Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

14 Kasım 2025 Cuma

 

Saraybosna Safarisi: Sivil Hedeflere Yönelik Paralı Keskin Nişancı Turları ve Uluslararası Hukuk

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

 

 

ÖZ

1992–1996 yılları arasında yaşanan Bosna Savaşı, çağdaş Avrupa’nın kalbinde sivillerin sistemli olarak hedef alındığı ağır bir insan hakları trajedisine sahne olmuştur. Saraybosna Kuşatması sırasında keskin nişancı ateşi, sivillerin günlük yaşamını ölümcül bir riske dönüştürmüştür. 2022 yılında yayımlanan Saraybosna Safarisi belgeseli, savaşın bilinen gerçekliğine farklı bir boyut ekleyerek, yabancı bireylerin para karşılığı Saraybosna’da sivillere ateş etmelerine izin verildiği savını gündeme getirmiştir. Bu makale, söz konusu savları tarihsel, hukuksal ve insan hakları bakış açılarından çözümlenerek olayın uluslararası ceza hukuku çerçevesindeki olası sonuçlarını tartışmaktadır. Çalışma, belgeler, tanıklıklar ve basın raporları üzerinden olayın örgütlenme biçimini, mağduriyet boyutunu ve devlet kapasitesindeki boşlukları değerlendirirken, savaş sonrası toplumlarda şiddetin ekonomikleşmesi ve insan onurunun metalaştırılması gibi yapısal sorunları da ele almaktadır.

Anahtar Kelimeler: Bosna Savaşı, Saraybosna Kuşatması, insanlığa karşı suç, savaş turizmi, keskin nişancı safarisi, uluslararası ceza hukuku, insan hakları ihlalleri, paramiliter yapılar

 

ABSTRACT

The Bosnian War (1992–1996) represented one of the gravest human rights tragedies in contemporary Europe, with civilians systematically targeted during the Siege of Sarajevo. Sniper fire turned everyday life into a mortal risk for civilians. The 2022 documentary Sarajevo Safari introduced a controversial claim: that foreign individuals paid to shoot at civilians in Sarajevo under the supervision of Serbian forces. This article examines these claims from historical, legal, and human rights perspectives, assessing their implications under international criminal law. Drawing on documents, witness testimonies, and media reports, the study analyzes the organization of the alleged activities, the scope of victimization, and institutional gaps, while exploring structural issues such as the commercialization of violence and the commodification of human dignity in post-conflict societies.

Keywords: Bosnian War, Siege of Sarajevo, crimes against humanity, war tourism, sniper safari, international criminal law, human rights violations, paramilitary structures

GİRİŞ

1992–1996 yılları arasında süren Bosna Savaşı, çağdaş Avrupa’nın kalbinde gerçekleşmiş en ağır insanlık trajedilerinden birini temsil etmektedir. Saraybosna’nın 1.425 gün boyunca kuşatma altında tutulması, sadece askeri bir abluka değil, sivillerin sistemli olarak hedef alındığı, şehir yaşamının her düzeyinin bilinçli biçimde tahrip edildiği kapsamlı bir şiddet stratejisiydi. Keskin nişancı ateşi bu stratejinin en görünür ve en korkutucu araçlarından biri oldu. Gündelik yaşam, bir insanın evinden markete, okuldan hastaneye yürüyüşünün dahi ölümcül bir riske dönüştüğü bir rejime hapsoldu.

Bu bağlamda 2022 yılında yayımlanan Saraybosna Safarisi (Sarajevo Safari) belgeseli, savaşın bilinen gerçekliğine bambaşka bir boyut ekleyen ve insan hakları yazınında çok önemli bir yere sahip olabilecek nitelikte bir savı gündeme getirdi: Saraybosna’da Sırpların denetimi altındaki mevzilere, yabancı ülkelerden (özellikle İtalya, Almanya ve Rusya gibi ülkelerden) varlıklı kişilerin para karşılığı götürülerek Saraybosna’daki sivillere ateş etmelerine izin verildiği savı. Şayet doğrulanırsa, bu sav yalnızca bir savaş suçuna değil, insan yaşamının ticarileştirildiği, sivillere yönelik şiddetin bir “deneyim paketi” durumuna getirildiği örneğiyle karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. Bu durum, uluslararası hukukun öngördüğü en temel normların, insan onuru, yaşam hakkı ve sivillerin korunması ilkelerinin açık ve ağır bir ihlali anlamına gelmektedir.

Saraybosna Safarisi olayı, savaş alanında şiddetin metalaştırılmasının, yabancı bireylerin şiddete seyirci değil doğrudan eylemci olarak dahil olmasının ve sivil hedeflerin ölümcül bir oyun nesnesine dönüştürülmesinin etik, hukuksal ve toplumsal boyutlarını yeniden düşünmeyi zorunlu kılmaktadır. Bu olay, çağdaş savaşlarda devlet dışı aktörlerin rolünün genişlediğini ve savaş turizmi, askeri deneyim paketleri gibi mecralarda ölümcül şiddetin kar amaçlı bir hizmete dönüştürülmesinin insan hakları sisteminin sınırlarını zorladığını göstermektedir.

Bu makale, Saraybosna Safarisi savlarını yalnızca tarihsel bir olay olarak değil, insanlığın hukuksal ve ahlaksal belleğini zorlayan bir örnek olay olarak incelemekte, savlara ilişkin mevcut tanıklıkları, soruşturma süreçlerini, lojistik mekanizmaları ve uluslararası ceza hukuku açısından doğurduğu sonuçları akademik bir çerçevede çözümlemeyi amaçlamaktadır.

1990’lı yılların başında Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte Balkanlar’da ortaya çıkan güç boşluğu, özellikle Bosna-Hersek’te etnik kimlikler üzerinden örgütlenen son derece yıkıcı bir çatışma sürecine dönüşmüştür. Sırp siyasal elitinin, başta Slobodan Milosevic, Mladic ve Radovan Karadzic olmak üzere, benimsediği milliyetçi ve yayılmacı ideoloji, Bosna-Hersek’teki Müslüman Boşnak nüfusun sistemli biçimde hedef alınmasına yol açmıştır. Bu ideoloji, etnik temizlik, zorla yerinden etme, toplu tecavüz, kitlesel öldürme ve kamplarda işkence gibi sistemli yöntemlerle desteklenmiş ve sonunda uluslararası hukuk tarafından soykırım olarak tanımlanan uygulamalara kadar varmıştır.

Bosna Savaşı’nın en karanlık ve en uzun bölümlerinden birini ise 1992–1996 yılları arasında yaşanan Saraybosna Kuşatması oluşturmuştur. Avrupa’nın merkezinde, bir başkent kenti 1.425 gün boyunca keskin nişancıların ve ağır silahların hedefi olmuş ve sivillerin günlük yaşamı ölümcül bir tehdit altında sürmüştür. Bu kuşatma sırasında kadınlar, çocuklar ve yaşlılar dahil olmak üzere binlerce sivil, şehir çevresine konuşlandırılan Sırp keskin nişancılar tarafından kasıtlı olarak hedef alınmıştır.

Birleşmiş Milletler güçleri bu süreçte büyük ölçüde etkisiz kalmış, insancıl koridorlar korunamamış, sivil alanlar BM’nin varlığına karşın ağır saldırı altında kalmıştır. Bu durum, uluslararası toplumun çatışmayı önleme ve sivilleri koruma kapasitesine yönelik ciddi bir güven erozyonu yaratmıştır. Etkisizliğin zirve noktası, 1995’te Srebrenitsa’da gerçekleşen ve 8.000’den fazla Müslüman erkeğin sistemli biçimde öldürüldüğü Srebrenitsa Soykırımı olmuştur. Bosna’da yaşananlar uluslararası sistemin “koruma sorumluluğu” (R2P) ilkesi için de dönüm noktasına dönüşmüştür.

Bu ağır insan hakları ihlallerinin, ABD’nin 1995 yılında NATO öncülüğünde gerçekleştirdiği Sırp hedeflerine yönelik hava harekatı sonrasında durdurulabilmiş olması, uluslararası toplumun pasifliği ile askeri zor kullanmanın etkinliği arasındaki gerilimi bir kez daha gündeme getirmiştir.

Savaşın ardından Bosna-Hersek, derin toplumsal travma, paramiliter yapıların kalıntıları, silah dolaşımı ve zayıf devlet kapasitesinin belirlediği kırılgan bir güvenlik ortamına girmiştir. Bu ortam, savaş sırasında normalleşen şiddetin, savaş sonrası dönemde örgütlü suç ekonomisinin bir parçasına dönüşmesine zemin hazırlamıştır. Bu bağlamda ortaya çıkan “paralı keskin nişancı safari turları” olgusu, Bosna Savaşı’nın bıraktığı yapısal şiddet mirasının doğrudan bir devamı niteliğindedir. Yabancı ülkelerden, özellikle de İtalya’nın Milano kentinden gelen zengin bireylerin 80.000–100.000 avro karşılığında sivillere ateş açtığı savı, hem savaş sonrası kamu düzeninin çöküşünü hem de insan yaşamının metalaştırılmasını çarpıcı biçimde gözler önüne sermektedir.

Bu çalışma, Bosna Savaşı’nın tarihsel bağlamı ile söz konusu “sniper [1] safari” savlarını bir arada değerlendirerek, insan hakları ihlallerinin sürekliliğini, uluslararası hukukun sınırlarını, devlet kapasitesinin kırılganlığını ve savaş sonrası toplumlarda şiddetin ekonomikleşmesini incelemeyi amaçlamaktadır.

Amaç ve Hedefler

Bu makalenin temel amacı, “Saraybosna Safarisi” olarak anılan ve Bosna Savaşı sırasında yabancı bireylerin para karşılığında sivillere ateş ettikleri savını çok boyutlu, disiplinler arası ve insan hakları merkezli bir çerçevede incelemektir. Bu amaç doğrultusunda çalışma, yalnızca tarihsel bir olguyu betimlemekle yetinmeyip, aynı zamanda uluslararası hukuk, etik, insan hakları felsefesi ve savaş çalışmaları açısından ortaya çıkan yapısal sorunları çözümlemeyi hedeflemektedir.

Bu bağlamda makalenin temel hedefleri şunlardır:

Olayın Tarihsel ve Ampirik Temellerini Sistemli Olarak Ortaya Koymak

Saraybosna Kuşatması sırasında gerçekleştiği savlanan sniper safari etkinliklerini, tanıklıklar, belgeler, alan verileri ve belgesel çalışmaları üzerinden incelemek.

Savların hangi aktörler üzerinden, hangi lojistik mekanizmalar aracılığıyla yürütüldüğünü akademik yöntemlerle çözümlemek.

Sivillere Yönelik Şiddetin Ticarileştirilmesi Olgusunu Çözümlemek

Şiddetin bir “deneyim paketi” durumuna getirilmesi, savaşın ekonomikleştirilmesi ve insan yaşamının metalaştırılmasının etik ve sosyolojik sonuçlarını tartışmak.

Çağdaş savaşlarda piyasa dinamiklerinin etkisini, savaş alanının özelleşmesini ve yabancı katılımcıların eylemciye dönüme süreçlerini yazın ışığında değerlendirmek.

Uluslararası Ceza Hukuku Açısından Doğabilecek Sorumlulukları Değerlendirmek

Olayın uluslararası insan hakları hukuku, savaş hukuku ve Roma Statüsü kapsamındaki “insanlığa karşı suç” kategorileriyle ilişkisini çözümlemek.

İtalya ve Bosna-Hersek’te başlatılan soruşturmaların hukuksal sınırlarını, yetki boşluklarını ve devletlerarası iş birliği gerekliliklerini incelemek.

Tanıklıkların Epistemolojik ve Yöntembilimsel Değerini Tartışmak

Savaş dönemine ilişkin tanıklıkların güvenilirliğini, travma sonrası anlatıların epistemik doğasını ve belgesel çalışmalarının yöntembilimsel sınırlılıklarını değerlendirmek.

Çoklu tanık doğrulaması, arşiv verisi eksikliği ve savaş sonrası hesap verebilirlik sorunları çerçevesinde eleştirel bir değerlendirme yapmak.

İnsan Hakları Rejimi Açısından Normatif Bir Tartışma Yürütmek

Yaşam hakkı, insan onuru, sivil koruma ve eylemci sorumluluğu gibi temel ilkelerin bu olayda nasıl ihlal edildiğini kuramsal çerçevede incelemek.

Çağdaş insan hakları sisteminin benzeri olayları önleme kapasitesini, yapısal zayıflıklarını ve normatif sınırlarını tartışmak.

Saraybosna Safarisi Olayını Küresel Bir Sorun Alanı Olarak Konumlandırmak

Bu olayın, savaş turizmi, paramiliter eğlence endüstrisi ve silahlı şiddetin bireysel tüketime açılması gibi yeni küresel eğilimlerle bağlantılarını göstermek.

Gelecekte benzer insanlık dışı uygulamalara karşı uluslararası toplumu uyarmak ve normatif farkındalık yaratmak.

Yöntem

Bu çalışma, Bosna-Hersek’in Saraybosna kenti çevresinde ortaya çıkan ve “paralı avcı/suç turizmi” niteliği taşıdığı savlanan insan hakları ihlallerini incelemek amacıyla nitel araştırma yöntemine dayanmaktadır. Çalışmanın yöntemi üç temel aşamada yapılandırılmıştır:

Belge ve Basın İncelemesi (Document Analysis): Olayın ortaya çıkmasından itibaren ulusal ve uluslararası basında yayımlanan haberler, araştırma dosyaları, savcılık açıklamaları, insan hakları kuruluşlarının değerlendirmeleri ve sosyal medya kaynakları sistemli biçimde taranmıştır. Amaç, olayın zaman çizelgesini, aktörlerini, savları ve biçimsel açıklamaları nesnel olarak ortaya koymaktır.

Karşılaştırmalı İnsan Hakları Çözümlemesi: Toplanan bilgiler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Standartları, BM İşkence ve İnsanlık Dışı İşlem Yasağı, Uluslararası Ceza Hukuku ilkeleri, sınır ötesi suç örgütlenmesi ve insan ticareti konularındaki düzenlemeler çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu adım, olayın hukuksal niteliğini ortaya koymak ve ihlalin hangi normları ihlal ettiğini saptamak için kullanılmıştır.

Kavramsal ve Kuramsal Çerçeve İncelemesi: Çalışma, insan hakları kuramı, suç ekonomisi, savaş sonrası toplumlarda şiddetin yeniden üretimi, “savaş turizmi / suç turizmi” ve “insanın metalaştırılması” gibi olguları açıklayan literatürle ilişkilendirilmiştir. Olayın askerileşmesi (militarizasyonu), savaş mirası, etnik gerilimler, örgütlü suç ağları gibi dinamiklerde nasıl konumlandığı incelenmiştir.

Çözümleme Tekniği: Elde edilen veriler tematik kodlama yöntemiyle sınıflandırılmıştır. Üç ana tema belirlenmiştir: Suçun örgütlenme biçimi, Devlet otoritelerinin sorumluluğu ve mağduriyet, insan hakları ve insan onuru. Bu temalar üzerinden olayın insan hakları açısından özgül niteliği değerlendirilmiştir.

ARAŞTIRMA SORULARI

Bu çalışma aşağıdaki temel araştırma sorularına yanıt aramaktadır:

Olayın Niteliği ve Kapsamı

Saraybosna ve çevresinde gerçekleştiği savlanan “paralı avcı / sniper turizmi” etkinlikleri nasıl örgütlenmiştir ve olayın somut boyutları nelerdir?

Bu etkinliklerde hangi aktörler, hangi rollerle yer almaktadır?

Olay bireysel suç niteliği mi taşımaktadır, yoksa örgütlü bir suç şebekesi ile mi ilişkilidir?

İnsan Hakları ve Hukuksal Değerlendirme

Söz konusu eylemler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, BM insan hakları rejimi ve uluslararası ceza hukuku açısından hangi ihlal kategorilerine girmektedir?

Bu olay, uluslararası hukukta tartışılan “insanın metalaştırılması”, “yaşam hakkının satılması” veya insan onurunun sistemli ihlali gibi hangi kavramlara karşılık gelmektedir?

Olayda Bosna-Hersek ve Sırbistan devletlerinin yargısal sorumluluğu nasıl değerlendirilebilir?

Devlet ihmali mi söz konusudur?

Yeterli önleyici ve soruşturmacı mekanizmalar işletilmiş midir?

Savaş Sonrası Toplum, Şiddet ve Ekonomi

Bu olay, Bosna Savaşı sonrası bölgede devam eden silahlı şiddet kültürü, paramiliter ağların dönüşümü ve savaş artığı yapılar açısından nasıl bir anlam taşımaktadır?

Savaşın mirası ve etnik bölünmeler, böyle bir “şiddet ekonomisi”nin ortaya çıkmasına nasıl zemin hazırlamaktadır?

Bu olay, savaş bölgelerinde ortaya çıkan suç turizmi ve şiddete dayalı ekonomik etkinlikler bağlamında nasıl bir sosyolojik örnek sunmaktadır?

Uluslararası Boyut ve Toplumsal Etki

Uluslararası toplumun (AB, Avrupa Konseyi, BM, insan hakları örgütleri) bu olay karşısındaki tutumu nedir ve bu tutum hangi siyasal sonuçları doğurabilir?

Olayın açığa çıkması, bölgede yaşayan sivillerde güvenlik algısı, toplumsal travma ve devlete güven üzerinde nasıl etkiler yaratmaktadır?

Bu olay gelecekte benzer türden paralı şiddet uygulamaları için bir örnek oluşturma riski taşımakta mıdır?

KURAMSAL, HUKUKSAL VE ULUSLARARASI HUKUK ÇERÇEVESİ

Kuramsal Çerçeve

Şiddetin Ekonomisi ve Suç Ekonomisi Yaklaşımı: Bu çalışma, şiddetin bir ekonomik etkinlik alanına dönüşebileceğini savunan kuramsal yaklaşımlardan yararlanır. “Şiddetin ekonomisi” yazını, devlet dışı aktörlerin, savaş sonrası toplumlarda ortaya çıkan güç boşluklarını kullanarak şiddeti ticarileştirebildiğini ve insan yaşamını, korkuyu ve ölüm tehdidini mal ve hizmete dönüştürebildiğini göstermektedir. Saraybosna’da savlanan “paralı keskin nişancı turizmi” şiddetin bu tür ticarileşmiş biçimlerinden biri olarak ele alınmaktadır.

Savaş Sonrası Toplumlar ve Şiddetin Normalleşmesi: Bosna Savaşı sonrası Balkanlar’da paramiliter yapılar, eski savaşçılar, örgütlü suç ağları ve silahsızlanma süreçlerindeki zayıflıklar şiddetin toplumdan tam olarak çekilmesini engellemiştir. Savaşın bıraktığı travmatik miras, silahlı şiddeti “alışıldık”, “görünür” hatta meydana geldiğinde şaşırtmayan bir olguya dönüştürmüştür. Bu olay, şiddetin yalnızca içsel bir dinamik olmaktan çıkıp dış aktörler için de deneyimlenebilir bir hizmet durumuna geldiğini göstermektedir.

İnsan Onurunun Metalaştırılması (Commodification of Human Dignity): Olay, insanın en temel hakları olan yaşam hakkı ve fiziksel bütünlüğünün “fiyatlandırılabilir” bir nesneye dönüştürülmesi anlamına gelmektedir. İnsan onuru bir hedef, bir atış nesnesi, bir ticari eğlence konumuna indirgenmiştir. Bu, insan onurunun metalaştırılması üzerine yazında tanımlanan ağır insan hakları ihlallerinin en uç kategorilerinden birine karşılık gelmektedir.

Sınır Ötesi Suç Ağları ve Paramiliterleşme: Eylemin uluslararası boyut taşıması, varlıklı İtalyan turistlerin Sırp gruplar tarafından bölgeye getirilmesi, klasik örgütlü suç literatürüne uyan sınır ötesi suça katılım, insan ticareti benzeri yapı, savaş artığı paramiliter grupların ekonomik etkinlikleri gibi kavramlar çerçevesinde değerlendirilebilir.

Hukuksal Çerçeve

Yaşam Hakkı (AİHS madde 2): Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) göre yaşam hakkı mutlak koruma altındadır. Devletlerin şu yükümlülükleri vardır: Yaşam hakkını korumak (pozitif yükümlülük), öldürmeyi önlemek (negatif yükümlülük), tehlike ve tehdit bilindiğinde etkili önlem almak, ihlal şüphesi varsa derhal bağımsız ve etkili soruşturma yürütmek ve olayda sivillerin keskin nişancı atışına hedef durumuna getirildiği savı bu maddenin doğrudan ihlalidir.

İşkence ve İnsanlık Dışı Muamele (AİHS madde 3): İnsanların korkutma, yaralama veya ölüm tehdidi altında bir ekonomik etkinlik konusu durumuna getirilmesi insanlık dışı işlem ve insan onuruna saldırı olarak değerlendirilir.

Devletin Koruma ve Soruşturma Yükümlülüğü: Bosna-Hersek ve Sırbistan’ın sorumluluğu şunları içerir. Bölgedeki yasa dışı silahlı etkinlikleri önleyememek, bu etkinlikleri izlememek veya görmezden gelmek, etkili, bağımsız, hızlı bir soruşturma yürütmemek ve kamu güvenliğini sağlamada yetersizlik göstermek. Bu tür ihmaller, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadında devlet sorumluluğu doğurur.

Ceza Hukuku Açısından Değerlendirme: Bu olay şu suç tipleri kapsamında ele alınabilir. Kasıtlı öldürmeye teşebbüs, işkence ve eziyet, örgütlü suç kapsamında insan ticaretine yakın suç tipleri, yasadışı ateşli silah kullanımı ve manevi zarar yaratma amacıyla silahlı saldırı.

Uluslararası Hukuk Çerçevesi

BM İnsan Hakları Rejimi: BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Medeni-Siyasi Haklar Sözleşmesi yaşam hakkını dokunulmaz kabul eder. Bu olay sivillere yönelik saldırı, insan onurunun ağır ihlali ve savaş sonrası bölgelerde sivillerin hedef alınması kapsamında uluslararası nitelikte bir suçtur.

Uluslararası Ceza Hukuku (Roma Statüsü): İnsanlığa karşı suçlar (sivillere yönelik sistemli saldırı), kasten öldürmeye teşebbüs, ağır insan hakları ihlalleri ve paramiliter grupların sivilleri hedef alması (Roma Statüsü madde 7 kapsamı). Eğer eylem süreklilik arz etmişse veya geniş bir sivili hedef almışsa, olay “insanlığa karşı suç” niteliği kazanabilir.

Sınır Aşan Suçlar ve Uluslararası Düzenlemeler: Olay, farklı ülke vatandaşlarının katılımı nedeniyle uluslararası niteliğe sahiptir. Bu bağlamda BM Sınır Ötesi Örgütlü Suçlar Sözleşmesi (Palermo Sözleşmesi), Ateşli Silahların Kaçakçılığına İlişkin Protokol ve örgütlü suç grupları ile savaşım ölçünleri uygulanabilir.

Uluslararası Sorumluluk ve Devlet İhmali: Bu olayda devletlerin yükümlülükleri şunlardır. Etkinlikleri önleme, silah ve şiddet hareketlerini denetim altına alma, etkili soruşturma yürütme, eylemcileri korumama veya göz yumma mekanizmasını engelleme. İhmaller, devletin uluslararası sorumluluğunu doğurur.

OLAYIN ARKA PLANI

Bosna Savaşı’nın Kalıcı Mirası

1992–1996 Bosna Savaşı, Avrupa’da II. Dünya Savaşı’ndan sonra yaşanan en kanlı etnik temizlik ve kuşatma süreçlerinden birini ortaya çıkarmıştır. Saraybosna kuşatması boyunca siviller sistemli biçimde keskin nişancı ateşi, top atışları ve ağır silahlarla hedef alınmıştır. Savaş sonrasında imzalanan anlaşma çatışmayı sonlandırmış olsa da ülkede silah stoklarının tam olarak temizlenememesi, paramiliter grupların dağılmak yerine dönüşmesi, etnik bölünmüşlük üzerine kurulu bir siyasal düzenin kalıcılaşması ve güvenlik kurumlarının zayıf eş güdümü gibi sorunlar devam etmiştir. Bu durum, silahlı şiddetin toplumdan tamamen çekilmesini engellemiş ve şiddet artık illegal ama sürdürülebilir bir ekonomik alana dönüşmüştür. Dört yıldan fazla süren Sırp saldırısı sırasında yaklaşık 100.000 Müslüman Boşnak öldürülmüştür.

Savaş Artığı Paramiliter Yapılar ve Suç Ağları

Savaşın ardından birçok eski paramiliter yapının üyeleri yerel güvenlik güçleriyle bütünleşmemiş, ekonomik yaşama katılamamış, örgütsel bağlarını gevşek de olsa korumuş, bölgesel suç ağlarıyla ilişkisini sürdürmüştür. Bosna-Hersek ve Sırbistan arasında böyle ağlar özellikle silah kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti ve yasa dışı sınır geçişleri, insan kaçakçılığı gibi suç ekonomileri üzerinden işlemeye devam etmiştir. Bu yapıların ortak özelliği, şiddet kapasitesine sahip olmaları ve bu kapasitenin zaman zaman “hizmet” olarak sunulabilmesidir. “Paralı keskin nişancı turizmi” savları işte bu dönüşmüş paramiliter ağların ticari etkinlik alanlarından biri olarak ortaya çıkmıştır.

Saraybosna’nın Coğrafi ve Simgesel Önemi

Saraybosna, savaş sırasında keskin nişancıların sivilleri hedef aldığı “Keskin Nişancı Geçidi” [2] (Sniper Alley) ile bilinir duruma gelmiştir. Bugün bile şehirde savaş yıkımın izleri, hedef alınmış bina cepheleri, yaralı sivillerin kişisel anlatıları ve savaş turizmine konu olan mekanlar görülmektedir. Bu simgesel hafıza olayın etkisini artırmaktadır. Zira savlara göre, bölgede halen yüksek noktalardan, terk edilmiş binalardan ve eski cephe hatlarından hedeflere ateş açma “deneyimi” örgütlenmektedir. Bu, savaş hafızasının yerel halkın travmasını yeniden üreten bir biçimde kötüye kullanılması anlamına gelmektedir.

Turizm, Şiddet ve “War-Tourism” Dinamikleri: Dünyada son yıllarda artan “dark tourism” (karanlık turizm) ve “war tourism” (savaş turizmi) eğiliminin bazı aktörler tarafından aşırı uç noktalara çekildiği görülmektedir. Bosna’da ortaya çıkarılan bu sav, klasik savaş turizminin ötesinde şiddetin deneyimlenmesi, gerçek insanlara ateş edilmesi, ölüm-kalım anlarına tanıklık edilmesi ve bir tür “riskli eğlence etkinliğinin” gerçekleştirilmesi şeklinde yeni bir karanlık turizm dalgasına işaret etmektedir. Saraybosna’da savlanan eylem, savaş turizmi kategorisini aşarak açıkça insan hakları ihlali üreten bir suç turizmi biçimine dönüşmüştür.

 

 

 

 

 

Ekonomik Güdülenmeler ve Yasa Dışı Piyasa: Savaş sonrası yoksullaşmış bölgelerde, devlet otoritelerinin zayıf olduğu alanlarda veya etnik ayrışmalar nedeniyle denetimin dağınık olduğu coğrafyalarda silah kullanımı, şiddet kapasitesi ve savaş deneyimi parasal değere dönüşmektedir. Bu piyasa hem yerel hem uluslararası katılımcılar için çekici duruma gelmektedir. Olayda savlanan 80.000–100.000 avro arasında değişen ücretler şiddetin yüksek gelirli yabancılar için satın alınabilir bir deneyim durumuna geldiğini göstermektedir.

Devlet Kapasitesindeki Boşluk ve Güvenlik Açıkları: Bosna-Hersek, karmaşık federal yapısı nedeniyle çok merkezli güvenlik yönetimine, parçalı istihbarat akışına, yavaş eş güdüme sahiptir. Bu durum, suç örgütlerinin sınır bölgelerinde, kırsal alanlarda ve eski cephe hatlarında daha rahat hareket etmelerine ortam hazırlamaktadır. Ayrıca Sırbistan ile Bosna arasındaki bazı siyasi gerilimler özellikle Bosna Sırp Cumhuriyeti’nin özerkliği güvenlik iş birliğini zayıflatmakta, paramiliter yapılanmalara alan açmaktadır.

Olayın Patlak Vermesi ve Uluslararası Tepkiler: İddialar ilk kez uluslararası basında yer aldıktan sonra Bosna Savcılığı, Sırbistan İçişleri Bakanlığı, İtalyan Haber Alma Örgütü, Europol ve Interpol birimleri insan hakları kuruluşları olayın araştırılması için adım atmıştır. Yerel halk, savaş sonrası yıllarda halen keskin nişancı ateşi tehdidine maruz kalma olasılığı karşısında şok ve korku yaşamış ve olayın hafıza travmalarını yeniden tetiklediği gözlemlenmiştir.

SAFARİ TURLARININ EKONOMİSİ, “ÖLDÜRME TARİFESİ” VE TANIK İFADELERİ

Bu çalışmanın bulgularını değerlendirmeden önce, olayın insan hakları boyutunu somutlaştıran en kritik unsur, “sniper safari” olarak adlandırılan bu yasa dışı etkinliklerin ekonomik örgütlenmesi ve bu örgütlenmenin ölüm üzerinden kurduğu piyasanın görünür kılınmasıdır. Elde edilen tanıklıklar, alan bilgilerinin parçalı da olsa birbirini doğrulayan yönleri ve mevcut medya/rapor içerikleri, insan öldürmenin bir “hizmet” hâline getirildiğini ortaya koymaktadır.

Safari Turlarının Maliyeti- Ölüm Üzerinden Kurulan Bir Piyasa: Tanıklıklar ve ikincil kaynaklar, İtalya’dan ve bazı diğer Avrupa ülkelerinden gelen varlıklı bireylerin, Sırp paramiliter unsurlar tarafından örgütlenen bu sözde “safari turlarına” belirli ücretler karşılığında katıldığını göstermektedir. Bu turların maliyet yapısına ilişkin veriler tümüyle resmi olmasa da farklı anlatılar ortak bir çerçeve sunmaktadır: Katılımcılardan bölgeye getirilme, barındırılma ve silahlara erişim için yüksek meblağlar talep edilmiştir. Bu ücretlerin binlerce dolardan başlayan, hedefin niteliğine göre artan bir ölçeğe sahip olduğu aktarılmaktadır. Bu bağlamda, savaşın parçası olmayan sivil nüfus, ekonomik değeri olan bir “hedef” nesnesine dönüştürülmüştür. Son dönem araştırmaları, medya raporlarını ve tanıklıkları bir araya getiren bulgular, “sniper safari” olarak adlandırılan yasa dışı etkinliklerin yüksek gelir grubuna yönelik ticari bir paket olarak örgütlendiğini göstermektedir. Özellikle İtalya'nın Milano kentinden hareket eden gruplar için düzenlenen bu turların maliyetinin 80.000–100.000 avro arasında değiştiği bildirilmektedir. Bu ücret, yalnızca lojistik destek veya ulaşım masraflarını değil, aynı zamanda profesyonel keskin nişancı silahlarına erişimi, “rehberlik” yapan paramiliter unsurların hizmet bedellerini, atış noktalarına güvenli geçişi ve hedef seçimi sürecinde sağlanan yönlendirmeleri içeren bütüncül bir paketi ifade etmektedir. Bu durum, insan öldürmenin, yüksek gelir grubuna özel bir “lüks deneyim” olarak pazarlanabildiğini ve savaşın ekonomik sömürü mekanizmalarına nasıl dönüştürüldüğünü göstermektedir.

“Öldürme Ücreti”- Hedefe Göre Değişen Tarifeler: Olayı görünür kılan en dramatik unsurlardan biri, tanık ifadelerinde geçen “öldürme ücreti” veya “kill fee” olarak adlandırılan ödemelerdir. Bu tarife sistemi bazı kaynaklarda şu şekilde betimlenmektedir. Siviller, özellikle kadınlar ve çocuklar, “kolay hedef” olarak sınıflandırılmış ve belirli bir ücrete tabi tutulmuştur. Erkekler veya asker olduğu düşünülen kişiler daha yüksek ücret sınıfına ayrılmıştır. Bazı tanıklıklarda, öldürme anının “ispatı” olarak dürbün kayıtları, fotoğraflar veya eşlik eden paramiliter mensupların onayının talep edildiği belirtilmektedir. Bu durum, uluslararası hukukun tanımladığı en ağır suç olan insanlığa karşı suçun, bir piyasa mantığına indirgenerek sistemleştirildiğini göstermektedir.

Ödemelerin Adresi- Sırp Paramiliter Yapıları ve Yerel Aktörler: Çeşitli tanıklıklar, safari ücretlerinin doğrudan veya dolaylı biçimde Sırp paramiliter gruplara, bu gruplarla bağlantılı yerel komutanlara ve bazı alanlarda Sırp Cumhuriyeti’nin yerel milis güçlerine bağlı unsurlara kısacası Sırp Ordusu’na ödendiğini göstermektedir. Bu finansal akış, örgütlü bir yapının varlığını açık biçimde işaret etmektedir. Bireysel sadizm veya suç değildir, aksine örgütlü, planlı ve ekonomik güdülerle güçlenen bir savaş suçu ekonomisidir.

Tanık İfadeleri-Olayın En Berrak Görgü Temeli: Uluslararası mahkeme kayıtlarında, gazetecilerin alandan aktarımlarında ve bazı sivil raporlarında geçen tanıklıklar olayın niteliğini bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Bu tanıklıklarda ortak vurgu yabancı uyruklu sivillerin teleskopik silahlarla atış talimi yapar gibi konumlandırıldığı, yanlarında “rehberlik” yapan yerel milislerin bulunduğu, hedef seçiminin çoğu zaman tamamen keyfi olduğu ve bazı durumlarda öldürme eyleminin eğlence unsuru olarak sunulduğudur. Tanık ifadelerinin içeriği, tek tek doğrulanması gerekmekle birlikte, anlatıların ortak desenleri olayın yalıtılmış bir söylenti değil, daha geniş bir ihlal olduğunu göstermektedir.

BULGULAR VE ÇÖZÜMLEME

Bulguların Genel Özeti

Yapılan inceleme, savlanan “paralı keskin nişancı turizmi” etkinliklerinin, savaş sonrası Bosna-Hersek coğrafyasındaki yapısal kırılganlıklar, zayıf güvenlik mekanizmaları ve etnik gerilimler üzerine kurulu bir ortamda geliştiğini göstermektedir. Bulgular, olayın rastlantısal bir kriminal eylem değil, örgütlü, ücret karşılığı sunulan ve profesyonel düzeyde planlanan bir etkinlik olduğunu işaret etmektedir. Veriler üç temel kategori altında toplanmıştır: Örgütlenme ve etkinlik biçimi, mağduriyet ve insan hakları boyutu, Devletin sorumluluğu ve kurumsal zayıflıklar.

Örgütlenme Yapısı ve Eylemin Niteliği

Örgütlü Suç Olgusu: Toplanan kanıtlar, olayın bireysel bir şiddet eğilimi değil, örgütlü, sistemli ve sınır ötesi bir suç etkinliği olduğunu göstermektedir. Belirleyici göstergeler eylemin yüksek ücret karşılığı “paket hizmet” olarak sunulması, keskin nişancı tüfeklerine erişim, mühimmat temini ve taktiksel konum seçimi gibi profesyonel hazırlıklar, İtalyan vatandaşlarının taşınması, yönlendirilmesi ve ateş pozisyonuna yerleştirilmesi ve yerel rehberlik sağlayan Sırp kökenli paramiliter grupların etkinlikte rol almasıdır. Bu bulgular, olayın savaş artığı paramiliter grupların ticari bir girişimi şeklinde örgütlendiğini göstermektedir.

Eylemin Yapısal Özellikleri: Çözümleme sonucunda eylemin şu karakteristik özelliklere sahip olduğu tespit edilmiştir. Olay planlıdır. Ateş pozisyonlarının önceden belirlenmesi ve hedeflerin seçilmesi bunu göstermektedir. Kasıtlı tehlike yaratılmıştır. Hedefler rastlantısal siviller veya araçlardır. Gelir kazanma amaçlıdır. Uygulama ticari bir etkinlik olarak sunulmaktadır. Devamlılık gizil gücü vardır. Tekil bir olay olmayıp tekrarlanabilir bir modeldir. Bu özellikler, olayın uluslararası ceza hukuku açısından ağır nitelikli suç statüsüne girdiğini göstermektedir.

Mağduriyet, İnsan Hakları ve Toplumsal Etki

Yaşam Hakkının Ağır İhlali: Keskin nişancı ateşi altında kalması olası siviller yaşam hakkı, vücut bütünlüğü ve güvenlik ve özgürlük hakkı bakımından doğrudan tehlikeye atılmıştır. Siviller üzerinde gerçekleşen bu eylemler, AİHS madde 2 ve 3’ün açık ihlalidir.

İnsan Onurunun Sistemli Aşınması: Olayda insan yaşamı bir “deneyim” veya “macera paketi” olarak sunulmuş; bu durum insan onurunun metalaştırılmasının en uç örneklerinden biridir. İnsan bir hedef, bir tüketim nesnesi ve bir eğlence işlevi durumuna getirilmiştir.

Toplumsal Travmanın Yeniden Üretimi: Saraybosna halkı için keskin nişancı tehdidi, savaş hafızasının en ağır simgelerinden biridir. Bu olay savaş sonrası travmaları tetiklemekte, kentsel güvenlik algısını zedelemekte ve devlet otoritesine duyulan güveni aşındırmaktadır. Elde edilen ifadeler, halkın keskin nişancı atışlarına ilişkin haberleri duyduğunda “savaşın geri döndüğü” duygusuna kapıldığını göstermektedir.

Devlet Kapasitesi, Soruşturma Süreçleri ve Sorumluluk

Zayıf Denetim ve Güvenlik Açıklar: Bosna-Hersek’te çok katmanlı yönetim modeli, etnik ayrışmalara dayalı siyasal mekanizmalar ve güvenlik kurumları arasında eş güdüm eksikliği bu tür yanlış amaçlı etkinliklerin gizlenmesini kolaylaştırmaktadır. Sırbistan tarafında ise bazı eski paramiliter unsurların halen yerel kaynaklar üzerinde etki sahibi olduğu bilinmektedir.

Devletin Pozitif Yükümlülüklerindeki Aksama: Çözümleme, devletlerin şu yükümlülüklerde zayıflık gösterdiğini ortaya koymaktadır. Devletin riskleri bilme ve önleme yükümlülüğü vardır. Keskin nişancı ateşinin olası olduğu alanlarda önleyici tedbirlerin alınmamıştır. Devletin etkili soruşturma yükümlülüğü vardır. İlk soruşturma adımlarının yavaş ilerlemesi ve uluslararası iş birliğinin geç devreye girmesi kabul edilemez. Güvenlik siyasaları eksiktir. Savaş artığı bölgelerde düzenli denetim yapılmamıştır. Bu eksiklikler, devlet sorumluluğunun uluslararası hukuk açısından tartışmaya açık olduğunu göstermektedir.

Olayın Uluslararası Hukuk Bağlamında Değerlendirilmesi

İnsanlığa Karşı Suç Olasılığı: Eylemin sistemli ve sivilleri hedef alıyor olması, tekrar edilebilir yapı ve profesyonel organizasyonun varlığı Roma Statüsü’nün “sivil nüfusa yönelik saldırılar” kavramıyla uyumludur. Olayın kapsamı genişlediği takdirde insanlığa karşı suç, savaş suçu ve örgütlü suç etkinliği kategorileri gündeme gelebilir.

Uluslararası Sınır Aşan Suç Bağlantıları: Eyleme yabancı ülke vatandaşlarının dahil olması, Palermo Sözleşmesi açısından olayı uluslararası örgütlü suç kapsamına sokabilecek niteliktedir.

Devletlerarası Sorumluluk: Elde edilen bulgular ışığında Sırbistan’ın, paramiliter unsurlar üzerindeki denetim eksikliği, Bosna-Hersek’in riskli bölgelerde güvenlik önlemlerindeki yetersizlikleri ve iki ülkenin soruşturma süreçlerindeki eş güdüm zayıflıkları uluslararası sorumluluk tartışmalarını güçlendirmektedir.

Sonuç olarak, bulgular ve çözümlemeler bütünsel olarak değerlendirildiğinde olay sıradan bir kriminal davranış değil, insan yaşamını ticari meta durumuna getiren, örgütlü ve uluslararası niteliğe sahip, savaş sonrası toplumların kırılganlıklarından beslenen ve insan hakları açısından en ağır kategorilerden birini oluşturan ağır nitelikli bir uluslararası suç örneği olarak nitelendirilebilir. Elde edilen veriler, bu olayın yalnızca yerel bir güvenlik sorunu olmadığını ve yeni bir suç turizmi biçiminin ortaya çıkmakta olduğunu ve bunun acilen hem hukuk hem siyasalar düzeyinde ele alınması gerektiğini göstermektedir.

GENEL DEĞERLENDİRME, SONUÇ VE ÖNERİLER

Genel Değerlendirme

Bu çalışma, Saraybosna’da savlanan “paralı keskin nişancı turları” olgusunu, tarihsel, kuramsal, hukuksal ve uluslararası hukuk boyutlarıyla incelemiştir. Elde edilen bulgular ışığında şu genel değerlendirmeler yapılabilir. Olay, bireysel bir suç eylemi değil, örgütlü, uluslararası ve ekonomik güdülenmelere dayalı bir suç işleme etkinliği olarak ortaya çıkmaktadır. Öldürme eylemi, yüksek gelir grubuna sunulan bir “lüks deneyim” ve insan yaşamının metalaştırılması anlamına gelmektedir. Sivillerin doğrudan hedef alınması, yaşam hakkının sistemli ihlali, işkence ve insanlık dışı işlemlere maruz bırakılması AİHS ve BM insan hakları rejimi açısından en ciddi ihlallerdendir. Olay, insan onurunun metalaştırılmasının uç bir örneği olarak değerlendirilebilir. Bosna-Hersek ve Sırbistan’ın güvenlik mekanizmalarındaki yetersizlikler ve eş güdüm eksikliği olayın gerçekleşmesine ortam hazırlamıştır. Devletlerin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmemesi, uluslararası sorumluluk tartışmalarını gündeme getirmektedir. Paramiliter unsurların varlığı, savaş sonrası silah ve güç boşlukları, toplumda şiddetin normalleşmesine ve suç ekonomisinin oluşmasına zemin hazırlamıştır. “Safari turları” olgusu, savaş sonrası toplumlarda şiddetin ticarileşmiş biçimlerinin somut bir örneğidir. İtalyan vatandaşlarının katılımı ve yüksek ücretler, olayın sınır ötesi nitelikte bir suç ağının parçası olduğunu göstermektedir. Bu tür eylemlerin görünür olması benzer suç turizmi etkinlikleri için olumsuz emsal oluşturma riskini ortaya koymaktadır.

Sonuç

Bu çalışma, Saraybosna’daki sav edilen “paralı keskin nişancı turları” olgusunun İnsan hakları, hukuksal sorumluluk, uluslararası ceza hukuku ve savaş sonrası toplumsal kırılganlık boyutlarını bütüncül biçimde çözümlemiştir. Sonuç olarak, olay sadece bireysel veya yerel bir suç işleme olayı değildir.  Uluslararası nitelikte ağır bir insan hakları ihlali ve savaş sonrası suç ekonomisinin parçası olarak değerlendirilmelidir. Olayın görünürlüğü ve belgelenmesi, uluslararası toplum, hukuk ve yerel güvenlik siyasaları açısından bir uyarı niteliği taşımaktadır. İnsan yaşamının metalaştırılması ve şiddetin “ticari ürün” durumuna getirilmesi çağdaş insan hakları yazınında eşsiz ve kritik bir örnek teşkil etmektedir.

Öneriler

Bu tür olayların önlenmesi, mağdurların korunması ve hukuksal hesap verilebilirliğin sağlanması için öneriler şu şekilde sıralanabilir:

Hukuksal ve Yargısal Önlemler:

Uluslararası ceza hukuku çerçevesinde soruşturma ve dava süreçlerinin hızlı ve etkili yürütülmesi.

Devletlerin pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği durumlarda uluslararası sorumluluk mekanizmalarının işletilmesi.

“Öldürme turizmi” türündeki suçların insanlığa karşı suç veya örgütlü suç kapsamında tanımlanması.

Güvenlik ve Devlet Siyasaları:

Bosna-Hersek ve Sırbistan’da sınır ötesi ve yerel güvenlik iş birliğinin güçlendirilmesi.

Savaş sonrası paramiliter yapıların silahsızlandırılması ve denetim altına alınması.

Yasa dışı şiddet etkinliklerini saptayacak erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi.

Toplumsal ve Eğitimsel Önlemler

Yerel halkın travma odaklı rehabilitasyonu ve güvenlik algısının güçlendirilmesi.

Savaş sonrası toplumsal barış ve hukuk bilincinin eğitim yoluyla güçlendirilmesi.

“Dark tourism” veya şiddet turizmi gibi etkinliklere karşı toplumsal farkındalığın artırılması.

Uluslararası İzleme ve İş Birliği:

Europol, Interpol ve BM mekanizmalarının, sınır ötesi suç ağlarının izlenmesi ve belgelenmesi sürecinde etili rol alması.

İnsan hakları örgütlerinin yerel ve uluslararası düzeyde izleme raporları sunması.

Olayların belgelenmesi.

 

 

PS: Makale ilgilinizi çektiyse YouTube’da ilgili videoları izlemenizi salık veririm. (Sarajevo Safari, Human Hunters)


 

Kaynakça

 

 

Bose, S. (2002). Bosnia After Dayton: Nationalist Partition and International Intervention. Oxford University Press.

Burg, S. L., & Shoup, P. S. (2000). The War in Bosnia-Herzegovina: Ethnic Conflict and International Intervention. M.E. Sharpe.

European Court of Human Rights (ECHR). (1950–2023). Case Law Database. Retrieved from https://www.echr.coe.int

International Criminal Tribunal for the Former Yugoslavia (ICTY). (1995–2017). Case Law and Judgments. Retrieved from https://www.icty.org

Lischer, S. K. (2005). Collateral Damage: Humanitarian Assistance as a Cause of Conflict. International Security, 28(1), 79–109.

United Nations. (1995). Report of the Secretary-General pursuant to General Assembly resolution 53/35: The Fall of Srebrenica.

Woodward, S. L. (1995). Balkan Tragedy: Chaos and Dissolution after the Cold War. Brookings Institution Press.

Zupanic, Miran. (2022) Sarajevo Safari. https://www.imdb.com/title/tt23861448/mediaviewer/rm2765437953/?ref_=tt_ov_i



[1] Keskin nişancı

[2] Sırp keskin nişancılar, şehrin etrafındaki tepelerde ve yüksek binalarda konuşlanmış, caddenin içinden geçen her yaştan sivili hedef almışlardı. Bu bölgeden geçen insanlar ekmek almak için, işe veya okula gitmek için veya hastanelere ulaşmak için her adımda vurulma riski altındaydı. Sniper Alley, Saraybosna kuşatmasının en karanlık yüzlerini temsil eder: sivillerin sistematik hedef alınması, terör amaçlı keskin nişancı saldırıları, insanların “koşarak hayatta kalma” çabası uluslararası toplumun etkisizliği. Bugün Bosna Savaşı yazınında ve uluslararası insan hakları çalışmalarında şehre uygulanan psikolojik savaşın simgesi olarak kabul edilir.

Hiç yorum yok: