Otoriter Eğilimli Rejimlerde
Muhalefetin Yönetebilirlik Kapasitesi: CHP Örneği
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Öz
Bu çalışma,
Türkiye bağlamında ana muhalefet partisi CHP’nin iktidar seçeneği olabilme
kapasitesini “yönetebilirlik” kavramı çerçevesinde çözümlemektedir. Çalışmanın
temel iddiası, otoriter eğilimli ve yüksek kutuplaşmalı rejimlerde mevcut
iktidarın meşruluk aşınmasının tek başına demokratik değişimi güvence altına
almadığıdır. İktidar değişiminin gerçekleşebilmesi, muhalefetin kurumsal ve
teknik kapasitesinin yanı sıra seçmen nezdinde güven üreten bir algısal eşiği
aşabilmesine bağlıdır. Bu doğrultuda çalışma, yönetebilirliği iki boyutlu bir
çerçevede ele almaktadır: (i) kurumsal ve teknik kapasite, (ii) duygusal
yönetilebilirlik. Duygusal yönetilebilirlik, kriz ve belirsizlik ortamında
seçmende sakinlik, öngörülebilirlik ve denetim duygusu üretebilme kapasitesini
ifade etmektedir. Bu iki boyutun birleşimi “algısal yönetilebilirlik eşiği”
olarak kavramsallaştırılmıştır. CHP örneği üzerinden yapılan çözümleme,
partinin kurumsal hazırlık, kadro üretim mekanizmaları ve liderlik pratikleri
bakımından belirli sınırlılıklar taşıdığını ve bu durumun değişim talebine karşın
güvenli iktidar seçeneği algısının oluşmasını zorlaştırdığını göstermektedir.
Çalışma, demokratik iktidar değişimi kapasitesinin artırılması için kurumsal
yeniden yapılanma, liyakat temelli kadro politikaları ve görünür kriz yönetim
planlarının önemine işaret etmektedir. Bu bağlamda makale, meşruluk aşınması
ile yönetilebilirlik kapasitesi arasındaki ilişkiyi kavramsal olarak yeniden
tartışmaya açmaktadır.
Anahtar
Kelimeler:
Yönetebilirlik, Algısal Yönetilebilirlik Eşiği, Duygusal Yönetilebilirlik,
Demokratik Değişim, CHP, Türkiye
Abstract
This study analyzes the capacity of the main
opposition party in Turkey, the Republican People’s Party (CHP), to function as
a viable governing alternative within the framework of governability. The
central argument of the study is that in authoritarian-leaning and highly
polarized regimes, the erosion of legitimacy of the incumbent government alone
does not automatically lead to democratic alternation. Political alternation
depends not only on the institutional and technical capacity of the opposition but
also on its ability to surpass a perceptual threshold of governability in the
eyes of voters. In this regard, governability is conceptualized as a
two-dimensional construct: (i) institutional and technical capacity, and (ii)
emotional governability. Emotional governability refers to the ability of a
political actor to generate a sense of calm, predictability, and control in
contexts of crisis and uncertainty. The combination of these dimensions
constitutes what this study terms the “perceptual governability threshold.” The
analysis of the CHP demonstrates that structural limitations in institutional
preparedness, cadre production mechanisms, and leadership practices constrain
the formation of a credible and safe alternative in the public perception,
despite a high societal demand for change. The study concludes that
strengthening democratic alternation capacity requires institutional
restructuring, merit-based cadre policies, and visible crisis management
frameworks. By doing so, the article offers a conceptual contribution to the
debate on the relationship between legitimacy erosion and opposition
governability in transitional political contexts.
Keywords:
Governability, Perceptual Governability Threshold, Emotional Governability,
Democratic Alternation, CHP, Turkey
GİRİŞ: DEĞİŞİM
NEDEN GÜVEN ÜRETMİYOR?
Bir önceki
yazıda Türkiye’de meşruluğunu önemli ölçüde yitirmiş otoriter rejimin kendisini
nasıl koruduğunu incelemiştim. Rejimin yalnızca baskı araçlarıyla değil,
kurumsal frenler, medya egemenliği, bürokratik ağlar ve seçmen psikolojisi
üzerinden de ayakta kaldığını göstermeye çalışmıştım. O çözümleme beni şu
noktaya getirmişti: Türkiye’de iktidar değişimi, sanıldığı kadar basit bir
seçim matematiği sorunu değildir.
Ancak, şu
soru sorulmadığı takdirde bu yargı eksik kalmaktadır: İktidar değişse bile, bu
değişim yönetilebilir mi? Türkiye’de geniş bir toplumsal kesim mevcut düzenin
sürdürülemez olduğunu düşünüyor. Ekonomik kırılganlık, kurumsal aşınma ve hukuksal
güvencesizlik artık gündelik hayatın parçası. Değişim isteği gerçek ve güçlü.
Fakat aynı toplum, aynı anda başka bir soruyu da soruyor: Bu ülkeyi kime emanet
edeceğiz?
Siyasal yarışma
yalnızca iktidarın zayıflığı üzerinden kazanılmaz. Yönetim seçeneğinin
yönetebilir görünmesi gerekir. Özellikle kriz dönemlerinde seçmen ideolojik
yakınlıktan önce kapasite sinyali arar. Devleti kim yönetecek? Ekonomiyi kim
toparlayacak? Kurumları kim ayağa kaldıracak?
Bu yazı tam
da bu nedenle kaleme alındı. Amaç bir polemik üretmek ya da güncel siyasal
tartışmaya katkı sağlamak değildir. Amaç, ana muhalefet partisinin karşı
karşıya olduğu daha derin bir sorunu tartışmaktır: yönetebilirlik sorunu. CHP’nin
başarısı, yalnızca bir partinin başarısı değildir. Türkiye’de demokratik
geçişin olanaklı olup olmayacağı büyük ölçüde bu partinin güven üretebilme
kapasitesine bağlıdır. Bu nedenle eleştiri dışarıdan değil, içeriden bir
sorumluluk çağrısıdır.
Bir önceki
yazıda rejimin korunma frenlerini tartışmıştım. Bu yazıda ise başka bir soruya
odaklanacağım: Muhalefet bu frenleri aşabilecek yönetim kapasitesini kurmuş
mudur?
Sorun tam da
burada başlıyor.
Amaç ve
Hedefler
Bu yazının
amacı bir siyasal polemik üretmek değildir. Amaç, ana muhalefet partisinin
önündeki en kritik eşiği soğukkanlı biçimde tartışmaktır: yönetebilirlik
kapasitesi.
Bir önceki
yazımda otoriter rejimin kendini nasıl koruduğunu çözümlemiştim. Bu yazı ise o çözümlemenin
zorunlu ikinci aşamasıdır. Eğer iktidar değişiminin önünde kurumsal frenler
varsa, bu frenleri aşabilecek bir seçeneğin hangi niteliklere sahip olması
gerektiğini de konuşmak gerekir.
Bu çerçevede
yazının üç temel hedefi vardır:
Birincisi, “yönetebilirlik” kavramını açıklığa kavuşturmak: Seçmenin
aradığı şey yalnızca iyi niyet ya da reform söylemi değildir. Kriz yönetme
kapasitesi, teknik yeterlilik ve devlet sürekliliği güvencesidir.
İkincisi, CHP’nin mevcut örgütlenme modeli ve kadro kurma
uygulamalarının bu kapasiteyi üretip üretmediğini sorgulamak: Bu sorgulama
kişisel değil yapısaldır. Sorun kişilerden çok mekanizmalardır.
Üçüncüsü, somut ve uygulanabilir reform önerileri geliştirmek:
Amaç eleştirmek değil, güçlendirmektir. CHP’nin kurumsal kapasitesini artıracak
adımlar tartışılmadan, iktidar seçeneği olma savı eksik kalacaktır.
Bu yazı bir
uyarı metni değildir, bir hazırlık çağrısıdır. Türkiye ağır bir krizden
geçmektedir ve bu kriz pansumanla değil, yapısal müdahale ile aşılabilir. Bu
müdahaleyi gerçekleştirecek siyasal öznenin yalnızca haklı değil, hazır olması
gerekir. Sorulması gereken soru şudur: CHP haklı olabilir. Peki hazır mı?
Araştırma
Soruları
Bu yazı şu
temel sorulara yanıt aramaktadır:
Türkiye’de mevcut iktidarın meşruluk aşınması muhalefetin
iktidar seçeneği olarak görülmesi için yeterli midir? Değilse neden?
Otoriter bağlamlarda muhalefetin yönetebilirlik kapasitesi
hangi unsurlardan oluşur?
Seçmen davranışında “değişim isteği” ile “güvenli değişim
beklentisi” arasındaki fark nedir?
CHP’nin mevcut örgütlenme modeli ve kadro seçme biçemi kriz
dönemlerinde gerekli olan teknik ve yönetsel kapasiteyi üretmekte yeterli
midir?
Parti içi kurumsallaşma düzeyi ile iktidar seçeneği olabilme
kapasitesi arasında nasıl bir ilişki vardır?
CHP’nin yarım yüzyılı aşan iktidar deneyimsizliği kadro
mimarisi ve seçkin üretim mekanizmaları açısından nasıl açıklanabilir?
Güven üretmeyen bir muhalefet meşruluğu aşınmış bir rejimi
sandık yoluyla değiştirebilir mi?
Bu soruların
ortak ekseni şudur: İktidar değişimi olanaklı olabilir, fakat yönetilebilir bir
değişim olanaklı mıdır?
YÖNTEM
Bu yazı deneysel
veri toplama veya alan araştırması içermemektedir. Çözümleme, aşağıdaki üç
boyuta dayanmaktadır:
Kuramsal
çerçeve: Otoriter rejimlerin korunma
mekanizmaları ve muhalefetin yönetebilirlik kapasitesi yazını temel alınmıştır.
Yönetebilirlik kavramı, siyasal kuram ve kriz yönetimi yazını çerçevesinde
yorumlanmıştır.
Önceki
yazının çözümlemesi: Bir
önceki makalede Türkiye’de rejimin kurumsal frenleri ayrıntılı şekilde
tartışılmıştır. Bu yazı, o çözümlemeyle bağlantılı olarak muhalefetin bu
frenleri aşabilme kapasitesine odaklanmaktadır.
Olay
çözümlemesi: Ana
muhalefet partisi, mevcut kadro yapısı, liderlik yaklaşımı ve kurumsallaşma
düzeyi üzerinden incelenmiştir. Çözümleme, doğrudan gözlem ve belgelerden çok
parti içi yapının kurumsal normlar ve yönetim kapasitesi bağlamında
değerlendirilmesi ile gerçekleştirilmiştir.
Bu yöntem
ile amaçlanan, somut veriler yerine yapısal ve kavramsal çözümleme üzerinden
Türkiye’de muhalefetin yönetebilirlik kapasitesini anlamaktır. Bu yaklaşım hem
açıklayıcı hem de okur için yönlendirici bir çerçeve sunmaktadır.
KURAMSAL
ÇERÇEVE
Bu ikinci
aşamanın çözümlemesi CHP’nin yönetebilirlik kapasitesini ve iktidar seçeneği
olabilme gücünü değerlendirmek amacıyla beş kavram üzerinden
temellendirilebilir:
Demokratik İktidar Değişimi Kapasitesi
(Democratic
Alternation Capacity)
Demokratik
iktidar değişimi kapasitesi, bir muhalefet partisinin yalnızca seçimleri
kazanması değil, seçim sonrasında devlet mekanizmalarını etkili biçimde
yönetebilme yeteneğini ifade eder. Bu kavram, iktidarın meşruluk kaybının tek
başına iktidar seçeneği olarak algılanmak için yeterli olmadığını vurgular.
Parti, seçim sonrasında devlet işleyişinde kararlılık ve etkililik
sağlayabilecek teknik ve yönetsel kapasiteyi sergilemelidir.
Muhalefetin
Kurumsal Hazırlığı (Opposition Institutional Readiness)
Muhalefetin
kurumsal hazırlığı, parti içi örgütlenme, kadro seçme mekanizmaları, liyakat ve
deneyim gibi unsurları kapsar. Kurumsal olarak hazır olan muhalefet, kriz
dönemlerinde etkili bir şekilde devlet mekanizmalarını devralabilecek ve
yönetebilecek kapasiteyi gösterebilir. Bu kavram, örgütsel belirsizlik ve
liyakat eksikliği olan partiler için kritik bir sınırlayıcı etmendir.
Geçişin
Güvenilirliği (Transition Credibility)
Geçişin
güvenilirliği, seçmen ve toplum nezdinde iktidar değişiminin öngörülebilir ve
yönetilebilir olduğunu gösteren algıyı ifade eder. Seçmen, yalnızca değişim
talebinde bulunmaz, aynı zamanda bu değişimin güvenli ve kararlı bir şekilde
gerçekleşeceğine inanmak ister. Bu kavram, güvenli değişim beklentisi ile
doğrudan ilişkilidir.
Rejimden Çıkış Güvencesi (Regime Exit Assurance)
Rejimden
çıkış güvencesi, mevcut otoriter veya karma (hibrit) yapının sorunsuz biçimde
değişebileceğine ilişkin toplumsal ve kurumsal güveni ifade eder. Bu kavram hem
mevcut iktidarın meşruluk aşınması hem de muhalefetin yönetebilirlik kapasitesi
ile yakından bağlantılıdır. Eksik güvenceler, iktidar değişimi süreçlerini
riskli ve belirsiz kılar.
Devlet Sürekliliği Öğretisi (State Continuity Doctrine)
Devlet
sürekliliği öğretisi, iktidar değişimi sırasında devletin temel kurumlarının ve
hizmetlerinin aksatılmadan çalışmaya devam etmesini sağlayan ilkeleri ifade
eder. Muhalefetin yönetebilirlik kapasitesi, devlet sürekliliğini güvence
altına alabilecek yapıların ve kadroların varlığıyla desteklenmelidir. Seçmen,
bu güveni algılamadan iktidar değişimini desteklemez.
Bu çerçeve,
tartışma ve çözümleme bölümünde ortaya çıkan tüm sorunları sistemli bir
kavramsal düzleme oturtur. CHP’nin yönetebilirlik krizi, bu beş kavram
temelinde çözümlenebilir ve reform önerileri bu çerçeve üzerinden
yapılandırılabilir.
YÖNETEBİLİRLİK
KAVRAMI
Yönetebilirlik,
siyasal yazında genellikle bir iktidar seçeneği veya hükümetin, devlet ve
toplum üzerindeki etkili ve güvenli denetim kapasitesi olarak tanımlanır. Daha
basitçe söylemek gerekirse, yönetebilirlik, toplumun “Bu kişiler devleti ve
krizleri yönetebilir” diyebileceği güven sinyallerinin toplamıdır. Bu kavram,
kriz dönemlerinde daha da kritik duruma gelir. Çünkü toplum değişim istese de
belirsizlikten korkar. Sadece program sunmak, reform söylemleri veya ideolojik
haklılık seçmen gözünde yeterli değildir. Asıl soru şudur: Bu değişimi kimin
yöneteceğine ilişkin güven var mı?
Yönetebilirliğin
Beş Temel Bileşeni
Yönetebilirliğin
kuramsal çerçevesi beş unsur üzerine kurulmuştur:
Kadro ve Teknik Kapasite: Parti, devlet yönetmeye hazır ve yetkin bir kadro
sunabilmelidir. Seçmen, programdan önce bu kadroların varlığına bakar.
Geçiş Takvimi: Kriz döneminde somut planlar, belirsizliği azaltır. İlk 100
gün ve ilk yıl planları güven üretir.
Devlet Sürekliliği Güvencesi: Kurumlar aksamayacak, hizmetler
kesilmeyecek ve bürokrasi tasfiye edilmeyecek mesajı verilmelidir.
Liderlik ve İkna Yeteneği: Liderin krizleri tanılama, maliyetleri anlatma ve zor
karar alma kapasitesi güvenin doğrudan sinyalidir.
Kurumsal Normlar ve Partiye Kadro Kazandırma: Kadro seçimi saydam ve liyakate
dayalı olmalı ve akraba kayırmacılığı veya siyasal klikler yönetebilirliği
zayıflatır.
Bu beş
unsur, Türkiye gibi belirsizliklerin yüksek olduğu bir ortamda muhalefetin
yönetebilirlik kapasitesini belirleyen temel parametrelerdir.
Kuramsal
Çerçeve ile Makalenin Amacı Arasındaki İlişki
Kuramsal yazından
aldığım bu çerçeve makalemin omurgasını oluşturmaktadır. CHP örneğinde bu beş
bileşeni çözümleyerek şu soruyu sormak istiyorum: “Mevcut liderlik ve kadro
yapısı, Türkiye’de güvenli bir değişim sinyali üretmeye yeterli mi?” Bu sorunun
yanıtı makalenin hem eleştirel hem de yol gösterici yönünü belirleyecektir.
ÇÖZÜMLEME
Türkiye’de
mevcut iktidarın meşruluk aşınması muhalefetin iktidar seçeneği olarak
görülmesi için yeterli midir?
Mevcut
iktidarın meşruluk aşınması, muhalefetin iktidar seçeneği olarak algılanması
için tek başına yeterli değildir. Meşruluk kaybı, iktidarın performansına ve
kurumların işleyişine ilişkin eleştiriler üretebilmekte ve iktidarın kriz
yönetme kapasitesinin sorgulanmasına yol açabilmektedir. Ancak muhalefetin
iktidar seçeneği olarak görünürlüğü yalnızca iktidarın başarısızlıklarının
sergilenmesine bağlı değildir. Seçmen, iktidarın seçeneği olan parti ve
liderlik yapısının devlet ve kriz yönetiminde yeterli kapasiteye sahip olup
olmadığını değerlendirmektedir.
Muhalefetin
yönetebilirlik kapasitesi, kriz dönemlerinde seçmenin güven sinyali algısı ile
doğrudan ilişkilidir. Bu bağlamda, kadro yapısı, liderlik yaklaşımı, kurumsal saydamlık
ve teknik yeterlilik iktidar seçeneği olarak algılanmada belirleyici
unsurlardır. Türkiye bağlamında, parti içi liyakat mekanizmalarının
sınırlılığı, teknik ve deneyimli kadroların görünürlüğünün yetersizliği
yönetebilirlik algısını zayıflatmaktadır. Ayrıca, CHP’nin uzun süredir iktidar
olmamış olması seçmende partiye ilişkin “hazır iktidar seçeneği” algısının
oluşmasını engellemektedir.
Dolayısıyla,
mevcut iktidarın meşruluk aşınması gerekli bir koşul olmakla birlikte,
muhalefetin iktidar seçeneği olarak görülmesi için yeterli değildir.
Yönetebilirlik algısı, kadro, liderlik ve kurumsal kapasite unsurlarının
birlikte ve görünür biçimde varlığını gerektirmektedir.
Otoriter
bağlamlarda muhalefetin yönetebilirlik kapasitesi hangi unsurlardan oluşur?
Otoriter
bağlamlarda muhalefetin yönetebilirlik kapasitesi yalnızca siyasal programın
içeriği ile belirlenmez. Bunun yerine yapısal ve kurumsal unsurların toplamıyla
şekillenir. Yazında (Levitsky ve Ziblatt, 2018; Brownlee, 2007; Bermeo, 2016)
bu kapasite iktidar seçeneği olarak algılanabilmenin ve değişimi güvenli
biçimde yönetebilmenin temel koşulu olarak tanımlanmaktadır.
Muhalefetin
yönetebilirlik kapasitesi beş temel unsurdan oluşur:
Kadro ve teknik kapasite. Parti, devlet yönetimi ve kriz yönetimi için gerekli
olan deneyimli, uzman ve teknik yetkin kadroları oluşturmak ve görünür kılmak
zorundadır. Bu kadrolar, ekonomi, dış siyasa, güvenlik, bürokrasi ve adalet
gibi kritik alanlarda etkililik gösterebilecek yeterlilikte olmalıdır.
Liderlik kapasitesi: Liderlik, yalnızca karizmatik nitelikler değil, aynı zamanda
krizleri çözümleme, karar alma, eş güdüm ve iletişim kapasitesini içerir.
Lider, güvenli değişim sinyali üretebilecek stratejik görünürlüğe sahip
olmalıdır.
Kurumsal saydamlık ve normlar: Parti içi süreçler, liyakat ve saydamlık
temelinde işlediğinde seçmene seçeneğin yönetilebilirliği konusunda güven
verecek sinyaller ortaya çıkar. Patronaj ağları, fraksiyonel klikler veya
akraba kayırmacılığı gibi uygulamalar yönetebilirliği zayıflatır.
Program ve geçiş stratejisi: Muhalefet, kriz dönemlerinde somut ve
uygulanabilir planlar sunmalıdır. İlk 100 gün planları, bir yıllık reform
takvimleri ve devlet sürekliliğini güvence altına alan siyasalar değişim
sürecinin güvenli olduğunu gösterir.
Görünürlük ve iletişim: Yönetebilirlik kapasitesi yalnızca içeride üretilmiş
olma ile sınırlı değildir. Seçmene görünür olmalıdır. Bu görünürlük, güven
sinyallerinin iletilmesi ve toplumun algısının oluşturulmasında kritik rol
oynar.
Bu beş unsur
birlikte değerlendirildiğinde, muhalefetin otoriter bağlamda iktidar seçeneği
olarak algılanabilirliği ortaya çıkar. Sadece program veya ideolojik haklılık
yönetebilirlik kapasitesinin belirlenmesinde yeterli değildir. Aksine, teknik
ve kurumsal kapasite ile birlikte somut ve görünür kadro ve liderlik sinyalleri
seçmen güveninin oluşmasında belirleyici rol oynar.
Seçmen
davranışında “değişim isteği” ile “güvenli değişim beklentisi” arasındaki fark
nedir?
Seçmen
davranışı, yalnızca mevcut iktidardan duyulan memnuniyetsizlikle açıklanamaz. Yazında
(Linz, 2000; Levitsky ve Way, 2010; Brownlee, 2007) otoriter veya karma
rejimlerde seçmen iki farklı ancak birbirine bağlı devingene göre hareket
etmektedir: değişim isteği ve güvenli değişim beklentisi.
Değişim isteği: Değişim isteği, seçmenin mevcut yönetimin başarımına ilişkin
memnuniyetsizliği, krizlerin yoğunluğu veya toplumsal ve ekonomik koşullardaki
olumsuzluklar temelinde ortaya çıkar. Bu duygu, genellikle kısa vadeli
tepkilerle ilişkilidir ve eleştirel bir tavrı ifade eder. Ancak değişim isteği
tek başına iktidar değişikliğinin sandığa yansımasını güvence altına almaz.
Güvenli
değişim beklentisi: Güvenli
değişim beklentisi seçmenin iktidar seçeneğinin devlet ve kriz yönetimi
kapasitesine ilişkin algısını ifade eder. Bu algı, yalnızca değişim isteğinin
ötesinde değişimin öngörülebilir, yönetilebilir ve kararlı bir biçimde
gerçekleşeceğine ilişkin inancı içerir. Seçmen, bu güven sinyali olmadan
değişimi riskli olarak algılar ve seçim davranışını temkinli biçimde düzenler.
Farkın
önemi: Değişim
isteği yüksek olsa da güvenli değişim beklentisi oluşmamışsa seçmen davranışı,
riskten kaçınma mekanizmaları ile sınırlandırılır. Bu durum, muhalefetin
yalnızca iktidarın hatalarını göstermekle sınırlı kaldığı durumlarda sandığa
yansıyan oy desteğinin sınırlı kalmasına yol açar. Güvenli değişim beklentisi,
teknik kapasite, kadro görünürlüğü, liderlik güvenilirliği ve somut planların
varlığı ile doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla seçmen davranışında değişim
isteği güdüsel bir itici güç iken, güvenli değişim beklentisi, bu güdülenmenin
sandığa yansıyabilmesi için gerekli koşulu oluşturur. Yönetebilirlik
kapasitesinin görünür biçimde varlığı değişim isteğinin seçim sonuçlarına
dönüşmesini sağlayan anahtar unsurdur.
CHP’nin
mevcut örgütlenme modeli ve kadro seçme biçemi kriz dönemlerinde gerekli olan
teknik ve yönetsel kapasiteyi üretmekte yeterli midir?
CHP’nin
mevcut örgütlenme modeli ve kadro seçme biçemi kriz dönemlerinde gerekli olan
teknik ve yönetsel kapasiteyi üretme açısından sınırlı bir yeterlilik
göstermektedir. Parti içi mekanizmalar, kariyer basamakları, liyakat ve saydamlık
ilkeleri açısından incelendiğinde aşağıdaki yapısal sorunlar
belirginleşmektedir:
Liyakat ve uzmanlık eksikliği: Kadro seçimi çoğunlukla parti içi
dengeler, akraba veya yandaş kayırmacılığı ve siyasal kliklerin etkisiyle
şekillenmektedir. Bu durum, teknik uzmanlık ve deneyim gerektiren pozisyonlarda
liyakatli adayların öne çıkmasını sınırlamaktadır.
Kurumsal normların yetersizliği: Parti örgütlenmesinde merkezi ve
yerel düzeyde saydam ve sistemli kariyer yolları bulunmamaktadır. Bu eksiklik,
bürokratik veya teknik kapasiteye sahip adayların yükselmesini engellemektedir.
Gençleştirme, kadınlaştırma ve temsil çeşitliliği ile teknik
yeterlilik çatışması: Mevcut liderlik anlayışında gençleştirme ve kadın temsili
önceliklendirilmekte, ancak bu süreçler bazen deneyim ve kariyer ölçütlerini
gözetmemektedir. Bu durum, kriz dönemlerinde gereksinim duyulan teknik ve
yönetsel kapasiteyi sınırlamaktadır.
Kadro görünürlüğünün düşük olması: Parti içindeki yetkin kadrolar seçmen
nezdinde görünür kılınmamaktadır. Bu eksiklik, güvenli değişim algısının
oluşmasını engeller ve muhalefetin yönetebilirlik kapasitesine ilişkin
şüpheleri artırır.
Süreklilik ve kriz yönetimi deneyiminin sınırlılığı: Parti, geçmişte sınırlı süreli
yönetim deneyimleri edinmiş olsa da uzun dönemli ve sistemli kriz yönetimi
kapasitesini kurumsal olarak geliştirememiştir. Bu durum, mevcut kadro ve
örgütlenme modelinin kritik dönemlerde gerekli başarımı sağlama yeteneğini
kısıtlamaktadır.
CHP’nin
mevcut örgütlenme modeli ve kadro seçme biçemi, kriz dönemlerinde gerekli olan
teknik ve yönetsel kapasiteyi üretmekte sınırlı kalmaktadır. Yönetebilirlik
kapasitesi, yalnızca program ve siyasal söylemle sağlanamaz, görünür, liyakatli
ve deneyimli kadroların varlığı ve sistemli bir örgütlenme modeli ile
desteklenmesi gerekir.
Parti içi
kurumsallaşma düzeyi ile iktidar seçeneği olabilme kapasitesi arasında nasıl
bir ilişki vardır? Parti
içi kurumsallaşma düzeyi, bir partinin iktidar seçeneği olarak
algılanabilirliğini belirleyen temel unsurlardan biridir. Kurumsallaşma,
örgütün iç işleyişinin, kadro seçiminin, siyasa üretim mekanizmalarının ve
liderlik uygulamalarının sistemli, saydam ve kararlı biçimde işlemesini ifade
eder (Panebianco, 1988; Katz ve Mair, 1995). Yüksek düzeyde kurumsallaşmış
partiler, kriz dönemlerinde gerekli teknik ve yönetsel kapasiteyi üretme
konusunda üstünlük sahibidir.
Bu üstünlüğün
nedenleri şunlardır:
Sistemli kadro üretimi ve liyakat: Kurumsallaşmış partiler, liyakate
dayalı, öngörülebilir ve saydam kadro seçim mekanizmalarına sahiptir. Bu
mekanizmalar, partiye yeni yeteneklerin girişini ve deneyimli kadroların
sürekli olarak yetişmesini sağlar. Bu durum, yönetilebilirliği doğrudan
artırır.
Siyasa üretimi ve planlama kapasitesi: Kurumsal normlar çerçevesinde
çalışan partiler, krizler karşısında hızlı ve eş güdümlü siyasa üretme
yeteneğine sahiptir. Sistemli planlama güvenli değişim algısının oluşmasını
destekler.
Liderlik destek yapıları: Kurumsallaşmış partilerde liderlik, kişisel
karizmanın ötesinde, örgütsel ve teknik destek yapıları ile desteklenir. Bu,
liderin kriz yönetiminde kapasitesini güçlendirir ve güven üretir.
Süreklilik ve öngörülebilirlik: Kurumsal normlar ve işleyiş lider
değişiklikleri veya dönemsel krizler sırasında partinin kararlılığını
korumasını sağlar. Seçmen nezdinde süreklilik ve öngörülebilirlik, partiye
iktidar seçeneği olarak güven verecek temel unsurlardır.
Parti içi
kurumsallaşma düzeyi ile iktidar seçeneği olabilme kapasitesi arasında doğrudan
bir ilişki vardır. Kurumsallaşma, partiye teknik kapasite, liderlik desteği,
liyakat ve öngörülebilirlik sağlar. Bu unsurlar olmadan parti, toplum nezdinde
güvenli ve yönetilebilir bir iktidar seçeneği olarak algılanamaz. Türkiye
bağlamında, CHP’nin kurumsallaşma eksiklikleri iktidar seçeneği olarak
algılanmasını sınırlayan temel etmenlerden biri olarak değerlendirilebilir.
CHP’nin
yarım yüzyılı aşan iktidar deneyimsizliği kadro mimarisi ve seçkin üretim
mekanizmaları açısından nasıl açıklanabilir?
CHP’nin
yaklaşık elli yılı aşan iktidar deneyimsizliği kadro mimarisi ve seçkin üretim
mekanizmalarının yapısal özellikleri ile doğrudan ilişkilidir. Bu durum, üç
temel düzlemde açıklanabilir:
Kadro seçme ve seçkin üretim mekanizmalarının sınırlılığı: Parti içi yükselme ve kadro belirleme
süreçleri çoğunlukla merkezi otorite ve siyasal kliklerin etkisi altında
gerçekleşmektedir. Liyakat ve teknik yeterlilik ölçütleri, genellikle ikinci
planda kalmakta ve akraba kayırmacılığı, mezhepsel ve bölgesel yakınlıklar ve
parti içi dengeler daha belirleyici olmaktadır. Bu mekanizmalar, partiye
sürekli ve yetkin bir seçkin kadro havuzu kazandırmakta yetersiz kalmaktadır.
Kurumsal belirsizlik ve örgütlenme eksikliği: CHP’nin örgütlenme modeli parti içi
kariyer yollarını saydam ve sistemli biçimde belirleyememektedir. İlçe
düzeyinden genel merkeze kadar kurumsal normlar ve standartlaşmış süreçlerin
eksikliği, yetkin kadroların yetişmesini ve görünür duruma gelmesini
engellemektedir. Bu durum, uzun süreli iktidar deneyimi kazanmayı da
sınırlandırmaktadır.
Tarihsel ve siyasal bağlam: CHP, Türkiye’de 20. yüzyılın ikinci
yarısından itibaren siyasal yarışmada sürekli ana muhalefet konumunda
kalmıştır. Bu durum hem yönetim deneyiminin sınırlı kalmasına hem de parti içi seçkin
üretim ve kadro oluşturma mekanizmalarının yeterince sınanıp olgunlaşmamasına
yol açmıştır. Ecevit örneği, kısa süreli başarıların güven üretebildiğini
göstermektedir. Ancak kalıcı ve kurumsal bir seçkin havuzu oluşturulamamıştır.
CHP’nin
yarım yüzyılı aşan iktidar deneyimsizliği, partinin kadro mimarisi ve seçkin
üretim mekanizmalarındaki yapısal sınırlılıklar ile açıklanabilir. Yetersiz ve saydam
olmayan kadro mekanizmaları, teknik ve yönetsel kapasitenin kurumsal olarak
üretilmesini engellemekte ve örgütlenme eksiklikleri kriz dönemlerinde
yönetebilirlik algısını sınırlamaktadır. Bu durum, partiye yönelik güvenli
değişim beklentisinin zayıf olmasının temel nedenlerinden biridir.
Güven
üretmeyen bir muhalefet meşruluğu aşınmış bir rejimi sandık yoluyla
değiştirebilir mi?
Güven
üretmeyen bir muhalefet meşruluğu aşınmış bir rejimi sandık yoluyla değiştirme
kapasitesine sınırlı düzeyde sahiptir. Yazında (Levitsky ve Way, 2010;
Brownlee, 2007; Bermeo, 2016) vurgulandığı üzere, iktidarın meşruluk kaybı tek
başına iktidar değişimi için yeterli değildir. Değişim, seçmen nezdinde güvenli
ve yönetilebilir bir seçenek algısının oluşmasına bağlıdır.
Meşruluğu
aşınmış bir rejimde seçmen hem mevcut iktidarın başarısızlıklarını görmekte hem
de olası muhalefet liderinin ve kadrosunun krizleri yönetme kapasitesini
değerlendirmektedir. Eğer muhalefet, yönetebilirlik kapasitesini görünür
biçimde sergileyemiyorsa seçmen değişim talebini sandığa yansıtmakta temkinli
davranır. Bu durum, özellikle ekonomik ve kurumsal krizlerin yoğun olduğu
dönemlerde daha belirgindir.
Güven üretme
unsurları arasında teknik kapasite, liyakatli ve deneyimli kadro, somut geçiş
planları ve liderlik güvenilirliği yer alır. Bu unsurların eksikliği,
muhalefetin iktidar seçeneği olarak algılanmasını sınırlamakta ve sandık
yoluyla iktidar değişimini riskli bir seçenek olarak gösterilmektedir.
Dolayısıyla güven üretmeyen bir muhalefet meşruluğu aşınmış bir rejimi sandık
yoluyla değiştirebilme kapasitesine sahip değildir. Değişim talebi mevcut olsa
da güven sinyali olmadan bu talep gerçek sonuçlara dönüşmez.
Muhalefetin
iktidar seçeneği olarak algılanması ve sandık yoluyla değişim
gerçekleştirebilmesi yalnızca iktidarın meşruluk kaybına bağlı değildir.
Yönetebilirlik kapasitesinin görünür ve inandırıcı biçimde sergilenmesi güvenli
değişim algısının oluşmasını sağlayacak temel koşuldur. Bu bağlamda,
muhalefetin güven üretme kapasitesi demokratik geçişin başarısı açısından
belirleyici bir değişkendir.
TARTIŞMA
Türkiye
bağlamında, CHP’nin mevcut örgütlenme modeli, liderlik anlayışı ve kadro seçme
biçimi, araştırma sorularında ortaya konan yönetebilirlik bileşenleri temelinde
değerlendirildiğinde parti ciddi bir yönetebilirlik krizine sahiptir. Bu kriz,
hem iktidar seçeneği olarak algılanabilirliğini sınırlamakta hem de toplumsal
değişim talebine yanıt verme kapasitesini engellemektedir. Tartışmada önceki
fikirler ve gözlemler ışığında, sorun alanları şu şekilde somutlaşmaktadır:
Meşruluk
Aşınması ve Değişim İsteği: CHP, mevcut iktidarın meşruluğunun ciddi biçimde aşındığını
gösteren eleştiriler üretmekte, ancak bu eleştiriler tek başına partiye iktidar
seçeneği görünümü kazandırmamaktadır. Önceki tartışmalarımızda vurgulandığı
gibi, toplum değişimden korkmamakta, aksine değişim istemektedir. Ancak aynı
toplum, değişimin güvenli ve yönetilebilir olmasını da beklemektedir. CHP,
değişim isteğine yanıt üretmekte, ancak güvenli değişim beklentisini
oluşturmakta yetersiz kalmaktadır.
Liderlik,
Kadro ve Kurumsal Normlar: Özel liderliği altındaki parti yapısı, gençleştirme ve kadınlaşma siyasalarını
önceliklendirmekte, ancak bu süreçler liyakat, kıdem ve teknik yeterliliği
ikincil plana itmektedir. Tartışmalarımızda öne çıkan kritik gözlemler
şunlardır:
Bir liderin en önemli yeteneği doğru insan seçebilme
kapasitesidir. Bu kapasite CHP’de yeterince gözlemlenmemektedir.
Kadro yetersizliği ve yönetim yetkinliklerinin zayıflığı
partiye kriz dönemlerinde gerekli yönetebilirlik kapasitesini
sağlayamamaktadır.
Parti içi kadro oluşturma ve geliştirme, akraba ve yandaş
kayırmacılığı, mezhepsel yakınlık ve diğer büropatalojiler nedeniyle sınırlıdır.
Liyakat eksikliği ilçe düzeyinden genel merkeze kadar sistemli
bir sorun olarak gözlenmektedir.
Bu unsurlar,
yönetebilirlik kapasitesinin temel yapıtaşlarını zayıflatmakta ve seçmen
nezdinde güven sinyali üretilememektedir.
Tarihsel
İktidar Deneyimsizliği ve Seçkin Kadro Üretim Mekanizmaları: CHP, yarım yüzyılı aşkın bir süredir
iktidar olamamış dolayısıyla kriz yönetimi ve devlet işleyişine ilişkin deneyim
birikimi sınırlı kalmıştır. Önceki tartışmalarda Ecevit örneği, başarılı bir
program ve güçlü bir güven sinyali ile geçici yönetebilirlik sağlanabileceğini
göstermektedir. Ancak kurumsal kapasite ve kadro üretim mekanizmaları uzun
vadede bu deneyimi sürdürecek şekilde örgütlenmemiştir. Bu bağlamda, parti seçkininin
kriz yönetiminde etkin kapasite geliştirmesi sınırlı kalmaktadır.
Seçmen
Algısı, Değişim İsteği ve Güvenli Değişim Beklentisi: Toplumun değişim isteği güçlüdür,
ancak seçmen aynı zamanda güvenli değişim beklentisi aramaktadır. CHP, kadro ve
liderlik görünürlüğü ile teknik kapasitesini yeterince sergileyememekte ve bu
nedenle değişim talebini sandığa dönüştürecek güven sinyalini verememektedir.
Değişim isteği ile güvenli değişim beklentisi arasındaki boşluk partiye iktidar
seçeneği olarak bakışı sınırlamaktadır.
Kurumsallaşma
ve Örgütsel Kapasite: Parti içi kurumsallaşma düzeyi ile iktidar seçeneği olabilme kapasitesi
arasında doğrudan ilişki vardır. CHP’de kurumsal normların eksikliği ve
örgütsel belirsizlik, liyakatli kadroların yükselmesini engellemekte ve kriz
dönemlerinde teknik kapasitenin görünürlüğünü azaltmaktadır. Liderlik
yapısındaki tercihler, gençleştirme ve temsil çeşitliliği siyasaları ile teknik
yeterlilik arasında çatışmalar üretmekte ve bu durum, yönetebilirlik
kapasitesini zayıflatmaktadır.
Araştırma
soruları çerçevesinde yapılan çözümleme, CHP’nin yönetebilirlik kapasitesinin
yapısal sınırlılıklarını göstermektedir. Bu sınırlılıklar üç düzeyde
toplanabilir: kurumsal yapı, kadro mimarisi ve güven üretme kapasitesi.
Birinci
olarak, parti içi kurumsallaşma düzeyi ile iktidar seçeneği olabilme kapasitesi
arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Kurumsallaşma, liyakat temelli
kadro üretimi, öngörülebilir kariyer yolları ve sistemli karar alma
mekanizmaları gerektirir. CHP örneğinde bu mekanizmaların yeterince
ölçünleşmemiş olması, teknik ve yönetsel kapasitenin süreklilik içinde
üretilmesini sınırlamaktadır.
İkinci
olarak, kadro seçme ve yükseltme pratikleri yönetebilirlik kapasitesini
doğrudan etkilemektedir. Liyakat dışı etmenlerin (kişisel yakınlık, klik
yapıları, yerel dengeler) belirleyici olması, kriz dönemlerinde gereksinme
duyulan teknik uzmanlık ve deneyimin kurumsal olarak birikmesini
zorlaştırmaktadır. Gençleşme ve temsil çeşitliliği siyasaları demokratik açıdan
önemli olmakla birlikte, deneyim ve uzmanlıkla dengelenmediğinde yönetebilirlik
algısını zayıflatabilmektedir.
Üçüncü
olarak, güven üretme kapasitesi ile değişim isteği arasındaki boşluk dikkat
çekicidir. Türkiye’de değişim talebi yüksek olmakla birlikte, güvenli değişim
beklentisinin oluşması için teknik kapasitenin görünür biçimde sergilenmesi
gerekmektedir. CHP’nin yerel yönetim deneyimi ve program çalışmaları belirli
bir kapasiteye işaret etse de bu kapasitenin ulusal ölçekli kriz yönetimine
nasıl aktarılacağı yeterince somutlaştırılmamıştır.
Bu
çerçevede, CHP’nin karşı karşıya olduğu sorun yalnızca siyasal yarışma sorunu
değil, kurumsal ve yönetsel kapasite üretim sorunudur. Yönetebilirlik krizi,
partiye yönelik güvenli değişim algısının oluşmasını sınırlayan temel mekanizma
olarak ortaya çıkmaktadır.
Yönetebilirlik
Krizinin Değerlendirmesi
Tüm bu
unsurlar bir araya geldiğinde CHP’nin karşı karşıya olduğu yönetebilirlik krizi
açık biçimde ortaya çıkmaktadır. Parti, değişim talebi yüksek bir topluma hitap
etmesine karşın güven üretme kapasitesi sınırlı olduğu için mevcut iktidarın meşruluk
kaybını sandık yoluyla yönetilebilir bir değişime dönüştürememektedir. Sorunun
temel bileşenleri şunlardır: kadro yetersizliği ve liyakat eksikliği, kurumsal
norm ve örgütsel belirsizlik, liderlik kapasitesi ve kadro tercihleri, tarihsel
iktidar deneyimsizliği ve seçmen algısında güven sinyali eksikliği.
Bu çerçevede
CHP, yalnızca haklı bir muhalefet partisi olarak kalmakta, ancak güvenli ve
yönetilebilir bir iktidar seçeneği olma kapasitesi sınırlı kalmaktadır.
Yönetebilirlik krizinin aşılması partiye hem kriz dönemlerinde etkin yönetim
kapasitesi sağlayacak hem de seçmende güvenli değişim algısını oluşturacak
yapısal ve kurumsal reformları gerektirmektedir.
Kuramsal
Çerçevenin CHP Olayına Uygulanması
Demokratik
İktidar Değişimi Kapasitesi: CHP, mevcut iktidarın meşruluk aşınmasını eleştirel biçimde
göstermekte, ancak demokratik iktidar değişimi kapasitesini yeterince
sergileyememektedir. Parti, yalnızca seçimleri kazanma hedefiyle sınırlı
kalmakta ve kriz yönetimi, siyasa üretimi ve devlet mekanizmalarını devralma
kapasitesi açısından seçmen nezdinde güven yaratamamaktadır. Önceki
tartışmalarda vurgulandığı gibi, Ecevit döneminde kısa süreli iktidar deneyimi,
sınırlı da olsa demokratik iktidar değişimi kapasitesine işaret etmiş ancak
sürekli ve kurumsal bir kapasite oluşmamıştır.
Muhalefetin
Kurumsal Hazırlığı: CHP’nin
örgütlenme modeli, kurumsal hazırlık açısından sınırlıdır. Kadro seçme
süreçlerinde liyakat dışı etmenler (akraba kayırmacılığı, siyasal klikler,
mezhepsel yakınlık) öne çıkmakta ve teknik ve deneyimli kadroların görünürlüğü
sınırlanmaktadır. Kurumsal normların eksikliği, gençleştirme ve kadınlaşma siyasaları
ile teknik kapasite arasındaki çatışmalar, parti içi örgütlenme ve kriz
yönetimi kapasitesini zayıflatmaktadır. Bu durum, muhalefetin seçim sonrasında
devlet mekanizmalarını devralabilecek kurumsal hazırlığının eksikliğini
göstermektedir.
Geçişin
Güvenilirliği: Seçmen
değişim talebi yüksek olsa da iktidar değişiminin güvenli ve yönetilebilir
olacağına ilişkin algı oluşmadıkça sandığa yansımamaktadır. CHP, kadro
görünürlüğü ve teknik kapasiteyi yeterince sergileyemediği için geçişin
güvenilirliği konusunda seçmende tatmin edici bir algı yaratamamaktadır.
Liderlik tercihlerindeki duygusal ve siyasal odaklı seçimler geçişin
öngörülebilirliğini zayıflatmaktadır.
Rejimden
Çıkış Güvencesi: Mevcut
otoriter eğilimli yapıdan çıkışın güvence altına alınması hem devlet
kurumlarının sürekliliği hem de kriz yönetim kapasitesine bağlıdır. CHP’nin
yarım yüzyılı aşan iktidar deneyimsizliği ve seçkin üretim mekanizmalarının
eksiklikleri seçmen nezdinde bu güvencenin yeterince algılanmasını
engellemektedir. Parti, mevcut rejimin değişim süreçlerinde kararlılık
sağlayacak görünür ve güvenilir kadroları sunmamaktadır.
Devlet
Sürekliliği Öğretisi: Devlet sürekliliği iktidar değişimi sırasında kamu hizmetlerinin ve temel
kurumların aksatılmadan çalışmasını güvence altın alır. CHP’nin teknik ve
yönetimsel kadrolarının sınırlılığı devlet sürekliliğini güvence altına alacak
kapasitenin görünür biçimde var olmadığını göstermektedir. Seçmen, değişim
sonrası devletin işleyişinde aksama olmayacağına ilişkin güveni algılamadan
iktidar değişimini desteklememektedir. Kadro üretim mekanizmalarının sınırlı olduğu görülmektedir.
Bu beş
kavram çerçevesinde CHP olayı incelendiğinde, parti hem kurumsal hazırlık hem
demokratik iktidar değişimi kapasitesi hem de geçişin güvenilirliği açısından
eksiklikler taşımaktadır. Kadro, liderlik ve örgütsel normlardaki sınırlılıklar
devlet sürekliliği ve rejimden çıkış güvencesi konularında güven sinyali
oluşturmayı engellemektedir. Bu durum, yönetebilirlik krizini ve muhalefetin
iktidar seçeneği olarak algılanamamasını açıklayan temel mekanizmalardır.
SOMUT
REFORM VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Demokratik
İktidar Değişimi Kapasitesi
Krize
hazır yönetim planları geliştirmek: Parti, iktidara gelmesi durumunda uygulanacak siyasa ve kriz
yönetimi planlarını saydam ve somut biçimde hazırlamalıdır. Örneğin ekonomik
reform paketleri, kamu hizmetlerinde süreklilik planları ve acil durum yönetimi
protokolleri oluşturulmalıdır.
Süreklilik
temelli siyasa simülasyonları: Lider ve kadroların olası kriz senaryolarında karar alma
yetkinliği sınanarak kapasite görünürlüğü artırılmalıdır.
Muhalefetin
Kurumsal Hazırlığı
Liyakat
ve saydam kadro mekanizmaları: Parti içi terfi ve atamalarda deneyim, uzmanlık, kariyer ve
liyakat ölçütleri öncelikli duruma getirilmelidir. Akraba veya yandaş
kayırmacılığı sınırlanmalıdır.
Kadro
görünürlüğünü artırmak: Teknik ve deneyimli kadrolar, seçmen ve medya önünde görünür kılınmalı
ve kriz yönetim kapasitesi topluma net biçimde gösterilmelidir.
Eğitim ve
kapasite geliştirme programları: Parti içindeki genç ve deneyimli kadrolar için sürekli
yönetim ve teknik eğitim programları yaşama geçirilmelidir.
Geçişin
Güvenilirliği
Somut
geçiş planları ve iletişim stratejileri: Seçmen, iktidar değişiminin öngörülebilir ve güvenli
olduğunu net biçimde algılamalıdır. Parti, lider ve kadroların kriz
dönemlerinde sorumluluk alacaklarını ve siyasaların uygulanabilir olduğunu açık
biçimde göstermelidir.
Saydam ve
katılımcı süreçler:
Parti içi karar alma ve siyasa geliştirme süreçleri seçmen ve parti tabanına
güven sinyali verecek şekilde daha saydam duruma getirilmelidir.
Rejimden
Çıkış Güvencesi
Devlet
mekanizmaları ile etkileşim protokolleri: Parti, mevcut rejimden sorunsuz çıkış ve
iktidar devri için bürokrasi ve teknik kadrolarla iş birliği yollarını
oluşturmalıdır.
Simülasyon
ve kriz tatbikatları:
Rejim değişimi sırasında olası aksaklıkları önceden belirlemek ve müdahale
kapasitesini artırmak amacıyla tatbikatlar yapılmalıdır.
Devlet
Sürekliliği Öğretisi
Kritik
kurumların sürekliliğini güvence altına almak: Parti, iktidara gelmesi durumunda
devletin temel kurumlarının ve hizmetlerinin kesintisiz çalışmasını sağlayacak
mekanizmaları tasarlamalıdır.
Teknik
kadroların bütünleştirilmesi: Deneyimli bürokrat ve uzman kadrolar devlet sürekliliğini güvence
altına alacak biçimde parti planlarına alınmalıdır.
Bu reform
önerileri, CHP’nin yönetebilirlik krizini aşması, güvenli değişim sinyali
üretmesi ve seçmen nezdinde iktidar seçeneği olarak algılanmasını sağlayacak
temel adımlardır. Kadro, liderlik ve kurumsal yapının güçlendirilmesi sadece
parti içi reform değil, aynı zamanda demokratik iktidar değişiminin
uygulanabilirliğini güvence altına alan somut mekanizmalar anlamına
gelmektedir.
CHP’DE
KURUMSAL YENİDEN YAPILANMA VE YÖNETİMİ GELİŞTİRME ZORUNLULUĞU
CHP’nin
yönetebilirlik krizini aşabilmesi için parti içi kurumsal yeniden yapılanma ve
yönetim kapasitesini geliştirme programları kritik öneme sahiptir. Bu çerçevede
önerilen adımlar şunlardır:
Örgütsel
Yapının Yeniden Tasarlanması: Parti içi merkezi ve yerel düzeyde açık sorumluluk ve yetki
alanları tanımlanmalıdır. Karar alma süreçleri ölçünleştirilmeli ve saydamlaştırılmalıdır.
Örgütsel hiyerarşi, liyakat ve uzmanlığa dayalı olarak yeniden düzenlenmelidir.
Kadro ve
Liderlik Geliştirme Programları: Genç ve deneyimli kadrolar için sistemli eğitim programları
uygulanmalıdır (siyasal, teknik ve kriz yönetimi eğitimleri). Liderlik
kapasitesini artırmak için mentorluk, proje yönetimi ve kriz tatbikatları
devreye alınmalıdır.
Kurumsal
Kültür ve Normların Güçlendirilmesi: Parti içi normlar, liyakat, saydamlık ve hesap verebilirlik
temelinde yeniden yapılandırılmalıdır. Akraba, yandaş veya mezhepsel
kayırmacılığa dayalı atamalara son verilmeli ve kadro üretiminde ölçütler net
olarak tanımlanmalıdır.
İletişim
ve Eş Güdüm Mekanizmalarının Geliştirilmesi: Parti içi departmanlar ve yerel örgütler arasında eş
güdüm güçlendirilmeli ve bilgi akışı ve karar paylaşımı sistemli duruma
getirilmelidir. Kriz dönemlerinde hızlı ve etkili iletişim kanalları
oluşturulmalıdır.
Başarım
Değerlendirme ve Sürekli İyileştirme: Kadro ve örgütsel başarım düzenli olarak ölçülmeli ve geri
bildirim mekanizmaları ile iyileştirme süreçleri devreye alınmalıdır. Örgütsel
yeniden yapılanma tek seferlik değil, sürekli bir gelişim ve uyum süreci olarak
ele alınmalıdır.
CHP’nin
kurumsal yeniden yapılanma ve yönetim geliştirme çalışmaları, partinin
yönetebilirlik kapasitesini görünür biçimde artıracak, güvenli değişim algısı
oluşturacak ve kriz dönemlerinde iktidar seçeneği olarak seçmen nezdinde güven
sağlayacaktır. Bu çalışmalar, reform önerilerinin tümüyle doğrudan ilişkilidir
ve parti içi örgütsel kapasitenin temelini oluşturur.
SINIRLILIKLAR
VE KARŞI SAVLAR
Bu
çözümleme, CHP’nin yönetebilirlik kapasitesine ilişkin eleştirel bir çerçeve
sunmaktadır. Ancak partinin belirli alanlarda geliştirdiği kapasiteyi bütünüyle
göz ardı etmek çözümleme açısından eksik olacaktır. Özellikle büyükşehir
belediyelerinde elde edilen yönetim deneyimi, yerel düzeyde teknik ve yönetsel
kapasite birikimine işaret etmektedir. Ayrıca parti tarafından hazırlanan
kapsamlı siyasa belgeleri ve uzman çalışmaları kurumsal hazırlık yönünde bir
çabanın varlığını göstermektedir.
Bununla
birlikte, bu deneyim ve çalışmaların ulusal ölçekte bütüncül bir kriz yönetimi
kapasitesine dönüşüp dönüşmediği tartışmalıdır. Yerel yönetim başarımının
merkezi devlet mekanizmalarının devralınması ve eş güdümü ile aynı düzlemde
olmadığı dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla mevcut kapasite unsurları önemli
olmakla birlikte, güvenli değişim beklentisini karşılayacak ölçüde kurumsal ve
görünür bir yönetebilirlik çerçevesine dönüşmüş değildir.
ALGISAL
YÖNETİLEBİLİRLİK EŞİĞİ: KAVRAMSAL BİR AÇILIM
Bu çalışma,
yönetilebilirlik kapasitesinin yalnızca kurumsal ve teknik bir yeterlilik sorunu
olmadığını, aynı zamanda algısal ve psikolojik bir boyut içerdiğini ileri
sürmektedir. Siyasal iktidarın meşruluk kaybı, muhalefet için bir fırsat alanı
yaratmakla birlikte, bu durum tek başına iktidar değişimini güvence altına
almamaktadır. Seçmenin muhalefeti “devralmaya hazır” bir seçenek olarak
görmesi, ayrı bir eşik aşımını gerektirir. Bu bağlamda çalışmada “algısal
yönetilebilirlik eşiği” kavramsallaştırması önerilmektedir.
Algısal
yönetilebilirlik eşiği, seçmenin bir siyasi aktörü yalnızca eleştirel bir
muhalefet öznesi olarak değil, krizleri yönetebilecek, kurumsal sürekliliği
sağlayabilecek ve toplumsal kararlılığı sağlayabilecek bir iktidar seçeneği
olarak algılamaya başladığı psikolojik kırılma noktasını ifade eder. Bu eşik üç
temel unsurdan oluşmaktadır: (i) duygusal sakinlik üretme kapasitesi, (ii)
öngörülebilir ve takvimlendirilmiş siyasa çerçevesi sunma, (iii) görünür ve
güvenilir kadro yapısı.
Duygusal
sakinlik, sürekli kriz ve gerilim ortamlarında seçmene “rahatlama” duygusu
verebilen bir siyasal dil gerektirir. Öngörülebilirlik, belirsizlik üretmeyen,
açık takvim ve somut siyasa adımları içeren bir yönetim beklentisini ifade
eder. Kurumsal güven ise yalnızca program belgeleriyle değil, bu programları
uygulayabilecek kadro mimarisinin görünür kılınmasıyla olanaklıdır.
Bu
çerçevede, otoriter eğilimli veya yüksek kutuplaşma içeren rejimlerde meşruluk
aşınması ile iktidar değişimi arasında doğrudan ve otomatik bir ilişki
kurulamayacağı ileri sürülebilir. Meşruluk kaybı mevcut iktidarı zayıflatırken,
iktidar değişimini olanaklı kılan asıl dinamik, muhalefetin algısal
yönetilebilirlik eşiğini aşabilmesidir. Seçmen açısından değişim yalnızca
normatif olarak istenilen bir durum değil, aynı zamanda risk içeren bir
tercihtir. Bu risk algısını azaltan unsur ise yönetilebilirliğin duygusal ve
kurumsal olarak ikna edici biçimde sunulmasıdır.
Türkiye
bağlamında ana muhalefet partisi üzerinden yapılan çözümleme, yönetilebilirlik
meselesinin yalnızca teknik kapasite eksikliğiyle sınırlı olmadığını
göstermektedir. Partinin yerel yönetim deneyimi ve siyasa üretme çabaları
belirli bir kurumsal birikime işaret etmekle birlikte, bu birikimin ulusal
ölçekte bütüncül bir kriz yönetimi kapasitesine dönüştüğüne ilişkin algı henüz
yeterince pekişmemiş görünmektedir. Bu durum, değişim talebinin yüksek olduğu
dönemlerde dahi seçmenin “güvenli değişim” beklentisini karşılamada sınırlılık
yaratmaktadır.
Dolayısıyla
çalışma, yönetilebilirlik krizinin iki boyutlu olduğunu ileri sürmektedir:
nesnel kapasite üretim mekanizmalarındaki yapısal sorunlar ve bu kapasitenin
seçmen nezdinde algısal eşiği aşacak biçimde temsil edilememesi. Siyasal değişimin
gerçekleşebilmesi, bu iki boyutun eş zamanlı olarak güçlendirilmesine bağlıdır.
Bu çalışma,
yönetilebilirlik kapasitesinin yalnızca kurumsal ve teknik yeterlilikten ibaret
olmadığını, aynı zamanda “duygusal yönetilebilirlik” boyutu içerdiğini ileri
sürmektedir. Duygusal yönetilebilirlik, bir siyasal aktörün kriz ve belirsizlik
ortamında seçmende sakinlik ve güven duygusu üretebilme kapasitesini ifade
eder. Seçmen açısından iktidar değişimi yalnızca normatif bir tercih değil,
aynı zamanda risk içeren bir karardır. Bu risk algısını azaltan unsur, teknik
kapasitenin varlığı kadar, bu kapasitenin duygusal olarak kararlılık ve
öngörülebilirlik duygusu üretmesidir.
DUYGUSAL
YÖNETİLEBİLİRLİK VE YAZINLA BAĞLANTISI
Duygusal
yönetilebilirlik kavramı, siyasal güven, kriz liderliği ve duygulanımsal
kutuplaşma yazınıyla ilişkilendirilebilir. Siyasal güven yazını seçmenin
yöneticilere ve kurumlara duyduğu güvenin yalnızca başarım değerlendirmesine
değil, aynı zamanda algısal ve duygusal kararlılığa dayandığını göstermektedir.
Bu bağlamda güven, yalnızca siyasa çıktılarının değil, öngörülebilirlik ve denetim
duygusunun da bir ürünüdür. Duygusal yönetilebilirlik, bu denetim duygusunun siyasal
iletişim ve liderlik çalışmaları yoluyla üretilmesini ifade eder.
Kriz
liderliği çalışmaları, belirsizlik dönemlerinde liderin kullandığı dilin ve
kriz çerçeveleme biçiminin toplumsal kaygıyı artırabileceğini ya da
azaltabileceğini ortaya koymaktadır. Sürekli alarm ve tehdit dili, kısa vadede hareketlilik
sağlasa da uzun vadede yorgunluk ve kaygı üretmektedir. Buna karşılık sakin,
yapılandırılmış ve takvimlendirilmiş siyasa anlatısı risk algısını düşürerek
yönetilebilirlik izlenimini güçlendirmektedir. Bu durum, teknik kapasitenin
duygusal temsili olarak kavramsallaştırılabilecek bir boyuta işaret eder.
Ayrıca
duygulanımsal kutuplaşma yazını seçmen davranışının yalnızca akılcı tercih
hesaplarıyla değil, yoğun duygusal kimliklenmelerle şekillendiğini
göstermektedir. Yüksek kutuplaşma ortamlarında seçmenler yalnızca mevcut
iktidarın maliyetini değil, değişimin yaratabileceği belirsizlik riskini de
hesaba katmaktadır. Duygusal yönetilebilirlik, bu ikinci risk algısını azaltan
mekanizma olarak işlev görür. Böylece meşruluk aşınmasının iktidar değişimine
dönüşebilmesi, muhalefetin teknik kapasitesinden çok bu kapasitenin seçmen
nezdinde duygusal olarak güven üretme derecesine bağlı duruma gelir.
Bu çerçevede
algısal yönetilebilirlik eşiği, duygusal yönetilebilirlik ve kurumsal kapasite
bileşenlerinin birlikte etkisiyle aşılabilen bir psikolojik kırılma noktasıdır.
Siyasal değişimin gerçekleşmesi yalnızca hoşnutsuzluk düzeyine değil, aynı
zamanda değişimin riskini azaltan bu algısal güven mimarisinin kurulmasına
bağlıdır.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışma,
Türkiye bağlamında CHP’nin yönetebilirlik kapasitesini ve iktidar seçeneği
olabilme olasılığını iki boyutlu bir çerçevede çözümlemiştir. İkinci aşamada
ele alınan tartışmalar ve gözlemler ışığında partiye ilişkin bulgular,
yönetebilirlik sorununun hem kurumsal hem de algısal düzeyde ortaya çıktığını
göstermektedir.
Yönetebilirlik
Krizi: CHP, uzun
süredir iktidar olamaması, kadro üretim mekanizmalarındaki sınırlılıklar,
liderlik tercihlerindeki tutarsızlıklar ve örgütsel belirsizlikler nedeniyle
yapısal bir yönetebilirlik sorunu yaşamaktadır. Ancak bu kriz yalnızca nesnel
kapasite eksikliğine indirgenemez. Aynı zamanda parti, değişim talebi yüksek
bir toplumsal ortamda “güvenli iktidar seçeneği” olarak algılanma konusunda
yeterli bir psikolojik eşik aşımını gerçekleştirememiş görünmektedir.
Kuramsal
Çerçeve ile Çözümleme: Çalışmada önerilen kavramsal model yönetebilirliğin iki bileşenden
oluştuğunu ileri sürmektedir: (i) kurumsal ve teknik kapasite, (ii) duygusal
yönetilebilirlik. Duygusal yönetilebilirlik, kriz ve belirsizlik ortamında
seçmende sakinlik, öngörülebilirlik ve denetim duygusu üretebilme kapasitesini
ifade etmektedir. Bu iki boyutun birleşimi, “algısal yönetilebilirlik eşiği”nin
aşılmasını olanaklı kılar. CHP örneğinde yapılan çözümleme, kurumsal hazırlık
ve kadro kapasitesi alanındaki eksikliklerin yanı sıra bu kapasitenin seçmen
nezdinde kararlılık ve güven duygusu üretecek ölçüde temsil edilemediğini
göstermektedir.
Kurumsal
Yeniden Yapılanma ve Yönetim Geliştirme: Parti içi örgütsel yeniden yapılanma, liyakat temelli
kadro üretimi ve sürekli yönetim geliştirme süreçleri yalnızca teknik kapasite
artışı sağlamayacak, aynı zamanda seçmene yönelik güven sinyali üretme işlevi
görecektir. Liyakat, saydamlık ve başarım değerlendirme mekanizmaları
yönetilebilirliğin hem nesnel hem algısal boyutunu güçlendirecek araçlardır.
Somut
Reform Alanları
Demokratik
iktidar değişimi kapasitesinin artırılması için kriz planları ve görünür teknik
kadrolar oluşturulmalı ve parti içi kurumsal hazırlık liyakat ve saydamlık
temelinde güçlendirilmelidir. Geçişin güvenilirliği ve rejimden çıkış güvencesi
somut mekanizmalarla topluma anlatılmalı ve devlet sürekliliği öğretisi kritik
kurumların kesintisiz işleyişini güvence altına alacak biçimde
yapılandırılmalıdır. Kurumsal yeniden yapılanma ve sürekli örgütsel gelişim
süreçleri bu çerçevenin tamamlayıcı unsurlarıdır.
Sonuç
Bu çalışma,
otoriter eğilimli rejimlerde iktidar değişiminin yalnızca meşruluk aşınması ile
açıklanamayacağını ve muhalefetin kurumsal kapasitesinin yanı sıra algısal
yönetilebilirlik eşiğini aşabilme yeteneğinin belirleyici olduğunu ileri
sürmektedir. Değişim isteği ile güvenli değişim beklentisi arasındaki ayrım,
demokratik değişim süreçlerinin anlaşılması açısından temel bir kavramsal katkı
sunmaktadır.
Türkiye
örneği, meşruluk kaybının tek başına iktidar değişimi üretmediğini ve değişimin
ancak risk algısını azaltan ve seçmende kararlılık duygusu üreten bir
yönetilebilirlik mimarisi oluşturulduğunda olanaklı olduğunu göstermektedir. Bu
bağlamda CHP’nin karşı karşıya olduğu sorun yalnızca siyasal yarışma değil,
kurumsal ve duygusal yönetilebilirlik kapasitesini eş zamanlı biçimde
güçlendirme sorunudur.
Kaynakça
Bermeo, N.
(2016). On Democratic Backsliding. Journal of Democracy, 27(1), 5–19.
Brownlee, J.
(2007). Authoritarianism in an Age of Democratization. Cambridge University
Press.
CHP (2021).
Demokrasi ve Türkiye Programı. Cumhuriyet Halk Partisi Yayınları.
Diamond, L.
(1999). Developing Democracy: Toward Consolidation. Johns Hopkins University
Press.
Katz, R. S.,
ve Mair, P. (1995). Changing Models of Party Organization and Party Democracy:
The Emergence of the Cartel Party. Party Politics, 1(1), 5–28.
Levitsky,
S., ve Way, L. A. (2010). Competitive Authoritarianism: Hybrid Regimes after
the Cold War. Cambridge University Press.
Öz, A.
(2020). Türkiye’de Muhalefet Partilerinin Kurumsal Kapasitesi ve
Yönetilebilirlik. Ankara: Siyasal Kitabevi.
Panebianco,
A. (1988). Political Parties: Organization and Power. Cambridge University
Press.
Tarrow, S.
(2011). Power in Movement: Social Movements and Contentious Politics. Cambridge
University Press.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder