Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

28 Aralık 2025 Pazar

 

Somaliland Neden Gündemde? İsrail, BAE ve Türkiye Üçgeninde Afrika Boynuzu

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

ÖZ

Bu çalışma, son dönemde uluslararası gündeme gelen Somaliland sorununu tarihsel, hukuksal ve jeopolitik boyutlarıyla ele almayı amaçlamaktadır. Britanya sömürge döneminden günümüze uzanan süreçte Somaliland’ın oluşumu incelenirken, İsrail’in tanıma kararı, Birleşik Arap Emirlikleri’nin ekonomik ve lojistik varlığı ve İran’ın dolaylı tepkileri Afrika Boynuzu’ndaki güç dengeleri bağlamında çözümlenmektedir. Çalışma ayrıca Türkiye’nin Somali’de yürüttüğü devlet kırılganlığını azaltma ve merkezi hükümetin yönetim yetkinliklerini güçlendirme siyasasını merkeze alarak, Somaliland’ın tanınmasına neden karşı çıkıldığını ortaya koymaktadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Somaliland arasında sıkça kurulan karşılaştırma, tarihsel ve hukuksal bağlamları dikkate alınarak değerlendirilmekte ve bu benzetmenin sınırları gösterilmektedir. Sonuç olarak çalışma, Somaliland sorununun yalnızca bir tanınma tartışması değil, Kızıldeniz merkezli bölgesel yarışmanın önemli bir yansıması olduğunu savunmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Somaliland, Somali, Afrika Boynuzu, Türkiye dış siyasası, devlet kırılganlığı, KKTC, İsrail, BAE, Kızıldeniz güvenliği

 

ABSTRACT

This study aims to analyze the Somaliland issue within its historical, legal, and geopolitical context, as it has recently re-emerged on the international agenda. Tracing Somaliland’s evolution from the British colonial period to the present, the article examines Israel’s recognition decision, the economic and logistical involvement of the United Arab Emirates, and Iran’s indirect responses within the broader power dynamics of the Horn of Africa. Focusing on Türkiye’s policy of reducing state fragility and strengthening central state capacity in Somalia, the study explains why Ankara opposes the recognition of Somaliland. The frequently drawn comparison between the Turkish Republic of Northern Cyprus and Somaliland is critically assessed by highlighting their distinct historical and legal foundations. The study concludes that the Somaliland issue is not merely a question of recognition, but a reflection of intensifying geopolitical competition centered on the Red Sea.

Keywords: Somaliland, Somalia, Horn of Africa, Turkish foreign policy, state fragility, TRNC, Israel, UAE, Red Sea security


 

Giriş: Somaliland Sorunu Nereden Geliyor?

Somaliland bugün Türkiye gündemine ani bir gelişme gibi girmiş olsa da bu dosyanın kökleri yirminci yüzyılın başına, Afrika Boynuzu’nun sömürge dönemine uzanıyor. Konuyu doğru anlayabilmek için, güncel jeopolitik atılımlardan önce bu tarihsel arka planı anımsamak gerekiyor.  19 uncu yüzyılın sonlarından itibaren Afrika Boynuzu, büyük ölçüde Avrupa güçleri arasında paylaşıldı. Bugünkü Somaliland toprakları Britanya Somalisi olarak İngiltere’nin denetleme altına girerken, güneyde kalan Somali bölgeleri İtalya’nın sömürgesi oldu. Bu iki bölge, aynı etnik kökene ve dile sahip olmalarına karşın farklı yönetsel sistemler, farklı ekonomik yapılar ve farklı siyasal gelenekler içinde gelişti.

Şekil 1: Afrika Boynuzu

1960 yılında sömürge yönetimlerinin sona ermesiyle birlikte önce Britanya Somalisi, ardından İtalyan Somalisi bağımsızlığını ilan etti. Aynı yıl içinde, “pan-Somali” idealinin de etkisiyle, bu iki yapı birleşerek Somali Cumhuriyeti’ni kurdu. Ancak bu birleşme, eşitlik temelinde işleyen bir federasyon değil, kısa sürede gücün Mogadişu’da merkezileştiği tekil (üniter) bir devlet yapısına dönüştü. Kuzeydeki eski Britanya Somalisi, yani bugünkü Somaliland, siyasal temsil, ekonomik yatırım ve kamu kaynakları açısından giderek önemini azalttı.

1970’ler ve 1980’ler boyunca Siad Barre yönetimi altında bu gerilim daha da derinleşti. Özellikle 1988’de Somaliland’ın merkezi kabul edilen Hargeisa ve çevresinde yürütülen ağır askeri operasyonlar, on binlerce sivilin yaşamını kaybetmesine ve kentin neredeyse tamamen yıkılmasına yol açtı. Bu dönem, Somaliland toplumunun toplu hafızasında sadece bir baskı süreci değil, bir kopuş noktası olarak yer etti.

1991’de Somali devleti iç savaşla birlikte çöktüğünde, kuzeydeki siyasal elitler ve aşiret yapıları tek taraflı olarak Somaliland’ın bağımsızlığını ilan etti. O tarihten bu yana Somaliland, kendi sınırları içinde görece kararlı bir yönetim kurmayı başardı, seçimler yaptı, güvenliği sağladı ve kurumlar oluşturdu. Buna karşın uluslararası toplum, Somali’nin toprak bütünlüğünü esas alarak Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanımadı.

Yaklaşık otuz yıl boyunca bu “tanınmamış ama işleyen” statü, Somaliland’ı küresel güç savaşımlarının dışında tuttu. Ne var ki son dönemde Kızıldeniz’in stratejik önemi, Yemen savaşı, İran-İsrail gerilimi ve Afrika Boynuzu’nun ticari ve askeri değeri Somaliland’ı yeniden uluslararası gündemin merkezine taşıdı. İsrail’in tanıma kararı, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) uzun süredir devam eden ekonomik ve lojistik varlığı ve Türkiye’nin Somali merkezli siyasaları, bu küçük coğrafyayı büyük güç hesaplarının kesişme noktasına dönüştürdü. Bugün Somaliland’ı konuşmak, sadece bir tanınma sorunu değil, Afrika Boynuzu’nun nasıl bir yarışma alanına dönüştüğünü ve Türkiye’nin bu denklemde neden duyarlı bir tavır aldığını anlamak anlamına geliyor. Somaliland’ın tarihsel gelişimi, sömürge dönemindeki yönetsel ayrışmalar dikkate alınmadan anlaşılamaz (Clapham, 2017).

Araştırmanın Amacı ve Hedefleri

Bu çalışmanın temel amacı, Somaliland sorununu güncel polemiklerin ötesine taşıyarak tarihsel, jeopolitik ve bölgesel bağlamı içinde ele almak ve Türk okuyucuların konuyu bütünlüklü biçimde kavramasını sağlamaktır. Somaliland’ın son dönemde Türkiye gündemine gelişinin rastlantısal olmadığı, aksine Afrika Boynuzu’nda değişen güç dengelerinin ve Kızıldeniz merkezli yarışmanın doğal bir sonucu olduğu bu çalışmanın ana varsayımını oluşturmaktadır.

Araştırma, Somaliland’ı yalnızca “tanınmayan bir devlet” ya da “ayrılıkçı bir yapı” olarak etiketlemek yerine, bu statünün nasıl ve neden oluştuğunu, hangi uluslararası ve bölgesel aktörler tarafından hangi amaçlarla kullanıldığını ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu çerçevede İsrail’in tanıma kararı, BAE’nin uzun süredir devam eden ekonomik ve lojistik varlığı ve Türkiye’nin Somali merkezli karar siyasası birlikte değerlendirilmektedir.

Çalışmanın bir diğer amacı, Türk kamuoyunda sıkça dile getirilen ancak çoğu zaman yüzeysel kalan bazı sorulara açıklık getirmektir. Bunlar arasında Somaliland neden şimdi gündeme geldiği, bu gelişmenin Afrika Boynuzu’nu bir çatışma alanına dönüştürüp dönüştürmeyeceği, Türkiye’nin neden Somaliland’a karşı çıkarken Somali’nin toprak bütünlüğünü savunduğu ve bölgedeki güç yarışmasının Türkiye açısından ne tür riskler ve fırsatlar barındırdığı yer almaktadır.

Bu araştırma, normatif bir savunma veya karşıtlık üretmeyi değil, bilgi temelli bir okuma sunmayı amaçlamaktadır. Son hedef, Somaliland dosyasının Türkiye açısından yalnızca uzak bir Afrika sorunu olmadığını, aksine Kızıldeniz’den Doğu Akdeniz’e uzanan geniş bir jeopolitik çizginin parçası olduğunu ortaya koymak ve okuyucuya bu karmaşık denklemi sağlıklı biçimde değerlendirebileceği çözümleyici bir zemin sunmaktır.

Araştırma Soruları

Bu çalışma, Somaliland sorununu tarihsel kökenlerinden güncel jeopolitik yansımalarına kadar çok boyutlu biçimde ele alırken aşağıdaki temel sorulara yanıt aramaktadır:

Somaliland nasıl ve hangi tarihsel koşullar altında ortaya çıkmıştır?

Britanya sömürge döneminden Somali Cumhuriyeti’nin kuruluşuna, iç savaş sürecinden tek taraflı bağımsızlık ilanına uzanan tarihsel kırılma noktaları Somaliland’ın bugünkü statüsünü nasıl şekillendirmiştir?

Somaliland neden uzun süre uluslararası gündemin dışında kalmış ve neden şimdi öne çıkmıştır?

Kızıldeniz, Aden Körfezi ve Babülmendep Boğazı merkezli güvenlik ve ticaret dengeleri Somaliland’ı nasıl stratejik bir aktöre dönüştürmüştür?

İsrail Somaliland’ı hangi stratejik nedenlerle tanımıştır?

Bu karar, İran karşıtı çevreleme siyasası, Yemen’deki Husi tehdidi ve ileri savunma anlayışıyla nasıl ilişkilidir?

BAE’nin Somaliland’daki rolü nedir ve bu rol İsrail’in tanıma kararından nasıl ayrışmaktadır?

BAE’nin liman işletmeciliği, lojistik ve ekonomik yatırımlar üzerinden yürüttüğü strateji, bölgesel güç projeksiyonu açısından ne anlama gelmektedir?

Türkiye neden Somaliland’ın tanınmasına karşı çıkmakta ve Somali’nin toprak bütünlüğünü savunmaktadır?

Türkiye’nin Somali’de yürüttüğü devlet kurma, güvenlik ve karar alma yeteneklerini geliştirme siyasaları bu tutumu nasıl şekillendirmektedir?

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile Somaliland arasında ne tür benzerlikler ve farklar bulunmaktadır?

Bu iki tanınmamış yapının tarihsel oluşum süreçleri, hukuksal dayanakları, güvenlik bağlamları ve uluslararası sistemdeki konumları Türkiye’nin farklı tutumlarını nasıl açıklamaktadır?

Somaliland sorunu Afrika Boynuzu’nu bir çatışma alanına dönüştürme riski taşımakta mıdır?

Bölgedeki askeri ve haber almaya yönelik etkinlikler Somaliland’ı bir “savaş alanı” mı, yoksa “gri bölge” mi durumuna getirmektedir?

Somaliland’ın tanınması uluslararası sistem açısından örnek oluşturur mu?

Bu durum, Afrika Birliği’nin sınırların dokunulmazlığı ilkesi ve benzer tanınmamış yapılar açısından nasıl sonuçlar doğurabilir?

Bu gelişmeler Türkiye açısından hangi riskleri ve fırsatları barındırmaktadır?

Somaliland dosyası, Türkiye’nin Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve Doğu Akdeniz çizgisindeki uzun vadeli stratejik çıkarlarını nasıl etkilemektedir?

Somaliland Nedir, Ne Değildir?

Somaliland, 1991 yılında Somali devletinin çöküşünün ardından tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etmiş, ancak bugüne kadar uluslararası alanda tanınmamış bir siyasal yapıdır. Uluslararası hukuk açısından Somaliland, hala Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası kabul edilmektedir. Buna karşın eylemli durum (de facto) ile hukuksal statü (de jure) arasında belirgin bir ayrışma vardır.

Somaliland’ın ayırt edici özelliği, Somali’nin geri kalanından farklı olarak görece kararlı bir yönetim modeli geliştirmiş olmasıdır. Kendi anayasası, seçilmiş parlamentosu, düzenli seçimleri, güvenlik güçleri ve para birimi bulunmaktadır. Bu yönüyle Somaliland, klasik anlamda “başarısız devlet” kategorisine girmez, aksine sınırlı kaynaklarla işleyen bir siyasal düzen kurabilmiş nadir örneklerden biridir.

Ancak Somaliland bir devlet değildir demek de uluslararası ilişkiler yazını açısından eksik kalır. Daha doğru tanım, Somaliland’ın bir “tanınmamış devletimsi yapı” (unrecognized de facto state) olduğudur. Bu statü, onu hem küresel sistemin dışında tutmakta hem de büyük güçlerin çıkar hesaplarına açık duruma getirmektedir.

Somaliland’ın “ne olmadığı” da en az “ne olduğu” kadar önemlidir. Somaliland uluslararası örgütlere üye değildir. IMF, Dünya Bankası ve benzeri kurumlardan doğrudan finansman alamaz. Küresel finans sistemine tam erişimi yoktur. Güvenliğini uluslararası güvencelerle değil, kendi kapasitesiyle sağlamaktadır. Bu durum, Somaliland’ı ekonomik olarak kırılgan, diplomatik olarak yalnız, ancak stratejik olarak pazarlık edilebilir bir aktör durumuna getirmiştir.

Somaliland Neden Uzun Süre Gündem Dışı Kaldı?

Somaliland’ın yaklaşık otuz yıl boyunca uluslararası gündemde sınırlı yer bulmasının temel nedeni, büyük güç yarışmasının merkezinde yer almamasıydı. Soğuk Savaş sonrası dönemde Afrika Boynuzu, daha çok insancıl krizler, korsanlık ve devlet çöküşleri üzerinden ele alındı. Somaliland ise bu kaosun dışında kalmayı başardı. Bu dönemde Somaliland’ın stratejisi açıktı: Düşük profil ve yüksek karar alma gücü. Ne bölgesel çatışmalara taraf oldu ne de küresel güçleri açık biçimde bölgeye çekti. Bu yaklaşım, tanınma getirmedi ama yaşamda kalmayı sağladı. Ancak bu denge, 2010’lu yılların sonlarından itibaren bozulmaya başladı. Bunun üç temel nedeni vardır: Kızıldeniz ve Babülmendep’in askerileşmesi, Yemen savaşı ve Husi tehdidinin küreselleşmesi ve Afrika Boynuzu’nun ticari ve askeri lojistik merkezine dönüşmesi. Bu gelişmeler, Somaliland’ın coğrafi konumunu bir anda stratejik üstünlüğe dönüştürdü. Stratejik değer yükseldiğinde ise, tanınmamışlık bir koruma kalkanı olmaktan çıkıp pazarlık unsuruna dönüştü.

İsrail Neden Somaliland’ı Tanıdı?

İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararı, ideolojik ya da normatif bir tercih değil, doğrudan güvenlik ve strateji odaklı bir atılımdır. İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararı, Kızıldeniz merkezli güvenlik hesaplarıyla doğrudan ilişkilidir (International Crisis Group, 2023). Bu kararın arkasında üç temel neden bulunmaktadır

Birincisi, Yemen merkezli Husi tehdididir. İran destekli Husiler, Kızıldeniz ve Aden Körfezi üzerinden İsrail’e yönelik füze ve İHA saldırıları gerçekleştirmiştir. Somaliland, Yemen kıyılarına coğrafi olarak son derece yakın bir noktada yer almakta ve bu tehditlerin denetlenebileceği bir ileri gözlem alanı sunmaktadır.

İkincisi, İsrail’in benimsediği “ileri savunma” öğretisidir. İsrail, tehditleri kendi sınırlarında karşılamak yerine, olabildiğince kaynağına yakın bölgelerde izlemeyi ve dengelemeyi tercih etmektedir. Somaliland, bu yaklaşım açısından ideal bir platformdur.

Üçüncüsü ise, İsrail’in uluslararası sistemde giderek daha seçici ve meydan okuyucu bir diplomasi izlemesidir. Somaliland’ı tanımak, İsrail açısından hem alandaki çıkarları güvence altına almak hem de “tek taraflı karar alabilen aktör” imajını pekiştirmek anlamına gelmektedir.

İsrail’in Somaliland’ı Tanımasının Diğer Nedenleri

Stratejik Nedenler, Güvenlik Gerekçeleri ve Bölgesel Hesaplar: İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararı, ani ya da duygusal bir diplomatik atılım değil, uzun süredir olgunlaşan çok katmanlı bir güvenlik ve jeopolitik hesaplamanın sonucudur. Bu kararın arkasında ideolojik yakınlıklar ya da normatif ilkelerden çok, İsrail devlet geleneğinin merkezinde yer alan tehdit algısı, ileri savunma ve çevreleme stratejisi bulunmaktadır.

Kızıldeniz ve Babülmendep Güvenliği: İsrail açısından Kızıldeniz, yalnızca bir deniz ticaret yolu değil, ulusal güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Eilat Limanı üzerinden yürütülen ticaret, enerji taşımacılığı ve deniz ulaştırması, Babülmendep Boğazı’nın güvenliğine doğrudan bağlıdır. Bu boğaz üzerindeki herhangi bir kararsızlık, İsrail’i ekonomik ve askeri açıdan savunmasız bırakma olanağına sahiptir. Somaliland, Babülmendep’e açılan çizgi üzerinde stratejik bir gözetleme noktası konumundadır. Tanıma kararı, İsrail’e bu bölgede daha kalıcı, daha meşru ve daha derin bir varlık oluşturma olanağı sunmaktadır.

İran ve Husi Tehdidinin Denetlenmesi: İsrail’in Somaliland’a yönelmesinin en kritik gerekçelerinden biri, İran’ın bölgesel vekil ağının genişlemesidir. Yemen’deki İran yanlısı Şii Husiler, son dönemde İsrail hedeflerine yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları gerçekleştirmiştir. Bu bağlamda Somaliland, İsrail açısından füze ve İHA hareketlerinin erken saptanabileceği, deniz trafiğinin izlenebileceği ve İran etkisinin dolaylı biçimde dengelenebileceği bir ileri güvenlik çizgisi işlevi görmektedir. Buradaki “yakınlaşma”, diplomatik ya da ideolojik değil, denetleme, gözetleme ve sınırlama amaçlı bir yakınlıktır.

İleri Savunma Öğretisi ve Gri Alan Stratejisi: İsrail güvenlik öğretisi, tehditleri sınır içinde karşılamaktan çok, kaynağında veya kaynağına yakın bölgelerde dengelemeyi esas alır. Bu öğreti, özellikle devlet dışı aktörlerin ve vekil güçlerin yükseldiği bölgelerde uygulanmaktadır. Somaliland gibi tanınmamış ama işleyen bir yapı uluslararası hukukta gri alan oluşturur, askeri ve istihbarat etkinlikleri için esneklik sağlar ve büyük güç tepkilerini sınırlı tutar. Bu nedenle Somaliland, İsrail açısından klasik müttefiklerden farklı olarak düşük maliyetli ama yüksek stratejik getirili bir platform sunmaktadır.

Afrika Boynuzu’nda Konumlanma ve Rakipleri Dengeleme: İsrail’in Afrika Boynuzu’na ilgisi yeni değildir. Etiyopya, Eritre ve Güney Sudan ile geçmişten bu yana çeşitli güvenlik ve istihbarat iş birlikleri mevcuttur. Somaliland’ın tanınması, bu çizgiyi tamamlayıcı bir halka olarak güçlendirmektedir. Ayrıca bu adım Türkiye’nin Somali merkezli etkisini, İran’ın Yemen ve Kızıldeniz üzerindeki etkisini ve Çin’in liman ve lojistik yatırımlarını dengelemeye yönelik örtük bir mesaj niteliği de taşımaktadır.

Somaliland’ın Ekonomik Kırılganlığı ve Pazarlık Zemini: Son olarak, Somaliland’ın döviz (hard currency) sıkıntısı, tanıma sürecini hızlandıran yapısal bir etmendir. Uluslararası finans sistemine erişimi olmayan bir yapı için diplomatik tanınma, yalnızca siyasal değil, ekonomik bir can simidi anlamına gelmektedir. İsrail açısından bu durum görece düşük maliyetle, yüksek pazarlık gücüyle ve uzun vadeli stratejik kazanımlar elde edilebilecek bir fırsat yaratmıştır.

Değerlendirmek gerekirse ve özetle, İsrail’in Somaliland’ı tanıma kararı bir Afrika siyasası değildir ve bir Somali sorunu da değildir. Bu adım, İsrail’in İran karşıtı güvenlik mimarisinin, Kızıldeniz merkezli ileri savunma stratejisinin ve gri alan jeopolitiğinin doğal bir uzantısıdır.

Türkiye Neden Somaliland’ın Tanınmasına Karşı Çıkıyor?

Türkiye’nin Somaliland’ın tanınmasına karşı çıkışı, yalnızca Somali’ye özgü bir tutum değildir. Ankara’nın Afrika’da benimsediği daha geniş bir yaklaşımın parçasıdır. Türkiye, son yıllarda Afrika’da zayıf ve kırılgan devletlerin parçalanmasını hızlandıran değil, merkezi kapasiteyi güçlendirmeyi hedefleyen bir çizgi izlemektedir. Bu yaklaşım, Somali’de olduğu gibi Libya ve Sudan örneklerinde de meşru ve tanınmış devlet yapılarını önceleyen bir tutum olarak kendini göstermektedir. Somaliland dosyası, bu bağlamda Türkiye’nin Afrika siyasasından bağımsız değil, onun mantıksal uzantısı olarak değerlendirilmelidir.

Devlet Kırılganlığını Azaltma Stratejisi ve Somali Dosyası: Türkiye’nin Somaliland’ın tanınmasına karşı çıkışını doğru anlamanın ilk koşulu, Ankara’nın Somali’ye nasıl baktığını netleştirmektir. Türkiye, Somali’de bir bölgeyi, bir aşireti ya da geçici bir yönetimi değil, Somali devletinin kendisini ayağa kaldırmayı hedeflemektedir. Bu siyasa, Türkiye’nin son on beş yılda benimsediği “devlet kırılganlığını azaltma” yaklaşımının alandaki en somut örneklerinden biridir. Somali, uluslararası yazında uzun yıllar boyunca “başarısız devlet” (failed state) olarak tanımlandı. Türkiye ise bu yaklaşımı tersine çevirerek, Somali’yi kırılgan ama onarılabilir bir devlet olarak ele aldı. Ankara’nın temel varsayımı şuydu: Somali’nin kararsızlığı, bölünerek değil, merkezi hükümetin kapasitesi güçlendirilerek aşılabilir.

Türkiye’nin Somali’deki Yaklaşımı - Parçalanma Değil Onarım: Türkiye’nin Somali siyasası, klasik güvenlik merkezli müdahalelerden farklıdır. Ankara Somali’yi parçalayarak kararlılığa kavuşturmayı değil, Devleti güçlendirerek toplumu bir arada tutmayı amaçlamıştır. Bu nedenle Türkiye’nin tüm adımları merkezi hükümetle çalışma, uluslararası meşruluğu olan yapıları destekleme ve yerel ayrışmaları özendirmekten kaçınma ilkeleri üzerine kurulmuştur. Bu çerçevede Somaliland’ın tanınması, Türkiye açısından bir “çözüm seçeneği” değil, doğrudan yanlış çözüm olarak görülmektedir.

Devlet Kurma Girişimi ve 2011 Sonrası Türkiye–Somali İlişkileri: 2011’de yaşanan insancıl kriz Türkiye-Somali ilişkilerinde bir başlangıç noktasıdır. Ancak Türkiye’nin rolü kısa sürede insancıl yardımı aşmıştır. Türkiye, Somali’de Devlet kurumlarının yeniden yapılandırılmasına destek verdi. Altyapı yatırımlarıyla kamu hizmeti üretme kapasitesini artırdı. Diplomatik temsil ve uluslararası görünürlük sağladı ve güvenlik güçlerinin eğitimiyle merkezi otoriteyi güçlendirdi. Bu adımların ortak amacı, Somali’yi federal ama dağılmamış, zayıf ama yaşayabilir bir devlet durumuna getirmekti.

Somaliland’ın Tanınması Neyi Bozar? Bu noktada Somaliland’ın tanınması, Türkiye’nin Somali’de kurmaya çalıştığı dengeyi üç açıdan bozar: Merkezi otoriteyi zayıflatır. Tanınma, Mogadişu’daki hükümetin meşruluğunu aşındırır ve devlet kapasitesini geriletir. Parçalanmayı destekler. Diğer federal bölgeler için örnek oluşturur ve ayrışma eğilimlerini güçlendirir. Devlet kırılganlığını kalıcı kılar. Somali’nin sorunlarını çözmek yerine, dondurulmuş ve yönetilmesi zor bir parçalanma üretir. Türkiye açısından bu tablo, kısa vadeli karar görüntüsü verse bile uzun vadeli kaos anlamına gelmektedir.

Türkiye’nin Tutumu Ne Değildir? Türkiye’nin Somaliland’a karşı çıkışı Somaliland halkına karşı bir tavır alma değildir, İsrail’e refleksif bir karşı duruş değildir ve Afrika Boynuzu’nda etki kaygısının tek başına ürünü değildir. Bu tutum, Somali’de yıllardır yürütülen devlet onarım projesinin mantıksal sonucudur.

Değerlendirmek gerekirse, Türkiye, Somali’de bir “ayrılık” projesini değil, birlik içinde yeniden oluşturma sürecini desteklemektedir. Somaliland’ın tanınmasına karşı çıkış da bu nedenle, ilkesel olduğu kadar stratejik bir zorunluluk olarak görülmektedir.

BAE: Limanlar, Para ve Sessiz Güç Stratejisi

Somaliland dosyasında BAE, İsrail’den önce alana inmiş, ancak bunu düşük profilli, ekonomik ve lojistik araçlar üzerinden yapmıştır. BAE’nin yaklaşımı, ideolojik ya da normatif değil, ticaret, limanlar ve güç projeksiyonu merkezlidir. Bu nedenle BAE’yi anlamadan Somaliland’ın bugünkü pozisyonunu kavramak olanaklı değildir.

BAE’nin Afrika Boynuzu Stratejisinin Temeli: BAE, son on yılda dış siyasasını klasik diplomasi yerine altyapı ve ticaret ağları üzerinden genişleten bir aktör durumuna gelmiştir. Afrika Boynuzu, bu stratejide üç nedenle kritik öneme sahiptir: Kızıldeniz-Hint Okyanusu ticaret çizgisi, enerji ve emtia taşımacılığı ve Körfez güvenliğinin Afrika kıyılarından başlatılması. Bu çerçevede BAE, bölgeye asker göndermekten çok liman işletmek, lojistik merkez kurmak ve nakit akışı sağlamak yolunu tercih etmiştir.

DP World ve Berbera Limanı: BAE’nin Somaliland’daki varlığının omurgasını, Dubai merkezli DP World’ün Berbera Limanı’nı işletmesi oluşturur. Bu yatırım Somaliland için ekonomik bir can damarı ve BAE için ise Kızıldeniz’e açılan stratejik bir kapıdır. Berbera Limanı sayesinde BAE ticaret akışını denetleyebilmekte, deniz lojistiğinde farklı bir merkez yaratmakta ve bölgesel krizlerde esnek manevra alanı kazanmaktadır. Bu ilişki, Somaliland’ın eylemli kapasitesini güçlendirirken, Mogadişu’daki merkezi hükümeti by-pass eden bir etki yaratmıştır.

Neden Tanıma Yok, Ama Derin İş Birliği Var? BAE dikkat çekici biçimde, Somaliland ile yoğun ilişki kurmasına karşın tanıma yoluna gitmemiştir. Bunun nedeni, BAE’nin dosyayı bir devlet sorunu olarak değil, işleyen bir alan (functional space) olarak görmesidir. BAE açısından tanıma risklidir ve liman işletmek ve ticaret yapmak ise düşük maliyetlidir. Bu sayede BAE Somali’nin toprak bütünlüğü ilkesini ihlal etmeden Somaliland’dan faydalanabilmektedir. Bu yaklaşım, BAE’nin dış siyasasında sıkça görülen “eylemli varlık, hukuksal belirsizlik” modelinin tipik bir örneğidir.

Türkiye ile Örtük Yarışma: BAE’nin Somaliland’daki varlığı, doğrudan Türkiye karşıtı bir atılım olarak okunmamalıdır. Ancak örtük bir yarışma alanı yarattığı da yadsınamaz. Türkiye Somali’de devlet kurmaya odaklanırken BAE parçalı ama işlevsel yapılarla çalışmayı tercih etmektedir. Bu iki yaklaşım, Afrika Boynuzu’nda farklı gelecek düşüncelerini temsil etmektedir: Türkiye için güçlü merkezi devlet, BAE için ticaretin aksamadığı esnek alanlar.

İsrail-BAE Ekseninde Somaliland: İsrail’in tanıma kararından sonra Somaliland, BAE açısından daha da değer kazanmıştır. BAE İsrail’in güvenlik kaygılarıyla kendi ticari çıkarlarının örtüştüğünü görmektedir. Somaliland, bu örtüşmenin en risksiz zemini olarak öne çıkmaktadır. Bu durum, Somaliland’ı sadece bir yerel aktör değil, bölgesel güçlerin kesişim noktası haline getirmektedir.

Değerlendirmek gerekirse, BAE Somaliland’da Devlet kurmamakta ve Devlet tanımamakta ama devlet gibi işleyen bir alanı ekonomik ve lojistik olarak kendine bağlamaktadır. Bu strateji, kısa vadede karar üretir gibi görünse de uzun vadede Somali’nin bütünlüğünü ve Türkiye’nin savunduğu devlet onarımı yaklaşımını zayıflatıcı etki yaratmaktadır.

İran Tepkisi ve Risk Senaryoları

Somaliland Yeni Bir Gerilim Çizgisine Dönüşür mü? İsrail’in Somaliland’ı tanıması ve bu atılımın BAE’nin alandaki eylemli varlığıyla birleşmesi, İran açısından doğrudan bir meydan okuma olarak algılanmaktadır. Ancak bu meydan okuma, İran’ın alışık olduğu klasik cephelerden farklıdır. Somaliland, İran için ne açık bir savaş alanı ne de doğrudan müdahale edilebilecek bir coğrafyadır, daha çok dolaylı araçlarla etkilenebilecek bir gri alan niteliği taşımaktadır.

İran Somaliland’a Nasıl Bakıyor? İran’ın Afrika Boynuzu’na yaklaşımı, ideolojik yakınlıktan çok Kızıldeniz güvenliği ve İsrail karşıtı dengeleme ekseninde şekillenmektedir. Bu bağlamda Somaliland İsrail’in ileri savunma çizgisinin bir parçası, İran’ın Yemen üzerinden kurduğu baskı kapasitesini sınırlayabilecek bir gözlem ve müdahale noktası ve Kızıldeniz’deki manevra alanını daraltabilecek bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle İran, Somaliland’daki gelişmeleri doğrudan değil, dolaylı ve asimetrik yollarla karşılamayı tercih edecektir.

İran’ın Doğrudan Müdahale Seçeneği Neden Zayıf? İran’ın Somaliland’a doğrudan müdahalesi düşük olasılıklıdır. Bunun üç temel nedeni vardır: Birincisi, coğrafi ve lojistik sınırlamalardır. Somaliland, İran’ın kara veya deniz üzerinden doğrudan erişebileceği bir alan değildir. İkincisi yerel toplumsal yapıdır. Somaliland toplumu, Şii ideolojiye kapalı, aşiret temelli, Sünni ve dış ideolojik etkiye uzak bir yapıya sahiptir. Üçüncüsü, uluslararası görünürlük riskidir. İran’ın doğrudan herhangi bir girişimi İsrail ve müttefiklerinin daha sert karşılık vermesine zemin hazırlar. Bu nedenle İran’ın tepkisi örtük ve katmanlı olacaktır.

En Olası Senaryo ve Yemen Üzerinden Baskının Artması: İran açısından en işlevsel araç, Yemen’deki Husi hareketidir. Somaliland’a yakın coğrafyada deniz trafiğine yönelik tacizler, füze ve İHA kapasitesinin gösterilmesi ve Kızıldeniz’de güvenlik algısının bozulması İran’ın dolaylı mesaj verme yöntemleri arasında yer alacaktır. Bu tür adımlar, Somaliland’ı doğrudan hedef almaktan çok, bölgeyi maliyetli ve riskli kılmayı amaçlayacaktır.

Somaliland Bir “Savaş Bölesi” Olur mu?

Kısa vadede Somaliland’ın doğrudan bir savaş alanına dönüşmesi düşük olasılıktır. Bununla birlikte, daha gerçekçi risk şudur: Somaliland’ın, askeri, istihbarat ve lojistik etkinliklerin yoğunlaştığı yüksek riskli bir güvenlik alanına dönüşmesi. Bu durum, Somaliland’ı sıcak çatışmadan çok kalıcı gerilim bölgesi yani “savaş bölgesi” (war zone) değil, ama “yüksek risk bölgesi” (high-risk zone) yapar.

Türkiye Açısından İran Senaryosu Ne Anlama Geliyor? Türkiye için asıl risk, İran-İsrail geriliminin Somali alanına taşmasıdır. Ankara’nın Somali’de yürüttüğü devlet onarımı yaklaşımı, bu tür asimetrik gerilimlerden olumsuz etkilenebilir. Bu nedenle Türkiye Somaliland’ın tanınmasına karşı çıkarak, Somali alanında yeni cepheler açılmasını engellemeye çalışmakta ve bölgesel gerilimin denetim altında tutulmasını hedeflemektedir.

Olası Senaryolar

Somaliland’a doğrudan askeri saldırı düşük olasılıklı bir senaryodur. Kızıldeniz’de deniz güvenliği gerilimleri ve Yemen merkezli baskının artması ise orta olasılıktadır. Bunlara karşılık, Somaliland’ın istihbarat ve askeri yarışma alanına dönüşmesi ve bölgenin kalıcı bir “gri güvenlik kuşağı” olması olasılığı yüksektir.

Değerlendirmek gerekirse, İran’ın tepkisi, Somaliland’ı aniden bir savaş alanına çevirmekten çok, bölgesel maliyetleri artırmaya odaklanacaktır. Bu durum Somaliland için kısa vadeli ekonomik kazanımlar sağlasa bile, uzun vadede siyasal kararlılığı aşındırma riski taşımaktadır. Bu nedenle Somaliland dosyası, artık yalnızca bir tanınma sorunu değildir ama bir Afrika sorunu da değildir. Bu dosya, Kızıldeniz merkezli küresel yarışmanın yeni düğüm noktalarından biri durumuna gelmiştir.

İsrail’in Tanıma Kararı ve Uluslararası Örgütlerin Tepkileri

Afrika Birliği (AfB), Somaliland bölgesini bağımsız bir devlet olarak tanıma yönündeki herhangi bir adımı reddederek, Somali'nin birliği, egemenliği ve toprak bütünlüğünü savunmuştur. AfB'den yapılan yazılı açıklamada, "Somaliland'ı bağımsız bir varlık olarak tanımayı amaçlayan her türlü girişim veya eylemin kesinlikle reddedildiği ve Somaliland'in Somali Federal Cumhuriyeti'nin ayrılmaz bir parçası olmaya devam ettiği" bildirildi. Somali'nin birliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü zayıflatmaya yönelik her türlü girişimin reddedildiği açıklamada, "Bu adım, Afrika Birliği'nin temel ilkelerine aykırıdır ve kıta genelinde barış ve istikrar için geniş kapsamlı sonuçlar doğuracak tehlikeli bir emsal oluşturma riski taşır" değerlendirmesinde bulunuldu. Açıklamada, AfB'nin "Somali'nin birliğine, egemenliğine ve toprak bütünlüğüne sarsılmaz bağlılığı ve Somali yetkililerinin barışı pekiştirme, devlet kurumlarını güçlendirme ve kapsayıcı yönetimi geliştirme çabalarına tam desteği" vurgulandı.

Körfez İş Birliği Konseyi (Gulf Cooperation Council) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi de açıklamasında, İsrail'in Somaliland bölgesinin bağımsızlığını tanıyan kararını şiddetle kınadığını ve reddettiğini ifade etti. Budeyvi, söz konusu tanımanın, Afrika Boynuzu bölgesindeki istikrarın temellerini sarsacak ve bölgedeki uluslararası barış ve güvenliği güçlendirmeyi amaçlayan bölgesel ve uluslararası çabalara aykırı olarak daha fazla gerilim ve çatışmaya yol açacak tehlikeli bir emsal teşkil ettiğini belirtti.

Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt, yaptığı yazılı açıklamada, İsrail'in söz konusu kararının "kabul edilemez" olduğunu vurguladı. İsrail'in bu adımını "uluslararası hukukun açık ihlali" olarak nitelendiren Ebu Gayt, tek taraflı tanıma girişimlerinin Somali'nin iç işlerine müdahale anlamına geldiğini ve tehlikeli bir emsal oluşturduğunu ifade etti.

İslam İş Birliği Teşkilatı'ndan (İİT) yapılan açıklamada, bu adımın, Somali'nin egemenliği, ulusal birliği ve toprak bütünlüğünün ihlali olduğu vurgulandı. Söz konusu kararın kınandığı açıklamada, İİT'nin Somali ile tam dayanışma içinde olduğu ve ülkenin egemenliği ile toprak bütünlüğüne destek vermeye devam edeceği kaydedildi.

AB ve BM Somali’yi desteklediklerini açıkladılar. 21 İslam ülkesinin çağrısı ile Güvenlik Konseyi sorunu görüşmek üzere toplanma kararı aldı. Pek çok ülke İsrail’in tanıma kararını kınadı.

KKTC-Somaliland Karşılaştırması

Benzerlikler, Farklar ve Yanlış Kurulan Örnekler: KKTC ile Somaliland sıklıkla aynı kategoriye yerleştirilen iki “tanınmamış yapı” olarak anılmaktadır. Ancak bu benzetme, yüzeysel benzerlikler üzerinden kurulmakta ve tarihsel, hukuksal ve güvenlik bağlamları dikkate alındığında çözümleyicilik açısından sorunlu duruma gelmektedir. Türkiye’nin bu iki dosyada farklı tutumlar alması, çelişkiden çok bağlam temelli bir dış siyasa tercihini yansıtmaktadır.

Ortak Noktalar, Tanınmamışlık ve Eylemli Yönetim: Her iki yapı da uluslararası alanda sınırlı veya tek taraflı tanınmaya sahiptir. Kendi kurumlarını işletmektedir ve belirli bir coğrafyada eylemli denetim sağlamaktadır. Bu yönüyle KKTC ve Somaliland, “de facto devlet” kategorisi içinde anılabilir. Ancak bu benzerlik, karşılaştırmanın sınırıdır.

Tarihsel Oluşum Süreçleri ve Kopuşun Niteliği: KKTC 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurucu ortağı olan Türk toplumunun, varoluşsal güvenlik tehdidi altında kalması sonucu uluslararası antlaşmalara dayanan bir müdahale sonrasında ortaya çıkmıştır. Somaliland ise Somali devletinin çökmesiyle oluşan otorite boşluğunda merkezi yönetimden koparak tek taraflı bağımsızlık ilan etmiştir. Buradaki temel fark KKTC’nin kurucu ortaklığın ihlali sonucu ortaya çıkması ve Somaliland’ın devlet çöküşünün ürünü olmasıdır.

Hukuksal Dayanaklar, Antlaşmalar ve Uluslararası Çerçeve: KKTC’nin arkasında 1960 Garanti ve İttifak Antlaşmaları, Türkiye’nin garantörlük statüsü ve kurucu ortaklık ilkesi bulunmaktadır. Somaliland ise uluslararası antlaşmalarla tanınmış bir kurucu statüye sahip değildir ve Afrika Birliği’nin sınırların dokunulmazlığı ilkesine aykırı bir konumdadır. Bu nedenle Türkiye, KKTC’yi hukuksal ve siyasal olarak savunulabilir görürken, Somaliland’ın tanınmasını örnek riski taşıyan bir adım olarak değerlendirmektedir. Afrika Birliği, Somaliland sorununda sınırların dokunulmazlığı ilkesini temel referans noktası olarak kabul etmektedir (African Union, 2005). Afrika Birliği İsrail’in Somaliland’ı tanımasını kınamıştır.

Güvenlik Mantığı, Savunma mı, Parçalanma mı? KKTC bir güvenlik tehdidine karşı koruyucu bir yapı olarak ortaya çıkmıştır. Statükonun korunması, çatışmanın yeniden başlamasını engellemiştir. Somaliland’ın tanınması ise Somali’de yeni ayrışmaları tetikleyebilir. Federal yapı içindeki dengeleri bozabilir ve uzun vadede güvenlik üretmek yerine parçalanmayı kurumsallaştırabilir. Türkiye açısından bu iki durum güvenlik mantığı bakımından ters yönlü sonuçlar doğurmaktadır.

Türkiye’nin Tutumunda Çelişki Var mı? Türkiye’nin KKTC’yi savunurken Somaliland’a karşı çıkması, normatif bir tutarsızlık değil, stratejik tutarlılıktır. Ankara KKTC’de mevcut statükoyu korumayı ve Somali’de ise parçalanmayı önlemeyi hedeflemektedir. Bu iki dosyada amaçlar farklı olduğu için araçlar da farklıdır.

Bu iki yapı arasındaki farklar, çoğu zaman “tanınmamışlık” ortak paydasına indirgenerek ele alınmaktadır. Oysa tarihsel, hukuksal ve güvenlik bağlamları dikkate alındığında KKTC ile Somaliland arasında niteliksel bir ayrım bulunmaktadır. Bu ayrım, aşağıdaki karşılaştırmalı tabloda özetlenmektedir:

Çizelge 1:

 

KKTC ile Somaliland Arasındaki Farklılıklar [1]

Ölçüt

KKTC

Somaliland

Kurucu ortaklık

Var

Yok

Merkezi devlet çöktü mü?

Evet (1963’ten bu yana)

Hayır

BM üyeliği devam ediyor mu?

Hayır (ortak devlet yok)

Evet

Türkiye’nin doğrudan güvenliği

Var

Yok

 

Bu tablo, Türkiye’nin KKTC’nin tanınmasını savunurken Somaliland’ın tanınmasına karşı çıkmasının bir çelişki değil, bağlam temelli ve stratejik bir ayrım olduğunu göstermektedir. KKTC, kurucu ortaklığın ortadan kaldırılması ve doğrudan güvenlik tehdidi koşullarında ortaya çıkmış bir yapı iken, Somaliland, merkezi devletin uluslararası meşruluğunu koruduğu bir ortamda tek taraflı ayrışmanın ürünüdür. Türkiye’nin iki dosyaya yaklaşımı arasındaki fark, bu temel ayrımdan kaynaklanmaktadır. KKTC ile Somaliland arasında kurulan benzetmeler, tarihsel ve hukuksal bağlamlar dikkate alındığında çözümleme açısından sınırlı kalmaktadır (Phillips, 2020).

Değerlendirmek gerekirse, KKTC-Somaliland karşılaştırması, ancak sınırlı benzerlikler ve derin farklılıklar birlikte ele alındığında anlamlıdır. Aksi halde bu benzetme, Türkiye’nin dış siyasasını açıklamak yerine basitleştiren bir yanılsama üretir. Somaliland dosyasında Türkiye’nin karşı çıktığı şey, bir halkın kendi kaderini belirlemesi değil, zayıf devletlerin parçalanmasının küresel yarışma alanına dönüşmesidir.

Somaliland’da Ortaya Çıkan Tablo Türkiye İçin Ne Tür Sorunlar Yaratıyor?

Somaliland etrafında şekillenen İsrail–BAE atılımları ve buna eşlik eden İran kaynaklı gerilim olasılığı Türkiye açısından yalnızca diplomatik bir görüş ayrılığı değil, alandaki kazanımları ve uzun vadeli stratejik hedefleri etkileyen çok boyutlu sorunlar üretmektedir. Bu sorunlar, Somali özelinden başlayarak Türkiye’nin Afrika Boynuzu ve Kızıldeniz çizgisindeki genel konumuna uzanmaktadır.

Somali’de Kurulmaya Çalışılan Devlet Kapasitesinin Aşınması: Türkiye’nin Somali’deki en büyük yatırımı, altyapı ya da askeri üs değil, merkezi devlet kapasitesidir. Somaliland’ın tanınması Mogadişu hükümetinin meşruluğunu zayıflatır. Federal yapılar arasındaki dengeyi bozar ve Türkiye’nin yıllardır desteklediği “birlik içinde federalizm” yaklaşımını aşındırır. Bu durum, Türkiye’nin Somali’de harcadığı siyasal sermayenin geri dönüşünü belirsizleştirir.

Türkiye’nin Güvenlik Yatırımlarının Risk Altına Girmesi: Türkiye’nin Somali’de yürüttüğü askeri eğitim ve güvenlik iş birliği, tek ve bütün bir devlet varsayımına dayanmaktadır. Somaliland merkezli bir parçalanma süreci güvenlik mimarisini parçalar, eğitim verilen yapıların meşruluğunu tartışmalı kılar ve Türkiye’yi alanda taraf olmaya zorlayan yeni gerilimler üretir. Bu da Türkiye’yi, kaçınmaya çalıştığı yerel çatışma dinamiklerinin içine çekebilir.

Afrika Boynuzu’nda Yarışma Alanının Genişlemesi: Somaliland, Türkiye’nin istemediği biçimde bir yarışma platformuna dönüşmektedir. İsrail’in güvenlik odaklı yaklaşımı ve BAE’nin ticari ve lojistik stratejisi Türkiye’nin karar merkezli yaklaşımıyla çelişir ve bölgeyi iş birliğinden çok etki savaşımı alanı durumuna getirir. Bu durum, Türkiye’yi ya daha sert tutumlar almaya ya da savunmacı bir diplomasiye itebilir.

Kızıldeniz Çizgisinde Dolaylı Güvenlik Riskleri: İran-İsrail geriliminin Somaliland üzerinden dolaylı biçimde yansıması, Türkiye açısından ek riskler doğurmaktadır. Deniz ticaret yollarında belirsizlik, Somali açıklarında güvenlik maliyetlerinin artması, Türkiye’nin sivil ve askeri varlığının asimetrik tehditlere maruz kalması bağlamında Türkiye’yi gerilimin artmasından en az kazanç sağlayacak aktörlerden biri yapmaktadır.

Dış Siyasada Tutarlılık ve Algı Sorunu: Somaliland sorunu, Türkiye açısından bir algı yönetimi sorununa da dönüşmektedir. KKTC ile yapılan yüzeysel karşılaştırmalar Türkiye’nin dış siyasasını tutarsız gösterme riski taşır ve Ankara’nın hukuksal ve stratejik savlarının gölgelenmesine neden olur. Bu durum, Türkiye’nin savlarını anlatma gereksinmesini artırırken diplomatik maliyet de üretmektedir.

Uzun Vadeli Stratejik Sorun ve Parçalanmanın Normalleşmesi: Belki de en kritik sorun şudur: Somaliland’ın tanınması, zayıf devletlerin parçalanmasının meşrulaşması anlamına gelebilir. Bu eğilim Afrika Boynuzu’nda değil, Türkiye’nin ilgi alanındaki diğer kırılgan bölgelerde de örnek oluşturabilir. Türkiye, bu nedenle Somaliland dosyasını yalnızca bugünün değil, geleceğin devlet düzeni açısından da riskli görmektedir.

Değerlendirmek gerekirse, ortaya çıkan tablo, Türkiye için kısa vadede diplomatik gerilim, orta vadede güvenlik riski ve uzun vadede ise stratejik yönelim sorunu üretmektedir. Bu nedenle Ankara’nın Somaliland’a karşı tutumu, tepki değil, ön alıcı bir yaklaşım olarak okunmalıdır.

Sonuç

Somaliland sorunu, yüzeyde bir “tanınma” tartışması gibi görünse de gerçekte Afrika Boynuzu’nda giderek yoğunlaşan çok katmanlı jeopolitik yarışmanın bir yansımasıdır. İsrail’in güvenlik merkezli atılımı, BAE’nin uzun süredir devam eden ekonomik ve lojistik varlığı ve İran’ın dolaylı tepki kapasitesi, bu küçük ve tanınmamış coğrafyayı bölgesel hesapların kesişme noktasına taşımıştır.

Türkiye açısından Somaliland dosyası, yalnızca Somali’nin toprak bütünlüğüyle ilgili ilkesel bir sorun değildir. Bu dosya, Ankara’nın Somali’de yıllardır sürdürdüğü devlet kırılganlığını azaltma, merkezi kapasiteyi güçlendirme ve siyasal kararlılık üretme siyasasının doğrudan sınandığı bir alana dönüşmüştür. Somaliland’ın tanınması, Türkiye’nin desteklediği bu yaklaşımı zayıflatma, Somali’de parçalanmayı kurumsallaştırma ve Afrika Boynuzu’nu kalıcı bir yarışma alanına dönüştürme gizil gücü taşımaktadır.

Bu bağlamda Türkiye’nin Somaliland’ın tanınmasına karşı çıkışı, tepkisel ya da ideolojik değil, ön alıcı, bağlam temelli ve stratejik bir tutumdur. KKTC-Somaliland karşılaştırması üzerinden dile getirilen “çifte ölçün” eleştirileri ise tarihsel ve hukuksal bağlam dikkate alındığında çözümleme açısından yetersiz kalmaktadır. Türkiye, iki farklı olaya iki farklı bağlamda yaklaşmakta ve bu yaklaşım bir tutarsızlıktan çok stratejik tutarlılığı yansıtmaktadır.

Somaliland dosyası, artık yalnızca Afrika’ya ilişkin bir sorun değil, Kızıldeniz’den Doğu Akdeniz’e uzanan geniş bir jeopolitik çizginin parçasıdır. Bu çizgideki her yeni kırılma, Türkiye’nin güvenlik, diplomasi ve dış siyasa önceliklerini doğrudan etkileme kapasitesine sahiptir. Türkiye’nin Somali siyasası, klasik güvenlik yaklaşımlarından çok devlet kırılganlığını azaltmaya odaklanan bir çerçeveye sahiptir (World Bank, 2022).

Politika Çıkarımları

Ortaya çıkan tablo, Türkiye açısından birkaç temel siyasa çıkarımını beraberinde getirmektedir:

Birincisi, Somali merkezli devlet kurma siyasasının sürdürülmesidir. Türkiye’nin Somali’deki en büyük stratejik yatırımı, askeri ya da ekonomik değil, devlet kapasitesidir. Bu nedenle Ankara’nın, kısa vadeli jeopolitik baskılara karşın Somali’nin toprak bütünlüğünü ve merkezi kurumlarını destekleme siyasasını sürdürmesi uzun vadeli çıkarları açısından kritik önem taşımaktadır.

İkincisi, Somaliland’ı tümüyle dışlamayan, ama tanımayan dengeci yaklaşım sürdürülmesidir. Somaliland’ın uluslararası sistemde tümüyle yalıtılması, bu yapının daha sert güvenlik eksenlerine savrulmasına yol açabilir. Türkiye açısından en akılcı seçenek, tanımadan ödün vermeden, ancak iletişim kanallarını kapatmadan dengeleyici bir yaklaşımı sürdürmektir.

Üçüncüsü, Afrika Boynuzu’nda yarışmanın askerileşmesini önleyici diplomasinin sürdürülmesidir. İsrail-İran geriliminin Somaliland üzerinden Afrika Boynuzu’na taşınması, Türkiye’nin çıkarlarıyla örtüşmemektedir. Ankara’nın bu çizgide askeri tırmanmayı değil, diplomatik fren mekanizmalarını önceleyen bir rol üstlenmesi hem Somali alanını hem de Kızıldeniz çizgisini daha yönetilebilir kılacaktır.

Dördüncüsü, KKTC-Somaliland karşılaştırmasına karşı proaktif anlatı oluşturulmasıdır.  Türkiye’nin bu iki dosyadaki farklı tutumunu açıklayan hukuksal, tarihsel ve güvenlik temelli savların yalnızca kriz anlarında değil sürekli ve sistemli biçimde uluslararası kamuoyuna anlatılması gerekmektedir. Bu, algı maliyetlerini azaltacaktır.

Sonuncusu, uzun vadeli bakış açısı olarak parçalanma değil kararlılık siyasasında ısrar edilmesidir. Türkiye, Somaliland sorununa yalnızca bugünün dengeleriyle değil, yarının örnekleri üzerinden bakmaktadır. Zayıf devletlerin parçalanmasının normalleşmesi, kısa vadede bazı aktörlere alan açsa da uzun vadede bölgesel kararsızlığı derinleştirecektir. Türkiye’nin karşı çıktığı tam olarak bu normalleşme riskidir.


KAYNAKÇA

 

African Union. (2005). Report of the African Union Fact-Finding Mission to Somaliland. Addis Ababa.

Akcan, Irmak ve Emirhan Demir. (2025) İsrail'in Somaliland'ı tanımasına bölgeden ve dünyadan tepkiler yükseldi. Anadolu Ajansı. 27.12.2025. https://www.aa.com.tr/tr/dunya/israilin-somalilandi-tanimasina-bolgeden-ve-dunyadan-tepkiler-yukseldi/3782773

Clapham, C. (2017). The Horn of Africa: State Formation and Decay. London: Hurst.

International Crisis Group. (2023). The Horn of Africa’s Shifting Geopolitics. Brussels.

Lefebvre, J. (2018). Arms for the Horn: U.S. Security Policy in Ethiopia and Somalia. Pittsburgh: University of Pittsburgh Press.

Phillips, S. (2020). When Less Was More: External Assistance and the Struggle for Peace in Somalia. Cornell University Press.

Republic of Türkiye Ministry of Foreign Affairs. (2024). Türkiye–Somalia Relations.

World Bank. (2022). Somalia Economic Update: State Fragility and Recovery.

 



[1] Karşılaştırma, Türkiye’nin biçimsel söylemi ve uluslararası hukuk çerçevesi esas alınarak hazırlanmıştır.

Hiç yorum yok: