CHP PROGRAMININ YETERLİLİK VE
GEÇERLİLİK DÜZEYİNİN ELEŞTİREL İRDELEMESİ: GİRİŞ BÖLÜMÜ
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
Giriş:
Türkiye’de Siyasal Bozulmalar ve CHP 2025 Programının “Giriş” Bölümü Üzerine
Eleştirel Bir Değerlendirme
Türkiye,
2000’li yıllardan itibaren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne (CBHS) geçişle
birlikte, siyasal ve demokratik işleyiş bakımından ciddi yapısal dönüşümler
yaşamaktadır. Parlamenter sistemin terk edilmesi, yürütmenin güçlendirilmesi,
denetim mekanizmalarının zayıflatılması ve hukukun siyasallaştırılması gibi
gelişmeler, demokratik kurumların işlevselliğini sınırlamış ve otoriter
eğilimlerin güçlenmesine yol açmıştır. Bu süreçte hak ve özgürlüklerin
kısıtlanması, toplumsal kutuplaşmanın derinleşmesi ve kamu kaynaklarının
siyasal amaçlarla yönlendirilmesi, Türkiye’de temel siyasal bozulmalar olarak
öne çıkmaktadır.
Buna ek
olarak, AKP yönetimi döneminde toplumsal ve kurumsal alanlarda “anti-Atatürkçü”
yönelimler belirgin biçimde artmıştır. Cumhuriyet’in kuruluş ilkeleri olan
laiklik, halkçılık, cumhuriyetçilik, devletçilik ve devrimcilik, eğitim siyasalarından
kültürel çalışmalara kadar çeşitli araçlarla sistemli olarak zayıflatılmakta ve
rejim temelleri bilinçli biçimde aşındırılmaktadır. Bu durum, sadece tarihsel
bir mirasın tartışılması değil, aynı zamanda Türkiye’nin demokratik ve laik
yapısının kırılganlaşması anlamına gelmektedir.
Bu
çerçevede, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 2025 programının giriş bölümünde,
mevcut siyasal bozulmaların çözümlenmesine ilişkin eksiklikler
gözlemlenmektedir. Program, Türkiye’nin demokratik ve toplumsal
kırılganlıklarına karşı somut stratejiler geliştirmekte yetersiz kalmakta ve
özellikle Cumhuriyet ilkelerinin korunması ve güçlendirilmesine ilişkin açık siyasa
önerilerinden yoksun görünmektedir. Programın giriş bölümünde daha çok partinin
ideolojik temel ilkeleri ve genel hedefleri vurgulanmakta ve mevcut siyasal
krizler ve çözüm yolları hakkında yeterli açıklama yer almamaktadır.
Bu bağlamda,
giriş bölümü hem Türkiye’deki siyasal bozulmaları anlamak hem de CHP’nin bu
durum karşısındaki tutumunu çözümlemek açısından önemli bir başlangıç
noktasıdır. Akademik bir değerlendirme, giriş bölümünde belirtilen ilkelerin
hem kuramsal hem de uygulamadaki karşılığını sorgulamayı, güçlü ve zayıf
yanlarını ortaya koymayı ve mevcut siyasal sorunlarla ilişkilendirmeyi gerekli
kılmaktadır.
Çalışmanın
Amacı
Bu
çalışmanın amacı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin 2025 tarihli programının giriş
bölümünü kapsamlı bir biçimde irdelemek ve mevcut Türkiye siyasal ortamındaki
temel sorunlara programın giriş bölümünün yanıt verip vermediğini
değerlendirmektir. Çalışma, programın ideolojik çerçevesini, hedeflerini ve
temel ilkelerini ele alarak, güçlü ve zayıf yönlerini saptamayı hedeflemektedir.
Özellikle otoriterleşme, hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, anti-Atatürkçülük,
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CBHS) ve toplumsal eşitsizlik gibi güncel
siyasal bozulmalar karşısında CHP programının konumunu çözümlemektedir.
Çalışmanın
Hedefleri
Giriş bölümündeki alt başlıklar ve ifadeler üzerinden CHP’nin
temel ideolojik yaklaşımını sistemli biçimde ortaya koymak.
Mevcut siyasal sorunları ve demokratik bozulmaları tanımlamak
ve CHP programının bu sorunlara yanıtını değerlendirmek.
Programın güçlü yanlarını, uygulamaya dönük olası katkılarını
ve ilkesel tutarlılığını saptamak.
Programın eksik, yetersiz veya sorunlu yönlerini belirlemek,
özellikle güncel siyasal ve toplumsal krizler karşısındaki etkisizliği veya
belirsizlikleri tartışmak.
Elde edilen bulgular ışığında, programın daha etkili ve
uygulanabilir duruma gelmesi için öneriler geliştirmek.
Yöntem
Bu çalışmada
nitel araştırma yaklaşımı benimsenmiştir. Çalışmanın temel verisi, CHP’nin 2025
tarihli programının giriş bölümüdür. Programın alt başlıkları ve içerdiği
ifadeler sistemli olarak incelenmiş, programın mevcut Türkiye siyasal
ortamındaki temel sorunlara yanıt verip vermediği değerlendirilmiştir.
Çözümleme
süreci üç aşamada yürütülmüştür:
İçerik
Çözümlemesi:
Programın giriş bölümündeki her alt başlık ve ifade özetlenmiş ve programın
temel ideolojik çerçevesi belirlenmiştir.
Karşılaştırmalı
Değerlendirme:
Türkiye’nin güncel siyasal ve toplumsal sorunları saptanmış, otoriterleşme,
parlamenter sistemin terk edilmesi, hak ve özgürlüklerin kısıtlanması,
anti-Atatürkçülük ve toplumsal eşitsizlik gibi olgular programın yanıtlarıyla
karşılaştırılmıştır.
Eleştirel
Çözümleme: Programın
güçlü, zayıf ve eksik yönleri belirlenmiş ve programın sorunlara etkin yanıt
verip vermediği ve uygulamaya dönük olasılıkları tartışılmıştır.
Bu yöntem,
programın ideolojik ve siyasal çerçevesini sistemli biçimde çözümlemeye ve
Türkiye’nin güncel siyasal sorunları bağlamında eleştirel bir değerlendirme
yapmaya olanak sağlamaktadır.
Türkiye’nin
Temel Sorunları Ölçütleri: Akademik Çerçeve
Türkiye
güncel siyasal ve toplumsal bağlamda bir dizi yapısal sorunla karşı karşıyadır.
Bu sorunlar, siyasa ve programların etkililiğini ve kapsamını değerlendirmek
için temel ölçütler olarak kabul edilebilir. Bu bağlamda, aşağıdaki alanlar
öncelikli değerlendirme ölçütlerini oluşturmaktadır:
Siyasal
Sistem ve Demokrasi:
Türkiye’nin parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçişi, demokratik
kurumların işleyişi üzerinde ciddi olumsuz etkiler yaratmıştır. Yasama, yürütme
ve yargı bağımsızlığının zayıflaması, demokratik denge ve denetleme
mekanizmalarının etkililiğini azaltmaktadır. Bu bağlamda, bir programın
değerlendirilmesinde siyasal sistemin işleyişi ve demokratik ölçünlere uyum
önemli bir ölçüttür.
Hukuk ve
Haklar: Hukukun
üstünlüğünün zayıflaması, yargının siyasallaşması ve temel hak ve özgürlüklerin
kısıtlanması, toplumsal güven ve adalet algısını olumsuz yönde etkilemektedir.
Medya ve ifade özgürlüğü alanındaki sınırlamalar da bu kapsamda
değerlendirilecek temel göstergelerdir.
Toplumsal
ve Kültürel Sorunlar:
Cumhuriyet ilkelerine ve Atatürkçü değerler ile laik eğitim anlayışına yönelik
saldırılar, toplumsal kutuplaşma ve ayrımcılık gibi olgular, toplumsal uyum ve
kapsayıcılık açısından önemli sorun alanlarıdır. Ayrıca, azınlık haklarının
ihlali ve eşitsizlikler, toplumun farklı kesimleri için riskler yaratmaktadır.
Ekonomi
ve Sosyal Adalet: Gelir
adaletsizliği, yoksulluk, işsizlik ve emeğin haklarının zayıflığı, ekonomik ve
toplumsal kararlılık açısından temel sorunlar olarak ortaya çıkmaktadır. Kamu
hizmetlerindeki eşitsizlik ve yozlaşma, sosyal adaletin sağlanmasını
güçleştirmektedir.
Eğitim ve
Bilim: Bilimsel ve
laik eğitim anlayışının zayıflaması, nitelikli eğitimdeki eşitsizlikler ve
araştırma-geliştirme kapasitesinin sınırlı olması, uzun vadeli kalkınma ve
toplumsal ilerleme açısından kritik alanlardır.
Çevre,
İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik: Çevresel bozulma, doğal kaynakların yıkımı ve sürdürülebilir
kalkınma siyasalarının yetersizliği toplumun gelecek nesiller için yaşanabilir
bir çevreye sahip olmasını tehdit etmektedir.
Dış Siyasa
ve Güvenlik: Ulusal
güvenlik ve dış siyasa alanındaki kararsızlık, bölgesel sorunlara etkili yanıt
eksikliği ve uluslararası ilişkilerde kararlılık sorunları hem iç hem dış siyasada
belirleyici riskler yaratmaktadır.
Ölçütlerin
Sınırlılığı ve Amaçları
Hazırlanan
ölçütler listesi, Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu temel sorunların tam ve
nihai bir envanteri niteliğinde değildir. Ülke siyasal, ekonomik ve toplumsal
açıdan çok daha geniş bir sorunlar yelpazesi ve derinleşmiş yozlaşma olgusu ile
karşı karşıyadır. Bu nedenle, seçilen ölçütler keyfi bir tercih değildir,
aksine, CHP 2025 programının mevcut Türkiye gerçekliği karşısında yeterliliğini
değerlendirmek ve programın hedef ve önceliklerini anlamak için bir zemin
oluşturmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda, ölçütler yalnızca eleştirel çözümleme
ve akademik değerlendirme için bir referans çerçevesi sağlamak amacını taşımaktadır.
İrdeleme
ve Değerlendirme
Ölçüt:
Siyasal Sistem ve Demokrasi
CHP
Programındaki İlgili Yargılar / İfadeler: CHP, programında demokrasiye bağlılığını ve çoğulcu
parlamenter sistemi güçlendirme hedefini vurgulamaktadır. Vatandaşın yönetime
katılımı, demokratik kurumların işlerliği ve hukukun üstünlüğü CHP’nin
programında temel ilkeler arasında yer almaktadır. Programda, demokratik
değerlerin korunması ve otoriter eğilimlerin önlenmesi gerektiği
belirtilmektedir.
Mevcut
Durum: Türkiye’de
parlamenter sistemin terk edilip CBHS’ne geçilmesi, yürütmenin güçlenmesi,
yasama ve yargı denetiminin zayıflatılması, siyasal partiler arası eşitsizlik
ve seçim süreçlerindeki aksaklıklar demokrasinin işleyişini olumsuz
etkilemektedir. Kurumların bağımsızlığı ciddi şekilde erozyona uğramıştır.
Eleştirel
Değerlendirme: CHP
programında demokrasiye vurgu yapılmakla birlikte, mevcut otoriterleşme ve
kurumların işlevsizleşmesi karşısında somut adımlar veya önlemler
önerilmemektedir. Bu durum, programın siyasal sistem ve demokrasi ölçütü
açısından yetersiz olduğunu göstermektedir.
Ölçüt:
Hukuk, Hak ve Özgürlükler
CHP
Programındaki İlgili Yargılar / İfadeler: CHP, programında temel insan haklarının korunmasını,
ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve toplantı gösteri hakkının güvence altına
alınmasını vurgulamaktadır. Program, bireylerin hak ve özgürlüklerinin evrensel
normlar çerçevesinde güvenceye alınması gerektiğini ifade etmektedir.
Mevcut
Durum: Türkiye’de özgürlükler
ve özellikle basın ve ifade özgürlüğü ciddi biçimde kısıtlanmıştır. Yandaş
medya ile muhalif medya arasındaki dengesizlik büyümüştür. RTÜK ve diğer
düzenleyici kurumlar çoğunlukla iktidarın etkisi altında çalışmaktadır.
Toplantı ve gösteri hakları sık sık sınırlanmakta, gözaltı ve tutuklamalar
yaygınlaşmaktadır. Evrensel insan hakları normları ile uyumlu olmayan
uygulamalar, yargı süreçlerinde keyfi tutumlar ve uzun tutukluluk süreleri ile
desteklenmektedir.
Eleştirel
Değerlendirme: CHP
programında hak ve özgürlükler vurgulansa da mevcut ciddi kısıtlamalara ve
uygulama sorunlarına karşı somut çözüm önerileri sunulmamaktadır. Bu, programın
ölçüt açısından eksik ve yetersiz olduğunu göstermektedir. Özellikle yargı
bağımsızlığı, medya denetimi ve sivil özgürlüklerin güvence altına alınması
için somut adımlar önerilmemiştir.
Ölçüt:
Ekonomik Yozlaşma ve Gelir Eşitsizliği
CHP
Programındaki İlgili Yargılar / İfadeler: CHP programı, ekonomik eşitsizliği azaltmayı, sosyal
adaletin sağlanmasını, yolsuzlukla savaşımyi ve kamu kaynaklarının etkin
kullanımını öncelik olarak belirtmektedir. Program, emekçi haklarını, sosyal
güvenlik ve refahı güvence altına alma hedefini vurgular.
Mevcut
Durum: Gelir
dağılımındaki adaletsizlik giderek derinleşmekte ve zengin kesim ile düşük
gelirli kesimler arasındaki fark artmaktadır. Tersine servet transferi
(reverse wealth transfer) olgusu, yani halkın gelirlerinin iktidara yakın
sermaye ve şirketler lehine aktarılması yaygın bir sorun olarak
gözlemlenmektedir. Emekli maaşları ve sosyal yardımlar TÜİK gibi iktidar
kontrollü göstergeler üzerinden yönlendirilmekte, gerçek satın alma gücü ve
yaşam maliyetleri dikkate alınmamaktadır. Açlık ve yoksulluk sınırının altında
yaşayan milyonlarca vatandaş bulunmaktadır ve temel yaşam gereksinimlerini
karşılamakta ciddi zorluklarla karşılaşmaktadır. Kamu kaynakları, özellikle
ihaleler ve teşvikler, saydamlık ilkesinden uzak bir biçimde iktidara yakın
kişi ve kuruluşlara aktarılmaktadır.
Eleştirel
Değerlendirme: CHP
programı bu konuları kuramsal olarak ele almakta ve adalet ile eşitlik
ilkelerini vurgulasa da mevcut ekonomik yozlaşma, tersine servet transferi ve
yoksulluk sorunlarına karşı somut çözüm önerileri yeterince ayrıntılandırılmamıştır.
Program, özellikle gelir adaleti, sosyal güvenlik reformu, emekli haklarının
güçlendirilmesi, yolsuzlukla savaşım mekanizmaları ve kamu ihalelerinde saydamlık
konularında somut stratejiler geliştirmelidir.
Ölçüt:
Parlamenter Sistem, Yönetim Biçimi ve Demokratik Kurumlar
CHP
Programındaki İlgili Yargılar / İfadeler: CHP programında, güçlendirilmiş parlamenter sisteme
dönüş hedefi dile getirilmektedir. Kuvvetler ayrılığı, yasama–yürütme–yargı
arasında denge ve denetim mekanizmalarının yeniden kurulması, Meclis’in
etkinleştirilmesi ve demokratik kurumların güçlendirilmesi programın ana savları
arasında yer almaktadır. CHP
programında yargı bağımsızlığı, hukuk devleti ve adil yargılanma hakkı temel
ilkeler arasında sayılmaktadır. Yargının siyasetten arındırılması, yargıç ve savcıların
bağımsızlığının güvence altına alınması, hukukun üstünlüğünün yeniden
oluşturulması gerektiği vurgulanmaktadır. Hukukun, siyasal iktidarın değil,
evrensel hukuk normlarının ve anayasal ilkelerin bir aracı olması gerektiği
ifade edilmektedir.
Mevcut
Durum: Türkiye’de
2017 referandumu sonrasında geçilen CBHS, yürütme gücünü tek elde toplamış ve
parlamentoyu işlevsizleştirmiştir. TBMM yasama yetkisini büyük ölçüde
kaybetmiş, denetim mekanizmaları tümüyle ortadan kalkmıştır. Cumhurbaşkanlığı
kararnameleri, yasamanın yerini alan bir araç durumuna gelmiştir. Yargı
bağımsızlığı, Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) yapısı ve atama süreçleri
üzerinden siyasete bağımlı duruma gelmiştir. Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanmaması, hukuk devletinin
askıya alındığını göstermektedir. Türkiye’de yargı, eylemli olarak yürütmenin
denetimi altına girmiş durumdadır. HSK’nın yapısı, siyasal iktidarın yargı
üzerindeki denetimini kurumsallaştırmaktadır. AYM ve AİHM kararlarının
uygulanmaması, hukuk devletinin askıya alındığını göstermektedir. Gazeteciler,
akademisyenler, siyasetçiler ve sivil toplum temsilcileri hakkında açılan
davalarda adil yargılanma hakkı sistemli biçimde ihlal edilmektedir. Uzun
tutukluluk süreleri, gizli tanık uygulamaları, siyasal güdülerle hazırlanan
iddianameler ve “etkili pişmanlık” mekanizmasının araçsallaştırılması, yargının
bir baskı aracı durumuna geldiğini göstermektedir. Bu tablo, Türkiye’de hukukun
güvence olmaktan çıkıp bir caydırma ve sindirme aracına dönüştüğünü açıkça
ortaya koymaktadır.
Eleştirel
Değerlendirme: CHP’nin
parlamenter sisteme dönüş vurgusu, ilkesel düzeyde yerinde olmakla birlikte,
mevcut otoriter kurumsal yapının nasıl aşılacağına ilişkin somut bir geçiş
stratejisi içermemektedir. Program, bu dönüşümün hangi siyasal ve hukuksal
araçlarla, hangi zamanlamayla ve hangi toplumsal anlaşma zemini üzerinde
gerçekleştirileceğini yeterince açıklamamaktadır. Dahası, mevcut sistemden
kazanç sağlayan iktidar bloğu karşısında nasıl bir siyasal savaşım çizgisi izleneceği
belirsizdir. Bu da programı, niyet beyanı düzeyinde bırakmakta ve yürütme ve
uygulama kapasitesi açısından zayıflatmaktadır. CHP programı, yargı
bağımsızlığına ilişkin doğru ve normatif olarak güçlü bir tavır alsa da mevcut
yapısal bozulmanın nasıl onarılacağı sorusuna yeterli düzeyde yanıt
verememektedir. HSK’nın yeniden yapılandırılması konusunda somut ve bağlayıcı
mekanizmalar önerilmemektedir. Siyasal baskı altında şekillenmiş yargı
kadrolarının nasıl dönüştürüleceğine ilişkin net bir yol haritası
bulunmamaktadır. Geçmiş dönemde yaşanan hukuk ihlallerine ilişkin bir “geçiş
dönemi adaleti” bakış açısı geliştirilmemiştir. Bu nedenle CHP programı, yargı
sorununa ilişkin doğru tanılar içerse de çözüm üretme kapasitesi bakımından
genel, soyut ve dilek düzeyinde kalmaktadır.
Ölçüt:
Tersine Servet Transferi (Reverse Wealth Transfer)
Türkiye’de
son yıllarda gözlemlenen en belirgin yapısal bozulmalardan biri, gelir ve
servetin alt ve orta sınıflardan üst gelir gruplarına doğru sistemli biçimde
aktarılmasıdır. Yazında bu olgu “tersine servet transferi” olarak
tanımlanmaktadır ve genellikle piyasa mekanizmalarının doğal işleyişinden
değil, siyasal tercihler, kurumsal yozlaşma ve kamu kaynaklarının belirli
kesimlere yönlendirilmesinden doğmaktadır. Bu çalışma açısından tersine servet
transferi şu mekanizmalar üzerinden ölçüt olarak ele alınmaktadır: Dolaylı
vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payının olağanüstü artışı, ücretliler
ve emekliler aleyhine işleyen gelir siyasaları, kamusal kaynakların belirli
sermaye gruplarına aktarılması (ihale rejimi, kamu-özel iş birliği projeleri
vb.), enflasyon yoluyla sabit gelirli kesimlerin reel gelirlerinin
aşındırılması, finansal araçlar ve kur siyasaları üzerinden varlık sahibi
kesimlerin görece üstün duruma getirilmesi. Bu süreçte emek gelirlerinin ulusal
gelir içindeki payı gerilerken, sermaye gelirlerinin payı kararlı biçimde
artmakta, yoksulluk ve derin yoksulluk katmanları genişlemekte ve toplumsal
eşitsizlikler yapısal bir nitelik kazanmaktadır. Dolayısıyla tersine servet
transferi, sadece ekonomik bir sorun değil aynı zamanda siyasal rejimin
sınıfsal karakterine ilişkin temel bir gösterge niteliğindedir. Bu bağlamda,
bir siyasal partinin programının adalet, eşitlik ve sosyal devlet savlarının
anlamlı olabilmesi için, bu transfer mekanizmalarına karşı açık, somut ve
uygulanabilir siyasalar geliştirmesi zorunludur. Bu nedenle bu çalışmada
tersine servet transferi, CHP Programı’nın yeterliliğini değerlendirmede temel
ölçütlerden biri olarak kabul edilmektedir.
CHP
Programındaki İlgili Yargılar / İfadeler- Adalet, Eşitlik ve Sosyal Devlet
Vurgusu: Selin Sayek
Böke’nin tanıtım konuşmasında “Toplum sözleşmemizi adalet, eşitlik ve özgürlük
üzerine kurmakta kararlıyız” demiştir. Bu söz, gelir ve kaynak adaleti
açısından servet transferine karşı bir çerçeve sunduğunu gösteriyor. Programda
“vergi reformu” olacak, vergi denetimlerinin “siyasal ceza olmaktan
çıkarılması” hedefleniyor ifadesi yer almaktadır. Vergi sistemiyle ilgili
değişiklik önerileri, mevcut servet transferi dinamiklerine bir tepki olarak
yorumlanabilir. Özgür Özel, program tanıtımında “Temel Vatandaşlık Geliri”
önerisinde bulunduğunu açıkladı. Bu, alt ve orta gelirli kesimlere doğrudan
gelir transferi yapılmasını öngören bir mekanizma olarak tersine servet
transferi eleştirisi bağlamında değerlendirilebilir. Tanıtım metinlerinde CHP,
“eşitlikçi, adil, sürdürülebilir ve kapsayıcı bir kalkınma” stratejisini
benimsediğini belirtiyor. CHP’nin programının giriş bölümünde ve program
tanıtımında, servet eşitsizliği ve gelir dağılımı adaletsizliği açık biçimde
sorun olarak tanımlanmaktadır. Özellikle şu temalar öne çıkmaktadır: “Adalet”
ve “eşitlik” vurgusu, kamu kaynaklarının “ranta değil üretime” yönlendirilmesi,
“Bir avuç insanın zenginleştiği” mevcut düzene karşı eleştirel söylem, “eşitlikçi
ve kapsayıcı kalkınma” bakış açısı ve “temel vatandaşlık geliri” gibi gelir
destek mekanizmaları. Ancak dikkat
çekici biçimde, programın girişinde “tersine servet transferi” kavramı doğrudan
kullanılmamakta ve mevcut iktidar döneminde gerçekleştiği savlanan bu yapısal
servet kaymasının niteliği kavramsal olarak netleştirilmemektedir. Sorun
dolaylı biçimde ifade edilmekte, fakat sistemli bir tanı dili kurulmamaktadır.
Türkiye’de
Mevcut Durum- Tersine Servet Transferi Olgusu: Türkiye’de özellikle son 10-15 yılda
şu mekanizmalar üzerinden belirgin bir tersine servet transferi yaşandığı
söylenebilir: Kamu-özel işbirliği (KÖİ) projeleri yoluyla kamu kaynaklarının
belirli sermaye gruplarına aktarılması, yüksek enflasyon ve düşük zam siyasalarıyla,
emek gelirlerinin reel olarak erimesi, TÜİK’in tartışmalı enflasyon verileri
yoluyla emekli ve memur maaşlarının bilinçli biçimde düşük tutulması, vergi
sisteminin dolaylı vergiler ağırlıklı yapısı nedeniyle, alt ve orta sınıfların
göreli olarak daha fazla vergi yükü taşıması, servet ve sermaye kazançlarının
görece düşük vergilendirilmesi, enflasyon aracılığıyla geniş kesimlerin
tasarruflarının erimesi, buna karşılık borçlu büyük sermaye kesimlerinin
avantajlı duruma geçmesi ve vergi gelirlerinin yüzde 80’inin dolaylı
vergilerden elde edilmesi, kamu emtialarına hükümet ve bazı durumlarda yerel
yönetimler tarafından yapılan aşırı ve fahiş zamlar. Bu yapı, klasik bir
“yukarı doğru servet transferi” mekanizması üretmekte ve toplumun alt ve orta
kesimlerinden, ekonomik ve siyasal iktidara yakın dar bir zümreye doğru sistemli
bir kaynak akışı yaratmaktadır.
Eleştirel
Çözümleme: Açıklıkla
belirtmek gerekirse, CHP programında tersine servet transferi konusunda dolaylı
kabul var ama doğrudan bir atıf yoktur. CHP programı, “servet transferi”
kavramını doğrudan “tersine servet transferi” terimiyle ele almasa da servet ve
gelir adaletsizliğine güçlü bir vurgu yapıyor. Bu konuda bazı siyasal
yükümlülüklere değinilmektedir: Vergi reformu, denetimlerin yeniden
düzenlenmesi ve temel vatandaşlık geliri önerileri, servet eşitsizliğini
azaltmaya yönelik olası mekanizmalar sunulmaktadır. Ancak, program metni
kamuoyuna açık biçimde “yüksek servet kesimlerinden vergi yoluyla servet geri alımına
ilişkin radikal ve sistemli bir planı net şekilde ortaya koymaktan çok genel
eşitlik söylemleriyle sınırlı kalmaktadır. Sonuç olarak, CHP giriş metni
ekonomik adaletsizlik ve servet birikimine yönelik eleştiriler içeriyor, ancak
tersine servet transferi olgusuna doğrudan ve sistemli bir çözüm vizyonu net
biçimde tanımlanmamış görünmektedir. CHP’nin programının giriş bölümü, ekonomik
adaletsizliği ve eşitsizlikleri güçlü bir normatif çerçeveyle ele almakta ancak
Türkiye’de son dönemde ortaya çıkan bu tersine servet transferi rejimini
kavramsal olarak yeterince adlandırmamakta ve açık bir yapısal tanımlama
yapmamaktadır. Bu durum üç temel sorun yaratmaktadır: Bir kere, sorunun
derinliği bulanık kalmaktadır. Eşitsizlik yalnızca sonuçlar üzerinden
tartışılmakta, onu üreten mekanizmalar (enflasyon siyasası, vergi yapısı, KÖİ
rejimi vb.) giriş bölümünde net bir siyasal-ekonomi çerçevesiyle ortaya
konmamaktadır. İkincisi, CHP’nin ekonomik vizyonu da muğlaklaşmaktadır. Tersine
servet transferini durdurma ve tersine çevirme konusunda somut araçlar (servet
vergisi, artan oranlı servet vergisi, büyük servetlere kamusal denetim, kamu
harcamalarının yeniden yönlendirilmesi vb.) açık biçimde tanımlanmamaktadır.
Üçüncüsü, toplumsal öfke ve adalet duygusu yeterince karşılanmamaktadır. Geniş
kesimler tarafından deneyimlenen yoksullaşma ve hak kaybı, güçlü bir sistem
eleştirisiyle adlandırılmadığında, programın dönüştürücü olma savı
zayıflamaktadır. Dolayısıyla, CHP programı mevcut servet dağılımı bozulmasını
doğru yönde işaret etmekle birlikte, bu olgunun neoliberal-otoriter yeniden
bölüşüm mekanizmaları ile ilişkisini daha açık ve cesur biçimde kuramadığı
ölçüde, eleştirel güç ve dönüştürücü derinlik bakımından sınırlı kalmaktadır.
Ölçüt: Siyasal
Sistem, Otoriterleşme ve Demokrasi
CHP Programının
Giriş Bölümündeki Yaklaşımı:
CHP programının giriş bölümünde siyasal sistem sorunu esasen demokrasi, hukuk
devleti, güçler ayrılığı ve özgürlükler söylemi üzerinden ele alınmaktadır.
Giriş bölümünde öne çıkan ana vurgular şunlardır: Türkiye’de demokrasinin ciddi
bir aşınma içerisinde olduğu, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığının
zedelendiği, kurumların işlevsizleştirildiği ve kişiselleşmiş bir yönetim
tarzının ortaya çıktığı, CHP’nin ise “çoğulcu demokrasi, güçler ayrılığı ve
hukuk devleti” temelinde yeni bir siyasal düzen inşa etmeyi hedeflediği. Bununla
birlikte, giriş bölümünde CBHS’nin doğrudan ve sistemli bir rejim eleştirisi
olarak kavramsallaştırıldığı söylenemez. Sistem değişikliği daha çok
“demokratik gerileme”nin bir unsuru olarak sunulmakta, fakat bir rejim dönüşümü
ya da otoriterleşmenin kurumsal temeli olarak açıkça çözümlenmemektedir. CHP’nin
2025 programının giriş bölümünde siyasal sistem ve demokrasi ile ilgili olarak,
parlamenter demokrasinin güçlendirilmesi, hukuk devleti ilkesinin korunması ve
demokratik kurumların işlerliğinin sağlanması temel hedefler arasında sunulmaktadır.
Program, siyasal çoğulculuk, bağımsız yargı ve demokratik denetim
mekanizmalarının güçlendirilmesini vurgulamakta, yurttaşların siyasal
katılımının artırılmasını ve demokratik süreçlerin saydamlaştırılmasını öncelik
olarak göstermektedir.
Mevcut Durum: Ancak mevcut Türkiye koşulları, bu hedeflerin
uygulamaya aktarılmasını ciddi biçimde zorlaştırmaktadır. 2017’deki anayasa
değişikliği ile cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesi, yürütmenin
yetkilerinin aşırı merkezileşmesine ve parlamentonun işlevinin zayıflamasına
yol açmıştır. Demokratik denetim mekanizmaları etkililiğini yitirmiş, yargı
bağımsızlığı ve tarafsızlığı önemli ölçüde zarar görmüştür. Ayrıca, seçilmiş
organların yetki alanlarının daraltılması, siyasal yarışmanın engellenmesi ve
medyanın denetim altına alınması gibi uygulamalar, demokratik çoğulculuk ve
hukukun üstünlüğü ilkeleriyle çelişmektedir. Türkiye’de
2017 anayasa değişiklikleriyle yürürlüğe giren CBHS, klasik anlamda bir
başkanlık sistemi değil daha çok hiper-merkezileşmiş, denetimsiz ve
kişiselleşmiş bir yönetim modeli üretmiştir. Bu çerçevede parlamentonun yasama
gücü büyük ölçüde zayıflatılmış ve Meclis işlevsizleşmiştir. Yürütme yetkileri
tek elde toplanmış, karar alma süreçleri kurumsal mekanizmalardan koparılmıştır.
Yargı bağımsızlığı eylemli olarak ortadan kaldırılmış, HSK yapısı yürütmenin
etkisine açılmıştır. Medya, üniversiteler ve sivil toplum üzerinde yoğun baskı
kurulmuştur. Seçimler yarışmacı olmaktan uzaklaşmış, adil yarışma koşulları yok
edilmiştir. Bu durum yazında sıklıkla şu kavramlarla ifade edilmektedir:
yarışmacı otoriterlik, seçimli otoriterlik, hibrid (karma) rejim ve otoriter
popülizm. Dolayısıyla Türkiye’de yaşanan sorun, basit bir “demokrasi erozyonu”
değil, yapısal bir rejim dönüşümüdür.
Eleştirel
Çözümleme: CHP’nin giriş bölümünde vurgulanan
demokratik hedefler ile Türkiye’deki mevcut siyasal durum arasında belirgin bir
uyumsuzluk vardır. Program, demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanındaki sorunları
dile getirse de bu sorunların çözümüne ilişkin somut ve uygulanabilir siyasalar
geliştirmekten çok genel değerler ve ilkeler çerçevesinde kalmaktadır. Bu
durum, programın siyasal sistem ve demokrasi ölçütü açısından yetersizliğini
göstermektedir. CHP’nin programının giriş bölümündeki en temel açmazı,
Türkiye’deki mevcut siyasal rejimi eleştirirken yeterince radikal ve kavramsal
bir netlik ortaya koyamamasıdır. Bu durumu üç düzeyde eleştirmek olanaklıdır.
Birincisi, rejim tanımı net değildir. CHP, mevcut durumu genellikle
“otoriterleşme”, “hukuk devletinden uzaklaşma” ve “demokratik gerileme” gibi
doğru ama zayıf kavramsallaştırmalarla tanımlamaktadır. Oysa Türkiye’de yaşanan
süreç, geçici bir bozulma değil, anayasal düzeyde oluşturulmuş bir otoriter
rejim modelidir. Bu net biçimde ifade edilmediği sürece, önerilen çözüm yolları
da teknik reform önerileri düzeyinde kalma riski taşır. İkincisi parlamenter sistemin
terk edilmesinin tarihsel kırılma olarak ele alınmamasıdır. CBHS’ne geçiş,
Türkiye siyasal tarihinde yalnızca bir sistem değişikliği değil, Cumhuriyet’in
kurucu siyasal mimarisinden kopuş anlamına gelmektedir. Ancak giriş bölümünde
bu dönüşüm tarihsel bir rejim kırılması, Cumhuriyet’in kurumsal mantığının
tahribi ve siyasal kültürde otoriter bir sıçrama olarak yeterince güçlü bir
dille işlenmemektedir. Üçüncüsü, CHP’nin kendi tarihsel misyonu ile program arasındaki
zayıf bağdır. CHP, Cumhuriyet’in kurucu partisi olarak, parlamenter demokrasi,
laiklik, kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti konusunda tarihsel bir sorumluluk
taşımaktadır. Ancak giriş bölümünde, bu tarihsel misyonun güncel rejim kriziyle
ilişkisi yeterince güçlü bir siyasal ve ideolojik bağlam içinde
kurulmamaktadır. Bu da şu riski doğurmaktadır: CHP, mevcut rejimi eleştiriyor
gibi görünürken, onu yıkacak kadar güçlü bir siyasal-ideolojik karşı anlatı üretememektedir.
Kısacası, CHP’nin giriş bölümü siyasal sistem ve demokrasi konusunda doğru bir
yönelim ortaya koymakla birlikte rejim sorununu yeterince derinlikli ve
kavramsal biçimde tanımlayamaması, parlamenter sistemden kopuşu bir
"tarihsel kırılma" olarak ele almaktan kaçınması ve kendi kurucu
kimliği ile bugünkü kriz arasındaki bağı zayıf kurması nedeniyle eleştiriye açıktır.
Ölçüt:
Sosyal Devlet ve Yoksulluk
CHP
Programındaki İlgili Yargılar / İfadeler: CHP’nin 2025 programının giriş bölümünde sosyal adalet
ve eşitlik vurgusu önemli bir yer tutmaktadır. Programda, yoksullukla savaşım
ve hak temelli yaklaşımlar temel ilkeler arasında sayılmakta, devletin
vatandaşlarına eğitim, sağlık ve gelir adaleti gibi hizmetleri eşit biçimde
sunması gerektiği ifade edilmektedir. Bu çerçevede, sosyal devlet ilkesine
bağlılık ve toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi giriş bölümünün temel
mesajlarından biri olarak öne çıkmaktadır.
Mevcut
Durum: Ancak mevcut
Türkiye koşulları incelendiğinde, giriş bölümündeki bu ifadelerin somut
karşılığı eksik kalmaktadır. Son yıllarda sosyal devlet işlevleri ciddi biçimde
zayıflamış, yoksulluk oranları artmış ve milyonlarca kişi açlık sınırının
altında yaşamaya başlamıştır. Emekli maaşları reel olarak erimekte, sosyal
yardımlar yetersiz kalmakta ve resmi istatistiklerin açıklanma biçimi
kamuoyunda güven sorununa yol açmaktadır. Kamusal kaynakların özellikle
iktidara yakın gruplara aktarılması ise sosyal devlet ilkesine doğrudan
aykırılık oluşturmaktadır.
Eleştirel
irdeleme: Bu
bağlamda, CHP programının giriş bölümünde yer alan sosyal devlet ve yoksullukla
ilgili ifadeler, mevcut Türkiye gerçekliği karşısında yetersiz kalmaktadır.
Program, sosyal adalet ve eşitlik ilkelerini benimsemiş olsa da sorunların
kapsamını ve derinliğini somut verilerle ortaya koymakta eksiklik
göstermektedir. Ayrıca çözüm önerileri genel ifadelerle sınırlı kalmakta,
uygulanabilirlik ve önceliklendirme açısından yeterince açıklık sunmamaktadır.
Dolayısıyla giriş bölümünde dile getirilen hedefler ile Türkiye’nin mevcut
sosyo-ekonomik koşulları arasında belirgin bir kopukluk bulunmaktadır.
Ölçüt: Hak
ve Özgürlükler, Laiklik ve Eğitim
CHP
Programındaki İlgili Yargılar / İfadeler: CHP’nin 2025 programının giriş bölümünde hak ve
özgürlükler, laiklik ve eğitim konuları temel değerler arasında sunulmaktadır.
Program, yurttaşların temel hak ve özgürlüklerini güvence altına almayı,
laiklik ilkesini korumayı ve eğitimde eşitlik ile kaliteyi sağlamayı öncelikli
hedefler olarak vurgulamaktadır. Özellikle, laiklik vurgusu ile devletin din
karşısında tarafsız konumunun korunması ve eğitim sisteminde bilimsellik ve
çağdaş değerlerin güçlendirilmesi gerektiği belirtilmektedir.
Mevcut
Durum: Ancak mevcut
Türkiye koşulları bu hedeflerin uygulanabilirliği açısından ciddi sorunlar
barındırmaktadır. Son yıllarda, hak ve özgürlükler alanında sınırlamalar artmış,
ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve sivil toplum etkinlikleri ciddi baskı ve
denetim altına alınmıştır. Laiklik ilkesi, özellikle kamusal alan ve eğitim siyasalarında
giderek zayıflatılmakta, dinsel eğitim ve ideolojik yönelimler öne çıkmakta ve
Atatürk’ün laiklik anlayışıyla çelişen uygulamalar artmaktadır. Eğitim sistemi,
eşitsizliklerin ve ideolojik yönelimlerin etkisi altında kalmakta, temel eğitim
ve yükseköğretimde fırsat eşitliği ciddi biçimde zarar görmektedir.
Eleştirel
İrdeleme: CHP
programının giriş bölümünde dile getirilen hak ve özgürlükler, laiklik ve
eğitimle ilgili hedefler, Türkiye’nin mevcut durumu karşısında eksik ve soyut
kalmaktadır. Program, bu alanlardaki sorunları kapsamlı biçimde ele almakta ve
somut çözüm önerileri geliştirmek yerine genel değer ve ilkelere
odaklanmaktadır. Bu nedenle, giriş bölümünde ifade edilen ilkeler ile
Türkiye’deki güncel siyasal ve eğitimsel gerçeklikler arasında belirgin bir
uyumsuzluk söz konusudur.
Ölçüt:
Toplumsal ve Kültürel Sorunlar, Anti-Atatürkçülük ve Toplumun Ayrışması
CHP
Programındaki İlgili Yargılar / İfadeler: CHP’nin 2025 programının giriş bölümünde toplumsal ve
kültürel alanlarla ilgili vurgular, çoğulculuk, kapsayıcılık, katılımcılık ve
aydınlanma ilkeleri üzerinden yapılmaktadır. Program, toplumun tüm kesimlerine
eşit yaklaşılması, farklı kültürel ve sosyal kimliklerin tanınması ve
yurttaşların etkili katılımının sağlanması gerektiğini belirtir. Ayrıca
laiklik, bilim ve eğitim temelinde toplumsal ilerlemenin güvence altına
alınması gerektiği programda öne çıkarılmaktadır.
Mevcut
Durum: Ancak mevcut
Türkiye koşullarında toplumsal ve kültürel sorunlar ciddi boyuttadır. AKP
iktidarı döneminde anti-Atatürkçü bir siyasa geliştirilmiş ve Cumhuriyet’in
kurucu ilkeleri ve laik eğitim sistemi bilinçli olarak zayıflatılmıştır.
Toplumun farklı kesimleri arasında kutuplaşma derinleşmiş, ideolojik ve
kültürel bölünmeler yaygınlaşmıştır. Laiklik ilkesinin uygulanmaması, eğitim
sisteminde ideolojik yönelimler ve devletin toplumsal değerler üzerindeki
etkisi, toplumsal adaletsizlik ve eşitsizlik sorunlarını pekiştirmektedir.
Eleştirel
Çözümleme: CHP’nin
giriş bölümünde belirtilen toplumsal ve kültürel hedefler ile Türkiye’deki
mevcut durum arasında ciddi bir uyumsuzluk vardır. Program, toplumsal
bütünleşme ve laik aydınlanma ilkelerini savunsa da mevcut toplumsal kutuplaşma
ve anti-Atatürkçü siyasalar karşısında bu hedeflerin nasıl
gerçekleştirileceğine ilişkin somut stratejiler sunmamaktadır. Bu durum,
programın toplumsal ve kültürel sorunlar ölçütü açısından yetersizliğini ortaya
koymaktadır.
Ölçüt:
Eğitim ve Bilim
CHP
Programındaki İlgili Yargılar / İfadeler: CHP’nin 2025 programının giriş bölümünde eğitim ve
bilim alanına ilişkin ifadeler, aydınlanma ve bilimin rehberliğinde toplumsal
kalkınmanın sağlanması çerçevesinde yer almaktadır. Programda, çağdaş eğitim
sisteminin güçlendirilmesi, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması ve bilimsel
düşüncenin öncelikli kılınması hedeflenmektedir. Ayrıca, eğitim siyasalarının
kapsayıcı, eşitlikçi ve demokratik bir biçimde yürütülmesi gerektiği
vurgulanmaktadır.
Mevcut
Durum: Ancak
Türkiye’nin mevcut eğitim ve bilim durumu bu hedeflerle uyumlu değildir. AKP
iktidarı döneminde eğitim siyasaları ideolojik yönelimler ve din temelli
uygulamalar üzerinden şekillendirilmiş, eğitim programlarının içerik ve
niteliği ideolojik müdahalelere açık duruma gelmiştir. Üniversite özerkliği ve
akademik özgürlükler kısıtlanmış ve bilimsel araştırmaların bağımsızlığı ve
yeterliliği zayıflatılmıştır. Eğitimde fırsat eşitsizliği artmış, özellikle
kırsal ve yoksul bölgelerde nitelikli eğitim erişimi ciddi biçimde
sınırlanmıştır.
Eleştirel
Çözümleme: Bu
bağlamda, CHP programının eğitim ve bilim alanındaki ifadeleri idealist ve
normatif hedefler içerse de mevcut Türkiye gerçekliği karşısında
uygulanabilirlik ve somut strateji eksikliği programın bu ölçüt açısından
yetersiz kaldığını göstermektedir.
Ölçüt:
Çevre, İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik
CHP
Programındaki İlgili Yargılar / İfadeler: CHP’nin 2025 programının giriş bölümünde çevre ve
sürdürülebilirlik vurgusu, gelecek sorumluluğu çerçevesinde yer almaktadır.
Program, doğal kaynakların korunması, iklim değişikliğiyle savaşım ve
sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasını temel hedefler olarak göstermektedir.
Ayrıca, çevresel siyasa ve uygulamalarda bilimsel verilerden ve kamu yararından
hareket edilmesi gerektiği belirtilmektedir.
Mevcut
Durum: Ancak
Türkiye’nin güncel çevre ve iklim durumu bu hedeflerle uyumlu değildir. Hızlı
ve plansız kentleşme, enerji siyasalarında fosil yakıt bağımlılığı, HES ve
maden projeleri nedeniyle ekosistem yıkımı ve su kıtlığı ciddi boyutlara
ulaşmıştır. İklim değişikliğinin etkileriyle savaşımda yeterli önlemler
alınmamış ve çevresel denetim mekanizmaları zayıf kalmıştır.
Eleştirel
Çözümleme: Bu
bağlamda, CHP programının giriş bölümünde ortaya konan çevre ve
sürdürülebilirlik hedefleri normatif ve idealist düzeyde kalmakta ve mevcut
Türkiye gerçekliğiyle uygulanabilirlik açısından belirgin boşluklar
göstermektedir. Programın, çevre siyasalarının uygulanabilirliğine ilişkin
somut strateji ve önceliklendirmeleri net bir şekilde ortaya koyması
gerekmektedir.
Ölçüt: Dış Siyasa ve Güvenlik
CHP
Programındaki İlgili Yargılar / İfadeler: CHP 2025 programının giriş bölümünde dış siyasa ve
güvenlik konularına değinilirken, Türkiye’nin bölgesel ve küresel ilişkilerde kararlı,
barış ve iş birliği ilkeleri çerçevesinde hareket etmesi gerektiği
vurgulanmaktadır. Program, diplomasi, uluslararası hukuka bağlılık ve ulusal
güvenliğin sağlanması ile ilgili genel ilkeleri ortaya koymaktadır. Ayrıca,
Türkiye’nin savunma kapasitesinin güçlendirilmesi ve tehdit algılarına karşı
hazırlıklı olunması gerektiği ifade edilmektedir.
Mevcut
Durum: Ancak
Türkiye’nin mevcut dış siyasa ve güvenlik durumu, programın ifade ettiği
normatif hedeflerden oldukça uzak bir görünüm sergilemektedir. Bölgesel
krizler, sınır güvenliği sorunları, terörle savaşımda yaşanan zorluklar ve
uluslararası ilişkilerde stratejik tutarsızlıklar, güvenlik ve diplomasi
alanında ciddi kırılganlıklar yaratmaktadır. Türkiye’nin hem askeri hem de
diplomatik açıdan sürdürülebilir bir güvenlik siyasası oluşturabilmesi için
somut stratejiler ve önceliklerin netleştirilmesi gerekmektedir.
Eleştirel
Çözümleme: Bu
bağlamda, CHP’nin giriş bölümünde yer alan dış siyasa ve güvenlik hedefleri,
mevcut Türkiye gerçekliğiyle kıyaslandığında idealist bir çerçeve sunmakta ve
uygulanabilirliğe ilişkin açık ve detaylı bir yol haritası içermemektedir.
Ölçütlerin
Değerlendirilmesi
|
Çizelge 1: Özet Değerlendirme |
|||
|
Ölçüt |
CHP Programının Giriş
Bölümündeki İlgiler / Yargılar |
Mevcut Durum |
Eleştirel Değerlendirme |
|
Siyasal Sistem ve Demokrasi |
Program, demokratikleşme ve güçler ayrılığı vurgusu
yapıyor; parlamenter sistemin ve demokratik normların önemini vurguluyor. |
Türkiye’de parlamenter sistem terk edildi,
Cumhurbaşkanlığı sistemi egemen; otoriterleşme, demokrasi gerilemesi ve
hukukun üstünlüğü ihlalleri gözlemleniyor. |
Giriş bölümü sorunları tanımlamakla kalıyor; mevcut
otoriter ortam ve demokratik boşluklara karşı somut siyasa önerileri eksik. |
|
Hak ve Özgürlükler / Laiklik / Eğitim |
Hak ve özgürlüklerin korunması, laiklik ilkesi ve
eğitimde eşitlik vurgulanıyor. |
Haklar ve özgürlükler kısıtlanmış; laiklikten
sapmalar, eğitim sistemi ideolojik yönlendirmelerle baskılanıyor. |
Programın giriş bölümü bu sorunları yeterince
tanımıyor; önerilen siyasalar somut değil ve krizlerin ciddiyetini
yansıtmıyor. |
|
Ekonomi / Sosyal Adalet / Tersine Servet Transferi |
Sosyal devlet anlayışı, eşitlik, emeğin üstünlüğü ve
yoksullukla savaşım hedefleri öne çıkıyor. |
Tersine servet transferi; emekli maaşlarının
enflasyon altında erimesi, açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşayan
milyonlar. |
Giriş bölümü bu ekonomik bozulmaları yeterince ele
almıyor; eşitsizlik ve ekonomik adaletsizliğe karşı somut önlemler eksik. |
|
Toplumsal ve Kültürel Sorunlar |
Katılımcılık, kapsayıcılık, aktif yurttaşlık,
toplumu savunma ve dayanışma vurgusu var. |
Toplumun tüm kesimlerinde anti-Atatürkçülük artıyor;
toplumsal kutuplaşma ve kültürel yozlaşma gözlemleniyor. |
Program girişinde toplumsal ve kültürel sorunlar
yüzeysel; bu alanlarda ciddi analiz ve çözüm önerileri bulunmuyor. |
|
Eğitim ve Bilim |
Bilimsel düşünce, aydınlanma ve eğitim siyasalarının
önemi vurgulanıyor. |
Eğitim sistemi ideolojik yönelimlere maruz; bilimsel
ve eleştirel düşünce geri plana itilmiş durumda. |
Giriş bölümü hedefleri ifade ediyor ama mevcut
eğitim krizine ilişkin somut değerlendirme yok. |
|
Çevre, İklim Değişikliği ve Sürdürülebilirlik |
Sürdürülebilirlik ve gelecek sorumluluğu
vurgulanıyor. |
Çevre siyasaları yetersiz; iklim değişikliği
etkileri ve sürdürülebilirlik önlemleri eksik. |
Giriş bölümünde bu konu genel bir değer olarak yer
alıyor; somut strateji ve öncelikler belirtilmemiş. |
|
Dış Siyasa ve Güvenlik |
Barış, uluslararası iş birliği ve güvenliğin önemi
öne çıkıyor. |
Türkiye’nin güvenlik siyasaları kararlısız; bölgesel
krizler ve diplomatik zayıflıklar var. |
Program girişinde güvenlik ve dış siyasa sorunlarına
ilişkin analitik yaklaşım yetersiz; krizlere karşı çözüm önerisi sınırlı. |
Genel
Değerlendirme ve Sonuç
CHP’nin 2025
programının giriş bölümü, partinin ideolojik temellerini ve temel hedeflerini
özetleyen bir çerçeve sunmaktadır. Program, demokratik değerler, güçler
ayrılığı, sosyal adalet, hak ve özgürlükler, laiklik, eğitim, bilim, çevre,
sürdürülebilirlik ve barış gibi konuları vurgulamakta ve partinin reformist ve
kapsayıcı yaklaşımını ifade etmektedir. Bu bağlamda, giriş bölümü kuramsal
olarak partinin temel vizyonunu okuyucuya aktarma işlevini yerine
getirmektedir.
Ancak,
mevcut Türkiye siyasal ve toplumsal koşulları dikkate alındığında giriş
bölümünün yeterliliği, geçerliliği ve isabetliliği ciddi şekilde
sorgulanabilir. Türkiye’de parlamenter sistemin terk edilmesi, otoriterleşme
eğilimleri, hukukun üstünlüğünün zayıflaması, temel hak ve özgürlüklerin
kısıtlanması, ekonomik eşitsizlik ve tersine servet transferi, eğitim ve bilim
alanındaki ideolojik yönelimler, toplumsal kutuplaşma ve kültürel yozlaşma,
çevre ve iklim siyasalarının yetersizliği ile güvenlik ve dış siyasa krizleri
gibi çok boyutlu ve somut sorunlar yaşanmaktadır.
Giriş bölümü
bu somut sorunları tanımlamakta ve mevcut bozulmaları çözümlemekte yetersiz
kalmakta ve dolayısıyla programın mevcut krizler karşısındaki isabetliliği
sınırlı kalmaktadır. Öngörülen ilkeler ve değerler, ideolojik bir çerçeve
sunmakla birlikte, somut siyasa önerilerine ve uygulanabilir çözümlere dönük
açıklık taşımamaktadır. Bu durum, programın Türkiye’nin güncel siyasal,
ekonomik ve toplumsal bozulmalarına karşı etkili bir yol haritası oluşturmasını
engellemektedir.
Sonuç
olarak, CHP’nin giriş bölümü, partinin vizyonunu ve ideolojik yaklaşımını
özetleme işlevini yerine getirse de mevcut sorunlara yanıt üretme kapasitesi
açısından eksik ve yetersiz kalmaktadır. Programın geçerliliği ve isabetliliği,
mevcut siyasal krizlerin ve toplumsal bozulmaların yeterince ele alınamamış
olmasından dolayı sınırlıdır. Bu nedenle, giriş bölümünün güçlendirilmesi,
somut veri ve çözümlerle desteklenmesi ve Türkiye’nin güncel sorunlarına karşı
uygulanabilir siyasa önerileriyle bütünleştirilmesi gerekmektedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder