Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

22 Kasım 2025 Cumartesi

 

CHP PROGRAMININ YETERLİLİK VE GEÇERLİLİK DÜZEYİNİN ELEŞTİREL İRDELEMESİ: KALKINMA VE EKONOMİ

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

Giriş

Bu çalışma, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 2025 Parti Programı’nın kalkınma ve ekonomi bölümünü, eleştirel politik ekonomi ve kamu yönetimi bakış açılarından incelemeyi amaçlamaktadır. Türkiye’nin son on beş yıllık süreçte derinleşen ekonomik kriz, kurumsal aşınma, gelir dağılımı bozulması, üretim yapısındaki zayıflama ve devlet kapasitesindeki gerileme göz önüne alındığında, muhalefet partilerinin ortaya koyduğu kalkınma ve ekonomi vizyonları yalnızca siyasal değil, aynı zamanda rejimsel ve yapısal bir anlam taşımaktadır.

CHP’nin yeni programı, eşitlik, sürdürülebilirlik, adil dönüşüm, kamuculuk ve planlama gibi sosyal demokrat düşünce geleneğine yaslanan güçlü kavramlar ve iddialı söylemler üretmektedir. Ancak bu söylemin, Türkiye’nin güncel siyasal-ekonomik yapısı, kurumsal kapasitesi ve toplumsal gerçekliğiyle ne ölçüde örtüştüğü ayrı bir inceleme konusudur. Türkiye bugün sadece bir “ekonomik kriz” yaşamamakta ve aynı zamanda bir kalkınma modeli krizi, bir kurumsal kapasite krizi ve bir siyasal rejim krizi ile karşı karşıya bulunmaktadır. Bu bağlamda, muhalefet programlarının salt normatif doğruluk üzerinden değil, yapısal yeterlilik ve bağlamsal geçerlilik açısından da değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu makalede, CHP’nin kalkınma ve ekonomi bölümündeki temel öneriler;

(i) Kalkınma anlayışı,

(ii) Sanayi, tarım ve üretim yapısına yaklaşım,

(iii) Sosyal devlet ve gelir dağılımı perspektifi,

(iv) Çevre, iklim ve yeşil dönüşüm siyasaları,

(v) Mor ekonomik dönüşüm yaklaşımı ve

(vi) Maliye, para ve finansal kararlılık politikaları başlıkları altında ele alınmaktadır.

İnceleme sürecinde, programın normatif gücü, uygulama araçlarının açıklığı, Türkiye’nin mevcut kurumsal ve mali kapasitesiyle uyumu ve toplumsal-siyasal bağlamla ilişkisi temel değerlendirme ölçütleri olarak kullanılmıştır. Bu çerçevede çalışma, CHP programının yalnızca ne dediğine değil, neyi söyleyemediğine, hangi alanlarda boşluklar bıraktığına ve hangi noktalarda yapısal sınırları aşmakta zorlandığına da odaklanmaktadır.

Bu bağlamda çalışmanın temel savı şudur: CHP’nin kalkınma ve ekonomi programı, söylemsel ve normatif düzeyde güçlü olmakla birlikte, Türkiye’nin mevcut ekonomik, kurumsal ve siyasal yapısı karşısında uygulanabilirlik, kurumsal derinlik ve araçsal netlik bakımından önemli sınırlılıklar taşımaktadır.

Kavramsal Çerçeve: Güçlü Söylem ve Zayıf Araçlar

Program, sosyal demokrat gelenekle uyumlu olarak eşitlikçi, adil, sürdürülebilir ve kapsayıcı kalkınma söylemini merkeze almaktadır. Ancak kavramsal çerçeve bağlamımda bazı sorunlar dikkat çekmektedir:

Kavramsal baskınlık fakat araç eksikliği: Programda “nitelikli büyüme”, “kamuculuk”, “planlama”, “adil dönüşüm” ve “mor dönüşüm” gibi kavramlar güçlü biçimde kullanılmaktadır. Ancak, bu dönüşümlerin nasıl ölçüleceği, hangi göstergelerle izleneceği ve hangi araçlarla uygulanacağı net değildir. Metin normatif düzeyde güçlü fakat uygulama araçları düzeyinde zayıf ve içerik düzeyinde platoniktir.

“Kamuculuk” vurgusu ile piyasa mekanizması arasındaki gerilim: Program bir yandan kamuyu üretici, yatırımcı, girişimci olarak tanımlarken, diğer yandan “serbest girişimin önü açılacaktır” demektedir. Ancak, Devletin üretici olduğu alanlarla, özel sektörün öncülüğünün destekleneceği alanlar arasında bir sınır çizilmemiştir. Bu belirsizlik, uygulamada devlet müdahaleciliği ile piyasa serbestliği arasındaki gerilimi tetikleme gizil gücüne sahiptir.

Planlama ve Kurumsal Yapı: İddialı ama Belirsiz

Ulusal bir planlama kurumunun kurulacağı vurgusu önemlidir ve Türkiye’nin DPT geçmişine referans verir niteliktedir. Ancak kurumun konumu ve yetkisi belirsizdir. Bu kurum Cumhurbaşkanlığına mı, TBMM’ne mi yoksa bağımsız bir yapıya mı bağlı olacaktır? Yetkileri bağlayıcı mı, öneri niteliğinde mi olacaktır? Eski DPT modeli mi, yeni nesil planlama mı egemen olacaktır? Bu sorular yanıtsız kalmaktadır.

Sayısal çağda planlama, büyük veri, algoritmik modelleme ve bölgesel veri altyapısı gerektirir. Program, planlamayı klasik anlamda ele almaktadır. Yeni kuşak veri temelli planlama boyutu zayıftır. Katılımcılık vurgusu güçlü, ama mekanizma açıklanmamıştır. Kim katılacak? Nasıl seçilecek? Gerçek karar alma gücü mü olacak, yoksa danışma mı? Bu sorular yanıtsızdır.

Stratejik Sektörler ve Sanayi Siyasası: Genel Olarak Doğru, İçerik Olarak Zayıf

Stratejik sektörler (enerji, tarım, savunma, teknoloji gibi) doğru biçimde tanımlanmıştır. Ancak, önceliklendirme eksiktir. Hepsi stratejik deniyor, ama hangisi ilk sırada? Hangisine kamu öncelikli yatırım yapacak? Kaynak dağılımı nasıl olacak? Soruları yine yanıtsız kalmaktadır.

“Dışa bağımlılığın kırılması” söylemi ve gerçekçilik sorunu: Günümüz küresel ekonomisinde tam bağımsızlık değil, akıllı bağımlılık ve çeşitlenme yönetilir. Program bunu yeterince içselleştirmiyor, daha çok “ulusal üretim” söylemi üzerinden ilerlemekte ve inandırıcılık düzeyini azaltmaktadır.

Kamu alımları ve teşvik sistemi için somut mekanizma yok: “Yeniden yapılandırılacaktır” deniyor ama başarım ölçütleri, saydamlık sağlama mekanizması ve siyasal müdahalelere karşı koruma gibi unsurlar açık değildir.

“Mor, Yeşil, Sayısal” Dönüşümler: Kavramsal Olarak Yeni, İçerik Olarak Eksik

Program metninin güçlü yanlarından biri üçlü dönüşüm kurgusudur: Mor (eşitlikçi/kapsayıcı), yeşil ve sayısal. Ancak eleştirilecek sorunsallar vardır.

Mor Dönüşüm (Kadın vurgusu): Programda toplumsal cinsiyet eşitliği, bölgesel eşitsizlikler ve sınıfsal boyutlar var ama nasıl ölçüleceği net değildir. Örneğin, kadın istihdam oranı, bakım ekonomisi ve ücret eşitsizliği gibi göstergeler metinde yer almamaktadır.

Yeşil Dönüşüm (Çevre v e iklim değişikliği vurgusu): Programda iklim krizi ve çevre vurgusu yapılmıştır. Ancak çevre yönetiminin ekonomik ve finansal araçlarından söz edilmemektedir. Karbon vergisi, yeşil teşvikler ve fosil yakıtlardan çıkış takvimi gibi başlıklarda somut bir yol haritası yoktur.

Sayısal Dönüşüm (Bilgisayarlaşma ve Yapay Zeka (YZ) Vurgusu): Sayısal dönüşüm bir “temenni” olarak geçmektedir. Veri ekonomisi, YZ kapasitesi, siber güvenlik, sayısal sanayi altyapısı gibi konular yüzeysel olarak ele alınmış durumdadır.

Siyasal Dil ve İdeolojik Çerçeve Üzerine Bir Eleştiri: Metin, yer yer “sosyal demokrasi”, “Kemalizm”, “kalkınmacı devlet geleneği” arasında gidip gelen hibrit bir dil kurmaktadır. Bu dil kuramsal olarak zengin, ancak siyasal olarak seçmene ve bürokrasiye verdiği mesajlar muğlaktır. Özellikle “halkçı, devletçi, milliyetçi, devrimci ekonomi siyasası” ifadesi çağdaş sosyal demokrasi ile klasik Kemalist devletçilik arasında net bir köprü kuramamaktadır.

Genel Değerlendirme

Güçlü Yönler

Eşitlik ve sosyal adalet vurgusu net. Kalkınmayı salt büyüme olarak görmemesi olumlu. Katılımcılık ve planlama fikrine dönüş iyi. Stratejik sektör ve dönüşüm bakış açısı var.

Zayıf Yönler

Uygulamaya ilişkin ayrıntılar eksik. Fazla soyut ve normatif dil. Uygulama araçlar belirsiz. Kurumsal tasarım zayıflığı. Önceliklendirme yokluğu.

 

Hizmet Sektörü Siyasaları

Hizmetler sektörü, ekonomide öngörülen dört büyük yapısal dönüşümün gerçekleştirilmesi için gerekli kapasite ve altyapının oluşturulmasında stratejik bir işleve sahiptir. Bu sektör, yalnızca kendi iç dönüşümünü gerçekleştirmekle kalmayacak, aynı zamanda sanayi, tarım ve teknoloji temelli dönüşümlerin de altyapısını sağlayarak bütüncül bir kalkınma bakış açısının yaşama geçirilmesinde kritik rol oynayacaktır.

Ulaştırma, Lojistik ve İletişim Altyapısı

Ulaştırma, haberleşme ve iletişim alanlarındaki altyapı ve hizmet siyasalarının temel amacı, yurttaşların güvenli, erişilebilir, ekonomik ve nitelikli ulaşım ve iletişim hizmetlerine eşit biçimde erişim hakkını güvence altına almak ve bu altyapıyı ekonomik dönüşümü destekleyen, verimlilik artıran, bölgesel eşitsizlikleri azaltan ve afetlere karşı dirençli bir yapıya kavuşturmaktır.

Bu çerçevede ulaştırma ve iletişim sektörlerinde yatırım öncelikleri ve siyasa hedefleri yeniden tanımlanacak ve kamu kaynaklarının etkili ve akılcı kullanımına dayalı olarak altyapı yatırımları artırılacaktır. Rant odaklı, bütçe disiplinini bozan ve kuşaklar arası adaleti zedeleyen uygulamalara son verilecek, kamu-özel iş birliği (KÖİ) projeleri dahil tüm kamu yükümlülükleri saydamlık ve hesap verebilirlik ilkeleri çerçevesinde denetime açılacaktır. Otoyol ve köprü projelerinde Hazine garantisi uygulamalarına son verilerek serbest rekabet koşulları altında saydam ihale süreçleri kurulacaktır.

Kamu yararı üretmeyen büyük ölçekli projeler, özellikle İstanbul’un ekolojik dengesi açısından yüksek risk taşıyan Kanal İstanbul Projesi iptal edilecek ve proje kapsamındaki mevcut uygulamalar hukuksal, ekonomik, ekolojik ve teknik boyutlarıyla bütüncül bir denetime tabi tutulacaktır.

Altyapı Siyasaları

Karayolu, demiryolu, denizyolu, havayolu ve sayısal altyapı yatırımları bütüncül bir planlama anlayışıyla ele alınacak ve her bir ulaşım türü kendi karşılaştırmalı üstünlükleri doğrultusunda geliştirilerek dengeli bir ulaşım sistemi oluşturulacaktır. Erişilebilirlik, bölgesel bütünleşme ve ticaretin desteklenmesi temel hedefler arasında yer alacaktır.

Demiryollarının yük taşımacılığındaki payının artırılması amacıyla stratejik öncelik haline getirilecek, mevcut altyapının elektrifikasyon ve sinyalizasyonu tamamlanacak, güvenlik ölçünleri yükseltilecektir. TCDD ve TCDD Taşımacılık A.Ş., liyakat esaslı kadrolarla yeniden yapılandırılacak ve kurumsal kapasiteleri güçlendirilecektir. Demiryolu araç üretimi ve teknolojik kapasitenin artırılması amacıyla Anadolu’da yeni üretim tesisleri kurulması desteklenecektir.

Denizyolu taşımacılığı, uluslararası rekabet gücünü artıracak biçimde teknoloji temelli, sürdürülebilir ve bütüncül bir yapıya kavuşturulacaktır. Sayısal liman yönetim sistemleri yaygınlaştırılacak, mavi ekonomi kapsamında YZ ve büyük veri uygulamalarıyla deniz kaynaklarının verimli ve sürdürülebilir kullanımı sağlanacaktır.

Sivil havacılık sektörü, bilişim ve otomasyon teknolojileriyle bütünleşmiş bir yaklaşımla yeniden yapılandırılacak ve sektörü düzenleyici ve denetleyici bağımsız bir üst kurul oluşturulacaktır. Türkiye’nin bölgesel bir hava kargo ve bakım-onarım merkezi durumuna gelmesi hedeflenecektir.

Ulaşım altyapısında yenilenebilir enerji kullanımı yaygınlaştırılacak ve karbon emisyonlarının azaltılması öncelikli hedef olarak benimsenerek yeşil ulaşım siyasaları geliştirilecektir. Elektrikli ulaşım sistemleri, sürdürülebilir denizcilik uygulamaları ve çevre dostu altyapılar desteklenecektir.

Haberleşme ve Sayısal Altyapı

Haberleşme ve bilişim altyapısı çağdaş ölçünlere uygun biçimde güçlendirilecek, kır-kent arasındaki sayısal uçurum azaltılacaktır. İnternete erişim anayasal bir hak olarak tanımlanacak ve erişim maliyetleri düşürülerek yaygınlaştırma sağlanacaktır. Kriz ve afet dönemlerinde kesintisiz iletişimi sağlamak amacıyla sayısal altyapının dayanıklılığı artırılacaktır. Bilgi güvenliği, gizlilik, bütünlük ve erişilebilirlik ilkeleri temelinde siber güvenlik siyasaları geliştirilecek; BTK siyasal etkilerden arındırılarak saydam ve hesap verebilir bir yapıya kavuşturulacaktır.

Finansal Hizmetler

Finans sektörü, üretim, istihdam ve bölgesel kalkınmayı destekleyen bir araç olarak yeniden yapılandırılacaktır. Kredi özgüleme süreçlerinde toplumsal yararı esas alan, üretim odaklı ve bölgesel eşitliği gözeten bir yaklaşım benimsenerek finansal kapsayıcılık artırılacaktır.

Kamu bankaları stratejik sektörlerin finansmanında etkili rol oynayacak ve TBMM’ye hesap verebilirlikleri güçlendirilecektir. KOBİ’lerin finansmana erişimi kolaylaştırılacak, kalkınma bankacılığı uzun vadeli altyapı yatırımları ve toplumsal projeleri destekleyecek şekilde yapılandırılacaktır.

Sermaye piyasalarında küçük yatırımcıyı koruyucu mekanizmalar güçlendirilecek ve spekülatif ve manipülatif işlemlere karşı yaptırımlar artırılacaktır. Yeşil finansman ve toplumsal etki yatırımları özendirilecektir. Finansal teknolojilere ve sayısal varlıklara yönelik hukuksal çerçeve güncellenecektir.

Turizm Siyasaları

Turizm, yalnızca döviz kazandıran bir alan olarak değil, aynı zamanda toplumsal bütünleşme, kültürel mirasın korunması ve bölgesel kalkınmanın desteklenmesi açısından stratejik bir sektör olarak ele alınacaktır. Deneyim temelli, sürdürülebilir, kapsayıcı ve sayısal teknolojilerle uyumlu bir turizm modeli geliştirilecektir.

Turizmin 12 aya ve ülke geneline yayılması hedeflenecek ve doğa, kültür, sağlık, gastronomi ve inanç turizmi gibi alanlarda çeşitlenmeye gidilecektir. Turizm çalışanlarının güvenceli istihdamı ve sendikal hakları güvence altına alınacaktır.

Turizm, kamusal bir hizmet anlayışı çerçevesinde yeniden konumlandırılacak, tatil hakkı toplumsal bir hak olarak tanımlanacak ve dar gelirli kesimlere yönelik toplumsal turizm fonları oluşturulacaktır. Ekoturizm ve karbon-nötr destinasyonlar desteklenecek ve çevreyle uyumlu bir turizm altyapısı geliştirilecektir.

Hizmet Sektörüne İlişkin Genel Değerlendirme

Yayımlanan metinde hizmet sektörü, ağırlıklı olarak istihdam yaratma, sayısallaşma ve küresel rekabet gücünün artırılması çerçevesinde ele alınmaktadır. Ancak bu yaklaşım, Türkiye’de hizmet sektörünün son yıllarda geçirdiği yapısal dönüşüm ve emek rejimi krizi göz önünde bulundurulduğunda sorunu anlama, çözümleme ve sosyo-ekonomik açıdan değerlendirme açılarından sınırlı kalmaktadır.

Öncelikle, Türkiye’de hizmet sektörü son on yılda nicel olarak büyümüş, ancak bu büyüme büyük ölçüde düşük verimlilik, düşük ücret, yüksek güvencesizlik ve kayıt dışılık temelinde gerçekleşmiştir. Metin ise hizmet sektörünü büyük ölçüde “fırsat alanı” olarak sunmakta, bu büyümenin sınıfsal, bölgesel ve emek piyasasına ilişkin maliyetlerini yeterince sorunsallaştıramamaktadır. Özellikle perakende, turizm, lojistik, çağrı merkezleri ve platform ekonomisi gibi alanlarda yaygınlaşan güvencesizleşme olgusu metinde çerçevesiz bırakılmıştır.

İkinci olarak, hizmet sektörünün Türkiye ekonomisindeki rolü, metinde daha çok rekabetçilik ve verimlilik artışı bakış açısından ele alınırken, bu sektörün aynı zamanda bir toplumsal yeniden üretim alanı olduğu gerçeği ihmal edilmektedir. Eğitim, sağlık, bakım hizmetleri ve barınma gibi alanlar yalnızca ekonomik etkinlikler değil, toplumsal eşitliğin ve sosyal devletin asli unsurlarıdır. Bu boyut yeterince görünür kılınmadığı sürece hizmet sektörünün metindeki sunumu neoliberal bir verimlilik söylemine yakınlaşmaktadır.

Üçüncü olarak, metin sayısal hizmetler, finansal teknoloji, turizm ve lojistik gibi alanları öne çıkarmakla birlikte, Türkiye’de hizmet sektörünün en büyük bölümünü oluşturan mikro ve küçük ölçekli işletmelerin kırılganlığı ile yüzleşmemektedir. Özellikle yüksek enflasyon, krediye erişim sorunu ve döviz baskısı altında ezilen küçük hizmet işletmeleri için sunulan öneriler soyut ve genel nitelikte kalmaktadır. Bu durum, önerilerin alandaki ve uygulamadaki karşılığını zayıflatmaktadır.

Dördüncü olarak, hizmet sektöründe çalışan emeğin sosyolojik dönüşümü, genç işsizliği, kadın emeğinin güvencesizleşmesi ve göçmen emeğinin yoğun kullanımı gibi olgular metinde açık ve bütünlüklü biçimde ele alınmamıştır. Oysa Türkiye’de hizmet sektörü, göç, cinsiyet ve sınıf eksenlerinde derin eşitsizliklerin en görünür olduğu alanlardan biridir. Bu boyutun dışarıda bırakılması metnin sosyolojik zeminini zayıflatmaktadır.

Sonuç olarak, metinde hizmet sektörü dinamik bir büyüme alanı olarak sunulmakta, ancak bu büyümenin emek, eşitsizlik ve toplumsal maliyet boyutları arka plana itilmektedir. Bu nedenle hizmet sektörüne ilişkin bölüm, Türkiye’nin güncel gerçekliği karşısında yapısal eleştiri ve sınıfsal çözümleme ve değerlendirmeden yoksun ve daha çok teknik ve iyimser bir kalkınma diliyle kurulmuştur. Bu görünümüyle program hizmet sektörünü dönüştürmeye değil, mevcut sorunlu yapısını daha verimli yönetmeye dönük bir bakış açısı sunmaktadır.

Kültür, Yaratıcı Endüstriler ve Spor Siyasaları

Hizmet Sektörü Bağlamında Akademik Değerlendirme

İlgili bölüm, kültür, sanat, yaratıcı endüstriler ve spor alanlarını yalnızca toplumsal siyasa başlıkları olarak değil, aynı zamanda hizmet sektörünün dönüşümünde stratejik role sahip alanlar olarak konumlandırmaktadır. Bu yönüyle metin, güncel kültür siyasaları yazınıyla ve yaratıcı ekonomi yaklaşımıyla kavramsal düzeyde uyumlu bir çerçeve sunmaktadır. Bununla birlikte, Türkiye’nin mevcut siyasal, kurumsal ve ekonomik yapısı dikkate alındığında, bölümün uygulama kapasitesi, kurumsal gerçekçilik ve siyasa araçları bakımından önemli sınırlılıklar taşıdığı görülmektedir.

Öncelikle, metinde kültür ve sanat alanlarına ilişkin kullanılan retorik büyük ölçüde “kültürel demokrasi”, “çoğulculuk” ve “kamusal erişim” gibi normatif idealler etrafında oluşturulmuştur. Bu yönelim, kuramsal olarak güçlü olmakla birlikte, Türkiye’de kültürel alanın son yıllarda geçirdiği yoğun siyasal müdahale, kurumsal kadrolaşma ve kaynak dağılımındaki asimetri dikkate alındığında çözümleme ve değerlendirme düzeyinde yetersiz kalmaktadır. Özellikle kültürel hegemonya üreten kurumların dönüştürülmesine ilişkin somut araçların ve geçiş dönemi mekanizmalarının tartışılmaması, metni normatif düzeyde tutarlı ancak uygulama düzleminde eksik bir duruma yerleştirmektedir.

Yaratıcı endüstriler başlığı altında sunulan siyasa önerileri içerik olarak çağdaş tartışmalarla örtüşmektedir. Kamu desteklerinin yaygınlaştırılması, bağımsız üreticilerin desteklenmesi ve sayısal sanat alanlarının geliştirilmesi gibi olumlu hedefler içermektedir. Bununla birlikte, Türkiye’de yaratıcı endüstrilerin mevcut yapısal sorunları, örneğin telif haklarının etkin korunamaması, sanatçıların platform ekonomisi karşısında artan güvencesizliği, kültürel üretimin büyük ölçüde holding yapılarının denetiminde gerçekleşmesi ve sayısal içerik piyasalarında algoritmik bağımlılık gibi olgular metinde yalnızca yüzeysel biçimde ele alınmaktadır. Bu durum, önerilen siyasaların yerel bağlamla yeterince ilişkilendirilmediğini ve daha çok evrensel siyasa söylemlerinin yinelenmesi ve transferi niteliği taşıdığını düşündürmektedir.

Metinde sıkça vurgulanan “özgür yaratım ortamı” ve “siyasal müdahaleden arınmış kültürel alan” hedefi normatif açıdan oldukça yerindedir. Ancak Türkiye’de kültürel ifade üzerindeki hukuksal ve yönetsel baskı mekanizmaları, özellikle Terörle Savaşım Kanunu’nun muğlak maddeleri, yönetsel yasaklamalar ve dolaylı sansür uygulamaları gibi olgular dikkate alındığında, bu hedeflerin mevcut hukuksal yapı dönüştürülmeden yaşama geçirilmesi son derece güç görünmektedir. Bu bağlamda, metnin kültürel özgürlük hedefi ile Türkiye’nin normatif-hukuksal gerçekliği arasında belirgin bir uyumsuzluk bulunmaktadır.

Spor siyasalarına ilişkin bölüm ise, sporu bir başarı vitrini olmaktan çok toplumsal kapsayıcılık, halk sağlığı ve toplumsal haklar çerçevesinde ele alması bakımından olumlu bir yaklaşım sergilemektedir. Bununla birlikte, Türkiye’de spor yönetişiminin kronik sorunları, örneğin federasyonların siyasal bağımlılığı, saydamlık eksikliği, bütçe denetim mekanizmalarının zayıflığı ve liyakat ilkesinin sistemli olarak aşındırılması gibi olgular metinde yeterince sorunsallaştırılmamıştır. Spor federasyonlarının özerkliğinin yeniden tanımlanmasına yönelik genel ifadeler bulunmakla birlikte, bu özerkliğin hesap verebilirlik ile nasıl dengeleneceğine ilişkin kurumsal bir model önerilmemektedir.

Sonuç olarak, ilgili bölüm, hizmet sektörünün kültürel ve yaratıcı bileşenlerini stratejik öncelik alanları olarak tanımlaması açısından önemli bir çerçeve sunmakta, ancak bu çerçeve, Türkiye’nin güncel siyasal ve ekonomik koşullarıyla karşılaştırıldığında yüksek düzeyde normatif, düşük düzeyde yapısal ve kurumsal çözümleme ve değerlendirme içermektedir. Bu durum, metnin vizyoner niteliğini güçlendirmekle birlikte, uygulanabilirlik ve siyasa geliştirme ve tasarlama açısından kırılgan bir zemin üretmektedir.

Enerji ve Madencilik Siyasaları

Enerji ve madencilik siyasalarına ilişkin bölüm, kamucu kalkınma anlayışı ile yeşil dönüşüm söylemini birleştirme çabası açısından tutarlı ve ideolojik olarak net bir bakış açısı sunmaktadır. Metin, enerjiyi yalnızca ekonomik bir girdi değil, aynı zamanda ulusal güvenlik, bağımsızlık ve toplumsal refahın stratejik bileşeni olarak konumlandırmakta ve bu yönüyle kalkınmacı devlet geleneğiyle örtüşen bir çerçeve önermektedir. Ancak bu ideolojik ve normatif tutarlılığa karşın metnin güncel Türkiye koşulları ve küresel enerji rejimiyle ilişkisi bağlamında bazı önemli çözümleme yetersizlikleri ve yapısal eksiklikler barındırdığı görülmektedir.

Enerji Siyasalarında Normatif Tutarlılık ve Stratejik Belirsizlik

Metin, enerji siyasalarının temel hedeflerini arz güvenliği, yerli ve yenilenebilir kaynaklara yönelim, dışa bağımlılığın azaltılması ve kamu yararının gözetilmesi şeklinde tanımlamaktadır. Bu hedefler, enerji siyasaları yazınında yaygın kabul gören temel ilkelerle uyumludur.

Bununla birlikte, bu hedeflerin hangi araçlarla ve hangi zaman ufkunda gerçekleştirileceği büyük ölçüde belirsiz bırakılmıştır. Özellikle, “kamu payının artırılması” ve özelleştirmelerin durdurulması hedefleri dile getirilmekte, ancak mevcut özelleştirilmiş varlıkların hukuksal ve mali akıbetine ilişkin hiçbir değerlendirme yapılmamaktadır.

Enerji piyasasında devletin artan rolü savunulurken, bu durumun rekabet, fiyat oluşumu ve piyasa kararlılığı üzerindeki olası etkilerine ilişkin çözümleyici bir tartışma bulunmamaktadır. “Eşit, saydam ve öngörülebilir piyasa yapısı” hedeflenirken, son yirmi yılda enerji piyasasında oluşan oligopolistik yapı ve büyük sermaye gruplarının konumu eleştirel bir çerçeveyle irdelenmemiştir. Bu yönüyle metin, kamucu müdahaleyi normatif olarak savunmakta, fakat bunun siyasal ve ekonomi sonuçlarını tartışmaktan kaçınmaktadır.

Yeşil Dönüşüm Söylemi: Doğru Yönde, Ama Operasyonel Olarak Zayıf

Yenilenebilir enerjiye geçiş, fosil yakıtlardan kademeli çıkış ve yeşil dönüşüm vurgusu metnin en güçlü yönlerinden biridir. Özellikle “adil geçiş” ilkesinin dile getirilmesi, toplumsal boyutun dikkate alındığını göstermektedir. Ancak bu alanda da önemli boşluklar bulunmaktadır. Fosil yakıtlı tesislerin dönüşümüyle ilgili olarak, hangi sektörlerin, hangi sırayla ve hangi finansman modeliyle dönüşeceğine ilişkin bir çerçeve sunulmamaktadır. Türkiye’nin yüksek dış enerji bağımlılığı göz önünde bulundurulduğunda, dönüşüm sürecinde yaşanabilecek enerji arz şokları ve fiyat artışlarına karşı nasıl bir ekonomik ve toplumsal tampon mekanizması kurulacağı tartışılmamıştır.

Yenilenebilir enerji yatırımlarında kooperatiflere verilen önem olumlu olmakla birlikte, Türkiye’de kooperatifçilik kültürünün zayıflığı ve kırsal alanlardaki örgütlenme sorunları dikkate alındığında bu yaklaşımın uygulanabilirliği sorgulanabilir bir özellik kazanmaktadır. Dolayısıyla metin, yeşil dönüşümü normatif düzeyde benimsemekte, ancak bu dönüşümün sistemsel maliyeti, finansmanı ve toplumsal bedeli konusunda açıklayıcı bir tartışma sunmamaktadır.

Enerji Jeopolitiği: “Merkez Ülke” Söyleminin Kuramsal Zayıflığı

Metinde Türkiye’nin “enerji koridoru değil, enerji merkezi” olması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu söylem Türkiye siyasal söyleminde uzun süredir yinelenen bir hedeftir. Ancak bu sav, enerji jeopolitiği açısından çözümleme düzeyinde oldukça sorunludur. Enerji merkezi olabilmek, yalnızca coğrafi konumla değil finansal derinlik, fiyat belirleme kapasitesi, hukuksal güvenilirlik ve bölgesel kararlılık gibi etmenlerle ilişkilidir. Türkiye’nin mevcut siyasal risk primi, hukuksal öngörülemezliği ve bölgesel dış siyasa açmazları dikkate alındığında bu hedefin nasıl gerçekçi kılınacağı tartışılmamıştır. Bu nedenle “merkez ülke” iddiası, güçlü bir siyasal slogan olmakla birlikte, metin içinde yeterince sorunsallaştırılamamıştır.

Madencilik Siyasalarında Kamuculuk ve Ekolojik Sınırlar Arasındaki Gerilim

Madencilik bölümünde kamu ağırlıklı, planlı ve ekolojik duyarlılığı esas alan bir yaklaşım benimsenmiştir. Bu, neoliberal madencilik modeline yönelik önemli bir normatif eleştiri barındırmaktadır. Ancak burada ortaya çıkan temel sorun şudur: Metin hem yoğun doğal kaynak kullanımı hem de ekolojik sürdürülebilirliği aynı anda hedeflemektedir, fakat bu iki hedef arasındaki yapısal gerilim yeterince tartışılmamaktadır. Özellikle “sınırsız büyüme modelinin terk edilmesi” vurgusu yapılırken, sanayinin ve savunma sektörünün artan hammadde gereksinimiyle bu nasıl uyumlandırılacaktır? Nadir toprak elementlerinin stratejik önemi doğru biçimde vurgulanmakta ancak bu madenlerin çıkarılmasının yüksek çevresel ve toksik maliyetleri göz ardı edilmektedir. Bu da metni, güçlü bir çevreci dil kullanmasına karşın, ekolojik siyasal ekonomi açısından eksik bir çözümleme noktasında bırakmaktadır.

Nükleer Enerji Konusundaki Tavır: İlkesel Netlik, Stratejik Tartışma Eksikliği

Nükleer santrallere karşı alınan açık tavır programın net ideolojik duruşunu göstermektedir. Ancak, Türkiye’nin mevcut enerji açığı, karbon nötr hedefleri ve yenilenebilir enerji depolama kapasitesinin sınırlılığı göz önüne alındığında nükleer enerjinin stratejik kısa ve orta vadeli rolü hakkında eleştirel bir tartışma yapılmaması önemli bir eksikliktir. Bu tavır, normatif açıdan anlaşılır olmakla birlikte enerji karmasına ilişkin daha karmaşık bir çözümlemenin yapılmaması nedeniyle irdeleme açısından zayıf kalmaktadır.

Enerjiyle ilgili olarak buraya kadar yapılan değerlendirmeler dikkate alınacak olursa, enerji ve madencilik siyasaları bölümü, kamucu, planlamacı ve çevresel duyarlılık taşıyan bir kalkınma bakış açısı ortaya koymakta ve bu yönüyle Türkiye’de uzun süredir egemen olan piyasa merkezli enerji anlayışına bilinçli bir itiraz geliştirmektedir. Ancak metin fazla normatif, görece düşük düzeyde siyasal ekonomik çözümleme içeren, uygulama araçlarını çoğu noktada muğlak bırakan ve jeopolitik ve finansal boyutları sınırlı ölçüde ele alan bir karakter sergilemektedir.

Bu nedenle metin, ideolojik ve retorik düzeyde güçlü olmakla birlikte, Türkiye’nin güncel enerji bağımlılığı, yatırım gereksinmeleri ve jeopolitik konumu karşısında uygulanabilirlik düzeyi tartışmalı bir siyasa çerçevesi sunmaktadır.

Maliye Siyasalarının Hizmet Sektörü Açısından Değerlendirmesi

CHP’nin maliye siyasalarına ilişkin sunduğu bu çerçeve, kalkınmacı devlet yaklaşımı doğrultusunda kamu yararı, planlılık ve sosyal adalet ilkelerini merkeze alan normatif bir bütünlük göstermektedir. Ancak metnin, Türkiye ekonomisinde istihdamın ve katma değerin büyük bölümünü oluşturan hizmet sektörü açısından yeterince ayrıştırılmış ve sektörel özgüllük içeren bir bakış açısı geliştirememiş olması dikkat çekmektedir.

Metinde maliye siyasalarının üretim kapasitesini artırma, istihdamı genişletme ve rekabet gücünü yükseltme hedefleri vurgulanırken, bu hedeflerin hizmet sektörüne özgü dinamikleri (düşük verimlilik tuzakları, kayıt dışılık, esnek ve güvencesiz emek yapısı, sayısallaşma asimetrileri, platform ekonomisi vb.) nasıl dönüştüreceğine ilişkin çözümleyici bir çerçeve sunulmamaktadır. Halbuki Türkiye’de istihdamın yaklaşık üçte ikisi hizmet sektöründe yoğunlaşmış olup, maliye siyasalarının etkisi bu alanda doğrudan sosyal yapıyı şekillendirmektedir.

Vergi reformuna ilişkin öneriler, özellikle dolaylı vergilerin azaltılması ve emek üzerindeki vergi yükünün hafifletilmesi açısından hizmet sektörü çalışanları için olasılık olarak olumlu sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Bununla birlikte, hizmet sektöründe yaygın olan küçük ölçekli işletmeler, serbest çalışanlar ve kayıt dışı emek açısından bu önlemlerin nasıl farklılaştırılacağı netleştirilmemiştir. Örneğin, vergi denetimlerinin “tehdit ve baskı aracı olmaktan çıkarılması” vurgusu önemli olmakla birlikte, hizmet sektöründe sıklıkla yaşanan kişiler arası ilişkiler sorununa karşı özendirme temelli ve sektöre özgü geçiş mekanizmaları sunulmamaktadır.

Harcama siyasaları kapsamında eğitim, sağlık, barınma ve toplumsal koruma harcamalarının artırılacağı belirtilmekte, bu harcamalar toplumsal yatırım olarak konumlandırılmaktadır. Ancak hizmet sektörünün insan sermayesine dayalı yapısı dikkate alındığında, özellikle eğitim, bakım ekonomisi, toplumsal hizmetler, kültür ve yaratıcı endüstriler gibi alanların kalkınmacı devlet bakışı çerçevesinde nasıl stratejik sektörler olarak ele alınacağı net değildir. Bu durum, hizmet sektörünün yalnızca istihdam yaratan bir alan değil, aynı zamanda toplumsal refahın üretildiği temel bir alan olduğu gerçeğinin metinde yeterince içselleştirilmediğini göstermektedir.

Diğer yandan, KÖİ projelerine yönelik eleştirel yaklaşım, sağlık, ulaştırma ve şehir hastaneleri gibi hizmet sektörüyle doğrudan ilişkili alanlar açısından önemli bir açılımdır. Ancak burada da mevcut sözleşmelerin hizmet kalitesi, erişim eşitsizlikleri ve mali sürdürülebilirlik üzerindeki etkileri çözümlenmeden sunulan normatif bir karşı çıkış söz konusudur. Oysa hizmet sektöründe KÖİ uygulamalarının sadece mali değil, aynı zamanda toplumsal sonuçları da kapsamlı bir şekilde değerlendirilmek gerekir.

Son olarak, bütçe hakkı, saydamlık ve Sayıştay denetimine yapılan vurgu olumlu olmakla birlikte, hizmet sektörüne ilişkin kamu harcamalarının etkililiğini ölçmeye yönelik sektör bazlı performans ve etki değerlendirme araçlarına metinde yer verilmemesi önemli bir eksikliktir. Özellikle eğitim, sağlık ve toplumsal hizmetler gibi alanlarda maliye siyasalarının çıktı ve sonuç temelli izlenmesi bu uygulanabilirliği açısından kritik önemdedir.

Bu çerçevede, söz konusu maliye siyasası bölümünün, hizmet sektörünü Türkiye’nin toplumsal yeniden üretim süreçlerindeki merkezi konumuyla ele alan daha çözümleyici, deneysel ve sektörel derinliği olan bir bakış açısıyla güçlendirilmesi gerekmektedir.

Para ve Finansal Kararlılık Siyasalarının Hizmet Sektörü Açısından Değerlendirmesi

CHP’nin para ve finansal kararlılık siyasalarına ilişkin bu bölümü, normatif olarak güçlü bir kurumsal yeniden oluşturma söylemi sunmakta ve özellikle Türkiye’de son yıllarda yıpranan para siyasası araç bağımsızlığına yönelik açık bir restorasyon savı taşımaktadır. Ancak metnin, para ve finansal kararlılık siyasalarının hizmet sektörü üzerindeki özgül etkilerini ayrıştırmaktan uzak olduğu görülmektedir.

Öncelikle enflasyonla savaşım hedefi, “yaşam pahalılığını ortadan kaldırma” ve “enflasyon yoluyla servet transferine izin vermeme” gibi sosyal boyutlarla ilişkilendirilmiştir. Bu yaklaşım normatif olarak yerinde olmakla birlikte, enflasyonun hizmet sektörü üzerindeki asimetrik etkileri (özellikle düşük gelirli hizmet çalışanları, küçük ölçekli işletmeler ve sabit gelirli kesimler açısından) metinde somutlaştırılmamaktadır. Hizmet sektöründe ücret-esneklik ilişkisi, maliyet baskıları ve fiyatlama davranışları, enflasyonla savaşım siyasalarının toplumsal sonuçları açısından kritik olmasına karşın bu boyutlar yeteri kadar çözümlenmemiştir.

Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığına yapılan güçlü vurgu, Türkiye’de para siyasasının siyasal müdahalelerle aşındığı düşünüldüğünde önemli bir kurumsal yeniden yapılanma önerisi sunmaktadır. Ancak bu reform bakış açısının hizmet sektörü başta olmak üzere reel ekonomi aktörlerinin krediye erişimi ve finansman maliyetleri üzerindeki olası etkileri tartışılmamaktadır. Özellikle hizmet sektöründe yoğun olan KOBİ’ler açısından sıkı para siyasası dönemlerinin yaratacağı finansman daralmasının nasıl dengeleneceği belirsiz bırakılmıştır.

Finansal kararlılığın makro çerçeveyle birlikte ele alınması önemli bir açılım olmakla birlikte, makro araçların hizmet sektörüne özgü risk yapıları (örneğin turizm, perakende, lojistik, sağlık ve eğitim gibi sektörlerde döngüsellik ve kırılganlıklar) temelinde nasıl farklılaştırılacağı belirtilmemiştir. Oysa hizmet sektörü, sanayi sektörüne kıyasla daha düşük sermaye yoğunluğu ancak daha yüksek belirsizlik içeren gelir yapısıyla finansal dalgalanmalara karşı daha kırılgan bir yapı sergileyebilmektedir.

Bankacılık sektörüne ve kredi mekanizmasına ilişkin olarak “kalkınma ilkeleriyle uyumlu düzenleme” vurgusu yapılmakta, ancak bu düzenlemelerin hizmet sektörünün yapısal sorunları (düşük verimlilik, kayıt dışı istihdam, bölgesel eşitsizlikler, sayısallaşma dengesizlikleri vb.) karşısında nasıl işlev göreceği netleştirilmemektedir. Bu durum, finansal kararlılık söyleminin makro düzeyde kaldığını, sektörel çözümleme derinliğinin ise sınırlı olduğunu göstermektedir.

Sermaye piyasalarının geliştirilmesine yönelik yaklaşım da uzun vadeli fonlama açısından önemli olmakla birlikte, bu araçların genellikle büyük ölçekli sanayi firmalarına erişilebilir olduğu düşünüldüğünde, hizmet sektörü aktörlerinin bu mekanizmalardan nasıl yararlanacağı sorusu açıkta kalmaktadır. Özellikle finansmana erişimde yapısal dezavantajlı konumda olan küçük hizmet işletmeleri açısından bu siyasa setinin kapsayıcılığı tartışmalıdır.

Son olarak, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve demokratik yönetime yapılan vurgu, finansal güven ortamı açısından kritik bir çerçeve sunmaktadır. Ancak bu vurgu, soyut düzeyde kalmakta ve hizmet sektörü bağlamında yatırım, girişimcilik ve istihdam yaratma süreçlerine nasıl somut olarak yansıyacağı açıklanmamaktadır.

Genel olarak değerlendirildiğinde, bu bölüm güçlü bir makroekonomik ve kurumsal restorasyon bakış açısı sunsa da para ve finansal kararlılık siyasalarının Türkiye ekonomisinin omurgasını oluşturan hizmet sektörü üzerindeki ayrıştırılmış, veri temelli ve sektörel farklılıkları dikkate alan etkilerini yeterince tartışmamaktadır. Bu yönüyle, metnin sektörel düzeyde çözümleyici derinlik açısından güçlendirilmesi gerekmektedir.

Ticaret ve Rekabet Siyasaları

Ticaret ve rekabet siyasalarıyla ilgili bölüm iç piyasanın girişimciliği ve dinamik bir ekonomik yapıyı özendirecek şekilde yeniden düzenlenmesini ve aynı zamanda kamu yararı ve sosyal adalet ilkelerinin gözetilmesini esas almaktadır. Piyasalarda aşırı yoğunlaşma ve tekelleşmenin önlenmesi, rekabetin olabilen en üst düzeyde sağlanması ve ekonomik gücün demokratikleşmesi temel siyasa hedefleri arasında yer almaktadır. Bu çerçevede emeğin, tüketicinin, küçük işletmelerin ve kırılgan toplumsal kesimlerin korunması yerel kalkınma hedefleriyle uyumlu bir piyasa yapısının oluşturulması amaçlanmaktadır.

Rekabetçilik düzeyinin, toplumsal refahın artırılması hedefi doğrultusunda sektör ve piyasa bazında farklılaştırılması öngörülmektedir. Rekabeti engelleyici, bozucu ve kısıtlayıcı etkinliklerle savaşım, ekonomik gücün kötüye kullanımının önlenmesi ve piyasa aksaklıklarının giderilmesi rekabet siyasasının temel unsurlarıdır. Bu bağlamda devletin rolü yalnızca denetleyici değil, aynı zamanda yönlendirici ve destekleyici niteliktedir. Özellikle doğal tekel niteliği taşıyan enerji ve iletişim sektörlerinde kamu yararını güvence altına alacak altyapı yatırımlarının kamusal sorumluluk kapsamında gerçekleştirilmesi öngörülmektedir.

Şirket birleşme ve devralmalarının yoğunlaşma riskleri açısından sıkı biçimde denetlenmesi, devlet denetimine geçen şirketlerin piyasa yapısını bozmayacak şekilde yönetilmesi, haksız rekabet uygulamalarının ve emeği güvence eksikliklerini artırıcı stratejilerin sınırlandırılması hedeflenmektedir. Böylece hem verimlilik artışı sağlanması hem de oluşan rantın yeniden dağıtıcı mekanizmalar yoluyla topluma geri kazandırılması amaçlanmaktadır.

Kamu ihale sisteminin saydamlık, hesap verebilirlik ve sayısallaşma ilkeleri çerçevesinde yeniden yapılandırılması, Avrupa Birliği ölçünlerine uyumlu, açık ve rekabetçi bir ihale düzeninin kurulması öngörülmektedir. Açık ihale dışındaki yöntemlerin istisnai niteliğinin korunması ve olağanüstü düzenlemelerin kötüye kullanımının engellenmesi temel ilkeler arasındadır. Kamu alımlarında yerli üretimin ve küçük ölçekli işletmelerin desteklenmesi, kadın ve genç girişimcilerin güçlendirilmesi sosyal adalet bakış açısıyla ilişkilendirilmektedir.

KOBİ’lerin ve esnafın rekabet gücünün artırılması amacıyla mali yüklerin hafifletilmesi, finansmana erişim olanaklarının geliştirilmesi, bürokratik süreçlerin sadeleştirilmesi ve ölçek ekonomilerinden yararlanabilecekleri iş birliği ve kümelenme modellerinin özendirilmesi öngörülmektedir. Kooperatifçilik siyasaları, özellikle kadın ve genç odaklı kooperatifler üzerinden, üretim sürecine kapsayıcı katılımın sağlanması ve yerel üretim kapasitesinin güçlendirilmesi amacıyla stratejik bir araç olarak değerlendirilmektedir.

Sayısal pazarlarda (e-ticaret, platform ekonomisi, sosyal medya, arama motorları vb.) artan tekelleşme eğilimlerine karşı rekabeti koruyucu düzenlemelerin geliştirilmesi, algoritmik adaletsizlik, veri güvenliği riskleri, yanıltıcı reklamlar ve sayısal dolandırıcılık gibi yeni nesil piyasa sorunlarıyla savaşılması tüketici siyasalarının temelini oluşturmaktadır. Tüketicinin bilgi alma hakkı, saydamlık ve etkili denetim mekanizmaları ile güçlendirilmiş bir kurumsal yapı hedeflenmektedir.

Dış ticaret siyasası ise ekonomik egemenlik, üretim kapasitesi ve ulusal çıkarlar çerçevesinde stratejik bir alan olarak ele alınmaktadır. “Stratejik özerklik (otonomi)” ilkesi doğrultusunda, Türkiye’nin dış ticaret yapısının dış şoklara karşı dirençli ve ulusal kalkınma önceliklerine duyarlı duruma getirilmesi hedeflenmektedir. Bu kapsamda teşvik siyasalarının etki çözümlemeleriyle sürekli değerlendirilmesi, yerli üretimi güçlendiren uygulamaların desteklenmesi ve ülke içinde işleme rejiminin yerli katkıyı artıracak biçimde yeniden düzenlenmesi öngörülmektedir.

AB’ye tam üyelik hedefi ve DTÖ kuralları temel referans noktaları olarak benimsenmekte ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesi kalkınma hedefleriyle ilişkilendirilmektedir. Ayrıca Türkiye’nin jeopolitik konumunu avantaja dönüştürecek bölgesel lojistik merkezlerin kurulması ve ticari diplomasinin kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesi dış ticaret stratejisinin önemli unsurları arasında yer almaktadır.

Bölüm, CHP’nin ticaret ve rekabet siyasalarını, piyasa dinamiklerini güçlendirme, sosyal adalet ve kapsayıcılığı sağlama bakış açısıyla bütüncül bir biçimde sunmaktadır. Küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ), kooperatifler, kadın ve genç girişimciler ile kırılgan toplumsal gruplara yönelik özendirme ve destek mekanizmalarının öne çıkarılması, sosyal devlet anlayışının ekonomik kalkınma ile bütünleştirilmesine işaret etmektedir. Piyasalarda aşırı yoğunlaşmanın ve tekelleşmenin önlenmesine yönelik vurgular ile kamu ihale sisteminin saydam, denetlenebilir ve sayısallaştırılmış bir yapıya kavuşturulması hedefleri, ekonomik demokratikleşme ve piyasa verimliliği açısından olumlu bir çerçeve çizmektedir.

Ancak, siyasa metni bazı yönlerden uygulama kapasitesi ve mekanizmaları açısından belirsizlikler taşımaktadır. Örneğin, sayısal pazarlarda algoritmik adaletsizliklerin, sahte yorumların ve tekelleşmenin önlenmesine ilişkin düzenleyici çerçevenin somut araçları açık biçimde tanımlanmamıştır. Benzer biçimde, doğal tekellerin olduğu sektörlerde devletin yönlendirici ve destekleyici rolünün uzun vadeli maliyet ve verimlilik etkileri yeterince tartışılmamıştır.

Bölümün dış ticaret bakış açısı, stratejik otonomi ve ulusal çıkarlar odaklı yaklaşımı ile küresel bütünleşme hedefleri arasında çelişkiler barındırmaktadır. Özellikle ithalata dayalı üretim süreçlerinin sınırlandırılması, uluslararası rekabet gücünü olumsuz etkileyebilecek bir dengesizlik riski taşımaktadır.

Ayrıca, etkisi ve başarısı ölçülebilir siyasaların uygulanabilmesi için etki değerlendirmeleri ve veri odaklı özendirme mekanizmalarının izleme ve değerlendirme süreçleri açıkça tanımlanmamıştır. Bu durum, siyasa hedeflerinin başarısının ölçülmesini ve gerektiğinde siyasaların uyumlaştırılmasını sınırlayabilir.

Sonuç olarak, bölüm normatif açıdan güçlü ve kapsamlı bir vizyon sunmakla birlikte, uygulama mekanizmaları, ölçülebilirlik ve siyasaların etki değerlendirmeleri bağlamında eksiklikler içermektedir. Bu çerçevede, bölümün etkinliğinin artırılması için somut düzenleyici araçların, izleme-değerlendirme sistemlerinin ve uluslararası bütünleşmeyle ile stratejik özerklik dengesinin açık biçimde tanımlanması gerekmektedir.

Güvenceli ve İnsan Onuruna Yaraşır Emek Siyasaları

Bölüm, CHP’nin kalkınmacı devlet anlayışını, emeğin korunması ve güçlendirilmesi ekseninde kapsamlı bir biçimde ortaya koymaktadır. İnsan onuruna yaraşır, güvenceli ve nitelikli işlerin yaratılması ile emeğin ekonomik refahtan adil pay alması, bölgenin ve toplumun sürdürülebilir kalkınması için normatif olarak güçlü bir vizyon sunmaktadır. Kadın, genç ve engelli bireyler başta olmak üzere dezavantajlı grupların istihdama katılımını destekleyen siyasalar, kapsayıcı bir toplumsal siyasa yaklaşımını yansıtmaktadır. Sayısallaşma, yeşil ve mor dönüşüm bakış açılarıyla ile işgücünün geleceğe hazırlanması ve yeni iş modellerine uyumu hedeflenmiş olması, siyasaların çağın ekonomik ve teknolojik dinamikleriyle uyumlu olduğuna işaret etmektedir.

Bununla birlikte, bölüm uygulama ve ölçülebilirlik açısından bazı eksiklikler taşımaktadır. Örneğin, nitelikli işlerin yaratılması ve iş gücünün dönüşümüne yönelik somut mekanizmalar ile bu mekanizmaların izlenmesi ve değerlendirilmesine ilişkin ayrıntılar yeterince net değildir. Özellikle sayısal platform işçileri ve esnek çalışma biçimleri için önerilen düzenlemelerin kapsamı ve etkili denetim mekanizmaları ayrıntılandırılmamıştır. Ayrıca, iş gücü dönüşümü ve beceri geliştirme programlarının finansmanı ve sürdürülebilirliği ile ilgili somut stratejiler açık biçimde belirtilmemiştir.

Gelir adaleti ve sosyal güvenlik reformları bağlamında da hedefler oldukça iddialıdır. Ancak, bu hedeflerin uzun vadeli makroekonomik etkileri, bütçe yükü ve mali sürdürülebilirlik bakış açısı bölümde yeterince tartışılmamıştır. Sendikal katılım ve demokratik toplu pazarlık mekanizmalarının güçlendirilmesi hedefi, normatif açıdan güçlü bir yaklaşım sunmakla birlikte, mevcut işveren-işçi ilişkilerinin dönüşümü ve fiili uygulamadaki engellerin nasıl aşılacağına ilişkin somut stratejiler eksiktir.

Sonuç olarak, bölümde sunulan emek siyasaları vizyonu normatif olarak kapsamlı, sosyal adalet ve kalkınmacı devlet anlayışı ile uyumludur. Ancak uygulama, izleme-değerlendirme ve mali sürdürülebilirlik boyutları açık ve ölçülebilir biçimde tanımlanmadığı için siyasa etkililiği açısından belirsizlikler vardır. Bu bağlamda, önerilen hedeflerin başarısı için somut kurumsal yapılar, denetim mekanizmaları ve mali planlama çerçevelerinin açık biçimde geliştirilmesi gerekmektedir.

Bilim, Teknoloji, Yenilik: Sayısal Dönüşüm

Dünya, veri ve ileri teknolojilere dayalı yeni bir üretim devrimi sürecindedir. CHP, bu dönüşümü yakalayacak bütüncül bir “Bilim-Teknoloji-Yenilik” (BTY) siyasası çerçevesi ile Türkiye’nin üretim yapısını sayısal çağın öncüsü durumuna getirmeyi hedeflemektedir. CHP’nin vizyonuna göre bilimsel bilgi, teknolojiye ve yeniliklere dönüştürülerek toplumsal sorunlara çözüm üretmekte kullanılacak, ekonomik büyüme, toplumsal ilerleme ve demokratikleşme için stratejik bir güç oluşturacaktır.

Bilimsel Bilginin Üretimi ve AR-GE

Bilimsel üretimi destekleyecek güçlü, dinamik ve çeşitlendirilmiş bir araştırma sistemi kurulacaktır. Bu sistemde, üniversiteler ve araştırma kurumları siyasi baskılardan arındırılmış, özerk ve demokratik bir bilim ortamı sağlayacak şekilde yapılandırılacaktır.

Erken Yaşta STEM Eğitimi ve Bilimsel Düşünce Gelişimi

CHP’nin kalkınma vizyonunda, öğrencilerin çözümleyici ve eleştirel düşünme becerilerini erken yaşta geliştirmeleri temel bir hedeftir. Bu bağlamda, Fen, Teknoloji, Mühendislik ve Matematik (STEM) temelli eğitim programı uygulanacaktır. STEM eğitimi, öğrencilerin bilimsel yöntemler ve teknoloji odaklı sorun çözme becerilerini kazanmasını, disiplinler arası düşünme yeteneklerini güçlendirmesini ve geleceğin bilim insanı, mühendis ve yenilikçi liderlerine temel hazırlamasını sağlayacaktır.

Bu yaklaşım, yalnızca teknik bilgi kazandırmayı değil, aynı zamanda bilimsel düşünceyi toplumsal sorunlara çözüm üretecek şekilde uygulayabilme kapasitesini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Erken yaşta kazandırılan STEM odaklı beceriler, Türkiye’nin bilim, teknoloji ve yenilik alanında ulusal ve uluslararası rekabet gücünü artıracak insan kaynağının yetiştirilmesine katkı sağlayacaktır.

Bilim insanlarının özlük hakları korunacak, araştırma süreçlerine zaman ayırmaları güvence altına alınacaktır. Disiplinler arası ve uluslararası bilimsel iş birlikleri ile tersine beyin göçünü özendirecek siyasalar uygulanacaktır. AR-GE çalışmaları, kısa vadeli ticari çıkarlar yerine kamu yararına odaklanacak şekilde desteklenecektir. TÜBİTAK ve stratejik alanlarda kamu AR-GE enstitüleri, sağlık, savunma, tarım, enerji, iklim değişikliği ve sayısal dönüşüm gibi öncelikli alanlarda güçlendirilecektir.

Teknolojiden Yeniliklere: İnovasyon ve Toplumsal Katılım

CHP, teknolojiyi toplumsal refahın anahtarı olarak görmektedir. AR-GE sonucu üretilen teknolojilerin ve yeniliklerin toplumla buluşması sayısal ve yeşil dönüşümün temelini oluşturacaktır. Üretim destekleri, vergi indirimleri, hibeler, krediler ve kamu ihaleleri ile sayısal dönüşüm özendirilecektir. Ayrıca girişim sermayesi ve yenilikçi finansman araçları çeşitlendirilerek KOBİ’lerin ve yeni girişimlerin teknolojiye erişimi kolaylaştırılacaktır.

Kamunun düzenleyici rolü güçlendirilerek etik, hak temelli ve saydam sayısal üretim süreçleri sağlanacak ve patent ve fikri mülkiyet hakları, tekelleşmeyi engelleyecek şekilde korunacaktır. Açık kaynak ve kamusal bilgi paylaşımı yaklaşımı ile kamu kaynaklı araştırmaların toplumsal yarara dönüşmesi güvence altına alınacaktır.

Teknolojinin Adil ve Eşitlikçi Kullanımı

CHP, sayısal dönüşümü eşitlikçi, güvenli ve demokratik bir şekilde yönetmeyi amaçlamaktadır. Teknolojinin toplumsallaşması, ekonomik refahın adil dağılımı ve siyasal sistemin demokratik işleyişi için kritik bir araçtır. Dezavantajlı grupların teknolojiye erişimi sağlanacak, sayısal altyapı ve okuryazarlık tüm bölgelerde güçlendirilecektir.

Çağın Gelişen Teknolojileri ve YZ

YZ, büyük veri, siber güvenlik, kuantum bilişim ve biyoteknoloji gibi öncü teknolojiler ekonomik, toplumsal ve siyasal yapıyı dönüştürmektedir. CHP, bu teknolojilerin ulusal egemenliği güçlendirecek şekilde geliştirilmesini hedeflemektedir. Yerli YZ altyapısı kurulacak, etik, saydam ve hesap verebilir algoritmalar geliştirilecektir.

YZ sağlık, eğitim, çevre ve adalet gibi alanlarda toplumsal sorunların çözümünde, nitelikli istihdamın artırılmasında ve ulusal rekabet gücünün yükseltilmesinde kullanılacaktır. Algoritmik önyargılar engellenecek, kadınlar, gençler, engelliler ve diğer dezavantajlı gruplar için fırsat eşitliği sağlanacaktır. Devlet projelerinde yerli çözümler teşvik edilecek, KOBİ’ler için YZ destekleri sağlanacaktır.

Kapsayıcılık ve Stratejik Vizyon

Bölüm, CHP’nin kalkınma anlayışını sayısal ve teknolojik dönüşüm üzerinden ele alması açısından kapsamlı bir vizyon sunmaktadır. Bilim-Teknoloji-Yenilik (BTY) siyasalarının ekonomik, toplumsal ve demokratik boyutlarıyla ele alınması stratejik bir bütünsellik ortaya koymaktadır. Özellikle AR-GE’ye dayalı üretim, sayısallaşma ve yeşil dönüşüm hedeflerinin toplumsal yarara ve istihdama bağlanması, kalkınma yaklaşımının sadece ekonomik büyüme odaklı olmadığını göstermektedir.

Bilimsel Özgürlük ve Kurumsal Güçlendirme

Bölüm, bilimsel üretimin ön koşulu olarak bilimsel özgürlük ve kurumsal özerkliği vurgulamaktadır. Bu yaklaşım, akademik bağımsızlık, disiplinler arası araştırma ve uluslararası iş birliği bağlamında oldukça önemli bir siyasal çerçeve sunmaktadır. Bununla birlikte, uygulamada bu hedeflerin nasıl yaşama geçirileceğine ilişkin somut adımların daha ayrıntılı belirtilmesi, siyasanın etki düzeyini artırabilir. Örneğin, üniversite-sanayi iş birliği modelleri, fonlama mekanizmaları ve başarım göstergeleri daha net tanımlanabilir.

AR-GE ve Sonuç Odaklı Yaklaşım

Bölüm, AR-GE harcamalarının değil, sonuçlarının hedefleneceğini vurgulamakta ve bununla birlikte uzun vadeli kamu yararını ön plana çıkarmaktadır. Bu yaklaşım, kısa vadeli ticari çıkarların önceliklendirilmesini eleştirel olarak bertaraf etme amacı taşımaktadır. Ancak, AR-GE projelerinin ölçütleri ve sonuçların değerlendirilme mekanizmaları daha açık ve saydam şekilde tanımlanabilir.

Sayısal Dönüşüm ve Toplumsal Eşitlik

Sayısallaşmanın yalnızca teknolojik bir ilerleme değil, aynı zamanda toplumsal eşitliği ve demokratik katılımı güçlendirecek bir araç olarak ele alınması, bölümü diğer kalkınma programlarından ayıran önemli bir özelliktir. Özellikle sayısal uçurum, fırsat eşitsizliği ve dezavantajlı grupların teknolojiye erişimi konularına vurgu yapılması, toplumsal kapsayıcılığı öne çıkarmaktadır. Bununla birlikte, uygulamada bu hedeflerin izlenmesi ve ölçümü için somut göstergelerin belirtilmesi gereklidir.

YZ ve Etik Boyut

Bölümde YZ ve ileri teknolojilerin etik, saydam ve hesap verebilir şekilde yönetilmesine özel vurgu yapılmaktadır. “Kara kutu sistemlere geçit verilmeyecek” ifadesi, algoritmik saydamlık ve denetlenebilirlik açısından önemli bir yükümlenme sunmaktadır. Ancak bu hedeflerin mevzuat, düzenleyici kurumlar ve hukuksal mekanizmalar çerçevesinde nasıl uygulanacağı soyut kalmaktadır.

Uygulanabilirlik ve Siyasa Araçları

Bölüm genel olarak vizyon ve hedefleri güçlü biçimde ortaya koymakta, ancak uygulama araçları ve somut adımlar konusunda daha ayrıntılı plan sunması gerekebilir. Örneğin, kamu-üniversite-sanayi iş birliği, finansal destekler, süper bilgisayar altyapıları, platform ekonomisi çalışanlarına yönelik hukuksal çerçeve gibi uygulama mekanizmaları daha açık ve ölçülebilir olmalıdır. Platform ekonomisi, sayısal dönüşümün en önemli bileşenlerinden biri olarak, üretici ve tüketicileri sayısal ortamda buluşturan, aracılık yapan ve veri odaklı ekonomik etkinlikleri olanaklı kılan bir sistem olarak ele alınmaktadır. CHP, bu ekonomi modelini STEM odaklı araştırma ve yenilik siyasaları, AR-GE yatırımları ve yerli teknoloji altyapısıyla desteklemeyi hedeflemektedir. Platform ekonomisi, KOBİ’lerin sayısal pazara erişimini kolaylaştıracak, toplumsal refahın eşit dağılımını güçlendirecek ve yenilikçi girişimciliği destekleyecek bir araç olarak görülmektedir. Aynı zamanda platformların veri güvenliği, etik kullanım ve istihdam haklarına uygun şekilde düzenlenmesi, sayısallaşmanın adil ve sürdürülebilir bir şekilde toplumsallaşmasını güvence altına alacaktır.

Genel olarak değerlendirilecek olursa, bölüm, bilim ve teknolojiyi kalkınmanın merkezine koyan bir stratejik çerçeve sunmakta, sayısal ve yeşil dönüşüm, AR-GE, etik ve sosyal kapsayıcılık gibi alanları bütüncül bir şekilde ele almaktadır. Ancak akademik açıdan, siyasaların uygulanabilirliği, ölçülebilirliği ve somut eylem planları konusunda eksiklikler vardır. Bu eksiklikler, siyasa önerilerinin başarıya dönüşme gizil gücünü sınırlayabilir.

İklim Dayanıklılığı ve Yeşil Adil Dönüşüm

CHP iklim krizini yalnızca çevresel bir sorun olarak değil, insanlığın varoluşunu tehdit eden bir güvenlik ve kalkınma krizi olarak tanımlamaktadır. Türkiye’nin yer aldığı Akdeniz Havzası, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı yüksek düzeyde duyarlılık göstermektedir. Bu bağlamda CHP, kriz karşısında edilgen değil, proaktif ve dönüştürücü bir yaklaşımı benimsemekte ve siyasa önceliklerini buna göre şekillendirmektedir.

Uluslararası Bağlam ve Uyum

CHP’nin iklim siyasaları, “Avrupa Yeşil Mutabakatı” ve “Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması” gibi uluslararası düzenlemelerle uyumlu olacak şekilde tasarlanmıştır. CHP’nin hedefi, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması kapsamındaki 2050 net-sıfır emisyon hedefine ulaşmasını sağlamaktır. Bu çerçevede, iklim siyasaları yalnızca çevresel etkiyi azaltmayı değil, aynı zamanda ülkenin uluslararası ticaret ve rekabet kapasitesini güçlendirmeyi de amaçlamaktadır.

Çevresel Siyasalar

Çevre siyasaları, ormanlar, denizler, sulak alanlar ve ekosistemlerin korunmasına odaklanmakta ve doğa temelli çözümlerle desteklenmektedir. Çölleşme, erozyon, deniz kirliliği ve ötrofikasyon gibi çevresel sorunlarla savaşımda ileri teknolojiler ve uydu tabanlı izleme sistemleri kullanılması öngörülmektedir. Yerli çevre teknolojilerinin geliştirilmesi, üniversiteler ve yerel yönetimlerle iş birliği içinde yürütülecek ve bu süreç saydam bir şekilde kamuoyuna aktarılacaktır.

Yeşil ve Adil Dönüşüm

CHP’nin yeşil dönüşüm stratejisi, sürdürülebilir kalkınma ve toplumsal adalet ilkelerini temel almaktadır. Bu dönüşüm, üretim, teknoloji, finans, istihdam ve eğitim alanlarında bütüncül ve dönüştürücü siyasalar ile desteklenecektir. Karbon yoğun sektörlerde fosil yakıtlardan kademeli çıkış, yenilenebilir enerji üretiminin artırılması, döngüsel ekonomi uygulamaları ve karbon borsası gibi mekanizmalar, ekonomik ve çevresel yararları en uygun düzeye eriştirecek şekilde tasarlanmıştır.

Yerel Yönetimler ve Akıllı Kentler

Yerel yönetimlerin rolü, iklim dayanıklılığı ve afet yönetimi siyasalarının uygulanmasında merkezi öneme sahiptir. Kentlerin yeşil dönüşümü, altyapının iklim uyumlu duruma getirilmesi ve yeşil alanların korunmasıyla sağlanacaktır. Ayrıca, bireylerin karbon ayak izi kimlikleri oluşturularak, toplumsal katılım ve bilinçlendirme süreçleri güçlendirilecektir.

İklim Diplomasisi

CHP, Türkiye’nin küresel iklim diplomasi arenasında öncü ve rekabetçi bir rol üstlenmesini hedeflemektedir. Bu çerçevede, küresel iklim adaleti temelinde uluslararası anlaşmalar ve ikili ve çok taraflı uluslararası anlaşmalar ve ilişkiler doğrultusunda siyasalar geliştirilecektir.

Çevre ve Hayvan Hakları

CHP programı, çevre hakkının korunmasını temel bir insan hakkı olarak kabul etmekte ve hayvan refahını bilimsel yöntemlerle güvence altına almayı öngörmektedir. Sahipsiz evcil hayvanların yaşam hakkının korunması, kısırlaştırma ve bakımı gibi süreçler, bütüncül bir hak temelli yaklaşım çerçevesinde düzenlenmek istenmektedir.

CHP programında iklim krizine ilişkin yaklaşım, çevresel sorunların ötesinde güvenlik ve kalkınma boyutlarını da içermesi bakımından yetersiz bir bakış açısı sunmaktadır. Parti, iklim krizini toplumsal adalet, kuşaklar arası hakkaniyet ve demokratik katılım ilkeleri çerçevesinde ele almayı hedeflemektedir. Bununla birlikte, programda ortaya konan hedeflerin uygulanabilirliği ve ayrıntı düzeyi bazı önemli alanlarda sınırlı kalmaktadır.

CHP’nin “Avrupa Yeşil Mutabakatı” ve “Paris Anlaşması” hedefleri ile uyumlu siyasalar geliştirmesi olumlu bir yön olarak değerlendirilebilir. Ancak, programda uluslararası finansman ve karbon piyasalarına erişim stratejileri ile bu uyumun uygulamada nasıl sağlanacağına ilişkin somut ayrıntılar eksiktir. Uluslararası düzeyde rekabetçi olma iddiası, planlanan önlemlerin teknik, ekonomik ve yönetsel kapasite açısından uygulanabilirliği ile desteklenmelidir. Örneğin, AKP tarafından çıkarılan makyaj nitelikli İklim Değişikliği yasasının yetersizliği ortaya konmamıştır.

Program, ormanlar, sulak alanlar ve deniz ekosistemlerinin korunmasına önem vermektedir. Bununla birlikte çölleşme, erozyon, deniz kirliliği ve ötrofikasyon gibi sorunlara ilişkin siyasal araçlar ve sorumluluk dağılımı belirsizdir. Ötrofikasyonun endüstriyel ve kentsel atık suların arıtılmamasıyla ilgisi açıklıkla ortaya konmamıştır. Hangi kurumların hangi yöntemlerle ve hangi zaman diliminde müdahale edeceği açıklanmamıştır.

Doğa temelli çözümler ve ekosistem izleme (monitoring) sistemleri öngörülse de yasal yaptırımlar, finansman kaynakları ve denetim mekanizmalarının etkililiği konusunda ayrıntı verilmemiştir. Yerli çevre teknolojilerinin geliştirilmesi desteklenmekte, ancak üniversite-sanayi iş birliği ve teknoloji transferi süreçleri somutlaştırılmamaktadır. Bu durum, çevre siyasalarının programda büyük ölçekli ve vizyoner bir çerçevede ele alınmış olmasına kaşın uygulama kapasitesi ve kurumsal sorumluluk açısından yetersiz kaldığını göstermektedir.

Yeşil dönüşüm hedefleri kapsamlı ve adalet temelli olarak sunulmaktadır. Emisyon azaltımı, yenilenebilir enerji ve döngüsel ekonomi vurgusu, çağdaş sürdürülebilir kalkınma yazınıyla uyumludur. Ancak, programda yeşil dönüşümün finansmanı ve teşviklerin önceliklendirilmesi somut verilere dayanmadığı için uygulanabilirliği tartışmalıdır. İş gücü ve eğitim siyasaları, nitelikli istihdam ve beceri dönüşümü öngörmekte, fakat ölçülebilir hedefler ve izleme mekanizmaları eksik kalmaktadır.

Programın en zayıf noktalarından biri, yerel yönetimlerin rolü ve kapasitesi ile ilgilidir. CHP, kentlerin iklim dayanıklılığı ve afet yönetimi süreçlerine katılımını önermekte, fakat yerel yönetimlerin teknik kapasitesi, finansal kaynakları ve eş güdüm mekanizmaları yeterince ayrıntılandırılmamaktadır.

Akıllı kentler ve karbon ayak izi kimlikleri gibi yenilikçi uygulamalar önerilse de bu uygulamaların pilot projeler, teknolojik altyapı ve veri güvenliği gibi kritik unsurlarının nasıl sağlanacağı belirsizdir.

Yerel düzeyde siyasaların etkinliği, merkezi yönetimle olan eş güdümün niteliğine bağlıdır. Programda bu ilişkinin hukuksal ve yönetsel çerçevesi açıkça ortaya konmamıştır.

İklim diplomasisi ve çevre/hayvan hakları programda vurgulanan diğer güçlü alanlardır. Ancak bu bölümde de siyasa ve uygulama arasındaki uyum ve önceliklendirme mekanizmaları eksik bırakılmıştır.

Programda çevre sorunları, şehircilik ve afet yönetimi gibi alanlar tek bir çatı altında ele alınmıştır. Türkiye’de ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı hem çevreyi koruyucu hem de kentleşme süreçlerini ve bu nedenle çevresel kaliteyi bozacak bir rol üstlenmektedir. Bu yapı, doğal olarak çelişki yaratmakta ve çevre koruma önceliklerinin gerilemesine yol açmaktadır. Dolayısıyla programın önerdiği bütüncül ve etkin çevre siyasalarının hayata geçmesi, mevcut kurumsal yapıyla yapısal olarak sınırlıdır.

ÇED süreçlerinden hiç söz edilmemesi, çevresel yatırımların değerlendirilmesinde kritik bir boşluk yaratmaktadır. Türkiye’de çevresel etki değerlendirmeleri (ÇED) ve halk katılımı süreçleri genellikle yetersiz ve denetimsiz yürütülmektedir. Bu durum, çevre siyasalarının etkinliğini doğrudan sınırlamaktadır.

Programda orman, sulak alan, deniz ve ekosistem koruması hedeflense de kurumsal kapasite, finansman ve yaptırım mekanizmaları net bir şekilde tanımlanmamıştır. Türkiye’de çevre yönetimi, emret-denetle, ekonomik ve finansal yönetim araçları ve gönüllü katılım stratejileri açılarından gelişmiş ülkeler düzeyinin gerisindedir. Bu gerçek programda yer almamaktadır

Yerel yönetimlere iklim dayanıklılığı ve yeşil dönüşüm süreçlerinde sorumluluk verilmesi, programın olumlu yönlerinden biri olarak görülebilir. Ancak, CHP programında yerel yönetimlerin örgütsel kapasitesi, kurumsal kaynakları, teknik altyapısı ve yönetsel becerileri hakkında hiçbir değerlendirme yapılmamıştır. Oysa Türkiye’de yerel yönetimler, kurumsal, örgütsel, yönetsel ve mali açılardan merkezi yönetime bağımlı ve yetersiz kaynaklarla etkinlik yapabilmektedir.

Program, yerel yönetimleri sadece çevre ve yeşil dönüşüm ile ilişkilendirmiş, fakat kentsel altyapı, afet yönetimi, ulaşım ve toplumsal hizmetler gibi geniş yönetsel sorumlulukları ihmal etmiştir. Bu dar bakış açısı yerel yönetimlerin çok boyutlu sorunlarını görmezden gelmektedir.

Akıllı kentler, karbon ayak izi kimlikleri ve yerel dayanıklılık gibi yenilikçi uygulamalar öngörülse de mevcut teknik kapasite ve insan kaynağı eksiklikleri nedeniyle bu hedefler uygulamada büyük ölçüde hayalcilik düzeyinde kalabilir.

Yeşil dönüşüm ve döngüsel ekonomi hedefleri kapsamlıdır. Ancak finansman mekanizmaları ve önceliklendirme stratejileri belirsizdir. Türkiye’nin mevcut mali ve kurumsal yapısı, karbon borsası, yeşil tahvil ve adil geçiş programlarının uygulanabilirliğini kısıtlamaktadır.

Genel olarak değerlendirilecek olursa, CHP’nin iklim ve yeşil dönüşüm siyasaları vizyoner ve bütüncül bir çerçeve sunmaktadır. Bu öneriler toplumsal adalet, kuşaklar arası hakkaniyet ve demokratik katılım ilkeleri ile uyumludur. Ancak, uygulama mekanizmalarının belirsizliği ve yerel yönetimlerin kapasitesi, programın etkinliğini sınırlamaktadır. Çevre siyasalarında kurumsal sorumluluk dağılımı, finansman ve denetim mekanizmaları yeterince somutlaştırılmamıştır. Yeşil dönüşüm ve akıllı şehir uygulamalarının başarıya ulaşabilmesi için teknolojik altyapı, veri yönetimi ve izleme sistemleri gibi alanlarda daha fazla ayrıntıya gereksinme vardır. Sonuç olarak, CHP programı stratejik bir çerçeve sunmakla birlikte, özellikle çevre ve yerel yönetimler bağlamında uygulamaya dönük ayrıntı ve kapasite planlaması açısından yetersiz kalmaktadır. Bu eksiklikler, programın hedeflerine ulaşma olasılığını sınırlayabilir ve siyasaların etkinliğini düşürebilir. CHP’nin programında iklim krizine yönelik yaklaşım vizyoner ve toplumsal adalet odaklı bir çerçeve sunmakta, ancak Türkiye’nin mevcut kurumsal ve yönetsel yapısı göz önünde bulundurulduğunda önerilen siyasaların uygulanabilirliği ciddi şekilde sorgulanabilir niteliktedir.

CHP’nin programı, stratejik vizyon ve toplumsal adalet bakış açısından güçlüdür. Ancak Türkiye’nin mevcut çevre yönetimi ve yerel yönetim yapısı göz önüne alındığında çevre siyasaları, yapısal olarak sınırlı bir bakanlık çerçevesine hapsedilmiş ve ÇED süreçleri ihmal edilmiştir.

Yerel yönetimlerin kurumsal kapasitesi, örgütsel sorunları ve mali bağımlılığı dikkate alınmamıştır. Bu nedenle önerilen siyasaların uygulanabilirliği ciddi şekilde sorgulanabilir.

Yeşil dönüşüm ve iklim dayanıklılığı hedefleri, uygulama ve izleme mekanizmaları eksikliği nedeniyle uygulamada sınırlı etki yaratabilir.

Sonuç olarak, programın temel vizyonu ve ilkeleri stratejik olarak uygun olsa da Türkiye’nin yönetsel, kurumsal ve mali kapasitesi ile çevre yönetimi altyapısı bağlamında önemli boşluklar mevcuttur. Bu boşluklar, çevre ve iklim siyasalarının etkin uygulanmasını kısıtlayacak kritik eksiklikler olarak değerlendirilmelidir.

Mor Ekonomik Dönüşüm

CHP’nin programında mor ekonomik dönüşüm, toplumsal cinsiyet eşitliği, ekonomik adalet ve sürdürülebilir kalkınma odaklı bir çerçeve ile sunulmaktadır. Programın vizyonu, kadınların istihdam ve ekonomik katılımını artırarak bakım hizmetlerinin kamusallaştırılmasını hedeflemekte ve kırsal kalkınma ile eşitlikçi makroekonomik siyasaları bütünleştirmektedir. Bununla birlikte, önerilen siyasaların Türkiye’nin mevcut kurumsal, ekonomik ve toplumsal yapısı bağlamında uygulanabilirliği açısından bazı sınırlamalar ve eksiklikler gözlemlenmektedir.

Bakım Hizmetlerinin Kamusallaşması

Programda kreşler, gündüz bakımevleri, yaşlı ve engelli bakım merkezleri gibi hizmetlerin erişilebilir ve yaygın duruma getirilmesi öngörülmektedir. Bu yaklaşım, sosyal adalet ve toplumsal cinsiyet eşitliği açısından olumlu bir vizyon sunmaktadır. Ancak Türkiye’de bakım hizmetlerinin kamusallaştırılması, finansman, insan kaynağı ve altyapı eksiklikleri nedeniyle ciddi şekilde sınırlıdır.

Program, hizmet sunumunda birinci basamak sağlık sistemiyle bütünleşme ve yerel yönetim destek ofisleri gibi mekanizmaları öngörse de mevcut yerel yönetim kapasitesi ve sağlık sistemi altyapısı dikkate alındığında bu hedeflerin gerçekleştirilmesi uygulamada güç görünmektedir. İzleme ve kalite güvence mekanizmaları belirtilmiş olsa da Türkiye’de denetim kapasitesi ve saydam raporlama sistemleri yetersizdir.

Kadın İstihdamının Artırılması ve İş-Özel Yaşam Dengesi

Kadın istihdamının artırılması, cinsiyet temelli ücret eşitsizliği ve cam tavan sorunlarının giderilmesi programın güçlü yanlarından biridir. Ancak programda önerilen eşit ebeveyn izni, işe dönüş özendirmeleri ve iş yerinde kreş zorunluluğu gibi uygulamaların yaşama geçirilmesi, mevcut yasal çerçeve ve işveren yükümlülükleri açısından ciddi zorluklar içermektedir. Özellikle küçük ve mikro ölçekli işletmelerde, önerilen siyasaların uygulanabilirliği sınırlı olabilir. Ayrıca, ek finansal destek mekanizmaları gerekebilir.

Kırsal Kalkınma ve Altyapı Yatırımları

Kırsal alanlarda altyapının iyileştirilmesi ve kadınların tarım ve kooperatifleşmeye katılımı, mor dönüşümün kritik unsurlarıdır. Ancak Türkiye’de kırsal altyapı yatırımlarında planlama, kaynak dağılımı ve teknik kapasite eksiklikleri ciddi bir engel teşkil etmektedir. Kooperatifleşme ve kadınların üretime katılımı konusunda, kültürel ve toplumsal engeller de göz önünde bulundurulmalıdır. Programda bu engellerin stratejik çözüm önerileri ayrıntılandırılmamıştır.

 Makroekonomik Siyasalar

Program, ekonomik büyümeyi toplumsal refah, eşitlik ve sürdürülebilirlik bakış açısıyla ele almayı öngörmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bütçeleme ve hakkaniyetli sosyal yardım uygulamaları öngörülse de kamunun mali disiplin, bürokratik kapasite ve mevcut bütçe sınırlamaları dikkate alındığında bu hedeflerin uygulanabilirliği sınırlı görünmektedir. Programın makroekonomik hedefleri, Türkiye’nin mevcut yüksek enflasyon, bütçe açığı ve istihdam yapısı bağlamında daha somut siyasa araçları ile desteklenmelidir.

Genel olarak değerlendirilecek olursa, CHP’nin mor ekonomik dönüşüm programı, toplumsal cinsiyet eşitliği, sosyal adalet ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri açısından güçlü bir vizyon sunmaktadır. Bununla birlikte bakım hizmetlerinin kamusallaşması ve kadın istihdamı hedefleri, mevcut altyapı, insan kaynağı ve finansman eksiklikleri nedeniyle uygulanabilirlik açısından sınırlıdır. Kırsal kalkınma ve kadın kooperatifleri alanında toplumsal ve kültürel engeller göz önünde bulundurulmamıştır. Makroekonomik ve sosyal siyasa araçları, hedeflerin gerçekleştirilmesi için daha somut ve ölçülebilir planlarla desteklenmelidir.

Sonuç olarak, mor ekonomik dönüşüm vizyonu, toplumsal eşitlik ve sürdürülebilir kalkınma açısından doğru bir çerçeve sunarken, Türkiye’nin mevcut yapısal ve kurumsal eksiklikleri, önerilen siyasaların uygulanabilirliğini ciddi şekilde sınırlamaktadır. Bu nedenle program, vizyon ve hedeflerini destekleyecek uygulama, denetim ve kapasite geliştirme mekanizmaları ile güçlendirilmelidir. CHP’nin mor ekonomik dönüşüm programı, toplumsal cinsiyet eşitliği, sosyal adalet ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda kapsamlı bir vizyon sunmaktadır. Program, bakım hizmetlerinin kamusallaştırılması, kadın istihdamının artırılması, kırsal kalkınma ve eşitlikçi makroekonomik siyasaların bütünleştirilmesini hedeflemektedir. Bu bağlamda, program toplumsal dönüşüm ve ekonomik dirençlilik açısından önemli bir çerçeve sağlamaktadır.

Buna karşın, programın uygulanabilirliği bakımından bazı sınırlamalar dikkat çekmektedir. Öncelikle, bakım hizmetlerinin kamusallaştırılması ve kadın istihdamının güçlendirilmesi hedefleri, mevcut altyapı, insan kaynağı ve finansman kapasitesi göz önünde bulundurulduğunda, uygulamada ciddi zorluklarla karşılaşabilir. Ayrıca, kırsal kalkınma ve kadın kooperatifleri alanında, toplumsal ve kültürel engeller yeterince ele alınmamıştır. Bu eksiklikler, önerilen dönüşümün kapsayıcılığı ve etkililiği üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir.

Makroekonomik düzlemde, programın hedefleri, Türkiye’nin mevcut ekonomik göstergeleri (yüksek enflasyon, bütçe açığı, kayıt dışı istihdam) dikkate alındığında, somut ve ölçülebilir siyasa araçları ile desteklenmeye gereksinim duymaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bütçeleme ve hakkaniyetli sosyal yardım uygulamaları, doğru tasarlanmadığında ve uygulanabilirlik mekanizmaları güçlendirilmediğinde, öngörülen etkileri sınırlı kalabilir.

Sonuç olarak, CHP’nin mor ekonomik dönüşüm vizyonu, toplumsal eşitlik ve sürdürülebilir kalkınma açısından stratejik bir yönelim sunmasına karşın, Türkiye’nin mevcut kurumsal, yapısal ve ekonomik koşulları göz önünde bulundurulduğunda, uygulamada karşılaşılabilecek sınırlamalar ve eksiklikler belirgindir. Bu nedenle program, uygulama kapasitesini güçlendirecek, denetim ve izleme mekanizmalarını somutlaştıracak ve kültürel-toplumsal engelleri adresleyecek stratejik yaklaşımlarla desteklenmelidir.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Bu çalışma, CHP’nin 2025 Parti Programı’nın kalkınma ve ekonomi bölümünü altı temel siyasa alanı üzerinden ele alarak, programın normatif gücü, yapısal yeterliliği ve bağlamsal geçerliliği bakımından eleştirel bir değerlendirmesini sunmayı amaçlamıştır. Bu kapsamda kalkınma anlayışı, üretim ve sanayi siyasaları, tarım stratejileri, sosyal devlet ve gelir dağılımı yaklaşımı, ekolojik dönüşüm bakış açısı ve makroekonomik kararlılık araçları incelenmiş ve her bir başlık altında programın güçlü yönleri ve yapısal sınırlılıkları ortaya konulmuştur.

Çözümlemeler sonucunda ortaya çıkan temel bulgu şudur: CHP’nin ekonomi ve kalkınma programı, söylemsel ve normatif düzeyde güçlü bir sosyal demokrat çerçeve sunmakta ve kamuculuk, planlama, adalet, sürdürülebilirlik ve toplumsal eşitlik gibi kavramlar etrafında kapsamlı bir vizyon oluşturmaktadır. Ancak bu vizyon, Türkiye’nin mevcut ekonomik, kurumsal ve siyasal gerçekliğiyle kurduğu ilişki bakımından önemli boşluklar ve kırılganlıklar barındırmaktadır.

Programın incelenen “Kalkınma ve Ekonomi” bölümünün temel sorunu, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu sadece bir ekonomi siyasası sorunu olarak ele alması, buna karşılık mevcut tablonun aynı zamanda derin bir rejim krizi, devlet kapasitesi krizi ve kurumsal erozyon sorunu olduğunu yeterince hesaba katmamasıdır. Oysa mevcut yapı, yalnızca yanlış siyasaların değil, otoriterleşmiş yönetişim biçiminin, liyakat erozyonunun, hesap verebilirliğin ortadan kalkmasının ve hukuk devleti ilkesinin zayıflatılmasının bir ürünüdür. Bu yapısal gerçeklik göz ardı edildiğinde, en akılcı görünen siyasa önerileri dahi uygulama zeminini kaybetmektedir.

Kalkınma anlayışı açısından bakıldığında, programda büyüme, yatırım, teknoloji ve yüksek katma değer vurgusu öne çıkmakta, ancak kalkınmanın daha derin boyutları olan kurumsal kapasite kurulması, toplumsal güçlendirme, bölgesel eşitsizliklerin giderilmesi ve siyasal-ekonomik ilişkilerin demokratikleştirilmesi gibi konular ikincil düzeyde kalmaktadır. Bu durum, kalkınmanın yalnızca ekonomik büyümeyle özdeşleştirilmesi riskini beraberinde getirmektedir.

Sanayi ve üretim siyasalarında program, yerinde ve doğru hedefler koymakla birlikte, bu hedeflere ulaşmanın araçlarını çoğu yerde genel ifadelerle geçiştirmekte ve somut politika mimarisi geliştirmekte zorlanmaktadır. Aynı durum tarım siyasaları için de geçerlidir. Küçük üreticinin korunması, kırsal kalkınma ve gıda egemenliği gibi hedefler doğru olmakla birlikte, Türkiye’deki mevcut tarımsal yapının tasfiye sürecine karşı nasıl tersine çevrileceği yeterince açıklığa kavuşturulamamaktadır.

Sosyal devlet, gelir dağılımı ve yoksullukla mücadele konusunda ise CHP programı, mevcut eşitsizlikleri doğru saptamakta ve adil bir toplum vizyonu ortaya koymaktadır. Ancak burada da dikkat çeken temel sınırlılık, bu eşitsizlikleri üreten sermaye birikim modeline yönelik yapısal bir sorgulamanın zayıflığıdır. Program, daha çok bu modelin sonuçlarını yumuşatmaya ve dengelemeye dönük bir yaklaşım sergilemekte ve modelin kendisini dönüştürmeye yönelik daha radikal bir bakış açısı geliştirmekte duraksama göstermektedir.

Çevre, iklim krizi ve yeşil dönüşüm bölümleri, çağdaş yazınla uyumlu bir dil kullansa da, Türkiye’nin mevcut kalkınma modelinin çevresel yıkım üreten karakteriyle yüzleşmekte yeterince cesur davranmamaktadır. Benzer şekilde “Mor Ekonomik Dönüşüm” yaklaşımı, kadın emeği ve toplumsal cinsiyet eşitliği açısından önemli bir açılım sunmakta, ancak bunun kalkınma paradigmasının merkezine nasıl yerleştirileceği daha net politikalara gereksinim duymaktadır.

Sonuç olarak, CHP’nin kalkınma ve ekonomi programı, Türkiye’nin içine sürüklendiği çok boyutlu kriz ortamında önemli bir seçenek oluşturma sacı içermektedir. Ancak bu savın siyasal ve ekonomik gerçeklik karşısında karşılık bulabilmesi için programın daha cesur bir yapısal çözümleme ve değerlendirme ile yeniden ele alınması, rejim koşullarının yarattığı sınırlamaların açıkça tartışılması ve siyasa araçlarının daha somut, uygulanabilir ve kurumsal olarak temellendirilmiş biçimde kurgulanması gerekmektedir.

Bu bağlamda bu çalışma, CHP programını yalnızca eleştirmekle kalmayıp, aynı zamanda Türkiye’de muhalefetin kalkınma, eşitlik ve demokrasi eksenli yeni bir ekonomi-politik vizyon geliştirme gereksinimine de işaret etmektedir. Çünkü Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorun, yalnızca bir “yanlış ekonomi yönetimi” sorunu değil, daha derinde, nasıl bir devlet, nasıl bir toplum ve nasıl bir kalkınma modeli izlenmesi gerektiği sorunudur. Bu sorulara verilecek yanıtlar, muhalefetin gelecekteki siyasal etkisinin belirleyicisi olacaktır.

 

Hiç yorum yok: