Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

22 Şubat 2026 Pazar

 

ABD–İran İlişkileri: Denetimli Gerilim mi, Tırmanan Çatışma mı?

 

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

 

ÖZ

Bu çalışma, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki ilişkilerin tam ölçekli bir savaşa evrilme olasılığını çözümlemektedir. Çalışma, güç dengesi ve askeri kapasite karşılaştırmalarının ötesine geçerek, maliyet-yarar hesapları, tırmanma eşikleri ve kriz devingenleri çerçevesinde süreç odaklı bir değerlendirme sunmaktadır. 2020 sonrası dönemde yaşanan kriz örnekleri incelenerek tarafların davranış kalıpları çözümlenmiştir. Bulgular, yapısal gerilimin kalıcı olduğunu, ancak akılcı caydırıcılık mekanizmalarının çatışmayı denetimli bir çerçevede tuttuğunu göstermektedir. Bu bağlamda çalışma, savaş ve barış arasındaki ikili ayrımı aşarak “denetimli gerilim” modelini kavramsal bir ara kategori olarak önermektedir. Sonuç olarak ABD–İran ilişkilerinde tam ölçekli savaş olasılığı düşük olmakla birlikte, tırmanma eşiklerinin duyarlılığı nedeniyle riskin tamamen ortadan kalkmadığı değerlendirilmiştir.

Anahtar Kelimeler: ABD–İran İlişkileri, Caydırıcılık, Tırmanma Eşikleri, Denetimli Gerilim, Orta Doğu Güvenliği, Güç Dengesi

 

ABSTRACT

This study analyzes the likelihood of the relationship between the United States and Iran escalating into a full-scale war. Moving beyond static power comparisons, the article adopts a process-oriented perspective focusing on cost-benefit calculations, escalation thresholds, and crisis dynamics. By examining post-2020 crisis episodes, the study identifies recurring behavioral patterns that indicate the persistence of structural tension alongside functioning deterrence mechanisms. The findings suggest that while systemic rivalry remains entrenched, rational cost calculations have constrained escalation and prevented large-scale conflict. In this context, the article introduces the concept of “controlled tension” as an intermediate stability model that transcends the traditional war–peace dichotomy. The study concludes that although the probability of full-scale war remains low, the fragility of escalation thresholds keeps the risk structurally present.

Keywords: US–Iran Relations, Deterrence, Escalation Thresholds, Controlled Tension, Middle East Security, Balance of Power


 

GİRİŞ

Orta Doğu’da son yıllarda artan jeopolitik gerilim uluslararası sistemin en kırılgan fay hatlarından birini oluşturmaktadır. Bu kırılganlığın merkezinde yer alan Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İran arasındaki ilişkiler dönemsel krizlerin ötesine geçen yapısal bir yarışma devingeni sergilemektedir. 2020 sonrası dönemde yaşanan doğrudan askeri hedeflemeler, füze saldırıları, vekil aktörler üzerinden yürütülen düşük yoğunluklu çatışmalar ve bölgesel güçlerin konumlanışı iki ülke arasındaki gerilimin tam ölçekli bir savaşa evrilip evrilmeyeceği sorusunu yeniden gündeme taşımıştır.

Mevcut yazın, ABD–İran ilişkilerini çoğunlukla güç dengesi, nükleer caydırıcılık veya vekil savaşları ekseninde incelemektedir. Ancak bu çalışmaların önemli bir kısmı, krizi ya kaçınılmaz bir tırmanma süreci olarak değerlendirmekte ya da yalnızca askeri kapasite asimetrisine odaklanmaktadır. Oysa son yıllarda gözlemlenen kriz davranışları, tarafların sert askeri atılımlara karşın sistemli biçimde tam ölçekli savaştan kaçındığını göstermektedir. Bu durum, savaş ve barış arasındaki ikili ayrımın ötesinde “denetimli gerilim” olarak tanımlanabilecek ara bir kararlılık biçeminin varlığına işaret etmektedir.

Bu çalışma, ABD–İran ilişkilerinin tam ölçekli bir savaşa evrilme olasılığını, askeri kapasite, maliyet-yarar hesapları ve tırmanma eşikleri çerçevesinde çözümlemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, mevcut güç dengesini durağan bir karşılaştırma olarak ele almak yerine, kriz anlarında hangi eşiklerin çatışmayı genişletebileceğini sorgulamakta ve böylece süreç odaklı bir değerlendirme sunmaktadır. Bu yönüyle makale, gerçekçilik ve caydırıcılık yazınına savaş-barış ikiliğini aşan ve kriz yönetimini merkezine alan bir çözümleyici katkı sunmayı istemektedir.

Bu çalışma, ABD–İran ilişkilerinin kısa vadede tam ölçekli savaşa evrilme olasılığının düşük olduğunu, ancak denetimsiz tırmanma riskinin yapısal olarak varlığını sürdürdüğünü ileri sürmektedir.

Amaç ve Hedefler

Araştırmanın Amacı

Bu çalışmanın temel amacı, ABD ile İran arasındaki mevcut gerilimin yapısal, stratejik ve bölgesel devingenler çerçevesinde tam ölçekli bir savaşa evrilme olasılığını çözümlemektir. Çalışma, retorik düzeydeki sertleşme ile eylemli savaş olasılığı arasındaki farkı ortaya koymayı ve kriz devingenlerinin hangi koşullarda denetim altında kalabileceğini değerlendirmeyi hedeflemektedir. Ayrıca çözümleme, bölgesel aktörlerin (özellikle İsrail ve Türkiye) çatışma riskini artırıcı ya da azaltıcı rollerini incelemeyi amaçlamaktadır.

Araştırmanın Hedefleri

Bu çalışma nedensel açıklama üretmeyi değil, olası gelişim çizgilerini çözümlemeyi hedeflemektedir. Bu genel amaç doğrultusunda çalışma şu hedeflere sahiptir:

ABD ve İran’ın stratejik önceliklerini ve güvenlik algılarını karşılaştırmalı olarak çözümlemek.

Tarafların askeri kapasite ve maliyet hesaplarının tam ölçekli savaşı özendirip özendirmediğini değerlendirmek.

Caydırıcılık ve zorlayıcı diplomasi mekanizmalarının kriz yönetimindeki rolünü incelemek.

İsrail etmeninin çatışma devingenlerine etkisini çözümlemek.

Türkiye’nin dengeleyici ve arabulucu rolünü değerlendirmek.

En olası senaryoları ve düşük olasılıklı ancak yüksek etkili riskleri ortaya koymak.

Beklenen Katkı

Bu çalışma, ABD–İran gerilimini yalnızca güncel bir kriz olarak değil, güç dengesi ve caydırıcılık kuramları çerçevesinde yapısal bir güvenlik sorunu olarak ele alarak yazına çözümleyici bir katkı sunmayı hedeflemektedir. Aynı zamanda siyasa yapıcılar için risk değerlendirmesi temelinde akılcı bir çerçeve oluşturmayı amaçlamaktadır.

Araştırma Soruları

Bu çalışmanın temel araştırma sorusu şudur: ABD ile İran arasındaki mevcut gerilim, mevcut stratejik ve yapısal koşullar altında tam ölçekli bir savaşa evrilebilir mi?

Bu ana soru çerçevesinde aşağıdaki alt araştırma soruları ele alınacaktır:

Stratejik ve Yapısal Devingenler

ABD ve İran’ın güvenlik algıları ve stratejik öncelikleri nelerdir?

Tarafların askeri kapasite ve maliyet hesapları topyekun savaşı özendirir mi yoksa sınırlar mı?

Mevcut güç dengesi yapısı kararlılık üretmekte midir?

Caydırıcılık ve Tırmanma Riski

Karşılıklı caydırıcılık mekanizmaları çatışmayı denetim altında tutabilecek yeterlilikte midir?

“Kısıtlı saldırı” öğretisi gerilimi azaltan mı yoksa tırmanma riskini artıran mı bir stratejidir?

Yanlış hesaplama (miscalculation) ve güvenlik ikilemi hangi koşullarda zincirleme tırmanışa yol açabilir?

Bölgesel Aktörler ve Çarpan Etkisi

İsrail etmeni çatışma olasılığını artıran yapısal bir değişken midir?

Türkiye gibi bölgesel aktörler tırmanışı dengeleyici bir rol oynayabilir mi?

Bölgesel vekil aktörlerin (proxy forces) varlığı çatışma denetimini zorlaştırmakta mıdır?

Senaryo ve Olasılık Çözümlemesi

En olası kriz senaryosu nedir?

Düşük olasılıklı ancak yüksek etkili (high-impact) savaş senaryosu hangi tetikleyicilere bağlıdır?

YÖNTEM

Araştırma Tasarımı

Bu çalışma, ABD ile İran arasındaki gerilimin savaşa evrilme olasılığını çözümlemek amacıyla nitel araştırma yöntemi kullanmaktadır. Çalışma, açıklayıcı (explanatory) ve çözümleyici bir araştırma tasarımına sahiptir. Araştırmada olayları nicel veri üzerinden kestirmekten çok stratejik davranış kalıplarını ve güç dengesi devingenlerini anlamlandırmak hedeflenmektedir.

Veri Kaynakları

Çalışmada aşağıdaki veri kaynaklarından yararlanılacaktır: Resmi açıklamalar ve diplomatik beyanlar, uluslararası kuruluş raporları, savunma ve güvenlik çözümlemeleri, akademik yazın (Realizm, Caydırıcılık Kuramı, Güvenlik İkilemi), güncel kriz gelişmeleri ve diplomatik ilişkiler. Bu çoklu veri yaklaşımı, çözümlemede tek boyutlu yorum riskini azaltmayı amaçlamaktadır.

Çözümleme Yöntemi

Araştırmada üç aşamalı bir çözümleme çerçevesi uygulanacaktır:

Yapısal Çözümleme: Uluslararası sistemdeki güç dağılımı ve bölgesel güvenlik mimarisi incelenecektir. Bu kapsamda İsrail ve Türkiye gibi aktörlerin konumu da değerlendirilecektir.

Aktör Çözümlemesi: ABD ve İran’ın stratejik hedefleri, askeri kapasitesi, maliyet-yarar hesapları ve iç siyasal devingenleri karşılaştırmalı olarak çözümlenecektir.

Senaryo Çözümlemesi: Olası kriz senaryoları üç kategoriye ayrılacaktır: Denetimli gerilim, sınırlı askeri çatışma ve tam ölçekli bölgesel savaş. Her senaryo, gerçekleşme olasılığı ve olası etkisi bakımından değerlendirilecektir.

Kuramsal Çerçeve ile Bağlantı

Çözümleme şu kuramsal yaklaşımlara dayandırılacaktır: Realist güç dengesi yaklaşımı, caydırıcılık kuramı, zorlayıcı diplomasi modeli ve güvenlik ikilemi kavramı. Bu kuramlar, aktörlerin davranışlarını normatif değil akılcı çıkar hesapları üzerinden değerlendirmeyi olanaklı kılmaktadır.

Sınırlılıklar

Kriz devingenlerinin hızlı değişebilmesi, askeri kapasitelere ilişkin bazı verilerin sınırlı saydamlığa sahip olması ve karar alıcıların niyetlerine doğrudan erişimin olanaklı olmaması nedenleriyle çalışma kesin öngörüden çok olasılık temelli stratejik değerlendirme sunmaktadır.

Bu çalışma nicel hipotez sınamasından ziyade açıklayıcı ve yorumlayıcı bir çözümleme sunmayı amaçlamaktadır. Dolayısıyla çalışma, sınanabilir hipotezler üretmek yerine, stratejik davranış kalıplarını ve tırmanma devingenlerini nitel veri üzerinden incelemektedir.

YAZIN TARAMASI

ABD–İran gerilimini savaşa evrilme olasılığı bağlamında çözümlemek için uluslararası ilişkiler yazınında üç temel tartışma öne çıkmaktadır: güç dengesi ve realizm, caydırıcılık kuramı ve güvenlik ikilemi.

Gerçekçilik (realist) Yaklaşımı ve Güç Dengesi (balance of power)

Gerçekçi kuram, uluslararası sistemi anarşik olarak tanımlar ve devletlerin temel amacının güvenliklerini en yükseğe çıkarmak olduğunu savunur. Kenneth Waltz’a göre sistemdeki güç dağılımı, savaş olasılığını belirleyen temel yapısal etmendir. Bu çerçevede savaş, çoğu zaman saldırgan niyetlerden çok güvenlik arayışının sonucudur. John Mearsheimer’ın saldırgan gerçekçilik yaklaşımı ise büyük güçlerin bölgesel hegemonya arayışında olduklarını ileri sürer. Bu açıdan bakıldığında ABD Orta Doğu’da güç dengesini kendi lehine sürdürmek istemektedir. İran ise bölgesel etkisini artırarak caydırıcı bir konum elde etmeye çalışmaktadır. Yazında bu tür güç yarışmalarının her zaman savaşa yol açmadığı, çoğu zaman dengelenme (balancing) mekanizmalarıyla kararlılığa kavuştuğu da vurgulanmaktadır.

Caydırıcılık Kuramı (deterrence)

Thomas Schelling’in çalışmaları, caydırıcılığın savaş önleyici bir araç olarak işlev görebileceğini ortaya koymuştur. Caydırıcılık, karşı tarafa maliyetlerin yararlardan yüksek olduğu mesajını iletme üzerine kuruludur. Soğuk Savaş yazını, karşılıklı imha kapasitesinin (mutual vulnerability) doğrudan savaşı engelleyebileceğini göstermiştir. Bu bağlamda ABD–İran ilişkilerinde de karşılıklı maliyet hesabı belirleyici olabilir. Ancak yazın aynı zamanda caydırıcılığın başarısının iki koşula bağlı olduğunu vurgular: Tehdidin inandırıcılığı ve karşı tarafın akılcı algısı. Yanlış algılama durumunda caydırıcılık başarısız olabilir ve kriz tırmanabilir.

Güvenlik İkilemi

Robert Jervis’in geliştirdiği güvenlik ikilemi kavramı bir devletin savunma amaçlı attığı adımın diğer devlet tarafından tehdit olarak algılanabileceğini ileri sürer. Bu durum niyetlerden bağımsız şekilde tırmanış üretebilir. Örneğin, ABD’nin askeri yığınak yapması, İran’ın füze kapasitesini artırması ve İsrail’in önleyici güvenlik öğretisi karşılıklı güvensizlik döngüsü yaratabilir.

Bölgesel Aktörler ve Çarpan Etkisi

Yazında bölgesel güçlerin kriz devingenlerini karmaşıklaştırdığı sıklıkla vurgulanmaktadır. Özellikle İsrail’in önleyici güvenlik yaklaşımı, İran ile gerilimde çarpan etkisi yaratabilecek bir değişken olarak görülmektedir. Öte yandan orta güçlerin (middle powers) arabuluculuk ve dengeleyici rol oynayabileceği de yazında tartışılmaktadır. Bu bağlamda Türkiye’nin konumu, bölgesel kriz yönetimi açısından dikkat çekicidir.

Yazındaki Boşluk

Mevcut yazın, ABD–İran gerilimini genellikle nükleer program, yaptırımlar veya vekalet savaşları bağlamında ele almaktadır. Ancak mevcut konjonktürde “kısıtlı saldırı öğretisi” ile tam ölçekli savaş olasılığı arasındaki geçiş eşiğini sistemli biçimde çözümleyen çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışma, söz konusu boşluğu doldurarak güç dengesi, caydırıcılık ve bölgesel aktör devingenlerini birlikte ele alan bütüncül bir çözümleme sunmayı amaçlamaktadır.

GÜNCEL KRİZ DEVİNGENLERİ: DENEYSEL ARKA PLAN (2020 SONRASI)

ABD–İran ilişkilerinin savaşa evrilme olasılığını değerlendirirken son yıllarda yaşanan somut kriz anları önemli deneysel veriler sunmaktadır. Bu örnekler, tarafların davranış kalıplarını ve tırmanma eşiklerini sınayan kritik anlardır.

2020 Süleymani Krizi ve Denetimli Tırmanma

2020 yılında ABD’nin İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’yi hedef alması, iki devlet arasındaki gerilimin en yüksek seviyelerinden birini oluşturmuştur. Bu operasyon doğrudan bir devlet elitine yönelik açık askeri müdahale niteliği taşımaktaydı ve birçok gözlemci tarafından savaşın eşiği olarak değerlendirilmiştir. Ancak İran’ın Irak’taki Ayn el-Esad Üssü’ne yönelik balistik füze saldırısı, yüksek simgesel değerine karşın sınırlı askeri etki üretmiş ve önceden dolaylı sinyaller verilerek can kaybının en aza indirilmesi sağlanmıştır. Bu durum, tarafların misilleme gerçekleştirmekle birlikte çatışmayı denetim altında tutma iradesi gösterdiğini ortaya koymaktadır.

Bu örnek, “denetimli gerilim” modelinin deneysel temelini oluşturmaktadır: taraflar caydırıcılık üretmekte, ancak tam ölçekli savaşa yönelmemektedir.

İsrail–İran Gölge Savaşı ve Dolaylı Çatışma Modeli

2020 sonrası dönemde İsrail ile İran arasında özellikle Suriye alanında yoğunlaşan düşük yoğunluklu çatışmalar, bölgesel savaş devingenlerini anlamak açısından önemlidir. İsrail’in İran bağlantılı hedeflere yönelik hava operasyonları ve İran’ın bölgesel vekil aktörler aracılığıyla denge kurma stratejisi doğrudan devletler arası savaştan kaçınılan bir çatışma formunu göstermektedir. Bu durum iki sonucu ortaya koymaktadır: taraflar doğrudan savaşın maliyetini yüksek görmektedir ve asimetrik ve dolaylı yöntemler, çatışmanın tercih edilen biçimi olmuştur. Dolayısıyla kriz, yüksek yoğunluklu savaşa değil, yönetilebilir düşük yoğunluklu gerilime evrilmektedir.

Deniz Güvenliği ve Enerji Hatları Üzerinden Caydırıcılık

Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan tanker krizleri ve deniz güvenliği gerilimleri küresel ekonomik maliyetin çatışma kararları üzerindeki etkisini göstermektedir. Enerji nakil hatlarının tehdit edilmesi, taraflara önemli bir baskı aracı sağlamakta, ancak bu hattın tamamen kapanması küresel ekonomi açısından ağır sonuçlar doğuracağından gerilim belirli sınırlar içinde tutulmaktadır. Bu örnek, maliyet-yarar hesabının yalnızca askeri değil ekonomik düzeyde de işlediğini göstermektedir.

Davranış Kalıpları ve Süreklilik

2020 sonrası kriz anlarının ortak özelliği şudur: Sert askeri hamleler yapılmaktadır. Misilleme gerçekleşmektedir. Ancak taraflar bir noktada tırmanmayı durdurmaktadır. Bu davranış kalıbı, akılcı caydırıcılık mekanizmasının işlediğini ve krizlerin tam ölçekli savaşa dönüşmediğini göstermektedir.

Değerlendirmek gerekirse, deneysel gözlemler, ABD–İran ilişkilerinde yapısal gerilimin kalıcı olduğunu, ancak tarafların sistemli biçimde denetimli tırmanma stratejisi izlediğini ortaya koymaktadır. Bu durum savaş olasılığının tamamen ortadan kalkmadığını, fakat akılcı maliyet hesapları nedeniyle sınırlandığını göstermektedir.

KURAMSAL ÇERÇEVE

Bu çalışma, Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki gerilimin savaşa evrilme olasılığını açıklamak amacıyla üç temel kuramsal yaklaşımı birlikte kullanmaktadır: Yapısal Gerçekçilik (realizm), Caydırıcılık Kuramı ve Güvenlik İkilemi. Bu çok katmanlı yaklaşım hem sistem düzeyindeki güç dağılımını hem de kriz anındaki stratejik etkileşimi çözümlemeyi olanaklı kılmaktadır.

Yapısal Gerçekçilik (structural realizm)

Yapısal gerçekçiliğe göre uluslararası sistem anarşiktir. Kaos içindedir. Devletler güvenliklerini sağlamak için kendi kapasitelerine dayanmak zorundadır. Bu yaklaşımda savaşın nedeni çoğu zaman niyetler değil, güç dağılımındaki değişimler ve güvenlik arayışıdır. Bu bağlamda, ABD bölgesel güç dengesini kendi çıkarları doğrultusunda korumaya çalışmaktadır. İran ise bölgesel etki alanlarını genişleterek caydırıcılık kapasitesini artırmayı hedeflemektedir. Yapısal gerçekçilik iki aktör arasındaki yarışmayı ideolojik değil, güvenlik ve gücün en yükseğe çıkarılması temelli bir savaşım olarak açıklar. Bu çerçevede temel soru şudur: Güç dengesi kararlılık mı üretmektedir, yoksa güç geçişi dinamiği çatışmayı mı özendirmektedir?

Caydırıcılık (deterrence) Kuramı

Caydırıcılık kuramı, bir aktörün karşı tarafa maliyetin kabul edilemez düzeyde olacağı mesajını vererek saldırıyı önlemesini ifade eder. ABD’nin “kısıtlı saldırı” söylemi ve askeri yığınak atılımları klasik caydırıcılık mekanizmasının bir örneğidir. Amaç savaşı başlatmak değil, karşı tarafın davranışını sınırlamaktır. Caydırıcılığın başarılı olması için üç unsur gereklidir: Kapasite (askeri güç), irade (kullanma kararlılığı) ve inandırıcılık. Eğer taraflardan biri diğerinin iradesini zayıf görürse caydırıcılık zayıflar ve tırmanış olasılığı artar.

Güvenlik İkilemi

Güvenlik ikilemi, bir devletin savunma amacıyla attığı adımın diğer devlet tarafından saldırgan niyet olarak algılanması durumudur. Örneğin, ABD’nin askeri yığınak yapması, İran’ın füze kapasitesini artırması ve İsrail’in önleyici saldırı öğretisi karşılıklı tehdit algısını güçlendirebilir. Bu durum, tarafların savaşı istemese bile kriz devingenlerinin denetimden çıkmasına yol açabilir.

Bölgesel Aktörlerin Kuramsal Konumu

Kuramsal çerçeve yalnızca iki aktörle sınırlı değildir. İsrail, gerçekçilik bakış açısından bakıldığında varoluşsal tehdit algısıyla önleyici dengeleme stratejisi izleyen bir aktördür. Türkiye ise yazında “dengeleyici orta güç” olarak tanımlanabilecek bir konumda yer almaktadır. Bu aktörlerin davranışı iki taraflı bir krizi çok taraflı bir güvenlik denklemine dönüştürebilir.

Kuramsal Varsayım

Bu çalışmanın kuramsal varsayımı şudur: ABD–İran gerilimi, yapısal gerçekçi çerçevede güç yarışmasına dayansa da karşılıklı caydırıcılık ve maliyet hesapları nedeniyle tam ölçekli savaşa evrilme olasılığı sınırlıdır. Ancak güvenlik ikilemi ve yanlış hesaplama düşük olasılıklı fakat yüksek etkili bir tırmanış riski üretmektedir.

ÇÖZÜMLEME

Askeri Kapasite ve Maliyet Hesabı

ABD–İran geriliminin tam ölçekli bir savaşa evrilip evrilmeyeceğini anlamak için tarafların yalnızca niyetlerine değil, askeri kapasitelerine ve maliyet-yarar hesaplarına bakmak gerekmektedir. Gerçekçilik bakış açısına göre devletler akılcı aktörlerdir ve savaş kararı, beklenen yararın maliyeti aşması durumunda alınır.

ABD’nin Askeri Üstünlüğü ve Stratejik Hesabı: ABD küresel ölçekte üstün hava gücü, deniz kuvvetleri ve duyarlı vuruş kapasitesine sahiptir. Uçak gemisi grupları, uzun menzilli bombardıman uçakları ve gelişmiş füze sistemleri sayesinde İran’ın askeri altyapısını kısa sürede hedef alabilecek kapasitededir. Ancak kapasite üstünlüğü otomatik olarak savaş tercihine dönüşmez. ABD açısından temel maliyet kalemleri şunlardır: Uzun süreli bölgesel kararsızlık, ABD üslerine ve müttefiklerine yönelik misilleme, petrol fiyatlarında sert artış ve küresel ekonomik dalgalanma ve iç kamuoyunda savaş yorgunluğu. Bu nedenle ABD için en akılcı seçenek genellikle sınırlı ve hedefli operasyonlarla caydırıcılık üretmek olmaktadır.

İran’ın Asimetrik Kapasitesi ve Direnç Stratejisi: İran konvansiyonel güç açısından ABD’nin gerisinde olsa da asimetrik kapasitesi yüksektir. Bu kapasite şunları içerir: Balistik füze envanteri, insansız hava araçları, bölgesel vekil aktörler ve deniz ticaret yollarını tehdit etme gizil gücü. İran’ın stratejik üstünlüğü doğrudan askeri üstünlük değil, maliyeti artırma kapasitesidir. Yani İran, savaşı kazanamayabilir, ancak savaşı ABD için pahalı duruma getirebilir. Bununla birlikte İran açısından da maliyetler yüksektir: Altyapı ve askeri tesislerin ağır zarar görmesi, ekonomik yaptırımların sertleşmesi ve rejimin güvenliğinin riske girmesi. Dolayısıyla İran için de tam ölçekli savaş akılcı bir tercih değildir.

İsrail Etmeni ve Çarpan Etkisi: İsrail gelişmiş hava kuvvetleri ve füze savunma sistemleri ile bölgesel ölçekte güçlü bir aktördür. İran’ı varoluşsal tehdit olarak görmesi kriz anında daha hızlı ve önleyici adımlar atmasına yol açabilir. İsrail’in doğrudan ve geniş kapsamlı bir saldırısı ABD’nin çatışmaya daha derin şekilde girmesine neden olabilir. Bu durum, iki taraflı bir gerilimi çok taraflı bölgesel çatışmaya dönüştürebilecek bir çarpan etkisi yaratır. Ancak İsrail açısından da uzun süreli çok cepheli savaşın ekonomik ve güvenlik maliyetleri ciddi olacaktır.

Akılcı Maliyet-Yarar Dengesi: Tarafların askeri kapasitesi incelendiğinde şu tablo ortaya çıkmaktadır: ABD askeri olarak üstündür ancak uzun savaş istememektedir. İran doğrudan üstün değildir, ancak maliyet artırma kapasitesine sahiptir. İsrail hızlı ve sert karşılık verebilir, ancak bölgesel savaş riskini hesaplamak zorundadır. Bu tablo, karşılıklı caydırıcılığın işlediğini göstermektedir. Tam ölçekli savaş için şu koşulların oluşması gerekir: Taraflardan birinin varoluşsal tehdit algısının kritik eşiği aşması, yanlış hesaplama sonucu ağır kayıplar yaşanması ve diplomatik kanalların tümüyle kapanması. Mevcut güç dağılımı ve maliyet hesapları dikkate alındığında, tarafların denetimli gerilim stratejisini tercih etmesi daha olası görünmektedir.

Ara Değerlendirme: Askeri kapasite çözümlemesi, ABD–İran geriliminin olası olarak yıkıcı olduğunu, ancak akılcı maliyet hesapları nedeniyle doğrudan ve uzun süreli bir savaşa evrilme olasılığının sınırlı kaldığını göstermektedir. Bununla birlikte, yanlış hesaplama ve bölgesel aktörlerin devreye girmesi durumunda risk tümüyle ortadan kalkmış değildir.

Tırmanma Eşikleri ve Kırılma Noktaları

ABD–İran geriliminin savaşa evrilip evrilmeyeceği sorusu, yalnızca askeri kapasiteyle değil, kriz anlarında hangi eşiklerin aşılacağıyla ilgilidir. Uluslararası ilişkiler yazınında tırmanma (escalation), tarafların denetimli gerilimden denetimsiz çatışmaya geçiş süreci olarak tanımlanır. Bu bağlamda üç temel tırmanma eşiği öne çıkmaktadır.

Doğrudan Devlet Topraklarının Hedef Alınması: Şu ana kadar krizler çoğunlukla vekil unsurlar, sınırlı hava saldırıları veya bölgesel hedefler üzerinden yürümüştür. Ancak, İran ana kara hedeflerinin ağır şekilde vurulması ve ABD üslerine yönelik kitlesel ve ölümcül saldırılar çatışmayı yeni bir düzeye taşır. Devlet merkezli ağır kayıplar, liderlerin iç kamuoyu baskısı nedeniyle geri adım atmasını zorlaştırır. Bu eşik aşıldığında “saygınlık kaybı” algısı devreye girer ve kriz akılcı hesapların ötesine geçebilir.

İsrail’in Tam Ölçekli Müdahalesi: İsrail, İran’ın nükleer kapasitesini varoluşsal tehdit olarak görmektedir. İran’ın doğrudan İsrail topraklarını geniş çaplı vurması veya İsrail’in İran anakarasına kapsamlı saldırı düzenlemesi, bölgesel savaşı tetikleyebilir. Bu senaryoda ABD’nin müttefik yükümlülükleri devreye girer. Çatışma iki taraflı olmaktan çıkar. Lübnan, Suriye, Irak gibi alanlar çok cepheli savaş alanına dönüşebilir. Bu, denetimli caydırıcılığın kırılma noktasıdır.

Yanlış Hesaplama ve Kaza Riski: Kriz yazınında en tehlikeli senaryo kasıtlı savaş değil, yanlış hesaplamadır. Örneğin, bir füze saldırısının kapsamının yanlış yorumlanması, bir operasyonun “sınırlı” planlanmasına karşın beklenenden fazla can kaybına yol açması ve yanlış haber alma. Bu tür durumlar liderleri hızla karşılık vermeye zorlayabilir. Kriz anlarında karar alma süresi daraldıkça akılcı değerlendirme kapasitesi azalır.

Diplomatik Kanalların Tümüyle Kapanması: Eğer arka kapı diplomasisi, arabulucular ve görüşme kanalları tümüyle kapanırsa kriz yönetimi mekanizması ortadan kalkar. Diplomasi var olduğu sürece tırmanma yavaşlatılabilir, mesajlar netleştirilebilir ve yanlış anlamalar düzeltilebilir. Ancak diplomatik ilişkinin kesilmesi askeri araçları tek iletişim yöntemi durumuna getirir. Bu da savaş riskini katlanarak artırır.

Denetimli Gerilim mi, Denetimsiz Tırmanma mı? Mevcut tablo, tarafların denetimli gerilim stratejisini tercih ettiğini göstermektedir. ABD sınırlı ve hedefli caydırıcılık üretmeye çalışmaktadır. İran maliyet artırma kapasitesiyle denge kurmaktadır. İsrail güvenlik eşiğini aşacak bir gelişme olmadığı sürece tam savaş riskini hesaplamaktadır. Ancak kırılma noktalarının varlığı riskin sıfır olmadığı anlamına gelir. Özellikle İsrail–İran doğrudan ilişkinin yoğunlaşması en duyarlı eşiktir.

Ara Sonuç: ABD–İran ilişkilerinin savaşa evrilme olasılığı akılcı maliyet hesapları nedeniyle düşük-orta düzeydedir. Ancak tırmanma eşiklerinden herhangi birinin aşılması durumunda, kriz hızla bölgesel savaşa dönüşebilir.

Türkiye’nin Stratejik Konumu ve Dengeleyici Rolü

Türkiye, ABD–İran gerilimi bağlamında hem coğrafi konumu hem de çok boyutlu dış siyasası nedeniyle kritik bir aktördür. Türkiye, aynı anda NATO üyesi bir Batı müttefiki, İran ile komşu ve ekonomik ilişkilere sahip bir bölge ülkesi ve İsrail ile dönemsel dalgalanmalar yaşasa da diplomatik kapasitesi bulunan bir aktör ve Orta Doğu’da güvenlik ve enerji dengelerinin merkezinde yer alan bir devlet konumundadır. Bu çok katmanlı kimlik Türkiye’ye hem risk hem de arabuluculuk kapasitesi kazandırmaktadır.

Jeostratejik Konum ve Güvenlik Boyutu: ABD–İran çatışması durumunda Türkiye doğrudan etkilenebilecek ülkeler arasındadır: Irak ve Suriye alanında kararsızlık artışı, göç dalgası riski, enerji hatlarının güvenliği ve NATO yükümlülükleri. Türkiye’nin güney sınırları zaten kırılgan güvenlik alanlarıdır. Bu nedenle Ankara için temel öncelik, çatışmanın bölgesel savaşa dönüşmemesidir.

Enerji ve Ekonomi Boyutu: İran Körfezi’nde yaşanabilecek bir kriz küresel petrol fiyatlarını hızla yükseltebilir. Türkiye enerji ithalatçısı bir ülke olduğu için cari açık artışı, enflasyon baskısı ve finansal dalgalanma gibi ekonomik risklerle karşılaşabilir. Bu nedenle Türkiye açısından savaşın önlenmesi yalnızca güvenlik değil, ekonomik kararlılık meselesidir.

Diplomatik Manevra Alanı: Türkiye geçmişte kriz dönemlerinde arabuluculuk girişimlerinde bulunmuştur. Ankara’nın üstünlükleri şunlardır: İran ile doğrudan iletişim kanalları, ABD ile NATO çerçevesinde kurumsal bağlar ve bölgesel dosyalarda aktif diplomasi deneyimi. Bu durum Türkiye’yi güçlü bir “iletişim köprüsü” durumuna getirebilir. Ancak bu rolün sürdürülebilir olması için Ankara’nın taraflardan biri gibi algılanmaması, denge siyasasını tutarlı yürütmesi ve iç siyasal ve ekonomik kırılganlıklarını yönetebilmesi gerekmektedir.

Dengeleyici Rolün Sınırları: Her ne kadar Türkiye arabulucu kapasitesine sahip olsa da bazı sınırlamalar da vardır: ABD–İsrail stratejik bağının derinliği, İran’ın güvenlik önceliklerinde ideolojik boyut ve büyük güç yarışmasının artması. Bu nedenle Türkiye’nin rolü krizi tümüyle çözmekten çok, tırmanmayı yavaşlatmak ve iletişim kanallarını açık tutmak olabilir.

Genel Değerlendirme: ABD–İran ilişkilerinin savaşa evrilmesi Türkiye açısından yüksek maliyetli bir senaryodur. Bu nedenle Ankara’nın akılcı tercihi askeri taraf olmamak, diplomatik kanalları desteklemek ve bölgesel kararlılığı öncelemek şeklinde olacaktır. Türkiye, kriz anlarında “dengeleyici bölgesel güç” rolünü üstlenebilirse hem güvenliğini koruyabilir hem de diplomatik ağırlığını artırabilir.

Senaryo Çözümlemesi: Üç Olası Gelecek

ABD–İran ilişkilerinin geleceği doğrusal değil, farklı kırılma noktalarına bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Bu nedenle üç temel senaryo üzerinden bir projeksiyon yapmak olanaklıdır: Denetimli Gerilim ve Caydırıcılık Dengesi (En Olası Senaryo), Sınırlı ve Kısa Süreli Askeri Çatışma (Orta Olasılık) ve Bölgesel Savaşa Evrilme (Düşük Olasılık, Yüksek Etki).

Denetimli Gerilim ve Caydırıcılık Dengesi: Olasılık Yüksek, Etki Orta

Bu senaryoda ABD sınırlı askeri yığınak ve sert söylemle caydırıcılık üretir. İran doğrudan savaş yerine asimetrik denge stratejisini sürdürür. İsrail kritik eşik aşılmadıkça geniş çaplı savaşa girmez. Diplomatik ilişkiler tümüyle kopmaz ve arka kapı diplomasisi devam eder. Bu senaryoda petrol fiyatları dalgalı ama denetim altında kalır, bölgesel gerilim sürer, taraflar güç gösterisi yapar ancak savaşa girmez. Bu tablo, akılcı maliyet hesaplarıyla uyumludur ve en olası olandır.

Sınırlı ve Kısa Süreli Askeri Çatışma: Olasılık Orta, Etki Yüksek

Bir füze saldırısı, ağır kayıp veya İsrail’in geniş çaplı bir operasyonu tırmanma eşiğini aşabilir. Bu durumda ABD İran’daki belirli askeri hedefleri vurur. İran bölgesel üsler veya deniz hatları üzerinden karşılık verir. Çatışma birkaç hafta sürer. Ancak taraflar tam ölçekli savaştan kaçınır ve diplomatik müdahaleyle gerilim düşürülür. Bu senaryoda enerji fiyatları sert yükselir, bölgesel güvenlik mimarisi sarsılır ve Türkiye gibi aktörler yoğun diplomasi yürütür.

Bölgesel Savaşa Evrilme: Olasılık Düşük, Etki Çok Yüksek

En tehlikeli senaryodur. Koşulları İran anakarasına ağır ve kapsamlı saldırı, İsrail’in geniş çaplı müdahalesi ve çok cepheli çatışmadır. Bu durumda Lübnan, Suriye ve Irak alanları aktif çatışma alanına dönüşür. ABD doğrudan savaşa daha derin katılır. Küresel enerji ve finans sisteminde ciddi şok yaşanır. Bu senaryo, yalnızca askeri değil küresel ekonomik kriz üretme gizil gücüne sahiptir.

Çizelge 1:

 

Karşılaştırmalı Değerlendirme

Senaryo

Olasılık

Etki Düzeyi

Bölgesel Sonuç

Denetimli Gerilim

Yüksek

Orta

Sürekli ama yönetilebilir kriz

Sınırlı Çatışma

Orta

Yüksek

Geçici şok ve diplomatik müdahale

Bölgesel Savaş

Düşük

Çok Yüksek

Sistemsel kriz

 

Senaryoları değerlendirmek gerekirse, akılcı aktör varsayımı geçerli olduğu sürece birinci senaryo baskındır. Ancak kırılma noktalarının duyarlılığı nedeniyle ikinci senaryo her zaman güçlü bir risk olarak kalmaktadır. Üçüncü senaryo ise düşük olasılıklı olmakla birlikte gerçekleşmesi durumunda etkisi en yüksek olan olasılıktır. Bu nedenle siyasa yapıcılar en kötü senaryoya göre hazırlık yaparken, en olası senaryoya göre strateji geliştirmek zorundadır.

GENEL DEĞERLENDİRME, SONUÇ VE SİYASA ÇIKARIMLARI

Bu çalışma, ABD–İran ilişkilerinin tam ölçekli bir savaşa evrilme olasılığını askeri kapasite, maliyet-yarar hesapları ve tırmanma eşikleri çerçevesinde çözümlemiştir etmiştir. Bulgular, taraflar arasındaki yapısal yarışmanın kalıcı olduğunu, ancak akılcı caydırıcılık mekanizmalarının çatışmayı belirli sınırlar içinde tuttuğunu göstermektedir. Mevcut güç asimetrisine karşın İran’ın asimetrik kapasitesi ve bölgesel vekil ağları, doğrudan bir savaşın maliyetini her iki taraf açısından da yükseltmektedir. Bu durum kriz davranışlarının sertleşmesine karşın denetimli bir denge üretmektedir.

Çözümleme, ABD–İran ilişkilerinin savaş ile barış arasındaki ikili bir kategoride değerlendirilemeyeceğini ortaya koymaktadır. İki aktör arasındaki etkileşim, “denetimli gerilim” olarak tanımlanabilecek ara bir kararlılık biçemi üretmektedir. Bu modelde taraflar tırmanma kapasitesine sahip olmakla birlikte, tam ölçekli savaşın stratejik maliyetleri nedeniyle belirli eşikleri aşmamaktadır. Ancak bu denge kırılgan bir niteliğe sahiptir. Özellikle üçüncü taraf müdahalesi, yanlış algılama, iç siyasa baskıları veya doğrudan hedef kayıpları gibi unsurlar tırmanma eşiğini aşındırabilir.

Bu çerçevede tam ölçekli savaş olasılığı kısa vadede düşük görünmektedir. Ancak risk yapısal olarak ortadan kalkmış değildir. Bölgesel devingenlerin çok aktörlü doğası krizlerin zincirleme biçimde genişleme gizil gücünü canlı tutmaktadır. Özellikle İsrail etmeni ve vekil aktörler üzerinden yürütülen düşük yoğunluklu çatışmalar denetimiz tırmanma olasılığını artırabilecek kırılgan alanlar oluşturmaktadır.

Siyasa düzeyinde ise kriz yönetimi mekanizmalarının sürdürülmesi, diplomatik kanalların açık tutulması ve üçüncü taraf arabuluculuk girişimlerinin desteklenmesi, tırmanma riskini sınırlayıcı unsurlar olarak öne çıkmaktadır. Bölgesel aktörler açısından dengeleyici diplomasi, yalnızca ulusal çıkarların korunması değil, aynı zamanda sistemsel kararlılığın sürdürülmesi bakımından da önem taşımaktadır.

Sonuç olarak, ABD–İran ilişkileri kısa vadede savaşa evrilme eğilimi göstermemekle birlikte, kırılgan bir caydırıcılık dengesi üzerinde ilerlemektedir. Bu denge, akılcı maliyet hesaplarının sürdürülebilirliğine bağlıdır. Ancak tırmanma eşiklerinin aşınması durumunda çatışma devingenleri hızla genişleyebilir. Dolayısıyla sorun savaşın kaçınılmazlığı değil, kriz yönetiminin sürdürülebilirliğidir.

KAYNAKÇA

 

Fearon, J. D. (1995). Rationalist explanations for war. International Organization, 49(3), 379–414. https://doi.org/10.1017/S0020818300033324

Jervis, R. (1978). Cooperation under the security dilemma. World Politics, 30(2), 167–214. https://doi.org/10.2307/2009958

Mearsheimer, J. J. (2001). The tragedy of great power politics. W. W. Norton.

Schelling, T. C. (1966). Arms and influence. Yale University Press.

Waltz, K. N. (1979). Theory of international politics. McGraw-Hill.

Hiç yorum yok: