Milletvekilliği ve Çıkar İlişkileri:
Hukuksal Açıdan Yasak ama Uygulamada Serbest
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Özet
Bu çalışma, Türkiye’de milletvekilliği
ile yüklenicilik gibi özel sektör etkinlikleri arasındaki ilişkinin anayasal ve
yasal çerçevesini incelemekte ve Anayasa’nın 82. maddesi ile 3069 sayılı
Milletvekilliğiyle Bağdaşmayan İşler Hakkında Kanun’un uygulamada neden etkisiz
kaldığını çözümlemektedir. Çalışmada, şirket ortaklığı, aile bireyleri
üzerinden yürütülen etkinlikler ve malvarlığının devrine ilişkin düzenleme
eksikliklerinin çıkar çatışmasını nasıl görünmez kıldığı ortaya konulmaktadır.
Sonuç bölümünde, mevcut sorunun bireysel etik zayıflıklardan çok yapısal bir
denetim sorunundan kaynaklandığı savunulmaktadır. Çalışmada ayrıca, Türkiye’de yaygın yolsuzluk
olgusu ve siyasal irade sorunu bağlamında, çıkar çatışmasını önlemeye yönelik
düzenlemelerin ‘ütopik’ olup olmadığı tartışılmakta ve hukukun bu bağlamda bir
sonuçtan çok normatif bir ölçüt işlevi gördüğü ileri sürülmektedir.
Anahtar
Kelimeler: Milletvekilliği, çıkar çatışması, yüklenicilik,
kamu ihaleleri, Anayasa m.82
Abstract
This article examines the constitutional and statutory framework
governing incompatibilities of office and conflicts of interest for members of
the Turkish Grand National Assembly, with particular reference to Article 82 of
the Turkish Constitution and Law No. 3069. It argues that the existing legal
regime remains structurally insufficient to prevent indirect economic
interests, especially in the form of commercial activities and public
procurement–related engagements. By analyzing enforcement deficits and institutional
weaknesses, the study highlights the limitations of current disclosure and
supervision mechanisms. Drawing on comparative examples from selected
jurisdictions, the article proposes normative reforms, including the
introduction of blind trust–type arrangements and more robust incompatibility
rules. The article further addresses the widespread perception that such
reforms are unrealistic in contexts marked by systemic corruption, contending
that law should not merely reflect prevailing political practices but should
function as a normative benchmark defining the minimum conditions of democratic
legitimacy, even where effective political will is lacking.
Keywords: Members of Parliament, conflict of interest, public procurement,
construction sector, Article 82 of the Constitution
GİRİŞ
Demokratik hukuk devletlerinde
milletvekilliği, kamusal temsil görevinin gereği olarak yüksek bir etik ölçün
ve çıkar çatışmasından arındırılmış bir statü gerektirir. Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası’nın 82. maddesi ve bu maddeye dayanılarak çıkarılan 3069 sayılı
Milletvekilliğiyle Bağdaşmayan İşler Hakkında Kanun, milletvekillerinin kamu
gücü ile özel ekonomik çıkarları arasında bağ kurulmasını önlemeyi
amaçlamaktadır. Buna karşın, özellikle yüklenicilik [1] ve kamu
ihaleleri alanında milletvekillerinin dolaylı veya örtülü biçimde ekonomik etkinliklerde
bulunduğuna ilişkin yaygın bir toplumsal algı mevcuttur. Bu çalışma, söz konusu
algının hukuksal dayanaklarını ve uygulamadaki karşılığını incelemeyi
amaçlamaktadır.
MİLLETVEKİLLİĞİYLE
BAĞDAŞMAYAN İŞLER: NORMATİF ÇERÇEVE
Anayasa’nın 82.
Maddesi
Anayasa’nın 82. maddesi,
milletvekillerinin devlet ve diğer kamu tüzel kişileriyle, bu tüzel kişilerin
doğrudan veya dolaylı olarak katıldığı girişim (teşebbüs) ve ortaklıklarla yüklenim
(taahhüt) ilişkisine girmesini açıkça yasaklamaktadır. Maddenin içeriğinde yer
alan “doğrudan veya dolaylı” ifadesi, yasa koyucunun yalnızca biçimsel değil,
ekonomik ve eylemli ilişkileri de yasak kapsamına almak istediğini
göstermektedir. Bu yönüyle
‘dolaylı’ ibaresi, Anayasa’nın 82. maddesinde yasağın yalnızca biçimsel ilişkilerle
sınırlanmadığını, ekonomik gerçekliğin esas alındığını göstermektedir
3069 Sayılı Kanun
3069 sayılı Kanun, anayasal yasağı
somutlaştırarak milletvekillerinin kamu kurumlarında görev almasını ve kamu ile
yüklenim ilişkisine girmesini bağdaşmazlık kapsamında düzenlemiştir. Ancak
kanun, şirket ortaklığı ve dolaylı ekonomik egemenlik kavramlarını açık biçimde
tanımlamamıştır. Bu durum, normatif düzenleme ile uygulama arasında ciddi bir
boşluk yaratmaktadır.
UYGULAMADA
YÜKLENİM ETKİNLİKLERİ VE GRİ ALANLAR
Şirket Ortaklığı
Yoluyla Dolaylı Yüklenim
Mevcut mevzuat, milletvekillerinin
ticaret şirketlerinde ortak olmasını yasaklamamaktadır. Bu durum, kamu
ihalelerine giren şirketlerde pay sahibi olan milletvekillerinin, yönetim
organlarında yer almamak suretiyle anayasal yasağı biçimsel olarak aşmasına olanak
tanımaktadır. Oysa ortaklık ilişkisi, kamu ihalelerinden elde edilen kazançtan
doğrudan ekonomik çıkar sağlanması anlamına gelmektedir.
Aile Bireyleri
Üzerinden Yürütülen Etkinlikler
3069 sayılı Kanun’da
milletvekillerinin eşleri ve çocukları üzerinden yürütülen ticari etkinliklere
ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu eksiklik, yüklenim etkinliklerinin
aile bireyleri adına sürdürülmesine olanak tanımakta ve çıkar çatışması hukuksal
olarak değilse de uygulamada devam etmektedir.
MAL BİLDİRİMİ,
MALVARLIĞININ DEVRİ VE KÖR GÜVEN SORUNU
Kör Güven (Blind
Trust) Kavramı
Kör güven (blind trust),
Anglo-Sakson hukuk sistemlerinde geliştirilen ve özellikle kamu görevlilerinin
çıkar çatışmasını önlemeyi amaçlayan bir hukuksal mekanizmadır. Bu sistemde,
kamu görevlisi sahip olduğu malvarlığını bağımsız bir üçüncü kişiye veya kuruma
(trustee) devretmekte ve görev süresi boyunca bu malvarlığının
yönetimine ilişkin herhangi bir bilgiye sahip olmamakta ve talimat verme
yetkisini tümüyle kaybetmektedir. “Kör” nitelendirmesi, malvarlığının
gizlenmesini değil, kamu görevlisinin malvarlığı üzerindeki eylemli ve bilişsel
egemenliğinin ortadan kaldırılmasını ifade eder. Kör güven sisteminin temel
amacı, çıkar çatışmasının gerçekleşmesini cezalandırmak değil, kamu
görevlisinin karar alma süreçlerinde özel çıkarlarının etkili olma olasılığını
yapısal olarak ortadan kaldırmaktır. Bu yönüyle kör güven, klasik etik
yükümlülüklerden veya beyan esaslı denetim modellerinden ayrılmaktadır.
Türkiye’de Kör
Güvenin Yokluğu ve Sonuçları
Türk hukukunda “trust” kurumu
bulunmamakta ve dolayısıyla kör güven sistemi pozitif hukuka yansımamaktadır.
Milletvekillerinin mal bildirimi yükümlülüğü, çıkar çatışmasını önleyici değil,
bildirime dayalı ve şekilsel bir denetim mekanizması niteliğindedir. Mal
bildiriminin kamuya kapalı olması ve eylemli bir yaptırım mekanizmasıyla
desteklenmemesi ekonomik çıkar ile kamu görevi arasındaki bağın korunmasına olanak
tanımaktadır. Bu bağlamda Türkiye’de çıkar çatışması rejimi, çıkarın varlığını
değil, yalnızca görünür ihlalleri esas almakta ve ekonomik egemenliğin eylemli
olarak devam ettiği durumları hukuksal denetim alanı dışında bırakmaktadır. Kör
güven benzeri bir mekanizmanın yokluğu, özellikle yüklenicilik ve kamu
ihaleleri alanında milletvekilliği ile özel ekonomik çıkarlar arasındaki
yapısal ilişkinin sürmesine neden olmaktadır. Bu
çalışma, “trust” kurumunun aynen ithalini değil, işlevsel eş değerinin
tartışılmasını amaçlamaktadır.
KARŞILAŞTIRMALI
HUKUKTA MİLLETVEKİLLERİ İÇİN ÇIKAR ÇATIŞMASI MODELLERİ
Amerika Birleşik
Devletleri: Kör Güven (Blind Trust) Modeli
Amerika Birleşik Devletleri hukukunda,
özellikle Kongre üyeleri ve üst düzey yürütme organı mensupları bakımından
çıkar çatışmasının önlenmesi amacıyla kör güven (blind trust)
mekanizması uygulanmaktadır. Bu sistemde kamu görevlisinin, kamu siyasalarından
etkilenme gizil gücü bulunan malvarlığı unsurları bağımsız bir yöneticiye
devredilmekte ve görev süresi boyunca bu varlıkların yönetimine ilişkin bilgi
edinmesi ve talimat vermesi yasaklanmaktadır. Böylece çıkar çatışması ihlal edilmeden
önce yapısal ve süreçsel olarak önlenmektedir. Bu yaklaşım, Türkiye’de geçerli
olan bildirim ve şekilsel denetim esaslı rejime kıyasla önleyici niteliğiyle
ayrışmaktadır.
Fransa: Bağımsız
Etik ve Saydamlık Otoritesi
Fransa’da milletvekilleri ve bakanlar,
malvarlığı ve çıkar bildirimlerini bağımsız bir anayasal otoriteye sunmakla
yükümlüdür. Çıkar çatışması saptanması durumunda ilgili kamu görevlisinin
görevden çekilmesi veya çıkarını elden çıkarması zorunlu duruma gelebilmektedir.
Bu sistemde saydamlık yalnızca beyan yükümlülüğü olarak değil, bağımsız denetim
ve yaptırım yetkisiyle desteklenen kurumsal bir mekanizma olarak
tasarlanmıştır. Türkiye’de ise benzer bir bağımsız denetim otoritesinin
bulunmaması malvarlığı rejiminin etkililiğini sınırlamaktadır.
Almanya: Yan
Etkinliklerin Sınırlandırılması
Almanya’da milletvekilliği, esasen tam
zamanlı bir kamu görevi olarak kabul edilmekte ve yan mesleki etkinlikler sıkı
bildirim ve sınırlamalara konu olmaktadır. Milletvekillerinin ticari
etkinliklerinden elde ettikleri gelirler kamuoyuna açık şekilde bildirilmekte
ve belirli eşiklerin aşılması durumunda yaptırımlar uygulanabilmektedir. Bu
yaklaşım, temsil görevinin kamusal niteliğini güçlendirmekte ve ekonomik
çıkarların yasama etkinlikleri üzerindeki etkisini azaltmayı hedeflemektedir.
Kanada: Aile
Bireyleri ve Dolaylı Çıkarların Kapsamı
Kanada hukukunda çıkar çatışması
rejimi, yalnızca kamu görevlisinin kişisel çıkarlarını değil, eş ve yakın aile
bireyleri üzerinden elde edilen dolaylı ekonomik çıkarları da kapsamaktadır. Bu
çerçevede, kamu görevlisinin aile bireyleri aracılığıyla ekonomik egemenliğini
sürdürmesi çıkar çatışması yasağının ihlali olarak değerlendirilmektedir. Bu
yaklaşım, ‘dolaylılık’ yoluyla bağdaşmazlık hükümlerinin etkisizleştirilmesini
önlemeyi amaçlamaktadır. Dolaylılık, hukuksal biçimlerin arkasına gizlenen
ancak ekonomik sonuçları itibarıyla doğrudan etki doğuran ilişki biçimlerini
ifade eder. Türkiye’de ise aile bireyleri üzerinden yürütülen ticari etkinlikler
büyük ölçüde bağdaşmazlık rejimi dışında kalmaktadır.
REFORM ÖNERİLERİ
Bu çalışma, Türkiye’de milletvekilliği
ile yüklenicilik etkinlikleri arasındaki sorunun esasen norm eksikliğinden
değil, bilinçli olarak zayıf bırakılmış bir çıkar çatışması rejiminden
kaynaklandığını ortaya koymaktadır. Anayasa’nın 82. maddesi ve 3069 sayılı
Kanun, sözel olarak yeterli görünmekle birlikte, şirket ortaklığı, aile
bireyleri üzerinden yürütülen etkinlikler ve dolaylı ekonomik egemenlik
alanlarında etkili bir önleme mekanizması kuramamaktadır. Mevcut sistemde çıkar
çatışması, hukuksal olarak yasaklanmakta ancak eylemli olarak hoşgörüyle
karşılanmaktadır. Bunun temel nedeni, denetimin bağımsız ve yargısal bir
mekanizma yerine siyasal çoğunluğun takdirine bırakılmasıdır. Bu durum,
milletvekilliği makamının kamusal güvenilirliğini zedelemekte ve temsil
ilişkisinin meşruluğunu tartışmalı duruma getirmektedir. Bu çerçevede,
milletvekilliği ile yüklenicilik etkinlikleri arasındaki yapısal sorunun çözümü
için aşağıdaki reformların hayata geçirilmesi zorunludur:
Malvarlığının
Devri veya Kör Trust Zorunluluğu:
Milletvekili seçilen kişilerin, kamu ile iş yapan şirketlerdeki paylarını görev
süresince devretmeleri veya kör güven benzeri eylemli egemenliği tümüyle
ortadan kaldıran yapılara aktarmaları zorunlu duruma getirilmelidir.
Aile Bireylerinin
Kapsama Alınması: Eş ve bakmakla
yükümlü olunan çocuklar başta olmak üzere, milletvekilinin ekonomik çıkar
alanına giren yakın aile bireyleri açık biçimde bağdaşmazlık rejimi kapsamına
alınmalıdır.
Dolaylı Yüklenim
Kavramının Netleştirilmesi: “Dolaylı”
kavramı, şirket ortaklığı, eylemli yönetim, ekonomik egemenlik ve çıkar sağlama
ölçütleriyle somutlaştırılmalı ve ispat yükü milletvekiline yüklenmelidir.
Bağımsız Etik ve
Denetim Kurulu:
Milletvekilliğiyle bağdaşmayan işlere ilişkin inceleme ve yaptırım yetkisi TBMM
içinden çıkarılarak bağımsız ve yargısal denetime açık bir etik kurula
devredilmelidir.
Saydam ve Kamuya
Açık Mal Bildirimi: Mal
bildirimleri, kamuoyunun erişimine açık duruma getirilmeli ve gerçeğe aykırı
veya eksik bildirimler için etkili yaptırımlar öngörülmelidir.
Sonuç olarak, milletvekilliği
makamının kamu yararına uygun biçimde yürütülebilmesi, yalnızca bireysel etik
beklentilere değil, çıkar çatışmasını yapısal olarak olanaksız kılan hukuksal
düzenlemelere bağlıdır. Aksi durumda milletvekilliği ile yüklenicilik
arasındaki eylemli birliktelik, hukuksal olarak yasak ancak uygulamada serbest
olmaya devam edecektir.
ÖN KOŞUL OLARAK
TEMİZ SİYASET KONUSUNDA SİYASAL İRADE VARLIĞI VE HUKUKUN SINIRLARI
Bu çalışmada önerilen bağdaşmazlık
rejimi ve çıkar çatışmasını önlemeye yönelik hukuksal mekanizmalar, normatif
açıdan gerekli ve tutarlı olmakla birlikte, bunların etkililiği belirli bir
siyasal ön koşula bağlıdır. Bu ön koşul, siyasette dürüstlüğün
kurumsallaştırılmasını hedefleyen ulusal bir siyasal iradenin varlığıdır. Böyle
bir irade olmaksızın çıkar çatışmasını önlemeye yönelik düzenlemeler ya
uygulanmamakta ya da seçici biçimde işletilerek işlevsiz duruma gelmektedir.
Siyasal uygulamalar, bu durumu açık
biçimde ortaya koymaktadır. Türkiye’de geçmişte siyasal etik ve dürüstlük
alanında kapsamlı bir yasal düzenleme yapılmasına yönelik önerilerin, siyasal
örgütlenmenin mevcut yapısı gerekçe gösterilerek karşılık bulmadığı
bilinmektedir. Bu yaklaşım, sorunun bireysel ahlak eksikliğinden çok siyasal
sistemin dürüstlük temelli bir işleyişe elverişli olup olmadığına ilişkin
yapısal bir sorun olduğunu göstermektedir. Başka bir ifadeyle, çıkar ilişkileri
üzerine kurulu bir siyasal örgütlenme modeli içerisinde çıkar çatışmasını
ortadan kaldırmayı amaçlayan normlar sistem içi bir tehdit olarak
algılanabilmektedir.
Bu bağlamda hukuk, siyasal kültürün ve
iradenin yerine geçebilecek bir araç değildir. Hukuksal düzenlemeler, ancak
belirli bir dürüstlük ölçününü benimseyen siyasal irade tarafından
desteklendiği ölçüde işlevsellik kazanabilir. Aksi durumda çıkar çatışmasını
önlemeye yönelik normlar, meşruluk üretme kapasitesinden yoksun kalmakta ve simgesel
düzenlemeler olmaktan öteye geçememektedir.
Bununla birlikte, siyasal iradenin
yokluğu, hukuksal düzenleme önerilerinin anlamsız olduğu sonucunu doğurmaz.
Aksine, bu tür normatif çalışmalar, mevcut siyasal uygulamaları aşan bir ölçüt
seti oluşturarak, gelecekteki siyasal dönüşümler açısından referans noktası
işlevi görür. Hukukun bu bağlamdaki rolü, yalnızca mevcut durumu düzenlemek
değil, aynı zamanda siyasal iktidarın meşruluk sınırlarını tanımlamaktır. Mevcut
göstergeler, bu yönde kurumsallaşmış bir siyasal kültürün henüz oluşmadığını
düşündürmektedir.
YAYGIN YOLSUZLUK
ORTAMINDA HUKUKUN ROLÜ: ÜTOPYA MI, ÖLÇÜT MÜ?
Türkiye’de yolsuzluk olgusunun
yaygınlığı, çıkar çatışmasını önlemeye yönelik hukuksal düzenlemelerin
gerekliliği konusunda sıklıkla “ütopik” nitelendirmesine yol açmaktadır.
Uluslararası saydamlık ve yolsuzluk algı endekslerinde Türkiye’nin alt
sıralarda yer alması, bu tür düzenlemelerin uygulanabilirliğine ilişkin
toplumsal ve siyasal bir kuşkuyu beslemektedir. Ancak bu kuşku, normatif
taleplerin işlevi konusunda temel bir kavramsal ayrımın gözden kaçırılmasına
neden olmaktadır.
Hukuksal düzenlemelerin işlevi, her
zaman mevcut siyasal ve toplumsal uygulamaları yansıtmak değildir. Özellikle
yolsuzluğun sistemli ve yapısal nitelik kazandığı rejimlerde hukuk, eylemli
durumu meşrulaştıran değil, aksine bu durumu ölçen, sınırlayan ve mahkum eden
bir referans çerçevesi sunar. Bu bağlamda çıkar çatışmasını önlemeye yönelik
normlar, mevcut koşullarda tam anlamıyla uygulanamasa dahi, siyasal iktidarın
ve kamu gücünün meşruluk sınırlarını belirleyen ölçütler olarak önem taşır.
Yolsuzluğun yaygınlığı, bu tür
düzenlemelerin anlamsızlığının değil, tam tersine zorunluluğunun göstergesidir.
Zira yolsuzlukla iç içe geçmiş siyasal yapılarda sorun, çoğu zaman hukuksal
boşluklardan değil, hukukun siyasal iktidara bağımlı kılınmasından
kaynaklanmaktadır. Bu nedenle bağdaşmazlık rejimlerinin ve çıkar çatışmasını
önleyici mekanizmaların varlığı, kısa vadeli bir uygulama başarısından çok uzun
vadeli bir normatif yönelim olarak değerlendirilmelidir.
Bu çerçevede, söz konusu
düzenlemelerin “ütopik” olarak nitelendirilmesi, onların gerçeklikten kopuk
olduğu anlamına gelmez. Aksine bu nitelendirme, mevcut siyasal uygulamaların
hukuk devleti ilkeleriyle olan uzaklığını görünür kılar. Hukuk burada bir sonuç
değil, bir sav ortaya koymaktadır: Siyasal iktidarın hangi koşullarda meşru
kabul edilebileceğine ilişkin bir sav. Bu yönüyle çıkar çatışmasını önlemeye
yönelik düzenlemeler, bugünün siyasal gerçekliğini değil, hukuk devletinin en az
gereklerini esas alır.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışma, Türkiye’de milletvekilliği
ile yüklenicilik etkinlikleri arasındaki ilişkinin salt bireysel etik sorunlar
veya bireysel ihlaller çerçevesinde ele alınamayacağını ortaya koymaktadır.
Anayasa’nın 82. maddesi ve 3069 sayılı Milletvekilliğiyle Bağdaşmayan İşler
Hakkında Kanun, normatif düzeyde çıkar çatışmasını önlemeyi amaçlayan bir
çerçeve sunsa da bu çerçevenin uygulamada etkisiz kaldığı görülmektedir.
Sorunun kaynağı, hukuksal düzenlemelerin varlığı değil, bu düzenlemelerin
bilinçli biçimde sınırlı tutulması ve denetim mekanizmalarının
siyasallaştırılmasıdır.
Çalışmada incelenen şirket ortaklığı,
aile bireyleri üzerinden yürütülen etkinlikler ve dolaylı ekonomik egemenlik
örnekleri çıkar çatışmasının Türkiye’de çoğu zaman hukuksal olarak değil,
yalnızca görünürlük düzeyinde değerlendirildiğini göstermektedir. Mevcut
sistem, kamu gücü ile özel çıkar arasındaki eylemli bağın koparılmasını değil,
bu bağın biçimsel olarak gizlenmesini olanaklı kılmaktadır. Bu durum,
milletvekilliği makamının temsil niteliğini zayıflatmakta ve kamu yararına
dayalı siyasal karar alma süreçlerine duyulan güveni aşındırmaktadır.
Karşılaştırmalı hukuk incelemesi,
çıkar çatışmasıyla savaşımda esas sorunun ihlalinin saptanması değil, ihlal olasılığının
önlenmesi olduğunu ortaya koymaktadır. Kör güven (blind trust) gibi
mekanizmalar, kamu görevlisinin malvarlığı üzerindeki eylemli ve bilişsel egemenliğini
ortadan kaldırarak, kamu gücünün özel çıkarlarla kesişmesini yapısal olarak
engellemektedir. Türkiye’de bu tür mekanizmaların yokluğu, çıkar çatışmasının
süreklilik kazanmasına ve özellikle yüklenicilik etkinlikleri bakımından sistemli
bir sorun durumuna gelmesine neden olmaktadır.
Sonuç olarak, milletvekilliği ile
yüklenicilik etkinlikleri arasındaki eylemli birliktelik, hukuksal bir
boşluktan çok tercih edilmiş bir denetim modelinin ürünüdür. Bu sorunun çözümü,
bireysel etik beklentilerin ötesinde malvarlığının saydamlığı, devri ve
bağımsız denetim ilkelerini esas alan yapısal reformların yaşama geçirilmesini
gerektirmektedir. Aksi durumda milletvekilliğiyle bağdaşmayan işlere ilişkin
anayasal ve yasal yasaklar, hukuksal olarak var olmaya devam edecek, ancak uygulamada
etkisiz kalmayı sürdürecektir.
EK:
MİLLETVEKİLLİĞİYLE BAĞDAŞMAYAN İŞLER HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN
KANUN TEKLİFİ
TÜRKİYE BÜYÜK
MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
Aşağıda sunulan gerekçe ve maddelerden
oluşan kanun teklifinin görüşülerek kabul edilmesini arz ederiz.
KANUN TEKLİFİNİN
GEREKÇESİ
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 82.
maddesi, milletvekilliği ile bağdaşmayan iş ve görevleri düzenleyerek kamu gücü
ile özel çıkarlar arasındaki çatışmayı önlemeyi amaçlamaktadır. Ancak mevcut
yasal çerçeve, özellikle kamu ihaleleri ve yüklenicilik etkinlikleri bakımından
şirket ortaklığı, aile bireyleri üzerinden yürütülen ticari etkinlikler ve
dolaylı ekonomik egemenlik gibi alanlarda etkili bir önleme mekanizması
kuramamaktadır.
Bu Kanun Teklifi, çıkar çatışmasını
gerçekleşmeden önce önlemeyi ve milletvekilliği makamının tarafsızlığını ve
kamuoyunun temsil kurumuna duyduğu güveni güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Teklif
ile malvarlığının kör güven sistemine devri, aile bireylerinin bağdaşmazlık
rejimi kapsamına alınması ve denetimin bağımsızlaştırılması hedeflenmektedir.
Bu Kanun Teklifi, mevcut siyasal
uygulamaların bir betimlemesi değil, Anayasa’nın 2. ve 82. maddelerinde
ifadesini bulan hukuk devleti ve kamu gücünün tarafsızlığı ilkelerinin
gerektirdiği en az ölçünlerin normatif ifadesidir. Uygulamada
karşılaşılabilecek güçlükler, bu ölçünlerin gereksizliğinin değil,
kurumsallaştırılmasının zorunluluğunun göstergesidir.
KANUN TEKLİFİ METNİ
Madde 1 – Tanımlar
3069 sayılı Milletvekilliğiyle
Bağdaşmayan İşler Hakkında Kanun’a aşağıdaki tanımlar eklenmiştir:
Kör Güven: Milletvekilinin malvarlığının, görev
süresince eylemli ve bilişsel egemenliğini tümüyle ortadan kaldıracak şekilde,
bağımsız ve yetkilendirilmiş bir üçüncü kişi veya kuruma devredilmesini ifade
eder.
Dolaylı Ekonomik
Egemenlik: Şirket ortaklığı, aile bağları,
sözleşmesel ilişkiler veya eylemli yönetim yoluyla ekonomik çıkar üzerinde
belirleyici etki kurulmasını ifade eder.
Madde 2 – Malvarlığının Kör Güvene
Devri Zorunluluğu
Milletvekili seçilen kişiler, kamu ile
doğrudan veya dolaylı yüklenicilik ilişkisine girebilecek nitelikteki
malvarlıklarını, görevlerinin başladığı tarihten itibaren en geç otuz gün
içinde kör güven sistemine devretmek veya elden çıkarmakla yükümlüdür.
Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi durumuna
milletvekilliğiyle bağdaşmazlık oluşur.
Madde 3 – Aile Bireylerinin Kapsama
Alınması
Milletvekilinin eşi ve ergin olmayan
çocukları adına yürütülen, kamu ile doğrudan veya dolaylı yüklenicilik ilişkisi
doğuran ticari etkinlikler milletvekili tarafından yürütülmüş sayılır.
Bu kapsamda ortaya çıkan çıkar
çatışmaları, milletvekilliğiyle bağdaşmazlık hükümlerine bağlıdır.
Madde 4 – Dolaylı Yüklenicilik ve
İspat Yükü
Milletvekilinin dolaylı ekonomik egemenliğinin
bulunduğu durumlarda, kamu ile yüklenicilik ilişkisine girilmediğinin ispat
yükü milletvekiline aittir.
Madde 5 – Bağımsız Etik ve Denetim
Kurulu
Milletvekilliğiyle bağdaşmayan iş ve etkinliklerin
denetimi amacıyla, yönetsel ve mali özerkliğe sahip Bağımsız Etik ve Denetim
Kurulu kurulur. Kurulun oluşumu, görevleri, çalışma usul ve esasları kanunla
düzenlenir. Kurul kararları yargı denetimine açıktır.
Madde 6 – Yaptırımlar
Bu Kanun hükümlerine aykırılık durumunda
milletvekilliğinin düşürülmesi de kapsam içinde olmak üzere ilgili anayasal ve
yasal yaptırımlar uygulanır.
Anayasa’nın 84. maddesi saklıdır.
Madde 7 – Yürürlük
Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe
girer.
Madde 8 – Yürütme
Bu Kanun hükümlerini Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanı yürütür.
KAYNAKÇA
Atar, Y. (2019). Türk Anayasa Hukuku.
Ankara: Seçkin Yayıncılık.
Ayaz, Reyhan. (2020). Milletvekilliği
ile Bağdaşmayan İşler ve TBMM Başkanlığının Konuya Bakış Açısı. Yasama Dergisi.
41/107. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1248218
Carney, G., 1998, Conflict of
Interest: Legislators, Ministers and Public Officials, Study prepared for
Transparency International, Berlin
Fung, Archon, and Dennis Thompson. (2024). Conflict of interest in government:
Avoiding ethical and conceptual mistakes. Governance (June 2024). https://www.hks.harvard.edu/publications/conflict-interest-government-avoiding-ethical-and-conceptual-mistakes#citation
Gençkaya, Ömer Faruk (2009) Çıkar
Çatışması. https://www.etik.gov.tr/media/uu0p2fq2/omerfarukgenckaya-kamu_yonetiminde_cikar_catismasi.pdf
Gözler, K. (2021). Anayasa Hukukunun
Genel Esasları. Bursa: Ekin Yayınları.
OECD. (2010). Post-Public Employment:
Good Practices for Preventing Conflict of Interest. Paris.
OECD. (2020). Managing Conflict of
Interest in the Public Sector. Paris.
United States Office of Government
Ethics. (Çeşitli yıllar). Blind Trust Guidelines and Ethics Rules. Washington,
D.C.
Venedik Komisyonu. (2016). Report on
the Role of Parliaments in Preventing Conflicts of Interest. Strasbourg.
Yıldırım, T. (2017). Kamu görevinde
etik ve çıkar çatışması. İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi, 20(1), 113–140.
[1] Bu
çalışmada ‘yüklenicilik’ kavramı, kamu ihalesi yoluyla üstlenilen yapım ve
hizmet etkinliklerini kapsar biçimde kullanılmaktadır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder