Saraybosna Safarisi: Sivil Hedeflere
Yönelik Paralı Keskin Nişancı Turları ve Uluslararası Hukuk
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
ÖZ
1992–1996
yılları arasında yaşanan Bosna Savaşı, çağdaş Avrupa’nın kalbinde sivillerin
sistemli olarak hedef alındığı ağır bir insan hakları trajedisine sahne
olmuştur. Saraybosna Kuşatması sırasında keskin nişancı ateşi, sivillerin
günlük yaşamını ölümcül bir riske dönüştürmüştür. 2022 yılında yayımlanan
Saraybosna Safarisi belgeseli, savaşın bilinen gerçekliğine farklı bir boyut
ekleyerek, yabancı bireylerin para karşılığı Saraybosna’da sivillere ateş
etmelerine izin verildiği savını gündeme getirmiştir. Bu makale, söz konusu savları
tarihsel, hukuksal ve insan hakları bakış açılarından çözümlenerek olayın
uluslararası ceza hukuku çerçevesindeki olası sonuçlarını tartışmaktadır.
Çalışma, belgeler, tanıklıklar ve basın raporları üzerinden olayın örgütlenme
biçimini, mağduriyet boyutunu ve devlet kapasitesindeki boşlukları
değerlendirirken, savaş sonrası toplumlarda şiddetin ekonomikleşmesi ve insan
onurunun metalaştırılması gibi yapısal sorunları da ele almaktadır.
Anahtar
Kelimeler: Bosna
Savaşı, Saraybosna Kuşatması, insanlığa karşı suç, savaş turizmi, keskin
nişancı safarisi, uluslararası ceza hukuku, insan hakları ihlalleri,
paramiliter yapılar
ABSTRACT
The Bosnian War (1992–1996) represented one of the
gravest human rights tragedies in contemporary Europe, with civilians
systematically targeted during the Siege of Sarajevo. Sniper fire turned
everyday life into a mortal risk for civilians. The 2022 documentary Sarajevo
Safari introduced a controversial claim: that foreign individuals paid to shoot
at civilians in Sarajevo under the supervision of Serbian forces. This article
examines these claims from historical, legal, and human rights perspectives, assessing
their implications under international criminal law. Drawing on documents,
witness testimonies, and media reports, the study analyzes the organization of
the alleged activities, the scope of victimization, and institutional gaps,
while exploring structural issues such as the commercialization of violence and
the commodification of human dignity in post-conflict societies.
Keywords: Bosnian War,
Siege of Sarajevo, crimes against humanity, war tourism, sniper safari,
international criminal law, human rights violations, paramilitary structures
GİRİŞ
1992–1996
yılları arasında süren Bosna Savaşı, çağdaş Avrupa’nın kalbinde gerçekleşmiş en
ağır insanlık trajedilerinden birini temsil etmektedir. Saraybosna’nın 1.425
gün boyunca kuşatma altında tutulması, sadece askeri bir abluka değil,
sivillerin sistemli olarak hedef alındığı, şehir yaşamının her düzeyinin
bilinçli biçimde tahrip edildiği kapsamlı bir şiddet stratejisiydi. Keskin
nişancı ateşi bu stratejinin en görünür ve en korkutucu araçlarından biri oldu.
Gündelik yaşam, bir insanın evinden markete, okuldan hastaneye yürüyüşünün dahi
ölümcül bir riske dönüştüğü bir rejime hapsoldu.
Bu bağlamda
2022 yılında yayımlanan Saraybosna Safarisi (Sarajevo Safari) belgeseli,
savaşın bilinen gerçekliğine bambaşka bir boyut ekleyen ve insan hakları yazınında
çok önemli bir yere sahip olabilecek nitelikte bir savı gündeme getirdi: Saraybosna’da
Sırpların denetimi altındaki mevzilere, yabancı ülkelerden (özellikle İtalya,
Almanya ve Rusya gibi ülkelerden) varlıklı kişilerin para karşılığı götürülerek
Saraybosna’daki sivillere ateş etmelerine izin verildiği savı. Şayet
doğrulanırsa, bu sav yalnızca bir savaş suçuna değil, insan yaşamının
ticarileştirildiği, sivillere yönelik şiddetin bir “deneyim paketi” durumuna
getirildiği örneğiyle karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. Bu durum,
uluslararası hukukun öngördüğü en temel normların, insan onuru, yaşam hakkı ve
sivillerin korunması ilkelerinin açık ve ağır bir ihlali anlamına gelmektedir.
Saraybosna
Safarisi olayı, savaş alanında şiddetin metalaştırılmasının, yabancı bireylerin
şiddete seyirci değil doğrudan eylemci olarak dahil olmasının ve sivil
hedeflerin ölümcül bir oyun nesnesine dönüştürülmesinin etik, hukuksal ve
toplumsal boyutlarını yeniden düşünmeyi zorunlu kılmaktadır. Bu olay, çağdaş
savaşlarda devlet dışı aktörlerin rolünün genişlediğini ve savaş turizmi,
askeri deneyim paketleri gibi mecralarda ölümcül şiddetin kar amaçlı bir
hizmete dönüştürülmesinin insan hakları sisteminin sınırlarını zorladığını
göstermektedir.
Bu makale, Saraybosna
Safarisi savlarını yalnızca tarihsel bir olay olarak değil, insanlığın hukuksal
ve ahlaksal belleğini zorlayan bir örnek olay olarak incelemekte, savlara
ilişkin mevcut tanıklıkları, soruşturma süreçlerini, lojistik mekanizmaları ve
uluslararası ceza hukuku açısından doğurduğu sonuçları akademik bir çerçevede çözümlemeyi
amaçlamaktadır.
1990’lı
yılların başında Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte Balkanlar’da ortaya çıkan
güç boşluğu, özellikle Bosna-Hersek’te etnik kimlikler üzerinden örgütlenen son
derece yıkıcı bir çatışma sürecine dönüşmüştür. Sırp siyasal elitinin, başta
Slobodan Milosevic, Mladic ve Radovan Karadzic olmak üzere, benimsediği
milliyetçi ve yayılmacı ideoloji, Bosna-Hersek’teki Müslüman Boşnak nüfusun sistemli
biçimde hedef alınmasına yol açmıştır. Bu ideoloji, etnik temizlik, zorla
yerinden etme, toplu tecavüz, kitlesel öldürme ve kamplarda işkence gibi sistemli
yöntemlerle desteklenmiş ve sonunda uluslararası hukuk tarafından soykırım
olarak tanımlanan uygulamalara kadar varmıştır.
Bosna
Savaşı’nın en karanlık ve en uzun bölümlerinden birini ise 1992–1996 yılları
arasında yaşanan Saraybosna Kuşatması oluşturmuştur. Avrupa’nın merkezinde, bir
başkent kenti 1.425 gün boyunca keskin nişancıların ve ağır silahların hedefi
olmuş ve sivillerin günlük yaşamı ölümcül bir tehdit altında sürmüştür. Bu
kuşatma sırasında kadınlar, çocuklar ve yaşlılar dahil olmak üzere binlerce
sivil, şehir çevresine konuşlandırılan Sırp keskin nişancılar tarafından
kasıtlı olarak hedef alınmıştır.
Birleşmiş
Milletler güçleri bu süreçte büyük ölçüde etkisiz kalmış, insancıl koridorlar
korunamamış, sivil alanlar BM’nin varlığına karşın ağır saldırı altında
kalmıştır. Bu durum, uluslararası toplumun çatışmayı önleme ve sivilleri koruma
kapasitesine yönelik ciddi bir güven erozyonu yaratmıştır. Etkisizliğin zirve
noktası, 1995’te Srebrenitsa’da gerçekleşen ve 8.000’den fazla Müslüman erkeğin
sistemli biçimde öldürüldüğü Srebrenitsa Soykırımı olmuştur. Bosna’da
yaşananlar uluslararası sistemin “koruma sorumluluğu” (R2P) ilkesi için de
dönüm noktasına dönüşmüştür.
Bu ağır
insan hakları ihlallerinin, ABD’nin 1995 yılında NATO öncülüğünde
gerçekleştirdiği Sırp hedeflerine yönelik hava harekatı sonrasında
durdurulabilmiş olması, uluslararası toplumun pasifliği ile askeri zor
kullanmanın etkinliği arasındaki gerilimi bir kez daha gündeme getirmiştir.
Savaşın
ardından Bosna-Hersek, derin toplumsal travma, paramiliter yapıların
kalıntıları, silah dolaşımı ve zayıf devlet kapasitesinin belirlediği kırılgan
bir güvenlik ortamına girmiştir. Bu ortam, savaş sırasında normalleşen
şiddetin, savaş sonrası dönemde örgütlü suç ekonomisinin bir parçasına
dönüşmesine zemin hazırlamıştır. Bu bağlamda ortaya çıkan “paralı keskin
nişancı safari turları” olgusu, Bosna Savaşı’nın bıraktığı yapısal şiddet
mirasının doğrudan bir devamı niteliğindedir. Yabancı ülkelerden, özellikle de
İtalya’nın Milano kentinden gelen zengin bireylerin 80.000–100.000 avro
karşılığında sivillere ateş açtığı savı, hem savaş sonrası kamu düzeninin
çöküşünü hem de insan yaşamının metalaştırılmasını çarpıcı biçimde gözler önüne
sermektedir.
Bu çalışma,
Bosna Savaşı’nın tarihsel bağlamı ile söz konusu “sniper [1]
safari” savlarını bir arada değerlendirerek, insan hakları ihlallerinin
sürekliliğini, uluslararası hukukun sınırlarını, devlet kapasitesinin
kırılganlığını ve savaş sonrası toplumlarda şiddetin ekonomikleşmesini
incelemeyi amaçlamaktadır.
Amaç ve
Hedefler
Bu makalenin
temel amacı, “Saraybosna Safarisi” olarak anılan ve Bosna Savaşı sırasında
yabancı bireylerin para karşılığında sivillere ateş ettikleri savını çok
boyutlu, disiplinler arası ve insan hakları merkezli bir çerçevede
incelemektir. Bu amaç doğrultusunda çalışma, yalnızca tarihsel bir olguyu
betimlemekle yetinmeyip, aynı zamanda uluslararası hukuk, etik, insan hakları
felsefesi ve savaş çalışmaları açısından ortaya çıkan yapısal sorunları çözümlemeyi
hedeflemektedir.
Bu bağlamda
makalenin temel hedefleri şunlardır:
Olayın Tarihsel ve Ampirik Temellerini Sistemli Olarak Ortaya
Koymak
Saraybosna Kuşatması sırasında gerçekleştiği savlanan sniper
safari etkinliklerini, tanıklıklar, belgeler, alan verileri ve belgesel
çalışmaları üzerinden incelemek.
Savların hangi aktörler üzerinden, hangi lojistik
mekanizmalar aracılığıyla yürütüldüğünü akademik yöntemlerle çözümlemek.
Sivillere Yönelik Şiddetin Ticarileştirilmesi Olgusunu Çözümlemek
Şiddetin bir “deneyim paketi” durumuna getirilmesi, savaşın
ekonomikleştirilmesi ve insan yaşamının metalaştırılmasının etik ve sosyolojik
sonuçlarını tartışmak.
Çağdaş savaşlarda piyasa dinamiklerinin etkisini, savaş
alanının özelleşmesini ve yabancı katılımcıların eylemciye dönüme süreçlerini yazın
ışığında değerlendirmek.
Uluslararası Ceza Hukuku Açısından Doğabilecek Sorumlulukları
Değerlendirmek
Olayın uluslararası insan hakları hukuku, savaş hukuku ve
Roma Statüsü kapsamındaki “insanlığa karşı suç” kategorileriyle ilişkisini çözümlemek.
İtalya ve Bosna-Hersek’te başlatılan soruşturmaların hukuksal
sınırlarını, yetki boşluklarını ve devletlerarası iş birliği gerekliliklerini
incelemek.
Tanıklıkların Epistemolojik ve Yöntembilimsel Değerini
Tartışmak
Savaş dönemine ilişkin tanıklıkların güvenilirliğini, travma
sonrası anlatıların epistemik doğasını ve belgesel çalışmalarının yöntembilimsel
sınırlılıklarını değerlendirmek.
Çoklu tanık doğrulaması, arşiv verisi eksikliği ve savaş
sonrası hesap verebilirlik sorunları çerçevesinde eleştirel bir değerlendirme
yapmak.
İnsan Hakları Rejimi Açısından Normatif Bir Tartışma Yürütmek
Yaşam hakkı, insan onuru, sivil koruma ve eylemci sorumluluğu
gibi temel ilkelerin bu olayda nasıl ihlal edildiğini kuramsal çerçevede
incelemek.
Çağdaş insan hakları sisteminin benzeri olayları önleme
kapasitesini, yapısal zayıflıklarını ve normatif sınırlarını tartışmak.
Saraybosna Safarisi Olayını Küresel Bir Sorun Alanı Olarak
Konumlandırmak
Bu olayın, savaş turizmi, paramiliter eğlence endüstrisi ve
silahlı şiddetin bireysel tüketime açılması gibi yeni küresel eğilimlerle
bağlantılarını göstermek.
Gelecekte benzer insanlık dışı uygulamalara karşı
uluslararası toplumu uyarmak ve normatif farkındalık yaratmak.
Yöntem
Bu çalışma,
Bosna-Hersek’in Saraybosna kenti çevresinde ortaya çıkan ve “paralı avcı/suç
turizmi” niteliği taşıdığı savlanan insan hakları ihlallerini incelemek
amacıyla nitel araştırma yöntemine dayanmaktadır. Çalışmanın yöntemi üç temel
aşamada yapılandırılmıştır:
Belge ve
Basın İncelemesi (Document Analysis): Olayın ortaya çıkmasından itibaren ulusal ve uluslararası
basında yayımlanan haberler, araştırma dosyaları, savcılık açıklamaları, insan
hakları kuruluşlarının değerlendirmeleri ve sosyal medya kaynakları sistemli
biçimde taranmıştır. Amaç, olayın zaman çizelgesini, aktörlerini, savları ve biçimsel
açıklamaları nesnel olarak ortaya koymaktır.
Karşılaştırmalı
İnsan Hakları Çözümlemesi: Toplanan bilgiler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa Konseyi İnsan
Hakları Standartları, BM İşkence ve İnsanlık Dışı İşlem Yasağı, Uluslararası
Ceza Hukuku ilkeleri, sınır ötesi suç örgütlenmesi ve insan ticareti
konularındaki düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu adım, olayın
hukuksal niteliğini ortaya koymak ve ihlalin hangi normları ihlal ettiğini
saptamak için kullanılmıştır.
Kavramsal
ve Kuramsal Çerçeve İncelemesi: Çalışma, insan hakları kuramı, suç ekonomisi, savaş sonrası
toplumlarda şiddetin yeniden üretimi, “savaş turizmi / suç turizmi” ve “insanın
metalaştırılması” gibi olguları açıklayan literatürle ilişkilendirilmiştir.
Olayın askerileşmesi (militarizasyonu), savaş mirası, etnik gerilimler, örgütlü
suç ağları gibi dinamiklerde nasıl konumlandığı incelenmiştir.
Çözümleme
Tekniği: Elde edilen
veriler tematik kodlama yöntemiyle sınıflandırılmıştır. Üç ana tema
belirlenmiştir: Suçun örgütlenme biçimi, Devlet otoritelerinin sorumluluğu ve mağduriyet,
insan hakları ve insan onuru. Bu temalar üzerinden olayın insan hakları
açısından özgül niteliği değerlendirilmiştir.
ARAŞTIRMA
SORULARI
Bu çalışma
aşağıdaki temel araştırma sorularına yanıt aramaktadır:
Olayın Niteliği ve Kapsamı
Saraybosna ve çevresinde gerçekleştiği savlanan “paralı avcı
/ sniper turizmi” etkinlikleri nasıl örgütlenmiştir ve olayın somut boyutları
nelerdir?
Bu etkinliklerde hangi aktörler, hangi rollerle yer
almaktadır?
Olay bireysel suç niteliği mi taşımaktadır, yoksa örgütlü bir
suç şebekesi ile mi ilişkilidir?
İnsan Hakları ve Hukuksal Değerlendirme
Söz konusu eylemler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, BM insan
hakları rejimi ve uluslararası ceza hukuku açısından hangi ihlal kategorilerine
girmektedir?
Bu olay, uluslararası hukukta tartışılan “insanın
metalaştırılması”, “yaşam hakkının satılması” veya insan onurunun sistemli
ihlali gibi hangi kavramlara karşılık gelmektedir?
Olayda Bosna-Hersek ve Sırbistan devletlerinin yargısal
sorumluluğu nasıl değerlendirilebilir?
Devlet ihmali mi söz konusudur?
Yeterli önleyici ve soruşturmacı mekanizmalar işletilmiş
midir?
Savaş Sonrası Toplum, Şiddet ve Ekonomi
Bu olay, Bosna Savaşı sonrası bölgede devam eden silahlı
şiddet kültürü, paramiliter ağların dönüşümü ve savaş artığı yapılar açısından
nasıl bir anlam taşımaktadır?
Savaşın mirası ve etnik bölünmeler, böyle bir “şiddet
ekonomisi”nin ortaya çıkmasına nasıl zemin hazırlamaktadır?
Bu olay, savaş bölgelerinde ortaya çıkan suç turizmi ve
şiddete dayalı ekonomik etkinlikler bağlamında nasıl bir sosyolojik örnek
sunmaktadır?
Uluslararası Boyut ve Toplumsal Etki
Uluslararası toplumun (AB, Avrupa Konseyi, BM, insan hakları
örgütleri) bu olay karşısındaki tutumu nedir ve bu tutum hangi siyasal
sonuçları doğurabilir?
Olayın açığa çıkması, bölgede yaşayan sivillerde güvenlik
algısı, toplumsal travma ve devlete güven üzerinde nasıl etkiler yaratmaktadır?
Bu olay gelecekte benzer türden paralı şiddet uygulamaları
için bir örnek oluşturma riski taşımakta mıdır?
KURAMSAL,
HUKUKSAL VE ULUSLARARASI HUKUK ÇERÇEVESİ
Kuramsal
Çerçeve
Şiddetin
Ekonomisi ve Suç Ekonomisi Yaklaşımı: Bu çalışma, şiddetin bir ekonomik etkinlik alanına
dönüşebileceğini savunan kuramsal yaklaşımlardan yararlanır. “Şiddetin
ekonomisi” yazını, devlet dışı aktörlerin, savaş sonrası toplumlarda ortaya
çıkan güç boşluklarını kullanarak şiddeti ticarileştirebildiğini ve insan
yaşamını, korkuyu ve ölüm tehdidini mal ve hizmete dönüştürebildiğini
göstermektedir. Saraybosna’da savlanan “paralı keskin nişancı turizmi” şiddetin
bu tür ticarileşmiş biçimlerinden biri olarak ele alınmaktadır.
Savaş
Sonrası Toplumlar ve Şiddetin Normalleşmesi: Bosna Savaşı sonrası Balkanlar’da paramiliter
yapılar, eski savaşçılar, örgütlü suç ağları ve silahsızlanma süreçlerindeki zayıflıklar
şiddetin toplumdan tam olarak çekilmesini engellemiştir. Savaşın bıraktığı
travmatik miras, silahlı şiddeti “alışıldık”, “görünür” hatta meydana
geldiğinde şaşırtmayan bir olguya dönüştürmüştür. Bu olay, şiddetin yalnızca
içsel bir dinamik olmaktan çıkıp dış aktörler için de deneyimlenebilir bir
hizmet durumuna geldiğini göstermektedir.
İnsan
Onurunun Metalaştırılması (Commodification of Human Dignity): Olay, insanın en temel hakları olan
yaşam hakkı ve fiziksel bütünlüğünün “fiyatlandırılabilir” bir nesneye
dönüştürülmesi anlamına gelmektedir. İnsan onuru bir hedef, bir atış nesnesi, bir
ticari eğlence konumuna indirgenmiştir. Bu, insan onurunun metalaştırılması
üzerine yazında tanımlanan ağır insan hakları ihlallerinin en uç
kategorilerinden birine karşılık gelmektedir.
Sınır
Ötesi Suç Ağları ve Paramiliterleşme: Eylemin uluslararası boyut taşıması, varlıklı İtalyan
turistlerin Sırp gruplar tarafından bölgeye getirilmesi, klasik örgütlü suç
literatürüne uyan sınır ötesi suça katılım, insan ticareti benzeri yapı, savaş
artığı paramiliter grupların ekonomik etkinlikleri gibi kavramlar çerçevesinde
değerlendirilebilir.
Hukuksal
Çerçeve
Yaşam
Hakkı (AİHS madde 2):
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) göre yaşam hakkı mutlak koruma
altındadır. Devletlerin şu yükümlülükleri vardır: Yaşam hakkını korumak
(pozitif yükümlülük), öldürmeyi önlemek (negatif yükümlülük), tehlike ve tehdit
bilindiğinde etkili önlem almak, ihlal şüphesi varsa derhal bağımsız ve etkili
soruşturma yürütmek ve olayda sivillerin keskin nişancı atışına hedef durumuna
getirildiği savı bu maddenin doğrudan ihlalidir.
İşkence
ve İnsanlık Dışı Muamele (AİHS madde 3): İnsanların korkutma, yaralama veya ölüm tehdidi altında bir
ekonomik etkinlik konusu durumuna getirilmesi insanlık dışı işlem ve insan
onuruna saldırı olarak değerlendirilir.
Devletin
Koruma ve Soruşturma Yükümlülüğü: Bosna-Hersek ve Sırbistan’ın sorumluluğu şunları içerir. Bölgedeki
yasa dışı silahlı etkinlikleri önleyememek, bu etkinlikleri izlememek veya
görmezden gelmek, etkili, bağımsız, hızlı bir soruşturma yürütmemek ve kamu
güvenliğini sağlamada yetersizlik göstermek. Bu tür ihmaller, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi içtihadında devlet sorumluluğu doğurur.
Ceza
Hukuku Açısından Değerlendirme: Bu olay şu suç tipleri kapsamında ele alınabilir. Kasıtlı
öldürmeye teşebbüs, işkence ve eziyet, örgütlü suç kapsamında insan ticaretine
yakın suç tipleri, yasadışı ateşli silah kullanımı ve manevi zarar yaratma
amacıyla silahlı saldırı.
Uluslararası
Hukuk Çerçevesi
BM İnsan
Hakları Rejimi: BM
İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Medeni-Siyasi Haklar Sözleşmesi yaşam
hakkını dokunulmaz kabul eder. Bu olay sivillere yönelik saldırı, insan
onurunun ağır ihlali ve savaş sonrası bölgelerde sivillerin hedef alınması kapsamında
uluslararası nitelikte bir suçtur.
Uluslararası
Ceza Hukuku (Roma Statüsü): İnsanlığa karşı suçlar (sivillere yönelik sistemli saldırı),
kasten öldürmeye teşebbüs, ağır insan hakları ihlalleri ve paramiliter
grupların sivilleri hedef alması (Roma Statüsü madde 7 kapsamı). Eğer eylem
süreklilik arz etmişse veya geniş bir sivili hedef almışsa, olay “insanlığa
karşı suç” niteliği kazanabilir.
Sınır
Aşan Suçlar ve Uluslararası Düzenlemeler: Olay, farklı ülke vatandaşlarının katılımı nedeniyle
uluslararası niteliğe sahiptir. Bu bağlamda BM Sınır Ötesi Örgütlü Suçlar
Sözleşmesi (Palermo Sözleşmesi), Ateşli Silahların Kaçakçılığına İlişkin
Protokol ve örgütlü suç grupları ile savaşım ölçünleri uygulanabilir.
Uluslararası
Sorumluluk ve Devlet İhmali: Bu olayda devletlerin yükümlülükleri şunlardır. Etkinlikleri
önleme, silah ve şiddet hareketlerini denetim altına alma, etkili soruşturma
yürütme, eylemcileri korumama veya göz yumma mekanizmasını engelleme. İhmaller,
devletin uluslararası sorumluluğunu doğurur.
OLAYIN
ARKA PLANI
Bosna
Savaşı’nın Kalıcı Mirası
1992–1996
Bosna Savaşı, Avrupa’da II. Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan en kanlı etnik
temizlik ve kuşatma süreçlerinden birini ortaya çıkarmıştır. Saraybosna
kuşatması boyunca siviller sistemli biçimde keskin nişancı ateşi, top atışları
ve ağır silahlarla hedef alınmıştır. Savaş sonrasında imzalanan anlaşma
çatışmayı sonlandırmış olsa da ülkede silah stoklarının tam olarak
temizlenememesi, paramiliter grupların dağılmak yerine dönüşmesi, etnik
bölünmüşlük üzerine kurulu bir siyasal düzenin kalıcılaşması ve güvenlik
kurumlarının zayıf eş güdümü gibi sorunlar devam etmiştir. Bu durum, silahlı
şiddetin toplumdan tamamen çekilmesini engellemiş ve şiddet artık illegal ama
sürdürülebilir bir ekonomik alana dönüşmüştür. Dört yıldan fazla süren Sırp saldırısı
sırasında yaklaşık 100.000 Müslüman Boşnak öldürülmüştür.
Savaş
Artığı Paramiliter Yapılar ve Suç Ağları
Savaşın
ardından birçok eski paramiliter yapının üyeleri yerel güvenlik güçleriyle
bütünleşmemiş, ekonomik yaşama katılamamış, örgütsel bağlarını gevşek de olsa
korumuş, bölgesel suç ağlarıyla ilişkisini sürdürmüştür. Bosna-Hersek ve
Sırbistan arasında böyle ağlar özellikle silah kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti
ve yasa dışı sınır geçişleri, insan kaçakçılığı gibi suç ekonomileri üzerinden
işlemeye devam etmiştir. Bu yapıların ortak özelliği, şiddet kapasitesine sahip
olmaları ve bu kapasitenin zaman zaman “hizmet” olarak sunulabilmesidir.
“Paralı keskin nişancı turizmi” savları işte bu dönüşmüş paramiliter ağların
ticari etkinlik alanlarından biri olarak ortaya çıkmıştır.
Saraybosna’nın
Coğrafi ve Simgesel Önemi
Saraybosna,
savaş sırasında keskin nişancıların sivilleri hedef aldığı “Keskin Nişancı
Geçidi” [2]
(Sniper Alley) ile bilinir duruma gelmiştir. Bugün bile şehirde savaş yıkımın
izleri, hedef alınmış bina cepheleri, yaralı sivillerin kişisel anlatıları ve savaş
turizmine konu olan mekanlar görülmektedir. Bu simgesel hafıza olayın etkisini
artırmaktadır. Zira savlara göre, bölgede halen yüksek noktalardan, terk
edilmiş binalardan ve eski cephe hatlarından hedeflere ateş açma “deneyimi” örgütlenmektedir.
Bu, savaş hafızasının yerel halkın travmasını yeniden üreten bir biçimde kötüye
kullanılması anlamına gelmektedir.
Turizm,
Şiddet ve “War-Tourism” Dinamikleri: Dünyada son yıllarda artan “dark tourism” (karanlık
turizm) ve “war tourism” (savaş turizmi) eğiliminin bazı aktörler
tarafından aşırı uç noktalara çekildiği görülmektedir. Bosna’da ortaya
çıkarılan bu sav, klasik savaş turizminin ötesinde şiddetin deneyimlenmesi, gerçek
insanlara ateş edilmesi, ölüm-kalım anlarına tanıklık edilmesi ve bir tür
“riskli eğlence etkinliğinin” gerçekleştirilmesi şeklinde yeni bir karanlık
turizm dalgasına işaret etmektedir. Saraybosna’da savlanan eylem, savaş turizmi
kategorisini aşarak açıkça insan hakları ihlali üreten bir suç turizmi biçimine
dönüşmüştür.
Ekonomik Güdülenmeler
ve Yasa Dışı Piyasa:
Savaş sonrası yoksullaşmış bölgelerde, devlet otoritelerinin zayıf olduğu
alanlarda veya etnik ayrışmalar nedeniyle denetimin dağınık olduğu
coğrafyalarda silah kullanımı, şiddet kapasitesi ve savaş deneyimi parasal
değere dönüşmektedir. Bu piyasa hem yerel hem uluslararası katılımcılar için
çekici duruma gelmektedir. Olayda savlanan 80.000–100.000 avro arasında değişen
ücretler şiddetin yüksek gelirli yabancılar için satın alınabilir bir deneyim durumuna
geldiğini göstermektedir.
Devlet
Kapasitesindeki Boşluk ve Güvenlik Açıkları: Bosna-Hersek, karmaşık federal yapısı nedeniyle çok
merkezli güvenlik yönetimine, parçalı istihbarat akışına, yavaş eş güdüme sahiptir.
Bu durum, suç örgütlerinin sınır bölgelerinde, kırsal alanlarda ve eski cephe
hatlarında daha rahat hareket etmelerine ortam hazırlamaktadır. Ayrıca
Sırbistan ile Bosna arasındaki bazı siyasi gerilimler özellikle Bosna Sırp
Cumhuriyeti’nin özerkliği güvenlik iş birliğini zayıflatmakta, paramiliter
yapılanmalara alan açmaktadır.
Olayın
Patlak Vermesi ve Uluslararası Tepkiler: İddialar ilk kez uluslararası basında yer aldıktan sonra Bosna
Savcılığı, Sırbistan İçişleri Bakanlığı, İtalyan Haber Alma Örgütü, Europol ve
Interpol birimleri insan hakları kuruluşları olayın araştırılması için adım
atmıştır. Yerel halk, savaş sonrası yıllarda halen keskin nişancı ateşi
tehdidine maruz kalma olasılığı karşısında şok ve korku yaşamış ve olayın
hafıza travmalarını yeniden tetiklediği gözlemlenmiştir.
SAFARİ
TURLARININ EKONOMİSİ, “ÖLDÜRME TARİFESİ” VE TANIK İFADELERİ
Bu
çalışmanın bulgularını değerlendirmeden önce, olayın insan hakları boyutunu
somutlaştıran en kritik unsur, “sniper safari” olarak adlandırılan bu
yasa dışı etkinliklerin ekonomik örgütlenmesi ve bu örgütlenmenin ölüm
üzerinden kurduğu piyasanın görünür kılınmasıdır. Elde edilen tanıklıklar, alan
bilgilerinin parçalı da olsa birbirini doğrulayan yönleri ve mevcut medya/rapor
içerikleri, insan öldürmenin bir “hizmet” hâline getirildiğini ortaya
koymaktadır.
Safari
Turlarının Maliyeti- Ölüm Üzerinden Kurulan Bir Piyasa: Tanıklıklar ve ikincil kaynaklar,
İtalya’dan ve bazı diğer Avrupa ülkelerinden gelen varlıklı bireylerin, Sırp
paramiliter unsurlar tarafından örgütlenen bu sözde “safari turlarına” belirli
ücretler karşılığında katıldığını göstermektedir. Bu turların maliyet yapısına ilişkin
veriler tümüyle resmi olmasa da farklı anlatılar ortak bir çerçeve sunmaktadır:
Katılımcılardan bölgeye getirilme, barındırılma ve silahlara erişim için yüksek
meblağlar talep edilmiştir. Bu ücretlerin binlerce dolardan başlayan, hedefin
niteliğine göre artan bir ölçeğe sahip olduğu aktarılmaktadır. Bu bağlamda,
savaşın parçası olmayan sivil nüfus, ekonomik değeri olan bir “hedef” nesnesine
dönüştürülmüştür. Son dönem araştırmaları, medya raporlarını ve tanıklıkları
bir araya getiren bulgular, “sniper safari” olarak adlandırılan yasa
dışı etkinliklerin yüksek gelir grubuna yönelik ticari bir paket olarak örgütlendiğini
göstermektedir. Özellikle İtalya'nın Milano kentinden hareket eden gruplar için
düzenlenen bu turların maliyetinin 80.000–100.000 avro arasında değiştiği
bildirilmektedir. Bu ücret, yalnızca lojistik destek veya ulaşım masraflarını
değil, aynı zamanda profesyonel keskin nişancı silahlarına erişimi, “rehberlik”
yapan paramiliter unsurların hizmet bedellerini, atış noktalarına güvenli geçişi
ve hedef seçimi sürecinde sağlanan yönlendirmeleri içeren bütüncül bir paketi
ifade etmektedir. Bu durum, insan öldürmenin, yüksek gelir grubuna özel bir
“lüks deneyim” olarak pazarlanabildiğini ve savaşın ekonomik sömürü
mekanizmalarına nasıl dönüştürüldüğünü göstermektedir.
“Öldürme
Ücreti”- Hedefe Göre Değişen Tarifeler: Olayı görünür kılan en dramatik unsurlardan biri, tanık
ifadelerinde geçen “öldürme ücreti” veya “kill fee” olarak adlandırılan
ödemelerdir. Bu tarife sistemi bazı kaynaklarda şu şekilde betimlenmektedir. Siviller,
özellikle kadınlar ve çocuklar, “kolay hedef” olarak sınıflandırılmış ve
belirli bir ücrete tabi tutulmuştur. Erkekler veya asker olduğu düşünülen
kişiler daha yüksek ücret sınıfına ayrılmıştır. Bazı tanıklıklarda, öldürme
anının “ispatı” olarak dürbün kayıtları, fotoğraflar veya eşlik eden paramiliter
mensupların onayının talep edildiği belirtilmektedir. Bu durum, uluslararası
hukukun tanımladığı en ağır suç olan insanlığa karşı suçun, bir piyasa
mantığına indirgenerek sistemleştirildiğini göstermektedir.
Ödemelerin
Adresi- Sırp Paramiliter Yapıları ve Yerel Aktörler: Çeşitli tanıklıklar, safari
ücretlerinin doğrudan veya dolaylı biçimde Sırp paramiliter gruplara, bu
gruplarla bağlantılı yerel komutanlara ve bazı alanlarda Sırp Cumhuriyeti’nin
yerel milis güçlerine bağlı unsurlara kısacası Sırp Ordusu’na ödendiğini
göstermektedir. Bu finansal akış, örgütlü bir yapının varlığını açık biçimde
işaret etmektedir. Bireysel sadizm veya suç değildir, aksine örgütlü, planlı ve
ekonomik güdülerle güçlenen bir savaş suçu ekonomisidir.
Tanık
İfadeleri-Olayın En Berrak Görgü Temeli: Uluslararası mahkeme kayıtlarında, gazetecilerin alandan
aktarımlarında ve bazı sivil raporlarında geçen tanıklıklar olayın niteliğini
bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Bu tanıklıklarda ortak vurgu yabancı
uyruklu sivillerin teleskopik silahlarla atış talimi yapar gibi
konumlandırıldığı, yanlarında “rehberlik” yapan yerel milislerin bulunduğu, hedef
seçiminin çoğu zaman tamamen keyfi olduğu ve bazı durumlarda öldürme eyleminin
eğlence unsuru olarak sunulduğudur. Tanık ifadelerinin içeriği, tek tek
doğrulanması gerekmekle birlikte, anlatıların ortak desenleri olayın yalıtılmış
bir söylenti değil, daha geniş bir ihlal olduğunu göstermektedir.
BULGULAR
VE ÇÖZÜMLEME
Bulguların
Genel Özeti
Yapılan
inceleme, savlanan “paralı keskin nişancı turizmi” etkinliklerinin, savaş
sonrası Bosna-Hersek coğrafyasındaki yapısal kırılganlıklar, zayıf güvenlik
mekanizmaları ve etnik gerilimler üzerine kurulu bir ortamda geliştiğini
göstermektedir. Bulgular, olayın rastlantısal bir kriminal eylem değil,
örgütlü, ücret karşılığı sunulan ve profesyonel düzeyde planlanan bir etkinlik
olduğunu işaret etmektedir. Veriler üç temel kategori altında toplanmıştır: Örgütlenme
ve etkinlik biçimi, mağduriyet ve insan hakları boyutu, Devletin sorumluluğu ve
kurumsal zayıflıklar.
Örgütlenme
Yapısı ve Eylemin Niteliği
Örgütlü
Suç Olgusu: Toplanan
kanıtlar, olayın bireysel bir şiddet eğilimi değil, örgütlü, sistemli ve sınır
ötesi bir suç etkinliği olduğunu göstermektedir. Belirleyici göstergeler eylemin
yüksek ücret karşılığı “paket hizmet” olarak sunulması, keskin nişancı
tüfeklerine erişim, mühimmat temini ve taktiksel konum seçimi gibi profesyonel
hazırlıklar, İtalyan vatandaşlarının taşınması, yönlendirilmesi ve ateş
pozisyonuna yerleştirilmesi ve yerel rehberlik sağlayan Sırp kökenli
paramiliter grupların etkinlikte rol almasıdır. Bu bulgular, olayın savaş
artığı paramiliter grupların ticari bir girişimi şeklinde örgütlendiğini
göstermektedir.
Eylemin
Yapısal Özellikleri:
Çözümleme sonucunda eylemin şu karakteristik özelliklere sahip olduğu tespit
edilmiştir. Olay planlıdır. Ateş pozisyonlarının önceden belirlenmesi ve
hedeflerin seçilmesi bunu göstermektedir. Kasıtlı tehlike yaratılmıştır.
Hedefler rastlantısal siviller veya araçlardır. Gelir kazanma amaçlıdır.
Uygulama ticari bir etkinlik olarak sunulmaktadır. Devamlılık gizil gücü
vardır. Tekil bir olay olmayıp tekrarlanabilir bir modeldir. Bu özellikler,
olayın uluslararası ceza hukuku açısından ağır nitelikli suç statüsüne
girdiğini göstermektedir.
Mağduriyet,
İnsan Hakları ve Toplumsal Etki
Yaşam
Hakkının Ağır İhlali: Keskin nişancı ateşi altında kalması olası siviller yaşam hakkı, vücut
bütünlüğü ve güvenlik ve özgürlük hakkı bakımından doğrudan tehlikeye
atılmıştır. Siviller üzerinde gerçekleşen bu eylemler, AİHS madde 2 ve 3’ün
açık ihlalidir.
İnsan
Onurunun Sistemli Aşınması: Olayda insan yaşamı bir “deneyim” veya “macera paketi” olarak
sunulmuş; bu durum insan onurunun metalaştırılmasının en uç örneklerinden
biridir. İnsan bir hedef, bir tüketim nesnesi ve bir eğlence işlevi durumuna
getirilmiştir.
Toplumsal
Travmanın Yeniden Üretimi: Saraybosna halkı için keskin nişancı tehdidi, savaş hafızasının en ağır
simgelerinden biridir. Bu olay savaş sonrası travmaları tetiklemekte, kentsel
güvenlik algısını zedelemekte ve devlet otoritesine duyulan güveni
aşındırmaktadır. Elde edilen ifadeler, halkın keskin nişancı atışlarına ilişkin
haberleri duyduğunda “savaşın geri döndüğü” duygusuna kapıldığını
göstermektedir.
Devlet
Kapasitesi, Soruşturma Süreçleri ve Sorumluluk
Zayıf
Denetim ve Güvenlik Açıklar: Bosna-Hersek’te çok katmanlı yönetim modeli, etnik
ayrışmalara dayalı siyasal mekanizmalar ve güvenlik kurumları arasında eş güdüm
eksikliği bu tür yanlış amaçlı etkinliklerin gizlenmesini kolaylaştırmaktadır.
Sırbistan tarafında ise bazı eski paramiliter unsurların halen yerel kaynaklar
üzerinde etki sahibi olduğu bilinmektedir.
Devletin
Pozitif Yükümlülüklerindeki Aksama: Çözümleme, devletlerin şu yükümlülüklerde zayıflık
gösterdiğini ortaya koymaktadır. Devletin riskleri bilme ve önleme yükümlülüğü
vardır. Keskin nişancı ateşinin olası olduğu alanlarda önleyici tedbirlerin
alınmamıştır. Devletin etkili soruşturma yükümlülüğü vardır. İlk soruşturma
adımlarının yavaş ilerlemesi ve uluslararası iş birliğinin geç devreye girmesi
kabul edilemez. Güvenlik siyasaları eksiktir. Savaş artığı bölgelerde düzenli
denetim yapılmamıştır. Bu eksiklikler, devlet sorumluluğunun uluslararası hukuk
açısından tartışmaya açık olduğunu göstermektedir.
Olayın
Uluslararası Hukuk Bağlamında Değerlendirilmesi
İnsanlığa
Karşı Suç Olasılığı:
Eylemin sistemli ve sivilleri hedef alıyor olması, tekrar edilebilir yapı ve
profesyonel organizasyonun varlığı Roma Statüsü’nün “sivil nüfusa yönelik
saldırılar” kavramıyla uyumludur. Olayın kapsamı genişlediği takdirde insanlığa
karşı suç, savaş suçu ve örgütlü suç etkinliği kategorileri gündeme gelebilir.
Uluslararası
Sınır Aşan Suç Bağlantıları: Eyleme yabancı ülke vatandaşlarının dahil olması, Palermo
Sözleşmesi açısından olayı uluslararası örgütlü suç kapsamına sokabilecek
niteliktedir.
Devletlerarası
Sorumluluk: Elde
edilen bulgular ışığında Sırbistan’ın, paramiliter unsurlar üzerindeki denetim
eksikliği, Bosna-Hersek’in riskli bölgelerde güvenlik önlemlerindeki
yetersizlikleri ve iki ülkenin soruşturma süreçlerindeki eş güdüm zayıflıkları uluslararası
sorumluluk tartışmalarını güçlendirmektedir.
Sonuç olarak,
bulgular ve çözümlemeler bütünsel olarak değerlendirildiğinde olay sıradan bir
kriminal davranış değil, insan yaşamını ticari meta durumuna getiren, örgütlü
ve uluslararası niteliğe sahip, savaş sonrası toplumların kırılganlıklarından
beslenen ve insan hakları açısından en ağır kategorilerden birini oluşturan ağır
nitelikli bir uluslararası suç örneği olarak nitelendirilebilir. Elde edilen
veriler, bu olayın yalnızca yerel bir güvenlik sorunu olmadığını ve yeni bir
suç turizmi biçiminin ortaya çıkmakta olduğunu ve bunun acilen hem hukuk hem siyasalar
düzeyinde ele alınması gerektiğini göstermektedir.
GENEL
DEĞERLENDİRME, SONUÇ VE ÖNERİLER
Genel
Değerlendirme
Bu çalışma, Saraybosna’da
savlanan “paralı keskin nişancı turları” olgusunu, tarihsel, kuramsal, hukuksal
ve uluslararası hukuk boyutlarıyla incelemiştir. Elde edilen bulgular ışığında
şu genel değerlendirmeler yapılabilir. Olay, bireysel bir suç eylemi değil,
örgütlü, uluslararası ve ekonomik güdülenmelere dayalı bir suç işleme etkinliği
olarak ortaya çıkmaktadır. Öldürme eylemi, yüksek gelir grubuna sunulan bir
“lüks deneyim” ve insan yaşamının metalaştırılması anlamına gelmektedir. Sivillerin
doğrudan hedef alınması, yaşam hakkının sistemli ihlali, işkence ve insanlık
dışı işlemlere maruz bırakılması AİHS ve BM insan hakları rejimi açısından en
ciddi ihlallerdendir. Olay, insan onurunun metalaştırılmasının uç bir örneği
olarak değerlendirilebilir. Bosna-Hersek ve Sırbistan’ın güvenlik
mekanizmalarındaki yetersizlikler ve eş güdüm eksikliği olayın gerçekleşmesine ortam
hazırlamıştır. Devletlerin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmemesi,
uluslararası sorumluluk tartışmalarını gündeme getirmektedir. Paramiliter
unsurların varlığı, savaş sonrası silah ve güç boşlukları, toplumda şiddetin
normalleşmesine ve suç ekonomisinin oluşmasına zemin hazırlamıştır. “Safari
turları” olgusu, savaş sonrası toplumlarda şiddetin ticarileşmiş biçimlerinin
somut bir örneğidir. İtalyan vatandaşlarının katılımı ve yüksek ücretler,
olayın sınır ötesi nitelikte bir suç ağının parçası olduğunu göstermektedir. Bu
tür eylemlerin görünür olması benzer suç turizmi etkinlikleri için olumsuz
emsal oluşturma riskini ortaya koymaktadır.
Sonuç
Bu çalışma, Saraybosna’daki
sav edilen “paralı keskin nişancı turları” olgusunun İnsan hakları, hukuksal
sorumluluk, uluslararası ceza hukuku ve savaş sonrası toplumsal kırılganlık boyutlarını
bütüncül biçimde çözümlemiştir. Sonuç olarak, olay sadece bireysel veya yerel
bir suç işleme olayı değildir. Uluslararası
nitelikte ağır bir insan hakları ihlali ve savaş sonrası suç ekonomisinin
parçası olarak değerlendirilmelidir. Olayın görünürlüğü ve belgelenmesi,
uluslararası toplum, hukuk ve yerel güvenlik siyasaları açısından bir uyarı
niteliği taşımaktadır. İnsan yaşamının metalaştırılması ve şiddetin “ticari
ürün” durumuna getirilmesi çağdaş insan hakları yazınında eşsiz ve kritik bir
örnek teşkil etmektedir.
Öneriler
Bu tür
olayların önlenmesi, mağdurların korunması ve hukuksal hesap verilebilirliğin
sağlanması için öneriler şu şekilde sıralanabilir:
Hukuksal
ve Yargısal Önlemler:
Uluslararası
ceza hukuku çerçevesinde soruşturma ve dava süreçlerinin hızlı ve etkili
yürütülmesi.
Devletlerin
pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği durumlarda uluslararası sorumluluk
mekanizmalarının işletilmesi.
“Öldürme
turizmi” türündeki suçların insanlığa karşı suç veya örgütlü suç kapsamında
tanımlanması.
Güvenlik ve
Devlet Siyasaları:
Bosna-Hersek
ve Sırbistan’da sınır ötesi ve yerel güvenlik iş birliğinin güçlendirilmesi.
Savaş
sonrası paramiliter yapıların silahsızlandırılması ve denetim altına alınması.
Yasa dışı
şiddet etkinliklerini saptayacak erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi.
Toplumsal
ve Eğitimsel Önlemler
Yerel halkın
travma odaklı rehabilitasyonu ve güvenlik algısının güçlendirilmesi.
Savaş
sonrası toplumsal barış ve hukuk bilincinin eğitim yoluyla güçlendirilmesi.
“Dark
tourism” veya şiddet
turizmi gibi etkinliklere karşı toplumsal farkındalığın artırılması.
Uluslararası
İzleme ve İş Birliği:
Europol,
Interpol ve BM mekanizmalarının, sınır ötesi suç ağlarının izlenmesi ve
belgelenmesi sürecinde etili rol alması.
İnsan
hakları örgütlerinin yerel ve uluslararası düzeyde izleme raporları sunması.
Olayların
belgelenmesi.
PS: Makale
ilgilinizi çektiyse YouTube’da ilgili videoları izlemenizi salık veririm.
(Sarajevo Safari, Human Hunters)
Kaynakça
Bose, S.
(2002). Bosnia After Dayton: Nationalist Partition and International
Intervention. Oxford University Press.
Burg, S. L.,
& Shoup, P. S. (2000). The War in Bosnia-Herzegovina: Ethnic Conflict and
International Intervention. M.E. Sharpe.
European
Court of Human Rights (ECHR). (1950–2023). Case Law Database. Retrieved from https://www.echr.coe.int
International
Criminal Tribunal for the Former Yugoslavia (ICTY). (1995–2017). Case Law and
Judgments. Retrieved from https://www.icty.org
Lischer, S.
K. (2005). Collateral Damage: Humanitarian Assistance as a Cause of Conflict.
International Security, 28(1), 79–109.
United
Nations. (1995). Report of the Secretary-General pursuant to General Assembly
resolution 53/35: The Fall of Srebrenica.
Woodward, S.
L. (1995). Balkan Tragedy: Chaos and Dissolution after the Cold War. Brookings
Institution Press.
Zupanic,
Miran. (2022) Sarajevo Safari. https://www.imdb.com/title/tt23861448/mediaviewer/rm2765437953/?ref_=tt_ov_i
[1] Keskin
nişancı
[2] Sırp
keskin nişancılar, şehrin etrafındaki tepelerde ve yüksek binalarda
konuşlanmış, caddenin içinden geçen her yaştan sivili hedef almışlardı. Bu
bölgeden geçen insanlar ekmek almak için, işe veya okula gitmek için veya
hastanelere ulaşmak için her adımda vurulma riski altındaydı. Sniper Alley,
Saraybosna kuşatmasının en karanlık yüzlerini temsil eder: sivillerin
sistematik hedef alınması, terör amaçlı keskin nişancı saldırıları, insanların
“koşarak hayatta kalma” çabası uluslararası toplumun etkisizliği. Bugün Bosna
Savaşı yazınında ve uluslararası insan hakları çalışmalarında şehre uygulanan
psikolojik savaşın simgesi olarak kabul edilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder