Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

23 Kasım 2025 Pazar

 

CHP PROGRAMININ YETERLİLİK VE GEÇERLİLİK DÜZEYİNİN ELEŞTİREL İRDELEMESİ: DIŞ SİYASA, GÜVENLİK VE DİRENÇLİLİK

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

Giriş

Dış siyasa ve güvenlik, çağdaş devletlerin yalnızca uluslararası ilişkilerdeki konumunu değil, aynı zamanda iç siyasal dengelerini, ekonomik tercihlerini ve toplumsal bütünlüğünü de doğrudan etkileyen stratejik alanlardır. Bu nedenle siyasal partilerin dış siyasa programları, yalnızca normatif hedefleri değil, aynı zamanda iktidar kapasitesi, kriz yönetimi yeteneği ve devlet aklına ilişkin ipuçları da sunar. Türkiye gibi eş zamanlı olarak bölgesel krizlerin, güvenlik tehditlerinin ve rejim dönüşümünün iç içe geçtiği bir ülkede bu alan, daha da yaşamsal bir nitelik kazanmaktadır.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) dış siyasa, güvenlik, göç yönetimi ve dirençlilik başlıklarını içeren program taslağı, Türkiye’nin son yıllarda karşı karşıya kaldığı çok boyutlu krizlere ilişkin önemli normatif saptamalar içermekle birlikte, stratejik derinlik ve uygulama kapasitesi bakımından ciddi sınırlılıklar da barındırmaktadır. Program metni, ağırlıklı olarak demokrasi, hukukun üstünlüğü, kurumsallaşma ve öngörülebilirlik gibi kavramlar üzerinden bir dış siyasa hayali oluşturmakta ancak bu hayalin uluslararası sistemin giderek sertleşen güç dengeleri, bölgesel çatışma dinamikleri ve Türkiye’nin özgül güvenlik sorunları karşısında nasıl işlerlik kazanacağı yeterince açıklığa kavuşturulmamaktadır.

Bu çalışma, CHP’nin dış siyasa programının 4. bölümünü oluşturan “Türkiye’nin Dünyadaki Yeri ve Dış Siyasa, Güvenlik, Göç Yönetimi ve İnsan Hakları ile Dirençlilik” alt başlıklarını, normatif söylem, stratejik tutarlılık, kavramsal netlik ve uygulanabilirlik ölçütleri çerçevesinde eleştirel biçimde irdelemeyi amaçlamaktadır. Çözümleme, programın ortaya koyduğu demokratik ve kurumsal duyarlılıkları teslim ederken, metindeki belirsizlikleri, yüzeysellikleri ve stratejik boşlukları da görünür kılmayı hedeflemektedir.

Bu bağlamda çalışma, CHP’nin söz konusu programını bir “vaatler toplamı” olarak değil, iktidar bakış açısına sahip bir siyasal aktörün devlet yönetme savının bir yansıması olarak ele almaktadır. Dolayısıyla eleştiri, yalnızca metnin iç tutarlılığına değil, aynı zamanda Türkiye’nin mevcut jeopolitik konumu, güvenlik riskleri, toplumsal fay hatları ve uluslararası sistemdeki dönüşüm bağlamında taşıdığı siyasal anlamlara da odaklanmaktadır.

Türkiye’nin Dünyadaki Yeri ve Dış Siyasa

CHP, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Türkiye’nin uluslararası konumunu, kurumsal kapasitesi güçlü, uluslararası hukuka bağlı, öngörülebilir ve güvenilir bir dış siyasa anlayışıyla yeniden kurmayı hedeflemektedir. CHP’nin dış siyasa vizyonu, ulusal çıkarların kararlılıkla korunmasını, bölgesel barışın desteklenmesini ve küresel iş birliğinin geliştirilmesini temel alır. Türkiye’nin dışarıda saygın ve etkili bir aktör olması, içeride demokrasinin, hukukun üstünlüğünün ve ekonomik kararlılığın güçlendirilmesine bağlıdır. CHP, dış siyasayı toplumsal refahı artıran, yurttaşların güvenliğini sağlayan ve Türkiye’nin küresel sistemde etkili bir konuma yükselmesini olanaklı kılan bir siyasa alanı olarak görür. Küresel sistem çok aktörlü, çok kutuplu ve yüksek belirsizlik içeren bir döneme girmiştir. Yeni ittifaklar, bölgesel yarışmalar, enerji güvenliği, teknolojik dönüşüm, iklim krizleri ve göç hareketleri dünya siyasetini yeniden şekillendirmektedir. CHP’nin dış siyasası, bu dönüşümün getirdiği risk ve fırsatları doğru okuyan, ulusal çıkarları akılcı bir zeminde koruyan ve Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesini merkeze alan bir stratejiye dayanacaktır.

Demokratik Türkiye’nin Konumu

CHP, Türkiye’nin dış siyasasını şu hedefler doğrultusunda yapılandıracaktır: Ulusal egemenlik ve yurttaş güvenliğini korumak, ekonomik kalkınmayı destekleyen dış ilişkiler geliştirmek, bölgesel barış ve kararlılığa katkı sunmak ve Türkiye’nin uluslararası saygınlık ve etkililiğini artırmak. Türkiye, tarihsel birikimi, jeopolitik konumu ve Cumhuriyet değerleriyle bölgesel ve küresel düzeyde güçlü bir rol üstlenebilecek kapasiteye sahiptir. CHP’nin dış siyasa anlayışı, Türkiye’yi yalnızca bölgesel bir aktör değil, aynı zamanda demokratik değerleriyle ilham veren bir ülke konumuna yükseltmeyi amaçlar.

Refah ve Kararlılık Temelli Dış Siyasa Vizyonu

CHP, demokratik ilkelere bağlılığı gereği Türkiye’nin Batı İttifakı içinde güçlü ve yönlendirici bir aktör olmasını savunur. Bu doğrultuda Avrupa Birliği (AB) tam üyeliği, Türkiye’nin stratejik hedefidir. Bu hedefin gerektirdiği demokratik reformlar gecikmeksizin yapılacak, Gümrük Birliği (GB) çağın gereklerine uygun biçimde güncellenecektir. Avrupa Konseyi, NATO, Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı (AGİT) gibi kurumlarda etkili ve saygın bir Türkiye hedeflenmektedir. Çok boyutlu dış siyasa anlayışı çerçevesinde Rusya, Çin ve bölge ülkeleriyle dengeli, ulusal çıkara dayalı ilişkiler sürdürülecektir. Türkiye, BM, Türk Devletleri Teşkilatı, İslam İş Birliği Teşkilatı ve diğer çok taraflı platformlarda etkisini artıracak, diplomasi, ekonomik iş birlikleri ve yumuşak güç unsurlarıyla bölgesel liderliğini güçlendirecektir.

Kıbrıs ve Doğu Akdeniz

KKTC, Türkiye için yalnızca stratejik değil, aynı zamanda tarihsel, toplumsal ve kültürel bağlara dayalı bir kardeş vatandır. Kıbrıs Türk halkının siyasal eşitliği ve uluslararası hukuktan doğan hakları ödünsüz şekilde savunulacaktır. Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin egemenlik hakları, deniz yetki alanları ve enerji çıkarları uluslararası hukuk temelinde kararlılıkla korunacaktır.

Ekonomi ve Dış Siyasa Bütünlüğü

Dış siyasa doğrudan yurttaşların refahını etkiler. CHP, dış siyasayı enerji güvenliğini sağlayan, ticaret ve yatırımlar için öngörülebilir ortam yaratan, küresel tedarik zincirlerindeki dönüşümlerden pay alan bir ekonomik vizyonla bütünleştirecektir. Türkiye, dirençli bir ekonomik yapıya kavuşarak küresel yarışma gücünü artıracaktır.

Kurumsal Dış Siyasa Reformu

Dış siyasa, kişisel ilişkilerin değil kurumsal kapasitenin ve devlet ciddiyetinin konusu olmalıdır. Bu kapsamda Dışişleri Bakanlığı, liyakat ve kurumsal özerklik esasında yeniden yapılandırılacaktır. Dış siyasada saydamlık, hesap verebilirlik ve kurumsal denetim mekanizmaları güçlendirilecektir. Nitelikli diplomatik kadroların yetiştirilmesi için kapsamlı bir eğitim ve insan kaynakları reformu yapılacaktır.

Yurt dışında yaşayan yurttaşların güvenliği ve hakları devletin temel yükümlülüğü olarak görülecektir.

Güvenlik

CHP’nin güvenlik vizyonu; özgürlük-güvenlik, güvenlik-adalet ve adalet-demokrasi ilişkilerini birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak ele alır. Güvenlik siyasalar; yurttaşın huzurunu, refahını ve insan onurunu esas alır.

Güvenliğin Yeni Tanımı

Günümüz güvenlik ortamı sadece askeri tehditlerle sınırlı değildir. CHP, güvenliği şu başlıklarda bütüncül biçimde tanımlar: Terör ve radikalleşme, örgütlü suçlar ve çeteler, düzensiz göç, siber saldırılar, ekonomik kararsızlık ve toplumsal kutuplaşma, dezenformasyon ve bilgi yönlendirmesi, kitle imha silahlarının yayılması. Güvenlik, demokratik kurumların güçlendirilmesi, sosyal adaletin kurulması ve toplumsal barışın korunmasıyla olanaklıdır.

Ulusal Güvenlik ve Savunma

CHP, egemenlik ve ulusal bütünlüğün güvencesi olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) çok boyutlu harekat kapasitesine sahip, caydırıcı, profesyonel, siyaset dışı bir yapıda olması gerektiğini savunur. Bu kapsamda TSK’nın kara, deniz, hava, uzay ve siber alanlarda ortak harekat yeteneği güçlendirilecektir. Askeri okullar ve akademiler yeniden yapılandırılacak, harp okulları, askeri liseler ve astsubay okulları çağdaş eğitim ölçünlerine göre tekrar açılacaktır. Askeri sağlık sistemi ve kritik kapasite alanları yeniden oluşturulacaktır. Saydam ve liyakate dayalı bir insan kaynakları siyasası oluşturulacaktır. Şehit yakınları ve gazilerin hakları iyileştirilecektir.

Sınır Güvenliği

Sınır güvenliği teknolojik ve fiziksel tedbirlerle güçlendirilecek, insan kaçakçılığı ve düzensiz göçü örgütleyen suç ağlarına karşı etkili istihbarat çalışmaları sürdürülecektir.

Savunma Sanayi

Savunma sanayii, Türkiye’nin stratejik bağımsızlığının temel unsurudur. CHP, TSK’nın ihtiyaçlarına hızlı yanıt veren, saydam ve yarışmacı, siyasal atamalardan arındırılmış, yüksek teknoloji odaklı bir savunma sanayi yapısı kuracaktır. Savunma sanayiinin birikimi, elektronik, yapay zeka (YZ), motor teknolojileri, malzeme bilimleri gibi alanlarda sivil sektörlere aktarılacak ve Türkiye’nin genel teknoloji kapasitesini artıracaktır.

Vatandaş Güvenliği ve Dirençli Toplum

CHP’ye göre güvenlik; kişisel güvenlikten siber güvenliğe, kamu düzeninden sağlık ve gıda güvenliğine kadar geniş bir alandır. Bu kapsamda örgütlü suç, uyuşturucu, çeteleşme, kadın cinayetleri ve siber suçlarla kararlı savaşım yürütülecektir. Güvenlik siyasalarının demokratik denetimi ve saydamlığı sağlanacaktır. Suçla mücadelede yalnızca ceza yöntemleri değil, suçun ortaya çıktığı toplumsal koşullar da hedef alınacaktır. CHP’nin güvenlik vizyonu krizlere dirençli, demokratik, kapsayıcı ve toplumsal barışı güçlendiren bir devlet yapısı kurmayı amaçlar.

CHP Dış Siyasa ve Güvenlik Programı Üzerine Eleştirel Akademik Bir Değerlendirme

Cumhuriyet Halk Partisi’nin dış siyasa ve güvenlik programı, Türkiye’nin mevcut uluslararası konumuna ilişkin önemli saptamalar içermekle birlikte, stratejik derinlik, kuramsal tutarlılık ve uygulanabilirlik bakımından ciddi eksiklikler barındırmaktadır. Program, normatif düzeyde güçlü bir demokratik ve hukuksal vurguya sahip olmasına karşın, dış siyasanın karmaşık güç ilişkileri, bölgesel gerçeklikler ve değişen küresel sistemle olan gerilimli doğasını yeterince çözümlenmiş görünmemektedir.

Genel Yaklaşım: Normatif Güçlü, Çözümleme Zayıf

CHP’nin dış siyasa metni ağırlıklı olarak, demokrasi, hukukun üstünlüğü, öngörülebilirlik, kurumsallık gibi normatif kavramlar etrafında kurulmuştur. Ancak bu yaklaşım, dış siyasanın gerçekçi güç dengeleri, çıkar çatışmaları ve sert yarışmacı doğası karşısında büyük ölçüde soyut kalmaktadır. Metinde sıkça tekrarlanan “itibar”, “öngörülebilirlik” ve “uluslararası saygınlık” kavramları, hangi somut araçlarla ve hangi koşullar altında sağlanacağına ilişkin yeterli açıklama içermemektedir. Bu durum, programın güçlü bir söylem üretmesine karşın operasyonel kapasite bakımından zayıf kalmasına yol açmaktadır.

Kavramsal Belirsizlik: Çok Kutupluluk Çözümlemesi Yüzeysel

Programda uluslararası sistemin “çok kutuplu” bir yapıya evrildiği doğru biçimde saptanmakla birlikte, bu yapının Türkiye için doğurduğu stratejik ikilemler derinlemesine ele alınmamıştır. Örneğin: NATO üyeliği ile Rusya ve Çin’le “dengeli ilişkiler” vurgusu yapılmakta, ancak bu dengenin artan küresel bloklaşma koşullarında nasıl sürdürülebileceğine ilişkin stratejik bir çerçeve sunulmamaktadır. Bu durum, programın dış siyasa realitelerini saptamakta başarılı, ancak bu gerçeklikler karşısında hangi tavır ve tutumların alınacağı konusunda çekingen kaldığını göstermektedir.

Batı İttifakı ve AB Siyasası: Stratejik Hedef mi, Retorik mi?

CHP’nin AB tam üyeliğini “stratejik hedef” olarak tanımlaması önemlidir. Ancak bu hedef AB içindeki yapısal krizler, genişleme yorgunluğu, Türkiye’ye yönelik artan siyasal direnç, vize serbestisi ve GB süreçlerindeki tıkanma gibi gerçekler ışığında yeniden konumlandırılmamıştır. AB hedefi korunurken, aynı zamanda “güncellenmiş bir Avrupa bakış açısı” yerine, daha gerçekçi olan: “Yeni nesil bir ortaklık modeli” tartışması eksik bırakılmıştır. Ayrıca CHP, AB sürecini esas olarak demokratik reformlar üzerinden ele almakta ancak bu reformların iç siyaset altyapısı (bürokrasi, yargı, güvenlik elitleri, medya yapısı) yeterince hesaba katılmamaktadır.

Bölgesel Siyasa: Suriye, Irak ve Doğu Akdeniz Eksikliği

Programın en zayıf alanlarından biri, Türkiye’nin çevresindeki sıcak çatışma bölgelerine ilişkin çözümlemelerin yüzeysel kalmasıdır. Özellikle, Suriye sorunu neredeyse göç bağlamına indirgenmiştir. Oysa burada, rejim değişikliği sonrası denge gereksinimi, Kürt sorununun bölgesel yansımaları, Türkiye destekli yapıların geleceği gibi stratejik başlıklar eksik bırakılmıştır. Irak Kürt Bölgesel Yönetimi, PKK meselesi ve Türkiye’nin sınır ötesi askeri varlığı konularında belirsizlikler mevcuttur. Doğu Akdeniz başlığında hukuksal söylem baskın, ancak askeri, jeopolitik ve enerji güvenliği boyutu zayıf kalmaktadır. Bu durum CHP’nin dış siyasasında güvenlik ve diplomasi dengesini kurmakta zorlandığını göstermektedir.

Güvenlik Anlayışı: Liberal Söylem – Sert Gerçeklik Gerilimi

CHP’nin güvenlik yaklaşımı özgürlük ve güvenlik dengesi açısından normatif olarak güçlüdür; ancak terörle mücadele, sınır güvenliği, göç, iç güvenlik krizleri bağlamında somut siyasa araçları yetersizdir. Güvenliğin demokrasi ile birlikte ele alınması doğrudur fakat kırılgan devlet yapısı, yüksek kutuplaşma ve bölgesel silahlı aktörler bağlamında bu denge nasıl kurulacaktır sorusu programda yanıtsız kalmaktadır. Özellikle, askeri reform önerilerinin soyut kalması, “TSK-Siyaset” ilişkisine ilişkin net bir çerçeve sunulmaması, güvenlik bürokrasisinde dönüşümün nasıl yapılacağına ilişkin ayrıntı eksikliği metni teknik açıdan zayıflatmaktadır.

Kurumsallaşma Vurgusu: Doğru Ama Eksik

CHP’nin dış siyasada kurumsallaşma ve liyakat vurgusu isabetlidir. Ancak bu reformun mevcut güç merkezleriyle ilişkisi, Cumhurbaşkanlığı sisteminde uygulanabilirliği, bürokrasinin yeniden yapılanma maliyeti gibi konular çözümlenmemiştir. Kurumsallaşma, yalnızca bir niyet değil, aynı zamanda siyasal güç ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi sorunudur. Bu boyut göz ardı edilmiştir.

Genel Sonuç: Ahlaki Üstünlük Var, Stratejik Sertlik Zayıf

Özetle CHP’nin dış siyasa ve güvenlik metni normatif açıdan güçlü, demokratik değerler bakımından tutarlı, söylem düzeyinde inandırıcı, ancak stratejik derinlik, güç dengesi okuması, bölgesel siyasa netliği, kriz senaryosu kapasitesi bakımından sınırlıdır. Metin, bir dış siyasa niyet bildirgesi olarak değerlidir ancak henüz tam anlamıyla bir devlet yönetme programı düzeyine ulaşmamıştır.

Türkiye’nin Dünyadaki Yeri ve Dış Siyasa

Bu bölüm normatif açıdan güçlü olmakla birlikte, stratejik çözümleme derinliği ve önceliklendirme bakımından zayıf kalmaktadır. Başlıca eleştiriler aşağıda sıralanmıştır: Türkiye’nin küresel sistemdeki yerinin tanımı (“etkili, saygın, öngörülebilir”) güçlü bir söylem sunmakla beraber, bu konumun hangi bölgelerde, hangi araçlarla, hangi öncelikler altında yaşama geçirileceği açık değildir. “Çok boyutlu dış siyasa” vurgusu yapılmakta, ancak uygulamada Batı merkezli bir yaklaşım ağır basmaktadır. Bu bir tercih olabilir fakat bu tercih çözümleyici açıdan gerekçelendirilmemiştir. AB tam üyeliği stratejik hedef olarak korunurken AB’nin Türkiye’ye yönelik isteksizliği, iç siyasal atmosfer, Avrupa kamuoyunun Türkiye algısı gibi etmenler ışığında farklı senaryolar (örneğin, imtiyazlı ortaklık, işlevsel bütünleşme) tartışılmamaktadır. Suriye, Irak, Kafkasya, Doğu Akdeniz gibi alanlar genel ifadelerle geçiştirilmektedir. Bu, metni bir dış siyasa vizyonundan ziyade iyi niyet belgesi konumuna düşürmektedir. Güvenlikle ilgili bölümde güvenlik kavramı doğru şekilde genişletilmekle birlikte, yöntem, kapasite ve araç tartışması belirgin biçimde yetersizdir. Güvenliğin aşırı normatif tanımı ve özgürlük-güvenlik dengesi vurguları değerli olsa da Türkiye’nin terörle savaşım deneyimi, sınır güvenliği riskleri, iç çatışma dinamikleri dikkate alındığında metin fazlasıyla soyut kalmaktadır. Askeri eğitim reformu, liyakat, profesyonelleşme gibi başlıklar yer almakla birlikte TSK-siyasal iktidar ilişkisi, askeri hiyerarşinin sivil denetimi, askeri bürokrasinin yeniden yapılandırılması gibi zor alanlar bilinçli biçimde es geçilmektedir. Emniyet, jandarma, istihbarat yapılarının demokratik denetimi ve reformu hakkında net hiçbir çerçeve yoktur.  Göç yönetimi ve insan hakları alt bölümü normatif olarak en güçlü, fakat uygulama açısından en kırılgan bölümlerden biridir. Her şeyden önce, gerçekçilik sorunu gözlemlenmektedir. Göç konusunda insan hakları merkezli yaklaşım önemli olmakla birlikte, Türkiye’nin 3.5+ milyon sığınmacıya ev sahipliği yapması, ekonomik baskılar, toplumsal gerilim gibi gerçekler karşısında bu yaklaşımın nasıl sürdürüleceği net değildir. “Onurlu ve gönüllü geri dönüş” vurgusu vardır, ancak bunun hangi koşullarda olanaklı olduğu, Suriye alanındaki gerçeklik, güvenlik güvencelerinin nasıl sağlanacağı açıklanmamıştır. İnsan hakları ve toplumsal tepki gerilimi bağlamında metin, göçmen karşıtı toplumsal söylemin yükselmesine karşı nasıl bir siyasal strateji izleneceğini tartışmamaktadır. Dirençlilik ile ilgili bölüm kavramsal olarak doğru bir alanı işaret etmesine karşın, en dağınık ve kuramsal zemini en zayıf bölümdür. Dirençlilik kavramı kullanılmaktadır ancak güvenlik yazınındaki anlamı, afet sonrası kapasite, devlet-toplum ilişkilerindeki yeri netleştirilmemektedir. Afetler, iklim krizi, enerji, siber güvenlik gibi dirençlilik boyutları sıralanmakta fakat aralarındaki öncelik, kurumsal yapılanma, bütçe ve kapasite konusu ele alınmamaktadır. Türkiye’nin mevcut kurumlarının (AFAD, sağlık sistemi, altyapı kurumları vb.) dirençlilik açısından sorunları somut biçimde çözümlenmemiştir.

Genel Değerlendirme ve Sonuç

CHP’nin dış siyasa, güvenlik, göç yönetimi ve dirençlilik programı, normatif açıdan güçlü, demokratik değerler ve hukukun üstünlüğüne bağlı bir vizyon sunmakta, söylem düzeyinde inandırıcı bir çerçeve oluşturmaktadır. Program, özellikle insan hakları, kurumsallaşma, saydamlık ve öngörülebilirlik gibi kavramlar etrafında yapılandırılmış ve Türkiye’nin uluslararası sistemdeki meşruluğunu ve saygınlığını artırma hedefini açıkça ortaya koymuştur. Bu yönleriyle metin, CHP’nin demokratik ilkeleri temel alan dış siyasa ve güvenlik anlayışını net biçimde ortaya koyması bakımından değerlidir.

Buna karşılık programın stratejik derinliği, uygulanabilirliği ve uluslararası sistemle uyumu bakımından ciddi sınırlılıklar gözlemlenmektedir. Türkiye’nin çevresindeki bölgesel krizler, çok kutuplu güç dengeleri ve sert yarışma ortamı karşısında CHP’nin normatif söylemi yeterli somut siyasal araçlarla desteklenmemektedir. Uluslararası ilişkilerde güç dengeleri, bloklaşma eğilimleri ve bölgesel güvenlik riskleri, programda çoğunlukla soyut ifadelerle ele alınmış, olası kriz senaryoları, önceliklendirilmiş siyasal önlemler ve kaynak dağılımı konularına ilişkin net bir çerçeve sunulmamıştır. Bu durum, programın bir vizyon beyanı olarak güçlü olmasına karşın, uygulama düzeyinde sınırlı bir yol haritası sunması sonucunu doğurmaktadır.

Güvenlik ve savunma politikaları bağlamında, CHP’nin güvenlik tanımının genişliği ve demokratik denetim vurgusu önemli bir kazanımdır. Ancak terörle mücadele, sınır güvenliği, askeri reform ve istihbarat yapılarının demokratik denetimi konularında somut yöntemler ve uygulama planları eksiktir. TSK-siyaset ilişkisi, askeri bürokrasinin yeniden yapılandırılması ve güvenlik sektöründe liyakatin sağlanması gibi kritik alanlar programda yüzeysel bırakılmıştır. Bu durum, normatif güç ve söylemsel inandırma kapasitesi yüksek bir programın, operasyonel yeterlilik açısından ciddi boşluklar taşıdığını göstermektedir.

Göç yönetimi ve insan hakları alt bölümünde, hak temelli yaklaşım ve insancıl bakış açısı öne çıkmakta ancak Türkiye’nin mevcut 3.5 milyon civarındaki mülteci yükü ve toplumsal gerilimler karşısında bu yaklaşımın sürdürülebilirliği belirsizdir. Gönüllü ve onurlu geri dönüş modelleri tartışılmış olsa da güvenlik temelli koşullar ve bölgesel gerçeklikler göz ardı edilmektedir. Dirençlilik başlığı ise kavramsal olarak doğru bir alanı işaret etmekle birlikte, kurumsal kapasite, bütçe ve önceliklendirme gibi somut unsurlardan yoksundur.

Sonuç olarak, CHP’nin dış siyasa ve güvenlik programı normatif açıdan tutarlı ve demokratik değerleri önceliklendiren bir vizyon ortaya koyarken, stratejik derinlik, bölgesel ve küresel güç dengelerinin çözümlenmesi, kriz yönetimi kapasitesi ve uygulanabilirlik açısından sınırlı kalmaktadır. Program, Türkiye’nin dış siyasa ve güvenlik alanında bir yönelim belgesi olarak değerlidir ancak bir devlet yönetme programı ve operasyonel strateji olarak ciddi boşluklar içermektedir. Bu boşluklar, programın hem iç siyasal zemin hem de uluslararası ortamla uyumlu bir biçimde güçlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.

CHP’nin dış siyasa, güvenlik, göç yönetimi ve dirençlilik programının akademik bir irdelemesi, normatif söylem ile uygulama kapasitesi arasındaki gerilimi ortaya koymaktadır. Program, demokratik ilkeler, hukukun üstünlüğü ve insan hakları vurgusuyla güçlü bir normatif zemin oluşturmakta, ancak stratejik derinlik ve uygulanabilirlik açısından önemli eksiklikler barındırmaktadır.

Programın en güçlü yanı, demokratik değerleri ve hukukun üstünlüğünü dış siyasa ve güvenlik yaklaşımının merkezine yerleştirmesidir. İnsan hakları, göç yönetimi ve kurumsallaşma başlıkları net kavramsal çerçevelerle tanımlanmış, Türkiye’nin uluslararası saygınlık ve öngörülebilirlik hedefleri açıkça vurgulanmıştır. Bununla birlikte, kavramsal netlik çoğu zaman normatif söylemle sınırlı kalmakta ve stratejik öncelikler, bölgesel önlemler ve güç dengesi çözümlemeleri yüzeysel bırakılmaktadır.

Program, Türkiye’nin çok kutuplu bir uluslararası sistemde yerini tanımlamakta ve Batı ittifakı, AB, NATO gibi aktörlerle ilişkileri çerçevelemektedir. Ancak Rusya, Çin ve bölgesel aktörlerle dengeli ilişkiler kurma vurgusu, mevcut küresel bloklaşma eğilimleri karşısında yeterince derinlemesine incelenmemektedir. Suriye, Irak, Kafkasya ve Doğu Akdeniz gibi stratejik alanlar genel ifadelerle geçilmiş, somut diplomasi ve kriz yönetimi senaryoları sunulmamıştır. Bu durum, programın stratejik rehberlik kapasitesini sınırlandırmaktadır.

CHP’nin güvenlik anlayışı, özgürlük-güvenlik dengesi, demokratik denetim ve toplumsal barış vurgusu ile normatif olarak güçlüdür. Fakat terörle mücadele, sınır güvenliği, istihbarat reformu ve TSK-siyaset ilişkisi gibi kritik alanlarda somut araçlar ve uygulama planları eksiktir. Savunma sanayii, askeri eğitim ve liyakat vurgusu stratejik olarak doğru olmakla birlikte, mevcut güç ilişkileri ve bürokratik direnç bağlamında uygulanabilirliği belirsizdir.

Hak temelli yaklaşım programın en güçlü normatif unsurlarından biri olsa da, uygulamada karşılaşılan ekonomik ve toplumsal sınırlamalar göz ardı edilmiştir. 3.5 milyon civarında sığınmacının varlığı, toplumsal gerilimler ve güvenlik riskleri karşısında “onurlu ve gönüllü geri dönüş” hedefleri operasyonel olarak detaylandırılmamıştır. Bu bağlamda program, ideal normatif ilkeler ile mevcut gerçekler arasındaki gerilimi yeterince çözümlememektedir.

Dirençlilik kavramı programda yer almakla birlikte, kavramsal ve kurumsal zemini zayıftır. Afetler, iklim değişikliği, enerji ve siber güvenlik gibi alanlar sıralansa da önceliklendirme, kaynak özgülemesi ve kurumlar arası eş güdüm açıklanmamıştır. Bu eksiklik, programın krizlere karşı somut bir direnç stratejisi geliştirmesini engellemektedir.

CHP’nin dış siyasa ve güvenlik programı, normatif ve demokratik değerler açısından güçlü, söylemsel olarak inandırıcı bir metin ortaya koymaktadır. Ancak stratejik derinlik, bölgesel siyasa çözümlemesi, kriz yönetimi kapasitesi ve uygulanabilirlik açısından ciddi sınırlılıklar taşımaktadır. Akademik bakış açısıyla, program daha çok bir vizyon beyanı olarak değerlendirilebilir. Operasyonel ve stratejik bir devlet yönetme planı olarak eksik ve yüzeyseldir. Bu nedenle CHP programının güçlendirilmesi, stratejik önceliklerin netleştirilmesi, kriz senaryolarının oluşturulması ve uygulama kapasitesinin somut araçlarla desteklenmesi yönünde adımlar atılmasını gerektirmektedir.

 

Çizelge 1:

 

Özet

Alt Bölüm

Normatif ve Kavramsal Güç

Temel Stratejik/Operasyonel Eksiklik

Geliştirme Önerisi

Türkiye’nin Dünyadaki Yeri

Demokratik değerler ve uluslararası saygınlık vurgusu güçlü

Bölgesel öncelik haritası ve güç dengesi çözümlemesi eksik

Türkiye’nin öncelikli bölgesel ve küresel alanları tanımlanmalı; somut diplomasi araçları önerilmeli

Güvenlik

Özgürlük-güvenlik dengesi, demokratik denetim vurgusu iyi

TSK-siyaset ilişkisi, sınır güvenliği, istihbarat reformu gibi somut araçlar eksik

Askeri ve güvenlik bürokrasisi reform planları, kriz yönetimi senaryoları ayrıntılandırılmalı

Göç Yönetimi ve İnsan Hakları

Hak temelli yaklaşım ve normatif çerçeve güçlü

Uygulama gerçekçiliği düşük; sığınmacı yoğunluğu ve toplumsal gerilimler göz ardı edilmiş

Aşamalı geri dönüş planları, uyum ve toplumsal bütünleşme modelleri geliştirilmelidir

Dirençlilik

Kavramsal olarak çağdaş ve güncel bir alan işaret ediliyor

Kurumsal kapasite, önceliklendirme, bütçe ve eş güdüm eksik

Afet, enerji, siber güvenlik alanları için kurumsal çerçeve ve kaynak planlaması oluşturulmalı

Dış Siyasa Stratejisi

Normatif ve demokratik ilkeler net

Çok kutuplu sistemde stratejik derinlik, kriz senaryoları ve bölgesel denge çözümlemeleri eksik

NATO, AB, Rusya-Çin ve bölgesel aktörlerle ilişkiler için senaryo bazlı strateji geliştirilmelidir

 

Hiç yorum yok: