Meşruluk Erozyonu Koşullarında
İktidarın Dayanıklılık Ekosistemi: Kurumsal Maliyet Üretimi ve Türkiye
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Öz
Bu çalışma,
meşruluk erozyonu koşullarında siyasal iktidarın nasıl sürdürülebildiğini
açıklamak amacıyla “İktidarın Dayanıklılık Ekosistemi Modeli”ni önermektedir.
Çalışma, iktidarın yalnızca tekil araçlara değil, birbirini besleyen ve eş güdümlü
biçimde işleyen alt sistemlere dayalı bir yapı aracılığıyla sürdürüldüğünü
ileri sürmektedir. Model, yargının siyasallaşması, yerel yönetimlerde yetki
daraltma ve merkezileştirme, siyasal alanın yeniden tasarımı, bürokratik
partizanlaşma, kaynak ve rant dağıtımı, bilgi ve algı yönetimi ile korku ve
caydırma olmak üzere yedi alt sistemden oluşmaktadır. Bu alt sistemlerin ortak
işlevi, siyasal yarışmayı doğrudan ortadan kaldırmak yerine maliyet üretimi
yoluyla eşitsiz bir siyasal alan oluşturmaktır. Çalışma, Türkiye örneği
üzerinden geliştirilen bu modelin, çağdaş otoriterleşme yazınında yer alan “yürütmenin
yetki genişletmesi” ve “otokratik hukuksallık” yaklaşımlarıyla kesiştiğini,
ancak iktidarın sürekliliğini bir ekosistem mantığı içinde ele alarak
farklılaştığını savunmaktadır. Sonuç olarak makale, demokratik denge ve denetim
mekanizmalarının aşınmasını tekil müdahaleler yerine bütüncül bir sistem yapısı
içinde çözümlemeyi amaçlamaktadır.
Anahtar
Kelimeler: Meşruluk
erozyonu; iktidarın sürdürülmesi; dayanıklılık ekosistemi; yargının
siyasallaşması; otoriterleşme; siyasal alan tasarımı; bürokratik partizanlaşma;
Türkiye.
Abstract
This article proposes the “Political Power Resilience
Ecosystem Model” to explain how political incumbents sustain their rule under
conditions of legitimacy erosion. The study argues that power continuity does
not rely on isolated instruments but rather on a coordinated structure composed
of mutually reinforcing subsystems. The model consists of seven interrelated
subsystems: politicization of the judiciary; restriction and centralization of
local governments; redesign of the political arena; bureaucratic political
affiliation; resource and rent distribution; information and perception
management; and deterrence mechanisms. Instead of eliminating political
competition outright, these subsystems function by generating various forms of
political cost, thereby restructuring the competitive environment in an
asymmetrical manner. Drawing on the case of Turkey, the article situates the
model within the broader literature on executive aggrandizement and autocratic
legalism, while distinguishing itself by conceptualizing power continuity as an
ecosystem-based systemic process. The study ultimately aims to analyze the
erosion of democratic checks and balances through a holistic and interconnected
framework.
Keywords: Legitimacy
erosion; power resilience; ecosystem model; politicization of the judiciary;
authoritarianization; political arena design; bureaucratic political affiliation;
Turkey.
GİRİŞ
Son yıllarda
demokratik gerileme yazını, seçimlerin sürdüğü ancak siyasal yarışmanın giderek
eşitsiz duruma geldiği rejim biçimlerine odaklanmaktadır. Yarışmacı
otoriterlik, seçimli otokrasi ve karma (hibrit) rejim kavramları bu dönüşümü
açıklamak için yaygın biçimde kullanılmaktadır. Ancak bu yazında hala yeterince
açıklığa kavuşmamış temel bir soru bulunmaktadır: Siyasal meşruluğu aşınan
iktidarlar seçimlerin sürdüğü bir ortamda iktidarlarını nasıl sürdürebilmektedir?
Meşruluk
kaybı, klasik demokratik kuramda siyasal kopuşu, yani iktidardan ayrılmayı
tetikleyen bir süreç olarak değerlendirilir. Seçmen desteğinin zayıflaması,
ekonomik başarım düşüşü veya kurumsal erozyon iktidarın seçim yoluyla el
değiştirmesiyle sonuçlanmalıdır. Buna karşın bazı rejimlerde meşruluk erozyonu
siyasal kopuşa dönüşmemekte, aksine iktidar, seçimleri sürdürerek varlığını
devam ettirmektedir. Bu durum, yalnızca baskı ya da açık otoriterleşme ile
açıklanamayacak daha karmaşık bir kurumsal düzeni işaret etmektedir.
Bu makale,
söz konusu paradoksu Türkiye örneği üzerinden incelemektedir. Çalışmanın temel savı
şudur: Meşruluk erozyonu yaşayan ancak seçimleri sürdüren rejimlerde iktidarın
dayanıklılığı, tekil baskı araçlarına değil, hukuksal meşruluk üretimi
etrafında örgütlenen çok katmanlı bir alt sistem mimarisine dayanır.
Bu bağlamda
makale, “İktidar Sürdürme Ekosistemi” olarak adlandırılan çözümleyici bir model
önermektedir. Model, iktidarın siyasal yarışmayı eşitsiz duruma getirmek için
eş zamanlı ve birbirini besleyen yedi alt sistem aracılığıyla işlediğini ileri
sürmektedir: Yargının Siyasallaşması (Merkezi Bağlayıcı Alt Sistem), Yerel
Yönetimlerde Yetki Daraltma ve Merkezileştirme, Siyasal Alan Tasarımı, Bürokratik
Partizanlaşma, Kaynak ve Rant Dağıtımı, Bilgi ve Algı Yönetimi ve Korku ve
Caydırma.
Bu alt
sistemler, yalnızca baskı üretmez, aynı zamanda siyasal maliyet de üretir.
Muhalefetin hareket maliyeti artar, seçmenin değerlendirme kapasitesi
sınırlanır, iktidar seçeneği olan odaklarının kurumsal kapasitesi zayıflatılır
ve kopuş maliyeti yükseltilir. Böylece seçimler şekilsel olarak sürse de yarışma
yapısal olarak eşitsizleşir.
Modelin
merkezinde “Yargının Siyasallaşması” yer almaktadır. Bu alt sistem, diğer
müdahalelere hukuksal meşruluk zemini sağlayarak bütün yapının bağlayıcı
işlevini üstlenir. Hukuk devleti görünümü korunurken hukukun üstünlüğü ilkesi
aşındırılabilmektedir. Bu ayrım, makalenin kuramsal katkılarından birini
oluşturmaktadır.
Türkiye
örneği, bu çok katmanlı mimarinin işleyişini gözlemlemek açısından önemli bir olaydır.
Çalışma, Türkiye’deki dönüşümü normatif bir değerlendirme çerçevesinde değil, çözümleyici
bir sistem çözümlemesi içinde ele almaktadır. Amaç, tekil uygulamaları
listelemek değil, bunların nasıl birbirine eklemlendiğini ve bir dayanıklılık
ekosistemi oluşturduğunu göstermektir.
Makale üç
bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde kuramsal çerçeve ve meşruluk erozyonu
kavramı tartışılmaktadır. İkinci bölümde “İktidar Sürdürme Ekosistemi” modeli
ve alt sistemler ayrıntılı biçimde sunulmaktadır. Üçüncü bölümde ise model
Türkiye örneği üzerinden çözümlenmekte ve karşılaştırmalı siyaset yazını
açısından çıkarımlar değerlendirilmektedir.
Bu çalışma,
demokratik gerileme yazınına iki katkı sunmayı amaçlamaktadır: Birincisi, iktidar
dayanıklılığını tekil baskı araçları yerine sistemsel bir mimari içinde
açıklamak ve ikincisi hukuksal meşruluk üretiminin bu mimarideki merkezi rolünü
kavramsallaştırmak.
AMAÇ VE
HEDEFLER
Bu
çalışmanın temel amacı meşruluk erozyonu yaşayan ancak seçimleri sürdüren
rejimlerde iktidarın hangi kurumsal ve siyasal mekanizmalar aracılığıyla
varlığını devam ettirdiğini çözümleyici bir model çerçevesinde açıklamaktır.
Çalışma, iktidar dayanıklılığını tekil baskı araçlarıyla değil, birbirine
eklemlenen alt sistemlerden oluşan bir ekosistem olarak kavramsallaştırmayı
hedeflemektedir.
Makale üç
temel soruya yanıt aramaktadır:
Siyasal meşruluğun aşındığı koşullarda iktidarın seçimli bir
rejim içinde varlığını sürdürebilmesini olanaklı kılan kurumsal düzenekler
nelerdir?
Bu düzenekler birbirleriyle nasıl etkileşime girerek yarışmayı
eşitsiz duruma getirmektedir?
Hukuksal meşruluk üretimi bu mimari içinde nasıl merkezi ve
bağlayıcı bir işlev üstlenmektedir?
Bu bağlamda
çalışma, “İktidar Sürdürme Ekosistemi” olarak adlandırılan bir model
önermektedir. Model, iktidarın siyasal alanı yalnızca baskı yoluyla değil,
hukuksal, yönetsel, ekonomik, bilişsel ve davranışsal müdahale alanlarında eş
zamanlı olarak işleyen yedi alt sistem aracılığıyla yapılandırdığını ileri
sürmektedir.
Çalışmanın
özel hedefleri şu şekilde sıralanabilir:
Meşruluk erozyonu kavramını sistemli biçimde tanımlamak ve
siyasal kopuş (iktidardan ayrılma) ile neden her zaman sonuçlanmadığını
açıklamak,
Yargının siyasallaşmasını, diğer müdahale alanlarına hukuksal
zemin sağlayan “merkezi bağlayıcı alt sistem” olarak kavramsallaştırmak,
İktidar sürdürme mekanizmalarını listelemek yerine,
hiyerarşik ve etkileşimli bir sistem çözümlemesi çerçevesinde yeniden
düzenlemek,
Türkiye örneğini, karşılaştırmalı siyaset yazınına katkı
sağlayacak biçimde çözümleyici bir olay olarak değerlendirmek.
Bu çalışma
normatif bir rejim değerlendirmesi yapmayı değil, seçimlerin sürdüğü ancak yarışmanın
yapısal olarak eşitsizleştiği bir siyasal düzenin işleyiş mantığını çözümlemeyi
amaçlamaktadır. Böylece demokratik gerileme yazınında sıklıkla vurgulanan
“otoriterleşme” kavramı, kurumsal düzeyde işleyen bir alt sistem mimarisi
üzerinden yeniden ele alınmaktadır.
ARAŞTIRMA
SORULARI
Bu çalışma
aşağıdaki temel araştırma ve alt araştırma sorularına yanıt aramaktadır:
Temel
Araştırma Sorusu
Meşruluk
erozyonu yaşayan ancak seçimlerin sürdüğü rejimlerde iktidar, siyasal kopuşu
engelleyerek varlığını hangi kurumsal ve sistemsel mekanizmalar aracılığıyla
sürdürebilmektedir?
Alt
Araştırma Soruları
İktidarın dayanıklılığını sağlayan alt sistemler nelerdir ve
bu alt sistemler nasıl bir hiyerarşik yapı içinde örgütlenmektedir?
Yargının siyasallaşması, diğer müdahale alanlarına hukuksal
zemin sağlayarak nasıl “merkezi bağlayıcı alt sistem” işlevi görmektedir?
Bu alt sistemler siyasal yarışmayı hangi tür maliyetler
üzerinden (hareket maliyeti, belirsizlik maliyeti, katılım maliyeti, bağımlılık
maliyeti vb.) eşitsiz duruma getirmektedir?
Türkiye örneğinde bu alt sistemler nasıl somutlaşmakta ve
birbirleriyle nasıl etkileşime girerek bir “iktidar sürdürme ekosistemi”
oluşturmaktadır?
Önerilen model, karşılaştırmalı siyaset yazınında yarışmacı
otoriterlik ve demokratik gerileme tartışmalarına hangi kuramsal katkıyı
sunmaktadır?
YÖNTEM
Bu çalışma
nitel bir araştırma tasarımına dayanmaktadır ve Türkiye örneğini çözümleyici
bir olay olarak ele almaktadır. Araştırmanın amacı betimleyici bir olay
kronolojisi sunmak değil, meşruluk erozyonu koşullarında iktidarın
sürdürülmesini olanaklı kılan kurumsal alt sistemleri kavramsallaştırmak ve bu
sistemlerin birbirleriyle nasıl etkileşime girdiğini açıklamaktır.
Araştırma
Tasarımı
Çalışma,
kuramsal model geliştirme ile olay temelli kurumsal çözümleme yaklaşımını
birleştirmektedir. Öncelikle demokratik gerileme ve yarışmacı otoriterlik yazınından
hareketle çözümleyici bir “iktidar sürdürme ekosistemi” modeli kurulmakta ve
ardından Türkiye örneği bu model çerçevesinde çözümlenmektedir. Türkiye bu
bağlamda, seçimlerin sürdüğü, siyasal yarışmanın şekilsel olarak devam ettiği,
ancak kurumsal müdahalelerin yoğunlaştığı bir olay olarak seçilmiştir. Bu nedenle çalışma tekil bir ülke incelemesi
olmakla birlikte kuramsal olarak genellenebilir bir model üretmeyi
hedeflemektedir.
Çözümleyici
Yaklaşım
Araştırma üç
aşamalı bir çözümleyici strateji izlemektedir:
Kavram
Oluşturma: Meşruluk
erozyonu ve siyasal dayanıklılık kavramları tanımlanmakta, alt sistem yaklaşımı
geliştirilmekte ve hiyerarşik bir model önerilmektedir.
Sistem Çözümlemesi:
İktidar sürdürme
ekosistemi yedi alt sistem üzerinden çözümlenmekte, her alt sistem müdahale
alanı, ürettiği siyasal maliyet ve sistem içi işlev açısından çözümlenmektedir.
Olay
Uygulaması: Türkiye
örneği, modelde tanımlanan alt sistemlerin somutlaşma biçimleri üzerinden
incelenmektedir. Bu aşamada amaç nedensel zincirleri ortaya koymak ve alt
sistemler arasındaki etkileşimi göstermektir.
Veri
Kaynakları
Çalışma,
ikincil veri ve kurumsal belgelerden yararlanmaktadır. Bunlar arasında yasal
düzenlemeler ve anayasal değişiklikler, yargı ve yönetsel karar örnekleri, resmi
istatistikler ve kamuya açık belgeler ve akademik yazın ve karşılaştırmalı
siyaset çalışmaları yer almaktadır. Çalışma nicel bir ölçümleme yapmayı değil,
kurumsal dönüşümün yapısal mantığını ortaya koymayı hedeflemektedir.
Yöntemsel
Sınırlar
Bu araştırma
normatif bir rejim değerlendirmesi sunmamaktadır. Amaç, siyasal gelişmeleri
değer yargısı üzerinden değil, sistemsel işleyiş mantığı üzerinden çözümlemektir.
Ayrıca çalışma, nedensel genelleme savı taşımamakta, ancak önerilen modelin
karşılaştırmalı siyaset yazınında uygulanabilir bir çerçeve sunduğunu ileri
sürmektedir.
KAVRAMSAL
ÇERÇEVE
Meşruluk
Erozyonu ve Siyasal Kopuş Sorunu
Demokratik
kuramda siyasal meşruluk, iktidarın seçimler yoluyla yenilenebilirliğini
güvence altına alan temel dayanaklardan biridir. Seçmen desteğinin azalması,
ekonomik başarımın düşmesi veya kurumsal aşınma, normal koşullarda iktidarın el
değiştirmesiyle sonuçlanmalıdır. Bu durum, demokratik hesap verebilirliğin
işleyiş mantığını oluşturur. Ancak bazı rejimlerde meşruluk erozyonu siyasal
kopuşa dönüşmemektedir. Seçimlerin sürdüğü, muhalefetin şekilsel olarak var
olduğu, siyasal yarışmanın tamamen ortadan kalkmadığı bu bağlamlarda iktidar,
zayıflayan toplumsal desteğine karşın varlığını koruyabilmektedir. Bu durum
klasik demokratik geçiş ya da otoriterleşme modelleriyle tam olarak
açıklanamayan bir ara duruma işaret etmektedir. Bu çalışma, söz konusu ara
durumu “meşruluk erozyonu koşullarında iktidarın sürdürülmesi” olarak
kavramsallaştırmaktadır. Meşruluk erozyonu, yalnızca oy kaybı anlamına gelmez.
Kurumsal güvenin zayıflaması, temsil adaletinin sorgulanması ve denge-denetim
mekanizmalarının aşınmasıyla birlikte ortaya çıkan yapısal bir süreçtir. Ancak
bu süreç, otomatik olarak iktidar değişimine yol açmayabilir. Dolayısıyla temel
kuramsal soru şudur: Meşruluk aşınırken siyasal kopuş neden
gerçekleşmemektedir? Bu makale, bu sorunun yanıtını sistemsel bir mimari içinde
aramaktadır.
Yarışmacı
Rejimlerde Eşitsizleşme
Demokratik
gerileme yazını, seçimlerin sürdüğü ancak siyasal alanın giderek eşitsizleştiği
rejimleri farklı kavramlarla açıklamaktadır: yarışmacı otoriterlik, seçimli
otokrasi, hibrit rejim vb. Bu yaklaşımların ortak noktası, seçimlerin varlığını
koruduğu ancak yarışmanın yapısal olarak bozulduğu saptamasıdır. Bu çalışma söz
konusu yazını şu noktadan katkı sunmaktadır: Yarışma yalnızca baskı yoluyla
değil, maliyet üretimi yoluyla da eşitsizleşir. Siyasal aktörler için hareket
maliyeti artabilir, belirsizlik maliyeti yükseltilebilir, katılım maliyeti
artırılabilir ve kopuş maliyeti yükseltilebilir. Bu maliyetler doğrudan
yasaklamalarla değil, kurumsal müdahaleler, hukuksal düzenlemeler ve yönetsel
yeniden yapılandırmalar aracılığıyla üretilebilir. Böylece seçimler şekilsel
olarak sürerken, yarışma gerçekte eşitsiz duruma gelebilir.
İktidar
Sürdürme Ekosistemi Yaklaşımı
Bu çalışma,
iktidar dayanıklılığını tekil müdahaleler yerine birbirine eklemlenen alt
sistemlerden oluşan bir ekosistem olarak ele almaktadır. “İktidar Sürdürme
Ekosistemi”, meşruluk erozyonu koşullarında siyasal kopuşu engelleyen kurumsal
ve davranışsal düzeneklerin bütününü ifade etmektedir. Bu ekosistem çok
katmanlıdır, hiyerarşik olarak örgütlenmiştir, alt sistemler arası bağımlılık
ilişkileri içerir ve hukuksal meşruluk üretimi etrafında odaklanır. Modelde
yedi alt sistem tanımlanmaktadır. Bu alt sistemler farklı müdahale alanlarına
sahip olmakla birlikte birbirlerini tamamlayıcı biçimde çalışmaktadır.
Hukuk
Devleti Görünümü ve Hukukun Üstünlüğü Ayrımı
Modelin
merkezinde yer alan “Yargının Siyasallaşması”, yalnızca yargı bağımsızlığının
zayıflaması anlamına gelmez. Burada önemli olan ayrım şudur: Hukuk devleti
görünümü korunabilir, ancak hukukun üstünlüğü ilkesi aşındırılabilir. Hukuk
devleti görünümü, normatif çerçevenin ve şekilsel kuralların varlığını ifade
eder. Hukukun üstünlüğü ise bu kuralların siyasal iktidardan bağımsız ve eşit
biçimde uygulanmasını gerektirir. Yargının siyasallaşması sürecinde, hukuksal
çerçeve bütünüyle ortadan kalkmaz, aksine müdahaleler hukuksal form içinde
gerçekleştirilir. Böylece sistem, açık otoriterleşmeden çok hukuksal meşruluk
üretimi üzerinden işler. Bu nedenle yargı, modelde “Merkezi Bağlayıcı Alt
Sistem” olarak konumlandırılmaktadır. Çünkü diğer müdahalelerin hukuksal
zeminini üretir ve sistemin bütünlüğünü sağlar.
Sistemsel
Yaklaşımın Katkısı
Bu kavramsal
çerçeve üç noktada yazına katkı sunmaktadır: İktidar dayanıklılığını tekil
baskı araçlarıyla değil, kurumsal mimari üzerinden açıklamak, siyasal yarışmanın
eşitsizleşmesini maliyet üretimi kavramı üzerinden çözümlemek ve hukuksal meşruluk
üretimini sistemin temel bağlayıcı unsuru olarak konumlandırmak. Bu yaklaşım,
Türkiye örneğini yalnızca bir demokratik gerileme olayı olarak değil, kurumsal
olarak örgütlenmiş bir iktidar sürdürme modeli olarak değerlendirmeye olanak
sağlamaktadır.
KURAMSAL
ÇERÇEVE VE DAYANDIĞI KURAMLAR
Bu çalışma
üç ana kuramsal eksene dayanmaktadır: Demokratik Gerileme Kuramı (Democratic
Backsliding), Yarışmacı Otoriterlik Kuramı (Competitive
Authoritarianism) ve Otoriter Dayanıklılık ve Kurumsal Uyum Kuramı
(Authoritarian Resilience). Bunlara ek olarak çalışmanın merkezinde Hukukun
Araçsallaştırılması ve Otoriter Hukuksallık (Autocratic Legalism)
yaklaşımı yer almaktadır.
Demokratik
Gerileme Kuramı
Demokratik
gerileme yazını (Bermeo, Levitsky ve Ziblatt vb.), çağdaş rejim dönüşümlerinin
artık ani darbelerle değil, kurumların kademeli aşınması yoluyla
gerçekleştiğini ileri sürmektedir. Bu yaklaşımın temel varsayımı şudur: Demokrasi
bir anda yıkılmaz ve denge-denetim mekanizmalarının sistemli zayıflatılmasıyla
aşınır. Ancak bu yazın çoğunlukla şu soruya odaklanır: Demokrasi nasıl geriler?
Bu çalışma ise farklı bir soru sorar: Gerilemeye karşın iktidar nasıl
sürdürülür? Bu nedenle çalışma, demokratik gerileme kuramını başlangıç noktası
olarak alır ancak açıklamayı iktidarın dayanıklılığı üzerinden genişletir.
Bu yaklaşım, seçimlerin devam
ettiği ancak denge-denetim mekanizmalarının zayıflatıldığı süreçlere odaklanır.
Bermeo (2016), günümüz gerileme biçimlerinin “yürütmenin yetki genişletmesi” (executive
aggrandizement) üzerinden işlediğini vurgular. Yürütmenin anayasal araçları
kullanarak yetki alanını genişletmesi anlamına gelir. Levitsky ve Ziblatt
(2018) ise demokratik kurumların şekilsel olarak korunurken uygulamada
aşındırılabileceğini göstermektedir. Ancak bu yazın çoğunlukla demokrasinin
nasıl gerilediğini açıklarken, meşruluk erozyonuna karşın iktidarın nasıl
sürdürüldüğünü ikincil planda bırakmaktadır. Bu çalışma ise söz konusu boşluğu
doldurmayı amaçlamaktadır.
Yarışmacı
Otoriterlik Kuramı
Levitsky ve
Way’in geliştirdiği yarışmacı otoriterlik kuramı, seçimlerin sürdüğü ancak
siyasal yarışmanın eşitsizleştiği rejimleri açıklar. Bu kurama göre seçimler
vardır. Muhalefet tamamen yasaklanmamıştır. Ancak iktidar devlet kaynaklarını sistemli
biçimde kendisine üstünlük sağlayıcı şekilde kullanır. Bu yaklaşım yarışmanın
varlığını kabul eder ancak adil olmadığını vurgular. Bu makale bu kuramı bir
adım ileri taşımaktadır. Yarışmanın eşitsizleşmesini yalnızca devlet
kaynaklarının kötüye kullanımıyla değil, çok katmanlı bir alt sistem
mimarisiyle açıklamaktadır. Bu rejimlerde muhalefet yasaklanmaz ve seçimler düzenli yapılır. Ancak
yarış eşit değildir. Way (2015), bu tür rejimlerin dayanıklılığını kurumsal denetim
ve kaynak dağıtımı üzerinden açıklar. Bu makale, yarışmanın eşitsizleşmesini
yalnızca kaynak kullanımıyla değil, çok katmanlı bir alt sistem mimarisi
üzerinden açıklayarak bu kuramı genişletmektedir.
Otoriter
Dayanıklılık Kuramı
Otoriter
dayanıklılık yazını (Nathan, Geddes vb.), bazı rejimlerin neden uzun süre
ayakta kaldığını açıklamaya çalışır. Bu yaklaşıma göre dayanıklılık kurumsal uyum,
seçici reform, seçkinlerin koalisyon yönetimi ve kaynak dağıtımı gibi
mekanizmalarla sağlanır. Ancak bu yazın genellikle otoriter rejimlere
odaklanır. Bu çalışma ise seçimlerin sürdüğü ve demokratik formun tamamen
ortadan kalkmadığı bir bağlamda dayanıklılığı çözümlemektedir. Böylece otoriter
dayanıklılık kuramı ile demokratik gerileme yazını arasında bir köprü
kurmaktadır. Geddes (1999), otoriter rejim türlerinin kurumsal yapılarının
dayanıklılığı etkilediğini gösterirken; Magaloni (2008), kaynak dağıtımı ve
siyasal denetimin seçimli otoriter sistemlerde kararlılık sağlayabildiğini
ortaya koyar. Ancak bu yazın çoğunlukla açık otoriter rejimlere
odaklanmaktadır. Bu çalışma, seçimlerin sürdüğü ve demokratik biçemin tamamen
ortadan kalkmadığı bağlamda dayanıklılığı çözümleyerek yazını genişletmektedir.
Hukukun
Araçsallaştırılması ve Otoriter Hukuksallık
Son dönemde
“otoriter hukuksallık” (autocratic legalism) (Scheppele) ve “yargısal
darbe” (lawfare) kavramları hukukun siyasal yarışma içinde
araçsallaştırılmasını açıklamak için geliştirilmiştir. Bu yaklaşıma göre hukuk
askıya alınmaz. Aksine hukuk, siyasal hedefler doğrultusunda yeniden
yorumlanır. Müdahaleler yasal çerçeve içinde yapılır. Bu çalışma bu yaklaşımı
genişleterek yargıyı “Merkezi Bağlayıcı Alt Sistem” olarak konumlandırmaktadır.
Yani yargı sadece bir araç değil, diğer müdahale alanlarının meşruluk üretim
merkezidir. Son yıllarda Kim Lane Scheppele (2018) tarafından geliştirilen “otokratik
hukuksallık” kavramı, hukukun askıya alınmadan, aksine hukuksal araçlar yoluyla
otoriterleşmenin gerçekleştirilebileceğini ileri sürmektedir. Benzer biçimde
“lawfare” yazını (Comaroff ve Comaroff, 2006), hukukun siyasal mücadelede
stratejik biçimde kullanılabileceğini göstermektedir. Bu çerçevede yargı,
yalnızca bağımsızlığını yitiren bir kurum değil, siyasal yarışmayı
şekillendiren etkili bir araç durumuna gelebilir. Bu çalışma, söz konusu
yaklaşımı bir adım ileri taşıyarak yargıyı “Merkezi Bağlayıcı Alt Sistem”
olarak kavramsallaştırmaktadır. Yargı, diğer müdahale alanlarının hukuksal meşruluğunu
üretmekte ve sistemin bütünlüğünü sağlamaktadır.
Sistem
Kuramı ve Kurumsal Ekosistem Yaklaşımı
Çalışmanın
özgün katkısı, yukarıdaki kuramları sistem kuramı bakış açısıyla
birleştirmesidir. Sistem kuramına göre kurumlar tekil ve bağımsız değildir. Alt
sistemler birbirine bağımlıdır. Bir merkezi düğüm sistemi kararlılığa
ulaştırabilir. Bu çerçevede “İktidar Sürdürme Ekosistemi” merkezi bağlayıcı alt
sistem (yargı), yürütme alt sistemleri, kaynak üretim sistemi, yarışma tasarım
sistemi ve toplumsal zemin sistemlerinden oluşan hiyerarşik bir yapı olarak
kavramsallaştırılmaktadır. Sistem yaklaşımı (Easton, 1965; Luhmann, 1995),
siyasal yapıları birbirine bağımlı alt sistemlerden oluşan bütünler olarak ele
alır. Easton’a göre siyasal sistem, girdiler ve çıktılar arasında işleyen devingen
bir yapıdır. Luhmann ise alt sistemlerin kendi işleyiş mantıklarına sahip
olduğunu ancak bütün sistem içinde işlev gördüğünü vurgular. Bu çalışma, söz
konusu sistem yaklaşımından esinlenerek iktidar dayanıklılığını tekil
müdahaleler yerine alt sistemler arası etkileşim üzerinden açıklamaktadır.
Bu çalışma demokratik
gerileme kuramını genişletmekte, yarışmacı otoriterlik kuramını derinleştirmekte,
otoriter dayanıklılık kuramını seçimli bağlama taşımakta ve hukukun
araçsallaştırılması yazınını sistem düzeyine çıkarmaktadır. Bütün bunları
Türkiye örneği üzerinden çözümleyici bir model içinde birleştirmektedir.
İKTİDAR
SÜRDÜRME EKOSİSTEMİ MODELİNİN KURAMSAL OLARAK OLUŞTURULMASI
Sorundan Modele: Kuramsal Hareket Noktası
Bu model,
demokratik gerileme yazınındaki temel bir boşluktan hareketle oluşturulmuştur.
Bu boşluk meşruluk erozyonu yaşayan rejimlerde siyasal kopuşun neden her zaman
gerçekleşmediği sorusu üzerinde odaklanmaktadır. Klasik demokratik kuramda meşruluk
kaybı, iktidarın seçim yoluyla el değiştirmesiyle sonuçlanmalıdır. Ancak çağdaş
seçimli rejimlerde meşruluk erozyonu, otomatik olarak iktidar değişimi
üretmemektedir. Bu durum, siyasal yarışmanın yalnızca seçim sonuçları üzerinden
değil, kurumsal müdahale kapasitesi üzerinden şekillendiğini göstermektedir. Bu
noktadan hareketle model şu varsayımı temel alır: İktidarın sürekliliği,
toplumsal rızanın sürekliliğine değil, yarışmayı yapısal olarak eşitsiz duruma
getiren kurumsal bir mimariye dayanabilir. Dolayısıyla açıklama düzeyi tekil
araçlardan çok sistem düzeyine taşınmalıdır.
Sistem
Varsayımı: İktidarın Kurumsal Ekosistemi
Model,
sistem kuramından esinlenmektedir. Siyasal yapı, birbirinden bağımsız araçların
toplamı değil, işlevsel olarak birbirine bağlı alt sistemlerden oluşan bir
bütün olarak ele alınmaktadır. Bu çerçevede üç temel varsayım benimsenmektedir:
Çok
Katmanlılık Varsayımı: İktidar sürdürme tek bir müdahale alanına dayanmaz. Hukuksal, yönetsel,
ekonomik, bilişsel ve davranışsal alanlarda eş zamanlı işleyen düzenekler
gerekir.
Hiyerarşik
Örgütlenme Varsayımı: Alt sistemler eşit düzeyde değildir. Bazı sistemler diğerlerine zemin
üretir ve bağlayıcı rol oynar.
Hukuksal Meşruluk
Görüntüsü Varsayımı: Seçimlerin
sürdüğü rejimlerde açık baskı yerine, hukuksal meşruluk görüntüsü korunarak
müdahale edilir.
Bu üç
varsayım birleştiğinde, iktidar sürdürme süreci bir “ekosistem” olarak
kavramsallaştırılabilir.
Merkezi
Bağlayıcı Alt Sistem Olarak Yargı
Modelin
kuramsal inşasında en kritik adım yargının konumlandırılmasıdır. Yargının
siyasallaşması yalnızca bir kurumsal zayıflama değildir, diğer müdahale
alanlarına hukuksal zemin üretme kapasitesidir. Bu nedenle yargı siyasal
yasakları meşrulaştırır, yerel müdahaleleri hukuksal çerçeveye oturtur, siyasal
alan tasarımını normatif olarak savunulabilir kılar ve korku ve belirsizlik
üretimini hukuksal süreçlere bağlar. Bu işlev, yargıyı model içinde “Merkezi
Bağlayıcı Alt Sistem” konumuna yerleştirir. Kuramsal olarak bu hukukun
araçsallaştırılması yazınının sistem düzeyine taşınması anlamına gelmektedir.
Maliyet
Üretimi Mekanizması
Modelin
ikinci kuramsal ayağı, siyasal yarışmanın maliyet üretimi yoluyla eşitsizleşmesi
varsayımıdır. Seçimlerin sürdüğü rejimlerde yarışma tamamen ortadan
kaldırılamaz. Ancak yarışma şu yollarla maliyetlendirilebilir: Hareket maliyeti
(örgütlenme ve kampanya engelleri), belirsizlik maliyeti (öngörülemez yargısal
süreçler), katılım maliyeti (korku ve soruşturma tehdidi) ve bağımlılık
maliyeti (kaynak dağıtımı yoluyla sadakat üretimi). Bu maliyetler farklı alt
sistemler tarafından üretilir ancak sistemli olarak birbirini tamamlar. Böylece
siyasal kopuşun maliyeti artar. Bu yaklaşım, yarışmacı otoriterlik kuramını
maliyet kuramıyla birleştirmektedir.
Alt
Sistemlerin Türetilmesi
Modelde yer
alan yedi alt sistem müdahale alanlarına göre türetilmiştir. Türetim mantığı şu
şekildedir:
Hukuksal Alan: Yargının Siyasallaşması
Yönetsel Alan: Bürokratik Partizanlaşma
Siyasal Alan: Yerel Yönetimlerde Yetki Daraltma
Ekonomik Alan: Kaynak ve Rant Dağıtımı
Kamusal Alan: Siyasal Alan Tasarımı
Bilişim Alanı: Bilgi ve Algı Yönetimi
Davranışsal Alan: Korku ve Caydırma
Bu alanlar,
siyasal yarışmanın gerçekleştiği temel düzlemleri temsil etmektedir. Model, bu
düzlemlerin eş zamanlı müdahale altında tutulmasının iktidar dayanıklılığını
artırdığını ileri sürmektedir.
Bu model üç
noktada özgündür: Demokratik gerileme yazınını sistem düzeyine taşımaktadır. Yargıyı
merkezi bağlayıcı alt sistem olarak konumlandırmaktadır. Yarışmanın eşitsizleşmesini
maliyet üretimi üzerinden açıklamaktadır. Böylece iktidar sürdürme, dağınık
araçların toplamı değil, hiyerarşik ve etkileşimli bir kurumsal mimari olarak çözümlenmektedir.
İKTİDAR
SÜRDÜRME EKOSİSTEMİNİN ALT SİSTEMLERİ
Meşruluk
erozyonu koşullarında iktidarın sürdürülmesi, tekil ve dağınık müdahalelerden çok
birbirini tamamlayan kurumsal alt sistemler aracılığıyla gerçekleşmektedir. Bu
alt sistemler farklı müdahale alanlarına yönelmekte ve farklı türde siyasal
maliyetler üretmekte ve sistemin bütünlüğü içinde belirli işlevler
üstlenmektedir.
Bu çerçevede
ilk ve merkezi alt sistem yargının siyasallaşmasıdır. Yargının siyasallaşması,
yargı kurumlarının şekilsel hukuksal çerçeve içinde etkinlik göstermeye devam
ediyor görünmesine karşın, kadro yapısı, atama süreçleri, dava mimarisi ve
karar üretim uygulamaları üzerinden siyasal iktidarın stratejik öncelikleri
doğrultusunda yeniden yapılandırılmasıdır. Bu alt sistem siyasal hareket
maliyeti, belirsizlik maliyeti ve caydırıcılık maliyeti üretmekte ve aynı
zamanda diğer müdahale alanlarına hukuksal meşruluk zemini sağlamaktadır. Hukuk
devleti görünümü korunurken hukukun üstünlüğünün aşınması bu sistemin ayırt
edici özelliğini oluşturmaktadır.
İkinci alt
sistem bürokratik partizanlaşmadır. Devlet kadrolarının liyakat temelli değil,
siyasal sadakat temelli biçimde yeniden yapılandırılması anlamına gelen bu
süreç kurumsal özerkliği zayıflatmakta ve karar alma mekanizmalarını yürütme
merkezine bağımlı kılmaktadır. Bürokratik partizanlaşma diğer alt sistemlerin
uygulanabilirliğini sağlayan yürütme kapasitesini üretmekte ve böylece meşruluğunu
yitirmiş sistemin devamını güvence altına almaktadır.
Üçüncü alt
sistem yerel yönetimlerde yetki daraltma ve merkezileştirme mekanizmalarıdır.
Yerel yönetimlerin yasal yetkilerinin merkezi düzeye aktarılması, mali denetim
araçlarının yoğunlaştırılması ve seçilmiş yerel aktörlerin görevden
alınabilmesi gibi uygulamalar farklı siyasal meşruluk odaklarının kurumsal
kapasitesini sınırlamaktadır. Bu alt sistem yönetim kapasitesi kaybı ve başarım
görünürlüğü azalması üzerinden siyasal maliyet üretmekte ve yerel düzeyde yarışmayı
eşitsiz duruma getirmektedir.
Dördüncü alt
sistem kaynak ve rant dağıtım mekanizmalarıdır. Kamu kaynaklarının, ihalelerin
ve ekonomik özendirmelerin seçici biçimde dağıtılması yoluyla siyasal sadakat
ağları oluşturulmakta ve kopuş maliyeti artırılmaktadır. Bu mekanizma, ekonomik
bağımlılık üretmek suretiyle siyasal seçkinler koalisyonunun sürekliliğini
sağlamaktadır. Böylece iktidar çevresinde çıkar temelli bir dayanıklılık
halkası oluşmaktadır.
Beşinci alt
sistem siyasal alanın tasarımıdır. Kamusal siyasal alanın kullanımına ilişkin kuralların
yeniden belirlenmesi, görünürlük kanallarının denetim altına alınması ve
siyasal yarışın eşit koşullardan uzaklaştırılması bu kapsamda
değerlendirilmelidir. Poster ve miting sınırlamaları, adaylık süreçlerine
yönelik müdahaleler veya kamusal alanın tek taraflı kullanımına izin verilmesi
gibi uygulamalar yarışma maliyeti ve görünürlük maliyeti üretmektedir. Bu alt
sistem siyasal oyunun kurallarını yeniden çizme işlevi görmektedir.
Altıncı alt
sistem bilgi ve algı yönetimidir. Bilgi akışının denetimi, medya yapısının
yeniden düzenlenmesi ve siyasal gündemin seçici biçimde belirlenmesi yoluyla
seçmenlerin değerlendirme kapasitesi sınırlandırılmaktadır. Bu sistem doğrudan
baskıdan çok algısal yönlendirme maliyeti üretmekte ve kamusal tartışmanın
çoğulluğunu daraltmaktadır.
Yedinci alt
sistem korku ve caydırma mekanizmalarıdır. Sürekli soruşturma tehdidi, uzun
yargı süreçleri, tutuklamalar ve yarı-resmi ve paramiliter güç yapılanmaları
gibi araçlar siyasal katılımın maliyetini artırmaktadır. Bu alt sistem fiziksel
müdahalenin ötesinde psikolojik caydırıcılık üretmekte ve bireylerin siyasal
hareketlilik kapasitesini zayıflatmaktadır.
Bu alt
sistemler birbirinden bağımsız değil, karşılıklı olarak beslenen bir yapı
oluşturmaktadır. Yargının siyasallaşması diğer müdahalelere hukuksal zemin
sağlarken, bürokratik partizanlaşma uygulama kapasitesi üretmekte ve kaynak
dağıtımı sadakat ağlarını güçlendirmekte, bilgi ve korku mekanizmaları
toplumsal düzeyde kararlılığı sağlamaktadır. Böylece ortaya, baskıdan çok
maliyet üretimi ve kurumsal eş güdüm üzerinden işleyen bütüncül bir iktidar
sürdürme ekosistemi çıkmaktadır.
MODELİN YAPISAL MİMARİSİ
Aşağıdaki
çizelgede görüleceği üzere iktidar sürdürme ekosistemi, tekil ve bağımsız
müdahale araçlarından değil, farklı müdahale alanlarında maliyet üreten ve
birbirini tamamlayan alt sistemlerden oluşmaktadır. Her alt sistem belirli bir
kurumsal alanı hedef almakta ve siyasal hareket, siyasal yarışma, görünürlük,
katılım ya da kopuş maliyetini artırarak sistemin genel dayanıklılığını
güçlendirmektedir. Bu yapı içinde yargının siyasallaşması merkezi bağlayıcı rol
üstlenirken, bürokratik partizanlaşma uygulama kapasitesi üretmekte, kaynak
dağıtım mekanizmaları sadakat ağlarını pekiştirmekte ve bilgi ve korku
sistemleri toplumsal düzeyde kararlılık sağlamaktadır. Dolayısıyla model,
baskıdan çok maliyet üretimi ve kurumsal eş güdüm üzerinden işleyen bütüncül
bir iktidar sürdürme mimarisine işaret etmektedir. Bu kuramsal çerçeve
ışığında, aşağıdaki bölümde Türkiye örneği üzerinden söz konusu alt sistemlerin
somut işleyişi incelenecektir.
|
Çizelge 1: Meşruluk Erozyonu
Koşullarında İktidarın Sürdürülme Ekosisteminin Yapısal Bileşenleri |
||||
|
Alt Sistem |
Müdahale Alanı |
Ürettiği Maliyet |
Sistem İçi İşlev |
Temel Alt Unsurlar |
|
1. Yargının Siyasallaşması Sistemi |
Yargı kurumu, atama sistemi, dava süreçleri, üst
yargı |
Siyasal hareket maliyeti; belirsizlik maliyeti;
caydırıcılık maliyeti |
Siyasal müdahalelere hukuksal meşruluk üretmek;
rakipleri kurumsal araçlarla sınırlandırmak |
Kadro mühendisliği; dava mimarisi; karar
yönlendirme; hukuksal meşruluk simülasyonu |
|
2. Yerel Yönetimlerde Yetki Daraltma ve
Merkezileştirme Sistemi |
Yerel yönetim yapısı |
Yönetim kapasitesi kaybı |
İktidar seçeneği odaklarını zayıflatmak |
Yetki transferleri; kayyım uygulamaları; bütçe
denetimi; rantın merkezileştirilmesi |
|
3. Siyasal Alan Tasarım Sistemi |
Kamusal siyasal alan |
Görünürlük maliyeti; yarışma maliyeti |
Siyasal oyunun kurallarını fiilen yeniden çizmek |
Afiş ve miting sınırlamaları; adaylık müdahaleleri;
itibarsızlaştırma kampanyaları |
|
4. Bürokratik Partizanlaşma Sistemi |
Devlet kadroları |
Kurumsal özerklik kaybı |
Diğer alt sistemlere uygulama kapasitesi sağlamak |
Liyakat erozyonu; sadakat temelli atama;
devlet-parti bütünleşmesi |
|
5. Kaynak ve Rant Dağıtım Sistemi |
Ekonomik kaynaklar |
Bağımlılık üretimi; kopuş maliyeti |
Sadakat ağları oluşturmak; elit koalisyonunu
stabilize etmek |
Seçici kamu ihaleleri; teşvik ağları; merkezi mali
baskı |
|
6. Bilgi ve Algı Yönetimi Sistemi |
Bilgi akışı |
Algısal yönlendirme maliyeti |
Seçmen değerlendirme kapasitesini sınırlamak |
Medya denetimi; gündem belirleme; yanlış bilgi
üretimi |
|
7. Korku ve Caydırma Sistemi |
Davranışsal alan |
Katılım maliyeti; psikolojik caydırıcılık |
Siyasal hareketliliği bastırmak |
Sürekli soruşturma tehdidi; tutuklamalar; yarı-resmi
güç yapıları |
TÜRKİYE’DE
İKTİDAR SÜRDÜRME EKOSİSTEMİNİN İŞLEYİŞİ
Çizelgede kavramsallaştırılan
iktidar sürdürme ekosistemi, Türkiye örneğinde birbirini tamamlayan alt
sistemler üzerinden işleyen bütüncül bir yapıya karşılık gelmektedir. Bu yapı,
seçimlerin şekilsel olarak sürdüğü ancak siyasal yarışmanın eşitlikçi
niteliğinin aşındığı bir bağlamda, maliyet üretimi ve kurumsal eş güdüm yoluyla
iktidarın dayanıklılığını artırmaktadır.
Yargının
Siyasallaşması: Merkezi Bağlayıcı İşlev
Çizelgede birinci
alt sistem olarak tanımlanan yargının siyasallaşması, Türkiye örneğinde
sistemin merkezinde konumlanmaktadır. Yargı atama mekanizmalarının yürütme
organı ile artan kurumsal iç içeliği, üst yargı organlarının yeniden
yapılandırılması ve siyasal içerikli davaların zamanlaması bu sistemin
işleyişini göstermektedir. Siyasal aktörler hakkında açılan davalar, uzun
tutukluluk süreleri ve geniş kapsamlı soruşturma süreçleri yalnızca bireysel
yaptırım üretmemekte ve aynı zamanda siyasal hareket maliyetini artırmaktadır.
Belirsizlik üreten yargısal süreçler, muhalefetin örgütsel kapasitesini
zayıflatmakta ve caydırıcılık etkisi yaratmaktadır. Böylece hukuksal meşruluk görüntüsü
altında siyasal alan yeniden yapılandırılmaktadır.
Bürokratik
Partizanlaşma: Uygulama Kapasitesinin Üretimi
Dördüncü alt
sistem olarak tanımlanan bürokratik partizanlaşma, Türkiye’de özellikle üst
düzey kamu atamaları ve düzenleyici kurumlar üzerinden görünür duruma
gelmektedir. Liyakat ilkesinin zayıflaması ve sadakat temelli atamalar, kamu
kurumlarının özerkliğini daraltmakta ve karar alma süreçlerini yürütme
merkezine bağımlı kılmaktadır. Bu yapı, yargısal kararların uygulanmasından
yerel yönetim denetimlerine kadar uzanan geniş bir müdahale alanında yönetsel
süreklilik sağlamaktadır. Böylece modelde tanımlanan diğer alt sistemler uygulamada
işlerlik kazanmaktadır.
Yerel
Yönetimlerde Yetki Daraltma ve Merkezileştirme
İkinci alt
sistem kapsamında Türkiye’de yerel yönetimlerin yetki alanlarının daraltılması
ve mali denetimin yoğunlaştırılması dikkat çekmektedir. Merkezi hükümetin proje
onay süreçleri, bütçe transferleri ve borçlanma mekanizmaları üzerindeki denetimi
ve muhalefet partilerini dışlaması yerel yönetimlerin yürütme kapasitesini
sınırlamaktadır. Seçilmiş yerel yöneticilerin görevden alınabilmesi ve
yerlerine atama (kayyım ya da belediye meclis üyelerin istifa ederek iktidar
partisine katılmaları) yapılabilmesi ise farklı siyasal odakların kurumsal
sürekliliğini kesintiye uğratmaktadır. Bu durum, yerel düzeyde başarım temelli meşruluk
üretimini zorlaştırmakta ve yarışmayı eşitsiz duruma getirmektedir.
Kaynak ve
Rant Dağıtım Mekanizmaları
Beşinci alt
sistem olan kaynak ve rant dağıtımı, kamu ihaleleri, özendirme siyasaları ve “kamu-özel”
iş birliği projeleri üzerinden işlemektedir. Ekonomik kaynakların seçici
dağılımı, siyasal sadakat ağlarını güçlendirmekte ve kopuş maliyetini
artırmaktadır. Bu mekanizma yalnızca ekonomik aktörleri değil, medya sahipliği
yapısını ve iş dünyasının siyasal konumlanışını da etkilemektedir. Böylece
ekonomik bağımlılık ve bireysel çıkar ilişkileri siyasal dayanıklılığın önemli
bir unsuru durumuna gelmektedir.
Siyasal
Alanın Tasarımı
Üçüncü alt
sistem olarak kavramsallaştırılan siyasal alan tasarımı, Türkiye’de kamusal alanın
kullanımı ve kampanya süreçleri üzerinden görünür olmaktadır. Miting izinleri,
afiş ve billboard düzenlemeleri ile adaylık süreçlerine ilişkin müdahaleler
görünürlük maliyetini artırmaktadır. Yarışma şekilsel olarak sürmekte, ancak
eşit erişim koşulları aşınmaktadır. Bu durum siyasal oyunun kurallarını yeniden
tanımlamaktadır.
Bilgi ve
Algı Yönetimi
Altıncı alt
sistem olan bilgi ve algı yönetimi, medya yapısındaki yoğunlaşma, düzenleyici
kurumların yaptırım yetkileri ve sayısal bilgi alanındaki yönlendirmeler
üzerinden işlemektedir. Enformasyon akışının tek yönlü duruma gelmesi ve
gündemin seçici biçimde belirlenmesi seçmen değerlendirme kapasitesini
sınırlamaktadır. Bu mekanizma doğrudan baskıdan çok algısal çerçeveleme yoluyla
etki üretmektedir ve diğer alt sistemlerin görünürlüğünü azaltma işlevi
görmektedir.
Korku ve
Caydırma Mekanizmaları
Yedinci alt
sistem olan korku ve caydırma mekanizmaları, soruşturma ve dava süreçlerinin
yaygınlığı, protesto alanlarının sınırlandırılması ve siyasal risk algısının
yükselmesi üzerinden işlemektedir. Toplumda bir korku ortamı yaratılmakta ve
özellikle ifade özgürlüğü baskı altına alınmaktadır. Siyasal katılımın maliyeti
yükselmekte ve bireylerin siyasal hareketlilik kapasitesi zayıflamaktadır. Bu
alt sistem, özellikle yargının siyasallaşması ile birlikte çalışarak, hukuksal
belirsizliği psikolojik caydırıcılığa dönüştürmektedir.
Türkiye
örneğinde alt sistemler birbirinden bağımsız değildir. Karşılıklı olarak
beslenen ve eş güdümlü çalışan bir yapı oluşturmaktadır. Yargı hukuksal
çerçeveyi üretirken, bürokrasi uygulama kapasitesi sağlamakta, kaynak dağıtımı
sadakat ağlarını pekiştirmekte ve bilgi ve korku mekanizmaları toplumsal kararlılığı
maliyet üretimi yoluyla sağlamaktadır. Bu nedenle Türkiye’de gözlemlenen yapı,
klasik otoriter baskı modelinden çok, yüksek katmanlı maliyet üretimine dayalı
bir iktidar sürdürme ekosistemine işaret etmektedir.
MODELİN
TÜRKİYE YAZININA KATKISI VE YARIŞMACI OTORİTERLİK KURAMIYLA İLİŞKİSİ
Türkiye Yazınına
Katkı
Türkiye üzerine yapılan
çalışmalar büyük ölçüde demokratik gerileme, yarışmacı otoriterlik, yürütmenin
yetki genişletmesi veya kurumsal erozyon kavramları etrafında şekillenmiştir.
Bu çalışmalar önemli saptamalar sunmakla birlikte, çoğu zaman müdahale
araçlarını tek tek incelemekte, ancak bu araçların nasıl bütüncül bir sistem
oluşturduğunu yeterince modellememektedir. Bu makalede önerilen İktidar
Sürdürme Ekosistemi Modeli yazına üç temel katkı sunmaktadır: Birincisi,
müdahaleleri kategorik değil sistemsel olarak ele almaktadır. Yargı, bürokrasi,
medya veya ekonomi ayrı ayrı incelenmemekte ve bunların karşılıklı etkileşim
içinde nasıl bir dayanıklılık mimarisi oluşturduğu gösterilmektedir. İkincisi,
baskı kavramı yerine “maliyet üretimi” kavramını merkeze almaktadır. Model,
iktidarın doğrudan yasaklama veya kapatma yoluna gitmekten çok siyasal hareket,
yarışma, görünürlük ve katılım maliyetlerini artırarak alanı eşitsizleştirdiğini
ileri sürmektedir. Bu yaklaşım, Türkiye’deki siyasal düzenin neden şekilsel seçimleri
sürdürürken yarışmayı sınırlayabildiğini açıklamaktadır. Üçüncüsü, yargının
siyasallaşmasını merkezi bağlayıcı alt sistem olarak konumlandırarak hukuksal
meşruluk üretiminin iktidar sürdürme stratejisindeki rolünü görünür
kılmaktadır. Böylece hukuk devleti görünümü ile hukukun üstünlüğü arasındaki
ayrım modelin kurucu unsuru durumuna gelmektedir. Bu yönleriyle model,
Türkiye’deki demokratik aşınmayı yalnızca normatif bir gerileme olarak değil,
kurumsal eş güdümle işleyen bir sürdürülebilirlik stratejisi olarak
kavramsallaştırmaktadır.
Yarışmacı
Otoriterlik Kuramından Ayrışma
Yarışmacı
otoriterlik kuramı (Levitsky ve Way), seçimlerin sürdüğü ancak iktidarın devlet
kaynaklarını sistemli biçimde kullanarak yarışmayı eşitsizleştirdiği rejimleri
tanımlamaktadır. Türkiye sıklıkla bu çerçevede değerlendirilmiştir. Ancak
İktidar Sürdürme Ekosistemi Modeli, bu kuramdan üç önemli noktada
ayrılmaktadır: Birinci ayrışma, çözümleyici düzeydedir. Yarışmacı otoriterlik yazını
rejim tipolojisine odaklanırken, bu model rejim tipinden çok işleyiş
mekanizmasına odaklanmaktadır. Soru “rejim nedir?” değil, “iktidar nasıl
sürdürülmektedir?” olmaktadır. İkinci ayrışma, yapısal bütünlük vurgusudur. Yarışmacı
otoriterlik çalışmaları çoğu zaman medya denetimi, devlet kaynaklarının
kullanımı veya seçim adaletsizliği gibi alanları ayrı ayrı incelemektedir. Bu
model ise bu alanların bir ekosistem mantığı içinde nasıl eş güdümlü
çalıştığını göstermektedir. Üçüncü ayrışma, hukuksal meşruluk üretimine verilen
merkezi roldür. Yarışmacı otoriterlik yaklaşımı devlet kaynaklarının
kullanımına ve seçim eşitsizliğine odaklanırken, bu model yargının
siyasallaşmasını sistemin merkezi bağlayıcı mekanizması olarak tanımlamakta ve
hukuksal meşruluk görüntüsünü iktidar dayanıklılığının anahtarı olarak
görmektedir. Dolayısıyla önerilen model, yarışmacı otoriterlik çerçevesini
reddetmemekte, ancak onu aşarak daha mikro-düzeyli, süreç odaklı ve kurumsal eş
güdüm temelli bir açıklama sunmaktadır.
Modelin
Kuramsal Özgünlüğü ve Genellenebilirliği
Önerilen
İktidar Sürdürme Ekosistemi Modeli, demokratik gerileme yazınına yalnızca yeni
bir olay okuması değil, yeni bir çözümleyici çerçeve sunmayı amaçlamaktadır.
Modelin kuramsal özgünlüğü üç temel noktada ortaya çıkmaktadır.
Rejim
Tipinden Süreç Çözümlemesine Geçiş: Mevcut yazın büyük ölçüde rejim sınıflandırmalarına
odaklanmaktadır. Demokratik, hibrit, yarışmacı otoriter veya kapalı otoriter
gibi kategoriler siyasal sistemlerin tipolojik konumunu belirlemeyi amaçlamaktadır.
Buna karşılık bu model, rejimin ne olduğundan çok iktidarın nasıl
sürdürüldüğüne odaklanmaktadır. Bu yaklaşım, demokratik gerilemeyi bir “durum”
değil, bir “işleyiş mekanizması” olarak ele almaktadır. Böylece çözümleme,
normatif değerlendirmeden çok kurumsal süreç çözümlemesine kaymaktadır.
Baskıdan
Çok Maliyet Üretimi Vurgusu: Modelin ikinci özgün yönü, otoriterleşmeyi doğrudan baskı
veya kapatma üzerinden değil, maliyet üretimi üzerinden açıklamasıdır. Siyasal
hareket maliyeti, görünürlük maliyeti, yarışma maliyeti, katılım maliyeti ve
kopuş maliyeti gibi kavramsal araçlar, müdahalelerin nasıl çalıştığını çözümleyici
olarak ayrıştırmaya olanak vermektedir. Bu yaklaşım özellikle seçimlerin
sürdüğü rejimlerde iktidarın neden açık baskıya başvurmadan dayanıklılık
üretebildiğini açıklamada üstünlük sağlamaktadır. Sistem, alanı kapatmak yerine
eşitsizleştirmektedir.
Hukuksal
Meşruluk Üretiminin Merkezi Konumu: Modelin üçüncü ve belki de en ayırt edici yönü, yargının
siyasallaşmasını merkezi bağlayıcı alt sistem olarak konumlandırmasıdır. Hukuk
devleti görünümünün korunması, ancak hukukun üstünlüğünün aşındırılması,
sistemin sürdürülebilirliğini sağlayan temel mekanizma olarak ele alınmaktadır.
Bu vurgu, demokratik gerilemenin yalnızca siyasal veya ekonomik değil, “normatif-hukuksal”
bir boyutunun bulunduğunu göstermektedir. Meşruluk tamamen ortadan
kaldırılmamakta fakat yeniden üretilmekte ve tanımlanmaktadır.
Modelin
Genellenebilirliği: İktidar
Sürdürme Ekosistemi Modeli yalnızca Türkiye’ye özgü bir açıklama değildir.
Seçimlerin sürdüğü ancak yarışmanın eşitsizleştiği pek çok siyasal bağlamda
benzer alt sistemlerin farklı yoğunluklarda ortaya çıktığı gözlemlenebilir. Model,
şu koşullar altında uygulanabilir niteliktedir: Seçimlerin şekilsel olarak
devam ettiği, yargı ve bürokrasi üzerinde yürütme etkisinin arttığı, Devlet
kaynaklarının seçici biçimde dağıtıldığı, bilgi akışının yoğun biçimde denetim
altında tutulduğu ve siyasal katılımın maliyetlendirildiği rejimler. Alt
sistemlerin yoğunluğu ve ağırlık merkezi ülkeye göre değişebilir. Örneğin bazı
rejimlerde bilgi ve algı yönetimi daha belirleyici olabilirken, bazı
bağlamlarda korku ve caydırma mekanizmaları öne çıkabilir. Ancak modelin temel savı
bu unsurların eş güdümlü bir yapı oluşturduğudur. Dolayısıyla model, yarışmacı
otoriterlik yazınını tamamlayıcı ve süreç odaklı bir genişleme olarak
düşünülebilir. Rejim tipini tanımlamak yerine, iktidarın dayanıklılık üretme
mekanizmalarını açıklamaktadır.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışma,
meşruluk erozyonu koşullarında iktidarın nasıl sürdürüldüğünü açıklamak
amacıyla “İktidar Sürdürme Ekosistemi Modeli”ni geliştirmiştir. Model,
demokratik gerileme yazınında sıklıkla görülen tekil kurum çözümlemelerini
aşarak siyasal müdahale araçlarının nasıl bütüncül ve eş güdümlü bir yapı
oluşturduğunu göstermeyi hedeflemiştir.
Çalışmanın
temel savı iktidarın yalnızca baskı ya da açık otoriter uygulamalar yoluyla
değil, farklı kurumsal alanlarda maliyet üretimi üzerinden dayanıklılık
sağladığıdır. Siyasal hareket maliyeti, görünürlük maliyeti, yarışma maliyeti,
katılım maliyeti ve kopuş maliyeti gibi kavramlar müdahalelerin doğrudan
yasaklayıcı olmaksızın nasıl alanı eşitsizleştirdiği açıklamaktadır. Bu
yaklaşım, seçimlerin sürdüğü ancak yarışmanın eşitlikçi niteliğinin aşındığı
rejimlerin işleyiş mantığını kavramsallaştırmaya olanak tanımaktadır.
Modelin
merkezinde yer alan yargının siyasallaşması, diğer alt sistemlere hukuksal
meşruluk zemini sağlaması bakımından belirleyici bir rol oynamaktadır. Hukuk
devleti görünümünün korunması ile hukukun üstünlüğünün aşınması arasındaki
ayrım, sistemin sürdürülebilirliğini açıklayan temel mekanizmadır. Bu bağlamda
demokratik gerileme, yalnızca kurumsal zayıflama değil, normatif çerçevenin
yeniden yapılandırılması süreci olarak ele alınmıştır.
Türkiye
örneği, modelin işleyişini somutlaştıran bir olay olarak incelenmiştir. Yargı,
bürokrasi, yerel yönetimler, ekonomik kaynak dağıtımı, siyasal alan tasarımı,
bilgi yönetimi ve korku mekanizmalarının karşılıklı etkileşim içinde çalıştığı
görülmüştür. Bu alt sistemler tek başına değil, eş güdümlü bir dayanıklılık
mimarisi üretmektedir. Böylece iktidar, siyasal alanı kapatmaktan çok
maliyetlendirerek denetim altına almaktadır.
Çalışma, yarışmacı
otoriterlik yazınını tamamlayıcı bir çerçeve sunmaktadır. Rejim tipini
tanımlamak yerine, iktidarın sürdürülebilirliğini olanaklı kılan süreçleri ve
kurumsal etkileşimleri çözümlemektedir. Bu yönüyle model, demokratik
gerilemenin mekanizmalarını daha mikro düzeyde ve süreç odaklı biçimde
incelemeye olanak sağlamaktadır.
Sonuç
olarak, meşruluk erozyonu koşullarında iktidarın sürdürülmesi, tekil kurumsal
müdahalelerin toplamından ibaret değildir. Bu durum, hukuksal meşruluk üretimi,
yönetsel uygulama kapasitesi, ekonomik bağımlılık ağları, bilgi denetimi ve
davranışsal caydırıcılık mekanizmalarının bütüncül işleyişiyle olanaklıdır.
İktidar Sürdürme Ekosistemi Modeli, bu bütüncül yapıyı kavramsallaştırarak
demokratik gerileme çalışmalarına sistemli bir çözümleme aracı sunmaktadır.
Kaynakça
Bermeo, N.
(2016). On democratic backsliding. Journal of Democracy, 27(1), 5–19. https://www.journalofdemocracy.org/articles/on-democratic-backsliding/
Bozoki, A., ve
Hegedus, D. (2018). An externally constrained hybrid regime: Hungary in the
European Union. Democratization, 25(7), 1173–1189.
Bugaric, B.
(2019). Central Europe’s descent into autocracy: A constitutional analysis of
authoritarian populism. International Journal of Constitutional Law, 17(2),
597–616. DOI: 10.1093/icon/moz032
Gandhi, J.
(2008). Political institutions under dictatorship. Cambridge University Press.
Ginsburg,
T., ve Huq, A. Z. (2018). How to save a constitutional democracy. University of
Chicago Press.
Ginsburg,
T., ve Moustafa, T. (Eds.). (2008). Rule by law: The politics of courts in
authoritarian regimes. Cambridge University Press.
Grzymala-Busse,
A. (2015). Nations under God: How churches use moral authority to influence
policy. Princeton University Press.
Hallin, D.
C., ve Mancini, P. (2004). Comparing media systems: Three models of media and
politics. Cambridge University Press.
Huq, A. Z., ve
Ginsburg, T. (2017). How to lose a constitutional democracy. UCLA Law Review,
65, 78–169. https://www.uclalawreview.org/wp-content/uploads/2019/09/Huq-Ginsburg-65-1.pdf
Levitsky,
S., ve Way, L. A. (2010). Competitive authoritarianism: Hybrid regimes after
the Cold War. Cambridge University Press.
Levitsky,
S., ve Ziblatt, D. (2018). How democracies die. Crown.
Lührmann,
A., ve Lindberg, S. I. (2019). A third wave of autocratization is here: What is
new about it? Democratization, 26(7), 1095–1113.
Müller,
J.-W. (2016). What is populism? University of Pennsylvania Press.
O’Donnell,
G. (1994). Delegative democracy. Journal of Democracy, 5(1), 55–69.
Schedler, A.
(2002). The menu of manipulation. Journal of Democracy, 13(2), 36–50. https://muse.jhu.edu/article/225426/pdf
Schedler, A.
(2013). The politics of uncertainty: Sustaining and subverting electoral
authoritarianism. Oxford University Press.
Scheppele,
K. L. (2018). Autocratic legalism. University of Chicago Law Review, 85,
545–583.
Waldner, D.,
ve Lust, E. (2018). Unwelcome change: Coming to terms with democratic
backsliding. Annual Review of Political Science, 21, 93–113. https://www.annualreviews.org/content/journals/10.1146/annurev-polisci-050517-114628
Way, L. A.
(2015). The limits of autocratic power. Journal of Democracy, 26(4), 141–155.
https://onlinelibrary.wiley.com/doi/abs/10.1111/1475-6765.12092
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder