Demokratik Denge ve Denetleme
Mekanizmalarının Zayıflatılması: Türkiye Örneği Üzerinden Karşılaştırmalı Bir
İnceleme (2)
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Öz
Bu çalışma,
Türkiye’de demokratik gerileme ve otoriterleşme süreçlerini çözümleyici bir
çerçevede incelemektedir. Özellikle yargının siyasallaşması, seçim
mühendisliği, yerel yönetimlere müdahaleler ve siyasal tutuklamalar üzerinden
iktidarın meşruluk kaybını yönetilebilir duruma getirme stratejileri ele
alınmıştır. Türkiye örneği, Batı demokrasilerinde gözlenen otoriterleşme uygulamalarıyla
karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş ve benzerlikler ve özgünlükler ortaya
konmuştur. Çalışma, demokratik gerilemenin mekanizmalarını açıklayan dört temel
“alt sistem” üzerinden Türkiye’deki süreçleri sistemli biçimde çözümlemekte ve
karşılaştırmalı bağlamda yorumlamaktadır.
Anahtar
Kelimeler: Türkiye,
demokratik gerileme, otoriterleşme, yargının siyasallaşması, seçim
mühendisliği, yerel yönetimler, siyasal tutuklamalar
Abstract
This study analytically examines the processes of
democratic erosion and authoritarian consolidation in Turkey. It focuses on
judicial politicization, electoral engineering, interventions in local
governments, and political imprisonments as mechanisms through which the ruling
power manages its legitimacy deficit. The Turkish case is analyzed
comparatively with Western democracies, highlighting both similarities and
unique features. The study systematically explores four core “brakes” that
shape authoritarian resilience in Turkey and interprets these mechanisms within
a comparative framework.
Keywords: Turkey,
democratic erosion, authoritarianism, judicial politicization, electoral
engineering, local government, political imprisonment
GİRİŞ
Son yıllarda
karşılaştırmalı siyaset yazınında, ekonomik başarımın gerilemesinin ve yönetsel
kapasite aşınmasının iktidar değişimini otomatik olarak tetiklemediğine yönelik
bulgular giderek ağırlık kazanmıştır. Ekonomik oy verme ve başarım temelli
hesap verebilirlik varsayımlarına dayanan klasik açıklamalar meşruluk
erozyonunun neden bazı siyasal sistemlerde hızlı bir kopuşa yol açarken,
bazılarında uzun süreli bir siyasal süreklilikle sonuçlandığını açıklamakta
yetersiz kalmaktadır. Bu durum, iktidarın yalnızca seçimsel destekle değil,
aynı zamanda çok katmanlı direnç mekanizmalarıyla ayakta kaldığını gösteren
yeni çözümleyici çerçevelere duyulan gereksinimi artırmaktadır.
Bu çalışma,
meşruluk kaybına karşın siyasal kopuşun neden geciktiği sorusuna iktidarın
sürekliliğini olanaklı kılan “direnç üretici alt sistemler” kavramsallaştırması
üzerinden yanıt aramaktadır. Temel sav, meşruluk erozyonunun tek başına siyasal
değişimi belirlemediği ve bunun yerine, davranışsal, maddi, bilişsel ve
kurumsal düzeylerde eş zamanlı olarak işleyen mekanizmaların siyasal sistemde
bir tür atalet yarattığıdır. Yüksek kutuplaşma koşullarında seçmen davranışının
negatif kimliklenme üzerinden şekillenmesi, yeniden kaynak dağıtımı ve sadakat
ağlarının ekonomik kayıp algısını yönetilebilir düzeyde tutması, gündem
denetimi ve çerçeveleme süreçlerinin sorumluluk atfını bulanıklaştırması ve
muhalefetin yönetebilirlik kapasitesine ilişkin güvensizlik bu alt sistemlerin
temel bileşenleri olarak ele alınmaktadır.
Türkiye örneği, bu mekanizmaların nasıl iç içe geçerek
işlediğini gözlemlemek açısından özellikle elverişli bir çözümleyici zemin
sunmaktadır. Türkiye’de ekonomik bozulma, kurumsal aşınma ve yönetsel sorunlara
ilişkin yaygın eleştirilere karşın siyasal iktidarın sürekliliğini koruması, ‘meşruluk–iktidar
değişimi’ ilişkisinin doğrusal olmadığını açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu
bağlamda çalışma, Türkiye’de siyasal yarışmanın biçimsel olarak sürmesine
karşın, eylemli yarışma alanının çeşitli kurumsal ve algısal müdahaleler
yoluyla daraltıldığını ileri sürmektedir.
Bu süreçte
özellikle yargının siyasallaşması, siyasal alanın sınırlarını yeniden
tanımlayan ve diğer direnç üretici alt sistemlerin etkisini pekiştiren bir ‘meta-mekanizma’
olarak öne çıkmaktadır. Yargı yoluyla siyasal alanın yeniden düzenlenmesi,
yalnızca belirli siyasal aktörlerin etkililik kapasitesini sınırlamakla
kalmamakta, aynı zamanda muhalefetin örgütsel, yönetsel ve simgesel gücünü
aşındırarak seçmen nezdinde bir yönetebilirlik seçeneği algısının oluşmasını
zorlaştırmaktadır. Böylece siyasal olan, hukuksal ve teknik süreçler
aracılığıyla görünürde tarafsız bir zemine taşınırken meşruluk kaybının siyasal
sonuçları zamana yayılmaktadır.
Çalışma, bu devingenleri
açıklamak amacıyla süreç-izleme ve mekanizma odaklı nitel çözümleme
yöntemlerini kullanmaktadır. Somut siyasal olgular, kurumsal uygulamalar ve
söylemsel içerikler üzerinden yürütülen çözümleme, direnç üretici alt sistemlerin
nasıl devreye girdiğini ve birbirleriyle nasıl etkileşim içinde olduğunu ortaya
koymayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede geliştirilen çözümleyici model, Türkiye’ye
özgü bir olgu setinden hareket etmekle birlikte, yarışmacı otoriterleşme
eğilimleri sergileyen diğer siyasal sistemler için de genellenebilir bir
açıklama sunmayı hedeflemektedir.
Amaç ve
Hedefler
Amaç
Bu makalenin
temel amacı, demokratik sistemlerden otoriter yönetişim biçimlerine geçiş
süreçlerinde kullanılan kurumsal ve hukuksal mekanizmalarının nasıl
aşındırıldığını, Türkiye örneğini merkez alarak ve seçilmiş karşılaştırmalı
örneklerle betimleyici ve çözümleyici bir çerçevede ele almaktır. Makale,
demokratik gerilemenin ani rejim kopuşlarıyla değil, hukuk, yargı ve kamu
yönetimi araçları kullanılarak nasıl “normalleştirildiğini” göstermeyi
amaçlamaktadır.
Hedefler
Demokratik sistemlerde denge ve denetleme (checks and
balances) mekanizmalarının hangi araçlar üzerinden işlevsizleştirildiğini
ortaya koymak.
Yargının siyasallaşması olgusunu, otoriterleşmenin merkezi
bir mekanizması olarak kavramsallaştırmak.
Türkiye’de gözlenen uygulamaları, seçilmiş karşılaştırmalı olaylarla
(örneğin Polonya, Macaristan, ABD, İsrail gibi) ilişkilendirerek benzerlik ve
ayrışmaları göstermek.
Siyasal iktidarın hukuksal meşruluk dili kullanarak
demokratik sınırları nasıl esnettiğini betimlemek.
Kamu yönetimi uygulamalarının (kayyım, kaynak kısıtı,
görevden alma gibi) demokratik temsil üzerindeki etkilerini çözümlemek.
Araştırma
Soruları
Temel
Araştırma Sorusu
Demokratik sistemlerde denge ve denetleme mekanizmaları,
otoriterleşme süreçlerinde hangi kurumsal, hukuksal ve yönetsel araçlar yoluyla
aşındırılmaktadır?
Alt
Araştırma Soruları
Yargının siyasallaşması, farklı ülke örneklerinde demokratik
gerilemenin hangi ortak özelliklerini taşımaktadır?
Seçim barajları, seçim bölgelerinin sınırlarının
değiştirilmesi (gerrymandering) ve rakipleri dışlayıcı ve yarışma dışı
bırakıcı hukuksal düzenlemeler siyasal yarışmayı nasıl dönüştürmektedir?
Yerel yönetimlere yönelik müdahaleler (kayyım, kaynak kısıtı,
görevden alma) demokratik temsilin içini nasıl boşaltmaktadır?
Siyasal tutuklamalar ve yargı süreçlerinin
araçsallaştırılması meşruluk krizini nasıl yönetilebilir duruma getirmektedir?
Türkiye örneği, Batı demokrasilerinde gözlenen otoriterleşme uygulamalarıyla
hangi yönlerden benzeşmekte, hangi yönlerden ayrışmaktadır?
YÖNTEM
Bu çalışma,
demokratik sistemlerde denge ve denetleme mekanizmalarının aşındırılma
süreçlerini incelemek amacıyla betimleyici, çözümleyici ve karşılaştırmalı bir
araştırma tasarımı kullanmaktadır. Araştırma nicel veri üretimine dayanmamakta,
bunun yerine, siyasal ve kurumsal süreçlerin işleyişini ortaya koymaya yönelik
nitel olgu çözümlemesi yaklaşımını benimsemektedir. Temel amaç, otoriterleşme
eğilimlerinin hangi araçlar ve mekanizmalar üzerinden kurumsallaştığını
açıklamaktır.
Çalışmada
Türkiye temel örnek (primary case) olarak ele alınmış ve yargının
siyasallaşması, yerel yönetimlere müdahale, seçim düzenlemeleri ve siyasal yarışmanın
daraltılması gibi uygulamalar somut örnekler üzerinden incelenmiştir. Türkiye
örneği, benzer süreçlerin gözlemlendiği seçilmiş ülkelerle karşılaştırmalı
olarak değerlendirilerek ortak örüntüler ve ayrışma noktaları belirlenmeye
çalışılmıştır.
Yöntemsel
olarak çalışma, mekanizma temelli açıklama yaklaşımına dayanmaktadır. Bu
yaklaşım, demokratik gerilemenin yalnızca sonuçlarını değil, bu sonuçlara yol
açan kurumsal ve siyasal araçların işleyiş mantığını çözümlemeyi hedeflemektedir.
Bu çerçevede yargı kararları, yasal düzenlemeler, kamu yönetimi uygulamaları ve
siyasal söylem ve siyasa araçları incelenen başlıca veri kaynaklarını
oluşturmaktadır.
Karşılaştırmalı
çözümleme, istatistiksel genelleme amacı taşımamakta ve bunun yerine, farklı
ülkelerde gözlenen benzer uygulamaların çözümleyici genelleme yoluyla
kavramsallaştırılmasını hedeflemektedir. Böylece, demokratik sistemlerde
otoriterleşme eğilimlerinin hangi koşullar altında kurumsallaşabildiğine
ilişkin açıklayıcı bir çerçeve geliştirilmesi amaçlanmaktadır.
KURAMSAL
ÇERÇEVE
Siyasal Savaşım
Alanı: İktidarın Sürekliliği ve Muhalefetin İktidar Seçeneği Üretme İşlevi
Demokratik
ve karma (hibrit) siyasal sistemler, farklı siyasal aktörlerin siyasal ve kamusal
otoriteyi elde etmek ve kullanmak üzere yarıştığı kurumsallaşmış bir savaşım
alanı olarak işlev görür. Bu alanda iktidarın temel yönelimi, yürütme
kapasitesini ve siyasal destek koalisyonunu koruyarak yönetme yetkisini
sürdürmektir. Muhalefetin temel yönelimi ise seçenek siyasalar ve kadro
önerileri geliştirerek toplumsal destek üretmek ve seçimler yoluyla iktidar
değişimini olanaklı kılmaktır.
Bu yarışma,
ideal ve tipik demokratik koşullarda eşit yarışma olanakları, öngörülebilir
kurallar ve bağımsız denetim mekanizmaları altında gerçekleşir. Ancak
demokratik gerileme ya da karma demokrasi süreçlerinde, siyasal savaşım
alanının kuralları asimetrik duruma gelebilir. Kurumsal düzenlemeler, bilgi
akışı ve kaynak dağılımı üzerindeki farklılaşmış denetim kapasitesi, iktidar
ile muhalefet arasındaki yarışmanın maliyet ve risk profilini eşit olmayan
biçimde yeniden şekillendirebilir.
Bu bağlamda
siyasal savaşım yalnızca program ve başarım üzerinden yürüyen bir yarışma
olmaktan çıkar ve aynı zamanda oyunun kurallarının tanımı ve uygulanması
üzerinde de süregiden bir çekişmeye dönüşür. İktidar, mevcut destek
koalisyonunu korumaya ve belirsizliği yönetilebilir düzeyde tutmaya yönelik
araçlara başvurabilirken muhalefet, seçmen nezdinde yönetebilirlik ve
güvenilirlik algısını güçlendirerek statükonun maliyetini görünür kılmaya
çalışır.
Bu
çalışmanın kuramsal yaklaşımı, söz konusu savaşım alanında iktidarın
sürekliliğini kolaylaştıran mekanizmaları “frenler” metaforu altında
incelemektedir. Alt sistemler, siyasal kopuşu engelleyen ya da geciktiren
kurumsal, bilişsel, maddi ve davranışsal düzenekler olarak ele alınmakta ve siyasal
yarışmanın biçimsel olarak sürmesine karşın sonuçlarının nasıl iktidar
istekleri yönünde yapılandırılabildiğini açıklamaktadır.
Siyasal Savaşım
Alanının Asimetrisi: Zor ve Eşitsiz Bir Savaşım
Demokratik
ve karma rejimlerde siyasal yarışma, yüzeyde seçimler ve parlamenter süreçler
üzerinden yürüyen bir yarış olarak görünse de gerçekte yüksek derecede
asimetrik, uzun soluklu ve maliyetli bir siyasal savaşım niteliği taşımaktadır.
İktidar ile muhalefet arasındaki savaşım, yalnızca farklı siyasal programların
seçmen desteği için yarışmasından ibaret değildir. Aynı zamanda kurumsal
kaynaklara erişim, oyunun kurallarının belirlenmesi ve belirsizliğin yönetimi
üzerinden yürüyen çok katmanlı bir çatışmadır.
İktidar,
devlet aygıtı üzerinde sahip olduğu kurumsal, hukuksal ve maddi üstünlük
sayesinde siyasal yarışmanın koşullarını yeniden tanımlama kapasitesine
sahiptir. Bu kapasite, seçim sonuçlarını doğrudan belirlemekten çok yarışmanın
risklerini iktidar açısından düşürmeyi ve muhalefet açısından artırmayı
hedefleyen düzenlemeler yoluyla kullanılır. Böylece siyasal savaşım, tekil bir
seçim anından çok sürekli ve yıpratıcı bir süreç durumuna gelir.
Muhalefet
açısından ise bu savaşım, yalnızca seçmen desteği üretme ve artırma sorunu
değildir. Muhalefet, eş zamanlı olarak siyasal meşruluğunu korumak, hukuksal ve
kurumsal baskılara direnmek, görünürlük ve kaynak kısıtlarıyla baş etmek ve
seçmen nezdinde yönetebilirlik ve güvenilirlik algısı oluşturmak zorundadır. Bu
koşullar altında muhalefetin her başarısı yüksek maliyetli, her hatası ise
orantısız biçimde cezalandırılabilir duruma gelir.
Bu durum asimetrik
yapı, siyasal savaşımın “adil yarışma” idealinden çok uzaklaşmasına yol açar. Yarışma
sürmekte, seçimler yapılmakta ve muhalefet biçimsel olarak varlığını
korumaktadır, ancak siyasal savaşımın yük dağılımı aktörler arasında eşit
değildir. Bu durum, muhalefetin zamanla yalnızca iktidarı değiştirmeye değil,
siyasal alanda varlığını sürdürmeye odaklanan bir konuma itilmesine neden
olabilir.
Bu
çalışmanın kuramsal yaklaşımı, söz konusu zor ve eşitsiz siyasal savaşım
bağlamında, iktidarın sürekliliğini sağlayan araçları “alt sistem
mekanizmaları” kavramı altında ele almaktadır. Alt sistemler, iktidar–muhalefet
savaşımında siyasal kopuşu engelleyen ya da geciktiren düzenekler olarak,
demokratik ve karma rejimlerin içsel işleyişini anlamak açısından merkezi bir çözümleyici
rol üstlenmektedir.
Denge ve
Denetleme Mekanizmalarının Aşındırılması
Liberal
demokratik rejimlerin temel dayanaklarından biri yürütme gücünün denge ve
denetleme mekanizmaları yoluyla sınırlandırılmasıdır. Yasama, yargı, bağımsız
kurumlar, yerel yönetimler ve özgür medya bu sistemin ana bileşenleridir. Ancak
demokratik gerileme süreçlerinde bu mekanizmalar doğrudan ortadan
kaldırılmamakta ve bunun yerine işlevsizleştirilmekte, siyasal denetim altına
alınmakta ya da seçici biçimde uygulanmaktadır. Bu süreç, hukukun üstünlüğü
ilkesinin yerini hukukun araçsallaştırılmasına bırakmasıyla sonuçlanmaktadır.
Otoriter
Dayanıklılık ve “Alt sistem” Mekanizmaları
Bu çalışma,
iktidarın meşruluk kaybına karşın siyasal varlığını sürdürebilmesini açıklamak
için “otoriter dayanıklılık” yazınından yararlanmaktadır. Otoriter
dayanıklılık, iktidarların ekonomik kriz, meşruluk aşınması ve toplumsal
hoşnutsuzluğa karşın neden çökmeyebildiğini açıklamaya çalışır. Bu makale, söz
konusu dayanıklılığı sağlayan unsurları “alt sistem mekanizmaları” kavramı
altında bütüncül bir çerçevede ele almaktadır. Alt sistemler, siyasal kopuşu
engelleyen ya da geciktiren kurumsal, bilişsel ve davranışsal araçlar olarak
tanımlanmaktadır.
Rejim
Dayanıklılığı, Otoriter Yaşamda Kalma Araçları ve Seçimli Otoriter Denge
Siyasal yarışmanın
asimetrik bir savaşım alanına dönüşmesi, son yirmi yılda karşılaştırmalı
siyaset yazınında giderek artan biçimde rejim dayanıklılığı ve otoriter
süreklilik tartışmaları çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu yaklaşım, siyasal
iktidarların meşruluk aşınması, ekonomik dalgalanmalar ve artan toplumsal
hoşnutsuzluk koşullarında dahi neden çökmeyebildiğini açıklamaya odaklanır. Yazın,
bu dayanıklılığın yalnızca baskı kapasitesiyle değil, kurumsal yeniden
düzenleme, seçici uyum ve koalisyon yönetimi gibi çok katmanlı stratejilerle
üretildiğini vurgulamaktadır.
Bu bağlamda
otoriter yaşamda kalma araçları, iktidarın siyasal yarışmayı tümüyle ortadan
kaldırmadan, onu yönetilebilir ve düşük belirsizlik içeren bir düzeyde tutmak
için kullandığı ‘araçlar repertuvarını’ ifade eder. Seçici baskı, hedeflenmiş
yeniden kaynak dağıtımı, medya ve gündem denetimi, hukuksal süreçlerin
araçsallaştırılması ve rakip aktörlerin örgütsel kapasitesinin
sınırlandırılması bu repertuvarın temel bileşenleri arasında yer alır. Bu bakış
açısı otoriterleşmenin tek bir siyasa ya da kurum üzerinden değil, eş zamanlı
işleyen mekanizmalar dizisi aracılığıyla kurumsallaştığını ortaya koyar.
Buna paralel
olarak seçimli otoriter denge kavramı, seçimlerin varlığını koruduğu ancak yarışmanın
eşit koşullarda gerçekleşmediği siyasal düzenleri açıklamak için
kullanılmaktadır. Bu dengede seçimler, iktidar için yüksek riskli bir iktidar
değişimi mekanizmasından çok meşruluk üretimi ve destek koalisyonunun yeniden doğrulanması
işlevi görür. Kurumsal düzenlemeler, bilişsel üstünlük ve yargısal ve yönetsel
müdahaleler yoluyla seçim sonuçlarına ilişkin belirsizlik sınırlandırılır ve
siyasal yarışma denetimli bir alan içinde tutulur.
Bu çalışma,
söz konusu üç kavramsal yaklaşımı bir araya getirerek iktidarın sürekliliğini olanaklı
kılan araçları “alt sistem mekanizmaları” başlığı altında çözümleyici olarak
yeniden düzenlemektedir. Rejim dayanıklılığı, alt sistemlerin neden ortaya
çıktığını; otoriter yaşamda kalma araçları, hangi siyasa ve uygulamalar
üzerinden işlediğini ve seçimli otoriter denge ise bu mekanizmaların siyasal yarışma
alanında ne tür bir sonuç ürettiğini açıklamaktadır. Böylece alt sistemler,
tekil uygulamaların ötesinde, birlikte işleyen bir otoriter dayanıklılık
mimarisi olarak kavramsallaştırılmaktadır.
Rejimi
Sürdürme Araçları
Güncel
karşılaştırmalı siyaset yazını demokratik kurumların biçimsel olarak varlığını
sürdürdüğü ancak yarışmanın eylemli olarak sınırlandığı rejimlerde iktidarın
sürekliliğini açıklamak için üç tamamlayıcı kavram kümesine başvurmaktadır:
rejim dayanıklılığı (regime resilience), otoriter yaşamda kalma araçları
(authoritarian survival tools) ve seçimli otoriter denge (electoral
authoritarian equilibrium).
Rejim
dayanıklılığı yaklaşımı, iktidarların ekonomik dalgalanmalar, meşruluk aşınması
ve toplumsal hoşnutsuzluk gibi stres etmenlerine karşın neden çökmeyebildiğini
inceler. Bu yazın, dayanıklılığın yalnızca baskı kapasitesiyle değil,
kurumların yeniden tasarımı, seçici uyum (adaptation) ve koalisyon
yönetimi gibi mekanizmalarla üretildiğini vurgular. Böylece otoriter eğilimler
ani kopuşlar yerine kademeli ve çoğu zaman hukuksal görünümlü düzenlemelerle
kurumsallaşır.
Otoriter rejimlerin
yaşamda kalma araçları kavramı, iktidarların siyasal yarışmayı tümüyle ortadan
kaldırmadan, onu yönetilebilir ve düşük riskli bir düzeyde tutmak için
kullandıkları repertuvarı ifade eder. Bu repertuvar, seçici baskı, hedeflenmiş
yeniden kaynak dağıtımı, medya ve gündem denetimi, yargısal süreçlerin
araçsallaştırılması ve rakiplerin mali ve örgütsel kapasitesinin sınırlanması
gibi farklı araçların birlikte kullanımını içerir. Bu bakış açısı,
otoriterleşmenin tek bir araca indirgenemeyeceğini, aksine çoklu ve eş zamanlı
mekanizmalar seti üzerinden işlediğini gösterir.
Seçimli
otoriter denge ise seçimlerin varlığını koruduğu, ancak yarışmanın eşit
koşullarda gerçekleşmediği siyasal düzenleri açıklamak için kullanılır. Bu
dengede iktidar, seçimleri meşruluk üretim aracı olarak sürdürürken, kurumsal
düzenlemeler, bilişsel üstünlük ve yargısal ve yönetsel müdahaleler yoluyla
seçim sonuçlarına yönelik belirsizliği kabul edilebilir sınırlar içinde tutar.
Böylece seçimler, iktidar için yüksek riskli bir “iktidar değişimi”
mekanizmasından çok denetimli yarışma ve onay üretimi işlevi görür.
Bu çalışma,
söz konusu üç kavramsal yaklaşımı birleştirerek, iktidarın sürekliliğini
sağlayan araçları “alt sistem mekanizmaları” başlığı altında çözümleyici olarak
yeniden düzenlemektedir. Buna göre rejim dayanıklılığı, alt sistemlerin neden
gerekli olduğunu (meşruluk aşınmasına karşın süreklilik gereksinimi) açıklar. Otoriter
yaşamda kalma araçları, alt sistemlerin hangi araç setleri üzerinden işlediğini
gösterir. Seçimli otoriter denge alt sistemlerin siyasal yarışma alanında ne
tür bir denge ürettiğini kavramsallaştırır. Bu bileşim alt sistem
mekanizmalarını yalnızca betimlemekle kalmayıp, onların birlikte nasıl bir
otoriter dayanıklılık mimarisi oluşturduğunu açıklamayı olanaklı kılar.
MODEL: REJİM
NASIL AYAKTA DURABİLİYOR?
Meşruluğunu
yitirmiş otoriter rejimler iktidarlarını kullanmak içi çok sayıda strateji,
yöntem ve eylem biçemi kullanmaktadır. İktidarların ayakta kalma süreçlerini
anlamak için bu stratejilerin ve yöntemlerin bilinmesi yardımcı olacaktır. Bu
bölümde olguları açıklamak amacıyla genel sistem kuramı kavramları kullanılmıştır.
Yapılan açıklamalar ve geliştirilen model çözümleme bölümünde yapılacak
açıklamalar için bir temel hazırlamak amacını gütmektedir.
Aşağıdaki
çizelge meşruluğunu yitirmiş ve görevden ayrılması gereken otoriter siyasal rejimlerin
ayakta kalabilmeleri için kullandıkları strateji ve yöntemleri kısmen açıklamak
üzere geliştirilmiştir.
|
Çizelge 1:
Kuramsal Yaklaşımlar
ile Bazı Alt sistem Mekanizmalarının Eşleştirilmesi |
||||
|
Kuramsal Yaklaşım |
Alt sistem Türü |
İşleyiş Mantığı |
Tipik Araçlar /
Göstergeler |
Siyasal Sonuç |
|
Rejim Dayanıklılığı |
Tüm Alt sistemler (Bütüncül) |
Meşruluk aşınmasına karşın siyasal sistemin
çökmesini engelleyen uyarlanabilir mekanizmalar |
Kurumsal yeniden düzenleme, seçici uyum, destek
koalisyonunun korunması |
İktidarın sürekliliği |
|
Otoriter Rejimlerin Sürdürülme Araçları |
Maddi Alt sistem ve Kurumsal Alt sistem |
Siyasal yarışmanın maliyet ve risklerini iktidar
lehine yeniden dağıtma |
Patronaj ağları, hedeflenmiş toplumsal transferler, hukuksal
süreçlerin araçsallaştırılması |
Siyasal kopuşun geciktirilmesi |
|
Seçimli Otoriter Denge |
Kurumsal–Siyasal Alt sistem |
Seçimlerin sürmesi ancak yarışmanın eşit koşullarda
gerçekleşmemesi |
Seçim sistemine müdahale, rakip aktörlerin
etkisizleştirilmesi, yargısal süreçler |
Denetimli yarışma |
|
Demokratik Gerileme |
Bilişsel Alt sistem |
‘Sorun–sorumlu’ ilişkisinin bulanıklaştırılması ve
sorumluluğun dağıtılması |
Gündem denetimi, çerçeveleme, dış etmenlere atıf |
Meşruluk kaybının zamana yayılması |
|
Kutuplaşma ve Negatif Kimliklenme |
Davranışsal Alt sistem |
Kimlik temelli oy verme davranışıyla başarım
değerlendirmesinin zayıflaması |
Sert bloklaşma, tehdit algısının yükseltilmesi |
Seçmen kopuşunun zorlaşması |
Bu model, kısmen
de olsa, rejim dayanıklılığı yazınında tartışılan mekanizmalar ile bu çalışmada
önerilen tipoloji arasındaki ilişkisel yapıyı göstermektedir. Alt sistemler
bağımsız araçlar değil, birbirini tamamlayan ve güçlendiren mekanizmalar kümesi
olarak işlemektedir. Davranışsal ve bilişsel alt sistemler seçmen algısını
şekillendirirken, maddi ve kurumsal alt sistemler siyasal yarışmanın
kurallarını ve maliyetlerini yeniden düzenlemektedir. Bu etkileşim, seçimlerin
biçimsel olarak sürdüğü ancak yarışmanın eşit koşullarda gerçekleşmediği bir
siyasal denge üretmektedir.
Tipolojik
Çizelge: Siyasal Yarışmayı Sınırlayan Mekanizmalar
İktidarın
meşruluğunu yitirmesine karşın iktidarını sürdürebilmek için kullandığı
araçlara ilişkin bir başka tipoloji denemesi aşağıdaki çizelgede yer
almaktadır.
|
Çizelge 2:
İktidarın Yaşamda Kalma
Araçları |
|||
|
Kategori |
Mekanizma |
Kısa Tanım |
Olası Etki |
|
Kurumsal-Hukuksal |
Seçim barajları |
Ulusal ya da bölgesel düzeyde yüksek temsil eşikleri |
Temsil adaletini zayıflatır, küçük partileri dışlar |
|
Seçim çevresi mühendisliği (gerrymandering) |
Seçim bölgelerinin iktidar lehine yeniden çizilmesi |
Oy ve temsil oranı bozulur |
|
|
Yargının siyasallaşması |
Yargı organlarının iktidar lehine karar üretmesi |
Hukuk devleti ve denge-denetim zayıflar |
|
|
Yargısal darbeler |
Mahkemeler aracılığıyla siyasal aktörlerin tasfiyesi |
Yarışmacı siyaset alanı daralır |
|
|
Siyasal yasaklar |
Güçlü rakiplerin hukuksal süreçlerle sistem dışına
itilmesi |
Liderlik seçenekleri oluşamaz |
|
|
Yönetsel |
Kayyım uygulamaları |
Seçilmiş yerel yöneticilerin görevden alınması |
Yerel demokrasi zayıflar |
|
Merkezi kaynakların kısıtlanması |
Muhalefet belediyelerine mali destek verilmemesi |
Hizmet üretimi düşürülür |
|
|
Proje onaylarının engellenmesi |
Yerel projelerin yönetsel süreçlerle geciktirilmesi |
İktidarın “başarı” algısı güçlendirilir |
|
|
Siyasal Yarışmayı Bastırma Araçları |
Siyasal tutuklamalar |
Siyasal aktörlerin ceza süreçleriyle
etkisizleştirilmesi ve devre dışı bırakılması |
Muhalefetin örgütlenme kapasitesi azalır |
|
Seçim Süreci Üzerinden Dolaylı Alt sistemler |
Kampanya kaynak eşitsizliği |
Kamu kaynaklarının iktidar lehine kullanımı |
Eşit yarışma ortadan kalkar |
|
Devlet olanaklarının propaganda için kullanımı |
Kamu gücünün seçim üstünlüğüne dönüştürülmesi |
“Adil yarış” ilkesi zedelenir |
|
|
Bilgi ve Algı Yönetimi Araçları |
Medya görünürlüğünün sınırlandırılması |
Rakiplerin kamuoyunda görünmez kılınması |
Seçmen bilgiye eşit erişemez |
|
Saygınlık suikastı kampanyaları |
Sistemli karalama ve meşruluk kaybı |
Güven ve meşruluk aşındırılır |
|
|
Yanlış bilgilerin yayılması |
Siyasal yanlış bilgilendirme Bilerek yanlış bilgi
üretimi |
Seçmen algısı yönlendirilir |
|
|
Derin sahtecilik ve sayısal yönlendirme |
Görsel/işitsel içerikle yanıltma |
Güven krizi yaratır |
|
|
Tek yanlı medya ekosistemi |
Medyanın iktidar söylemi etrafında hizalanması |
Kamusal tartışma tek sesli duruma gelir |
|
|
Çizelge 3:
Meşruluk Erozyonu Koşullarında
İktidarın Sürdürülme Ekosisteminin Ana Sistemi ve Alt Sistemleri |
||||
|
Ana Sistem: Meşruluk Erozyonu
Koşullarında İktidarın Sürdürülme Ekosistemi |
||||
|
Alt Sistemler ve Alt-Alt Sistemler |
||||
|
Alt Sistem |
Müdahale Alanı |
Ürettiği Maliyet |
Sistem İçi İşlev |
Temel Alt Unsurlar |
|
1. Yargının Siyasallaşması Sistemi |
Yargı kurumu, atama sistemi, dava süreçleri, üst yargı |
Siyasal hareket maliyeti, belirsizlik maliyeti, caydırıcılık
maliyeti |
Siyasal müdahalelere hukuksal meşruluk üretmek ve rakipleri
kurumsal araçlarla sınırlandırmak ve elemek |
Kadro mühendisliği; dava mimarisi; karar yönlendirme; hukuksal meşruluk
simülasyonu |
|
2. Yerel Yönetimlerde Yetki Daraltma ve Merkezileştirme Sistemi |
Yerel yönetim yapısı |
Yönetim kapasitesi kaybı |
İktidar seçeneği odaklarını zayıflatmak |
Yetki transferleri; kayyım uygulamaları; bütçe denetimi; rantın
merkezileştirilmesi |
|
3. Siyasal Alan Tasarım Sistemi |
Kamusal siyasal alan |
Görünürlük ve yarışma maliyeti |
Siyasal oyunun kurallarını yeniden çizmek |
Poster/afiş yasakları; billboard kampanyaları; miting
engellemeleri; rakiplerin itibarsızlaştırılması |
|
4. Bürokratik Partizanlaşma Sistemi |
Devlet kadroları |
Kurumsal özerklik kaybı |
Diğer alt sistemlere uygulama kapasitesi sağlamak |
Liyakat erozyonu; sadakat temelli atama; devlet-parti
bütünleşmesi |
|
5. Kaynak ve Rant Dağıtım Sistemi |
Ekonomik kaynaklar |
Bağımlılık üretimi |
Kopuş maliyetini artırmak |
Seçici kamu ihaleleri; sadakat ağları; merkezi mali baskı |
|
6. Bilgi ve Algı Yönetimi Sistemi |
Bilgi akışı |
Algısal yönlendirme |
Seçmen değerlendirme kapasitesini sınırlamak |
Medyanın denetimi; yanlış bilgi; gündem saptama/kaydırma |
|
Radyo ve Televizyon Üst Kurumu (RTÜK) aracılığıyla karşıt
medyayı sindirmek |
Bilişsel denetim |
Karşıt görüşleri kısıtlamak |
Bilgi yönlendirmesi |
|
|
Medyaya el koymak (TELE 1) |
Bilişsel denetim |
Karşıt görüşleri kısıtlamak |
Bilgi yönlendirmesi |
|
|
7. Korku ve Caydırma Sistemi |
Davranışsal alan |
Katılım maliyeti |
Siyasal seferberliği bastırmak |
Sürekli soruşturma tehdidi; milis/yarı-resmi güçler; fiziksel
şiddet olasılığı |
|
Çizelge 4:
Yargının Siyasallaşması Alt
Sisteminin İç Yapısı |
||
|
Boyut |
İçerik |
Amaç |
|
Kadro Mühendisliği |
Parti bağını ölçüt alma; kadro genişletme; siyasal sadakat
temelli terfi; istenmeyen yargıçları yer değiştirme; yandaş kadroları
ödüllendirme |
Yargı bileşimini siyasal hedeflerle uyumlu duruma getirmek |
|
Dava Mimarisi ve Süreç Yönlendirmesi |
Siyasal amaçlı dava kurguları; gizli tanık üretimi; uzun
iddianameler; tutuklamayı cezaya dönüştürme; stratejik zamanlama |
Rakipleri uzun süreli hukuksal baskı altında tutmak |
|
Karar Üretim Yönlendirmesi |
Dosya dağılımı yönlendirmesi; kritik davalara uygun hakim atama;
istenmeyen karar üreten hakimleri cezalandırma |
Yargısal çıktıyı siyasal hedeflerle uyumlu duruma getirmek |
|
Hukuksal Meşruluk Simülasyonu |
Yasal düzenleme kılıfı; “hukuka uygunluk” görüntüsü; seçici yasa
uygulaması; etkin pişmanlık yasasının stratejik kullanımı |
Müdahaleleri hukuk devleti görünümü içinde meşrulaştırmak |
Bu alt sistemde kritik ayrım şudur: Hukuk
devleti görünümü korunurken, hukukun üstünlüğü ilkesinin içeriksel olarak daraltılmaktadır.
ÇÖZÜMLEME:
SİYASAL YARIŞMANIN SINIRLANDIRILMASI
İktidarlar,
demokratik ya da yarı-demokratik siyasal rejimlerde, siyasal yarışmayı
sınırlandırmak ve iktidarlarını sürdürmek amacıyla hangi temel mekanizmaları
kullanmaktadır?
Demokratik
ve seçimli siyasal sistemlerde iktidar ve muhalefet ilişkisi, ilke olarak
serbest yarışma, eşit yarışma ve iktidarın barışçıl yollardan el değiştirmesi
varsayımına dayanır. Ancak uygulamada, özellikle iktidarın meşruluk
kaynaklarının zayıfladığı ve toplumsal desteğin aşındığı dönemlerde siyasal yarışmanın
bu “ideal” çerçevesi giderek daralmaktadır. Bu daralma, açık bir rejim
değişikliğiyle değil, aksine hukuk, seçim ve kurumsal düzenlemeler korunuyormuş
gibi yapılarak gerçekleştirilmektedir. İktidarlar bu süreçte, doğrudan baskı
uygulamak yerine siyasal alanı yavaşlatan, yönlendiren ve sınırlayan bir dizi “alt
sistem mekanizması” devreye sokmaktadır. Bu mekanizmalar, muhalefetin siyasal
kapasitesini azaltırken iktidarın seçimli görünümünü korumasına olanak
tanımaktadır.
Bu çalışmada
“alt sistem” olarak adlandırılan mekanizmalar, iktidarın siyasal yarışmayı tümüyle
ortadan kaldırmadan, muhalefeti yasadışı ilan etmeden ve seçimleri askıya
almadan yarışmanın sonucunu yapısal olarak öngörülebilir ve denetlenebilir duruma
getirmesini sağlayan araçlardır. Bu araçların ortak özellikleri şunlardır:
ü Dolaylıdırlar: Açık zor kullanımından
daha çok hukuk, yönetim ve söylem üzerinden işlerler.
ü Yığınsaldır: Tek başına belirleyici
olmaktan çok birlikte çalıştıklarında etkilidirler.
ü Zamana yayılırlar: Ani kopuşlar
yerine siyasal alanı aşamalı biçimde daraltırlar.
ü Meşruluk üretirler: İktidarın “hukuk
içinde kaldığı” izlenimini sürdürürler.
Bu yönüyle alt
sistem mekanizmaları, siyasal yarışmayı askıya almak yerine asimetri üretir. Siyasal
sistem normal koşulları içinde çalışıyor gözükmesine karşın aslında siyasal
iktidarın amaç ve hedeflerine hizmet eder ve muhalefeti etkisiz bırakmayı
amaçlar.
Temel Alt
sistem Kategorileri
Karşılaştırmalı
gözlemler, siyasal yarışmayı sınırlayan alt sistemlerin yedi ana başlık (ya da
alt sistem) altında toplandığını göstermektedir:
Yargının
Siyasallaşması Alt Sistemi: Bu alt sistem, yargı kurumlarının hukuksal çerçeve içinde kalıyor
görünmesine karşın, kadro yapısı, dava mimarisi ve karar süreçleri üzerinden
siyasal iktidarın stratejik hedeflerine hizmet edecek biçimde yeniden
yapılandırılmasıdır. Temel işlevi, siyasal müdahalelere hukuksal meşruluk
üretmek ve rakip aktörlerin hareket alanını kurumsal araçlarla daraltmaktır. Bu
alt sistem siyasal hareket maliyeti, belirsizlik maliyeti ve caydırıcılık
maliyeti üretir. Model içinde merkezi bir konumdadır, çünkü diğer alt
sistemlerin müdahalelerine normatif kılıf sağlar.
Yerel
Yönetimlerde Yetki Daraltma ve Merkezileştirme Alt Sistemi: Bu alt sistem, yerel yönetimlerin
hukuksal ve mali yetkilerinin merkezi hükümet lehine daraltılması ve iktidar seçeneklerinin
zayıflatılması sürecini ifade eder. Yetki transferleri, kayyım uygulamaları,
bütçe denetimi ve rantın merkezileştirilmesi bu yapının temel araçlarıdır. Ürettiği
temel maliyet, yönetim kapasitesi kaybıdır. Sistem içindeki işlevi, muhalefetin
başarı üzerinden meşruluk üretmesini engellemektir.
Siyasal
Alan Tasarımı Alt Sistemi: Bu sistem, siyasal yarışmanın kurallarını yeniden çizerek kamusal alanın
asimetrik biçimde yapılandırılmasını ifade eder. Afiş yasakları, miting
kısıtlamaları, görünürlük engelleri, itibarsızlaştırma kampanyaları ve adaylık
süreçlerine müdahaleler bu kapsamda değerlendirilir. Ürettiği maliyet,
görünürlük ve yarışma maliyetidir. İşlevi, siyasal oyunun eşitlik ilkesini ortadan
kaldırmaktır.
Bürokratik
Partizanlaşma Alt Sistemi: Bu alt sistem, devlet kadrolarının liyakat temelli yapısının
aşındırılarak sadakat temelli bir kadro oluşumuna dönüştürülmesini ifade eder. Devlet-parti
bütünleşmesi ve partizan terfi sistemi bu yapının belirleyici unsurlarıdır. Ürettiği
maliyet, kurumsal özerklik kaybıdır. Model içindeki işlevi, diğer tüm alt
sistemlere uygulama kapasitesi sağlamaktır. Bu nedenle altyapısal bir
sistemdir.
Kaynak ve
Rant Dağıtım Alt Sistemi: Bu sistem, ekonomik kaynakların seçici biçimde dağıtılması yoluyla
bağımlılık ağları üretmeyi ifade eder. Kamu ihaleleri, mali baskı araçları ve
sadakat temelli ekonomik ilişkiler bu yapının temel mekanizmalarıdır. Ürettiği
maliyet, kopuş maliyetidir. Sistem içindeki işlevi, siyasal bağlılığı ekonomik
bağımlılık üzerinden pekiştirmektir.
Bilgi ve
Algı Yönetimi Sistemi: Bu alt sistem, bilgi akışının denetlenmesi ve kamusal algının
yönlendirilmesi sürecini ifade eder. Medyanın ve sosyal medyanın denetimi,
yanlış bilgilendirme, gündem kaydırma ve sayısal yönlendirme bu yapının temel
araçlarıdır. Ürettiği maliyet, algısal yönlendirme maliyetidir. İşlevi,
seçmenin siyasal seçenekleri sağlıklı değerlendirme kapasitesini sınırlamaktır.
Korku ve
Caydırma Sistemi: Bu
sistem, siyasal katılımın maliyetini yükselterek seçmen hareketliliğini
bastırmayı hedefler. Sürekli soruşturma tehdidi, hukuksal belirsizlik,
paramiliter/yarı-resmi güçlerin varlığı ve fiziksel şiddet olasılığı bu yapının
unsurlarıdır. Ürettiği maliyet, katılım maliyetidir. Sistem içindeki işlevi olası
kopuş enerjisinin davranışa dönüşmesini engellemektir.
Bu yedi alt
sistem birbirinden bağımsız değil, karşılıklı olarak birbirini besleyen,
maliyet üreten ve müdahalelere meşruluk sağlayan bir bütünlük oluşturur.
Bürokratik partizanlaşma altyapı sağlar, yargının siyasallaşması normatif kılıf
üretir, kaynak dağıtımı bağlılık üretir, bilgi yönetimi algıyı şekillendirir ve
korku sistemi ise davranışsal eşiği yükseltir. Bu çok katmanlı yapı, meşruluk
kaybının siyasal kopuşa dönüşmesini sistemli biçimde geciktirir. Bu çözümleme
göstermektedir ki, iktidarlar siyasal yarışmayı tek bir araçla değil, çok
katmanlı ve birbirini tamamlayan süreçlerle (alt sistemlerle) sınırlandırmaktadır.
Bu süreçler, demokratik kurumların biçimsel varlığını korurken, siyasal yarışın
özünü aşındırmaktadır.
Siyasal yarışmayı
sınırlayan alt sistemler mekanizmaları arasında hangileri belirleyici bir rol
oynamaktadır ve neden?
Bir alt
sistemin “belirleyici” olarak nitelenebilmesi için şu ölçütleri karşılaması
beklenir: Birden fazla siyasal alanı aynı anda etkileyebilmesi, diğer alt
sistemlerin uygulanabilirliğini artırması, uzun vadeli ve kalıcı sonuçlar
üretmesi ve kurumsal düzeyde yeniden üretilebilir olması. Bu ölçütler dikkate
alındığında, alt sistemlerin etki kapasitesinin eşit olmadığı görülmektedir.
Yargının
Siyasallaşmasının Merkezi Konumu: Karşılaştırmalı gözlemler, yargının siyasallaşmasının diğer alt
sistemlere kıyasla daha yüksek bir belirleyicilik düzeyine sahip olduğunu
göstermektedir. Bu mekanizma siyasal aktörleri doğrudan etkisizleştirebilmekte,
yerel yönetimlere müdahalenin hukuksal zeminini oluşturabilmekte, siyasal yarışmanın
sınırlarını yeniden tanımlayabilmekte ve süreçlerin “hukuksal görünüm” altında
yürütülmesini sağlayarak meşruluk üretmektedir. Dolayısıyla yargı, yalnızca bir
süreç değil, diğer süreçlerin etkililiğini artıran bir “çarpan mekanizma”
işlevi görmektedir.
Yargının
siyasallaşması, yargı kurumlarının normatif olarak bağımsız ve tarafsız olması
gereken işlevlerinin eylemli olarak siyasal iktidarın stratejik hedefleri
doğrultusunda yeniden yönlendirilmesi sürecidir. Bu durum, yalnızca yargı
kararlarının içeriğinde değil, soruşturma açma, iddianame hazırlama süresini
olağan dışı şekilde uzatma, dava süreçlerini uzatma ya da hızlandırma, gizli
tanık üretme, tutuklama tedbirlerini geniş yorumlama ve gerekmemesine karşın tutuklamayı
bir çeşit ceza yaptırımı gibi kullanma uygulamalarında da gözlemlenebilir. Siyasal
yarışma açısından bakıldığında yargının siyasallaşması, iktidara rakip
aktörleri doğrudan yasaklamadan veya seçimleri askıya almadan muhalefetin
kurumsal ve bireysel kapasitesini sınırlama olanağı sağlar. Böylece siyasal
alan biçimsel olarak açık kalırken, yarışmanın eşitliği eylemli olarak
zayıflar.
İşleyiş
Mantığı: Bu alt
sistem üç temel düzlemde etkili olmaktadır.
Seçici Soruşturma ve Dava Süreçleri: Siyasal rakipler
hakkında açılan soruşturmalar, uzun yargı süreçleri ve sürekli hukuksal
belirsizlik, muhalefetin siyasal etkililik kapasitesini azaltır. Sürecin
kendisi çoğu zaman sonuçtan bağımsız olarak caydırıcı bir etki üretir.
Siyasal Aktörlerin Etkisizleştirilmesi: Siyasetçilerin
tutuklanması, görevden uzaklaştırılması ya da siyasal yasaklarla karşı karşıya
kalması yarışma alanındaki güçlü aktörlerin görünürlüğünü ve örgütlenme
kapasitesini sınırlar.
Kurumsal Alanın Yeniden Düzenlenmesi: Yargı kararları
aracılığıyla yerel yönetimlerin işlevsizleştirilmesi, seçilmiş yöneticilerin
görevden alınması veya yerlerine merkezi yönetim tarafından atama yapılması
seçimle elde edilen siyasal meşruluğun etkisini zayıflatır.
Siyasal Yarışma
Üzerindeki Etkiler: Yargının
siyasallaşması, siyasal sistem içinde birkaç eş zamanlı sonuç üretir. Bu
olumsuz sonuçlar aşağıda özetlenmiştir.
Risk maliyetini artırır: Muhalefet aktörleri için siyasal etkililik
daha yüksek kişisel ve kurumsal maliyetler içerir.
Örgütsel kapasiteyi zayıflatır: Uzun yargı süreçleri,
liderlik ve kadro sürekliliğini kesintiye uğratır.
Seçmen algısını etkiler: Asılsız da olsa siyasal figürlere sürekli
suç isnadı altında kalan aktörler seçmen nezdinde güvenilirlik sorunu
yaşayabilir.
Asimetrik yarışma üretir: Seçimler sürse bile yarışın
koşulları artık eşit değildir.
Bu nedenle
yargının siyasallaşması, diğer alt sistem mekanizmalarını destekleyen ve çoğu
zaman onların uygulanabilirliğini artıran merkezi bir kaldıraç işlevi görür. Gözlemler,
kurumsal ve hukuksal alt sistemler içinde en yüksek etki kapasitesine sahip
mekanizmanın yargının siyasallaşması olduğunu göstermektedir. Çünkü bu mekanizma
hem bireysel siyasal aktörleri hem de kurumsal rakipleri aynı anda hedef
alabilmekte ve uygulamalarını “hukuksal süreç” çerçevesi içinde
meşrulaştırabilmektedir.
Yargısal
mekanizmaların yanında iki alan daha yüksek etki kapasitesi göstermektedir: Bunlardan
birincisi yerel yönetim alanına müdahale etmektir. Seçilmiş aktörlerin görevden
uzaklaştırılması, merkezi kaynak dağıtımı üzerinden kapasite zayıflatma ve yerel
siyasal başarıların görünürlüğünü sınırlama bu bağlamda kullanılan iktidar
araçlarıdır. Bu mekanizmalar, muhalefetin “yönetebilirlik” savını uygulama
düzeyinde aşındırmaktadır.
İkincisi gündem
ve algı denetimi yapmak alt sistemidir. Siyasal sorumluluğun dağıtılması, aktör
seçeneklerinin görünürlüğünün azaltılması ve ekonomik başarımın siyasal
sonuçlarının geciktirilmesi de bu bağlamda kullanılan iktidar araçlarıdır. Bu
alan, seçmen davranışı üzerinde dolaylı fakat süreklilik gösteren bir etki
üretir.
Özellikle
kutuplaşma, kimlik siyaseti ve toplumsal korku üretimi ön plana çıkmaktadır. Bu
örnekler kimlik ayrımı ve
toplumu kutuplaştırma, gündem denetimi/oluşturma ve anlam çerçevesi geliştirme
ve toplumda korku üretimi ve bireyleri siyasal davranışta bulunmaktan ürkütmedir.
Kimlik ve Kutuplaşma: Yüksek düzeyde siyasal kutuplaşma
koşullarında seçmen davranışı, akılcı ekonomik değerlendirmeden çok negatif
kimliklenme üzerinden şekillenir. Seçmen, ekonomik maliyetleri kabul etse bile
karşı blokun iktidara gelmesini daha büyük bir tehdit olarak algılar. Bu durum,
ekonomik hoşnutsuzluğun oy davranışı üzerindeki etkisini zayıflatır ve
statükonun korunmasına hizmet eder.
Gündem Denetimi ve Anlam Çerçevesi: İktidar, ekonomik ve siyasal
sorunların nedenlerini dış aktörlere veya geçmiş yönetimlere atfederek
sorumluluk dağılımını bulanıklaştırır. Bu çerçeveleme, seçmen nezdinde
“sorun–sorumlu” eşleştirmesini zorlaştırır ve meşruluk kaybının zaman içinde
daha yönetilebilir duruma gelmesini sağlar.
Korku Üretimi ve Siyasal Ürkütme: Siyasal tutuklamalar,
soruşturmalar ve dava süreçlerinin araçsallaştırılması iktidarın meşruluk
kaybını yönetilebilir duruma getiren kritik bir alt sistem olarak öne çıkar.
Bu mekanizmalar
üç boyutta etki yaratır:
Muhalefeti sınırlama: Liderler ve örgütlü aktörler üzerinde
ceza tehdidi siyasal istekliliği ve hareketliliği düşürür.
Toplumsal otosansür: Gazeteciler, akademisyenler ve
seçmenler, olası risklerden dolayı davranışlarını sınırlar ve seçmen mevcut siyasal
ortamın devamını “daha güvenli” bir seçenek olarak görür.
Kriz yönetimi: İktidar adına meşruluk kaybına yol açabilecek
olaylar korku üretimi aracılığıyla toplum nezdinde sınırlı ve öngörülebilir bir
algıya dönüştürülür.
Bu araçlar,
diğer bilişsel ve davranışsal alt sistemlerle birlikte çalışarak iktidarın
dayanıklılığını güçlendirir. Kısa vadede oldukça etkili olmasına karşın uzun
vadede toplumsal güvenin ve yargı bağımsızlığının aşınması gibi maliyetler
doğurur. Sonuç olarak, korku üretimi yalnızca bir baskı aracı değil, demokratik
gerilemenin ve otoriterleşmenin sistemli bir bileşeni olarak
değerlendirilmelidir.
Kaynakların yeniden
ve partizanca özgülenmesi, dağıtımı ve sadakat ağları iktidar, toplumsal
transferler, patronaj ilişkileri ve yerel ağlar aracılığıyla ekonomik
hoşnutsuzluğu sınırlayarak kısa vadede siyasal kopuşu geciktirmektedir. Bu
mekanizmalar mutlak refah kaybını ortadan kaldırmamakta, ancak göreli kayıp
algısını yönetilebilir düzeyde tutarak seçmen davranışını kararlı kılmaktadır.
Toplumsal transferler: Belirli gruplara düzenli gelir ve
hizmet aktarımı, ekonomik memnuniyetsizliği hafifletir.
Patronaj ve ağlar: İktidarın yerel düzeydeki bağlantıları
seçmenin günlük yaşamında iktidarın önemini görünür kılar.
Algı yönetimi: Göreli kazanımlar, ekonomik kriz döneminde
dahi statükonun tercih edilmesini kolaylaştırır.
Bu alt
sistem, özellikle ekonomik kriz dönemlerinde iktidarın dayanaklarını
güçlendiren somut ve ölçülebilir bir araç olarak işlev görür.
Ekonomik
hoşnutsuzluk ve siyasal eleştiriler yüksek olsa bile, muhalefetin devlet yönetme
kapasitesi, liderlik becerisi ve siyasal programları açısından güven verememesi
seçmende riskten kaçınma davranışını güçlendirir. Bu süreç, statükonun “kötü
ama bilinen ve kabul edilen” olarak algılanmasını destekler. Bu bağlamda
iktidar tarafından vurgulanacak olgular muhalefette liderlik ve deneyim
eksikliği, muhalefet liderlerinin kamuoyunda yeterince güven vermemesi, kurumsal
kapasitelerinin ve kadrolarının yetersizliği, Devlet aygıtını etkin yönetme
kapasitesinin sınırlılığı programlarının belirsizliği ve ekonomik ve siyasal
çözümler konusunda net ve uygulanabilir planların olmamasıdır. Bu alt sistem,
iktidarın doğal dayanıklılığını artıran kurumsal bir etmen olarak öne çıkar ve
diğer alt sistemlerle birlikte iktidarın meşruluk kaybını yönetilebilir duruma
getiren bütünselliği sağlar.
Seçim
süreçleri, demokratik denetimin temel göstergelerinden biri olmasına karşın
Türkiye’de bazı kurumsal uygulamalar iktidarın meşruluk kaybını yönetilebilir duruma
getiren bir işlev görmektedir. Bu süreç özellikle bilgi ve sonuç akışı
üzerindeki kontrol yoluyla işler.
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararları: Seçim kurallarının
yorumlanması, oyların geçersiz sayılması ve sonuçların ilanı sürecindeki
müdahaleler, seçimlerin biçimsel olarak yürütülmesini sağlarken sonuçların
öngörülebilir biçimde iktidar lehine şekillenmesini olanaklı kılar.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu: Bir anlamda sansür kurumu
gibi çalışabilir ve özellikle karşıt siyasal görüşleri bastırmak amacıyla
kullanılabilir.
Anadolu Ajansı ve resmi haber kanalları: Seçim sonuçlarının
duyurulma şekli ve zamanlaması, seçmen ve adaylar üzerinde algı yönetimi etkisi
yaratır. Özellikle ilk sonuçların ilanında yapılan tercih ve odaklandırma,
muhalefet üzerinde baskı yaratabilir.
Bu alt
sistemin özellikleri, etkisi ve sonuçları aşağıda belirtilmiştir.
Algı yönetimi yoluyla davranış denetimi: Seçmen ve muhalefet
aktörleri, sürecin adil olmadığı veya sonuçların önceden belirlendiği algısına
kapılarak riskten kaçınır.
Seçim sürecinin öngörülebilirliği: İktidar lehine sonuçların
önceden belirlenmiş gibi algılanması, diğer alt sistemlerle birleştiğinde “kötü
ama bilinen” seçeneğin tercih edilmesini güçlendirir.
Muhalefeti caydırma: Resmi kurumların ve haber ajanslarının denetimi,
muhalefetin itiraz ve kampanya kapasitesini sınırlandırır ve hareketliliğini
azaltır.
Bu alt
sistem, özellikle bilişsel ve davranışsal baskılama süreçleriyle birlikte
çalışarak iktidarın direnç mekanizmasını güçlendirir ve seçim ortamında
statükonun korunmasına doğrudan katkı sağlar. Dolayısıyla, seçim denetimi ve
algı yönetimi, yalnızca kurumsal bir düzenleme değil, demokratik gerileme
sürecinin stratejik ve sistemli bir bileşeni olarak değerlendirilebilir.
Seçim
sonuçlarının elektronik sistemler aracılığıyla sayısal olarak kaydedilmesi ve
işlenmesi, kuramsal olarak iktidarın sonuçları yönlendirme veya yönlendirme
olasılığını gündeme getirmektedir. Bu durum, seçim denetimi ve algı yönetimi
mekanizmalarının bilişsel alt sistem işlevini güçlendirebilir. Türkiye özelinde
bu tür müdahalelere ilişkin somut kanıt bulunmamaktadır. Ancak seçim
süreçlerinin elektronik altyapısı ve sonuçların kamuoyuna aktarılma biçimi,
olası riskler açısından kuramsal olarak incelenmeye değerdir. Böylece, seçim
güvenliği ve veri işleme süreçleri, iktidarın direnç mekanizmaları çerçevesinde
ele alınan bütüncül çözümleme içine alınmış olur.
Yerel
yönetimler, demokratik sistemlerde yalnızca hizmet üretim birimleri değil, aynı
zamanda siyasal temsilin ve yönetsel kapasitenin görünür duruma geldiği
kurumsal alanlardır. Muhalefet partileri açısından yerel yönetimler, seçmen
nezdinde yönetebilirlik savını sınayabildikleri ve siyasal meşruluklarını
pekiştirebildikleri bir platform işlevi görmektedir. Bu nedenle, yerel yönetim
alanına yönelik yönetsel ve hukuksal müdahaleler yalnızca yönetsel bir işlem
olarak değil, aynı zamanda siyasal yarışmanın niteliğini dönüştüren bir
mekanizma olarak değerlendirilmelidir.
Seçilmiş
yerel yöneticilerin görevden uzaklaştırılması ve yerlerine merkezi yönetim
tarafından atama yapılması, seçimle oluşan temsil ilişkisinin eylemli olarak
kesintiye uğramasına yol açmaktadır. Bu uygulama, hukuksal gerekçelerle
meşrulaştırılmakla birlikte, seçmen iradesinin kurumsal karşılığının
sürekliliğini zayıflatmaktadır. Kayyım uygulamaları, yerel yönetimlerin siyasal
özerkliğini sınırlandırarak merkezi yönetimin doğrudan yönetim kapasitesini
genişletmektedir. Bu durum, seçimle elde edilen yönetsel yetkinin geçici ve
koşullu duruma gelmesine neden olmakta ve temsilin sürekliliği ilkesini
aşındırmaktadır.
Yerel
yönetimlerin mali kaynaklara erişimindeki farklılaşmalar, kurumsal başarım
üzerinde doğrudan etkiler üretmektedir. Merkezi bütçe transferleri, kredi
onayları, yatırım izinleri ve proje destekleri gibi alanlarda yaşanan kısıtlar
yerel yönetimlerin hizmet üretme kapasitesini sınırlayabilmektedir. Bu tür
uygulamalar, seçilmiş yerel yönetimlerin başarımını nesnel koşullardan bağımsız
olarak zayıf göstermeye yol açabilir. Sonuç olarak seçmen nezdinde muhalefetin
yönetsel yeterliliğine ilişkin algı olumsuz yönde etkilenir. Böylece siyasal yarışma
yalnızca seçim dönemlerinde değil, gündelik yönetsel süreçler içinde de
asimetrik bir yapıya bürünür.
Seçilmiş
yöneticilerin görev süreleri tamamlanmadan uzaklaştırılması, yerel yönetsel
sürekliliği kesintiye uğratmakta ve kurumsal hafızayı zayıflatmaktadır. Bu
durum yalnızca bireysel aktörleri değil, yerel bürokratik yapıların kararlılığını
da etkilemektedir. Görevden alma süreçlerinin sıklaşması, yerel siyasal
aktörler için yüksek riskli bir etkinlik ortamı yaratmakta ve olası adayların
siyasal katılım isteğini azaltabilmektedir. Böylece yerel düzeyde siyasal yarışmanın
niteliği zaman içinde daralmaktadır.
Kayyım
uygulamaları, mali kısıtlar ve görevden alma mekanizmaları birlikte
değerlendirildiğinde, yerel seçimlerin varlığına karşın temsil ilişkisinin
içeriğinin zayıfladığı bir tablo ortaya çıkmaktadır. Seçimler yapılmakta ve
yerel yönetimler biçimsel olarak varlığını sürdürmekte, ancak seçmen iradesinin
yönetsel sonuç üretme kapasitesi sınırlanmaktadır. Bu süreç, demokratik
temsilin tümüyle ortadan kalkmasından çok temsilin biçimsel olarak korunup
işlevsel olarak daraltılması şeklinde işlemektedir.
Benzer
müdahale biçimleri farklı ülkelerde değişen yoğunluklarda gözlemlenmekle
birlikte, Türkiye örneğinde yerel yönetimlere yönelik merkezi müdahalelerin
sürekliliği ve kapsamı dikkat çekicidir. Karşılaştırmalı bakış açısı, yerel
düzeyde elde edilen siyasal başarıların merkezi araçlarla sınırlandırılmasının
otoriterleşme süreçlerinde sık başvurulan bir strateji olduğunu göstermektedir.
Yerel
yönetimlere yönelik yönetsel ve mali müdahaleler, siyasal yarışmayı doğrudan
yasaklamadan, temsilin etkisini azaltan bir mekanizma seti oluşturmaktadır. Bu
mekanizmalar, muhalefetin yönetsel kapasitesini görünür kılma olanağını
sınırlayarak seçmen nezdindeki güven ilişkisini zayıflatmakta ve siyasal alanın
asimetrik yapısını pekiştirmektedir.
Siyasal
tutuklamalar ve yargı süreçlerinin araçsallaştırılması çoğu zaman meşruluk
krizini ortadan kaldırmaz, aksine, krizin görünürlüğünü ve etkisini denetim
altına alır. Başlıca mekanizmalar rejim normatif meşruluk (hukuksal–demokratik)
kaybını, güvenlik, düzen ve kararlılık söylemi ile gidermeye ve ortadan
kaldırmaya çalışır. Bu, yazında sıklıkla başarım meşrulaştırma (performance
legitimacy) ve düzene dayalı meşrulaştırma (order-based legitimacy) gibi
kavramlarla açıklanır.
Siyasal
tutuklamaların yerine getirdiği iktidarın devamını amaçlayan süreçler aşağıda belirtilmiştir.
Muhalefeti Kurumsal Alan Dışına İtme: Rakip aktörlerin
siyasal yarışma kapasitesi zayıflatılır. Örgütlenme ve hareketlilik kanalları
kesilir. Liderlik boşluğu yaratılır. Sonuç olarak yarışma azalır ve meşruluk
krizinin siyasal maliyeti düşer.
Toplumsal Korku ve Caydırıcılık Üretme: Tutuklamalar yalnızca
hedef alınan kişiyi etkilemez. Gazeteciler, akademisyenler, bürokratlar,
yargıçlar, savcılar, yerel siyasetçiler için “örnek olay” oluşturur. Bu durum otosansür,
siyasal geri çekilme ve toplu eylem kapasitesinin düşmesi yaratır. Sonuç olarak
meşruluk krizine dönüşebilecek toplumsal itirazlar büyümeden bastırılır.
Hukuksallık Görünümü Üretme: Araçsallaştırılmış yargı
süreçleri tutuklama, soruşturma, iddianame ve uzayan davalar aracılığıyla bir “hukuksal
süreç” görüntüsü yaratır. Bu, üç düzeyde işlev görür: Birincisi iç kamuoyuna
“Devlet hukuka göre hareket ediyor” mesajını vermesidir. İkincisi rejimin
tabanına “suç ve suçluya karşı savaşım veriliyor” mesajı iletilir. Üçüncüsü uluslararası
alana “ülkede yargı bağımsız”dır mesajı gönderilir.
Böylece normatif
meşruluk kaybı simgesel hukuksallık yoluyla giderilmeye çalışılır.
Siyasal
davalar çoğu zaman güvenlik, terör, ulusal beka ve güvenlik çerçevesine
yerleştirilir. Sonuç olarak rejim–muhalefet yarışması “Devlet–tehdit”
karşıtlığına dönüştürülür. Bu dönüşüm meşruluk krizini ideolojik kutuplaşma
içinde eriterek yönetilebilir kılar.
Uzun süren
yargı süreçleri kriz enerjisinin azaltılmasını sağlar. Kamuoyunun dikkatini
dağıtır. Yeni gündemlerin oluşmasına fırsat verir. Bu, özellikle “yargısal
sürüncemede bırakma” stratejisi olarak işlev görür.
Rejim açısından
ortaya çıkan net sonuç siyasal tutuklamaların meşruluğu artırmadığı ancak
iktidarın denetim kapasitesini artırdığıdır. Meşruluk eksikliği şiddet, zor kullanma
ve hukuk araçlarıyla giderilir. Bu durum yarışmacı otoriterlik, karma rejim yazınında
sıkça gözlenen bir mekanizmadır. Bu bağlamda, kısa vadede kriz yönetilebilir duruma
gelir, ancak uzun vadede yargıya güven erozyonu, kurumsal çürüme, siyasal
sistemde sert kırılma riski ve rejim maliyetinin artması ortaya çıkar. Araçsallaştırılmış
yargı kısa vadeli kararlılık ve uzun vadeli kararsızlık gizil gücü yaratır.
ALT
SİSTEMLERİN BİRLİKTE İŞLEYİŞİ: SİNERJİSTİK KATALİZÖR ETKİ
Bilişsel,
davranışsal, maddi ve kurumsal ve siyasal nitelikle süreçler birbirini
güçlendiren bir yapı oluşturur. Davranışsal ve bilişsel süreçler (kimlik,
kutuplaşma, korku üretimi, gündem saptama/denetleme) seçmen davranışını
doğrudan etkiler. Ekonomik ve parasal nitelikli süreçler ekonomik
hoşnutsuzluğun siyasal maliyetini düşürür. Kurumsal ve siyasal süreçler muhalefetin
güven verememesini sağlayarak riskten kaçınmayı artırır. Birlikte ele
alındığında, bu alt sistemler iktidarın dayanıklılığını sistemli biçimde
güçlendiren çok katmanlı bir mekanizma daha doğrusu bir kalkan oluşturur.
Alt
sistem Mekanizmalarının Etki Hiyerarşisi
Bu çalışmada
ele alınan siyasal yarışmayı sınırlama süreçleri gerek etki kapasiteleri ve gerekse
sistem içindeki işlevleri bakımından eşit değildir. Mekanizmalar arasında
hiyerarşik ve birbirini besleyen bir yapı bulunmaktadır. Bu yapı üç düzeyde
kavramsallaştırılabilir:
Sistem Kurucu ve Çarpan Etkili Mekanizmalar: Bu düzeyde yer
alan süreçler, yalnızca doğrudan etki üretmekle kalmaz ve diğer alt sistemlerin
uygulanabilirliğini de olanaklı kılar. Yargı, siyasal yarışmayı sınırlayan
diğer araçlara hukuksal zemin sağlayarak merkezi bir rol üstlenmektedir. Bu
nedenle çok önemli süreç niteliği taşımaktadır.
Kapasite Aşındırıcı Mekanizmalar: Bu mekanizmalar,
muhalefetin siyasal ve yönetsel kapasitesini zayıflatmak suretiyle yarışmanın
niteliğini bozar. Yerel yönetimlere müdahale (kayyım, mali kısıtlama), merkezi
kaynak dağıtımı yoluyla seçici destek sağlama ve seçilmiş aktörlerin görevden
uzaklaştırılması bu bağlamda verilebilecek örneklerdir. Bu alt sistemler,
özellikle muhalefetin “yönetebilirlik” savını görünür düzeyde aşındırmaktadır.
Algı ve Zaman Yönetimi Mekanizmaları: Bu düzeydeki
mekanizmalar, siyasal sonuçların seçmen tarafından algılanmasını geciktirir ya
da çarpıtır. Gündem ve medya denetimi, siyasal yanlış bilgilerin yayılması, görünürlük
(çevrim içi tanıtımlar, afişler, panolar ve posterler) eşitsizliği ve siyasal
söylemde sorumluluğun dağıtılması bu çerçevede gösterilebilecek örnekler
arasındadır. Bu araçlar, meşruluk kaybının zamana yayılmasını sağlayarak yönlendirme
etkisini pekiştirir.
Bu
hiyerarşik yapı, siyasal yarışmanın tekil müdahalelerle değil, çok katmanlı ve
eş güdümlü bir mekanizma setiyle sınırlandırıldığını göstermektedir. Özellikle
yargının siyasallaşması diğer alt sistemlerin hem uygulanabilirliğini
artırmakta hem de bu mekanizmaların “hukuk içinde” işliyormuş gibi sunulmasına
olanak tanımaktadır. Bu durum, siyasal sistemin biçimsel olarak seçimli
niteliğini korurken, yarışmanın özünü aşındıran asimetrik bir denge
üretmektedir.
Türkiye
örneğinde siyasal yarışmayı sınırlayan alt sistemlerin hiyerarşik yapısı nasıl
somutlaşmaktadır?
Türkiye’de
siyasal yarışmanın kurumsal çerçevesi biçimsel olarak çok partili ve seçimli
niteliğini korumakla birlikte uygulamada yarışmanın eşit koşullarda
gerçekleşmesini zorlaştıran çok katmanlı bir mekanizma seti gözlemlenmektedir.
Bu mekanizmalar, tekil ve bağımsız araçlar olarak değil, birbirini destekleyen
ve etkisini karşılıklı olarak güçlendiren bir yapı içinde işlemektedir. Türkiye
örneği, alt sistem mekanizmalarının hiyerarşik bir düzende işlediğini ve
özellikle kurumsal ve hukuksal araçların merkezi bir rol üstlendiğini
göstermektedir.
Türkiye’de
siyasal yarışma alanını en doğrudan etkileyen mekanizmanın yargının
siyasallaşması olduğu gözlemlenmektedir. Siyasal aktörler hakkında açılan
soruşturmalar, uzun yargı süreçleri, tutuklama tedbirlerinin geniş yorumlanması
ve ceza yaptırımına dönüştürülmesi ve seçilmiş yöneticilerin görevden
uzaklaştırılması gibi uygulamalar, muhalefetin örgütsel ve liderlik
kapasitesini zayıflatabilmektedir. Bu süreçler yalnızca bireysel siyasal
aktörleri değil, aynı zamanda yerel yönetimler ve siyasal partiler gibi
kurumsal aktörleri de etkileyerek yarışma alanının sınırlarını yeniden
tanımlamaktadır. Yargı mekanizması bu yönüyle, diğer müdahale araçlarına hukuksal
zemin sağlayan bir merkezi kaldıraç işlevi görmektedir.
Türkiye’de
yerel yönetimler, muhalefetin yönetsel kapasitesini ve seçmen nezdindeki başarım
savını gösterebildiği başlıca alanlardan biridir. Bu nedenle yerel yönetimlere
yönelik yönetsel ve mali müdahaleler, yarışmanın niteliği üzerinde doğrudan
etkiler üretmektedir. Seçilmiş yöneticilerin görevden uzaklaştırılması,
yerlerine atama yapılması, merkezi kaynakların dağıtımında farklılaştırıcı
uygulamalar ve yerel projelerin uygulanmasında yönetsel engeller muhalefetin
kurumsal etkinliğini sınırlayabilmektedir. Bu durum, seçmen nezdinde
muhalefetin yönetim kapasitesinin zayıf olduğu algısını güçlendirebilmektedir.
Medya
alanındaki yoğunlaşma, siyasal aktörlerin görünürlüğü üzerindeki eşitsizlikler
ve kamusal tartışma gündeminin belirli çerçeveler içinde şekillenmesi, seçmen
davranışı üzerinde dolaylı fakat sürekli bir etki yaratmaktadır. Ekonomik
sorunların sorumluluğunun dış etkenlere atfedilmesi, siyasal rakiplerin sınırlı
görünürlük elde etmesi ve kamuoyunda belirli tehdit algılarının sürekli olarak
yeniden üretilmesi siyasal hesap verebilirlik mekanizmasının zayıflamasına
katkıda bulunabilmektedir.
Kısacası, Türkiye
örneği, siyasal yarışmayı sınırlayan alt sistem mekanizmalarının çok katmanlı
ve hiyerarşik bir biçimde işlediğini göstermektedir. Yargının siyasallaşması belirleyici
bir rol oynarken, yerel yönetim müdahaleleri ve gündem denetimi bu etkiyi
pekiştiren tamamlayıcı mekanizmalar olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bütünleşik
yapı, seçimlerin devam ettiği ancak yarışma koşullarının eşit olmadığı bir
siyasal denge üretmektedir.
Seçimler,
demokratik rejimlerin temel meşruluk kaynağıdır. Bu nedenle otoriterleşme
eğilimi gösteren siyasal sistemlerde seçimlerin tümüyle ortadan kaldırılması
yerine, seçimlerin yapısal olarak yeniden tasarlanması yoluna gidilmektedir. Bu
yeniden tasarım süreci, yazında sıklıkla “seçim mühendisliği” olarak
adlandırılan bir dizi kurumsal ve hukuksal müdahaleyi içermektedir. Seçim
mühendisliği, siyasal yarışmayı doğrudan yasaklamadan, ancak yarışın
koşullarını iktidar lehine asimetrik ve öngörülebilir duruma getirerek çalışır.
Bu durum, “yarışmanın var olduğu fakat sonucun büyük ölçüde önceden
şekillendirildiği” bir siyasal denge üretmektedir.
Seçim
barajları, temsilde kararlılık gerekçesiyle meşrulaştırılan ancak uygulamada
temsili daraltan araçlar arasında yer almaktadır. Yüksek ulusal ya da bölgesel
barajlar, belirli toplumsal kesimlerin siyasal temsilini sistemli biçimde
sınırlandırabilmektedir. Türkiye’de uzun yıllar uygulanan yüksek ülke barajı,
küçük ve orta ölçekli partilerin Meclis’e erişimini zorlaştırmış ve siyasal
temsili büyük partiler lehine yoğunlaştırmıştır. Bu uygulama, hukuksal olarak
meşru olmakla birlikte, yarışmanın eşitliği açısından ciddi yapısal sorunlar
üretmiştir. Benzer uygulamalar, farklı düzeylerde olmak üzere ABD, Macaristan
ve Polonya gibi ülkelerde de gözlemlenmekte ve seçim barajları, siyasal
çoğulculuğu sınırlayan dolaylı bir eleme mekanizması işlevi görmektedir.
Seçim
mühendisliğinin bir diğer önemli boyutu, seçim çevrelerinin ve bölgelerinin iktidar
lehine yeniden düzenlenmesidir. Bu yöntem, oy oranları değişmeden temsil
dağılımının değiştirilmesine olanak tanır. Seçim çevrelerinin nüfus, coğrafya
ya da yönetsel gerekçelerle yeniden tanımlanması, teknik bir düzenleme gibi
sunulsa da uygulamada belirli seçmen gruplarının etkisini azaltma veya
yoğunlaştırma amacı taşıyabilmektedir. Bu tür düzenlemeler, seçim sonuçlarının
matematiksel olarak öngörülebilir duruma gelmesine katkıda bulunur. Türkiye’de
bu mekanizma daha sınırlı ve dolaylı biçimlerde kullanılsa da karşılaştırmalı
örnekler (özellikle ABD ve bazı Orta Avrupa ülkeleri) seçim çevresi
mühendisliğinin yarışmayı nasıl yapısal olarak dönüştürebildiğini açık biçimde
göstermektedir.
Seçim
mühendisliği yalnızca seçim kurallarına değil, siyasal aktörlerin yarışa
katılma koşullarına da müdahale etmektedir. Parti kapatma davaları, siyasal
yasaklar, adaylık kriterlerinin daraltılması ve uzun yargı süreçleri, güçlü
rakiplerin sistem dışına itilmesine hizmet edebilmektedir. Bu tür düzenlemeler,
muhalefeti açıkça yasadışı ilan etmeden, onu parçalı, zayıf ve sürekli
savunmada kalan bir konuma sürükler. Böylece siyasal yarışma biçimsel olarak
sürerken, yarışa katılabilen aktörlerin niteliği ve gücü ciddi biçimde değişir.
Türkiye örneğinde bu durum, özellikle güçlü siyasal aktörlerin hukuksal
süreçlerle etkisizleştirilmesi ve siyasal belirsizlik içinde tutulması yoluyla
somutlaşmaktadır.
Seçim
barajları, seçim çevresi düzenlemeleri ve dışlayıcı hukuksal araçlar birlikte
değerlendirildiğinde, ortaya çıkan tablo şudur: Seçimler yapılmakta, muhalefet
varlığını sürdürmekte, ancak yarışın sonucu büyük ölçüde önceden
şekillenmektedir. Bu yapı, iktidara iki önemli üstünlük sağlar. Birincisi, meşruluk
üretimidir. Seçimlerin devam etmesi, rejimin demokratik görünümünü korur. İkincisi,
risk yönetimidir. Siyasal belirsizlik en aza indirilir, iktidar değişimi olasılığı
denetim altında tutulur.
Türkiye, bu
yönüyle Batı demokrasilerinde gözlenen otoriterleşme uygulamalarıyla önemli
benzerlikler taşımaktadır. Ancak uygulamaların yoğunluğu, sürekliliği ve
merkezi eş güdümü bakımından bazı ülkelerden ayrışmaktadır.
Bu bölümde
ele alınan seçim mühendisliği araçları siyasal yarışmanın tümüyle ortadan
kaldırılmasından çok, yarışmanın yapısal olarak dönüştürülmesini
hedeflemektedir. Türkiye örneği, bu dönüşümün hukuksal ve kurumsal araçlarla
nasıl gerçekleştirilebildiğini göstermesi bakımından karşılaştırmalı çözümleme
için güçlü bir örnek sunmaktadır.
KARŞILAŞTIRMALI
SİYASET ÇERÇEVESİ: TÜRKİYE’DE VE BATI DEMOKRASİLERİNDE OTORİTERLEŞME UYGULAMALARI
Türkiye’de
gözlenen demokratik gerileme ve otoriterleşme eğilimleri, yalnızca ülkeye özgü
bir sapma olarak değil, son yıllarda Batı demokrasilerinde de farklı
yoğunluklarda gözlenen siyasal dönüşümlerin bir parçası olarak ele alınmalıdır.
Bu bölümde amaç, Türkiye’nin uygulamalarını Batı örnekleriyle karşılaştırarak
benzerlikleri ve özgünlükleri ortaya koymaktır. Bu yaklaşım iki temel savı
taşır: Türkiye tekil bir örnek değildir, benzer mekanizmalar farklı ülkelerde
de gözlemlenmektedir. Türkiye’deki uygulamaların yoğunluğu, kapsamı ve merkezi eş
güdümü, batılı örneklerden belirgin biçimde ayrışmaktadır.
Batı
demokrasilerinde, yüksek mahkemelerin kadrolaşması ve yargı reformları yoluyla
denetim mekanizmalarının zayıflatılması gözlemlenmektedir. Polonya ve
Macaristan’da yargının iktidar lehine yeniden düzenlenmesi, demokratik
denetimin işlevselliğini azaltmıştır. İsrail’de ise yargı reformları
tartışmaları, yargının bağımsızlığı konusunda endişeler yaratmıştır. Türkiye’de
ise yargı siyasallaşması daha derin bir boyut taşır. Savcı ve yargıçlar
üzerinde doğrudan siyasal baskı ve ceza hukukunun muhalefet üzerinde
araçsallaştırılması demokratik denetimi ciddi biçimde zayıflatmıştır. Ortak
nokta yargının tarafsız hakem olmaktan çıkmasıdır. Fark ise Türkiye’de yargı
süreçleri, özellikle ceza hukuku boyutuyla muhalefeti doğrudan hedef
almaktadır.
Batı
demokrasilerinde, seçim kuralları iktidar lehine yeniden düzenlenebilir, seçim
bölgeleri yönlendirilebilir (gerrymandering) ve seçmen erişimini
kısıtlayan düzenlemeler uygulanabilir. Bu yöntemlerle yarışma varlığı
korunurken, sonuçların öngörülebilirliği artırılmaktadır. Türkiye’de ise yüksek
seçim barajları, seçim ittifaklarının hukuksal yönlendirmesi ve seçim sonrası
sonuçların yargı yoluyla tartışmalı duruma getirilmesi gibi uygulamalar
seçimlerin biçimsel olarak sürdüğü ama sonuçların büyük ölçüde öngörülebilir
olduğu bir tablo yaratmaktadır. Yaratılan ortak mantık seçim vardır ama iktidar
değişimi zor olgusudur.
Batı
örneklerinde rakipleri zayıflatmak için hukuksal soruşturmalar veya medya
itibarsızlaştırması yaygındır. Türkiye’de ise siyasal tutuklamalar, parti
kapatma tehditleri ve belediye başkanlarının görevden alınması gibi daha
doğrudan yöntemler kullanılmıştır. Aradaki fark Türkiye’de muhalefetin özgürlük
alanı Batı örneklerine kıyasla daha radikal biçimde kısıtlanmakta olduğudur.
Yerel
yönetimler, demokratik sistemlerde hizmet üretiminin ötesinde siyasal temsilin
görünür duruma geldiği alanlardır. Batı demokrasilerinde yerel yönetimler
görece özerk ve merkezi müdahale sınırlıdır. Türkiye’de ise kayyım uygulamaları,
mali kaynakların merkezi kısıtlanması ve seçilmişlerin görevden alınması gibi
uygulamalar yerel demokrasinin işlevselliğini sistemli biçimde
zayıflatmaktadır. Böylece Türkiye, Batı örneklerinden ayrışmakta ve yerel
temsilin biçimsel kalıp içinde boşalmasına dönüşmektedir.
Batı
örneklerinde popülist söylem ve medya kutuplaşmasıyla sınırlı olan kriz
yönetimi, Türkiye’de ulusal güvenlik ve beka söylemi, siyasal tutuklamalar ve
yargı süreçlerinin araçsallaştırılması ve toplumsal korku ve caydırıcılık
mekanizmaları şeklinde daha yoğun ve kurumsal biçimde yürütülmektedir. Bu
durum, meşruluk krizini tümüyle ortadan kaldırmamakta, ancak yönetilebilir ve
öngörülebilir kılmaktadır
Türkiye
örneği, Batı demokrasilerinde gözlenen otoriterleşme eğilimleriyle birçok
yapısal benzerlik taşımakla birlikte, bu uygulamaların yoğunluğu, sürekliliği
ve ceza hukuku merkezli karakteri bakımından daha ileri bir aşamayı temsil
etmektedir. Bu bağlamda Türkiye küresel eğilimin bir parçası olarak
değerlendirilebilir. Ancak uygulama derinliği ve sistemliliği açısından olağan
dışı bir olay olarak öne çıkmaktadır.
Bu
karşılaştırmalı bölüm, Türkiye’nin demokratik gerileme ve otoriterleşme
mekanizmalarını Batı örnekleriyle birlikte çözümleyerek makalenin kuramsal
katkısını güçlendirmekte, tek ülke çalışması eleştirisine karşı dayanıklı duruma
getirmekte ve Türkiye’nin özgün ve benzer yönlerini net biçimde ortaya
koymaktadır.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışma,
Türkiye’de demokratik gerileme ve otoriterleşme süreçlerini, karşılaştırmalı
bir bakış açısıyla çözümleyerek beş temel araştırma sorusuna yanıt aramıştır.
Farklı
ülkelerde gözlenen yargı siyasallaşması mekanizmaları, hukuksal bağımsızlığın
zayıflatılması ve siyasal amaçlarla hukukun araçsallaştırılması olarak ortaya
çıkmaktadır. Türkiye örneğinde ise yargının sistemli olarak muhalefet üzerinde
kullanılabilmesi, sürecin hem yoğunluğu hem de ceza hukuku odaklılığı açısından
farklılaşmaktadır.
Seçim
barajları, seçim bölgeleriyle oynanması (gerrymandering) ve rakipleri
sistem dışına iten hukuksal düzenlemeler, Türkiye’de ve Batı örneklerinde
seçimlerin biçimsel olarak varlığını korumasına karşın sonuçların öngörülebilir
ve iktidar lehine olmasını sağlamaktadır. Bu durum, demokratik yarışmanın
niteliğini dönüştürmekte ve iktidarın meşruluk krizini yönetilebilir duruma
getirmesine hizmet etmektedir.
Kayyım
uygulamaları, kaynak kısıtları ve görevden almalar, Türkiye’de yerel temsilin
biçimsel kalıp içinde işlevsizleşmesine yol açmaktadır. Bu müdahaleler, seçmen
iradesinin yönetsel sonuç üretme kapasitesini sınırlandırmakta ve muhalefetin
yönetsel meşruluğunu görünür kılmasını engellemektedir.
Bu
mekanizmalar, meşruluk krizini tümüyle ortadan kaldırmak yerine yönetilebilir duruma
getirmektedir. Tutuklamalar, caydırıcılık ve korku üretimi, yargı süreçlerinin
araçsallaştırılması ve gündem çerçevelemesi, iktidarın kriz karşısındaki denetimini
artırmaktadır.
Türkiye, Batı
demokrasilerinde gözlenen otoriterleşme eğilimleriyle birçok yapısal benzerlik
taşırken, uygulamaların yoğunluğu, sürekliliği ve merkezi eş güdümü açısından
özgün bir örnek oluşturmaktadır. Bu durum, Türkiye’nin hem küresel eğilimle
ilişkisini hem de kendi özgün karakterini ortaya koymaktadır.
Bu çalışma,
demokratik gerilemenin ani rejim kopuşlarıyla değil, çok katmanlı ve
etkileşimsel mekanizmalar aracılığıyla kurumsallaştığını ileri sürmektedir.
Türkiye örneği üzerinden geliştirilen çözümleme, meşruluk aşınmasının siyasal
iktidar değişimine doğrusal biçimde yol açmadığını, bunun yerine belirli “süreçler”
aracılığıyla siyasal kopuşun sistemli biçimde geciktirilebildiğini
göstermektedir.
Çalışmanın
temel savı demokratik gerilemenin yalnızca kurumların zayıflaması değil,
siyasal yarışmayı asimetrik kılan bir yeniden tasarım mimarisi olarak
anlaşılması gerektiğidir. Bu mimari dört düzeyde işlemektedir: davranışsal,
maddi, bilişsel ve kurumsal. Davranışsal alt sistemler kutuplaşma ve negatif
kimliklenme yoluyla seçmen davranışını kararlı bloklara sabitlerken, maddi alt
sistemler kaynak yeniden dağıtımı ve sadakat ağları aracılığıyla ekonomik
hoşnutsuzluğun siyasal kopuşa dönüşmesini sınırlar. Bilişsel alt sistemler
gündem denetimi ve sorumluluk atfının bulanıklaştırılması üzerinden algısal
düzeyde gecikme üretir. Kurumsal alt sistemler ise siyasal yarışmanın
kurallarını yeniden tanımlayarak yarışma koşullarını yapısal biçimde
dönüştürür.
Bu
mekanizmalar tekil araçlar olarak değil, karşılıklı pekiştirme ilişkisi içinde
işlemektedir. Dolayısıyla seçimlerin biçimsel varlığını sürdürmesi, yarışmanın
eşit koşullarda gerçekleştiği anlamına gelmemektedir. Demokratik gerileme, bu
bağlamda, seçimli sistemlerin askıya alınmasından çok seçimli yarışmanın
içeriksel daralması biçiminde ortaya çıkmaktadır.
Türkiye
örneği, bu mimarinin özellikle yargının siyasallaşması etrafında yoğunlaştığını
göstermektedir. Çalışmada geliştirilen belirleyicilik ölçütleri (çoklu alan
etkisi, diğer mekanizmaları güçlendirme kapasitesi, kurumsal yeniden
üretilebilirlik ve uzun vadeli sonuç üretme) dikkate alındığında, yargının
diğer alt sistemlere kıyasla daha merkezi bir konuma sahip olduğu
görülmektedir. Yargı, yalnızca siyasal aktörleri etkisizleştiren bir araç değil,
aynı zamanda yerel yönetimlere müdahalenin, siyasal yasakların ve yarışmayı
sınırlayan düzenlemelerin hukuksal zeminini üreten bir çarpan (meta) mekanizma
işlevi görmektedir. Bu durum, siyasal müdahalelerin hukuksal görünüm altında
yürütülmesini sağlayarak meşruluk üretimini kolaylaştırmaktadır.
Karşılaştırmalı
bakış açısı, Türkiye’nin tekil bir örnek olmadığını, benzer eğilimlerin ABD, Polonya,
Macaristan ve İsrail gibi farklı siyasal bağlamlarda da gözlemlendiğini
göstermektedir. Bununla birlikte Türkiye, kapasite güçlendirme sistemlerinin yoğunluğu,
kapsamı ve merkezi eş güdüm düzeyi bakımından ayrışmaktadır. Bu ayrışma,
demokratik gerilemenin yalnızca kurumsal zayıflama değil, aynı zamanda sistemli
bir yeniden düzenleme süreci olduğunu göstermektedir.
Bu çalışma yazına
üç temel katkı sunmaktadır. Birincisi, demokratik gerilemeyi normatif bir
bozulma anlatısı yerine mekanizma temelli bir açıklama çerçevesi içinde ele
almaktadır. İkincisi, yargının siyasallaşmasını demokratik gerilemenin sonucu
değil, diğer müdahaleleri olanaklı kılan bir meta-mekanizma olarak
kavramsallaştırmaktadır. Üçüncüsü, alt sistem mekanizmalarını birbirinden
bağımsız araçlar olarak değil, etkileşimsel bir mimari olarak çözümleyerek
seçimli otoriter denge tartışmalarına bütüncül bir model önermektedir.
Bu çerçeve,
demokratik sistemlerde dayanıklılık ile kırılganlık arasındaki gerilimi yeniden
düşünmeyi gerektirmektedir. Alt sistem mekanizmaları kısa vadede siyasal kararlılık
üretebilmekte, ancak uzun vadede kurumsal güven erozyonu ve temsil
kapasitesinde daralma yoluyla sistemin esnekliğini azaltabilmektedir.
Dolayısıyla otoriter dayanıklılık ile sürdürülebilir rejim kararlılığı arasında
zorunlu bir uyum bulunmamaktadır.
Sonuç
olarak, Türkiye örneği demokratik gerilemenin seçimlerin askıya alınmasıyla
değil, seçimlerin sürdürülmesi yoluyla kurumsallaşabildiğini göstermektedir.
Siyasal yarışma devam ederken yarışmanın koşulları yeniden tanımlanmakta ve
meşruluk kaybı ise çok katmanlı alt sistem mekanizmaları aracılığıyla
yönetilebilir düzeye indirilmektedir. Bu bulgular, çağdaş demokrasilerin
kırılganlıklarını anlamak açısından yalnızca Türkiye’ye değil, daha geniş
karşılaştırmalı siyaset yazınına da çözümleyici katkı sunmaktadır.
Kaynakça
Bermeo, N.
(2016). On Democratic Backsliding. Journal of Democracy, 27(1), 5–19. https://www.journalofdemocracy.org/articles/on-democratic-backsliding/
Bunce, V., ve
Wolchik, S. (2011). Defeating Authoritarian Leaders in Postcommunist Countries.
Cambridge University Press.
Diamond, L.
(2019). Ill Winds: Saving Democracy from Russian Rage, Chinese Ambition, and
American Complacency. New York: Penguin.
Levitsky,
S., ve Ziblatt, D. (2018). How Democracies Die. New York: Crown.
Lührmann,
A., ve Lindberg, S. I. (2019). “A Third Wave of Autocratization is Here: What
is New About It?” Democratization, 26(7), 1095–1113.
Merkel, W.
(2014). “Embedded and Defective Democracies.” In The Oxford Handbook of
Political Science. Oxford University Press.
Schedler, A.
(2006). Electoral Authoritarianism: The Dynamics of Unfree Competition.
Boulder, CO: Lynne Rienner.
Senem
Aydin-Düzgit, Senem.(2023). Dünyadaki Örnekler Işığında Türkiye’de Kutuplaşma. (Türkiye
Siyasetinin Sınırları: Siyasal Davranış, Kurumlar ve Kültür (Ersin
Kalaycıoğlu’na Armağan). Bilgi
Üniversitesi Yayınları. https://www.researchgate.net/publication/368849896_Dunyadaki_Ornekler_Isiginda_Turkiye'de_Kutuplasma
Tilly, C.
(2007). Democracy. Cambridge: Cambridge University Press.
Waldner, D., ve Lust, E. (2018). “Unwelcome Change: Coming to Terms with Democratic Backsliding.” Annual Review of Political Science, 21, 93–113.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder