Sayısal ve Siyasal Otoriterlik:
İnternet Denetimi, Yapay Zeka ve Uydu İnterneti
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Özet
Bu makale,
son 15 yılda internet özgürlüğünde yaşanan gerilemeyi ve bunun otoriter
rejimler tarafından nasıl bir denetim aracına dönüştürüldüğünü incelemektedir.
Türkiye, Mısır, Rusya, Pakistan ve Venezuela gibi ülkeler çevrimiçi ortamı
rejimlerini güçlendirmek için denetim altına almış ve yapay zeka ve uydu
interneti gibi teknolojiler sayısal otoriterliğin yeni boyutlarını
oluşturmuştur.
Makale,
yapay zekanın gözetim, algoritmik yönlendirme ve yanlış ve sahte bilgi
kullanımını, uydu internetinin otonom ağ yapıları üzerinden erişim özgürlüğüne
etkilerini ve otoriter rejimlerin lisans, içerik denetimi, kimlik ve yaş
doğrulaması gibi stratejilerini tartışmaktadır. Ayrıca, bu teknolojilerin
küresel jeopolitik bağlamda sayısal egemenlik ve siyasal güç dengesi üzerindeki
rolü ele alınmaktadır.
Sonuç
olarak, sayısal siyasal otoriterlik yalnızca bölgesel değil, küresel bir olgu
olarak ortaya çıkmakta ve demokratik yönetimlerin, internet ve sayısal hakları
korumak için uluslararası ölçünler ve siyasalar geliştirmesi gerekmektedir.
Anahtar
kellimeler: Sayısal
Otoriterlik, İnternet Özgürlüğü, Yapay Zeka, Uydu İnterneti, Otonom Ağ Yapıları,
Gözetim ve Denetim, Küresel Sayısal Egemenlik
Abstract
This article examines the decline in internet freedom
over the past 15 years and how authoritarian regimes have transformed online
spaces into tools of control. Countries such as Turkey, Egypt, Russia,
Pakistan, and Venezuela have intensified online oversight to consolidate their
power, employing technologies such as artificial intelligence (AI) and
satellite internet to develop new dimensions of digital authoritarianism.
The study discusses AI applications in surveillance,
algorithmic content manipulation, and disinformation campaigns, as well as the
impact of satellite internet on access freedom through autonomous network
structures. It also explores state strategies, including licensing, content
regulation, and identity or age verification, and analyzes the role of these
technologies in global digital sovereignty and geopolitical power dynamics.
In conclusion, digital authoritarianism has emerged as
not only a regional but a global phenomenon, highlighting the need for
democratic governments and international organizations to establish policies
and standards that protect internet freedom and digital rights worldwide.
Keywords: Digital
Authoritarianism, Internet Freedom, Artificial Intelligence, Satellite
Internet, Autonomous Network Structures, Surveillance and Control, Global
Digital Sovereignty
GİRİŞ
İnternetin
ilk dönemlerinde egemen olan özgürlükçü yaklaşım, bireylerin bilgiye erişimini
ve küresel iletişimi sınırsız bir alan olarak tanımlıyordu. Ancak günümüzde
internet, özellikle otoriter rejimler tarafından siyasal denetimin en etkili
araçlarından biri durumuna gelmiştir. Devletler, sosyal medya platformlarından
veri merkezlerine kadar uzanan sayısal ekosistemi yönetim aracı olarak
kullanmakta, algoritmalar, gözetim sistemleri ve yapay zeka temelli uygulamalar
aracılığıyla toplum üzerindeki denetimlerini derinleştirmektedirler.
Bu durumun
küresel boyutunu “Freedom on the Net 2025” raporu çarpıcı biçimde ortaya
koymaktadır. Her yıl yayınlanan rapora göre dünya genelinde internet özgürlüğü
üst üste 14. kez gerilemiştir. Özellikle yapay zeka destekli içerik yönlendirmesi,
otomatik sansür sistemleri ve sayısal gözetim uygulamaları, kullanıcıların
bilgiye erişimini ve çevrimiçi ifade özgürlüğünü ciddi biçimde sınırlamaktadır.
Raporda ayrıca, devletlerin uydu interneti gibi otonom bağlantı sistemlerini
denetim altına almak amacıyla lisanslama ve erişim kısıtlamaları getirdikleri
ve bu eğilimin otoriter rejimlerde çok daha belirgin olduğu vurgulanmaktadır.
Bu
gelişmeler, yalnızca bilgi akışını değil, bireylerin davranış biçimlerini de
şekillendiren yeni bir baskıcı iktidar oluşumuna işaret eder. Sayısal
otoriterlik, bireylerin rızasını algoritmik yönlendirmeler üretir, sansürü açık
yasaklardan çok görünmez filtrelerle uygular ve kamusal alanı veri merkezli bir
gözetim mimarisi içinde yeniden tanımlar.
Son dönemde
uydu interneti teknolojilerinin yaygınlaşması, bu denetim zincirinde yeni bir
kırılma noktası yaratmıştır. Devlet sınırlarından bağımsız çalışan küresel
bağlantı ağları, otoriter yönetimlerin bilgi üzerindeki tekeline meydan
okumaktadır. Buna karşılık, birçok hükümet bu sistemlere lisans vermemekte ya
da yerel düzenlemelerle erişimi sınırlamaya yönelmektedir.
Makale, bu
gelişmeler ışığında, sayısal otoriterliğin temel bileşenlerini, teknolojik
dayanaklarını ve küresel ölçekte demokratik sistemler üzerindeki etkilerini
tartışmayı hedeflemektedir.
Amaç ve
Hedefler
Bu
çalışmanın temel amacı, sayısal teknolojilerin otoriter rejimler tarafından
siyasal iktidarın sürdürülmesinde bir denetim mekanizması olarak nasıl
kullanıldığını incelemektir. İnternet, yapay zeka ve uydu teknolojilerinin
giderek artan biçimde devlet denetimine bağlı kılınması, çağdaş otoriterliğin sayısal
araçlar üzerinden yeniden üretildiğini göstermektedir. Bu bağlamda çalışma,
sayısal otoriterliğin yapısal unsurlarını, işleyiş biçimlerini ve demokratik
değerlere yönelik oluşturduğu tehditleri çok boyutlu biçimde çözümlemeyi
amaçlamaktadır.
Çalışmanın
başlıca hedefleri şunlardır:
Sayısal otoriterlik kavramını tanımlamak ve klasik
otoriterlik biçimleriyle arasındaki farkları açıklamak.
İnternet özgürlüğündeki küresel gerilemeyi “Freedom on the
Net 2025” raporu verileri çerçevesinde değerlendirmek.
Yapay zeka uygulamalarının, özellikle içerik üretimi, sansür,
gözetim ve yönlendirme alanlarındaki otoriter kullanımlarını ortaya koymak.
Uydu interneti teknolojilerinin bilgi tekeline meydan okuma gizil
gücünü ve otoriter rejimlerin bu alandaki denetim çabalarını irdelemek.
Demokratik sistemler açısından riskleri belirlemek ve sayısal
otoriterliğe karşı geliştirilebilecek siyasa önerilerini tartışmak.
Bu hedefler
doğrultusunda çalışma, mevcut yazını, uluslararası raporları ve güncel
teknolojik gelişmeleri bir arada değerlendirerek, bilgi denetiminin yeni
biçimlerini açıklamayı ve sayısallaşan otoriterliğin geleceğe yönelik olası
sonuçlarını öngörmeyi amaçlamaktadır.
Yöntem
Bu çalışma,
niteliksel bir araştırma yaklaşımıyla yürütülmüştür. Araştırmanın temel yöntemi
karşılaştırmalı çözümleme ve belgesel tarama (documentary analysis) olarak
belirlenmiştir. Bu çerçevede, internet özgürlüğü, sayısal denetim ve otoriter
yönetim biçimlerine ilişkin uluslararası raporlar, akademik makaleler, siyasa
belgeleri ve güncel medya kaynakları sistemli biçimde incelenmiştir.
Çalışmanın
ana veri kaynağını, “Freedom House” tarafından yayımlanan “Freedom on the Net
2025” raporu oluşturmaktadır. Bu rapor, ülkeler arasındaki internet özgürlüğü
farklarını nesnel göstergelerle ortaya koyması açısından önemli bir
karşılaştırmalı çerçeve sunmaktadır. Ayrıca, Birleşmiş Milletler, UNESCO ve
Avrupa Konseyi’nin sayısal haklar ve ifade özgürlüğü konularına ilişkin
raporları da ikincil kaynak olarak kullanılmıştır.
Araştırma üç
temel eksen üzerinde yapılandırılmıştır:
İnternet denetimi
ve çevrimiçi sansür uygulamaları: Devletlerin çevrimiçi bilgi akışını denetleme yöntemleri,
erişim engelleri, sosyal medya düzenlemeleri ve gözetim siyasaları
incelenmiştir.
Yapay zeka
destekli otoriter araçlar: Yapay zekanın sansür, yönlendirme ve gözetim amacıyla
kullanım biçimleri değerlendirilmiştir.
Uydu
interneti ve bağlantı özgürlüğü: Otonom internet altyapılarının otoriter denetim
mekanizmalarına etkileri ve devletlerin bu sistemlere yönelik düzenleme
stratejileri çözümlenmiştir.
Bu yaklaşım
sayesinde hem kavramsal hem de deneysel düzeyde sayısal otoriterliğin biçimleri
çözümlenmiş ve farklı ülkelerdeki uygulamalar karşılaştırmalı olarak
değerlendirilmiştir. Bulgular, nitel veri çözümlemesi yöntemiyle tematik olarak
sınıflandırılmış, özellikle ifade özgürlüğü, gözetim, erişim engelleri ve
teknolojik sansür başlıkları altında yorumlanmıştır.
ÇÖZÜMLEME
Sayısal
Otoriterliğin Kavramsal Çerçevesi
Kavramın
Ortaya Çıkışı ve Tanım:ı Sayısal otoriterlik (digital authoritarianism), otoriter
yönetimlerin bilgi ve iletişim teknolojilerini siyasal denetim, gözetim ve yönlendirme
aracı olarak kullanmalarını tanımlayan bir kavramdır. Bu kavram, klasik
otoriterlik biçimlerinden farklı olarak, baskının fiziksel araçlar yerine
sayısal altyapılar, algoritmik denetim ve veri temelli gözetim mekanizmalarıyla
uygulanmasını ifade eder. Devletler, bilgi akışını düzenleme, çevrimiçi alanı
izleme ve karşıt söylemleri bastırma amacıyla interneti bir “egemenlik kapsama
alanı”na dönüştürmektedir.
Sayısal
otoriterlik kavramı, özellikle 2010’lu yıllardan itibaren, Çin, Rusya, İran ve
Türkiye gibi ülkelerde hızla gelişen gözetim teknolojileri ve sosyal medya
düzenlemeleriyle birlikte yazında belirginleşmiştir. Bu dönemde internet,
başlangıçta vaat ettiği özgürlük ve katılım potansiyelinin aksine iktidarın
yeniden üretildiği bir araç durumuna gelmiştir.
Klasik ve
Sayısal Otoriterlik Arasındaki Farklar: Klasik otoriter rejimler baskıyı genellikle sansür,
gözdağı, fiziksel baskı ve medya denetimi üzerinden kurarken, sayısal
otoriterlik bu yöntemleri algoritmik görünmezlik düzeyine taşır. Yani, baskı
açık yasaklar biçiminde değil, erişim engelleri, içerik filtreleri,
yönlendirilmiş algoritmalar ve veri temelli gözetim sistemleri aracılığıyla
gerçekleştirilir. Bu yeni otoriterlik biçimi, Michel Foucault’nun “panoptikon”
kavramının sayısal çağdaki yansıması olarak değerlendirilebilir. Bireyler
sürekli izlenebilecekleri algısıyla öz-denetim geliştirirler ve böylece rejim,
fiziksel baskı uygulamadan davranış biçimlerini şekillendirebilir. Ayrıca
sayısal otoriterlik, rızanın üretimi sürecinde yönlendirme tekniklerinden
yararlanır. Yapay zeka algoritmaları aracılığıyla kullanıcıların bilgi akışı
kişiselleştirilir ve bu da yapay kutuplaşma, dezenformasyon ve yönlendirilmiş
kanı oluşumu gibi sonuçlar doğurur. Böylece otoriter yönetim, vatandaşların
iradesini doğrudan zor kullanmadan biçimlendirebilir.
Sayısal
Egemenlik ve Veri İktidarı: Sayısal otoriterliğin temel dayanaklarından biri veri
iktidarıdır. Devletler, vatandaşların çevrimiçi davranışlarını, sosyal medya
etkileşimlerini, konum verilerini ve arama geçmişlerini izleyerek kapsamlı
gözetim sistemleri kurmaktadır. Bu durum, sayısal egemenlik kavramını gündeme
getirir: Ulus-devletler, veri akışını tıpkı sınırlarını korur gibi denetleme
eğilimindedir.
Bu bağlamda
internet, artık yalnızca teknik bir ağ değil, politik bir alan haline
gelmiştir. Otoriter hükümetler, bilgi üzerindeki denetimi meşrulaştırmak için
“ulusal güvenlik”, “milli değerlerin korunması” ya da “yanlış bilgiyle
mücadele” gibi gerekçeleri öne sürmektedir. Ancak bu söylemler, çoğu durumda
eleştirel düşüncenin bastırılması ve kamusal alanın daraltılması işlevi
görmektedir.
Özetlemek
gerekirse, sayısal otoriterlik, klasik baskı biçimlerinden daha çok gelişmiş,
daha görünmez ve daha içselleştirilmiş bir iktidar biçemini temsil eder.
Teknoloji, özgürleştirici değildir. Tersine, iktidarın sürekliliğini sağlayan
bir denetim aracı durumuna gelmiştir. Bu nedenle sayısal otoriterlik, yalnızca
teknoloji siyasalarının değil, demokrasinin geleceğinin de temel bir tartışma
konusu olmuştur.
İnternetin
Denetimi: Küresel Eğilimler ve Uygulama Biçimleri
İnternetin
Siyasal Alan Durumuna Gelmesi: İnternetin yaygınlaşması, başlangıçta demokratik katılımı
güçlendiren bir gelişme olarak değerlendirilmişti. Ancak 21. yüzyılın ikinci on
yılından itibaren, internet alanı hızla siyasallaşmış bir egemenlik alanı
durumuna geldi. Devletler, çevrimiçi ortamı yalnızca teknik bir iletişim ağı
olarak değil, siyasal meşruluğun ve toplumsal denetimin yeniden üretildiği bir
alan olarak görmeye başladılar. Bu süreçte, otoriter hükümetler çevrimiçi
etkinlikleri yakından izlemeye, eleştirel sesleri bastırmaya ve bilgi akışını
kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye yöneldiler. Böylece internet,
vatandaş katılımının aracı olmaktan çıkarak, devletin sayısal otoritesinin
kurumsallaştığı bir mekanizmaya dönüştü.
Küresel
Gerileme Eğilimi- “Freedom on the Net 2025” Bulguları: “Freedom on the Net 2025” raporu,
internet özgürlüğünün dünya genelinde üst üste 14. kez gerilediğini ortaya
koymaktadır. Rapor, özellikle Mısır, Pakistan, Rusya, Türkiye ve Venezuela gibi
ülkelerde internetin devlet denetimi altına alınarak rejimlerin siyasal
dayanıklılığını artırmak için kullanıldığını vurgulamaktadır. Rapora göre, son
on beş yılda en ciddi düşüşü yaşayan bu ülkelerde üç temel eğilim öne
çıkmaktadır: Birincisi içerik sansürü ve erişime engel getirilmesidir.
Hükümetler, karşıt medya kuruluşlarını, sivil toplum örgütlerini ve bağımsız
gazetecileri hedef alarak sistemli biçimde erişim kısıtlamaları uygulamaktadır.
İkincisi gözetim ve veri toplama etkinlikleridir. Devlet destekli gözetim
sistemleri, bireylerin sayısal etkinliklerini izlemek ve karşıt hareketleri
önceden saptamak amacıyla yaygınlaştırılmıştır. Üçüncüsü ise ceza hukuku
yoluyla baskı uygulamaktır. Eleştirel paylaşımlar, ulusal güvenlik veya kamu
düzeni gerekçesiyle ceza yaptırımlarına uğratılırken kullanıcılar üzerinde
caydırıcı bir otosansür etkisi yaratılmaktadır.
Türkiye,
raporda 31/100 puanla Avrupa’nın en düşük internet özgürlüğüne sahip ülkesi
olarak yer almaktadır. Bu durum, sayısal alanın otoriter eğilimlerin en
belirgin göstergelerinden biri durumuna geldiğini göstermektedir.
İçerik Denetimi,
Yanlış ve Sahte Bili ve Algı Yönetimi: Sayısal otoriterlik yalnızca bilgiye erişimi sınırlamakla
kalmaz, aynı zamanda bilginin içeriğini de yönlendirir ve değiştirir. Otoriter
hükümetler, kamuoyunun algısını şekillendirmek amacıyla “bot hesaplar”, [1]
trol ağları ve yapay zeka destekli içerik üretim araçlarını kullanmaktadır. Bu
bağlamda, algoritmik yönlendirme (algorithmic steering) önemli bir rol
oynar. Sosyal medya platformlarının algoritmaları, belirli içerikleri öne
çıkararak veya görünmez duruma getirerek kullanıcı davranışlarını yönlendirir.
Otoriter rejimler, bu algoritmik gücü siyasal meşruluk oluşturmak için
kullanmakta ve böylece sansür, klasik biçiminden çıkarak “algoritmik sansür” durumuna
dönüşmektedir.
Hukuksal
Meşrulaştırma Stratejileri: Otoriter hükümetler, çevrimiçi denetim siyasalarını çoğu zaman “ulusal
güvenlik”, “sahte ve yanlış bilgiyle savaşım” (dezenformasyon)” veya “toplumun
ahlaksal değerlerini koruma” gerekçeleriyle meşrulaştırmaktadır. Bu söylemler, sayısal
baskı mekanizmalarını gizleyen hukuksal kılıflar olarak işlev görmektedir. Birçok
ülkede, internet yasaları ve sosyal medya düzenlemeleri, görünürde yanlış
bilgiyle savaşım amacı taşırken, gerçekte ifade özgürlüğünü daraltmak ve
eleştirel söylemleri bastırmak için kullanılmaktadır. Bu durum, hukukun
araçsallaştırılarak “yasal otoriterlik” biçiminde uygulanmasına zemin
hazırlamaktadır.
Türkiye’nin
Sayısal Özgürlük Puanı-Avrupa ve Benzer Ülkelerle Karşılaştırmalı Bir
Değerlendirme: Freedom
House’un “Freedom on the Net 2025” raporu, Türkiye’ye 31/100 puan vererek
ülkeyi “özgür olmayan ülkeler” kategorisinde değerlendirmiştir. Bu puan,
Türkiye’yi yalnızca Orta Doğu ve Avrasya’daki otoriter rejimlerle değil, aynı
zamanda Avrupa kıtasındaki demokratik ölçünlerin oldukça altında kalan birkaç
ülkeyle de aynı gruba yerleştirmektedir.
Avrupa
karşılaştırması: İzlanda
(94/100), Almanya (74/100) ve Fransa (76/100) gibi ülkeler “özgür”
kategorisindedir. Macaristan (69/100) ve Sırbistan (67/100) gibi ülkeler
“kısmen özgür” statüsüne gerilemiştir. Türkiye (31/100) ise Rusya (17/100),
Azerbaycan (34/100) ve Beyaz Rusya (20/100) gibi otoriter ülkelerle aynı
kategoridedir. Bu tablo, Türkiye’nin Avrupa ortalamasından yaklaşık 50 puan
daha düşük bir düzeyde olduğunu göstermekte ve dolayısıyla Türkiye’nin sayısal
alanlardaki otoriter eğilimlerinin sistemsel bir nitelik kazandığına işaret
etmektedir. Ayrıca Türkiye, internet erişim engelleri, sosyal medya
platformlarına yönelik yönetsel baskılar ve sayısal gözetim siyasaları
açısından yalnızca bölgesel değil, küresel anlamda da en fazla kısıtlama
uygulayan ülkelerden biridir. Kıyas grubu olarak seçilen ülkeler (örneğin
Hindistan, Nijerya ve Endonezya) arasında da Türkiye’nin özgürlük puanının daha
düşük olduğu görülmektedir. Bu durum, sorunun yalnızca ekonomik veya teknolojik
kapasiteyle değil, siyasal rejim tipi ve yönetişim anlayışıyla ilişkili
olduğunu göstermektedir.
Özetlemek
gerekirse, internetin küresel düzeyde denetim altına alınması, yalnızca teknik
bir sorun değil, doğrudan demokrasi, ifade özgürlüğü ve insan haklarıyla ilgili
bir konudur. Otoriter rejimler, bilgi akışını sınırlayarak toplumsal muhalefeti
görünmez kılmakta ve böylece kamusal alanın sayısal dönüşümünü kendi
iktidarlarının bir uzantısına dönüştürmektedir. Bu eğilim, özellikle yapay zeka
destekli gözetim sistemleri ve ulus-devlet temelli internet düzenlemeleriyle
birleştiğinde özgür iletişimin geleceği açısından ciddi bir tehdit
oluşturmaktadır.
Türkiye’nin
İnternet Özgürlüğü Açısından Avrupa ve Benzer Ülkelerle Karşılaştırması: “Freedom on the Net 2025” raporuna
göre Türkiye, 31/100 puanla Avrupa’da internet özgürlüğü en düşük ülke
konumundadır. Bu puan, ülkenin “özgür olmayan” kategorisinde yer almasına yol
açmaktadır. Türkiye’nin ardından gelen ülkeler arasında Macaristan (45),
Sırbistan (46) ve Yunanistan (53) bulunmaktadır. Bu tablo, Türkiye’nin yalnızca
bölgesel olarak değil, genel demokratik göstergeler açısından da Avrupa
ortalamasının oldukça altında seyrettiğini göstermektedir.
|
Karşılaştırma |
|||
|
Ülke |
2025 Puanı (100
üzerinden) |
Kategori |
Eğilim |
|
İzlanda |
94 |
Özgür |
Sabit |
|
Almanya |
74 |
Özgür |
Sabit |
|
Fransa |
76 |
Özgür |
Hafif gerileme |
|
Sırbistan |
46 |
Kısmen özgür |
Gerileme |
|
Macaristan |
45 |
Kısmen özgür |
Gerileme |
|
Türkiye |
31 |
Özgür değil |
Gerileme |
|
Rusya |
17 |
Özgür değil |
Şiddetli gerileme |
|
İran |
18 |
Özgür değil |
Şiddetli gerileme |
|
Venezuela |
26 |
Özgür değil |
Gerileme |
Bu
karşılaştırma, Türkiye’nin internet özgürlüğü açısından Avrupa’nın
otoriterleşen uç noktasında konumlandığını ortaya koymaktadır. Özellikle
Macaristan ve Polonya gibi “hibrit rejimler” olarak tanımlanan ülkelerde
yaşanan gerilemeye benzer şekilde, Türkiye’de de internet siyasaları siyasal
iktidarın merkezleşmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Türkiye örneğinde, internet
üzerindeki denetim, yasal düzenlemeler, yönetsel erişim engelleri ve yapay zeka
destekli içerik gözetimi yoluyla sistemli bir devlet siyasasına dönüşmüştür. Bu
durum, ülkenin Avrupa genelinde “ifade özgürlüğü” ve “sayısal haklar”
alanlarında yapısal bir istisna haline geldiğini göstermektedir. Bununla
birlikte, Türkiye’nin puanının Venezuela (26) ve Rusya (17) gibi otoriter
yönetimlere yakın olması, ülkenin internet yönetişimi bakımından artık yalnızca
bölgesel değil, küresel ölçekte de otoriter blok içerisinde değerlendirildiğini
göstermektedir.
Değerlendirmek
gerekirse, Türkiye’nin Avrupa’daki en düşük puanı alması, yalnızca teknik
sansür uygulamalarının değil, aynı zamanda sayısal kamusal alanın demokratik
işlevini yitirmesinin bir göstergesidir. Bu tablo, Türkiye’nin sayısal
otoriterliğe geçiş sürecini tamamladığını, artık “demokratik sayısal denetim
rejim sonrası” evreye geçtiğini göstermektedir.
Yapay Zeka
ve Sayısal Otoriterliğin Yeni Boyutu
Yapay zeka
(YZ), başlangıçta bilgiye erişimi kolaylaştıran, veri çözümlemesini hızlandıran
ve kamu yönetiminde verimlilik sağlayan bir teknoloji olarak tasarlanmıştı.
Ancak son yıllarda otoriter rejimler tarafından toplumsal denetim, sansür,
propaganda ve kitlesel gözetim amacıyla yoğun biçimde kullanılmaya
başlanmıştır. Bu durum, sayısal otoriterliğin yeni bir evresine işaret
etmektedir.
YZ
Destekli Gözetim Mekanizmaları: Yapay zeka, yüz tanıma sistemleri, davranış çözümlemesi
algoritmaları ve büyük veri birleştirmeleri sayesinde vatandaşların çevrimiçi
ve fiziksel hareketlerinin sürekli izlenmesini olanaklı kılmaktadır. Çin, bu
alanda öncü örneklerden biridir. Yurttaşlara bireysel “toplumsal kredi puanı
verme sistemi” [2] ve
“akıllı şehir” uygulamaları, vatandaşların davranışlarını sayısal profiller
üzerinden puanlayan bir denetim ağına dönüşmüştür. Benzer eğilimler Rusya, İran
ve giderek Türkiye gibi ülkelerde de görülmektedir. YZ tabanlı izleme
sistemleri, siyasal karşıtları bastırmak, eleştirel gazeteciliği engellemek ve
toplumsal davranışları yönlendirmek için kullanılmaktadır.
YZ
Destekli Gözetim Mekanizmaları: Bazı ülkeler, örneğin Vietnam, vatandaşların çevrimiçi
erişimini ulusal kimlik doğrulaması veya yaş doğrulaması ile
sınırlandırmaktadır. Bu tür sayısal doğrulama sistemleri, devletin bireysel
davranışları izleme ve kayıt altına alma kapasitesini artırmaktadır.
Yapay Zeka
ile Bilgi Yönlendirme ve Dezenformasyon: Otoriter rejimler yalnızca vatandaşlarını izlemekle
kalmamakta ve YZ araçlarını yanlış ve sahte bilgi üretiminde de kullanmaktadır.
“Derin sahte” (deepfake) videolar, otomatik “bot” hesaplar ve yapay zeka
destekli içerik üretimi, kamusal söylemi yönlendirmede yeni bir dönemi
başlatmıştır. Bu tür araçlar, rejim yanlısı anlatıları güçlendirmek ve karşıt
seslerin saygınlığını azaltmak için kullanılmaktadır. Özellikle seçim
dönemlerinde, YZ destekli yanlış ve sahte bilgi yayma kampanyaları demokratik
süreçlerin meşruluğunu zayıflatmaktadır.
Yapay Zeka
ile Bilgi Yönlendirmesi ve Yanlış ve Sahte Bilgi: Hükümetler tarafından, uydu internet
sağlayıcılarına lisans verirken içerik denetimi ve filtreleme koşulu koymak, YZ
destekli gözetim ve denetim stratejisinin bir parçası olarak
değerlendirilebilir.
Küresel Yarışma
ve Sayısal Egemenlik:
Yapay zeka, artık yalnızca bir teknolojik değil, jeopolitik güç unsuru haline
gelmiştir. ABD, Çin, AB ve Rusya gibi aktörler, YZ alanında küresel ölçünleri
belirleme savaşımı vermektedir. Bu yarışmanın sonucu olarak, sayısal alanın
demokratik mi yoksa otoriter bir yapıya mı evrileceği belirlenmektedir. Otoriter
ülkeler, “sayısal egemenlik” kavramını kullanarak, aslında internet üzerindeki
devlet denetimini meşrulaştırmaktadır. Bu bağlamda, yapay zekanın gelişimi,
yalnızca teknolojik bir ilerleme değil, aynı zamanda yeni bir siyasal güç
dağılımı ve otoriter yönetim tarzlarının sayısal meşrulaştırılması anlamına
gelmektedir.
Uydu
İnterneti, Erişim Özgürlüğü ve Sayısal Egemenlik Mücadelesi
Uydu
İnternetinin Yükselişi: Son yıllarda uydu interneti teknolojilerinin yaygınlaşması, internet
erişiminde devrim niteliğinde bir değişim yaratmıştır. SpaceX’in Starlink
projesi, Amazon’un Kuiper girişimi ve Avrupa Birliği’nin IRIS [3]
ağı gibi sistemler karasal altyapılara bağımlılığı azaltmakta ve internetin
otonom ağ yapıları üzerinden çalışmasına olanak sağlamaktadır. Bu gelişme,
bilgiye erişim özgürlüğü açısından olumlu bir adım olarak değerlendirilebilir.
Ancak otoriter rejimler için ciddi bir denetim ve denetim sorunu yaratmaktadır.
Devlet
Egemenliği ve Uydu İnternetine Denetim Stratejileri: Uydu interneti, devletlerin fiziksel
sınırlarının ötesinde etkinlik gösterdiği için, klasik anlamda “sayısal
egemenlik” anlayışını zorlamaktadır. Bu durum, otoriter rejimleri yeni
stratejiler geliştirmeye zorlamaktadır.
Geliştirilen
Denetim Sistemleri
Lisans ve
İzin Siyasaları:
Uydu interneti sağlayıcılarına lisans verirken, bazı ülkeler içerik denetimi ve
filtreleme yükümlülükleri dayatmaktadır. Bu, devlet denetimini otonom ağ
yapıları üzerinden sağlama çabasıdır.
Ulusal
Kimlik ve Yaş Doğrulaması: Vietnam ve bazı diğer ülkeler, vatandaşların internet erişiminde ulusal
kimlik numarası veya yaş doğrulaması istemektedir. Bu uygulamalar,
kullanıcıların çevrimiçi davranışlarının izlenmesini ve kayıt altına alınmasını
kolaylaştırmaktadır.
Yer
İstasyonu Denetimi:
Uydu interneti alıcı-verici istasyonlarının kurulumu ve işletimi, devlet
denetimine alınmakta ve bu da altyapıyı merkezi denetim altında tutmaya yarayan
bir mekanizma oluşturmaktadır.
Hukuksal
ve Yönetsel Baskı:
Uydu internetini kullanmanın yasal çerçeveleri, “ulusal güvenlik” veya “toplum
düzeni” gerekçeleriyle düzenlenerek kullanıcıları caydırıcı bir etki yaratmaktadır.
Uydu
İnternetinin Otoriter Rejimler Açısından Riskleri: Uydu interneti, otonom ağ yapıları
sayesinde otonom bir iletişim altyapısı oluşturur ve devlet sansürünü aşabilir.
Bu durum, özellikle protestolar, seçim süreçleri ve kriz dönemlerinde bilgi
akışını sürdürme kapasitesi yaratır. Örneğin, Ukrayna’da Starlink’in
savaş sırasında iletişim altyapısını ayakta tutması, bu teknolojinin siyasal
etkisini somut biçimde göstermektedir.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Genel
Değerlendirme
Son 15 yılda
internet özgürlüğü, dünya genelinde sürekli bir gerileme eğilimi
göstermektedir. “Freedom on the Net 2025” raporu, bu gerilemeyi somut verilerle
ortaya koymaktadır. Türkiye, Mısır, Rusya, Pakistan ve Venezuela gibi ülkeler
çevrimiçi ortamı rejimlerini sağlamlaştırmak için yoğun biçimde denetim altına
almıştır. Türkiye, 31/100 puanla Avrupa’nın en düşük internet özgürlüğüne sahip
ülkesi konumundadır ve bu durum, ülkenin sayısal otoriterleşme sürecini gözler
önüne sermektedir. Sayısal otoriterlik, klasik baskı ve sansür
mekanizmalarından farklı olarak, yapay zeka destekli gözetim, algoritmik
yönlendirme, veri tabanlı içerik denetimi ve uydu interneti lisanslama
stratejileri gibi çok gelişmiş yöntemlerle uygulanmaktadır. Bu yaklaşımlar,
bireylerin davranışlarını görünmez bir şekilde şekillendirirken, devletin sayısal
egemenliğini güçlendirmektedir. Yapay zeka, yalnızca gözetim için değil, aynı
zamanda yanlış ve sahte bilgi, algı yönetimi ve toplumsal yönlendirme amacıyla
da kullanılmaktadır. Bu durum, demokratik süreçleri zayıflatmakta ve kamusal
alanın bağımsız işleyişini engellemektedir. Uydu internetinin yükselişi ise,
internet erişiminin otonomlaşmasına olanak tanısa da otoriter rejimlerin lisans
ve içerik denetimi, ulusal kimlik ve yaş doğrulama sistemleri gibi yeni denetim
mekanizmaları geliştirmesine yol açmıştır. Küresel ölçekte, yapay zeka ve uydu
interneti gibi teknolojiler, artık yalnızca teknik araçlar değil, jeopolitik ve
siyasal güç unsurları olarak işlev görmektedir. Bu bağlamda, sayısal
otoriterliğin sadece bölgesel değil, küresel bir olgu olduğu açıktır.
Sonuç ve Siyasa
Önerileri
Sayısal
Özgürlüklerin Korunması: Uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri, internet ve veri
özgürlüklerinin korunması için bağımsız denetim mekanizmaları geliştirmelidir.
Yapay Zekada
Saydamlık: YZ
destekli gözetim ve içerik yönetim sistemlerinin saydam ve denetlenebilir
olması demokratik işleyişin sürdürülebilmesi için kritik öneme sahiptir.
Uydu
İnterneti ve Erişim Siyasaları: Ulusal sınırların ötesinde etkinlik gösteren uydu interneti,
erişim özgürlüğünü artıran bir kaynak olarak korunmalı, lisans ve içerik
denetimi talepleri, insan hakları çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Uluslararası
İş Birliği ve Ölçünler: Küresel düzeyde internet özgürlüğünü ve sayısal hakları korumak için,
uluslararası hukuksal ve teknik ölçünler geliştirilmelidir.
Kamu
Bilinci ve Eğitim:
Vatandaşların sayısal okuryazarlığı artırılarak yanlış ve sahte bilgilere karşı
bilinçlenme ve veri güvenliği farkındalığı sağlanmalıdır.
Sonuç
olarak, sayısal otoriterlik, teknoloji ve politik güç arasındaki sınırları
yeniden tanımlamaktadır. Yapay zeka ve uydu interneti, özgürlüklerin hem
korunması hem de kısıtlanması açısından merkezi öneme sahiptir. Bu nedenle,
demokratik yönetimlerin ve uluslararası toplumun, sayısal alanı yalnızca teknik
değil temel insan hak ve özgürlüklerini tehdit eden siyasal bir alan olarak da
ele alması gerekmektedir.
Kaynakça
Deibert, R.,
Palfrey, J., Rohozinski, R., & Zittrain, J. (2010). Access Denied: The
Practice and Policy of Global Internet Filtering. MIT Press.
European
Commission. (2023). IRIS²: Infrastructure for Resilience, Interconnection, and
Security. Brussels: European Commission.
Freedom
House. (2025). Freedom on the Net 2025: The Global Digital Divide. Washington,
D.C.: Freedom House.
Foucault,
Michel. (1992). Hapishanenin Doğuşu. (Çev. Mehmet Ali Kılıçbay). Ankara: İmge
Kitabevi.
MacKinnon,
R. (2012). Consent of the Networked: The Worldwide Struggle for Internet
Freedom. Basic Books.
Morozov, E.
(2011). The Net Delusion: The Dark Side of Internet Freedom. New York:
PublicAffairs.
Mueller, M.
L. (2010). Networks and States: The Global Politics of Internet Governance. MIT
Press.
Shadbolt,
N., Hall, W., & Berners-Lee, T. (2023). The Semantic Web and Decentralized
Web Technologies. Cambridge: MIT Press.
Starlink.
(2025). Service and Regulatory Updates. SpaceX. [online] Available at: https://www.starlink.com
Tufekci, Z.
(2017). Twitter and Tear Gas: The Power and Fragility of Networked Protest.
Yale University Press.
West, D. M.
(2019). The Future of Work: Robots, AI, and Automation. Brookings Institution
Press.
[1] Bot
hesap” terimi, özellikle sosyal medya ve dijital platformlar bağlamında gerçek
kişi tarafından denetlenmeyen, otomatik olarak içerik üreten veya paylaşan
hesaplar için kullanılır.
[2] China’s
Social Credit System (SCS). Türkçesi “Toplumsal Kredi Sistemi” veya “Sosyal
Kredi Sistemi.”
Bu sistem merkezi bir “tek puan” mekanizması olmaktan
çok, devlet kurumlarının, yerel yönetimlerin,
özel şirketlerin (özellikle Alibaba’nın Ant
Financial/Alipay altyapısı) tarafından kullanılan dağınık ama bütünleşik bir
veri ve puanlama ekosistemidir.
[3] Açılımı:
“Infrastructure for Resilient and Innovative Satellite Communications” ya da
Avrupa Birliği bağlamında IRIS² (Infrastructure for Resilience, Interconnection
and Security) olarak biliniyor. Kısaca, AB’nin uydu tabanlı iletişim altyapısı
projesidir. Amacı Avrupa çapında güvenli, yüksek hızlı ve dayanıklı uydu
interneti erişimi sağlamaktır. Özellikle kritik altyapılar, kamu hizmetleri ve
kriz durumları için tasarlanmış bir otonom ağ yapısıdır.
Makalede sözü edilen
“Starlink, Kuiper ve IRIS” örnekleri, küresel ölçekte erişim sağlayan uydu
interneti sistemleri olarak kabul edilir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder