Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

2 Şubat 2026 Pazartesi

 

Milletvekilliği ve Çıkar İlişkileri: Hukuksal Açıdan Yasak ama Uygulamada Serbest

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

 

Özet

Bu çalışma, Türkiye’de milletvekilliği ile yüklenicilik gibi özel sektör etkinlikleri arasındaki ilişkinin anayasal ve yasal çerçevesini incelemekte ve Anayasa’nın 82. maddesi ile 3069 sayılı Milletvekilliğiyle Bağdaşmayan İşler Hakkında Kanun’un uygulamada neden etkisiz kaldığını çözümlemektedir. Çalışmada, şirket ortaklığı, aile bireyleri üzerinden yürütülen etkinlikler ve malvarlığının devrine ilişkin düzenleme eksikliklerinin çıkar çatışmasını nasıl görünmez kıldığı ortaya konulmaktadır. Sonuç bölümünde, mevcut sorunun bireysel etik zayıflıklardan çok yapısal bir denetim sorunundan kaynaklandığı savunulmaktadır. Çalışmada ayrıca, Türkiye’de yaygın yolsuzluk olgusu ve siyasal irade sorunu bağlamında, çıkar çatışmasını önlemeye yönelik düzenlemelerin ‘ütopik’ olup olmadığı tartışılmakta ve hukukun bu bağlamda bir sonuçtan çok normatif bir ölçüt işlevi gördüğü ileri sürülmektedir.

Anahtar Kelimeler: Milletvekilliği, çıkar çatışması, yüklenicilik, kamu ihaleleri, Anayasa m.82

 

 

Abstract

This article examines the constitutional and statutory framework governing incompatibilities of office and conflicts of interest for members of the Turkish Grand National Assembly, with particular reference to Article 82 of the Turkish Constitution and Law No. 3069. It argues that the existing legal regime remains structurally insufficient to prevent indirect economic interests, especially in the form of commercial activities and public procurement–related engagements. By analyzing enforcement deficits and institutional weaknesses, the study highlights the limitations of current disclosure and supervision mechanisms. Drawing on comparative examples from selected jurisdictions, the article proposes normative reforms, including the introduction of blind trust–type arrangements and more robust incompatibility rules. The article further addresses the widespread perception that such reforms are unrealistic in contexts marked by systemic corruption, contending that law should not merely reflect prevailing political practices but should function as a normative benchmark defining the minimum conditions of democratic legitimacy, even where effective political will is lacking.

Keywords: Members of Parliament, conflict of interest, public procurement, construction sector, Article 82 of the Constitution


GİRİŞ

Demokratik hukuk devletlerinde milletvekilliği, kamusal temsil görevinin gereği olarak yüksek bir etik ölçün ve çıkar çatışmasından arındırılmış bir statü gerektirir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 82. maddesi ve bu maddeye dayanılarak çıkarılan 3069 sayılı Milletvekilliğiyle Bağdaşmayan İşler Hakkında Kanun, milletvekillerinin kamu gücü ile özel ekonomik çıkarları arasında bağ kurulmasını önlemeyi amaçlamaktadır. Buna karşın, özellikle yüklenicilik [1] ve kamu ihaleleri alanında milletvekillerinin dolaylı veya örtülü biçimde ekonomik etkinliklerde bulunduğuna ilişkin yaygın bir toplumsal algı mevcuttur. Bu çalışma, söz konusu algının hukuksal dayanaklarını ve uygulamadaki karşılığını incelemeyi amaçlamaktadır.

MİLLETVEKİLLİĞİYLE BAĞDAŞMAYAN İŞLER: NORMATİF ÇERÇEVE

Anayasa’nın 82. Maddesi

Anayasa’nın 82. maddesi, milletvekillerinin devlet ve diğer kamu tüzel kişileriyle, bu tüzel kişilerin doğrudan veya dolaylı olarak katıldığı girişim (teşebbüs) ve ortaklıklarla yüklenim (taahhüt) ilişkisine girmesini açıkça yasaklamaktadır. Maddenin içeriğinde yer alan “doğrudan veya dolaylı” ifadesi, yasa koyucunun yalnızca biçimsel değil, ekonomik ve eylemli ilişkileri de yasak kapsamına almak istediğini göstermektedir. Bu yönüyle ‘dolaylı’ ibaresi, Anayasa’nın 82. maddesinde yasağın yalnızca biçimsel ilişkilerle sınırlanmadığını, ekonomik gerçekliğin esas alındığını göstermektedir

3069 Sayılı Kanun

3069 sayılı Kanun, anayasal yasağı somutlaştırarak milletvekillerinin kamu kurumlarında görev almasını ve kamu ile yüklenim ilişkisine girmesini bağdaşmazlık kapsamında düzenlemiştir. Ancak kanun, şirket ortaklığı ve dolaylı ekonomik egemenlik kavramlarını açık biçimde tanımlamamıştır. Bu durum, normatif düzenleme ile uygulama arasında ciddi bir boşluk yaratmaktadır.

UYGULAMADA YÜKLENİM ETKİNLİKLERİ VE GRİ ALANLAR

Şirket Ortaklığı Yoluyla Dolaylı Yüklenim

Mevcut mevzuat, milletvekillerinin ticaret şirketlerinde ortak olmasını yasaklamamaktadır. Bu durum, kamu ihalelerine giren şirketlerde pay sahibi olan milletvekillerinin, yönetim organlarında yer almamak suretiyle anayasal yasağı biçimsel olarak aşmasına olanak tanımaktadır. Oysa ortaklık ilişkisi, kamu ihalelerinden elde edilen kazançtan doğrudan ekonomik çıkar sağlanması anlamına gelmektedir.

Aile Bireyleri Üzerinden Yürütülen Etkinlikler

3069 sayılı Kanun’da milletvekillerinin eşleri ve çocukları üzerinden yürütülen ticari etkinliklere ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu eksiklik, yüklenim etkinliklerinin aile bireyleri adına sürdürülmesine olanak tanımakta ve çıkar çatışması hukuksal olarak değilse de uygulamada devam etmektedir.

MAL BİLDİRİMİ, MALVARLIĞININ DEVRİ VE KÖR GÜVEN SORUNU

Kör Güven (Blind Trust) Kavramı

Kör güven (blind trust), Anglo-Sakson hukuk sistemlerinde geliştirilen ve özellikle kamu görevlilerinin çıkar çatışmasını önlemeyi amaçlayan bir hukuksal mekanizmadır. Bu sistemde, kamu görevlisi sahip olduğu malvarlığını bağımsız bir üçüncü kişiye veya kuruma (trustee) devretmekte ve görev süresi boyunca bu malvarlığının yönetimine ilişkin herhangi bir bilgiye sahip olmamakta ve talimat verme yetkisini tümüyle kaybetmektedir. “Kör” nitelendirmesi, malvarlığının gizlenmesini değil, kamu görevlisinin malvarlığı üzerindeki eylemli ve bilişsel egemenliğinin ortadan kaldırılmasını ifade eder. Kör güven sisteminin temel amacı, çıkar çatışmasının gerçekleşmesini cezalandırmak değil, kamu görevlisinin karar alma süreçlerinde özel çıkarlarının etkili olma olasılığını yapısal olarak ortadan kaldırmaktır. Bu yönüyle kör güven, klasik etik yükümlülüklerden veya beyan esaslı denetim modellerinden ayrılmaktadır.

Türkiye’de Kör Güvenin Yokluğu ve Sonuçları

Türk hukukunda “trust” kurumu bulunmamakta ve dolayısıyla kör güven sistemi pozitif hukuka yansımamaktadır. Milletvekillerinin mal bildirimi yükümlülüğü, çıkar çatışmasını önleyici değil, bildirime dayalı ve şekilsel bir denetim mekanizması niteliğindedir. Mal bildiriminin kamuya kapalı olması ve eylemli bir yaptırım mekanizmasıyla desteklenmemesi ekonomik çıkar ile kamu görevi arasındaki bağın korunmasına olanak tanımaktadır. Bu bağlamda Türkiye’de çıkar çatışması rejimi, çıkarın varlığını değil, yalnızca görünür ihlalleri esas almakta ve ekonomik egemenliğin eylemli olarak devam ettiği durumları hukuksal denetim alanı dışında bırakmaktadır. Kör güven benzeri bir mekanizmanın yokluğu, özellikle yüklenicilik ve kamu ihaleleri alanında milletvekilliği ile özel ekonomik çıkarlar arasındaki yapısal ilişkinin sürmesine neden olmaktadır. Bu çalışma, “trust” kurumunun aynen ithalini değil, işlevsel eş değerinin tartışılmasını amaçlamaktadır.

KARŞILAŞTIRMALI HUKUKTA MİLLETVEKİLLERİ İÇİN ÇIKAR ÇATIŞMASI MODELLERİ

Amerika Birleşik Devletleri: Kör Güven (Blind Trust) Modeli

Amerika Birleşik Devletleri hukukunda, özellikle Kongre üyeleri ve üst düzey yürütme organı mensupları bakımından çıkar çatışmasının önlenmesi amacıyla kör güven (blind trust) mekanizması uygulanmaktadır. Bu sistemde kamu görevlisinin, kamu siyasalarından etkilenme gizil gücü bulunan malvarlığı unsurları bağımsız bir yöneticiye devredilmekte ve görev süresi boyunca bu varlıkların yönetimine ilişkin bilgi edinmesi ve talimat vermesi yasaklanmaktadır. Böylece çıkar çatışması ihlal edilmeden önce yapısal ve süreçsel olarak önlenmektedir. Bu yaklaşım, Türkiye’de geçerli olan bildirim ve şekilsel denetim esaslı rejime kıyasla önleyici niteliğiyle ayrışmaktadır.

Fransa: Bağımsız Etik ve Saydamlık Otoritesi

Fransa’da milletvekilleri ve bakanlar, malvarlığı ve çıkar bildirimlerini bağımsız bir anayasal otoriteye sunmakla yükümlüdür. Çıkar çatışması saptanması durumunda ilgili kamu görevlisinin görevden çekilmesi veya çıkarını elden çıkarması zorunlu duruma gelebilmektedir. Bu sistemde saydamlık yalnızca beyan yükümlülüğü olarak değil, bağımsız denetim ve yaptırım yetkisiyle desteklenen kurumsal bir mekanizma olarak tasarlanmıştır. Türkiye’de ise benzer bir bağımsız denetim otoritesinin bulunmaması malvarlığı rejiminin etkililiğini sınırlamaktadır.

Almanya: Yan Etkinliklerin Sınırlandırılması

Almanya’da milletvekilliği, esasen tam zamanlı bir kamu görevi olarak kabul edilmekte ve yan mesleki etkinlikler sıkı bildirim ve sınırlamalara konu olmaktadır. Milletvekillerinin ticari etkinliklerinden elde ettikleri gelirler kamuoyuna açık şekilde bildirilmekte ve belirli eşiklerin aşılması durumunda yaptırımlar uygulanabilmektedir. Bu yaklaşım, temsil görevinin kamusal niteliğini güçlendirmekte ve ekonomik çıkarların yasama etkinlikleri üzerindeki etkisini azaltmayı hedeflemektedir.

Kanada: Aile Bireyleri ve Dolaylı Çıkarların Kapsamı

Kanada hukukunda çıkar çatışması rejimi, yalnızca kamu görevlisinin kişisel çıkarlarını değil, eş ve yakın aile bireyleri üzerinden elde edilen dolaylı ekonomik çıkarları da kapsamaktadır. Bu çerçevede, kamu görevlisinin aile bireyleri aracılığıyla ekonomik egemenliğini sürdürmesi çıkar çatışması yasağının ihlali olarak değerlendirilmektedir. Bu yaklaşım, ‘dolaylılık’ yoluyla bağdaşmazlık hükümlerinin etkisizleştirilmesini önlemeyi amaçlamaktadır. Dolaylılık, hukuksal biçimlerin arkasına gizlenen ancak ekonomik sonuçları itibarıyla doğrudan etki doğuran ilişki biçimlerini ifade eder. Türkiye’de ise aile bireyleri üzerinden yürütülen ticari etkinlikler büyük ölçüde bağdaşmazlık rejimi dışında kalmaktadır.

REFORM ÖNERİLERİ

Bu çalışma, Türkiye’de milletvekilliği ile yüklenicilik etkinlikleri arasındaki sorunun esasen norm eksikliğinden değil, bilinçli olarak zayıf bırakılmış bir çıkar çatışması rejiminden kaynaklandığını ortaya koymaktadır. Anayasa’nın 82. maddesi ve 3069 sayılı Kanun, sözel olarak yeterli görünmekle birlikte, şirket ortaklığı, aile bireyleri üzerinden yürütülen etkinlikler ve dolaylı ekonomik egemenlik alanlarında etkili bir önleme mekanizması kuramamaktadır. Mevcut sistemde çıkar çatışması, hukuksal olarak yasaklanmakta ancak eylemli olarak hoşgörüyle karşılanmaktadır. Bunun temel nedeni, denetimin bağımsız ve yargısal bir mekanizma yerine siyasal çoğunluğun takdirine bırakılmasıdır. Bu durum, milletvekilliği makamının kamusal güvenilirliğini zedelemekte ve temsil ilişkisinin meşruluğunu tartışmalı duruma getirmektedir. Bu çerçevede, milletvekilliği ile yüklenicilik etkinlikleri arasındaki yapısal sorunun çözümü için aşağıdaki reformların hayata geçirilmesi zorunludur:

Malvarlığının Devri veya Kör Trust Zorunluluğu: Milletvekili seçilen kişilerin, kamu ile iş yapan şirketlerdeki paylarını görev süresince devretmeleri veya kör güven benzeri eylemli egemenliği tümüyle ortadan kaldıran yapılara aktarmaları zorunlu duruma getirilmelidir.

Aile Bireylerinin Kapsama Alınması: Eş ve bakmakla yükümlü olunan çocuklar başta olmak üzere, milletvekilinin ekonomik çıkar alanına giren yakın aile bireyleri açık biçimde bağdaşmazlık rejimi kapsamına alınmalıdır.

Dolaylı Yüklenim Kavramının Netleştirilmesi: “Dolaylı” kavramı, şirket ortaklığı, eylemli yönetim, ekonomik egemenlik ve çıkar sağlama ölçütleriyle somutlaştırılmalı ve ispat yükü milletvekiline yüklenmelidir.

Bağımsız Etik ve Denetim Kurulu: Milletvekilliğiyle bağdaşmayan işlere ilişkin inceleme ve yaptırım yetkisi TBMM içinden çıkarılarak bağımsız ve yargısal denetime açık bir etik kurula devredilmelidir.

Saydam ve Kamuya Açık Mal Bildirimi: Mal bildirimleri, kamuoyunun erişimine açık duruma getirilmeli ve gerçeğe aykırı veya eksik bildirimler için etkili yaptırımlar öngörülmelidir.

Sonuç olarak, milletvekilliği makamının kamu yararına uygun biçimde yürütülebilmesi, yalnızca bireysel etik beklentilere değil, çıkar çatışmasını yapısal olarak olanaksız kılan hukuksal düzenlemelere bağlıdır. Aksi durumda milletvekilliği ile yüklenicilik arasındaki eylemli birliktelik, hukuksal olarak yasak ancak uygulamada serbest olmaya devam edecektir.

ÖN KOŞUL OLARAK TEMİZ SİYASET KONUSUNDA SİYASAL İRADE VARLIĞI VE HUKUKUN SINIRLARI

Bu çalışmada önerilen bağdaşmazlık rejimi ve çıkar çatışmasını önlemeye yönelik hukuksal mekanizmalar, normatif açıdan gerekli ve tutarlı olmakla birlikte, bunların etkililiği belirli bir siyasal ön koşula bağlıdır. Bu ön koşul, siyasette dürüstlüğün kurumsallaştırılmasını hedefleyen ulusal bir siyasal iradenin varlığıdır. Böyle bir irade olmaksızın çıkar çatışmasını önlemeye yönelik düzenlemeler ya uygulanmamakta ya da seçici biçimde işletilerek işlevsiz duruma gelmektedir.

Siyasal uygulamalar, bu durumu açık biçimde ortaya koymaktadır. Türkiye’de geçmişte siyasal etik ve dürüstlük alanında kapsamlı bir yasal düzenleme yapılmasına yönelik önerilerin, siyasal örgütlenmenin mevcut yapısı gerekçe gösterilerek karşılık bulmadığı bilinmektedir. Bu yaklaşım, sorunun bireysel ahlak eksikliğinden çok siyasal sistemin dürüstlük temelli bir işleyişe elverişli olup olmadığına ilişkin yapısal bir sorun olduğunu göstermektedir. Başka bir ifadeyle, çıkar ilişkileri üzerine kurulu bir siyasal örgütlenme modeli içerisinde çıkar çatışmasını ortadan kaldırmayı amaçlayan normlar sistem içi bir tehdit olarak algılanabilmektedir.

Bu bağlamda hukuk, siyasal kültürün ve iradenin yerine geçebilecek bir araç değildir. Hukuksal düzenlemeler, ancak belirli bir dürüstlük ölçününü benimseyen siyasal irade tarafından desteklendiği ölçüde işlevsellik kazanabilir. Aksi durumda çıkar çatışmasını önlemeye yönelik normlar, meşruluk üretme kapasitesinden yoksun kalmakta ve simgesel düzenlemeler olmaktan öteye geçememektedir.

Bununla birlikte, siyasal iradenin yokluğu, hukuksal düzenleme önerilerinin anlamsız olduğu sonucunu doğurmaz. Aksine, bu tür normatif çalışmalar, mevcut siyasal uygulamaları aşan bir ölçüt seti oluşturarak, gelecekteki siyasal dönüşümler açısından referans noktası işlevi görür. Hukukun bu bağlamdaki rolü, yalnızca mevcut durumu düzenlemek değil, aynı zamanda siyasal iktidarın meşruluk sınırlarını tanımlamaktır. Mevcut göstergeler, bu yönde kurumsallaşmış bir siyasal kültürün henüz oluşmadığını düşündürmektedir.

YAYGIN YOLSUZLUK ORTAMINDA HUKUKUN ROLÜ: ÜTOPYA MI, ÖLÇÜT MÜ?

Türkiye’de yolsuzluk olgusunun yaygınlığı, çıkar çatışmasını önlemeye yönelik hukuksal düzenlemelerin gerekliliği konusunda sıklıkla “ütopik” nitelendirmesine yol açmaktadır. Uluslararası saydamlık ve yolsuzluk algı endekslerinde Türkiye’nin alt sıralarda yer alması, bu tür düzenlemelerin uygulanabilirliğine ilişkin toplumsal ve siyasal bir kuşkuyu beslemektedir. Ancak bu kuşku, normatif taleplerin işlevi konusunda temel bir kavramsal ayrımın gözden kaçırılmasına neden olmaktadır.

Hukuksal düzenlemelerin işlevi, her zaman mevcut siyasal ve toplumsal uygulamaları yansıtmak değildir. Özellikle yolsuzluğun sistemli ve yapısal nitelik kazandığı rejimlerde hukuk, eylemli durumu meşrulaştıran değil, aksine bu durumu ölçen, sınırlayan ve mahkum eden bir referans çerçevesi sunar. Bu bağlamda çıkar çatışmasını önlemeye yönelik normlar, mevcut koşullarda tam anlamıyla uygulanamasa dahi, siyasal iktidarın ve kamu gücünün meşruluk sınırlarını belirleyen ölçütler olarak önem taşır.

Yolsuzluğun yaygınlığı, bu tür düzenlemelerin anlamsızlığının değil, tam tersine zorunluluğunun göstergesidir. Zira yolsuzlukla iç içe geçmiş siyasal yapılarda sorun, çoğu zaman hukuksal boşluklardan değil, hukukun siyasal iktidara bağımlı kılınmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle bağdaşmazlık rejimlerinin ve çıkar çatışmasını önleyici mekanizmaların varlığı, kısa vadeli bir uygulama başarısından çok uzun vadeli bir normatif yönelim olarak değerlendirilmelidir.

Bu çerçevede, söz konusu düzenlemelerin “ütopik” olarak nitelendirilmesi, onların gerçeklikten kopuk olduğu anlamına gelmez. Aksine bu nitelendirme, mevcut siyasal uygulamaların hukuk devleti ilkeleriyle olan uzaklığını görünür kılar. Hukuk burada bir sonuç değil, bir sav ortaya koymaktadır: Siyasal iktidarın hangi koşullarda meşru kabul edilebileceğine ilişkin bir sav. Bu yönüyle çıkar çatışmasını önlemeye yönelik düzenlemeler, bugünün siyasal gerçekliğini değil, hukuk devletinin en az gereklerini esas alır.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, Türkiye’de milletvekilliği ile yüklenicilik etkinlikleri arasındaki ilişkinin salt bireysel etik sorunlar veya bireysel ihlaller çerçevesinde ele alınamayacağını ortaya koymaktadır. Anayasa’nın 82. maddesi ve 3069 sayılı Milletvekilliğiyle Bağdaşmayan İşler Hakkında Kanun, normatif düzeyde çıkar çatışmasını önlemeyi amaçlayan bir çerçeve sunsa da bu çerçevenin uygulamada etkisiz kaldığı görülmektedir. Sorunun kaynağı, hukuksal düzenlemelerin varlığı değil, bu düzenlemelerin bilinçli biçimde sınırlı tutulması ve denetim mekanizmalarının siyasallaştırılmasıdır.

Çalışmada incelenen şirket ortaklığı, aile bireyleri üzerinden yürütülen etkinlikler ve dolaylı ekonomik egemenlik örnekleri çıkar çatışmasının Türkiye’de çoğu zaman hukuksal olarak değil, yalnızca görünürlük düzeyinde değerlendirildiğini göstermektedir. Mevcut sistem, kamu gücü ile özel çıkar arasındaki eylemli bağın koparılmasını değil, bu bağın biçimsel olarak gizlenmesini olanaklı kılmaktadır. Bu durum, milletvekilliği makamının temsil niteliğini zayıflatmakta ve kamu yararına dayalı siyasal karar alma süreçlerine duyulan güveni aşındırmaktadır.

Karşılaştırmalı hukuk incelemesi, çıkar çatışmasıyla savaşımda esas sorunun ihlalinin saptanması değil, ihlal olasılığının önlenmesi olduğunu ortaya koymaktadır. Kör güven (blind trust) gibi mekanizmalar, kamu görevlisinin malvarlığı üzerindeki eylemli ve bilişsel egemenliğini ortadan kaldırarak, kamu gücünün özel çıkarlarla kesişmesini yapısal olarak engellemektedir. Türkiye’de bu tür mekanizmaların yokluğu, çıkar çatışmasının süreklilik kazanmasına ve özellikle yüklenicilik etkinlikleri bakımından sistemli bir sorun durumuna gelmesine neden olmaktadır.

Sonuç olarak, milletvekilliği ile yüklenicilik etkinlikleri arasındaki eylemli birliktelik, hukuksal bir boşluktan çok tercih edilmiş bir denetim modelinin ürünüdür. Bu sorunun çözümü, bireysel etik beklentilerin ötesinde malvarlığının saydamlığı, devri ve bağımsız denetim ilkelerini esas alan yapısal reformların yaşama geçirilmesini gerektirmektedir. Aksi durumda milletvekilliğiyle bağdaşmayan işlere ilişkin anayasal ve yasal yasaklar, hukuksal olarak var olmaya devam edecek, ancak uygulamada etkisiz kalmayı sürdürecektir.

 

 

 

EK: MİLLETVEKİLLİĞİYLE BAĞDAŞMAYAN İŞLER HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TEKLİFİ

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Aşağıda sunulan gerekçe ve maddelerden oluşan kanun teklifinin görüşülerek kabul edilmesini arz ederiz.

 

KANUN TEKLİFİNİN GEREKÇESİ

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 82. maddesi, milletvekilliği ile bağdaşmayan iş ve görevleri düzenleyerek kamu gücü ile özel çıkarlar arasındaki çatışmayı önlemeyi amaçlamaktadır. Ancak mevcut yasal çerçeve, özellikle kamu ihaleleri ve yüklenicilik etkinlikleri bakımından şirket ortaklığı, aile bireyleri üzerinden yürütülen ticari etkinlikler ve dolaylı ekonomik egemenlik gibi alanlarda etkili bir önleme mekanizması kuramamaktadır.

Bu Kanun Teklifi, çıkar çatışmasını gerçekleşmeden önce önlemeyi ve milletvekilliği makamının tarafsızlığını ve kamuoyunun temsil kurumuna duyduğu güveni güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Teklif ile malvarlığının kör güven sistemine devri, aile bireylerinin bağdaşmazlık rejimi kapsamına alınması ve denetimin bağımsızlaştırılması hedeflenmektedir.

Bu Kanun Teklifi, mevcut siyasal uygulamaların bir betimlemesi değil, Anayasa’nın 2. ve 82. maddelerinde ifadesini bulan hukuk devleti ve kamu gücünün tarafsızlığı ilkelerinin gerektirdiği en az ölçünlerin normatif ifadesidir. Uygulamada karşılaşılabilecek güçlükler, bu ölçünlerin gereksizliğinin değil, kurumsallaştırılmasının zorunluluğunun göstergesidir.

KANUN TEKLİFİ METNİ

Madde 1 – Tanımlar

3069 sayılı Milletvekilliğiyle Bağdaşmayan İşler Hakkında Kanun’a aşağıdaki tanımlar eklenmiştir:

Kör Güven: Milletvekilinin malvarlığının, görev süresince eylemli ve bilişsel egemenliğini tümüyle ortadan kaldıracak şekilde, bağımsız ve yetkilendirilmiş bir üçüncü kişi veya kuruma devredilmesini ifade eder.

Dolaylı Ekonomik Egemenlik: Şirket ortaklığı, aile bağları, sözleşmesel ilişkiler veya eylemli yönetim yoluyla ekonomik çıkar üzerinde belirleyici etki kurulmasını ifade eder.

Madde 2 – Malvarlığının Kör Güvene Devri Zorunluluğu

Milletvekili seçilen kişiler, kamu ile doğrudan veya dolaylı yüklenicilik ilişkisine girebilecek nitelikteki malvarlıklarını, görevlerinin başladığı tarihten itibaren en geç otuz gün içinde kör güven sistemine devretmek veya elden çıkarmakla yükümlüdür.

Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi durumuna milletvekilliğiyle bağdaşmazlık oluşur.

Madde 3 – Aile Bireylerinin Kapsama Alınması

Milletvekilinin eşi ve ergin olmayan çocukları adına yürütülen, kamu ile doğrudan veya dolaylı yüklenicilik ilişkisi doğuran ticari etkinlikler milletvekili tarafından yürütülmüş sayılır.

Bu kapsamda ortaya çıkan çıkar çatışmaları, milletvekilliğiyle bağdaşmazlık hükümlerine bağlıdır.

Madde 4 – Dolaylı Yüklenicilik ve İspat Yükü

Milletvekilinin dolaylı ekonomik egemenliğinin bulunduğu durumlarda, kamu ile yüklenicilik ilişkisine girilmediğinin ispat yükü milletvekiline aittir.

Madde 5 – Bağımsız Etik ve Denetim Kurulu

Milletvekilliğiyle bağdaşmayan iş ve etkinliklerin denetimi amacıyla, yönetsel ve mali özerkliğe sahip Bağımsız Etik ve Denetim Kurulu kurulur. Kurulun oluşumu, görevleri, çalışma usul ve esasları kanunla düzenlenir. Kurul kararları yargı denetimine açıktır.

Madde 6 – Yaptırımlar

Bu Kanun hükümlerine aykırılık durumunda milletvekilliğinin düşürülmesi de kapsam içinde olmak üzere ilgili anayasal ve yasal yaptırımlar uygulanır.

Anayasa’nın 84. maddesi saklıdır.

Madde 7 – Yürürlük

Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 8 – Yürütme

Bu Kanun hükümlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı yürütür.


 

KAYNAKÇA

 

Atar, Y. (2019). Türk Anayasa Hukuku. Ankara: Seçkin Yayıncılık.

Ayaz, Reyhan. (2020). Milletvekilliği ile Bağdaşmayan İşler ve TBMM Başkanlığının Konuya Bakış Açısı. Yasama Dergisi. 41/107. https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1248218

Carney, G., 1998, Conflict of Interest: Legislators, Ministers and Public Officials, Study prepared for Transparency International, Berlin

Fung, Archon, and Dennis Thompson.  (2024). Conflict of interest in government: Avoiding ethical and conceptual mistakes. Governance (June 2024). https://www.hks.harvard.edu/publications/conflict-interest-government-avoiding-ethical-and-conceptual-mistakes#citation

Gençkaya, Ömer Faruk (2009) Çıkar Çatışması. https://www.etik.gov.tr/media/uu0p2fq2/omerfarukgenckaya-kamu_yonetiminde_cikar_catismasi.pdf

Gözler, K. (2021). Anayasa Hukukunun Genel Esasları. Bursa: Ekin Yayınları.

OECD. (2010). Post-Public Employment: Good Practices for Preventing Conflict of Interest. Paris.

OECD. (2020). Managing Conflict of Interest in the Public Sector. Paris.

United States Office of Government Ethics. (Çeşitli yıllar). Blind Trust Guidelines and Ethics Rules. Washington, D.C.

Venedik Komisyonu. (2016). Report on the Role of Parliaments in Preventing Conflicts of Interest. Strasbourg.

Yıldırım, T. (2017). Kamu görevinde etik ve çıkar çatışması. İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi, 20(1), 113–140.

 

 



[1] Bu çalışmada ‘yüklenicilik’ kavramı, kamu ihalesi yoluyla üstlenilen yapım ve hizmet etkinliklerini kapsar biçimde kullanılmaktadır.

Hiç yorum yok: