Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

25 Aralık 2025 Perşembe

 

Küresel Egemenlik Savaşımının Görünmeyen Cephesi: Dünya Para Rejimi ve ABD-Çin Rekabeti

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

 

 

ÖZ

Bu çalışma, ABD ile Çin arasındaki küresel güç savaşımını uluslararası para rejimi ekseninde çözümlemeyi amaçlamaktadır. Küresel egemenliğin temel belirleyicisi olarak para rejiminin rolü silah, ticaret, finans ve ittifakların yalnızca bu temel yapının türevleri olduğu savunulmaktadır. Çözümlemeler ABD dolarının hegemonik konumunun sağladığı borçlanma ayrıcalığı, finansal yaptırım gücü ve küresel güven ilişkisi ile Çin’in parasal stratejisi (altın rezervleri, dolar dışı ticaret ve dijital yuan) üzerinden yürütülen kademeli aşındırma sürecini ortaya koymaktadır. Türkiye örneği üzerinden, orta ölçekli ülkelerin bu dönüşümden nasıl etkilendiği ve manevra alanlarının nasıl şekillendiği değerlendirilmektedir. Sonuç olarak, küresel güç dengeleri, para rejiminin sunduğu olanaklar ve kısıtlamalar doğrultusunda yeniden tanımlanmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Küresel Para Rejimi, Dolar Hegemonyası, ABD-Çin Yarışması, Parasal Egemenlik, Türkiye ve Orta Ölçekli Aktörler

 

ABSTRACT

This study analyzes the global power struggle between the United States and China through the lens of the international monetary system. It argues that the primary determinant of global hegemony is the monetary regime, while military, trade, financial tools, and alliances are derivatives of this foundational structure. The analysis highlights the mechanisms underpinning the U.S. dollar’s hegemonic position, including borrowing privileges, financial sanctions, and global trust, as well as China’s gradual erosion strategy through gold reserves, non-dollar trade, and the digital yuan. The study further examines how middle-sized countries, with a focus on Turkey, are affected by these transformations and explores their strategic maneuvering space. The findings suggest that global power balances are continuously redefined according to the opportunities and constraints provided by the international monetary system.

Keywords: Global Monetary System, Dollar Hegemony, US-China Competition, Monetary Sovereignty, Turkey and Middle-Sized Actors


 

GİRİŞ

Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana küresel siyasetin temel dinamiği olarak sunulan askeri üstünlük, ticaret savaşları ve teknolojik yarışma anlatıları, günümüzde ABD ile Çin arasında yaşanan güç savaşımını açıklamakta giderek yetersiz kalmaktadır. Görünürdeki bu çatışma alanları, daha derin ve belirleyici bir yapısal gerilimin belirtileridir. Bu çalışmanın temel savı, söz konusu savaşımın asıl cephesinin askeri ya da ticari değil dünya para rejimi ve küresel finansal egemenlik alanında yürütüldüğüdür.

Çağdaş uluslararası sistemde hegemonya, yalnızca zor kullanma kapasitesiyle değil, küresel ekonomik ilişkilerin hangi para birimi üzerinden kurulduğuyla belirlenmektedir. ABD’nin II. Dünya Savaşı sonrasında kurduğu dolar merkezli para rejimi, ülkeye benzeri görülmemiş bir ayrıcalık sağlamış ve ABD, kendi bastığı para aracılığıyla küresel borçlanma, ticaret ve rezerv sisteminin merkezine yerleşmiştir. 1971 yılında altın ölçününün terk edilmesiyle birlikte dolar, maddi bir karşılıktan çok siyasal ve askeri güç tarafından desteklenen bir küresel referans birimine dönüşmüştür. Bu dönüşüm, dünya ekonomisinde parasal egemenliğin tek merkezde yoğunlaşmasının da önünü açmıştır.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin son yirmi yılda sergilediği yükseliş, bu parasal mimarinin sürdürülebilirliğini ilk kez ciddi biçimde tartışmaya açmıştır. Çin, ABD’nin aksine mevcut sistemi doğrudan karşısına alan bir söylem geliştirmekten kaçınmakta ve bunun yerine dolar merkezli düzeni aşındıran, çok katmanlı ve uzun vadeli bir strateji izlemektedir. Altın rezervlerinin artırılması, ikili ticaret anlaşmalarında dolar dışı ödeme mekanizmalarının desteklenmesi, sayısal yuan uygulamaları ve uluslararası finansal kurumlarda daha fazla söz sahibi olma çabaları, bu stratejinin temel bileşenlerini oluşturmaktadır. Bu atılımlar, Çin’in mevcut para rejimini yıkmaktan çok, onun vazgeçilmezliğini ortadan kaldırmayı hedeflediğini göstermektedir.

Bu makale, ABD–Çin yarışmasının küresel egemenlik bağlamında ele alarak, dünya para rejiminin geçirdiği dönüşümü tarihsel ve yapısal bir bakış açısıyla çözümlemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, altın ölçününden kopuşun jeopolitik anlamı, doların hegemonik konumu ve Çin’in izlediği parasal ve finansal stratejiler ile sayısal para teknolojilerinin bu savaşımdaki rolü birlikte değerlendirilecektir. Böylece, güncel küresel çatışmaların ardındaki görünmeyen cephenin, yani para ve güven temelli egemenlik savaşımının, daha bütüncül bir çerçevede anlaşılması hedeflenmektedir.

AMAÇ VE HEDEFLER

Bu çalışmanın temel amacı, ABD ile Çin arasında yaşanan küresel güç yarışmasını, yaygın olarak ele alındığı askeri, ticari ve teknolojik boyutların ötesine taşıyarak, dünya para rejimi ve parasal egemenlik ekseninde çözümlemektir. Makale, güncel jeopolitik gerilimlerin ardında yatan yapısal dinamiğin, küresel finansal mimarinin dönüşümü ve dolar merkezli para düzeninin sorgulanması olduğunu ortaya koymayı hedeflemektedir.

Bu genel amaç doğrultusunda çalışmanın belirgin hedefleri şu şekilde belirlenmiştir:

Küresel para rejiminin tarihsel gelişimini inceleyerek, Bretton Woods sistemi sonrasında ABD dolarının nasıl hegemonik bir konum kazandığını ve bu konumun hangi siyasal ve ekonomik araçlarla sürdürüldüğünü açıklamak.

Altın ölçününden kopuşun yalnızca teknik bir parasal düzenleme değil, küresel egemenlik ilişkilerini yeniden şekillendiren jeopolitik bir kırılma noktası olduğunu ortaya koymak.

Çin’in yükselişini, mevcut dolar merkezli sistem içerisinde bir “revizyonist güç” olarak değil, sistemi doğrudan karşısına almadan, onu uzun vadede işlevsizleştirmeyi amaçlayan yapısal bir strateji olarak çözümlemek.

Çin’in altın rezerv politikası, dolar dışı ticaret girişimleri, sayısal para uygulamaları ve uluslararası finansal kurumlardaki konumunu küresel para rejiminin dönüşümünde oynadığı rol bağlamında değerlendirmek.

Sayısal para teknolojilerinin, özellikle devlet destekli sayısal paraların, küresel finansal egemenlik ve yaptırım mekanizmaları üzerindeki etkilerini tartışmak.

ABD–Çin yarışmasının, ani bir parasal çöküşten çok, denetimli fakat uzun süreli bir parasal erozyon süreci olarak ilerlediği savını savunmak ve bu sürecin olası sonuçlarını ortaya koymak.

Son olarak, dünya para rejiminde yaşanan bu dönüşümün, orta ölçekli devletler ve küresel sistemin geneli açısından doğurabileceği risk ve fırsatlara dikkat çekmek.

Bu hedefler doğrultusunda makale, küresel egemenliğin günümüzde hangi araçlar üzerinden kurulduğunu ve sürdürüldüğünü yeniden düşünmeyi amaçlamakta ve para, güven ve güç ilişkilerini aynı çözümleyici çerçevede ele alan bütüncül bir değerlendirme sunmayı hedeflemektedir.

ARAŞTIRMA SORULARI

Bu çalışma, ABD ile Çin arasında yaşanan küresel yarışmanın temel dinamiklerini dünya para rejimi ekseninde çözümlemeyi amaçlamakta ve aşağıdaki araştırma sorularına yanıt aramaktadır:

Küresel para rejimi, çağdaş uluslararası sistemde hegemonya üretiminin ve sürdürülmesinin temel araçlarından biri midir?

Bu bağlamda, para ile siyasal ve askeri güç arasındaki ilişki nasıl kurulmaktadır?

ABD dolarının küresel rezerv para konumu, hangi tarihsel, siyasal ve kurumsal dinamikler sayesinde oluşturulmuş ve sürdürülmüştür?

1971’de altın ölçününün terk edilmesi, dünya para rejimi açısından yalnızca teknik bir düzenleme mi, yoksa küresel egemenlik ilişkilerini dönüştüren yapısal bir kırılma noktası mıdır?

Çin’in son yıllarda izlediği parasal ve finansal stratejiler, dolar merkezli küresel para rejimine yönelik doğrudan bir meydan okuma mı, yoksa uzun vadeli bir aşındırma ve dönüştürme süreci mi ifade etmektedir?

Çin’in artan altın rezervleri, dolar egemenliğine karşı geliştirilen farklı bir parasal çıpa olarak mı değerlendirilmelidir, yoksa daha geniş bir güven ve meşruluk stratejisinin parçası mıdır?

Sayısal para uygulamaları, özellikle devlet destekli sayısal paralar, küresel finansal egemenlik, ödeme sistemleri ve yaptırım mekanizmaları üzerinde nasıl bir etki yaratmaktadır?

ABD–Çin yarışması bağlamında, küresel para rejimi ani bir çöküşe mi yoksa kademeli ve denetimli bir dönüşüme mi evrilmektedir?

Dünya para rejiminde yaşanan bu dönüşüm, orta ölçekli devletler ve gelişmekte olan ekonomiler açısından ne tür riskler ve fırsatlar barındırmaktadır?

Bu araştırma soruları aracılığıyla makale, güncel küresel çatışmaların ardındaki görünmeyen yapısal dinamikleri açığa çıkarmayı ve para, güven ve egemenlik ilişkilerini bütüncül bir çözümleyici çerçevede değerlendirmeyi hedeflemektedir.

YÖNTEM

Bu çalışma, ABD ile Çin arasındaki küresel yarışmayı dünya para rejimi bağlamında çözümlemeyi amaçlayan nitel ve betimleyici bir araştırma olarak tasarlanmıştır. Araştırmada nicel ekonometrik modellerden çok, uluslararası politik ekonomi yazınına dayalı tarihsel–yapısal çözümleme yöntemi benimsenmiştir. Bunun temel nedeni, para rejimleri ve küresel egemenlik ilişkilerinin yalnızca sayısal göstergelerle değil, siyasal, kurumsal ve tarihsel bağlamlarıyla birlikte anlaşılabilir olmasıdır.

Çalışma kapsamında öncelikle, küresel para rejiminin tarihsel gelişimi incelenmiş ve Bretton Woods sisteminden dolar merkezli parasal mimariye geçiş süreci, ilgili akademik yazın ve tarihsel belgeler ışığında çözümlenmiştir. Bu tarihsel çerçeve, günümüzde ABD dolarının küresel rezerv para konumunun hangi yapısal temellere dayandığını ortaya koymak amacıyla kullanılmıştır.

Araştırmanın ikinci aşamasında, ABD–Çin yarışması karşılaştırmalı çözümleme yöntemi ile ele alınmıştır. Bu kapsamda, ABD’nin mevcut para rejimini sürdürmeye yönelik stratejileri ile Çin’in altın rezerv politikaları, dolar dışı ticaret girişimleri ve sayısal para uygulamaları karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Bu karşılaştırma, tarafların para rejimine yönelik yaklaşımlarının doğrudan çatışmadan çok yapısal dönüşüm ekseninde şekillendiğini göstermek amacıyla yapılmıştır.

Çalışmada ayrıca, kurumsal çözümleme yöntemi kullanılarak IMF, Dünya Bankası, SWIFT sistemi ve merkez bankalarının küresel para rejimindeki rolleri incelenmiştir. Bu kurumların işleyişi ve güç dağılımı, parasal egemenliğin resmi ve gayriresmi mekanizmalarını anlamak açısından değerlendirilmiştir.

Veri kaynağı olarak uluslararası kuruluş raporları, merkez bankası yayınları, akademik makaleler, strateji belgeleri ve güvenilir ikincil kaynaklardan yararlanılmıştır. Sayısal para ve altın rezervleri gibi alanlarda verilerin sınırlı ve zaman zaman saydamlıktan uzak olması nedeniyle, çalışma bu unsurları kesin nicel göstergelerden çok eğilimler ve stratejik yönelimler üzerinden çözümlemektedir.

Son olarak, araştırma normatif bir savdan çok çözümleyici bir çerçeve sunmayı hedeflemekte ve küresel para rejiminin geleceğine ilişkin olası senaryolar mevcut yapısal dinamikler ışığında tartışılmaktadır. Bu yaklaşım, çalışmanın öngörü üretme savını mutlak sonuçlar yerine olasılıklar üzerinden kurmasını sağlamaktadır.

KURAMSAL ÇERÇEVE: PARA REJİMİ, HEGEMONYA VE GÜVEN

Uluslararası politik ekonomi yazınında para rejimleri, yalnızca teknik değişim ve döviz kuru düzenlemeleri olarak değil, küresel güç ilişkilerinin kurumsallaşmış biçimleri olarak ele alınmaktadır. Bir para rejiminin işleyişi, hangi para biriminin değer ölçüsü, ödeme aracı ve rezerv olarak kabul edileceğini belirlerken aynı zamanda bu parayı ihraç eden devletin uluslararası sistemdeki konumunu da tanımlamaktadır. Bu bağlamda para, ekonomik bir araç olmanın ötesinde, siyasal egemenliğin ve hegemonik gücün taşıyıcısı niteliğini taşır. Uluslararası para rejiminin tarihsel gelişimi yazında ayrıntılı biçimde tartışılmaktadır (Kindleberger, 1981; Eichengreen, 2011).

Para Rejimi ve Hegemonya İlişkisi

Hegemonik kararlılık kuramına göre, uluslararası ekonomik sistemin kararlı biçimde işlemesi, belirli bir hegemon gücün varlığını gerektirir. Bu hegemon güç, yalnızca askeri kapasitesiyle değil, küresel ticaretin ve finansal ilişkilerin işleyişini düzenleyen kuralları koyma ve sürdürme yeteneğiyle tanımlanır. Para rejimi, bu kuralların en merkezi unsurlarından biridir. Küresel ölçekte kabul gören bir rezerv para, hegemon devlete borçlanma maliyetlerini düşürme, krizleri dışsallaştırma ve finansal akışları yönlendirme olanağı sunar. Bu çerçevede dünya para rejimlerinin tarihsel gelişimi, hegemonya döngüleriyle yakından ilişkilidir. 19. yüzyılda İngiltere’nin sterlin merkezli altın ölçünü, Britanya İmparatorluğu’nun ticari ve deniz aşırı gücüyle desteklenmiştir. II. Dünya Savaşı sonrasında kurulan Bretton Woods sistemi ise ABD’nin ekonomik ve askeri üstünlüğünü yansıtan dolar merkezli bir yapı oluşturmuştur. Doların altına bağlanması, bu dönemde parasal kararlılığın ve uluslararası güvenin temel mekanizması olarak işlev görmüştür. Doların hegemonik konumu, ABD’nin küresel finansal altyapıyı denetim altında tutmasıyla ilişkilidir (Cohen, 2015).

Altın Ölçününden Kopuş ve Parasal Gücün Siyasallaşması

1971 yılında ABD’nin altın ölçününü terk etmesi, dünya para rejiminde yalnızca teknik bir değişim değil, parasal egemenliğin doğasının dönüşümü anlamına gelmiştir. Bu tarihten itibaren dolar, maddi bir karşılıktan çok, ABD’nin siyasal, askeri ve kurumsal gücü tarafından desteklenen bir küresel referans birimine dönüşmüştür. Böylece para rejimi, piyasa temelli bir denge mekanizması olmaktan çıkarak, doğrudan jeopolitik güç ilişkilerinin bir uzantısı olmuştur. Bu süreç, parasal düzenin merkezinde yer alan güven kavramını da yeniden tanımlamıştır. Altın ölçünü altında güven, fiziksel karşılığa dayanırken dolar merkezli sistemde güven, ABD’nin küresel liderliğini sürdürebileceğine ilişkin toplu inanca bağlanmıştır. Dolayısıyla para rejimi, yalnızca ekonomik akılcılıkla değil, siyasal kararlılık algısı ve güç projeksiyonu ile işlerlik kazanmıştır.

Güncel Koşullar: Güvenin Aşınması ve Rejimin Sorgulanması

Günümüzde küresel para rejimi, Soğuk Savaş sonrası dönemdeki tek kutuplu yapısından uzaklaşmakta ve çok kutuplu güç dağılımının etkisiyle artan bir baskı altında bulunmaktadır. ABD’nin yükselen kamu borcu, genişleyici para politikaları ve küresel finansal krizlere verdiği tepkiler doların sınırsız biçimde ihraç edilebilmesine olanak tanıyan mevcut düzenin sürdürülebilirliğine ilişkin tartışmaları derinleştirmiştir. Bu bağlamda Çin’in yükselişi, hegemonik kararlılık kuramının öngördüğü güç geçişi dinamiklerini yeniden gündeme getirmiştir. Çin, mevcut para rejimini doğrudan reddetmekten çok, onun merkezinde yer alan güven unsurunu aşındıran stratejiler geliştirmektedir. Altın rezervlerinin artırılması, dolar dışı ticaret mekanizmalarının yaygınlaştırılması ve sayısal para uygulamaları, bu aşınmanın araçları olarak değerlendirilebilir.

Sonuç olarak, para rejimi, hegemonya ve güven arasındaki ilişki, günümüzde durağan bir yapı olmaktan çıkmış ve tarihsel olarak şekillenmiş ancak mevcut koşullar altında yeniden görüşme konusu yapılan bir alan durumuna gelmiştir. ABD-Çin yarışması, bu görüşmelerin en görünür ve belirleyici örneğini oluşturmakta ve küresel egemenliğin geleceği büyük ölçüde dünya para rejiminin nasıl evrileceği sorusu etrafında şekillenmektedir.

ANA SAVIN KONUMLANDIRILMASI

Bu çalışma, küresel egemenliğin temel belirleyicisinin askeri kapasite, ticaret hacmi ya da ittifak ağlarından çok, uluslararası para rejimi olduğunu savunmaktadır. Silahlı güç, finansal araçlar, ticari düzenlemeler ve diplomatik ittifaklar küresel sistemde belirleyici rol oynasalar da bu unsurların etkililiği ve sürdürülebilirliği büyük ölçüde para rejiminin sağladığı olanaklar tarafından şekillendirilmektedir. Başka bir ifadeyle, söz konusu araçlar küresel egemenliğin nedenleri değil, sonuçları ve türevleridir.

Uluslararası para rejimi, hangi aktörlerin borçlanma maliyetlerini belirleyebileceğini, krizleri kimin ihraç edebileceğini ve küresel ekonomik dalgalanmaların kimler tarafından içselleştirileceğini belirleyen yapısal bir çerçeve sunmaktadır. Bu nedenle, askeri güç projeksiyonu, finansal yaptırımlar ve ticari üstünlük, ancak egemen para rejiminin sunduğu parasal kapasite ölçüsünde anlam kazanabilmektedir. Küresel egemenlik, bu bağlamda, öncelikle parasal egemenlik üzerinden kurulmakta ve yeniden üretilmektedir. Bu kuramsal yaklaşım, ABD-Çin yarışmasını yüzeysel güç göstergeleri üzerinden değil, dünya para rejiminin dönüşümü üzerinden okumayı gerekli kılmaktadır. Mevcut çatışma alanları, söz konusu dönüşümün belirtileri olarak değerlendirilmekte ve asıl savaşımın, küresel parasal düzenin tanımı ve denetimi üzerinde yoğunlaştığı ileri sürülmektedir.

SİLAH, TİCARET, FİNANS VE İTTİFAKLAR NEDEN TÜREVDİR?

Türev Kavramının Kuramsal Anlamı

Bu çalışmada “türev” kavramı, ikincil ya da önemsiz anlamında değil etkililiği ve sürdürülebilirliği daha temel bir yapıya bağlı olan güç araçları anlamında kullanılmaktadır. Uluslararası sistemde silah, ticaret, finans ve ittifaklar tek başlarına belirleyici gibi görünseler de bu araçların kullanılabilirliği ve etkisi, hangi aktörün parasal egemenliğe sahip olduğuna bağlıdır. Başka bir ifadeyle, bu araçlar gücün kendisi değil gücün kullanılma biçimleridir. Gücün kaynağı ise, çağdaş küresel sistemde, büyük ölçüde uluslararası para rejimi tarafından belirlenmektedir.

Silah Neden Türevidir?

Askeri güç, geleneksel olarak egemenliğin son göstergesi olarak kabul edilir. Ancak çağdaş dünyada askeri kapasite, sanıldığı gibi “kendinden menkul” değildir. Ordular, savunma sanayii, lojistik ağlar ve küresel askeri varlık, sürekli ve büyük ölçekli finansman gerektirir. Bu noktada belirleyici soru şudur: Bir devlet, askeri gücünü hangi maliyetle ve ne kadar süreyle finanse edebilir? Rezerv para ihraç eden bir devlet, askeri harcamalarını düşük borçlanma maliyetleriyle, kendi para birimi üzerinden küresel talep sayesinde finanse edebilir. ABD’nin küresel askeri varlığı, yalnızca teknolojik üstünlüğünün değil, doların küresel rezerv para olmasının doğrudan sonucudur. Aynı askeri kapasite, rezerv para statüsü olmayan bir devlet için hızla ekonomik krize dönüşebilir. Bu nedenle askeri güç parasal egemenlik olmadan sürdürülemez ve kriz anında ilk çöken unsurlardan biri olur. Dolayısıyla silah, egemenliğin kaynağı değil, parasal egemenliğin olanaklı kıldığı bir türevdir.

Ticaret Neden Türevidir?

Uluslararası ticaret çoğu zaman üretim kapasitesi ve yarışma gücü üzerinden açıklanır. Ancak küresel ticaretin gerçek belirleyicisi, hangi para birimiyle fiyatlandığı ve finanse edildiğidir. Dünya ticaretinin büyük bölümünün dolar üzerinden yapılması şu sonuçları doğurur: Ticaret finansmanı ABD finans sistemi üzerinden geçer. Likidite gereksinimi dolara bağlanır. Kriz anlarında dolar talebi artar. Bu yapı, ticareti teknik olarak “serbest” gösterse de gerçekte parasal hiyerarşi üretir. ABD, ticaret açığı verebilirken sistemden dışlanmaz, çünkü açığı kendi parasını ihraç ederek finanse eder. Aynı durum diğer ülkeler için geçerli değildir. Bu nedenle ticaret para rejiminden bağımsız değildir. Hangi ülkenin ticaret açığı “hoş görülebilir” olduğunu belirler. Ticaret gücü, parasal rejim tarafından şekillendirilmiş ve sınırlandırılmış bir türev güç alanıdır.

Finans Neden Türevidir?

İlk bakışta finans, para rejiminin kendisi gibi görünür. Ancak burada kritik bir ayrım vardır: Finansal araçlar kavramı yani bankalar, sermaye piyasaları ve borçlanma ve hangi para biriminin küresel ölçüt olduğu sorusunun yanıtını veren parasal egemenlik kavramı.  Küresel finansal sistem, hangi para biriminin merkezde olduğuna göre çalışır. ABD finans piyasalarının derinliği, yalnızca kurumsal gelişmişliğin değil, doların rezerv para olmasının sonucudur. Küresel birikimler ABD finans sistemine akar çünkü likidite oradadır ve küresel rezerv alıcısı FED’dir. Bu nedenle finans parasal merkezin çevresinde büyür. Merkez değişmeden finansal hegemonya değişmez. Finansal güç, parasal merkezin yansımasıdır ama onun yerine geçmez.

İttifaklar Neden Türevidir?

Askeri ve siyasal ittifaklar dahi parasal zeminden bağımsız değildir. NATO örneğinde görüldüğü üzere, ittifakların sürekliliği savunma harcamalarının paylaşımı, teknolojik transferler ve finansal yüklerin dağılımı gibi unsurlara dayanır. Bu yüklerin önemli bir kısmı, dolar merkezli sistem sayesinde içselleştirilebilmektedir. Parasal merkez zayıfladığında ittifaklar da sorgulanır duruma gelir. Bu bağlamda çalışma şu savı ileri sürmektedir: Silah, ticaret, finans ve ittifaklar, küresel egemenliğin nedenleri değil, uluslararası para rejiminin ürettiği ve sürdürülebilir kıldığı türevlerdir. Bu nedenle küresel güç savaşımı, kaçınılmaz olarak para rejiminin denetimi üzerinden yürütülmektedir.

ABD DOLARININ HEGEMONİK KONUMU: PARASAL EGEMENLİĞİN MEKANİZMALARI

ABD dolarının küresel sistemdeki hegemonik konumu, yalnızca tarihsel bir mirasın ya da piyasa tercihinin sonucu değildir. Bu konum, belirli kurumsal, siyasal ve parasal mekanizmalar aracılığıyla sürekli olarak yeniden üretilmektedir. Dolar, bu yönüyle basit bir değişim aracı olmaktan çıkarak, küresel egemenliğin işlevsel altyapısı olmuştur. Her şeyden önce doların küresel rezerv para statüsü, ABD’ye benzersiz bir borçlanma ayrıcalığı sağlamaktadır. ABD, kamu açıklarını ve dış ticaret dengesizliklerini kendi para birimi üzerinden finanse edebilmekte ve bu durum, borcun küresel sistem tarafından içselleştirilmesini olanaklı kılmaktadır. Diğer devletler için sürdürülemez olan açıklar, ABD açısından sistemin doğal bir parçası olarak işlemektedir. Bu ayrıcalık, parasal egemenliğin en temel göstergelerinden biridir.

İkinci olarak, küresel finansal altyapının dolar merkezli olması, ABD’ye olağanüstü bir yaptırım ve denetim kapasitesi kazandırmaktadır. Uluslararası ödeme sistemleri, bankacılık ağları ve sermaye piyasaları büyük ölçüde dolar üzerinden çalıştığı için, ABD finansal sistemine erişimin sınırlandırılması ekonomik bir abluka işlevi görmektedir. Bu durum, finansal araçların askeri güçle eş değer bir stratejik enstrümana dönüşmesine yol açmıştır.

Üçüncü olarak, ABD Merkez Bankası’nın (FED) küresel ölçekte “son likidite sağlayıcısı” olarak algılanması, doların güvenilirliğini pekiştirmektedir. Küresel kriz anlarında sermayenin ABD varlıklarına yönelmesi, doların kararlılığının yalnızca ekonomik değil, siyasal bir güven ilişkisine dayandığını göstermektedir. Bu bağlamda dolar, piyasa akılcılıktan çok hegemonik bir güven rejimi içinde değer kazanmaktadır.

Sonuç olarak doların hegemonik konumu, askeri ve ekonomik gücün parasal düzlemde kurumsallaşmış bir yansımasıdır. Bu konum zayıfladığında, ABD’nin küresel liderliğini destekleyen diğer güç araçları da eş zamanlı olarak baskı altına girecektir.

ÇİN’İN PARASAL STRATEJİSİ: MERKEZİ YIKMAK DEĞİL, AŞINDIRMAK

Çin’in küresel para rejimine yönelik yaklaşımı, klasik hegemonya meydan okumalarından önemli ölçüde ayrılmaktadır. Çin, dolar merkezli sistemi doğrudan karşısına alan bir seçenek ilan etmekten bilinçli biçimde kaçınmakta ve bunun yerine, mevcut düzenin işlevsel üstünlüklerini kademeli olarak aşındıran bir strateji izlemektedir.

Bu stratejinin ilk unsuru, altın rezervlerine verilen artan önemdir. Çin’in altın politikası, klasik anlamda bir altın ölçününe dönüş hedefinden çok, parasal güvenin maddi bir güvenceyle desteklenmesini amaçlamaktadır. Altın, Çin açısından hem kriz anlarında kullanılabilecek bir rezerv aracı hem de yuanın uzun vadeli meşruluğunu güçlendiren sessiz bir çıpa işlevi görmektedir. Çin’in altın rezerv siyasaları ve sayısal yuan stratejisi, parasal merkezleri aşındırma yaklaşımıyla yorumlanabilir (Subacchi, 2021; Prasad, 2023).

İkinci unsur, dolar dışı ticaret mekanizmalarının yaygınlaştırılmasıdır. Çin, enerji ve emtia ticaretinde ikili anlaşmalar yoluyla yerel para birimlerinin kullanımını desteklemekte ve bu yolla doların küresel dolaşım hızını azaltmayı hedeflemektedir. Bu yaklaşım, doların merkezi rolünü doğrudan hedef almak yerine onun zorunluluk niteliğini ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır.

Üçüncü ve en yenilikçi unsur ise sayısal yuan uygulamalarıdır. Sayısal para, Çin’e yalnızca teknolojik bir üstünlük değil, aynı zamanda ABD denetimindeki finansal altyapılara ödeme ve mutabakat sistemi seçeneği sunma olanağı sunmaktadır. Bu durum, küresel finansal mimaride parasal egemenliğin altyapı düzeyinde sorgulanmasına yol açmaktadır. Bu çerçevede Çin’in stratejisi, ABD’nin parasal merkezini doğrudan ele geçirmekten çok, onu tek seçenek olmaktan çıkarmaya yöneliktir. Bu yaklaşım, küresel para rejiminde ani bir kırılmadan çok, uzun vadeli bir dönüşümün habercisi olarak değerlendirilebilir.

KÜRESEL PARA REJİMİNİN GELECEĞİ: ÇÖKÜŞ MÜ, DENETİMLİ EROZYON MU?

Küresel para rejiminin geleceğine ilişkin tartışmalar genellikle iki uç senaryo etrafında şekillenmektedir: ani bir dolar çöküşü ya da mevcut düzenin sorunsuz biçimde devamı. Ancak bu çalışma, daha olası olan üçüncü bir yolu ön plana çıkarmaktadır: denetimli ve aşamalı bir parasal erozyon süreci. Ani bir çöküş senaryosu, doların küresel rolünün kısa sürede ortadan kalkmasını öngörse de ABD’nin askeri gücü, kurumsal kapasitesi ve ittifak ağları dikkate alındığında bu olasılık sınırlıdır. Buna karşılık, doların küresel rezervler, ticaret ve finans içindeki payının aşamalı olarak azalması daha gerçekçi bir dönüşüm senaryosu sunmaktadır. Bu süreçte küresel sistemin, tek bir para birimi etrafında değil, çoklu ve bölgesel parasal alanlar etrafında yeniden yapılandığı görülmektedir. yuan, euro, bölgesel ödeme sistemleri ve sayısal para uygulamaları, doların mutlak merkezî konumunu zayıflatan unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Bu dönüşüm, küresel egemenliğin ani bir el değiştirmesinden çok, güvenin yeniden dağıtılması anlamına gelmektedir. Tarihsel olarak hiçbir rezerv para doğrudan bir rakip tarafından devrilmemiş ve vazgeçilmezliğini yitirdiği ölçüde gerilemiştir. Günümüzde yaşanan süreç de bu tarihsel örüntüyle uyumludur. Sonuç olarak, küresel para rejimi bir çöküşe değil, uzun süreli bir yeniden denge arayışına sahne olmaktadır. ABD-Çin yarışması, bu arayışın en belirgin eksenini oluşturmakta ve küresel egemenliğin geleceği parasal düzenin nasıl evrileceğine bağlı olarak şekillenmektedir.

ARAŞTIRMA SORULARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Bu çalışmada ortaya konulan araştırma soruları, ABD ile Çin arasındaki yarışmanın yüzeysel güç unsurlarının ötesine geçerek, küresel egemenliğin yapısal belirleyicilerini anlamayı amaçlamaktadır. Çözümleyici bölümlerde sunulan bulgular, söz konusu sorulara bütüncül ve tutarlı bir çerçeve içinde yanıt üretmektedir.

İlk olarak, uluslararası para rejiminin küresel egemenliğin temel belirleyicisi olup olmadığı sorusu, kuramsal çerçeve ve türev güç çözümlemeleri aracılığıyla yanıtlanmıştır. Para rejiminin, askeri kapasite, ticaret hacmi ve finansal araçların etkinliğini belirleyen temel yapı olduğu ve bu unsurların parasal egemenlikten bağımsız olarak sürdürülebilirlik kazanamadığı ortaya konulmuştur. Bu bulgu, küresel gücün merkezinde parasal düzenin yer aldığı yönündeki ana savı desteklemektedir. Parasal egemenliğin silah, ticaret ve ittifaklar üzerindeki etkisi, hegemonik kararlılık kuramı çerçevesinde açıklanabilir (Kindleberger, 1981; Gilpin, 2001).

ABD dolarının küresel rezerv para konumunun nasıl kurulduğu ve sürdürüldüğü sorusu, doların hegemonik konumunu inceleyen bölümde ele alınmıştır. Doların bu konumu, yalnızca tarihsel koşullara değil, borçlanma ayrıcalığı, finansal altyapı denetimi ve FED’in küresel likidite sağlayıcı rolü gibi yapısal mekanizmalara dayanmaktadır. Bu mekanizmalar, parasal egemenliğin kurumsal olarak nasıl yeniden üretildiğini göstermektedir.

Altın ölçününün terk edilmesinin anlamı, çalışmada teknik bir parasal düzenleme olmanın ötesinde, parasal gücün siyasallaşması olarak değerlendirilmiştir. Bu kırılma, güvenin maddi güvenceden koparak hegemonik güce bağlandığını ve para rejiminin jeopolitik bir araç durumuna geldiğini ortaya koymaktadır.

Çin’in mevcut para rejimine yönelik yaklaşımının doğrudan bir meydan okuma mı yoksa uzun vadeli bir dönüşüm stratejisi mi olduğu sorusu, Çin’in parasal stratejisini ele alan çözümlemeyle yanıtlanmıştır. Bulgular, Çin’in dolar merkezli sistemi yıkmayı değil, onun zorunlu ve vazgeçilmez konumunu aşındırmayı hedeflediğini göstermektedir. Altın rezerv politikası, dolar dışı ticaret girişimleri ve sayısal yuan uygulamaları bu bağlamda tamamlayıcı araçlar olarak değerlendirilmektedir.

Sayısal paraların küresel finansal egemenlik üzerindeki etkisine ilişkin soru, parasal altyapının dönüşümü bakış açısından ele alınmıştır. Sayısal para uygulamalarının, yalnızca ödeme teknolojilerini değil, yaptırım mekanizmalarını ve finansal denetim kapasitesini de dönüştürme gizil gücü taşıdığı ortaya konulmuştur.

Son olarak, küresel para rejiminin geleceğine ilişkin çöküş mü yoksa denetimli dönüşüm mü sorusu, tarihsel örüntüler ve güncel dinamikler ışığında değerlendirilmiştir. Çalışma, ani bir çöküşten çok, uzun süreli ve kademeli bir parasal erozyon sürecinin daha olası olduğu sonucuna ulaşmaktadır.

Bu değerlendirme, araştırma sorularının tamamının, çalışmanın çözümleyici çerçevesi içerisinde tutarlı biçimde yanıtlandığını ve ana savın deneysel ve kuramsal düzeyde desteklendiğini göstermektedir.

TÜRKİYE BU TABLONUN NERESİNDE?

Küresel para rejiminde yaşanan dönüşüm, yalnızca büyük güçleri değil, özellikle orta ölçekli ve jeopolitik açıdan kritik ülkeleri doğrudan etkilemektedir. Türkiye, bu bağlamda ne küresel para rejimini belirleyebilecek bir hegemon güç ne de sistemin edilgin bir takipçisi konumundadır. Aksine Türkiye, mevcut dönüşüm sürecinde en fazla risk ve aynı zamanda en fazla manevra alanı barındıran ülkelerden biri olarak öne çıkmaktadır. Türkiye örneğinde parasal dayanıklılık, rezerv çeşitlendirmesi ve altın siyasalarıyla ilişkilidir (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 2024).

Türkiye’nin Yapısal Konumu: Merkez Dışı ama Kritik

Türkiye rezerv para ihraç edemez. Küresel finansal mimarinin merkezinde değildir. Dolar merkezli sisteme yüksek derecede bağımlıdır. Bu durum, Türkiye’yi dolar merkezli para rejiminin kırılgan çevre aktörlerinden biri yapmaktadır. Küresel likidite daralmaları, faiz artışları ve finansal yaptırımlar, Türkiye ekonomisi üzerinde orantısız etkiler yaratmaktadır. Bu kırılganlık, parasal egemenliğin sınırlı olmasıyla doğrudan ilişkilidir. Ancak aynı zamanda Türkiye jeopolitik olarak kilit bir geçiş noktasındadır. Bölgesel ticaret ve enerji hatlarının merkezindedir. NATO üyesi ama Batı dışı aktörlerle yoğun ilişki içindedir. Bu ikili yapı, Türkiye’ye tek yönlü bağımlılıktan kaçınma olanağı sunmaktadır.

ABD-Çin Yarışmasında Türkiye: Taraf mı, Dengeleyici mi?

ABD-Çin yarışması bağlamında Türkiye’nin karşı karşıya olduğu temel risk, bu yarışmayı ikili bir tercih olarak okumaktır. Böyle bir okuma, Türkiye’yi ya mevcut dolar merkezli sisteme tam bağımlı duruma getirecek ya da farklı güç merkezleriyle aşırı şekilde bütünleştirecektir. Oysa küresel para rejimindeki dönüşüm, orta ölçekli ülkeler için çoklu bütünleşme stratejilerini olanaklı kılmaktadır. Türkiye açısından akılcı olan ABD ve Avrupa ile finansal ve kurumsal bağları korumak, aynı zamanda Çin, Rusya ve bölgesel aktörlerle dolar dışı ticaret kanallarını genişletmektir. Bu yaklaşım, Türkiye’yi bir “taraf” olmaktan çok dengeleyici ve aracı bir aktör konumuna yerleştirebilir.

Altın, Rezervler ve Parasal Dayanıklılık

Bu çalışmada vurgulanan altın-para rejimi ilişkisi, Türkiye açısından özel bir önem taşımaktadır. Türkiye’nin geleneksel olarak yüksek altın talebine sahip olması ve Merkez Bankası rezervlerinde altının önemli bir yer tutması parasal dayanıklılık açısından stratejik bir üstünlük sunmaktadır. Altın, Türkiye için rezerv çeşitlendirme aracıdır, küresel krizlere karşı tampondur ve dolar bağımlılığını sınırlayan bir denge unsurudur. Ancak bu üstünlüğün etkili olabilmesi, altının reaktif değil, stratejik bir rezerv siyasasıyla ele alınmasına bağlıdır.

Sayısal Para ve Finansal Altyapı Sorunu

Küresel para rejimindeki dönüşümün en kritik boyutlarından biri, ödeme ve görüş birlikteliği altyapılarının yeniden şekillenmesidir. Bu bağlamda Türkiye için asıl sorun, hangi para biriminin kullanılacağından çok, hangi finansal altyapıyla bütünleşileceğidir. Sayısal merkez bankası paraları, bölgesel ödeme sistemleri ve seçenekli görüş birlikteliği ağları, Türkiye’nin yaptırım risklerini azaltması, bölgesel ticareti kolaylaştırması ve finansal egemenlik alanını genişletmesi açısından önemli fırsatlar sunmaktadır.

Bu makalenin ana savı olan “uluslararası para rejiminin küresel egemenliğin temel belirleyicisi olduğu” önermesi, Türkiye örneğinde somut biçimde gözlemlenmektedir. Türkiye’nin ekonomik kırılganlıkları büyük ölçüde parasal merkezin dışında yer almasının bir sonucudur. Buna karşılık, para rejiminde yaşanan dönüşüm süreci, Türkiye’ye daha esnek ve çok boyutlu bir konumlanma olanağı sunmaktadır.

Sonuç olarak Türkiye, küresel egemenlik savaşımının doğrudan tarafı değil, ancak sonuçlarından en fazla etkilenecek ve doğru stratejiyle konjonktürü üstünlüğe çevirebilecek ülkeler arasında yer almaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin geleceği, küresel güç savaşımında kimin kazandığından çok, para rejimindeki dönüşümü ne ölçüde doğru okuyabildiğine bağlıdır.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, ABD ile Çin arasında süren küresel güç savaşımını yaygın olarak ele alındığı askeri, ticaret ve teknolojik boyutların ötesine taşıyarak, uluslararası para rejimi ekseninde çözümlemiştir. Çözümlemeler göstermektedir ki, küresel egemenlik yalnızca silah, ticaret, finans ve ittifaklarla belirlenmemekte ve bu araçlar, temel olarak parasal egemenliğin türevleri konumunda kalmaktadırlar. Doların hegemonik konumu, ABD’ye benzersiz bir borçlanma ayrıcalığı, finansal yaptırım gücü ve küresel güven ilişkisi sağlamıştır. Çin’in parasal stratejisi ise bu merkezi konumu aşamalı olarak aşındırmayı hedeflemiştir.

Çalışmanın bulguları, dünya para rejiminin kararlılığının ve dönüşümünün, küresel güç dengelerini doğrudan şekillendirdiğini ortaya koymaktadır. ABD-Çin yarışması, yalnızca ikili bir güç savaşımı değil parasal egemenliğin yeniden tanımlanma sürecidir. Bu süreç, ani bir çöküşten çok uzun vadeli ve denetimli bir erozyon eğilimi göstermektedir. Dolayısıyla, küresel sistemdeki aktörlerin stratejileri, para rejiminin sunduğu fırsat ve kısıtlamalar doğrultusunda şekillenmektedir.

Türkiye örneğinde görüldüğü üzere, orta ölçekli ülkeler için bu dönüşüm hem risk hem de fırsat yaratmaktadır. Parasal merkez dışında yer almak, kırılganlığı artırırken, altın rezervleri, sayısal ödeme sistemleri ve çoklu ticaret kanalları orta ölçekli aktörlere dengeleyici ve manevra olanakları sunmaktadır. Türkiye’nin gelecekteki konumu, büyük ölçüde parasal egemenliğin dönüşümünü ne kadar doğru okuyabildiğine bağlı olacaktır.

Sonuç olarak, küresel egemenlik savaşımının görünmeyen cephesi, para rejimi üzerinden yürütülmektedir. Silah, ticaret ve finans gibi araçlar, yalnızca bu temel yapının sağladığı olanaklarla etkili duruma gelmektedir. Bu çerçevede, küresel güç dengelerini anlamak ve siyasa geliştirmek isteyen aktörler için uluslararası para rejimi merkezli bir çözümleme hem kuramsal hem de uygulama açılarından vazgeçilmez bir yaklaşım olarak ortaya çıkmaktadır.

 


 

KAYNAKÇA

 

Cohen, B. J. (2015). Currency power: Understanding monetary rivalry. Princeton University Press.

Eichengreen, B. (2011). Exorbitant privilege: The rise and fall of the dollar and the future of the international monetary system. Oxford University Press.

Gilpin, R. (2001). Global political economy: Understanding the international economic order. Princeton University Press.

Kindleberger, C. P. (1981). Dominance and leadership in the international economy: Exploitation, public goods, and free rides. International Studies Quarterly, 25(2), 242–254.

Prasad, E. S. (2023). The future of the renminbi and China’s global financial strategy. Brookings Institution Press.

Subacchi, P. (2021). The people’s money: How China is building a global currency. Columbia University Press.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası. (2024). Uluslararası rezervler ve para politikası raporu. Ankara: TCMB Yayınları.

Hiç yorum yok: