Küresel Egemenlik Savaşımının
Görünmeyen Cephesi: Dünya Para Rejimi ve ABD-Çin Rekabeti
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
ÖZ
Bu çalışma,
ABD ile Çin arasındaki küresel güç savaşımını uluslararası para rejimi
ekseninde çözümlemeyi amaçlamaktadır. Küresel egemenliğin temel belirleyicisi
olarak para rejiminin rolü silah, ticaret, finans ve ittifakların yalnızca bu
temel yapının türevleri olduğu savunulmaktadır. Çözümlemeler ABD dolarının
hegemonik konumunun sağladığı borçlanma ayrıcalığı, finansal yaptırım gücü ve
küresel güven ilişkisi ile Çin’in parasal stratejisi (altın rezervleri, dolar
dışı ticaret ve dijital yuan) üzerinden yürütülen kademeli aşındırma sürecini
ortaya koymaktadır. Türkiye örneği üzerinden, orta ölçekli ülkelerin bu
dönüşümden nasıl etkilendiği ve manevra alanlarının nasıl şekillendiği
değerlendirilmektedir. Sonuç olarak, küresel güç dengeleri, para rejiminin
sunduğu olanaklar ve kısıtlamalar doğrultusunda yeniden tanımlanmaktadır.
Anahtar
Kelimeler: Küresel
Para Rejimi, Dolar Hegemonyası, ABD-Çin Yarışması, Parasal Egemenlik, Türkiye
ve Orta Ölçekli Aktörler
ABSTRACT
This study analyzes the global power struggle between
the United States and China through the lens of the international monetary
system. It argues that the primary determinant of global hegemony is the
monetary regime, while military, trade, financial tools, and alliances are
derivatives of this foundational structure. The analysis highlights the
mechanisms underpinning the U.S. dollar’s hegemonic position, including
borrowing privileges, financial sanctions, and global trust, as well as China’s
gradual erosion strategy through gold reserves, non-dollar trade, and the
digital yuan. The study further examines how middle-sized countries, with a
focus on Turkey, are affected by these transformations and explores their
strategic maneuvering space. The findings suggest that global power balances
are continuously redefined according to the opportunities and constraints
provided by the international monetary system.
Keywords: Global
Monetary System, Dollar Hegemony, US-China Competition, Monetary Sovereignty,
Turkey and Middle-Sized Actors
GİRİŞ
Soğuk
Savaş’ın sona ermesinden bu yana küresel siyasetin temel dinamiği olarak
sunulan askeri üstünlük, ticaret savaşları ve teknolojik yarışma anlatıları,
günümüzde ABD ile Çin arasında yaşanan güç savaşımını açıklamakta giderek
yetersiz kalmaktadır. Görünürdeki bu çatışma alanları, daha derin ve
belirleyici bir yapısal gerilimin belirtileridir. Bu çalışmanın temel savı, söz
konusu savaşımın asıl cephesinin askeri ya da ticari değil dünya para rejimi ve
küresel finansal egemenlik alanında yürütüldüğüdür.
Çağdaş
uluslararası sistemde hegemonya, yalnızca zor kullanma kapasitesiyle değil,
küresel ekonomik ilişkilerin hangi para birimi üzerinden kurulduğuyla
belirlenmektedir. ABD’nin II. Dünya Savaşı sonrasında kurduğu dolar merkezli
para rejimi, ülkeye benzeri görülmemiş bir ayrıcalık sağlamış ve ABD, kendi
bastığı para aracılığıyla küresel borçlanma, ticaret ve rezerv sisteminin
merkezine yerleşmiştir. 1971 yılında altın ölçününün terk edilmesiyle birlikte
dolar, maddi bir karşılıktan çok siyasal ve askeri güç tarafından desteklenen
bir küresel referans birimine dönüşmüştür. Bu dönüşüm, dünya ekonomisinde
parasal egemenliğin tek merkezde yoğunlaşmasının da önünü açmıştır.
Çin Halk
Cumhuriyeti’nin son yirmi yılda sergilediği yükseliş, bu parasal mimarinin
sürdürülebilirliğini ilk kez ciddi biçimde tartışmaya açmıştır. Çin, ABD’nin
aksine mevcut sistemi doğrudan karşısına alan bir söylem geliştirmekten
kaçınmakta ve bunun yerine dolar merkezli düzeni aşındıran, çok katmanlı ve
uzun vadeli bir strateji izlemektedir. Altın rezervlerinin artırılması, ikili
ticaret anlaşmalarında dolar dışı ödeme mekanizmalarının desteklenmesi, sayısal
yuan uygulamaları ve uluslararası finansal kurumlarda daha fazla söz sahibi
olma çabaları, bu stratejinin temel bileşenlerini oluşturmaktadır. Bu atılımlar,
Çin’in mevcut para rejimini yıkmaktan çok, onun vazgeçilmezliğini ortadan
kaldırmayı hedeflediğini göstermektedir.
Bu makale,
ABD–Çin yarışmasının küresel egemenlik bağlamında ele alarak, dünya para
rejiminin geçirdiği dönüşümü tarihsel ve yapısal bir bakış açısıyla çözümlemeyi
amaçlamaktadır. Çalışmada, altın ölçününden kopuşun jeopolitik anlamı, doların
hegemonik konumu ve Çin’in izlediği parasal ve finansal stratejiler ile sayısal
para teknolojilerinin bu savaşımdaki rolü birlikte değerlendirilecektir.
Böylece, güncel küresel çatışmaların ardındaki görünmeyen cephenin, yani para
ve güven temelli egemenlik savaşımının, daha bütüncül bir çerçevede anlaşılması
hedeflenmektedir.
AMAÇ VE
HEDEFLER
Bu
çalışmanın temel amacı, ABD ile Çin arasında yaşanan küresel güç yarışmasını,
yaygın olarak ele alındığı askeri, ticari ve teknolojik boyutların ötesine
taşıyarak, dünya para rejimi ve parasal egemenlik ekseninde çözümlemektir.
Makale, güncel jeopolitik gerilimlerin ardında yatan yapısal dinamiğin, küresel
finansal mimarinin dönüşümü ve dolar merkezli para düzeninin sorgulanması
olduğunu ortaya koymayı hedeflemektedir.
Bu genel
amaç doğrultusunda çalışmanın belirgin hedefleri şu şekilde belirlenmiştir:
Küresel para rejiminin tarihsel gelişimini inceleyerek,
Bretton Woods sistemi sonrasında ABD dolarının nasıl hegemonik bir konum
kazandığını ve bu konumun hangi siyasal ve ekonomik araçlarla sürdürüldüğünü
açıklamak.
Altın ölçününden kopuşun yalnızca teknik bir parasal
düzenleme değil, küresel egemenlik ilişkilerini yeniden şekillendiren
jeopolitik bir kırılma noktası olduğunu ortaya koymak.
Çin’in yükselişini, mevcut dolar merkezli sistem içerisinde
bir “revizyonist güç” olarak değil, sistemi doğrudan karşısına almadan, onu
uzun vadede işlevsizleştirmeyi amaçlayan yapısal bir strateji olarak çözümlemek.
Çin’in altın rezerv politikası, dolar dışı ticaret
girişimleri, sayısal para uygulamaları ve uluslararası finansal kurumlardaki
konumunu küresel para rejiminin dönüşümünde oynadığı rol bağlamında
değerlendirmek.
Sayısal para teknolojilerinin, özellikle devlet destekli sayısal
paraların, küresel finansal egemenlik ve yaptırım mekanizmaları üzerindeki
etkilerini tartışmak.
ABD–Çin yarışmasının, ani bir parasal çöküşten çok, denetimli
fakat uzun süreli bir parasal erozyon süreci olarak ilerlediği savını savunmak
ve bu sürecin olası sonuçlarını ortaya koymak.
Son olarak, dünya para rejiminde yaşanan bu dönüşümün, orta
ölçekli devletler ve küresel sistemin geneli açısından doğurabileceği risk ve
fırsatlara dikkat çekmek.
Bu hedefler
doğrultusunda makale, küresel egemenliğin günümüzde hangi araçlar üzerinden
kurulduğunu ve sürdürüldüğünü yeniden düşünmeyi amaçlamakta ve para, güven ve
güç ilişkilerini aynı çözümleyici çerçevede ele alan bütüncül bir değerlendirme
sunmayı hedeflemektedir.
ARAŞTIRMA
SORULARI
Bu çalışma,
ABD ile Çin arasında yaşanan küresel yarışmanın temel dinamiklerini dünya para
rejimi ekseninde çözümlemeyi amaçlamakta ve aşağıdaki araştırma sorularına
yanıt aramaktadır:
Küresel para rejimi, çağdaş uluslararası sistemde hegemonya
üretiminin ve sürdürülmesinin temel araçlarından biri midir?
Bu bağlamda, para ile siyasal ve askeri güç arasındaki ilişki
nasıl kurulmaktadır?
ABD dolarının küresel rezerv para konumu, hangi tarihsel,
siyasal ve kurumsal dinamikler sayesinde oluşturulmuş ve sürdürülmüştür?
1971’de altın ölçününün terk edilmesi, dünya para rejimi
açısından yalnızca teknik bir düzenleme mi, yoksa küresel egemenlik
ilişkilerini dönüştüren yapısal bir kırılma noktası mıdır?
Çin’in son yıllarda izlediği parasal ve finansal stratejiler,
dolar merkezli küresel para rejimine yönelik doğrudan bir meydan okuma mı,
yoksa uzun vadeli bir aşındırma ve dönüştürme süreci mi ifade etmektedir?
Çin’in artan altın rezervleri, dolar egemenliğine karşı
geliştirilen farklı bir parasal çıpa olarak mı değerlendirilmelidir, yoksa daha
geniş bir güven ve meşruluk stratejisinin parçası mıdır?
Sayısal para uygulamaları, özellikle devlet destekli sayısal
paralar, küresel finansal egemenlik, ödeme sistemleri ve yaptırım mekanizmaları
üzerinde nasıl bir etki yaratmaktadır?
ABD–Çin yarışması bağlamında, küresel para rejimi ani bir
çöküşe mi yoksa kademeli ve denetimli bir dönüşüme mi evrilmektedir?
Dünya para rejiminde yaşanan bu dönüşüm, orta ölçekli
devletler ve gelişmekte olan ekonomiler açısından ne tür riskler ve fırsatlar
barındırmaktadır?
Bu araştırma
soruları aracılığıyla makale, güncel küresel çatışmaların ardındaki görünmeyen
yapısal dinamikleri açığa çıkarmayı ve para, güven ve egemenlik ilişkilerini
bütüncül bir çözümleyici çerçevede değerlendirmeyi hedeflemektedir.
YÖNTEM
Bu çalışma,
ABD ile Çin arasındaki küresel yarışmayı dünya para rejimi bağlamında çözümlemeyi
amaçlayan nitel ve betimleyici bir araştırma olarak tasarlanmıştır. Araştırmada
nicel ekonometrik modellerden çok, uluslararası politik ekonomi yazınına dayalı
tarihsel–yapısal çözümleme yöntemi benimsenmiştir. Bunun temel nedeni, para
rejimleri ve küresel egemenlik ilişkilerinin yalnızca sayısal göstergelerle
değil, siyasal, kurumsal ve tarihsel bağlamlarıyla birlikte anlaşılabilir
olmasıdır.
Çalışma
kapsamında öncelikle, küresel para rejiminin tarihsel gelişimi incelenmiş ve
Bretton Woods sisteminden dolar merkezli parasal mimariye geçiş süreci, ilgili
akademik yazın ve tarihsel belgeler ışığında çözümlenmiştir. Bu tarihsel
çerçeve, günümüzde ABD dolarının küresel rezerv para konumunun hangi yapısal
temellere dayandığını ortaya koymak amacıyla kullanılmıştır.
Araştırmanın
ikinci aşamasında, ABD–Çin yarışması karşılaştırmalı çözümleme yöntemi ile ele
alınmıştır. Bu kapsamda, ABD’nin mevcut para rejimini sürdürmeye yönelik
stratejileri ile Çin’in altın rezerv politikaları, dolar dışı ticaret
girişimleri ve sayısal para uygulamaları karşılaştırmalı olarak
değerlendirilmiştir. Bu karşılaştırma, tarafların para rejimine yönelik
yaklaşımlarının doğrudan çatışmadan çok yapısal dönüşüm ekseninde
şekillendiğini göstermek amacıyla yapılmıştır.
Çalışmada
ayrıca, kurumsal çözümleme yöntemi kullanılarak IMF, Dünya Bankası, SWIFT
sistemi ve merkez bankalarının küresel para rejimindeki rolleri incelenmiştir.
Bu kurumların işleyişi ve güç dağılımı, parasal egemenliğin resmi ve gayriresmi
mekanizmalarını anlamak açısından değerlendirilmiştir.
Veri kaynağı
olarak uluslararası kuruluş raporları, merkez bankası yayınları, akademik
makaleler, strateji belgeleri ve güvenilir ikincil kaynaklardan
yararlanılmıştır. Sayısal para ve altın rezervleri gibi alanlarda verilerin
sınırlı ve zaman zaman saydamlıktan uzak olması nedeniyle, çalışma bu unsurları
kesin nicel göstergelerden çok eğilimler ve stratejik yönelimler üzerinden çözümlemektedir.
Son olarak,
araştırma normatif bir savdan çok çözümleyici bir çerçeve sunmayı hedeflemekte
ve küresel para rejiminin geleceğine ilişkin olası senaryolar mevcut yapısal
dinamikler ışığında tartışılmaktadır. Bu yaklaşım, çalışmanın öngörü üretme savını
mutlak sonuçlar yerine olasılıklar üzerinden kurmasını sağlamaktadır.
KURAMSAL
ÇERÇEVE: PARA REJİMİ, HEGEMONYA VE GÜVEN
Uluslararası
politik ekonomi yazınında para rejimleri, yalnızca teknik değişim ve döviz kuru
düzenlemeleri olarak değil, küresel güç ilişkilerinin kurumsallaşmış biçimleri
olarak ele alınmaktadır. Bir para rejiminin işleyişi, hangi para biriminin
değer ölçüsü, ödeme aracı ve rezerv olarak kabul edileceğini belirlerken aynı
zamanda bu parayı ihraç eden devletin uluslararası sistemdeki konumunu da
tanımlamaktadır. Bu bağlamda para, ekonomik bir araç olmanın ötesinde, siyasal
egemenliğin ve hegemonik gücün taşıyıcısı niteliğini taşır. Uluslararası para rejiminin tarihsel
gelişimi yazında ayrıntılı biçimde tartışılmaktadır (Kindleberger, 1981;
Eichengreen, 2011).
Para
Rejimi ve Hegemonya İlişkisi
Hegemonik kararlılık
kuramına göre, uluslararası ekonomik sistemin kararlı biçimde işlemesi, belirli
bir hegemon gücün varlığını gerektirir. Bu hegemon güç, yalnızca askeri
kapasitesiyle değil, küresel ticaretin ve finansal ilişkilerin işleyişini
düzenleyen kuralları koyma ve sürdürme yeteneğiyle tanımlanır. Para rejimi, bu
kuralların en merkezi unsurlarından biridir. Küresel ölçekte kabul gören bir
rezerv para, hegemon devlete borçlanma maliyetlerini düşürme, krizleri
dışsallaştırma ve finansal akışları yönlendirme olanağı sunar. Bu çerçevede
dünya para rejimlerinin tarihsel gelişimi, hegemonya döngüleriyle yakından
ilişkilidir. 19. yüzyılda İngiltere’nin sterlin merkezli altın ölçünü, Britanya
İmparatorluğu’nun ticari ve deniz aşırı gücüyle desteklenmiştir. II. Dünya
Savaşı sonrasında kurulan Bretton Woods sistemi ise ABD’nin ekonomik ve askeri
üstünlüğünü yansıtan dolar merkezli bir yapı oluşturmuştur. Doların altına
bağlanması, bu dönemde parasal kararlılığın ve uluslararası güvenin temel
mekanizması olarak işlev görmüştür. Doların hegemonik konumu, ABD’nin küresel finansal altyapıyı denetim
altında tutmasıyla ilişkilidir (Cohen, 2015).
Altın Ölçününden
Kopuş ve Parasal Gücün Siyasallaşması
1971 yılında
ABD’nin altın ölçününü terk etmesi, dünya para rejiminde yalnızca teknik bir
değişim değil, parasal egemenliğin doğasının dönüşümü anlamına gelmiştir. Bu
tarihten itibaren dolar, maddi bir karşılıktan çok, ABD’nin siyasal, askeri ve
kurumsal gücü tarafından desteklenen bir küresel referans birimine dönüşmüştür.
Böylece para rejimi, piyasa temelli bir denge mekanizması olmaktan çıkarak,
doğrudan jeopolitik güç ilişkilerinin bir uzantısı olmuştur. Bu süreç, parasal
düzenin merkezinde yer alan güven kavramını da yeniden tanımlamıştır. Altın ölçünü
altında güven, fiziksel karşılığa dayanırken dolar merkezli sistemde güven,
ABD’nin küresel liderliğini sürdürebileceğine ilişkin toplu inanca
bağlanmıştır. Dolayısıyla para rejimi, yalnızca ekonomik akılcılıkla değil,
siyasal kararlılık algısı ve güç projeksiyonu ile işlerlik kazanmıştır.
Güncel
Koşullar: Güvenin Aşınması ve Rejimin Sorgulanması
Günümüzde
küresel para rejimi, Soğuk Savaş sonrası dönemdeki tek kutuplu yapısından
uzaklaşmakta ve çok kutuplu güç dağılımının etkisiyle artan bir baskı altında
bulunmaktadır. ABD’nin yükselen kamu borcu, genişleyici para politikaları ve
küresel finansal krizlere verdiği tepkiler doların sınırsız biçimde ihraç
edilebilmesine olanak tanıyan mevcut düzenin sürdürülebilirliğine ilişkin
tartışmaları derinleştirmiştir. Bu bağlamda Çin’in yükselişi, hegemonik kararlılık
kuramının öngördüğü güç geçişi dinamiklerini yeniden gündeme getirmiştir. Çin,
mevcut para rejimini doğrudan reddetmekten çok, onun merkezinde yer alan güven
unsurunu aşındıran stratejiler geliştirmektedir. Altın rezervlerinin
artırılması, dolar dışı ticaret mekanizmalarının yaygınlaştırılması ve sayısal
para uygulamaları, bu aşınmanın araçları olarak değerlendirilebilir.
Sonuç
olarak, para rejimi, hegemonya ve güven arasındaki ilişki, günümüzde durağan
bir yapı olmaktan çıkmış ve tarihsel olarak şekillenmiş ancak mevcut koşullar
altında yeniden görüşme konusu yapılan bir alan durumuna gelmiştir. ABD-Çin yarışması,
bu görüşmelerin en görünür ve belirleyici örneğini oluşturmakta ve küresel
egemenliğin geleceği büyük ölçüde dünya para rejiminin nasıl evrileceği sorusu
etrafında şekillenmektedir.
ANA SAVIN
KONUMLANDIRILMASI
Bu çalışma,
küresel egemenliğin temel belirleyicisinin askeri kapasite, ticaret hacmi ya da
ittifak ağlarından çok, uluslararası para rejimi olduğunu savunmaktadır.
Silahlı güç, finansal araçlar, ticari düzenlemeler ve diplomatik ittifaklar
küresel sistemde belirleyici rol oynasalar da bu unsurların etkililiği ve
sürdürülebilirliği büyük ölçüde para rejiminin sağladığı olanaklar tarafından
şekillendirilmektedir. Başka bir ifadeyle, söz konusu araçlar küresel
egemenliğin nedenleri değil, sonuçları ve türevleridir.
Uluslararası
para rejimi, hangi aktörlerin borçlanma maliyetlerini belirleyebileceğini,
krizleri kimin ihraç edebileceğini ve küresel ekonomik dalgalanmaların kimler
tarafından içselleştirileceğini belirleyen yapısal bir çerçeve sunmaktadır. Bu
nedenle, askeri güç projeksiyonu, finansal yaptırımlar ve ticari üstünlük,
ancak egemen para rejiminin sunduğu parasal kapasite ölçüsünde anlam
kazanabilmektedir. Küresel egemenlik, bu bağlamda, öncelikle parasal egemenlik
üzerinden kurulmakta ve yeniden üretilmektedir. Bu kuramsal yaklaşım, ABD-Çin yarışmasını
yüzeysel güç göstergeleri üzerinden değil, dünya para rejiminin dönüşümü
üzerinden okumayı gerekli kılmaktadır. Mevcut çatışma alanları, söz konusu
dönüşümün belirtileri olarak değerlendirilmekte ve asıl savaşımın, küresel
parasal düzenin tanımı ve denetimi üzerinde yoğunlaştığı ileri sürülmektedir.
SİLAH,
TİCARET, FİNANS VE İTTİFAKLAR NEDEN TÜREVDİR?
Türev
Kavramının Kuramsal Anlamı
Bu çalışmada
“türev” kavramı, ikincil ya da önemsiz anlamında değil etkililiği ve
sürdürülebilirliği daha temel bir yapıya bağlı olan güç araçları anlamında
kullanılmaktadır. Uluslararası sistemde silah, ticaret, finans ve ittifaklar
tek başlarına belirleyici gibi görünseler de bu araçların kullanılabilirliği ve
etkisi, hangi aktörün parasal egemenliğe sahip olduğuna bağlıdır. Başka bir
ifadeyle, bu araçlar gücün kendisi değil gücün kullanılma biçimleridir. Gücün
kaynağı ise, çağdaş küresel sistemde, büyük ölçüde uluslararası para rejimi
tarafından belirlenmektedir.
Silah
Neden Türevidir?
Askeri güç,
geleneksel olarak egemenliğin son göstergesi olarak kabul edilir. Ancak çağdaş
dünyada askeri kapasite, sanıldığı gibi “kendinden menkul” değildir. Ordular,
savunma sanayii, lojistik ağlar ve küresel askeri varlık, sürekli ve büyük
ölçekli finansman gerektirir. Bu noktada belirleyici soru şudur: Bir devlet, askeri
gücünü hangi maliyetle ve ne kadar süreyle finanse edebilir? Rezerv para ihraç
eden bir devlet, askeri harcamalarını düşük borçlanma maliyetleriyle, kendi
para birimi üzerinden küresel talep sayesinde finanse edebilir. ABD’nin küresel
askeri varlığı, yalnızca teknolojik üstünlüğünün değil, doların küresel rezerv
para olmasının doğrudan sonucudur. Aynı askeri kapasite, rezerv para statüsü
olmayan bir devlet için hızla ekonomik krize dönüşebilir. Bu nedenle askeri güç
parasal egemenlik olmadan sürdürülemez ve kriz anında ilk çöken unsurlardan
biri olur. Dolayısıyla silah, egemenliğin kaynağı değil, parasal egemenliğin olanaklı
kıldığı bir türevdir.
Ticaret
Neden Türevidir?
Uluslararası
ticaret çoğu zaman üretim kapasitesi ve yarışma gücü üzerinden açıklanır. Ancak
küresel ticaretin gerçek belirleyicisi, hangi para birimiyle fiyatlandığı ve
finanse edildiğidir. Dünya ticaretinin büyük bölümünün dolar üzerinden
yapılması şu sonuçları doğurur: Ticaret finansmanı ABD finans sistemi üzerinden
geçer. Likidite gereksinimi dolara bağlanır. Kriz anlarında dolar talebi artar.
Bu yapı, ticareti teknik olarak “serbest” gösterse de gerçekte parasal
hiyerarşi üretir. ABD, ticaret açığı verebilirken sistemden dışlanmaz, çünkü
açığı kendi parasını ihraç ederek finanse eder. Aynı durum diğer ülkeler için
geçerli değildir. Bu nedenle ticaret para rejiminden bağımsız değildir. Hangi
ülkenin ticaret açığı “hoş görülebilir” olduğunu belirler. Ticaret gücü,
parasal rejim tarafından şekillendirilmiş ve sınırlandırılmış bir türev güç
alanıdır.
Finans
Neden Türevidir?
İlk bakışta
finans, para rejiminin kendisi gibi görünür. Ancak burada kritik bir ayrım
vardır: Finansal araçlar kavramı yani bankalar, sermaye piyasaları ve borçlanma
ve hangi para biriminin küresel ölçüt olduğu sorusunun yanıtını veren parasal
egemenlik kavramı. Küresel finansal
sistem, hangi para biriminin merkezde olduğuna göre çalışır. ABD finans
piyasalarının derinliği, yalnızca kurumsal gelişmişliğin değil, doların rezerv
para olmasının sonucudur. Küresel birikimler ABD finans sistemine akar çünkü likidite
oradadır ve küresel rezerv alıcısı FED’dir. Bu nedenle finans parasal merkezin
çevresinde büyür. Merkez değişmeden finansal hegemonya değişmez. Finansal güç,
parasal merkezin yansımasıdır ama onun yerine geçmez.
İttifaklar
Neden Türevidir?
Askeri ve siyasal
ittifaklar dahi parasal zeminden bağımsız değildir. NATO örneğinde görüldüğü
üzere, ittifakların sürekliliği savunma harcamalarının paylaşımı, teknolojik
transferler ve finansal yüklerin dağılımı gibi unsurlara dayanır. Bu yüklerin
önemli bir kısmı, dolar merkezli sistem sayesinde içselleştirilebilmektedir.
Parasal merkez zayıfladığında ittifaklar da sorgulanır duruma gelir. Bu
bağlamda çalışma şu savı ileri sürmektedir: Silah, ticaret, finans ve
ittifaklar, küresel egemenliğin nedenleri değil, uluslararası para rejiminin
ürettiği ve sürdürülebilir kıldığı türevlerdir. Bu nedenle küresel güç savaşımı,
kaçınılmaz olarak para rejiminin denetimi üzerinden yürütülmektedir.
ABD
DOLARININ HEGEMONİK KONUMU: PARASAL EGEMENLİĞİN MEKANİZMALARI
ABD
dolarının küresel sistemdeki hegemonik konumu, yalnızca tarihsel bir mirasın ya
da piyasa tercihinin sonucu değildir. Bu konum, belirli kurumsal, siyasal ve
parasal mekanizmalar aracılığıyla sürekli olarak yeniden üretilmektedir. Dolar,
bu yönüyle basit bir değişim aracı olmaktan çıkarak, küresel egemenliğin
işlevsel altyapısı olmuştur. Her şeyden önce doların küresel rezerv para
statüsü, ABD’ye benzersiz bir borçlanma ayrıcalığı sağlamaktadır. ABD, kamu
açıklarını ve dış ticaret dengesizliklerini kendi para birimi üzerinden finanse
edebilmekte ve bu durum, borcun küresel sistem tarafından içselleştirilmesini olanaklı
kılmaktadır. Diğer devletler için sürdürülemez olan açıklar, ABD açısından
sistemin doğal bir parçası olarak işlemektedir. Bu ayrıcalık, parasal
egemenliğin en temel göstergelerinden biridir.
İkinci
olarak, küresel finansal altyapının dolar merkezli olması, ABD’ye olağanüstü
bir yaptırım ve denetim kapasitesi kazandırmaktadır. Uluslararası ödeme
sistemleri, bankacılık ağları ve sermaye piyasaları büyük ölçüde dolar
üzerinden çalıştığı için, ABD finansal sistemine erişimin sınırlandırılması
ekonomik bir abluka işlevi görmektedir. Bu durum, finansal araçların askeri
güçle eş değer bir stratejik enstrümana dönüşmesine yol açmıştır.
Üçüncü
olarak, ABD Merkez Bankası’nın (FED) küresel ölçekte “son likidite sağlayıcısı”
olarak algılanması, doların güvenilirliğini pekiştirmektedir. Küresel kriz
anlarında sermayenin ABD varlıklarına yönelmesi, doların kararlılığının
yalnızca ekonomik değil, siyasal bir güven ilişkisine dayandığını
göstermektedir. Bu bağlamda dolar, piyasa akılcılıktan çok hegemonik bir güven
rejimi içinde değer kazanmaktadır.
Sonuç olarak
doların hegemonik konumu, askeri ve ekonomik gücün parasal düzlemde
kurumsallaşmış bir yansımasıdır. Bu konum zayıfladığında, ABD’nin küresel
liderliğini destekleyen diğer güç araçları da eş zamanlı olarak baskı altına
girecektir.
ÇİN’İN
PARASAL STRATEJİSİ: MERKEZİ YIKMAK DEĞİL, AŞINDIRMAK
Çin’in
küresel para rejimine yönelik yaklaşımı, klasik hegemonya meydan okumalarından
önemli ölçüde ayrılmaktadır. Çin, dolar merkezli sistemi doğrudan karşısına
alan bir seçenek ilan etmekten bilinçli biçimde kaçınmakta ve bunun yerine,
mevcut düzenin işlevsel üstünlüklerini kademeli olarak aşındıran bir strateji
izlemektedir.
Bu
stratejinin ilk unsuru, altın rezervlerine verilen artan önemdir. Çin’in altın
politikası, klasik anlamda bir altın ölçününe dönüş hedefinden çok, parasal
güvenin maddi bir güvenceyle desteklenmesini amaçlamaktadır. Altın, Çin
açısından hem kriz anlarında kullanılabilecek bir rezerv aracı hem de yuanın
uzun vadeli meşruluğunu güçlendiren sessiz bir çıpa işlevi görmektedir. Çin’in altın rezerv siyasaları ve sayısal
yuan stratejisi, parasal merkezleri aşındırma yaklaşımıyla yorumlanabilir
(Subacchi, 2021; Prasad, 2023).
İkinci
unsur, dolar dışı ticaret mekanizmalarının yaygınlaştırılmasıdır. Çin, enerji
ve emtia ticaretinde ikili anlaşmalar yoluyla yerel para birimlerinin
kullanımını desteklemekte ve bu yolla doların küresel dolaşım hızını azaltmayı
hedeflemektedir. Bu yaklaşım, doların merkezi rolünü doğrudan hedef almak
yerine onun zorunluluk niteliğini ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır.
Üçüncü ve en
yenilikçi unsur ise sayısal yuan uygulamalarıdır. Sayısal para, Çin’e yalnızca
teknolojik bir üstünlük değil, aynı zamanda ABD denetimindeki finansal
altyapılara ödeme ve mutabakat sistemi seçeneği sunma olanağı sunmaktadır. Bu
durum, küresel finansal mimaride parasal egemenliğin altyapı düzeyinde
sorgulanmasına yol açmaktadır. Bu çerçevede Çin’in stratejisi, ABD’nin parasal
merkezini doğrudan ele geçirmekten çok, onu tek seçenek olmaktan çıkarmaya
yöneliktir. Bu yaklaşım, küresel para rejiminde ani bir kırılmadan çok, uzun
vadeli bir dönüşümün habercisi olarak değerlendirilebilir.
KÜRESEL
PARA REJİMİNİN GELECEĞİ: ÇÖKÜŞ MÜ, DENETİMLİ EROZYON MU?
Küresel para
rejiminin geleceğine ilişkin tartışmalar genellikle iki uç senaryo etrafında
şekillenmektedir: ani bir dolar çöküşü ya da mevcut düzenin sorunsuz biçimde
devamı. Ancak bu çalışma, daha olası olan üçüncü bir yolu ön plana
çıkarmaktadır: denetimli ve aşamalı bir parasal erozyon süreci. Ani bir çöküş
senaryosu, doların küresel rolünün kısa sürede ortadan kalkmasını öngörse de
ABD’nin askeri gücü, kurumsal kapasitesi ve ittifak ağları dikkate alındığında
bu olasılık sınırlıdır. Buna karşılık, doların küresel rezervler, ticaret ve
finans içindeki payının aşamalı olarak azalması daha gerçekçi bir dönüşüm
senaryosu sunmaktadır. Bu süreçte küresel sistemin, tek bir para birimi
etrafında değil, çoklu ve bölgesel parasal alanlar etrafında yeniden
yapılandığı görülmektedir. yuan, euro, bölgesel ödeme sistemleri ve sayısal
para uygulamaları, doların mutlak merkezî konumunu zayıflatan unsurlar olarak
öne çıkmaktadır. Bu dönüşüm, küresel egemenliğin ani bir el değiştirmesinden çok,
güvenin yeniden dağıtılması anlamına gelmektedir. Tarihsel olarak hiçbir rezerv
para doğrudan bir rakip tarafından devrilmemiş ve vazgeçilmezliğini yitirdiği
ölçüde gerilemiştir. Günümüzde yaşanan süreç de bu tarihsel örüntüyle
uyumludur. Sonuç olarak, küresel para rejimi bir çöküşe değil, uzun süreli bir
yeniden denge arayışına sahne olmaktadır. ABD-Çin yarışması, bu arayışın en
belirgin eksenini oluşturmakta ve küresel egemenliğin geleceği parasal düzenin
nasıl evrileceğine bağlı olarak şekillenmektedir.
ARAŞTIRMA
SORULARININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Bu çalışmada
ortaya konulan araştırma soruları, ABD ile Çin arasındaki yarışmanın yüzeysel
güç unsurlarının ötesine geçerek, küresel egemenliğin yapısal belirleyicilerini
anlamayı amaçlamaktadır. Çözümleyici bölümlerde sunulan bulgular, söz konusu
sorulara bütüncül ve tutarlı bir çerçeve içinde yanıt üretmektedir.
İlk olarak,
uluslararası para rejiminin küresel egemenliğin temel belirleyicisi olup
olmadığı sorusu, kuramsal çerçeve ve türev güç çözümlemeleri aracılığıyla
yanıtlanmıştır. Para rejiminin, askeri kapasite, ticaret hacmi ve finansal
araçların etkinliğini belirleyen temel yapı olduğu ve bu unsurların parasal
egemenlikten bağımsız olarak sürdürülebilirlik kazanamadığı ortaya konulmuştur.
Bu bulgu, küresel gücün merkezinde parasal düzenin yer aldığı yönündeki ana savı
desteklemektedir. Parasal
egemenliğin silah, ticaret ve ittifaklar üzerindeki etkisi, hegemonik kararlılık
kuramı çerçevesinde açıklanabilir (Kindleberger, 1981; Gilpin, 2001).
ABD
dolarının küresel rezerv para konumunun nasıl kurulduğu ve sürdürüldüğü sorusu,
doların hegemonik konumunu inceleyen bölümde ele alınmıştır. Doların bu konumu,
yalnızca tarihsel koşullara değil, borçlanma ayrıcalığı, finansal altyapı denetimi
ve FED’in küresel likidite sağlayıcı rolü gibi yapısal mekanizmalara
dayanmaktadır. Bu mekanizmalar, parasal egemenliğin kurumsal olarak nasıl
yeniden üretildiğini göstermektedir.
Altın ölçününün
terk edilmesinin anlamı, çalışmada teknik bir parasal düzenleme olmanın
ötesinde, parasal gücün siyasallaşması olarak değerlendirilmiştir. Bu kırılma,
güvenin maddi güvenceden koparak hegemonik güce bağlandığını ve para rejiminin
jeopolitik bir araç durumuna geldiğini ortaya koymaktadır.
Çin’in
mevcut para rejimine yönelik yaklaşımının doğrudan bir meydan okuma mı yoksa
uzun vadeli bir dönüşüm stratejisi mi olduğu sorusu, Çin’in parasal
stratejisini ele alan çözümlemeyle yanıtlanmıştır. Bulgular, Çin’in dolar
merkezli sistemi yıkmayı değil, onun zorunlu ve vazgeçilmez konumunu
aşındırmayı hedeflediğini göstermektedir. Altın rezerv politikası, dolar dışı
ticaret girişimleri ve sayısal yuan uygulamaları bu bağlamda tamamlayıcı
araçlar olarak değerlendirilmektedir.
Sayısal
paraların küresel finansal egemenlik üzerindeki etkisine ilişkin soru, parasal
altyapının dönüşümü bakış açısından ele alınmıştır. Sayısal para
uygulamalarının, yalnızca ödeme teknolojilerini değil, yaptırım mekanizmalarını
ve finansal denetim kapasitesini de dönüştürme gizil gücü taşıdığı ortaya
konulmuştur.
Son olarak,
küresel para rejiminin geleceğine ilişkin çöküş mü yoksa denetimli dönüşüm mü
sorusu, tarihsel örüntüler ve güncel dinamikler ışığında değerlendirilmiştir.
Çalışma, ani bir çöküşten çok, uzun süreli ve kademeli bir parasal erozyon
sürecinin daha olası olduğu sonucuna ulaşmaktadır.
Bu
değerlendirme, araştırma sorularının tamamının, çalışmanın çözümleyici
çerçevesi içerisinde tutarlı biçimde yanıtlandığını ve ana savın deneysel ve
kuramsal düzeyde desteklendiğini göstermektedir.
TÜRKİYE
BU TABLONUN NERESİNDE?
Küresel para
rejiminde yaşanan dönüşüm, yalnızca büyük güçleri değil, özellikle orta ölçekli
ve jeopolitik açıdan kritik ülkeleri doğrudan etkilemektedir. Türkiye, bu
bağlamda ne küresel para rejimini belirleyebilecek bir hegemon güç ne de
sistemin edilgin bir takipçisi konumundadır. Aksine Türkiye, mevcut dönüşüm
sürecinde en fazla risk ve aynı zamanda en fazla manevra alanı barındıran
ülkelerden biri olarak öne çıkmaktadır. Türkiye örneğinde parasal dayanıklılık,
rezerv çeşitlendirmesi ve altın siyasalarıyla ilişkilidir (Türkiye Cumhuriyet
Merkez Bankası, 2024).
Türkiye’nin
Yapısal Konumu: Merkez Dışı ama Kritik
Türkiye
rezerv para ihraç edemez. Küresel finansal mimarinin merkezinde değildir. Dolar
merkezli sisteme yüksek derecede bağımlıdır. Bu durum, Türkiye’yi dolar
merkezli para rejiminin kırılgan çevre aktörlerinden biri yapmaktadır. Küresel
likidite daralmaları, faiz artışları ve finansal yaptırımlar, Türkiye ekonomisi
üzerinde orantısız etkiler yaratmaktadır. Bu kırılganlık, parasal egemenliğin
sınırlı olmasıyla doğrudan ilişkilidir. Ancak aynı zamanda Türkiye jeopolitik
olarak kilit bir geçiş noktasındadır. Bölgesel ticaret ve enerji hatlarının
merkezindedir. NATO üyesi ama Batı dışı aktörlerle yoğun ilişki içindedir. Bu
ikili yapı, Türkiye’ye tek yönlü bağımlılıktan kaçınma olanağı sunmaktadır.
ABD-Çin Yarışmasında
Türkiye: Taraf mı, Dengeleyici mi?
ABD-Çin yarışması
bağlamında Türkiye’nin karşı karşıya olduğu temel risk, bu yarışmayı ikili bir
tercih olarak okumaktır. Böyle bir okuma, Türkiye’yi ya mevcut dolar merkezli
sisteme tam bağımlı duruma getirecek ya da farklı güç merkezleriyle aşırı şekilde
bütünleştirecektir. Oysa küresel para rejimindeki dönüşüm, orta ölçekli ülkeler
için çoklu bütünleşme stratejilerini olanaklı kılmaktadır. Türkiye açısından akılcı
olan ABD ve Avrupa ile finansal ve kurumsal bağları korumak, aynı zamanda Çin,
Rusya ve bölgesel aktörlerle dolar dışı ticaret kanallarını genişletmektir. Bu
yaklaşım, Türkiye’yi bir “taraf” olmaktan çok dengeleyici ve aracı bir aktör
konumuna yerleştirebilir.
Altın,
Rezervler ve Parasal Dayanıklılık
Bu çalışmada
vurgulanan altın-para rejimi ilişkisi, Türkiye açısından özel bir önem
taşımaktadır. Türkiye’nin geleneksel olarak yüksek altın talebine sahip olması
ve Merkez Bankası rezervlerinde altının önemli bir yer tutması parasal
dayanıklılık açısından stratejik bir üstünlük sunmaktadır. Altın, Türkiye için
rezerv çeşitlendirme aracıdır, küresel krizlere karşı tampondur ve dolar
bağımlılığını sınırlayan bir denge unsurudur. Ancak bu üstünlüğün etkili
olabilmesi, altının reaktif değil, stratejik bir rezerv siyasasıyla ele
alınmasına bağlıdır.
Sayısal
Para ve Finansal Altyapı Sorunu
Küresel para
rejimindeki dönüşümün en kritik boyutlarından biri, ödeme ve görüş birlikteliği
altyapılarının yeniden şekillenmesidir. Bu bağlamda Türkiye için asıl sorun,
hangi para biriminin kullanılacağından çok, hangi finansal altyapıyla bütünleşileceğidir.
Sayısal merkez bankası paraları, bölgesel ödeme sistemleri ve seçenekli görüş
birlikteliği ağları, Türkiye’nin yaptırım risklerini azaltması, bölgesel
ticareti kolaylaştırması ve finansal egemenlik alanını genişletmesi açısından
önemli fırsatlar sunmaktadır.
Bu makalenin
ana savı olan “uluslararası para rejiminin küresel egemenliğin temel
belirleyicisi olduğu” önermesi, Türkiye örneğinde somut biçimde
gözlemlenmektedir. Türkiye’nin ekonomik kırılganlıkları büyük ölçüde parasal
merkezin dışında yer almasının bir sonucudur. Buna karşılık, para rejiminde
yaşanan dönüşüm süreci, Türkiye’ye daha esnek ve çok boyutlu bir konumlanma olanağı
sunmaktadır.
Sonuç olarak
Türkiye, küresel egemenlik savaşımının doğrudan tarafı değil, ancak
sonuçlarından en fazla etkilenecek ve doğru stratejiyle konjonktürü üstünlüğe
çevirebilecek ülkeler arasında yer almaktadır. Bu nedenle Türkiye’nin geleceği,
küresel güç savaşımında kimin kazandığından çok, para rejimindeki dönüşümü ne
ölçüde doğru okuyabildiğine bağlıdır.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışma,
ABD ile Çin arasında süren küresel güç savaşımını yaygın olarak ele alındığı askeri,
ticaret ve teknolojik boyutların ötesine taşıyarak, uluslararası para rejimi
ekseninde çözümlemiştir. Çözümlemeler göstermektedir ki, küresel egemenlik
yalnızca silah, ticaret, finans ve ittifaklarla belirlenmemekte ve bu araçlar,
temel olarak parasal egemenliğin türevleri konumunda kalmaktadırlar. Doların
hegemonik konumu, ABD’ye benzersiz bir borçlanma ayrıcalığı, finansal yaptırım
gücü ve küresel güven ilişkisi sağlamıştır. Çin’in parasal stratejisi ise bu
merkezi konumu aşamalı olarak aşındırmayı hedeflemiştir.
Çalışmanın
bulguları, dünya para rejiminin kararlılığının ve dönüşümünün, küresel güç
dengelerini doğrudan şekillendirdiğini ortaya koymaktadır. ABD-Çin yarışması,
yalnızca ikili bir güç savaşımı değil parasal egemenliğin yeniden tanımlanma
sürecidir. Bu süreç, ani bir çöküşten çok uzun vadeli ve denetimli bir erozyon
eğilimi göstermektedir. Dolayısıyla, küresel sistemdeki aktörlerin
stratejileri, para rejiminin sunduğu fırsat ve kısıtlamalar doğrultusunda
şekillenmektedir.
Türkiye
örneğinde görüldüğü üzere, orta ölçekli ülkeler için bu dönüşüm hem risk hem de
fırsat yaratmaktadır. Parasal merkez dışında yer almak, kırılganlığı artırırken,
altın rezervleri, sayısal ödeme sistemleri ve çoklu ticaret kanalları orta
ölçekli aktörlere dengeleyici ve manevra olanakları sunmaktadır. Türkiye’nin
gelecekteki konumu, büyük ölçüde parasal egemenliğin dönüşümünü ne kadar doğru
okuyabildiğine bağlı olacaktır.
Sonuç
olarak, küresel egemenlik savaşımının görünmeyen cephesi, para rejimi üzerinden
yürütülmektedir. Silah, ticaret ve finans gibi araçlar, yalnızca bu temel
yapının sağladığı olanaklarla etkili duruma gelmektedir. Bu çerçevede, küresel
güç dengelerini anlamak ve siyasa geliştirmek isteyen aktörler için
uluslararası para rejimi merkezli bir çözümleme hem kuramsal hem de uygulama
açılarından vazgeçilmez bir yaklaşım olarak ortaya çıkmaktadır.
KAYNAKÇA
Cohen, B. J.
(2015). Currency power: Understanding monetary rivalry. Princeton University
Press.
Eichengreen,
B. (2011). Exorbitant privilege: The rise and fall of the dollar and the future
of the international monetary system. Oxford University Press.
Gilpin, R.
(2001). Global political economy: Understanding the international economic
order. Princeton University Press.
Kindleberger,
C. P. (1981). Dominance and leadership in the international economy:
Exploitation, public goods, and free rides. International Studies Quarterly,
25(2), 242–254.
Prasad, E.
S. (2023). The future of the renminbi and China’s global financial strategy.
Brookings Institution Press.
Subacchi, P.
(2021). The people’s money: How China is building a global currency. Columbia
University Press.
Türkiye
Cumhuriyet Merkez Bankası. (2024). Uluslararası rezervler ve para politikası
raporu. Ankara: TCMB Yayınları.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder