Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

16 Şubat 2026 Pazartesi

 

Kaybetme Riski ve İktidar Refleksi: Türkiye’de Seçim Öncesi Sertleşmenin Stratejik Çözümlemesi

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

ÖZ

Bu çalışma, Türkiye’de seçim süreçlerindeki son dönemde artan sertleşme eğilimini güç dengesi bakış açısından çözümlemektedir. Özellikle muhalefet belediyelerine yönelik yargı süreçleri ve olası cumhurbaşkanı adaylarına ilişkin ortaya atılan siyasal savlar yarışma alanının sınırlarını yeniden tanımlama olasılığını gündeme taşımaktadır. Çözümleme, uzun süreli iktidarların kaybetme riskini algılama biçimi, sert müdahale araçlarının akılcılığı ve ters tepme ve bütünleştirme olasılıklarını üç senaryo üzerinden incelemektedir. Bulgular, tasfiye stratejisinin teknik olarak olanaklı olsa da her zaman akılcı olmadığını ve denetimli sertleşme ve ekonomik dengelemenin daha olası strateji seçenekleri olduğunu göstermektedir.

Anahtar Kelimeler: Türkiye, seçim süreci, kaybetme riski, iktidar refleksi, muhalefet, yargı merkezli siyaset, güç dengesi, tasfiye stratejisi

 

Abstract

This study analyzes the recent intensification of political competition in Turkey from a power balance perspective. Specifically, judicial processes targeting opposition municipalities and political claims concerning potential presidential candidates highlight the potential redefinition of the competitive space. The analysis examines three scenarios focusing on long-term incumbents’ perception of loss risk, the rationality of interventionist tools, and the possibility of backlash or opposition consolidation. Findings indicate that while a purge strategy may be technically feasible, it is not always rational; controlled intensification and economic stabilization appear as more likely strategic options.

Keywords: Turkey, electoral process, risk of loss, incumbent reflex, opposition, judiciary-centered politics, power balance, purge strategy

GİRİŞ

MHP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım’ın Türk Eğitim-Sen Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın “birinci şüpheli” olarak anılması ve “yarın soruşturma açılınca ayağının altından çekileceği” yönündeki ifadeler sıradan bir polemik olarak görülemez. Bu çıkış, muhalefetin olası cumhurbaşkanı adayları etrafında şekillenen güç savaşımının yeni bir aşamaya geçtiğine ilişkin güçlü bir işaret olarak okunmalıdır.

Bu açıklama hukuksal bir karar değildir ve ortada kesinleşmiş bir yargı süreci bulunmamaktadır. Ancak siyaset, yalnızca hukuksal sonuçlar üzerinden değil, olasılıklar ve sinyaller üzerinden de şekillenir. “Birinci şüpheli” ifadesi hukuksal olmaktan çok stratejik bir mesaj niteliği taşımaktadır: Olası adaylar yalnızca sandıkta değil, soruşturma zemini üzerinden de yarışma alanına çekilebilir.

Bu noktada sorun bir belediye başkanına yöneltilmiş sav değildir. Sorun, seçim süreci yaklaşırken Türkiye’de yarışmanın sınırlarının nerede çizileceğidir. 2017 referandumunda yaşanan tartışmalar, 2019 seçim iptali ve veri akışı polemikleri, kurumsal güven eşiğinin zaten duyarlı olduğunu göstermiştir. Ekonomik kırılganlığın sürdüğü ve kamuoyu yoklamalarında muhalefet adaylarının güçlü göründüğü bir dönemde yargı merkezli tartışmaların gündeme gelmesi, “aday tasfiyesi” olasılığını stratejik bir başlık durumuna getirmektedir.

Bu çözümleme komplo kuramı üretmeyi değil, güç dengesi mantığını incelemeyi amaçlamaktadır. Kaybetme riskinin yükseldiği algısı, uzun süreli iktidarlarda hangi refleksleri tetikler? Sertleşme gerçekten rakibi zayıflatır mı, yoksa ters teperek muhalefeti bütünleştirir mi? Ve en önemlisi, Türkiye’de seçim yarışması sandık merkezli mi kalacaktır, yoksa yargı-siyaset ekseninde yeni bir aşamaya mı girecektir?

2017–2019 Çizgisi: Kurumsal Güven Eşiğinin Aşınması

Türkiye’de seçim güvenliği tartışmaları yeni değildir. Ancak 2017 anayasa referandumu bir eşik oluşturmuştur. Referandum gecesi alınan ve mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayılmasını içeren karar seçimin teknik sonucundan bağımsız olarak, “kuralların seçim günü değiştirilebileceği” algısını üretmiştir. Bu kararın sayısal etkisi konusunda farklı görüşler olsa da asıl kırılma hukuksal değil psikolojiktir. Seçim süreçlerine ilişkin mutlak güven ilk kez geniş bir toplumsal kesimde zedelenmiştir.

2019 yerel seçimleri bu güven tartışmasını ikinci bir aşamaya taşımıştır. İstanbul seçimlerinin iptali ve yenilenmesi seçimlerin yalnızca sandıkta değil, yargısal ve yönetsel süreçlerde de yeniden şekillenebileceği algısını pekiştirmiştir. Aynı dönemde veri akışı ve sonuç açıklama süreçlerine yönelik polemikler, seçim gecesinin teknik bir süreç olmaktan çıkıp psikolojik bir savaşım alanına dönüştüğünü göstermiştir.

Bu iki deneyim, Türkiye’de seçimlerin üç katmanlı bir yapıya evrildiğini ortaya koymaktadır: Sandık ve fiziksel oy sayımı, yargısal ve yönetsel denetim süreçleri ve algı ve psikolojik üstünlük savaşımı. Bugün yaşanan tartışmalar üçüncü katmandan doğmamaktadır ve ikinci katmanın genişleme olasılığı üzerinden şekillenmektedir. Yani soru sandık güvenliğinden çok, yarışma alanının hangi araçlarla daraltılabileceği sorusudur.

Ekonomik kırılganlığın sürdüğü, kamuoyu yoklamalarında muhalefet adaylarının güçlü göründüğü bir konjonktürde yargı merkezli söylemlerin artması rastlantı değildir. Bu, sistemli bir planın kanıtı değildir, ancak güç savaşımının araç setinin genişlediğine ilişkin bir işaret olarak okunabilir.

Dolayısıyla Yaşar Yıldırım’ın açıklamaları tekil bir siyasal polemik olarak değil, bu uzun süreli güven aşınmasının üzerine eklenen yeni bir sinyal olarak değerlendirilmelidir.

Amaç ve Hedefler

Bu çalışmanın amacı, güncel siyasal polemiklere taraf olmak değil, Türkiye’de seçim öncesi sertleşme eğilimini güç dengesi bakış açısından çözümlemektir. Özellikle muhalefet belediyelerine yönelik yargı süreçleri ve olası adaylara ilişkin ortaya atılan “soruşturma” imaları, yarışma alanının daraltılıp daraltılmadığı sorusunu gündeme taşımaktadır.

Bu çözümleme üç temel hedefe odaklanmaktadır:

Kaybetme Riskinin Tanımlanması: Uzun süreli iktidarların en kritik eşiği kaybetme riskidir. Bu risk yalnızca seçim yenilgisi değil, siyasal, ekonomik ve bürokratik güç kaybı anlamına gelir. Bu bölümde, mevcut ekonomik koşullar ve kamuoyu dengeleri çerçevesinde bu risk algısının nasıl şekillenebileceği değerlendirilecektir.

Sertleşme Araçlarının Akılcılığı: Yargı süreçleri, medya söylemi ve siyasal hedef göstermeler iktidar açısından akılcı araçlar mıdır? Bu araçların kısa vadeli yararları ile uzun vadeli meşruluk maliyetleri karşılaştırılacaktır.

Ters Tepme Olasılığı: Siyasal tasfiye girişimleri her zaman zayıflatıcı sonuç doğurmaz. Bazı durumlarda mağdurluk etkisi yaratarak muhalefeti bütünleştirebilir. Bu çözümleme, Türkiye örneğinde hangi senaryonun daha olası olduğunu incelemeyi hedeflemektedir.

Araştırma Soruları

Bu çalışma, Türkiye’de seçim sürecine ilişkin artan sertleşme tartışmalarını güç dengesi bakış açısından incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede temel araştırma sorusu şudur:

Türkiye’de seçim öncesi ortaya çıkan yargı merkezli tartışmalar olası adayların yarışma alanını daraltmaya yönelik stratejik bir araç mı, yoksa sertleşen siyasal yarışmanın doğal bir yan ürünü müdür?

Bu ana soru, aşağıdaki alt araştırma sorularına ayrılmaktadır:

Kaybetme Riski Eşiği:

Uzun süreli iktidarlarda “kaybetme riski” hangi koşullarda varoluşsal tehdit olarak algılanır?

Türkiye’de mevcut ekonomik ve siyasal konjonktür bu eşiğe ne kadar yakındır?

Araç Seti ve Akılcılık:

Yargı süreçleri ve soruşturma imaları seçim öncesi dönemde akılcı bir siyasal araç mıdır?

Bu tür atılımların kısa vadeli kazanımları ile uzun vadeli meşruluk maliyetleri nasıl dengelenir?

Bütünleşme ve Ters Tepme Etkisi

Olası bir adayın soruşturma süreciyle karşı karşıya kalması muhalefeti zayıflatır mı, yoksa birleştirir mi?

Türkiye’de seçmen davranışı mağdurluk söylemine nasıl tepki verir?

Yarışmanın Sınırları:

Türkiye’de seçim yarışması sandık merkezli mi kalmaktadır, yoksa yargı ve yönetsel süreçler yarışma alanının bir parçası durumuna mı gelmektedir?

Bu durum kurumsal güven ve demokratik meşruluk açısından ne anlama gelir?

YÖNTEM

Bu çalışma nicel bir veri çözümlemesi değil, nitel ve karşılaştırmalı bir stratejik değerlendirme çalışmasıdır. Amaç, belirli bir aktör ya da kuruma ilişkin hüküm vermek değil, güç dengesi devingenlerini çözümlemektir.

Araştırma üç yöntemsel eksene dayanmaktadır:

Süreç İzleme: 2017 anayasa referandumundan başlayarak 2019 yerel seçimleri ve güncel yargı-siyaset tartışmalarına uzanan çizgi kronolojik değil, nedensel bir zincir olarak incelenmiştir. Amaç, tekil olayları değil, kurumsal güven eşiğinin nasıl aşındığını ve bu aşınmanın güncel tartışmalar için nasıl bir zemin oluşturduğunu ortaya koymaktır.

Güç Dengesi Çözümlemesi: Çalışma, seçim sürecini yalnızca hukuksal bir süreç olarak değil, aktörlerin risk hesapları üzerinden değerlendirmektedir. Bu çerçevede şu varsayım sınanmaktadır: Uzun süreli iktidarlar, kaybetme riskini algıladıklarında yarışma alanını daraltma eğilimi gösterebilir mi? Bu çözümleme, Türkiye bağlamındaki ekonomik göstergeler, kamuoyu eğilimleri ve siyasal söylemler üzerinden yapılmaktadır.

Senaryo Tabanlı Değerlendirme: Metin, tek bir sonuç savı ileri sürmemektedir. Bunun yerine üç olası senaryo karşılaştırılmaktadır: Sertleşmenin tasfiye üretmesi, sertleşmenin ters teperek muhalefeti bütünleştirmesi ve sertleşmenin sınırlı kalıp sistem içi yarışmanın devam etmesi. Bu senaryoların her biri akılcılık ve maliyet hesabı üzerinden çözümlenmektedir.

Sınırlar: Bu çalışma gizli plan savında bulunmaz. Yargısal süreçler hakkında hüküm vermez. Somut suç isnadı yapmaz. Çözümleme yalnızca siyasal davranışın stratejik mantığını incelemektedir.

KURAMSAL ÇERÇEVE: UZUN SÜRELİ İKTİDAR, RİSK ALGISI VE YARIŞMA ALANI

Uzun süreli iktidarlar üzerine yapılan siyaset bilimi yazını seçimleri yalnızca dönemsel bir meşruluk mekanizması olarak değil, aynı zamanda yüksek riskli eşikler olarak tanımlar. İktidar süresi uzadıkça, seçim kaybının maliyeti artar, çünkü kayıp yalnızca yönetim değişikliği değil, güç ağlarının, bürokratik etkilerin ve kaynak dağıtım kapasitesinin el değiştirmesi anlamına gelir.

Bu çerçevede üç temel kavram öne çıkar:

Varoluşsal Risk Algısı

İktidarın kaybetme olasılığını nasıl tanımladığı belirleyicidir. Eğer seçim kaybı “normal demokratik dönüşüm” olarak algılanıyorsa yarışma alanı daraltma gereksinimi azalır. Ancak kayıp, siyasal, hukuksal veya ekonomik sonuçları itibarıyla varoluşsal risk olarak görülüyorsa risk yönetimi refleksleri güçlenir. Bu noktada önemli olan gerçek risk değil, algılanan risk düzeyidir.

Yarışma Alanının Daraltılması

Yarışmacı siyasal sistemlerde müdahale genellikle sandıkta değil, yarışmanın ön aşamalarında gerçekleşir. Bu araçlar şunlar olabilir: Adaylık süreçlerinin hukuksal zeminde zorlaştırılması, soruşturma ve denetim mekanizmalarının yoğunlaştırılması ve medya ve söylem yoluyla meşruluk aşındırma. Bu tür müdahaleler doğrudan sonuç yönlendirmesi değil, yarışmanın sınırlarını yeniden tanımlama girişimleridir.

Ters Tepme ve Bütünleşme

Sert müdahaleler her zaman akılcı sonuç üretmez. Yazın, muhalefetin güçlü ve örgütlü olduğu durumlarda tasfiye girişimlerinin mağdurluk etkisi yaratarak karşı bloğu bütünleştirebileceğini gösterir. Dolayısıyla akılcı strateji, yalnızca müdahalenin olanaklı olup olmadığına değil, müdahalenin geri tepme riskine de bağlıdır.

Türkiye Bağlamına Geçiş

Türkiye’de seçim süreçleri son on yılda hem hukuksal hem psikolojik tartışmalar üretmiştir. Bu durum, kurumsal güven eşiğini duyarlı duruma getirmiştir. Böyle bir zeminde yargı merkezli siyasal söylemlerin ortaya çıkması, yalnızca bir polemik değil; yarışma alanının sınırlarına ilişkin bir sinyal olarak okunabilir. Ancak bu sinyalin sistemli bir tasfiye stratejisine dönüşüp dönüşmeyeceği, üç değişkene bağlıdır: Ekonomik kırılganlığın derinliği, muhalefetin birlik kapasitesi ve müdahalenin meşruluk maliyeti.

TÜRKİYE’DE KAYBETME RİSKİ: EKONOMİ, ADAY GÜCÜ VE GÜÇ DENGESİ

Kuramsal çerçeve, uzun süreli iktidarların kaybetme riskini algılama biçiminin belirleyici olduğunu göstermektedir. Türkiye bağlamında bu risk üç ana eksen üzerinden değerlendirilmelidir: ekonomi, aday gücü ve blok dengesi.

Ekonomik Kırılganlık ve Seçmen Davranışı

Türkiye’de seçmen davranışı üzerine yapılan çalışmalar, ekonomik başarım düzeyinin iktidar oyları üzerinde doğrudan etkili olduğunu göstermektedir. Enflasyon, gelir kaybı ve alım gücü düşüşü kararsız seçmen oranını artırma eğilimindedir. Ancak ekonomik kriz otomatik olarak iktidar değişimi üretmez.  Belirleyici olan krizin derinliği, krizin sorumluluğunun kime yüklendiği ve seçeneğin güvenilirliğidir. Eğer ekonomik memnuniyetsizlik yüksek ama muhalefet parçalıysa kaybetme riski sınırlı kalabilir. Eğer ekonomik memnuniyetsizlik yüksek ve güçlü bir aday etrafında birleşme varsa, risk eşiği yükselir.

Aday Gücü ve Tehdit Algısı

Seçim sisteminin başkanlık modeli olması yarışın kişisel liderlik üzerinden şekillenmesine yol açmaktadır. Bu nedenle olası adayların kamuoyu desteği, kurumsal partilerden daha kritik duruma gelmektedir. Güçlü adayın özellikleri şunlardır: Parti tabanını bütünleştirebilme, kararsız seçmene ulaşabilme ve iktidar karşıtlığını tek elde toplayabilme. Bu nitelikleri taşıyan bir adayın yükselişi, iktidar açısından “yönetilebilir yarışma” ile “yüksek riskli yarışma” arasındaki farkı belirler.

Blok Siyaseti ve Daralan Alan

Türkiye’de seçimler artık iki ana blok etrafında şekillenmektedir. Bu durum yarışmayı sıfır toplamlı duruma getirmektedir: Bir blok için kazanım, diğer blok için kayıptır. Sıfır toplamlı yarışma ortamında kaybetme maliyeti yükselir, sertleşme eğilimi artabilir ve yarışma alanını daraltma araçları daha çekici duruma gelebilir. Ancak bu noktada kritik soru şudur: Sertleşme, gerçekten kaybetme riskini azaltır mı, yoksa orta seçmeni uzaklaştırarak riski büyütür mü?

Ara Değerlendirme

Türkiye’de ekonomik baskının sürdüğü ve olası adayların kamuoyu yoklamalarında güçlü göründüğü bir konjonktürde kaybetme riski algısının yükselmesi akılcı bir varsayımdır. Ancak risk algısının yükselmesi otomatik olarak tasfiye stratejisine başvurulacağı anlamına gelmez. Çünkü meşruluk maliyeti, uluslararası ekonomik bağımlılık, bürokratik uyum kapasitesi ve muhalefetin bütünleşme olasılığı bu kararı dengeleyen etmenlerdir.

“Yıldırım, kürsüde gösterdiği beş dosya üzerinden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı “birinci şüpheli” olarak işaret etti. Ayrıca, CHP içinde cumhurbaşkanlığı adaylığı üzerinden yürütülen tasfiye sürecine de değinen Yıldırım, “Geriye kim kaldı? Mansur Yavaş. Onu da Mesut Özarslan üzerinden kenara iteceksiniz” ifadelerini kullandı. Yıldırım, Özel’in kendi cumhurbaşkanlığı adaylığı önünü açmak için İmamoğlu ekibini Silivri’deki yargı süreci üzerinden korumaya çalıştığını savundu. (Bengü Türk 2026)

Stratejik olarak değerlendirmek gerekirse, MHP, Cumhur İttifakı’nın kilit taşıdır. Yaklaşık 50 milletvekili ve partinin kurumsal gücü AKP’nin parlamentoda kararlı çoğunluk ve seçim başarısı elde etmesinde belirleyicidir. Dolayısıyla MHP’nin sözleri, parti tabanını veya ittifak içi aktörleri yönlendirme kapasitesine sahiptir. Genel Başkan Yardımcısı’nın açıklamaları rastgele olamaz. Yıldırım’ın sözleri, kişisel yorumdan öte, partinin ve dolayısıyla Cumhur İttifakı’nın stratejik duruşunu yansıtır. Bu tür açıklamalar önceden eş güdümlü ve onaylanmış olabilir. Çünkü MHP lideri Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yakın iş birliği içindedir. Dolayısıyla Yıldırım’ın kürsüde gösterdiği “dosyalar” ve ifade ettiği “birinci şüpheli” mesajı siyasal bir sinyal ve yönlendirme mesajıdır ve sadece konuşmacının kişisel görüşü değildir. CHP içi tasfiye iddialarını işaret etmek, rakip blokta algı yönetimi ve olası aday baskısı yaratma amacına hizmet eder. MHP’nin yaklaşımı sadece bir yorum değil, Cumhur İttifakı’nın seçim stratejisinin bir uzantısı olarak görülmelidir.

Bu tür açıklamalar, Türkiye’de ittifak siyasetinin doğası gereği, bireysel çıkış olmanın ötesinde bir siyasal sinyal olarak okunabilir. Ancak bunun kurumsal düzeyde eşgüdümlü bir stratejinin parçası olup olmadığı deneysel olarak doğrulanabilir değildir. Bu çalışma, söz konusu ifadeleri stratejik söylem üretimi bağlamında değerlendirmektedir.

TASFİYE STRATEJİSİ AKILCI MI? OLASI SENARYOLAR

Olası adaylara yönelik yargı merkezli söylemler ve soruşturma imaları ancak bir strateji bağlamında anlam kazanır. Bu nedenle sorun “olanaklı mı?” değil, “akılcı mı?” sorusudur. Bu bölümde üç senaryo değerlendirilmektedir.

Senaryo 1: Sert Müdahale ve Aday Tasfiyesi

Bu senaryoda, güçlü görünen bir aday hakkında soruşturma süreci derinleşir ve adaylık kapasitesi fiilen zayıflatılır ya da ortadan kalkar.  Kısa vadede güçlü rakip devre dışı kalır. Muhalefet aday belirleme sürecinde zaman kaybeder. Gündem savunmaya kaydırılır. Karşılaşılacak riskler ise mağdurluk etkisinin oluşabilmesi ve muhalefetin tek aday etrafında daha hızlı birleşebilmesidir. Orta seçmen “yarışma adil değil” algısına kayabilir. Bu senaryonun akılcılığı muhalefetin dağınık kalacağı varsayımına dayanır. Eğer muhalefet hızla bütünleşirse tasfiye ters tepebilir.

Senaryo 2: Denetimli Sertleşme

Bu senaryoda yargı süreçleri ve sert söylem gündemde tutulur ancak son tasfiye adımı atılmaz. Amaç adayı sürekli savunma konumunda tutmak, saygınlık aşındırmak ve seçim öncesi psikolojik üstünlük sağlamaktır. Bu strateji doğrudan yasaklama riskini almaz, fakat adayın enerjisini dağıtır. Bu modelin üstünlüğü meşruluk maliyetinin daha düşük olmasıdır. Ancak etkisi sınırlı kalabilir.

Senaryo 3: Sertleşmeden Kaçınma ve Ekonomik Dengeleme

Bu senaryoda iktidar, yarışmayı sertleştirmek yerine ekonomik rahatlama ve ittifak genişletme stratejisine yönelir. Stratejinin mantığı ekonomi toparlanırsa risk azalır ve sert müdahale gereksinimi azalır düşüncesidir. Yarışma sandık merkezli kalır. Bu model, meşruluk maliyeti en düşük stratejidir. Ancak ekonomik iyileşmenin olanaklı olup olmaması belirleyicidir.

Stratejik Değerlendirme

Tasfiye stratejisi, yalnızca olanaklı olduğu için uygulanmaz. Uygulanabilmesi için üç koşul gerekir: Kaybetme riskinin yüksek algılanması, müdahalenin geri tepme riskinin düşük görülmesi ve meşruluk maliyetinin yönetilebilir olması. Bu üç koşul aynı anda oluşmadıkça tam tasfiye akılcı olmayabilir.

Kritik Nokta

Sert müdahaleler genellikle sonuçları denetlenebilir görüldüğünde devreye girer. Ancak Türkiye’de blok siyaseti ve yüksek kutuplaşma, müdahalelerin ters tepme riskini artırmaktadır. Dolayısıyla soru şu noktaya evrilmektedir: Güçlü bir adayın soruşturma süreciyle karşılaşması, gerçekten muhalefeti zayıflatır mı, yoksa seçimi daha da referandum niteliğine mi dönüştürür?

SONUÇ: TÜRKİYE SEÇİM SÜRECİNDE YENİ BİR AŞAMADA MI?

Türkiye’de seçim yarışması son yıllarda yalnızca sandık merkezli bir yarış olmaktan çıkmış ve aday kapasitesi, yargı süreçleri, blok dengeleri ve ekonomik kırılganlıkların iç içe geçtiği çok katmanlı bir stratejik alana dönüşmüştür. Bu çalışma, son dönemde muhalefet içi tartışmalar bağlamında dile getirilen savları ve karşı açıklamaları (özellikle Yaşar Yıldırım’ın konuşması ve Mansur Yavaş hakkında ortaya atılan siyasal nitelikli savlar ile buna karşı Murat Emir’in verdiği yanıtı) bir hukuk tartışması olarak değil, bir stratejik sinyal olarak ele almıştır. Vurgulamak gerekir ki burada incelenen unsurlar, herhangi bir yargı kararı ya da hukuksal saptama değil, siyasal aktörlerin yarışma sürecinde ürettikleri söylemlerdir.

Bulguların Özeti

Çözümleme üç temel sonuca işaret etmektedir:

Kaybetme Riski Algısı Belirleyicidir: Uzun süreli iktidarlar açısından asıl kırılma noktası ekonomik kriz değil, krizin güçlü ve birleşik bir adayla kesişmesidir. Risk algısı yükseldiğinde, yarışma alanını daraltma eğilimi akılcı bir seçenek olarak masaya gelebilir.

Sert Müdahalenin Geri Tepme Olasılığı Yüksektir: Bloklaşmış ve yüksek kutuplaşmalı sistemlerde aday tasfiyesi mağdurluk üretme ve muhalefeti bütünleştirme riskini barındırır. Müdahale zayıflatmak yerine seçimi bir “rejim referandumu”na dönüştürebilir.

Denetimli Sertleşme Daha Olası Bir Ara Stratejidir: Tam tasfiye yerine adayın sürekli savunma konumunda tutulduğu, söylem ve soruşturma baskısının sürdüğü fakat son kopuşun yaşanmadığı bir ara model daha akılcı görünmektedir.

Türkiye Yeni Bir Aşamada mı?

Türkiye’nin seçim süreci artık üçlü bir gerilim hattında ilerlemektedir: Ekonomik performans, aday kapasitesi ve kurumsal meşruluk algısı. Bu üç etmen aynı anda kritik eşiklere yaklaştığında sistem daha sert bir yarışma aşamasına geçebilir. Ancak mevcut göstergeler, mutlak bir kopuştan çok denetimli sertleşme ile yönetilen bir geçiş dönemine işaret etmektedir.

Stratejik Okuma ve Sinyaller

Bu makalede yapılan çözümleme yalnızca haber ve açıklamaların aktarımıyla sınırlı değildir. Yazarın bakış açısı Türkiye’deki Cumhur İttifakı devingenlerini ve muhalefet içi güç savaşımlarını dikkate alarak stratejik bir okuma sunmaktadır. MHP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım’ın açıklamaları, yalnızca bireysel yorum değil, partinin üst düzeyinin görüşleriyle şekillenen ve Cumhur İttifakı’nın siyasal duruşunu yansıtan bir sinyal olarak değerlendirilmelidir.

Bu bağlamda, Yıldırım’ın “birinci şüpheli” ve CHP içi tasfiye sürecine ilişkin sözleri, muhalefetin güç dengeleri ve aday konumlandırmaları hakkında kamuoyuna mesaj iletmektedir. Bu yaklaşım, haberin içeriği ile Türkiye siyasetinin somut bağlamını birleştirerek siyasal söylemlerin olası etkilerini ve niyetlerini akademik bir çerçevede anlamaya olanak tanımaktadır.

Son Değerlendirme

Tasfiye stratejisi teknik olarak olanaklı olabilir, fakat her olanaklı olan strateji akılcı değildir. Akılcılık, yalnızca rakibi zayıflatma kapasitesiyle değil, meşruluk maliyeti, ekonomik kırılganlık, orta seçmenin tepkisi ve uluslararası konjonktür gibi değişkenlerle birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle Türkiye’nin seçim sürecinde esas belirleyici soru şudur: Yarışma daraltılarak mı kazanılacak, yoksa ekonomik ve siyasal denge yeniden kurularak mı? Bu sorunun cevabı yalnızca iktidarın tercihleriyle değil, muhalefetin bütünleşme kapasitesi ve seçmenin algısıyla da şekillenecektir.


 

Kaynakça

 

Boztunç, Nazlıcan Ermiş. (2026). MHP Genel Başkan Yardımcısı Yaşar Yıldırım, CHP lideri Özgür Özel’in Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’a yönelik tutumunu eleştirdi. Yıldırım, gündemdeki dosyalar üzerinden “birinci şüpheli” olarak Mansur Yavaş’ı işaret etti. https://www.benguturk.com/gundem/mhpli-yildirimdan-chpye-sert-cikis-dosyalarda-birinci-supheli-mansur-yavas-259733h

Hürriyet Daily News. (2017, April 18). Turkey’s main opposition determines 11 alleged voting irregularities in referendum. https://www.hurriyetdailynews.com/turkeys-main-opposition-determines-11-alleged-voting-irregularities-in-referendum--112222?utm_source=chatgpt.com

Business Standard. (2017, April 19). Turkey election board rejects referendum annulment bid. https://www.business-standard.com/article/pti-stories/turkey-election-board-rejects-referendum-annulment-bid-117041901364_1.html?utm_source=chatgpt.com

Deutsche Welle (DW). (2017, April 19). Turkey election board rejects referendum annulment – DW. https://www.dw.com/en/turkey-election-board-rejects-referendum-annulment-appeals/a-38490933?utm_source=chatgpt.com

Anadolu Ajansı. (2017, April 20). Turkey election board explains refusal to cancel referendum. https://www.aa.com.tr/en/politics/turkey-board-explains-refusal-to-cancel-referendum/806813?utm_source=chatgpt.com

Anadolu Ajansı. (2019, May 2). Turkish prosecutors probe Istanbul election irregularities – Anadolu. Euronews. https://www.euronews.com/2019/05/02/turkish-prosecutors-probe-istanbul-election-irregularities-anadolu?utm_source=chatgpt.com

Cumhuriyet. (2025, February 15). Mansur Yavaş açıklaması tepki çekti: CHP’li Murat Emir’den MHP’li Yıldırım’a tepki. https://www.cumhuriyet.com.tr/siyaset/mansur-yavas-aciklamasi-tepki-cekmisti-chp-li-murat-emir-den-mhp-li-yasar-yildirim-a-tepki-yargi-eliyle-yaptiginiz-siyasi-operasyonlari-2479057?utm_source=chatgpt.com

Yeniçağ Gazetesi. (2025, February 15). MHP’nin Mansur Yavaş tehdidine CHP’den sert yanıt. https://www.yenicaggazetesi.com/mhpnin-mansur-yavas-tehdidine-chpden-sert-yanit-1001412h.htm?utm_source=chatgpt.com

Sol Haber. (2025, February 15). MHP’den Mansur Yavaş’a operasyon sinyali: “Yarın soruşturma açılınca…”. https://haber.sol.org.tr/haber/mhpden-mansur-yavasa-operasyon-sinyali-yarin-sorusturma-acilinca-406474?utm_source=chatgpt.com

Hiç yorum yok: