Hakkımda

FİRUZ DEMİR YAŞAMIŞ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirmiştir (1968). University of Southern California’da planlama (kentsel ve bölgesel çevre) ve kamu yönetimi yüksek lisans programlarını bitirmiştir (1976). Siyaset ve Kamu Yönetimi Doktoru (1991). Yerel Yönetimler, Kentleşme ve Çevre Politikaları bilim dalında doçent (1993). Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nın kuruluşu sırasında müsteşar vekili. (1978-80) UNICEF Türkiye temsilciliği. (1982-84) Dünya Bankası’nın Çukurova Kentsel Gelişme Projesi’nde kurumsal gelişme uzmanı. (1984-86) Çankaya Belediyesi’nin kurumsal gelişme projesini yürütmüştür. (1989-91) Yedinci Kalkınma Planı “Çevre Özel İhtisas Komisyonu”nun başkanlığı. DPT “Çevre Yapısal Değişim Projesi” komisyonu başkanlığı. Cumhurbaşkanlığı DDK’nun Devlet Islahat Projesi raportörü. (2000-1) Çevre Bakanlığı Müsteşarı (Şubat 1998 – Ağustos 1999). Sabancı Üniversitesi tam zamanlı öğretim üyesi. (2001-2005) Halen yarı zamanlı öğretim üyesi olarak çeşitli üniversitelerde ders vermektedir. Şimdiye kadar ders verdiği üniversiteler arasında Ankara, Orta Doğu, Hacettepe, Fatih, Yeditepe, Maltepe ve Lefke Avrupa (Kıbrıs) üniversiteleri bulunmaktadır.
Blogger tarafından desteklenmektedir.

Translate

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE

EVİM: ARKEON, TUZLA, ISTANBUL, TÜRKİYE
EV

Bu Blogda Ara

13 Kasım 2025 Perşembe

 

Sayısal ve Siyasal Otoriterlik: İnternet Denetimi, Yapay Zeka ve Uydu İnterneti

 

Prof. Dr. Firuz Demir Yaşamış

 

 

Özet

Bu makale, son 15 yılda internet özgürlüğünde yaşanan gerilemeyi ve bunun otoriter rejimler tarafından nasıl bir denetim aracına dönüştürüldüğünü incelemektedir. Türkiye, Mısır, Rusya, Pakistan ve Venezuela gibi ülkeler çevrimiçi ortamı rejimlerini güçlendirmek için denetim altına almış ve yapay zeka ve uydu interneti gibi teknolojiler sayısal otoriterliğin yeni boyutlarını oluşturmuştur.

Makale, yapay zekanın gözetim, algoritmik yönlendirme ve yanlış ve sahte bilgi kullanımını, uydu internetinin otonom ağ yapıları üzerinden erişim özgürlüğüne etkilerini ve otoriter rejimlerin lisans, içerik denetimi, kimlik ve yaş doğrulaması gibi stratejilerini tartışmaktadır. Ayrıca, bu teknolojilerin küresel jeopolitik bağlamda sayısal egemenlik ve siyasal güç dengesi üzerindeki rolü ele alınmaktadır.

Sonuç olarak, sayısal siyasal otoriterlik yalnızca bölgesel değil, küresel bir olgu olarak ortaya çıkmakta ve demokratik yönetimlerin, internet ve sayısal hakları korumak için uluslararası ölçünler ve siyasalar geliştirmesi gerekmektedir.

Anahtar kellimeler: Sayısal Otoriterlik, İnternet Özgürlüğü, Yapay Zeka, Uydu İnterneti, Otonom Ağ Yapıları, Gözetim ve Denetim, Küresel Sayısal Egemenlik

Abstract

This article examines the decline in internet freedom over the past 15 years and how authoritarian regimes have transformed online spaces into tools of control. Countries such as Turkey, Egypt, Russia, Pakistan, and Venezuela have intensified online oversight to consolidate their power, employing technologies such as artificial intelligence (AI) and satellite internet to develop new dimensions of digital authoritarianism.

The study discusses AI applications in surveillance, algorithmic content manipulation, and disinformation campaigns, as well as the impact of satellite internet on access freedom through autonomous network structures. It also explores state strategies, including licensing, content regulation, and identity or age verification, and analyzes the role of these technologies in global digital sovereignty and geopolitical power dynamics.

In conclusion, digital authoritarianism has emerged as not only a regional but a global phenomenon, highlighting the need for democratic governments and international organizations to establish policies and standards that protect internet freedom and digital rights worldwide.

Keywords: Digital Authoritarianism, Internet Freedom, Artificial Intelligence, Satellite Internet, Autonomous Network Structures, Surveillance and Control, Global Digital Sovereignty

 

 

GİRİŞ

İnternetin ilk dönemlerinde egemen olan özgürlükçü yaklaşım, bireylerin bilgiye erişimini ve küresel iletişimi sınırsız bir alan olarak tanımlıyordu. Ancak günümüzde internet, özellikle otoriter rejimler tarafından siyasal denetimin en etkili araçlarından biri durumuna gelmiştir. Devletler, sosyal medya platformlarından veri merkezlerine kadar uzanan sayısal ekosistemi yönetim aracı olarak kullanmakta, algoritmalar, gözetim sistemleri ve yapay zeka temelli uygulamalar aracılığıyla toplum üzerindeki denetimlerini derinleştirmektedirler.

Bu durumun küresel boyutunu “Freedom on the Net 2025” raporu çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Her yıl yayınlanan rapora göre dünya genelinde internet özgürlüğü üst üste 14. kez gerilemiştir. Özellikle yapay zeka destekli içerik yönlendirmesi, otomatik sansür sistemleri ve sayısal gözetim uygulamaları, kullanıcıların bilgiye erişimini ve çevrimiçi ifade özgürlüğünü ciddi biçimde sınırlamaktadır. Raporda ayrıca, devletlerin uydu interneti gibi otonom bağlantı sistemlerini denetim altına almak amacıyla lisanslama ve erişim kısıtlamaları getirdikleri ve bu eğilimin otoriter rejimlerde çok daha belirgin olduğu vurgulanmaktadır.

Bu gelişmeler, yalnızca bilgi akışını değil, bireylerin davranış biçimlerini de şekillendiren yeni bir baskıcı iktidar oluşumuna işaret eder. Sayısal otoriterlik, bireylerin rızasını algoritmik yönlendirmeler üretir, sansürü açık yasaklardan çok görünmez filtrelerle uygular ve kamusal alanı veri merkezli bir gözetim mimarisi içinde yeniden tanımlar.

Son dönemde uydu interneti teknolojilerinin yaygınlaşması, bu denetim zincirinde yeni bir kırılma noktası yaratmıştır. Devlet sınırlarından bağımsız çalışan küresel bağlantı ağları, otoriter yönetimlerin bilgi üzerindeki tekeline meydan okumaktadır. Buna karşılık, birçok hükümet bu sistemlere lisans vermemekte ya da yerel düzenlemelerle erişimi sınırlamaya yönelmektedir.

Makale, bu gelişmeler ışığında, sayısal otoriterliğin temel bileşenlerini, teknolojik dayanaklarını ve küresel ölçekte demokratik sistemler üzerindeki etkilerini tartışmayı hedeflemektedir.

Amaç ve Hedefler

Bu çalışmanın temel amacı, sayısal teknolojilerin otoriter rejimler tarafından siyasal iktidarın sürdürülmesinde bir denetim mekanizması olarak nasıl kullanıldığını incelemektir. İnternet, yapay zeka ve uydu teknolojilerinin giderek artan biçimde devlet denetimine bağlı kılınması, çağdaş otoriterliğin sayısal araçlar üzerinden yeniden üretildiğini göstermektedir. Bu bağlamda çalışma, sayısal otoriterliğin yapısal unsurlarını, işleyiş biçimlerini ve demokratik değerlere yönelik oluşturduğu tehditleri çok boyutlu biçimde çözümlemeyi amaçlamaktadır.

Çalışmanın başlıca hedefleri şunlardır:

Sayısal otoriterlik kavramını tanımlamak ve klasik otoriterlik biçimleriyle arasındaki farkları açıklamak.

İnternet özgürlüğündeki küresel gerilemeyi “Freedom on the Net 2025” raporu verileri çerçevesinde değerlendirmek.

Yapay zeka uygulamalarının, özellikle içerik üretimi, sansür, gözetim ve yönlendirme alanlarındaki otoriter kullanımlarını ortaya koymak.

Uydu interneti teknolojilerinin bilgi tekeline meydan okuma gizil gücünü ve otoriter rejimlerin bu alandaki denetim çabalarını irdelemek.

Demokratik sistemler açısından riskleri belirlemek ve sayısal otoriterliğe karşı geliştirilebilecek siyasa önerilerini tartışmak.

Bu hedefler doğrultusunda çalışma, mevcut yazını, uluslararası raporları ve güncel teknolojik gelişmeleri bir arada değerlendirerek, bilgi denetiminin yeni biçimlerini açıklamayı ve sayısallaşan otoriterliğin geleceğe yönelik olası sonuçlarını öngörmeyi amaçlamaktadır.

Yöntem

Bu çalışma, niteliksel bir araştırma yaklaşımıyla yürütülmüştür. Araştırmanın temel yöntemi karşılaştırmalı çözümleme ve belgesel tarama (documentary analysis) olarak belirlenmiştir. Bu çerçevede, internet özgürlüğü, sayısal denetim ve otoriter yönetim biçimlerine ilişkin uluslararası raporlar, akademik makaleler, siyasa belgeleri ve güncel medya kaynakları sistemli biçimde incelenmiştir.

Çalışmanın ana veri kaynağını, “Freedom House” tarafından yayımlanan “Freedom on the Net 2025” raporu oluşturmaktadır. Bu rapor, ülkeler arasındaki internet özgürlüğü farklarını nesnel göstergelerle ortaya koyması açısından önemli bir karşılaştırmalı çerçeve sunmaktadır. Ayrıca, Birleşmiş Milletler, UNESCO ve Avrupa Konseyi’nin sayısal haklar ve ifade özgürlüğü konularına ilişkin raporları da ikincil kaynak olarak kullanılmıştır.

Araştırma üç temel eksen üzerinde yapılandırılmıştır:

İnternet denetimi ve çevrimiçi sansür uygulamaları: Devletlerin çevrimiçi bilgi akışını denetleme yöntemleri, erişim engelleri, sosyal medya düzenlemeleri ve gözetim siyasaları incelenmiştir.

Yapay zeka destekli otoriter araçlar: Yapay zekanın sansür, yönlendirme ve gözetim amacıyla kullanım biçimleri değerlendirilmiştir.

Uydu interneti ve bağlantı özgürlüğü: Otonom internet altyapılarının otoriter denetim mekanizmalarına etkileri ve devletlerin bu sistemlere yönelik düzenleme stratejileri çözümlenmiştir.

Bu yaklaşım sayesinde hem kavramsal hem de deneysel düzeyde sayısal otoriterliğin biçimleri çözümlenmiş ve farklı ülkelerdeki uygulamalar karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Bulgular, nitel veri çözümlemesi yöntemiyle tematik olarak sınıflandırılmış, özellikle ifade özgürlüğü, gözetim, erişim engelleri ve teknolojik sansür başlıkları altında yorumlanmıştır.

ÇÖZÜMLEME

Sayısal Otoriterliğin Kavramsal Çerçevesi

Kavramın Ortaya Çıkışı ve Tanım:ı Sayısal otoriterlik (digital authoritarianism), otoriter yönetimlerin bilgi ve iletişim teknolojilerini siyasal denetim, gözetim ve yönlendirme aracı olarak kullanmalarını tanımlayan bir kavramdır. Bu kavram, klasik otoriterlik biçimlerinden farklı olarak, baskının fiziksel araçlar yerine sayısal altyapılar, algoritmik denetim ve veri temelli gözetim mekanizmalarıyla uygulanmasını ifade eder. Devletler, bilgi akışını düzenleme, çevrimiçi alanı izleme ve karşıt söylemleri bastırma amacıyla interneti bir “egemenlik kapsama alanı”na dönüştürmektedir.

Sayısal otoriterlik kavramı, özellikle 2010’lu yıllardan itibaren, Çin, Rusya, İran ve Türkiye gibi ülkelerde hızla gelişen gözetim teknolojileri ve sosyal medya düzenlemeleriyle birlikte yazında belirginleşmiştir. Bu dönemde internet, başlangıçta vaat ettiği özgürlük ve katılım potansiyelinin aksine iktidarın yeniden üretildiği bir araç durumuna gelmiştir.

Klasik ve Sayısal Otoriterlik Arasındaki Farklar: Klasik otoriter rejimler baskıyı genellikle sansür, gözdağı, fiziksel baskı ve medya denetimi üzerinden kurarken, sayısal otoriterlik bu yöntemleri algoritmik görünmezlik düzeyine taşır. Yani, baskı açık yasaklar biçiminde değil, erişim engelleri, içerik filtreleri, yönlendirilmiş algoritmalar ve veri temelli gözetim sistemleri aracılığıyla gerçekleştirilir. Bu yeni otoriterlik biçimi, Michel Foucault’nun “panoptikon” kavramının sayısal çağdaki yansıması olarak değerlendirilebilir. Bireyler sürekli izlenebilecekleri algısıyla öz-denetim geliştirirler ve böylece rejim, fiziksel baskı uygulamadan davranış biçimlerini şekillendirebilir. Ayrıca sayısal otoriterlik, rızanın üretimi sürecinde yönlendirme tekniklerinden yararlanır. Yapay zeka algoritmaları aracılığıyla kullanıcıların bilgi akışı kişiselleştirilir ve bu da yapay kutuplaşma, dezenformasyon ve yönlendirilmiş kanı oluşumu gibi sonuçlar doğurur. Böylece otoriter yönetim, vatandaşların iradesini doğrudan zor kullanmadan biçimlendirebilir.

Sayısal Egemenlik ve Veri İktidarı: Sayısal otoriterliğin temel dayanaklarından biri veri iktidarıdır. Devletler, vatandaşların çevrimiçi davranışlarını, sosyal medya etkileşimlerini, konum verilerini ve arama geçmişlerini izleyerek kapsamlı gözetim sistemleri kurmaktadır. Bu durum, sayısal egemenlik kavramını gündeme getirir: Ulus-devletler, veri akışını tıpkı sınırlarını korur gibi denetleme eğilimindedir.

Bu bağlamda internet, artık yalnızca teknik bir ağ değil, politik bir alan haline gelmiştir. Otoriter hükümetler, bilgi üzerindeki denetimi meşrulaştırmak için “ulusal güvenlik”, “milli değerlerin korunması” ya da “yanlış bilgiyle mücadele” gibi gerekçeleri öne sürmektedir. Ancak bu söylemler, çoğu durumda eleştirel düşüncenin bastırılması ve kamusal alanın daraltılması işlevi görmektedir.

Özetlemek gerekirse, sayısal otoriterlik, klasik baskı biçimlerinden daha çok gelişmiş, daha görünmez ve daha içselleştirilmiş bir iktidar biçemini temsil eder. Teknoloji, özgürleştirici değildir. Tersine, iktidarın sürekliliğini sağlayan bir denetim aracı durumuna gelmiştir. Bu nedenle sayısal otoriterlik, yalnızca teknoloji siyasalarının değil, demokrasinin geleceğinin de temel bir tartışma konusu olmuştur.

İnternetin Denetimi: Küresel Eğilimler ve Uygulama Biçimleri

İnternetin Siyasal Alan Durumuna Gelmesi: İnternetin yaygınlaşması, başlangıçta demokratik katılımı güçlendiren bir gelişme olarak değerlendirilmişti. Ancak 21. yüzyılın ikinci on yılından itibaren, internet alanı hızla siyasallaşmış bir egemenlik alanı durumuna geldi. Devletler, çevrimiçi ortamı yalnızca teknik bir iletişim ağı olarak değil, siyasal meşruluğun ve toplumsal denetimin yeniden üretildiği bir alan olarak görmeye başladılar. Bu süreçte, otoriter hükümetler çevrimiçi etkinlikleri yakından izlemeye, eleştirel sesleri bastırmaya ve bilgi akışını kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye yöneldiler. Böylece internet, vatandaş katılımının aracı olmaktan çıkarak, devletin sayısal otoritesinin kurumsallaştığı bir mekanizmaya dönüştü.

Küresel Gerileme Eğilimi- “Freedom on the Net 2025” Bulguları: “Freedom on the Net 2025” raporu, internet özgürlüğünün dünya genelinde üst üste 14. kez gerilediğini ortaya koymaktadır. Rapor, özellikle Mısır, Pakistan, Rusya, Türkiye ve Venezuela gibi ülkelerde internetin devlet denetimi altına alınarak rejimlerin siyasal dayanıklılığını artırmak için kullanıldığını vurgulamaktadır. Rapora göre, son on beş yılda en ciddi düşüşü yaşayan bu ülkelerde üç temel eğilim öne çıkmaktadır: Birincisi içerik sansürü ve erişime engel getirilmesidir. Hükümetler, karşıt medya kuruluşlarını, sivil toplum örgütlerini ve bağımsız gazetecileri hedef alarak sistemli biçimde erişim kısıtlamaları uygulamaktadır. İkincisi gözetim ve veri toplama etkinlikleridir. Devlet destekli gözetim sistemleri, bireylerin sayısal etkinliklerini izlemek ve karşıt hareketleri önceden saptamak amacıyla yaygınlaştırılmıştır. Üçüncüsü ise ceza hukuku yoluyla baskı uygulamaktır. Eleştirel paylaşımlar, ulusal güvenlik veya kamu düzeni gerekçesiyle ceza yaptırımlarına uğratılırken kullanıcılar üzerinde caydırıcı bir otosansür etkisi yaratılmaktadır.

Türkiye, raporda 31/100 puanla Avrupa’nın en düşük internet özgürlüğüne sahip ülkesi olarak yer almaktadır. Bu durum, sayısal alanın otoriter eğilimlerin en belirgin göstergelerinden biri durumuna geldiğini göstermektedir.

İçerik Denetimi, Yanlış ve Sahte Bili ve Algı Yönetimi: Sayısal otoriterlik yalnızca bilgiye erişimi sınırlamakla kalmaz, aynı zamanda bilginin içeriğini de yönlendirir ve değiştirir. Otoriter hükümetler, kamuoyunun algısını şekillendirmek amacıyla “bot hesaplar”, [1] trol ağları ve yapay zeka destekli içerik üretim araçlarını kullanmaktadır. Bu bağlamda, algoritmik yönlendirme (algorithmic steering) önemli bir rol oynar. Sosyal medya platformlarının algoritmaları, belirli içerikleri öne çıkararak veya görünmez duruma getirerek kullanıcı davranışlarını yönlendirir. Otoriter rejimler, bu algoritmik gücü siyasal meşruluk oluşturmak için kullanmakta ve böylece sansür, klasik biçiminden çıkarak “algoritmik sansür” durumuna dönüşmektedir.

Hukuksal Meşrulaştırma Stratejileri: Otoriter hükümetler, çevrimiçi denetim siyasalarını çoğu zaman “ulusal güvenlik”, “sahte ve yanlış bilgiyle savaşım” (dezenformasyon)” veya “toplumun ahlaksal değerlerini koruma” gerekçeleriyle meşrulaştırmaktadır. Bu söylemler, sayısal baskı mekanizmalarını gizleyen hukuksal kılıflar olarak işlev görmektedir. Birçok ülkede, internet yasaları ve sosyal medya düzenlemeleri, görünürde yanlış bilgiyle savaşım amacı taşırken, gerçekte ifade özgürlüğünü daraltmak ve eleştirel söylemleri bastırmak için kullanılmaktadır. Bu durum, hukukun araçsallaştırılarak “yasal otoriterlik” biçiminde uygulanmasına zemin hazırlamaktadır.

Türkiye’nin Sayısal Özgürlük Puanı-Avrupa ve Benzer Ülkelerle Karşılaştırmalı Bir Değerlendirme: Freedom House’un “Freedom on the Net 2025” raporu, Türkiye’ye 31/100 puan vererek ülkeyi “özgür olmayan ülkeler” kategorisinde değerlendirmiştir. Bu puan, Türkiye’yi yalnızca Orta Doğu ve Avrasya’daki otoriter rejimlerle değil, aynı zamanda Avrupa kıtasındaki demokratik ölçünlerin oldukça altında kalan birkaç ülkeyle de aynı gruba yerleştirmektedir.

Avrupa karşılaştırması: İzlanda (94/100), Almanya (74/100) ve Fransa (76/100) gibi ülkeler “özgür” kategorisindedir. Macaristan (69/100) ve Sırbistan (67/100) gibi ülkeler “kısmen özgür” statüsüne gerilemiştir. Türkiye (31/100) ise Rusya (17/100), Azerbaycan (34/100) ve Beyaz Rusya (20/100) gibi otoriter ülkelerle aynı kategoridedir. Bu tablo, Türkiye’nin Avrupa ortalamasından yaklaşık 50 puan daha düşük bir düzeyde olduğunu göstermekte ve dolayısıyla Türkiye’nin sayısal alanlardaki otoriter eğilimlerinin sistemsel bir nitelik kazandığına işaret etmektedir. Ayrıca Türkiye, internet erişim engelleri, sosyal medya platformlarına yönelik yönetsel baskılar ve sayısal gözetim siyasaları açısından yalnızca bölgesel değil, küresel anlamda da en fazla kısıtlama uygulayan ülkelerden biridir. Kıyas grubu olarak seçilen ülkeler (örneğin Hindistan, Nijerya ve Endonezya) arasında da Türkiye’nin özgürlük puanının daha düşük olduğu görülmektedir. Bu durum, sorunun yalnızca ekonomik veya teknolojik kapasiteyle değil, siyasal rejim tipi ve yönetişim anlayışıyla ilişkili olduğunu göstermektedir.

Özetlemek gerekirse, internetin küresel düzeyde denetim altına alınması, yalnızca teknik bir sorun değil, doğrudan demokrasi, ifade özgürlüğü ve insan haklarıyla ilgili bir konudur. Otoriter rejimler, bilgi akışını sınırlayarak toplumsal muhalefeti görünmez kılmakta ve böylece kamusal alanın sayısal dönüşümünü kendi iktidarlarının bir uzantısına dönüştürmektedir. Bu eğilim, özellikle yapay zeka destekli gözetim sistemleri ve ulus-devlet temelli internet düzenlemeleriyle birleştiğinde özgür iletişimin geleceği açısından ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

Türkiye’nin İnternet Özgürlüğü Açısından Avrupa ve Benzer Ülkelerle Karşılaştırması: “Freedom on the Net 2025” raporuna göre Türkiye, 31/100 puanla Avrupa’da internet özgürlüğü en düşük ülke konumundadır. Bu puan, ülkenin “özgür olmayan” kategorisinde yer almasına yol açmaktadır. Türkiye’nin ardından gelen ülkeler arasında Macaristan (45), Sırbistan (46) ve Yunanistan (53) bulunmaktadır. Bu tablo, Türkiye’nin yalnızca bölgesel olarak değil, genel demokratik göstergeler açısından da Avrupa ortalamasının oldukça altında seyrettiğini göstermektedir.

 

Karşılaştırma

Ülke

2025 Puanı (100 üzerinden)

Kategori

Eğilim

İzlanda

94

Özgür

Sabit

Almanya

74

Özgür

Sabit

Fransa

76

Özgür

Hafif gerileme

Sırbistan

46

Kısmen özgür

Gerileme

Macaristan

45

Kısmen özgür

Gerileme

Türkiye

31

Özgür değil

Gerileme

Rusya

17

Özgür değil

Şiddetli gerileme

İran

18

Özgür değil

Şiddetli gerileme

Venezuela

26

Özgür değil

Gerileme

 

Bu karşılaştırma, Türkiye’nin internet özgürlüğü açısından Avrupa’nın otoriterleşen uç noktasında konumlandığını ortaya koymaktadır. Özellikle Macaristan ve Polonya gibi “hibrit rejimler” olarak tanımlanan ülkelerde yaşanan gerilemeye benzer şekilde, Türkiye’de de internet siyasaları siyasal iktidarın merkezleşmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Türkiye örneğinde, internet üzerindeki denetim, yasal düzenlemeler, yönetsel erişim engelleri ve yapay zeka destekli içerik gözetimi yoluyla sistemli bir devlet siyasasına dönüşmüştür. Bu durum, ülkenin Avrupa genelinde “ifade özgürlüğü” ve “sayısal haklar” alanlarında yapısal bir istisna haline geldiğini göstermektedir. Bununla birlikte, Türkiye’nin puanının Venezuela (26) ve Rusya (17) gibi otoriter yönetimlere yakın olması, ülkenin internet yönetişimi bakımından artık yalnızca bölgesel değil, küresel ölçekte de otoriter blok içerisinde değerlendirildiğini göstermektedir.

Değerlendirmek gerekirse, Türkiye’nin Avrupa’daki en düşük puanı alması, yalnızca teknik sansür uygulamalarının değil, aynı zamanda sayısal kamusal alanın demokratik işlevini yitirmesinin bir göstergesidir. Bu tablo, Türkiye’nin sayısal otoriterliğe geçiş sürecini tamamladığını, artık “demokratik sayısal denetim rejim sonrası” evreye geçtiğini göstermektedir.

Yapay Zeka ve Sayısal Otoriterliğin Yeni Boyutu

Yapay zeka (YZ), başlangıçta bilgiye erişimi kolaylaştıran, veri çözümlemesini hızlandıran ve kamu yönetiminde verimlilik sağlayan bir teknoloji olarak tasarlanmıştı. Ancak son yıllarda otoriter rejimler tarafından toplumsal denetim, sansür, propaganda ve kitlesel gözetim amacıyla yoğun biçimde kullanılmaya başlanmıştır. Bu durum, sayısal otoriterliğin yeni bir evresine işaret etmektedir.

YZ Destekli Gözetim Mekanizmaları: Yapay zeka, yüz tanıma sistemleri, davranış çözümlemesi algoritmaları ve büyük veri birleştirmeleri sayesinde vatandaşların çevrimiçi ve fiziksel hareketlerinin sürekli izlenmesini olanaklı kılmaktadır. Çin, bu alanda öncü örneklerden biridir. Yurttaşlara bireysel “toplumsal kredi puanı verme sistemi” [2] ve “akıllı şehir” uygulamaları, vatandaşların davranışlarını sayısal profiller üzerinden puanlayan bir denetim ağına dönüşmüştür. Benzer eğilimler Rusya, İran ve giderek Türkiye gibi ülkelerde de görülmektedir. YZ tabanlı izleme sistemleri, siyasal karşıtları bastırmak, eleştirel gazeteciliği engellemek ve toplumsal davranışları yönlendirmek için kullanılmaktadır.

YZ Destekli Gözetim Mekanizmaları: Bazı ülkeler, örneğin Vietnam, vatandaşların çevrimiçi erişimini ulusal kimlik doğrulaması veya yaş doğrulaması ile sınırlandırmaktadır. Bu tür sayısal doğrulama sistemleri, devletin bireysel davranışları izleme ve kayıt altına alma kapasitesini artırmaktadır.

Yapay Zeka ile Bilgi Yönlendirme ve Dezenformasyon: Otoriter rejimler yalnızca vatandaşlarını izlemekle kalmamakta ve YZ araçlarını yanlış ve sahte bilgi üretiminde de kullanmaktadır. “Derin sahte” (deepfake) videolar, otomatik “bot” hesaplar ve yapay zeka destekli içerik üretimi, kamusal söylemi yönlendirmede yeni bir dönemi başlatmıştır. Bu tür araçlar, rejim yanlısı anlatıları güçlendirmek ve karşıt seslerin saygınlığını azaltmak için kullanılmaktadır. Özellikle seçim dönemlerinde, YZ destekli yanlış ve sahte bilgi yayma kampanyaları demokratik süreçlerin meşruluğunu zayıflatmaktadır.

Yapay Zeka ile Bilgi Yönlendirmesi ve Yanlış ve Sahte Bilgi: Hükümetler tarafından, uydu internet sağlayıcılarına lisans verirken içerik denetimi ve filtreleme koşulu koymak, YZ destekli gözetim ve denetim stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilebilir.

Küresel Yarışma ve Sayısal Egemenlik: Yapay zeka, artık yalnızca bir teknolojik değil, jeopolitik güç unsuru haline gelmiştir. ABD, Çin, AB ve Rusya gibi aktörler, YZ alanında küresel ölçünleri belirleme savaşımı vermektedir. Bu yarışmanın sonucu olarak, sayısal alanın demokratik mi yoksa otoriter bir yapıya mı evrileceği belirlenmektedir. Otoriter ülkeler, “sayısal egemenlik” kavramını kullanarak, aslında internet üzerindeki devlet denetimini meşrulaştırmaktadır. Bu bağlamda, yapay zekanın gelişimi, yalnızca teknolojik bir ilerleme değil, aynı zamanda yeni bir siyasal güç dağılımı ve otoriter yönetim tarzlarının sayısal meşrulaştırılması anlamına gelmektedir.

Uydu İnterneti, Erişim Özgürlüğü ve Sayısal Egemenlik Mücadelesi

Uydu İnternetinin Yükselişi: Son yıllarda uydu interneti teknolojilerinin yaygınlaşması, internet erişiminde devrim niteliğinde bir değişim yaratmıştır. SpaceX’in Starlink projesi, Amazon’un Kuiper girişimi ve Avrupa Birliği’nin IRIS [3] ağı gibi sistemler karasal altyapılara bağımlılığı azaltmakta ve internetin otonom ağ yapıları üzerinden çalışmasına olanak sağlamaktadır. Bu gelişme, bilgiye erişim özgürlüğü açısından olumlu bir adım olarak değerlendirilebilir. Ancak otoriter rejimler için ciddi bir denetim ve denetim sorunu yaratmaktadır.

Devlet Egemenliği ve Uydu İnternetine Denetim Stratejileri: Uydu interneti, devletlerin fiziksel sınırlarının ötesinde etkinlik gösterdiği için, klasik anlamda “sayısal egemenlik” anlayışını zorlamaktadır. Bu durum, otoriter rejimleri yeni stratejiler geliştirmeye zorlamaktadır.

Geliştirilen Denetim Sistemleri

Lisans ve İzin Siyasaları: Uydu interneti sağlayıcılarına lisans verirken, bazı ülkeler içerik denetimi ve filtreleme yükümlülükleri dayatmaktadır. Bu, devlet denetimini otonom ağ yapıları üzerinden sağlama çabasıdır.

Ulusal Kimlik ve Yaş Doğrulaması: Vietnam ve bazı diğer ülkeler, vatandaşların internet erişiminde ulusal kimlik numarası veya yaş doğrulaması istemektedir. Bu uygulamalar, kullanıcıların çevrimiçi davranışlarının izlenmesini ve kayıt altına alınmasını kolaylaştırmaktadır.

Yer İstasyonu Denetimi: Uydu interneti alıcı-verici istasyonlarının kurulumu ve işletimi, devlet denetimine alınmakta ve bu da altyapıyı merkezi denetim altında tutmaya yarayan bir mekanizma oluşturmaktadır.

Hukuksal ve Yönetsel Baskı: Uydu internetini kullanmanın yasal çerçeveleri, “ulusal güvenlik” veya “toplum düzeni” gerekçeleriyle düzenlenerek kullanıcıları caydırıcı bir etki yaratmaktadır.

Uydu İnternetinin Otoriter Rejimler Açısından Riskleri: Uydu interneti, otonom ağ yapıları sayesinde otonom bir iletişim altyapısı oluşturur ve devlet sansürünü aşabilir. Bu durum, özellikle protestolar, seçim süreçleri ve kriz dönemlerinde bilgi akışını sürdürme kapasitesi yaratır. Örneğin, Ukrayna’da Starlink’in savaş sırasında iletişim altyapısını ayakta tutması, bu teknolojinin siyasal etkisini somut biçimde göstermektedir.

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Genel Değerlendirme

Son 15 yılda internet özgürlüğü, dünya genelinde sürekli bir gerileme eğilimi göstermektedir. “Freedom on the Net 2025” raporu, bu gerilemeyi somut verilerle ortaya koymaktadır. Türkiye, Mısır, Rusya, Pakistan ve Venezuela gibi ülkeler çevrimiçi ortamı rejimlerini sağlamlaştırmak için yoğun biçimde denetim altına almıştır. Türkiye, 31/100 puanla Avrupa’nın en düşük internet özgürlüğüne sahip ülkesi konumundadır ve bu durum, ülkenin sayısal otoriterleşme sürecini gözler önüne sermektedir. Sayısal otoriterlik, klasik baskı ve sansür mekanizmalarından farklı olarak, yapay zeka destekli gözetim, algoritmik yönlendirme, veri tabanlı içerik denetimi ve uydu interneti lisanslama stratejileri gibi çok gelişmiş yöntemlerle uygulanmaktadır. Bu yaklaşımlar, bireylerin davranışlarını görünmez bir şekilde şekillendirirken, devletin sayısal egemenliğini güçlendirmektedir. Yapay zeka, yalnızca gözetim için değil, aynı zamanda yanlış ve sahte bilgi, algı yönetimi ve toplumsal yönlendirme amacıyla da kullanılmaktadır. Bu durum, demokratik süreçleri zayıflatmakta ve kamusal alanın bağımsız işleyişini engellemektedir. Uydu internetinin yükselişi ise, internet erişiminin otonomlaşmasına olanak tanısa da otoriter rejimlerin lisans ve içerik denetimi, ulusal kimlik ve yaş doğrulama sistemleri gibi yeni denetim mekanizmaları geliştirmesine yol açmıştır. Küresel ölçekte, yapay zeka ve uydu interneti gibi teknolojiler, artık yalnızca teknik araçlar değil, jeopolitik ve siyasal güç unsurları olarak işlev görmektedir. Bu bağlamda, sayısal otoriterliğin sadece bölgesel değil, küresel bir olgu olduğu açıktır.

Sonuç ve Siyasa Önerileri

Sayısal Özgürlüklerin Korunması: Uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri, internet ve veri özgürlüklerinin korunması için bağımsız denetim mekanizmaları geliştirmelidir.

Yapay Zekada Saydamlık: YZ destekli gözetim ve içerik yönetim sistemlerinin saydam ve denetlenebilir olması demokratik işleyişin sürdürülebilmesi için kritik öneme sahiptir.

Uydu İnterneti ve Erişim Siyasaları: Ulusal sınırların ötesinde etkinlik gösteren uydu interneti, erişim özgürlüğünü artıran bir kaynak olarak korunmalı, lisans ve içerik denetimi talepleri, insan hakları çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Uluslararası İş Birliği ve Ölçünler: Küresel düzeyde internet özgürlüğünü ve sayısal hakları korumak için, uluslararası hukuksal ve teknik ölçünler geliştirilmelidir.

Kamu Bilinci ve Eğitim: Vatandaşların sayısal okuryazarlığı artırılarak yanlış ve sahte bilgilere karşı bilinçlenme ve veri güvenliği farkındalığı sağlanmalıdır.

Sonuç olarak, sayısal otoriterlik, teknoloji ve politik güç arasındaki sınırları yeniden tanımlamaktadır. Yapay zeka ve uydu interneti, özgürlüklerin hem korunması hem de kısıtlanması açısından merkezi öneme sahiptir. Bu nedenle, demokratik yönetimlerin ve uluslararası toplumun, sayısal alanı yalnızca teknik değil temel insan hak ve özgürlüklerini tehdit eden siyasal bir alan olarak da ele alması gerekmektedir.


 

Kaynakça

 

Deibert, R., Palfrey, J., Rohozinski, R., & Zittrain, J. (2010). Access Denied: The Practice and Policy of Global Internet Filtering. MIT Press.

European Commission. (2023). IRIS²: Infrastructure for Resilience, Interconnection, and Security. Brussels: European Commission.

Freedom House. (2025). Freedom on the Net 2025: The Global Digital Divide. Washington, D.C.: Freedom House.

Foucault, Michel. (1992). Hapishanenin Doğuşu. (Çev. Mehmet Ali Kılıçbay). Ankara: İmge Kitabevi.

MacKinnon, R. (2012). Consent of the Networked: The Worldwide Struggle for Internet Freedom. Basic Books.

Morozov, E. (2011). The Net Delusion: The Dark Side of Internet Freedom. New York: PublicAffairs.

Mueller, M. L. (2010). Networks and States: The Global Politics of Internet Governance. MIT Press.

Shadbolt, N., Hall, W., & Berners-Lee, T. (2023). The Semantic Web and Decentralized Web Technologies. Cambridge: MIT Press.

Starlink. (2025). Service and Regulatory Updates. SpaceX. [online] Available at: https://www.starlink.com

Tufekci, Z. (2017). Twitter and Tear Gas: The Power and Fragility of Networked Protest. Yale University Press.

West, D. M. (2019). The Future of Work: Robots, AI, and Automation. Brookings Institution Press.



[1] Bot hesap” terimi, özellikle sosyal medya ve dijital platformlar bağlamında gerçek kişi tarafından denetlenmeyen, otomatik olarak içerik üreten veya paylaşan hesaplar için kullanılır.

[2] China’s Social Credit System (SCS). Türkçesi “Toplumsal Kredi Sistemi” veya “Sosyal Kredi Sistemi.”

Bu sistem merkezi bir “tek puan” mekanizması olmaktan çok, devlet kurumlarının, yerel yönetimlerin,

özel şirketlerin (özellikle Alibaba’nın Ant Financial/Alipay altyapısı) tarafından kullanılan dağınık ama bütünleşik bir veri ve puanlama ekosistemidir.

[3] Açılımı: “Infrastructure for Resilient and Innovative Satellite Communications” ya da Avrupa Birliği bağlamında IRIS² (Infrastructure for Resilience, Interconnection and Security) olarak biliniyor. Kısaca, AB’nin uydu tabanlı iletişim altyapısı projesidir. Amacı Avrupa çapında güvenli, yüksek hızlı ve dayanıklı uydu interneti erişimi sağlamaktır. Özellikle kritik altyapılar, kamu hizmetleri ve kriz durumları için tasarlanmış bir otonom ağ yapısıdır.

Makalede sözü edilen “Starlink, Kuiper ve IRIS” örnekleri, küresel ölçekte erişim sağlayan uydu interneti sistemleri olarak kabul edilir.

Hiç yorum yok: