Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

13 Şubat 2026 Cuma

 

Hukuk Devleti Siyasal Güce Karşı mı Durur; Güçle Birlikte mi Yürür?

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 



Aynı gün iki ülkede hukuk konuşuldu.

Almanya’da Friedrich Merz, Avrupa Birliği’nin ortak borçlanma araçlarına Almanya’nın katılamayacağını söylerken gerekçesini siyasetten değil, Almanya Anayasa Mahkemesi (Bundesverfassungsgericht) kararlarından aldı.

“İstesem de yapamam.”

Bu, norm devletinin cümlesidir.

Hukuk, siyasetçiye sınır çizer.

Türkiye’de ise yeni Adalet Bakanı olarak konuşan eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek, görev dönemindeki soruşturmaları ve açılan davaları savundu.

İhbar vardı.

Makul şüphe vardı.

İtirafçı vardı.

GSM baz kayıtları vardı.

Para kuleleri vardı.

Gizli tanık vardı.

Bu çerçevede Ekrem İmamoğlu hakkında “suç örgütü” isnadına kadar uzanan değerlendirmeler yapılabildi. Afiş ve poster yasakları getirildi.

Ceza hukukunda makul şüphe soruşturma başlatmak için yeterlidir.

Ama ağır bir isnat, ağır bir ispat standardı gerektirir.

Aynı baz istasyonundan sinyal almak, aynı yerde bulunmaktır.

Aynı yerde bulunmak, örgütsel iradeyi kanıtlamaz.

İtirafçı beyanı delildir.

Ama tek başına kesinlik değildir.

Gizli tanık hukuksal bir araçtır.

Ama savunma hakkını zayıflattığı ölçüde hukuk devleti zedelenir.

Şimdi soruyu açık soralım:

 

Birinde hukuk, siyasal iradeyi anayasal sınırla durduruyor.

Diğerinde hukuk, siyasal alanı ağır isnatlarla yeniden şekillendiriyor.

Birinde norm devleti var:

Kurallar önceden belirlenmiş, bağlayıcı ve siyasetçinin iradesinden üstün. İktidar o kurallara çarpıyor ve geri duruyor.

Diğerinde önlem devleti var:

Kurallar metin olarak yerinde duruyor ama yorum genişliyor, şüphe büyüyor, isnat ağırlaşıyor. Hukuk, sınır çizen değil, sonuç üreten bir araç durumuna geliyor.

Biri hukukun üstünlüğüdür:

Güce “dur” diyebilen hukuk.

Diğeri hukukun araçsallaşmasıdır:

Gücü teknik kavramlarla taşıyan hukuk.

Biri devleti hukukla sınırlar.

Diğeri hukuku devletin gereksinmelerine göre esnetir.

Aradaki fark ayrıntı değil, yön meselesidir.

Biri özgürlüğe doğru çalışır.

Diğeri siyasal güce ve iktidara doğru.

Hiç yorum yok: