CHP PROGRAMININ YETERLİLİK VE
GEÇERLİLİK DÜZEYİNİN ELEŞTİREL İRDELEMESİ: DIŞ SİYASA, GÜVENLİK VE DİRENÇLİLİK
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Giriş
Dış siyasa
ve güvenlik, çağdaş devletlerin yalnızca uluslararası ilişkilerdeki konumunu
değil, aynı zamanda iç siyasal dengelerini, ekonomik tercihlerini ve toplumsal
bütünlüğünü de doğrudan etkileyen stratejik alanlardır. Bu nedenle siyasal
partilerin dış siyasa programları, yalnızca normatif hedefleri değil, aynı
zamanda iktidar kapasitesi, kriz yönetimi yeteneği ve devlet aklına ilişkin
ipuçları da sunar. Türkiye gibi eş zamanlı olarak bölgesel krizlerin, güvenlik
tehditlerinin ve rejim dönüşümünün iç içe geçtiği bir ülkede bu alan, daha da yaşamsal
bir nitelik kazanmaktadır.
Cumhuriyet
Halk Partisi’nin (CHP) dış siyasa, güvenlik, göç yönetimi ve dirençlilik
başlıklarını içeren program taslağı, Türkiye’nin son yıllarda karşı karşıya
kaldığı çok boyutlu krizlere ilişkin önemli normatif saptamalar içermekle
birlikte, stratejik derinlik ve uygulama kapasitesi bakımından ciddi
sınırlılıklar da barındırmaktadır. Program metni, ağırlıklı olarak demokrasi,
hukukun üstünlüğü, kurumsallaşma ve öngörülebilirlik gibi kavramlar üzerinden
bir dış siyasa hayali oluşturmakta ancak bu hayalin uluslararası sistemin
giderek sertleşen güç dengeleri, bölgesel çatışma dinamikleri ve Türkiye’nin
özgül güvenlik sorunları karşısında nasıl işlerlik kazanacağı yeterince
açıklığa kavuşturulmamaktadır.
Bu çalışma,
CHP’nin dış siyasa programının 4. bölümünü oluşturan “Türkiye’nin Dünyadaki
Yeri ve Dış Siyasa, Güvenlik, Göç Yönetimi ve İnsan Hakları ile Dirençlilik”
alt başlıklarını, normatif söylem, stratejik tutarlılık, kavramsal netlik ve
uygulanabilirlik ölçütleri çerçevesinde eleştirel biçimde irdelemeyi
amaçlamaktadır. Çözümleme, programın ortaya koyduğu demokratik ve kurumsal duyarlılıkları
teslim ederken, metindeki belirsizlikleri, yüzeysellikleri ve stratejik
boşlukları da görünür kılmayı hedeflemektedir.
Bu bağlamda
çalışma, CHP’nin söz konusu programını bir “vaatler toplamı” olarak değil,
iktidar bakış açısına sahip bir siyasal aktörün devlet yönetme savının bir
yansıması olarak ele almaktadır. Dolayısıyla eleştiri, yalnızca metnin iç
tutarlılığına değil, aynı zamanda Türkiye’nin mevcut jeopolitik konumu,
güvenlik riskleri, toplumsal fay hatları ve uluslararası sistemdeki dönüşüm
bağlamında taşıdığı siyasal anlamlara da odaklanmaktadır.
Türkiye’nin
Dünyadaki Yeri ve Dış Siyasa
CHP,
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Türkiye’nin uluslararası konumunu, kurumsal
kapasitesi güçlü, uluslararası hukuka bağlı, öngörülebilir ve güvenilir bir dış
siyasa anlayışıyla yeniden kurmayı hedeflemektedir. CHP’nin dış siyasa vizyonu,
ulusal çıkarların kararlılıkla korunmasını, bölgesel barışın desteklenmesini ve
küresel iş birliğinin geliştirilmesini temel alır. Türkiye’nin dışarıda saygın
ve etkili bir aktör olması, içeride demokrasinin, hukukun üstünlüğünün ve
ekonomik kararlılığın güçlendirilmesine bağlıdır. CHP, dış siyasayı toplumsal
refahı artıran, yurttaşların güvenliğini sağlayan ve Türkiye’nin küresel
sistemde etkili bir konuma yükselmesini olanaklı kılan bir siyasa alanı olarak
görür. Küresel sistem çok aktörlü, çok kutuplu ve yüksek belirsizlik içeren bir
döneme girmiştir. Yeni ittifaklar, bölgesel yarışmalar, enerji güvenliği,
teknolojik dönüşüm, iklim krizleri ve göç hareketleri dünya siyasetini yeniden
şekillendirmektedir. CHP’nin dış siyasası, bu dönüşümün getirdiği risk ve
fırsatları doğru okuyan, ulusal çıkarları akılcı bir zeminde koruyan ve
Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesini merkeze alan bir stratejiye
dayanacaktır.
Demokratik
Türkiye’nin Konumu
CHP,
Türkiye’nin dış siyasasını şu hedefler doğrultusunda yapılandıracaktır: Ulusal
egemenlik ve yurttaş güvenliğini korumak, ekonomik kalkınmayı destekleyen dış
ilişkiler geliştirmek, bölgesel barış ve kararlılığa katkı sunmak ve Türkiye’nin
uluslararası saygınlık ve etkililiğini artırmak. Türkiye, tarihsel birikimi,
jeopolitik konumu ve Cumhuriyet değerleriyle bölgesel ve küresel düzeyde güçlü
bir rol üstlenebilecek kapasiteye sahiptir. CHP’nin dış siyasa anlayışı,
Türkiye’yi yalnızca bölgesel bir aktör değil, aynı zamanda demokratik
değerleriyle ilham veren bir ülke konumuna yükseltmeyi amaçlar.
Refah ve Kararlılık
Temelli Dış Siyasa Vizyonu
CHP,
demokratik ilkelere bağlılığı gereği Türkiye’nin Batı İttifakı içinde güçlü ve
yönlendirici bir aktör olmasını savunur. Bu doğrultuda Avrupa Birliği (AB) tam
üyeliği, Türkiye’nin stratejik hedefidir. Bu hedefin gerektirdiği demokratik
reformlar gecikmeksizin yapılacak, Gümrük Birliği (GB) çağın gereklerine uygun
biçimde güncellenecektir. Avrupa Konseyi, NATO, Avrupa Güvenlik ve İş Birliği
Teşkilatı (AGİT) gibi kurumlarda etkili ve saygın bir Türkiye hedeflenmektedir.
Çok boyutlu dış siyasa anlayışı çerçevesinde Rusya, Çin ve bölge ülkeleriyle
dengeli, ulusal çıkara dayalı ilişkiler sürdürülecektir. Türkiye, BM, Türk
Devletleri Teşkilatı, İslam İş Birliği Teşkilatı ve diğer çok taraflı
platformlarda etkisini artıracak, diplomasi, ekonomik iş birlikleri ve yumuşak
güç unsurlarıyla bölgesel liderliğini güçlendirecektir.
Kıbrıs ve
Doğu Akdeniz
KKTC,
Türkiye için yalnızca stratejik değil, aynı zamanda tarihsel, toplumsal ve
kültürel bağlara dayalı bir kardeş vatandır. Kıbrıs Türk halkının siyasal
eşitliği ve uluslararası hukuktan doğan hakları ödünsüz şekilde savunulacaktır.
Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin egemenlik hakları, deniz yetki alanları ve enerji
çıkarları uluslararası hukuk temelinde kararlılıkla korunacaktır.
Ekonomi
ve Dış Siyasa Bütünlüğü
Dış siyasa
doğrudan yurttaşların refahını etkiler. CHP, dış siyasayı enerji güvenliğini
sağlayan, ticaret ve yatırımlar için öngörülebilir ortam yaratan, küresel
tedarik zincirlerindeki dönüşümlerden pay alan bir ekonomik vizyonla
bütünleştirecektir. Türkiye, dirençli bir ekonomik yapıya kavuşarak küresel yarışma
gücünü artıracaktır.
Kurumsal
Dış Siyasa Reformu
Dış siyasa,
kişisel ilişkilerin değil kurumsal kapasitenin ve devlet ciddiyetinin konusu
olmalıdır. Bu kapsamda Dışişleri Bakanlığı, liyakat ve kurumsal özerklik
esasında yeniden yapılandırılacaktır. Dış siyasada saydamlık, hesap
verebilirlik ve kurumsal denetim mekanizmaları güçlendirilecektir. Nitelikli
diplomatik kadroların yetiştirilmesi için kapsamlı bir eğitim ve insan
kaynakları reformu yapılacaktır.
Yurt dışında
yaşayan yurttaşların güvenliği ve hakları devletin temel yükümlülüğü olarak
görülecektir.
Güvenlik
CHP’nin
güvenlik vizyonu; özgürlük-güvenlik, güvenlik-adalet ve adalet-demokrasi
ilişkilerini birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak ele alır. Güvenlik siyasalar;
yurttaşın huzurunu, refahını ve insan onurunu esas alır.
Güvenliğin
Yeni Tanımı
Günümüz
güvenlik ortamı sadece askeri tehditlerle sınırlı değildir. CHP, güvenliği şu
başlıklarda bütüncül biçimde tanımlar: Terör ve radikalleşme, örgütlü suçlar ve
çeteler, düzensiz göç, siber saldırılar, ekonomik kararsızlık ve toplumsal
kutuplaşma, dezenformasyon ve bilgi yönlendirmesi, kitle imha silahlarının
yayılması. Güvenlik, demokratik kurumların güçlendirilmesi, sosyal adaletin kurulması
ve toplumsal barışın korunmasıyla olanaklıdır.
Ulusal
Güvenlik ve Savunma
CHP,
egemenlik ve ulusal bütünlüğün güvencesi olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK)
çok boyutlu harekat kapasitesine sahip, caydırıcı, profesyonel, siyaset dışı bir
yapıda olması gerektiğini savunur. Bu kapsamda TSK’nın kara, deniz, hava, uzay
ve siber alanlarda ortak harekat yeteneği güçlendirilecektir. Askeri okullar ve
akademiler yeniden yapılandırılacak, harp okulları, askeri liseler ve astsubay
okulları çağdaş eğitim ölçünlerine göre tekrar açılacaktır. Askeri sağlık
sistemi ve kritik kapasite alanları yeniden oluşturulacaktır. Saydam ve
liyakate dayalı bir insan kaynakları siyasası oluşturulacaktır. Şehit yakınları
ve gazilerin hakları iyileştirilecektir.
Sınır
Güvenliği
Sınır
güvenliği teknolojik ve fiziksel tedbirlerle güçlendirilecek, insan kaçakçılığı
ve düzensiz göçü örgütleyen suç ağlarına karşı etkili istihbarat çalışmaları
sürdürülecektir.
Savunma
Sanayi
Savunma
sanayii, Türkiye’nin stratejik bağımsızlığının temel unsurudur. CHP, TSK’nın
ihtiyaçlarına hızlı yanıt veren, saydam ve yarışmacı, siyasal atamalardan
arındırılmış, yüksek teknoloji odaklı bir savunma sanayi yapısı kuracaktır. Savunma
sanayiinin birikimi, elektronik, yapay zeka (YZ), motor teknolojileri, malzeme
bilimleri gibi alanlarda sivil sektörlere aktarılacak ve Türkiye’nin genel
teknoloji kapasitesini artıracaktır.
Vatandaş
Güvenliği ve Dirençli Toplum
CHP’ye göre
güvenlik; kişisel güvenlikten siber güvenliğe, kamu düzeninden sağlık ve gıda
güvenliğine kadar geniş bir alandır. Bu kapsamda örgütlü suç, uyuşturucu,
çeteleşme, kadın cinayetleri ve siber suçlarla kararlı savaşım yürütülecektir. Güvenlik
siyasalarının demokratik denetimi ve saydamlığı sağlanacaktır. Suçla mücadelede
yalnızca ceza yöntemleri değil, suçun ortaya çıktığı toplumsal koşullar da
hedef alınacaktır. CHP’nin güvenlik vizyonu krizlere dirençli, demokratik,
kapsayıcı ve toplumsal barışı güçlendiren bir devlet yapısı kurmayı amaçlar.
CHP Dış Siyasa
ve Güvenlik Programı Üzerine Eleştirel Akademik Bir Değerlendirme
Cumhuriyet
Halk Partisi’nin dış siyasa ve güvenlik programı, Türkiye’nin mevcut
uluslararası konumuna ilişkin önemli saptamalar içermekle birlikte, stratejik
derinlik, kuramsal tutarlılık ve uygulanabilirlik bakımından ciddi eksiklikler
barındırmaktadır. Program, normatif düzeyde güçlü bir demokratik ve hukuksal
vurguya sahip olmasına karşın, dış siyasanın karmaşık güç ilişkileri, bölgesel
gerçeklikler ve değişen küresel sistemle olan gerilimli doğasını yeterince
çözümlenmiş görünmemektedir.
Genel
Yaklaşım: Normatif Güçlü, Çözümleme Zayıf
CHP’nin dış siyasa
metni ağırlıklı olarak, demokrasi, hukukun üstünlüğü, öngörülebilirlik,
kurumsallık gibi normatif kavramlar etrafında kurulmuştur. Ancak bu yaklaşım,
dış siyasanın gerçekçi güç dengeleri, çıkar çatışmaları ve sert yarışmacı
doğası karşısında büyük ölçüde soyut kalmaktadır. Metinde sıkça tekrarlanan
“itibar”, “öngörülebilirlik” ve “uluslararası saygınlık” kavramları, hangi
somut araçlarla ve hangi koşullar altında sağlanacağına ilişkin yeterli
açıklama içermemektedir. Bu durum, programın güçlü bir söylem üretmesine karşın
operasyonel kapasite bakımından zayıf kalmasına yol açmaktadır.
Kavramsal
Belirsizlik: Çok Kutupluluk Çözümlemesi Yüzeysel
Programda
uluslararası sistemin “çok kutuplu” bir yapıya evrildiği doğru biçimde saptanmakla
birlikte, bu yapının Türkiye için doğurduğu stratejik ikilemler derinlemesine
ele alınmamıştır. Örneğin: NATO üyeliği ile Rusya ve Çin’le “dengeli ilişkiler”
vurgusu yapılmakta, ancak bu dengenin artan küresel bloklaşma koşullarında
nasıl sürdürülebileceğine ilişkin stratejik bir çerçeve sunulmamaktadır. Bu
durum, programın dış siyasa realitelerini saptamakta başarılı, ancak bu
gerçeklikler karşısında hangi tavır ve tutumların alınacağı konusunda çekingen
kaldığını göstermektedir.
Batı
İttifakı ve AB Siyasası: Stratejik Hedef mi, Retorik mi?
CHP’nin AB
tam üyeliğini “stratejik hedef” olarak tanımlaması önemlidir. Ancak bu hedef AB
içindeki yapısal krizler, genişleme yorgunluğu, Türkiye’ye yönelik artan
siyasal direnç, vize serbestisi ve GB süreçlerindeki tıkanma gibi gerçekler
ışığında yeniden konumlandırılmamıştır. AB hedefi korunurken, aynı zamanda
“güncellenmiş bir Avrupa bakış açısı” yerine, daha gerçekçi olan: “Yeni nesil
bir ortaklık modeli” tartışması eksik bırakılmıştır. Ayrıca CHP, AB sürecini
esas olarak demokratik reformlar üzerinden ele almakta ancak bu reformların iç
siyaset altyapısı (bürokrasi, yargı, güvenlik elitleri, medya yapısı) yeterince
hesaba katılmamaktadır.
Bölgesel Siyasa:
Suriye, Irak ve Doğu Akdeniz Eksikliği
Programın en
zayıf alanlarından biri, Türkiye’nin çevresindeki sıcak çatışma bölgelerine
ilişkin çözümlemelerin yüzeysel kalmasıdır. Özellikle, Suriye sorunu neredeyse
göç bağlamına indirgenmiştir. Oysa burada, rejim değişikliği sonrası denge gereksinimi,
Kürt sorununun bölgesel yansımaları, Türkiye destekli yapıların geleceği gibi
stratejik başlıklar eksik bırakılmıştır. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi, PKK
meselesi ve Türkiye’nin sınır ötesi askeri varlığı konularında belirsizlikler
mevcuttur. Doğu Akdeniz başlığında hukuksal söylem baskın, ancak askeri,
jeopolitik ve enerji güvenliği boyutu zayıf kalmaktadır. Bu durum CHP’nin dış siyasasında
güvenlik ve diplomasi dengesini kurmakta zorlandığını göstermektedir.
Güvenlik
Anlayışı: Liberal Söylem – Sert Gerçeklik Gerilimi
CHP’nin
güvenlik yaklaşımı özgürlük ve güvenlik dengesi açısından normatif olarak
güçlüdür; ancak terörle mücadele, sınır güvenliği, göç, iç güvenlik krizleri bağlamında
somut siyasa araçları yetersizdir. Güvenliğin demokrasi ile birlikte ele
alınması doğrudur fakat kırılgan devlet yapısı, yüksek kutuplaşma ve bölgesel
silahlı aktörler bağlamında bu denge nasıl kurulacaktır sorusu programda
yanıtsız kalmaktadır. Özellikle, askeri reform önerilerinin soyut kalması, “TSK-Siyaset”
ilişkisine ilişkin net bir çerçeve sunulmaması, güvenlik bürokrasisinde
dönüşümün nasıl yapılacağına ilişkin ayrıntı eksikliği metni teknik açıdan
zayıflatmaktadır.
Kurumsallaşma
Vurgusu: Doğru Ama Eksik
CHP’nin dış siyasada
kurumsallaşma ve liyakat vurgusu isabetlidir. Ancak bu reformun mevcut güç
merkezleriyle ilişkisi, Cumhurbaşkanlığı sisteminde uygulanabilirliği, bürokrasinin
yeniden yapılanma maliyeti gibi konular çözümlenmemiştir. Kurumsallaşma,
yalnızca bir niyet değil, aynı zamanda siyasal güç ilişkilerinin yeniden
düzenlenmesi sorunudur. Bu boyut göz ardı edilmiştir.
Genel
Sonuç: Ahlaki Üstünlük Var, Stratejik Sertlik Zayıf
Özetle
CHP’nin dış siyasa ve güvenlik metni normatif açıdan güçlü, demokratik değerler
bakımından tutarlı, söylem düzeyinde inandırıcı, ancak stratejik derinlik, güç
dengesi okuması, bölgesel siyasa netliği, kriz senaryosu kapasitesi bakımından
sınırlıdır. Metin, bir dış siyasa niyet bildirgesi olarak değerlidir ancak
henüz tam anlamıyla bir devlet yönetme programı düzeyine ulaşmamıştır.
Türkiye’nin
Dünyadaki Yeri ve Dış Siyasa
Bu bölüm
normatif açıdan güçlü olmakla birlikte, stratejik çözümleme derinliği ve
önceliklendirme bakımından zayıf kalmaktadır. Başlıca eleştiriler aşağıda
sıralanmıştır: Türkiye’nin küresel sistemdeki yerinin tanımı (“etkili, saygın,
öngörülebilir”) güçlü bir söylem sunmakla beraber, bu konumun hangi bölgelerde,
hangi araçlarla, hangi öncelikler altında yaşama geçirileceği açık değildir. “Çok
boyutlu dış siyasa” vurgusu yapılmakta, ancak uygulamada Batı merkezli bir yaklaşım
ağır basmaktadır. Bu bir tercih olabilir fakat bu tercih çözümleyici açıdan gerekçelendirilmemiştir.
AB tam üyeliği stratejik hedef olarak korunurken AB’nin Türkiye’ye yönelik
isteksizliği, iç siyasal atmosfer, Avrupa kamuoyunun Türkiye algısı gibi etmenler
ışığında farklı senaryolar (örneğin, imtiyazlı ortaklık, işlevsel bütünleşme)
tartışılmamaktadır. Suriye, Irak, Kafkasya, Doğu Akdeniz gibi alanlar genel
ifadelerle geçiştirilmektedir. Bu, metni bir dış siyasa vizyonundan ziyade iyi
niyet belgesi konumuna düşürmektedir. Güvenlikle ilgili bölümde güvenlik
kavramı doğru şekilde genişletilmekle birlikte, yöntem, kapasite ve araç
tartışması belirgin biçimde yetersizdir. Güvenliğin aşırı normatif tanımı ve özgürlük-güvenlik
dengesi vurguları değerli olsa da Türkiye’nin terörle savaşım deneyimi, sınır
güvenliği riskleri, iç çatışma dinamikleri dikkate alındığında metin fazlasıyla
soyut kalmaktadır. Askeri eğitim reformu, liyakat, profesyonelleşme gibi
başlıklar yer almakla birlikte TSK-siyasal iktidar ilişkisi, askeri
hiyerarşinin sivil denetimi, askeri bürokrasinin yeniden yapılandırılması gibi
zor alanlar bilinçli biçimde es geçilmektedir. Emniyet, jandarma, istihbarat
yapılarının demokratik denetimi ve reformu hakkında net hiçbir çerçeve yoktur. Göç yönetimi ve insan hakları alt bölümü
normatif olarak en güçlü, fakat uygulama açısından en kırılgan bölümlerden
biridir. Her şeyden önce, gerçekçilik sorunu gözlemlenmektedir. Göç konusunda
insan hakları merkezli yaklaşım önemli olmakla birlikte, Türkiye’nin 3.5+
milyon sığınmacıya ev sahipliği yapması, ekonomik baskılar, toplumsal gerilim gibi
gerçekler karşısında bu yaklaşımın nasıl sürdürüleceği net değildir. “Onurlu ve
gönüllü geri dönüş” vurgusu vardır, ancak bunun hangi koşullarda olanaklı
olduğu, Suriye alanındaki gerçeklik, güvenlik güvencelerinin nasıl sağlanacağı açıklanmamıştır.
İnsan hakları ve toplumsal tepki gerilimi bağlamında metin, göçmen karşıtı
toplumsal söylemin yükselmesine karşı nasıl bir siyasal strateji izleneceğini
tartışmamaktadır. Dirençlilik ile ilgili bölüm kavramsal olarak doğru bir alanı
işaret etmesine karşın, en dağınık ve kuramsal zemini en zayıf bölümdür. Dirençlilik
kavramı kullanılmaktadır ancak güvenlik yazınındaki anlamı, afet sonrası
kapasite, devlet-toplum ilişkilerindeki yeri netleştirilmemektedir. Afetler,
iklim krizi, enerji, siber güvenlik gibi dirençlilik boyutları sıralanmakta fakat
aralarındaki öncelik, kurumsal yapılanma, bütçe ve kapasite konusu ele alınmamaktadır.
Türkiye’nin mevcut kurumlarının (AFAD, sağlık sistemi, altyapı kurumları vb.)
dirençlilik açısından sorunları somut biçimde çözümlenmemiştir.
Genel
Değerlendirme ve Sonuç
CHP’nin dış
siyasa, güvenlik, göç yönetimi ve dirençlilik programı, normatif açıdan güçlü,
demokratik değerler ve hukukun üstünlüğüne bağlı bir vizyon sunmakta, söylem
düzeyinde inandırıcı bir çerçeve oluşturmaktadır. Program, özellikle insan
hakları, kurumsallaşma, saydamlık ve öngörülebilirlik gibi kavramlar etrafında
yapılandırılmış ve Türkiye’nin uluslararası sistemdeki meşruluğunu ve saygınlığını
artırma hedefini açıkça ortaya koymuştur. Bu yönleriyle metin, CHP’nin
demokratik ilkeleri temel alan dış siyasa ve güvenlik anlayışını net biçimde
ortaya koyması bakımından değerlidir.
Buna karşılık
programın stratejik derinliği, uygulanabilirliği ve uluslararası sistemle uyumu
bakımından ciddi sınırlılıklar gözlemlenmektedir. Türkiye’nin çevresindeki
bölgesel krizler, çok kutuplu güç dengeleri ve sert yarışma ortamı karşısında
CHP’nin normatif söylemi yeterli somut siyasal araçlarla desteklenmemektedir.
Uluslararası ilişkilerde güç dengeleri, bloklaşma eğilimleri ve bölgesel
güvenlik riskleri, programda çoğunlukla soyut ifadelerle ele alınmış, olası
kriz senaryoları, önceliklendirilmiş siyasal önlemler ve kaynak dağılımı
konularına ilişkin net bir çerçeve sunulmamıştır. Bu durum, programın bir
vizyon beyanı olarak güçlü olmasına karşın, uygulama düzeyinde sınırlı bir yol
haritası sunması sonucunu doğurmaktadır.
Güvenlik ve
savunma politikaları bağlamında, CHP’nin güvenlik tanımının genişliği ve
demokratik denetim vurgusu önemli bir kazanımdır. Ancak terörle mücadele, sınır
güvenliği, askeri reform ve istihbarat yapılarının demokratik denetimi
konularında somut yöntemler ve uygulama planları eksiktir. TSK-siyaset
ilişkisi, askeri bürokrasinin yeniden yapılandırılması ve güvenlik sektöründe liyakatin
sağlanması gibi kritik alanlar programda yüzeysel bırakılmıştır. Bu durum,
normatif güç ve söylemsel inandırma kapasitesi yüksek bir programın,
operasyonel yeterlilik açısından ciddi boşluklar taşıdığını göstermektedir.
Göç yönetimi
ve insan hakları alt bölümünde, hak temelli yaklaşım ve insancıl bakış açısı
öne çıkmakta ancak Türkiye’nin mevcut 3.5 milyon civarındaki mülteci yükü ve
toplumsal gerilimler karşısında bu yaklaşımın sürdürülebilirliği belirsizdir.
Gönüllü ve onurlu geri dönüş modelleri tartışılmış olsa da güvenlik temelli
koşullar ve bölgesel gerçeklikler göz ardı edilmektedir. Dirençlilik başlığı
ise kavramsal olarak doğru bir alanı işaret etmekle birlikte, kurumsal
kapasite, bütçe ve önceliklendirme gibi somut unsurlardan yoksundur.
Sonuç
olarak, CHP’nin dış siyasa ve güvenlik programı normatif açıdan tutarlı ve
demokratik değerleri önceliklendiren bir vizyon ortaya koyarken, stratejik
derinlik, bölgesel ve küresel güç dengelerinin çözümlenmesi, kriz yönetimi
kapasitesi ve uygulanabilirlik açısından sınırlı kalmaktadır. Program,
Türkiye’nin dış siyasa ve güvenlik alanında bir yönelim belgesi olarak
değerlidir ancak bir devlet yönetme programı ve operasyonel strateji olarak
ciddi boşluklar içermektedir. Bu boşluklar, programın hem iç siyasal zemin hem
de uluslararası ortamla uyumlu bir biçimde güçlendirilmesi gerektiğini
göstermektedir.
CHP’nin dış
siyasa, güvenlik, göç yönetimi ve dirençlilik programının akademik bir
irdelemesi, normatif söylem ile uygulama kapasitesi arasındaki gerilimi ortaya
koymaktadır. Program, demokratik ilkeler, hukukun üstünlüğü ve insan hakları
vurgusuyla güçlü bir normatif zemin oluşturmakta, ancak stratejik derinlik ve
uygulanabilirlik açısından önemli eksiklikler barındırmaktadır.
Programın en
güçlü yanı, demokratik değerleri ve hukukun üstünlüğünü dış siyasa ve güvenlik
yaklaşımının merkezine yerleştirmesidir. İnsan hakları, göç yönetimi ve
kurumsallaşma başlıkları net kavramsal çerçevelerle tanımlanmış, Türkiye’nin
uluslararası saygınlık ve öngörülebilirlik hedefleri açıkça vurgulanmıştır.
Bununla birlikte, kavramsal netlik çoğu zaman normatif söylemle sınırlı
kalmakta ve stratejik öncelikler, bölgesel önlemler ve güç dengesi çözümlemeleri
yüzeysel bırakılmaktadır.
Program,
Türkiye’nin çok kutuplu bir uluslararası sistemde yerini tanımlamakta ve Batı
ittifakı, AB, NATO gibi aktörlerle ilişkileri çerçevelemektedir. Ancak Rusya,
Çin ve bölgesel aktörlerle dengeli ilişkiler kurma vurgusu, mevcut küresel
bloklaşma eğilimleri karşısında yeterince derinlemesine incelenmemektedir.
Suriye, Irak, Kafkasya ve Doğu Akdeniz gibi stratejik alanlar genel ifadelerle
geçilmiş, somut diplomasi ve kriz yönetimi senaryoları sunulmamıştır. Bu durum,
programın stratejik rehberlik kapasitesini sınırlandırmaktadır.
CHP’nin
güvenlik anlayışı, özgürlük-güvenlik dengesi, demokratik denetim ve toplumsal
barış vurgusu ile normatif olarak güçlüdür. Fakat terörle mücadele, sınır
güvenliği, istihbarat reformu ve TSK-siyaset ilişkisi gibi kritik alanlarda
somut araçlar ve uygulama planları eksiktir. Savunma sanayii, askeri eğitim ve
liyakat vurgusu stratejik olarak doğru olmakla birlikte, mevcut güç ilişkileri
ve bürokratik direnç bağlamında uygulanabilirliği belirsizdir.
Hak temelli
yaklaşım programın en güçlü normatif unsurlarından biri olsa da, uygulamada
karşılaşılan ekonomik ve toplumsal sınırlamalar göz ardı edilmiştir. 3.5 milyon
civarında sığınmacının varlığı, toplumsal gerilimler ve güvenlik riskleri
karşısında “onurlu ve gönüllü geri dönüş” hedefleri operasyonel olarak
detaylandırılmamıştır. Bu bağlamda program, ideal normatif ilkeler ile mevcut
gerçekler arasındaki gerilimi yeterince çözümlememektedir.
Dirençlilik
kavramı programda yer almakla birlikte, kavramsal ve kurumsal zemini zayıftır.
Afetler, iklim değişikliği, enerji ve siber güvenlik gibi alanlar sıralansa da
önceliklendirme, kaynak özgülemesi ve kurumlar arası eş güdüm açıklanmamıştır.
Bu eksiklik, programın krizlere karşı somut bir direnç stratejisi
geliştirmesini engellemektedir.
CHP’nin dış
siyasa ve güvenlik programı, normatif ve demokratik değerler açısından güçlü,
söylemsel olarak inandırıcı bir metin ortaya koymaktadır. Ancak stratejik
derinlik, bölgesel siyasa çözümlemesi, kriz yönetimi kapasitesi ve
uygulanabilirlik açısından ciddi sınırlılıklar taşımaktadır. Akademik bakış
açısıyla, program daha çok bir vizyon beyanı olarak değerlendirilebilir. Operasyonel
ve stratejik bir devlet yönetme planı olarak eksik ve yüzeyseldir. Bu nedenle
CHP programının güçlendirilmesi, stratejik önceliklerin netleştirilmesi, kriz
senaryolarının oluşturulması ve uygulama kapasitesinin somut araçlarla
desteklenmesi yönünde adımlar atılmasını gerektirmektedir.
|
Çizelge 1: Özet |
|||
|
Alt Bölüm |
Normatif ve Kavramsal
Güç |
Temel
Stratejik/Operasyonel Eksiklik |
Geliştirme Önerisi |
|
Türkiye’nin Dünyadaki Yeri |
Demokratik değerler ve uluslararası saygınlık
vurgusu güçlü |
Bölgesel öncelik haritası ve güç dengesi çözümlemesi
eksik |
Türkiye’nin öncelikli bölgesel ve küresel alanları
tanımlanmalı; somut diplomasi araçları önerilmeli |
|
Güvenlik |
Özgürlük-güvenlik dengesi, demokratik denetim
vurgusu iyi |
TSK-siyaset ilişkisi, sınır güvenliği, istihbarat
reformu gibi somut araçlar eksik |
Askeri ve güvenlik bürokrasisi reform planları, kriz
yönetimi senaryoları ayrıntılandırılmalı |
|
Göç Yönetimi ve İnsan Hakları |
Hak temelli yaklaşım ve normatif çerçeve güçlü |
Uygulama gerçekçiliği düşük; sığınmacı yoğunluğu ve
toplumsal gerilimler göz ardı edilmiş |
Aşamalı geri dönüş planları, uyum ve toplumsal bütünleşme
modelleri geliştirilmelidir |
|
Dirençlilik |
Kavramsal olarak çağdaş ve güncel bir alan işaret
ediliyor |
Kurumsal kapasite, önceliklendirme, bütçe ve eş
güdüm eksik |
Afet, enerji, siber güvenlik alanları için kurumsal
çerçeve ve kaynak planlaması oluşturulmalı |
|
Dış Siyasa Stratejisi |
Normatif ve demokratik ilkeler net |
Çok kutuplu sistemde stratejik derinlik, kriz
senaryoları ve bölgesel denge çözümlemeleri eksik |
NATO, AB, Rusya-Çin ve bölgesel aktörlerle ilişkiler
için senaryo bazlı strateji geliştirilmelidir |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder