Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

28 Kasım 2025 Cuma

 

Türkiye’de Siyasal Asimetri ve Seçim Öncesi Dinamikler: Kurumsal Güç ve Toplumsal Direnç

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

ÖZ

Bu çalışma, Türkiye’de güncel siyasal çatışmayı, AKP-CHP ekseninde yürüyen asimetrik bir siyasal savaşım olarak ele almakta ve bu savaşımın kurumsal, toplumsal ve stratejik boyutlarını bütüncül bir ‘soyutlama modeli’ üzerinden çözümlemektedir. Makalenin temel tezi, iktidar blokunun (AKP-MHP) bürokrasi, yargı ve güvenlik aygıtları aracılığıyla kurumsal pekiştirmeyi derinleştirirken, muhalefetin (CHP) bu yapıya karşı mitingler, yerel yönetim uygulamaları ve kamusal seferberlik üzerinden toplumsal direnç üretmeye çalıştığı yönündedir. Bu bağlamda çalışma, iktidarın ortaya çıkardığı “yandaş tamponu” kavramını yalnızca nicel bir seçmen bloğu olarak değil, sosyal siyasa bağımlılığı, psikolojik ait olma duygusu, kimliksel sadakat ve kayıp korkusu üzerinden şekillenen sosyolojik bir ara katman olarak yeniden kavramsallaştırmaktadır. Ayrıca Kürt siyasal hareketinin (DEM) seçim süreçleri üzerindeki stratejik rolü, çatışmanın üçüncü bir ekseni olarak incelenmekte ve seçim öncesi dönemde çatışmanın neden derinleştiği ve hangi mekanizmalarla üretildiği tartışılmaktadır. Çalışma, Türkiye’de geniş kitlelerin yaşanan siyasal süreci algılamadaki zorlanmalarını aşmak amacıyla, kavramsal olarak sadeleştirilmiş bir siyasal soyutlama modeli önermekte ve bu sayede siyasal okuryazarlığa katkı sunmayı hedeflemektedir.

Anahtar Kelimeler: Türkiye siyaseti, siyasal savaşım, AKP-CHP rekabeti, yandaş tamponu, kurumsal güçlendirme, toplumsal direnç, siyasal soyutlama, DEM, seçim siyaseti, egemenlik

ABSTRACT

This study conceptualizes contemporary political conflict in Turkey as an asymmetrical political struggle between the AKP and the CHP and analyzes its institutional, social and strategic dimensions through an integrated abstraction model. The core argument is that while the ruling bloc (AKP–MHP) consolidates power through bureaucratic structures, the judiciary and security apparatus, the opposition (CHP) attempts to construct social resistance via mass rallies, local governance practices and public mobilization. Within this framework, the concept of “partisan buffer” is reconceptualized not merely as a numerical voter base, but as a sociological intermediary layer shaped by social policy dependency, psychological belonging, identity-based loyalty and fear of loss. Furthermore, the Kurdish political movement (DEM) is analyzed as a strategic actor influencing electoral equilibrium and political dynamics. The study also explores how and why political conflict intensifies in the pre-election period. By offering a simplified and accessible political abstraction model, this article aims to enhance political literacy and contribute to a clearer understanding of ongoing power struggles in Turkey.

Key Words: Turkish politics, political struggle, AKP–CHP rivalry, partisan buffer, institutional consolidation, social resistance, political abstraction, DEM, electoral politics, hegemony


 

GİRİŞ

Türkiye’nin siyasal yaşamı, son yıllarda kurumsal güç ile toplumsal enerji arasındaki karmaşık bir çatışma dinamiği ile özellik kazanmaktadır. Özellikle AKP iktidarının uzun süreli yönetimi, MHP ile ittifakı, bürokrasi, yargı ve güvenlik aygıtları üzerindeki etkisi, Türkiye’de siyasal alanın yeniden güçlendirilmesine yol açmıştır. Bu süreçte, muhalefet partileri ve sivil toplum aktörleri, sınırlı kaynaklar ve artan baskı ortamında, toplumsal farkındalık ve toplumu seferber etme çabasıyla yanıt vermeye çalışmaktadır.

Bu makale, Türkiye’de siyasal çatışmayı kurumsal güç, toplumsal direnç ve stratejik Kürt hareketi (DEM) ekseninde ele almaktadır. Seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte, çatışmanın derinleşmesi ve mevcut iktidar-muhalefet ilişkilerinin yeniden şekillenmesi beklenmektedir. Çalışmanın amacı, bu çok katmanlı savaşımı akademik bir çerçeveye oturtarak, direnç alanlarını, baskı mekanizmalarını ve seçim öncesi dinamikleri çözümlemektir.

Türkiye siyaset sahnesi, uzun yıllardır AKP ve CHP arasındaki yoğun siyasal savaşıma konu olmaktadır. Bu çatışma, tarafların en güçlü oldukları araç ve stratejileri kullanmalarıyla kendini göstermektedir. CHP, toplumsal seferber olma ve mitingler yoluyla kamuoyu oluştururken, AKP anayasa değişiklikleri ve yargı atamaları aracılığıyla iktidarını güçlendirmeyi sürdürmektedir. Bu çerçevede Türkiye’deki siyasal diyalog ve çatışmalar, büyük ölçüde ‘kurumsal güç’ ile ‘toplumsal direnç’ enerjisi arasındaki savaşım olarak özetlenebilir.

Bu süreçte MHP, yalnızca bir ittifak ortağı olarak değil, aynı zamanda AKP’nin iktidar güçlendirme çalışmalarını destekleyen stratejik bir aktör olarak öne çıkmaktadır. Uzun yıllar boyunca, MHP iktidarın kurumsal olanaklarını kendi yandaşlarına özgülemiş, onlara ekonomik olanaklar sağlamış ve bu yolla siyasal savaşımda AKP’ye de önemli bir üstünlük sağlama alanı yaratmıştır. Öte yandan, AKP, MHP olmadan iktidar olamayacağının bilincinde olup, ittifakın sürekliliğini stratejik bir zorunluluk olarak değerlendirmektedir.

Bu makale, Türkiye siyasetinde ‘kurumsal güç’, ‘toplumsal direnç’ ve ‘stratejik hareketlilik’ arasındaki etkileşimleri kuramsal bir çerçevede incelemeyi amaçlamaktadır. AKP-MHP ittifakının simbiyotik yapısı, CHP ve halkın toplumsal direnci ile DEM’in stratejik Kürt hareketi üzerinden oluşturduğu denge, seçim öncesi dinamikler bağlamında çözümlenmektedir. Bu yaklaşım, Türkiye siyasetinde kırılganlık alanlarını ve olası değişim noktalarını anlamak için gerekli kuramsal ve çözümleyici zemini sağlamaktadır.

Tez cümlesi şu şekilde özetlenebilir: ‘Türkiye’de iktidar-muhalefet savaşımı, toplumsal enerji ve kurumsal güç arasındaki asimetrik savaşım üzerinden yürütülmektedir, DEM’in stratejik hareketliliği ve yandaş tamponları, bu dengenin kritik belirleyici etmenleri olarak ortaya çıkmaktadır.’

Makale boyunca, bu aktörler arasındaki etkileşimler, kurumsal güçlendirmeler, toplumsal farkındalık ve uluslararası etmenlerin etkisi tartışılacak ve seçim öncesi Türkiye siyasetinin kırılganlık ve direnç alanları ortaya konacaktır.

Amaç ve Hedefler

Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye’de seçim öncesi siyasal çatışma ve direnç dinamiklerini ‘kurumsal güç’, ‘toplumsal direniş’ ve DEM’in ‘stratejik hareketliliği’ ekseninde çözümlemektir. Çalışma, mevcut siyasal yapıdaki asimetriyi anlamayı ve siyasal aktörler arasındaki güç etkileşimlerini sistemli bir çerçevede okuyucuya sunmayı hedeflemektedir.

Hedefler

Kurumsal Güç Çözümlemesi: AKP ve MHP’nin bürokrasi, yargı ve güvenlik aygıtları üzerindeki etkilerini ve iktidar güçlendirme mekanizmalarını ortaya koymak.

Toplumsal Direnç Çözümlemesi: CHP ve halkın farkındalık düzeyini, seferber olma kapasitesini ve yandaş kitlenin tampon etkisini incelemek.

DEM ve Kürt Hareketinin Rolü: Kürt hareketinin stratejik etkisini ve seçimlerdeki dengeleyici işlevini tartışmak.

Seçim Öncesi Dinamikler: Siyasal çatışmanın derinleşme olasılıklarını ve baskı-direnç ilişkilerini değerlendirmek.

Sistemsel Çerçeve Sunmak: Türkiye siyasetindeki aktörler arasındaki etkileşimleri görselleştirerek, kırılganlık ve olası değişim alanlarını belirlemek.

Bu amaç ve hedefler doğrultusunda, makale Türkiye’de siyasal çatışmanın çok katmanlı yapısını akademik bir bakış açısıyla ortaya koymayı ve seçim öncesi dinamikleri kavramsal bir model üzerinden değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

Araştırma Soruları

Bu çalışma, Türkiye’de siyasal çatışmayı ve direnç alanlarını anlamak için aşağıdaki temel araştırma sorularını ele almaktadır:

Kurumsal Güç: AKP ve MHP, bürokrasi, yargı ve güvenlik aygıtları aracılığıyla iktidar güçlendirmesini nasıl gerçekleştirmektedir?

Simbiyotik İttifak: AKP-MHP ilişkisi siyasal ve kurumsal düzeyde nasıl bir simbiyotik işlev görmekte, birbirlerinin güç ve stratejik kapasitesini nasıl artırmaktadır?

Toplumsal Direnç: CHP ve halkın farkındalık ve seferber olma kapasitesi, yandaş kitlenin tampon etkisi karşısında hangi ölçüde etkili olabilmektedir?

DEM’in Rolü: Kürt hareketi (DEM), seçimler ve siyasal denge üzerinde nasıl bir stratejik etki yaratmaktadır?

Seçim Öncesi Dinamikler: Seçimlerin yaklaşmasıyla siyasal çatışma hangi alanlarda derinleşmekte ve hangi mekanizmalar aracılığıyla sürdürülmektedir?

Sistemsel Etkileşim: Kurumsal güç, toplumsal direnç ve DEM’in stratejik hareketliliği arasındaki etkileşimler, Türkiye siyasetinin kırılganlık ve olası değişim alanlarını nasıl şekillendirmektedir?

Bu sorular, makalenin tez cümlesini desteklemek üzere, aktörlerin güç kaynaklarını ve etkileşimlerini sistemli olarak çözümlemeyi amaçlamaktadır.

Yöntem

Bu çalışma, Türkiye’de siyasal çatışmayı ve direnç alanlarını nitel bir çözümleme çerçevesinde incelemektedir. Çalışmada, aktörler arası güç ilişkileri, seçim öncesi dinamikler ve toplumsal direnç unsurları, kuramsal ve kavramsal model üzerinden sistemli biçimde değerlendirilmiştir.

Araştırma Yaklaşımı: Çalışma nitel araştırma yöntemi ile yürütülmüştür. Çözümleme, siyasal ve kurumsal soyutlama yaklaşımına dayanmaktadır. Türkiye siyasetindeki aktörler, stratejik davranışları ve güç kaynakları üzerinden ele alınmıştır. Sistemsel ve aktör-temelli çözümleme ile, kurumsal güç, toplumsal enerji ve DEM’in stratejik hareketliliği arasındaki ilişkiler incelenmiştir.

Veri Kaynakları: Birincil kaynaklar, resmi yasal düzenlemeler, anayasa değişiklikleri, kamu atama verileri, seçim sonuçları ve siyasal parti açıklamalarıdır. İkincil kaynaklar ise akademik makaleler, siyaset çözümlemesi raporları, güvenilir medya ve uluslararası gözlem raporlarıdır.

Gözlemsel veri: Toplumsal farkındalık ve seferber olma örnekleri, mitingler, toplumsal medya etkinlikleri ve halk tepkilerinden oluşmaktadır.

Çözümleme Yöntemi: Çalışmada aktör-temelli ve sistemsel çözümleme yöntemi kullanılmıştır. Her aktörün güç kaynağı ve stratejik davranışı tanımlanmıştır. AKP-MHP simbiyotik ilişkisi ve DEM’in stratejik rolü ayrıntılandırılmıştır. Toplumsal farkındalık ve yandaş tamponu gibi dinamikler, etkileşim ağı ve olası kırılma alanları üzerinden değerlendirilmiştir. Bu yaklaşım, soyutlamaları somut ve sistemli bir çözümleme ile buluşturmayı amaçlamaktadır.

Sınırlılıklar: Çalışma, nitel ve kavramsal çözümleme temellidir. Nicel veri ile doğrulama sınırlıdır. Toplumdaki farkındalık ve seferber olmanın ölçülmesi mevcut kaynaklarla sınırlıdır. DEM’in stratejik hareketliliği ve yandaş kitlenin davranışları geleceğe yönelik senaryolar üzerinden çözümlenmiştir.

KURAMSAL ÇERÇEVE

Bu çalışma, Türkiye siyasetini kurumsal güç, toplumsal direnç ve stratejik hareketlilik ekseninde çözümlemektedir. Kuramsal çerçeve, aktörler arasındaki etkileşimleri ve siyasal çatışmanın derinleşme mekanizmalarını anlamaya yöneliktir. AKP ve MHP, devletin kurumsal aygıtları üzerinden iktidarı güçlendirme çalışmaları gerçekleştirmektedir. Bürokrasi, yargı ve güvenlik aygıtı, iktidarın sürekliliğini ve denetim gücünü sağlayan kritik kanallar olarak işlev görmektedir. AKP-MHP ilişkisi, simbiyotik bir ittifak olarak tanımlanabilir. MHP, AKP’nin kurumsal güçlendirme stratejisine destek sağlarken, AKP de MHP’nin siyasal ve kurumsal etkisini güçlendirmektedir. Bu ilişki, Türkiye’de iktidar mekanizmasının dayanıklılığını artıran temel bir etmendir.

Muhalefet partileri (özellikle CHP) ve halk, ekonomik baskılar ve toplumsal sorunlar aracılığıyla farkındalık ve seferber olma enerjisi üretmektedir. Toplumda oluşan bu direnç, yandaş kitlenin tampon etkisi ve kurumsal baskı karşısında sınırlı ama güçlü bir gizil güç olarak belirleyici bir güç alanı yaratmaktadır. Direnç alanları, “toplumsal farkındalık × seferber olma kapasitesi / yandaş tamponu” formülüyle soyutlanabilir.

DEM, Kürt seçmen tabanı ve bölgesel etkileri üzerinden stratejik bir aktör olarak öne çıkmaktadır. Seçimlerdeki dengeleyici rolü hem AKP’nin hem de muhalefetin stratejik kararlarını şekillendirmekte ve Türkiye siyasetinde kırılganlık alanlarını belirlemektedir. DEM’in hareketliliği, toplumsal enerji ve kurumsal güç arasındaki asimetrik etkileşim üzerinde belirleyici bir etmen olarak görülmektedir.

Kurumsal güç, toplumsal direnç ve DEM’in stratejik hareketliliği birbirini sürekli etkilemektedir. Seçim öncesi dönemde, bu etkileşimler çatışmanın derinleşmesine ve kırılganlık alanlarının ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bu çerçeve, Türkiye’de siyasal çatışmayı dinamik, çok katmanlı ve asimetrik bir sistem olarak anlamayı sağlamaktadır.

Çalışmada aktör-temelli ve güç eksenli bir model önerilmektedir: Birincisi yatay eksendir. Toplumsal enerji (direnç) ve yandaş tamponu verilebilecek örmeklerdir. İkincisi dikey eksendir. AKP ve MHP ittifakının oluşturduğu kurumsal güç bu konuda ana örnektir. DEM’in konumu üçüncü stratejik eksendir. Sistem içinde dengeleyici ve stratejik hareket alanını oluşturur. Bu model, seçim öncesi Türkiye siyasetindeki kırılganlık ve olası değişim alanlarını görselleştirmek üzere geliştirilmiştir.

KAVRAMSAL ÇERÇEVE: TANIMLAR

Kurumsal Güç

Tanım: Devletin resmi aygıtları ve bu aygıtlar aracılığıyla iktidarı güçlendirme kapasitesidir.

Kapsam: Hükümet (AKP), ittifak ortağı (MHP), yargı, bürokrasi, güvenlik güçleri (polis, jandarma, ordu).

Özel Not: Bu çalışmada, “kurumsal güç” yalnızca biçimsel yetkileri değil, aynı zamanda sadakat ve kadrolaşma üzerinden sağlanan stratejik denetimi de içerir.

Toplumsal Direnç

Tanım: Halk ve muhalefet partilerinin, iktidara karşı farkındalık ve seferber olma yoluyla oluşturduğu güç alanıdır.

Özellik: Direnç, ekonomik baskı ve yandaş tamponu karşısında sınırlı ama gizil güç olarak kırılma yaratabilecek bir etmen olarak ele alınmaktadır.

Soyutlama: Direnci basitleştirmek için matematiksel bir metafor kullanılabilir: “Direnç Alanı = Farkındalık × Seferber olma / Yandaş Tamponu”.

Yandaş Tamponu

Tanım: İktidar tarafından ekonomik, toplumsal ve siyasal araçlarla desteklenen ve karşılığında sadakati elde edilen nüfus kesimidir.

İşlev: Toplumsal direnci sınırlandırır ve seçim ve kriz dönemlerinde iktidarın kararlılığını korur.

Simbiyotik İttifak

Tanım: İki veya daha fazla aktörün, birbirlerinin stratejik ve kurumsal kapasitesini karşılıklı olarak güçlendirdiği ilişki biçimidir.

Örnek: AKP-MHP ittifakı. MHP, AKP’nin kurumsal güçlendirme stratejisine destek sağlarken, AKP de MHP’nin siyasal ve kurumsal etkisini artırır.

Stratejik Hareketlilik (DEM Örneği)

Tanım: Aktörlerin, seçimler ve siyasal denge üzerinde kritik etki yaratacak şekilde konumlanması ve siyasa üretmesi anlamına gelir.

Örnek: DEM’in Kürt seçmen tabanı ve bölgesel etkileri hem AKP hem de muhalefet üzerinde dengeleyici bir güç oluşturur.

Kırılganlık Alanı

Tanım: Sistemin, toplumsal direnç ve kurumsal baskı karşısında gizil güç olarak değişime açık veya kararsız olduğu alanlardır.

Örnek: Seçim öncesi, ekonomik kriz dönemleri veya yüksek toplumsal farkındalık dönemleri.

Seçim Öncesi Dinamikler

Tanım: Seçimler yaklaşırken aktörler arasındaki güç savaşımının yoğunlaşması ve stratejik davranışların belirginleşmesidir.

Özellik: Bu dinamikler, toplumsal enerji, yandaş tamponu ve DEM’in stratejik hareketliliğinin etkileşimi üzerinden çözümlenir.

AKTÖR ÇÖZÜMLEMESİ

 

AKP ve MHP: Kurumsal Güç ve Simbiyotik İttifak

AKP, yargı, bürokrasi ve güvenlik aygıtı üzerinden iktidarını güçlendirmektedir. MHP ise kadrolaşma ve stratejik destek ile AKP’nin kurumsal kapasitesini güçlendirmektedir. AKP-MHP ilişkisi karşılıklı yarara ve çıkara dayalıdır. MHP, iktidarın kurumsal güçlendirme mekanizmalarına destek olurken, AKP de MHP’nin siyasal ve kurumsal etkisini artırır. Bu ittifak, Türkiye siyasetinde kararlılık ve iktidar sürekliliğinin sağlanmasında belirleyici bir etmendir.

Yandaş Tamponu: Sayısal Bir Bloktan Sosyolojik Bir Kitleye

Bu çalışmada “yandaş tamponu” kavramı, yalnızca iktidara oy veren ya da destek sunan bir kitleyi değil, siyasal iktidarın toplumsal direncin genişlemesini sınırlayan, etkisini soğuran ve yayılmasını engelleyen sosyopolitik bir ara katman olarak kullanılmaktadır. Bu tampon mekanizması, nicel bir seçmen kitlesinden ziyade çok katmanlı bir bağlılık ve bağımlılık ilişkileri ağı üzerinden şekillenmektedir.

Toplumsal Siyasa Bağımlılığı: Yandaş tamponunun en önemli yapısal boyutlarından biri, devletin toplumsal yardım mekanizmalarına olan bağımlılıktır. Son yirmi yılda genişletilen ve çoğu zaman kişiselleştirilen toplumsal yardım siyasaları, yalnızca yoksulluğu hafifletmeye değil, aynı zamanda siyasal sadakati yeniden üretmeye yönelik bir araç olarak da işlev görmüştür. Bu bağlamda yandaş tamponu, ekonomik güvencesizliğin yüksek olduğu kesimlerde, devlet yardımlarıyla kurulan asimetrik bir bağımlılık ilişkisi üzerinden şekillenmektedir. Bu bağımlılık, bireylerin siyasal tercihlerini akılcı bir değerlendirmeden çok, yaşamda kalma stratejilerine bağlamaktadır.

Psikolojik Ait Olma Duygusu ve Güven İlişkisi: Yandaş tamponunu yalnızca maddi çıkarlarla açıklamak yetersiz kalır. Bu kitle aynı zamanda, iktidarla kurduğu ilişkiyi psikolojik bir ait olma duygusu çerçevesinde deneyimlemektedir. İktidar figürü ve söylemi, bu kesimler nezdinde, yalnızca siyasal temsil değil güven, korunma ve süreklilik duygusu üreten bir “üst anlatı” işlevi görmektedir. Bu durum, yandaş tamponunun, eleştirel siyasal söylemlere karşı kapalı ve dirençli bir yapı kazanmasını sağlamaktadır.

Kimliksel Sadakat: Yandaş tamponunun en güçlü bağlayıcı unsurlarından biri, kimlik siyasetidir. Dinsel, kültürel ve tarihsel referanslar üzerinden kurulan “biz” anlatısı, bu kitlenin siyasal tercihini akılcı bir seçimin ötesine taşıyarak, varoluşsal bir konuma dönüştürmektedir. Bu bağlamda iktidara verilen destek, ekonomik çıkarın ötesinde, bir kimlik savunusu ve “yaşam tarzını koruma” refleksi olarak da işlev görmektedir.

Korku ve Kayıp Endişesi: Yandaş tamponunun sürekliliğini sağlayan temel psikopolitik unsurlardan biri de korku ve kayıp endişesidir. Bu korku, yalnızca ekonomik kayıp korkusu değil, aynı zamanda statü kaybı, kamusal görünürlük kaybı ve kimliksel dışlanma korkusu şeklinde ortaya çıkmaktadır. Özellikle iktidar değişimi olasılığı, bu kesim açısından yalnızca siyasal değil, varoluşsal bir tehdit olarak algılanabilmektedir. Bu nedenle yandaş tamponu, siyasal değişim dönemlerinde daha da sertleşen ve daha savunmacı nitelik kazanan bir yapı özelliği kazanmaktadır.

Kurumsal Gücün Araçsallaştırılması: CHP’nin Yerel Yönetimlerine Yönelik İktidar Müdahaleleri

Türkiye’de kurumsal güç, yalnızca kamu yönetiminin işleyişini düzenleyen teknik bir kapasite değil; aynı zamanda siyasal alanı şekillendiren ve muhalefeti yeniden düzenlemeye yarayan stratejik bir araç durumuna gelmiştir. AKP iktidarının son yıllarda uyguladığı siyasalar, kurumsal gücün belirli bir siyasal hedef doğrultusunda, çoğu zaman hukuksal meşruluğunu arkasına gizlenmiş şekilde  ve sistemali bir biçimde kullanıldığını göstermektedir. Bu bağlamda CHP, yalnızca bir siyasal parti olarak değil, aynı zamanda laik Cumhuriyet’in toplumsal direnç merkezlerinden biri olarak hedef alınmıştır.

Bu bölümde, kurumsal gücün siyasal iktidar lehine araçsallaştırılmasının en ağır ve yapısal biçimi olan CHP’li belediyelere dönük tutuklamalar, görevden almalar ve idari müdahaleler sistematik olarak incelenmektedir.

CHP’li Belediye Başkanlarının Tutuklanması: Direncin Fiziksel Olarak Giderilmesi/Zayıflatılması

CHP’nin yerel yönetim kadroları, iktidarın en sert müdahaleleriyle karşı karşıya kalmıştır. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu dahil olmak üzere toplam 16 CHP’li belediye başkanının tutuklanması veya görevden uzaklaştırılması, Türkiye’de muhalefetin yalnızca siyasal değil, fiziksel olarak da baskı altına alındığının temel göstergesidir. Bu süreç, yarışmacı otoriterlik yazınında tanımlanan “yargının muhalefetin kurumsal kapasitesini yok etmek için kullanılması” modeline birebir uymaktadır. Tutuklamalar, CHP’nin yerel yönetimlerdeki örgütsel sürekliliğini, yönetsel kapasitesini, kadro devamlılığını ve direnç üretme potansiyelini ciddi biçimde zayıflatmıştır.

İstanbul’daki 26 CHP’li Belediyenin Yarısından Fazlasının Hedef Alınması

İstanbul, CHP için yalnızca bir seçim alanı değil, aynı zamanda bir toplumsal direnç ekosistemidir. Bu nedenle İstanbul’daki CHP’li belediyelerin hedef alınması, rastlantısal değil doğrudan stratejik bir tercihtir. 26 CHP’li belediyenin yarısından fazlasında belediye başkanlarının tutuklanması veya görevden el çektirilmesi, iktidarın İstanbul’daki direnç ağlarını sistemli biçimde kırma girişimidir. Bu müdahaleler, üç düzeyde sonuç doğurmuştur. Birincisi, yönetsel kaostur. Yerel yönetim kapasitesi zayıflamış, hizmet üretimi aksatılmıştır. İkincisi toplumda moral çöküntüsüdür. CHP seçmeninde “iradenin gasp edildiği” duygusu yayılmıştır. Üçüncüsü farklı ve değişik bir yönetim kapasitesinin görünmez kılınmasıdır. CHP’nin yerel başarı öyküleri kesintiye uğratılmıştır. Dolayısıyla bu süreç, siyasal rekabetin değil, kurumsal tasfiyenin örneğidir.

Bazı Belediyelerin AKP’nin Yönetsel Denetimine Geçirilmesi

Tutuklamaların ardından bazı belediyeler, fiilen AKP’nin belirlediği veya yönlendirdiği bürokratik kadrolar tarafından yönetilmeye başlamıştır. Bu durum yerel demokrasinin askıya alınması anlamına gelmektedir. Süreç, ‘tutuklama-görevden alma-merkezden atama-yönetimi denetim altına alma’ zinciri şeklinde işlemektedir. Bu uygulamalar, klasik otoriter rejimlerde görülen “kurumsal kolonizasyon/sömürgeleştirme uygulamalarına” karşılık gelmektedir. İktidar, eski sömürge yönetimlerine benzer şekilde, yerel yönetimleri hukuksal araçlar kullanarak kendi siyasal hedeflerine uygun biçimde yeniden yapılandırmakta veya yönlendirmektedir.

Toplumsal Direnç Üzerindeki Etkiler

CHP’nin yerel yönetimleri, özellikle büyükşehirlerde toplumsal siyasalar, ekonomik dayanışma programları ve saydam yönetim uygulamaları aracılığıyla geniş kitlelere doğrudan temas eden direnç üretim merkezleridir. Dolayısıyla bu merkezlere yönelik baskı toplumsal dayanışma ağlarını zayıflatmakta, muhalefetin moral üstünlüğünü kırmakta, yerel yönetimlerde elde edilen farklılıkları ve üstünlükleri görünmez kılmakta, seçmen davranışını etkilemekte ve muhalefeti edilginleştirmektedir.  Bu baskıların tümü, kurumsal gücün siyasal amaçlarla araçsallaştırılmasının doğrudan ürünüdür.

Değerlendirilecek olursa, CHP’li belediye başkanlarının tutuklanması, görevden alınması ve belediyelerin AKP denetimine geçirilmesi; Türkiye’de kurumsal gücün demokratik dengeyi koruyan bir mekanizma olmaktan çıkarılıp, iktidarın siyasal üstünlüğünü pekiştiren bir tasfiye aracına dönüştürüldüğünü göstermektedir. Bu durum yalnızca CHP’ye değil, Türkiye’nin çok partili siyasal sistemine ve yerel demokrasinin kurumsal temellerine yönelik yapısal bir tehdittir.

CHP ve Toplumsal Direnç

CHP ve destekçileri, ekonomik ve toplumsal baskılara karşı toplumsal farkındalık ve seferber olma ile yanıt vermektedir. Yüzde 30 civarındaki sadık yandaş kitlesi, muhalefetin seferber olmasını sınırlandıran bir etmen olarak ortaya çıkmaktadır. CHP, mitingler ve kamuoyu oluşturma yoluyla toplumsal enerji üretirken, yandaş tamponu karşısında sınırlı ama güçlü bir gizil güç olarak kırılma yaratabilecek bir alanı oluşturmaktadır.

Yerel Yönetimlerin Başarım Düzeyi: CHP’nin son dönemdeki siyasal kapasitesi, giderek artan biçimde, yerel yönetimlerde elde ettiği yönetsel başarılar üzerinden şekillenmektedir. Büyükşehir belediyeleri başta olmak üzere, sahip olunan yerel yönetim alanları, partinin yalnızca yönetsel sorumluluk üstlendiği değil, aynı zamanda bir yönetişim seçeneği örneği ürettiği siyasal ortamlara dönüşmektedir. Bu bağlamda yerel yönetimlerin başarısı, merkezi iktidarın kurumsal güçlendirme stratejilerine karşı, yerelden yükselen bir karşı-meşruluk kaynağı olarak değerlendirilebilir. Saydamlık, hesap verebilirlik, toplumsal siyasa uygulamaları ve kamusal kaynakların dağıtımında görece adalet gibi uygulamalar, CHP’nin toplumsal direnç kapasitesini kurumsal bir zemine oturtan temel unsurlar arasında yer almaktadır.

Belediye Hizmetleri Üzerinden Hegemonya Oluşturulması: CHP’li belediyelerin sunduğu hizmetler, yalnızca teknokratik bir etkinlik alanı olarak değil, aynı zamanda hegemonik bir kamusal alan kurma sürecinin araçları olarak işlev görmektedir. Özellikle toplumsal belediyecilik uygulamaları, kent yoksulluğuna karşı geliştirilen destek siyasaları, kentsel alanın kamusal kullanıma açılması ve kültürel alanların yeniden canlandırılması gibi uygulamalar CHP’nin merkezi iktidarın oluşturduğu sadakat ağlarına karşı yerel düzeyde farklı bir toplumsal bağ üretmesine olanak sağlamaktadır. Bu süreç, CHP’nin toplumsal direncini, yalnızca dönemsel siyasal seferberlik değil, gündelik yaşam uygulamalarına yayılan süreklilik taşıyan bir karşı-hegemonya projesine dönüştürmektedir.

İletişim Stratejisi ve Kamusal Alan Seçeneği Üretimi: CHP’nin iletişim stratejisi, büyük ölçüde merkezi iktidarın denetimi altındaki ana akım medya yapısına karşı, iletişim kanalları seçenekleri üretme ekseninde şekillenmektedir. Bu çerçevede parti sayısal medya platformları, yerel yönetim iletişim ağları, doğrudan alan temelli etkileşim ve yerel basın iş birlikleri aracılığıyla hem siyasal söylemini dolaşıma sokmakta hem de kendi kamusal alanını kurmaktadır. Bu iletişim uygulamaları yalnızca bilgi aktarımı değil, aynı zamanda siyasal özneleşme süreçlerine katkı sunan, toplu kimlik oluşturmayı destekleyen ve toplumsal farkındalık üretimini hedefleyen stratejik müdahaleler olarak değerlendirilebilir.

DEM ve Kürt Siyasal Hareketi

DEM, Kürt seçmen tabanı ve bölgesel etkileri üzerinden siyasal dengeyi şekillendiren kritik bir aktördür. Seçimlerde AKP ve muhalefet arasındaki dengeyi etkileyerek, sistemde kırılganlık ve olası değişim alanlarını belirlemektedir. DEM’in stratejik hareketliliği, toplumsal enerji ve kurumsal güç arasındaki asimetrik etkileşimi belirleyici kılmaktadır.

Güvenlik Aygıtı ve Bürokrasi

Polis, jandarma ve ordunun iktidara bağlı sadakat temelli yapılanması, kurumsal gücün sürekliliğini güvence altına alır. Bürokrasi içinde sadakat, statü kaybı korkusu ve kadrolaşma, sistemin kararlılığını pekiştirir. Kurumsal aygıt, seçimler ve kriz dönemlerinde iktidarın baskı ve denetim mekanizması olarak işlev görür.

Uluslararası Etmenler

Türkiye siyasetinin uluslararası boyutu, özellikle jeopolitik ve ekonomik çıkarlar üzerinden aktörlerin davranışlarını etkilemektedir. Uluslararası destek veya baskı, aktörlerin stratejik kararlarını şekillendiren ek bir katman oluşturmaktadır.

AKP VE MHP’NİN İKTİDARLARINI GÜÇLENDİRMESİ: KURUMSAL GÜÇ BAKIŞ AÇISI

AKP ve MHP, Türkiye’de iktidarın sürekliliğini sağlamak ve siyasal çatışmada üstünlük elde etmek için kurumsal güç kaynaklarını sistemli biçimde kullanmaktadır. Bu süreç üç ana kanal üzerinden açıklanabilir:

Bürokrasi: Son 20 yılda bürokrasinin önemli bir kısmı yandaş kadrolarla doldurulmuştur. Sadakat, yükselmenin ve görev sürekliliğinin birincil ölçütü olmuştur. Bürokrasi, devlet siyasalarının uygulanmasında stratejik bir araç olarak işlev görür. İktidar değişimi durumunda risk kaybı mevcut sadık kadroların denetimini güçlendirir.

Yargı: Yargı kurumları, anayasa değişiklikleri ve atamalar yoluyla iktidarın hukuksal denetim alanına alınmıştır. Bu durum, yargının bağımsızlık kapasitesini sınırlayarak, hukuksal süreçlerin iktidar lehine işletilmesini olanaklı kılmıştır. Yargının güçlendirilmesi, seçmen davranışları, muhalefet hareketleri ve toplumsal direnç karşısında iktidarın koruyucu bir tampon oluşturmasını sağlar.

Güvenlik Aygıtları: Polis, jandarma ve orduda sadakat temelli kadrolaşma yürütülmüştür. Bu aygıtlar, sadece güvenlik ve kamu düzeni işlevi görmekle kalmaz, aynı zamanda siyasal çatışma dönemlerinde iktidarın baskı ve denetim mekanizması olarak kullanılır. Özellikle seçim öncesi ve kriz dönemlerinde güvenlik aygıtı, toplumsal direnci sınırlandırmak ve muhalefet hareketlerini denetim altına almak için kritik bir güç sağlar.

Simbiyotik İttifak ile Güç Tahkimi: MHP, bu sürecin stratejik ortağı olarak, iktidarın kurumsal güçlendirme mekanizmalarını destekler. Karşılıklı yarar ilişkisi, AKP’nin kurumsal gücünü artırırken, MHP’nin siyasal ve kurumsal etkisini güçlendirir. Bu simbiyotik ilişki, Türkiye siyasetinde iktidarın sürekliliğini ve seçim öncesi üstünlüğünü sağlayan temel unsurdur.

Kısaca özetlemek gerekirse, AKP ve MHP, bürokrasi, yargı ve güvenlik aygıtları aracılığıyla sadakat temelli bir iktidar güçlendirme uygulaması gerçekleştirmektedir. Simbiyotik ittifak, kurumsal gücün etkili kullanımını ve siyasal kararlılığı ve devamlılığını güvence altına alır.

TOPLUMSAL DİRENÇ VE YANDAŞ TAMPONU KAVRAMLARI VE SÜREÇLERİ

Toplumsal direnç, halkın ve muhalefet partilerinin ekonomik ve toplumsal baskılara karşı oluşturduğu farkındalık ve seferber olma kapasitesidir. Türkiye’de ekonomik krizler, gelir adaletsizliği ve kamusal hizmetlerdeki yetersizlikler, toplumsal farkındalığı artırarak direnç enerjisi üretmektedir. CHP ve diğer muhalefet aktörleri, mitingler, medya ve sivil toplum aracılığıyla bu enerjiye yön vererek, iktidar karşısında sınırlı ama güçlü belirleyici bir güç alanı oluşturmaktadır.

Yandaş tamponu, iktidarın desteklediği ve sadakat gösteren nüfus kesimi olarak tanımlanır. Türkiye’de yaklaşık %30 civarındaki yandaş kitlesi, ekonomik yardımlar, kamusal olanaklar ve siyasal üstünlüklerle desteklenmektedir. Yandaş tamponu, toplumsal direnci sınırlayan ve iktidarın kararlılığını koruyan bir engel işlevi görür. Bu dinamik, özellikle seçimler ve kriz dönemlerinde, muhalefetin toplumsal enerji üretme kapasitesini azaltmakta ve iktidarın baskı mekanizmalarını güçlendirmektedir.

Kurumsal güçlendirme ve yandaş tamponu, toplumsal direnci sınırlandıran iki temel mekanizma olarak işlev görür. Toplumsal farkındalık ile yandaş tamponu arasındaki ilişki, direnç enerjisinin etkisini belirler. Farkındalık arttıkça ve seferber olma güçlendikçe, yandaş tamponunun sınırlayıcı etkisi kısmen aşılabilir. Bu çerçevede, Türkiye siyasetinde toplumsal direnç, kurumsal güç ve simbiyotik ittifak karşısında asimetrik bir savaşım yürütmektedir.

Özetle, CHP ve halkın seferber olma kapasitesi, sınırlı olsa da kimi kırılma alanları yaratmaktadır. Yandaş tamponu ve kurumsal güçlendirme, bu kırılma alanlarını denetim altında tutmakta ve iktidarın kararlılığını sürdürmektedir. Bu etkileşim, seçim öncesi Türkiye siyasetinin temel çatışma eksenini oluşturmaktadır: kurumsal güç ve toplumsal direnç enerjisi.

DEM VE KÜRT HAREKETİ’NİN STRATEJİK ROLÜ

DEM, Kürt seçmen tabanı ve bölgesel etkileri üzerinden Türkiye siyasetinde dengeleyici bir aktör olarak öne çıkmaktadır. Stratejik hareketlilik, DEM’in seçimler ve siyasal çatışma dönemlerinde tavır alması ve diğer aktörlerin kararlarını etkilemesi anlamına gelir. Bu hareketlilik, hem AKP-MHP ittifakının hem de CHP ve diğer muhalefet güçlerinin stratejilerini şekillendirir.

DEM, toplumsal direnç enerjisi ve kurumsal güç arasındaki asimetrik etkileşimde belirleyici bir etmendir. Özellikle seçim bölgelerinde veya kritik dönemlerde, DEM’in tercihi ve hareketliliği, iktidarın kazanma olasılığını doğrudan etkiler. Bu bağlamda DEM, siyasa üretme ve stratejik görüşme kapasitesi ile sistemde kırılganlık alanlarını belirler.

DEM’in stratejik konumu, toplumsal direnç ile yandaş tamponu arasındaki güç dengesini değiştirir. Örneğin, DEM’in desteklediği bölgelerde muhalefetin seferber olma kapasitesi artabilir ve yandaş tamponunun sınırlayıcı etkisi kısmen aşılabilir. Aynı zamanda, kurumsal güç (AKP-MHP ittifakı) bu hareketliliğe yanıt olarak stratejilerini gözden geçirmek zorunda kalır.

Özetle, DEM, Türkiye siyasetinde dengeleyici ve kırılma yaratıcı bir stratejik aktör olarak işlev görmektedir. Kurumsal güç, toplumsal direnç ve DEM’in stratejik hareketliliği arasındaki etkileşim, seçim öncesi Türkiye siyasetinin çok katmanlı ve asimetrik çatışma dinamiğini belirler. Bu çerçeve, Türkiye siyasetinin kırılganlık ve değişim alanlarını anlamak için kritik bir kavramsal araç sunar.

SEÇİM ÖNCESİ DİNAMİKLER VE SİSTEMSEL ETKİLEŞİM

Seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte, Türkiye siyasetinde çatışma yoğunluğu ve stratejik hareketlilik artmaktadır. AKP-MHP ittifakı, kurumsal güçlendirme mekanizmalarını (yargı, bürokrasi, güvenlik aygıtı) kullanarak iktidar üstünlüğünü sürdürmeye çalışmaktadır. CHP ve toplumsal direnç, farkındalık ve seferber olma yoluyla bu baskıya yanıt verirken, yandaş tamponu toplumsal direnci sınırlayan bir engel olarak işlev görmektedir. DEM’in stratejik hareketliliği, seçim bölgeleri ve kritik dönemlerde dengeyi etkileyerek, çatışmanın yönünü ve yoğunluğunu belirleyici bir etmen olarak ortaya çıkmaktadır.

Türkiye siyasetinde aktörler arasındaki etkileşim, çok katmanlı ve asimetrik bir sistem oluşturur. Türkiye’de kurumsal güç yani AKP-MHP birlikteliği, toplumsal direnç yani CHP ve halk etkileşimi ve stratejik aktör yani DEM üçgeni, seçim öncesi siyasetin ana çatışma eksenini belirler. Bu etkileşim, kırılganlık alanlarını ve olası değişim bölgelerini şekillendirir. Yüksek toplumsal farkındalık ve seferber olma yandaş tamponunu aşarak muhalefete üstünlük sağlayabilir. DEM’in stratejik tutumu kurumsal güç ve toplumsal direnç arasındaki dengeyi yeniden kurar. Kurumsal güçlendirme ve simbiyotik ittifak sistemin kararlılığını korur ve seçim öncesi üstünlüğü güçlendirir.

Özetle, seçim öncesi dönem, Türkiye siyasetinde çatışma, baskı ve direnç unsurlarının en yoğun şekilde ortaya çıktığı süreçtir. Kurumsal güç, toplumsal direnç ve DEM’in stratejik hareketliliği arasındaki etkileşim sistemin kırılganlık noktalarını belirler.

Bu çerçeve, Türkiye siyasetinin asimetrik güç savaşımını ve seçim öncesi kırılganlık alanlarını anlamak için bütüncül bir çözümleme sunar.

ULUSLARARASI ETMENLER VE TÜRKİYE SİYASETİ

ABD ve diğer uluslararası aktörler, Türkiye siyasetinde stratejik bir dış etki unsuru olarak ortaya çıkmaktadır. Destek veya baskı, özellikle jeopolitik ve ekonomik çıkarlar üzerinden aktörlerin davranışlarını şekillendirir. Örneğin, farklı ABD yönetimlerinin Türkiye siyasaları, AKP’nin hem iç siyasal stratejilerini hem de demokrasi, hukuk ve insan hakları alanındaki reform adımlarını etkileyebilir.

Uluslararası aktörler, kurumsal güç, toplumsal direnç ve DEM’in stratejik hareketliliği üzerindeki dengeyi etkiler. Bu etki, seçim öncesi dinamiklerde kırılganlık alanlarını artırabilir veya azaltabilir. Destekleyici uluslararası tutum iktidarın güven ve meşruluğunu güçlendirir. Eleştirel ya da cezalandırıcı uluslararası tutum toplumsal direnci ve muhalefet stratejilerini cesaretlendirebilir.

SOYUT MODEL VE GÖRSELLEŞTİRME

Çalışmada önerilen model, aktörler ve güç eksenlerini bütüncül olarak görselleştirir. Yatay eksen toplumsal enerji (direnç) ve yandaş tamponu, dikey eksen kurumsal güç (AKP-MHP ittifakı) ve stratejik aktör olan DEM, sistemde dengeleyici ve kırılma yaratıcı eksen anlamına gelir.

Kurumsal güç ve toplumsal direnç arasındaki asimetrik ilişki, seçim öncesi çatışma alanlarını belirler. DEM’in stratejik tutumu, kırılma yaratma ve denge sağlama kapasitesini görselleştirir. Yandaş tamponu ve uluslararası etkiler model üzerinde dengeyi kaydıran etmenler olarak gösterilebilir.

Kurumsal Güç (AKP-MHP)

|

Toplumsal Enerji ←—— DEM —→ Yandaş Tamponu

|

Toplumsal Direnç (CHP-Halk)

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Türkiye siyasetinde AKP ve CHP arasındaki yoğun siyasal savaşım, halkın çoğunluğu için karmaşık ve anlaşılması güç bir süreç olarak yaşanmaktadır. Taraflar, sahip oldukları en güçlü araçları kullanarak stratejik üstünlük elde etmeye çalışmaktadır: AKP, yargı ve kurumsal mekanizmalar üzerinden iktidarını güçlendirme çabalarını yoğunlaştırırken, CHP, toplumu harekete geçirme etkinlikleri ve mitingler yoluyla kamuoyu oluşturmayı hedeflemektedir. Bu süreç, çoğu zaman halk için soyut ve anlaşılmaz bir görüntü sunmaktadır.

Halkın siyasetle ilgisiz kalmasının temel nedeni karşılıklı diyaloglar, taktikler ve stratejik atılımların karmaşık bir ağ oluşturmasıdır. Ancak, siyasal savaşımı basitleştirerek ve soyutlayarak anlatmak, halkın durumu kavramasını ve siyasal farkındalığını artırmasını sağlar. Bu açıdan, makalede ortaya konan soyutlama çerçevesi, sadece akademik bir değerlendirme değil, aynı zamanda toplumsal farkındalığı artırma aracı olarak da değer taşımaktadır.

Türkiye’de güncel siyasal savaşım, yalnızca partiler arası bir iktidar mücadelesi değil, aynı zamanda toplumun siyasal süreçleri anlama kapasitesini sınayan bir krizdir. AKP ve CHP arasındaki gerilim, aslında son derece net bir eksen üzerinden ilerlemektedir. AKP, iktidarını yargı, bürokrasi ve kurumsal düzenlemeler aracılığıyla güçlendirirken, CHP, toplumsal seferberlik, mitingler ve kamusal görünürlük üzerinden bir karşı çizgi kurmaktadır. Ancak bu açık gerçeklik, halk yığınları tarafından yeterince anlaşılamamaktadır. Bunun temel nedeni, siyasal sürecin medya, propaganda ve karmaşık taktik manevralar aracılığıyla sürekli bulanıklaştırılmasıdır. Bu bulanıklık, vatandaşın olup biteni doğru yorumlamasını engellemekte ve onu siyasetten gittikçe soğuyan ve edilgin bir izleyiciye dönüştürmektedir.

Oysa siyasal gerçeklik, doğru bir soyutlama ve basitleştirme ile daha anlaşılır kılınabilir. Bu makalenin temel savı da budur: Türkiye’de siyasal mücadele, özü itibarıyla, ‘kurumsal güç’ ile ‘toplumsal meşruluk’ arasındaki bir savaşımdır. AKP’nin “silahı” yargıdır, karar mekanizmalarıdır, devlet aygıtıdır. CHP’nin “silahı” ise yerel yönetimlerdir, sokaktır, mitingdir ve kamusal alanlardır.

Bu basit ama açıklayıcı çerçeve, halkın siyasal süreci anlaşılır duruma getirmesine, olanı biteni daha bilinçli biçimde yorumlamasına olanak tanır. Çünkü demokrasi, yalnızca sandıkta değil, aynı zamanda anlamada, çözümlemede ve bilinçlenmede başlar. Bu nedenle soyutlama, burada sadece akademik bir yöntem değil aynı zamanda kamusal aydınlanmaya hizmet eden siyasal bir araçtır.

Özetle, Türkiye’de siyasal savaşım devam etmektedir ve taraflar stratejik olarak en güçlü silahlarını kullanmaktadır. Halkın bu süreci anlayabilmesi ve etkili bir siyasal özne olabilmesi, siyasal süreçlerin saydam ve anlaşılır biçimde sunulmasına bağlıdır. Soyutlama ve kavramsal modelleme, bu anlayışın önünü açan en önemli araçlar arasında yer almaktadır.


 

KAYNAKÇA

 

Aktan, C. C. (2023) Yükselen Otoriteryanizm ve Demokratik Gerileme (Otokratikleşme). https://www.researchgate.net/publication/369762087_OTOKRASI_Yukselen_Otoriteryanizm_ve_Demokratik_Gerileme_Otokratiklesme/citations

Buss, Terry F. (vd). (2006). Modernizing Democracy: Innovations in Citizen Participation: Innovations in Citizen Participation. Routledge. ‎ 978-076561763

Garoupa, N., & Spruk, R. (2024). Populist constitutional backsliding and judicial independence: Evidence from Turkiye. arXiv. https://arxiv.org/abs/2410.02439

Korkmaz, S.S. Opposing autocratization in Turkey: from exclusionary to inclusive discourse. Z Vgl Polit Wiss 17, 343–364 (2023). https://doi.org/10.1007/s12286-023-00584-6

Linz, Juan J. (2017). Totaliter ve Otoriter Rejimler. Ergun Özbudun (Çevirmen).   Liberte Yayınları.‎ 978-9756201671

Yavuzyılmaz, H (vd.). (2023) Türkiye'nin Yeni Rejimi: Rekabetçi Otoriterlik.‎ İletişim Yayınları. ‎ 978-9750535482

 

Hiç yorum yok: