Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

21 Aralık 2025 Pazar

 

ABD SENATOSU’NDA SON GELİŞME: SENATO KARAR TASARISI NO: 257 VE İMAMOĞLU SORUNUNUN ULUSLARARASILAŞMASI

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

Giriş

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması sonrasında ABD Kongresi’nde dile getirilen tepkiler, 2025 yılı itibarıyla niteliksel bir eşik aşmıştır. Bu eşik, bireysel Kongre üyelerinin açıklamalarından farklı olarak, ABD Senatosu’nun kurumsal iradesini yansıtan bir karar tasarısının (Senate Resolution no: 257) kabul gündemine alınmasıyla oluşmuştur. Bu belge, Türkiye’de kamuoyunun ve hatta siyasal aktörlerin büyük bölümünün farkında olmadığı bir gelişmeye işaret etmektedir: İmamoğlu dosyası artık ABD Senatosu’nun resmi belgeleri arasına girmiştir.

Senato Karar Tasarısı 257, 119. ABD Kongresi döneminde Senatör Adam Schiff (D-California) tarafından başlatılmıştır. Metinde ayrıca Senatör Dick Durbin (D-Illinois) eş sponsor olarak yer almaktadır. Tasarı, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına yönelik kaygılarını ve Türkiye’nin demokratik değerler çerçevesinde davranması gerektiğini ifade etmektedir. Bu isimler, Amerikan siyasetinde Demokrat Parti içindeki dış siyasa ve insan hakları söylemlerini temsil etmektedir. Schiff özellikle dış ilişkiler ve demokratik normlar bağlamında öne çıkan bir figürdür. Karar tasarısı 22 Mayıs 2025’te Senato’ya sunulmuştur. Bu tarih, İmamoğlu’nun Mart 2025’teki tutuklanma sürecini takip eden iki aya denk gelir ve metnin tasarının yılın ortasında gündeme getirilmiş olduğunu gösterir. Tasarı 22 Mayıs 2025’te Senato’ya sunuldu ve Dış İlişkiler Komitesi’ne sevk edildi. Komite sevki, bir Senato kararının ilgili alt komitede tekrar gözden geçirildiğini ve tartışma olanağı olduğunu gösterir. Ancak resmi kayıtlar şu ana kadar, tasarının tam Senato tarafından oylanma veya kabul edilme aşamasına ulaşmadığını göstermektedir. Tasarının sonraki adımlarından biri (örneğin komiteden çıkarılması, bütün Senato’da tartışma veya oylama) henüz işlenmemiş görünüyor.

Bu resmi bilgiler, karar tasarısının kurumsal bir bildirge niteliğinde olduğunu ve henüz Senato’nun tamamı tarafından oylanıp kabul edilmemiş olduğunu gösterir. Tasarının Komite’ye sevk edilmiş olması, Senato’nun ilgili dış siyasa ağırlıklı alt organının metni dikkate aldığını ve olası tartışma ve yorum gündemine soktuğunu gösterir. Henüz, bir karar veya yasa niteliğine dönüşmemiştir. Bu durumun iki önemli sonucu vardır. Karar tasarısı tartışma aşamasındadır. Tasarının metni olarak kayıt altına alınmış, ancak Senato genelinde kabul görmüş bir metne dönüşmemiştir. Tasarının anlamı ve önemi oldukça yüksektir. Bir tasarının Komite’ye sevk edilmesi bile Senato’nun siyasal iradesinin güçlü bir dış siyasa mesajını temsil eder ve özellikle dış ilişkiler komitesine yönlendirilmiş olması bu mesajı güçlendirir.

Senato Karar Tasarısı 257 Nedir? Ne Değildir?

Öncelikle kavramsal bir netlik sağlamak gerekir. Karar tasarısı yaptırım kararı değildir, bağlayıcı bir yasa değildir ve doğrudan ekonomik ya da askeri sonuç doğurmaz. Ancak bu durum, belgenin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Aksine, bu tür kararlar ABD dış siyasasında “normatif ve siyasal çerçeve belgeleri” olarak işlev görür. Bu tür Senato kararlarının üç temel işlevi vardır: ABD Senatosu’nun resmi tutumunu kayda geçirmek, ABD yürütmesine (Başkan ve Dışişleri Bakanlığı) siyasi yön ve sınır çizmek ve uluslararası aktörlere simgesel ama güçlü mesajlar vermek. Dolayısıyla karar tasarısı hukuksal değil, siyasal ve tarihsel bir belgedir.

Senato, İmamoğlu’nu Nasıl Görüyor?

Tasarı metninin en çarpıcı yönlerinden biri, Ekrem İmamoğlu’nun nasıl tanımlandığıdır. Metinde İmamoğlu iki kez seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, Türkiye’nin en büyük kentinin yöneticisi, 2028 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olası aday ve muhalefetin merkez figürlerinden biri olarak sunulmaktadır. Bu dil son derece önemlidir. Çünkü Senato, İmamoğlu’nu ne yalnızca bir yerel yönetici ne de sıradan bir muhalif siyasetçi olarak görmektedir. İmamoğlu, Senato metninde doğrudan “iktidar seçeneği” olarak kodlanmaktadır. Bu, sorunun neden sıradan bir yargı dosyası olarak ele alınmadığını da açıklar.

Hukuksal Süreçten Siyasal Rejim Tartışmasına

Tasarı, İmamoğlu’na yöneltilen suçlamalara da yer vermekte olmasına karşın metnin ağırlık merkezi hukuksal teknik ayrıntılar değildir. Bunun yerine şu unsurlar öne çıkmaktadır: Suçlamalara ilişkin kamuoyuna sunulmuş güvenilir kanıt eksikliği, tutuklamanın geniş çaplı toplumsal protestolara yol açması ve olayın Türkiye’de uzun süredir devam eden demokratik gerileme süreciyle ilişkilendirilmesi. Bu yaklaşım, Senato’nun sorunu “Bir mahkemenin verdiği karar” olarak değil, “siyasal yarışmanın yargı yoluyla bastırılması” olarak okuduğunu göstermektedir. Başka bir ifadeyle, karar tasarısı bir rejim değerlendirmesi içermektedir.

Normatif Çerçeve: Demokrasi ve Seçimler Vurgusu

Tasarı boyunca yinelenen kavramlar dikkat çekicidir: özgür ve adil seçimler, hukukun üstünlüğü, ifade özgürlüğü, barışçıl protesto hakkı ve muhalefetin siyaset yapma olanağı. Bu kavramlar, Türkiye’nin NATO üyeliği ve Batı ittifakı içindeki konumuyla birlikte anılmaktadır. Böylece metin, Türkiye’ye şu mesajı vermektedir: Demokratik ölçünler, yalnızca iç hukuk sorunu değil, uluslararası ittifak ilişkilerinin de parçasıdır. Bu, ABD Senatosu’nun Türkiye’ye yönelik normatif beklentilerini açık biçimde ortaya koyması anlamına gelir.

Senato-Yürütme Ayrımı: Kime Mesaj Veriliyor?

Karar tasarısı yalnızca Türkiye’ye hitap etmemektedir. Metin, aynı zamanda ABD yürütmesine de açık çağrılar içermektedir. ABD Dışişleri Bakanı’nın güçlü ve zamanında açıklamalar yapması, Türkiye ile diplomatik temaslarda bu konunun gündeme taşınması ve antidemokratik uygulamaların görmezden gelinmemesi. Bu yönüyle tasarı, Kongre’nin yürütmenin “dengeci” ya da “sessiz” diplomasi çizgisinden rahatsız olduğunu, Türkiye konusunda daha normatif bir tutum talep ettiğini göstermektedir. Bu, ABD iç siyasetinde sık rastlanan Kongre-Başkan farkının somut bir örneğidir.

Türkiye Açısından Asıl Önemi: Uluslararası Siyasal Hafıza

Türkiye kamuoyunda çoğu zaman göz ardı edilen nokta şudur: Bu tür Senato kararları unutulmaz. Karar tasarısı ile birlikte İmamoğlu’nun durumu ABD Senatosu’nun arşivine girmiştir, Türkiye’deki siyasal süreçler demokratik gerileme bağlamında kayda geçirilmiştir ve gelecekteki ABD raporlarında, diplomatik değerlendirmelerde ve siyasa belgelerinde bu metin referans olarak kullanılacaktır. Bu anlamda karar tasarısı kısa vadeli bir tepki değil, uzun vadeli bir siyasal kayıt oluşturma girişimidir.

Genel Sonuç: Türkiye’de Neden Bilinmiyor, Ama Neden Önemli?

Karar tasarısının Türkiye’de yeterince bilinmemesinin nedeni, doğrudan yaptırım içermemesi ve medyatik olmamasıdır. Ancak tam da bu nedenle, belgenin etkisi sessiz ama kalıcıdır. ABD Senatosu bu metinle şunu söylemektedir: Türkiye’de yaşananlar, yalnızca iç siyasal bir sorun değil, demokratik düzenin geleceğini ilgilendiren uluslararası bir sorundur. Bu, İmamoğlu dosyasının artık ulusal sınırları aşmış bir siyasal anlam kazandığını göstermektedir.

Hiç yorum yok: