunun ancak harcanabilir geliri koruyan, hedefli toplumsal
transferlerle desteklenen ve vergi–transfer sistemini bütüncül biçimde ele alan
bir yaklaşımla anlamlı ve sürdürülebilir olabileceği sonucuna ulaşmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Türkiye, OECD, vergi yapısı, dolaylı
vergiler, vergi kapasitesi, harcanabilir gelir, gelir eşitsizliği, Gini
katsayısı
Abstract
This article examines Türkiye’s tax structure on the basis of OECD
revenue statistics and assesses the economic and social implications of the
current composition of tax revenues. The findings indicate that Türkiye ranks
among the lower OECD countries in terms of the tax-to-GDP ratio and relies
heavily on indirect taxes, while revenues from personal income taxes, social
security contributions, and wealth-based taxes remain limited. The study argues
that an exclusive focus on tax composition is insufficient and instead places
the concept of tax capacity at the center of the analysis by incorporating
disposable income and income distribution indicators (Gini coefficient) into
OECD comparisons. OECD data show that Türkiye lags behind the OECD average in
terms of disposable income while exhibiting higher levels of income inequality.
In this context, widely promoted policy recommendations advocating a reduction
in indirect taxes alongside increased tax collection through direct taxes are
shown to be internally inconsistent when Türkiye’s low-income levels and
limited social carrying capacity are taken into account. The article concludes
that a meaningful and sustainable tax reform in Türkiye requires a
comprehensive approach that protects disposable income, incorporates targeted
social transfers, and addresses the tax–transfer system as an integrated whole.
Key Words: Türkiye, OECD, tax structure, indirect taxation, tax
capacity, disposable income, income inequality, Gini coefficient
Giriş
Bu çalışma, siyaset bilimi ve
uluslararası ilişkiler perspektifinden, 2026 bütçesi kapsamında gündeme gelen
vergi artışlarının olası toplumsal sonuçlarını OECD verileri ışığında
değerlendirmeyi amaçlamaktadır. OECD ve Türk hükümetinin verilerinden elde
olunan bilgilere göre, Türkiye’deki vergi gelirlerinin yapısı, OECD ortalaması
ile karşılaştırıldığında özellikle mal ve hizmet vergilerinden yüksek, kişisel
gelir vergilerinden düşük gelir elde edildiğini göstermektedir. Aşağıdaki
çizelge 2024 sonu itibarıyla içinde bulunulan koşulları göstermektedir.
|
Çizelge 1: Gelir İstatistikleri |
||||
|
Gösterge / Vergi Türü |
Türkiye (2024) % |
OECD Ortalaması (2024) % |
Türkiye’nin OECD’deki Konumu |
Değerlendirme |
|
Vergi/GSYH Oranı |
24,0 |
34,1 |
34/38 |
OECD ortalamasının oldukça altında |
|
KDV / Mal ve Hizmet Vergileri |
26,5 |
25,5 |
1/38 |
OECD ortalamasının biraz üzerinde |
|
Diğer Mal ve Hizmet Vergileri (KDV/GST hariç) |
23,6 |
20,5 |
11/38 |
Üst sıralarda |
|
Kurumlar Gelir ve Kazanç Vergileri |
12,8 |
10,8 |
11/38 |
OECD ortalamasının üzerinde |
|
Kişisel Gelir, Kazanç ve Kâr Vergileri |
11,3 |
11,9 |
33/38 |
OECD ortalamasının altında |
|
Toplumsal Güvenlik Katkıları |
15,1 |
23,7 |
1/38 |
OECD ortalamasının oldukça altında |
|
Ücret ve İşgücü Vergileri |
0,9 |
2,6 |
8/38 |
OECD ortalamasının altında |
|
Emlak Vergileri / Diğer Vergiler |
3,0 |
5,1 |
25/38 |
Düşük gelir payı |
Yorum
OECD raporlarında yer alan 2024 yılı
verilerine göre, Türkiye’nin vergi/GSYH oranı %24,0 ile OECD ortalaması olan
%34,1’in oldukça altında kalmaktadır. Bu durum, Türkiye’nin genel vergi yükünün
OECD ülkelerine kıyasla düşük olduğunu ve toplam kamu gelirleri açısından
sınırlı bir kapasiteye sahip olduğunu göstermektedir. OECD ülkeleri arasında
Türkiye, vergi/GSYH oranı açısından 38 ülke arasında 34 üncü sırada yer almakta
ve yalnızca birkaç ülke Türkiye’den daha düşük bir vergi yüküne sahiptir.
Vergi gelirlerinin yapısı
incelendiğinde, Türkiye’de dolaylı vergilerin, özellikle Katma Değer Vergisi ve
diğer mal ve hizmet vergilerinin, toplam vergi gelirleri içindeki payının OECD
ortalamasının üzerinde olduğu görülmektedir. Bu durum, Türkiye’de dolaylı
vergilerin vergi sisteminin temelini oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Öte
yandan, kişisel gelir vergileri, toplumsal güvenlik katkıları ve emlak
vergilerinden elde edilen gelirler OECD ortalamasının altında kalmakta,
dolayısıyla bireysel gelirler üzerinden elde edilen vergi payının sınırlı
olduğunu göstermektedir. Kurumsal gelir ve kazanç vergilerinin payı ise OECD ortalamasının
biraz üzerinde olup, Türkiye’nin şirketler üzerinden sağlanan gelirlerde göreli
olarak güçlü bir konumda olduğunu göstermektedir.
Genel olarak, Türkiye’nin vergi
sistemi dolaylı vergilere ve kurumsal gelir vergilerine dayalı bir yapıya
sahipken, toplumsal güvenlik ve kişisel gelir vergilerinden elde edilen
gelirler sınırlı kalmaktadır. Bu durum, vergi gelirlerinin çeşitliliği ve gelir
dağılımı açısından Türkiye’nin OECD ortalamasının altında kaldığını ortaya
koymaktadır.
Sonuç olarak, Türkiye OECD ülkeleri
arasında vergi yükü ve vergi gelirlerinin çeşitliliği açısından alt sıralarda
yer almakta, vergi tabanının dar ve dolaylı vergilere bağımlı olduğu bir profil
sergilemektedir. Bu yapı, kamu gelirlerinin artırılması, sosyal güvenlik
finansmanının güçlendirilmesi ve gelir adaleti açısından reform gereksinmesine
işaret etmektedir.
Mevcut Vergi Yapısının
Türkiye açısından Olası Sonuçları
Kamu gelirlerinin
sınırlı kalması ve bütçe baskısı: Toplam
vergi/GSYH oranının OECD ortalamasının altında olması, devletin kamu
hizmetlerini finanse etme kapasitesini sınırlamaktadır. Sağlık, eğitim, altyapı
ve toplumsal güvenlik gibi alanlarda kamu harcamalarının artması gerektiğinde,
sınırlı vergi geliri bütçe açıklarını büyütebilir ve borçlanmayı artırabilir.
Gelir dağılımında
adaletsizlik: Türkiye’de
dolaylı vergiler (KDV ve mal/hizmet vergileri) toplam vergi gelirlerinin büyük
kısmını oluşturuyor. Dolaylı vergiler, gelir dağılımı açısından genellikle
regresif etki yapar, yani düşük gelirli hane halkı, gelirine oranla daha fazla
vergi öder. Kişisel gelir ve emlak vergilerinin payının düşük olması, yüksek
gelir grubundan daha az vergi alınması anlamına gelir ve gelir adaleti
açısından zayıf bir vergi yapısı yaratır.
Toplumsal
güvenlik finansmanında kısıtlar: Toplumsal
güvenlik katkılarının OECD ortalamasının altında olması, emeklilik ve sağlık
sigortaları gibi sistemlerin sürdürülebilirliğini olumsuz etkileyebilir. Bu
durum, devletin toplumsal güvenlik açıklarını kapatmak için ya harcamaları
kısmaya ya da borçlanmaya yönelmesine neden olabilir.
Ekonomik büyüme
ve yatırım etkisi: Kurumsal
vergilerin OECD ortalamasının biraz üzerinde olması, şirketler üzerinde göreli
olarak yüksek vergi yükü oluşturabilir. Bu durum, yatırım kararlarını
etkileyebilir ve bazı sektörlerde yatırımların sınırlanmasına veya yurt dışına
sermaye çıkışına yol açabilir. Öte yandan, dolaylı vergilere dayalı bir yapı,
tüketim üzerinde baskı yaratabilir ve düşük gelirli hanelerin harcama gücünü
sınırlayabilir.
Vergi tabanının
dar olması ve reform gereksinmesi: Vergi
gelirlerinin büyük ölçüde birkaç kaleme dayanması, sistemin kırılganlığına
işaret eder. Örneğin, KDV veya tüketim harcamalarında ekonomik dalgalanmalara
bağlı olarak gelirlerde ani düşüşler görülebilir. Bu durum, Türkiye’nin vergi
tabanını genişletmeye, gelir vergisi ve toplumsal güvenlik katkıları payını
artırmaya ve vergi sisteminde reform yapmaya gereksinim duyduğunu gösterir.
Özetle, Türkiye’nin mevcut vergi
yapısı kamu gelirlerinin sınırlı kalması, toplumsal güvenlik ve gelir adaleti
açısından zayıf performans, ekonomik dalgalanmalara duyarlılık ve yatırım
kararları üzerinde olumsuz etkiler gibi olası sonuçlar doğurmaktadır.
|
Çizelge 2: Türkiye’nin Vergi Yapısı ve Olası
Sonuçları (2024) |
||
|
Özellik / Mevcut Durum |
Olası Sonuçlar |
Siyasa Önerileri |
|
Toplam vergi/GSYH oranı %24,0 (OECD ortalaması %34,1) |
Kamu gelirlerinin sınırlı kalması; bütçe açıklarının artması,
altyapı, sağlık ve eğitim harcamalarında finansman sıkıntısı |
Vergi gelirlerini artırmak için gelir vergisi tabanını
genişletmek; vergi toplama mekanizmalarını güçlendirmek |
|
Dolaylı vergilerin yüksek payı (KDV ve mal/hizmet vergileri) |
Gelir dağılımında regresif etki; düşük gelirli haneler üzerinde
daha fazla yük; tüketim üzerinde baskı |
Dolaylı vergilere bağımlılığı azaltmak; düşük gelirli gruplar
için vergi iadeleri veya bağışıklıkları uygulamak |
|
Kişisel gelir ve kazanç vergilerinin payı düşük (%11,3) |
Üst gelir gruplarından yeterli vergi alınamaması; gelir adaleti
açısından zayıf yapı |
Kademeli gelir vergisi sistemini güçlendirmek; yüksek gelirli
gruplardan daha fazla vergi toplamak |
|
Toplumsal güvenlik katkıları OECD ortalamasının altında (%15,1) |
Emeklilik ve sağlık sigortaları sistemlerinde finansman
sıkıntısı; sürdürülebilirliğin zorlaşması |
Toplumsal güvenlik sisteminin finansmanını artırmak; katkı
paylarını kademeli olarak yükseltmek |
|
Kurumsal gelir vergileri OECD ortalamasının biraz üzerinde
(%12,8) |
Şirketler üzerinde nispeten yüksek vergi yükü; yatırım ve
sermaye hareketleri üzerinde etkiler |
Kurumlar vergisi sistemini yatırım dostu duruma getirmek; teşvik
mekanizmaları ile yatırımları desteklemek |
|
Vergi tabanının dar ve belirli kalemlere bağımlı olması |
Gelir dalgalanmalarına karşı kırılganlık; ekonomik krizlerde
vergi gelirlerinin hızla düşmesi |
Vergi tabanını genişletmek; farklı vergi türlerini dengeli
biçimde artırmak, reformlarla sistemin esnekliğini sağlamak |
Siyasa Önerileri
Türkiye’nin vergi sistemi, dolaylı
vergilere ve kurumsal gelir vergilerine dayalı bir yapı sergilerken, kişisel
gelir vergileri ve toplumsal güvenlik katkılarının payı OECD ortalamasının
oldukça altındadır. Bu durum, Türkiye’nin OECD ülkeleri arasında toplam vergi
yükü ve vergi gelirlerinin çeşitliliği açısından alt sıralarda (34/38) yer
almasına neden olmaktadır. Vergi yapısının mevcut özellikleri, kamu gelirleri, toplumsal
güvenlik finansmanı ve gelir adaleti açısından sınırlamalar yaratmakta ve
ekonomik dalgalanmalara karşı kırılganlığı artırmaktadır.
Ekonomik siyasa açısından, Türkiye’nin
vergi gelirlerinin sürdürülebilirliğini artırmak ve gelir dağılımı adaletini
güçlendirmek amacıyla birkaç somut adım atılması önerilmektedir.
Öncelikle,
vergi tabanının genişletilmesi kritik öneme sahiptir; bunun için vergi
kaçaklarını ve kayıt dışılığı azaltacak etkili denetim mekanizmaları
oluşturulmalı, hizmet sektörü ve dijital ekonomi gibi yeni alanlarda
vergilendirme artırılmalı ve mevcut vergi bağışıklıkları gözden geçirilmelidir.
İkinci
olarak, dolaylı vergilere olan bağımlılığı azaltmak amacıyla doğrudan
vergilerin payı artırılmalı, düşük gelirli haneler için KDV iadeleri veya
indirim mekanizmaları uygulanmalı ve tüketim vergilerinin regresif etkisini
dengeleyici toplumsal siyasalar geliştirilmelidir.
Üçüncü
olarak, yüksek gelir gruplarından daha fazla vergi toplamak için kademeli gelir
vergisi oranlarının üst dilimleri artırılmalı, servet ve emlak vergilerinden ek
gelir sağlanmalı ve gelir ile servet beyanında saydamlık artırılmalıdır.
Dördüncü
olarak, toplumsal güvenlik katkılarının güçlendirilmesi amacıyla kayıt dışı
çalışanların sistem içine alınması, katkı paylarının kademeli olarak
artırılması ve emeklilik ile sağlık fonlarının sürdürülebilirliğini güvence
altına alacak yönetim reformları uygulanmalıdır.
Son olarak, vergi yönetimi kapasitesinin
güçlendirilmesi gerekmekte ve gelir yönetiminin sayısallaşması, veri çözümlemesi
ve risk temelli denetim sistemlerinin yaygınlaştırılması, vergi uyumunu
artıracak eğitim programları ve kamu kurumları arasında veri paylaşımının
güçlendirilmesi bu süreci destekleyecek adımlar olarak öne çıkmaktadır.
İncelenmesi Gereken
Ancak Eksik Bırakılan Temel Konu: Vergi Kapasitesi, Harcanabilir Gelir ve OECD
Karşılaştırmasının Sınırları
OECD ülkeleriyle yapılan vergi yapısı
karşılaştırmaları, ancak ülkelerin harcanabilir gelir (disposable income)
düzeyleri dikkate alındığında anlamlı duruma gelmektedir. Harcanabilir gelir,
hanehalklarının vergiler ve toplumsal güvenlik katkıları ödendikten, kamu
transferleri eklendikten sonra tüketim ve birikime ayırabildiği geliri ifade
eder ve vergi kapasitesinin temel belirleyicilerinden biridir.
OECD verileri, Türkiye’nin kişi başına
ve hane halkı düzeyinde harcanabilir gelir bakımından OECD ortalamasının
belirgin biçimde altında olduğunu göstermektedir. Bu durum, Türkiye’de vergi
yükünün yalnızca oranlar üzerinden değil, hanehalkı refahı üzerindeki gerçek
etkileri üzerinden değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Aynı vergi oranı,
yüksek harcanabilir gelire sahip OECD ülkelerinde sınırlı bir refah kaybı
yaratırken, Türkiye gibi gelir düzeyi daha düşük ülkelerde hanelerin tüketim ve
yaşam düzeyleri üzerinde çok daha güçlü bir baskı oluşturabilmektedir.
Bu bağlamda, Türkiye’de dolaylı
vergilerin yüksek payı, harcanabilir geliri zaten sınırlı olan düşük ve orta
gelirli haneler üzerinde orantısız bir yük yaratmaktadır. Kişisel gelir
vergilerinin ve toplumsal güvenlik katkılarının OECD ortalamasının altında
kalması, bir yandan gelir adaleti sorununa işaret ederken, diğer yandan bu
vergilerin artırılmasına yönelik siyasa önerilerinin toplumsal taşıma
kapasitesi açısından dikkatle değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Dolayısıyla, Türkiye’nin vergi
yapısına ilişkin reform tartışmaları, yalnızca OECD ortalamalarına yakınsama
hedefiyle değil, harcanabilir gelir düzeyi, yoksulluk riski ve “vergi–transfer”
sisteminin giderici kapasitesi birlikte ele alınarak yürütülmelidir. Aksi
halde, doğrudan vergilerin ve toplumsal güvenlik katkılarının artırılmasına
yönelik öneriler, gelir düzeyi düşük haneler üzerinde yeni refah kayıpları
yaratma riski taşımaktadır.
Bu çerçevede, Türkiye için uygun vergi
reformu stratejisi, vergi tabanını genişletirken, düşük gelir gruplarının
harcanabilir gelirini koruyacak veya artıracak hedefli transfer mekanizmaları,
vergi iadeleri ve toplumsal desteklerle birlikte tasarlanmalıdır. Böyle bir yaklaşım
hem kamu gelirlerini artırma hedefiyle hem de gelir dağılımı adaleti ve
toplumsal sürdürülebilirlik ilkeleriyle uyumlu olacaktır.
OECD Ülkelerinde
Hanehalkı Harcanabilir Gelir: 2023/2024 Yaklaşık Karşılaştırma
|
Çizelge 3: OECD ülkelerinde harcanabilir gelir |
|
|
Ülke |
Harcanabilir Gelir (USD PPP,
Yaklaşık) |
|
Birleşik Devletler |
~67.000+ |
|
Lüksemburg |
~59.000 |
|
Almanya |
~59.000 |
|
İsviçre |
~53.000 |
|
Hollanda |
~55.000 |
|
Norveç |
~49.000 |
|
Belçika |
~49.000 |
|
Fransa |
~48.000 |
|
İtalya |
~29.000 |
|
Meksika |
<25.000 |
|
Türkiye [1] |
~23.000–24.000 |
|
Not: KKDÖ (PPP) ile düzeltilmiş veriler OECD gelir dağılım
verilerine göre oluşturulmuştur; tam tabloya OECD’nin Income Distribution
Database’inden ulaşılabilir. |
|
GINI Etkisi: OECD
Ülkelerinde Harcanabilir Gelir ve Gini Katsayısı
Aşağıdaki tablo OECD’nin gelir
eşitsizliği ve harcanabilir gelirle ilgili verilerinden derlenmiştir (veriler
OECD raporları tarafından sağlanan en yakın dönemlere göredir):
|
Çizelge 4: OECD
Ülkelerinde Harcanabilir Gelir ve Gini Katsayısı (Gelir Eşitsizliği) |
||
|
Ülke |
Harcanabilir
Gelir (USD PPP, medyan, yaklaşık) |
Gini
Katsayısı (Disposable income, OECD) |
|
Türkiye |
~13.000 USD PPP (2022) |
0,427 (2022) — OECD ortalamasının oldukça üstünde
(eşitsizlik yüksek) |
|
OECD Ortalaması |
~30.000 USD PPP (2021) |
~0,316 (OECD ortalaması) |
|
ABD |
~67.000 USD PPP (yaklaşık örnek sıralama) |
~0,39+ (yüksek eşitsizlik) |
|
Almanya |
~59.000 USD PPP (yaklaşık) |
~0,29 (daha düşük eşitsizlik) |
|
Fransa |
~48.000 USD PPP (yaklaşık) |
~0,29 (eşitsizlik nispeten düşük) |
|
Slovakya |
~30.000+ USD PPP (yaklaşık) |
~0,22 (OECD’de en düşük eşitsizlik) |
|
Şili |
(OECD dışında eşitsizlik yüksek örnek) |
~0,46+ (OECD ortalamasının çok üstünde) |
|
Notlar: Harcanabilir gelir göstergeleri OECD’nin Income
Distribution Database kapsamında medyan gelir üzerinden PPP ile
düzeltilmiş değerlerdir. Gini katsayısı ise harcanabilir gelir üzerinden
hesaplanan eşitsizlik göstergesidir (0 = tam eşitlik, 1 = tam eşitsizlik).
OECD’de eşitsizlik ülkeden ülkeye önemli farklılıklar gösterir; Türkiye’de bu
katsayı OECD ortalamasının üzerinde olup daha yüksek gelir eşitsizliğine
işaret etmektedir. Ülkeler arası karşılaştırmalarda veriler en
yakın mevcut yıla ait olup, tam yıl uyumu bulunmayan ülkelerde OECD
tarafından raporlanan son değerler kullanılmıştır. |
||
OECD ülkelerinde medyan harcanabilir
hanehalkı geliri (USD, PPP) ve Gini katsayısı (gelir eşitsizliği). OECD
ülkeleri arasında Türkiye’nin harcanabilir geliri OECD ortalamasının oldukça
altında kalırken, gelir eşitsizliği (Gini katsayısı) OECD ortalamasının
üzerinde seyretmektedir. Bu durum, vergi ve transfer etkileri sonrası dahi
Türkiye’de gelir dağılımının daha eşitsiz olduğunu göstermektedir.
Genel
Değerlendirme ve Sonuç
Bu çalışma, OECD verileri ışığında
Türkiye’nin vergi yapısını, vergi gelirlerinin bileşimini ve olası ekonomik ve toplumsal
sonuçlarını incelemiştir. Bulgular, Türkiye’nin OECD ülkeleri arasında toplam
vergi yükü açısından alt sıralarda yer aldığını, vergi gelirlerinin büyük
ölçüde dolaylı vergilere dayandığını ve buna karşılık kişisel gelir vergileri, toplumsal
güvenlik katkıları ve servet temelli vergilerin sınırlı kaldığını ortaya
koymaktadır. Bu yapı, ilk bakışta gelir adaleti ve kamu finansmanı açısından
reform gereksinimine işaret etmektedir.
Ancak çözümleme, yalnızca vergi
gelirlerinin bileşimine odaklanmanın yetersiz olduğunu da göstermektedir. OECD
ülkeleriyle yapılan karşılaştırmalar, harcanabilir gelir düzeyi ve gelir
dağılımı dikkate alınmadan yürütüldüğünde, siyasa önerilerini çözümleyici
olmaktan çok normatif ve soyut duruma getirmektedir. Türkiye’de kişi başına ve
hanehalkı düzeyinde harcanabilir gelirin OECD ortalamasının belirgin biçimde
altında olması ve gelir eşitsizliğinin (Gini katsayısı) OECD ortalamasının
üzerinde seyretmesi, vergi sisteminin toplumsal taşıma kapasitesini ciddi
biçimde sınırlamaktadır.
Bu bağlamda, siyasa tartışmalarında
sıkça dile getirilen “dolaylı vergilerin azaltılması ve doğrudan vergilerin
artırılması yoluyla daha fazla vergi toplanması” yönündeki öneriler, gelir
düzeyi ve vergi kapasitesi dikkate alınmadan ele alındığında kendi içinde
çelişkili bir nitelik taşımaktadır. Dolaylı vergilerin azaltılması, mevcut
koşullarda kamu gelirlerinde doğrudan bir düşüş yaratacak ve buna karşılık
doğrudan vergilerden daha fazla gelir elde edebilmek için ya vergi oranlarının
artırılması ya da vergi tabanının genişletilmesi gerekecektir. Ancak düşük
harcanabilir gelir düzeyi ve yüksek gelir eşitsizliği koşullarında, bu tür bir
genişleme, geniş toplum kesimleri üzerinde yeni ve ağır bir yük oluşturma riski
taşımaktadır.
Dolayısıyla, Türkiye açısından sorun
yalnızca “hangi vergilerden ne kadar alındığı” değil, toplumun ne kadar vergiyi
taşıyabileceği sorunudur. Harcanabilir gelirin düşük, toplumsal transferlerin
sınırlı ve gelir dağılımının bozuk olduğu bir ekonomide, dolaylı vergileri
azaltırken eşzamanlı olarak daha fazla vergi toplamayı hedefleyen siyasalar,
güçlü telafi mekanizmaları olmaksızın uygulanabilir değildir. Aksi durumda bu
tür öneriler, gelir adaletini güçlendirmek yerine, farklı kanallar üzerinden
yeniden zedeleyebilir.
Bu nedenle, Türkiye’de vergi reformu
tartışmaları, OECD ortalamalarına mekanik bir yakınsama hedefi yerine,
harcanabilir gelir düzeyi, yoksulluk riski ve “vergi–transfer” sisteminin
birlikte işleyişi çerçevesinde ele alınmalıdır. Dolaylı vergilerin azaltılması
ancak düşük gelirli hanelerin harcanabilir gelirini koruyacak veya artıracak
hedefli transferler, vergi iadeleri ve toplumsal destek mekanizmalarıyla
birlikte anlamlı olabilir. Benzer biçimde, doğrudan vergilerin ve toplumsal
güvenlik katkılarının artırılması da yalnızca kayıt dışılığın azaltılması, üst
gelir gruplarının ve servetin daha etkili biçimde vergilendirilmesi gibi seçici
ve adalet odaklı araçlarla desteklendiğinde sürdürülebilir olabilir.
Sonuç olarak, Türkiye’nin vergi
sistemine ilişkin reform ihtiyacı açıktır. Ancak bu reform, “daha adil bir
vergi yapısı” ile “daha yüksek vergi geliri” hedeflerini soyut biçimde birlikte
dile getirmekle çözülemez. Gerçekçi ve uygulanabilir bir vergi reformu, ülkenin
düşük gelir düzeyi ve yüksek eşitsizlik koşullarını merkeze alan, vergi
kapasitesini aşmayan ve toplumsal refahı aşındırmayan bütüncül bir yaklaşımı
zorunlu kılmaktadır.
OECD tarafından Türkiye için sıklıkla
dile getirilen “dolaylı vergilerin azaltılması ve doğrudan vergilerin payının
artırılması yoluyla daha fazla vergi toplanması” yönündeki öneriler, mevcut
hükümetin ve Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın resmi siyasa söylemiyle ve yeni
bütçe nedeniyle vergilerde yapılan ve 2026 başında yürürlüğe girecek olan vergi
artışlarıyla büyük ölçüde örtüşmektedir.
Ancak bu örtüşme, önerinin Türkiye bağlamında otomatik olarak uygulanabilir
olduğu anlamına gelmemektedir. OECD’nin söz konusu siyasa çerçevesi, yüksek
harcanabilir gelir düzeyine, güçlü toplumsal transfer mekanizmalarına ve görece
düşük yoksulluk riskine sahip ülkeler için geliştirilmiştir. Türkiye’de ise
harcanabilir gelir düzeyi OECD ortalamasının oldukça altında olup, gelir
eşitsizliği ve yoksulluk riski daha yüksektir. Bu nedenle, OECD önerisinin
Türkiye koşullarına uyarlanmadan benimsenmesi, vergi adaletini güçlendirmek
yerine geniş toplum kesimleri üzerinde yeni bir mali baskı yaratma riski
taşımaktadır. OECD referansının bu bağlamda bir “iyi uygulama” örneğinden çok,
mevcut vergi artırma hedeflerine dışsal bir meşruluk sağlama işlevi gördüğü
söylenebilir.
REFERANSLAR
OECD. (2023). Income and wealth
distribution database (IDD). Organisation for Economic Co-operation and
Development. https://www.oecd.org/social/income-distribution-database/
OECD. (2024a). Revenue statistics
2024: Tax revenue trends in OECD countries. Organisation for Economic
Co-operation and Development. https://www.oecd.org/tax/tax-policy/revenue-statistics/
OECD. (2024b). Society at a glance
2024: OECD social indicators. Organisation for Economic Co-operation and
Development. https://www.oecd.org/social/society-at-a-glance
OECD. (2025). OECD economic surveys:
Türkiye 2025. Organisation for Economic Co-operation and Development. https://www.oecd.org/economy/surveys/turkiye/
OECD. (n.d.). Tax policy reforms
database. Organisation for Economic Co-operation and Development. https://www.oecd.org/tax/tax-policy/
Dolowitz, D. P., & Marsh, D.
(2000). Learning from abroad: The role of policy transfer in contemporary
policy-making. Governance, 13(1), 5–24. https://doi.org/10.1111/0952-1895.00121
Musgrave, R. A., & Musgrave, P. B.
(1989). Public finance in theory and practice (5th ed.). McGraw-Hill.
[1] Türkiye’nin
OECD median harcanabilir gelirinin diğer OECD ülkelerine göre düşük olduğu
açıkça belirtilmiştir; Lüksemburg, Norveç ve ABD gibi ülkelerle kıyaslandığında
çok daha alt sıralarda yer almaktadır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder