İDDİANAME GÖZÜYLE EKREM İMAMOĞLU
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Giriş
Bu yazıda
farklı bir yöntem kullandım. Kendime şu soruları sordum: İddianamede nasıl bir
Ekrem İmamoğlu profili çiziliyor? Bu insanın kişilik özellikleri nelerdir? Amaç
ve hedefleri nelerdir? Hangi suçları işlemiştir? Suçun delil ve kanıtları
nelerdir?
İddianame
diyor ki:
İnsanlar, bu
sisteme hem küçük katkılar sunmak hem de ileride vaat edilen büyük kazançları
elde etmek için katılıyor, “Geleceğin Cumhurbaşkanına yardım yapıyorsunuz”,
“Şimdi küçük veriyorsunuz, ileride fazlasını alacaksınız” gibi sözler,
iddianamede onun insanları güdülendirme ve bağlılık sağlama yöntemleri olarak
sunuluyor.
İddianameye
göre, İmamoğlu’nun liderliğinde kurulan sistem, bir tür disiplin ve gizlilik
laboratuvarı gibi işliyordu. Telefonlar, bilgisayarlar ve ofisler özel ve
sınırlı erişimliydi. Her iletişim ve her eylem dikkatle planlanıyor ve denetleniyordu.
Bu sistem, O’nu denetimci, ayrıntılarla uğraşan ve örgütleyici bir lider olarak
gösteriyor. Her adımı önceden hesaplıyor, çevresindekilerin hareketlerini
yakından izliyor ve kendi çıkar ve hedefleri doğrultusunda yönlendiriyordu. İddianameye
göre, İmamoğlu’nun kişilik özellikleri oldukça belirgindi:
Hesapçı
ve stratejik: Maddi
ve siyasal hedefler için her adımı önceden planlıyor.
Gizlilik
ve disiplin takıntılı: Örgüt içi iletişim ve yolsuzluk planları tamamen denetim altında,
bilgiyi yalnızca güvenilir kişilerle paylaşıyor.
Uzun
vadeli plan yapan:
Beylikdüzü’nden İstanbul Büyükşehir’e ve olası Cumhurbaşkanlığı hedeflerine
uzanan bir yol haritası var.
Yönlendirici
ve inandırıcı:
İnsanları hem korku hem vaatlerle yönlendiriyor, onların bağlılığını kendi
çıkar ve hedefleri için kullanıyor.
Denetim
odaklı: Örgüt ve
sistem içindeki hiyerarşi ile üyelerin hareketlerini sürekli yönetiyor.
Fırsatçı
ve maddi hırslı:
Görev aldığı her noktayı, ileride çok daha büyük kazançlar elde etmek için bir
fırsat alanı olarak görüyor.
Yolsuzlukları
örgütleyen:
Usulsüzlük ve rüşvet çarkını sistemli şekilde planlıyor, paranın ve insan
kaynaklarının yönetimini kendi stratejisi doğrultusunda örgütlüyor.
İddianameye
dönüyoruz:
İddianamede,
İmamoğlu suç örgütü silahlı değil, ancak gizlilik, disiplin, hiyerarşi ve
profesyonel eş güdümle bir denetimli güç ağı olarak tanımlanıyor. Kazançlar,
belediye ve bağlı kuruluşlardan gelen ruhsat, ihale ve izinlerden elde
edilirken, esas güç kaynağı etrafındaki insanları sisteme dahil etme ve
yönlendirme yeteneği olarak sunuluyor.
Maddi kazanç
ve siyasal güç, İmamoğlu için ayrı ayrı değil, birbiriyle iç içe geçmiş
hedefler. Beylikdüzü ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemlerinden
elde edilen kazançlar, iddianamede İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı olması durumunda
çok daha büyük kazançlar elde etmeye yönelik bir hazırlık olarak gösteriliyor.
Küçük katkılar şimdi veriliyor, ama ileride, Cumhurbaşkanlığı makamına
yükseldiğinde bu yatırımlar katlanarak geri dönecek.
Hedefler üç
katmanda öne çıkıyor: Öncelikle maddi zenginleşme, örgüt ve kendi kazançları. Ardından
parti içinde egemenlik kurma, CHP’yi ele geçirme, çevresini denetim altına alma
ve güç ağını genişletme. Sonunda Cumhurbaşkanlığı yolunu hazırlama ve bu makam
aracılığıyla hem siyasal hem maddi etkisini ve kazançları katlama.
İddianameyi
okuyan bir gözlemci, iddianamede çizilen portreyi bir yandan siyasal aktör,
diğer yandan örgütleyici bir güç odağı olarak algılıyor. Öyküsel bakışla, bu
profil mafya lideri disiplinini, stratejik zekayı ve siyasal hırsı birleştirmiş
bir figür izlenimi bırakıyor: her adımı hesaplanmış, her hareketi planlanmış,
etrafındaki insanları hem güdülendiren hem de kendi çıkar ve hedefleri için
yönlendiren bir lider. Yolsuzluk ve usulsüzlükleri örgütleme yeteneği, O’nun
hem maddi hem siyasal vizyonunun temel taşlarından biri olarak iddianamede öne
çıkıyor. Cumhurbaşkanlığı makamı, İmamoğlu’nun stratejik ve maddi vizyonunun
zirve noktası. Buraya ulaşmak için her adımı, her sistemi ve her insanı
dikkatle örgütlüyor.
Hukuksal
Bakıl Açısı ve İddianamenin Öne Çıkardığı Eylem Türleri
Suç
sayılan eylemler: İddianameye
göre İmamoğlu ve örgüt üyelerinin gerçekleştirdiği veya örgütlediği eylemler,
Türk Ceza Kanunu çerçevesinde “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve bunun
çerçevesindeki maddi çıkar amaçlı eylemler kapsamında değerlendiriliyor. Bu
eylemler şunları içeriyor:
Usulsüz
ruhsat ve izin alımları: Belediyeler ve bağlı kuruluşlardan alınan ruhsat, izin ve imar
değişiklikleri, kurallara aykırı şekilde düzenlenmiş ve belirli kişilere veya
şirketlere ayrıcalık sağlanmış.
Kreş bağışları: Açılması planlanan kreşler için iş insanlarını
bağışta bulunmaya zorlanmış ve toplanan paralar suç örgütüne aktarılmış.
Rüşvet ve
yolsuzluk: Ruhsat,
ihale ve izin süreçlerinde elde edilen gelirlerin bir kısmı örgüte veya
kişilere aktarılmış, bu süreç maddi kazanç amacıyla örgütlenmiş.
Örgütlü
suç işlemek amacıyla yapılan planlama: İddianame, örgütün yapısal olarak üç veya daha fazla kişiden
oluştuğunu, hiyerarşik düzenin bulunduğunu, suç işlemek amacıyla bir sistem
kurulduğunu ve devamlılık gösterdiğini vurguluyor.
Sistematik
insan yönlendirme:
İnsanlar, sistemin bir parçası olarak güdülendirilmiş; maddi ve siyasal
vaatlerle suç örgütüne bağlanmış. Bu da TCK açısından, suç işlemek amacıyla
yapılan bir örgütsel etkinlik olarak değerlendiriliyor.
Gizlilik
ve özel iletişim araçları kullanımı: Örgüt üyelerinin iletişim ve veri aktarımında özel, sınırlı
erişimli sistemler kullanması, suçu gizleme ve örgütleme niyetinin kanıtı
olarak sunuluyor.
Dış
krediler: Dış
kaynaklardan elde edilen kredilerin suç örgütü tarafından kullanıldığı ima
edilmiş.
Maddi
unsurlar
Parasal
kazanç:
Belediyelerden elde edilen ruhsat ve izin gelirlerinin belirli bir oranının
örgüte veya kişilere aktarılması. İddianamede bu oran %10-15 civarında
gösteriliyor.
Geleceğe
yönelik vaatler:
Örgüte katkıda bulunan veya sisteme dahil olan kişilere, ileride daha büyük
kazançlar sağlanacağı sözü verilmiş. Bu hem örgütlenme hem maddi güdülenme
açısından suç unsuru olarak değerlendiriliyor.
Usulsüz
sermaye kullanımı:
Partinin veya belediyelerin kaynaklarının, lider ve örgüt üyelerinin maddi
çıkarı için sistemli olarak yönlendirilmesi.
Özetlenecek
olursa:
İddianameye
göre, suç sadece bireysel eylemler değil, örgütlü ve planlı bir sistem içinde
gerçekleştirilen tüm maddi ve örgütsel etkinliklerden oluşuyor. Yani suç, örgüt
kurma ve yönetme, maddi kazanç sağlamak için yolsuzluk ve usulsüzlükleri örgütleme,
insanları bu sisteme dahil etme ve yönlendirme şeklinde tanımlanıyor. Maddi
unsurlar ise para, usulsüz ruhsat ve izinler, parti ve belediye kaynaklarının
yönlendirilmesi, geleceğe ilişkin vaat edilen kazançlar.
Para
İddianamede
somut bir para cebi veya kasası gösterilmiyor, yani fiziksel olarak “şurada
para duruyor” denebilecek bir ifade yok. İddianame, parayı soyut ve sistemik
bir şekilde anlatıyor: Belediyelerden ve bağlı kuruluşlardan alınan ruhsat,
izin ve imar gelirleri, belirli bir sistem üzerinden yönlendiriliyor. Bazı
sanıkların aylık gelirleriyle açıklanmayacak lüks otomobil ve evlere sahip
olmaları rüşvetin ispatı olarak aktarılmış. İddianameye göre, elde edilen
paranın %10-15’i örgüte veya sisteme aktarılıyor, geri kalanı lider ve üyeler
için “kazanç” olarak tanımlanıyor. Örgüt içi akış, bir çeşit denetlenen bir
mekanizma veya muhasebe sistemi gibi anlatılıyor; fiziksel para kasası veya
banka hesabı belirtilmemiş. Bazı ödemeler “mağdur kişiler tarafından aktarılan”
veya “sisteme dahil olan kişilerden alınan” türde, ama somut olarak bir kasa
veya hesap numarası yok. Yani somut anlamda iddianamede “para nerede?”
sorusunun cevabı yok. Para, sistem içindeki hareketler ve yüzdeler üzerinden
anlatılmakta, ancak elle tutulur bir kasa veya banka hesabı gösterilmemektedir.
Bir gözlemci
olsaydınız, İmamoğlu’nun kurduğu sistemin merkezine ilk adım attığınızda para
göremezdiniz. Masalarda, kasalarda veya banka hesaplarında somut bir yığın
nakit yoktu. Sadece bir düzen, bir akış vardı. Belgeler, fotoğraflar ve
cihazlar, bu akışı görünür kılan işaretlerdi. 22 Aralık 2024 tarihli fotoğraf,
“Ekrem İMAMOĞLU ve Geliyorum Diyen Operasyon” başlığıyla gözünüzün önüne
gelirdi. Yeni hatlar, özel bilgisayarlar ve sınırlı erişimli telefonlar,
örgütün disiplinli ve gizli işleyişini anlatıyordu.
Örgüt
üyeleri, tıpkı bir laboratuvarın duyarlı düzeni gibi davranıyordu. Her mesaj,
her plan, sadece yetkili birkaç kişinin görebileceği şekilde kaydedilmişti.
Necat Özkan ve Hüseyin Gün’ün sürekli iletişimde olması, liderin stratejik
talimatlarını yerine getirme biçimi, gözlemci için birer kanıt gibiydi.
Belgeler ve elektronik cihazlar, paranın somut varlığından çok, sistemin
işlediğini ve denetlendiğini gösteriyordu.
İnsanlar,
sisteme dahil olduklarında hem korku hem vaatlerle yönlendiriliyordu. Para,
sözde bir ödül olarak akıyor, ama gözle görülemezdi, para yerine yüzdeler,
dağıtım mantığı ve sistemli bir dağıtım düzeni vardı. Her eylem, her iletişim
ve her plan, gözlemcinin önünde bir tablo gibi açılıyordu: Para yoktu, ama
düzen, plan ve disiplin ortadaydı. İddianameye göre bu düzen hem liderin hem de
örgütün suç işlemek amacıyla örgütlenmiş olduğunu kanıtlayan en somut işaretti.
Sonuç olarak
gözlemci, paranın fiziki yokluğuna karşın akış, denetim ve düzenin kendisini
bir suç örgütünün varlığı olarak algılıyordu. Maddi kazanç elle tutulur bir
nesne değildi, sistemin işleyişi ve insanları yönlendirme biçiminde görünür
oluyordu. Bu sahne, iddianamede sunulan tüm kanıtların ve delillerin, örgütü ve
liderini ortaya koyma biçimini dramatik bir şekilde gözler önüne seriyordu.
Bir gözlemci
olsaydınız, İmamoğlu’nun kurduğu sistemin içinde dolaşırken, rüşvet, irtikap ve
zimmetin somut bir şekilde görünmediğini fark ederdiniz. Para cebinde değil,
kasasında değil, doğrudan elle tutulur bir şekilde ortada değildi. Ama izleri,
izlenebilir akışları ve belgelerdeki küçük farklarla ortaya çıkıyordu.
Rüşvet,
sanki havada asılı bir anlaşma gibiydi. Görevlilerden bir kısmı, bazı izinler
ve ruhsatlar karşılığında çıkar sağlıyor, ama bunun resmi bir kaydı olmuyordu.
Sadece mesajlar, özel telefon görüşmeleri ve e-postalar bu anlaşmaları ima
ediyordu. Bir gözlemci için en önemli kanıt, iletişim kayıtları ve belgelerdeki
ayrıntılardı: “Şimdi ver, sonra çok alırsın” gibi sözler, yalnızca vaat değil,
suçun planlandığını gösteren işaretlerdi.
İrtikap,
belediyenin veya bağlı kuruluşların kaynaklarını denetleyen kişilerin, kendi
yetkilerini kullanarak kendi çıkarına yönlendirdiği paralar üzerinden
görünüyordu. Gözlemci, belgelerdeki yüzdeleri, yetki belgelerini ve para
akışının izlerini takip ederek, görev yetkisinin kötüye kullanıldığını
görebiliyordu. Paranın kendisi yoktu ama işleyişi ve mantığı görünürdü.
Zimmet ise
emanetin çalınması veya yanlış kullanılması değil, daha çok sistemin kendi
içinde haksız kazanç üretmesi üzerinden yürüyordu. Emanet edilen kaynaklar,
sistemin planlı akışı içinde, örgüt ve lider kadro için kazanca dönüşüyordu.
Belgeler ve elektronik kayıtlar, paranın kime ait olduğunu ve nasıl
kullanıldığını ortaya koyuyordu.
Gözlemci,
her kanıtın somut bir iz değil, planın, sistemin ve düzenin işleyişini
gösterdiğini fark ediyordu. Rüşvet, irtikap ve zimmet, fiziksel bir varlık gibi
değildi, onların yerine belgeler, mesajlar, bilgisayar kayıtları ve yüzdelerle
aktarılan akışlar vardı. Ve bu akış, iddianamede bir suç örgütünün varlığını,
liderin amaçlarını ve sistemli maddi kazancını kanıtlamak için kullanılan
görünmez bir ağ gibi duruyordu.
Genel olarak
bakılırsa, bu suçların ispatı için somut delil gerekir. Sözlü iddialar tek
başına yeterli olmaz. İddianame veya dava aşamasında, paranın veya malın
nereden geldiği, nasıl aktarıldığı ve kimin denetiminde olduğu, belgeler ve
elektronik verilerle ortaya konmalıdır. Örgütlü suç iddiası varsa, tekil
eylemler yerine, eylemlerin sistemli ve planlı biçimde gerçekleştiği de delil
olarak sunulur.
İddianame,
suçun “planlanmış ve örgütlü biçimde işlenmeye hazırlandığını” anlatıyor ama
işlenmiş somut bir suç eylemi, yani paranın çalınması veya rüşvetin fiziksel
olarak alınması, belgelenmiş bir ihale usulsüzlüğü gibi açık bir eylem ortaya
konmamış.
Özetle, iddianame,
suçun hazırlık ve örgütlenme aşamasını anlatıyor; “plan, sistem, akış, vaatler”
var, ama maddi olarak işlenmiş bir suç yok. Bu açıdan bakıldığında, iddianame
suç işlenmesini bekleyen, hazırlık durumunda bir örgütü tanımlıyor, yani hala kuramsal
ve plan aşamasında. Paranın varlığı, rüşvetin alınması veya zimmetin
geçirilmesi gibi somut olaylar kanıtlanmış değil, sadece sistemin ve planın
varlığı gösteriliyor.
Suç
örgütü iddiası soyut ve sistemsel:
İddianame,
Ekrem İmamoğlu’nun liderliğinde bir çıkar amaçlı suç örgütü kurulduğunu ve
yönetildiğini anlatıyor. Ancak bu, örgütün plan, sistem, akış ve hiyerarşi
üzerinden tanımlanması ile sınırlı; somut eylem veya fiili suçlar henüz
kanıtlanmış değil.
Maddi
kazanç ve para akışı görünmez: Paranın kendisi elle tutulur veya fiziksel olarak ortaya
konmuş değil. Belgeler, mesajlar ve elektronik kayıtlar, sistemin işleyişi ve
olası kazançların yüzdeleri üzerinden anlatılıyor. Yani para ve kazanç planın
ve sistemin bir parçası olarak gözlemleniyor, somut olarak değil.
Rüşvet,
irtikap ve zimmet suçları ispatlanmamış: İddianame bu suçları hazırlık, plan ve örgütlü akış
bağlamında tarif ediyor. Gerçekleşmiş fiil veya somut eylem delilleri yok. Bu
açıdan suçlar henüz işlenmemiş, yalnızca hazırlanmış ve örgütlenmiş.
Kişilik
profili ve örgüt yapısı: İddianameye göre, lider “stratejik, planlı ve sistemli” bir kişi olarak
resmediliyor; hiyerarşi kuruyor, iletişimi gizli tutuyor ve geleceğe yönelik
maddi ve siyasal hedefler belirliyor. Ancak tüm bunlar birer suç eylemi değil,
hazırlık ve plan aşamasındaki nitelikler.
Casusluğa
gelince…
Gözlemci
olarak örgütün merkezine yaklaştığınızda, bir şey fark edersiniz: Her şey
görünür, ama aynı zamanda görünmezdir. Belgeler ve fotoğraflar, cihazlar ve
mesajlar bir düzeni, bir planı gösterir; ama para yok, somut rüşvet yok, işlenmiş
suç yok.
22 Aralık
2024 tarihli bir fotoğraf, “Ekrem İMAMOĞLU ve Geliyorum Diyen Operasyon”
başlığıyla masanın üzerinde duruyor. Gözlemci, belgeye bakarken, bir yandan
örgüt üyelerinin ve liderin gizlilik talimatlarını, yeni hatlar ve özel
bilgisayarlarla yapılan iletişimi görüyor. Bu, bir casusluk planı gibi:
herkesin göremeyeceği şekilde, bilgilerin ve talimatların sadece yetkili birkaç
kişi arasında dolaştığı bir dünya.
İddianamede
bu, doğrudan casusluk olarak sunulmasa da gözlemci için net: her adım, her
iletişim, bir casusluk planının hayal edilmiş görüntüsü gibi. Örgüt üyeleri,
sanki bir laboratuvarda deney yapar gibi hareket ediyor, stratejik bilgiler
gizli tutuluyor, sistemin işleyişi denetim altında. Liderin talimatları, “Şimdi
ver, sonra fazlasını alırsın” gibi sözlerle hem maddi hem siyasal hedefleri
işaret ediyor.
Ama somut
suç yok: ne bir gizli bilgi çalınmış ne de bir kurum açıkça hedef alınmış.
Casusluk, gizlilik, plan ve sistemin kendisi üzerinden gözlemleniyor. Gözlemci,
burada parayı, rüşveti veya işlenmiş bir suçu arar, ama bulduğu şey, yalnızca
planın işleyişi, talimatların stratejik dağılımı ve sistemin disiplinli düzeni.
Ekrem İmamoğlu’nun
oğlunun satın aldığı teknenin değeri TRT’de 776 milyon lira olarak açıklanıyor.
Ama gerçek değerin 766 bin lira olduğu anlaşılıyor ve açıklama düzeltiliyor.
Sonuç olarak
gözlemci, casusluk iddiasının, tıpkı rüşvet ve irtikap iddialarında olduğu
gibi, fiilen işlenmiş bir suç değil, hazırlık ve sistemli plan aşamasındaki bir
olgu olduğunu fark eder. Tüm bu belgeler, fotoğraflar ve cihazlar, sadece bir
örgüt ve liderin planlı ve gizli bir dünyasını ortaya koyar; ama henüz ellerde
somut bir suç malzemesi yoktur.
Genel
sonuç
İddianame,
suç örgütü ve suç planlarının varlığını anlatıyor; liderin stratejisi, sistemi
ve olası maddi kazançlar gözlemleniyor. Fakat işlenmiş suç ve somut para
hareketleri kanıtlanmamış durumda. Yani hukuksal anlamda suç henüz gerçekleşmiş
değil, söz konusu olan hazırlık, plan ve potansiyel örgütlenme.
İddianameye nesnel
olarak dışardan bakıldığında ortaya çıkan durum bu…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder