Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

12 Şubat 2026 Perşembe

 

Meşruluk Erozyonu Koşullarında İktidarın Dayanıklılık Ekosistemi: Kurumsal Maliyet Üretimi ve Türkiye

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

Öz

Bu çalışma, meşruluk erozyonu koşullarında siyasal iktidarın nasıl sürdürülebildiğini açıklamak amacıyla “İktidarın Dayanıklılık Ekosistemi Modeli”ni önermektedir. Çalışma, iktidarın yalnızca tekil araçlara değil, birbirini besleyen ve eş güdümlü biçimde işleyen alt sistemlere dayalı bir yapı aracılığıyla sürdürüldüğünü ileri sürmektedir. Model, yargının siyasallaşması, yerel yönetimlerde yetki daraltma ve merkezileştirme, siyasal alanın yeniden tasarımı, bürokratik partizanlaşma, kaynak ve rant dağıtımı, bilgi ve algı yönetimi ile korku ve caydırma olmak üzere yedi alt sistemden oluşmaktadır. Bu alt sistemlerin ortak işlevi, siyasal yarışmayı doğrudan ortadan kaldırmak yerine maliyet üretimi yoluyla eşitsiz bir siyasal alan oluşturmaktır. Çalışma, Türkiye örneği üzerinden geliştirilen bu modelin, çağdaş otoriterleşme yazınında yer alan “yürütmenin yetki genişletmesi” ve “otokratik hukuksallık” yaklaşımlarıyla kesiştiğini, ancak iktidarın sürekliliğini bir ekosistem mantığı içinde ele alarak farklılaştığını savunmaktadır. Sonuç olarak makale, demokratik denge ve denetim mekanizmalarının aşınmasını tekil müdahaleler yerine bütüncül bir sistem yapısı içinde çözümlemeyi amaçlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Meşruluk erozyonu; iktidarın sürdürülmesi; dayanıklılık ekosistemi; yargının siyasallaşması; otoriterleşme; siyasal alan tasarımı; bürokratik partizanlaşma; Türkiye.

 

Abstract

This article proposes the “Political Power Resilience Ecosystem Model” to explain how political incumbents sustain their rule under conditions of legitimacy erosion. The study argues that power continuity does not rely on isolated instruments but rather on a coordinated structure composed of mutually reinforcing subsystems. The model consists of seven interrelated subsystems: politicization of the judiciary; restriction and centralization of local governments; redesign of the political arena; bureaucratic political affiliation; resource and rent distribution; information and perception management; and deterrence mechanisms. Instead of eliminating political competition outright, these subsystems function by generating various forms of political cost, thereby restructuring the competitive environment in an asymmetrical manner. Drawing on the case of Turkey, the article situates the model within the broader literature on executive aggrandizement and autocratic legalism, while distinguishing itself by conceptualizing power continuity as an ecosystem-based systemic process. The study ultimately aims to analyze the erosion of democratic checks and balances through a holistic and interconnected framework.

Keywords: Legitimacy erosion; power resilience; ecosystem model; politicization of the judiciary; authoritarianization; political arena design; bureaucratic political affiliation; Turkey.

GİRİŞ

Son yıllarda demokratik gerileme yazını, seçimlerin sürdüğü ancak siyasal yarışmanın giderek eşitsiz duruma geldiği rejim biçimlerine odaklanmaktadır. Yarışmacı otoriterlik, seçimli otokrasi ve karma (hibrit) rejim kavramları bu dönüşümü açıklamak için yaygın biçimde kullanılmaktadır. Ancak bu yazında hala yeterince açıklığa kavuşmamış temel bir soru bulunmaktadır: Siyasal meşruluğu aşınan iktidarlar seçimlerin sürdüğü bir ortamda iktidarlarını nasıl sürdürebilmektedir?

Meşruluk kaybı, klasik demokratik kuramda siyasal kopuşu, yani iktidardan ayrılmayı tetikleyen bir süreç olarak değerlendirilir. Seçmen desteğinin zayıflaması, ekonomik başarım düşüşü veya kurumsal erozyon iktidarın seçim yoluyla el değiştirmesiyle sonuçlanmalıdır. Buna karşın bazı rejimlerde meşruluk erozyonu siyasal kopuşa dönüşmemekte, aksine iktidar, seçimleri sürdürerek varlığını devam ettirmektedir. Bu durum, yalnızca baskı ya da açık otoriterleşme ile açıklanamayacak daha karmaşık bir kurumsal düzeni işaret etmektedir.

Bu makale, söz konusu paradoksu Türkiye örneği üzerinden incelemektedir. Çalışmanın temel savı şudur: Meşruluk erozyonu yaşayan ancak seçimleri sürdüren rejimlerde iktidarın dayanıklılığı, tekil baskı araçlarına değil, hukuksal meşruluk üretimi etrafında örgütlenen çok katmanlı bir alt sistem mimarisine dayanır.

Bu bağlamda makale, “İktidar Sürdürme Ekosistemi” olarak adlandırılan çözümleyici bir model önermektedir. Model, iktidarın siyasal yarışmayı eşitsiz duruma getirmek için eş zamanlı ve birbirini besleyen yedi alt sistem aracılığıyla işlediğini ileri sürmektedir: Yargının Siyasallaşması (Merkezi Bağlayıcı Alt Sistem), Yerel Yönetimlerde Yetki Daraltma ve Merkezileştirme, Siyasal Alan Tasarımı, Bürokratik Partizanlaşma, Kaynak ve Rant Dağıtımı, Bilgi ve Algı Yönetimi ve Korku ve Caydırma.

Bu alt sistemler, yalnızca baskı üretmez, aynı zamanda siyasal maliyet de üretir. Muhalefetin hareket maliyeti artar, seçmenin değerlendirme kapasitesi sınırlanır, iktidar seçeneği olan odaklarının kurumsal kapasitesi zayıflatılır ve kopuş maliyeti yükseltilir. Böylece seçimler şekilsel olarak sürse de yarışma yapısal olarak eşitsizleşir.

Modelin merkezinde “Yargının Siyasallaşması” yer almaktadır. Bu alt sistem, diğer müdahalelere hukuksal meşruluk zemini sağlayarak bütün yapının bağlayıcı işlevini üstlenir. Hukuk devleti görünümü korunurken hukukun üstünlüğü ilkesi aşındırılabilmektedir. Bu ayrım, makalenin kuramsal katkılarından birini oluşturmaktadır.

Türkiye örneği, bu çok katmanlı mimarinin işleyişini gözlemlemek açısından önemli bir olaydır. Çalışma, Türkiye’deki dönüşümü normatif bir değerlendirme çerçevesinde değil, çözümleyici bir sistem çözümlemesi içinde ele almaktadır. Amaç, tekil uygulamaları listelemek değil, bunların nasıl birbirine eklemlendiğini ve bir dayanıklılık ekosistemi oluşturduğunu göstermektir.

Makale üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde kuramsal çerçeve ve meşruluk erozyonu kavramı tartışılmaktadır. İkinci bölümde “İktidar Sürdürme Ekosistemi” modeli ve alt sistemler ayrıntılı biçimde sunulmaktadır. Üçüncü bölümde ise model Türkiye örneği üzerinden çözümlenmekte ve karşılaştırmalı siyaset yazını açısından çıkarımlar değerlendirilmektedir.

Bu çalışma, demokratik gerileme yazınına iki katkı sunmayı amaçlamaktadır: Birincisi, iktidar dayanıklılığını tekil baskı araçları yerine sistemsel bir mimari içinde açıklamak ve ikincisi hukuksal meşruluk üretiminin bu mimarideki merkezi rolünü kavramsallaştırmak.

AMAÇ VE HEDEFLER

Bu çalışmanın temel amacı meşruluk erozyonu yaşayan ancak seçimleri sürdüren rejimlerde iktidarın hangi kurumsal ve siyasal mekanizmalar aracılığıyla varlığını devam ettirdiğini çözümleyici bir model çerçevesinde açıklamaktır. Çalışma, iktidar dayanıklılığını tekil baskı araçlarıyla değil, birbirine eklemlenen alt sistemlerden oluşan bir ekosistem olarak kavramsallaştırmayı hedeflemektedir.

Makale üç temel soruya yanıt aramaktadır:

Siyasal meşruluğun aşındığı koşullarda iktidarın seçimli bir rejim içinde varlığını sürdürebilmesini olanaklı kılan kurumsal düzenekler nelerdir?

Bu düzenekler birbirleriyle nasıl etkileşime girerek yarışmayı eşitsiz duruma getirmektedir?

Hukuksal meşruluk üretimi bu mimari içinde nasıl merkezi ve bağlayıcı bir işlev üstlenmektedir?

Bu bağlamda çalışma, “İktidar Sürdürme Ekosistemi” olarak adlandırılan bir model önermektedir. Model, iktidarın siyasal alanı yalnızca baskı yoluyla değil, hukuksal, yönetsel, ekonomik, bilişsel ve davranışsal müdahale alanlarında eş zamanlı olarak işleyen yedi alt sistem aracılığıyla yapılandırdığını ileri sürmektedir.

Çalışmanın özel hedefleri şu şekilde sıralanabilir:

Meşruluk erozyonu kavramını sistemli biçimde tanımlamak ve siyasal kopuş (iktidardan ayrılma) ile neden her zaman sonuçlanmadığını açıklamak,

Yargının siyasallaşmasını, diğer müdahale alanlarına hukuksal zemin sağlayan “merkezi bağlayıcı alt sistem” olarak kavramsallaştırmak,

İktidar sürdürme mekanizmalarını listelemek yerine, hiyerarşik ve etkileşimli bir sistem çözümlemesi çerçevesinde yeniden düzenlemek,

Türkiye örneğini, karşılaştırmalı siyaset yazınına katkı sağlayacak biçimde çözümleyici bir olay olarak değerlendirmek.

Bu çalışma normatif bir rejim değerlendirmesi yapmayı değil, seçimlerin sürdüğü ancak yarışmanın yapısal olarak eşitsizleştiği bir siyasal düzenin işleyiş mantığını çözümlemeyi amaçlamaktadır. Böylece demokratik gerileme yazınında sıklıkla vurgulanan “otoriterleşme” kavramı, kurumsal düzeyde işleyen bir alt sistem mimarisi üzerinden yeniden ele alınmaktadır.

ARAŞTIRMA SORULARI

Bu çalışma aşağıdaki temel araştırma ve alt araştırma sorularına yanıt aramaktadır:

Temel Araştırma Sorusu

Meşruluk erozyonu yaşayan ancak seçimlerin sürdüğü rejimlerde iktidar, siyasal kopuşu engelleyerek varlığını hangi kurumsal ve sistemsel mekanizmalar aracılığıyla sürdürebilmektedir?

Alt Araştırma Soruları

İktidarın dayanıklılığını sağlayan alt sistemler nelerdir ve bu alt sistemler nasıl bir hiyerarşik yapı içinde örgütlenmektedir?

Yargının siyasallaşması, diğer müdahale alanlarına hukuksal zemin sağlayarak nasıl “merkezi bağlayıcı alt sistem” işlevi görmektedir?

Bu alt sistemler siyasal yarışmayı hangi tür maliyetler üzerinden (hareket maliyeti, belirsizlik maliyeti, katılım maliyeti, bağımlılık maliyeti vb.) eşitsiz duruma getirmektedir?

Türkiye örneğinde bu alt sistemler nasıl somutlaşmakta ve birbirleriyle nasıl etkileşime girerek bir “iktidar sürdürme ekosistemi” oluşturmaktadır?

Önerilen model, karşılaştırmalı siyaset yazınında yarışmacı otoriterlik ve demokratik gerileme tartışmalarına hangi kuramsal katkıyı sunmaktadır?

YÖNTEM

Bu çalışma nitel bir araştırma tasarımına dayanmaktadır ve Türkiye örneğini çözümleyici bir olay olarak ele almaktadır. Araştırmanın amacı betimleyici bir olay kronolojisi sunmak değil, meşruluk erozyonu koşullarında iktidarın sürdürülmesini olanaklı kılan kurumsal alt sistemleri kavramsallaştırmak ve bu sistemlerin birbirleriyle nasıl etkileşime girdiğini açıklamaktır.

Araştırma Tasarımı

Çalışma, kuramsal model geliştirme ile olay temelli kurumsal çözümleme yaklaşımını birleştirmektedir. Öncelikle demokratik gerileme ve yarışmacı otoriterlik yazınından hareketle çözümleyici bir “iktidar sürdürme ekosistemi” modeli kurulmakta ve ardından Türkiye örneği bu model çerçevesinde çözümlenmektedir. Türkiye bu bağlamda, seçimlerin sürdüğü, siyasal yarışmanın şekilsel olarak devam ettiği, ancak kurumsal müdahalelerin yoğunlaştığı bir olay olarak seçilmiştir.  Bu nedenle çalışma tekil bir ülke incelemesi olmakla birlikte kuramsal olarak genellenebilir bir model üretmeyi hedeflemektedir.

Çözümleyici Yaklaşım

Araştırma üç aşamalı bir çözümleyici strateji izlemektedir:

Kavram Oluşturma: Meşruluk erozyonu ve siyasal dayanıklılık kavramları tanımlanmakta, alt sistem yaklaşımı geliştirilmekte ve hiyerarşik bir model önerilmektedir.

Sistem Çözümlemesi: İktidar sürdürme ekosistemi yedi alt sistem üzerinden çözümlenmekte, her alt sistem müdahale alanı, ürettiği siyasal maliyet ve sistem içi işlev açısından çözümlenmektedir.

Olay Uygulaması: Türkiye örneği, modelde tanımlanan alt sistemlerin somutlaşma biçimleri üzerinden incelenmektedir. Bu aşamada amaç nedensel zincirleri ortaya koymak ve alt sistemler arasındaki etkileşimi göstermektir.

Veri Kaynakları

Çalışma, ikincil veri ve kurumsal belgelerden yararlanmaktadır. Bunlar arasında yasal düzenlemeler ve anayasal değişiklikler, yargı ve yönetsel karar örnekleri, resmi istatistikler ve kamuya açık belgeler ve akademik yazın ve karşılaştırmalı siyaset çalışmaları yer almaktadır. Çalışma nicel bir ölçümleme yapmayı değil, kurumsal dönüşümün yapısal mantığını ortaya koymayı hedeflemektedir.

Yöntemsel Sınırlar

Bu araştırma normatif bir rejim değerlendirmesi sunmamaktadır. Amaç, siyasal gelişmeleri değer yargısı üzerinden değil, sistemsel işleyiş mantığı üzerinden çözümlemektir. Ayrıca çalışma, nedensel genelleme savı taşımamakta, ancak önerilen modelin karşılaştırmalı siyaset yazınında uygulanabilir bir çerçeve sunduğunu ileri sürmektedir.

KAVRAMSAL ÇERÇEVE

Meşruluk Erozyonu ve Siyasal Kopuş Sorunu

Demokratik kuramda siyasal meşruluk, iktidarın seçimler yoluyla yenilenebilirliğini güvence altına alan temel dayanaklardan biridir. Seçmen desteğinin azalması, ekonomik başarımın düşmesi veya kurumsal aşınma, normal koşullarda iktidarın el değiştirmesiyle sonuçlanmalıdır. Bu durum, demokratik hesap verebilirliğin işleyiş mantığını oluşturur. Ancak bazı rejimlerde meşruluk erozyonu siyasal kopuşa dönüşmemektedir. Seçimlerin sürdüğü, muhalefetin şekilsel olarak var olduğu, siyasal yarışmanın tamamen ortadan kalkmadığı bu bağlamlarda iktidar, zayıflayan toplumsal desteğine karşın varlığını koruyabilmektedir. Bu durum klasik demokratik geçiş ya da otoriterleşme modelleriyle tam olarak açıklanamayan bir ara duruma işaret etmektedir. Bu çalışma, söz konusu ara durumu “meşruluk erozyonu koşullarında iktidarın sürdürülmesi” olarak kavramsallaştırmaktadır. Meşruluk erozyonu, yalnızca oy kaybı anlamına gelmez. Kurumsal güvenin zayıflaması, temsil adaletinin sorgulanması ve denge-denetim mekanizmalarının aşınmasıyla birlikte ortaya çıkan yapısal bir süreçtir. Ancak bu süreç, otomatik olarak iktidar değişimine yol açmayabilir. Dolayısıyla temel kuramsal soru şudur: Meşruluk aşınırken siyasal kopuş neden gerçekleşmemektedir? Bu makale, bu sorunun yanıtını sistemsel bir mimari içinde aramaktadır.

Yarışmacı Rejimlerde Eşitsizleşme

Demokratik gerileme yazını, seçimlerin sürdüğü ancak siyasal alanın giderek eşitsizleştiği rejimleri farklı kavramlarla açıklamaktadır: yarışmacı otoriterlik, seçimli otokrasi, hibrit rejim vb. Bu yaklaşımların ortak noktası, seçimlerin varlığını koruduğu ancak yarışmanın yapısal olarak bozulduğu saptamasıdır. Bu çalışma söz konusu yazını şu noktadan katkı sunmaktadır: Yarışma yalnızca baskı yoluyla değil, maliyet üretimi yoluyla da eşitsizleşir. Siyasal aktörler için hareket maliyeti artabilir, belirsizlik maliyeti yükseltilebilir, katılım maliyeti artırılabilir ve kopuş maliyeti yükseltilebilir. Bu maliyetler doğrudan yasaklamalarla değil, kurumsal müdahaleler, hukuksal düzenlemeler ve yönetsel yeniden yapılandırmalar aracılığıyla üretilebilir. Böylece seçimler şekilsel olarak sürerken, yarışma gerçekte eşitsiz duruma gelebilir.

İktidar Sürdürme Ekosistemi Yaklaşımı

Bu çalışma, iktidar dayanıklılığını tekil müdahaleler yerine birbirine eklemlenen alt sistemlerden oluşan bir ekosistem olarak ele almaktadır. “İktidar Sürdürme Ekosistemi”, meşruluk erozyonu koşullarında siyasal kopuşu engelleyen kurumsal ve davranışsal düzeneklerin bütününü ifade etmektedir. Bu ekosistem çok katmanlıdır, hiyerarşik olarak örgütlenmiştir, alt sistemler arası bağımlılık ilişkileri içerir ve hukuksal meşruluk üretimi etrafında odaklanır. Modelde yedi alt sistem tanımlanmaktadır. Bu alt sistemler farklı müdahale alanlarına sahip olmakla birlikte birbirlerini tamamlayıcı biçimde çalışmaktadır.

Hukuk Devleti Görünümü ve Hukukun Üstünlüğü Ayrımı

Modelin merkezinde yer alan “Yargının Siyasallaşması”, yalnızca yargı bağımsızlığının zayıflaması anlamına gelmez. Burada önemli olan ayrım şudur: Hukuk devleti görünümü korunabilir, ancak hukukun üstünlüğü ilkesi aşındırılabilir. Hukuk devleti görünümü, normatif çerçevenin ve şekilsel kuralların varlığını ifade eder. Hukukun üstünlüğü ise bu kuralların siyasal iktidardan bağımsız ve eşit biçimde uygulanmasını gerektirir. Yargının siyasallaşması sürecinde, hukuksal çerçeve bütünüyle ortadan kalkmaz, aksine müdahaleler hukuksal form içinde gerçekleştirilir. Böylece sistem, açık otoriterleşmeden çok hukuksal meşruluk üretimi üzerinden işler. Bu nedenle yargı, modelde “Merkezi Bağlayıcı Alt Sistem” olarak konumlandırılmaktadır. Çünkü diğer müdahalelerin hukuksal zeminini üretir ve sistemin bütünlüğünü sağlar.

Sistemsel Yaklaşımın Katkısı

Bu kavramsal çerçeve üç noktada yazına katkı sunmaktadır: İktidar dayanıklılığını tekil baskı araçlarıyla değil, kurumsal mimari üzerinden açıklamak, siyasal yarışmanın eşitsizleşmesini maliyet üretimi kavramı üzerinden çözümlemek ve hukuksal meşruluk üretimini sistemin temel bağlayıcı unsuru olarak konumlandırmak. Bu yaklaşım, Türkiye örneğini yalnızca bir demokratik gerileme olayı olarak değil, kurumsal olarak örgütlenmiş bir iktidar sürdürme modeli olarak değerlendirmeye olanak sağlamaktadır.

KURAMSAL ÇERÇEVE VE DAYANDIĞI KURAMLAR

Bu çalışma üç ana kuramsal eksene dayanmaktadır: Demokratik Gerileme Kuramı (Democratic Backsliding), Yarışmacı Otoriterlik Kuramı (Competitive Authoritarianism) ve Otoriter Dayanıklılık ve Kurumsal Uyum Kuramı (Authoritarian Resilience). Bunlara ek olarak çalışmanın merkezinde Hukukun Araçsallaştırılması ve Otoriter Hukuksallık (Autocratic Legalism) yaklaşımı yer almaktadır.

Demokratik Gerileme Kuramı

Demokratik gerileme yazını (Bermeo, Levitsky ve Ziblatt vb.), çağdaş rejim dönüşümlerinin artık ani darbelerle değil, kurumların kademeli aşınması yoluyla gerçekleştiğini ileri sürmektedir. Bu yaklaşımın temel varsayımı şudur: Demokrasi bir anda yıkılmaz ve denge-denetim mekanizmalarının sistemli zayıflatılmasıyla aşınır. Ancak bu yazın çoğunlukla şu soruya odaklanır: Demokrasi nasıl geriler? Bu çalışma ise farklı bir soru sorar: Gerilemeye karşın iktidar nasıl sürdürülür? Bu nedenle çalışma, demokratik gerileme kuramını başlangıç noktası olarak alır ancak açıklamayı iktidarın dayanıklılığı üzerinden genişletir. Bu yaklaşım, seçimlerin devam ettiği ancak denge-denetim mekanizmalarının zayıflatıldığı süreçlere odaklanır. Bermeo (2016), günümüz gerileme biçimlerinin “yürütmenin yetki genişletmesi” (executive aggrandizement) üzerinden işlediğini vurgular. Yürütmenin anayasal araçları kullanarak yetki alanını genişletmesi anlamına gelir. Levitsky ve Ziblatt (2018) ise demokratik kurumların şekilsel olarak korunurken uygulamada aşındırılabileceğini göstermektedir. Ancak bu yazın çoğunlukla demokrasinin nasıl gerilediğini açıklarken, meşruluk erozyonuna karşın iktidarın nasıl sürdürüldüğünü ikincil planda bırakmaktadır. Bu çalışma ise söz konusu boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır.

Yarışmacı Otoriterlik Kuramı

Levitsky ve Way’in geliştirdiği yarışmacı otoriterlik kuramı, seçimlerin sürdüğü ancak siyasal yarışmanın eşitsizleştiği rejimleri açıklar. Bu kurama göre seçimler vardır. Muhalefet tamamen yasaklanmamıştır. Ancak iktidar devlet kaynaklarını sistemli biçimde kendisine üstünlük sağlayıcı şekilde kullanır. Bu yaklaşım yarışmanın varlığını kabul eder ancak adil olmadığını vurgular. Bu makale bu kuramı bir adım ileri taşımaktadır. Yarışmanın eşitsizleşmesini yalnızca devlet kaynaklarının kötüye kullanımıyla değil, çok katmanlı bir alt sistem mimarisiyle açıklamaktadır. Bu rejimlerde muhalefet yasaklanmaz ve seçimler düzenli yapılır. Ancak yarış eşit değildir. Way (2015), bu tür rejimlerin dayanıklılığını kurumsal denetim ve kaynak dağıtımı üzerinden açıklar. Bu makale, yarışmanın eşitsizleşmesini yalnızca kaynak kullanımıyla değil, çok katmanlı bir alt sistem mimarisi üzerinden açıklayarak bu kuramı genişletmektedir.

Otoriter Dayanıklılık Kuramı

Otoriter dayanıklılık yazını (Nathan, Geddes vb.), bazı rejimlerin neden uzun süre ayakta kaldığını açıklamaya çalışır. Bu yaklaşıma göre dayanıklılık kurumsal uyum, seçici reform, seçkinlerin koalisyon yönetimi ve kaynak dağıtımı gibi mekanizmalarla sağlanır. Ancak bu yazın genellikle otoriter rejimlere odaklanır. Bu çalışma ise seçimlerin sürdüğü ve demokratik formun tamamen ortadan kalkmadığı bir bağlamda dayanıklılığı çözümlemektedir. Böylece otoriter dayanıklılık kuramı ile demokratik gerileme yazını arasında bir köprü kurmaktadır. Geddes (1999), otoriter rejim türlerinin kurumsal yapılarının dayanıklılığı etkilediğini gösterirken; Magaloni (2008), kaynak dağıtımı ve siyasal denetimin seçimli otoriter sistemlerde kararlılık sağlayabildiğini ortaya koyar. Ancak bu yazın çoğunlukla açık otoriter rejimlere odaklanmaktadır. Bu çalışma, seçimlerin sürdüğü ve demokratik biçemin tamamen ortadan kalkmadığı bağlamda dayanıklılığı çözümleyerek yazını genişletmektedir.

Hukukun Araçsallaştırılması ve Otoriter Hukuksallık

Son dönemde “otoriter hukuksallık” (autocratic legalism) (Scheppele) ve “yargısal darbe” (lawfare) kavramları hukukun siyasal yarışma içinde araçsallaştırılmasını açıklamak için geliştirilmiştir. Bu yaklaşıma göre hukuk askıya alınmaz. Aksine hukuk, siyasal hedefler doğrultusunda yeniden yorumlanır. Müdahaleler yasal çerçeve içinde yapılır. Bu çalışma bu yaklaşımı genişleterek yargıyı “Merkezi Bağlayıcı Alt Sistem” olarak konumlandırmaktadır. Yani yargı sadece bir araç değil, diğer müdahale alanlarının meşruluk üretim merkezidir. Son yıllarda Kim Lane Scheppele (2018) tarafından geliştirilen “otokratik hukuksallık” kavramı, hukukun askıya alınmadan, aksine hukuksal araçlar yoluyla otoriterleşmenin gerçekleştirilebileceğini ileri sürmektedir. Benzer biçimde “lawfare” yazını (Comaroff ve Comaroff, 2006), hukukun siyasal mücadelede stratejik biçimde kullanılabileceğini göstermektedir. Bu çerçevede yargı, yalnızca bağımsızlığını yitiren bir kurum değil, siyasal yarışmayı şekillendiren etkili bir araç durumuna gelebilir. Bu çalışma, söz konusu yaklaşımı bir adım ileri taşıyarak yargıyı “Merkezi Bağlayıcı Alt Sistem” olarak kavramsallaştırmaktadır. Yargı, diğer müdahale alanlarının hukuksal meşruluğunu üretmekte ve sistemin bütünlüğünü sağlamaktadır.

Sistem Kuramı ve Kurumsal Ekosistem Yaklaşımı

Çalışmanın özgün katkısı, yukarıdaki kuramları sistem kuramı bakış açısıyla birleştirmesidir. Sistem kuramına göre kurumlar tekil ve bağımsız değildir. Alt sistemler birbirine bağımlıdır. Bir merkezi düğüm sistemi kararlılığa ulaştırabilir. Bu çerçevede “İktidar Sürdürme Ekosistemi” merkezi bağlayıcı alt sistem (yargı), yürütme alt sistemleri, kaynak üretim sistemi, yarışma tasarım sistemi ve toplumsal zemin sistemlerinden oluşan hiyerarşik bir yapı olarak kavramsallaştırılmaktadır. Sistem yaklaşımı (Easton, 1965; Luhmann, 1995), siyasal yapıları birbirine bağımlı alt sistemlerden oluşan bütünler olarak ele alır. Easton’a göre siyasal sistem, girdiler ve çıktılar arasında işleyen devingen bir yapıdır. Luhmann ise alt sistemlerin kendi işleyiş mantıklarına sahip olduğunu ancak bütün sistem içinde işlev gördüğünü vurgular. Bu çalışma, söz konusu sistem yaklaşımından esinlenerek iktidar dayanıklılığını tekil müdahaleler yerine alt sistemler arası etkileşim üzerinden açıklamaktadır.

Bu çalışma demokratik gerileme kuramını genişletmekte, yarışmacı otoriterlik kuramını derinleştirmekte, otoriter dayanıklılık kuramını seçimli bağlama taşımakta ve hukukun araçsallaştırılması yazınını sistem düzeyine çıkarmaktadır. Bütün bunları Türkiye örneği üzerinden çözümleyici bir model içinde birleştirmektedir.

İKTİDAR SÜRDÜRME EKOSİSTEMİ MODELİNİN KURAMSAL OLARAK OLUŞTURULMASI

Sorundan Modele: Kuramsal Hareket Noktası

Bu model, demokratik gerileme yazınındaki temel bir boşluktan hareketle oluşturulmuştur. Bu boşluk meşruluk erozyonu yaşayan rejimlerde siyasal kopuşun neden her zaman gerçekleşmediği sorusu üzerinde odaklanmaktadır. Klasik demokratik kuramda meşruluk kaybı, iktidarın seçim yoluyla el değiştirmesiyle sonuçlanmalıdır. Ancak çağdaş seçimli rejimlerde meşruluk erozyonu, otomatik olarak iktidar değişimi üretmemektedir. Bu durum, siyasal yarışmanın yalnızca seçim sonuçları üzerinden değil, kurumsal müdahale kapasitesi üzerinden şekillendiğini göstermektedir. Bu noktadan hareketle model şu varsayımı temel alır: İktidarın sürekliliği, toplumsal rızanın sürekliliğine değil, yarışmayı yapısal olarak eşitsiz duruma getiren kurumsal bir mimariye dayanabilir. Dolayısıyla açıklama düzeyi tekil araçlardan çok sistem düzeyine taşınmalıdır.

Sistem Varsayımı: İktidarın Kurumsal Ekosistemi

Model, sistem kuramından esinlenmektedir. Siyasal yapı, birbirinden bağımsız araçların toplamı değil, işlevsel olarak birbirine bağlı alt sistemlerden oluşan bir bütün olarak ele alınmaktadır. Bu çerçevede üç temel varsayım benimsenmektedir:

Çok Katmanlılık Varsayımı: İktidar sürdürme tek bir müdahale alanına dayanmaz. Hukuksal, yönetsel, ekonomik, bilişsel ve davranışsal alanlarda eş zamanlı işleyen düzenekler gerekir.

Hiyerarşik Örgütlenme Varsayımı: Alt sistemler eşit düzeyde değildir. Bazı sistemler diğerlerine zemin üretir ve bağlayıcı rol oynar.

Hukuksal Meşruluk Görüntüsü Varsayımı: Seçimlerin sürdüğü rejimlerde açık baskı yerine, hukuksal meşruluk görüntüsü korunarak müdahale edilir.

Bu üç varsayım birleştiğinde, iktidar sürdürme süreci bir “ekosistem” olarak kavramsallaştırılabilir.

Merkezi Bağlayıcı Alt Sistem Olarak Yargı

Modelin kuramsal inşasında en kritik adım yargının konumlandırılmasıdır. Yargının siyasallaşması yalnızca bir kurumsal zayıflama değildir, diğer müdahale alanlarına hukuksal zemin üretme kapasitesidir. Bu nedenle yargı siyasal yasakları meşrulaştırır, yerel müdahaleleri hukuksal çerçeveye oturtur, siyasal alan tasarımını normatif olarak savunulabilir kılar ve korku ve belirsizlik üretimini hukuksal süreçlere bağlar. Bu işlev, yargıyı model içinde “Merkezi Bağlayıcı Alt Sistem” konumuna yerleştirir. Kuramsal olarak bu hukukun araçsallaştırılması yazınının sistem düzeyine taşınması anlamına gelmektedir.

Maliyet Üretimi Mekanizması

Modelin ikinci kuramsal ayağı, siyasal yarışmanın maliyet üretimi yoluyla eşitsizleşmesi varsayımıdır. Seçimlerin sürdüğü rejimlerde yarışma tamamen ortadan kaldırılamaz. Ancak yarışma şu yollarla maliyetlendirilebilir: Hareket maliyeti (örgütlenme ve kampanya engelleri), belirsizlik maliyeti (öngörülemez yargısal süreçler), katılım maliyeti (korku ve soruşturma tehdidi) ve bağımlılık maliyeti (kaynak dağıtımı yoluyla sadakat üretimi). Bu maliyetler farklı alt sistemler tarafından üretilir ancak sistemli olarak birbirini tamamlar. Böylece siyasal kopuşun maliyeti artar. Bu yaklaşım, yarışmacı otoriterlik kuramını maliyet kuramıyla birleştirmektedir.

Alt Sistemlerin Türetilmesi

Modelde yer alan yedi alt sistem müdahale alanlarına göre türetilmiştir. Türetim mantığı şu şekildedir:

Hukuksal Alan: Yargının Siyasallaşması

Yönetsel Alan: Bürokratik Partizanlaşma

Siyasal Alan: Yerel Yönetimlerde Yetki Daraltma

Ekonomik Alan: Kaynak ve Rant Dağıtımı

Kamusal Alan: Siyasal Alan Tasarımı

Bilişim Alanı: Bilgi ve Algı Yönetimi

Davranışsal Alan: Korku ve Caydırma

Bu alanlar, siyasal yarışmanın gerçekleştiği temel düzlemleri temsil etmektedir. Model, bu düzlemlerin eş zamanlı müdahale altında tutulmasının iktidar dayanıklılığını artırdığını ileri sürmektedir.

Bu model üç noktada özgündür: Demokratik gerileme yazınını sistem düzeyine taşımaktadır. Yargıyı merkezi bağlayıcı alt sistem olarak konumlandırmaktadır. Yarışmanın eşitsizleşmesini maliyet üretimi üzerinden açıklamaktadır. Böylece iktidar sürdürme, dağınık araçların toplamı değil, hiyerarşik ve etkileşimli bir kurumsal mimari olarak çözümlenmektedir.

İKTİDAR SÜRDÜRME EKOSİSTEMİNİN ALT SİSTEMLERİ

Meşruluk erozyonu koşullarında iktidarın sürdürülmesi, tekil ve dağınık müdahalelerden çok birbirini tamamlayan kurumsal alt sistemler aracılığıyla gerçekleşmektedir. Bu alt sistemler farklı müdahale alanlarına yönelmekte ve farklı türde siyasal maliyetler üretmekte ve sistemin bütünlüğü içinde belirli işlevler üstlenmektedir.

Bu çerçevede ilk ve merkezi alt sistem yargının siyasallaşmasıdır. Yargının siyasallaşması, yargı kurumlarının şekilsel hukuksal çerçeve içinde etkinlik göstermeye devam ediyor görünmesine karşın, kadro yapısı, atama süreçleri, dava mimarisi ve karar üretim uygulamaları üzerinden siyasal iktidarın stratejik öncelikleri doğrultusunda yeniden yapılandırılmasıdır. Bu alt sistem siyasal hareket maliyeti, belirsizlik maliyeti ve caydırıcılık maliyeti üretmekte ve aynı zamanda diğer müdahale alanlarına hukuksal meşruluk zemini sağlamaktadır. Hukuk devleti görünümü korunurken hukukun üstünlüğünün aşınması bu sistemin ayırt edici özelliğini oluşturmaktadır.

İkinci alt sistem bürokratik partizanlaşmadır. Devlet kadrolarının liyakat temelli değil, siyasal sadakat temelli biçimde yeniden yapılandırılması anlamına gelen bu süreç kurumsal özerkliği zayıflatmakta ve karar alma mekanizmalarını yürütme merkezine bağımlı kılmaktadır. Bürokratik partizanlaşma diğer alt sistemlerin uygulanabilirliğini sağlayan yürütme kapasitesini üretmekte ve böylece meşruluğunu yitirmiş sistemin devamını güvence altına almaktadır.

Üçüncü alt sistem yerel yönetimlerde yetki daraltma ve merkezileştirme mekanizmalarıdır. Yerel yönetimlerin yasal yetkilerinin merkezi düzeye aktarılması, mali denetim araçlarının yoğunlaştırılması ve seçilmiş yerel aktörlerin görevden alınabilmesi gibi uygulamalar farklı siyasal meşruluk odaklarının kurumsal kapasitesini sınırlamaktadır. Bu alt sistem yönetim kapasitesi kaybı ve başarım görünürlüğü azalması üzerinden siyasal maliyet üretmekte ve yerel düzeyde yarışmayı eşitsiz duruma getirmektedir.

Dördüncü alt sistem kaynak ve rant dağıtım mekanizmalarıdır. Kamu kaynaklarının, ihalelerin ve ekonomik özendirmelerin seçici biçimde dağıtılması yoluyla siyasal sadakat ağları oluşturulmakta ve kopuş maliyeti artırılmaktadır. Bu mekanizma, ekonomik bağımlılık üretmek suretiyle siyasal seçkinler koalisyonunun sürekliliğini sağlamaktadır. Böylece iktidar çevresinde çıkar temelli bir dayanıklılık halkası oluşmaktadır.

Beşinci alt sistem siyasal alanın tasarımıdır. Kamusal siyasal alanın kullanımına ilişkin kuralların yeniden belirlenmesi, görünürlük kanallarının denetim altına alınması ve siyasal yarışın eşit koşullardan uzaklaştırılması bu kapsamda değerlendirilmelidir. Poster ve miting sınırlamaları, adaylık süreçlerine yönelik müdahaleler veya kamusal alanın tek taraflı kullanımına izin verilmesi gibi uygulamalar yarışma maliyeti ve görünürlük maliyeti üretmektedir. Bu alt sistem siyasal oyunun kurallarını yeniden çizme işlevi görmektedir.

Altıncı alt sistem bilgi ve algı yönetimidir. Bilgi akışının denetimi, medya yapısının yeniden düzenlenmesi ve siyasal gündemin seçici biçimde belirlenmesi yoluyla seçmenlerin değerlendirme kapasitesi sınırlandırılmaktadır. Bu sistem doğrudan baskıdan çok algısal yönlendirme maliyeti üretmekte ve kamusal tartışmanın çoğulluğunu daraltmaktadır.

Yedinci alt sistem korku ve caydırma mekanizmalarıdır. Sürekli soruşturma tehdidi, uzun yargı süreçleri, tutuklamalar ve yarı-resmi ve paramiliter güç yapılanmaları gibi araçlar siyasal katılımın maliyetini artırmaktadır. Bu alt sistem fiziksel müdahalenin ötesinde psikolojik caydırıcılık üretmekte ve bireylerin siyasal hareketlilik kapasitesini zayıflatmaktadır.

Bu alt sistemler birbirinden bağımsız değil, karşılıklı olarak beslenen bir yapı oluşturmaktadır. Yargının siyasallaşması diğer müdahalelere hukuksal zemin sağlarken, bürokratik partizanlaşma uygulama kapasitesi üretmekte ve kaynak dağıtımı sadakat ağlarını güçlendirmekte, bilgi ve korku mekanizmaları toplumsal düzeyde kararlılığı sağlamaktadır. Böylece ortaya, baskıdan çok maliyet üretimi ve kurumsal eş güdüm üzerinden işleyen bütüncül bir iktidar sürdürme ekosistemi çıkmaktadır.

 MODELİN YAPISAL MİMARİSİ

Aşağıdaki çizelgede görüleceği üzere iktidar sürdürme ekosistemi, tekil ve bağımsız müdahale araçlarından değil, farklı müdahale alanlarında maliyet üreten ve birbirini tamamlayan alt sistemlerden oluşmaktadır. Her alt sistem belirli bir kurumsal alanı hedef almakta ve siyasal hareket, siyasal yarışma, görünürlük, katılım ya da kopuş maliyetini artırarak sistemin genel dayanıklılığını güçlendirmektedir. Bu yapı içinde yargının siyasallaşması merkezi bağlayıcı rol üstlenirken, bürokratik partizanlaşma uygulama kapasitesi üretmekte, kaynak dağıtım mekanizmaları sadakat ağlarını pekiştirmekte ve bilgi ve korku sistemleri toplumsal düzeyde kararlılık sağlamaktadır. Dolayısıyla model, baskıdan çok maliyet üretimi ve kurumsal eş güdüm üzerinden işleyen bütüncül bir iktidar sürdürme mimarisine işaret etmektedir. Bu kuramsal çerçeve ışığında, aşağıdaki bölümde Türkiye örneği üzerinden söz konusu alt sistemlerin somut işleyişi incelenecektir.

Çizelge 1:

 

Meşruluk Erozyonu Koşullarında İktidarın Sürdürülme Ekosisteminin Yapısal Bileşenleri

Alt Sistem

Müdahale Alanı

Ürettiği Maliyet

Sistem İçi İşlev

Temel Alt Unsurlar

1. Yargının Siyasallaşması Sistemi

Yargı kurumu, atama sistemi, dava süreçleri, üst yargı

Siyasal hareket maliyeti; belirsizlik maliyeti; caydırıcılık maliyeti

Siyasal müdahalelere hukuksal meşruluk üretmek; rakipleri kurumsal araçlarla sınırlandırmak

Kadro mühendisliği; dava mimarisi; karar yönlendirme; hukuksal meşruluk simülasyonu

2. Yerel Yönetimlerde Yetki Daraltma ve Merkezileştirme Sistemi

Yerel yönetim yapısı

Yönetim kapasitesi kaybı

İktidar seçeneği odaklarını zayıflatmak

Yetki transferleri; kayyım uygulamaları; bütçe denetimi; rantın merkezileştirilmesi

3. Siyasal Alan Tasarım Sistemi

Kamusal siyasal alan

Görünürlük maliyeti; yarışma maliyeti

Siyasal oyunun kurallarını fiilen yeniden çizmek

Afiş ve miting sınırlamaları; adaylık müdahaleleri; itibarsızlaştırma kampanyaları

4. Bürokratik Partizanlaşma Sistemi

Devlet kadroları

Kurumsal özerklik kaybı

Diğer alt sistemlere uygulama kapasitesi sağlamak

Liyakat erozyonu; sadakat temelli atama; devlet-parti bütünleşmesi

5. Kaynak ve Rant Dağıtım Sistemi

Ekonomik kaynaklar

Bağımlılık üretimi; kopuş maliyeti

Sadakat ağları oluşturmak; elit koalisyonunu stabilize etmek

Seçici kamu ihaleleri; teşvik ağları; merkezi mali baskı

6. Bilgi ve Algı Yönetimi Sistemi

Bilgi akışı

Algısal yönlendirme maliyeti

Seçmen değerlendirme kapasitesini sınırlamak

Medya denetimi; gündem belirleme; yanlış bilgi üretimi

7. Korku ve Caydırma Sistemi

Davranışsal alan

Katılım maliyeti; psikolojik caydırıcılık

Siyasal hareketliliği bastırmak

Sürekli soruşturma tehdidi; tutuklamalar; yarı-resmi güç yapıları

 

TÜRKİYE’DE İKTİDAR SÜRDÜRME EKOSİSTEMİNİN İŞLEYİŞİ

Çizelgede kavramsallaştırılan iktidar sürdürme ekosistemi, Türkiye örneğinde birbirini tamamlayan alt sistemler üzerinden işleyen bütüncül bir yapıya karşılık gelmektedir. Bu yapı, seçimlerin şekilsel olarak sürdüğü ancak siyasal yarışmanın eşitlikçi niteliğinin aşındığı bir bağlamda, maliyet üretimi ve kurumsal eş güdüm yoluyla iktidarın dayanıklılığını artırmaktadır.

Yargının Siyasallaşması: Merkezi Bağlayıcı İşlev

Çizelgede birinci alt sistem olarak tanımlanan yargının siyasallaşması, Türkiye örneğinde sistemin merkezinde konumlanmaktadır. Yargı atama mekanizmalarının yürütme organı ile artan kurumsal iç içeliği, üst yargı organlarının yeniden yapılandırılması ve siyasal içerikli davaların zamanlaması bu sistemin işleyişini göstermektedir. Siyasal aktörler hakkında açılan davalar, uzun tutukluluk süreleri ve geniş kapsamlı soruşturma süreçleri yalnızca bireysel yaptırım üretmemekte ve aynı zamanda siyasal hareket maliyetini artırmaktadır. Belirsizlik üreten yargısal süreçler, muhalefetin örgütsel kapasitesini zayıflatmakta ve caydırıcılık etkisi yaratmaktadır. Böylece hukuksal meşruluk görüntüsü altında siyasal alan yeniden yapılandırılmaktadır.

Bürokratik Partizanlaşma: Uygulama Kapasitesinin Üretimi

Dördüncü alt sistem olarak tanımlanan bürokratik partizanlaşma, Türkiye’de özellikle üst düzey kamu atamaları ve düzenleyici kurumlar üzerinden görünür duruma gelmektedir. Liyakat ilkesinin zayıflaması ve sadakat temelli atamalar, kamu kurumlarının özerkliğini daraltmakta ve karar alma süreçlerini yürütme merkezine bağımlı kılmaktadır. Bu yapı, yargısal kararların uygulanmasından yerel yönetim denetimlerine kadar uzanan geniş bir müdahale alanında yönetsel süreklilik sağlamaktadır. Böylece modelde tanımlanan diğer alt sistemler uygulamada işlerlik kazanmaktadır.

Yerel Yönetimlerde Yetki Daraltma ve Merkezileştirme

İkinci alt sistem kapsamında Türkiye’de yerel yönetimlerin yetki alanlarının daraltılması ve mali denetimin yoğunlaştırılması dikkat çekmektedir. Merkezi hükümetin proje onay süreçleri, bütçe transferleri ve borçlanma mekanizmaları üzerindeki denetimi ve muhalefet partilerini dışlaması yerel yönetimlerin yürütme kapasitesini sınırlamaktadır. Seçilmiş yerel yöneticilerin görevden alınabilmesi ve yerlerine atama (kayyım ya da belediye meclis üyelerin istifa ederek iktidar partisine katılmaları) yapılabilmesi ise farklı siyasal odakların kurumsal sürekliliğini kesintiye uğratmaktadır. Bu durum, yerel düzeyde başarım temelli meşruluk üretimini zorlaştırmakta ve yarışmayı eşitsiz duruma getirmektedir.

Kaynak ve Rant Dağıtım Mekanizmaları

Beşinci alt sistem olan kaynak ve rant dağıtımı, kamu ihaleleri, özendirme siyasaları ve “kamu-özel” iş birliği projeleri üzerinden işlemektedir. Ekonomik kaynakların seçici dağılımı, siyasal sadakat ağlarını güçlendirmekte ve kopuş maliyetini artırmaktadır. Bu mekanizma yalnızca ekonomik aktörleri değil, medya sahipliği yapısını ve iş dünyasının siyasal konumlanışını da etkilemektedir. Böylece ekonomik bağımlılık ve bireysel çıkar ilişkileri siyasal dayanıklılığın önemli bir unsuru durumuna gelmektedir.

Siyasal Alanın Tasarımı

Üçüncü alt sistem olarak kavramsallaştırılan siyasal alan tasarımı, Türkiye’de kamusal alanın kullanımı ve kampanya süreçleri üzerinden görünür olmaktadır. Miting izinleri, afiş ve billboard düzenlemeleri ile adaylık süreçlerine ilişkin müdahaleler görünürlük maliyetini artırmaktadır. Yarışma şekilsel olarak sürmekte, ancak eşit erişim koşulları aşınmaktadır. Bu durum siyasal oyunun kurallarını yeniden tanımlamaktadır.

Bilgi ve Algı Yönetimi

Altıncı alt sistem olan bilgi ve algı yönetimi, medya yapısındaki yoğunlaşma, düzenleyici kurumların yaptırım yetkileri ve sayısal bilgi alanındaki yönlendirmeler üzerinden işlemektedir. Enformasyon akışının tek yönlü duruma gelmesi ve gündemin seçici biçimde belirlenmesi seçmen değerlendirme kapasitesini sınırlamaktadır. Bu mekanizma doğrudan baskıdan çok algısal çerçeveleme yoluyla etki üretmektedir ve diğer alt sistemlerin görünürlüğünü azaltma işlevi görmektedir.

Korku ve Caydırma Mekanizmaları

Yedinci alt sistem olan korku ve caydırma mekanizmaları, soruşturma ve dava süreçlerinin yaygınlığı, protesto alanlarının sınırlandırılması ve siyasal risk algısının yükselmesi üzerinden işlemektedir. Toplumda bir korku ortamı yaratılmakta ve özellikle ifade özgürlüğü baskı altına alınmaktadır. Siyasal katılımın maliyeti yükselmekte ve bireylerin siyasal hareketlilik kapasitesi zayıflamaktadır. Bu alt sistem, özellikle yargının siyasallaşması ile birlikte çalışarak, hukuksal belirsizliği psikolojik caydırıcılığa dönüştürmektedir.

Türkiye örneğinde alt sistemler birbirinden bağımsız değildir. Karşılıklı olarak beslenen ve eş güdümlü çalışan bir yapı oluşturmaktadır. Yargı hukuksal çerçeveyi üretirken, bürokrasi uygulama kapasitesi sağlamakta, kaynak dağıtımı sadakat ağlarını pekiştirmekte ve bilgi ve korku mekanizmaları toplumsal kararlılığı maliyet üretimi yoluyla sağlamaktadır. Bu nedenle Türkiye’de gözlemlenen yapı, klasik otoriter baskı modelinden çok, yüksek katmanlı maliyet üretimine dayalı bir iktidar sürdürme ekosistemine işaret etmektedir.

MODELİN TÜRKİYE YAZININA KATKISI VE YARIŞMACI OTORİTERLİK KURAMIYLA İLİŞKİSİ

Türkiye Yazınına Katkı

Türkiye üzerine yapılan çalışmalar büyük ölçüde demokratik gerileme, yarışmacı otoriterlik, yürütmenin yetki genişletmesi veya kurumsal erozyon kavramları etrafında şekillenmiştir. Bu çalışmalar önemli saptamalar sunmakla birlikte, çoğu zaman müdahale araçlarını tek tek incelemekte, ancak bu araçların nasıl bütüncül bir sistem oluşturduğunu yeterince modellememektedir. Bu makalede önerilen İktidar Sürdürme Ekosistemi Modeli yazına üç temel katkı sunmaktadır: Birincisi, müdahaleleri kategorik değil sistemsel olarak ele almaktadır. Yargı, bürokrasi, medya veya ekonomi ayrı ayrı incelenmemekte ve bunların karşılıklı etkileşim içinde nasıl bir dayanıklılık mimarisi oluşturduğu gösterilmektedir. İkincisi, baskı kavramı yerine “maliyet üretimi” kavramını merkeze almaktadır. Model, iktidarın doğrudan yasaklama veya kapatma yoluna gitmekten çok siyasal hareket, yarışma, görünürlük ve katılım maliyetlerini artırarak alanı eşitsizleştirdiğini ileri sürmektedir. Bu yaklaşım, Türkiye’deki siyasal düzenin neden şekilsel seçimleri sürdürürken yarışmayı sınırlayabildiğini açıklamaktadır. Üçüncüsü, yargının siyasallaşmasını merkezi bağlayıcı alt sistem olarak konumlandırarak hukuksal meşruluk üretiminin iktidar sürdürme stratejisindeki rolünü görünür kılmaktadır. Böylece hukuk devleti görünümü ile hukukun üstünlüğü arasındaki ayrım modelin kurucu unsuru durumuna gelmektedir. Bu yönleriyle model, Türkiye’deki demokratik aşınmayı yalnızca normatif bir gerileme olarak değil, kurumsal eş güdümle işleyen bir sürdürülebilirlik stratejisi olarak kavramsallaştırmaktadır.

 

Yarışmacı Otoriterlik Kuramından Ayrışma

Yarışmacı otoriterlik kuramı (Levitsky ve Way), seçimlerin sürdüğü ancak iktidarın devlet kaynaklarını sistemli biçimde kullanarak yarışmayı eşitsizleştirdiği rejimleri tanımlamaktadır. Türkiye sıklıkla bu çerçevede değerlendirilmiştir. Ancak İktidar Sürdürme Ekosistemi Modeli, bu kuramdan üç önemli noktada ayrılmaktadır: Birinci ayrışma, çözümleyici düzeydedir. Yarışmacı otoriterlik yazını rejim tipolojisine odaklanırken, bu model rejim tipinden çok işleyiş mekanizmasına odaklanmaktadır. Soru “rejim nedir?” değil, “iktidar nasıl sürdürülmektedir?” olmaktadır. İkinci ayrışma, yapısal bütünlük vurgusudur. Yarışmacı otoriterlik çalışmaları çoğu zaman medya denetimi, devlet kaynaklarının kullanımı veya seçim adaletsizliği gibi alanları ayrı ayrı incelemektedir. Bu model ise bu alanların bir ekosistem mantığı içinde nasıl eş güdümlü çalıştığını göstermektedir. Üçüncü ayrışma, hukuksal meşruluk üretimine verilen merkezi roldür. Yarışmacı otoriterlik yaklaşımı devlet kaynaklarının kullanımına ve seçim eşitsizliğine odaklanırken, bu model yargının siyasallaşmasını sistemin merkezi bağlayıcı mekanizması olarak tanımlamakta ve hukuksal meşruluk görüntüsünü iktidar dayanıklılığının anahtarı olarak görmektedir. Dolayısıyla önerilen model, yarışmacı otoriterlik çerçevesini reddetmemekte, ancak onu aşarak daha mikro-düzeyli, süreç odaklı ve kurumsal eş güdüm temelli bir açıklama sunmaktadır.

Modelin Kuramsal Özgünlüğü ve Genellenebilirliği

Önerilen İktidar Sürdürme Ekosistemi Modeli, demokratik gerileme yazınına yalnızca yeni bir olay okuması değil, yeni bir çözümleyici çerçeve sunmayı amaçlamaktadır. Modelin kuramsal özgünlüğü üç temel noktada ortaya çıkmaktadır.

Rejim Tipinden Süreç Çözümlemesine Geçiş: Mevcut yazın büyük ölçüde rejim sınıflandırmalarına odaklanmaktadır. Demokratik, hibrit, yarışmacı otoriter veya kapalı otoriter gibi kategoriler siyasal sistemlerin tipolojik konumunu belirlemeyi amaçlamaktadır. Buna karşılık bu model, rejimin ne olduğundan çok iktidarın nasıl sürdürüldüğüne odaklanmaktadır. Bu yaklaşım, demokratik gerilemeyi bir “durum” değil, bir “işleyiş mekanizması” olarak ele almaktadır. Böylece çözümleme, normatif değerlendirmeden çok kurumsal süreç çözümlemesine kaymaktadır.

Baskıdan Çok Maliyet Üretimi Vurgusu: Modelin ikinci özgün yönü, otoriterleşmeyi doğrudan baskı veya kapatma üzerinden değil, maliyet üretimi üzerinden açıklamasıdır. Siyasal hareket maliyeti, görünürlük maliyeti, yarışma maliyeti, katılım maliyeti ve kopuş maliyeti gibi kavramsal araçlar, müdahalelerin nasıl çalıştığını çözümleyici olarak ayrıştırmaya olanak vermektedir. Bu yaklaşım özellikle seçimlerin sürdüğü rejimlerde iktidarın neden açık baskıya başvurmadan dayanıklılık üretebildiğini açıklamada üstünlük sağlamaktadır. Sistem, alanı kapatmak yerine eşitsizleştirmektedir.

Hukuksal Meşruluk Üretiminin Merkezi Konumu: Modelin üçüncü ve belki de en ayırt edici yönü, yargının siyasallaşmasını merkezi bağlayıcı alt sistem olarak konumlandırmasıdır. Hukuk devleti görünümünün korunması, ancak hukukun üstünlüğünün aşındırılması, sistemin sürdürülebilirliğini sağlayan temel mekanizma olarak ele alınmaktadır. Bu vurgu, demokratik gerilemenin yalnızca siyasal veya ekonomik değil, “normatif-hukuksal” bir boyutunun bulunduğunu göstermektedir. Meşruluk tamamen ortadan kaldırılmamakta fakat yeniden üretilmekte ve tanımlanmaktadır.

Modelin Genellenebilirliği: İktidar Sürdürme Ekosistemi Modeli yalnızca Türkiye’ye özgü bir açıklama değildir. Seçimlerin sürdüğü ancak yarışmanın eşitsizleştiği pek çok siyasal bağlamda benzer alt sistemlerin farklı yoğunluklarda ortaya çıktığı gözlemlenebilir. Model, şu koşullar altında uygulanabilir niteliktedir: Seçimlerin şekilsel olarak devam ettiği, yargı ve bürokrasi üzerinde yürütme etkisinin arttığı, Devlet kaynaklarının seçici biçimde dağıtıldığı, bilgi akışının yoğun biçimde denetim altında tutulduğu ve siyasal katılımın maliyetlendirildiği rejimler. Alt sistemlerin yoğunluğu ve ağırlık merkezi ülkeye göre değişebilir. Örneğin bazı rejimlerde bilgi ve algı yönetimi daha belirleyici olabilirken, bazı bağlamlarda korku ve caydırma mekanizmaları öne çıkabilir. Ancak modelin temel savı bu unsurların eş güdümlü bir yapı oluşturduğudur. Dolayısıyla model, yarışmacı otoriterlik yazınını tamamlayıcı ve süreç odaklı bir genişleme olarak düşünülebilir. Rejim tipini tanımlamak yerine, iktidarın dayanıklılık üretme mekanizmalarını açıklamaktadır.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, meşruluk erozyonu koşullarında iktidarın nasıl sürdürüldüğünü açıklamak amacıyla “İktidar Sürdürme Ekosistemi Modeli”ni geliştirmiştir. Model, demokratik gerileme yazınında sıklıkla görülen tekil kurum çözümlemelerini aşarak siyasal müdahale araçlarının nasıl bütüncül ve eş güdümlü bir yapı oluşturduğunu göstermeyi hedeflemiştir.

Çalışmanın temel savı iktidarın yalnızca baskı ya da açık otoriter uygulamalar yoluyla değil, farklı kurumsal alanlarda maliyet üretimi üzerinden dayanıklılık sağladığıdır. Siyasal hareket maliyeti, görünürlük maliyeti, yarışma maliyeti, katılım maliyeti ve kopuş maliyeti gibi kavramlar müdahalelerin doğrudan yasaklayıcı olmaksızın nasıl alanı eşitsizleştirdiği açıklamaktadır. Bu yaklaşım, seçimlerin sürdüğü ancak yarışmanın eşitlikçi niteliğinin aşındığı rejimlerin işleyiş mantığını kavramsallaştırmaya olanak tanımaktadır.

Modelin merkezinde yer alan yargının siyasallaşması, diğer alt sistemlere hukuksal meşruluk zemini sağlaması bakımından belirleyici bir rol oynamaktadır. Hukuk devleti görünümünün korunması ile hukukun üstünlüğünün aşınması arasındaki ayrım, sistemin sürdürülebilirliğini açıklayan temel mekanizmadır. Bu bağlamda demokratik gerileme, yalnızca kurumsal zayıflama değil, normatif çerçevenin yeniden yapılandırılması süreci olarak ele alınmıştır.

Türkiye örneği, modelin işleyişini somutlaştıran bir olay olarak incelenmiştir. Yargı, bürokrasi, yerel yönetimler, ekonomik kaynak dağıtımı, siyasal alan tasarımı, bilgi yönetimi ve korku mekanizmalarının karşılıklı etkileşim içinde çalıştığı görülmüştür. Bu alt sistemler tek başına değil, eş güdümlü bir dayanıklılık mimarisi üretmektedir. Böylece iktidar, siyasal alanı kapatmaktan çok maliyetlendirerek denetim altına almaktadır.

Çalışma, yarışmacı otoriterlik yazınını tamamlayıcı bir çerçeve sunmaktadır. Rejim tipini tanımlamak yerine, iktidarın sürdürülebilirliğini olanaklı kılan süreçleri ve kurumsal etkileşimleri çözümlemektedir. Bu yönüyle model, demokratik gerilemenin mekanizmalarını daha mikro düzeyde ve süreç odaklı biçimde incelemeye olanak sağlamaktadır.

Sonuç olarak, meşruluk erozyonu koşullarında iktidarın sürdürülmesi, tekil kurumsal müdahalelerin toplamından ibaret değildir. Bu durum, hukuksal meşruluk üretimi, yönetsel uygulama kapasitesi, ekonomik bağımlılık ağları, bilgi denetimi ve davranışsal caydırıcılık mekanizmalarının bütüncül işleyişiyle olanaklıdır. İktidar Sürdürme Ekosistemi Modeli, bu bütüncül yapıyı kavramsallaştırarak demokratik gerileme çalışmalarına sistemli bir çözümleme aracı sunmaktadır.

Kaynakça

Bermeo, N. (2016). On democratic backsliding. Journal of Democracy, 27(1), 5–19. https://www.journalofdemocracy.org/articles/on-democratic-backsliding/

Bozoki, A., ve Hegedus, D. (2018). An externally constrained hybrid regime: Hungary in the European Union. Democratization, 25(7), 1173–1189.

Bugaric, B. (2019). Central Europe’s descent into autocracy: A constitutional analysis of authoritarian populism. International Journal of Constitutional Law, 17(2), 597–616. DOI: 10.1093/icon/moz032

Gandhi, J. (2008). Political institutions under dictatorship. Cambridge University Press.

Ginsburg, T., ve Huq, A. Z. (2018). How to save a constitutional democracy. University of Chicago Press.

Ginsburg, T., ve Moustafa, T. (Eds.). (2008). Rule by law: The politics of courts in authoritarian regimes. Cambridge University Press.

Grzymala-Busse, A. (2015). Nations under God: How churches use moral authority to influence policy. Princeton University Press.

Hallin, D. C., ve Mancini, P. (2004). Comparing media systems: Three models of media and politics. Cambridge University Press.

Huq, A. Z., ve Ginsburg, T. (2017). How to lose a constitutional democracy. UCLA Law Review, 65, 78–169. https://www.uclalawreview.org/wp-content/uploads/2019/09/Huq-Ginsburg-65-1.pdf

Levitsky, S., ve Way, L. A. (2010). Competitive authoritarianism: Hybrid regimes after the Cold War. Cambridge University Press.

Levitsky, S., ve Ziblatt, D. (2018). How democracies die. Crown.

Lührmann, A., ve Lindberg, S. I. (2019). A third wave of autocratization is here: What is new about it? Democratization, 26(7), 1095–1113.

Müller, J.-W. (2016). What is populism? University of Pennsylvania Press.

O’Donnell, G. (1994). Delegative democracy. Journal of Democracy, 5(1), 55–69.

Schedler, A. (2002). The menu of manipulation. Journal of Democracy, 13(2), 36–50. https://muse.jhu.edu/article/225426/pdf

Schedler, A. (2013). The politics of uncertainty: Sustaining and subverting electoral authoritarianism. Oxford University Press.

Scheppele, K. L. (2018). Autocratic legalism. University of Chicago Law Review, 85, 545–583.

Waldner, D., ve Lust, E. (2018). Unwelcome change: Coming to terms with democratic backsliding. Annual Review of Political Science, 21, 93–113. https://www.annualreviews.org/content/journals/10.1146/annurev-polisci-050517-114628

Way, L. A. (2015). The limits of autocratic power. Journal of Democracy, 26(4), 141–155. https://onlinelibrary.wiley.com/doi/abs/10.1111/1475-6765.12092

Hiç yorum yok: