ABD–İran İlişkileri: Denetimli
Gerilim mi, Tırmanan Çatışma mı?
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
ÖZ
Bu çalışma,
Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki ilişkilerin tam ölçekli bir
savaşa evrilme olasılığını çözümlemektedir. Çalışma, güç dengesi ve askeri
kapasite karşılaştırmalarının ötesine geçerek, maliyet-yarar hesapları,
tırmanma eşikleri ve kriz devingenleri çerçevesinde süreç odaklı bir
değerlendirme sunmaktadır. 2020 sonrası dönemde yaşanan kriz örnekleri
incelenerek tarafların davranış kalıpları çözümlenmiştir. Bulgular, yapısal
gerilimin kalıcı olduğunu, ancak akılcı caydırıcılık mekanizmalarının çatışmayı
denetimli bir çerçevede tuttuğunu göstermektedir. Bu bağlamda çalışma, savaş ve
barış arasındaki ikili ayrımı aşarak “denetimli gerilim” modelini kavramsal bir
ara kategori olarak önermektedir. Sonuç olarak ABD–İran ilişkilerinde tam
ölçekli savaş olasılığı düşük olmakla birlikte, tırmanma eşiklerinin duyarlılığı
nedeniyle riskin tamamen ortadan kalkmadığı değerlendirilmiştir.
Anahtar
Kelimeler: ABD–İran
İlişkileri, Caydırıcılık, Tırmanma Eşikleri, Denetimli Gerilim, Orta Doğu
Güvenliği, Güç Dengesi
ABSTRACT
This study analyzes the likelihood of the relationship
between the United States and Iran escalating into a full-scale war. Moving
beyond static power comparisons, the article adopts a process-oriented
perspective focusing on cost-benefit calculations, escalation thresholds, and
crisis dynamics. By examining post-2020 crisis episodes, the study identifies
recurring behavioral patterns that indicate the persistence of structural
tension alongside functioning deterrence mechanisms. The findings suggest that
while systemic rivalry remains entrenched, rational cost calculations have
constrained escalation and prevented large-scale conflict. In this context, the
article introduces the concept of “controlled tension” as an intermediate
stability model that transcends the traditional war–peace dichotomy. The study
concludes that although the probability of full-scale war remains low, the
fragility of escalation thresholds keeps the risk structurally present.
Keywords: US–Iran
Relations, Deterrence, Escalation Thresholds, Controlled Tension, Middle East
Security, Balance of Power
GİRİŞ
Orta Doğu’da
son yıllarda artan jeopolitik gerilim uluslararası sistemin en kırılgan fay
hatlarından birini oluşturmaktadır. Bu kırılganlığın merkezinde yer alan
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İran arasındaki ilişkiler dönemsel
krizlerin ötesine geçen yapısal bir yarışma devingeni sergilemektedir. 2020
sonrası dönemde yaşanan doğrudan askeri hedeflemeler, füze saldırıları, vekil
aktörler üzerinden yürütülen düşük yoğunluklu çatışmalar ve bölgesel güçlerin
konumlanışı iki ülke arasındaki gerilimin tam ölçekli bir savaşa evrilip
evrilmeyeceği sorusunu yeniden gündeme taşımıştır.
Mevcut yazın,
ABD–İran ilişkilerini çoğunlukla güç dengesi, nükleer caydırıcılık veya vekil
savaşları ekseninde incelemektedir. Ancak bu çalışmaların önemli bir kısmı,
krizi ya kaçınılmaz bir tırmanma süreci olarak değerlendirmekte ya da yalnızca
askeri kapasite asimetrisine odaklanmaktadır. Oysa son yıllarda gözlemlenen
kriz davranışları, tarafların sert askeri atılımlara karşın sistemli biçimde
tam ölçekli savaştan kaçındığını göstermektedir. Bu durum, savaş ve barış
arasındaki ikili ayrımın ötesinde “denetimli gerilim” olarak tanımlanabilecek
ara bir kararlılık biçeminin varlığına işaret etmektedir.
Bu çalışma,
ABD–İran ilişkilerinin tam ölçekli bir savaşa evrilme olasılığını, askeri
kapasite, maliyet-yarar hesapları ve tırmanma eşikleri çerçevesinde çözümlemeyi
amaçlamaktadır. Çalışma, mevcut güç dengesini durağan bir karşılaştırma olarak
ele almak yerine, kriz anlarında hangi eşiklerin çatışmayı genişletebileceğini
sorgulamakta ve böylece süreç odaklı bir değerlendirme sunmaktadır. Bu yönüyle
makale, gerçekçilik ve caydırıcılık yazınına savaş-barış ikiliğini aşan ve kriz
yönetimini merkezine alan bir çözümleyici katkı sunmayı istemektedir.
Bu çalışma,
ABD–İran ilişkilerinin kısa vadede tam ölçekli savaşa evrilme olasılığının
düşük olduğunu, ancak denetimsiz tırmanma riskinin yapısal olarak varlığını
sürdürdüğünü ileri sürmektedir.
Amaç ve
Hedefler
Araştırmanın
Amacı
Bu
çalışmanın temel amacı, ABD ile İran arasındaki mevcut gerilimin yapısal,
stratejik ve bölgesel devingenler çerçevesinde tam ölçekli bir savaşa evrilme
olasılığını çözümlemektir. Çalışma, retorik düzeydeki sertleşme ile eylemli
savaş olasılığı arasındaki farkı ortaya koymayı ve kriz devingenlerinin hangi
koşullarda denetim altında kalabileceğini değerlendirmeyi hedeflemektedir. Ayrıca
çözümleme, bölgesel aktörlerin (özellikle İsrail ve Türkiye) çatışma riskini
artırıcı ya da azaltıcı rollerini incelemeyi amaçlamaktadır.
Araştırmanın
Hedefleri
Bu çalışma
nedensel açıklama üretmeyi değil, olası gelişim çizgilerini çözümlemeyi
hedeflemektedir. Bu genel amaç doğrultusunda çalışma şu hedeflere sahiptir:
ABD ve İran’ın stratejik önceliklerini ve güvenlik algılarını
karşılaştırmalı olarak çözümlemek.
Tarafların askeri kapasite ve maliyet hesaplarının tam
ölçekli savaşı özendirip özendirmediğini değerlendirmek.
Caydırıcılık ve zorlayıcı diplomasi mekanizmalarının kriz
yönetimindeki rolünü incelemek.
İsrail etmeninin çatışma devingenlerine etkisini çözümlemek.
Türkiye’nin dengeleyici ve arabulucu rolünü değerlendirmek.
En olası senaryoları ve düşük olasılıklı ancak yüksek etkili
riskleri ortaya koymak.
Beklenen
Katkı
Bu çalışma,
ABD–İran gerilimini yalnızca güncel bir kriz olarak değil, güç dengesi ve
caydırıcılık kuramları çerçevesinde yapısal bir güvenlik sorunu olarak ele
alarak yazına çözümleyici bir katkı sunmayı hedeflemektedir. Aynı zamanda siyasa
yapıcılar için risk değerlendirmesi temelinde akılcı bir çerçeve oluşturmayı
amaçlamaktadır.
Araştırma
Soruları
Bu
çalışmanın temel araştırma sorusu şudur: ABD ile İran arasındaki mevcut
gerilim, mevcut stratejik ve yapısal koşullar altında tam ölçekli bir savaşa
evrilebilir mi?
Bu ana soru
çerçevesinde aşağıdaki alt araştırma soruları ele alınacaktır:
Stratejik
ve Yapısal Devingenler
ABD ve İran’ın güvenlik algıları ve stratejik öncelikleri
nelerdir?
Tarafların askeri kapasite ve maliyet hesapları topyekun
savaşı özendirir mi yoksa sınırlar mı?
Mevcut güç dengesi yapısı kararlılık üretmekte midir?
Caydırıcılık
ve Tırmanma Riski
Karşılıklı caydırıcılık mekanizmaları çatışmayı denetim
altında tutabilecek yeterlilikte midir?
“Kısıtlı saldırı” öğretisi gerilimi azaltan mı yoksa tırmanma
riskini artıran mı bir stratejidir?
Yanlış hesaplama (miscalculation) ve güvenlik ikilemi
hangi koşullarda zincirleme tırmanışa yol açabilir?
Bölgesel
Aktörler ve Çarpan Etkisi
İsrail etmeni çatışma olasılığını artıran yapısal bir
değişken midir?
Türkiye gibi bölgesel aktörler tırmanışı dengeleyici bir rol
oynayabilir mi?
Bölgesel vekil aktörlerin (proxy forces) varlığı
çatışma denetimini zorlaştırmakta mıdır?
Senaryo
ve Olasılık Çözümlemesi
En olası kriz senaryosu nedir?
Düşük olasılıklı ancak yüksek etkili (high-impact)
savaş senaryosu hangi tetikleyicilere bağlıdır?
YÖNTEM
Araştırma
Tasarımı
Bu çalışma, ABD
ile İran arasındaki gerilimin savaşa evrilme olasılığını çözümlemek amacıyla
nitel araştırma yöntemi kullanmaktadır. Çalışma, açıklayıcı (explanatory)
ve çözümleyici bir araştırma tasarımına sahiptir. Araştırmada olayları nicel
veri üzerinden kestirmekten çok stratejik davranış kalıplarını ve güç dengesi devingenlerini
anlamlandırmak hedeflenmektedir.
Veri
Kaynakları
Çalışmada
aşağıdaki veri kaynaklarından yararlanılacaktır: Resmi açıklamalar ve
diplomatik beyanlar, uluslararası kuruluş raporları, savunma ve güvenlik çözümlemeleri,
akademik yazın (Realizm, Caydırıcılık Kuramı, Güvenlik İkilemi), güncel kriz
gelişmeleri ve diplomatik ilişkiler. Bu çoklu veri yaklaşımı, çözümlemede tek
boyutlu yorum riskini azaltmayı amaçlamaktadır.
Çözümleme
Yöntemi
Araştırmada
üç aşamalı bir çözümleme çerçevesi uygulanacaktır:
Yapısal Çözümleme:
Uluslararası
sistemdeki güç dağılımı ve bölgesel güvenlik mimarisi incelenecektir. Bu
kapsamda İsrail ve Türkiye gibi aktörlerin konumu da değerlendirilecektir.
Aktör Çözümlemesi:
ABD ve İran’ın stratejik
hedefleri, askeri kapasitesi, maliyet-yarar hesapları ve iç siyasal devingenleri
karşılaştırmalı olarak çözümlenecektir.
Senaryo Çözümlemesi:
Olası kriz
senaryoları üç kategoriye ayrılacaktır: Denetimli gerilim, sınırlı askeri
çatışma ve tam ölçekli bölgesel savaş. Her senaryo, gerçekleşme olasılığı ve olası
etkisi bakımından değerlendirilecektir.
Kuramsal
Çerçeve ile Bağlantı
Çözümleme şu
kuramsal yaklaşımlara dayandırılacaktır: Realist güç dengesi yaklaşımı, caydırıcılık
kuramı, zorlayıcı diplomasi modeli ve güvenlik ikilemi kavramı. Bu kuramlar,
aktörlerin davranışlarını normatif değil akılcı çıkar hesapları üzerinden
değerlendirmeyi olanaklı kılmaktadır.
Sınırlılıklar
Kriz devingenlerinin
hızlı değişebilmesi, askeri kapasitelere ilişkin bazı verilerin sınırlı saydamlığa
sahip olması ve karar alıcıların niyetlerine doğrudan erişimin olanaklı
olmaması nedenleriyle çalışma kesin öngörüden çok olasılık temelli stratejik
değerlendirme sunmaktadır.
Bu çalışma
nicel hipotez sınamasından ziyade açıklayıcı ve yorumlayıcı bir çözümleme
sunmayı amaçlamaktadır. Dolayısıyla çalışma, sınanabilir hipotezler üretmek
yerine, stratejik davranış kalıplarını ve tırmanma devingenlerini nitel veri
üzerinden incelemektedir.
YAZIN
TARAMASI
ABD–İran
gerilimini savaşa evrilme olasılığı bağlamında çözümlemek için uluslararası
ilişkiler yazınında üç temel tartışma öne çıkmaktadır: güç dengesi ve realizm,
caydırıcılık kuramı ve güvenlik ikilemi.
Gerçekçilik
(realist) Yaklaşımı ve Güç Dengesi (balance of power)
Gerçekçi kuram,
uluslararası sistemi anarşik olarak tanımlar ve devletlerin temel amacının
güvenliklerini en yükseğe çıkarmak olduğunu savunur. Kenneth Waltz’a göre
sistemdeki güç dağılımı, savaş olasılığını belirleyen temel yapısal etmendir.
Bu çerçevede savaş, çoğu zaman saldırgan niyetlerden çok güvenlik arayışının
sonucudur. John Mearsheimer’ın saldırgan gerçekçilik yaklaşımı ise büyük
güçlerin bölgesel hegemonya arayışında olduklarını ileri sürer. Bu açıdan
bakıldığında ABD Orta Doğu’da güç dengesini kendi lehine sürdürmek
istemektedir. İran ise bölgesel etkisini artırarak caydırıcı bir konum elde
etmeye çalışmaktadır. Yazında bu tür güç yarışmalarının her zaman savaşa yol
açmadığı, çoğu zaman dengelenme (balancing) mekanizmalarıyla kararlılığa
kavuştuğu da vurgulanmaktadır.
Caydırıcılık
Kuramı (deterrence)
Thomas
Schelling’in çalışmaları, caydırıcılığın savaş önleyici bir araç olarak işlev
görebileceğini ortaya koymuştur. Caydırıcılık, karşı tarafa maliyetlerin yararlardan
yüksek olduğu mesajını iletme üzerine kuruludur. Soğuk Savaş yazını, karşılıklı
imha kapasitesinin (mutual vulnerability) doğrudan savaşı
engelleyebileceğini göstermiştir. Bu bağlamda ABD–İran ilişkilerinde de
karşılıklı maliyet hesabı belirleyici olabilir. Ancak yazın aynı zamanda
caydırıcılığın başarısının iki koşula bağlı olduğunu vurgular: Tehdidin
inandırıcılığı ve karşı tarafın akılcı algısı. Yanlış algılama durumunda
caydırıcılık başarısız olabilir ve kriz tırmanabilir.
Güvenlik
İkilemi
Robert
Jervis’in geliştirdiği güvenlik ikilemi kavramı bir devletin savunma amaçlı
attığı adımın diğer devlet tarafından tehdit olarak algılanabileceğini ileri
sürer. Bu durum niyetlerden bağımsız şekilde tırmanış üretebilir. Örneğin, ABD’nin
askeri yığınak yapması, İran’ın füze kapasitesini artırması ve İsrail’in
önleyici güvenlik öğretisi karşılıklı güvensizlik döngüsü yaratabilir.
Bölgesel
Aktörler ve Çarpan Etkisi
Yazında
bölgesel güçlerin kriz devingenlerini karmaşıklaştırdığı sıklıkla
vurgulanmaktadır. Özellikle İsrail’in önleyici güvenlik yaklaşımı, İran ile
gerilimde çarpan etkisi yaratabilecek bir değişken olarak görülmektedir. Öte
yandan orta güçlerin (middle powers) arabuluculuk ve dengeleyici rol
oynayabileceği de yazında tartışılmaktadır. Bu bağlamda Türkiye’nin konumu,
bölgesel kriz yönetimi açısından dikkat çekicidir.
Yazındaki
Boşluk
Mevcut yazın,
ABD–İran gerilimini genellikle nükleer program, yaptırımlar veya vekalet
savaşları bağlamında ele almaktadır. Ancak mevcut konjonktürde “kısıtlı saldırı
öğretisi” ile tam ölçekli savaş olasılığı arasındaki geçiş eşiğini sistemli
biçimde çözümleyen çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışma, söz konusu boşluğu
doldurarak güç dengesi, caydırıcılık ve bölgesel aktör devingenlerini birlikte
ele alan bütüncül bir çözümleme sunmayı amaçlamaktadır.
GÜNCEL
KRİZ DEVİNGENLERİ: DENEYSEL ARKA PLAN (2020 SONRASI)
ABD–İran
ilişkilerinin savaşa evrilme olasılığını değerlendirirken son yıllarda yaşanan
somut kriz anları önemli deneysel veriler sunmaktadır. Bu örnekler, tarafların
davranış kalıplarını ve tırmanma eşiklerini sınayan kritik anlardır.
2020
Süleymani Krizi ve Denetimli Tırmanma
2020 yılında
ABD’nin İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’yi hedef
alması, iki devlet arasındaki gerilimin en yüksek seviyelerinden birini
oluşturmuştur. Bu operasyon doğrudan bir devlet elitine yönelik açık askeri
müdahale niteliği taşımaktaydı ve birçok gözlemci tarafından savaşın eşiği
olarak değerlendirilmiştir. Ancak İran’ın Irak’taki Ayn el-Esad Üssü’ne yönelik
balistik füze saldırısı, yüksek simgesel değerine karşın sınırlı askeri etki
üretmiş ve önceden dolaylı sinyaller verilerek can kaybının en aza indirilmesi sağlanmıştır.
Bu durum, tarafların misilleme gerçekleştirmekle birlikte çatışmayı denetim
altında tutma iradesi gösterdiğini ortaya koymaktadır.
Bu örnek, “denetimli
gerilim” modelinin deneysel temelini oluşturmaktadır: taraflar caydırıcılık
üretmekte, ancak tam ölçekli savaşa yönelmemektedir.
İsrail–İran
Gölge Savaşı ve Dolaylı Çatışma Modeli
2020 sonrası
dönemde İsrail ile İran arasında özellikle Suriye alanında yoğunlaşan düşük
yoğunluklu çatışmalar, bölgesel savaş devingenlerini anlamak açısından
önemlidir. İsrail’in İran bağlantılı hedeflere yönelik hava operasyonları ve
İran’ın bölgesel vekil aktörler aracılığıyla denge kurma stratejisi doğrudan
devletler arası savaştan kaçınılan bir çatışma formunu göstermektedir. Bu durum
iki sonucu ortaya koymaktadır: taraflar doğrudan savaşın maliyetini yüksek
görmektedir ve asimetrik ve dolaylı yöntemler, çatışmanın tercih edilen biçimi olmuştur.
Dolayısıyla kriz, yüksek yoğunluklu savaşa değil, yönetilebilir düşük
yoğunluklu gerilime evrilmektedir.
Deniz
Güvenliği ve Enerji Hatları Üzerinden Caydırıcılık
Hürmüz
Boğazı çevresinde yaşanan tanker krizleri ve deniz güvenliği gerilimleri
küresel ekonomik maliyetin çatışma kararları üzerindeki etkisini
göstermektedir. Enerji nakil hatlarının tehdit edilmesi, taraflara önemli bir
baskı aracı sağlamakta, ancak bu hattın tamamen kapanması küresel ekonomi
açısından ağır sonuçlar doğuracağından gerilim belirli sınırlar içinde
tutulmaktadır. Bu örnek, maliyet-yarar hesabının yalnızca askeri değil ekonomik
düzeyde de işlediğini göstermektedir.
Davranış
Kalıpları ve Süreklilik
2020 sonrası
kriz anlarının ortak özelliği şudur: Sert askeri hamleler yapılmaktadır. Misilleme
gerçekleşmektedir. Ancak taraflar bir noktada tırmanmayı durdurmaktadır. Bu
davranış kalıbı, akılcı caydırıcılık mekanizmasının işlediğini ve krizlerin tam
ölçekli savaşa dönüşmediğini göstermektedir.
Değerlendirmek
gerekirse, deneysel gözlemler, ABD–İran ilişkilerinde yapısal gerilimin kalıcı
olduğunu, ancak tarafların sistemli biçimde denetimli tırmanma stratejisi
izlediğini ortaya koymaktadır. Bu durum savaş olasılığının tamamen ortadan
kalkmadığını, fakat akılcı maliyet hesapları nedeniyle sınırlandığını
göstermektedir.
KURAMSAL
ÇERÇEVE
Bu çalışma, Amerika
Birleşik Devletleri ile İran arasındaki gerilimin savaşa evrilme olasılığını
açıklamak amacıyla üç temel kuramsal yaklaşımı birlikte kullanmaktadır: Yapısal
Gerçekçilik (realizm), Caydırıcılık Kuramı ve Güvenlik İkilemi. Bu çok katmanlı
yaklaşım hem sistem düzeyindeki güç dağılımını hem de kriz anındaki stratejik
etkileşimi çözümlemeyi olanaklı kılmaktadır.
Yapısal Gerçekçilik
(structural realizm)
Yapısal gerçekçiliğe
göre uluslararası sistem anarşiktir. Kaos içindedir. Devletler güvenliklerini
sağlamak için kendi kapasitelerine dayanmak zorundadır. Bu yaklaşımda savaşın
nedeni çoğu zaman niyetler değil, güç dağılımındaki değişimler ve güvenlik
arayışıdır. Bu bağlamda, ABD bölgesel güç dengesini kendi çıkarları
doğrultusunda korumaya çalışmaktadır. İran ise bölgesel etki alanlarını
genişleterek caydırıcılık kapasitesini artırmayı hedeflemektedir. Yapısal gerçekçilik
iki aktör arasındaki yarışmayı ideolojik değil, güvenlik ve gücün en yükseğe
çıkarılması temelli bir savaşım olarak açıklar. Bu çerçevede temel soru şudur: Güç
dengesi kararlılık mı üretmektedir, yoksa güç geçişi dinamiği çatışmayı mı özendirmektedir?
Caydırıcılık
(deterrence) Kuramı
Caydırıcılık
kuramı, bir aktörün karşı tarafa maliyetin kabul edilemez düzeyde olacağı
mesajını vererek saldırıyı önlemesini ifade eder. ABD’nin “kısıtlı saldırı”
söylemi ve askeri yığınak atılımları klasik caydırıcılık mekanizmasının bir
örneğidir. Amaç savaşı başlatmak değil, karşı tarafın davranışını
sınırlamaktır. Caydırıcılığın başarılı olması için üç unsur gereklidir: Kapasite
(askeri güç), irade (kullanma kararlılığı) ve inandırıcılık. Eğer taraflardan
biri diğerinin iradesini zayıf görürse caydırıcılık zayıflar ve tırmanış olasılığı
artar.
Güvenlik
İkilemi
Güvenlik
ikilemi, bir devletin savunma amacıyla attığı adımın diğer devlet tarafından
saldırgan niyet olarak algılanması durumudur. Örneğin, ABD’nin askeri yığınak
yapması, İran’ın füze kapasitesini artırması ve İsrail’in önleyici saldırı öğretisi
karşılıklı tehdit algısını güçlendirebilir. Bu durum, tarafların savaşı
istemese bile kriz devingenlerinin denetimden çıkmasına yol açabilir.
Bölgesel
Aktörlerin Kuramsal Konumu
Kuramsal
çerçeve yalnızca iki aktörle sınırlı değildir. İsrail, gerçekçilik bakış
açısından bakıldığında varoluşsal tehdit algısıyla önleyici dengeleme
stratejisi izleyen bir aktördür. Türkiye ise yazında “dengeleyici orta güç”
olarak tanımlanabilecek bir konumda yer almaktadır. Bu aktörlerin davranışı iki
taraflı bir krizi çok taraflı bir güvenlik denklemine dönüştürebilir.
Kuramsal
Varsayım
Bu
çalışmanın kuramsal varsayımı şudur: ABD–İran gerilimi, yapısal gerçekçi
çerçevede güç yarışmasına dayansa da karşılıklı caydırıcılık ve maliyet
hesapları nedeniyle tam ölçekli savaşa evrilme olasılığı sınırlıdır. Ancak
güvenlik ikilemi ve yanlış hesaplama düşük olasılıklı fakat yüksek etkili bir
tırmanış riski üretmektedir.
ÇÖZÜMLEME
Askeri
Kapasite ve Maliyet Hesabı
ABD–İran
geriliminin tam ölçekli bir savaşa evrilip evrilmeyeceğini anlamak için
tarafların yalnızca niyetlerine değil, askeri kapasitelerine ve maliyet-yarar
hesaplarına bakmak gerekmektedir. Gerçekçilik bakış açısına göre devletler akılcı
aktörlerdir ve savaş kararı, beklenen yararın maliyeti aşması durumunda alınır.
ABD’nin Askeri
Üstünlüğü ve Stratejik Hesabı: ABD küresel ölçekte üstün hava gücü, deniz kuvvetleri ve duyarlı
vuruş kapasitesine sahiptir. Uçak gemisi grupları, uzun menzilli bombardıman
uçakları ve gelişmiş füze sistemleri sayesinde İran’ın askeri altyapısını kısa
sürede hedef alabilecek kapasitededir. Ancak kapasite üstünlüğü otomatik olarak
savaş tercihine dönüşmez. ABD açısından temel maliyet kalemleri şunlardır: Uzun
süreli bölgesel kararsızlık, ABD üslerine ve müttefiklerine yönelik misilleme, petrol
fiyatlarında sert artış ve küresel ekonomik dalgalanma ve iç kamuoyunda savaş
yorgunluğu. Bu nedenle ABD için en akılcı seçenek genellikle sınırlı ve hedefli
operasyonlarla caydırıcılık üretmek olmaktadır.
İran’ın
Asimetrik Kapasitesi ve Direnç Stratejisi: İran konvansiyonel güç açısından ABD’nin gerisinde
olsa da asimetrik kapasitesi yüksektir. Bu kapasite şunları içerir: Balistik
füze envanteri, insansız hava araçları, bölgesel vekil aktörler ve deniz
ticaret yollarını tehdit etme gizil gücü. İran’ın stratejik üstünlüğü doğrudan
askeri üstünlük değil, maliyeti artırma kapasitesidir. Yani İran, savaşı
kazanamayabilir, ancak savaşı ABD için pahalı duruma getirebilir. Bununla
birlikte İran açısından da maliyetler yüksektir: Altyapı ve askeri tesislerin
ağır zarar görmesi, ekonomik yaptırımların sertleşmesi ve rejimin güvenliğinin
riske girmesi. Dolayısıyla İran için de tam ölçekli savaş akılcı bir tercih
değildir.
İsrail Etmeni
ve Çarpan Etkisi: İsrail
gelişmiş hava kuvvetleri ve füze savunma sistemleri ile bölgesel ölçekte güçlü
bir aktördür. İran’ı varoluşsal tehdit olarak görmesi kriz anında daha hızlı ve
önleyici adımlar atmasına yol açabilir. İsrail’in doğrudan ve geniş kapsamlı
bir saldırısı ABD’nin çatışmaya daha derin şekilde girmesine neden olabilir. Bu
durum, iki taraflı bir gerilimi çok taraflı bölgesel çatışmaya dönüştürebilecek
bir çarpan etkisi yaratır. Ancak İsrail açısından da uzun süreli çok cepheli
savaşın ekonomik ve güvenlik maliyetleri ciddi olacaktır.
Akılcı
Maliyet-Yarar Dengesi: Tarafların askeri kapasitesi incelendiğinde şu tablo ortaya çıkmaktadır: ABD
askeri olarak üstündür ancak uzun savaş istememektedir. İran doğrudan üstün
değildir, ancak maliyet artırma kapasitesine sahiptir. İsrail hızlı ve sert
karşılık verebilir, ancak bölgesel savaş riskini hesaplamak zorundadır. Bu
tablo, karşılıklı caydırıcılığın işlediğini göstermektedir. Tam ölçekli savaş
için şu koşulların oluşması gerekir: Taraflardan birinin varoluşsal tehdit
algısının kritik eşiği aşması, yanlış hesaplama sonucu ağır kayıplar yaşanması
ve diplomatik kanalların tümüyle kapanması. Mevcut güç dağılımı ve maliyet
hesapları dikkate alındığında, tarafların denetimli gerilim stratejisini tercih
etmesi daha olası görünmektedir.
Ara
Değerlendirme: Askeri
kapasite çözümlemesi, ABD–İran geriliminin olası olarak yıkıcı olduğunu, ancak akılcı
maliyet hesapları nedeniyle doğrudan ve uzun süreli bir savaşa evrilme olasılığının
sınırlı kaldığını göstermektedir. Bununla birlikte, yanlış hesaplama ve
bölgesel aktörlerin devreye girmesi durumunda risk tümüyle ortadan kalkmış
değildir.
Tırmanma
Eşikleri ve Kırılma Noktaları
ABD–İran
geriliminin savaşa evrilip evrilmeyeceği sorusu, yalnızca askeri kapasiteyle
değil, kriz anlarında hangi eşiklerin aşılacağıyla ilgilidir. Uluslararası
ilişkiler yazınında tırmanma (escalation), tarafların denetimli
gerilimden denetimsiz çatışmaya geçiş süreci olarak tanımlanır. Bu bağlamda üç
temel tırmanma eşiği öne çıkmaktadır.
Doğrudan
Devlet Topraklarının Hedef Alınması: Şu ana kadar krizler çoğunlukla vekil unsurlar, sınırlı hava
saldırıları veya bölgesel hedefler üzerinden yürümüştür. Ancak, İran ana kara
hedeflerinin ağır şekilde vurulması ve ABD üslerine yönelik kitlesel ve ölümcül
saldırılar çatışmayı yeni bir düzeye taşır. Devlet merkezli ağır kayıplar,
liderlerin iç kamuoyu baskısı nedeniyle geri adım atmasını zorlaştırır. Bu eşik
aşıldığında “saygınlık kaybı” algısı devreye girer ve kriz akılcı hesapların
ötesine geçebilir.
İsrail’in
Tam Ölçekli Müdahalesi: İsrail, İran’ın nükleer kapasitesini varoluşsal tehdit olarak
görmektedir. İran’ın doğrudan İsrail topraklarını geniş çaplı vurması veya
İsrail’in İran anakarasına kapsamlı saldırı düzenlemesi, bölgesel savaşı
tetikleyebilir. Bu senaryoda ABD’nin müttefik yükümlülükleri devreye girer. Çatışma
iki taraflı olmaktan çıkar. Lübnan, Suriye, Irak gibi alanlar çok cepheli savaş
alanına dönüşebilir. Bu, denetimli caydırıcılığın kırılma noktasıdır.
Yanlış
Hesaplama ve Kaza Riski: Kriz yazınında en tehlikeli senaryo kasıtlı savaş değil, yanlış
hesaplamadır. Örneğin, bir füze saldırısının kapsamının yanlış yorumlanması, bir
operasyonun “sınırlı” planlanmasına karşın beklenenden fazla can kaybına yol
açması ve yanlış haber alma. Bu tür durumlar liderleri hızla karşılık vermeye
zorlayabilir. Kriz anlarında karar alma süresi daraldıkça akılcı değerlendirme
kapasitesi azalır.
Diplomatik
Kanalların Tümüyle Kapanması: Eğer arka kapı diplomasisi, arabulucular ve görüşme kanalları
tümüyle kapanırsa kriz yönetimi mekanizması ortadan kalkar. Diplomasi var
olduğu sürece tırmanma yavaşlatılabilir, mesajlar netleştirilebilir ve yanlış
anlamalar düzeltilebilir. Ancak diplomatik ilişkinin kesilmesi askeri araçları
tek iletişim yöntemi durumuna getirir. Bu da savaş riskini katlanarak artırır.
Denetimli
Gerilim mi, Denetimsiz Tırmanma mı? Mevcut tablo, tarafların denetimli gerilim stratejisini
tercih ettiğini göstermektedir. ABD sınırlı ve hedefli caydırıcılık üretmeye
çalışmaktadır. İran maliyet artırma kapasitesiyle denge kurmaktadır. İsrail
güvenlik eşiğini aşacak bir gelişme olmadığı sürece tam savaş riskini
hesaplamaktadır. Ancak kırılma noktalarının varlığı riskin sıfır olmadığı
anlamına gelir. Özellikle İsrail–İran doğrudan ilişkinin yoğunlaşması en duyarlı
eşiktir.
Ara Sonuç:
ABD–İran
ilişkilerinin savaşa evrilme olasılığı akılcı maliyet hesapları nedeniyle
düşük-orta düzeydedir. Ancak tırmanma eşiklerinden herhangi birinin aşılması
durumunda, kriz hızla bölgesel savaşa dönüşebilir.
Türkiye’nin
Stratejik Konumu ve Dengeleyici Rolü
Türkiye,
ABD–İran gerilimi bağlamında hem coğrafi konumu hem de çok boyutlu dış siyasası
nedeniyle kritik bir aktördür. Türkiye, aynı anda NATO üyesi bir Batı
müttefiki, İran ile komşu ve ekonomik ilişkilere sahip bir bölge ülkesi ve İsrail
ile dönemsel dalgalanmalar yaşasa da diplomatik kapasitesi bulunan bir aktör ve
Orta Doğu’da güvenlik ve enerji dengelerinin merkezinde yer alan bir devlet konumundadır.
Bu çok katmanlı kimlik Türkiye’ye hem risk hem de arabuluculuk kapasitesi
kazandırmaktadır.
Jeostratejik
Konum ve Güvenlik Boyutu: ABD–İran çatışması durumunda Türkiye doğrudan etkilenebilecek ülkeler
arasındadır: Irak ve Suriye alanında kararsızlık artışı, göç dalgası riski, enerji
hatlarının güvenliği ve NATO yükümlülükleri. Türkiye’nin güney sınırları zaten
kırılgan güvenlik alanlarıdır. Bu nedenle Ankara için temel öncelik, çatışmanın
bölgesel savaşa dönüşmemesidir.
Enerji ve
Ekonomi Boyutu: İran
Körfezi’nde yaşanabilecek bir kriz küresel petrol fiyatlarını hızla
yükseltebilir. Türkiye enerji ithalatçısı bir ülke olduğu için cari açık artışı,
enflasyon baskısı ve finansal dalgalanma gibi ekonomik risklerle
karşılaşabilir. Bu nedenle Türkiye açısından savaşın önlenmesi yalnızca
güvenlik değil, ekonomik kararlılık meselesidir.
Diplomatik
Manevra Alanı: Türkiye
geçmişte kriz dönemlerinde arabuluculuk girişimlerinde bulunmuştur. Ankara’nın üstünlükleri
şunlardır: İran ile doğrudan iletişim kanalları, ABD ile NATO çerçevesinde
kurumsal bağlar ve bölgesel dosyalarda aktif diplomasi deneyimi. Bu durum
Türkiye’yi güçlü bir “iletişim köprüsü” durumuna getirebilir. Ancak bu rolün
sürdürülebilir olması için Ankara’nın taraflardan biri gibi algılanmaması, denge
siyasasını tutarlı yürütmesi ve iç siyasal ve ekonomik kırılganlıklarını
yönetebilmesi gerekmektedir.
Dengeleyici
Rolün Sınırları: Her
ne kadar Türkiye arabulucu kapasitesine sahip olsa da bazı sınırlamalar da vardır:
ABD–İsrail stratejik bağının derinliği, İran’ın güvenlik önceliklerinde
ideolojik boyut ve büyük güç yarışmasının artması. Bu nedenle Türkiye’nin rolü
krizi tümüyle çözmekten çok, tırmanmayı yavaşlatmak ve iletişim kanallarını
açık tutmak olabilir.
Genel
Değerlendirme: ABD–İran
ilişkilerinin savaşa evrilmesi Türkiye açısından yüksek maliyetli bir
senaryodur. Bu nedenle Ankara’nın akılcı tercihi askeri taraf olmamak, diplomatik
kanalları desteklemek ve bölgesel kararlılığı öncelemek şeklinde olacaktır. Türkiye,
kriz anlarında “dengeleyici bölgesel güç” rolünü üstlenebilirse hem güvenliğini
koruyabilir hem de diplomatik ağırlığını artırabilir.
Senaryo Çözümlemesi:
Üç Olası Gelecek
ABD–İran
ilişkilerinin geleceği doğrusal değil, farklı kırılma noktalarına bağlı olarak
değişkenlik gösterebilir. Bu nedenle üç temel senaryo üzerinden bir projeksiyon
yapmak olanaklıdır: Denetimli Gerilim ve Caydırıcılık Dengesi (En Olası
Senaryo), Sınırlı ve Kısa Süreli Askeri Çatışma (Orta Olasılık) ve Bölgesel
Savaşa Evrilme (Düşük Olasılık, Yüksek Etki).
Denetimli
Gerilim ve Caydırıcılık Dengesi: Olasılık Yüksek, Etki Orta
Bu senaryoda
ABD sınırlı askeri yığınak ve sert söylemle caydırıcılık üretir. İran doğrudan
savaş yerine asimetrik denge stratejisini sürdürür. İsrail kritik eşik
aşılmadıkça geniş çaplı savaşa girmez. Diplomatik ilişkiler tümüyle kopmaz ve
arka kapı diplomasisi devam eder. Bu senaryoda petrol fiyatları dalgalı ama denetim
altında kalır, bölgesel gerilim sürer, taraflar güç gösterisi yapar ancak
savaşa girmez. Bu tablo, akılcı maliyet hesaplarıyla uyumludur ve en olası
olandır.
Sınırlı
ve Kısa Süreli Askeri Çatışma: Olasılık Orta, Etki Yüksek
Bir füze
saldırısı, ağır kayıp veya İsrail’in geniş çaplı bir operasyonu tırmanma
eşiğini aşabilir. Bu durumda ABD İran’daki belirli askeri hedefleri vurur. İran
bölgesel üsler veya deniz hatları üzerinden karşılık verir. Çatışma birkaç
hafta sürer. Ancak taraflar tam ölçekli savaştan kaçınır ve diplomatik
müdahaleyle gerilim düşürülür. Bu senaryoda enerji fiyatları sert yükselir, bölgesel
güvenlik mimarisi sarsılır ve Türkiye gibi aktörler yoğun diplomasi yürütür.
Bölgesel
Savaşa Evrilme: Olasılık Düşük, Etki Çok Yüksek
En tehlikeli
senaryodur. Koşulları İran anakarasına ağır ve kapsamlı saldırı, İsrail’in
geniş çaplı müdahalesi ve çok cepheli çatışmadır. Bu durumda Lübnan, Suriye ve
Irak alanları aktif çatışma alanına dönüşür. ABD doğrudan savaşa daha derin
katılır. Küresel enerji ve finans sisteminde ciddi şok yaşanır. Bu senaryo,
yalnızca askeri değil küresel ekonomik kriz üretme gizil gücüne sahiptir.
|
Çizelge 1: Karşılaştırmalı
Değerlendirme |
|||
|
Senaryo |
Olasılık |
Etki Düzeyi |
Bölgesel Sonuç |
|
Denetimli Gerilim |
Yüksek |
Orta |
Sürekli ama yönetilebilir kriz |
|
Sınırlı Çatışma |
Orta |
Yüksek |
Geçici şok ve diplomatik müdahale |
|
Bölgesel Savaş |
Düşük |
Çok Yüksek |
Sistemsel kriz |
Senaryoları
değerlendirmek gerekirse, akılcı aktör varsayımı geçerli olduğu sürece birinci
senaryo baskındır. Ancak kırılma noktalarının duyarlılığı nedeniyle ikinci
senaryo her zaman güçlü bir risk olarak kalmaktadır. Üçüncü senaryo ise düşük
olasılıklı olmakla birlikte gerçekleşmesi durumunda etkisi en yüksek olan olasılıktır.
Bu nedenle siyasa yapıcılar en kötü senaryoya göre hazırlık yaparken, en olası
senaryoya göre strateji geliştirmek zorundadır.
GENEL
DEĞERLENDİRME, SONUÇ VE SİYASA ÇIKARIMLARI
Bu çalışma,
ABD–İran ilişkilerinin tam ölçekli bir savaşa evrilme olasılığını askeri
kapasite, maliyet-yarar hesapları ve tırmanma eşikleri çerçevesinde çözümlemiştir
etmiştir. Bulgular, taraflar arasındaki yapısal yarışmanın kalıcı olduğunu,
ancak akılcı caydırıcılık mekanizmalarının çatışmayı belirli sınırlar içinde
tuttuğunu göstermektedir. Mevcut güç asimetrisine karşın İran’ın asimetrik
kapasitesi ve bölgesel vekil ağları, doğrudan bir savaşın maliyetini her iki
taraf açısından da yükseltmektedir. Bu durum kriz davranışlarının sertleşmesine
karşın denetimli bir denge üretmektedir.
Çözümleme,
ABD–İran ilişkilerinin savaş ile barış arasındaki ikili bir kategoride
değerlendirilemeyeceğini ortaya koymaktadır. İki aktör arasındaki etkileşim, “denetimli
gerilim” olarak tanımlanabilecek ara bir kararlılık biçemi üretmektedir. Bu
modelde taraflar tırmanma kapasitesine sahip olmakla birlikte, tam ölçekli
savaşın stratejik maliyetleri nedeniyle belirli eşikleri aşmamaktadır. Ancak bu
denge kırılgan bir niteliğe sahiptir. Özellikle üçüncü taraf müdahalesi, yanlış
algılama, iç siyasa baskıları veya doğrudan hedef kayıpları gibi unsurlar
tırmanma eşiğini aşındırabilir.
Bu çerçevede
tam ölçekli savaş olasılığı kısa vadede düşük görünmektedir. Ancak risk yapısal
olarak ortadan kalkmış değildir. Bölgesel devingenlerin çok aktörlü doğası
krizlerin zincirleme biçimde genişleme gizil gücünü canlı tutmaktadır.
Özellikle İsrail etmeni ve vekil aktörler üzerinden yürütülen düşük yoğunluklu
çatışmalar denetimiz tırmanma olasılığını artırabilecek kırılgan alanlar
oluşturmaktadır.
Siyasa
düzeyinde ise kriz yönetimi mekanizmalarının sürdürülmesi, diplomatik
kanalların açık tutulması ve üçüncü taraf arabuluculuk girişimlerinin
desteklenmesi, tırmanma riskini sınırlayıcı unsurlar olarak öne çıkmaktadır.
Bölgesel aktörler açısından dengeleyici diplomasi, yalnızca ulusal çıkarların
korunması değil, aynı zamanda sistemsel kararlılığın sürdürülmesi bakımından da
önem taşımaktadır.
Sonuç
olarak, ABD–İran ilişkileri kısa vadede savaşa evrilme eğilimi göstermemekle
birlikte, kırılgan bir caydırıcılık dengesi üzerinde ilerlemektedir. Bu denge, akılcı
maliyet hesaplarının sürdürülebilirliğine bağlıdır. Ancak tırmanma eşiklerinin
aşınması durumunda çatışma devingenleri hızla genişleyebilir. Dolayısıyla sorun
savaşın kaçınılmazlığı değil, kriz yönetiminin sürdürülebilirliğidir.
KAYNAKÇA
Fearon, J.
D. (1995). Rationalist explanations for war. International Organization, 49(3),
379–414. https://doi.org/10.1017/S0020818300033324
Jervis, R.
(1978). Cooperation under the security dilemma. World Politics, 30(2), 167–214.
https://doi.org/10.2307/2009958
Mearsheimer,
J. J. (2001). The tragedy of great power politics. W. W. Norton.
Schelling,
T. C. (1966). Arms and influence. Yale University Press.
Waltz, K. N.
(1979). Theory of international politics. McGraw-Hill.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder