Kaybetme Riski ve İktidar Refleksi:
Türkiye’de Seçim Öncesi Sertleşmenin Stratejik Çözümlemesi
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
ÖZ
Bu çalışma,
Türkiye’de seçim süreçlerindeki son dönemde artan sertleşme eğilimini güç
dengesi bakış açısından çözümlemektedir. Özellikle muhalefet belediyelerine
yönelik yargı süreçleri ve olası cumhurbaşkanı adaylarına ilişkin ortaya atılan
siyasal savlar yarışma alanının sınırlarını yeniden tanımlama olasılığını
gündeme taşımaktadır. Çözümleme, uzun süreli iktidarların kaybetme riskini
algılama biçimi, sert müdahale araçlarının akılcılığı ve ters tepme ve
bütünleştirme olasılıklarını üç senaryo üzerinden incelemektedir. Bulgular,
tasfiye stratejisinin teknik olarak olanaklı olsa da her zaman akılcı
olmadığını ve denetimli sertleşme ve ekonomik dengelemenin daha olası strateji
seçenekleri olduğunu göstermektedir.
Anahtar
Kelimeler: Türkiye,
seçim süreci, kaybetme riski, iktidar refleksi, muhalefet, yargı merkezli
siyaset, güç dengesi, tasfiye stratejisi
Abstract
This study analyzes the recent intensification of
political competition in Turkey from a power balance perspective. Specifically,
judicial processes targeting opposition municipalities and political claims
concerning potential presidential candidates highlight the potential
redefinition of the competitive space. The analysis examines three scenarios
focusing on long-term incumbents’ perception of loss risk, the rationality of
interventionist tools, and the possibility of backlash or opposition consolidation.
Findings indicate that while a purge strategy may be technically feasible, it
is not always rational; controlled intensification and economic stabilization
appear as more likely strategic options.
Keywords: Turkey,
electoral process, risk of loss, incumbent reflex, opposition,
judiciary-centered politics, power balance, purge strategy
GİRİŞ
MHP Genel
Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım’ın Türk Eğitim-Sen Genel Kurulu’nda yaptığı
konuşmada, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın “birinci şüpheli”
olarak anılması ve “yarın soruşturma açılınca ayağının altından çekileceği”
yönündeki ifadeler sıradan bir polemik olarak görülemez. Bu çıkış, muhalefetin
olası cumhurbaşkanı adayları etrafında şekillenen güç savaşımının yeni bir
aşamaya geçtiğine ilişkin güçlü bir işaret olarak okunmalıdır.
Bu açıklama hukuksal
bir karar değildir ve ortada kesinleşmiş bir yargı süreci bulunmamaktadır.
Ancak siyaset, yalnızca hukuksal sonuçlar üzerinden değil, olasılıklar ve
sinyaller üzerinden de şekillenir. “Birinci şüpheli” ifadesi hukuksal olmaktan
çok stratejik bir mesaj niteliği taşımaktadır: Olası adaylar yalnızca sandıkta
değil, soruşturma zemini üzerinden de yarışma alanına çekilebilir.
Bu noktada sorun
bir belediye başkanına yöneltilmiş sav değildir. Sorun, seçim süreci
yaklaşırken Türkiye’de yarışmanın sınırlarının nerede çizileceğidir. 2017
referandumunda yaşanan tartışmalar, 2019 seçim iptali ve veri akışı
polemikleri, kurumsal güven eşiğinin zaten duyarlı olduğunu göstermiştir.
Ekonomik kırılganlığın sürdüğü ve kamuoyu yoklamalarında muhalefet adaylarının
güçlü göründüğü bir dönemde yargı merkezli tartışmaların gündeme gelmesi, “aday
tasfiyesi” olasılığını stratejik bir başlık durumuna getirmektedir.
Bu çözümleme komplo kuramı üretmeyi değil, güç dengesi
mantığını incelemeyi amaçlamaktadır. Kaybetme riskinin yükseldiği algısı, uzun
süreli iktidarlarda hangi refleksleri tetikler? Sertleşme gerçekten rakibi
zayıflatır mı, yoksa ters teperek muhalefeti bütünleştirir mi? Ve en önemlisi,
Türkiye’de seçim yarışması sandık merkezli mi kalacaktır, yoksa yargı-siyaset
ekseninde yeni bir aşamaya mı girecektir?
2017–2019
Çizgisi: Kurumsal Güven Eşiğinin Aşınması
Türkiye’de
seçim güvenliği tartışmaları yeni değildir. Ancak 2017 anayasa referandumu bir
eşik oluşturmuştur. Referandum gecesi alınan ve mühürsüz oy pusulalarının
geçerli sayılmasını içeren karar seçimin teknik sonucundan bağımsız olarak,
“kuralların seçim günü değiştirilebileceği” algısını üretmiştir. Bu kararın
sayısal etkisi konusunda farklı görüşler olsa da asıl kırılma hukuksal değil
psikolojiktir. Seçim süreçlerine ilişkin mutlak güven ilk kez geniş bir
toplumsal kesimde zedelenmiştir.
2019 yerel
seçimleri bu güven tartışmasını ikinci bir aşamaya taşımıştır. İstanbul
seçimlerinin iptali ve yenilenmesi seçimlerin yalnızca sandıkta değil, yargısal
ve yönetsel süreçlerde de yeniden şekillenebileceği algısını pekiştirmiştir.
Aynı dönemde veri akışı ve sonuç açıklama süreçlerine yönelik polemikler, seçim
gecesinin teknik bir süreç olmaktan çıkıp psikolojik bir savaşım alanına
dönüştüğünü göstermiştir.
Bu iki
deneyim, Türkiye’de seçimlerin üç katmanlı bir yapıya evrildiğini ortaya
koymaktadır: Sandık ve fiziksel oy sayımı, yargısal ve yönetsel denetim
süreçleri ve algı ve psikolojik üstünlük savaşımı. Bugün yaşanan tartışmalar
üçüncü katmandan doğmamaktadır ve ikinci katmanın genişleme olasılığı üzerinden
şekillenmektedir. Yani soru sandık güvenliğinden çok, yarışma alanının hangi
araçlarla daraltılabileceği sorusudur.
Ekonomik
kırılganlığın sürdüğü, kamuoyu yoklamalarında muhalefet adaylarının güçlü
göründüğü bir konjonktürde yargı merkezli söylemlerin artması rastlantı
değildir. Bu, sistemli bir planın kanıtı değildir, ancak güç savaşımının araç
setinin genişlediğine ilişkin bir işaret olarak okunabilir.
Dolayısıyla
Yaşar Yıldırım’ın açıklamaları tekil bir siyasal polemik olarak değil, bu uzun
süreli güven aşınmasının üzerine eklenen yeni bir sinyal olarak
değerlendirilmelidir.
Amaç ve
Hedefler
Bu
çalışmanın amacı, güncel siyasal polemiklere taraf olmak değil, Türkiye’de
seçim öncesi sertleşme eğilimini güç dengesi bakış açısından çözümlemektir.
Özellikle muhalefet belediyelerine yönelik yargı süreçleri ve olası adaylara
ilişkin ortaya atılan “soruşturma” imaları, yarışma alanının daraltılıp
daraltılmadığı sorusunu gündeme taşımaktadır.
Bu çözümleme
üç temel hedefe odaklanmaktadır:
Kaybetme Riskinin Tanımlanması: Uzun süreli iktidarların en kritik
eşiği kaybetme riskidir. Bu risk yalnızca seçim yenilgisi değil, siyasal,
ekonomik ve bürokratik güç kaybı anlamına gelir. Bu bölümde, mevcut ekonomik
koşullar ve kamuoyu dengeleri çerçevesinde bu risk algısının nasıl
şekillenebileceği değerlendirilecektir.
Sertleşme Araçlarının Akılcılığı: Yargı süreçleri, medya söylemi ve siyasal
hedef göstermeler iktidar açısından akılcı araçlar mıdır? Bu araçların kısa
vadeli yararları ile uzun vadeli meşruluk maliyetleri karşılaştırılacaktır.
Ters Tepme Olasılığı: Siyasal tasfiye girişimleri her zaman zayıflatıcı sonuç
doğurmaz. Bazı durumlarda mağdurluk etkisi yaratarak muhalefeti bütünleştirebilir.
Bu çözümleme, Türkiye örneğinde hangi senaryonun daha olası olduğunu incelemeyi
hedeflemektedir.
Araştırma
Soruları
Bu çalışma,
Türkiye’de seçim sürecine ilişkin artan sertleşme tartışmalarını güç dengesi bakış
açısından incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede temel araştırma sorusu şudur:
Türkiye’de seçim öncesi ortaya çıkan yargı merkezli
tartışmalar olası adayların yarışma alanını daraltmaya yönelik stratejik bir
araç mı, yoksa sertleşen siyasal yarışmanın doğal bir yan ürünü müdür?
Bu ana soru,
aşağıdaki alt araştırma sorularına ayrılmaktadır:
Kaybetme
Riski Eşiği:
Uzun süreli iktidarlarda “kaybetme riski” hangi koşullarda
varoluşsal tehdit olarak algılanır?
Türkiye’de mevcut ekonomik ve siyasal konjonktür bu eşiğe ne
kadar yakındır?
Araç Seti
ve Akılcılık:
Yargı süreçleri ve soruşturma imaları seçim öncesi dönemde akılcı
bir siyasal araç mıdır?
Bu tür atılımların kısa vadeli kazanımları ile uzun vadeli meşruluk
maliyetleri nasıl dengelenir?
Bütünleşme
ve Ters Tepme Etkisi
Olası bir adayın soruşturma süreciyle karşı karşıya kalması
muhalefeti zayıflatır mı, yoksa birleştirir mi?
Türkiye’de seçmen davranışı mağdurluk söylemine nasıl tepki
verir?
Yarışmanın
Sınırları:
Türkiye’de seçim yarışması sandık merkezli mi kalmaktadır,
yoksa yargı ve yönetsel süreçler yarışma alanının bir parçası durumuna mı
gelmektedir?
Bu durum kurumsal güven ve demokratik meşruluk açısından ne
anlama gelir?
YÖNTEM
Bu çalışma
nicel bir veri çözümlemesi değil, nitel ve karşılaştırmalı bir stratejik
değerlendirme çalışmasıdır. Amaç, belirli bir aktör ya da kuruma ilişkin hüküm
vermek değil, güç dengesi devingenlerini çözümlemektir.
Araştırma üç
yöntemsel eksene dayanmaktadır:
Süreç
İzleme: 2017 anayasa
referandumundan başlayarak 2019 yerel seçimleri ve güncel yargı-siyaset
tartışmalarına uzanan çizgi kronolojik değil, nedensel bir zincir olarak
incelenmiştir. Amaç, tekil olayları değil, kurumsal güven eşiğinin nasıl
aşındığını ve bu aşınmanın güncel tartışmalar için nasıl bir zemin
oluşturduğunu ortaya koymaktır.
Güç
Dengesi Çözümlemesi: Çalışma,
seçim sürecini yalnızca hukuksal bir süreç olarak değil, aktörlerin risk
hesapları üzerinden değerlendirmektedir. Bu çerçevede şu varsayım sınanmaktadır:
Uzun süreli iktidarlar, kaybetme riskini algıladıklarında yarışma alanını
daraltma eğilimi gösterebilir mi? Bu çözümleme, Türkiye bağlamındaki ekonomik
göstergeler, kamuoyu eğilimleri ve siyasal söylemler üzerinden yapılmaktadır.
Senaryo
Tabanlı Değerlendirme: Metin, tek bir sonuç savı ileri sürmemektedir. Bunun yerine üç olası
senaryo karşılaştırılmaktadır: Sertleşmenin tasfiye üretmesi, sertleşmenin ters
teperek muhalefeti bütünleştirmesi ve sertleşmenin sınırlı kalıp sistem içi yarışmanın
devam etmesi. Bu senaryoların her biri akılcılık ve maliyet hesabı üzerinden çözümlenmektedir.
Sınırlar:
Bu çalışma gizli
plan savında bulunmaz. Yargısal süreçler hakkında hüküm vermez. Somut suç
isnadı yapmaz. Çözümleme yalnızca siyasal davranışın stratejik mantığını
incelemektedir.
KURAMSAL
ÇERÇEVE: UZUN SÜRELİ İKTİDAR, RİSK ALGISI VE YARIŞMA ALANI
Uzun süreli
iktidarlar üzerine yapılan siyaset bilimi yazını seçimleri yalnızca dönemsel
bir meşruluk mekanizması olarak değil, aynı zamanda yüksek riskli eşikler
olarak tanımlar. İktidar süresi uzadıkça, seçim kaybının maliyeti artar, çünkü
kayıp yalnızca yönetim değişikliği değil, güç ağlarının, bürokratik etkilerin
ve kaynak dağıtım kapasitesinin el değiştirmesi anlamına gelir.
Bu çerçevede
üç temel kavram öne çıkar:
Varoluşsal
Risk Algısı
İktidarın
kaybetme olasılığını nasıl tanımladığı belirleyicidir. Eğer seçim kaybı “normal
demokratik dönüşüm” olarak algılanıyorsa yarışma alanı daraltma gereksinimi
azalır. Ancak kayıp, siyasal, hukuksal veya ekonomik sonuçları itibarıyla
varoluşsal risk olarak görülüyorsa risk yönetimi refleksleri güçlenir. Bu
noktada önemli olan gerçek risk değil, algılanan risk düzeyidir.
Yarışma
Alanının Daraltılması
Yarışmacı
siyasal sistemlerde müdahale genellikle sandıkta değil, yarışmanın ön
aşamalarında gerçekleşir. Bu araçlar şunlar olabilir: Adaylık süreçlerinin hukuksal
zeminde zorlaştırılması, soruşturma ve denetim mekanizmalarının
yoğunlaştırılması ve medya ve söylem yoluyla meşruluk aşındırma. Bu tür
müdahaleler doğrudan sonuç yönlendirmesi değil, yarışmanın sınırlarını yeniden
tanımlama girişimleridir.
Ters
Tepme ve Bütünleşme
Sert
müdahaleler her zaman akılcı sonuç üretmez. Yazın, muhalefetin güçlü ve örgütlü
olduğu durumlarda tasfiye girişimlerinin mağdurluk etkisi yaratarak karşı bloğu
bütünleştirebileceğini gösterir. Dolayısıyla akılcı strateji, yalnızca
müdahalenin olanaklı olup olmadığına değil, müdahalenin geri tepme riskine de
bağlıdır.
Türkiye
Bağlamına Geçiş
Türkiye’de
seçim süreçleri son on yılda hem hukuksal hem psikolojik tartışmalar
üretmiştir. Bu durum, kurumsal güven eşiğini duyarlı duruma getirmiştir. Böyle
bir zeminde yargı merkezli siyasal söylemlerin ortaya çıkması, yalnızca bir
polemik değil; yarışma alanının sınırlarına ilişkin bir sinyal olarak
okunabilir. Ancak bu sinyalin sistemli bir tasfiye stratejisine dönüşüp
dönüşmeyeceği, üç değişkene bağlıdır: Ekonomik kırılganlığın derinliği, muhalefetin
birlik kapasitesi ve müdahalenin meşruluk maliyeti.
TÜRKİYE’DE
KAYBETME RİSKİ: EKONOMİ, ADAY GÜCÜ VE GÜÇ DENGESİ
Kuramsal
çerçeve, uzun süreli iktidarların kaybetme riskini algılama biçiminin
belirleyici olduğunu göstermektedir. Türkiye bağlamında bu risk üç ana eksen
üzerinden değerlendirilmelidir: ekonomi, aday gücü ve blok dengesi.
Ekonomik
Kırılganlık ve Seçmen Davranışı
Türkiye’de
seçmen davranışı üzerine yapılan çalışmalar, ekonomik başarım düzeyinin iktidar
oyları üzerinde doğrudan etkili olduğunu göstermektedir. Enflasyon, gelir kaybı
ve alım gücü düşüşü kararsız seçmen oranını artırma eğilimindedir. Ancak
ekonomik kriz otomatik olarak iktidar değişimi üretmez. Belirleyici olan krizin derinliği, krizin
sorumluluğunun kime yüklendiği ve seçeneğin güvenilirliğidir. Eğer ekonomik
memnuniyetsizlik yüksek ama muhalefet parçalıysa kaybetme riski sınırlı
kalabilir. Eğer ekonomik memnuniyetsizlik yüksek ve güçlü bir aday etrafında
birleşme varsa, risk eşiği yükselir.
Aday Gücü
ve Tehdit Algısı
Seçim
sisteminin başkanlık modeli olması yarışın kişisel liderlik üzerinden
şekillenmesine yol açmaktadır. Bu nedenle olası adayların kamuoyu desteği,
kurumsal partilerden daha kritik duruma gelmektedir. Güçlü adayın özellikleri
şunlardır: Parti tabanını bütünleştirebilme, kararsız seçmene ulaşabilme ve iktidar
karşıtlığını tek elde toplayabilme. Bu nitelikleri taşıyan bir adayın
yükselişi, iktidar açısından “yönetilebilir yarışma” ile “yüksek riskli yarışma”
arasındaki farkı belirler.
Blok
Siyaseti ve Daralan Alan
Türkiye’de
seçimler artık iki ana blok etrafında şekillenmektedir. Bu durum yarışmayı
sıfır toplamlı duruma getirmektedir: Bir blok için kazanım, diğer blok için
kayıptır. Sıfır toplamlı yarışma ortamında kaybetme maliyeti yükselir, sertleşme
eğilimi artabilir ve yarışma alanını daraltma araçları daha çekici duruma
gelebilir. Ancak bu noktada kritik soru şudur: Sertleşme, gerçekten kaybetme
riskini azaltır mı, yoksa orta seçmeni uzaklaştırarak riski büyütür mü?
Ara
Değerlendirme
Türkiye’de
ekonomik baskının sürdüğü ve olası adayların kamuoyu yoklamalarında güçlü
göründüğü bir konjonktürde kaybetme riski algısının yükselmesi akılcı bir
varsayımdır. Ancak risk algısının yükselmesi otomatik olarak tasfiye
stratejisine başvurulacağı anlamına gelmez. Çünkü meşruluk maliyeti, uluslararası
ekonomik bağımlılık, bürokratik uyum kapasitesi ve muhalefetin bütünleşme
olasılığı bu kararı dengeleyen etmenlerdir.
“Yıldırım,
kürsüde gösterdiği beş dosya üzerinden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı
Mansur Yavaş’ı “birinci şüpheli” olarak işaret etti. Ayrıca, CHP içinde
cumhurbaşkanlığı adaylığı üzerinden yürütülen tasfiye sürecine de değinen
Yıldırım, “Geriye kim kaldı? Mansur Yavaş. Onu da Mesut Özarslan üzerinden
kenara iteceksiniz” ifadelerini kullandı. Yıldırım, Özel’in kendi
cumhurbaşkanlığı adaylığı önünü açmak için İmamoğlu ekibini Silivri’deki yargı
süreci üzerinden korumaya çalıştığını savundu. (Bengü Türk 2026)
Stratejik
olarak değerlendirmek gerekirse, MHP, Cumhur İttifakı’nın kilit taşıdır. Yaklaşık
50 milletvekili ve partinin kurumsal gücü AKP’nin parlamentoda kararlı çoğunluk
ve seçim başarısı elde etmesinde belirleyicidir. Dolayısıyla MHP’nin sözleri,
parti tabanını veya ittifak içi aktörleri yönlendirme kapasitesine sahiptir. Genel
Başkan Yardımcısı’nın açıklamaları rastgele olamaz. Yıldırım’ın sözleri,
kişisel yorumdan öte, partinin ve dolayısıyla Cumhur İttifakı’nın stratejik
duruşunu yansıtır. Bu tür açıklamalar önceden eş güdümlü ve onaylanmış olabilir.
Çünkü MHP lideri Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yakın iş birliği
içindedir. Dolayısıyla Yıldırım’ın kürsüde gösterdiği “dosyalar” ve ifade
ettiği “birinci şüpheli” mesajı siyasal bir sinyal ve yönlendirme mesajıdır ve
sadece konuşmacının kişisel görüşü değildir. CHP içi tasfiye iddialarını işaret
etmek, rakip blokta algı yönetimi ve olası aday baskısı yaratma amacına hizmet
eder. MHP’nin yaklaşımı sadece bir yorum değil, Cumhur İttifakı’nın seçim
stratejisinin bir uzantısı olarak görülmelidir.
Bu tür
açıklamalar, Türkiye’de ittifak siyasetinin doğası gereği, bireysel çıkış
olmanın ötesinde bir siyasal sinyal olarak okunabilir. Ancak bunun kurumsal
düzeyde eşgüdümlü bir stratejinin parçası olup olmadığı deneysel olarak
doğrulanabilir değildir. Bu çalışma, söz konusu ifadeleri stratejik söylem
üretimi bağlamında değerlendirmektedir.
TASFİYE
STRATEJİSİ AKILCI MI? OLASI SENARYOLAR
Olası
adaylara yönelik yargı merkezli söylemler ve soruşturma imaları ancak bir
strateji bağlamında anlam kazanır. Bu nedenle sorun “olanaklı mı?” değil, “akılcı
mı?” sorusudur. Bu bölümde üç senaryo değerlendirilmektedir.
Senaryo
1: Sert Müdahale ve Aday Tasfiyesi
Bu
senaryoda, güçlü görünen bir aday hakkında soruşturma süreci derinleşir ve
adaylık kapasitesi fiilen zayıflatılır ya da ortadan kalkar. Kısa vadede güçlü rakip devre dışı kalır. Muhalefet
aday belirleme sürecinde zaman kaybeder. Gündem savunmaya kaydırılır.
Karşılaşılacak riskler ise mağdurluk etkisinin oluşabilmesi ve muhalefetin tek
aday etrafında daha hızlı birleşebilmesidir. Orta seçmen “yarışma adil değil”
algısına kayabilir. Bu senaryonun akılcılığı muhalefetin dağınık kalacağı
varsayımına dayanır. Eğer muhalefet hızla bütünleşirse tasfiye ters tepebilir.
Senaryo
2: Denetimli Sertleşme
Bu senaryoda
yargı süreçleri ve sert söylem gündemde tutulur ancak son tasfiye adımı
atılmaz. Amaç adayı sürekli savunma konumunda tutmak, saygınlık aşındırmak ve seçim
öncesi psikolojik üstünlük sağlamaktır. Bu strateji doğrudan yasaklama riskini
almaz, fakat adayın enerjisini dağıtır. Bu modelin üstünlüğü meşruluk
maliyetinin daha düşük olmasıdır. Ancak etkisi sınırlı kalabilir.
Senaryo
3: Sertleşmeden Kaçınma ve Ekonomik Dengeleme
Bu senaryoda
iktidar, yarışmayı sertleştirmek yerine ekonomik rahatlama ve ittifak
genişletme stratejisine yönelir. Stratejinin mantığı ekonomi toparlanırsa risk
azalır ve sert müdahale gereksinimi azalır düşüncesidir. Yarışma sandık
merkezli kalır. Bu model, meşruluk maliyeti en düşük stratejidir. Ancak
ekonomik iyileşmenin olanaklı olup olmaması belirleyicidir.
Stratejik
Değerlendirme
Tasfiye
stratejisi, yalnızca olanaklı olduğu için uygulanmaz. Uygulanabilmesi için üç
koşul gerekir: Kaybetme riskinin yüksek algılanması, müdahalenin geri tepme
riskinin düşük görülmesi ve meşruluk maliyetinin yönetilebilir olması. Bu üç
koşul aynı anda oluşmadıkça tam tasfiye akılcı olmayabilir.
Kritik
Nokta
Sert
müdahaleler genellikle sonuçları denetlenebilir görüldüğünde devreye girer.
Ancak Türkiye’de blok siyaseti ve yüksek kutuplaşma, müdahalelerin ters tepme
riskini artırmaktadır. Dolayısıyla soru şu noktaya evrilmektedir: Güçlü bir
adayın soruşturma süreciyle karşılaşması, gerçekten muhalefeti zayıflatır mı,
yoksa seçimi daha da referandum niteliğine mi dönüştürür?
SONUÇ:
TÜRKİYE SEÇİM SÜRECİNDE YENİ BİR AŞAMADA MI?
Türkiye’de
seçim yarışması son yıllarda yalnızca sandık merkezli bir yarış olmaktan çıkmış
ve aday kapasitesi, yargı süreçleri, blok dengeleri ve ekonomik
kırılganlıkların iç içe geçtiği çok katmanlı bir stratejik alana dönüşmüştür. Bu
çalışma, son dönemde muhalefet içi tartışmalar bağlamında dile getirilen savları
ve karşı açıklamaları (özellikle Yaşar Yıldırım’ın konuşması ve Mansur Yavaş
hakkında ortaya atılan siyasal nitelikli savlar ile buna karşı Murat Emir’in
verdiği yanıtı) bir hukuk tartışması olarak değil, bir stratejik sinyal olarak
ele almıştır. Vurgulamak gerekir ki burada incelenen unsurlar, herhangi bir
yargı kararı ya da hukuksal saptama değil, siyasal aktörlerin yarışma sürecinde
ürettikleri söylemlerdir.
Bulguların
Özeti
Çözümleme üç
temel sonuca işaret etmektedir:
Kaybetme
Riski Algısı Belirleyicidir: Uzun süreli iktidarlar açısından asıl kırılma noktası
ekonomik kriz değil, krizin güçlü ve birleşik bir adayla kesişmesidir. Risk
algısı yükseldiğinde, yarışma alanını daraltma eğilimi akılcı bir seçenek
olarak masaya gelebilir.
Sert
Müdahalenin Geri Tepme Olasılığı Yüksektir: Bloklaşmış ve yüksek kutuplaşmalı sistemlerde aday
tasfiyesi mağdurluk üretme ve muhalefeti bütünleştirme riskini barındırır.
Müdahale zayıflatmak yerine seçimi bir “rejim referandumu”na dönüştürebilir.
Denetimli
Sertleşme Daha Olası Bir Ara Stratejidir: Tam tasfiye yerine adayın sürekli savunma konumunda
tutulduğu, söylem ve soruşturma baskısının sürdüğü fakat son kopuşun
yaşanmadığı bir ara model daha akılcı görünmektedir.
Türkiye
Yeni Bir Aşamada mı?
Türkiye’nin
seçim süreci artık üçlü bir gerilim hattında ilerlemektedir: Ekonomik
performans, aday kapasitesi ve kurumsal meşruluk algısı. Bu üç etmen aynı anda
kritik eşiklere yaklaştığında sistem daha sert bir yarışma aşamasına geçebilir.
Ancak mevcut göstergeler, mutlak bir kopuştan çok denetimli sertleşme ile
yönetilen bir geçiş dönemine işaret etmektedir.
Stratejik
Okuma ve Sinyaller
Bu makalede
yapılan çözümleme yalnızca haber ve açıklamaların aktarımıyla sınırlı değildir.
Yazarın bakış açısı Türkiye’deki Cumhur İttifakı devingenlerini ve muhalefet
içi güç savaşımlarını dikkate alarak stratejik bir okuma sunmaktadır. MHP Genel
Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım’ın açıklamaları, yalnızca bireysel yorum
değil, partinin üst düzeyinin görüşleriyle şekillenen ve Cumhur İttifakı’nın
siyasal duruşunu yansıtan bir sinyal olarak değerlendirilmelidir.
Bu bağlamda,
Yıldırım’ın “birinci şüpheli” ve CHP içi tasfiye sürecine ilişkin sözleri,
muhalefetin güç dengeleri ve aday konumlandırmaları hakkında kamuoyuna mesaj
iletmektedir. Bu yaklaşım, haberin içeriği ile Türkiye siyasetinin somut
bağlamını birleştirerek siyasal söylemlerin olası etkilerini ve niyetlerini
akademik bir çerçevede anlamaya olanak tanımaktadır.
Son
Değerlendirme
Tasfiye
stratejisi teknik olarak olanaklı olabilir, fakat her olanaklı olan strateji
akılcı değildir. Akılcılık, yalnızca rakibi zayıflatma kapasitesiyle değil,
meşruluk maliyeti, ekonomik kırılganlık, orta seçmenin tepkisi ve uluslararası
konjonktür gibi değişkenlerle birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle
Türkiye’nin seçim sürecinde esas belirleyici soru şudur: Yarışma daraltılarak
mı kazanılacak, yoksa ekonomik ve siyasal denge yeniden kurularak mı? Bu
sorunun cevabı yalnızca iktidarın tercihleriyle değil, muhalefetin bütünleşme
kapasitesi ve seçmenin algısıyla da şekillenecektir.
Kaynakça
Boztunç, Nazlıcan
Ermiş. (2026). MHP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım, CHP lideri Özgür
Özel’in Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’a yönelik tutumunu eleştirdi.
Yıldırım, gündemdeki dosyalar üzerinden “birinci şüpheli” olarak Mansur Yavaş’ı
işaret etti. https://www.benguturk.com/gundem/mhpli-yildirimdan-chpye-sert-cikis-dosyalarda-birinci-supheli-mansur-yavas-259733h
Hürriyet
Daily News. (2017, April 18). Turkey’s main opposition determines 11 alleged
voting irregularities in referendum.
https://www.hurriyetdailynews.com/turkeys-main-opposition-determines-11-alleged-voting-irregularities-in-referendum--112222?utm_source=chatgpt.com
Business
Standard. (2017, April 19). Turkey election board rejects referendum annulment
bid.
https://www.business-standard.com/article/pti-stories/turkey-election-board-rejects-referendum-annulment-bid-117041901364_1.html?utm_source=chatgpt.com
Deutsche
Welle (DW). (2017, April 19). Turkey election board rejects referendum
annulment – DW.
https://www.dw.com/en/turkey-election-board-rejects-referendum-annulment-appeals/a-38490933?utm_source=chatgpt.com
Anadolu
Ajansı. (2017, April 20). Turkey election board explains refusal to cancel
referendum.
https://www.aa.com.tr/en/politics/turkey-board-explains-refusal-to-cancel-referendum/806813?utm_source=chatgpt.com
Anadolu
Ajansı. (2019, May 2). Turkish prosecutors probe Istanbul election
irregularities – Anadolu. Euronews.
https://www.euronews.com/2019/05/02/turkish-prosecutors-probe-istanbul-election-irregularities-anadolu?utm_source=chatgpt.com
Cumhuriyet.
(2025, February 15). Mansur Yavaş açıklaması tepki çekti: CHP’li Murat Emir’den
MHP’li Yıldırım’a tepki.
https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/mansur-yavas-aciklamasi-tepki-cekmisti-chp-li-murat-emir-den-mhp-li-yasar-yildirim-a-tepki-yargi-eliyle-yaptiginiz-siyasi-operasyonlari-2479057?utm_source=chatgpt.com
Yeniçağ
Gazetesi. (2025, February 15). MHP’nin Mansur Yavaş tehdidine CHP’den sert
yanıt.
https://www.yenicaggazetesi.com/mhpnin-mansur-yavas-tehdidine-chpden-sert-yanit-1001412h.htm?utm_source=chatgpt.com
Sol Haber.
(2025, February 15). MHP’den Mansur Yavaş’a operasyon sinyali: “Yarın
soruşturma açılınca…”. https://haber.sol.org.tr/haber/mhpden-mansur-yavasa-operasyon-sinyali-yarin-sorusturma-acilinca-406474?utm_source=chatgpt.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder