Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

26 Kasım 2025 Çarşamba

 

Kılıçdaroğlu’nun Liderlik Kapasitesi ve Altılı Masa Deneyiminin Eleştirel İrdelemesi

 

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

ÖZ

Bu çalışma, Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde şekillenen Altılı Masa deneyimini, yalnızca bir seçim ittifakı olarak değil, Türkiye’de muhalefet liderliğinin dönüşümü, sınırları ve yapısal kısıtları açısından ele almaktadır. Altılı Masa, Kılıçdaroğlu’nun yaklaşık on üç yıllık genel başkanlık döneminin en kapsamlı siyasal girişimi olarak değerlendirilmekte ve bu süreç, onun liderliğinin hem kurumsal başarısını hem de stratejik sınırlılıklarını görünür kılan bir laboratuvar işlevi görmektedir. Çalışma, Kılıçdaroğlu’nun ittifak kurma kapasitesini, adaylık sürecindeki karar alma tarzını, kriz yönetimini, etik liderlik savını ve toplumsal seferberlik yaratma gücünü çözümleyici bir çerçevede irdelemektedir. Ayrıca Türkiye deneyimi, Macaristan, İsrail ve Latin Amerika’daki muhalefet liderliği örnekleriyle karşılaştırılarak yorumlanmaktadır. Bulgular, Kılıçdaroğlu’nun liderliğinin kurumsal muhalefeti güçlendirme açısından önemli katkılar sunmasına karşın, siyasal iktidar değişimini sağlayacak hegemonik kapasiteyi üretmekte sınırlı kaldığını ortaya koymaktadır.

Anahtar kelimeler: Kemal Kılıçdaroğlu, Altılı Masa, muhalefet liderliği, seçim ittifakı, koalisyon siyaseti, otoriterleşme, siyasal strateji, etik liderlik, Türkiye siyaseti

 

 

ABSTRACT

This study analyzes the Table of Six (Altılı Masa) experience under the leadership of Kemal Kılıçdaroğlu not merely as an electoral alliance, but as a critical case reflecting the transformation, limits, and structural constraints of opposition leadership in Turkey. The alliance is examined as the peak and cumulative outcome of Kılıçdaroğlu’s thirteen-year leadership of the Republican People’s Party (CHP), serving as a political laboratory that reveals both the institutional achievements and the strategic limitations of his leadership. The paper evaluates his coalition-building capacity, decision-making process during the presidential candidacy crisis, crisis management style, ethical leadership discourse, and ability to mobilize society. Furthermore, the Turkish case is interpreted within a comparative framework, drawing on opposition leadership experiences in Hungary, Israel, and Latin America. The findings suggest that while Kılıçdaroğlu played a significant role in strengthening institutional opposition, his leadership remained limited in generating the hegemonic capacity necessary for achieving political power transformation.

Keywords: Kemal Kılıçdaroğlu, Table of Six, opposition leadership, electoral alliance, coalition politics, authoritarianization, political strategy, ethical leadership, Turkish politics


GİRİŞ: ALTILI MASA’NIN TANIMI, ORTAYA ÇIKIŞI VE GELİŞİM SÜRECİ

Altılı Masa, Türkiye’de 2017 anayasa değişikliğiyle yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne (CBHS) karşı, farklı ideolojik ve siyasal geleneklerden gelen altı muhalefet partisinin oluşturduğu bir seçimsel ittifak ve eş güdüm platformudur. Bu yapı, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi (SP), Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA), Gelecek Partisi (GP) ve Demokrat Parti (DP) tarafından 2022 yılı itibarıyla kurumsallaştırılmıştır.

Bu oluşumun temel amacı, parlamenter sisteme dönüşü hedefleyen bir siyasal dönüşüm sürecini başlatmak, yürütme erkinde oluşan aşırı merkezileşmeye karşı bir denge ve denetim mekanizması önermek ve 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortak bir aday çıkararak iktidar değişimini olanaklı kılmaktı. Bu bağlamda Altılı Masa, yalnızca bir seçim ittifakı değil, aynı zamanda rejim tartışması ekseninde şekillenmiş bir anayasal ve yönetsel reform platformu olarak da değerlendirilmelidir.

Altılı Masa’nın ortaya çıkışı, büyük ölçüde üç ana etmenin kesişim noktasında gerçekleşmiştir:

Birincisi, Türkiye’de 2018 sonrası dönemde yürütme gücünün aşırı yoğunlaşması ve parlamenter denetimin zayıflaması sonucu ortaya çıkan yönetilebilirlik ve temsil krizi algısıdır. Muhalefet partileri, farklı ideolojik konumlara sahip olmalarına karşın, mevcut sistemin sürdürülebilir olmadığı yönünde ortak bir tanıda buluşmuşlardır.

İkincisi, 2019 yerel seçimlerinde İstanbul ve Ankara başta olmak üzere büyükşehirlerin muhalefet tarafından kazanılması, muhalefet blokuna hem psikolojik hem de siyasal bir özgüven kazandırmıştır. Bu deneyim, farklı muhalefet aktörleri arasında iş birliğinin olanaklı ve sonuç alıcı olduğu yönünde bir inanç üretmiştir.

Üçüncüsü ise, özellikle merkez sağın geleneksel temsil krizi ve AK Parti içinden kopan yeni siyasal aktörlerin (DEVA ve Gelecek Partisi gibi) kendilerine parlamenter sistem içinde bir konum arayışıydı. Bu durum, Altılı Masa’yı yalnızca bir iktidar karşıtlığı zemininde değil, aynı zamanda yeni bir merkez oluşturma denemesi olarak da okunabilir kılmaktadır.

Altılı Masa’nın kurumsal ve siyasal gelişimi üç evrede ele alınabilir:

İlk evre (2021–2022 başı), arayış ve yakınlaşma dönemidir. Bu dönemde liderler düzeyinde düzenli temaslar kurulmuş, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” üzerine ortak bir çerçeve metni hazırlanmış ve kamuoyuna sunulmuştur.

İkinci evre (2022 ortası–2023 başı), kurumsallaşma ve görünürlük evresi olarak tanımlanabilir. Ortak mutabakat metinleri, siyasala belgeleri, çalışma komisyonları ve düzenli lider toplantıları bu dönemde şekillenmiştir. Ancak bu süreç, aynı zamanda adaylık sorunun masa üzerindeki en kırılgan ve en gerilimli alan durumuna geldiği dönemdir.

Üçüncü evre ise (2023 seçim süreci), dayanıklılık ve dağılma evresidir. Bu evrede masa, bir yandan ortak aday çıkarma çabasıyla kendi iç bütünlüğünü korumaya çalışırken, diğer yandan hem dış siyasal baskılar hem de iç aktörler arasındaki güç ve meşruluk savaşımı nedeniyle ciddi kırılmalar yaşamıştır.

Bu çerçevede Altılı Masa, klasik koalisyonlardan farklı olarak, seçimsel hedefle kurulmuş, ideolojik uyumdan çok negatif bir ortak paydaya (mevcut iktidar karşıtlığı) dayalı ve geçici nitelikte bir siyasal yapı olarak tanımlanabilir. Bu özellikleriyle hem bir zorunluluk koalisyonu hem de sistemsel bir kriz anına verilmiş stratejik bir yanıt olarak görülebilir.

Bu çerçevede, bir sonraki bölümde Altılı Masa'nın ortaya çıkışı ve gelişimi yalnızca kronolojik bir anlatı olarak değil, Türkiye’de muhalefetin kurumsal kapasitesi ve liderlik sorunu bağlamında, Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurucu ve yönlendirici rolü üzerinden ele alınacaktır. Süreç, siyasal bağlam, aktör davranışı ve kurumsal işleyiş üçgeni içinde çözümlenmeye çalışılacaktır.

Amaç ve Hedefler

Bu çalışmanın temel amacı, Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde şekillenen Altılı Masa deneyimini, siyaset biliminin koalisyon kuramı, liderlik yazını ve demokrasi krizleri bağlamı çerçevesinde, nesnel ve çözümleyici bir yaklaşımla incelemektir. Çalışma, Altılı Masa’nın yalnızca seçimsel başarısızlık veya başarı ölçütleri üzerinden değil, onun temsil ettiği siyasal deneme, kurumsal girişim ve tarihsel bağlam dikkate alınarak değerlendirilmesini hedeflemektedir.

Bu genel amaç doğrultusunda çalışma, şu alt hedefleri gözetmektedir:

Altılı Masa’nın Siyasal Niteliğini Açıklamak: Altılı Masa’nın bir koalisyon, seçim ittifakı, geçici blok ya da rejim karşıtı platform olarak hangi siyaset bilimi kategorisi içinde değerlendirilebileceğini ortaya koymak.

Kılıçdaroğlu’nun Liderlik Rolünü Çözümlemek: Kılıçdaroğlu’nun Altılı Masa sürecindeki konumunu, uzlaşmacı liderlik, kurucu aktörlük ve stratejik karar alıcı rollerine göre çok boyutlu olarak incelemek.

İttifakın Kurumsal Yapısını ve Zayıflıklarını Saptamak: Altılı Masa’nın karar alma mekanizmalarını, kriz yönetimi kapasitesini ve kurumsallaşamama nedenlerini çözümlemek.

Seçim Sürecindeki Stratejik Tercihleri Değerlendirmek: Aday belirleme süreci, kampanya dili, seçmen seferberliği ve risk yönetimi gibi alanlarda alınan kararları siyaset bilimi yazınıyla ilişkilendirerek çözümlemek.

Altılı Masa Deneyiminin Türk Muhalefet Kültürüne Etkisini İncelemek: Bu deneyimin Türkiye’de ittifak siyaseti, muhalefet iş birliği ve rejim karşıtı stratejiler üzerinde nasıl bir miras bıraktığını değerlendirmek.

Gelecek İttifak Modelleri İçin Kuramsal ve Uygulamaya Yönelik Çıkarımlar Üretmek: Benzer siyasal dönemlerde kurulabilecek muhalif ittifaklar için çıkarılabilecek dersleri hem kuram hem uygulama düzeylerinde ortaya koymak.

Bu hedefler çerçevesinde çalışma, Altılı Masa’yı yalnızca bir siyasal başarısızlık örneği olarak değil, Türkiye’de koalisyon siyasetinin dönüşümüne ilişkin önemli bir deneyim alanı olarak ele almayı amaçlamaktadır.

Araştırma Yöntemi

Bu çalışma, nitel araştırma yöntemlerine dayalı çözümleyici ve betimleyici bir siyaset bilimi incelemesi olarak kurgulanmıştır. Altılı Masa deneyimi, nicel verilerle sınırlı bir seçim sonucu çözümlemenin ötesinde, karmaşık siyasal süreçler, aktör davranışları ve söylemsel yapıların birlikte değerlendirilmesini gerektirdiğinden çalışma ağırlıklı olarak nitel yöntemlere dayanmaktadır. Araştırmada kullanılan temel yöntemler şunlardır:

Nitel Durum Çözümlemesi (Case Study): Bu araştırma, Altılı Masa’yı tekil fakat çok katmanlı bir siyasal olgu (case) olarak ele almaktadır. Amaç, bu vakayı genellemekten çok derinlemesine anlamak ve kavramsal çıkarımlar üretmektir. Çalışma, örnek olay incelemesi yöntemini kullanarak Altılı Masa’nın kuruluş sürecini, karar alma mekanizmalarını, kriz anlarını (özellikle adaylık tartışmaları, ayrılma-geri dönüş süreci vb.) ve seçim stratejisini sistemli biçimde çözümlemektedir.

Söylem Çözümlemesi: Altılı Masa liderlerinin, özellikle Kemal Kılıçdaroğlu’nun, süreç boyunca kullandıkları siyasal söylemler, kamuoyuna yapmış oldukları açıklamalar, ortak metinler ve mutabakat belgeleri üzerinden söylem çözümlemesi yapılmaktadır. Bu bağlamda şu unsurlar incelenmektedir: “Güçlendirilmiş parlamenter sistem” söylemi, “helalleşme” ve kapsayıcılık söylemi, “uzlaşma” ve “birlikte yönetme” anlatısı ve kriz anlarında dil dönüşümü. Söylem, yalnızca bir iletişim aracı olarak değil, aynı zamanda siyasal gerçekliğin oluşturulmasında etkili bir güç olarak ele alınmaktadır.

Karşılaştırmalı Çözümleme: Çalışmada Altılı Masa deneyimi, sınırlı ölçüde de olsa farklı ülkelerdeki benzer çok partili muhalefet ittifaklarıyla karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Özellikle Macaristan muhalefet ittifakı deneyimi, İsrail’deki Netanyahu karşıtı bloklar ve Latin Amerika’daki geniş muhalefet koalisyonları gibi örnekler üzerinden Altılı Masa’nın özgün ve ortak yönleri değerlendirilmektedir.

Süreç İzleme (Process Tracing): Altılı Masa’nın 2021’den 2023 seçimlerine kadar geçirdiği dönüşüm, süreç izleme yöntemi kullanılarak çözümlenmektedir. Bu yöntemle, belirli kritik dönemeçlerin (aday açıklaması, masa krizi, seçim kampanyası başlatılması vb.) nasıl geliştiği ve hangi neden-sonuç ilişkileri içinde ilerlediği ortaya konmaktadır.

İkincil Kaynak Çözümlemesi: Araştırmada aşağıdaki ikincil veri kaynaklarından yararlanılmaktadır. Parti programları ve mutabakat metinleri, lider konuşmaları ve basın açıklamaları, akademik makaleler, raporlar ve çözümlemeler, seçim sonuçları ve kamuoyu araştırmaları (destekleyici bağlam için) bunlar arasındadır.

Yöntemin Sınırlılıkları: Bu çalışmanın temel sınırlılığı, bazı kritik karar alma süreçlerine ilişkin birincil mülakat ve iç belgeleme erişimin olanaklı olmamasıdır. Ayrıca, araştırmanın seçim sonrası oluşan yoğun siyasal ve duygusal atmosferden tümüyle bağımsız olması güçtür. Bu nedenle, bu çözümleme bilinçli olarak normatif değil, esas olarak çözümleyici bir zeminde tutulmaya çalışılmaktadır.

Araştırma Soruları

Bu çalışma, aşağıdaki temel araştırma sorusu etrafında yapılandırılmıştır:

Ana Araştırma Sorusu: Kemal Kılıçdaroğlu’nun liderlik başarım düzeyi, Altılı Masa deneyiminin oluşumu, işleyişi ve siyasal sonuçları üzerinde nasıl bir belirleyicilik taşımıştır?

Kılıçdaroğlu’nun Kurucu Aktör Olarak Rolüne İlişkin Sorular:

Altılı Masa’nın ortaya çıkışında Kılıçdaroğlu’nun kurucu rolü ne ölçüde belirleyici olmuştur?

Bu süreçte diğer liderlerle kurduğu ilişkiler, liderler arası güç dengesini nasıl şekillendirmiştir?

Kılıçdaroğlu’nun uzlaşmacı siyaset anlayışı, ittifakın genişlemesini kolaylaştıran mı yoksa sınırlandıran bir etmen mi olmuştur?

Kılıçdaroğlu’nun Stratejik Karar Alıcılığına İlişkin Sorular:

Kılıçdaroğlu’nun adaylık kararını alma biçimi siyasal akılcılık açısından nasıl değerlendirilmelidir?

Adaylık sürecindeki kriz yönetimi, liderlik kapasitesini nasıl yansıtmaktadır?

İttifak içi gerilimlerde Kılıçdaroğlu’nun “kriz çözme” ya da “krizi erteleme” stratejisi nasıl işlemiştir?

Kılıçdaroğlu’nun Liderlik Tarzı ve Siyasal Başarım Düzeyi:

Kılıçdaroğlu’nun liderlik tarzı Weberyen anlamda nasıl tanımlanabilir? (Karizmatik mi, akılcı-bürokratik mi, hibrit mi?)

Kılıçdaroğlu’nun siyasal başarım düzeyi, seçmen nezdinde nasıl bir liderlik algısı üretmiştir?

“Helalleşme” söylemi Kılıçdaroğlu’nun liderlik projesinin neresindedir?

Altılı Masa’nın İşleyişinde Kılıçdaroğlu’nun Belirleyiciliği:

Altılı Masa’nın karar alma süreçlerinde Kılıçdaroğlu’nun belirleyiciliği hangi düzeydeydi?

Bu süreçte Kılıçdaroğlu daha çok bir “kolaylaştırıcı” (facilitator) mı yoksa “merkez aktör” mü olmuştur?

Siyasal Sonuçlar ve Başarım Düzeyi Değerlendirmesi

Altılı Masa’nın başarısı veya başarısızlığı, ne ölçüde Kılıçdaroğlu’nun başarım düzeyine bağlanabilir?

Kılıçdaroğlu’nun başarım düzeyi, Türkiye’de muhalefet liderliği açısından nasıl bir örnek oluşturmaktadır?

ÇÖZÜMLEYİCİ ÖN KABUL VE ODAK NOKTASI

Bu çalışma, Altılı Masa deneyimini bütünüyle kapsamakla birlikte, çözümleyici ağırlığını Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasal başarım düzeyinin nesnel ölçütlerle değerlendirilmesine vermektedir. Bunun temel gerekçesi, Altılı Masa’nın oluşumu, kurumsallaşması ve siyasal uygulamaya dönüşmesinde en belirleyici aktörün Kılıçdaroğlu olmasıdır.

Kuşkusuz Altılı Masa, altı ayrı partinin ve liderliğin ortak ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Ancak hem sürecin başlatılması hem sürdürülebilir kılınması hem de başkanlık adaylığı üzerinden aldığı son şekil bakımından, ittifakın siyasal yönelimi büyük ölçüde Kılıçdaroğlu’nun liderlik tarzı, stratejik tercihleri ve kriz yönetimi kapasitesi etrafında şekillenmiştir. Bu nedenle çalışma, diğer lider ve aktörleri dışlamadan, fakat odak noktasını Kılıçdaroğlu’nun rolü üzerine yoğunlaştırarak Altılı Masa olgusunu incelemeyi tercih etmektedir.

Bu çerçevede çalışmada, Kılıçdaroğlu’nun başarım düzeyi şu üç boyutta nesnel olarak çözümleme konusu yapılacaktır. Kurucu ve birleştirici aktör olarak başarım düzeyi (Altılı Masa’nın kurulması ve sürdürülmesi süreci), stratejik karar alıcı olarak başarım düzeyi (adaylık süreci ve siyasal tercihler), siyasal lider olarak başarım düzeyi seçim süreci, kriz yönetimi ve kamuoyu karşısındaki konumu. Bu çözümleme, kişisel yargılardan veya duygusal değerlendirmelerden arındırılmış biçimde siyaset biliminin liderlik, koalisyon ve siyasal strateji yazını temel alınarak yürütülmüştür.

KARŞILAŞTIRMALI SİYASET BAKIŞ AÇISI: MACARİSTAN, İSRAİL, LATİN AMERİKA VE TÜRKİYE

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’de muhalefet lideri olarak sergilediği başarım düzeyi, yalnızca kişisel siyasal kapasitesi üzerinden değil, içinde bulunduğu yapısal ve rejimsel bağlam çerçevesinde değerlendirilmelidir. Zira otoriterleşme eğilimi gösteren yönetimlerde muhalefet liderliği, klasik parlamenter demokrasilerdeki muhalefet uygulamalarından daha karmaşık ve çok katmanlı bir karakter taşımaktadır.

Altılı Masa deneyimi, bu açıdan bir tür “kurumsallaşmış muhalefet koalisyonu” örneği olarak değerlendirilmelidir. Kılıçdaroğlu’nun burada hem uzlaştırıcı hem de eş güdüm sağlayıcı bir aktör olarak öne çıktığı görülmektedir. Ancak bu rol, zaman zaman aşırı merkezileşme eleştirilerini de beraberinde getirmiştir. Kılıçdaroğlu, ortak adaylık sürecinde karşılaşılan krizleri yönetme noktasında akılcı ve kararlı bir çizgi izlemeye çalışsa da bu süreçte taban seferberliğini genişletme ve toplumsal heyecan yaratma kapasitesi sınırlı kalmıştır. Bu durum, başarım düzeyinin hem yapısal hem de liderlik kaynaklı sınırlarına işaret etmektedir.

Bu noktada Macaristan örneği önemli bir karşılaştırma imkânı sunmaktadır. Viktor Orban karşısında birleşen Macar muhalefeti, 2022 seçimlerinde geniş bir koalisyon tartışmasına yönelmiş, ancak liderlik sorunu ve ortak vizyon eksikliği nedeniyle başarısızlığa uğramıştır. Burada da görüldüğü üzere, geniş muhalefet blokları yalnızca aritmetik çoğunluk hesabıyla değil, aynı zamanda karizmatik, harekete geçirici ve inandırıcı bir liderlik çalışmasıyla anlam kazanmaktadır. Kılıçdaroğlu’nun durumu, bu açıdan Macar muhalefetinin yaşadığı yapısal zayıflıklara benzerlik taşımaktadır: Geniş koalisyon, ancak sınırlı toplumsal seferberlik. Macaristan’da muhalefetin sorunu sadece liderlik değil, seçim sisteminin otoriterleşme düzeyinin ve medyanın iktidar tarafından tam denetim altına alınmış olmasının  payı çok fazladır.

İsrail örneği ise farklı bir model sunmaktadır. Netanyahu karşıtı koalisyonun kısa süreliğine de olsa iktidara gelmesi, muhalefet liderliğinin yalnızca seçim stratejisi değil, aynı zamanda kriz yönetimi, iktidar paylaşımı ve uzlaşma becerisiyle ilgili olduğunu göstermiştir. Ancak bu koalisyon da yapısal kırılganlıklar ve ideolojik uyumsuzluklar nedeniyle kalıcı olamamıştır. Kılıçdaroğlu’nun Altılı Masa’daki liderliği de benzer biçimde güçlü bir uzlaşı kapasitesi üretmiş, fakat ideolojik ve sosyolojik bütünleşme açısından sınırlı kalmıştır. İsrail’de muhalefet iktidara ulaşmıştır ancak Türkiye muhalefeti iktidara ulaşamamıştır.

Latin Amerika deneyimleri ise muhalefet liderliği açısından daha hareketli ve toplumsal seferberlik odaklı örnekler sunmaktadır. Özellikle Brezilya, Arjantin ve Şili’deki muhalefet pratiklerinde lider figürlerin hem sokak siyaseti hem de söylemsel hegemonya kurma açısından daha dinamik bir başarım düzeyi sergilediği görülmektedir. Örneğin Lula da Silva’nın geri dönüşü, yalnızca bir seçim başarısı değil, aynı zamanda sınıfsal, kültürel ve ideolojik bir yeniden seferberlik sürecidir. Bu bağlamda Kılıçdaroğlu’nun liderliği, daha çok kurumsal muhalefet modeliyle sınırlı kalmış, halkı seferber etme kapasitesini görece sınırlı kullanmıştır. Latin Amerika muhalefet liderliği, büyük oranda duygusal hegemonya ve siyasal öykü (narrative) kurma üzerine kurulmuştur. Buna karşılık, Kılıçdaroğlu daha çok akılcı, etik ve kurumsal bir söylem kurmayı tercih etmiştir.

Sonuç olarak Kılıçdaroğlu’nun performansı, Türkiye’de muhalefet liderliğinin hem olanaklarını hem de sınırlarını görünür kılan bir laboratuvar işlevi görmektedir. O, otoriterleşme koşullarında geniş koalisyon kurma ve siyasal normalleşme vaatleri açısından önemli bir örnek sunmakla birlikte, karizmatik seferberlik, duygusal siyaset ve taban oluşturma konularında Latin Amerika tarzı bir muhalefet liderliğinden ayrışmaktadır. Bu durum, Türkiye’de muhalefetin gelecekteki liderlik stratejilerinin yalnızca ittifak mühendisliğine değil, aynı zamanda toplumsal karşılık üretme kapasitesine de dayanması gerektiğini göstermektedir.

Türkiye’deki Altılı Masa ve Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki ittifak başarım düzeyini, Macaristan ve İsrail örnekleri üzerinden karşılaştırmalı olarak ele almak, muhalefet liderliği ve koalisyon yönetimi açısından önemli çıkarımlar sağlamaktadır.

Akademik açıdan değerlendirilecek olursa, karşılaştırmalı çözümleme, merkez aktörün karar alma kapasitesi, ittifak güveni, kriz yönetimi ve stratejik liderlik açısından önemini ortaya koymaktadır. Türkiye örneğinde Kılıçdaroğlu, kısa vadeli kararlılık ve ittifak eş güdümü sağlamakla birlikte, uzun vadeli güven, etik liderlik ve stratejik akılcılık açısından sınırlı bir başarım düzeyi sergilemiştir. Bu durum, İsrail ve Macaristan örneklerinde gözlenen kırılganlık ve zayıf eş güdüm ile kıyaslandığında, Türkiye muhalefeti için hem bir model hem de ders niteliği taşımaktadır.

Sonuç olarak, Türkiye’de Kılıçdaroğlu liderliğindeki Altılı Masa, kısa vadeli eş güdüm ve merkez aktörlük kapasitesi açısından olumlu bir örnek oluşturmakla birlikte, uzun vadeli ittifak güveni, etik bütünlük ve stratejik akılcılık açısından sınırlılıkları ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, karşılaştırmalı çözümleme, muhalefet liderliği için hem başarı unsurlarını hem de risk ve sınırlılıklarını net bir şekilde göstermektedir. Bu değerlendirmelerin yanına Türkiye’deki yapısal kısıtlar özellikle vurgulanmalıdır. Türkiye’de medya iklimi sınırlıdır ve iktidarın denetimi altındadır. Seçim sistemi ve seçimleri yönetimin yönlendirmelere ve usulsüzlüklere açıktır. Devlet kaynakları iktidar lehine asimetrik kullanıma konu olmaktadır. Bunların da ötesinde Türkiye’de muhalefet seçmeninin sosyolojik parçalanmışlığı iktidar karşıtlarının güçlenmesini ve üstünlük sağlamasını zorlaştırmaktadır. Bu bağlamda, Kılıçdaroğlu, Türkiye’de muhalefet liderliği açısından önemli bir “kurumsal koalisyon mimarı” olmuştur ancak “karizmatik lider olma ve toplumsal seferberlik yaratma” rolünde sınırlı kalmıştır. Bu sınırlılıklar hem kişisel ve hem de ülkenin yapısal sorunlarından kaynaklanmıştır.

ALTILI MASA

Giriş bölümünde de belirtildiği üzere, Altılı Masa, Türkiye’de CBHS’nin yol açtığı siyasal ve kurumsal değişimlerin ardından, muhalefet partilerinin bir araya gelerek oluşturduğu karmaşık bir siyasal ittifak ve eş güdüm platformudur. Bu ittifak, CHP, İYİ Parti, SP, DEVA, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti tarafından 2022 itibarıyla yaşama geçirilmiş, temel amacı parlamenter sisteme dönüş, iktidar değişimi ve ortak siyasal söylem oluşturma olarak tanımlanmıştır.

Altılı Masa’nın doğuşu, 2018 sonrası Türkiye siyasetinde ortaya çıkan parlamenter denetim boşluğu, yürütme gücünün merkezileşmesi ve muhalefetin dağınıklığı gibi yapısal sorunların bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Bu dönemde muhalefet, farklı ideolojik geleneklerden gelmesine karşın, mevcut sistemin sürdürülebilir olmadığı konusunda ortak bir tanı geliştirmiştir. 2019 yerel seçimlerinde İstanbul ve Ankara’nın muhalefet tarafından kazanılması, parti liderleri arasında iş birliğinin olanaklı olduğuna ilişkin hem psikolojik hem siyasal bir güven oluşturmuştur. Ayrıca, merkez sağın temsil boşluğu ve yeni kurulan partilerin konum arayışı, Altılı Masa’yı yalnızca bir seçim ittifakı değil, yeni bir merkez oluşturma ve sistemli muhalefet denemesi olarak anlamlı kılmıştır.

Altılı Masa’nın oluşumu, liderler düzeyinde başlayan temaslar ve ortak çerçeve tartışmaları ile başlamıştır. Özellikle “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” üzerine hazırlanan mutabakat metni, ittifakın ideolojik farklılıkları aşan ortak paydasını oluşturmuştur. Bu süreçte, Kılıçdaroğlu hem kurucu aktör hem de eş güdümcü olma rolünü üstlenmiş ve ittifakın temel yönelimlerini belirlemede karar verici olmuştur. Diğer liderler sürece katılırken, Kılıçdaroğlu’nun uzlaştırıcı ve stratejik davranışları, masa içi dinamiklerin şekillenmesinde kritik bir rol oynamıştır.

2022 ortalarından itibaren Altılı Masa, çalışma komisyonları, düzenli lider toplantıları ve kamuya açıklanan ortak metinler ile kurumsallaşma yönünde adımlar atmıştır. Bu evrede, ittifakın karar alma süreçlerinde hem oydaşlık arayışı hem de liderler arası pazarlıklar belirginleşmiş ve Kılıçdaroğlu bu süreçte hem “merkez aktör” hem de “kolaylaştırıcı lider” olarak öne çıkmıştır. Kurumsallaşma süreci, ittifakın görünürlüğünü artırmış ancak aynı zamanda adaylık ve liderlik krizlerini de tetiklemiştir.

2023 seçim süreci, Altılı Masa’nın en kırılgan dönemini oluşturmuştur. Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı, ittifak içi tartışmaları yoğunlaştırmış ve masa içindeki güç dengelerini sınamıştır. Bu dönemde, liderler arası görüş ayrılıkları ve seçmen algısı üzerindeki belirsizlikler, masa üzerinde yapısal ve lider kaynaklı kırılganlıklar ortaya çıkarmıştır. Çözümlemeler, Kılıçdaroğlu’nun liderlik tarzının bu krizlerin yönetiminde belirleyici olduğunu göstermektedir.

Altılı Masa, klasik koalisyonlardan farklı olarak, ideolojik uyumdan çok iktidar karşıtı ortak paydasına dayalı, geçici ve seçim odaklı bir siyasal yapı olarak öne çıkmaktadır. Bu özellikleriyle hem bir zorunluluk koalisyonu hem de sistemsel kriz anında verilen stratejik bir tepki olarak değerlendirilebilir. Ancak ittifakın yönelimleri ve etkinliği büyük ölçüde Kılıçdaroğlu’nun kurucu, eşgüdümcü ve aday lider rolüne bağlıdır.

ÇÖZÜMLEME

Altılı Masa’nın Ortaya Çıkışında Kılıçdaroğlu’nun Kurucu Rolü

Altılı Masa, Türkiye’de 2018 sonrası başkanlık sistemiyle yürütme gücünün aşırı merkezileşmesi sonucu muhalefetin dağınık olduğu bir ortamda kuruldu. Farklı ideolojik ve tarihsel kökene sahip altı parti bir araya gelerek ortak siyasal bir zemin yaratma gereksinimi duydu. Bu bağlamda kurucu aktörlerin girişimleri, ittifakın oluşumunda belirleyici oldu. CHP Genel Başkanı olarak Kılıçdaroğlu, diğer partilerle ilk temasları başlatan ve ortak platform önerisini sunan lider konumundaydı. Kılıçdaroğlu, ideolojik farklılıkları aşarak, altı liderin ortak bir çerçevede buluşmasını sağladı. Özellikle “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” mutabakat metninin hazırlanması ve kamuoyuna sunulmasında eş güdümcü rolünü üstlendi. Diğer liderler, sürece katkıda bulunmuş olsa da çoğu zaman Kılıçdaroğlu’nun öneri ve yönlendirmelerine bağlı hareket ettiler. Ortak dilin oluşturulması, toplantı gündemlerinin belirlenmesi ve kamuya yansıtılan mesajlar çoğunlukla onun girişimleriyle şekillendi. Kılıçdaroğlu’nun liderliğindeki CHP, toplantıların zamanlamasını ve gündemini belirledi. Mutabakat belgelerinin taslakları, çoğunlukla CHP’nin eş güdümüyle hazırlanıp diğer partilerle paylaşıldı. Masa içi ilk gerilimlerde, örneğin adaylık tartışmalarında, Kılıçdaroğlu sürecin sürdürülmesini sağlayan bir “arabulucu” işlevi gördü. Diğer liderler (İYİ Parti, DEVA, Gelecek Partisi vb.) kendi tabanlarını temsil etmek ve sürece güven sağlamak açısından önemli roller üstlense de ittifakın kurumsal çerçevesini kurma ve yönetme sorumluluğu büyük ölçüde Kılıçdaroğlu’na ait oldu. Bu durum, liderlik yazınında “kurucu ve merkez aktör” rolüne karşılık gelir, yani ittifakın varlığı ve yönelimi Kılıçdaroğlu’nun başarım düzeyine doğrudan bağlıdır. Sonuç olarak belirtmek gerekirse, Altılı Masa’nın ortaya çıkışı ve ilk yapılandırılması, Kılıçdaroğlu’nun liderlik başarım düzeyinin doğrudan bir ürünü olarak değerlendirilebilir. Diğer liderlerin katkısı sınırlı değil, ama süreci yönlendiren, eş güdümü sağlayan ve ittifakın temel çerçevesini belirleyen aktör Kılıçdaroğlu olmuştur. Bu nedenle, kurucu rol açısından belirleyicilik seviyesi yüksek olarak tanımlanabilir.

Diğer Liderlerle Kurduğu İlişkiler ve Liderler Arası Güç Dengesi

Altılı Masa, ideolojik olarak aralarında uyum bulunmayan altı partiden oluşuyordu. Bu uyumsuzluk doğal olarak liderler arası güç dağılımında denge arayışını zorunlu kıldı. İttifak içinde güçlü bir merkez aktör olmadan, karar alma mekanizmaları sürekli kriz riski taşıyabilirdi. Kılıçdaroğlu, toplantı gündemini belirlemek ve tartışmaları yönetmek için diğer liderlerle sürekli temas içindeydi. Bu temaslar çoğunlukla oydaşlık sağlamaya yönelik pazarlık ve uzlaşma odaklıydı. Öne çıkan partilerin (CHP ve İYİ Parti) sahip olduğu siyasal sermaye, Kılıçdaroğlu’nun stratejik müdahaleleriyle, küçük partilerin kaygı ve çıkarlarıyla dengelendi. Bu, ittifakın hem görünürlüğünü hem de işlevselliğini artırdı. Resmi toplantılar dışında yürütülen birebir görüşmeler, Kılıçdaroğlu’nun diğer liderlerle ilişkilerinde güç savaşımı ile uyum sağlama arasındaki dengeyi korumasını sağladı. Tüm liderlerin onayı alınarak yayımlanan metinlerde, Kılıçdaroğlu’nun önerileri çoğunlukla referans noktası oldu. CHP’nin lideri, masa içindeki tartışmaları yönlendirerek hangi konuların öncelikli olacağını belirledi. Adaylık tartışmaları ve kamuoyuna yansıyan gerilim anlarında Kılıçdaroğlu’nun diplomatik yaklaşımı, diğer liderlerin stratejik konularını yeniden düzenlemesini sağladı. Kılıçdaroğlu’nun ilişkileri, güç merkezli bir denge oluşturdu. CHP’nin sahip olduğu güç, diğer liderlerle kurulan pazarlık ve uzlaşma ilişkileriyle dengelendi. Bu strateji, ittifakın hem sürmesini hem de karar alma süreçlerinde etkili olmasını sağladı. Liderler arası güç dengesi, tekil aktörlerin çıkarları kadar, Kılıçdaroğlu’nun stratejik yönlendirme kapasitesine bağlı olarak şekillendi.

Sonuç olarak belirtmek gerekirse, Kılıçdaroğlu’nun diğer liderlerle kurduğu ilişkiler, Altılı Masa’nın iç dengelerini belirleyen en kritik etmenlerden biri olarak öne çıkmıştır. Onun eş güdüm ve uzlaştırma yeteneği hem küçük partilerin güvenini sağladı hem de ittifakın görünür ve işlevsel kalmasına olanak verdi. Böylece liderler arası güç dengesi, Kılıçdaroğlu’nun merkezdeki belirleyici rolü sayesinde sürdürülebilir duruma gelmiştir.

Adaylık Krizi ve Masa İçindeki Kırılma

Altılı Masa, 2023 seçim sürecine girerken Cumhurbaşkanlığı adaylığı üzerinden ciddi bir krizle karşı karşıya kaldı. Bu kriz, Kılıçdaroğlu’nun liderlik tarzının ve ittifak içi güç dinamiklerinin en belirgin biçimde sınandığı dönemi temsil etmektedir. Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanı olarak “Ben Genel Başkanım ve ben adayım” yaklaşımını benimsedi. Bu tavır, onun adaylık kararının İttifak içindeki diğer liderlerin önerilerini (Ekrem İmamoğlu veya Mansur Yavaş gibi) reddetmesine, farklı aday önerilerini etkisizleştirmesine ve ittifakın toplu karar alma mekanizmasını sınırlamasına yol açmıştır. Bu durum, Kılıçdaroğlu’nun merkezi ve dayatmacı liderlik tarzını ortaya koyarken, masa içi uzlaşma kapasitesini zorlamıştır. Meral Akşener, Kılıçdaroğlu’nun adaylığını kabul etmeyerek İYİ Parti’nin desteğini geçici olarak geri çekti ve farklı aday önerilerini gündeme getirdi. Bu gelişmeler İttifakın dayanıklılığını ciddi biçimde sınadı, masa içindeki güven ve eş güdümü zayıflattı ve kamuoyunda Altılı Masa’nın kırılganlığına ilişkin bir algı oluşmasına yol açtı. Kılıçdaroğlu, masa dağılmadan süreci yönetebilmek için çeşitli stratejiler uyguladı. Akşener ve diğer liderlerle yoğun görüşmeler yürüterek, masanın tümüyle dağılmasını engelledi. Kamuoyuna yapılan açıklamalarda, ittifakın ortak hedefleri ve uzlaşmacı çerçevesi vurgulandı. Buna karşın, İYİ Parti’nin tutumu ve liderler arası güven tam anlamıyla yenilenemedi ve kriz ittifakın kırılganlığını görünür kıldı. Değerlendirilecek olursa, Kılıçdaroğlu, merkezi lider rolünü kullanarak masanın tümüyle dağılmasını engelledi. Bu kesimsel bir başarıdır. Ancak, dayatmacı adaylık yaklaşımı, ittifak içi dengeleri bozdu ve diğer liderlerin özerk tavırlarını sınırlandırdı. Bu durum, Kılıçdaroğlu’nun hem kriz yönetimindeki yetkinliğini hem de dayatmacı tutumunun ittifak esnekliğini azalttığını gösteriyor.

Sonuç olarak, adaylık krizi ve masa içindeki kırılma, Altılı Masa deneyiminin liderlik ve kurumsal dayanıklılık açısından en kritik sınavıdır. Kılıçdaroğlu’nun dayatmacı adaylık yaklaşımı ve merkezi rolü, ittifakın kısa vadede devamını sağlamış olsa da ittifak bütünlüğünü ve toplu uzlaşma kapasitesini sınırlamıştır. Bu nedenle, liderlik başarım düzeyi karma ve çok boyutlu bir değerlendirme gerektirir. Kısmi kriz yönetimi başarısı ile stratejik sınırlılıklar bir arada ele alınmalıdır.

Liderler Arası İlişkiler

Altılı Masa, ideolojik olarak uyum taşımayan altı partiden oluşuyordu ve doğal olarak liderler arası denge arayışını zorunlu kıldı. Kılıçdaroğlu’nun merkezi konumu, ittifakın hem oluşumunda hem de kriz döneminde belirleyici oldu. Kılıçdaroğlu, masa içindeki toplantıları yönetmek, gündemleri belirlemek ve kriz anlarında müdahale etmek için diğer liderlerle sürekli temas içinde oldu. Masa içi adaylık tartışmalarında Kılıçdaroğlu, gündemi ve karar alma sürecini büyük ölçüde yönlendirdi. Kriz sürecinde Kılıçdaroğlu’nun merkezi rolü ve dayatmacı tavrı, ittifak içi güç dengesinin “Kılıçdaroğlu merkezli” olarak algılanmasına yol açtı. Kılıçdaroğlu’nun ilişkileri, güç merkezli bir denge oluşturdu. Merkezi liderlik konumu, diğer liderlerin uzlaşma kapasitesi ile dengelendi. Adaylık krizi, liderler arası güç dağılımının esnekliğini sınırladı, diğer liderlerin özerkliği görünür biçimde azaldı. Bu durum, liderlik yazınında merkezi güç ve kriz döneminde lider üstünlüğü olarak tanımlanabilir. İttifakın devamlılığı Kılıçdaroğlu’nun müdahalelerine bağlı duruma geldi.

Sonuç olarak, Kılıçdaroğlu’nun diğer liderlerle kurduğu ilişkiler, Altılı Masa’nın güç dengesini merkezi ve Kılıçdaroğlu odaklı bir yapıya dönüştürdü. Adaylık krizi, ittifakın kırılganlığını görünür kılarken, Kılıçdaroğlu’nun dayatmacı ve uzlaştırmacı stratejileri, liderler arası güç dağılımının hem sürdürülebilirliğini hem de kırılganlığını belirleyen ana etmen oldu.

Altılı Masa, ideolojik olarak farklı altı partiden oluşan ve doğal olarak farklı çıkarları olan bir ittifaktı. Bu nedenle liderler arası güç dengesi ve görüşme süreçleri, ittifakın oluşumu ve sürdürülebilirliği açısından kritik öneme sahip oldu. Kılıçdaroğlu’nun merkezi rolü hem ittifakın krizlerini yönetme hem de liderler arası ilişkileri yönlendirme açısından belirleyici olmuştur. İYİ Parti ve bazı küçük partiler, kendi adaylık tercihlerini masada dile getirdiler (Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş vb.). Küçük partiler, genel seçimlerde milletvekili kontenjanı ve aday listelerinde temsil edilme talebinde bulundular. Yaklaşık 40 milletvekili kontenjanı diğer partilere CHP listelerinden seçilebilir sıralarda aday gösterilecek şekilde özgülendi. Diğer partiler, ittifak programında kendi siyasal önceliklerinin yer almasını ve karar süreçlerinde görünür olmayı talep ettiler. Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda çeşitli önerileri reddederek merkezi liderlik konumunu korudu. Bu tavır, ittifak içinde gerilime yol açtı ve diğer liderlerin özerklik alanını sınırladı. Milletvekili kontenjanı gibi talepleri kabul ederek ittifakın devamlılığını sağladı ve küçük partilerin güvenini artırdı. Verilen kontenjanlar, ittifakın olası artı değerini aşan düzeydeydi ve bu ödünler esas olarak Kılıçdaroğlu’nun kendi Cumhurbaşkanlığı adaylığını güvence altına almak amacıyla verildi. Bu durum, stratejik uzlaşmanın ötesinde kişisel çıkar odaklı bir liderlik boyutu ortaya koymaktadır. Kılıçdaroğlu, diğer beş partinin varolan oy güçlerini yeterince dikkate almadan stratejik kurgu oluşturdu. Bu yaklaşım, ittifakın toplam oy gücünü geçekleştirememesine ve bazı stratejik fırsatların kaçırılmasına yol açtı. Böylece, ittifakın uzun vadeli başarısı açısından hem stratejik eksiklik hem de risk unsuru ortaya çıktı. Adaylık dayatması, ittifakın güç yapısını merkezi ve Kılıçdaroğlu odaklı hale getirdi. Küçük partilerin taleplerine verilen ödünler, ittifakın esnekliğini ve toplu ve ortak karar alma kapasitesini bir ölçüde korudu. Güç dengesi, merkezi liderlik ile küçük partilerin özerklik talepleri arasındaki karmaşık etkileşim olarak şekillendi ve ittifakın kırılganlığını görünür kıldı.

Kılıçdaroğlu’nun adaylık dayatması ve kendi çıkarını güvence altına almak için verilen kontenjanlar, toplu çıkarı ve ittifakın meşruluğunu yeterince gözetmemiştir. Bu durum, liderin etik liderlik ölçütlerini karşılamadığını göstermektedir. Diğer partilerin gerçek oy güçlerini dikkate almamak ve ittifakın toplam oy gücünü sağlayamamak, stratejik planlama açısından ciddi bir eksikliktir. Bu iki eksiklik, liderliğin “kısmi yüksek liderlik” olarak tanımlanmasını engeller. Ortaya çıkan tablo, yüksek liderliğin temel ölçütleri olan etik sorumluluk ve stratejik etkinlik açısından sınırlıdır.

Kılıçdaroğlu, ittifakın devamını sağlamak ve merkezi liderlik konumunu korumak açısından bazı stratejik atılımlar yapmış olsa da esas olarak kişisel çıkar odaklı ve stratejik hatalarla dolu bir liderlik başarım düzeyi sergilemiştir. Bu bağlamda, liderliğin tanımı “kısmi yüksek liderlikten” çok “karma ve eksik liderlik” olarak yorumlanmalıdır. İttifakın sürdürülebilirliği ve ortak çıkar açısından hem etik hem stratejik eksiklikler mevcuttur.

Altılı Masa ve Kılıçdaroğlu’nun Liderlikte Başarım Düzeyi: Stratejik, Ekonomik ve Etik Boyutlar

Kemal Kılıçdaroğlu, Altılı Masa’nın oluşumunda ve devamlılığında merkezi bir aktör olarak rol oynamıştır. Bu bağlamda, ittifakın eş güdümü ve görüşme süreçlerinde belirleyici olduğu gözlemlenebilir. Ancak, kendi Cumhurbaşkanlığı adaylığını dayatması, küçük partilere verdiği milletvekili kontenjanı ödünleri ve kişisel çıkarlarını güvence altına alma stratejileri liderliğinin etkili olmasına karşılık kimi sınırlılıkları olduğunu da göstermektedir. Bu durum, liderler arası güç dengesinin karmaşık ve zaman zaman dengesiz bir biçimde şekillendiğini ortaya koymaktadır.

Kılıçdaroğlu’nun Hayali Seçim Vaatleri

2023 kampanyası kapsamında Kılıçdaroğlu tarafından dile getirilen vaatler arasında emeklilere bayram ikramiyeleri, sosyal yardım paketleri ve altyapı yatırımlarına yönelik geniş kapsamlı yükümlenmeler bulunmaktadır. Bu vaatlerin bütçesel etkisi kabaca hesaplandığında, tek seferlik maliyetin yaklaşık 425 milyar TL’ye ulaşması olasıdır. Bu miktar, merkezi yönetim bütçesine yaklaşık %6,5 ek yük anlamına gelmektedir. Türkiye’nin mevcut bütçe açığı ve ekonomik kırılganlığı göz önünde bulundurulduğunda, bu vaatlerin sürdürülebilirliği ve uygulanabilirliği ciddi biçimde sınırlıdır.

Yüksek liderlik yazınında öne çıkan ölçütler arasında etik sorumluluk, uzun vadeli sürdürülebilirlik ve toplumsal faydayı gözetme yer almaktadır. Kılıçdaroğlu’nun kampanya vaatleri, maliyet ve kaynak planlaması açısından yeterli bir temele dayanmadığından, liderlik başarım düzeyinin etik ve sorumluluk boyutlarında eksiklikler içerdiği söylenebilir. Bu durum, liderliğin yalnızca popülist vaat verme ile karizmatik veya stratejik özellikler taşıma arasında bir ayrım yapılmasını gerektirmektedir. Altılı Masa bağlamında Kılıçdaroğlu’nun merkezi rolü ve ittifakın devamlılığını sağlama kapasitesi, kısmi yüksek liderlik göstergesi olarak değerlendirilebilir. Ancak, adaylık dayatması, kontenjan ödünleri ve maliyeti belirsiz kampanya vaatleri, liderliğin stratejik ve etik boyutlarında sınırlılıkları ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, Kılıçdaroğlu’nun liderlik başarım düzeyi, uygulanabilirlik ve sürdürülebilirlik açısından eksik bir profil sergilemektedir.

Kılıçdaroğlu’nun Uzlaşmacı Siyaset Anlayışı ve İttifakın Genişlemesine Etkisi

Uzlaşmacı liderlik, farklı aktörler ve gruplar arasında çatışmaları en aza indiren, ortak payda ve oydaşlık arayışına öncelik veren bir liderlik tarzıdır. Yazında, bu yaklaşımın ittifak oluşturma ve sürdürmede üstünlük sağladığı belirtilmektedir. Kılıçdaroğlu’nun Altılı Masa’daki rolü incelendiğinde küçük partilere verilen milletvekili kontenjanı ödünleri ve ittifakın eş güdümü konusundaki esnek tutum ortaklığın sürdürülmesini kolaylaştırmıştır. Partiler arası uzlaşma mekanizmalarının işletilmesi, özellikle CHP dışındaki liderlerin güvenini kazanmak ve ittifakın devamlılığını sağlamak açısından belirleyici olmuştur. Cumhurbaşkanlığı adaylığı dayatması, bazı liderlerin, örneğin Meral Akşener, memnuniyetsizliğini artırmış ve masa içinde gerilime yol açmıştır. Kendi adaylığı için küçük partilere sağlanan üstünlükler, bazı partilerin stratejik çıkarlarını kısıtlamış ve ittifakın genişlemesini sınırlamıştır. Ekonomik ve kampanya vaatlerinin maliyet ve uygulanabilirliğine ilişkin belirsizlikler, diğer partiler nezdinde güven sorunu yaratmış olabilir.

Sonuç olarak, Kılıçdaroğlu’nun uzlaşmacı yaklaşımı, ittifakın oluşumu ve devamlılığına katkı sağlamış olmakla birlikte, adaylık dayatması ve kendi çıkar önceliği nedeniyle sınırlayıcı etkiler de yaratmıştır. Dolayısıyla, bu liderlik tarzı hem kolaylaştırıcı hem de sınırlandırıcı bir etmen olarak değerlendirilmelidir.

Kılıçdaroğlu’nun Adaylık Kararının Siyasal Akılcılık Açısından Değerlendirilmesi

Siyasal akılcılık (political rationality) yazında, liderlerin kendi güçlerini en üst düzeye çıkarma, ittifakları sürdürme ve seçim kazanma olasılıklarını artırma kapasiteleri üzerinden değerlendirilir. Bu bağlamda akılcı siyaset hem kısa hem uzun vadeli stratejileri, riskleri ve paydaş tepkilerini dikkate almayı gerektirir. Kılıçdaroğlu’nun adaylık kararında kendi Cumhurbaşkanlığı adaylığını açık biçimde dayatmış olduğu ve diğer ittifak liderlerinin önerdiği adayları reddettiği açıklıkla gözlemlenmiştir. Amaç, CHP içindeki liderlik ve kendi siyasal sermayesini koruma ve Cumhurbaşkanlığı makamına ulaşma olasılığını güvence altına almadır. Bu durum bazı küçük partilerde, örneğin İyi Parti’de, memnuniyetsizlik yaratmış, ittifak içinde gerilim oluşmasına yol açmıştır. Diğer liderlerin stratejik çıkarlarının ve olası oy katkılarının yeterince dikkate alınmaması ittifakın genişleme olanağını sınırlamıştır. Siyasal akılcılık açısından değerlendirildiğine olumlu sonuç kendi siyasal hedeflerini net şekilde belirlemiş ve parti içi liderlik gücünü pekiştirmiş olmasıdır. Olumsuzluk ise diğer partilerin stratejik çıkarlarını göz ardı etmesi, ittifakın etkililiğini ve genişlemesini kısıtlamış olmasındadır. Kendi adaylığı için sağlanan ödünler (milletvekili kontenjanları vb.) kısa vadeli kazanımlar sağlasa da uzun vadeli ittifak güvenini zayıflatma riski taşımıştır. Kampanya vaatlerinin maliyet ve uygulanabilirlik yönünden belirsizliği siyasal akılcılık açısından ek sınırlama getirmektedir.

Sonuç olarak, Kılıçdaroğlu’nun adaylık kararı, kendi çıkarını güvence altına alma yönünde akılcı bir atılım olarak değerlendirilebilir. Ancak ittifakın uzun vadeli işlevselliği ve toplu çıkar açısından sınırlayıcı bir tercih olmuştur. Bu durum, onun siyasal akılcılığının kısmi ve bağlama bağlı olduğunu ortaya koymaktadır.

Adaylık Sürecindeki Kriz Yönetimi ve Liderlik Kapasitesi

Kriz yönetimi, yazında liderliğin en kritik göstergelerinden biri olarak kabul edilir. Etkili liderler, kriz durumlarında karar alma süreçlerini hızlı ve akılcı biçimde yönetir, paydaşlar arası güveni korur ve uzlaşma mekanizmalarını işletir ve kendi çıkarları ile otak çıkar arasındaki dengeyi gözetir. Bu bağlamda kriz yönetimi, liderin stratejik kapasitesi, esnekliği ve etik sorumluluğu hakkında önemli göstergeler sunar. Altılı Masa içinde Cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin anlaşmazlıklar ortaya çıktı. Küçük partiler farklı aday önerilerinde bulundu. Kılıçdaroğlu’nun tepkisi ise kendi adaylığını dayatmak şeklinde oldu. Diğer liderlerin önerilerini reddetti ve masa içindeki uzlaşma çabalarını sınırlı tuttu. Partisi içindeki liderlik gücünü pekiştirme, küçük partilere milletvekili kontenjanı ve diğer ödünler vererek kısa vadeli ittifak sürdürülebilirliğini sağlamak peşinde oldu. Bu olgu liderlik kapasitesi açısından değerlendirildiğinde olayın olumlu yönü kriz anında karar alma ve harekete geçme kapasitesinin gösterilmiş olmasıdır. Masadaki liderlik konumunu koruyarak ittifakın tümüyle dağılmasını önlemiştir. Olumsuz yön ise, kendi adaylığı için paydaşların çıkarlarını yeterince dikkate almaması, ittifak içindeki güveni zedelemiş olmasıdır. Kısa vadeli ödünler ile uzun vadeli stratejik güvenlik arasında dengeyi tam olarak sağlayamamıştır. Kampanya vaatlerinin maliyet ve uygulanabilirlik yönünden belirsizliği kriz yönetimi stratejisine ek riskler ekledi.

Sonuç olarak, Kılıçdaroğlu’nun adaylık sürecindeki kriz yönetimi, karar alma ve kısa vadeli kararlılık sağlama kapasitesini yansıtmaktadır. Ancak liderliğin etik, uzun vadeli ve toplu çıkar odaklı boyutlarında eksiklikler bulunmaktadır. Bu nedenle, kriz yönetimi başarım düzeyi kısmi ve sınırlı bir yüksek liderlik örneği olarak değerlendirilebilir.

İttifak İçi Gerilimlerde Kılıçdaroğlu’nun Kriz Yönetim Stratejileri

Liderlik yazınında kriz yönetimi, genellikle iki boyutta ele alınır: Birincisi, kriz çözmedir (problem-solving). Mevcut sorunu doğrudan ve hızlı bir şekilde çözmek, taraflar arasında uzlaşmayı sağlamak ve güven oluşturmak anlamına gelir. İkincisi, krizi ertelemedir (issue postponement / conflict management). Çatışmayı doğrudan çözmek yerine, zaman kazanmak, daha elverişli koşullar oluşana kadar sorunu askıya almak demektir. Her iki yaklaşım da stratejik olarak değerlendirilebilir. Ancak uzun vadeli güven ve ittifak sürdürülebilirliği açısından farklı sonuçlar doğurur. Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda küçük partilerle çıkan anlaşmazlıkta, Kılıçdaroğlu doğrudan uzlaşmaya gitmek yerine kendi adaylığını dayatarak kısa vadeli ödünler (milletvekili kontenjanları) ile gerilimi “askıya almıştır”. Masadaki liderlerle doğrudan görüşerek adaylık konusunda ortak bir oydaşlık yaratmamış ve diğer partilerin stratejik çıkarlarını tam olarak gözetmemiştir. Kısa vadeli ittifak kararlılığını korumuş ve masanın tümüyle dağılmasını önlemiştir. Parti içindeki liderlik gücünü ve karar mekanizmasını denetim altında tutmuştur. Öte yandan, krizi doğrudan çözmemesi, ittifak güvenini uzun vadede zayıflatma riski yaratmıştır. Uzlaşmacı bir liderlik beklentisi olan ittifak paydaşları açısından, karar alma süreci kendi çıkar odaklı ve kısmen otoriter bir izlenim bırakmıştır.

Sonuç olarak, Kılıçdaroğlu’nun ittifak içi gerilimlerde uyguladığı “krizi erteleme ve kısa vadeli ödünlerle yönetme” stratejisi, karar alma ve kriz yönetimi kapasitesini göstermektedir. Ancak uzun vadeli ittifak güveni ve etik liderlik boyutlarında sınırlılıkları ortaya koymaktadır. Bu durum, onun liderlik profilinin karma ve kısmi yüksek liderlik özellikleri taşıdığını destekler.

Kılıçdaroğlu’nun Liderlik Tarzı: Weberyen Bakış Açısı

Max Weber liderliği üç ideal tip üzerinden sınıflandırır: Birincisi karizmatik liderliktir. Liderin kişisel çekiciliği ve vizyonu üzerinden takipçilerini etkilediği ve yönlendirdiği liderlik biçimidir. Kurallar ve normlar, liderin karizmasına dayanır. İkincisi akılcı-bürokratik liderliktir. Lider, resmi kurallar, süreçler ve hiyerarşi aracılığıyla otorite uygular. Kararlar, kurallara ve akılcı mantığa dayanır ancak kişisel çekicilik ikinci plandadır. Üçüncüsü geleneksel liderliktir. Otorite, gelenek ve alışılmış normlar üzerinden meşrulaştırılır. Kılıçdaroğlu, CHP’nin genel başkanı olarak örgütsel ve kurumsal yetkilerini kullanmış ve karar alma süreçlerinde parti bürokrasisine dayanmıştır. Altılı Masa’daki görüşme süreçlerinde, kontenjan ödünleri ve ittifak eş güdümü gibi biçimsel ve süreçsel mekanizmaları işletmiştir. Kılıçdaroğlu’nun kendi adaylığını dayatma biçimi ve kamuoyuna yönelik söylemleri, kişisel otorite ve liderlik karizmasına dayalı bir strateji izlediğini göstermektedir. Popülist kampanya vaatleri, liderin kişisel vizyonunu ve seçmen üzerindeki etkisini ön plana çıkarmaktadır. Kılıçdaroğlu’nun liderliği, akılcı-bürokratik araçlar ile kişisel otorite ve vizyonu birleştiren karma (hibrit) bir yapı sergiler. Ancak karizmatik boyut sınırlı ve bağlama bağlıdır. Kriz yönetiminde ve ittifak ilişkilerinde akılcı-bürokratik unsurlar daha belirgin olmuştur.

Sonuç olarak, Weberyen çerçevede Kılıçdaroğlu’nun liderlik tarzı akılcı-bürokratik ve karizmatik unsurların bir kombinasyonu (hibrit) olarak değerlendirilebilir. Bu hibrit yapı, ittifak yönetimi ve kriz süreçlerinde hem avantaj hem de sınırlılık yaratmaktadır. Bu yaklaşımın olumlu yönü karar alma ve örgütsel kontrol sağlama kapasitesini artırmasıdır.  Ancak, karizmatik çekiciliğin sınırlı olması, uzun vadeli ittifak güveni ve siyasal esneklik açısından kısıt oluşturmuştur.

Kılıçdaroğlu’nun Siyasal Başarım Düzeyi ve Seçmen Nezdindeki Liderlik Algısı

Siyaset bilimi yazınında liderlik algısı, seçmenlerin liderin karizma, stratejik kapasite, etik davranış ve kriz yönetimi yeteneğine ilişkin değerlendirmeleri üzerinden şekillenir. Algı hem liderin doğrudan eylemlerine hem de medyada ve kamuoyunda temsil edilen mesajlara dayanır. Uzlaşmacı ve ittifak odaklı yaklaşımı, bazı seçmenler nezdinde işbirlikçi ve kapsayıcı bir lider imajı oluşturmuştur. Parti içindeki kararlılık ve karar alma kapasitesi, kararlı ve karizmatik bir lider olarak algılanmasına katkı sağlamıştır. Buna karşılık, adaylık dayatması ve küçük partilere verilen kontenjan ödünleri, bazı seçmenler ve ittifak destekçileri açısından kişisel çıkar odaklı ve otoriter bir izlenim yaratmıştır. Mali ve ekonomik açıdan uygulanabilirliği sınırlı kampanya vaatleri, gerçekçilik ve sorumluluk eksikliği algısını güçlendirmiştir. Uzun vadeli stratejik planlama ve ittifak güvenliği konusunda görülen eksiklikler, liderlik algısını kısmi ve karma bir profile dönüştürmüştür. Kılıçdaroğlu’nun siyasal başarım düzeyi, seçmen nezdinde karma bir liderlik algısı üretmiştir. Uzlaşmacı ve eş güdüm sağlayan lider olarak olumlu değerlendirilmiş, özellikle ittifak paydaşları ve merkez seçmen tarafından takdir edilmiştir. Kendi çıkarını öne çıkaran, karizmatik unsurları sınırlı bir lider olarak eleştirilmiş ve bazı seçmen gruplarında güven sorunu yaratmıştır. Popülist ve maliyeti belirsiz vaatler nedeniyle bazı kesimler tarafından “uygulanabilirlikten ve akılcılıktan uzak” olarak değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak, Kılıçdaroğlu’nun siyasal başarım düzeyi, seçmen algısı açısından hem güçlü hem sınırlı liderlik unsurlarını bir arada barındırmaktadır. Bu durum, onun karma ve hibrit liderlik profilini, hem akılcı-bürokratik hem de sınırlı karizmatik özellikleriyle destekler ve uzun vadeli siyasal etki ile ittifak güvenliği açısından fırsat ve riskleri beraberinde getirir.

“Helalleşme” Söylemi ve Kılıçdaroğlu’nun Liderlik Projesi

“Helalleşme” söylemi, Kılıçdaroğlu tarafından toplumsal kutuplaşmayı azaltma ve geçmiş siyasal anlaşmazlıkları geride bırakma amacıyla kullanılan uzlaşmacı ve simgesel bir liderlik mesajıdır. “Helalleşme” söylemi, toplumsal kutuplaşmayı azaltmayı, geçmiş siyasal ve toplumsal kırılmaları iyileştirmeyi ve geniş bir toplumsal uzlaşma zemini yaratmayı hedefler. Yazında, bu tür söylemler yumuşak güç ve uzlaşmacı liderlik araçları olarak değerlendirilmektedir. Helalleşme, küçük partiler ve sivil toplum nezdinde Kılıçdaroğlu’nun uzlaşmacı ve kapsayıcı liderlik imajını güçlendirmiştir. Geniş kitlelere hitap ederek, merkez seçmen ve siyasal muhalefet tabanında olumlu bir imaj yaratmayı hedeflemiştir. Bu söylem, sadece etik ve simgesel bir jest değil, aynı zamanda siyasal riskleri azaltan ve toplumsal sermaye oluşturan stratejik bir araç olarak kullanılmıştır. Söylem, liderin toplumsal uzlaşma ve etik sorumluluk boyutunu ön plana çıkarmasını sağlamış, liderlik profilini uzlaşmacı ve toplu yarar odaklı olarak güçlendirmiştir. Söylemin uygulamaya dönüşme kapasitesi, yani gerçek siyasal ve toplumsal etkisi, adaylık dayatması ve ittifak içi gerilimler gibi diğer liderlik tercihleriyle sınırlanmıştır. Bu nedenle söylem, liderlik projesinin hem stratejik hem de simgesel bir boyutu olarak değerlendirilebilir, ancak tek başına yüksek liderlik göstergesi değildir.

Sonuç olarak, “Helalleşme” söylemi, Kılıçdaroğlu’nun liderlik projesinde uzlaşmacı ve kapsayıcı bir stratejik araç olarak konumlanmaktadır. Söylem hem seçmen algısını şekillendirmekte hem de ittifak eş güdümüne katkı sağlamaktadır, fakat liderliğin etik ve stratejik bütünlüğü açısından, adaylık dayatması ve maliyetli kampanya vaatleri gibi sınırlayıcı unsurlarla birlikte ele alınmalıdır.

Kılıçdaroğlu’nun Altılı Masa Karar Alma Süreçlerindeki Belirleyiciliği

CHP Genel Başkanı olarak Kılıçdaroğlu, masadaki en büyük partinin lideri konumundadır. Bu konum, ona stratejik girişim, görüşme önceliği ve ittifak içi önerileri şekillendirme kapasitesi sağlamıştır. Cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde, kendi adaylığını dayatma biçimi, diğer liderler üzerinde yüksek ölçüde belirleyici bir etki yaratmıştır. Küçük partilere verilen milletvekili kontenjanları gibi ödünler, kısa vadeli ittifak kararlılığını sağlamak için Kılıçdaroğlu tarafından belirlenmiştir. Bu da karar alma süreçlerinde ağırlığını artırmıştır. Diğer partilerin stratejik çıkar ve beklentileri, Kılıçdaroğlu’nun karar almadaki etkisini tümüyle sınırsız kılmamıştır. Özellikle İyi Parti ve diğer küçük partiler, adaylık konusunda tepki göstermiş ve bu durum masadaki karar süreçlerini pazarlıklı ve kısmen çatışmalı bir yapıya dönüştürmüştür.

Sonuç olarak, Kılıçdaroğlu’nun Altılı Masa’daki belirleyiciliği yüksek düzeyde akılcı-bürokratik ve stratejik olarak tanımlanabilir, ancak bu belirleyicilik, ittifakın uzun vadeli güven ve işlevselliğini her zaman güvence altına alamamıştır. Karar alma sürecinde, kendi çıkarını koruma eğilimi ile toplu uzlaşma gereksinimi arasında denge arayışı öne çıkmaktadır.

Kılıçdaroğlu’nun Rolü: Kolaylaştırıcı mı, Merkez Aktör mü?

Kolaylaştırıcı (facilitator) lider, taraflar arası uyum, oydaşlık ve iletişimi güçlendiren kişidir. Karar alma süreçlerinde bireysel çıkarını ön plana çıkarmadan ittifakın ortak hedeflerine hizmet eder. Merkez aktör ise ittifak içinde en belirleyici ve girişim sahibi lider konumundadır. Kararlar üzerinde doğrudan etkisi yüksektir ve çoğu zaman kendi stratejik hedeflerini gerçekleştirmek için ittifakı şekillendirir. Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığını dayatma biçimi, ittifakın karar alma sürecinde kendi çıkarını ön plana koyduğunu göstermektedir. Küçük partilere milletvekili kontenjanları gibi ödünler, kendi adaylığı için stratejik bir araç olarak kullanılmıştır. Uzlaşmacı yaklaşımı ve ittifak eş güdümünde bazı ödünler, kısa vadede gerilimi azaltmış ve karar alma sürecini kolaylaştırmıştır.

Değerlendirilecek olursa, Kılıçdaroğlu, Altılı Masa’da hem kolaylaştırıcı hem de merkez aktör özellikleri taşıyan karma (hibrit) bir rol üstlenmiştir. Ancak karar alma süreçlerindeki ağırlığı ve kendi çıkar önceliği, onun ittifakın merkez aktörü olarak daha baskın bir görünüm ortaya koymasına yol açmıştır. Bu nedenle, kısa vadeli oydaşlık sağlayıcı ödünler bir yana, stratejik belirleyicilik ve liderlik girişimi öne çıkmaktadır.

Altılı Masa’nın Başarısı/Başarısızlığı ve Kılıçdaroğlu’nun Başarım Düzeyi

Başarı ölçütleri İttifakın seçim hedeflerini gerçekleştirmesi, karar alma süreçlerinde kararlılık sağlaması, küçük partilerin katılımını sürdürmesi ve seçmen tabanında olumlu bir liderlik algısı yaratmasıdır. Başarısızlık ölçütleri ise karar alma süreçlerinde gerilim, ittifak güveninin zayıflaması, adaylık krizi ve kampanya vaatlerinin uygulanabilirliğinin sınırlı olmasıdır.

Kılıçdaroğlu masadaki liderlik tutumu ve karar alma gücü ittifakın dağılmasını önlemiş ve kısa vadeli kararlılığı sağlamıştır. Milletvekili kontenjanları gibi ödünler, küçük partilerin katılımını güvence altına alarak ittifakın akılcı işlevselliğine katkı sağlamıştır. Buna karşılık, Cumhurbaşkanlığı adaylığını dayatma ve kendi çıkarını ön planda tutma yaklaşımı, ittifak içinde gerilime ve güven eksikliğine yol açmıştır. Stratejik hesaplama eksiklikleri (diğer partilerin oy potansiyelinin yeterince dikkate alınmaması) ittifakın seçim gücünü sınırlamıştır. Kampanya vaatlerinin maliyet ve uygulanabilirliği konusundaki belirsizlik, liderliğin algılanan akılcılığını zayıflatmıştır.

Altılı Masa’nın kısa vadeli kararlılığı ve seçim eş güdümü Kılıçdaroğlu’nun merkezi rolüne bağlıdır. Ancak ittifakın uzun vadeli güveni, uzlaşma kapasitesi ve toplu stratejik hedeflere ulaşma başarım düzeyi, kendi çıkarını önceliklendiren liderlik tarzı nedeniyle sınırlı kalmıştır. Dolayısıyla, Altılı Masa’nın başarısı veya başarısızlığı, kısmen yüksek, kısmen sınırlı bir liderlik başarım düzeyi ile doğrudan ilişkilidir.

Sonuç olarak, Altılı Masa’nın genel başarım düzeyi, Kılıçdaroğlu’nun karma liderlik profili ve stratejik tercihleriyle yakından bağlantılıdır. Kısa vadede akılcı kararlılık gösterilmiş ve ittifakın sürdürülmesi sağlanmıştır. Bu yüksek liderlik kapasitesi göstergesidir. Uzun vadeli güven, etik uyum ve stratejik akılcılık eksikliği ise sınırlı başarım düzeyinin göstergesi olmuştur.

Kılıçdaroğlu’nun Başarım Düzeyi ve Türkiye’de Muhalefet Liderliği Açısından Örnekleri

Kılıçdaroğlu’nun yaklaşımlarından bazı pozitif liderlik çıkarımları yapılabilir. Birincisi uzlaşmacı ve eş güdüm sağlayan rol oynamış olmasıdır. Altılı Masa bağlamında, Kılıçdaroğlu küçük partileri bir araya getirip ittifakın dağılmasını önlemiş, kısa vadeli eş güdüm ve kararlılık sağlamıştır. İkincisi merkez aktör olarak girişim gücü kullanmıştır. Karar alma süreçlerinde merkezi bir rol üstlenmesi, muhalefet liderliğinde stratejik belirleyicilik ve ön alma kapasitesinin önemini göstermektedir. Üçüncüsü ise, simgesel liderlik ve helalleşme söylemidir. Toplumsal kutuplaşmayı azaltma ve kapsayıcı mesajlar verme yönü muhalefetin etik ve uzlaşmacı bir liderlik modeli geliştirebileceğini göstermektedir.

Ancak Kılıçdaroğlu’nun yaklaşımlarında olumsuz nitelikler de bulunmaktadır. Bu nitelikler Kılıçdaroğlu’nun liderlik gücünü sınırlamıştır. Bunların başında kendi kişisel hırsını ve çıkarını öne çıkarması gelmektedir. Cumhurbaşkanlığı adaylığını dayatma ve ittifak içi ödünleri kendi adaylığı için kullanma, muhalefet liderliğinde etik ve ortak çıkar boyutlarının ihmal edilmemesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Diğer partilerin oy güçlerinin yeterince dikkate alınmaması ittifakın seçim verimliliğini sınırlamıştır. Mali ve toplumsal açıdan uygulanabilirliği sınırlı vaatler, liderin akılcılık ve güvenilirlik algısını olumsuz etkilemiştir.

Kılıçdaroğlu örneği, muhalefet liderlerinin uzlaşmacı ve kapsayıcı yaklaşımın ittifak başarısı için kritik olduğunu, merkez aktör rolü ile karar alma ve kriz yönetiminde etkin olabileceklerini, ancak etik liderlik, uzun vadeli güven ve stratejik akılcılık ihmal edildiğinde, kısa vadeli başarıların uzun vadeli sürdürülebilirliğinin tehlikeye girebileceğini göstermektedir.

Sonuç olarak, Kılıçdaroğlu’nun başarım düzeyi, Türkiye’de muhalefet liderliği için karma ve hibrit bir model örneği sunmaktadır. Stratejik belirleyicilik, kısa vadeli kriz yönetimi ve ittifakın eş güdümü gibi kısmi yüksek liderlik özellikleri yanında etik ve uzun vadeli güven eksikliği, kendi çıkar önceliği, akılcılık sorunları gibi sınırlılıkları vardır. Bu değerlendirme, muhalefet liderliğinde uzlaşmacı, etik ve stratejik dengeleri gözeten bir yaklaşımın önemini açıkça ortaya koymaktadır.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Altılı Masa deneyimi, Türkiye siyasetinde yalnızca bir seçim ittifakı değil, muhalefetin kendi kendisiyle yüzleştiği tarihsel bir eşik olarak değerlendirilmelidir. Bu eşiğin merkezinde ise kuşkusuz Kemal Kılıçdaroğlu’nun on üç yıla yayılan liderlik dönemi yer almaktadır. Altılı Masa, onun genel başkanlığı döneminde yürüttüğü siyasal stratejinin hem en kapsamlı ürünü hem de son sınavı olmuştur.

Kılıçdaroğlu, Türkiye’de muhalefeti bir araya getirme konusunda tarihsel bir rol üstlenmiş, kronik dağınıklığı belirli ölçülerde aşabilmiş bir liderdir. Ancak bu başarı, büyük ölçüde kurumsal düzeyde kalmış, toplumsal ve siyasal düzlemde güçlü bir dönüşüm enerjisine evrilememiştir. Geniş ittifak mühendisliği, seçmen nezdinde somut bir siyasal umut öyküsüne dönüştürülememiştir Bunun yerine daha çok teknik, bürokratik ve elitler arası bir uzlaşma denemesi olarak kalmıştır.

Altılı Masa sürecinde Kılıçdaroğlu’nun izlediği strateji, bir yandan uzlaşma ve yumuşama iddiası taşırken, diğer yandan kendi adaylığı söz konusu olduğunda belirgin bir merkeziyetçilik ve ısrarla özellik kazanmıştır. Bu durum, liderliğinde var olan temel çelişkiyi açığa çıkarmaktadır: Kılıçdaroğlu, muhalefet için kapsayıcı bir siyasal zemin oluşturmaya çalışırken, kritik anlarda bu zemini kendi liderlik iddiası etrafında daraltmıştır. Bu tercihin, sadece etik değil, aynı zamanda stratejik sonuçları da olmuştur.

Küçük ittifak ortaklarına verilen orantısız parlamenter temsil yeteneği, bu stratejik tercihin bir uzantısı olarak okunabilir. Bu adım, kısa vadede ittifak bütünlüğünü koruma işlevi görmüş, ancak uzun vadede seçmen nezdinde siyasal adalet ve temsil tartışmalarını derinleştirmiştir. Bu da Kılıçdaroğlu’nun liderliğinde, etik söylem ile siyasal yararcılık arasındaki uzaklığın giderek açıldığını göstermektedir.

Bununla birlikte, Altılı Masa’nın başarısızlığını yalnızca Kılıçdaroğlu’nun kişisel hatalarına bağlamak hem kolaycı hem de eksik bir açıklama olur. İktidarın medya, devlet kaynakları ve seçim mekanizması üzerindeki belirleyici denetimi, muhalefetin hareket alanını ciddi biçimde daraltmıştır. Ancak bütün bu yapısal zayıflıklara karşın muhalefet liderliğinin toplumsal karşılık üretme kapasitesi daima belirleyici bir etmen olarak önemini korur. Bu noktada Kılıçdaroğlu’nun liderliği, seçmende güçlü bir dönüşüm beklentisi yaratmakta yetersiz kalmıştır.

Sonuç olarak Kılıçdaroğlu’nun on üç yıllık genel başkanlığı, Türkiye muhalefetine kurumsal akıl, sabır ve uzlaşma kültürü kazandırmış, fakat onu iktidara taşıyacak siyasal enerjiyi üretememiştir. Bu nedenle Kılıçdaroğlu’nun başarım düzeyi bir “başarısızlık öyküsü” olmaktan çok Türkiye’de muhalefetin sınırlarını ve zayıflıklarını görünür kılan bir siyasal laboratuvar olarak okunmalıdır. Altılı Masa, bu laboratuvarın en yüksek yoğunluklu deneyidir. Bu deney, Türkiye muhalefeti için şu acı gerçeği ortaya koymuştur: Sadece doğru olmak, haklı olmak ya da uzlaşmak yetmez. Siyasal iktidar, aynı zamanda seçmene güçlü bir gelecek hayali sunabilme ve bunu inandırıcı bir liderlikle temsil edebilme sorunudur. Kılıçdaroğlu’nun liderliği bu noktada tarihsel bir deneyim üretmiş fakat bu deney sonuç üretmekten çok ders üretmiştir. Bu nedenle Kılıçdaroğlu’nun mirası, bir yenilgiden ziyade, Türkiye’de muhalefetin yeniden düşünülmesi zorunluluğunu dayatan bir kırılma noktası olarak değerlendirilmelidir.

Hiç yorum yok: