Somaliland Neden Gündemde? İsrail,
BAE ve Türkiye Üçgeninde Afrika Boynuzu
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
ÖZ
Bu çalışma,
son dönemde uluslararası gündeme gelen Somaliland sorununu tarihsel, hukuksal
ve jeopolitik boyutlarıyla ele almayı amaçlamaktadır. Britanya sömürge
döneminden günümüze uzanan süreçte Somaliland’ın oluşumu incelenirken,
İsrail’in tanıma kararı, Birleşik Arap Emirlikleri’nin ekonomik ve lojistik
varlığı ve İran’ın dolaylı tepkileri Afrika Boynuzu’ndaki güç dengeleri
bağlamında çözümlenmektedir. Çalışma ayrıca Türkiye’nin Somali’de yürüttüğü
devlet kırılganlığını azaltma ve merkezi hükümetin yönetim yetkinliklerini güçlendirme
siyasasını merkeze alarak, Somaliland’ın tanınmasına neden karşı çıkıldığını
ortaya koymaktadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Somaliland arasında sıkça
kurulan karşılaştırma, tarihsel ve hukuksal bağlamları dikkate alınarak
değerlendirilmekte ve bu benzetmenin sınırları gösterilmektedir. Sonuç olarak
çalışma, Somaliland sorununun yalnızca bir tanınma tartışması değil, Kızıldeniz
merkezli bölgesel yarışmanın önemli bir yansıması olduğunu savunmaktadır.
Anahtar
Kelimeler: Somaliland,
Somali, Afrika Boynuzu, Türkiye dış siyasası, devlet kırılganlığı, KKTC,
İsrail, BAE, Kızıldeniz güvenliği
ABSTRACT
This study aims to analyze the Somaliland issue within
its historical, legal, and geopolitical context, as it has recently re-emerged
on the international agenda. Tracing Somaliland’s evolution from the British
colonial period to the present, the article examines Israel’s recognition
decision, the economic and logistical involvement of the United Arab Emirates,
and Iran’s indirect responses within the broader power dynamics of the Horn of
Africa. Focusing on Türkiye’s policy of reducing state fragility and strengthening
central state capacity in Somalia, the study explains why Ankara opposes the
recognition of Somaliland. The frequently drawn comparison between the Turkish
Republic of Northern Cyprus and Somaliland is critically assessed by
highlighting their distinct historical and legal foundations. The study
concludes that the Somaliland issue is not merely a question of recognition,
but a reflection of intensifying geopolitical competition centered on the Red
Sea.
Keywords: Somaliland,
Somalia, Horn of Africa, Turkish foreign policy, state fragility, TRNC, Israel,
UAE, Red Sea security
Giriş:
Somaliland Sorunu Nereden Geliyor?
Somaliland bugün Türkiye gündemine ani bir gelişme gibi
girmiş olsa da bu dosyanın kökleri yirminci yüzyılın başına, Afrika Boynuzu’nun
sömürge dönemine uzanıyor. Konuyu doğru anlayabilmek için, güncel jeopolitik atılımlardan
önce bu tarihsel arka planı anımsamak gerekiyor. 19 uncu yüzyılın sonlarından itibaren Afrika
Boynuzu, büyük ölçüde Avrupa güçleri arasında paylaşıldı. Bugünkü Somaliland
toprakları Britanya Somalisi olarak İngiltere’nin denetleme altına girerken,
güneyde kalan Somali bölgeleri İtalya’nın sömürgesi oldu. Bu iki bölge, aynı
etnik kökene ve dile sahip olmalarına karşın farklı yönetsel sistemler, farklı
ekonomik yapılar ve farklı siyasal gelenekler içinde gelişti.
Şekil 1: Afrika Boynuzu
1960 yılında
sömürge yönetimlerinin sona ermesiyle birlikte önce Britanya Somalisi, ardından
İtalyan Somalisi bağımsızlığını ilan etti. Aynı yıl içinde, “pan-Somali”
idealinin de etkisiyle, bu iki yapı birleşerek Somali Cumhuriyeti’ni kurdu.
Ancak bu birleşme, eşitlik temelinde işleyen bir federasyon değil, kısa sürede
gücün Mogadişu’da merkezileştiği tekil (üniter) bir devlet yapısına dönüştü.
Kuzeydeki eski Britanya Somalisi, yani bugünkü Somaliland, siyasal temsil,
ekonomik yatırım ve kamu kaynakları açısından giderek önemini azalttı.
1970’ler ve
1980’ler boyunca Siad Barre yönetimi altında bu gerilim daha da derinleşti.
Özellikle 1988’de Somaliland’ın merkezi kabul edilen Hargeisa ve çevresinde
yürütülen ağır askeri operasyonlar, on binlerce sivilin yaşamını kaybetmesine
ve kentin neredeyse tamamen yıkılmasına yol açtı. Bu dönem, Somaliland
toplumunun toplu hafızasında sadece bir baskı süreci değil, bir kopuş noktası
olarak yer etti.
1991’de
Somali devleti iç savaşla birlikte çöktüğünde, kuzeydeki siyasal elitler ve
aşiret yapıları tek taraflı olarak Somaliland’ın bağımsızlığını ilan etti. O
tarihten bu yana Somaliland, kendi sınırları içinde görece kararlı bir yönetim
kurmayı başardı, seçimler yaptı, güvenliği sağladı ve kurumlar oluşturdu. Buna
karşın uluslararası toplum, Somali’nin toprak bütünlüğünü esas alarak
Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanımadı.
Yaklaşık
otuz yıl boyunca bu “tanınmamış ama işleyen” statü, Somaliland’ı küresel güç savaşımlarının
dışında tuttu. Ne var ki son dönemde Kızıldeniz’in stratejik önemi, Yemen
savaşı, İran-İsrail gerilimi ve Afrika Boynuzu’nun ticari ve askeri değeri
Somaliland’ı yeniden uluslararası gündemin merkezine taşıdı. İsrail’in tanıma
kararı, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) uzun süredir devam eden ekonomik ve
lojistik varlığı ve Türkiye’nin Somali merkezli siyasaları, bu küçük coğrafyayı
büyük güç hesaplarının kesişme noktasına dönüştürdü. Bugün Somaliland’ı
konuşmak, sadece bir tanınma sorunu değil, Afrika Boynuzu’nun nasıl bir yarışma
alanına dönüştüğünü ve Türkiye’nin bu denklemde neden duyarlı bir tavır
aldığını anlamak anlamına geliyor. Somaliland’ın tarihsel gelişimi, sömürge
dönemindeki yönetsel ayrışmalar dikkate alınmadan anlaşılamaz (Clapham, 2017).
Araştırmanın
Amacı ve Hedefleri
Bu
çalışmanın temel amacı, Somaliland sorununu güncel polemiklerin ötesine
taşıyarak tarihsel, jeopolitik ve bölgesel bağlamı içinde ele almak ve Türk
okuyucuların konuyu bütünlüklü biçimde kavramasını sağlamaktır. Somaliland’ın
son dönemde Türkiye gündemine gelişinin rastlantısal olmadığı, aksine Afrika
Boynuzu’nda değişen güç dengelerinin ve Kızıldeniz merkezli yarışmanın doğal
bir sonucu olduğu bu çalışmanın ana varsayımını oluşturmaktadır.
Araştırma,
Somaliland’ı yalnızca “tanınmayan bir devlet” ya da “ayrılıkçı bir yapı” olarak
etiketlemek yerine, bu statünün nasıl ve neden oluştuğunu, hangi uluslararası
ve bölgesel aktörler tarafından hangi amaçlarla kullanıldığını ortaya koymayı
hedeflemektedir. Bu çerçevede İsrail’in tanıma kararı, BAE’nin uzun süredir
devam eden ekonomik ve lojistik varlığı ve Türkiye’nin Somali merkezli karar siyasası
birlikte değerlendirilmektedir.
Çalışmanın
bir diğer amacı, Türk kamuoyunda sıkça dile getirilen ancak çoğu zaman yüzeysel
kalan bazı sorulara açıklık getirmektir. Bunlar arasında Somaliland neden şimdi
gündeme geldiği, bu gelişmenin Afrika Boynuzu’nu bir çatışma alanına dönüştürüp
dönüştürmeyeceği, Türkiye’nin neden Somaliland’a karşı çıkarken Somali’nin
toprak bütünlüğünü savunduğu ve bölgedeki güç yarışmasının Türkiye açısından ne
tür riskler ve fırsatlar barındırdığı yer almaktadır.
Bu
araştırma, normatif bir savunma veya karşıtlık üretmeyi değil, bilgi temelli
bir okuma sunmayı amaçlamaktadır. Son hedef, Somaliland dosyasının Türkiye
açısından yalnızca uzak bir Afrika sorunu olmadığını, aksine Kızıldeniz’den
Doğu Akdeniz’e uzanan geniş bir jeopolitik çizginin parçası olduğunu ortaya
koymak ve okuyucuya bu karmaşık denklemi sağlıklı biçimde değerlendirebileceği çözümleyici
bir zemin sunmaktır.
Araştırma
Soruları
Bu çalışma,
Somaliland sorununu tarihsel kökenlerinden güncel jeopolitik yansımalarına
kadar çok boyutlu biçimde ele alırken aşağıdaki temel sorulara yanıt
aramaktadır:
Somaliland nasıl ve hangi tarihsel koşullar altında ortaya
çıkmıştır?
Britanya sömürge döneminden Somali Cumhuriyeti’nin
kuruluşuna, iç savaş sürecinden tek taraflı bağımsızlık ilanına uzanan tarihsel
kırılma noktaları Somaliland’ın bugünkü statüsünü nasıl şekillendirmiştir?
Somaliland neden uzun süre uluslararası gündemin dışında
kalmış ve neden şimdi öne çıkmıştır?
Kızıldeniz, Aden Körfezi ve Babülmendep Boğazı merkezli
güvenlik ve ticaret dengeleri Somaliland’ı nasıl stratejik bir aktöre
dönüştürmüştür?
İsrail Somaliland’ı hangi stratejik nedenlerle tanımıştır?
Bu karar, İran karşıtı çevreleme siyasası, Yemen’deki Husi
tehdidi ve ileri savunma anlayışıyla nasıl ilişkilidir?
BAE’nin Somaliland’daki rolü nedir ve bu rol İsrail’in tanıma
kararından nasıl ayrışmaktadır?
BAE’nin liman işletmeciliği, lojistik ve ekonomik yatırımlar
üzerinden yürüttüğü strateji, bölgesel güç projeksiyonu açısından ne anlama
gelmektedir?
Türkiye neden Somaliland’ın tanınmasına karşı çıkmakta ve
Somali’nin toprak bütünlüğünü savunmaktadır?
Türkiye’nin Somali’de yürüttüğü devlet kurma, güvenlik ve karar
alma yeteneklerini geliştirme siyasaları bu tutumu nasıl şekillendirmektedir?
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile Somaliland arasında
ne tür benzerlikler ve farklar bulunmaktadır?
Bu iki tanınmamış yapının tarihsel oluşum süreçleri, hukuksal
dayanakları, güvenlik bağlamları ve uluslararası sistemdeki konumları
Türkiye’nin farklı tutumlarını nasıl açıklamaktadır?
Somaliland sorunu Afrika Boynuzu’nu bir çatışma alanına
dönüştürme riski taşımakta mıdır?
Bölgedeki askeri ve haber almaya yönelik etkinlikler
Somaliland’ı bir “savaş alanı” mı, yoksa “gri bölge” mi durumuna getirmektedir?
Somaliland’ın tanınması uluslararası sistem açısından örnek oluşturur
mu?
Bu durum, Afrika Birliği’nin sınırların dokunulmazlığı ilkesi
ve benzer tanınmamış yapılar açısından nasıl sonuçlar doğurabilir?
Bu gelişmeler Türkiye açısından hangi riskleri ve fırsatları
barındırmaktadır?
Somaliland dosyası, Türkiye’nin Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve
Doğu Akdeniz çizgisindeki uzun vadeli stratejik çıkarlarını nasıl
etkilemektedir?
Somaliland
Nedir, Ne Değildir?
Somaliland,
1991 yılında Somali devletinin çöküşünün ardından tek taraflı olarak
bağımsızlığını ilan etmiş, ancak bugüne kadar uluslararası alanda tanınmamış
bir siyasal yapıdır. Uluslararası hukuk açısından Somaliland, hala Somali
Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası kabul edilmektedir. Buna karşın eylemli
durum (de facto) ile hukuksal statü (de jure) arasında belirgin
bir ayrışma vardır.
Somaliland’ın
ayırt edici özelliği, Somali’nin geri kalanından farklı olarak görece kararlı
bir yönetim modeli geliştirmiş olmasıdır. Kendi anayasası, seçilmiş
parlamentosu, düzenli seçimleri, güvenlik güçleri ve para birimi bulunmaktadır.
Bu yönüyle Somaliland, klasik anlamda “başarısız devlet” kategorisine girmez,
aksine sınırlı kaynaklarla işleyen bir siyasal düzen kurabilmiş nadir
örneklerden biridir.
Ancak
Somaliland bir devlet değildir demek de uluslararası ilişkiler yazını açısından
eksik kalır. Daha doğru tanım, Somaliland’ın bir “tanınmamış devletimsi yapı” (unrecognized
de facto state) olduğudur. Bu statü, onu hem küresel sistemin dışında
tutmakta hem de büyük güçlerin çıkar hesaplarına açık duruma getirmektedir.
Somaliland’ın
“ne olmadığı” da en az “ne olduğu” kadar önemlidir. Somaliland uluslararası
örgütlere üye değildir. IMF, Dünya Bankası ve benzeri kurumlardan doğrudan
finansman alamaz. Küresel finans sistemine tam erişimi yoktur. Güvenliğini
uluslararası güvencelerle değil, kendi kapasitesiyle sağlamaktadır. Bu durum,
Somaliland’ı ekonomik olarak kırılgan, diplomatik olarak yalnız, ancak
stratejik olarak pazarlık edilebilir bir aktör durumuna getirmiştir.
Somaliland
Neden Uzun Süre Gündem Dışı Kaldı?
Somaliland’ın
yaklaşık otuz yıl boyunca uluslararası gündemde sınırlı yer bulmasının temel
nedeni, büyük güç yarışmasının merkezinde yer almamasıydı. Soğuk Savaş sonrası
dönemde Afrika Boynuzu, daha çok insancıl krizler, korsanlık ve devlet
çöküşleri üzerinden ele alındı. Somaliland ise bu kaosun dışında kalmayı
başardı. Bu dönemde Somaliland’ın stratejisi açıktı: Düşük profil ve yüksek karar
alma gücü. Ne bölgesel çatışmalara taraf oldu ne de küresel güçleri açık
biçimde bölgeye çekti. Bu yaklaşım, tanınma getirmedi ama yaşamda kalmayı
sağladı. Ancak bu denge, 2010’lu yılların sonlarından itibaren bozulmaya
başladı. Bunun üç temel nedeni vardır: Kızıldeniz ve Babülmendep’in
askerileşmesi, Yemen savaşı ve Husi tehdidinin küreselleşmesi ve Afrika
Boynuzu’nun ticari ve askeri lojistik merkezine dönüşmesi. Bu gelişmeler,
Somaliland’ın coğrafi konumunu bir anda stratejik üstünlüğe dönüştürdü.
Stratejik değer yükseldiğinde ise, tanınmamışlık bir koruma kalkanı olmaktan
çıkıp pazarlık unsuruna dönüştü.
İsrail
Neden Somaliland’ı Tanıdı?
İsrail’in
Somaliland’ı tanıma kararı, ideolojik ya da normatif bir tercih değil, doğrudan
güvenlik ve strateji odaklı bir atılımdır. İsrail’in Somaliland’ı tanıma
kararı, Kızıldeniz merkezli güvenlik hesaplarıyla doğrudan ilişkilidir
(International Crisis Group, 2023). Bu kararın arkasında üç temel neden
bulunmaktadır
Birincisi,
Yemen merkezli Husi tehdididir. İran destekli Husiler, Kızıldeniz ve Aden
Körfezi üzerinden İsrail’e yönelik füze ve İHA saldırıları gerçekleştirmiştir.
Somaliland, Yemen kıyılarına coğrafi olarak son derece yakın bir noktada yer
almakta ve bu tehditlerin denetlenebileceği bir ileri gözlem alanı sunmaktadır.
İkincisi,
İsrail’in benimsediği “ileri savunma” öğretisidir. İsrail, tehditleri kendi
sınırlarında karşılamak yerine, olabildiğince kaynağına yakın bölgelerde
izlemeyi ve dengelemeyi tercih etmektedir. Somaliland, bu yaklaşım açısından
ideal bir platformdur.
Üçüncüsü
ise, İsrail’in uluslararası sistemde giderek daha seçici ve meydan okuyucu bir
diplomasi izlemesidir. Somaliland’ı tanımak, İsrail açısından hem alandaki
çıkarları güvence altına almak hem de “tek taraflı karar alabilen aktör”
imajını pekiştirmek anlamına gelmektedir.
İsrail’in
Somaliland’ı Tanımasının Diğer Nedenleri
Stratejik
Nedenler, Güvenlik Gerekçeleri ve Bölgesel Hesaplar: İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararı,
ani ya da duygusal bir diplomatik atılım değil, uzun süredir olgunlaşan çok
katmanlı bir güvenlik ve jeopolitik hesaplamanın sonucudur. Bu kararın
arkasında ideolojik yakınlıklar ya da normatif ilkelerden çok, İsrail devlet
geleneğinin merkezinde yer alan tehdit algısı, ileri savunma ve çevreleme
stratejisi bulunmaktadır.
Kızıldeniz
ve Babülmendep Güvenliği: İsrail açısından Kızıldeniz, yalnızca bir deniz ticaret yolu değil,
ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Eilat Limanı üzerinden yürütülen
ticaret, enerji taşımacılığı ve deniz ulaştırması, Babülmendep Boğazı’nın
güvenliğine doğrudan bağlıdır. Bu boğaz üzerindeki herhangi bir kararsızlık,
İsrail’i ekonomik ve askeri açıdan savunmasız bırakma olanağına sahiptir. Somaliland,
Babülmendep’e açılan çizgi üzerinde stratejik bir gözetleme noktası
konumundadır. Tanıma kararı, İsrail’e bu bölgede daha kalıcı, daha meşru ve
daha derin bir varlık oluşturma olanağı sunmaktadır.
İran ve
Husi Tehdidinin Denetlenmesi: İsrail’in Somaliland’a yönelmesinin en kritik gerekçelerinden
biri, İran’ın bölgesel vekil ağının genişlemesidir. Yemen’deki İran yanlısı Şii
Husiler, son dönemde İsrail hedeflerine yönelik füze ve insansız hava aracı
saldırıları gerçekleştirmiştir. Bu bağlamda Somaliland, İsrail açısından füze
ve İHA hareketlerinin erken saptanabileceği, deniz trafiğinin izlenebileceği ve
İran etkisinin dolaylı biçimde dengelenebileceği bir ileri güvenlik çizgisi
işlevi görmektedir. Buradaki “yakınlaşma”, diplomatik ya da ideolojik değil, denetleme,
gözetleme ve sınırlama amaçlı bir yakınlıktır.
İleri
Savunma Öğretisi ve Gri Alan Stratejisi: İsrail güvenlik öğretisi, tehditleri sınır içinde
karşılamaktan çok, kaynağında veya kaynağına yakın bölgelerde dengelemeyi esas
alır. Bu öğreti, özellikle devlet dışı aktörlerin ve vekil güçlerin yükseldiği
bölgelerde uygulanmaktadır. Somaliland gibi tanınmamış ama işleyen bir yapı uluslararası
hukukta gri alan oluşturur, askeri ve istihbarat etkinlikleri için esneklik
sağlar ve büyük güç tepkilerini sınırlı tutar. Bu nedenle Somaliland, İsrail
açısından klasik müttefiklerden farklı olarak düşük maliyetli ama yüksek
stratejik getirili bir platform sunmaktadır.
Afrika
Boynuzu’nda Konumlanma ve Rakipleri Dengeleme: İsrail’in Afrika Boynuzu’na ilgisi
yeni değildir. Etiyopya, Eritre ve Güney Sudan ile geçmişten bu yana çeşitli
güvenlik ve istihbarat iş birlikleri mevcuttur. Somaliland’ın tanınması, bu çizgiyi
tamamlayıcı bir halka olarak güçlendirmektedir. Ayrıca bu adım Türkiye’nin
Somali merkezli etkisini, İran’ın Yemen ve Kızıldeniz üzerindeki etkisini ve Çin’in
liman ve lojistik yatırımlarını dengelemeye yönelik örtük bir mesaj niteliği de
taşımaktadır.
Somaliland’ın
Ekonomik Kırılganlığı ve Pazarlık Zemini: Son olarak, Somaliland’ın döviz (hard currency)
sıkıntısı, tanıma sürecini hızlandıran yapısal bir etmendir. Uluslararası
finans sistemine erişimi olmayan bir yapı için diplomatik tanınma, yalnızca siyasal
değil, ekonomik bir can simidi anlamına gelmektedir. İsrail açısından bu durum
görece düşük maliyetle, yüksek pazarlık gücüyle ve uzun vadeli stratejik
kazanımlar elde edilebilecek bir fırsat yaratmıştır.
Değerlendirmek
gerekirse ve özetle, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararı bir Afrika siyasası
değildir ve bir Somali sorunu da değildir. Bu adım, İsrail’in İran karşıtı
güvenlik mimarisinin, Kızıldeniz merkezli ileri savunma stratejisinin ve gri
alan jeopolitiğinin doğal bir uzantısıdır.
Türkiye
Neden Somaliland’ın Tanınmasına Karşı Çıkıyor?
Türkiye’nin
Somaliland’ın tanınmasına karşı çıkışı, yalnızca Somali’ye özgü bir tutum değildir.
Ankara’nın Afrika’da benimsediği daha geniş bir yaklaşımın parçasıdır. Türkiye,
son yıllarda Afrika’da zayıf ve kırılgan devletlerin parçalanmasını hızlandıran
değil, merkezi kapasiteyi güçlendirmeyi hedefleyen bir çizgi izlemektedir. Bu
yaklaşım, Somali’de olduğu gibi Libya ve Sudan örneklerinde de meşru ve
tanınmış devlet yapılarını önceleyen bir tutum olarak kendini göstermektedir.
Somaliland dosyası, bu bağlamda Türkiye’nin Afrika siyasasından bağımsız değil,
onun mantıksal uzantısı olarak değerlendirilmelidir.
Devlet
Kırılganlığını Azaltma Stratejisi ve Somali Dosyası: Türkiye’nin Somaliland’ın tanınmasına
karşı çıkışını doğru anlamanın ilk koşulu, Ankara’nın Somali’ye nasıl baktığını
netleştirmektir. Türkiye, Somali’de bir bölgeyi, bir aşireti ya da geçici bir
yönetimi değil, Somali devletinin kendisini ayağa kaldırmayı hedeflemektedir.
Bu siyasa, Türkiye’nin son on beş yılda benimsediği “devlet kırılganlığını
azaltma” yaklaşımının alandaki en somut örneklerinden biridir. Somali,
uluslararası yazında uzun yıllar boyunca “başarısız devlet” (failed state)
olarak tanımlandı. Türkiye ise bu yaklaşımı tersine çevirerek, Somali’yi
kırılgan ama onarılabilir bir devlet olarak ele aldı. Ankara’nın temel
varsayımı şuydu: Somali’nin kararsızlığı, bölünerek değil, merkezi hükümetin kapasitesi
güçlendirilerek aşılabilir.
Türkiye’nin
Somali’deki Yaklaşımı - Parçalanma Değil Onarım: Türkiye’nin Somali siyasası, klasik
güvenlik merkezli müdahalelerden farklıdır. Ankara Somali’yi parçalayarak kararlılığa
kavuşturmayı değil, Devleti güçlendirerek toplumu bir arada tutmayı amaçlamıştır.
Bu nedenle Türkiye’nin tüm adımları merkezi hükümetle çalışma, uluslararası meşruluğu
olan yapıları destekleme ve yerel ayrışmaları özendirmekten kaçınma ilkeleri
üzerine kurulmuştur. Bu çerçevede Somaliland’ın tanınması, Türkiye açısından
bir “çözüm seçeneği” değil, doğrudan yanlış çözüm olarak görülmektedir.
Devlet
Kurma Girişimi ve 2011 Sonrası Türkiye–Somali İlişkileri: 2011’de yaşanan insancıl kriz Türkiye-Somali
ilişkilerinde bir başlangıç noktasıdır. Ancak Türkiye’nin rolü kısa sürede insancıl
yardımı aşmıştır. Türkiye, Somali’de Devlet kurumlarının yeniden
yapılandırılmasına destek verdi. Altyapı yatırımlarıyla kamu hizmeti üretme kapasitesini
artırdı. Diplomatik temsil ve uluslararası görünürlük sağladı ve güvenlik
güçlerinin eğitimiyle merkezi otoriteyi güçlendirdi. Bu adımların ortak amacı,
Somali’yi federal ama dağılmamış, zayıf ama yaşayabilir bir devlet durumuna
getirmekti.
Somaliland’ın
Tanınması Neyi Bozar? Bu noktada Somaliland’ın tanınması, Türkiye’nin Somali’de kurmaya
çalıştığı dengeyi üç açıdan bozar: Merkezi otoriteyi zayıflatır. Tanınma,
Mogadişu’daki hükümetin meşruluğunu aşındırır ve devlet kapasitesini geriletir.
Parçalanmayı destekler. Diğer federal bölgeler için örnek oluşturur ve ayrışma
eğilimlerini güçlendirir. Devlet kırılganlığını kalıcı kılar. Somali’nin
sorunlarını çözmek yerine, dondurulmuş ve yönetilmesi zor bir parçalanma
üretir. Türkiye açısından bu tablo, kısa vadeli karar görüntüsü verse bile uzun
vadeli kaos anlamına gelmektedir.
Türkiye’nin
Tutumu Ne Değildir? Türkiye’nin
Somaliland’a karşı çıkışı Somaliland halkına karşı bir tavır alma değildir, İsrail’e
refleksif bir karşı duruş değildir ve Afrika Boynuzu’nda etki kaygısının tek
başına ürünü değildir. Bu tutum, Somali’de yıllardır yürütülen devlet onarım
projesinin mantıksal sonucudur.
Değerlendirmek
gerekirse, Türkiye, Somali’de bir “ayrılık” projesini değil, birlik içinde
yeniden oluşturma sürecini desteklemektedir. Somaliland’ın tanınmasına karşı
çıkış da bu nedenle, ilkesel olduğu kadar stratejik bir zorunluluk olarak
görülmektedir.
BAE:
Limanlar, Para ve Sessiz Güç Stratejisi
Somaliland
dosyasında BAE, İsrail’den önce alana inmiş, ancak bunu düşük profilli,
ekonomik ve lojistik araçlar üzerinden yapmıştır. BAE’nin yaklaşımı, ideolojik
ya da normatif değil, ticaret, limanlar ve güç projeksiyonu merkezlidir. Bu
nedenle BAE’yi anlamadan Somaliland’ın bugünkü pozisyonunu kavramak olanaklı
değildir.
BAE’nin
Afrika Boynuzu Stratejisinin Temeli: BAE, son on yılda dış siyasasını klasik diplomasi yerine
altyapı ve ticaret ağları üzerinden genişleten bir aktör durumuna gelmiştir.
Afrika Boynuzu, bu stratejide üç nedenle kritik öneme sahiptir: Kızıldeniz-Hint
Okyanusu ticaret çizgisi, enerji ve emtia taşımacılığı ve Körfez güvenliğinin
Afrika kıyılarından başlatılması. Bu çerçevede BAE, bölgeye asker göndermekten
çok liman işletmek, lojistik merkez kurmak ve nakit akışı sağlamak yolunu
tercih etmiştir.
DP World
ve Berbera Limanı: BAE’nin
Somaliland’daki varlığının omurgasını, Dubai merkezli DP World’ün Berbera
Limanı’nı işletmesi oluşturur. Bu yatırım Somaliland için ekonomik bir can
damarı ve BAE için ise Kızıldeniz’e açılan stratejik bir kapıdır. Berbera
Limanı sayesinde BAE ticaret akışını denetleyebilmekte, deniz lojistiğinde farklı
bir merkez yaratmakta ve bölgesel krizlerde esnek manevra alanı kazanmaktadır. Bu
ilişki, Somaliland’ın eylemli kapasitesini güçlendirirken, Mogadişu’daki
merkezi hükümeti by-pass eden bir etki yaratmıştır.
Neden
Tanıma Yok, Ama Derin İş Birliği Var? BAE dikkat çekici biçimde, Somaliland ile yoğun ilişki
kurmasına karşın tanıma yoluna gitmemiştir. Bunun nedeni, BAE’nin dosyayı bir
devlet sorunu olarak değil, işleyen bir alan (functional space) olarak
görmesidir. BAE açısından tanıma risklidir ve liman işletmek ve ticaret yapmak
ise düşük maliyetlidir. Bu sayede BAE Somali’nin toprak bütünlüğü ilkesini
ihlal etmeden Somaliland’dan faydalanabilmektedir. Bu yaklaşım, BAE’nin dış siyasasında
sıkça görülen “eylemli varlık, hukuksal belirsizlik” modelinin tipik bir
örneğidir.
Türkiye
ile Örtük Yarışma: BAE’nin
Somaliland’daki varlığı, doğrudan Türkiye karşıtı bir atılım olarak
okunmamalıdır. Ancak örtük bir yarışma alanı yarattığı da yadsınamaz. Türkiye
Somali’de devlet kurmaya odaklanırken BAE parçalı ama işlevsel yapılarla
çalışmayı tercih etmektedir. Bu iki yaklaşım, Afrika Boynuzu’nda farklı gelecek
düşüncelerini temsil etmektedir: Türkiye için güçlü merkezi devlet, BAE için
ticaretin aksamadığı esnek alanlar.
İsrail-BAE
Ekseninde Somaliland: İsrail’in tanıma kararından sonra Somaliland, BAE açısından daha da değer
kazanmıştır. BAE İsrail’in güvenlik kaygılarıyla kendi ticari çıkarlarının
örtüştüğünü görmektedir. Somaliland, bu örtüşmenin en risksiz zemini olarak öne
çıkmaktadır. Bu durum, Somaliland’ı sadece bir yerel aktör değil, bölgesel
güçlerin kesişim noktası haline getirmektedir.
Değerlendirmek
gerekirse, BAE Somaliland’da Devlet kurmamakta ve Devlet tanımamakta ama devlet
gibi işleyen bir alanı ekonomik ve lojistik olarak kendine bağlamaktadır. Bu
strateji, kısa vadede karar üretir gibi görünse de uzun vadede Somali’nin
bütünlüğünü ve Türkiye’nin savunduğu devlet onarımı yaklaşımını zayıflatıcı
etki yaratmaktadır.
İran
Tepkisi ve Risk Senaryoları
Somaliland
Yeni Bir Gerilim Çizgisine Dönüşür mü? İsrail’in Somaliland’ı tanıması ve bu atılımın BAE’nin alandaki
eylemli varlığıyla birleşmesi, İran açısından doğrudan bir meydan okuma olarak
algılanmaktadır. Ancak bu meydan okuma, İran’ın alışık olduğu klasik
cephelerden farklıdır. Somaliland, İran için ne açık bir savaş alanı ne de
doğrudan müdahale edilebilecek bir coğrafyadır, daha çok dolaylı araçlarla
etkilenebilecek bir gri alan niteliği taşımaktadır.
İran
Somaliland’a Nasıl Bakıyor? İran’ın Afrika Boynuzu’na yaklaşımı, ideolojik yakınlıktan çok
Kızıldeniz güvenliği ve İsrail karşıtı dengeleme ekseninde şekillenmektedir. Bu
bağlamda Somaliland İsrail’in ileri savunma çizgisinin bir parçası, İran’ın
Yemen üzerinden kurduğu baskı kapasitesini sınırlayabilecek bir gözlem ve
müdahale noktası ve Kızıldeniz’deki manevra alanını daraltabilecek bir gelişme olarak
değerlendirilmektedir. Bu nedenle İran, Somaliland’daki gelişmeleri doğrudan
değil, dolaylı ve asimetrik yollarla karşılamayı tercih edecektir.
İran’ın
Doğrudan Müdahale Seçeneği Neden Zayıf? İran’ın Somaliland’a doğrudan müdahalesi düşük olasılıklıdır.
Bunun üç temel nedeni vardır: Birincisi, coğrafi ve lojistik sınırlamalardır. Somaliland,
İran’ın kara veya deniz üzerinden doğrudan erişebileceği bir alan değildir.
İkincisi yerel toplumsal yapıdır. Somaliland toplumu, Şii ideolojiye kapalı,
aşiret temelli, Sünni ve dış ideolojik etkiye uzak bir yapıya sahiptir.
Üçüncüsü, uluslararası görünürlük riskidir. İran’ın doğrudan herhangi bir girişimi
İsrail ve müttefiklerinin daha sert karşılık vermesine zemin hazırlar. Bu
nedenle İran’ın tepkisi örtük ve katmanlı olacaktır.
En Olası
Senaryo ve Yemen Üzerinden Baskının Artması: İran açısından en işlevsel araç, Yemen’deki Husi
hareketidir. Somaliland’a yakın coğrafyada deniz trafiğine yönelik tacizler, füze
ve İHA kapasitesinin gösterilmesi ve Kızıldeniz’de güvenlik algısının bozulması
İran’ın dolaylı mesaj verme yöntemleri arasında yer alacaktır. Bu tür adımlar,
Somaliland’ı doğrudan hedef almaktan çok, bölgeyi maliyetli ve riskli kılmayı
amaçlayacaktır.
Somaliland
Bir “Savaş Bölesi” Olur mu?
Kısa vadede
Somaliland’ın doğrudan bir savaş alanına dönüşmesi düşük olasılıktır. Bununla
birlikte, daha gerçekçi risk şudur: Somaliland’ın, askeri, istihbarat ve lojistik
etkinliklerin yoğunlaştığı yüksek riskli bir güvenlik alanına dönüşmesi. Bu
durum, Somaliland’ı sıcak çatışmadan çok kalıcı gerilim bölgesi yani “savaş
bölgesi” (war zone) değil, ama “yüksek risk bölgesi” (high-risk zone)
yapar.
Türkiye
Açısından İran Senaryosu Ne Anlama Geliyor? Türkiye için asıl risk, İran-İsrail geriliminin Somali
alanına taşmasıdır. Ankara’nın Somali’de yürüttüğü devlet onarımı yaklaşımı, bu
tür asimetrik gerilimlerden olumsuz etkilenebilir. Bu nedenle Türkiye Somaliland’ın
tanınmasına karşı çıkarak, Somali alanında yeni cepheler açılmasını engellemeye
çalışmakta ve bölgesel gerilimin denetim altında tutulmasını hedeflemektedir.
Olası
Senaryolar
Somaliland’a
doğrudan askeri saldırı düşük olasılıklı bir senaryodur. Kızıldeniz’de deniz
güvenliği gerilimleri ve Yemen merkezli baskının artması ise orta olasılıktadır.
Bunlara karşılık, Somaliland’ın istihbarat ve askeri yarışma alanına dönüşmesi
ve bölgenin kalıcı bir “gri güvenlik kuşağı” olması olasılığı yüksektir.
Değerlendirmek
gerekirse, İran’ın tepkisi, Somaliland’ı aniden bir savaş alanına çevirmekten çok,
bölgesel maliyetleri artırmaya odaklanacaktır. Bu durum Somaliland için kısa
vadeli ekonomik kazanımlar sağlasa bile, uzun vadede siyasal kararlılığı
aşındırma riski taşımaktadır. Bu nedenle Somaliland dosyası, artık yalnızca bir
tanınma sorunu değildir ama bir Afrika sorunu da değildir. Bu dosya, Kızıldeniz
merkezli küresel yarışmanın yeni düğüm noktalarından biri durumuna gelmiştir.
İsrail’in
Tanıma Kararı ve Uluslararası Örgütlerin Tepkileri
Afrika
Birliği (AfB), Somaliland bölgesini bağımsız bir devlet olarak tanıma yönündeki
herhangi bir adımı reddederek, Somali'nin birliği, egemenliği ve toprak
bütünlüğünü savunmuştur. AfB'den yapılan yazılı açıklamada, "Somaliland'ı
bağımsız bir varlık olarak tanımayı amaçlayan her türlü girişim veya eylemin
kesinlikle reddedildiği ve Somaliland'in Somali Federal Cumhuriyeti'nin
ayrılmaz bir parçası olmaya devam ettiği" bildirildi. Somali'nin
birliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü zayıflatmaya yönelik her türlü
girişimin reddedildiği açıklamada, "Bu adım, Afrika Birliği'nin temel
ilkelerine aykırıdır ve kıta genelinde barış ve istikrar için geniş kapsamlı
sonuçlar doğuracak tehlikeli bir emsal oluşturma riski taşır"
değerlendirmesinde bulunuldu. Açıklamada, AfB'nin "Somali'nin birliğine,
egemenliğine ve toprak bütünlüğüne sarsılmaz bağlılığı ve Somali yetkililerinin
barışı pekiştirme, devlet kurumlarını güçlendirme ve kapsayıcı yönetimi
geliştirme çabalarına tam desteği" vurgulandı.
Körfez İş Birliği
Konseyi (Gulf Cooperation Council) Genel Sekreteri Casim Muhammed
el-Budeyvi de açıklamasında, İsrail'in Somaliland bölgesinin bağımsızlığını
tanıyan kararını şiddetle kınadığını ve reddettiğini ifade etti. Budeyvi, söz
konusu tanımanın, Afrika Boynuzu bölgesindeki istikrarın temellerini sarsacak
ve bölgedeki uluslararası barış ve güvenliği güçlendirmeyi amaçlayan bölgesel
ve uluslararası çabalara aykırı olarak daha fazla gerilim ve çatışmaya yol
açacak tehlikeli bir emsal teşkil ettiğini belirtti.
Arap Birliği
Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, yaptığı yazılı açıklamada, İsrail'in söz konusu
kararının "kabul edilemez" olduğunu vurguladı. İsrail'in bu adımını
"uluslararası hukukun açık ihlali" olarak nitelendiren Ebu Gayt, tek
taraflı tanıma girişimlerinin Somali'nin iç işlerine müdahale anlamına
geldiğini ve tehlikeli bir emsal oluşturduğunu ifade etti.
İslam İş Birliği
Teşkilatı'ndan (İİT) yapılan açıklamada, bu adımın, Somali'nin egemenliği,
ulusal birliği ve toprak bütünlüğünün ihlali olduğu vurgulandı. Söz konusu
kararın kınandığı açıklamada, İİT'nin Somali ile tam dayanışma içinde olduğu ve
ülkenin egemenliği ile toprak bütünlüğüne destek vermeye devam edeceği
kaydedildi.
AB ve BM
Somali’yi desteklediklerini açıkladılar. 21 İslam ülkesinin çağrısı ile
Güvenlik Konseyi sorunu görüşmek üzere toplanma kararı aldı. Pek çok ülke İsrail’in
tanıma kararını kınadı.
KKTC-Somaliland
Karşılaştırması
Benzerlikler,
Farklar ve Yanlış Kurulan Örnekler: KKTC ile Somaliland sıklıkla aynı kategoriye yerleştirilen
iki “tanınmamış yapı” olarak anılmaktadır. Ancak bu benzetme, yüzeysel
benzerlikler üzerinden kurulmakta ve tarihsel, hukuksal ve güvenlik bağlamları
dikkate alındığında çözümleyicilik açısından sorunlu duruma gelmektedir.
Türkiye’nin bu iki dosyada farklı tutumlar alması, çelişkiden çok bağlam
temelli bir dış siyasa tercihini yansıtmaktadır.
Ortak
Noktalar, Tanınmamışlık ve Eylemli Yönetim: Her iki yapı da uluslararası alanda sınırlı veya tek
taraflı tanınmaya sahiptir. Kendi kurumlarını işletmektedir ve belirli bir
coğrafyada eylemli denetim sağlamaktadır. Bu yönüyle KKTC ve Somaliland, “de
facto devlet” kategorisi içinde anılabilir. Ancak bu benzerlik,
karşılaştırmanın sınırıdır.
Tarihsel
Oluşum Süreçleri ve Kopuşun Niteliği: KKTC 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurucu ortağı olan Türk
toplumunun, varoluşsal güvenlik tehdidi altında kalması sonucu uluslararası
antlaşmalara dayanan bir müdahale sonrasında ortaya çıkmıştır. Somaliland ise Somali
devletinin çökmesiyle oluşan otorite boşluğunda merkezi yönetimden koparak tek
taraflı bağımsızlık ilan etmiştir. Buradaki temel fark KKTC’nin kurucu
ortaklığın ihlali sonucu ortaya çıkması ve Somaliland’ın devlet çöküşünün ürünü
olmasıdır.
Hukuksal
Dayanaklar, Antlaşmalar ve Uluslararası Çerçeve: KKTC’nin arkasında 1960 Garanti ve
İttifak Antlaşmaları, Türkiye’nin garantörlük statüsü ve kurucu ortaklık ilkesi
bulunmaktadır. Somaliland ise uluslararası antlaşmalarla tanınmış bir kurucu
statüye sahip değildir ve Afrika Birliği’nin sınırların dokunulmazlığı ilkesine
aykırı bir konumdadır. Bu nedenle Türkiye, KKTC’yi hukuksal ve siyasal olarak
savunulabilir görürken, Somaliland’ın tanınmasını örnek riski taşıyan bir adım
olarak değerlendirmektedir. Afrika Birliği, Somaliland sorununda sınırların dokunulmazlığı ilkesini
temel referans noktası olarak kabul etmektedir (African Union, 2005). Afrika
Birliği İsrail’in Somaliland’ı tanımasını kınamıştır.
Güvenlik
Mantığı, Savunma mı, Parçalanma mı? KKTC bir güvenlik tehdidine karşı koruyucu bir yapı olarak
ortaya çıkmıştır. Statükonun korunması, çatışmanın yeniden başlamasını
engellemiştir. Somaliland’ın tanınması ise Somali’de yeni ayrışmaları
tetikleyebilir. Federal yapı içindeki dengeleri bozabilir ve uzun vadede
güvenlik üretmek yerine parçalanmayı kurumsallaştırabilir. Türkiye açısından bu
iki durum güvenlik mantığı bakımından ters yönlü sonuçlar doğurmaktadır.
Türkiye’nin
Tutumunda Çelişki Var mı? Türkiye’nin KKTC’yi savunurken Somaliland’a karşı çıkması, normatif bir
tutarsızlık değil, stratejik tutarlılıktır. Ankara KKTC’de mevcut statükoyu
korumayı ve Somali’de ise parçalanmayı önlemeyi hedeflemektedir. Bu iki dosyada
amaçlar farklı olduğu için araçlar da farklıdır.
Bu iki yapı
arasındaki farklar, çoğu zaman “tanınmamışlık” ortak paydasına indirgenerek ele
alınmaktadır. Oysa tarihsel, hukuksal ve güvenlik bağlamları dikkate
alındığında KKTC ile Somaliland arasında niteliksel bir ayrım bulunmaktadır. Bu
ayrım, aşağıdaki karşılaştırmalı tabloda özetlenmektedir:
|
Çizelge 1: KKTC ile Somaliland
Arasındaki Farklılıklar [1] |
||
|
Ölçüt |
KKTC |
Somaliland |
|
Kurucu ortaklık |
Var |
Yok |
|
Merkezi devlet çöktü mü? |
Evet (1963’ten bu yana) |
Hayır |
|
BM üyeliği devam ediyor mu? |
Hayır (ortak devlet yok) |
Evet |
|
Türkiye’nin doğrudan güvenliği |
Var |
Yok |
Bu tablo,
Türkiye’nin KKTC’nin tanınmasını savunurken Somaliland’ın tanınmasına karşı
çıkmasının bir çelişki değil, bağlam temelli ve stratejik bir ayrım olduğunu
göstermektedir. KKTC, kurucu ortaklığın ortadan kaldırılması ve doğrudan
güvenlik tehdidi koşullarında ortaya çıkmış bir yapı iken, Somaliland, merkezi
devletin uluslararası meşruluğunu koruduğu bir ortamda tek taraflı ayrışmanın
ürünüdür. Türkiye’nin iki dosyaya yaklaşımı arasındaki fark, bu temel ayrımdan
kaynaklanmaktadır. KKTC ile Somaliland arasında kurulan benzetmeler, tarihsel
ve hukuksal bağlamlar dikkate alındığında çözümleme açısından sınırlı
kalmaktadır (Phillips, 2020).
Değerlendirmek
gerekirse, KKTC-Somaliland karşılaştırması, ancak sınırlı benzerlikler ve derin
farklılıklar birlikte ele alındığında anlamlıdır. Aksi halde bu benzetme,
Türkiye’nin dış siyasasını açıklamak yerine basitleştiren bir yanılsama üretir.
Somaliland dosyasında Türkiye’nin karşı çıktığı şey, bir halkın kendi kaderini
belirlemesi değil, zayıf devletlerin parçalanmasının küresel yarışma alanına
dönüşmesidir.
Somaliland’da
Ortaya Çıkan Tablo Türkiye İçin Ne Tür Sorunlar Yaratıyor?
Somaliland
etrafında şekillenen İsrail–BAE atılımları ve buna eşlik eden İran kaynaklı
gerilim olasılığı Türkiye açısından yalnızca diplomatik bir görüş ayrılığı
değil, alandaki kazanımları ve uzun vadeli stratejik hedefleri etkileyen çok
boyutlu sorunlar üretmektedir. Bu sorunlar, Somali özelinden başlayarak
Türkiye’nin Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz çizgisindeki genel konumuna
uzanmaktadır.
Somali’de
Kurulmaya Çalışılan Devlet Kapasitesinin Aşınması: Türkiye’nin Somali’deki en büyük
yatırımı, altyapı ya da askeri üs değil, merkezi devlet kapasitesidir.
Somaliland’ın tanınması Mogadişu hükümetinin meşruluğunu zayıflatır. Federal
yapılar arasındaki dengeyi bozar ve Türkiye’nin yıllardır desteklediği “birlik
içinde federalizm” yaklaşımını aşındırır. Bu durum, Türkiye’nin Somali’de
harcadığı siyasal sermayenin geri dönüşünü belirsizleştirir.
Türkiye’nin
Güvenlik Yatırımlarının Risk Altına Girmesi: Türkiye’nin Somali’de yürüttüğü askeri eğitim ve
güvenlik iş birliği, tek ve bütün bir devlet varsayımına dayanmaktadır.
Somaliland merkezli bir parçalanma süreci güvenlik mimarisini parçalar, eğitim
verilen yapıların meşruluğunu tartışmalı kılar ve Türkiye’yi alanda taraf
olmaya zorlayan yeni gerilimler üretir. Bu da Türkiye’yi, kaçınmaya çalıştığı
yerel çatışma dinamiklerinin içine çekebilir.
Afrika
Boynuzu’nda Yarışma Alanının Genişlemesi: Somaliland, Türkiye’nin istemediği biçimde bir yarışma
platformuna dönüşmektedir. İsrail’in güvenlik odaklı yaklaşımı ve BAE’nin
ticari ve lojistik stratejisi Türkiye’nin karar merkezli yaklaşımıyla çelişir
ve bölgeyi iş birliğinden çok etki savaşımı alanı durumuna getirir. Bu durum,
Türkiye’yi ya daha sert tutumlar almaya ya da savunmacı bir diplomasiye
itebilir.
Kızıldeniz
Çizgisinde Dolaylı Güvenlik Riskleri: İran-İsrail geriliminin Somaliland üzerinden dolaylı biçimde
yansıması, Türkiye açısından ek riskler doğurmaktadır. Deniz ticaret yollarında
belirsizlik, Somali açıklarında güvenlik maliyetlerinin artması, Türkiye’nin
sivil ve askeri varlığının asimetrik tehditlere maruz kalması bağlamında Türkiye’yi
gerilimin artmasından en az kazanç sağlayacak aktörlerden biri yapmaktadır.
Dış Siyasada
Tutarlılık ve Algı Sorunu: Somaliland sorunu, Türkiye açısından bir algı yönetimi sorununa da
dönüşmektedir. KKTC ile yapılan yüzeysel karşılaştırmalar Türkiye’nin dış siyasasını
tutarsız gösterme riski taşır ve Ankara’nın hukuksal ve stratejik savlarının
gölgelenmesine neden olur. Bu durum, Türkiye’nin savlarını anlatma gereksinmesini
artırırken diplomatik maliyet de üretmektedir.
Uzun
Vadeli Stratejik Sorun ve Parçalanmanın Normalleşmesi: Belki de en kritik sorun şudur: Somaliland’ın
tanınması, zayıf devletlerin parçalanmasının meşrulaşması anlamına gelebilir. Bu
eğilim Afrika Boynuzu’nda değil, Türkiye’nin ilgi alanındaki diğer kırılgan
bölgelerde de örnek oluşturabilir. Türkiye, bu nedenle Somaliland dosyasını
yalnızca bugünün değil, geleceğin devlet düzeni açısından da riskli
görmektedir.
Değerlendirmek
gerekirse, ortaya çıkan tablo, Türkiye için kısa vadede diplomatik gerilim, orta
vadede güvenlik riski ve uzun vadede ise stratejik yönelim sorunu üretmektedir.
Bu nedenle Ankara’nın Somaliland’a karşı tutumu, tepki değil, ön alıcı bir yaklaşım
olarak okunmalıdır.
Sonuç
Somaliland sorunu,
yüzeyde bir “tanınma” tartışması gibi görünse de gerçekte Afrika Boynuzu’nda
giderek yoğunlaşan çok katmanlı jeopolitik yarışmanın bir yansımasıdır.
İsrail’in güvenlik merkezli atılımı, BAE’nin uzun süredir devam eden ekonomik
ve lojistik varlığı ve İran’ın dolaylı tepki kapasitesi, bu küçük ve tanınmamış
coğrafyayı bölgesel hesapların kesişme noktasına taşımıştır.
Türkiye
açısından Somaliland dosyası, yalnızca Somali’nin toprak bütünlüğüyle ilgili
ilkesel bir sorun değildir. Bu dosya, Ankara’nın Somali’de yıllardır sürdürdüğü
devlet kırılganlığını azaltma, merkezi kapasiteyi güçlendirme ve siyasal
kararlılık üretme siyasasının doğrudan sınandığı bir alana dönüşmüştür.
Somaliland’ın tanınması, Türkiye’nin desteklediği bu yaklaşımı zayıflatma,
Somali’de parçalanmayı kurumsallaştırma ve Afrika Boynuzu’nu kalıcı bir yarışma
alanına dönüştürme gizil gücü taşımaktadır.
Bu bağlamda
Türkiye’nin Somaliland’ın tanınmasına karşı çıkışı, tepkisel ya da ideolojik
değil, ön alıcı, bağlam temelli ve stratejik bir tutumdur. KKTC-Somaliland
karşılaştırması üzerinden dile getirilen “çifte ölçün” eleştirileri ise
tarihsel ve hukuksal bağlam dikkate alındığında çözümleme açısından yetersiz
kalmaktadır. Türkiye, iki farklı olaya iki farklı bağlamda yaklaşmakta ve bu yaklaşım
bir tutarsızlıktan çok stratejik tutarlılığı yansıtmaktadır.
Somaliland
dosyası, artık yalnızca Afrika’ya ilişkin bir sorun değil, Kızıldeniz’den Doğu
Akdeniz’e uzanan geniş bir jeopolitik çizginin parçasıdır. Bu çizgideki her
yeni kırılma, Türkiye’nin güvenlik, diplomasi ve dış siyasa önceliklerini
doğrudan etkileme kapasitesine sahiptir. Türkiye’nin Somali siyasası, klasik
güvenlik yaklaşımlarından çok devlet kırılganlığını azaltmaya odaklanan bir
çerçeveye sahiptir (World Bank, 2022).
Politika
Çıkarımları
Ortaya çıkan
tablo, Türkiye açısından birkaç temel siyasa çıkarımını beraberinde
getirmektedir:
Birincisi, Somali
merkezli devlet kurma siyasasının sürdürülmesidir. Türkiye’nin Somali’deki en
büyük stratejik yatırımı, askeri ya da ekonomik değil, devlet kapasitesidir. Bu
nedenle Ankara’nın, kısa vadeli jeopolitik baskılara karşın Somali’nin toprak
bütünlüğünü ve merkezi kurumlarını destekleme siyasasını sürdürmesi uzun vadeli
çıkarları açısından kritik önem taşımaktadır.
İkincisi, Somaliland’ı
tümüyle dışlamayan, ama tanımayan dengeci yaklaşım sürdürülmesidir. Somaliland’ın
uluslararası sistemde tümüyle yalıtılması, bu yapının daha sert güvenlik
eksenlerine savrulmasına yol açabilir. Türkiye açısından en akılcı seçenek,
tanımadan ödün vermeden, ancak iletişim kanallarını kapatmadan dengeleyici bir
yaklaşımı sürdürmektir.
Üçüncüsü, Afrika
Boynuzu’nda yarışmanın askerileşmesini önleyici diplomasinin sürdürülmesidir. İsrail-İran
geriliminin Somaliland üzerinden Afrika Boynuzu’na taşınması, Türkiye’nin
çıkarlarıyla örtüşmemektedir. Ankara’nın bu çizgide askeri tırmanmayı değil,
diplomatik fren mekanizmalarını önceleyen bir rol üstlenmesi hem Somali alanını
hem de Kızıldeniz çizgisini daha yönetilebilir kılacaktır.
Dördüncüsü, KKTC-Somaliland
karşılaştırmasına karşı proaktif anlatı oluşturulmasıdır. Türkiye’nin bu iki dosyadaki farklı tutumunu
açıklayan hukuksal, tarihsel ve güvenlik temelli savların yalnızca kriz
anlarında değil sürekli ve sistemli biçimde uluslararası kamuoyuna anlatılması
gerekmektedir. Bu, algı maliyetlerini azaltacaktır.
Sonuncusu, uzun
vadeli bakış açısı olarak parçalanma değil kararlılık siyasasında ısrar
edilmesidir. Türkiye, Somaliland sorununa yalnızca bugünün dengeleriyle değil,
yarının örnekleri üzerinden bakmaktadır. Zayıf devletlerin parçalanmasının
normalleşmesi, kısa vadede bazı aktörlere alan açsa da uzun vadede bölgesel kararsızlığı
derinleştirecektir. Türkiye’nin karşı çıktığı tam olarak bu normalleşme
riskidir.
KAYNAKÇA
African
Union. (2005). Report of the African Union Fact-Finding Mission to Somaliland.
Addis Ababa.
Akcan, Irmak
ve Emirhan Demir. (2025) İsrail'in Somaliland'ı tanımasına bölgeden ve dünyadan
tepkiler yükseldi. Anadolu Ajansı. 27.12.2025. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/israilin-somalilandi-tanimasina-bolgeden-ve-dunyadan-tepkiler-yukseldi/3782773
Clapham, C.
(2017). The Horn of Africa: State Formation and Decay. London: Hurst.
International
Crisis Group. (2023). The Horn of Africa’s Shifting Geopolitics. Brussels.
Lefebvre, J.
(2018). Arms for the Horn: U.S. Security Policy in Ethiopia and Somalia.
Pittsburgh: University of Pittsburgh Press.
Phillips, S.
(2020). When Less Was More: External Assistance and the Struggle for Peace in
Somalia. Cornell University Press.
Republic of
Türkiye Ministry of Foreign Affairs. (2024). Türkiye–Somalia Relations.
World Bank.
(2022). Somalia Economic Update: State Fragility and Recovery.
[1] Karşılaştırma,
Türkiye’nin biçimsel söylemi ve uluslararası hukuk çerçevesi esas alınarak
hazırlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder