Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

17 Kasım 2025 Pazartesi

 

Türkiye’de Yargısal Darbe ve Hukuk Savaşları: Güncel Olgular

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

Öz

Bu makale, Türkiye’de son yıllarda gözlemlenen yargısal darbe ve hukuk savaşları olgusunu incelemektedir. CHP’li belediye başkanlarının tutuklanması, İBB davaları, uzun iddianameler, gizli tanık ve etkili pişmanlık kurumlarının olağan dışı kullanımı, Anayasa Mahkemesi kararlarının tanınmaması ve seçim iptalleri gibi güncel olgular üzerinden, yargının bağımsızlığı, demokratik denetim ve hukukun üstünlüğü üzerindeki etkiler çözümlenmiştir. Uluslararası örnekler (Brezilya, ABD, İsrail) ile karşılaştırmalar yapılmış, Türkiye’deki sürecin derinliği ve kapsamı uluslararası ölçütler ışığında değerlendirilmiştir. Çalışma, yargısal müdahalelerin siyasal yarışma, kamu yönetimi ve demokratik kurumlar üzerindeki sonuçlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Yargısal darbe, hukuk savaşları, Türkiye, demokratik denetim, CHP belediye başkanları, gizli tanık, etkili pişmanlık, Anayasa Mahkemesi, seçim iptali

 

Abstract

This study examines the phenomena of judicial coups and lawfare in contemporary Turkey. Through the analysis of recent cases such as the detention of CHP-affiliated mayors, the Istanbul Metropolitan Municipality (IMM) trials, excessively long indictments, the extraordinary use of confidential witnesses and plea-bargaining mechanisms, and the non-recognition of Constitutional Court decisions alongside election annulments, the paper investigates the implications for judicial independence, democratic oversight, and the rule of law. International comparisons, including Brazil, the United States, and Israel, are employed to contextualize Turkey’s experience, highlighting the depth and sophistication of its judicial interventions. The study aims to elucidate the impact of judicial maneuvers on political competition, public administration, and democratic institutions.

Keywords: Judicial coup, lawfare, Turkey, democratic oversight, CHP mayors, confidential witnesses, plea bargaining, Constitutional Court, election annulment

 

 


 

GİRİŞ

Son yıllarda Türkiye’de yargı, siyasal iktidarın rakiplerini etkisizleştirmek ve yerel yönetimleri denetim altına almak için kullandığı başlıca araçlardan biri durumuna gelmiştir. Özellikle İstanbul’da CHP’li belediyelere yönelik yargısal müdahaleler (Esenyurt, Bayrampaşa, Gaziosmanpaşa ve İBB/İmamoğlu süreçleri) tekil hukuksal işlemler olmaktan çıkmış ve sistemli, örgütlü ve siyasal amaca yönelen bir “yargısal darbe” uygulamasına dönüşmüştür.

Bu süreçte kullanılan yöntemler, hukuksal çerçevenin ötesine geçerek siyasal mühendisliğin en gelişmiş biçimlerini yansıtmaktadır. Güçlü rakiplerin (örneğin İmamoğlu’nun) yarış dışı bırakılması, arazi geliştirme ve rant dağıtım süreçlerinde iktidarın önünü kesebilecek bürokratların (İSKİ Genel Müdürü ve uzmanları gibi) tutuklanması, seçimlerin idare mahkemeleri aracılığıyla iptal ettirilmesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının açıkça tanınmaması bu siyasal stratejinin belirgin parçalarıdır. Bu stratejinin en kritik ve en tehlikeli ayağını ise gizli tanık ve etkili pişmanlık kurumlarının kötüye kullanılması oluşturmaktadır. Gizli tanıkların kimliklerinin gizlenmesi, beyanlarının doğrulanamaması ve yönlendirilmiş ifadelerin delil niteliği kazanması, siyasal içerikli davalarda yönlendirmenin merkezinde yer almaktadır. Gizli tanık kurumu, hukuk sisteminde yalnızca çok özel ve ağır suçlarda (örneğin askeri casusluk, devlet sırlarının açıklanması, örgütlü suçlar) kullanılan, son derece sınırlı ve duyarlı bir mekanizmadır. Amaç, tanığın güvenliğini sağlamak ve kritik bilgilerin ortaya çıkmasını olanaklı kılmaktır. Bu kurum, sayıca az ve denetimli biçimde uygulanmalıdır.

Ancak İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davasında olduğu gibi, tüm ifade verenlerin gizli tanık statüsüne dahil edilmesi, kurumun doğal ve hukuksal amacına aykırıdır. Bu uygulama, sadece davanın taraflarını değil, hukukun genel meşruluğunu da zedeleyen bir siyasal yönlendirme aracı durumuna gelmiştir. Gizli tanık mekanizmasının bu şekilde sistemli ve yaygın kullanımı, yargının bağımsızlığına ve adil yargılanma hakkına doğrudan müdahale anlamına gelmektedir.

Etkili pişmanlık kurumu ise, iktidara yakın aktörler lehine “itiraf pazarlığı” şeklinde kullanılarak, gerçek dışı beyanlarla karşıt aktörlerin suçlu olarak yaftalanmasına zemin hazırlamaktadır.

Ayrıca, Ekrem İmamoğlu’nun afiş ve görsellerinin toplatılması kararıyla kullanmakta olduğu “web” sitesinin milli güvenlik gerekçesiyle üç kez erişime kapatılması da üzerinde durulması gereken önemli gelişmelerdir. Eklenmesi gereken bir başka gelişme de gelecek Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CHP adayı olduğu ilan edilen İmamoğlu’nun üniversite diplomasının geçersiz kılınarak Cumhurbaşkanı olma yeterliliğini saptayan 4 yıllık yüksekokul mezunu olma koşulunun yerine getirilemez duruma düşürülmesidir.

Bu mekanizmaların yanı sıra sahte delil üretimi, aşırı uzun iddianamelerle mahkemelerin kilitlenmesi, davaların yıllarca sürdürülerek tutukluluğun cezaya dönüştürülmesi gibi uygulamalar, yargının siyasallaşmasının artık kurumsallaşmış bir araç setiyle yürütüldüğünü göstermektedir.

Bu olgular, Türkiye’de hukukun üstünlüğü ilkesinden uzaklaşmanın ötesinde, siyasal alanın yargı eliyle yeniden tasarlandığı ve demokratik yarışmanın yapısal olarak bozulduğu bir sürecin parçasıdır.

Sonuç olarak, Türkiye’de yargı darbesi tüm hızıyla ve derinleşerek devam etmektedir. Siyasal iktidarın hukuk üzerindeki baskısı ve sistemli müdahaleleri, artık sadece bireysel davaları değil, genel hukuk düzenini ve demokratik işleyişi hedefleyen bir hukuk savaşı (lawfare) görünümü almaktadır. Bu durum, yalnızca siyasal rakipleri saf dışı bırakmayı amaçlamakla kalmayıp, hukukun bağımsızlığı, adil yargılanma hakkı ve demokratik denge mekanizmalarını ciddi biçimde zedelemektedir.

Amaç ve Hedefler

Bu makalede ele alınan olgular ışığında, iktidar partisinin siyasal stratejilerinin temel amaç ve hedefleri açık bir şekilde ortaya konmaktadır. Birincil amaç, mevcut parlamentoda 400 milletvekili sayısına ulaşarak üçüncü kez aday olma hakkını elde etmek ve parti liderliğini pekiştirmektir. Bu hedef doğrultusunda, güçlü rakipleri saf dışı bırakmak amacıyla seçim mühendisliği, tutuklamalar ve yönetsel işlemlerle muhalefetin etkili lider ve yönetici kadroları zayıflatılmaktadır. Aynı zamanda, arazi geliştirme ve rant alanlarında denetim sağlamak, muhalefetin siyasal ve ekonomik müdahale gizil gücünü sınırlamak, iktidar stratejisinin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır. Seçim sonuçlarının yönlendirmesi, İdare Mahkemeleri aracılığıyla seçim iptalleri ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının tanınmaması yoluyla hukuksal süreçlerin lehine işletilmesi de hedefler arasındadır. Yargı süreçlerinin uzatılması, uzun iddianameler, sahte delil ve tanık kullanımı ile gizli tanık kurumunun olağan dışı şekilde genişletilmesi, mahkemelerin iş yükünü artırarak davaların süresini uzatmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, etkili pişmanlık kurumunun yalnızca parti lehine işleyen bir araç durumuna getirilmesi, hukuksal mekanizmaların siyasal amaçlarla kötüye kullanılmasına ilişkin bir örnek oluşturmaktadır. Bu amaç ve hedefler, Türkiye’deki yargısal müdahale süreçlerinin sistemli, derinleşmiş ve gelişmiş bir durum aldığını göstermektedir.

Araştırma Soruları

Yargı darbeleri ve hukuk savaşları için uluslararası örnekler nelerdir?

Türkiye’de yargısal darbe süreçlerinde kullanılan hukuksal mekanizmalar ve araçlar nelerdir ve bunlar hangi amaçlara hizmet etmektedir?

CHP’li belediye başkanlarının tutuklanması ve İBB davaları, seçim mühendisliği ve siyasal üstünlük sağlama bağlamında nasıl anlaşılabilir?

Gizli tanık ve etkili pişmanlık kurumlarının olağan dışı ve yaygın kullanımının yargı süreçleri, demokratik denetim ve hukukun üstünlüğü üzerindeki etkileri nelerdir?

Anayasa Mahkemesi kararlarının tanınmaması ve İdare Mahkemeleri aracılığıyla seçim iptalleri, hukuk savaşları bağlamında Türkiye’de siyasal ve hukuksal sonuçlar doğurmakta mıdır?

Yargısal darbe ve hukuk savaşlarının derinleşmesi, Türkiye’de demokratik kurumların işleyişi, siyasal yarışma ve kamu yönetimi üzerinde hangi etkileri yaratmaktadır?

Aşırı uzun iddianamelerin hazırlanması ve mahkemelere sunulması, yargısal darbenin işleyişi ve hukuksal sürecin uzaması üzerinde nasıl bir etki ve sonuç yaratmaktadır?

Yöntem

Bu çalışma, Türkiye’deki yargısal darbe süreçlerini ve hukuk savaşlarını çözümlemeyi amaçlamaktadır. Yöntem şu başlıklarda ele alınmıştır:

Olgusal Çözümleme (Case Study Approach): CHP’li belediye başkanları davaları (İmamoğlu, Esenyurt, Bayrampaşa, Gaziosmanpaşa ve İSKİ Genel Müdürlüğü davası gibi) ayrıntılı incelenmiştir. Gizli tanık kurumunun kötüye kullanımı, etkili pişmanlık uygulamaları, aşırı uzun iddianameler, seçim sürecine müdahaleler ve AYM kararlarının tanınmaması gibi somut olgular çözümlenmiştir.

Kuramsal Çerçeve ve Yazın Taraması: Yargısal darbeler, hukuk savaşları ve otokratik yönetimlerde hukukun araçsallaştırılması yazını taranmıştır. Kavramlar hukuk savaşları, yargısal darbe (judicial coup), siyasal tutukluluk, etkili pişmanlık, gizli tanık olgusal bulgularla ilişkilendirilmiştir.

Karşılaştırmalı Çözümleme: Türkiye’deki olgular, Brezilya’daki siyasal davalar ve Uzak Doğu ülkelerinde otokratik uygulamalar gibi uluslararası örneklerle karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırma, hukuk savaşlarının ve yargısal darbe tekniklerinin farklı bağlamlardaki ortak ve farklı dinamiklerini ortaya koymaktadır.

Çözümleyici Yöntem ve Veri Toplama: Dava dosyaları, mahkeme kararları, iddianameler, medya raporları ve kamuya açık belgeler sistemli olarak çözümlenmiştir. Nicel veriler (iddianame uzunluğu, dava süresi, tutukluluk süreleri) ve nitel veriler (hukuk uygulamalarının siyasallaşması, gizli tanık ve etkili pişmanlık kullanımı) bir arada değerlendirilmiştir.

Etik ve Güvenlik Önlemleri: İncelenen belgelerdeki kişisel ve duyarlı bilgiler gizli tutulmuş, yalnızca kamuya açık veya izinli kaynaklar kullanılmıştır.

Kavramsal Çerçeve

Bu çalışma, Türkiye’deki yargısal darbe ve hukuk savaşlarını anlamak için üç ana kavram üzerine kurulmuştur:

Yargısal Darbe (Juridicial Coup): Yasama ve yürütme organlarını dengeleyen bağımsız yargının, otokratik eğilimlerle siyasallaştırılmasıdır. Türkiye’de CHP’li belediye başkanları davaları örnek oluşturmaktadır. İdare mahkemeleri aracılığıyla seçimlerin iptali, AYM kararlarının tanınmaması ve uzun iddianamelerle mahkemelerin meşgul edilmesi bu kavramın somut göstergeleridir. Yargısal darbe, yargı organının, genellikle anayasa düzenine aykırı olarak, hukuksal süreçleri yönlendirerek veya hukuksal dayanaklardan bağımsız bir şekilde, anayasal düzeni etkisizleştiren ve işlevsiz hale getiren bir karar alması durumunu ifade eder. Bu tür bir durum, genellikle yargının bağımsızlığına zarar verir, hukukun üstünlüğünü sarsar ve demokratik normlara aykırı bir şekilde hukuk sistemini siyasal etkilere açar. Yargısal darbe, hukuk devleti ilkesine aykırı bir şekilde yargı organlarının bağımsızlığını ortadan kaldıran veya zayıflatan bir durumu tanımlar. (Yaşamış, 2025)

Hukuk Savaşları (Lawfare): Hukukun siyasallaştırılması yoluyla rakipleri saf dışı bırakma stratejisidir. Gizli tanık kurumunun genişletilmesi, etkili pişmanlık uygulamalarının parti lehine kullanılması ve sahte delil üretimi hukuk savaşı örnekleridir. (Brown, 2017)

Siyasal Tutukluluk ve Seçim Mühendisliği: Rakipleri etkisiz hale getirme ve seçim sonuçlarını yönlendirme amacıyla yapılan hukuksal uygulamaları kapsar. İmamoğlu, İSKİ Genel Müdürü ve uzmanları örnek olarak gösterilebilir. Bu süreç, yalnızca bireysel hak ihlali değil, aynı zamanda siyasal strateji olarak yürütülmektedir. (Ginsburg & Huq 2018)

Uluslararası Karşılaştırmalı Bakış Açısı: Brezilya’daki siyasal davalar, Uzak Doğu ülkelerindeki otokratik uygulamalar ve hukuk savaşları yazını ile Türkiye örnekleri karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırma, yargısal darbelerin farklı siyasal ve hukuksal sistemlerde nasıl biçimlendiğini ve hukuk sisteminin siyasallaştırılmasının sonuçlarını anlamaya yardımcı olmaktadır. (Levitsky & Ziblatt 2018).

Kavramsal Model Önerisi: Yargısal darbe ve hukuk savaşı süreçleri, hukuksal araçların siyasal amaçlar için kullanılması çerçevesinde birbirine bağlanır.  Modelde, iddianame uzunluğu, tutukluluk süresi, gizli tanık kullanımı, AYM kararlarının tanınmaması, seçim iptalleri gibi somut olgular, siyasal tutukluluk ve seçim mühendisliği stratejileriyle ilişkilendirilmektedir.

Kuramsal Çerçeve

Bu çalışma, yargısal darbe ve hukuk savaşlarını açıklamak için üç ana kuramsal bakış açısını temel almaktadır:

Otokratik Eğilimler ve Hukukun Siyasallaştırılması (Rule of Law Undermining): Kuram, otokratik eğilimlerin yargıyı siyasallaştırarak rakipleri saf dışı bırakma biçimlerini açıklar. Türkiye örneğinde, CHP’li belediye başkanlarının tutuklanması, İdare Mahkemeleri aracılığıyla seçim iptalleri ve AYM kararlarının tanınmaması, hukukun siyasallaştırılması bağlamında açıklanabilir. (Levitsky & Ziblatt, 2018).

Uluslararası örnekler: Brezilya’da Lula davası ve Uzak Doğu ülkelerinde hukuk araçlarının siyasal amaçlarla kullanılması önde gelen örneklerdir. (Taub, 2017; Lagunes, 2018).

Hukuk Savaşı ve Stratejik Hukuk Kullanımı: Hukuk savaşı, hukuksal araçların rakiplere karşı siyasal bir strateji olarak kullanılmasını tanımlar. Türkiye’de gizli tanık kurumunun genişletilmesi, etkili pişmanlık uygulamalarının parti lehine kullanılması, sahte delil üretimi ve iddianamelerin aşırı uzun tutulması hukuk savaşı taktikleridir.

Seçim Mühendisliği ve Siyasal Tutukluluk: Kuramsal olarak, seçim mühendisliği rakipleri etkisizleştirmek ve siyasal iktidarı pekiştirmek için hukuk mekanizmalarını kullanır. Türkiye’de İmamoğlu ve İSKİ uzmanlarının tutuklanması bu stratejinin somut örnekleridir.

Kuramsal Model Önerisi: Yargısal darbe ve hukuk savaşı süreçleri, hukuksal araçların siyasal amaçlar için kullanılması temelinde bir model ile açıklanabilir. Modelde, iddianame uzunluğu, tutukluluk süresi, gizli tanık kullanımı, AYM kararlarının tanınmaması, seçim iptalleri gibi somut olgular, siyasal stratejilerle ilişkilendirilir.

Uluslararası Karşılaştırma: Model, farklı demokratik ve otokratik sistemlerde hukukun siyasallaştırılmasını karşılaştırarak genellenebilir sonuçlar üretir. Brezilya ve Uzak Doğu örnekleri, Türkiye olgularının uluslararası yazındaki konumunu gösterir.

Yazın Taraması

Yargısal Darbe ve Hukuk Savaşları Yazını: Yargısal darbe kavramı, özellikle demokratikleşme süreçlerinde hukukun siyasallaştırılması ve rakipleri etkisizleştirmek amacıyla yargı kurumlarının kullanılması bağlamında ele alınmaktadır. (Yaşamış, 2024) Hukuk savaşları yazını, hukuk araçlarının stratejik biçimde siyasal rakiplere karşı kullanılması süreçlerini inceler. (Schedler, 2015).

Türkiye Örnekleri: Son yıllarda Türkiye’de CHP’li belediye başkanlarının tutuklanması, İdare Mahkemeleri aracılığıyla seçim iptalleri ve AYM kararlarının tanınmaması gibi olaylar, yargısal darbenin somut örnekleri olarak tartışılmaktadır (Yaşamış, 2024). Gizli tanık kurumunun ve etkili pişmanlık uygulamalarının parti lehine kullanımı, iddianamelerin aşırı uzun tutulması ve mahkemelerin sürekli meşgul edilmesi gibi uygulamalar hukuksal araçların siyasal amaçlar için yönlendirildiğini göstermektedir. (Özbudun, 2015; Tufekci, 2017; Yılmaz & Bashirov2018).

Uluslararası Karşılaştırmalar: Brezilya’da Lula davası ve seçim süreçlerinde yargı müdahaleleri, hukuk savaşları yazınında önemli bir örnek olarak sunulmaktadır. Uzak Doğu ülkelerinde otoriter rejimlerde hukuksal süreçlerin siyasal amaçlarla kullanılması ve rakiplerin saf dışı bırakılması, Türkiye’deki uygulamalarla paralellik göstermektedir. (Scheppele, 2018).

Boşluklar ve Araştırma Gereksinimi: Mevcut yazın, yargısal darbe ve hukuk savaşları olgularını çoğunlukla ülkeler arası karşılaştırmalarla ele almaktadır. Türkiye özelinde sistemli ve güncel bir çözümleme eksikliği bulunmaktadır.

Bu çalışma, CHP’li belediye başkanları örnekleri, İmamoğlu/İBB davası ve son gelişmeleri ele alarak yazındaki bu boşluğu doldurmayı hedeflemektedir.

ÇÖZÜMLEME

Yargı Darbeleri ve Hukuk Savaşları İçin Uluslararası Örnekler

Latin Amerika Deneyimi

Brezilya – Dilma Rousseff ve Lula da Silva Örnekleri: Rousseff’in [1] görevden alınması (2016), birçok akademisyen tarafından bir “yargı-yasama koalisyonu eliyle gerçekleştirilen kurumsal darbe” olarak değerlendirilmiştir. Bütçe teknikleri üzerinden açılan dava siyasal nitelikliydi. Mevcut ekonomik uygulama geçmişte dört başkan tarafından kullanılmıştı. Yargı ve Kongre’nin belirli fraksiyonlarının eş güdüm içinde hareket ettiği vurgulanmıştır. Lula da Silva’nın 2018’de tutuklanması ise daha sonra Yüksek Mahkeme tarafından hukuk dışı ilan edildi. Soruşturmayı yürüten yargıçların siyasal amaç güttüğü, mahkeme tutanaklarının sızmasıyla ortaya çıktı. Bu süreç, hukuk savaşları yazınının en çok alıntılanan örneklerinden biri olmuştur. Brezilya örneği, yargının siyasal alanı yeniden şekillendirmek için doğrudan bir siyasal aktör gibi konumlandırılabileceğini, “temiz eller operasyonu” söyleminin meşruluk üretme aracı olarak kullanılabileceğini göstermektedir. (Hani, 2015).

Güney Amerika’nın Diğer Örnekleri

Arjantin – Cristina Fernandez de Kirchner [2] Davaları: Kirchner’e yönelik çok sayıda yolsuzluk davası, muhalefet ve medya tarafından yargı eliyle siyasal tasfiye çabası olarak okunmuştur. Birden fazla hakimin davalardan çekilmek zorunda kalması davaların tarafsızlığına ilişkin soru işaretlerini artırmıştır.

Ekvator – Rafael Correa [3] : Correa, başkanlıktan ayrıldıktan sonra hakkında açılan davalarla siyaset yapmaktan men edildi. Interpol, Ekvator’un talep ettiği “kırmızı bülten”i “siyasal amaçlı” olduğu gerekçesiyle reddetti. Bu eylem hukuk savaşı tartışmasını güçlendirdi. (Moskowitz, 2020).

Uzak Doğu Deneyimleri

Güney Kore – Başkan Park Geun-hye’nin [4] Azil Süreci: Azil süreci anayasal çerçevede ilerledi. Ancak süreç, büyük şirketlerin güç ilişkileri ve siyasal kampanyalarla iç içeydi. Hukuksal zemine oturtulmuş olsa da siyasallaşmış yargısal süreçlerin demokrasi üzerindeki etkisine örnek oluşturmaktadır. (Euronews, 2021)

Malezya – Enver İbrahim [5] Davaları: Muhalefet lideri Enver İbrahim’in defalarca benzer suçlamalarla yargılanması, insan hakları kuruluşları tarafından siyasal amaçlı yargılamalar olarak tanımlandı. Yargı süreci iktidarın değişmesiyle sona erdi. Bu durum bağımsız yargıda ciddi erozyon olduğunu gösterdi.

Doğu Avrupa Deneyimi

Polonya – Yargının Siyasal Denetime Alınması: İktidar partisi PiS, Yüksek Mahkeme üyelerinin erken emekliliğini zorunlu kılan yasalarla yargıyı siyasallaştırdı. AB Komisyonu, Polonya’ya karşı “hukukun üstünlüğünün sistemli ihlali” süreci başlattı.

Macaristan – Viktor Orban’ın Yargıyı Yeniden Düzenlemesi: Yargıçların atanma biçimi değiştirildi ve yürütmeye bağlı “Ulusal Adalet Ofisi” yargı üzerindeki etkisini artırdı. Bu süreç, klasik anlamda yargı darbesi değildi. Ancak yargının yürütme eliyle siyasallaştırılması bakımından yazında “yumuşak otoriter yargı mühendisliği” olarak geçmektedir.

ABD – Trump Dönemi Tartışmaları: Trump’ın çeşitli yargıçları “düşman”, “Obama yargıçları” olarak etiketlemesi ve hukuksal süreçlere doğrudan müdahale iddiaları, kurumsal dengelerin sınandığı örneklerdir. ABD’de hukuk savaşları özellikle Rusya soruşturması ve uyarlanmış iftira davaları ve seçim itiraz süreçlerinde görüldü. Bu örnekler demokrasilerde bile hukuk savaşlarının nasıl araçsallaşabileceğini göstermektedir. ABD örneğinde yargı süreçlerinin siyasallaşmasının önemli bir boyutu da Donald Trump’ın seçim sürecine müdahale ettiği gerekçesiyle hüküm giymiş veya soruşturulan yakın çevresini affetmesidir. Roger Stone, Paul Manafort ve Michael Flynn gibi siyasal danışmanların affedilmesi, bağımsız yargı kararlarının yürütme tarafından geri alınması anlamına gelmiştir. Bu uygulama, hukukun siyasal dostları korumak amacıyla araçsallaştırılması olarak değerlendirilmiş ve yazında “savunmacı hukuk savaşı” (protective lawfare) kavramının tartışılmasına yol açmıştır. Bu durum, demokratik gelenekleri köklü bir ülkede bile yargının siyasallaşmasının ve yürütmenin hukuk süreçlerini kendi lehine eğip bükebilmesinin olanaklı olduğunu göstermektedir. (Massari, 2025).

İsrail ve Netanyahu Örneği: İsrail örneği, yargısal darbe ve hukuk savaşları tartışmalarında en çarpıcı uluslararası örneklerden biridir. Başbakan Benjamin Netanyahu hakkında yürütülen yolsuzluk ve rüşvet davalarının ardından hükümetin hazırladığı yargı reformu paketi, yüksek mahkemenin yetkilerini sınırlamayı, yargıç atamalarını yürütmenin denetimine vermeyi ve yargının denetim kapasitesini zayıflatmayı amaçlamıştır. Bu girişim, geniş halk protestolarına rağmen sürdürülmüş ve yazında “yargı darbesi” olarak değerlendirilmiştir. Netanyahu’nun kendi davalarını etkisizleştirmek için yargısal mimariyi yeniden tasarlamaya çalışması, hukukun siyasal lider tarafından savunmacı amaçla araçsallaştırılması anlamına gelmiş ve savunmacı hukuk savaşı olarak tanımlanmıştır. İsrail deneyimi, kurumsallaşmış demokrasilerde bile yürütmenin yargı bağımsızlığını zayıflatma eğiliminin ortaya çıkabileceğini ve bu sürecin siyasal hesaplarla doğrudan bağlantılı olduğunu göstermektedir. (Cohen, 2025)

Kavramsal Ayrım Üzerinden Sınıflandırma

Çizelge 1:

 

Güncellenmiş Kavramsal Ayrım ve Sınıflandırma Çizelgesi

Kavramsal Kategori

Tanım

Kullanılan Araçlar

Uluslararası Örnekler

Türkiye Örnekleri

Hukuk Savaşları

Hukukun siyasal rakipleri etkisizleştirmek için araçsallaştırılması.

Uzun iddianameler, seçici soruşturma, gizli tanık kötüye kullanımı, medyatik yargı baskısı.

Brezilya: Lula davası (Oto Yıkama Operasyonu)

 

ABD: Trump’ın siyasal rakiplerine yönelik soruşturmaları özendirmesi

İmamoğlu/İBB davası, CHP’li belediye başkanlarının tutuklamaları, uzun iddianameler, malvarlığına el koyma süreçleri

 

 

 

Savunmacı Hukuk Savaşı

Siyasal liderin kendisini yargıdan korumak için hukuku araçsallaştırması.

Yargı reformu, yargıç atamalarının siyasallaştırılması, kişisel davalara müdahale.

İsrail: Netanyahu’nun yargı reformu

 

ABD: Trump’ın yakın çevresini affetmesi

HSK değişiklikleri, AYM’yi etkisizleştirme çabaları, kritik davalarda yargıç transferleri

 

 

 

Savunmacı hukuk savaşı

Suç işlemiş siyasal müttefiklerin hukuksal yaptırımlardan korunması.

Affetme mekanizmaları, soruşturmaların durdurulması, delil saklama.

ABD: Roger Stone, Paul Manafort, Michael Flynn affı

Partizan yolsuzluk soruşturmalarının kapatılması, kamu kaynaklı suçlarda cezasızlık

Yargısal Darbe

Yargının siyasal iktidar tarafından sistemli biçimde denetim altına alınması veya demokratik siyasal sürece müdahale etmesi.

Yargı atamalarının siyasallaştırılması, yüksek mahkeme kararlarının yok sayılması.

İsrail: Yüksek Mahkeme’nin yetkilerinin sınırlandırılması girişimi

AYM kararlarının tanınmaması, yönetsel yargı üzerinden seçim iptalleri, yargı bürokrasisinin yürütmeye bağlanması

Siyasal Yargılamalar

Siyasal güdülerle başlatılan, hukuksal temeli zayıf davalar.

Yapay delil üretimi, gizli tanık, etkili pişmanlık baskısı.

Brezilya: Dilma’nın görevden alınması sürecindeki davalar

İmamoğlu, Canan Kaftancıoğlu, belediye başkanları, gazeteciler, akademisyenler

Seçim Mühendisliği İçin Yargı Kullanımı

Seçim sonuçlarını etkilemek amacıyla yargı ve yönetsel yargı süreçlerinin yönlendirmesi.

Seçim iptali, aday yasaklama, belediye başkanlarını görevden alma.

Pakistan: İmran Khan’ın seçimden men edilmesi

2019 İstanbul seçiminin iptali, DEM/YSP adaylık yasakları, kayyım uygulamaları

Yargısal Taciz

Sürekli dava açarak siyasal aktörü yormak, etkisizleştirmek.

Seri soruşturmalar, sürekli mahkeme celpleri.

Rusya: Navalni

İBB bürokrasisine yüzlerce dava, CHP’li belediyelere

 

 

Çizelge 2:

 

Ülkeler Karşılaştırma Çizelgesi

Ülke

Yargı Darbesi

Hukuk Savaşları

Öne Çıkan Unsur

Brezilya

Siyasal tasfiye, yargıç–siyasetçi koalisyonu (Lula Oto Yıkama Operasyonu)

Arjantin

Siyasal davalar, medya-yargı eşgüdümü

Ekvator

Siyasal sürgün, davaların araçsallaşması

Güney Kore

(Karma süreç)

Chaebol-yargı ilişkisi, ekonomik ağların etkisi

Malezya

Muhalefet liderlerinin sistemli tasfiyesi (Anwar İbrahim)

Polonya

(Yargının ele geçirilmesi)

Yargı-yürütme bütünleşmesi, anayasal kurumların işlevsizleşmesi

Macaristan

 (Kurumsal darbe)

Yargı mimarisinin yeniden tasarlanması, yürütmenin mutlak denetimi

ABD

Seçim süreçlerine yönelik hukuksal araçlar; Trump’ın siyasal affı

İsrail

(Yüksek mahkeme yetkilerini sınırlama girişimi)

Savunmacı hukuk savaşı

Netanyahunun kendi davalarını etkisizleştirmek için yargıyı yeniden tasarlama çabası

Türkiye

(Kurumsal yargı darbesi)

Seçim mühendisliği, gizli tanık kötüye kullanımı, yönetsel yargı ile siyasal müdahale, AYM kararlarını tanımama

 

Uluslararası örnekler, yargı darbelerinin ve hukuk savaşı uygulamalarının yalnızca otoriter ülkelerde değil, demokratik rejimlerde de ortaya çıkabildiğini göstermektedir. Ortak payda, hukukun tarafsız bir mekanizma olmaktan çıkarılıp siyasal hedeflere ulaşmak için bir araç durumuna getirilmesidir. Bu örnekler, Türkiye’de yaşanan güncel olguları karşılaştırmalı siyaset ve hukuk sosyolojisi açısından anlamlandırmak için sağlam bir çözümleme çerçevesi sunmaktadır. (Mahoney & Thelen 2015).

Kavramsal Ayrım Üzerinden Uluslararası Yargı Müdahaleleri ve Hukuk Savaşı Örneklerinin Karşılaştırmalı Çözümlemesi

Yargısal darbe ve hukuk savaşları yazını, farklı ülke örneklerinde hukukun siyasal yarışmanın bir aracı olarak kullanılmasının çeşitli biçimlerini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda ülkelerin deneyimleri, hukukun araçsallaştırılmasının niteliğine, kapsamına ve siyasal sistem üzerindeki etkisine göre farklı sınıflara ayrılabilir. Aşağıda sunulan sınıflandırma, yargısal darbe ile hukuk savaşı arasındaki kavramsal ayrımı temel alarak uluslararası örnekleri sistemli bir çerçevede değerlendirmektedir.

Brezilya örneği hem yargısal darbe hem de hukuk savaşı kategorilerine dahildir. Eski Devlet Başkanı Lula da Silva’ya yönelik “Oto Yıkama Operasyonu” (Lava Jato) soruşturmaları, yargıçlar ve savcılar ile belirli siyasal aktörler arasında kurulan stratejik koalisyonun tipik bir siyasal tasfiye mekanizmasına dönüştüğünü göstermiştir. Bu yönüyle Brezilya, yargı eliyle siyasal alanın yeniden şekillendirildiği en çarpıcı örneklerden biri olarak değerlendirilmektedir.

Arjantin ve Ekvator’da görülen süreçlerde biçimsel bir yargısal darbe bulunmamakla birlikte, siyasal davalar ve özellikle medya-yargı eş güdümü üzerinden yürütülen kampanyalar, hukuk savaşının tipik uygulamalarını yansıtmaktadır. Bu ülkelerde muhalefet liderlerinin ceza davaları yoluyla saygınlıklarını yitirmesi hukuk süreçlerinin siyasal yarışmanın bir aracı olarak sistemli şekilde kullanıldığını ortaya koymaktadır.

Güney Kore ve Malezya, yargının ekonomik ve siyasal ağlarla etkileşimini göstermesi bakımından önemlidir. Güney Kore’de “Chaebol” [6] yapılanmaları ile yargı arasındaki ilişkiler, yargı süreçlerinin ekonomik çıkarlara göre yönlendirilebildiğini göstermektedir. Malezya’da (Enver İbrahim) ise muhalefet liderlerine yönelik uzun süreli ve tekrarlayan davalar, siyasal tasfiyenin hukuksal kılıfla sürdürülmesi anlamına gelmektedir.

Polonya ve Macaristan’da yaşananlar, kurumsal yargı darbesi kavramı çerçevesinde değerlendirilebilir. Her iki ülkede iktidar, yargı atama süreçlerini yürütmeye bağlayarak ve yüksek yargının yetkilerini sınırlayarak yargı bağımsızlığını eylemli olarak ortadan kaldırmıştır. Bu süreçler, hukukun araçsallaştırılmasından çok yargı mimarisinin doğrudan yürütmenin denetimine geçirilmesi anlamına gelmektedir.

ABD’de hukukun seçim süreçleri veya siyasal yarışma için yoğun biçimde kullanıldığı örnekler görülmektedir. Bu çerçevede hukuk savaşı, özellikle seçim güvenliği tartışmaları, siyasal soruşturmalar ve belirli aktörlere yönelik af mekanizmaları üzerinden kendini göstermektedir. Trump’ın siyasal müttefiklerini affetmesi veya seçim sonuçlarını etkilemeye yönelik hukuksal girişimler tipik hukuk savaşı uygulamalarıdır.

İsrail örneği ise benzersiz bir çift yönlü süreç göstermektedir. Başbakan Benjamin Netanyahu’nun hakkında açılan yolsuzluk davalarıyla eş zamanlı şekilde yargının kurumsal mimarisini değiştirmeye çalışması hem yargısal darbe hem de savunmacı hukuk savaşı kategorilerine girmektedir. Yüksek Mahkeme'nin yetkilerinin azaltılması, yargıç atamalarının yürütme tarafından denetlenmesi ve denetim kapasitesinin sınırlanması, yazında açık biçimde “yargı darbesi” olarak tanımlanmaktadır. Aynı zamanda bu düzenlemelerin Netanyahu’nun kişisel davaları üzerinde yaratacağı etkiler sürecin savunmacı hukuk savaşı niteliğini güçlendirmektedir.

Türkiye ise her iki kategoride de en kapsamlı örneklerden birini oluşturmaktadır. Özellikle yerel yönetimler üzerinde kurulan yoğun yargısal baskı, gizli tanık uygulamalarının yaygın ve sistemli şekilde kötüye kullanılması, uzun iddianameler, seçimlerin yönetsel yargı yoluyla iptali, AYM kararlarının uygulanmaması, yürütmenin HSK üzerinden yargı kadroları üzerindeki belirleyici etkisi ve siyasal rakiplerin hukuk yoluyla tasfiyesi Türkiye’de hem eylemli hem de kurumsal bir yargı darbesinin devam ettiğini göstermektedir. Bu nedenle Türkiye hem hukuk savaşı hem de yargısal darbe kategorilerinin eş zamanlı görüldüğü nadir vakalar arasında yer almaktadır.

Bu karşılaştırmalı çözümleme, hukuk savaşlarının ve yargısal darbelerin evrensel bir olgu durumuna geldiğini, ancak her ülkenin siyasal bağlamına göre farklı kurumsal biçimlerde ortaya çıktığını göstermektedir. Aynı zamanda Türkiye’deki sürecin yalnızca siyasal yarışmanın bir aracı olmanın ötesine geçerek, yargının demokratik sistem üzerindeki kurucu rolünü zayıflatacak ölçüde derinleştiğini ortaya koymaktadır.

Türkiye’de Yargısal Darbe ve Hukuk Savaşı

Türkiye’de son on yılda derinleşen otoriterleşme süreci, yargının araçsallaştırılması bağlamında hem yargısal darbe hem de hukuk savaşları uygulamalarının eş zamanlı olarak yaşama aktarıldığını göstermektedir. Bu süreçte kullanılan hukuksal mekanizmalar üç temel eksende toplanabilir: (1) kurumsal mimarinin yeniden tasarımı, (2) ceza yargılaması araçlarının kötüye kullanımı, (3) seçimsel ve siyasal mühendislik işlevi gören yargısal atılımlar. Aşağıda her bir mekanizma akademik bir sınıflandırma çerçevesinde ele alınmaktadır.

Kurumsal Mimarinin Yeniden Tasarımı: Yargısal Darbenin Yapısal Boyutu

Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarının tanınmaması veya uygulanmaması: Kullanılan mekanizma AYM kararlarının bağlayıcılığının açıkça reddedilmesidir. Bir anlamda alt derece mahkemelerinin “hiyerarşik itaatsizlik” uygulamasıdır. Amaç, anayasal yargıyı eylemli ortadan kaldırmak, yürütme lehine eylemli bir anayasa değişikliği yaratmak ve “yetkili ama etkisiz” bir AYM modeli oluşturmaktır.

Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) siyasal kadrolaşma amacıyla kullanılması: Kullanılan mekanizma atama, terfi ve soruşturmaların yürütmenin (siyasal iktidarın) siyasal tercihleri doğrultusunda yapılmasıdır. Amaç, siyasal sadakati yüksek kadroların kritik yargı yerlerine yerleştirilmesi, yargıç bağımsızlığının ortadan kaldırılması ve karşıt yargıçların saf dışı bırakılması veya cezalandırılmasıdır.

Olağanüstü Hal (OHAL) sonrası kalıcılaşan yasal düzenekler: Kullanılan mekanizma KHK’ların eylemli olarak yürürlükte bırakılması, genişletilmiş terör tanımının yerleşik kılınması ve yönetsel işlemlerle hak kısıtlamaları yapmaktır. Amaç, yargısal denetimi atlayan bir “istisna hukuku” yaratmak, normal dönemde olağanüstü yetkilerin kullanılmasını sağlamak ve sivil siyaset üzerinde sürekli baskı aracı oluşturmaktır.

Ceza Yargılaması Araçlarının Kötüye Kullanımı: Hukuk Savaşı’nın Operasyonel Boyutu

Gizli tanık kurumunun kötüye kullanılması: Kullanılan mekanizma gizli tanıkların neredeyse tüm siyasal içerikli davalarda sistemli biçimde kullanılması, bu tanıkların beyanlarının doğruluğunun sınanmaması ve çelişkili ifadelerin görmezden gelinmesidir. Amaç, somut delil gereğini ortadan kaldırmak, siyasal açıdan istenen sonuca ulaşmak için kurgusal dosyalar üretmek ve kamuoyunda “şüphe yaratma” ve meşruluk aşındırma etkisi oluşturmaktır.

Etkili pişmanlık hükümlerinin baskı ve yönlendirme aracı olarak kullanılması: Kullanılan mekanizma şüphelilere ceza indirimi vaat edilerek suç isnatlarının yönlendirilmesi ve kendilerini kurtarmak isteyen kişilerin siyasal içerikli beyanlara zorlanmasıdır. Amaç, istihbarat yönlendirmesiyle şekillenen dosyalar oluşturmak, zincirleme itiraflar üzerinden “örgütlü suç” algısı yaratmak ve karşıt siyasetçileri suçlu ilan etmek ya da bu yolda toplumda bu yolda algı üretmektir.

Aşırı hacimli iddianameler (3.000–4.000 sayfa) ile bilgi bombardımanı yaratılması: Kullanılan mekanizma delilden çok yorum ve söylenti içeren aşırı uzun iddianameler yazmaktır. Amaç, kamuoyunda “yoğun suçlama” algısı yaratmak, yargıç üzerinde psikolojik baskı oluşturmak ve dava süreçlerini geciktirerek siyasal takvimle uyumlu duruma getirmektir.

Tutuklamanın “istisna” olmaktan çıkarılıp siyasal cezaya dönüştürülmesi: Kullanılan mekanizma tutuklamanın yargılama öncesi bir ceza gibi uygulanması ve tahliye taleplerinin sistemli olarak ret edilmesidir. Amaç, seçilmiş aktörlerin görevlerini yapmasının engellenmesi (ör. belediye başkanları), siyasal yarışmanın yapısal olarak değiştirilmesi ve yıldırma ve caydırmadır.

ÖN DEĞERLENDİRME: SİYASAL MÜHENDİSLİK ARACI OLARAK YARGI

Seçimsel yarışmayı düzenleme ve muhalefeti etkisizleştirme: Kullanılan mekanizma soruşturma ve davaların seçim takvimine göre zamanlanması, Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu maddelerinin geniş yorumlanmasıdır. Amaç, muhalefet liderlerinin yarıştan düşürülmesi (ör. İBB Başkanı örneği), belediye başkanlarının görevden alınması yoluyla yerel yönetim haritasının yeniden şekillendirilmesi ve toplumsal muhalefetin parçalanmasıdır.

Görevden alma, kayyım atanması ve belediyelere yargı yoluyla el koyma: Kullanılan mekanizma ceza davaları veya soruşturmalar gerekçe gösterilerek seçilmiş yöneticilerin görevden alınmasıdır. Amaç, seçmen iradesinin etkisizleştirilmesi, belediyelerin ekonomik kaynaklarının siyasal iktidar lehine yönlendirilmesi ve yerel yönetimler üzerinde tam denetim sağlanmasıdır.

Medya üzerinde baskı kuran soruşturmalar: Kullanılan mekanizma RTÜK yaptırımları, ceza davaları, ilan ve reklam yasaklarıdır. Amaç, eleştirel medyanın susturulması, yargısal süreçlerin kamuoyu denetiminden kaçırılması ve tek merkezli bir bilgi rejimi oluşturulmasıdır.

Değerlendirilecek olursa, bu hukuksal mekanizmaların ortak özelliği, hukukun biçimsel ve şekilsel görünümünün korunması ancak içeriğinin siyasal iktidarın stratejik amaçları doğrultusunda dönüştürülmesidir. Böylece hukuksal araçlarla hukukun ortadan kaldırılması gerçekleşmektedir. Yargı, tarafsız bir denetim organı olmaktan çıkarak iktidarın siyasal mühendislik aygıtı durumuna gelmektedir. Süreç, klasik otoriterleşme kalıplarından farklı olarak “meşruluk üretme kapasitesi yüksek” bir otoriterleşme modeli yaratmaktadır. Sonuç olarak, Türkiye örneği hem yargısal darbe hem hukuk savaşı kategorilerinin unsurlarını bünyesinde barındıran melez bir otoriterleşme rejimi ortaya koymaktadır.

TELE1 Örnek Olayında İfade Özgürlüğü, Basın Özgürlüğü ve Mülkiyet Hakkının Eş Zamanlı İhlali: Değişik bir Yargısal Darbe

Türkiye’de eleştirel medya kuruluşlarına yönelik müdahaleler, yargısal darbe süreçlerinin en belirgin bileşenlerinden birini oluşturmaktadır. TELE1 örneğinde görüldüğü üzere, ifade özgürlüğü (AY m. 26), basın ve yayın özgürlüğü (AY m. 28) ve mülkiyet hakkı (AY m. 35) eş zamanlı ve sistemli biçimde sınırlandırılmaktadır. RTÜK’ün yönetsel kararları, mahkemelerin yürütmeyi durdurma taleplerini reddetmesi ve yayın etkinliğinin eylemli olarak engellenmesi, hukuk araçlarının siyasal amaçlarla kullanıldığı bir hukuk savaşı uygulamasına işaret etmektedir. TELE1’e yönelik müdahale, yalnızca bir medya kuruluşunun kapanması değil, kamusal tartışma alanının daraltılması, eleştirel bilginin dolaşımdan çıkarılması ve muhalefetin toplumsal görünürlüğünün azaltılması anlamına gelmektedir. Bu yönüyle süreç, Türkiye’de yargı ve düzenleyici kurumların siyasal yarışmayı yapılandıran bir mekanizmaya dönüştüğünü göstermektedir. TELE1 davasında, kuruluşun karşıt yayın çizgisi, müdahalenin temel siyasal nedenini ortaya koymaktadır. İsnat edilen suçların büyük çoğunluğu yapay nitelikte olup, toplumsal bir zararı bulunmamaktadır. Bu durum, yargı süreçlerinin hukuksallıktan çok siyasal tasfiye aracı olarak işlev gördüğünü göstermektedir. Uzun ve kapsamlı iddianameler, mahkemelerin meşgul edilmesi ve yayın etkinliğinin engellenmesi, hukuk kurumlarının siyasallaştırıldığının açık göstergesidir.

İmamoğlu Web Sitesi Erişim Engeli: Hakim, Savcı ve Kamu Düzeni İddiası Üzerinden Hukuksal Çözümleme

İmamoğlu’nun “Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi” web sitesi, farklı adlarla yeniden açılmasına rağmen üç kez erişime kapatılmıştır. Bu erişim engeli kararları İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma ve İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliği kararlarıyla yürürlüğe konmuş olup gerekçe olarak “milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması” gösterilmiştir. Türkiye’de önleyici kolluk, kamu düzenini korumak ve suç oluşmadan müdahale etmekle, adli kolluk ise savcının talimatıyla soruşturma yürütmekle yetkilidir. Kararın uygulanmasının teknik olarak adli kolluk görevi olması, ancak uygulamada savcılık talimatıyla önleyici kolluğa uygulatılması, hukuksal sorumluluk ve yetki sınırlarını belirsizleştirmektedir. Web sitesinin erişime kapatılması, ifade özgürlüğüne müdahale anlamına gelir ve demokratik hukuk devletinde yalnızca ölçülü ve gerekli hallerde meşru kabul edilir. Bunun yanı sıra, tekrar tekrar kapatmalar ve yeni adreslerle açılmasının engellenmesi, Türkiye’de yargı süreçlerinin siyasallaştırılması, yargısal darbe ve hukuk savaşları bağlamında bir strateji olarak değerlendirilebilir. Uluslararası demokratik ölçünler, ifade özgürlüğüne müdahalelerin siyasal süreçleri doğrudan etkilememesi gerektiğini öngörmektedir. Bu olay ise Türkiye’deki uygulama ile uluslararası normlar arasındaki gerilimi ve farklılığı ortaya koymaktadır.

İmamoğlu Görsellerinin ve Afişlerinin Toplatılması Kararı

İstanbul’da, İmamoğlu’nun görselleri ve afişlerinin halka açık alanlardan toplatılması süreci, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan girişimler doğrultusunda yürütülmüştür. İlginç olan nokta, bu uygulama için herhangi bir sulh ceza hakimi kararı bulunmamakta olmasıdır. Ancak kolluk güçleri, Başsavcılık talimatıyla afişleri kaldırmıştır. Türkiye’de önleyici kolluk, kamu düzeni ve suç oluşmadan müdahale yetkisine sahipken, adli kolluk savcının talimatıyla soruşturma yürütmekle yükümlüdür. Afişlerin toplanması süreci, bu görev ayrımının belirsiz şekilde uygulandığını ve yetki sınırlarının aşılabildiğini göstermektedir. Ayrıca, söz konusu uygulama, ifade özgürlüğü ve demokratik gösteri hakları açısından ciddi bir müdahale olarak değerlendirilmelidir. Bu durum, Türkiye’de yargı süreçlerinin siyasallaştırılması, yargısal darbe ve hukuk savaşları bağlamında, siyasal rakiplere yönelik bir stratejik baskı aracı olarak kullanılabileceğini ortaya koymaktadır. Uluslararası hukuk ve demokratik ölçünler ifade ve propaganda özgürlüğünün siyasal süreçleri etkileyecek şekilde keyfi müdahalelerle kısıtlanmamasını öngörmektedir. Yapılan uygulama ise bu normlarla örtüşmemektedir.

Seçme ve Seçilme Haklarının Dolaylı Engellenmesi

Türkiye’de son dönemde gözlemlenen olgular, yargı ve kolluk mekanizmalarının siyasal süreçler üzerinde araçsallaştırılmasının somut örneklerini sunmaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik uygulamalar, seçme ve seçilme haklarının dolaylı biçimde kısıtlanmasına ilişkin çarpıcı bir olaydır. İlk olarak, İmamoğlu’nun kampanya afişleri ve görselleri kamuya açık alanlardan toplatılmış ve bu işlem, önleyici kolluk güçleri aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. İkinci olarak, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi web sitesi üç kez erişime kapatılmış, her engelleme kararının ardından site yöneticileri benzer içerikle yeni bir site açmak zorunda kalmıştır. Her iki müdahale de adayın kamuoyuna görünürlüğünü ve mesaj iletme kapasitesini doğrudan sınırlamakta, seçmenlerin bilgi edinme ve karar verme hakkını kısıtlamaktadır. Bu durum, seçim süreçlerinin yönlendirilmesi ve rakiplerin kamuoyu nezdinde zayıflatılması amacını taşıyan hukuk savaşları ve yargı darbesi mekanizmalarının güncel örneğini oluşturmaktadır. Dolayısıyla, bu müdahaleler sadece adayın seçilme hakkını değil, demokratik denetim ve hukukun üstünlüğü ilkelerini de zayıflatmaktadır.

CHP’Lİ BELEDİYE BAŞKANLARININ TUTUKLANMASI VE İBB DAVALARI: SEÇİM MÜHENDİSLİĞİ VE SİYASAL ÜSTÜNLÜK BAĞLAMINDA ÇÖZÜMLEME

Siyasal Güdülenmeler ve Güç Dengesi: CHP’li belediye başkanlarının hedef alınması ve görevlerinden uzaklaştırılmaları, yalnızca bireysel suç isnatlarıyla açıklanamaz. Bu süreçler, iktidar partisinin rakiplerini zayıflatma ve siyasal üstünlük sağlama stratejisinin bir parçası olarak okunmalıdır. Başkanların görevden alınması ve yerine vekillerin atanması, yerel yönetimde denetimin iktidar lehine yeniden yapılandırılmasına hizmet etmektedir.

Seçim Mühendisliği Aracı Olarak Yargı: İBB davaları ve vekil atamaları, seçmen üzerinde psikolojik etki yaratmayı ve yerel yönetimde iktidar denetimini güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Uzun süren yargı süreçleri ve karmaşık iddianameler, iktidarın stratejik üstünlük elde etmesini sağlayan araçlar olarak işlev görmektedir.

Ekonomik ve Siyasal Çıkarların Korunması: Tutuklamalar ve vekil atamaları, şehir içi arazi rantı, altyapı projeleri ve stratejik kaynakların denetimini güvence altına alma amacını da taşımaktadır. Örneğin, İSKİ Genel Müdürlüğü ve ilgili uzmanlara yönelik davalar, Kanal İstanbul, kentsel altyapı ve su kaynakları yönetiminin iktidar lehine düzenlenmesini hedeflemektedir.

Hukukun Araçsallaştırılması: İddianamelerin hacmi ve karmaşıklığı, hukukun siyasal amaçlarla araçsallaştırıldığını göstermektedir. AYM kararlarının tanınmaması, gizli tanık kurumunun yaygınlaştırılması ve etkili pişmanlık mekanizmasının parti lehine kullanımı hukukun siyasallaştırılması ve normların esnekleştirilmesi örnekleridir.

Değerlendirilecek olursa, CHP’li belediye başkanlarının tutuklanması, vekil atamaları ve İBB davaları, Türkiye’de yargısal darbe ve hukuk savaşları süreçlerinin somut örnekleri olarak değerlendirilebilir. Bu olgular, demokratik yarışmanın sınırlarını zorlayan, yerel yönetim ve seçim süreçlerinde iktidarın siyasal üstünlük sağlamaya yönelik sistemli bir stratejiyi açığa çıkarmaktadır.

MEDYA VE HUKUK SAVAŞLARI

Türkiye’de yargı darbesi ve hukuk savaşlarının toplumsal algısı, medya üzerinden de şekillenmektedir. RTÜK gibi denetleyici kurumlar, kanun ve yönetmeliklere göre tarafsız yayıncılığı sağlamakla yükümlüdür. Ancak uygulamada denetim eksiklikleri ve yaptırımların yetersizliği, medyanın siyasallaşmasına zemin hazırlamaktadır.

Yazılı ve görsel medya kuruluşları, siyasal eğilimlerine göre belirgin şekilde yandaş veya muhalif konumlanmakta ve bu durum hukuksal süreçlerin kamuoyuna yansıtılış biçimini doğrudan etkilemektedir. Örneğin, TRT Haber yalnızca 1 Nisan–1 Mayıs 2023 döneminde Erdoğan’a yaklaşık 32 saat yer verirken, ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu yalnızca 32 dakika görünebilmiştir. Ayrıca, başka bir dönemde TRT Haber’in toplam 1,945 dakikasını (≈ 32,4 saat) AKP’li belediye adaylarına ayırdığı, öte yandan CHP lideri Özgür Özel’e sadece 25 dakika verildiği raporlanmıştır. 14 Mayıs 2023 seçimleri öncesinde ise TRT’de Erdoğan’a 48 saatten fazla, Kılıçdaroğlu’na sadece 32 dakika yayın süresi ayrıldığı bildirilmiştir. OSCE/ODIHR’in daha önceki bir raporu da TRT 1’in haber ve tartışma programlarında Erdoğan’a %51 oranında yer verirken, muhalefet adaylarına (örneğin İhsanoğlu’na %32, Demirtaş’a %18) çok daha sınırlı bir paylaşım yaptığına dikkat çekmiştir. 2018 seçim kampanyasında TRT, Erdoğan’a 67 saat, İnce’ye ise yaklaşık 7 saat yayın ayırarak benzer bir dengesizliği sürdürmüştür.

Bu veriler, medyanın taraflı yayıncılığının ve kamu yayıncılığı olarak görev yapan TRT’deki süre dengesizliğinin, yargı darbesi ve hukuk savaşları sürecinde toplumsal algıyı yönlendirmede kritik bir araç olarak kullanıldığını göstermektedir. Yani medya, yalnızca bilgi aktarımı yapmakla kalmayıp, aynı zamanda hukuki süreçlerin meşruluk algısını şekillendiren bir güç alanına dönüşmektedir. Bu durum, demokratik rekabetin ve siyasi eşitliğin zayıflamasına, hukuki süreçlerin nesnel değerlendirilmesinin önünde önemli bir engel oluşturmasına yol açmaktadır.

Ayrıca, Türkiye medyasında yandaş ve karşıt aktörler arasında belirgin bir oran ve sahiplik dengesizliği mevcuttur. “Freedom House”a göre dört büyük medya şirketi, TV, gazete ve radyo yayıncılığının yaklaşık %71’ine hakimdir. “Media Ownership Monitor” verileri ise televizyon izleyici pazarında %44’lük bir yoğunlaşma olduğunu ve bu dört büyük yayıncıdan üçünün hükümet yanlısı olarak nitelendirildiğini göstermektedir. (Reporters Without Borders, 2016).

İçerik açısından da yandaş medyada olumlu-anlatı (iyimser) oranı %42’ye kadar çıkarken, eleştirel içerik oranı %25 civarındadır.

Bu yapısal dengesizlik, medyanın politik aktörleri destekleme mekanizması durumuna gelmesine olanak tanırken, kamuoyunun adil ve dengeli bilgiye erişimini zayıflatmaktadır. Dolayısıyla yargı darbesi ve hukuk savaşları çözümlemesinde medyada taraflılık sadece içerik sorunu değil, aynı zamanda sahiplik ve erişim odaklı bir güç sorunudur.

TRANSFERLER VE PARTİ DEĞİŞTİRMELER: SİYASAL ÜSTÜNLÜK SAĞLAMA STRATEJİSİ

Belediye Meclisi Üyelerinin Transferi: CHP’li meclis üyelerinin AKP’ye geçmesi, yerel karar alma süreçlerinde iktidar lehine çoğunluk oluşturma amacı taşımaktadır. Bu transferler, iktidarın yerel yönetim üzerinde doğrudan denetim sağlamasına hizmet eden stratejik müdahaleler olarak değerlendirilebilir.

Görev ve Yetki Aktarımı: Parti değiştiren üyelerin, AKP’li başkan vekilleri tarafından yüksek sorumluluk mevkilerine atanması (ör. Belediye başkan yardımcılığı, danışmanlığı gibi), sadece siyasal ödüllendirme değil, aynı zamanda iktidarın yerel yönetimde operasyonel etkililiğini artırma amacını taşımaktadır.

Sistemli Siyasal Mühendislik: Bu tür transferler ve atamalar yargısal darbe ve hukuk savaşlarıyla birlikte ele alındığında, iktidarın siyasal üstünlük ve kaynak denetimini pekiştirme stratejisinin bütünleşik bir parçası olarak okunabilir. Görevden alma, vekil atama ve transfer olguları birbiriyle etkileşimli bir kayırmacılık sistemi oluşturmaktadır.

ÖRNEK OLAY ÇÖZÜMLEMELERİ

Uluslararası Örnekler

Yargı darbeleri ve hukuk savaşları yalnızca Türkiye’ye özgü bir olgu değildir. Brezilya, Arjantin, Ekvator, Güney Kore, Malezya, Polonya, Macaristan ve ABD gibi ülkelerde çeşitli mekanizmalar aracılığıyla siyasal rakiplerin tasfiyesi, yargı bağımsızlığının zayıflatılması ve seçim süreçlerinin hukuksal araçlarla yönlendirmeleri gözlemlenmiştir.

 

Çizelge 3:

 

Uluslararası Örnekler

Ülke

Yargı Darbesi

Hukuk Savaşları

Öne Çıkan Unsur

Brezilya

Siyasal tasfiye, yargıç-siyasetçi koalisyonu

Arjantin

Siyasal davalar, medyayla eşgüdüm

Ekvator

Siyasal sürgün, davaların araçsallaşması

Güney Kore

(karma süreç)

Ekonomik ağların etkisi

Malezya

Muhalefet liderinin sistemli tasfiyesi

Polonya

(yargının ele geçirilmesi)

Yargı-yürütme bütünleşmesi

Macaristan

(kurumsal darbe)

Yargı mimarisinin yeniden tasarımı

ABD

Seçim süreçlerine yönelik hukuksal araçlar

İsrail

Başbakanın yargısal süreçler üzerinden korunması ve siyasal avantaj sağlanması

 

Trump’ın seçim süreçlerini etkileyenleri affetme girişimleri ve Netanyahu’nun İsrail’de yargısal mekanizmaları kendi lehine kullanması bu ülkelerde hukuk savaşlarının uygulama nasıl işlediğine ilişkin somut örnekler sunmaktadır.

Türkiye

Türkiye’de yargısal darbe süreçlerinde kullanılan araçlar arasında şunlar öne çıkmaktadır:

Çok uzun iddianameler: Yaklaşık 4.000 sayfalık dosyalarla mahkemelerin iş yükünün artırılması ve davaların uzatılması, aynı zamanda tutukluluk sürelerinin keyfi olarak uzatılmasına hizmet etmektedir.

AYM kararlarının tanınmaması: Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması, hukuk devletinin zayıflatılmasına yol açmaktadır.

Gizli tanık ve etkili pişmanlık kurumlarının kötüye kullanılması: Normalde çok sınırlı ve özel konularda kullanılan gizli tanık kurumunun, tüm ifade verenleri kapsayacak şekilde genişletilmesi ve sahte delil üretimi olasılığı, hukukun araçsallaştırıldığını göstermektedir.

Basın ve ifade özgürlüğüne müdahale: TELE1 televizyonuna el konulması, karşıt medyanın susturulması ve mülkiyet haklarının ihlali, yargısal araçların siyasal baskı amacıyla kullanımının somut örneklerindendir.

 

Çizelge 4:

 

Uygulamalardan Örnekler

İlçe / Belediye

CHP’li Başkan / Vekil

Görevden Alma / Vekil Atama

Parti Transferi / Atama

Stratejik Amaç

Esenyurt

Başkan

Vekil atandı / görevden alındı

CHP meclis üyesi AKP’ye geçti, başkan yardımcısı olarak atandı

İktidar lehine yerel çoğunluk sağlama

Bayrampaşa

Başkan

Vekil atandı / görevden alındı

Gaziosmanpaşa

Başkan

Vekil atandı / görevden alındı

Beykoz

Bayan Başkan

Vekil atandı / görevden alındı

Yerel yönetimde denetim sağlama

Yalova Altınova

Başkan

İBB

Başkan / Genel Müdür

Vekil atandı / görevden alındı

Kaynak ve yönetsel denetimi güçlendirme

Aydın BB

Başkan

 

CHP’li Belediyeler ve İBB Davaları

CHP’li belediye başkanlarının tutuklanması ve İBB davaları, seçim mühendisliği ve siyasal üstünlük sağlama bağlamında anlaşılabilir olgulardır. Tutuklamalar ve soruşturmalar, güçlü rakiplerin siyasal olarak saf dışı bırakılması amacı taşımaktadır. Belediye yönetiminde AKP’ye transfer olgusu gözlemlenmektedir. Örneğin, CHP’li belediye meclis üyelerinin parti değiştirmesi ve AKP’li başkan vekillerine çeşitli yönetim görevlerinin verilmesi, siyasal üstünlük sağlamaya yönelik stratejik müdahaleler olarak değerlendirilebilir. Örnekler arasında Yalova Altınova Belediye Başkanı ve Beykoz Belediyesi Başkan bu bağlamda öne çıkmaktadır. Ayrıca Bayrampaşa örneği, farklı bir boyut kazanmaktadır.

Aydın Büyükşehir Belediyesi: CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanı yönetimindeki Aydın Belediyesi, siyasal ve hukuksal baskıların hedefi olmuştur. Belediyenin uygulamaları ve yönetim kadrosu, merkezi iktidar tarafından sıkı denetim altında tutulmuş, bazı iddialar soruşturma ve dava süreçlerine konu olmuştur. Bu örnek, Türkiye’de yargısal darbe ve hukuk savaşlarının sadece İstanbul veya büyük metropollerle sınırlı olmadığını, farklı illerde de sistemli olarak uygulandığını göstermektedir. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı ile Kuşadası Belediye Başkanı arasındaki kamu kaynakları ve imar alanları üzerinden yaşanan anlaşmazlık, yerel yönetimlerdeki kaynak dağılımının siyasal çekişmeler ve yarışmanın bir araç olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Bu tür “rant düellosu” olarak nitelendirilebilecek çatışmalar, yalnızca ekonomik çıkarların korunmasıyla sınırlı kalmayıp, aynı zamanda parti içi ve parti dışı güç mücadelelerini de görünür kılmaktadır. Özellikle CHP’li belediyelerde, merkezi hükümetin baskısı ve yargısal müdahalelerle birlikte değerlendirildiğinde, bu çatışmaların yerel siyasette stratejik bir önem kazandığı ve siyasal üstünlük sağlama çabalarının bir parçası durumuna geldiği gözlemlenmektedir.

Bayrampaşa Operasyonu: Bayrampaşa olayı, Türkiye’de yargısal müdahalelerin yalnızca hukuksal bir süreç değil, aynı zamanda siyasal mühendislik aracı olarak kullanıldığını göstermektedir. MHP İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyesi ve MHP Bayrampaşa İlçe Üyesinin operasyonlara karşı koymaları sonucunda partilerinden ihraç edilmeleri ve baskıya dirençleri, hukuksal işlemlerin siyasal amaçlarla yönlendirilebildiğine ilişkin önemli bir örnek teşkil etmektedir. Benzer biçimde, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in açıklamalarına göre, bazı CHP’li belediye meclisi üyelerine tutuklama veya gözaltı risklerini azaltmaları karşılığında AKP’ye katılmaları yönünde dolaylı baskılar yapılmıştır. Özel, bu girişimlerin “siyasal baskı ve hukuk üzerinden yapılan yönlendirme” biçiminde gerçekleştiğini ve hukuk devleti ilkesiyle çeliştiğini vurgulamıştır. Bu olaylar, yargı süreçlerinin sadece hukuksal bir çerçevede değil, aynı zamanda siyasal üstünlük sağlama ve rakipleri tasfiye etme amacına hizmet eden araçlar olarak kullanılabildiğini göstermektedir. Özel’in bu açıklaması yalanlanmamıştır.

SEÇİM MÜHENDİSLİĞİ VE RANT BAĞLAMINDA BELEDİYELER

Türkiye’de CHP’li belediyelere yönelik hukuksal süreçlerin bir boyutu da seçim mühendisliği ve siyasal üstünlük sağlamaya yöneliktir. Bu bağlamda, yalnızca başkan ve üst düzey yöneticilerin değil, belediye meclis üyeleri ve vekillerinin konumu da önem kazanmaktadır. Bazı belediye meclisi üyelerinin veya vekillerinin AKP’ye transferi, parti değiştiren üyelerin başkan vekilleri veya yardımcılık görevlerine atanarak ödüllendirilmesi gibi mekanizmalar, yerel yönetimlerde merkezi iktidarın etkisini artırma stratejisinin somut göstergeleridir. Örneğin, Beykoz Belediyesi’nde başkan vekilinin partizan atamalar yoluyla görev dağılımı yerel siyasal üstünlüğün sağlanmasına hizmet etmiştir.  Beykoz belediyesinde gerçekleşen transferin ardından bir taşınmazın satışına ilişkin teklifi hem CHP’li meclis üyeleri hem de MHP’li üyelerin karşı çıkmasıyla reddedilmiştir. CHP’li meclis üyeleri, söz konusu taşınmazın belediyeye ait yüzde 50 hissesinin satılmış olduğunu ve satışların kamu yararına aykırı olduğunu vurgulamış ve MHP’liler de benzer gerekçelerle teklife karşı çıkmıştır. Bu olay, yerel yönetimde parti değiştiren başkan vekillerinin ekonomik kararlar üzerinden hem siyasal hem de mali çıkar çatışmalarına konu olabileceğini göstermektedir. Özellikle, merkezi hükümetin ve siyasal aktörlerin baskısı altında, bu tür taşınmaz satış önerileri sadece ekonomik değil aynı zamanda siyasal hesaplaşma ve üstünlük sağlama mekanizması olarak da işlev görebilmektedir.

Bu tür atamalar ve transferler, yalnızca siyasal üstünlük sağlama amacını taşımamakta, aynı zamanda belediye kaynaklarının ve yerel projelerin, merkezi iktidarın önceliklerine göre yönlendirilmesini de olanaklı kılmaktadır. Arazi ve imar planlaması gibi alanlar, siyasal ve ekonomik rantın dağılımında kritik bir rol oynadığı için, hukuksal süreçler ve yönetsel müdahaleler, bu alanlarda merkezi denetimi pekiştirme aracı olarak kullanılmıştır.

Sonuç olarak, belediyelere yönelik yargısal müdahaleler ve örgütsel müdahaleler, Türkiye’de yargısal darbe ve hukuk savaşlarının birleştiği bir örnek oluşturmakta ve seçim mühendisliği ile ekonomik/siyasal rant ilişkisi üzerinden çözümlenmeyi gerektirmektedir.

GİZLİ TANIK VE ETKİLİ PİŞMANLIK KURUMLARININ OLAĞAN DIŞI VE YAYGIN KULLANIMIN ETKİLERİ

Türkiye’de gizli tanık ve etkili pişmanlık mekanizmaları, ulusal hukuk sisteminde başlangıçta çok sınırlı ve özel durumlar için öngörülmüş kurumlardır. Özellikle askeri casusluk, devlet sırlarının açıklanması gibi yaşamsal önemdeki suçlarda sınırlı sayıda uygulanması amaçlanmıştır. Ancak son dönemde özellikle İBB davaları ve CHP’li belediye başkanlarının tutuklanması sürecinde bu mekanizmaların olağan dışı ve yaygın biçimde kullanıldığı görülmektedir. Bu durumun ortaya çıkardığı başlıca etkiler şunlardır:

Yargı Süreçlerinin Yönlendirilmesi: Gizli tanık ve etkili pişmanlık kurumu, suç isnatlarının kolaylaştırılması ve delil üretiminde kullanılmaktadır. Böylece mahkemeler, somut ve saydam deliller yerine, büyük ölçüde gizli ve doğrulanması güç ifadeler üzerinden karar vermek zorunda bırakılmaktadır.

Demokratik Denetimin Zayıflaması: Bu kurumların yaygın ve keyfi kullanımı, siyasal muhalefetin sistemli olarak tasfiye edilmesine olanak tanımaktadır. Demokratik denetim mekanizmaları, bağımsız medyanın ve sivil toplumun rolü sınırlandırılmakta, siyasal baskının hukuk yoluyla sürdürülmesi kolaylaşmaktadır.

Hukukun Üstünlüğüne Zarar: Hukukun üstünlüğü ilkesi, yasaların öngördüğü süreçlerin eşit ve adil şekilde uygulanmasını gerektirir. Gizli tanık ve etkili pişmanlık kurallarının yaygın ve keyfi biçimde uygulanması, hukuksal belirlilik ve adil yargılanma haklarını zedelemekte, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını ciddi biçimde aşındırmaktadır.

Siyasal Araçsallaşma: Bu mekanizmalar, sadece suç delili toplama aracı olarak değil, aynı zamanda siyasal üstünlük sağlama ve karşıtları yıldırma aracı olarak kullanılmaktadır. Örneğin, İBB davalarında tüm tanık ifadelerinin gizli tanık statüsüne alınması hukukun olağan işleyişine aykırı bir örnek teşkil etmektedir.

Sonuç olarak, gizli tanık ve etkili pişmanlık kurumlarının olağan dışı ve yaygın kullanımı, yargının tarafsızlığını, demokratik denetimi ve hukukun üstünlüğünü ciddi biçimde zedeleyen bir olgu olarak değerlendirilebilir. Bu, Türkiye’deki yargısal darbe süreçlerinin ve hukuk savaşlarının önemli bir aracını temsil etmektedir.

Çizelge 5:

 

Gizli Tanıklar ve Etkili Pişmanlık Kurumları

Mekanizma

Olağan Amaç

Türkiye’deki Olağan Dışı Kullanımı

Etkileri

Gizli Tanık

Yaşamsal önemdeki suçlarda sınırlı ve delil sağlamak

İBB davalarında tüm tanık ifadelerini gizli tanık statüsüne almak, yaygınlaştırmak

Yargı süreçlerinde saydamlığın kaybı, adil yargılanma hakkının zedelenmesi

Etkili Pişmanlık

Suçlunun iş birliği ile suç delilini elde etmek

İktidar lehine keyfi kullanımlar, siyasal karşıtlara uygulama

Siyasal baskının hukuksal araçlarla sürdürülmesi, demokratik denetimin zayıflaması

Ortak Etki

Hukukun üstünlüğüne zarar, yargı bağımsızlığının aşınması, siyasal araçsallaşma

 

AYM KARARLARININ TANINMAMASI VE İDARE MAHKEMELERİ YOLUYLA SEÇİM İPTALLERİ: HUKUK SAVAŞLARININ SİYASAL VE HUKUKSAL SONUÇLARI

Kuramsal çerçeve: Hukuk savaşları bağlamında, yargı kurumlarının siyasal hedefler doğrultusunda araçsallaştırılması, demokratik denetim mekanizmalarını aşındırır. AYM kararlarının uygulanmaması, hukukun üstünlüğü ilkesine doğrudan müdahale anlamına gelir.

Olgusal bağlam: Türkiye’de özellikle CHP’li belediye başkanlık seçimleri sonrası ortaya çıkan seçim iptalleri ve AYM kararlarının uygulanmaması, yargı süreçlerinin siyasal bir araç olarak kullanıldığını göstermektedir. İdare Mahkemeleri, seçim iptalleri ve davaların süresinin uzatılması ile, seçim mühendisliği ve siyasal üstünlük sağlama amacına hizmet etmektedir.

Siyasal sonuçlar: Seçilmiş muhalefet adaylarının görevine başlamasının geciktirilmesi veya engellenmesi, seçilmiş milletvekilinin göreve başlamasının engellenmesi siyasal üstünlüğün devamını sağlar. Siyasal arenada muhalefetin saygınlığının zedelenmesiyle sonuçlanır ve kamuoyunda yargıya yönelik güven kaybı oluşur. (Schedler, 2018).

Hukuksal sonuçlar: Hukukun üstünlüğü ilkesine zarar verir ve demokratik denetim mekanizmalarını zayıflatır. Mahkemelerin bağımsızlığına gölge düşer ve uzun ve karmaşık iddianamelerle mahkemeler meşgul edilerek sistemsel bir darboğaz yaratılır.

Çizelge 6:

 

Olumsuz Sonuçlar

Unsur

Açıklama

Siyasal Etki

Hukuksal Etki

AYM kararlarının tanınmaması

AYM’nin verdiği kararların uygulanmaması

Muhalefetin güç kazanmasının engellenmesi, siyasal üstünlüğün pekiştirilmesi

Hukukun üstünlüğü ilkesinin zedelenmesi, demokratik denetim mekanizmalarının zayıflaması

İdare Mahkemeleri aracılığıyla seçim iptalleri

Mahkemelerin seçim sonuçlarını iptal etmesi veya süreçleri uzatması

Seçim mühendisliği, muhalefet adaylarının görevine başlamasının geciktirilmesi

Mahkeme bağımsızlığına gölge düşmesi, yargı süreçlerinin siyasallaşması

Uzun ve karmaşık iddianameler

Mahkemelerin meşgul edilmesi, davaların süresinin uzatılması

Siyasal rakiplerin devre dışı bırakılması, kamuoyunda yargıya güvenin azalması

Sistemsel darboğaz, yargının işlevselliğinin düşmesi

Seçim mühendisliği ve yönlendirme

Mevcut yasaları ve yargı araçlarını siyasal üstünlük için kullanma

Hükümet lehine siyasal üstünlük sağlanması

Hukuk devletinin aşınması, demokratik süreçlerin zayıflaması

 

Türkiye’de son dönemde gözlemlenen yargısal darbe uygulamaları kapsamında AYM kararlarının uygulanmaması ve İdare Mahkemeleri aracılığıyla seçimlerin iptal edilmesi önemli bir çalışma konusu olarak öne çıkmaktadır. Bu uygulamalar hem siyasal hem de hukuksal boyutlarda ciddi etkiler doğurmaktadır.

 

Çizelge 7

 

Olumsuz Sonuçlar 2

Uygulama

Somut Örnek

Siyasal Etki

Hukuksal Etki

AYM kararlarının tanınmaması

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davalarında mahkeme kararlarının uygulanmaması

Muhalefetin güçlenmesini engelleme; iktidarın siyasal üstünlüğünü pekiştirme

Hukukun üstünlüğünün zayıflaması; yargı bağımsızlığının ihlali

İdare Mahkemeleri aracılığıyla seçim iptalleri

CHP’li belediyelerde seçim iptalleri ve görevden almalar

Seçim mühendisliği yoluyla iktidar lehine kamuoyu algısının yönetilmesi

Demokratik denetim mekanizmalarının işlevsizleşmesi; yargının siyasal araç durumuna gelmesi

Uzun iddianameler ve mahkemelerin meşgul edilmesi

İBB davaları, yaklaşık 4000 sayfalık iddianameler

Muhalefetin yönetim ve zaman kaybı; belediye etkinliklerinde aksaklık

Yargı süreçlerinin verimliliğinin düşmesi; hukuksal sürecin meşruluğun sorgulanması

 

Bu tablo üzerinden değerlendirildiğinde, Türkiye’de yargısal darbe uygulamalarının yalnızca hukuksal değil, aynı zamanda siyasal sonuçlar doğurduğu görülmektedir. Özellikle AYM kararlarının uygulanmaması, yargının tarafsızlık ve bağımsızlık ilkeleri ile demokratik denetim mekanizmalarının etkinliğini ciddi şekilde zayıflatmaktadır. İdare Mahkemeleri aracılığıyla yürütülen seçim iptalleri ise seçim mühendisliği bağlamında iktidara avantaj sağlamaktadır. Ayrıca uzun iddianameler yoluyla mahkemelerin meşgul edilmesi, hukuksal süreçlerin gecikmesine ve yargı meşruluğunun sorgulanmasına neden olmaktadır.

AYM kararlarının tanınmaması ve İdare Mahkemeleri aracılığıyla seçimlerin iptali uygulamaları, Türkiye’de son dönemde hukuk savaşları bağlamında belirgin biçimde gözlemlenmektedir. Bu durum hem siyasal hem de hukuksal boyutta önemli sonuçlar doğurmaktadır.

Siyasal boyut açısından, AYM kararlarının uygulanmaması ve seçim iptallerine başvurulması, muhalefetin güçlenmesini engelleyen ve iktidar lehine siyasal üstünlük sağlayan bir mekanizma işlevi görmektedir. Seçimlerin iptali veya ertelenmesi yoluyla muhalefetin görev başına geçmesi geciktirilmekte ve kamuoyu algısı yönetilmektedir. Bu süreç, siyasal belirsizlik yaratarak muhalefet üzerinde psikolojik ve yönetsel baskı oluşturmakta, siyasal yarışmanın adil zeminde yürütülmesini zorlaştırmaktadır.

Hukuksal boyut açısından ise, AYM kararlarının tanınmaması, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü ilkelerine doğrudan aykırıdır. İdare Mahkemeleri aracılığıyla yürütülen seçim iptalleri, yargıyı siyasal amaçların bir aracı durumuna getirmekte ve demokratik denetim mekanizmalarının etkililiğini azaltmaktadır. Uzun ve karmaşık iddianameler ile mahkemelerin sistemli olarak meşgul edilmesi, yargı süreçlerinin verimliliğini düşürmekte ve hukuksal süreçlerin meşruluğunu sorgulatmaktadır.

Türkiye’de gözlemlenen somut örnekler arasında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) davaları ve CHP’li belediye başkanlarının tutuklanmaları, seçim mühendisliği ve hukuk savaşlarının uygulamadaki örnekleri olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda, AYM kararlarının uygulanmaması ve İdare Mahkemeleri aracılığıyla gerçekleştirilen seçim iptalleri, demokratik süreçlerin işleyişini aksatan ve hukuk devletinin temel ilkelerini zedeleyen uygulamalar olarak ortaya çıkmaktadır.

YARGISAL DARBE VE HUKUK SAVAŞLARININ TÜRKİYE’DE DEMOKRATİK KURUMLAR ÜZERİNDEKİ OLUMSUZ ETKİLERİ

Türkiye’de yargısal darbe ve hukuk savaşları uygulamalarının derinleşmesi, demokratik kurumların işleyişi, siyasal yarışma ve kamu yönetimi üzerinde çok boyutlu etkiler yaratmaktadır. Bu etkiler hem kurumsal düzeyde hem de siyasal süreçler ve yönetim uygulamaları açısından değerlendirilebilir:

Demokratik Kurumlar Üzerinde Etkiler: AYM ve diğer yargı organlarının kararlarının uygulanmaması, yargı bağımsızlığını zayıflatmakta ve hukukun üstünlüğü ilkesini aşındırmaktadır. Seçim iptalleri ve belediye başkanlarının görevden alınması, seçimlerin güvenilirliği ve demokratik temsil mekanizmalarının meşruluğunu sorgulanır duruma getirmektedir. Gizli tanık ve etkili pişmanlık kurumlarının olağan dışı kullanımı, adil yargılanma hakkını ve demokratik denetim mekanizmalarını zedelemektedir.

Siyasal Yarışma Üzerinde Etkiler: Muhalefet partilerine yönelik sistemli tutuklamalar, transfer baskıları ve siyasal tasfiyeler, siyasal yarışmayı tek taraflı duruma getirerek iktidarın üstünlüğünü pekiştirmektedir. Kamuoyunun seçim süreçleri ve belediye yönetimleri üzerinden yönlendirilmesi siyasal üstünlük yaratmak için hukuksal araçların kötüye kullanılmasını kolaylaştırmaktadır. Partiler arası geçişlerin özendirilmesi veya baskı yoluyla engellenmesi, siyasal kararlılığı bozmakta ve güven ilişkilerini zayıflatmaktadır.

Kamu Yönetimi Üzerinde Etkiler: Belediye başkanlarının ve yöneticilerin görevden alınması veya tutuklanması, kamu hizmetlerinin sürekliliğini ve etkililiğini azaltmaktadır. Kamu kaynaklarının ve taşınmazlarının satış ve kullanım süreçleri, siyasal ve ekonomik ranta hizmet edecek biçimde yeniden düzenlenebilmektedir. Yargısal baskı ve hukuk savaşları, bürokratik süreçlerin ve kamu yönetimi mekanizmalarının tarafsızlığını ve verimliliğini olumsuz etkilemektedir.

Bu çözümleme ışığında, Türkiye’de yargısal darbe ve hukuk savaşlarının derinleşmesinin, demokratik kurumların işleyişini bozduğu, siyasal yarışmayı tek taraflı duruma getirdiği ve kamu yönetiminin tarafsız, etkili ve verimli işleyişini zayıflattığı sonucuna varılabilir.

KAMU YÖNETİMİ ÜZERİNDE SOMUT ETKİLER

Belediye Başkanlarının Tutuklanması ve Seçim İptalleri: İstanbul, Esenyurt, Bayrampaşa ve Gaziosmanpaşa örneklerinde, CHP’li belediye başkanlarının ve bazı yöneticilerin tutuklanması, siyasal yarışmayı sınırlamak ve iktidarın üstünlüğünü pekiştirmek amacıyla hukuksal araçların kullanıldığını göstermektedir.

Parti Transferleri ve Başkan Vekilleri: Yalova Altınova Belediye Başkanı ve Beykoz Belediye Başkan Vekili örneklerinde AKP’ye geçişlerin desteklenmesi veya baskı yoluyla engellenmesi, siyasal üstünlük sağlama stratejisinin bir parçası olarak ortaya çıkmaktadır.

Bayrampaşa Örneği: MHP’li ilçe yöneticilerinin üyelerinin baskıya direnmesi sonucunda partilerinden ihracı ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in bu açıklamaları hukuksal süreçlerin siyasallaştırılmasının etkilerini açıkça göstermektedir.

Kamu Kaynakları ve Rant Mekanizmaları: CHP’den AKP’ye geçen Başkan Vekilinin taşınmaz satış önerisine MHP’li meclis üyelerinin karşı çıkması, siyasal amaçlı kaynak kullanımı ve rant dağılımının demokratik denetimle çelişebileceğini ortaya koymaktadır.

Kuşadası ve Aydın Belediyesi Örnekleri: Belediye başkanları arasında taşınmaz ve imar konularında yaşanan çekişmeler, siyasal ve ekonomik çıkarların hukuksal süreçler üzerinden yönetildiğine ilişkin göstergeler sunmaktadır.

Hukuk Mekanizmalarının Olağan Dışı Kullanım- Gizli Tanık ve Etkili Pişmanlık Kurumları: İBB davalarında tüm tanıkların gizli tanık statüsüne alınması, bu kurumların özel ve ciddi suçlarla sınırlı olması gerekirken yaygınlaştırıldığını göstermektedir. Bu durum adil yargılanma hakkını ve demokratik denetimi zayıflatmaktadır.

AYM Kararlarının Tanınmaması ve İdare Mahkemeleri Aracılığıyla Seçim İptalleri: Bu uygulamalar, hukuk savaşları bağlamında hem siyasal üstünlük sağlamakta hem de demokratik seçim süreçlerini tehdit etmektedir.

Çizelge 8:

 

Somut Olumsuz Etki ve Sonuçlar

Olgu / Olay

Hukuksal Mekanizmalar

Amaç / Siyasal Hedef

Demokratik ve Hukuksal Etki

İBB Davası (İstanbul, Esenyurt, Bayrampaşa, Gaziosmanpaşa)

Tutuklama, uzun iddianameler, gizli tanık kullanımı

Karşıt belediye başkanlarını ve yöneticileri saf dışı bırakmak

Siyasal yarışmanın sınırlanması, adil yargılanma hakkının zayıflaması

Beykoz Belediye Başkan Vekili

Parti değişimi, meclis oylarıyla taşınmaz satışı

İktidar partisine siyasal üstünlük sağlamak, kamu kaynaklarını denetim altına almak

Demokratik denetimin zayıflaması, kamu kaynaklarının siyasallaştırılması

Bayrampaşa Olayı

MHP’li meclis üyelerine baskı, partiden ihraç tehdidi

Siyasal hizip oluşturmak, muhalefeti denetim altına almak

Siyasal baskı ve hukuk dışı uygulamaların normalleşmesi

Gizli Tanık ve Etkili Pişmanlık Kurumları

Yaygınlaştırılmış gizli tanık statüsü

Delil üretimini kolaylaştırmak, davaları hızlandırmak

Adil yargılanma hakkının ihlali, hukukun üstünlüğünün zayıflaması

Anayasa Mahkemesi Kararlarının Tanınmaması ve İdare Mahkemeleri ile Seçim İptalleri

Kararların uygulanmaması, seçim iptalleri

Siyasal üstünlük sağlamak, muhalefeti engellemek

Seçim güvenliği ve demokratik kurumların işleyişinin bozulması

 

 

AŞIRI UZUN İDDİANAMELER

 

Aşırı uzun iddianamelerin hazırlanması ve mahkemelere sunulması, Türkiye’de yargısal darbe süreçlerinin önemli bir mekanizması olarak işlev görmektedir. Bu uygulama, hukuksal süreçleri hem zamansal olarak uzatmakta hem de mahkemelerin kapasitesini zorlayarak yargı üzerindeki iş yükünü artırmaktadır. Sonuç olarak aşağıda sıralanan olumsuzluklar ortaya çıkmaktadır:

 

Davaların gecikmesi: Uzun ve kapsamlı iddianameler, mahkemelerin dosyaları hızlı ve etkili bir şekilde incelemesini engeller. Bu durum, özellikle tutuklu bulunan siyasal aktörlerin süresiz veya uzun süreli gözaltı ve tutukluluk ile karşı karşıya kalmasına neden olur.

 

Adil yargılanma hakkının zayıflaması: Mahkemelerin iş yükü artarken, davaların titizlikle incelenmesi güçleşir. Böylece sanıkların savunma hakkı ve hukuksal teminatları etkili şekilde sağlanamayabilir.

 

Siyasal baskının artması: Uzatılan süreçler, muhalefet üzerindeki baskıyı ve caydırıcı etkiyi artırır. Tutukluluk süresinin uzaması ve davaların karmaşıklığı, muhalefet aktörlerinin siyasal etkililiklerini sınırlayabilir.

 

Hukuksal süreçlerin araçsallaşması: Yargı, siyasal hedefler doğrultusunda bir araç olarak kullanılabilir. Uzun iddianameler, hukuk süreçlerinin saydamlığını ve öngörülebilirliğini azaltarak siyasallaşmasına yol açar.

 

Bu nedenle aşırı uzun iddianameler, yargısal darbenin hem etkinliğini artıran bir mekanizma hem de hukukun üstünlüğü ve demokratik denetim açısından olumsuz bir araç olarak değerlendirilmektedir.Formun Üstü

 

ULUSLARARASI ÖLÇÜNLER

 

Türkiye’deki durumun daha iyi anlaşılabilmesi için yargı darbesi ve hukuk savaşları konusunda imzalanmış çok taraflı uluslararası hukuk belgelerinin ortaya koyduğu ölçünlerle karşılaştırılması gerekmektedir. Bu normlar ve ölçütler aşağıda açıklanıştır. (Bermeo, 2016).

 

Demokratik Normlar ve Seçim Güvenceleri

 

Serbest ve adil seçimler: Seçimlerin özgür, saydam ve yönlendirmeye kapalı olması gerekir. Uluslararası ölçütler (OSCE, Avrupa Konseyi) seçim sürecinde siyasal aktörlere eşit olanak tanınmasını öngörür. (Svolik, 2012).

 

Siyasal yarışmanın eşitliği: Muhalefet partilerinin etkinlikleri ve adaylarının engellenmemesi gerekir; siyasal tutuklamalar ve yargı yoluyla yapılan engellemeler demokratik normlara aykırıdır. (Way, 2015).

 

Yargı Bağımsızlığı ve Hukukun Üstünlüğü

 

Bağımsız ve tarafsız yargı: Yargı organlarının yürütmeden ve siyasal partilerden bağımsız olması gerekir. Uluslararası hukuk (BM Yargı Bağımsızlığı İlkeleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları) yargının siyasallaştırılmaması ilkesini vurgular. (Sikkink, 2018).

 

Adil yargılanma hakkı: Mahkemelerin sanıkların savunma haklarına saygı göstermesi, iddianamelerin aşırı uzun olmaması ve süreçlerin makul sürelerde tamamlanması temel ölçüttür.

 

Yargı süreçlerinde orantılılık: Tutuklama, cezalandırma ve delil üretiminde ölçülülük ilkesi uygulanmalıdır. Gizli tanık veya etkili pişmanlık kurumlarının olağan dışı ve yaygın kullanımı uluslararası normlara aykırı kabul edilir.

 

İfade ve Basın Özgürlüğü

 

Medya ve sivil toplumun özgürce etkinlik göstermesi, eleştirel seslerin susturulmaması gerekir. Tele1 örneğinde olduğu gibi karşıt medya üzerindeki baskılar demokratik ölçütlerle uyumsuzdur.

 

Hukuk Savaşları Ölçütleri

 

Araçsallaştırılmış hukuk: Hukukun, siyasal hedefler için araç olarak kullanılmaması gerekir. Uluslararası ölçütler, yargı ve yönetim mekanizmalarının siyasallaştırılmamasını öngörür.

 

Seçim iptalleri ve kararların tanınması: AYM gibi üst yargı organlarının kararlarının uygulanması ve idare mahkemelerinin siyasal amaçla kullanılamaması uluslararası ölçündür.

 

Yargının Bağımsızlığı

 

Siyasal müdahalenin yokluğu: Yargıç atamaları, terfileri veya disiplin süreçlerinde yürütmenin veya siyasal partilerin etkisinin olmaması gerekir.

 

Kurumsal özerklik: Yargı organlarının bütçeden, kadrodan ve operasyonel süreçlerden bağımsız olması gerekir.

 

Tarafsızlık: Mahkeme kararlarının nesnel hukuksal ölçütlere dayanması, siyasal eğilim veya baskıya göre şekillenmemesi gerekir.

 

Adil Yargılanma Hakkı

 

Savunma hakkı: Sanığın kendini savunma, avukatla görüşme ve delillere erişim hakkı korunmalıdır.

 

Hızlı ve makul süreç: Davaların gereksiz yere uzatılmaması ve aşırı uzun iddianameler ve süresiz gözaltı/yargılama uygulamalarının olmaması gerekir.

 

Orantılılık: Tutuklama ve ceza yaptırımlarının hukuksal gereklilik ve ölçülülük ilkesi ile uyumlu olması şarttır.

 

Hukukun Araçsallaştırılmaması

 

Seçim mühendisliği ve siyasal tasfiye: Yargının, rakipleri saf dışı bırakmak veya seçimleri yönlendirmek amacıyla kullanılması ölçütleri ihlal eder.

 

Hukuk savaşları unsurları: İddianamelerin ve davaların siyasal hedefler için stratejik şekilde hazırlanması, gizli tanık ve etkili pişmanlık kurumlarının olağan dışı kullanımını içerir.

 

Üst Mahkeme Kararlarının Tanınması

 

AYM veya yüksek yargı organlarının kararlarının uygulanması ve tanınması, hukukun üstünlüğü ölçütlerinden biridir. Bu kararların tanınmaması veya idare mahkemeleri üzerinden seçim iptallerine yönelinmesi yargı darbesinin göstergesi sayılır.

 

Demokratik Denetim ve Saydamlık

 

Yargı kararlarının saydamlığı ve kamu denetimine açık olması gerekir. Medya ve sivil toplumun yargı süreçlerini izleme ve eleştirme olanağı olmalıdır.

 

Karşılaştırmalı Örnekler

 

Polonya ve Macaristan: Yargının siyasal denetim altına alınması, kurumsal özerklik ve tarafsızlığın ihlali.

 

Brezilya: Yargıç-siyasetçi birliktelikleri üzerinden siyasal tasfiye.

 

ABD ve İsrail: Seçim sonrası yargı süreçlerinde hukuksal araçların siyasallaştırılması, yargının siyasal amaçlarla kullanılması.

 

ABD: Seçim sonrası yargı süreçlerinin yönlendirilmesi, Trump örneğinde görüldüğü gibi ulusal ve uluslararası ölçütlerle eleştirilmiştir.

 

İsrail: Netanyahu olayında yargının siyasallaşması ve yargı reformları uluslararası gözlemciler tarafından norm ihlali olarak değerlendirilmiştir.

 

Brezilya ve Polonya: Yargısal darbe ve hukuk savaşları süreçlerinin demokratik ölçütler çerçevesinde sınıflandırılması olanaklıdır. Siyasal tasfiye, yargı-yürütme bütünleşmesi ve seçim yönlendirmesi temel ölçütlerdir.

 

Çizelge 9:

 

Ölçünlerle Türkiye’nin Karşılaştırılması

Ölçüt

Uluslararası Ölçün

Türkiye’de Durum

Öne Çıkan Örnekler

Yargının Bağımsızlığı

Yargıç atamaları ve terfilerde siyasal etkiden bağımsızlık, kurumsal özerklik

Yargıç atamaları ve terfilerde yürütme ve iktidar etkisi güçlü; mahkemeler siyasal baskı altında

AYM kararlarının uygulanmaması, yüksek yargı atamaları, İBB davaları

Adil Yargılanma Hakkı

Savunma hakkı, avukatla görüşme, delillere erişim, makul süreç süresi

Tutuklamalar uzun süreli; aşırı uzun iddianameler, etkili pişmanlık ve gizli tanık kurumlarının yaygın ve olağan dışı kullanımı

CHP’li belediye başkanlarının tutuklanması, İSKİ uzmanları, 4000 sayfalık iddianameler

Hukukun Araçsallaştırılmaması

Yargı kararları siyasal amaçlar için kullanılmaz

Yargı, rakipleri saf dışı bırakmak, seçimleri iptal ettirmek ve siyasal tasfiye için kullanılıyor

Seçim iptalleri, arazi ve taşınmaz satışlarının engellenmesi, transfer edilen belediye başkanları

Üst Mahkeme Kararlarının Tanınması

AYM ve yüksek mahkeme kararları bağlayıcıdır ve uygulanır

AYM kararları uygulanmıyor, İdare Mahkemeleri aracılığıyla seçim iptalleri yapılıyor

İBB seçim iptali girişimleri, AYM kararlarının tanınmaması

Demokratik Denetim ve Saydamlık

Yargı kararları saydam ve kamu denetimine açık olmalı

Medya ve STK’ların denetim kapasitesi sınırlı, karşıt basın baskı altında

Tele1’e el konulması, yazılı ve görsel basına baskılar

Hukuk Savaşları

Hukuk araçları siyasal çatışmalarda stratejik olarak kullanılmaz

Yargı ve hukuksal mekanizmalar siyasal amaçlı olarak kullanılıyor, hukuk savaşları ve yargısal darbe örnekleri yaygın

Gizli tanık ve etkili pişmanlık kötüye kullanımı, uzun iddianameler, seçim mühendisliği

 

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

 

Türkiye’de son yıllarda ortaya çıkan yargısal darbe ve hukuk savaşları olgusu, demokratik kurumların işleyişi, siyasal yarışmanın adilliği ve hukukun üstünlüğü üzerinde derin ve kalıcı etkiler yaratmaktadır. Yargının bağımsızlığı, adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü ve üst mahkeme kararlarının bağlayıcılığı gibi demokratik hukuk devletinin temel ilkeleri, giderek siyasal iktidarın gündelik stratejik hedeflerine eklemlenen araçlara dönüşmektedir. Özellikle CHP’li belediye başkanlarına yönelik soruşturmalar, İBB davaları, olağan dışı biçimde genişletilmiş iddianameler, gizli tanık ile etkili pişmanlık kurumlarının sistemli olarak kötüye kullanımı, yargı süreçlerini hem uzatmakta hem de siyasal tasfiye mekanizmasının asli enstrümanları durumuna getirmektedir.

 

Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi kararlarının tanınmaması, yerel seçimlerin idare mahkemeleri aracılığıyla iptal edilmesine dönük girişimler ve yargısal denetim mekanizmalarının devre dışı bırakılması, hukukun üstünlüğüne olduğu kadar demokratik denge ve denetim düzeneklerine de ciddi zarar vermektedir. İfade ve basın özgürlüğünü hedef alan erişim engelleri, medya kuruluşlarına yönelik yönetsel ve mali baskılar ile mülkiyet hakkına müdahaleler, yargısal darbenin toplumsal alanı şekillendiren yönlerini pekiştirmekte ve siyasal yarışmayı yapısal olarak bozucu bir etkide bulunmaktadır.

 

Uluslararası ölçütler ışığında değerlendirildiğinde, Türkiye’deki uygulamalar demokratik hukuk devletlerinin temel normlarından belirgin biçimde ayrışmaktadır. Brezilya, ABD ve İsrail örnekleri, hukuk savaşları bağlamında önemli karşılaştırma olanakları sunsa da Türkiye’deki örnek, kapsamı, sürekliliği, siyasal araçsallaştırma düzeyi ve kurumsal eş güdüm kapasitesi bakımından daha bütünleşik ve daha derinlikli bir model oluşturmaktadır. Bu nedenle Türkiye, hukuk savaşı yazınında “gelişmiş ve kurumsallaşmış araçsallaştırma” kategorisine yaklaşmaktadır.

 

Sonuç olarak, Türkiye’de yargısal darbe ve hukuk savaşları olgusu yalnızca yargı süreçlerini dönüştürmekle kalmamakta, siyasal yarışmayı, kamu yönetiminin işleyişini, yerel yönetimlerin özerkliğini ve demokratik denetim mekanizmalarını sistemli biçimde zayıflatmaktadır. Bu gelişmeler, hukukun üstünlüğünün korunması, demokratik kurumların işlevselliğinin sürdürülmesi ve siyasal eşitliğin güvence altına alınması bakımından ciddi uyarılar içermekte ve aynı zamanda kapsamlı hukuksal, kurumsal ve siyasal reformların gerekliliğine işaret etmektedir.

 

 

 

KAYNAKÇA

 

Otokratik Eğilimler, Hukukun Siyasallaştırılması ve Rule of Law Undermining

Brown, W. (2017). Undoing the demos: Neoliberalism’s stealth revolution. Zone Books.

Ginsburg, T., & Huq, A. Z. (2018). How to save a constitutional democracy. University of Chicago Press.

Huq, A. Z., & Ginsburg, T. (2018). How to lose a constitutional democracy. UCLA Law Review, 65, 78–169.

Levitsky, S., & Ziblatt, D. (2018). How democracies die. Crown.

Schedler, A. (2015). The politics of uncertainty: Sustaining and subverting electoral authoritarianism. Oxford University Press.

Scheppele, K. L. (2018). Autocratic legalism. University of Chicago Law Review, 85(2), 545–584.

 

Hukuk Savaşı, Yargının Araçsallaştırılması ve Siyasal Düşmanlaştırma

Glasius, M. (2018). What authoritarianism is … and is not: A practice perspective. International Affairs, 94(3), 515–533. https://doi.org/10.1093/ia/iiy060

Kennedy, D. (2012). Lawfare and warfare. In J. Crawford & M. Koskenniemi (Eds.), The Cambridge companion to international law (pp. 158–184). Cambridge University Press.

Lagunes, P. (2018). Policy briefs on Lava Jato. Columbia University, School of International and Public Affairs. https://www.bakerinstitute.org/sites/default/files/2019-01/import/lagunes-lavajato-backgrounder.pdf

Sikkink, K. (2018). Evidence for hope: Making human rights work in the 21st century. Princeton University Press.

Taub, A. (2017). Brazil’s “Car Wash” corruption scandal. The New York Times. https://www.nytimes.com/

 

Seçim Mühendisliği, Siyasal Tutukluluk ve Yargı Yoluyla Siyasi Rekabetin Engellenmesi

Bermeo, N. (2016). On democratic backsliding. Journal of Democracy, 27(1), 5–19.

Svolik, M. (2012). The politics of authoritarian rule. Cambridge University Press.

Schedler, A. (2018). Manipulating elections. In E. Herron, R. Pekkanen, & M. S. Shugart (Eds.), The Oxford handbook of electoral systems (pp. 659–676). Oxford University Press. https://global.oup.com/academic/product/the-oxford-handbook-of-electoral-systems-9780190258658

Way, L. A. (2015). Pluralism by default: Weak autocrats and the rise of competitive politics. Johns Hopkins University Press.

 

Türkiye Bağlamı, Siyasal Yargılama ve Yargısal Darbe Literatürü

Özbudun, E. (2015). Turkey’s judiciary and the drift toward competitive authoritarianism. Oxford University Press.

Tufekci, Z. (2017). Twitter and tear gas: The power and fragility of networked protest. Yale University Press.

Yaşamış, F. D. (2025). Judicial coups, activism and politicization. International Journal of Emerging Multidisciplinaries Social Science, 4(1), 35. https://doi.org/10.54938/ijemdss.2025.04.1.423

Yılmaz, İ., & Bashirov, G. (2018). The AKP after 15 years: Emergence of Erdoganism in Turkey. Third World Quarterly, 39(9), 1812–1830.

 

Kuramsal Model, Karşılaştırmalı Analiz ve Uluslararası Örnekler

 

Cohen, Amichai ve Yuval Shanyi . (2025) Israel’s Renewed Judicial Overhaul, Lawfare. https://www.lawfaremedia.org/article/israel-s-renewed-judicial-overhaul

Euronews. (2021, December 31). Güney Kore'de 5 yıldır cezaevinde bulunan eski Cumhurbaşkanı Park serbest bırakıldı. https://tr.euronews.com/2021/12/31/guney-kore-de-5-y-ld-r-cezaevinde-bulunan-eski-cumhurbaskan-park-serbest-b-rak-ld

Freedom House. (2025). Freedom on the net 2025: Turkey. https://freedomhouse.org/country/turkey/freedom-net/2025

Hani, Z. (2015). Brazil’s corruption scandal, economy drive Rousseff’s ratings to record low. Pew Research Center. https://www.pewresearch.org/short-reads/2015/08/17/brazils-corruption-scandal-economy-drive-rousseffs-ratings-to-record-low/

Lemiere, S. (2024). The death of Reformasi: Anwar Ibrahim, UMNO, and the betrayal of a movement. Center for Strategic and International Studies. https://www.csis.org/analysis/death-reformasi-anwar-ibrahim-umno-and-betrayal-movement

Mahoney, J., & Thelen, K. (Eds.). (2015). Advances in comparative-historical analysis. Cambridge University Press.

Massari, P. (2025). Fair law or lawfare? Why courts uphold—or undermine—democracy when politics becomes polarized. Harvard Graduate School of Arts and Sciences. https://gsas.harvard.edu/news/fair-law-or-lawfare

Moskowitz, E. (2020). Ecuador: Bribery ruling bans ex-president Correa from politics. Organized Crime and Corruption Reporting Project (OCCRP). https://www.occrp.org/en/news/ecuador-bribery-ruling-bans-ex-president-correa-from-politics

Reporters Without Borders. (2016). Media ownership monitor: Government control over Turkish media almost complete. https://rsf.org/en/media-ownership-monitor-government-control-over-turkish-media-almost-complete

Tilly, Charles. Democracy. Cambridge: Cambridge University Press, 2007.



[1] Dilma Rousseff, Brezilya tarihindeki ilk kadın devlet başkanı olarak seçildi. Genç yaşta askeri diktatörlük karşıtı gruplarda yer aldı ve bu süreçte hapse atıldı ve işkence gördü. Lula hükümetinin politikalarını sürdürerek sosyal yardımlar, yoksullukla mücadele ve ekonomik büyüme odaklı projeler yürüttü. 2016 yılında mali usulsüzlük iddiaları gerekçesiyle Senato tarafından görevden alındı. Bu süreç oldukça tartışmalı ve siyasal açıdan bölücü oldu.

[2] Cristina, Arjantin’in ikinci kadın devlet başkanıdır; ilk kadın başkan ise Isabel Perón’dur. Görev süresinde sosyal politika reformları, enerji ve altyapı projeleri ile ekonomik müdahaleci politikaları destekledi. Eşi Nestor Kirchner da Arjantin Devlet Başkanıydı (2003–2007). Cristina başkanlığa geldiğinde onun politik mirasını sürdürdü. 2019’dan beri Arjantin’in Başkan Yardımcısıdır; halen ülke siyasetinde güçlü bir figür olarak etkisini sürdürmektedir. Görev süresince ve sonrasında çeşitli yolsuzluk ve mali usulsüzlük davalarıyla karşılaştı. Bu davalar hem iç hem de uluslararası siyasette tartışmalara yol açtı.

[3] Correa, 10 yıl boyunca görev yaparak Ekvator’da istikrarlı bir şekilde iktidarda kaldı. Keynesyen ve sol eğilimli ekonomik siyasalar uyguladı, sosyal programları artırdı, yoksullukla mücadele etti, eğitim ve sağlık harcamalarını yükseltti. 2008’de yeni bir anayasa hazırladı ve yürürlüğe soktu. Bu anayasa sosyal hakları güçlendiren ve devlet müdahalesini artıran hükümler içeriyordu. Ekvator’un petrol gelirlerini devlet denetimine aldı ve uluslararası şirketlere karşı daha sert siyasalar izledi. Yargı bağımsızlığı ve medya özgürlüğü konusunda eleştiriler aldı. Bazıları onu otoriter eğilimli olarak nitelendirdi.

[4] Park Geun-hye, Güney Kore’nin seçilmiş ilk kadın devlet başkanıdır. Babası Park Chung-hee, Güney Kore’de 1961–1979 yılları arasında iktidarda bulunmuş bir askeri lider ve devlet başkanıdır. Park Geun-hye’nin politik kariyeri, babasının mirasıyla güçlü şekilde bağlantılıdır. 2016 yılında yolsuzluk ve rüşvet skandalları nedeniyle halkın ve Meclis’in baskısıyla görevden alındı. 2017’de Anayasa Mahkemesi kararıyla resmen görevden uzaklaştırıldı. Yolsuzluk ve yetkiyi kötüye kullanma suçlamalarından uzun süre hapis cezası aldı. 2021’de kısmi af ile serbest bırakıldı. Görev süresinde ekonomik büyüme ve Kuzey Kore ile ilişkilerde kritik adımlar atsa da yolsuzluk skandalları saygınlığını zedeledi ve Güney Kore siyasetinde derin tartışmalara yol açtı.

[5] Enver, Malezya siyasetinde uzun süre “reform simgesi” olarak görüldü. Yolsuzlukla mücadele, hukukun üstünlüğü ve demokratikleşme talepleriyle tanınıyor. Hapis, skandallar ve siyasi baskılarla mücadele ettikten sonra Başbakan olması, kariyerinin “dramdan başarıya dönüş” olarak yorumlanmasını sağladı. Uluslararası olarak da dikkat çekici bir figür: hem İslamcı bir geçmişi var, hem de modern ve ılımlı bir lider imajı çiziyor.

[6] “Chaebol” Korece bir terimdir ve Güney Kore’deki büyük, aile denetimindeki sanayi ve finans holdinglerini ifade eder. Türkçeye genellikle aynen “chaebol” olarak geçer, çünkü özel bir yapıyı ve kültürel-ekonomik bağlamı anlatır. Açıklama olarak metinde şöyle verilebilir: Samsung ve Hyundai gibi büyük aile şirketleri “Chaebol” olarak adlandırılır.

Hiç yorum yok: