Ekolojik Kamusal Alan ve Demokratik
Kırılganlık: Çevre Gazeteciliği Üzerinden Bir Siyasal Çözümleme
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
ÖZ
Bu çalışma,
çevre gazetecilerine yönelik baskı ve saldırıları yalnızca basın özgürlüğü
ihlali olarak değil, demokratik rejimlerin bilgi dolaşım kapasitesine ilişkin
yapısal bir kırılganlık göstergesi olarak ele almaktadır. Makalede geliştirilen
“Ekolojik Kamusal Alan” kavramı, çevresel bilgi üretimi, dolaşımı ve siyasal
tanınma süreçlerini demokratik meşrulukla ilişkilendiren özgün bir kuramsal
çerçeve sunmaktadır. Habermas’ın kamusal alan yaklaşımı ve Fraser’ın
karşı-kamusal alan kavramı ile diyalog içinde oluşturulan bu çerçeve, çevresel
sorunların siyasal alanda görünürlük kazanmasının demokratik hesap verebilirlik
açısından taşıdığı önemi ortaya koymaktadır. Türkiye’de çevre gazetecilerine
yönelik baskı ve tehdit örnekleri üzerinden yapılan çözümleme ekolojik kamusal
alanın fiziksel, hukuksal ve sayısal düzlemlerde nasıl daraltıldığını
göstermektedir. Çalışma, çevre gazeteciliğine yönelik saldırıların çevre hakkı,
bilgi edinme hakkı ve ifade özgürlüğü arasındaki bağları zayıflatarak
demokratik kırılganlığı derinleştirdiğini savunmaktadır.
Anahtar
Kelimeler: Ekolojik
kamusal alan; çevre gazeteciliği; demokratik kırılganlık; ifade özgürlüğü;
çevre hakkı; bilgi edinme hakkı; kamusal alan kuramı.
ABSTRACT
This article examines pressures and attacks against
environmental journalists not merely as violations of press freedom, but as
structural indicators of democratic fragility in the circulation of
environmental information. It introduces the concept of the “Ecological Public
Sphere” as an original theoretical framework linking environmental knowledge
production, circulation, and political recognition to democratic legitimacy.
Developed in dialogue with Habermas’s theory of the public sphere and Fraser’s notion
of counter-publics, the framework highlights the central role of environmental
journalism in sustaining accountability and democratic governance. Drawing on
examples from Turkey, the analysis demonstrates how the ecological public
sphere is constrained through physical intimidation, legal harassment, and
digital suppression. The study argues that attacks on environmental journalists
weaken the interconnections between the right to information, freedom of
expression, and environmental rights, thereby intensifying democratic
vulnerability.
Keywords: Ecological
public sphere; environmental journalism; democratic fragility; freedom of
expression; environmental rights; right to information; public sphere theory.
GİRİŞ
Çevre
gazeteciliği, demokratik toplumlarda yalnızca ekolojik bilgilendirme işlevi
görmez, aynı zamanda yurttaşların bilgi alma hakkı, gazetecilerin ifade
özgürlüğü ve toplumun sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı ile doğrudan
bağlantılıdır. Çevresel yıkım, madencilik etkinlikleri, ormansızlaşma, atık
ticareti ve enerji projeleri gibi alanlarda yürütülen habercilik, kamusal
denetimin en önemli araçlarından biridir. Ancak bu alan, ekonomik çıkar
grupları ve siyasal güç odaklarıyla doğrudan ilişki içinde olduğu için
gazeteciler açısından yüksek riskli bir habercilik alanına dönüşmektedir. Son
yıllarda Türkiye’de yaşanan bazı olaylar çevre gazeteciliğinin fiziksel
saldırı, hukuksal baskı ve yönetsel soruşturma riskleriyle karşı karşıya
olduğunu göstermektedir.
Çevre
gazeteciliği yalnızca ağaçların kesilmesini, madenlerin açılmasını ya da
derelerin kurumasını haberleştirmek değildir. Çevre gazeteciliği, aslında
kamusal alanın sınırlarını koruma savaşıdır. Çünkü çevre sorunları, çoğu zaman
ekonomik çıkar, siyasal güç ve kamusal denetim arasındaki gerilimli çizginin
tam üzerinde ortaya çıkar. Doğal kaynakların kullanımı, enerji yatırımları,
madencilik etkinlikleri ve atık ticareti gibi alanlar yalnızca teknik sorunlar
değildir. Aynı zamanda güç ilişkilerinin yoğunlaştığı alanlardır. Bu nedenle
çevre gazeteciliği, sıradan bir uzmanlık alanı değil, demokratik işleyişin
sinir uçlarına dokunan bir habercilik biçimidir.
Bu çalışma,
kamusal alan kuramını çevresel bilgi rejimleri bağlamında yeniden yorumlayarak
“Ekolojik Kamusal Alan” kavramını geliştirmekte ve çevre gazeteciliği
üzerindeki siyasal ve ekonomik baskıları demokratik kırılganlığın yapısal devingenleriyle
ilişkilendiren özgün bir siyasal çözümleme sunmaktadır.
Neden
Çevre Gazeteciliği Risklidir?
Uluslararası
araştırmalar, çevre konularını araştıran gazetecilerin ciddi baskılarla karşı
karşıya olduğunu göstermektedir. UNESCO’nun geniş katılımlı araştırmasına göre
çevre gazetecilerinin büyük çoğunluğu tehdit, baskı ya da saldırıya maruz
kalmıştır. Bu oran kadın gazetecilerde daha da artmaktadır. Öldürülen çevre
gazetecilerinin önemli bir bölümünde ise cezasızlık dikkat çekmektedir.
Bu tablo
bize şunu söylemektedir: Çevre haberciliği, yalnızca doğayı değil, çıkar
ağlarını da görünür kılar. Doğal kaynakların sömürüsü çoğu zaman yolsuzluk,
hukuksuzluk ve hatta şiddetle iç içe geçebilir. Bu bağlamda çevresel bozulmaya
ilişkin bilginin bastırılması, demokratik gerilemenin bir parçası durumuna
gelebilir. Bilgi bastırıldığında yalnızca gazeteci susmaz, toplum da karanlıkta
kalır.
Türkiye’de
Görünen Örnekler
Türkiye’de
son yıllarda yaşanan bazı olaylar, küresel eğilimle benzer bir tabloya işaret
etmektedir. Plastik atık ticaretini araştıran gazetecilere yönelik fiziksel
saldırılar, çevre suçlarının görünür olmasının bazı aktörleri rahatsız
edebildiğini göstermiştir. Altın madeni faciası sonrasında bilgi paylaşımı
nedeniyle başlatılan soruşturmalar ise hukuksal araçların da baskı
mekanizmasına dönüşebildiğini ortaya
koymuştur. Çevre ve ekoloji alanında çalışan bir gazetecinin saldırı sonucu yaşamını
kaybetmesi ise sorunun en ağır boyutunu göstermektedir. Bu olaylar tek tek ele
alındığında bireysel görünebilir. Ancak birlikte okunduğunda bir örüntü ortaya
çıkar: Alanda fiziksel risk, hukuksal soruşturma tehdidi, haber yapmanın eylemli
olarak engellenmesi ve caydırıcı bir ortamın oluşması. Bu örüntü, yalnızca
gazetecilerin değil, kamusal bilginin güvenliğini ilgilendirmektedir.
Demokrasi,
Bilgi ve Çevre Hakkı
Demokratik
bir toplumda yurttaşlar, çevrelerine ilişkin kararlara katılabilmek için
bilgiye gereksinme duyar. Bir maden projesinin çevresel etkileri, bir enerji
santralinin sağlık sonuçları ya da bir orman alanının imara açılması gibi
kararlar kamusal tartışma gerektirir. Eğer bu konularda bilgi üretimi baskı
altına alınırsa çevre hakkı eylemli olarak zayıflar. Çünkü sağlıklı bir çevrede
yaşama hakkı ancak bilgiye erişim ve kamusal denetimle korunabilir. Çevre
gazeteciliği bu nedenle yalnızca bir haber türü değil, demokratik saydamlığın
ön koşullarından biridir.
Susturulan
Sadece Gazeteci midir?
Çevre
haberciliğine yönelik baskılar çoğu zaman doğrudan fiziksel şiddet şeklinde
ortaya çıkmaz. Daha sık görülen biçimler hukuksal süreçler, soruşturmalar, dava
tehdidi, sayısal taciz ya da alanda engellemedir. Bu yöntemler, gazeteciyi
cezalandırmaktan çok, caydırmayı hedefler. Caydırıcılık, oto-sansürü besler.
Oto-sansür ise kamusal tartışmanın sessizce daralmasına yol açar. Demokrasi
bazen bir gecede değil, yavaş yavaş kararır.
Sonuç:
Işık Kimin İçin?
Çevre
gazeteciliği zayıfladığında yalnızca basın özgürlüğü zarar görmez. Aynı zamanda
yurttaşların bilgi alma hakkı, kamusal denetim mekanizmaları, çevresel karar
süreçlerine katılım olanağı ve sonunda çevre hakkı zayıflar. “Demokrasi
karanlıkta ölür” denir. Çevresel sorunlarda karanlık büyüdüğünde ise yalnızca
demokrasi değil, doğa da zarar görür. Çevre gazeteciliğini korumak, aslında
kamusal ışığı korumaktır.
Amaç ve
Hedefler
Araştırmanın
Amacı
Bu
çalışmanın temel amacı, Türkiye’de çevre gazetecilerine yönelik fiziksel
saldırı, hukuksal baskı ve yönetsel engelleme olaylarını inceleyerek, bu
olguların demokratik işleyiş, bilgi alma hakkı ve çevre hakkı üzerindeki
etkilerini çözümlemektir. Çalışma, çevre gazeteciliğinin yalnızca bir uzmanlık
alanı değil, demokratik denetim mekanizmasının asli unsurlarından biri olduğu
varsayımından hareket etmektedir. Bu bağlamda, çevre haberciliğine yönelik
baskıların bireysel gazeteci güvenliği sorunu olmanın ötesinde, kamusal hak
alanını daraltan bir yapısal sorun olduğu ortaya konulacaktır.
Hedefler
Bu
çalışmanın hedefleri şunlardır:
Türkiye’de çevre gazetecilerine yönelik doğrulanmış olayları sistemli
biçimde envanterleştirmek,
Bu olayları hak temelli bir çerçevede değerlendirmek,
Çevre gazeteciliği ile demokratik yönetişim arasındaki
ilişkiyi ortaya koymak,
Çevre haberciliğinin korunmasına yönelik kurumsal ve hukuksal
gereklilikleri tartışmaya açmak,
Türkiye örneğini küresel eğilimler bağlamında konumlandırmak.
Çalışmanın
Katkısı
Bu çalışma,
Türkiye’de çevre gazeteciliği ile demokrasi ilişkisini somut olay çözümlemeleri
üzerinden ele alan sınırlı sayıdaki akademik çalışmalardan biri olmayı
hedeflemektedir. Ayrıca, çevre haberciliğine yönelik baskıları yalnızca basın
özgürlüğü bağlamında değil, çevre hakkı ve kamusal katılım bakış açısıyla ele
alarak yazına kavramsal bir katkı sunmayı amaçlamaktadır.
Araştırma
Soruları
Bu çalışma
aşağıdaki sorulara yanıt aramaktadır:
Türkiye’de son on yıl içinde çevre gazetecilerine yönelik ne
tür riskler ortaya çıkmıştır?
Bu riskler fiziksel şiddet, hukuksal taciz ve yönetsel baskı
açısından nasıl sınıflandırılabilir?
Çevre gazetecilerine yönelik baskılar, bilgi alma hakkı ve
ifade özgürlüğü üzerinde nasıl bir etki yaratmaktadır?
Bu durum, çevre hakkının kullanımı ve demokratik hesap
verebilirlik mekanizmaları açısından ne anlama gelmektedir?
YÖNTEM
Araştırma
Tasarımı
Bu çalışma,
nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde tasarlanmıştır. Çalışmada olay çözümlemesi
(case study) yöntemi benimsenmiş ve Türkiye’de son on yıl içinde çevre
gazetecilerine yönelik fiziksel saldırı, hukuksal baskı ve yönetsel engelleme olayları
incelenmiştir. Araştırma, nicel bir sıklık çözümlemesinden çok çevre
gazeteciliğine yönelik baskıların hak temelli ve demokratik işleyiş
bağlamındaki anlamını ortaya koymayı amaçlayan betimleyici ve çözümleyici bir
nitel çalışmadır.
Veri
Toplama Yöntemi
Araştırmada
kullanılan veriler aşağıdaki kaynaklardan elde edilmiştir: ulusal ve
uluslararası basın özgürlüğü örgütlerinin raporları, gazete arşivleri ve haber
metinleri, insan hakları izleme kuruluşlarının belgesel çalışmaları ve resmi
açıklamalar ve savcılık/soruşturma bilgileri. Veriler, açık kaynak taraması ve
belge incelemesi yöntemiyle toplanmıştır. Çalışmada yalnızca doğrulanabilir ve
birden fazla güvenilir kaynaktan doğrulanabilen olaylar değerlendirmeye
alınmıştır. Kurguya veya doğrulanmamış savlara yer verilmemiştir.
Olay
Seçim Ölçütleri
Çalışmaya alınan
olaylar aşağıdaki ölçütlere göre belirlenmiştir: Gazetecinin çevre, ekoloji,
doğal kaynaklar, madencilik, atık ticareti veya çevre protestoları gibi
konularda habercilik yapıyor olması, olayın gazetecilik etkinliği ile
bağlantılı olması, fiziksel saldırı, tehdit, hukuksal soruşturma veya yönetsel
engelleme niteliği taşıması ve güvenilir kaynaklar tarafından belgelenmiş
olması. Bu ölçütler doğrultusunda belirlenen olaylar kronolojik ve kategorik
olarak sınıflandırılmıştır.
Veri Çözümlemesi
Toplanan
veriler üç ana kategori altında çözümlenmiştir: Fiziksel saldırı ve şiddet, hukuksal
ve yönetsel baskı ve alanda haber yapmanın engellenmesi. Çözümleme sürecinde
her olay, yalnızca bireysel bir olay olarak değil, demokratik haklar bağlamında
değerlendirilmiştir. Bu çerçevede olaylar şu üç hak alanıyla
ilişkilendirilmiştir: Bilgi alma hakkı, ifade ve basın özgürlüğü ve çevre hakkı.
Çalışma, bu hak alanları arasındaki kesişim noktalarını ortaya koymayı
hedeflemiştir.
Sınırlılıklar
Bu
araştırma, yalnızca kamuya açık ve belgelenmiş olaylarla sınırlıdır. Türkiye’de
çevre gazetecilerine yönelik tüm baskıların kayıt altına alınmamış olabileceği
göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca çalışma, nicel bir istatistiksel çözümleme
sunmamakta ve nitel değerlendirme ve hak temelli yorumla sınırlı kalmaktadır.
Kuşkusuz bu incelemede örnek olarak gösterilen olaylardan daha fazlası yaşanmış
olabilir. Bu tür olaylar açıklık kazandığında araştırma gözden geçirilecektir.
KAVRAMSAL
ÇERÇEVE
Ekolojik
Kamusal Alan Kavramı
Bu çalışmada
önerilen temel kavram “ekolojik kamusal alan”dır. Bu kavram, çevresel sorunların
demokratik tartışma, denetim ve katılım süreçleri içinde görünür duruma geldiği
toplumsal alanı ifade eder. Klasik kamusal alan anlayışı, yurttaşların ortak sorunları
tartıştığı, eleştirel aklın işlediği ve siyasal kararların meşruluğunun
üretildiği bir iletişim alanına işaret eder. Ancak çevresel krizlerin
derinleştiği çağımızda kamusal alanın yalnızca siyasal ya da ekonomik sorunlarla
sınırlı düşünülmesi yeterli değildir. Doğal varlıklar, ekosistemler ve gelecek
kuşakların hakları da kamusal tartışmanın asli unsurları durumuna gelmiştir. Ekolojik
kamusal alan, bu genişlemeyi ifade eder. Bu alanın üç temel özelliği vardır:
Bilgiye Dayanma: Çevresel kararlar teknik veriler, bilimsel raporlar ve alan
gözlemleri üzerine kuruludur. Dolayısıyla kamusal tartışma ancak güvenilir
bilgi akışıyla olanaklıdır.
Görünürlük: Çevresel yıkım çoğu zaman yerel ve dağınık biçimde
gerçekleşir. Bu olayların kamusal düzeye taşınması gazetecilik aracılığıyla
olur.
Katılım: Çevresel kararların meşruluğu, yalnızca yönetsel onaydan değil,
toplumsal rızadan beslenir. Rıza ise bilgilendirilmiş yurttaşlıkla olanaklıdır.
Bu çerçevede
çevre gazeteciliği, ekolojik kamusal alanın kurucu unsurlarından biridir.
Gazeteci, yalnızca bilgi aktaran değil, çevresel sorunları kamusal tartışma
zeminine taşıyan bir aracı işlevi görür.
Bilgi
Alma Hakkı ve Demokratik Denetim: Demokratik sistemlerde yurttaşların bilgiye erişim hakkı,
ifade özgürlüğünün tamamlayıcı unsurudur. Çevre hakkı ise doğrudan bilgiye
bağımlıdır. Bir maden projesinin yaratacağı riskler bilinmeden, o projeye
ilişkin demokratik değerlendirme yapılamaz. Bu nedenle bilgi bastırıldığında
yalnızca basın özgürlüğü değil, çevre hakkı da zedelenir. Çevresel bilgi
üzerindeki baskı üç biçimde ortaya çıkabilir: Bilginin üretilmesinin
engellenmesi, bilginin dolaşımının kesilmesi ve bilgi üreten aktörlerin
caydırılması. Çevre gazetecilerine yönelik fiziksel, hukuksal ya da yönetsel
müdahaleler bu üç sürecin farklı aşamalarına yöneliktir.
Güç
İlişkileri ve Doğal Kaynak Ekonomisi: Çevresel sorunlar çoğu zaman yüksek ekonomik değer üretir.
Madencilik, enerji, inşaat ve atık ticareti gibi sektörler ciddi sermaye
hareketleri yaratır. Bu alanlarda alınan kararlar yalnızca teknik değil, aynı
zamanda siyasal ve ekonomik güç ilişkileriyle şekillenir. Bu nedenle çevresel
bilginin görünür duruma gelmesi, çıkar ağlarının saydamlaşması anlamına
gelebilir. Saydamlık ise güç yoğunlaşmasının sorgulanmasını beraberinde
getirir. Ekolojik kamusal alanın zayıfladığı durumlarda karar süreçleri
merkezileşir, yerel itiraz mekanizmaları etkisizleşir ve kamusal denetim
sınırlanır. Bu durum demokratik gerilemeyle paralel ilerleyebilir.
Caydırıcılık
ve Otosansür: Çevre
gazetecilerine yönelik baskılar çoğu zaman doğrudan sansür şeklinde değil,
caydırıcılık üzerinden işler. Fiziksel saldırı, dava tehdidi ya da alanda
engelleme gibi müdahaleler, diğer gazeteciler için mesaj niteliği taşır. Bu
süreç, açık yasaklardan çok daha etkili olabilir. Çünkü otosansür görünmezdir,
fakat kamusal tartışmayı daraltır. Ekolojik kamusal alanın zayıflaması çoğu
zaman ani değil, kademeli gerçekleşir. Bilgi akışındaki küçük kesintiler
zamanla yapısal bir sessizliğe dönüşebilir.
Sonuç:
Ekolojik Kamusal Alanın Kırılganlığı
Ekolojik
kamusal alan, demokratik sistemin duyarlı bölgelerinden biridir. Çünkü bu alan
yüksek ekonomik çıkarlarla kesişir, yerel direnişlerle ilişki kurar ve uzun
vadeli ekolojik riskleri görünür kılar. Çevre gazeteciliği bu alanın
canlılığını sağlar. Gazetecinin susturulması ise yalnızca bir meslek grubuna
yönelik baskı değildir, ekolojik kamusal alanın daralmasıdır. Dolayısıyla çevre
gazeteciliğini korumak, yalnızca basın özgürlüğünü değil, çevre hakkını ve
demokratik meşruluğu korumaktır.
KURAMSAL
ÇERÇEVE
Bu çalışma,
çevre gazeteciliğini yalnızca mesleksel bir etkinlik olarak değil, demokratik
toplumlarda kamusal denetimin ve hak kullanımının temel unsurlarından biri
olarak ele almaktadır. Kuramsal çerçeve üç temel eksen üzerine kurulmuştur:
kamusal alan ve demokratik denetim, ifade özgürlüğü ve bilgiye erişim hakkı ve
çevresel demokrasi ve çevre hakkı.
Kamusal
Alan ve Demokratik Denetim
Jürgen
Habermas’ın kamusal alan kuramına göre demokratik toplumlarda kamusal tartışma
yurttaşların siyasal karar süreçlerine katılımının ön koşuludur. Kamusal alanın
işleyebilmesi için bilgi dolaşımının serbest ve eleştirel olması gerekir.
Basın, bu sürecin merkezi aktörlerinden biridir. Çevre gazeteciliği, özellikle doğal kaynak
kullanımı, madencilik etkinlikleri, enerji siyasaları ve çevresel yıkım gibi
konularda kamusal tartışmanın oluşmasını sağlar. Bu alanlarda yürütülen
habercilik, yalnızca bilgi aktarmakla kalmaz, aynı zamanda ekonomik ve siyasal
güç odaklarının etkinliklerini görünür kılar. Dolayısıyla çevre gazetecilerine
yönelik baskılar, yalnızca bireysel bir meslek sorunu değil, kamusal alanın
daralması anlamına gelir.
İfade
Özgürlüğü ve Bilgiye Erişim Hakkı
Demokratik
hukuk devletlerinde ifade özgürlüğü ve bilgiye erişim hakkı, anayasal ve
uluslararası insan hakları belgeleriyle güvence altına alınmıştır. Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi ve Birleşmiş Milletler insan hakları
belgeleri basın özgürlüğünü demokratik toplumun temel unsurlarından biri olarak
tanımlar. Çevresel konular söz konusu olduğunda bilgiye erişim hakkı özel bir
önem kazanır. Çünkü çevresel zararlar, çoğu zaman teknik veriler, uzman
raporları ve yönetsel kararlarla ilişkilidir. Bu bilgilerin kamuoyuna
aktarılması yurttaşların çevresel risklere karşı bilinçli tutum alabilmesini
sağlar. Gazetecilere yönelik hukuksal soruşturmalar, dava süreçleri veya
engellemeler yalnızca ifade özgürlüğünü değil, dolaylı olarak toplumun bilgiye
erişim hakkını da sınırlar. Bu durum, demokratik hesap verebilirlik
mekanizmalarını zayıflatır.
Çevresel
Demokrasi ve Çevre Hakkı
Çevresel
demokrasi kavramı, çevre kararlarının saydamlık, katılım ve hesap verebilirlik
ilkeleri doğrultusunda alınmasını ifade eder. Aarhus Sözleşmesi bu yaklaşımın
en somut uluslararası çerçevesini sunar ve üç temel hakkı tanımlar: Çevresel
bilgiye erişim hakkı, karar alma süreçlerine katılım hakkı ve yargıya başvuru
hakkı. Çevre gazeteciliği, bu üç hakkın eylemli olarak kullanılabilmesi için
kritik bir aracıdır. Bilginin dolaşımını sağlayarak katılımı olanaklı kılar ve
çevresel ihlallerin yargısal süreçlere taşınmasına zemin hazırlar. Bu bağlamda
çevre gazetecilerine yönelik baskılar yalnızca basın özgürlüğüne değil,
çevresel demokrasiye doğrudan müdahale niteliği taşır. Çevre hakkı, bilgi
üretiminin ve dolaşımının engellenmesi durumunda eylemli olarak zayıflar.
Otoriterleşme
ve Bilginin Denetimi
Yazında
çevresel bozulma ile demokratik gerileme arasında ilişki kuran çalışmalar
bulunmaktadır. Doğal kaynakların yoğun olduğu veya büyük altyapı projelerinin
yürütüldüğü ülkelerde, çevre haberciliği çoğu zaman siyasal ve ekonomik
çıkarlarla çatışma alanına girer. Bu durum, bilgi denetimi, hukuksal taciz ve
baskı uygulamalarının artmasına yol açabilir. Çevre gazeteciliği bu nedenle
yalnızca çevresel bir alan değil; aynı zamanda iktidar ilişkilerinin görünür
olduğu bir mücadele alanıdır. Bu çalışma, Türkiye örneğini bu kuramsal çerçeve
içinde değerlendirerek çevre gazeteciliğine yönelik baskıların demokratik yapı
üzerindeki etkisini çözümleme etmektedir.
Küresel
Bağlam ve Türkiye Örneğinin Konumlanışı
Uluslararası
yazın, çevre gazeteciliğinin demokratik yönetişim ile doğrudan ilişkili
olduğunu vurgulamaktadır. Çevresel bozulma ile bağlantılı siyasal ve ekonomik
çıkar ağlarının gazeteciler üzerinde baskı oluşturduğu uluslararası raporlarda
da vurgulanmaktadır. Doğal kaynakların yoğun biçimde sömürüldüğü ve yönetişim
kalitesinin düşük olduğu ülkelerde çevre suçları çoğu zaman yolsuzluk, şiddet
ve cezasızlıkla iç içe geçmektedir (UNESCO, 2024; Global Witness, 2023).
UNESCO’nun
129 ülkede 900’den fazla gazeteciyle gerçekleştirdiği araştırmaya göre çevre
konularını araştıran gazetecilerin %70’inden fazlası tehdit, baskı veya
saldırıya maruz kaldığını bildirmiştir. Kadın gazetecilerde bu oran %80’e
çıkmaktadır. Aynı rapor, çevre konularını araştırırken öldürülen gazetecilerin
önemli bir bölümünde cezasızlık sorunu bulunduğunu göstermektedir.
Uluslararası
gözlemler ayrıca, çevresel yıkımla bağlantılı bilgilerin bastırılmasının
otoriterleşme eğilimlerinin bir parçası olduğunu ortaya koymaktadır. “Çevresel
bozulmaya ilişkin bilginin bastırılması, otoriter siyasal stratejinin önemli
bir unsurudur” değerlendirmesi çevre gazeteciliğinin neden sistemli baskıya
maruz kalabildiğini açıklamaktadır.
Türkiye’de
incelenen olaylar sayıca sınırlı görünmekle birlikte fiziksel saldırı, hukuksal
soruşturma ve alanda engelleme biçimlerinin küresel örüntüyle örtüştüğü
görülmektedir. Bu durum, çevre gazeteciliğine yönelik baskının bireysel
olaylardan çok yapısal bir risk alanı olduğunu düşündürmektedir.
Ekolojik
Kamusal Alanın Kuramsal Konumlanışı
Habermas’tan
Ayrışma Noktası: Jürgen
Habermas’ın kamusal alan kuramı, akılcı tartışmaya dayalı, devlet ile sivil
toplum arasında konumlanan ve kamusal aklın oluştuğu bir iletişim alanını tanımlar.
Bu modelde kamusal alan, ideal olarak eşitlikçi ve kapsayıcı bir görüşme zemini
olarak tasarlanır. Ekolojik Kamusal Alan ise bu çerçeveyi iki noktada
genişletir ve dönüştürür: Birincisi, bilgi türü bakımından. Habermas’ın modeli
normatif ve siyasal tartışmalara odaklanırken, Ekolojik Kamusal Alan çevresel
bilgi üretimini (bilimsel veriler, alan raporları, yerel tanıklıklar ve
gazetecilik araştırmaları) siyasal meşruluğun kurucu unsuru olarak ele alır.
İkincisi, güç ilişkileri bakımından. Habermas kamusal alanın görece özerkliğini
varsayar. Oysa çevresel bilgi, doğrudan ekonomik çıkar ağlarının ve siyasal
iktidarın müdahalesine açık bir alandır. Bu nedenle Ekolojik Kamusal Alan,
yapısal güç asimetrilerini merkezine alır. Bu açıdan kavram, Habermas’ın
normatif modelini çevresel krizler çağında yeniden siyasal iktisat boyutuyla
düşünmeyi önerir.
Nancy
Fraser ile İlişkisi: Nancy
Fraser, kamusal alanın tekil değil çoğul olduğunu ve “karşı-kamusal alanların”
dışlanmış gruplar tarafından üretildiğini savunur. Bu yaklaşım, hegemonik
kamusal söylemin dışında bilgi üretim seçenek alanlarını görünür kılar. Ekolojik
Kamusal Alan kavramı, Fraser’ın çoğulluk vurgusuyla örtüşür; çünkü yerel
topluluklar, çevre hareketleri ve bağımsız gazeteciler çoğu zaman hegemonik
kalkınma söylemine karşı bilgi seçeneği üretir. Ancak burada kritik fark şudur:
Ekolojik Kamusal Alan yalnızca karşı-hegemonik bir alan değildir, aynı zamanda
iktidarın sistemli biçimde daraltmaya çalıştığı bir bilgi rejimidir. Yani sorun
sadece temsil sorunu değil, bilginin siyasal denetimidir. Dolayısıyla kavram,
Fraser’ın çoğulculuğunu kabul eder ancak odağını bilgi üzerindeki siyasal
denetime kaydırır.
Sayısal
Medya: Genişleme mi, Kırılganlaşma mı? Sayısal medya çevresel bilgiyi daha hızlı dolaşıma sokmakta,
yerel ihlalleri küresel görünürlüğe taşımakta ve ağ seçenekleri üretmektedir. Bu
anlamda Ekolojik Kamusal Alan’ı genişletici bir gizil güç taşır. Ancak aynı sayısal
ortam dezenformasyon, trol ağları, çevrimiçi taciz ve stratejik
itibarsızlaştırma kampanyaları aracılığıyla alanı kırılganlaştırmaktadır. Bu
ikili yapı, Ekolojik Kamusal Alan’ın hem genişleyen hem de eş zamanlı olarak
saldırıya açık bir yapı olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla sayısallaşma,
kamusal alanın demokratikleşmesini otomatik olarak güvence altına almaz, tersine,
yeni denetim ve baskı mekanizmaları üretir.
Kavramsal
Sonuç: Ekolojik
Kamusal Alan kavramı Habermas’ın normatif kamusal alan modelini çevresel bilgi
bağlamında yeniden düşünür fakat Fraser’ın çoğul kamusal alan yaklaşımını bilgi
üzerindeki siyasal denetim boyutuyla derinleştirir ve sayısal çağda kamusal
alanın yapısal kırılganlığını çözümlemeyi etmeyi olanaklı kılar. Bu yönüyle
kavram, çevre gazeteciliğini yalnızca medya çalışmaları sorunu olmaktan
çıkararak, demokratik rejimlerin bilgi mimarisiyle ilişkilendiren bir siyasal
çözümleme çerçevesi sunmaktadır.
DÜNYADA
DURUM
Aşağıdaki
grafik Global Witness sitesinden alınmıştır. Bu örgüt 2012 yılından bu yana
çevre olayları nedeniyle öldürülen ya da ortadan kaybolanları dünya ülkeleri
arasındaki dağılımını göstermektedir. Durumun özellikle orta ve Güney
Amerika’da endişe verici boyutlara ulaştığı görülmektedir. Siteye göre 2012-24
yılları arasında 2157 kişi çevre koruma etkinlikleri nedeniyle öldürülmüş ve 96
kişi kaybolmuştur.
Şekil 1: Öldürülen ya da kaybolan
çevre gazetecileri
TÜKİYE’DE
ÇEVRE GAZETECİLERİNE YÖNELİK SOMUT OLAYLAR
Genel
Bilgiler
Çevre
gazeteciliği, demokratik toplumlarda yalnızca ekolojik bilgilendirme amacı
taşımamakta, aynı zamanda yurttaşların bilgi alma hakkı, gazetecilerin ifade
özgürlüğü ve toplumun çevre hakkı çerçevesinde temel bir işlev görmektedir.
Türkiye’de son yıllarda Hakan Tosun’un fiziksel saldırı sonucu ölümü, Şükran
Ekinci ve Osman Çaklı gibi muhabirlerin çevre haberleri nedeniyle hukuksal
soruşturmalara maruz kalmaları çevre haberciliğine yönelik baskıların bu
hakları doğrudan tehdit ettiğini göstermektedir. Bu olaylar, kamuoyunun
çevresel konularda eksiksiz ve doğru bilgiye ulaşmasını engeller, gazetecilerin
bağımsız denetim görevini sınırlayarak demokratik hesap verebilirliği
zayıflatır ve yurttaşların sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını dolaylı olarak
etkiler.
|
Çizelge 1: Türkiye’de Çevre
Muhabirlerine Yönelik Riskler (2016–2025) |
|||
|
Yıl |
Fiziksel Saldırı /
Tehdit |
Hukuksal / Yönetsel
Baskı |
Öne Çıkan Olay |
|
2021 |
1 |
0 |
Muğla protestolarını izleyen muhabirler (darp,
engel) |
|
2022 |
2 |
0 |
Vedat Örüç ve Elif Kurttaş (saldırı ve ölüm tehdidi) |
|
2024 |
0 |
2 |
Şükran Ekinci, Osman Çaklı (hukuksal soruşturmalar) |
|
2025 |
1 |
1 |
Hakan Tosun (ölüm), Sözcü gazetesi muhabirleri (hukuksal
baskı) |
Not:
Fiziksel saldırı/tehdit ve hukuksal/yönetsel baskı, çevre gazeteciliği
nedeniyle maruz kalınan riskleri temsil etmektedir.
Şekil 1. Türkiye’de Çevre
Gazeteciliği Risklerinin Yıllara Göre Dağılımı
(Kırmızı: Fiziksel saldırı/tehdit;
Mavi: Hukuksal/yönetsel baskı; X ekseni: Yıllar 2016–2025; Y ekseni: Olay
sayısı)
Bu örnekler,
çevre gazeteciliğinin yalnızca ekolojik değil, aynı zamanda demokratik denetim
ve saydamlık açısından kritik olduğunu ortaya koymaktadır. UNESCO’nun “A
Press for the Planet: Journalism in the face of the Environmental Crisis”
raporu da çevre gazetecilerinin korunmasının basın özgürlüğü ve çevre hakkının
güvenceye alınması açısından merkezi bir öneme sahip olduğunu vurgulamaktadır.
Türkiye’deki olay örnekleri, demokratik hesap verebilirliğin ve kamuoyunun
doğru bilgilendirilmesinin sağlanabilmesi için çevre gazeteciliğinin
korunmasının zorunlu olduğunu göstermektedir. Bu liste sadece doğrulanmış,
güvenilir kaynaklara dayalı olayları içerir ve hiçbir kurgu, varsayım ya da
doğrulanmamış bilgi yoktur.
Bu olay
listesi son 10 yıldan öne çıkan ve doğrulanabilir olgulara odaklanmaktadır. Basın
özgürlüğü raporları ve bazı uluslararası izleme raporları Türkiye’de
gazetecilere yönelik genel baskı ve saldırı iklimini ifade etmektedir. Ancak
çevre özelinde fiziksel saldırı ve ölümle sonuçlanan somut olay sayısı
sınırlıdır. Türkiye’de çevre ve doğal kaynak haberleri yapan gazetecilerin
maruz kaldığı engelleme, hukuksal baskı ve soruşturmalar daha yaygındır. Bunlar
da demokrasi ve bilgi alma hakkı açısından anlamlıdır.
Fiziksel
Saldırı ve Ölüm: Hakan Tosun (2025)
Tosun,
özellikle doğa, kent mücadelesi ve toplumsal direniş temalarına odaklanan
bağımsız yapımlarıyla tanındı. "Çatılara Doğru", "Tekel
İşçileri", "Büyük Anadolu Yürüyüşü", "Dönüşüm (Gentrification)"
ve "Validebağ Direnişi" gibi filmleriyle dikkat çekti. Gazetecilik
alanındaki bağımsız çizgisini sürdüren Hakan Tosun aynı zamanda "Doğa ve
Kent Aktivizm Documentary" adlı yapım şirketinde yönetmenlik yapmaktaydı. Bağımsız
gazeteci ve belgeselci Hakan Tosun çevre ve ekoloji konularındaki
çalışmalarıyla tanınmaktaydı. 10 Ekim 2025’te İstanbul Esenyurt’ta uğradığı
saldırı sonucunda 13 Ekim 2025’te yaşamını kaybetmiştir. Uluslararası basın
özgürlüğü örgütleri olayın mesleksel etkinliklerle bağlantılı olup olmadığının
tam ve saydam biçimde araştırılması çağrısında bulunmuştur. Bu olay, çevre
odaklı habercilik yapan bir gazetecinin maruz kaldığı en ağır sonucu temsil
etmektedir: ölüm.
Alanda
Fiziksel Saldırı: Vedat Örüç ve Elif Kurttaş (2022)
Serbest
gazeteciler Vedat Örüç ve Elif Kurttaş 27 Temmuz günü, küresel plastik ticareti
üzerine hazırlayacakları haberler için gittikleri Adana’da onlarca geri dönüşüm
firmasının bulunduğu Kemal Deniz Geri Dönüşüm Sitesi’nde sözlü ve fiziksel
saldırıya uğradıklarını duyurdular. Örüç Gezegen24 için orada bulunurken,
Kurttaş ise başka bir platforma haberini hazırlamak için oradaydı. İki
gazetecinin de ortak amacı, geri dönüşüm tesislerinde ileri sürdükleri
ettikleri yasadışı etkinlikleri ve işçilerin çalışma koşullarını ortaya
çıkarmaktı.27 Temmuz 2022’de Adana’da plastik atık ve geri dönüşüm tesislerini
araştıran gazeteciler Vedat Örüç ve Elif Kurttaş haber takibi sırasında
fiziksel saldırıya ve ölüm tehdidine maruz kalmış ve ekipmanlarına el
konulmuştur. Olay, çevre suçlarını araştıran gazetecilerin alanda eylemli
şiddet riski altında çalıştığını göstermektedir. Bu örnek, özellikle atık
ticareti ve çevre suçları gibi ekonomik çıkarların yoğun olduğu alanlarda
gazeteciliğin doğrudan hedef durumuna gelebildiğini ortaya koymaktadır. “O
tesislerde yasadışı faaliyetler yürütülüyor. İşledikleri suçların ortaya
çıkmaması için saldırıya uğradık” diyen Örüç ve sözlerine şöyle devam ediyor:
“Bu şirketler sadece Avrupa’dan değil, Amerika ve Kanada’dan atık ithal
ediyorlar. Konuştuğumuz şirket yetkilerinden biri Suriye savaşı nedeniyle
Türkiye’ye sığınan mültecileri ucuz iş gücü olarak gördüğünü söyleyerek, onları
geri dönüşüm tesislerinde kayıt dışı ve kötü koşullarda çalıştırıldığını itiraf
etti. Yetkili bunun bir suç olmasına karşın hükümet bilgisi içinde mültecileri
çalıştırdığını söyledi.
Hukuksal
Baskı ve Soruşturma: Şükran Ekinci (2024)
Erzincan
İliç’teki altın madeni faciasına ilişkin paylaşımları nedeniyle gazeteci Şükran
Ekinci hakkında “halkı yanıltıcı bilgi yaymak” savıyla soruşturma
başlatılmıştır. Ekinci, paylaşımlarının gazetecilik etkinliği ve kamusal
bilgilendirme kapsamında olduğunu belirtmiştir. Bu olay, çevre felaketleri
sonrası bilgi akışının sınırlandırılması ve gazetecilerin hukuksal süreçler
yoluyla baskı altına alınması riskine işaret etmektedir. Erzincan’ın İliç ilçesindeki maden
faciasında göçük altında kalan madenci sayısının açıklanan resmi rakamlardan
daha fazla olduğu yönünde sosyal medya paylaşımı yapan Artı TV sunucusu Şükran
Ekinci hakkında "Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak" iddiasıyla
soruşturma başlatıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen
soruşturma kapsamında MLSA Hukuk Biriminden Fatih Aydın eşliğinde ifadeye giden
Ekinci, verdiği ifadesinde, söz konusu paylaşımı kendisinin yaptığını kabul
ederek, “Ben bu paylaşımımdaki bilgiyi T24 haber portalının Twitter adresinde
gördüğüm haber üzerine paylaştım ve kaynak gösterdim. Haberin kaynağı TMMOB
Metalürji ve Malzeme Mühendisleri Odası Başkanı İrfan Türkkolu'dur” dedi.
Protesto
Takibinde Engelleme: Muğla Örneği
Muğla’daki
çevre protestolarını takip eden gazetecilerin kolluk müdahalesi sırasında darp,
ekipman zarar görmesi ve haber yapmalarının engellenmesi gibi durumlarla
karşılaştığı rapor edilmiştir. Bu tür olaylar, çevre gazeteciliğinin alan
koşullarında sistemli olarak zorlaştırılabildiğini göstermektedir.
Çevre
odaklı hukuksal baskı ve soruşturma olayları
Osman
Çaklı: Çevre
protestosu haberi sonrası soruşturma. Gazete Duvar muhabiri Osman Çaklı,
Muğla’da bir enerji şirketinin ormanı tahrip etme planlarına karşı çıkan çevre
protestosunu haberleştirdiği için “devlet görevlilerini karalamak” iddiasıyla
polis tarafından ifade vermeye çağrıldı ve soruşturma açıldı. Bu örnek, çevre
haberleri nedeniyle hukuksal baskı ile karşılaşma riskini göstermektedir.
Sözcü Gazetesi
çevre/madencilik haberleri nedeniyle yasal takipler: Sınır Aşan Gazeteciler (Reporters
Without Borders, RSF) raporu, Türkiye’yi çevre haberciliği yapan
gazetecilere yönelik hukuksal taciz ve dava açılmasıyla hedef gösterilen
ülkeler arasında göstermektedir. Özellikle Sözcü gazetesi muhabir, yazar ve
editörlerine karşı “yanıltıcı bilgi yayma” savlarıyla suçlamalar yöneltildiği
bildirilmiştir. Bunun çevre sorunları (ormanların yok edilmesi, maden etkinlikleri
gibi) bağlamında ortaya çıktığı vurgulanmıştır.
Fiziksel
engellemeler ve saldırı riskleri: Muhabirlerin protestolarda engellenmesi. Muğla’daki çevre
protestolarını (örneğin Akbelen) izleyen gazeteciler jandarma ve kolluk
güçlerinin müdahalesi sırasında darp, ekipman zarar görmesi ve haber
yapmalarının engellenmesi gibi saldırı ve şiddet davranışlarıyla karşılaşmıştır.
Bu tür olaylar çevre haberleri yapan muhabirlerin alanda fiziksel risklere
maruz bırakılabildiğini göstermektedir.
Doğrudan
çevre odaklı gazetecilik nedeniyle hedef alınan ölüm olayı: Hakan Tosun, çevre gazetecisi saldırı
sonucu ölümü. İstanbul’da çevre ve ekoloji konularını takip eden bağımsız
gazeteci ve belgeselci Hakan Tosun, 10 Ekim 2025 gecesi saldırıya uğradı;
aldığı darp sonucu 13 Ekim 2025’te yaşamını kaybetti. Saldırının bu alandaki
haberciliğiyle bağlantılı olup olmadığı araştırma konusu olarak gündeme geldi.
Anadolu’da
ve Türkiye genelinde çevre sorunlarına odaklanan gazeteciler yalnızca fiziksel
saldırı riski değil, aynı zamanda hukuksal baskı, soruşturma ve haber yapmanın
engellenmesi gibi şekillerde de hedef alınabilmektedir. Bu, global raporların
da işaret ettiği gibi çevre haberciliğinin hem siyasal hem ekonomik aktörler
tarafından tepkiyle karşılandığını göstermektedir. Türkiye’de de bu eğilim hem alan
olaylarında hem de yasal süreçlerle ortaya çıkmaktadır.
Kısa
Değerlendirme: Anadolu’da “çevre odaklı” gazetecilik riskleri
Hukuksal
baskı: Çevre temalı
protestoları veya çevresel yıkımı haberleştiren gazeteciler soruşturma veya
ifadeye çağrılmayla karşılaşabilmektedir (ör. Osman Çaklı).
Yasal
taciz: Büyük
çevre/çevresel suçlamalar içeren haberler, özellikle madencilik ve
ormansızlaşma gibi konularda medya kuruluşları ve çalışanlarına dava ve
suçlamalarla geri dönebilmektedir.
Fiziksel
engelleme: Çevre
protestolarını izleyen gazeteciler alan ortamında polis/jandarma tarafından darp
ve haber engelleme ile karşılaşabilmektedir.
En uç olayda
ölüm: Hakan Tosun
örneği çevre/ekoloji odaklı bir gazetecinin eylemli saldırı sonucu yaşamını
kaybettiği olaydır.
Temel
İnsan Hakları Bakış Açısından Değerlendirme
Bu olaylar
üç temel hak alanıyla kesişmektedir:
Bilgi Alma Hakkı: Çevresel yıkımın kamuoyundan gizlenmesi ya da bu konuda
bilgi üreten gazetecilerin susturulması yurttaşların kamusal kararlara katılım
kapasitesini zayıflatır.
İfade ve Basın Özgürlüğü: Soruşturmalar, davalar ve fiziksel saldırılar
gazetecilerin otosansür uygulamasına yol açabilir. Bu durum demokratik denetim
mekanizmalarını zayıflatır.
Çevre Hakkı: Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı bilgiye erişimle doğrudan
bağlantılıdır. Çevresel risklerin kamuoyuna duyurulamaması, bu hakkın eylemli
olarak aşınmasına neden olur.
UNESCO’nun
çevre gazeteciliğine ilişkin küresel raporları, çevre haberciliğinin demokratik
yönetişim, insan hakları ve hesap verebilirlikle doğrudan ilişkili olduğunu
vurgulamaktadır. Türkiye’deki olaylar da bu küresel eğilimle paralellik
göstermektedir.
Türkiye
örneğinde çevre gazeteciliği, özellikle madencilik faaliyetleri bağlamında
ekonomik-siyasal güç ağları ile karşı karşıya gelmektedir.
ÜÇ ÖRNEK,
ÜÇ BASKI BİÇİMİ
Çevre
gazeteciliğine yönelik baskılar tek tip değildir. Fiziksel şiddetten hukuksal
tacize, alanda engellemeden sayısal linçe kadar uzanan geniş bir yelpazede
ortaya çıkar. Türkiye’de son yıllarda yaşanan örnekler, bu baskı biçimlerinin
demokratik işleyiş açısından nasıl anlamlar taşıdığını göstermektedir.
Fiziksel
Şiddet: Hakan Tosun Olayı
Bir çevre
gazetecisinin fiziksel saldırı sonucu yaşamını yitirmesi, basın özgürlüğüne
yönelik en uç müdahaledir. Bu tür olaylar yalnızca bireysel trajedi değildir,
kamusal bilginin kesintiye uğramasıdır. Çevresel yıkımın yoğun ekonomik değer
ürettiği alanlarda gazetecilik çıkar ilişkilerini görünür kılar. Şiddet, bu
görünürlüğü ortadan kaldırmaya dönük bir araç durumuna gelebilir. Bu noktada
fiziksel saldırı, yalnızca susturma değil, caydırma işlevi görür. Sonuç:
Demokratik kamusal alan daralır.
Alanda
Engelleme ve Tehdit: Adana Atık Ticareti Haberi
Plastik atık
ithalatı ve geri dönüşüm tesislerini araştıran gazetecilerin alanda fiziksel
saldırıya uğraması ve tehdit edilmesi, çevre haberciliğinin ekonomik çıkar
ağlarıyla ilişki kurduğu noktada karşılaştığı riskleri gösterir. Atık ticareti,
küresel bir ekonomi yaratırken yerel ölçekte ciddi çevresel ve sağlık sorunları
doğurur. Bu zinciri görünür kılan gazeteci, yalnızca çevresel bir sorunu değil,
ekonomik bir yapıyı da açığa çıkarır. Alanda yapılan müdahale haberi
yayımlanmadan engellemeye yöneliktir. Bu durum “önleyici sansür” niteliği
taşır. Sonuç: Bilgi dolaşımı daha kaynağında kesilir.
Hukuksal
ve Yönetsel Baskı: Şükran Ekinci Olayı
Çevre
protestolarını ve maden karşıtı direnişleri izleyen gazetecilere yönelik
soruşturmalar, gözaltılar ya da davalar doğrudan fiziksel şiddet içermese de
caydırıcı etki yaratır. Hukuksal mekanizmaların gazetecilik etkinliğini
sınırlamak amacıyla kullanılması demokratik sistem içinde “meşru görünen” bir
baskı üretir. Bu durum, şiddetten daha belirgin bir susturma biçimi olabilir. Gazeteci
artık yalnızca alandaki aktörlerle değil, yargısal süreçle de savaşmak zorunda
kalır. Sonuç: Otosansür ve mesleksel geri çekilme riski artar.
Tipolojik
Sonuç
Bu üç örnek
üç farklı baskı biçimini temsil etmektedir.
|
Çizelge 2: Saldırı Türleri |
||
|
Baskı Türü |
Müdahale Noktası |
Demokratik Etki |
|
Fiziksel Şiddet |
Gazetecinin bedeni |
Korku ve caydırıcılık |
|
Alanda Engelleme |
Haber üretim süreci |
Bilgi akışının kesilmesi |
|
Hukuksal Baskı |
Kurumsal alan |
Otosansür ve meşrulaştırılmış sınırlama |
Bu tablo,
çevre gazeteciliğine yönelik baskıların rastlantısal değil, yapısal ve çok
katmanlı olduğunu göstermektedir.
EKOLOJİK
KAMUSAL ALANIN ÇÖKÜŞ DEVİNGENLERİ
Ekolojik
kamusal alan ani ve dramatik bir kırılmayla değil, çoğu zaman kademeli bir
aşınma süreciyle zayıflar. Bu aşınma, birbirini besleyen yapısal devingenler
üzerinden işler. Çevre gazeteciliğine yönelik baskılar bu devingenlerin hem
göstergesi hem de hızlandırıcısıdır.
Bilginin
Merkezileşmesi ve Saydamlık Kaybı
Çevresel
karar süreçlerinin teknik uzmanlık ve yönetsel süreç gerekçesiyle dar bir
bürokratik çerçeveye hapsedilmesi kamusal tartışma alanını sınırlar. ÇED
raporları, ruhsat süreçleri ve lisans kararları biçimsel olarak kamuya açık
görünse de erişilebilirlik ve anlaşılabilirlik çoğu zaman sınırlıdır. Bilginin
merkezileşmesi şu sonuçları doğurur: Bağımsız denetimin zorlaşması, yerel
aktörlerin sürece katılımının zayıflaması ve gazetecilik etkinliğinin veri
temininde güçlük yaşaması. Bu durum ekolojik kamusal alanın ilk daralma
halkasını oluşturur.
Ekonomik
Çıkar Yoğunlaşması
Doğal
kaynakların ekonomik değeri arttıkça bu alanlarda karar verici aktörler ile
sermaye yapıları arasındaki bağ güçlenir. Yüksek ekonomik getirinin söz konusu
olduğu sektörlerde (madencilik, enerji, büyük ölçekli altyapı projeleri, atık
ticareti) eleştirel görünürlük daha duyarlı duruma gelir. Ekonomik çıkar
yoğunlaşması şu riskleri üretir: çevresel bilginin “yatırım karşıtı” olarak
damgalanması, eleştirel gazeteciliğin ekonomik kararlılığı tehdit eden etkinlik
gibi sunulması ve kamusal tartışmanın teknik gerekçelerle daraltılması. Bu
noktada çevresel sorunlar siyasal değil, yalnızca “ekonomik zorunluluk” olarak
çerçevelenir. Böylece normatif tartışma alanı küçülür.
Hukuksal
Araçların Caydırıcı Kullanımı
Ekolojik
kamusal alanın çöküşünde en belirgin mekanizmalardan biri hukuksal süreçlerin
caydırıcı işlev kazanmasıdır. Soruşturmalar, dava tehditleri, yönetsel
yaptırımlar ya da uzun süren yargı süreçleri doğrudan sansür uygulamadan da
güçlü bir baskı ortamı yaratabilir. Bu tür müdahaleler gazeteciyi maddi ve
psikolojik olarak yıpratır, kurumsal medya organlarını riskten kaçınmaya iter
ve otosansürü normalleştirir. Hukuksal baskı, meşruluk görünümü altında kamusal
alanı daraltma gücüne sahiptir.
Şiddetin Simge
Etkisi
Fiziksel
saldırılar nadir olsa bile simgesel etkileri büyüktür. Bir çevre gazetecisinin
tehdit edilmesi ya da saldırıya uğraması yalnızca bireysel bir olay değildir. Alanın
tamamına yöneltilmiş mesaj niteliği taşır. Şiddetin simge etkisi mesleksel
dayanıklılığı zayıflatır, risk algısını yükseltir ve yerel düzeyde haberciliği
kırılgan kılar. Bu tür olaylar, ekolojik kamusal alanın görünmez sınırlarını
daraltır.
Otosansür
ve Sessizleşme
Çöküşün en
kritik aşaması otosansürdür. Açık yasaklardan farklı olarak otosansür saptanması
güç bir süreçtir. Gazeteciler ve editörler riskli konulardan bilinçli ya da
bilinçsiz biçimde uzaklaşabilir. Bu durumda çevresel sorunlar haber değeri
kaybeder, yerel direnişler görünmezleşir, ekolojik kriz sıradanlaşır ve kamusal
alan fiziksel olarak kapanmaz, fakat içerik olarak boşalır.
Yapısal
Bir Kırılganlık
Ekolojik
kamusal alanın çöküşü tek bir olayla açıklanamaz. Bu süreç bilgi üretiminin
zorlaşması, çıkar yoğunlaşmasının artması, hukuksal baskının normalleşmesi, şiddetin
simgesel etkisi, otosansürün yaygınlaşması gibi devingenlerin etkileşimiyle
oluşur. Bu devingenler bir araya geldiğinde, çevresel sorunlar kamusal
tartışmanın merkezinden çevresine itilir. Demokrasi biçimsel olarak varlığını
sürdürse bile, çevre hakkı ve kamusal denetim zayıflar. Sonuç olarak ekolojik
kamusal alanın korunması yalnızca gazetecilerin güvenliği sorunu değildir. Bu,
demokratik sistemin çevresel karar alma kapasitesinin korunması anlamına gelir.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Çevre
gazetecilerine yönelik baskılar, tehditler ve saldırılar yalnızca mesleksel
güvenlik sorunu değildir. Bunlar demokratik rejimlerin kamusal bilgi üretme
kapasitesine yönelik yapısal müdahalelerdir. Çevresel bozulma ile bağlantılı
siyasal ve ekonomik çıkar ağlarının görünmez kılınması kamuoyunun karar alma
süreçlerine katılımını doğrudan sınırlar. Bu durum, bilgi alma hakkı, ifade
özgürlüğü ve çevre hakkının kesişim noktasında bir daralma yaratmaktadır.
Bu makalede
önerilen “Ekolojik Kamusal Alan” kavramı, çevresel sorunların yalnızca teknik
ya da bilimsel tartışmalar değil, demokratik meşruluğun unsurları olduğunu
vurgulamaktadır. Çevre gazeteciliği bu alanın bilgi üretim mekanizmasını
oluşturur. Bu mekanizma zayıfladığında kamusal denetim işlevi geriler, hesap
verebilirlik azalır ve çevresel karar alma süreçleri dar bir çıkar çevresinin denetimine
girer.
Uluslararası
veriler, çevre gazetecilerinin giderek daha fazla tehdit ve saldırıya maruz
kaldığını göstermektedir. Bu eğilim, çevresel krizlerin derinleştiği bir
dönemde kamusal alanın daralması anlamına gelmektedir. Ekolojik kamusal alanın
çöküş dinamikleri (ekonomik çıkar ağlarının baskısı, kurumsal zayıflık,
cezasızlık kültürü ve sayısal taciz) yalnızca gazetecilerin değil, demokratik
toplumun bütününün kırılganlaşmasına yol açmaktadır.
Demokrasi
yalnızca seçimlerle değil, kamusal bilgi dolaşımıyla ayakta kalır. Çevresel
kararların saydam biçimde tartışılabildiği, eleştirilebildiği ve
sorgulanabildiği bir alan olmaksızın demokratik meşruluktan söz etmek güçleşir.
Bu nedenle çevre gazetecilerinin güvenliği, ifade özgürlüğünün ötesinde,
demokratik rejimin sürdürülebilirliği açısından da bir turnusol kağıdı işlevi
görmektedir.
Sonuç
olarak, ekolojik kamusal alanın korunması yalnızca gazetecilerin güvenliğinin
sağlanmasını değil, aynı zamanda hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesini,
cezasızlıkla savaşımı, kurumsal saydamlığı ve sayısal güvenlik mekanizmalarının
geliştirilmesini gerektirmektedir. Aksi durumda, çevresel krizlerin
yoğunlaştığı bir çağda bilgi karartması ile ekolojik yıkım arasındaki bağ daha
da güçlenecek ve demokrasi, karanlıkta işleyen bir yönetişim modeline dönüşme
riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Ekolojik kamusal alanın savunusu, bu nedenle
yalnızca bir meslek grubunun değil, demokratik toplumun ortak sorumluluğudur.
Bu çalışma,
çevre gazeteciliğine yönelik baskıları basın özgürlüğü sorununun ötesinde,
demokratik rejimlerin bilgi dolaşım kapasitesine ilişkin yapısal bir
kırılganlık göstergesi olarak konumlandırmaktadır. Ekolojik kamusal alan
kavramı, çevresel bilginin üretimi, dolaşımı ve siyasal olarak tanınması
süreçlerini demokratik meşrulukla ilişkilendirerek yazına kavramsal bir
genişleme sunmaktadır. Türkiye örneği, bu kırılganlığın yalnızca otoriter
rejimlere özgü değil, karma ve yarışmacı siyasal ortamlarda da ortaya
çıkabileceğini göstermektedir.
Kaynakça
Balcani
Caucaso. (2023). Reporting in Turkey: A dangerous job. Retrieved February 17,
2026, from https://www.balcanicaucaso.org/eng/Areas/Turkey/Reporting-in-Turkey-a-dangerous-job-227493
Bianet.
(2021). 2021’in ilk 15 gününde beş gazeteci saldırıya uğradı. Retrieved
February 17, 2026, from https://bianet.org/haber/2021-in-ilk-15-gununde-bes-gazeteci-saldiriya-ugradi-237875
Global Witness. (2023). Standing firm: The land and
environmental defenders on the frontlines of the climate crisis. Global
Witness. https://www.globalwitness.org
Reporters
Without Borders (RSF). (2025). Deadly attack on environmental journalist Hakan
Tosun requires full investigation. Retrieved February 17, 2026, from https://rsf.org/en/deadly-attack-t%C3%BCrkiye-murder-environmental-journalist-hakan-tosun-requires-full-investigation
Stockholm
Center for Freedom. (2024). Press freedom in Turkey 2024 in review. Retrieved
February 17, 2026, from https://stockholmcf.org/press-freedom-in-turkey-2024-in-review/
UNESCO.
(2023). A Press for the Planet: Journalism in the face of the Environmental
Crisis. Paris: UNESCO Publishing. https://unesdoc.unesco.org/ark:/48223/pf00n00387826
UNESCO. (2024). World trends in freedom of expression
and media development: Global report 2023/2024. UNESCO Publishing. https://www.unesco.org
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder