Demokratik Denge ve Denetleme
Mekanizmalarının Zayıflatılması: Türkiye Örneği Üzerinden Karşılaştırmalı Bir
İnceleme
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Öz
Bu çalışma,
Türkiye’de demokratik gerileme ve otoriterleşme süreçlerini çözümleyici bir
çerçevede incelemektedir. Özellikle yargının siyasallaşması, seçim
mühendisliği, yerel yönetimlere müdahaleler ve siyasal tutuklamalar üzerinden
iktidarın meşruluk kaybını yönetilebilir duruma getirme stratejileri ele
alınmıştır. Türkiye örneği, Batı demokrasilerinde gözlenen otoriterleşme uygulamalarıyla
karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiş ve benzerlikler ve özgünlükler ortaya
konmuştur. Çalışma, demokratik gerilemenin mekanizmalarını açıklayan dört temel
“fren” üzerinden Türkiye’deki süreçleri sistemli biçimde çözümlemekte ve
karşılaştırmalı bağlamda yorumlamaktadır.
Anahtar
Kelimeler: Türkiye,
demokratik gerileme, otoriterleşme, yargının siyasallaşması, seçim
mühendisliği, yerel yönetimler, siyasal tutuklamalar
Abstract
This study analytically examines the processes of
democratic erosion and authoritarian consolidation in Turkey. It focuses on
judicial politicization, electoral engineering, interventions in local
governments, and political imprisonments as mechanisms through which the ruling
power manages its legitimacy deficit. The Turkish case is analyzed
comparatively with Western democracies, highlighting both similarities and
unique features. The study systematically explores four core “brakes” that
shape authoritarian resilience in Turkey and interprets these mechanisms within
a comparative framework.
Keywords: Turkey,
democratic erosion, authoritarianism, judicial politicization, electoral
engineering, local government, political imprisonment
GİRİŞ
Son yıllarda
karşılaştırmalı siyaset yazınında, ekonomik başarımın gerilemesinin ve yönetsel
kapasite aşınmasının iktidar değişimini otomatik olarak tetiklemediğine yönelik
bulgular giderek ağırlık kazanmıştır. Ekonomik oy verme ve başarım temelli
hesap verebilirlik varsayımlarına dayanan klasik açıklamalar, meşruluk
erozyonunun neden bazı siyasal sistemlerde hızlı bir kopuşa yol açarken,
bazılarında uzun süreli bir siyasal süreklilikle sonuçlandığını açıklamakta
yetersiz kalmaktadır. Bu durum, iktidarın yalnızca seçimsel destekle değil,
aynı zamanda çok katmanlı direnç mekanizmalarıyla ayakta kaldığını gösteren
yeni çözümleyici çerçevelere duyulan gereksinimi artırmaktadır.
Bu çalışma,
meşruluk kaybına karşın siyasal kopuşun neden geciktiği sorusuna iktidarın
sürekliliğini olanaklı kılan “direnç üretici frenler” kavramsallaştırması
üzerinden yanıt aramaktadır. Temel sav, meşruluk erozyonunun tek başına siyasal
değişimi belirlemediği ve bunun yerine, davranışsal, maddi, bilişsel ve
kurumsal düzeylerde eş zamanlı olarak işleyen mekanizmaların siyasal sistemde
bir tür atalet yarattığıdır. Yüksek kutuplaşma koşullarında seçmen davranışının
negatif kimliklenme üzerinden şekillenmesi, yeniden kaynak dağıtımı ve sadakat
ağlarının ekonomik kayıp algısını yönetilebilir düzeyde tutması, gündem
denetimi ve çerçeveleme süreçlerinin sorumluluk atfını bulanıklaştırması ve
muhalefetin yönetebilirlik kapasitesine ilişkin güvensizlik bu frenlerin temel
bileşenleri olarak ele alınmaktadır.
Türkiye örneği, bu mekanizmaların nasıl iç içe geçerek
işlediğini gözlemlemek açısından özellikle elverişli bir çözümleyici zemin
sunmaktadır. Türkiye’de ekonomik bozulma, kurumsal aşınma ve yönetsel sorunlara
ilişkin yaygın eleştirilere karşın siyasal iktidarın sürekliliğini koruması, ‘meşruluk–iktidar
değişimi’ ilişkisinin doğrusal olmadığını açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu
bağlamda çalışma, Türkiye’de siyasal yarışmanın biçimsel olarak sürmesine
karşın, eylemli yarışma alanının çeşitli kurumsal ve algısal müdahaleler
yoluyla daraltıldığını ileri sürmektedir.
Bu süreçte
özellikle yargının siyasallaşması, siyasal alanın sınırlarını yeniden
tanımlayan ve diğer direnç üretici frenlerin etkisini pekiştiren bir ‘meta-mekanizma’
olarak öne çıkmaktadır. Yargı yoluyla siyasal alanın yeniden düzenlenmesi,
yalnızca belirli siyasal aktörlerin etkinlik kapasitesini sınırlamakla
kalmamakta, aynı zamanda muhalefetin örgütsel, yönetsel ve simgesel gücünü
aşındırarak seçmen nezdinde bir yönetebilirlik seçeneği algısının oluşmasını
zorlaştırmaktadır. Böylece siyasal olan, hukuksal ve teknik süreçler
aracılığıyla görünürde tarafsız bir zemine taşınırken meşruluk kaybının siyasal
sonuçları zamana yayılmaktadır.
Çalışma, bu devingenleri
açıklamak amacıyla süreç-izleme ve mekanizma odaklı nitel çözümleme
yöntemlerini kullanmaktadır. Somut siyasal olgular, kurumsal uygulamalar ve
söylemsel içerikler üzerinden yürütülen çözümleme, direnç üretici frenlerin
nasıl devreye girdiğini ve birbirleriyle nasıl etkileşim içinde olduğunu ortaya
koymayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede geliştirilen çözümleyici model, Türkiye’ye
özgü bir olgu setinden hareket etmekle birlikte, yarışmacı otoriterleşme
eğilimleri sergileyen diğer siyasal sistemler için de genellenebilir bir
açıklama sunmayı hedeflemektedir.
Amaç ve
Hedefler
Amaç
Bu makalenin
temel amacı, demokratik sistemlerden otoriter yönetişim biçimlerine geçiş
süreçlerinde kullanılan kurumsal ve hukuksal “fren mekanizmalarının” nasıl
aşındırıldığını, Türkiye örneğini merkez alarak ve seçilmiş karşılaştırmalı
örneklerle betimleyici ve çözümleyici bir çerçevede ele almaktır. Makale,
demokratik gerilemenin ani rejim kopuşlarıyla değil, hukuk, yargı ve kamu
yönetimi araçları kullanılarak nasıl “normalleştirildiğini” göstermeyi
amaçlamaktadır.
Hedefler
Demokratik sistemlerde denge ve denetleme (checks and
balances) mekanizmalarının hangi araçlar üzerinden işlevsizleştirildiğini
ortaya koymak.
Yargının siyasallaşması olgusunu, otoriterleşmenin merkezi
bir mekanizması olarak kavramsallaştırmak.
Türkiye’de gözlenen uygulamaları, seçilmiş karşılaştırmalı olaylarla
(örneğin Polonya, Macaristan, ABD, İsrail gibi) ilişkilendirerek benzerlik ve
ayrışmaları göstermek.
Siyasal iktidarın hukuksal meşruluk dili kullanarak
demokratik sınırları nasıl esnettiğini betimlemek.
Kamu yönetimi uygulamalarının (kayyım, kaynak kısıtı,
görevden alma gibi) demokratik temsil üzerindeki etkilerini çözümlemek.
Araştırma
Soruları
Temel
Araştırma Sorusu
Demokratik sistemlerde denge ve denetleme mekanizmaları,
otoriterleşme süreçlerinde hangi kurumsal, hukuksal ve yönetsel araçlar yoluyla
aşındırılmaktadır?
Alt
Araştırma Soruları
Yargının siyasallaşması, farklı ülke örneklerinde demokratik
gerilemenin hangi ortak özelliklerini taşımaktadır?
Seçim barajları, seçim bölgelerinin sınırlarının
değiştirilmesi (gerrymandering) ve rakipleri dışlayıcı ve yarışma dışı
bırakıcı hukuksal düzenlemeler siyasal yarışmayı nasıl dönüştürmektedir?
Yerel yönetimlere yönelik müdahaleler (kayyım, kaynak kısıtı,
görevden alma) demokratik temsilin içini nasıl boşaltmaktadır?
Siyasal tutuklamalar ve yargı süreçlerinin
araçsallaştırılması meşruluk krizini nasıl yönetilebilir duruma getirmektedir?
Türkiye örneği, Batı demokrasilerinde gözlenen otoriterleşme uygulamalarıyla
hangi yönlerden benzeşmekte, hangi yönlerden ayrışmaktadır?
Türkiye örneği, yazında tanımlanan otoriterleşme ve
demokratik gerileme modelleriyle hangi yönlerden örtüşmekte veya ayrışmaktadır?
YÖNTEM
Bu çalışma,
demokratik sistemlerde denge ve denetleme mekanizmalarının aşındırılma
süreçlerini incelemek amacıyla betimleyici, çözümleyici ve karşılaştırmalı bir
araştırma tasarımı kullanmaktadır. Araştırma nicel veri üretimine dayanmamakta,
bunun yerine, siyasal ve kurumsal süreçlerin işleyişini ortaya koymaya yönelik
nitel olgu çözümlemesi yaklaşımını benimsemektedir. Temel amaç, otoriterleşme
eğilimlerinin hangi araçlar ve mekanizmalar üzerinden kurumsallaştığını
açıklamaktır.
Çalışmada
Türkiye temel örnek (primary case) olarak ele alınmış ve yargının
siyasallaşması, yerel yönetimlere müdahale, seçim düzenlemeleri ve siyasal yarışmanın
daraltılması gibi uygulamalar somut örnekler üzerinden incelenmiştir. Türkiye
örneği, benzer süreçlerin gözlemlendiği seçilmiş ülkelerle karşılaştırmalı
olarak değerlendirilerek ortak örüntüler ve ayrışma noktaları belirlenmeye
çalışılmıştır.
Yöntemsel
olarak çalışma, mekanizma temelli açıklama yaklaşımına dayanmaktadır. Bu
yaklaşım, demokratik gerilemenin yalnızca sonuçlarını değil, bu sonuçlara yol
açan kurumsal ve siyasal araçların işleyiş mantığını çözümlemeyi hedeflemektedir.
Bu çerçevede yargı kararları, yasal düzenlemeler, kamu yönetimi uygulamaları ve
siyasal söylem ve siyasa araçları incelenen başlıca veri kaynaklarını
oluşturmaktadır.
Karşılaştırmalı
çözümleme, istatistiksel genelleme amacı taşımamakta ve bunun yerine, farklı
ülkelerde gözlenen benzer uygulamaların çözümleyici genelleme yoluyla
kavramsallaştırılmasını hedeflemektedir. Böylece, demokratik sistemlerde
otoriterleşme eğilimlerinin hangi koşullar altında kurumsallaşabildiğine
ilişkin açıklayıcı bir çerçeve geliştirilmesi amaçlanmaktadır.
KURAMSAL
ÇERÇEVE
Siyasal Savaşım
Alanı: İktidarın Sürekliliği ve Muhalefetin Seçenek Üretme İşlevi
Demokratik
ve karma (hibrit) siyasal sistemler, farklı siyasal aktörlerin kamusal
otoriteyi elde etmek ve kullanmak üzere yarıştığı kurumsallaşmış bir savaşım
alanı olarak işlev görür. Bu alanda iktidarın temel yönelimi, yürütme
kapasitesini ve siyasal destek koalisyonunu koruyarak yönetme yetkisini
sürdürmektir. Muhalefetin temel yönelimi ise seçenek siyasalar ve kadro
önerileri geliştirerek toplumsal destek üretmek ve seçimler yoluyla iktidar
değişimini olanaklı kılmaktır.
Bu yarışma,
ideal ve tipik demokratik koşullarda eşit yarışma olanakları, öngörülebilir
kurallar ve bağımsız denetim mekanizmaları altında gerçekleşir. Ancak
demokratik gerileme ya da karma demokrasi süreçlerinde, siyasal savaşım
alanının kuralları asimetrik duruma gelebilir. Kurumsal düzenlemeler, bilgi
akışı ve kaynak dağılımı üzerindeki farklılaşmış denetim kapasitesi, iktidar
ile muhalefet arasındaki yarışmanın maliyet ve risk profilini eşit olmayan
biçimde yeniden şekillendirebilir.
Bu bağlamda
siyasal savaşım yalnızca program ve başarım üzerinden yürüyen bir yarışma
olmaktan çıkar ve aynı zamanda oyunun kurallarının tanımı ve uygulanması
üzerinde de süregiden bir çekişmeye dönüşür. İktidar, mevcut destek
koalisyonunu korumaya ve belirsizliği yönetilebilir düzeyde tutmaya yönelik
araçlara başvurabilirken muhalefet, seçmen nezdinde yönetebilirlik ve
güvenilirlik algısını güçlendirerek statükonun maliyetini görünür kılmaya
çalışır.
Bu
çalışmanın kuramsal yaklaşımı, söz konusu savaşım alanında iktidarın
sürekliliğini kolaylaştıran mekanizmaları “frenler” başlığı altında
incelemektedir. Frenler, siyasal kopuşu engelleyen ya da geciktiren kurumsal,
bilişsel, maddi ve davranışsal düzenekler olarak ele alınmakta ve böylece
siyasal yarışmanın biçimsel olarak sürmesine karşın sonuçlarının nasıl
yapılandırılabildiği açıklanmaktadır.
Siyasal Savaşım
Alanının Asimetrisi: Zor ve Eşitsiz Bir Savaşım
Demokratik
ve karma rejimlerde siyasal yarışma, yüzeyde seçimler ve parlamenter süreçler
üzerinden yürüyen bir yarış olarak görünse de gerçekte yüksek derecede
asimetrik, uzun soluklu ve maliyetli bir siyasal savaşım niteliği taşımaktadır.
İktidar ile muhalefet arasındaki savaşım, yalnızca farklı siyasal programların
seçmen desteği için yarışmasından ibaret değildir. Aynı zamanda kurumsal
kaynaklara erişim, oyunun kurallarının belirlenmesi ve belirsizliğin yönetimi
üzerinden yürüyen çok katmanlı bir çatışmadır.
İktidar,
devlet aygıtı üzerinde sahip olduğu kurumsal, hukuksal ve maddi üstünlük
sayesinde siyasal yarışmanın koşullarını yeniden tanımlama kapasitesine
sahiptir. Bu kapasite, seçim sonuçlarını doğrudan belirlemekten çok yarışmanın
risklerini iktidar açısından düşürmeyi ve muhalefet açısından artırmayı
hedefleyen düzenlemeler yoluyla kullanılır. Böylece siyasal savaşım, tekil bir
seçim anından çok sürekli ve yıpratıcı bir süreç durumuna gelir.
Muhalefet
açısından ise bu savaşım, yalnızca seçmen desteği üretme ve artırma sorunu
değildir. Muhalefet, eş zamanlı olarak siyasal meşruluğunu korumak, hukuksal ve
kurumsal baskılara direnmek, görünürlük ve kaynak kısıtlarıyla baş etmek ve
seçmen nezdinde yönetebilirlik ve güvenilirlik algısı oluşturmak zorundadır. Bu
koşullar altında muhalefetin her başarısı yüksek maliyetli, her hatası ise
orantısız biçimde cezalandırılabilir duruma gelir.
Bu durum asimetrik
yapı, siyasal savaşımın “adil yarışma” idealinden giderek uzaklaşmasına yol
açar. Yarışma sürmekte, seçimler yapılmakta ve muhalefet biçimsel olarak
varlığını korumaktadır, ancak siyasal savaşımın yük dağılımı aktörler arasında
eşit değildir. Bu durum, muhalefetin zamanla yalnızca iktidarı değiştirmeye
değil, siyasal alanda varlığını sürdürmeye odaklanan bir konuma itilmesine
neden olabilir.
Bu
çalışmanın kuramsal yaklaşımı, söz konusu zor ve eşitsiz siyasal savaşım
bağlamında, iktidarın sürekliliğini sağlayan araçları “fren mekanizmaları”
kavramı altında ele almaktadır. Frenler, iktidar–muhalefet savaşımında siyasal
kopuşu engelleyen ya da geciktiren düzenekler olarak, demokratik ve karma
rejimlerin içsel işleyişini anlamak açısından merkezi bir çözümleyici rol
üstlenmektedir.
Denge ve
Denetleme Mekanizmalarının Aşındırılması
Liberal
demokratik rejimlerin temel dayanaklarından biri yürütme gücünün denge ve
denetleme mekanizmaları yoluyla sınırlandırılmasıdır. Yasama, yargı, bağımsız
kurumlar, yerel yönetimler ve özgür medya bu sistemin ana bileşenleridir. Ancak
demokratik gerileme süreçlerinde bu mekanizmalar doğrudan ortadan
kaldırılmamakta ve bunun yerine işlevsizleştirilmekte, siyasal denetim altına
alınmakta ya da seçici biçimde uygulanmaktadır. Bu süreç, hukukun üstünlüğü
ilkesinin yerini hukukun araçsallaştırılmasına bırakmasıyla sonuçlanmaktadır.
Otoriter
Dayanıklılık ve “Fren” Mekanizmaları
Bu çalışma,
iktidarın meşruluk kaybına karşın siyasal varlığını sürdürebilmesini açıklamak
için “otoriter dayanıklılık” yazınından yararlanmaktadır. Otoriter
dayanıklılık, iktidarların ekonomik kriz, meşruluk aşınması ve toplumsal
hoşnutsuzluğa karşın neden çökmeyebildiğini açıklamaya çalışır. Bu makale, söz
konusu dayanıklılığı sağlayan unsurları “fren mekanizmaları” kavramı altında
bütüncül bir çerçevede ele almaktadır. Frenler, siyasal kopuşu engelleyen ya da
geciktiren kurumsal, bilişsel ve davranışsal araçlar olarak tanımlanmaktadır.
Rejim
Dayanıklılığı, Otoriter Yaşamda Kalma Araçları ve Seçimli Otoriter Denge
Siyasal yarışmanın
asimetrik bir savaşım alanına dönüşmesi, son yirmi yılda karşılaştırmalı
siyaset yazınında giderek artan biçimde rejim dayanıklılığı ve otoriter
süreklilik tartışmaları çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu yaklaşım, siyasal
iktidarların meşruluk aşınması, ekonomik dalgalanmalar ve artan toplumsal
hoşnutsuzluk koşullarında dahi neden çökmeyebildiğini açıklamaya odaklanır. Yazın,
bu dayanıklılığın yalnızca baskı kapasitesiyle değil, kurumsal yeniden
düzenleme, seçici uyum ve koalisyon yönetimi gibi çok katmanlı stratejilerle
üretildiğini vurgulamaktadır.
Bu bağlamda
otoriter yaşamda kalma araçları, iktidarın siyasal yarışmayı tümüyle ortadan
kaldırmadan, onu yönetilebilir ve düşük belirsizlik içeren bir düzeyde tutmak
için kullandığı ‘araçlar repertuvarını’ ifade eder. Seçici baskı, hedeflenmiş
yeniden kaynak dağıtımı, medya ve gündem denetimi, hukuksal süreçlerin
araçsallaştırılması ve rakip aktörlerin örgütsel kapasitesinin
sınırlandırılması bu repertuvarın temel bileşenleri arasında yer alır. Bu bakış
açısı otoriterleşmenin tek bir siyasa ya da kurum üzerinden değil, eş zamanlı
işleyen mekanizmalar dizisi aracılığıyla kurumsallaştığını ortaya koyar.
Buna paralel
olarak seçimli otoriter denge kavramı, seçimlerin varlığını koruduğu ancak yarışmanın
eşit koşullarda gerçekleşmediği siyasal düzenleri açıklamak için
kullanılmaktadır. Bu dengede seçimler, iktidar için yüksek riskli bir iktidar
değişimi mekanizmasından çok meşruluk üretimi ve destek koalisyonunun yeniden doğrulanması
işlevi görür. Kurumsal düzenlemeler, bilişsel üstünlük ve yargısal ve yönetsel
müdahaleler yoluyla seçim sonuçlarına ilişkin belirsizlik sınırlandırılır ve
siyasal yarışma denetimli bir alan içinde tutulur.
Bu çalışma,
söz konusu üç kavramsal yaklaşımı bir araya getirerek iktidarın sürekliliğini olanaklı
kılan araçları “fren mekanizmaları” başlığı altında çözümleyici olarak yeniden
düzenlemektedir. Rejim dayanıklılığı, frenlerin neden ortaya çıktığını;
otoriter yaşamda kalma araçları, hangi siyasa ve uygulamalar üzerinden
işlediğini ve seçimli otoriter denge ise bu mekanizmaların siyasal yarışma
alanında ne tür bir sonuç ürettiğini açıklamaktadır. Böylece frenler, tekil
uygulamaların ötesinde, birlikte işleyen bir otoriter dayanıklılık mimarisi
olarak kavramsallaştırılmaktadır.
Otoriter
Dayanıklılık, Rejim Sürdürme Araçları ve Seçimli Otoriter Denge
Güncel
karşılaştırmalı siyaset yazını demokratik kurumların biçimsel olarak varlığını
sürdürdüğü ancak yarışmanın eylemli olarak sınırlandığı rejimlerde iktidarın
sürekliliğini açıklamak için üç tamamlayıcı kavram kümesine başvurmaktadır:
rejim dayanıklılığı (regime resilience), otoriter yaşamda kalma araçları
(authoritarian survival tools) ve seçimli otoriter denge (electoral
authoritarian equilibrium).
Rejim
dayanıklılığı yaklaşımı, iktidarların ekonomik dalgalanmalar, meşruluk aşınması
ve toplumsal hoşnutsuzluk gibi stres etmenlerine karşın neden çökmeyebildiğini
inceler. Bu yazın, dayanıklılığın yalnızca baskı kapasitesiyle değil,
kurumların yeniden tasarımı, seçici uyum (adaptation) ve koalisyon
yönetimi gibi mekanizmalarla üretildiğini vurgular. Böylece otoriter eğilimler
ani kopuşlar yerine kademeli ve çoğu zaman hukuksal görünümlü düzenlemelerle
kurumsallaşır.
Otoriter yaşamda
kalma araçları kavramı, iktidarların siyasal yarışmayı tümüyle ortadan
kaldırmadan, onu yönetilebilir ve düşük riskli bir düzeyde tutmak için
kullandıkları repertuvarı ifade eder. Bu repertuvar, seçici baskı, hedeflenmiş
yeniden kaynak dağıtımı, medya ve gündem denetimi, yargısal süreçlerin
araçsallaştırılması ve rakiplerin mali ve örgütsel kapasitesinin sınırlanması
gibi farklı araçların birlikte kullanımını içerir. Bu bakış açısı,
otoriterleşmenin tek bir araca indirgenemeyeceğini, aksine çoklu ve eş zamanlı
mekanizmalar seti üzerinden işlediğini gösterir.
Seçimli
otoriter denge ise seçimlerin varlığını koruduğu, ancak yarışmanın eşit
koşullarda gerçekleşmediği siyasal düzenleri açıklamak için kullanılır. Bu
dengede iktidar, seçimleri meşruluk üretim aracı olarak sürdürürken, kurumsal
düzenlemeler, bilişsel üstünlük ve yargısal ve yönetsel müdahaleler yoluyla
seçim sonuçlarına yönelik belirsizliği kabul edilebilir sınırlar içinde tutar.
Böylece seçimler, iktidar için yüksek riskli bir “iktidar değişimi”
mekanizmasından çok, denetimli yarışma ve onay üretimi işlevi görür.
Bu çalışma,
söz konusu üç kavramsal yaklaşımı birleştirerek, iktidarın sürekliliğini
sağlayan araçları “fren mekanizmaları” başlığı altında çözümleyici olarak
yeniden düzenlemektedir. Buna göre rejim dayanıklılığı, frenlerin neden gerekli
olduğunu (meşruluk aşınmasına karşın süreklilik gereksinimi) açıklar. Otoriter yaşamda
kalma araçları, frenlerin hangi araç seti üzerinden işlediğini gösterir. Seçimli
otoriter denge frenlerin siyasal yarışma alanında ne tür bir denge ürettiğini
kavramsallaştırır. Bu bileşim fren mekanizmalarını yalnızca betimlemekle
kalmayıp, onların birlikte nasıl bir otoriter dayanıklılık mimarisi
oluşturduğunu açıklamayı olanaklı kılar.
Fren
Mekanizmalarının Türleri
|
Çizelge 1: Fren Mekanizmalarının
Türleri |
|
|
Ana Fren |
Alt Mekanizmalar |
|
Kurumsal |
Yargı, kayyım, seçim mühendisliği |
|
Maddi |
Transferler, patronaj |
|
Bilişsel |
Gündem denetimi |
|
Davranışsal |
Korku, negatif kimlik |
Davranışsal
Fren: Kimlik ve Kutuplaşma
Yüksek
kutuplaşma koşullarında seçmen davranışı, ekonomik başarımdan çok negatif
kimliklenme üzerinden şekillenmektedir. Seçmen, iktidarın maliyetlerini kabul
etse dahi, karşı siyasal bloğun iktidara gelmesini daha büyük bir tehdit olarak
algılayabilmektedir. Bu durum, klasik ekonomik oy verme modellerini
zayıflatmaktadır.
Maddi
Fren: Kaynak Yeniden Dağıtım ve Sadakat Ağları
Patronaj
ilişkileri, toplumsal transferler ve yerel sadakat ağları, ekonomik bozulmanın
etkilerini kısa vadede yumuşatmaktadır. Bu mekanizma mutlak refah kaybını
ortadan kaldırmamakta, ancak göreli kayıp algısını yönetilebilir düzeyde
tutarak siyasal kopuşu geciktirmektedir.
Bilişsel
Fren: Gündem Denetimi ve Anlam Çerçevesi
Ekonomik ve
siyasal sorunların nedenleri, iktidar dışı aktörlere (küresel krizler, dış
güçler, geçmiş yönetimler) atfedilerek sorumluluk dağıtılmaktadır. Bu durum
seçmenin ‘sorun ne–sorumlu kim’ eşleştirmesini bulanıklaştırmakta ve meşruluk
kaybını zamana yaymaktadır.
Kurumsal
ve Siyasal Fren: Yargının Siyasallaşması ve Kurumsal Müdahaleler
Bu çalışmada
özel olarak vurgulanan dördüncü fren yargının siyasallaşmasıdır. Yargının
bağımsız bir denetim organı olmaktan çıkarılarak siyasal yarışmayı düzenleyen
bir araca dönüştürülmesi, demokratik sistemlerde en etkili fren
mekanizmalarından biridir. Seçim barajları, siyasal yasaklar, rakip aktörlerin
yargı yoluyla etkisizleştirilmesi, kayyım uygulamaları ve yerel yönetimlere
yönelik mali kısıtlamalar bu frenin başlıca araçlarıdır. Bu mekanizma,
demokratik temsilin biçimsel olarak sürmesine karşın yarışmanın içinin
boşaltılmasına yol açmaktadır.
Kuramsal
Katkı
Bu makale,
demokratik gerileme yazınına üç düzeyde katkı sunmayı amaçlamaktadır: Otoriter
dayanıklılığı açıklamak için fren mekanizmaları kavramını bütüncül bir çerçeve
olarak önermektedir. Yargının siyasallaşmasını, yalnızca bir sonuç değil, etkili
bir rejim sürdürme aracı olarak kavramsallaştırmaktadır. Türkiye örneğini, Batı
demokrasilerinde gözlenen benzer süreçlerle ilişkilendirerek çözümleyici
genelleme olanağı sunmaktadır.
Çözümleyici
Model: Rejim Dayanıklılığı Çerçevesinde Fren Mekanizmaları
Aşağıdaki
çizelge fren mekanizmalarını görsel olarak özetlemektedir.
|
Çizelge 2: Kuramsal Yaklaşımlar
ile Fren Mekanizmalarının Eşleştirilmesi |
||||
|
Kuramsal Yaklaşım |
Fren Türü |
İşleyiş Mantığı |
Tipik Araçlar /
Göstergeler |
Siyasal Sonuç |
|
Rejim Dayanıklılığı |
Tüm Frenler (Bütüncül) |
Meşruluk aşınmasına karşın siyasal sistemin
çökmesini engelleyen uyarlanabilir mekanizmalar |
Kurumsal yeniden düzenleme, seçici uyum, destek
koalisyonunun korunması |
İktidarın sürekliliği |
|
Otoriter Rejimlerin Sürdürülme Araçları |
Maddi Fren ve Kurumsal Fren |
Siyasal yarışmanın maliyet ve risklerini iktidar
lehine yeniden dağıtma |
Patronaj ağları, hedeflenmiş toplumsal transferler, hukuksal
süreçlerin araçsallaştırılması |
Siyasal kopuşun geciktirilmesi |
|
Seçimli Otoriter Denge |
Kurumsal–Siyasal Fren |
Seçimlerin sürmesi ancak yarışmanın eşit koşullarda
gerçekleşmemesi |
Seçim sistemine müdahale, rakip aktörlerin
etkisizleştirilmesi, yargısal süreçler |
Denetimli yarışma |
|
Demokratik Gerileme |
Bilişsel Fren |
‘Sorun–sorumlu’ ilişkisinin bulanıklaştırılması ve
sorumluluğun dağıtılması |
Gündem denetimi, çerçeveleme, dış etmenlere atıf |
Meşruluk kaybının zamana yayılması |
|
Kutuplaşma ve Negatif Kimliklenme |
Davranışsal Fren |
Kimlik temelli oy verme davranışıyla başarım
değerlendirmesinin zayıflaması |
Sert bloklaşma, tehdit algısının yükseltilmesi |
Seçmen kopuşunun zorlaşması |
Bu model,
rejim dayanıklılığı yazınında tartışılan mekanizmalar ile bu çalışmada önerilen
fren tipolojisi arasındaki ilişkisel yapıyı göstermektedir. Frenler bağımsız
araçlar değil, birbirini tamamlayan ve güçlendiren mekanizmalar kümesi olarak
işlemektedir. Davranışsal ve bilişsel frenler seçmen algısını şekillendirirken,
maddi ve kurumsal frenler siyasal yarışmanın kurallarını ve maliyetlerini
yeniden düzenlemektedir. Bu etkileşim, seçimlerin biçimsel olarak sürdüğü ancak
yarışmanın eşit koşullarda gerçekleşmediği bir siyasal denge üretmektedir.
Tipolojik
Çizelge: Siyasal Yarışmayı Sınırlayan “Fren” Mekanizmaları
İktidarın
meşruluğunu yitirmesine karşın iktidarını sürdürebilmek için kullandığı
araçlara ilişkin bir tipoloji denemesi aşağıdaki çizelgede yer almaktadır.
|
Çizelge 3: Fren tipolojileri |
|||
|
Kategori |
Mekanizma |
Kısa Tanım |
Olası Etki |
|
Kurumsal-Hukuksal Frenler |
Seçim barajları |
Ulusal ya da bölgesel düzeyde yüksek temsil eşikleri |
Temsil adaletini zayıflatır, küçük partileri dışlar |
|
Seçim çevresi mühendisliği (gerrymandering) |
Seçim bölgelerinin iktidar lehine yeniden çizilmesi |
Oy ve temsil oranı bozulur |
|
|
Yargının siyasallaşması |
Yargı organlarının iktidar lehine karar üretmesi |
Hukuk devleti ve denge-denetim zayıflar |
|
|
Yargısal darbeler |
Mahkemeler aracılığıyla siyasal aktörlerin tasfiyesi |
Yarışmacı siyaset alanı daralır |
|
|
Siyasal yasaklar |
Güçlü rakiplerin hukuksal süreçlerle sistem dışına
itilmesi |
Liderlik seçenekleri oluşamaz |
|
|
Yürütme Kaynaklı Yönetsel Frenler |
Kayyım uygulamaları |
Seçilmiş yerel yöneticilerin görevden alınması |
Yerel demokrasi zayıflar |
|
Merkezi kaynakların kısıtlanması |
Merkezi kaynakların kısıtlanması |
Muhalefet belediyelerine mali destek verilmemesi |
Hizmet üretimi düşürülür |
|
Proje onaylarının engellenmesi |
- |
Yerel projelerin yönetsel süreçlerle geciktirilmesi |
İktidarın “başarı” algısı güçlendirilir |
|
Siyasal Yarışmayı Bastırma Araçları |
Siyasal tutuklamalar |
Siyasal aktörlerin ceza süreçleriyle
etkisizleştirilmesi |
Muhalefetin örgütlenme kapasitesi azalır |
|
Medya görünürlüğünün sınırlandırılması |
- |
Rakiplerin kamuoyunda görünmez kılınması |
Seçmen bilgiye eşit erişemez |
|
Saygınlık suikastı kampanyaları |
- |
Sistemli karalama ve meşruluk kaybı |
Güven ve meşruluk aşındırılır |
|
Bilgi ve Algı Yönetimi Araçları |
Siyasal yanlış bilgilendirme |
Bilerek yanlış bilgi üretimi |
Seçmen algısı yönlendirilir |
|
Derin sahtecilik ve sayısal yönlendirme |
- |
Görsel/işitsel içerikle yanıltma |
Güven krizi yaratır |
|
Tek yanlı medya ekosistemi |
- |
Medyanın iktidar söylemi etrafında hizalanması |
Kamusal tartışma tek sesli duruma gelir |
|
Seçim Süreci Üzerinden Dolaylı Frenler |
Kampanya kaynak eşitsizliği |
Kamu kaynaklarının iktidar lehine kullanımı |
Eşit yarışma ortadan kalkar |
|
Devlet olanaklarının propaganda için kullanımı |
- |
Kamu gücünün seçim üstünlüğüne dönüştürülmesi |
“Adil yarış” ilkesi zedelenir |
ÇÖZÜMLEME
Çalışmanın
başlangıcında ortaya konulan araştırma soruları bu bölümde ele alınmakta ve
yanıtlanmaktadır.
Siyasal Yarışmanın
Sınırlandırılması: Genel Bir Çerçeve
İktidarlar,
demokratik ya da yarı-demokratik siyasal rejimlerde, siyasal yarışmayı
sınırlandırmak ve iktidarlarını sürdürmek amacıyla hangi temel mekanizmaları
kullanmaktadır?
Demokratik
ve seçimli siyasal sistemlerde iktidar ve muhalefet ilişkisi, ilke olarak
serbest yarışma, eşit yarışma ve iktidarın barışçıl yollardan el değiştirmesi
varsayımına dayanır. Ancak uygulamada, özellikle iktidarın meşruluk
kaynaklarının zayıfladığı ve toplumsal desteğin aşındığı dönemlerde siyasal yarışmanın
bu “ideal” çerçevesi giderek daralmaktadır. Bu daralma, açık bir rejim
değişikliğiyle değil, aksine hukuk, seçim ve kurumsal düzenlemeler korunuyormuş
gibi yapılarak gerçekleştirilmektedir. İktidarlar bu süreçte, doğrudan baskı
uygulamak yerin, siyasal alanı yavaşlatan, yönlendiren ve sınırlayan bir dizi
“fren mekanizması” devreye sokmaktadır. Bu mekanizmalar, muhalefetin siyasal
kapasitesini azaltırken iktidarın seçimli görünümünü korumasına olanak
tanımaktadır.
Fren
Mekanizmalarının Ortak Mantığı: Bu çalışmada “fren” olarak adlandırılan mekanizmalar,
iktidarın siyasal yarışmayı tümüyle ortadan kaldırmadan, muhalefeti yasadışı
ilan etmeden ve seçimleri askıya almadan yarışmanın sonucunu yapısal olarak
öngörülebilir ve denetlenebilir duruma getirmesini sağlayan araçlardır. Bu
araçların ortak özellikleri şunlardır:
ü Dolaylıdırlar: Açık zor kullanımından
çok hukuk, yönetim ve söylem üzerinden işlerler.
ü Yığınsaldır: Tek başına belirleyici
olmaktan çok, birlikte çalıştıklarında etkilidirler.
ü Zamana yayılırlar: Ani kopuşlar
yerine, siyasal alanı aşamalı biçimde daraltırlar.
ü Meşruluk üretirler: İktidarın “hukuk
içinde kaldığı” izlenimini sürdürürler.
Bu yönüyle
fren mekanizmaları, siyasal yarışmayı askıya almak yerine asimetri üretir.
Temel
Fren Kategorileri
Karşılaştırmalı
gözlemler, siyasal yarışmayı sınırlayan frenlerin dört ana başlık altında
toplandığını göstermektedir:
Kurumsal
ve Hukuksal Frenler: Seçim
barajları, seçim çevrelerinin yeniden düzenlenmesi, siyasal yasaklar ve
özellikle yargının siyasallaşması, muhalefetin sistem içindeki hareket alanını
daraltmaktadır. Bu tür mekanizmalar, iktidara doğrudan müdahale etmeden
rakiplerini etkisizleştirme olanağı sunmaktadır.
Yönetsel
ve Mali Frenler: Yerel
yönetimlere müdahaleler, merkezi kaynakların seçici biçimde dağıtılması ve
muhalefet yönetimindeki kurumların işlevsizleştirilmesi, muhalefetin
“yönetebilirlik” kapasitesini görünürde zayıflatmaktadır.
Bilgi ve
Algı Yönetimi Frenleri: Medya denetimi, siyasal yanlış bilgiler yayılması ve rakip aktörlerin
görünmez kılınması, seçmenin siyasal seçenekleri sağlıklı biçimde
değerlendirmesini engellemektedir.
Siyasal
Baskı ve Caydırma Frenleri: Siyasal tutuklamalar, uzun yargı süreçleri ve sürekli bir hukuksal
belirsizlik ortamı, muhalefet üzerinde caydırıcı bir etki yaratmaktadır.
Değerlendirme
gerekirse, bu çözümleme göstermektedir ki, iktidarlar siyasal yarışmayı tek bir
araçla değil, çok katmanlı ve birbirini tamamlayan fren mekanizmalarıyla
sınırlandırmaktadır. Bu mekanizmalar, demokratik kurumların biçimsel varlığını
korurken, siyasal yarışın özünü aşındırmaktadır. Bu genel çerçeve, bir sonraki
aşamada şu soruyu gündeme getirmektedir: Bu frenler arasında hangileri daha
belirleyicidir ve Türkiye örneğinde hangisi merkezi bir rol oynamaktadır? Bu
soru, ikinci araştırma sorusunun ve özellikle yargının siyasallaşması
başlığının önünü açmaktadır.
Siyasal yarışmayı
sınırlayan fren mekanizmaları arasında hangileri belirleyici bir rol
oynamaktadır ve neden?
Belirleyicilik
Ölçütleri: Bir fren
mekanizmasının “belirleyici” olarak nitelenebilmesi için şu ölçütleri
karşılaması beklenir: Birden fazla siyasal alanı aynı anda etkileyebilmesi, diğer
frenlerin uygulanabilirliğini artırması, uzun vadeli ve kalıcı sonuçlar
üretmesi ve kurumsal düzeyde yeniden üretilebilir olması. Bu ölçütler dikkate
alındığında, fren mekanizmalarının etki kapasitesinin eşit olmadığı
görülmektedir.
Yargının
Siyasallaşmasının Merkezi Konumu: Karşılaştırmalı gözlemler, yargının siyasallaşmasının diğer
fren mekanizmalarına kıyasla daha yüksek bir belirleyicilik düzeyine sahip
olduğunu göstermektedir. Bu mekanizma siyasal aktörleri doğrudan
etkisizleştirebilmekte, yerel yönetimlere müdahalenin hukuksal zeminini
oluşturabilmekte, siyasal yarışmanın sınırlarını yeniden tanımlayabilmekte ve süreçlerin
“hukuksal görünüm” altında yürütülmesini sağlayarak meşruluk üretmektedir. Dolayısıyla
yargı, yalnızca bir fren değil, diğer frenlerin etkinliğini artıran bir “çarpan
mekanizma” işlevi görmektedir.
İkincil
Ancak Tamamlayıcı Frenler: Yargısal mekanizmaların yanında, iki alan daha
yüksek etki kapasitesi göstermektedir: Bunlardan birincisi yerel yönetim alanına
müdahale etmektir. Seçilmiş aktörlerin görevden uzaklaştırılması, merkezi
kaynak dağıtımı üzerinden kapasite zayıflatma ve yerel siyasal başarıların
görünürlüğünü sınırlama bu bağlamda kullanılan iktidar araçlarıdır. Bu
mekanizmalar, muhalefetin “yönetebilirlik” savını uygulama düzeyinde aşındırmaktadır.
İkincisi gündem ve algı denetimi yapmaktır. Siyasal sorumluluğun dağıtılması, aktör
seçeneklerinin görünürlüğünün azaltılması ve ekonomik başarımın siyasal
sonuçlarının geciktirilmesi de bu bağlamda kullanılan iktidar araçlarıdır. Bu
alan, seçmen davranışı üzerinde dolaylı fakat süreklilik gösteren bir etki
üretir.
Değerlendirmek
gerekirse, ikinci araştırma sorusuna verilen yanıt, siyasal yarışmayı
sınırlayan mekanizmaların hiyerarşik bir yapı oluşturduğunu göstermektedir. Bu
yapı içinde yargının siyasallaşması merkezi ve belirleyici, yerel yönetim
müdahaleleri ile gündem denetimi ise tamamlayıcı ve pekiştirici işlev
görmektedir.
Çekirdek
Fren I: Yargının Siyasallaşması (Kurumsal ve Hukuksal Fren)
Tanım ve
İşlev: Yargının
siyasallaşması, yargı kurumlarının normatif olarak bağımsız ve tarafsız olması
gereken işlevlerinin eylemli olarak siyasal iktidarın stratejik hedefleri
doğrultusunda yeniden yönlendirilmesi sürecidir. Bu durum, yalnızca yargı
kararlarının içeriğinde değil, soruşturma açma, iddianame hazırlama süresini
olağan dışı şekilde uzatma, dava süreçlerini uzatma ya da hızlandırma, gizli
tanık üretme, tutuklama tedbirlerini geniş yorumlama ve gerekmemesine karşın tutuklamayı
bir çeşit ceza yaptırımı gibi kullanma uygulamalarında da gözlemlenebilir. Siyasal
yarışma açısından bakıldığında yargının siyasallaşması, iktidara rakip
aktörleri doğrudan yasaklamadan veya seçimleri askıya almadan, muhalefetin
kurumsal ve bireysel kapasitesini sınırlama olanağı sağlar. Böylece siyasal
alan biçimsel olarak açık kalırken, yarışmanın eşitliği eylemli olarak
zayıflar.
İşleyiş
Mantığı: Bu fren
mekanizması üç temel düzlemde etkili olmaktadır.
Seçici Soruşturma ve Dava Süreçleri: Siyasal rakipler
hakkında açılan soruşturmalar, uzun yargı süreçleri ve sürekli hukuksal
belirsizlik, muhalefetin siyasal etkinlik kapasitesini azaltır. Sürecin kendisi
çoğu zaman sonuçtan bağımsız olarak caydırıcı bir etki üretir.
Siyasal Aktörlerin Etkisizleştirilmesi: Siyasetçilerin
tutuklanması, görevden uzaklaştırılması ya da siyasal yasaklarla karşı karşıya
kalması yarışma alanındaki güçlü aktörlerin görünürlüğünü ve örgütlenme
kapasitesini sınırlar.
Kurumsal Alanın Yeniden Düzenlenmesi: Yargı kararları
aracılığıyla yerel yönetimlerin işlevsizleştirilmesi, seçilmiş yöneticilerin
görevden alınması veya yerlerine merkezi yönetim tarafından atama yapılması
seçimle elde edilen siyasal meşruluğun etkisini zayıflatır.
Siyasal Yarışma
Üzerindeki Etkiler: Yargının
siyasallaşması, siyasal sistem içinde birkaç eş zamanlı sonuç üretir. Bu
olumsuz sonuçlar aşağıda özetlenmiştir.
Risk maliyetini artırır: Muhalefet aktörleri için siyasal etkililik
daha yüksek kişisel ve kurumsal maliyetler içerir.
Örgütsel kapasiteyi zayıflatır: Uzun yargı süreçleri,
liderlik ve kadro sürekliliğini kesintiye uğratır.
Seçmen algısını etkiler: Asılsız da olsa siyasal figürlere sürekli
suç isnadı altında kalan aktörler seçmen nezdinde güvenilirlik sorunu
yaşayabilir.
Asimetrik yarışma üretir: Seçimler sürse bile yarışın
koşulları artık eşit değildir.
Bu nedenle
yargının siyasallaşması, diğer fren mekanizmalarını destekleyen ve çoğu zaman
onların uygulanabilirliğini artıran merkezi bir kaldıraç işlevi görür.
Değerlendirmek
gerekirse, karşılaştırmalı gözlemler, kurumsal ve hukuksal frenler içinde en
yüksek etki kapasitesine sahip mekanizmanın yargının siyasallaşması olduğunu
göstermektedir. Çünkü bu mekanizma hem bireysel siyasal aktörleri hem de
kurumsal rakipleri aynı anda hedef alabilmekte ve uygulamalarını “hukuksal
süreç” çerçevesi içinde meşrulaştırabilmektedir.
Çekirdek
Fren II: Toplum Genelinde Korku Üretimi ve Siyasal Korku Ortamı Yaratmak
Bilişsel
ve Davranışsal Frenler: Bu bölüm, iktidarın toplumsal destek kaybını sınırlayan ve meşruluk
krizini yönetilebilir kılan bilişsel ve davranışsal mekanizmaları ele
almaktadır. Özellikle kutuplaşma, kimlik siyaseti ve korku üretimi ön plana
çıkmaktadır.
Kimlik ve Kutuplaşma (Davranışsal Fren): Yüksek düzeyde
siyasi kutuplaşma koşullarında seçmen davranışı, akılcı ekonomik
değerlendirmeden çok negatif kimliklenme üzerinden şekillenir. Seçmen, ekonomik
maliyetleri kabul etse bile karşı blokun iktidara gelmesini daha büyük bir
tehdit olarak algılar. Bu durum, ekonomik hoşnutsuzluğun oy davranışı
üzerindeki etkisini zayıflatır ve statükonun korunmasına hizmet eder.
Gündem Denetimi ve Anlam Çerçevesi (Bilişsel Fren): İktidar,
ekonomik ve siyasi sorunların nedenlerini dış aktörlere veya geçmiş yönetimlere
atfederek sorumluluk dağılımını bulanıklaştırır. Bu çerçeveleme, seçmen
nezdinde “sorun–sorumlu” eşleştirmesini zorlaştırır ve meşruluk kaybının zaman
içinde daha yönetilebilir duruma gelmesini sağlar.
Korku Üretimi ve Siyasal Ürkütme (Davranışsal/Bilişsel Fren
Alt Bölümü): Siyasal tutuklamalar, soruşturmalar ve dava süreçlerinin
araçsallaştırılması, iktidarın meşruluk kaybını yönetilebilir duruma getiren
kritik bir fren olarak öne çıkar.
Bu mekanizma
üç boyutta etkilidir:
Muhalefeti sınırlama: Liderler ve örgütlü aktörler üzerinde
ceza tehdidi, siyasal hareketliliği düşürür.
Toplumsal oto-sansür: Gazeteciler, akademisyenler ve
seçmenler, olası risklerden dolayı davranışlarını sınırlar ve seçmen mevcut siyasal
ortamın devamını “daha güvenli” bir seçenek olarak görür.
Kriz yönetimi: Meşruluk kaybına yol açabilecek olaylar, korku
üretimi aracılığıyla toplum nezdinde sınırlı ve öngörülebilir bir algıya
dönüştürülür.
Bu fren,
diğer bilişsel ve davranışsal frenlerle birlikte çalışarak iktidarın
dayanıklılığını güçlendirir. Kısa vadede oldukça etkili olmasına karşın uzun
vadede toplumsal güvenin ve yargı bağımsızlığının aşınması gibi maliyetler
doğurur. Sonuç olarak, korku üretimi yalnızca bir baskı aracı değil, demokratik
gerilemenin ve otoriterleşmenin sistemli bir bileşeni olarak
değerlendirilmelidir.
Çekirdek
Fren III. Maddi ve Kurumsal/Siyasal Frenler
Kaynakların
Yeniden Özgülenmesi ve Dağıtımı ve Sadakat Ağları (Maddi Fren): İktidar, toplumsal transferler,
patronaj ilişkileri ve yerel ağlar aracılığıyla ekonomik hoşnutsuzluğu
sınırlayarak kısa vadede siyasal kopuşu geciktirmektedir. Bu mekanizmalar
mutlak refah kaybını ortadan kaldırmaz, ancak göreli kayıp algısını
yönetilebilir düzeyde tutarak seçmen davranışını kararlılıklı kılar.
Toplumsal transferler: Belirli gruplara düzenli gelir ve
hizmet aktarımı, ekonomik memnuniyetsizliği hafifletir.
Patronaj ve ağlar: İktidarın yerel düzeydeki bağlantıları
seçmenin günlük yaşamında iktidarın önemini görünür kılar.
Algı yönetimi: Göreli kazanımlar, ekonomik kriz döneminde
dahi statükonun tercih edilmesini kolaylaştırır.
Bu fren,
özellikle ekonomik kriz dönemlerinde iktidarın dayanaklarını güçlendiren somut
ve ölçülebilir bir araç olarak işlev görür.
Çekirdek
Fren IV: Muhalefetin Yönetebilirlik Açığı (Kurumsal/Siyasal Fren)
Ekonomik
hoşnutsuzluk ve siyasal eleştiriler yüksek olsa bile, muhalefetin devlet yönetme
kapasitesi, liderlik becerisi ve siyasal programları açısından güven verememesi
seçmende riskten kaçınma davranışını güçlendirir. Bu fren, statükonun “kötü ama
bilinen” olarak algılanmasını destekler.
Liderlik ve deneyim eksikliği: Muhalefet liderlerinin
kamuoyunda yeterince güven vermemesi.
Kurumsal kapasite yetersizliği: Devlet aygıtını etkin yönetme
kapasitesinin sınırlılığı.
Program belirsizliği: Ekonomik ve siyasal çözümler konusunda
net ve uygulanabilir planların olmaması.
Bu fren,
iktidarın doğal dayanıklılığını artıran kurumsal bir faktör olarak öne çıkar ve
diğer frenlerle birlikte iktidarın meşruluk kaybını yönetilebilir duruma
getiren bütünselliği sağlar.
Çekirdek
Fren V: Seçim Denetimi ve Algı Yönetimi (Bilişsel/Mekânsal Fren)
Seçim
süreçleri, demokratik denetimin temel göstergelerinden biri olmasına karşın
Türkiye’de bazı kurumsal uygulamalar iktidarın meşruluk kaybını yönetilebilir duruma
getiren bir fren işlevi görmektedir. Bu fren özellikle bilgi ve sonuç akışı
üzerindeki kontrol yoluyla işler.
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararları: Seçim kurallarının
yorumlanması, oyların geçersiz sayılması ve sonuçların ilanı sürecindeki
müdahaleler, seçimlerin biçimsel olarak yürütülmesini sağlarken sonuçların
öngörülebilir biçimde iktidar lehine şekillenmesini olanaklı kılar.
Anadolu Ajansı ve resmi haber kanalları: Seçim sonuçlarının
duyurulma şekli ve zamanlaması, seçmen ve adaylar üzerinde algı yönetimi etkisi
yaratır. Özellikle ilk sonuçların ilanında yapılan tercih ve odaklandırma,
muhalefet üzerinde baskı yaratabilir.
Bu frenin özellikleri,
etkisi ve sonuçları aşağıda belirtilmiştir.
Algı yönetimi yoluyla davranış denetimi: Seçmen ve muhalefet
aktörleri, sürecin adil olmadığı veya sonuçların önceden belirlendiği algısına
kapılarak riskten kaçınır.
Seçim sürecinin öngörülebilirliği: İktidar lehine sonuçların
önceden belirlenmiş gibi algılanması, diğer frenlerle birleştiğinde “kötü ama
bilinen” seçeneğin tercih edilmesini güçlendirir.
Muhalefeti caydırma: Resmi kurumların ve haber ajanslarının denetimi,
muhalefetin itiraz ve kampanya kapasitesini sınırlandırır ve hareketliliğini
azaltır.
Bu fren,
özellikle bilişsel ve davranışsal frenlerle birlikte çalışarak iktidarın direnç
mekanizmasını güçlendirir ve seçim ortamında statükonun korunmasına doğrudan
katkı sağlar. Dolayısıyla, seçim denetimi ve algı yönetimi, yalnızca kurumsal
bir düzenleme değil, demokratik gerileme sürecinin stratejik ve sistemli bir
bileşeni olarak değerlendirilebilir.
Elektronik
Veri ve Kuramsal Olasılık: Seçim sonuçlarının elektronik sistemler aracılığıyla kaydedilmesi ve
işlenmesi, kuramsal olarak iktidarın sonuçları yönlendirme veya yönlendirme
olasılığını gündeme getirmektedir. Bu durum, seçim denetimi ve algı yönetimi
mekanizmalarının bilişsel fren işlevini güçlendirebilir. Türkiye özelinde bu
tür müdahalelere ilişkin somut kanıt bulunmamaktadır. Ancak seçim süreçlerinin
elektronik altyapısı ve sonuçların kamuoyuna aktarılma biçimi, olası riskler
açısından kuramsal olarak incelenmeye değerdir. Böylece, seçim güvenliği ve
veri işleme süreçleri, iktidarın direnç mekanizmaları çerçevesinde ele alınan
bütüncül fren çözümlemesi içine alınmış olur.
Çekirdek
Fren VI: Yerel Yönetimlere Müdahale ve Demokratik Temsilin Aşınması
Yerel
Demokrasi ve Siyasal Yarışma İlişkisi: Yerel yönetimler, demokratik sistemlerde yalnızca hizmet
üretim birimleri değil, aynı zamanda siyasal temsilin ve yönetsel kapasitenin
görünür duruma geldiği kurumsal alanlardır. Muhalefet partileri açısından yerel
yönetimler, seçmen nezdinde yönetebilirlik savını sınayabildikleri ve siyasal meşruluklarını
pekiştirebildikleri bir platform işlevi görmektedir. Bu nedenle, yerel yönetim
alanına yönelik yönetsel ve hukuksal müdahaleler yalnızca yönetsel bir işlem
olarak değil, aynı zamanda siyasal yarışmanın niteliğini dönüştüren bir
mekanizma olarak değerlendirilmelidir.
Kayyım
Uygulamaları ve Seçilmiş Temsilin Askıya Alınması: Seçilmiş yerel yöneticilerin görevden
uzaklaştırılması ve yerlerine merkezi yönetim tarafından atama yapılması,
seçimle oluşan temsil ilişkisinin eylemli olarak kesintiye uğramasına yol
açmaktadır. Bu uygulama, hukuksal gerekçelerle meşrulaştırılmakla birlikte,
seçmen iradesinin kurumsal karşılığının sürekliliğini zayıflatmaktadır. Kayyım
uygulamaları, yerel yönetimlerin siyasal özerkliğini sınırlandırarak merkezi yönetimin
doğrudan yönetim kapasitesini genişletmektedir. Bu durum, seçimle elde edilen
yönetsel yetkinin geçici ve koşullu duruma gelmesine neden olmakta ve temsilin
sürekliliği ilkesini aşındırmaktadır.
Kaynak
Kısıtları ve Kurumsal Kapasitenin Zayıflatılması: Yerel yönetimlerin mali kaynaklara
erişimindeki farklılaşmalar, kurumsal başarım üzerinde doğrudan etkiler
üretmektedir. Merkezi bütçe transferleri, kredi onayları, yatırım izinleri ve
proje destekleri gibi alanlarda yaşanan kısıtlar yerel yönetimlerin hizmet
üretme kapasitesini sınırlayabilmektedir. Bu tür uygulamalar, seçilmiş yerel
yönetimlerin başarımını nesnel koşullardan bağımsız olarak zayıf göstermeye yol
açabilir. Sonuç olarak seçmen nezdinde muhalefetin yönetsel yeterliliğine
ilişkin algı olumsuz yönde etkilenir. Böylece siyasal yarışma yalnızca seçim
dönemlerinde değil, gündelik yönetsel süreçler içinde de asimetrik bir yapıya
bürünür.
Görevden
Alma ve Süreklilik Sorunu: Seçilmiş yöneticilerin görev süreleri tamamlanmadan uzaklaştırılması,
yerel yönetsel sürekliliği kesintiye uğratmakta ve kurumsal hafızayı
zayıflatmaktadır. Bu durum yalnızca bireysel aktörleri değil, yerel bürokratik
yapıların kararlılığını da etkilemektedir. Görevden alma süreçlerinin
sıklaşması, yerel siyasal aktörler için yüksek riskli bir etkinlik ortamı
yaratmakta ve olası adayların siyasal katılım isteğini azaltabilmektedir.
Böylece yerel düzeyde siyasal yarışmanın niteliği zaman içinde daralmaktadır.
Temsilin
Biçimsel Kalıp İçinde Boşalması: Kayyım uygulamaları, mali kısıtlar ve görevden alma
mekanizmaları birlikte değerlendirildiğinde, yerel seçimlerin varlığına karşın
temsil ilişkisinin içeriğinin zayıfladığı bir tablo ortaya çıkmaktadır.
Seçimler yapılmakta ve yerel yönetimler biçimsel olarak varlığını sürdürmekte,
ancak seçmen iradesinin yönetsel sonuç üretme kapasitesi sınırlanmaktadır. Bu
süreç, demokratik temsilin tümüyle ortadan kalkmasından çok temsilin biçimsel
olarak korunup işlevsel olarak daraltılması şeklinde işlemektedir.
Karşılaştırmalı
Gözlem: Benzer
müdahale biçimleri farklı ülkelerde değişen yoğunluklarda gözlemlenmekle
birlikte, Türkiye örneğinde yerel yönetimlere yönelik merkezi müdahalelerin
sürekliliği ve kapsamı dikkat çekicidir. Karşılaştırmalı bakış açısı, yerel
düzeyde elde edilen siyasal başarıların merkezi araçlarla sınırlandırılmasının
otoriterleşme süreçlerinde sık başvurulan bir strateji olduğunu göstermektedir.
Değerlendirmek
gerekirse, yerel yönetimlere yönelik yönetsel ve mali müdahaleler, siyasal yarışmayı
doğrudan yasaklamadan, temsilin etkisini azaltan bir mekanizma seti
oluşturmaktadır. Bu mekanizmalar, muhalefetin yönetsel kapasitesini görünür
kılma olanağını sınırlayarak seçmen nezdindeki güven ilişkisini zayıflatmakta
ve siyasal alanın asimetrik yapısını pekiştirmektedir.
Çekirdek
Fren VII: Siyasal tutuklamalar ve yargı süreçlerinin araçsallaştırılması
meşruluk krizini nasıl yönetilebilir duruma getirmektedir?
Temel
Mantık Krizi Çözmek Değil, Yönetilebilir Kılmaktır: Siyasal tutuklamalar ve yargı
süreçlerinin araçsallaştırılması çoğu zaman meşruluk krizini ortadan kaldırmaz,
aksine, krizin görünürlüğünü ve etkisini denetim altına alır. Başlıca mekanizmalar
rejim normatif meşruluk (hukuksal–demokratik) kaybını, güvenlik, düzen ve kararlılık
söylemi ile gidermeye ve ortadan kaldırmaya çalışır. Bu, yazında sıklıkla
başarım meşrulaştırma (performance legitimacy) ve düzene dayalı meşrulaştırma
(order-based legitimacy) gibi kavramlarla açıklanır.
Siyasal
Tutuklamaların İşlevleri: Siyasal tutuklamaların yerine getirdiği iktidarın devamı amaçlı frenler
aşağıda belirtilmiştir.
Muhalefeti Kurumsal Alan Dışına İtme: Rakip aktörlerin
siyasal yarışma kapasitesi zayıflatılır. Örgütlenme ve hareketlilik kanalları
kesilir. Liderlik boşluğu yaratılır. Sonuç olarak yarışma azalır ve meşruluk
krizinin siyasal maliyeti düşer.
Toplumsal Korku ve Caydırıcılık Üretme: Tutuklamalar yalnızca
hedef alınan kişiyi etkilemez. Gazeteciler, akademisyenler, bürokratlar,
yargıçlar, savcılar, yerel siyasetçiler için “örnek olay” oluşturur. Bu durum otosansür,
siyasal geri çekilme ve toplu eylem kapasitesinin düşmesi yaratır. Sonuç olarak
meşruluk krizine dönüşebilecek toplumsal itirazlar büyümeden bastırılır.
Hukuksallık Görünümü Üretme: Araçsallaştırılmış yargı
süreçleri tutuklama, soruşturma, iddianame ve uzayan davalar aracılığıyla bir “hukuksal
süreç” görüntüsü yaratır. Bu, üç düzeyde işlev görür: Birincisi iç kamuoyuna
“Devlet hukuka göre hareket ediyor” mesajını vermesidir. İkincisi rejimin
tabanına “Suçlara karşı savaşım veriliyor” mesajı iletilir. Üçüncüsü uluslararası
alana “ülkede yargı bağımsız”dır mesajı gönderilir.
Böylece normatif
meşruluk kaybı simgesel hukuksallık yoluyla giderilmeye çalışılır.
Gündem
Yönetimi ve Çerçeveleme (Framing): Siyasal davalar çoğu zaman güvenlik, terör, ulusal beka ve
güvenlik çerçevesine yerleştirilir. Sonuç olarak rejim–muhalefet yarışması “Devlet–tehdit”
karşıtlığına dönüştürülür. Bu dönüşüm meşruluk krizini ideolojik kutuplaşma
içinde eriterek yönetilebilir kılar.
Zaman
Kazanma (Temporal Strategy): Uzun süren yargı süreçleri kriz enerjisinin azaltılmasını
sağlar. Kamuoyunun dikkatini dağıtır. Yeni gündemlerin oluşmasına fırsat verir.
Bu, özellikle “yargısal sürüncemede bırakma” stratejisi olarak işlev görür.
Rejim açısından
ortaya çıkan net sonuç siyasal tutuklamaların meşruluğu artırmadığı ancak
iktidarın denetim kapasitesini artırdığıdır. Meşruluk eksikliği şiddet, zor kullanma
ve hukuk araçlarıyla giderilir. Bu durum yarışmacı otoriterlik, karma rejim yazınında
sıkça gözlenen bir mekanizmadır.
Bu bağlamda,
kısa vadede kriz yönetilebilir duruma gelir, ancak uzun vadede yargıya güven
erozyonu, kurumsal çürüme, siyasal sistemde sert kırılma riski ve rejim
maliyetinin artması ortaya çıkar. Araçsallaştırılmış yargı kısa vadeli kararlılık
ve uzun vadeli kararsızlık gizil gücü yaratır.
ÇEKİRDEK
FRENLERİN BİRLİKTE İŞLEYİŞİ: SİNERJİSTİK KATALİZÖR ETKİ
Bilişsel,
davranışsal, maddi ve kurumsal/siyasal frenler birbirini güçlendiren bir yapı
oluşturur: Davranışsal ve bilişsel frenler (kimlik, kutuplaşma, korku üretimi,
gündem kontrolü) seçmen davranışını doğrudan etkiler. Maddi frenler ekonomik
hoşnutsuzluğun siyasal maliyetini düşürür. Kurumsal/siyasal frenler muhalefetin
güven verememesini sağlayarak riskten kaçınmayı artırır. Birlikte ele
alındığında, bu frenler iktidarın dayanıklılığını sistemli biçimde güçlendiren
çok katmanlı bir mekanizma oluşturur.
Fren
Mekanizmalarının Etki Hiyerarşisi
Bu çalışmada
ele alınan siyasal yarışmayı sınırlama mekanizmaları gerek etki kapasiteleri ve
gerekse sistem içindeki işlevleri bakımından eşit değildir. Mekanizmalar
arasında hiyerarşik ve birbirini besleyen bir yapı bulunmaktadır. Bu yapı üç
düzeyde kavramsallaştırılabilir:
Çekirdek Frenler (Sistem Kurucu ve Çarpan Etkili
Mekanizmalar): Bu düzeyde yer alan frenler, yalnızca doğrudan etki üretmekle
kalmaz; diğer frenlerin uygulanabilirliğini de olanaklı kılar. Yargı, siyasal yarışmayı
sınırlayan diğer araçlara hukuksal zemin sağlayarak merkezi bir rol
üstlenmektedir. Bu nedenle çekirdek fren niteliği taşımaktadır.
İkincil Frenler (Kapasite Aşındırıcı Mekanizmalar): Bu
mekanizmalar, muhalefetin siyasal ve yönetsel kapasitesini zayıflatmak
suretiyle yarışmanın niteliğini bozar. Yerel yönetimlere müdahale (kayyım, mali
kısıtlama), merkezi kaynak dağıtımı yoluyla seçici destek sağlama ve seçilmiş
aktörlerin görevden uzaklaştırılması bu bağlamda verilebilecek örneklerdir. Bu
frenler, özellikle muhalefetin “yönetebilirlik” savını görünür düzeyde
aşındırmaktadır.
Destekleyici Frenler (Algı ve Zaman Yönetimi Mekanizmaları): Bu
düzeydeki mekanizmalar, siyasal sonuçların seçmen tarafından algılanmasını
geciktirir ya da çarpıtır. Gündem ve medya denetimi, siyasal yanlış bilgilerin
yayılması, görünürlük (çevrim içi tanıtımlar, afişler, panolar ve posterler) eşitsizliği
ve siyasal söylemde sorumluluğun dağıtılması bu çerçevede gösterilebilecek
örnekler arasındadır. Bu araçlar, meşruluk kaybının zamana yayılmasını
sağlayarak çekirdek ve ikincil frenlerin etkisini pekiştirir.
Değerlendirilecek
olursa, bu hiyerarşik yapı, siyasal yarışmanın tekil müdahalelerle değil, çok
katmanlı ve eş güdümlü bir mekanizma setiyle sınırlandırıldığını
göstermektedir. Özellikle yargının siyasallaşması diğer frenlerin hem
uygulanabilirliğini artırmakta hem de bu mekanizmaların “hukuk içinde”
işliyormuş gibi sunulmasına olanak tanımaktadır. Bu durum, siyasal sistemin
biçimsel olarak seçimli niteliğini korurken, yarışmanın özünü aşındıran
asimetrik bir denge üretmektedir.
Türkiye
örneğinde siyasal yarışmayı sınırlayan fren mekanizmalarının hiyerarşik yapısı
nasıl somutlaşmaktadır?
Türkiye’de
Fren Mekanizmalarının Bütünleşik İşleyişi: Türkiye’de siyasal yarışmanın kurumsal çerçevesi
biçimsel olarak çok partili ve seçimli niteliğini korumakla birlikte uygulamada
yarışmanın eşit koşullarda gerçekleşmesini zorlaştıran çok katmanlı bir
mekanizma seti gözlemlenmektedir. Bu mekanizmalar, tekil ve bağımsız araçlar
olarak değil, birbirini destekleyen ve etkisini karşılıklı olarak güçlendiren
bir yapı içinde işlemektedir. Türkiye örneği, fren mekanizmalarının hiyerarşik
bir düzende işlediğini ve özellikle kurumsal ve hukuksal araçların merkezi bir
rol üstlendiğini göstermektedir.
Çekirdek
Düzey ve Yargının Siyasallaşmasının Merkezi Rolü: Türkiye’de siyasal yarışma alanını en
doğrudan etkileyen mekanizmanın yargının siyasallaşması olduğu
gözlemlenmektedir. Siyasal aktörler hakkında açılan soruşturmalar, uzun yargı
süreçleri, tutuklama tedbirlerinin geniş yorumlanması ve ceza yaptırımına dönüştürülmesi
ve seçilmiş yöneticilerin görevden uzaklaştırılması gibi uygulamalar,
muhalefetin örgütsel ve liderlik kapasitesini zayıflatabilmektedir. Bu süreçler
yalnızca bireysel siyasal aktörleri değil, aynı zamanda yerel yönetimler ve
siyasal partiler gibi kurumsal aktörleri de etkileyerek yarışma alanının
sınırlarını yeniden tanımlamaktadır. Yargı mekanizması bu yönüyle, diğer
müdahale araçlarına hukuksal zemin sağlayan bir merkezi kaldıraç işlevi
görmektedir.
İkincil
Düzey ve Yerel Yönetim Alanına Müdahale: Türkiye’de yerel yönetimler, muhalefetin yönetsel
kapasitesini ve seçmen nezdindeki başarım savını gösterebildiği başlıca
alanlardan biridir. Bu nedenle yerel yönetimlere yönelik yönetsel ve mali
müdahaleler, yarışmanın niteliği üzerinde doğrudan etkiler üretmektedir. Seçilmiş
yöneticilerin görevden uzaklaştırılması, yerlerine atama yapılması, merkezi
kaynakların dağıtımında farklılaştırıcı uygulamalar ve yerel projelerin
uygulanmasında yönetsel engeller muhalefetin kurumsal etkinliğini
sınırlayabilmektedir. Bu durum, seçmen nezdinde muhalefetin yönetim
kapasitesinin zayıf olduğu algısını güçlendirebilmektedir.
Destekleyici
Düzey, Gündem ve Algı Yönetimi: Medya alanındaki yoğunlaşma, siyasal aktörlerin görünürlüğü
üzerindeki eşitsizlikler ve kamusal tartışma gündeminin belirli çerçeveler
içinde şekillenmesi, seçmen davranışı üzerinde dolaylı fakat sürekli bir etki
yaratmaktadır. Ekonomik sorunların sorumluluğunun dış etkenlere atfedilmesi,
siyasal rakiplerin sınırlı görünürlük elde etmesi ve kamuoyunda belirli tehdit
algılarının sürekli olarak yeniden üretilmesi, siyasal hesap verebilirlik
mekanizmasının zayıflamasına katkıda bulunabilmektedir.
Değerlendirmek
gerekirse, Türkiye örneği, siyasal yarışmayı sınırlayan fren mekanizmalarının
çok katmanlı ve hiyerarşik bir biçimde işlediğini göstermektedir. Yargının
siyasallaşması çekirdek ve belirleyici bir rol oynarken, yerel yönetim
müdahaleleri ve gündem denetimi bu etkiyi pekiştiren tamamlayıcı mekanizmalar
olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bütünleşik yapı, seçimlerin devam ettiği ancak yarışma
koşullarının eşit olmadığı bir siyasal denge üretmektedir.
Seçim
Mühendisliği, Seçim Barajları, Seçim Çevreleri ve Dışlayıcı Hukuk Yoluyla Seçimli
Sistemlerde Yarışmanın Yeniden Tasarımı: Seçimler, demokratik rejimlerin temel meşruluk
kaynağıdır. Bu nedenle otoriterleşme eğilimi gösteren siyasal sistemlerde
seçimlerin tümüyle ortadan kaldırılması yerine, seçimlerin yapısal olarak
yeniden tasarlanması yoluna gidilmektedir. Bu yeniden tasarım süreci, yazında
sıklıkla “seçim mühendisliği” olarak adlandırılan bir dizi kurumsal ve hukuksal
müdahaleyi içermektedir. Seçim mühendisliği, siyasal yarışmayı doğrudan
yasaklamadan, ancak yarışın koşullarını iktidar lehine asimetrik ve
öngörülebilir duruma getirerek çalışır. Bu durum, “yarışmanın var olduğu fakat
sonucun büyük ölçüde önceden şekillendirildiği” bir siyasal denge üretmektedir.
Seçim
Barajları: Temsilden Dışlamaya: Seçim barajları, temsilde kararlılık gerekçesiyle
meşrulaştırılan ancak uygulamada temsili daraltan araçlar arasında yer
almaktadır. Yüksek ulusal ya da bölgesel barajlar, belirli toplumsal kesimlerin
siyasal temsilini sistemli biçimde sınırlandırabilmektedir. Türkiye’de uzun
yıllar uygulanan yüksek ülke barajı, küçük ve orta ölçekli partilerin Meclis’e
erişimini zorlaştırmış ve siyasal temsili büyük partiler lehine
yoğunlaştırmıştır. Bu uygulama, hukuksal olarak meşru olmakla birlikte, yarışmanın
eşitliği açısından ciddi yapısal sorunlar üretmiştir. Benzer uygulamalar,
farklı düzeylerde olmak üzere ABD, Macaristan ve Polonya gibi ülkelerde de
gözlemlenmekte ve seçim barajları, siyasal çoğulculuğu sınırlayan dolaylı bir
eleme mekanizması işlevi görmektedir.
Seçim
Çevrelerinin Yeniden Düzenlenmesi (Gerrymandering): Seçim mühendisliğinin bir diğer
önemli boyutu, seçim çevrelerinin iktidar lehine yeniden düzenlenmesidir. Bu
yöntem, oy oranları değişmeden temsil dağılımının değiştirilmesine olanak
tanır. Seçim çevrelerinin nüfus, coğrafya ya da yönetsel gerekçelerle yeniden
tanımlanması, teknik bir düzenleme gibi sunulsa da uygulamada belirli seçmen
gruplarının etkisini azaltma veya yoğunlaştırma amacı taşıyabilmektedir. Bu tür
düzenlemeler, seçim sonuçlarının matematiksel olarak öngörülebilir duruma
gelmesine katkıda bulunur. Türkiye’de bu mekanizma daha sınırlı ve dolaylı
biçimlerde kullanılsa da karşılaştırmalı örnekler (özellikle ABD ve bazı Orta
Avrupa ülkeleri) seçim çevresi mühendisliğinin yarışmayı nasıl yapısal olarak
dönüştürebildiğini açık biçimde göstermektedir.
Rakipleri
Sistem Dışına İten Hukuksal Düzenlemeler: Seçim mühendisliği yalnızca seçim kurallarına değil,
siyasal aktörlerin yarışa katılma koşullarına da müdahale etmektedir. Parti
kapatma davaları, siyasal yasaklar, adaylık kriterlerinin daraltılması ve uzun
yargı süreçleri, güçlü rakiplerin sistem dışına itilmesine hizmet
edebilmektedir. Bu tür düzenlemeler, muhalefeti açıkça yasadışı ilan etmeden,
onu parçalı, zayıf ve sürekli savunmada kalan bir konuma sürükler. Böylece
siyasal yarışma biçimsel olarak sürerken, yarışa katılabilen aktörlerin
niteliği ve gücü ciddi biçimde değişir. Türkiye örneğinde bu durum, özellikle
güçlü siyasal aktörlerin hukuksal süreçlerle etkisizleştirilmesi ve siyasal
belirsizlik içinde tutulması yoluyla somutlaşmaktadır.
“Yarışma
Var Ama Sonuç Öngörülebilir” Mantığı: Seçim barajları, seçim çevresi düzenlemeleri ve dışlayıcı
hukuksal araçlar birlikte değerlendirildiğinde, ortaya çıkan tablo şudur: Seçimler
yapılmakta, muhalefet varlığını sürdürmekte, ancak yarışın sonucu büyük ölçüde
önceden şekillenmektedir. Bu yapı, iktidara iki önemli üstünlük sağlar:
Meşruluk üretimi: Seçimlerin devam etmesi, rejimin demokratik
görünümünü korur.
Risk yönetimi: Siyasal belirsizlik en aza indirilir, iktidar
değişimi olasılığı denetim altında tutulur.
Türkiye, bu
yönüyle Batı demokrasilerinde gözlenen otoriterleşme uygulamalarıyla önemli
benzerlikler taşımaktadır. Ancak uygulamaların yoğunluğu, sürekliliği ve
merkezi eş güdümü bakımından bazı ülkelerden ayrışmaktadır.
Değerlendirilecek
olursa, bu bölümde ele alınan seçim mühendisliği araçları siyasal yarışmanın tümüyle
ortadan kaldırılmasından çok, yarışmanın yapısal olarak dönüştürülmesini
hedeflemektedir. Türkiye örneği, bu dönüşümün hukuksal ve kurumsal araçlarla
nasıl gerçekleştirilebildiğini göstermesi bakımından karşılaştırmalı çözümleme
için güçlü bir önek sunmaktadır.
KARŞILAŞTIRMALI
SİYASET ÇERÇEVESİ: TÜRKİYE’DE VE BATI DEMOKRASİLERİNDE OTORİTERLEŞME UYGULAMALARI
Türkiye
ve Karşılaştırmalı Bakış açısı
Türkiye’de
gözlenen demokratik gerileme ve otoriterleşme eğilimleri, yalnızca ülkeye özgü
bir sapma olarak değil, son yıllarda Batı demokrasilerinde de farklı
yoğunluklarda gözlenen siyasal dönüşümlerin bir parçası olarak ele alınmalıdır.
Bu bölümde amaç, Türkiye’nin uygulamalarını Batı örnekleriyle karşılaştırarak
benzerlikleri ve özgünlükleri ortaya koymaktır. Bu yaklaşım iki temel savı
taşır: Türkiye tekil birörnek değildir, benzer mekanizmalar farklı ülkelerde de
gözlemlenmektedir. Türkiye’deki uygulamaların yoğunluğu, kapsamı ve merkezi eş güdümü,
batılı örneklerden belirgin biçimde ayrışmaktadır.
Ortak
Otoriterleşme Mekanizmaları
Yargının
Siyasallaşması: Batı
demokrasilerinde, yüksek mahkemelerin kadrolaşması ve yargı reformları yoluyla
denetim mekanizmalarının zayıflatılması gözlemlenmektedir. Polonya ve
Macaristan’da yargının iktidar lehine yeniden düzenlenmesi, demokratik
denetimin işlevselliğini azaltmıştır. İsrail’de ise yargı reformları
tartışmaları, yargının bağımsızlığı konusunda endişeler yaratmıştır. Türkiye’de
ise yargı siyasallaşması daha derin bir boyut taşır. Savcı ve yargıçlar
üzerinde doğrudan siyasal baskı ve ceza hukukunun muhalefet üzerinde
araçsallaştırılması demokratik denetimi ciddi biçimde zayıflatmıştır. Ortak
nokta yargının tarafsız hakem olmaktan çıkmasıdır. Fark ise Türkiye’de yargı
süreçleri, özellikle ceza hukuku boyutuyla muhalefeti doğrudan hedef
almaktadır.
Seçimli
Süreçlerin Biçimsel Korunması
Batı
demokrasilerinde, seçim kuralları iktidar lehine yeniden düzenlenebilir, seçim
bölgeleri yönlendirilebilir (gerrymandering) ve seçmen erişimini
kısıtlayan düzenlemeler uygulanabilir. Bu yöntemlerle yarışma varlığı
korunurken, sonuçların öngörülebilirliği artırılmaktadır. Türkiye’de ise yüksek
seçim barajları, seçim ittifaklarının hukuksal yönlendirmesi ve seçim sonrası
sonuçların yargı yoluyla tartışmalı duruma getirilmesi gibi uygulamalar
seçimlerin biçimsel olarak sürdüğü ama sonuçların büyük ölçüde öngörülebilir
olduğu bir tablo yaratmaktadır. Yaratılan ortak mantık seçim var ama iktidar
değişimi zor olgusudur.
Siyasal
Rakiplerin Dışlanması
Batı
örneklerinde rakipleri zayıflatmak için hukuksal soruşturmalar veya medya
itibarsızlaştırması yaygındır. Türkiye’de ise siyasal tutuklamalar, parti
kapatma tehditleri ve belediye başkanlarının görevden alınması gibi daha
doğrudan yöntemler kullanılmıştır. Aradaki fark Türkiye’de muhalefetin özgürlük
alanı Batı örneklerine kıyasla daha radikal biçimde kısıtlanmakta olduğudur.
Yerel
Yönetimler ve Türkiye’yi Ayrıştıran Alan:
Yerel
yönetimler, demokratik sistemlerde hizmet üretiminin ötesinde siyasal temsilin
görünür duruma geldiği alanlardır. Batı demokrasilerinde yerel yönetimler
görece özerk ve merkezi müdahale sınırlıdır. Türkiye’de ise kayyım uygulamaları,
mali kaynakların merkezi kısıtlanması ve seçilmişlerin görevden alınması gibi
uygulamalar yerel demokrasinin işlevselliğini sistemli biçimde
zayıflatmaktadır. Böylece Türkiye, Batı örneklerinden ayrışmakta ve yerel
temsilin biçimsel kalıp içinde boşalmasına dönüşmektedir.
Meşruluk
Krizinin Yönetimi
Batı
örneklerinde popülist söylem ve medya kutuplaşmasıyla sınırlı olan kriz
yönetimi, Türkiye’de ulusal güvenlik ve beka söylemi, siyasal tutuklamalar ve
yargı süreçlerinin araçsallaştırılması ve toplumsal korku ve caydırıcılık
mekanizmaları şeklinde daha yoğun ve kurumsal biçimde yürütülmektedir. Bu
durum, meşruluk krizini tümüyle ortadan kaldırmamakta, ancak yönetilebilir ve
öngörülebilir kılmaktadır
Türkiye:
Eğilimin Parçası mı, İstisna mı?
Türkiye
örneği, Batı demokrasilerinde gözlenen otoriterleşme eğilimleriyle birçok
yapısal benzerlik taşımakla birlikte, bu uygulamaların yoğunluğu, sürekliliği
ve ceza hukuku merkezli karakteri bakımından daha ileri bir aşamayı temsil
etmektedir. Bu bağlamda Türkiye küresel eğilimin bir parçası olarak
değerlendirilebilir. Ancak uygulama derinliği ve sistemliliği açısından olağan
dışı bir olay olarak öne çıkmaktadır.
Bu
karşılaştırmalı bölüm, Türkiye’nin demokratik gerileme ve otoriterleşme
mekanizmalarını Batı örnekleriyle birlikte çözümleyerek makalenin kuramsal
katkısını güçlendirmekte, tek ülke çalışması eleştirisine karşı dayanıklı duruma
getirmekte ve Türkiye’nin özgün ve benzer yönlerini net biçimde ortaya
koymaktadır.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışma,
Türkiye’de demokratik gerileme ve otoriterleşme süreçlerini, karşılaştırmalı
bir bakış açısıyla çözümleyerek beş temel araştırma sorusuna yanıt aramıştır.
Araştırma
Sorularının Yanıtları
Yargının
siyasallaşması ve demokratik gerilemenin ortak özellikleri: Farklı ülkelerde gözlenen yargı
siyasallaşması mekanizmaları, hukuksal bağımsızlığın zayıflatılması ve siyasi
amaçlarla hukukun araçsallaştırılması olarak ortaya çıkmaktadır. Türkiye
örneğinde ise yargının sistemli olarak muhalefet üzerinde kullanılabilmesi,
sürecin hem yoğunluğu hem de ceza hukuku odaklılığı açısından
farklılaşmaktadır.
Seçim
mühendisliği ve siyasal yarışmanın dönüşümü: Seçim barajları, seçim bölgeleriyle oynanması (gerrymandering)
ve rakipleri sistem dışına iten hukuksal düzenlemeler, Türkiye’de ve Batı
örneklerinde seçimlerin biçimsel olarak varlığını korumasına karşın sonuçların
öngörülebilir ve iktidar lehine olmasını sağlamaktadır. Bu durum, demokratik yarışmanın
niteliğini dönüştürmekte ve iktidarın meşruluk krizini yönetilebilir duruma
getirmesine hizmet etmektedir.
Yerel
yönetimlere yönelik müdahaleler: Kayyım uygulamaları, kaynak kısıtları ve görevden almalar,
Türkiye’de yerel temsilin biçimsel kalıp içinde işlevsizleşmesine yol
açmaktadır. Bu müdahaleler, seçmen iradesinin yönetsel sonuç üretme
kapasitesini sınırlandırmakta ve muhalefetin yönetsel meşruluğunu görünür
kılmasını engellemektedir.
Siyasal
tutuklamalar ve yargı süreçlerinin araçsallaştırılması: Bu mekanizmalar, meşruluk krizini tümüyle
ortadan kaldırmak yerine yönetilebilir duruma getirmektedir. Tutuklamalar,
caydırıcılık ve korku üretimi, yargı süreçlerinin araçsallaştırılması ve gündem
çerçevelemesi, iktidarın kriz karşısındaki denetimini artırmaktadır.
Türkiye’nin
karşılaştırmalı konumu: Türkiye, Batı demokrasilerinde gözlenen otoriterleşme eğilimleriyle
birçok yapısal benzerlik taşırken, uygulamaların yoğunluğu, sürekliliği ve
merkezi eş güdümü açısından özgün bir örnek teşkil etmektedir. Bu durum,
Türkiye’nin hem küresel eğilimle ilişkisini hem de kendi özgün karakterini
ortaya koymaktadır.
Genel
Değerlendirme
Çalışma,
dört temel “fren” üzerinden Türkiye’de otoriterleşme ve meşruluk krizinin
yönetilme biçimini çözümlemiştir. Kimlik ve kutuplaşma yani davranışsal fren
seçmen davranışını negatif kimliklenme üzerinden şekillendirmektedir. Yeniden kaynak
dağıtımı ve sadakat ağları yani maddi fren ekonomik hoşnutsuzluğu sınırlayarak
siyasal kopuşu geciktirmektedir. Gündem denetimi ve anlam çerçevesi yani bilişsel
fren sorumluluk atamalarını ve yüklenmelerini bulanıklaştırmaktadır. Muhalefetin
yönetebilirlik açığı yani kurumsal ve siyasal fren ise seçmenlerin riskten
kaçınma davranışı göstererek statükoyu tercih etmelerini ifade etmektedir. Bu
frenler, iktidarın meşruluk kaybını yönetilebilir duruma getiren temel
mekanizmalar olarak ortaya çıkmaktadır. Karşılaştırmalı çözümleme, Türkiye’nin
otoriterleşme uygulamalarının Batı örnekleriyle yapısal benzerlikler
taşıdığını, ancak yerel yönetimler, yargı ve ceza hukuku bağlamında özgün bir
yoğunluk ve süreklilik sergilediğini göstermektedir.
Sonuç:
Demokratik Gerilemede Fren Mimarisi ve Yargının Meta-Mekanizma Rolü
Bu çalışma,
demokratik gerilemenin ani rejim kopuşlarıyla değil, çok katmanlı ve
etkileşimsel mekanizmalar aracılığıyla kurumsallaştığını ileri sürmektedir.
Türkiye örneği üzerinden geliştirilen çözümleme, meşruluk aşınmasının siyasal
iktidar değişimine doğrusal biçimde yol açmadığını, bunun yerine belirli “fren
mekanizmaları” aracılığıyla siyasal kopuşun sistematik biçimde
geciktirilebildiğini göstermektedir.
Çalışmanın
temel savı demokratik gerilemenin yalnızca kurumların zayıflaması değil,
siyasal yarışmayı asimetrik kılan bir fren mimarisi olarak anlaşılması
gerektiğidir. Bu mimari dört düzeyde işlemektedir: davranışsal, maddi, bilişsel
ve kurumsal. Davranışsal frenler kutuplaşma ve negatif kimliklenme yoluyla
seçmen davranışını kararlı bloklara sabitlerken, maddi frenler kaynak yeniden
dağıtımı ve sadakat ağları aracılığıyla ekonomik hoşnutsuzluğun siyasal kopuşa
dönüşmesini sınırlar. Bilişsel frenler gündem denetimi ve sorumluluk atfının
bulanıklaştırılması üzerinden algısal düzeyde gecikme üretir. Kurumsal frenler
ise siyasal yarışmanın kurallarını yeniden tanımlayarak yarışma koşullarını
yapısal biçimde dönüştürür.
Bu
mekanizmalar tekil araçlar olarak değil, karşılıklı pekiştirme ilişkisi içinde
işlemektedir. Dolayısıyla seçimlerin biçimsel varlığını sürdürmesi, yarışmanın
eşit koşullarda gerçekleştiği anlamına gelmemektedir. Demokratik gerileme, bu
bağlamda, seçimli sistemlerin askıya alınmasından çok seçimli yarışmanın
içeriksel daralması biçiminde ortaya çıkmaktadır.
Türkiye
örneği, bu fren mimarisinin özellikle yargının siyasallaşması etrafında
yoğunlaştığını göstermektedir. Çalışmada geliştirilen belirleyicilik ölçütleri
(çoklu alan etkisi, diğer mekanizmaları güçlendirme kapasitesi, kurumsal
yeniden üretilebilirlik ve uzun vadeli sonuç üretme) dikkate alındığında,
yargının diğer fren mekanizmalarına kıyasla daha merkezi bir konuma sahip
olduğu görülmektedir. Yargı, yalnızca siyasal aktörleri etkisizleştiren bir
araç değil, aynı zamanda yerel yönetimlere müdahalenin, siyasal yasakların ve yarışmayı
sınırlayan düzenlemelerin hukuksal zeminini üreten bir çarpan (meta) mekanizma
işlevi görmektedir. Bu durum, siyasal müdahalelerin hukuksal görünüm altında
yürütülmesini sağlayarak meşruluk üretimini kolaylaştırmaktadır.
Karşılaştırmalı
bakış açısı, Türkiye’nin tekil bir örnek olmadığını, benzer eğilimlerin ABD, Polonya,
Macaristan ve İsrail gibi farklı siyasal bağlamlarda da gözlemlendiğini
göstermektedir. Bununla birlikte Türkiye, fren mekanizmalarının yoğunluğu,
kapsamı ve merkezi eş güdüm düzeyi bakımından ayrışmaktadır. Bu ayrışma,
demokratik gerilemenin yalnızca kurumsal zayıflama değil, aynı zamanda sistemli
bir yeniden düzenleme süreci olduğunu göstermektedir.
Bu çalışma yazına
üç temel katkı sunmaktadır. Birincisi, demokratik gerilemeyi normatif bir
bozulma anlatısı yerine mekanizma temelli bir açıklama çerçevesi içinde ele
almaktadır. İkincisi, yargının siyasallaşmasını demokratik gerilemenin sonucu
değil, diğer müdahaleleri olanaklı kılan bir meta-mekanizma olarak
kavramsallaştırmaktadır. Üçüncüsü, fren mekanizmalarını birbirinden bağımsız
araçlar olarak değil, etkileşimsel bir mimari olarak çözümleyerek seçimli
otoriter denge tartışmalarına bütüncül bir model önermektedir.
Bu çerçeve,
demokratik sistemlerde dayanıklılık ile kırılganlık arasındaki gerilimi yeniden
düşünmeyi gerektirmektedir. Fren mekanizmaları kısa vadede siyasal kararlılık
üretebilmekte, ancak uzun vadede kurumsal güven erozyonu ve temsil
kapasitesinde daralma yoluyla sistemin esnekliğini azaltabilmektedir.
Dolayısıyla otoriter dayanıklılık ile sürdürülebilir rejim kararlılığı arasında
zorunlu bir uyum bulunmamaktadır.
Sonuç
olarak, Türkiye örneği demokratik gerilemenin seçimlerin askıya alınmasıyla
değil, seçimlerin sürdürülmesi yoluyla kurumsallaşabildiğini göstermektedir.
Siyasal yarışma devam ederken yarışmanın koşulları yeniden tanımlanmakta ve
meşruluk kaybı ise çok katmanlı fren mekanizmaları aracılığıyla yönetilebilir
düzeye indirilmektedir. Bu bulgular, çağdaş demokrasilerin kırılganlıklarını
anlamak açısından yalnızca Türkiye’ye değil, daha geniş karşılaştırmalı siyaset
yazınına da çözümleyici katkı sunmaktadır.
Kaynakça
Bermeo, N.
(2016). On Democratic Backsliding. Journal of Democracy, 27(1), 5–19. https://www.journalofdemocracy.org/articles/on-democratic-backsliding/
Bunce, V., ve
Wolchik, S. (2011). Defeating Authoritarian Leaders in Postcommunist Countries.
Cambridge University Press.
Diamond, L.
(2019). Ill Winds: Saving Democracy from Russian Rage, Chinese Ambition, and
American Complacency. New York: Penguin.
Levitsky,
S., ve Ziblatt, D. (2018). How Democracies Die. New York: Crown.
Lührmann,
A., ve Lindberg, S. I. (2019). “A Third Wave of Autocratization is Here: What
is New About It?” Democratization, 26(7), 1095–1113.
Merkel, W.
(2014). “Embedded and Defective Democracies.” In The Oxford Handbook of
Political Science. Oxford University Press.
Schedler, A.
(2006). Electoral Authoritarianism: The Dynamics of Unfree Competition.
Boulder, CO: Lynne Rienner.
Senem
Aydin-Düzgit, Senem.(2023). Dünyadaki Örnekler Işığında Türkiye’de Kutuplaşma. (Türkiye
Siyasetinin Sınırları: Siyasal Davranış, Kurumlar ve Kültür (Ersin
Kalaycıoğlu’na Armağan). Bilgi
Üniversitesi Yayınları. https://www.researchgate.net/publication/368849896_Dunyadaki_Ornekler_Isiginda_Turkiye'de_Kutuplasma
Tilly, C.
(2007). Democracy. Cambridge: Cambridge University Press.
Waldner, D.,
ve Lust, E. (2018). “Unwelcome Change: Coming to Terms with Democratic
Backsliding.” Annual Review of Political Science, 21, 93–113.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder