Birleşik Krallık'ın Tarihsel Oluşumu
ve Anayasal Yapısı
Prof. Dr. Firuz
Demir Yaşamış
ÖZ
Bu çalışma
Birleşik Krallık'ın tarihsel oluşumunu ve günümüzdeki anayasal yapısını
İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda arasındaki tarihsel ve kurumsal
ilişkiler çerçevesinde incelemektedir. Çalışmanın temel sorunsalı farklı
tarihsel ulusal birimlerin siyasal birlikler yoluyla bir araya gelmesiyle
oluşan Birleşik Krallık'ın bu birimlerin farklı kimliklerini ve siyasal
taleplerini hangi ölçüde anayasal yapısı içerisinde barındırabildiği ve bu
yapının anayasal bütünlüğünü sürdürme kapasitesidir. Tarihsel ve nitel
araştırma yöntemine dayanan çalışmada tarihsel çözümleme, anayasal ve kurumsal
çözümleme, karşılaştırmalı kurumsal çözümleme ve belge çözümlemesi birlikte
kullanılmıştır. Çözümleme Birleşik Krallık'ın tek bir kurucu işlemle ortaya
çıkmış homojen bir ulus-devlet olmadığını, 1603 Taçlar Birliği, 1707
İngiltere-İskoçya Birliği, 1801 Büyük Britanya-İrlanda Birliği, İrlanda'nın 20.
yüzyıldaki ayrılması ve 1998 sonrası devolution düzenlemeleri sonucunda
katmanlı biçimde oluştuğunu göstermektedir. Çalışmanın temel bulgusu Birleşik
Krallık'ın klasik tekil (üniter) veya federal devlet modellerinden farklı
olarak farklı tarihsel ulusal toplulukların aynı egemenlik altında asimetrik
kurumsal statülerle varlıklarını sürdürdüğü çok uluslu bir anayasal birlik niteliği
taşıdığıdır. Devolution bir yandan farklılıkların Birlik içerisinde
kurumsal olarak tanınmasını sağlayarak anayasal bütünlüğün sürdürülmesine
katkıda bulunurken, diğer yandan alt-ulusal siyasal kurumların ve kimliklerin
güçlenmesine olanak vermektedir. Bu nedenle Birleşik Krallık'ın anayasal
bütünlüğü durağan bir yapıdan çok birlik ile farklılık arasındaki ilişkinin
sürekli yeniden düzenlendiği devingen bir anayasal süreç olarak
değerlendirilmektedir.
Anahtar
Kelimeler: Birleşik
Krallık, anayasal yapı, çok uluslu devlet, parlamento egemenliği, devolution,
anayasal asimetri, İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda
ABSTRACT
This study examines the historical formation and
contemporary constitutional structure of the United Kingdom through the
historical and institutional relationships among England, Scotland, Wales, and
Northern Ireland. The central research problem is the extent to which the
United Kingdom, formed through successive political unions among historically
distinct national units, has been able to accommodate their different
identities and political demands within its constitutional structure and
whether this structure possesses the capacity to maintain constitutional
integrity. Employing a historical and qualitative research design, the study
combines historical analysis, constitutional and institutional analysis,
comparative institutional analysis, and document analysis. The analysis
demonstrates that the United Kingdom did not emerge as a homogeneous
nation-state through a single constitutive act. Rather, it developed through
successive layers of constitutional transformation, including the Union of the
Crowns in 1603, the Union of England and Scotland in 1707, the Union with
Ireland in 1801, the subsequent separation of most of Ireland, and the
devolution settlements introduced from 1998 onwards. The principal finding is
that the United Kingdom is better understood as a multinational constitutional
union characterized by asymmetric institutional arrangements than through
either the classical unitary-state or federal-state model. Devolution has
simultaneously contributed to the preservation of the Union by institutionally
recognizing territorial differences and strengthened the political institutions
and identities of the constituent nations. The constitutional integrity of the
United Kingdom should therefore be understood not as a static condition but as
a dynamic constitutional process in which the relationship between union and
difference is continuously renegotiated.
Keywords: United
Kingdom, constitutional structure, multinational state, parliamentary
sovereignty, devolution, constitutional asymmetry, Scotland, Wales, Northern
Ireland
GİRİŞ VE
SORUNSALIN TANIMLANMASI
Birleşik
Krallık, Avrupa'nın en eski ve en etkili devletlerinden biri olmakla birlikte
siyasal ve anayasal yapısı bakımından klasik ulus-devlet modellerinden önemli
ölçüde ayrılmaktadır. Devletin resmi adı olan Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda
Birleşik Krallığı, İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'dan
oluşmaktadır. Ancak bu dört ülkenin aynı siyasal yapı içinde bulunması ortak
bir ulusal kimliğin tarihsel olarak bütünleşmesi sonucunda değil, farklı
dönemlerde gerçekleşen siyasal birliklerin, çatışmaların, anlaşmaların ve
anayasal düzenlemelerin sonucudur. Bu nedenle Birleşik Krallık'ın bugünkü
yapısını anlamak yalnızca İngiliz tarihini bilmekle değil, bu yapıyı oluşturan
farklı ulusal birimlerin tarihsel gelişimini birlikte değerlendirmekle olanaklıdır.
Birleşik
Krallık'ın oluşum süreci birkaç yüzyıla yayılan karmaşık bir tarihsel gelişim
göstermiştir. 1603'te İngiltere ve İskoçya'nın aynı hükümdar altında birleşmesi
iki ülkeyi henüz tek bir devlet durumuna getirmemiş ve 1707 tarihli Birlik
Yasaları ile İngiltere ve İskoçya parlamentolarının birleştirilmesi sonucunda
Büyük Britanya Krallığı kurulmuştur. 1801'de Büyük Britanya ile İrlanda'nın
birleşmesiyle Birleşik Krallık'ın daha geniş tarihsel biçimi ortaya çıkmış ve
1921-1922 döneminde İrlanda'nın büyük bölümünün Birleşik Krallık'tan ayrılması
ve Kuzey İrlanda'nın Birleşik Krallık içinde kalmasıyla bugünkü devlet
yapısının temel sınırları oluşmuştur. Dolayısıyla bugünkü Birleşik Krallık tek
bir tarihsel kuruluş anının değil, birbirini izleyen birlik ve ayrılma
süreçlerinin ürünüdür.
Bu tarihsel
gelişimin önemli bir özelliği siyasal birlik gerçekleşirken onu oluşturan
ülkelerin bütün kurumsal özelliklerinin ortadan kaldırılmamış olmasıdır.
Özellikle İskoçya 1707 Birliği sonrasında kendi hukuk ve eğitim sisteminin yanı
sıra kilise yapılanmasını ve çeşitli kurumsal özelliklerini korumuştur.
Galler'in İngiltere ile bütünleşmesi daha erken dönemlerde gerçekleşmiş olmakla
birlikte zaman içinde ayrı bir ulusal kimlik ve siyasal temsil anlayışı
varlığını sürdürmüştür. İrlanda ise Birleşik Krallık'ın oluşumundan itibaren
farklı bir tarihsel ve siyasal gelişme izlemiş ve bunun sonucunda 20. yüzyılda
devletin parçalanmasına yol açan güçlü bir milliyetçi hareket ortaya çıkmıştır.
Bu nedenle
Birleşik Krallık'ın anayasal yapısındaki temel özelliklerden biri “birlik” ile “farklılık”
arasındaki sürekli gerilimdir. Bir yandan Westminster Parlamentosu devletin
siyasal bütünlüğünü ve egemenliğini temsil ederken diğer yandan İskoçya, Galler
ve Kuzey İrlanda'nın farklı tarihsel kimlikleri ve siyasal kurumları
bulunmaktadır. 1990'lı yıllardan itibaren geliştirilen “devolution” yani
yetki devri sistemiyle bu farklılıklar anayasal düzen içinde
kurumsallaştırılmış ve İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'da farklı kapsam ve
nitelikte yasama ve yürütme yetkileri oluşturulmuştur. Bununla birlikte bu
yetki devri Birleşik Krallık'ın federal bir devlete dönüşmesi anlamına gelmemiş
ve egemenlik ile yetki kullanımı arasındaki ilişkinin kendine özgü bir biçimde
sürdürülmesine yol açmıştır.
Sorunsal tam
da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Birleşik Krallık, tarihsel olarak farklı
ulusal toplulukların siyasal birlik içinde tutulmasına dayanan bir devlet
modeli geliştirmiştir. Ancak ulusal kimliklerin siyasal olarak güçlenmesi,
demokratik temsilin yerelleşmesi ve anayasal yetkilerin merkezden bölgesel
kurumlara aktarılması zaman içinde yalnızca birlik içinde farklılıkların
yönetilmesi sorununu değil, birliğin kendisinin geleceği sorununu da gündeme
getirmiştir.
Özellikle
İskoçya'daki bağımsızlık hareketi, Kuzey İrlanda'daki anayasal statü tartışması
ve Galler'de giderek görünür duruma gelen daha geniş siyasal özerklik talepleri
Birleşik Krallık'ın tarihsel olarak kurulmuş anayasal dengesini yeniden
tartışmaya açmaktadır. Brexit sonrasında bu tartışmaların yeni bir boyut
kazanması Birleşik Krallık'ın kendi içindeki ulusal ve siyasal farklılıklar ile
devletin merkezi siyasal yönelimi arasındaki ilişkinin yeniden
değerlendirilmesine neden olmuştur.
Bu inceleme,
Birleşik Krallık'ın günümüzde karşı karşıya bulunduğu bölünme tartışmasını
doğrudan çözümlemeyi amaçlayan ikinci bölümden önce, söz konusu tartışmanın
tarihsel ve anayasal zeminini ortaya koymaktadır. Bu nedenle çalışmanın temel
sorunu Birleşik Krallık'ın nasıl oluştuğu ve farklı ulusal birimlerin bu devlet
yapısı içinde hangi tarihsel ve anayasal statülerle yer aldığıdır. Bu sorunun
açıklığa kavuşturulması, günümüzde İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'da ortaya
çıkan farklı anayasal taleplerin niteliğinin anlaşılabilmesi bakımından
zorunludur.
Bu inceleme,
Birleşik Krallık'ın tarihsel oluşumunu ve günümüzde karşı karşıya bulunduğu
anayasal bütünlük sorunlarını birlikte ele alan iki bölümlü bir çalışmanın ilk
bölümüdür. Birinci bölümde, İngiltere, İskoçya, Galler ve İrlanda arasındaki
tarihsel ilişkilerden hareketle Birleşik Krallık'ın oluşum süreci, 1707 ve 1801
birlikleri, İrlanda'nın bölünmesi ve günümüzdeki anayasal yapı incelenecektir.
Böylece Birleşik Krallık'ın tek bir ulusal bütünlükten çok tarihsel birliklerle
şekillenmiş çok uluslu bir devlet niteliği taşıdığı ortaya konulacaktır.
Çalışmanın
ikinci bölümü ise “Birleşik Krallık Bölünüyor mu? Cardiff Girişimi ve Anayasal
Gelecek” başlığını taşımaktadır. Bu bölümde, İskoçya'nın bağımsızlık talebi,
Galler'in anayasal arayışları ve Kuzey İrlanda'nın İrlanda Cumhuriyeti ile
birleşme olasılığı ve Cardiff girişimi çerçevesinde güncel gelişmeler ışığında
değerlendirilecektir. Dolayısıyla ilk bölüm, ikinci bölümde ele alınacak
bölünme tartışmasının tarihsel ve anayasal zeminini oluşturmaktadır.
Amaç ve
Hedefler
Bu
çalışmanın temel amacı Birleşik Krallık'ın günümüzdeki siyasal ve anayasal
yapısını ortaya çıkaran tarihsel gelişim sürecini incelemek ve bu yapının
İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda arasındaki farklı tarihsel, siyasal
ve kurumsal ilişkiler üzerinde nasıl şekillendiğini açıklamaktır. Bu çerçevede
çalışma Birleşik Krallık'ı tek ve homojen bir ulus-devlet olarak değil, farklı
tarihsel oluşumların bir araya gelmesiyle meydana gelmiş çok uluslu ve
asimetrik bir anayasal yapı olarak ele almaktadır.
Bu temel
amaç doğrultusunda çalışmanın hedefleri şunlardır:
Birleşik Krallık'ın tarihsel oluşum sürecini açıklamak ve
İngiltere, İskoçya, Galler ve İrlanda arasındaki siyasal ilişkilerin zaman
içinde nasıl geliştiğini ortaya koymak.
1707 İngiltere-İskoçya Birliği ile 1801 Büyük
Britanya-İrlanda Birliği'nin niteliğini ve sonuçlarını incelemek ve bu
birliklerin Birleşik Krallık'ın kurumsal ve anayasal gelişimindeki yerini
belirlemek.
İrlanda'nın Birleşik Krallık'tan ayrılma sürecini ve Kuzey
İrlanda'nın Birleşik Krallık içinde kalmasını açıklamak ve böylece günümüzdeki
Birleşik Krallık sınırlarının hangi tarihsel süreç sonucunda oluştuğunu ortaya
koymak.
Birleşik Krallık'ı oluşturan dört ülkenin farklı tarihsel ve
kurumsal özelliklerini belirlemek ve özellikle İskoçya'nın hukuk ve eğitim
sistemi ile Kuzey İrlanda'nın kendine özgü anayasal konumunu değerlendirmek.
Birleşik Krallık'ın anayasal yapısının temel özelliklerini
incelemek ve yazılı ve tekil bir anayasa yerine yasalar, anayasal teamüller,
yargı kararları ve siyasal anlaşmalardan oluşan yapının nasıl işlediğini
açıklamak.
Devolution sisteminin ortaya çıkışını ve gelişimini
değerlendirmek ve İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'ya devredilen yetkilerin
Birleşik Krallık'ın tekil yapısı ve merkezi egemenlik anlayışıyla ilişkisini
ortaya koymak.
Birlik ile ulusal farklılık arasındaki anayasal gerilimi
belirlemek ve farklı ulusal kimliklerin siyasal temsil ve özerklik taleplerinin
Birleşik Krallık'ın bütünlüğü üzerindeki etkisini açıklamak.
Günümüzdeki anayasal tartışmaların tarihsel zeminini
oluşturmak ve özellikle İskoçya'nın bağımsızlık talebi, Kuzey İrlanda'nın
anayasal geleceği ve Galler'in artan özerklik taleplerinin hangi tarihsel ve
kurumsal koşullarda ortaya çıktığını açıklayarak ikinci bölümde ele alınacak
Cardiff girişimi ve bölünme tartışmasına bir çözümleyici temel sağlamak.
Bu hedefler
doğrultusunda çalışma Birleşik Krallık'ın tarihsel gelişimini yalnızca
kronolojik bir olaylar dizisi olarak değil, birlik, ulusal kimlik, egemenlik,
özerklik ve anayasal düzen arasındaki ilişkinin tarihsel olarak oluşumu
üzerinden değerlendirmektedir.
Araştırma
Soruları
Bu çalışma,
Birleşik Krallık'ın tarihsel oluşumu ile günümüzdeki anayasal yapısı arasındaki
ilişkiyi ortaya koymak amacıyla aşağıdaki araştırma sorularına yanıt
aramaktadır:
Birleşik Krallık hangi tarihsel siyasal birlikler ve ayrılma
süreçleri sonucunda ortaya çıkmıştır?
İngiltere, İskoçya, Galler ve İrlanda arasındaki tarihsel
ilişkiler bugünkü Birleşik Krallık'ın siyasal ve anayasal yapısını nasıl
şekillendirmiştir?
1707 İngiltere-İskoçya Birliği ile 1801 Büyük
Britanya-İrlanda Birliği'nin kuruluş biçimleri ve sonuçları Birleşik Krallık'ın
çok uluslu yapısının oluşumunu nasıl etkilemiştir?
İrlanda'nın Birleşik Krallık'tan ayrılması ve Kuzey
İrlanda'nın Birleşik Krallık içinde kalması devletin bugünkü anayasal
sınırlarını ve yapısını nasıl oluşturmuştur?
Birleşik Krallık'ı oluşturan ülkelerin farklı tarihsel
kimlikleri ve kurumsal özellikleri devletin anayasal bütünlüğü içinde nasıl
korunmuş ve düzenlenmiştir?
Birleşik Krallık'ın yazılı duruma getirilmiş edilmiş tek bir
anayasa yerine yasalar, anayasal teamüller, yargı kararları ve siyasal
anlaşmalara dayanan anayasal düzeni nasıl işlemektedir?
Devolution sistemi Westminster Parlamentosu ile İskoçya, Galler ve
Kuzey İrlanda'daki bölgesel yasama ve yürütme kurumları arasındaki yetki ve
egemenlik ilişkisini nasıl değiştirmiştir?
Birleşik Krallık'ın tarihsel birlik yapısı ile İskoçya,
Galler ve Kuzey İrlanda'daki farklı ulusal kimlik ve siyasal talepler
arasındaki ilişki devletin gelecekteki anayasal bütünlüğü açısından hangi
sorunları ortaya çıkarmaktadır?
Bu sorular
birlikte değerlendirildiğinde çalışmanın temel araştırma problemi şu biçimde
ifade edilebilir: Farklı tarihsel ulusal birimlerin siyasal birlikler yoluyla
bir araya gelmesiyle oluşan Birleşik Krallık'ın anayasal yapısı bu birimlerin
farklı kimliklerini ve siyasal taleplerini hangi ölçüde bünyesinde
barındırabilmekte ve bu yapı günümüzde anayasal bütünlüğünü sürdürebilecek bir
kapasiteye sahip midir?
Yöntem
Bu çalışma,
Birleşik Krallık'ın tarihsel oluşumu ile günümüzdeki anayasal yapısı arasındaki
ilişkiyi ortaya koymak amacıyla tarihsel ve nitel bir araştırma yaklaşımı
kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın konusu, belirli bir dönemde
ortaya çıkan tekil bir siyasal olaydan çok birkaç yüzyıla yayılan birlik,
ayrılma, kurumsal dönüşüm ve yetki devri süreçlerinin birikimli sonucunu
kapsamaktadır. Bu nedenle çalışma tarihsel gelişmeleri kronolojik olarak
sıralamakla yetinmeyen, bu gelişmelerin günümüzdeki anayasal yapıyı nasıl
oluşturduğunu açıklamaya yönelik bir çözümleme yaklaşımına dayanmaktadır. Araştırmanın
ilk aşamasında tarihsel çözümleme kullanılmıştır. Bu kapsamda İngiltere,
İskoçya, Galler ve İrlanda arasındaki siyasal ilişkilerin gelişimi, 1603
Taçların Birliği, 1707 İngiltere-İskoçya Birliği, 1801 Büyük Britanya-İrlanda
Birliği, İrlanda'nın bölünmesi ve Kuzey İrlanda'nın Birleşik Krallık içinde
kalması gibi temel tarihsel dönüm noktaları üzerinden incelenmiştir. Tarihsel
olaylar yalnızca meydana geldikleri dönem bakımından değil, sonraki anayasal
gelişmeler üzerindeki etkileri dikkate alınarak değerlendirilmiştir. İkinci
aşamada anayasal ve kurumsal çözümleme gerçekleştirilmiştir. Birleşik
Krallık'ın yazılı tek bir anayasa yerine farklı nitelikteki anayasal
kaynakların oluşturduğu yapısı, Parlamento egemenliği, anayasal teamüller,
yasalar, yargı kararları ve siyasal anlaşmalar çerçevesinde incelenmiştir.
Böylece Birleşik Krallık'ın anayasal düzeninin yalnızca hukuk metinlerinden
değil, tarihsel olarak gelişmiş kurumsal uygulamalardan da oluştuğu ortaya
konulmaya çalışılmıştır. Üçüncü aşamada karşılaştırmalı kurumsal çözümleme
kullanılmıştır. İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın Birleşik
Krallık içindeki konumları, sahip oldukları yasama ve yürütme kurumları, yetki
alanları, tarihsel statüleri ve merkezi yönetimle ilişkileri bakımından
karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırma, özellikle devolution sisteminin
dört ülke bakımından aynı biçimde uygulanmadığını ve Birleşik Krallık'ın
anayasal yapısının önemli ölçüde asimetrik olduğunu göstermek amacıyla
kullanılmıştır. Dördüncü aşamada belge çözümlemesine başvurulmuştur. Birlik
yasaları, anayasal düzenlemeler, Parlamento belgeleri, yargı kararları, hükümet
belgeleri ve ilgili siyasal anlaşmalar birincil kaynaklar olarak
değerlendirilmiştir. Özellikle 1707 ve 1801 Birlik Yasaları, 1998 Belfast/Good
Friday Agreement, devolution düzenlemeleri ve Birleşik Krallık
Yüksek Mahkemesi'nin İskoç bağımsızlık referandumuna ilişkin 2022 tarihli
kararı anayasal gelişmelerin hukuksal dayanaklarını belirlemek bakımından temel
belgeler olarak ele alınmıştır. Araştırmada ayrıca ilgili akademik yazından
yararlanılmıştır. Tarih, siyaset bilimi, kamu yönetimi, anayasa hukuku ve
Birleşik Krallık çalışmaları alanındaki akademik araştırmalar birincil
kaynaklardan elde edilen bilgilerin tarihsel ve kuramsal bağlam içinde
değerlendirilmesinde kullanılmıştır. Böylece olayların yalnızca betimlenmesi
yerine tarihsel gelişmeler ile güncel anayasal yapı arasındaki nedensel ve
kurumsal bağlantıların ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Çalışmada kronolojik
çözümleme ile kurumsal çözümleme birlikte kullanılmıştır. Kronolojik çözümleme
Birleşik Krallık'ın bugünkü yapısına hangi tarihsel aşamalardan geçerek
ulaştığını ortaya koyarken, kurumsal çözümleme, bu tarihsel gelişmelerin
günümüzdeki egemenlik, yetki paylaşımı, ulusal kimlik ve özerklik ilişkilerine
nasıl yansıdığını belirlemektedir. Bu yöntemsel yaklaşım doğrultusunda çalışma
Birleşik Krallık'ın tarihsel gelişimini yalnızca geçmişte kalmış olayların
toplamı olarak değil, günümüzdeki anayasal yapının oluşumunu açıklayan tarihsel
bir süreç olarak ele almaktadır. Böylece çalışmanın ikinci bölümünde
incelenecek olan İskoçya'nın bağımsızlık talebi, Galler'in anayasal arayışları,
Kuzey İrlanda'nın geleceği ve Cardiff girişimi gibi güncel gelişmelerin
tarihsel ve kurumsal arka planının oluşturulması hedeflenmektedir.
KAVRAMSAL
VE KURAMSAL ÇERÇEVE
Birleşik
Krallık'ın tarihsel oluşumu ve anayasal yapısının incelenebilmesi öncelikle bu
yapıyı açıklamak için kullanılacak temel kavramların belirlenmesini
gerektirmektedir. Çünkü Birleşik Krallık klasik tekil (üniter)ulus-devlet,
federal devlet ve konfederasyon modellerinden herhangi biriyle bütünüyle
açıklanabilecek bir anayasal yapıya sahip değildir. Tarihsel olarak farklı
siyasal birimlerin birleşmesiyle oluşmuş olması bu birimlerin bazı kurumsal
özelliklerini koruması ve zaman içinde farklı düzeylerde siyasal yetkiler elde
etmesi Birleşik Krallık'ı kendine özgü ve asimetrik bir anayasal yapı durumuna
getirmiştir.
Çok
Uluslu Devlet
Bu
çalışmanın temel kavramlarından biri çok uluslu devlet kavramıdır. Çok uluslu
devlet sınırları içinde tek bir ulusal kimliğin bulunmadığı ve tarihsel olarak
oluşmuş birden fazla ulusal topluluğun aynı siyasal egemenlik altında bulunduğu
devletleri ifade etmektedir. Bu yapılarda devletin siyasal bütünlüğü ile farklı
ulusal kimliklerin korunması arasında sürekli bir ilişki ve zaman zaman gerilim
bulunmaktadır. Birleşik Krallık bu kavram açısından özel bir örnektir. İngiliz,
İskoç, Galli ve Kuzey İrlandalı kimlikleri aynı devletin yurttaşlığı ile tümüyle
özdeş değildir. Birleşik Krallık vatandaşlığı ortak bir hukuksal statü
oluştururken bunun üzerinde veya yanında farklı ulusal kimlikler varlığını
sürdürmektedir. Bu nedenle Birleşik Krallık'ın siyasal bütünlüğü tek bir
homojen ulusal kimliğin varlığına değil, farklı tarihsel kimliklerin aynı
devlet çatısı altında tutulabilmesine dayanmaktadır.
Ulus-Devlet
ve Birleşik Krallık'ın Farklılığı
Klasik
ulus-devlet modelinde devlet ile ulus arasında olanaklı olduğunca yüksek
düzeyde bir örtüşme varsayılır. Birleşik Krallık'ın tarihsel gelişimi ise bu
modele tam olarak uymamaktadır. Devlet önce ayrı siyasal birimler arasındaki
birliklerle oluşmuş ve daha sonra bu birliklerin içinde farklı ulusal kimlikler
varlığını sürdürmüştür. Bu nedenle Birleşik Krallık'ı yalnızca “İngiliz
devleti” olarak tanımlamak İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın tarihsel ve
anayasal konumlarını açıklamak bakımından yetersiz kalmaktadır. Bununla
birlikte Birleşik Krallık'ın çok uluslu niteliği onun federal bir devlet olduğu
anlamına da gelmemektedir.
Tekil
Devlet, Federalizm ve Asimetrik Yapı
Birleşik
Krallık anayasal açıdan tarihsel olarak tekil devlet niteliğini korumuştur.
Ancak 1990'lı yıllardan itibaren geliştirilen devolution sistemi merkezi
yönetimin yetkilerinin belirli ölçülerde İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'daki
kurumlara aktarılmasıyla bu tekil yapının niteliğini önemli ölçüde
değiştirmiştir. Federal sistemlerde kurucu birimler ile federal merkez
arasındaki yetki paylaşımı anayasal olarak güvence altına alınmış ve tarafların
yetki alanları üzerinde karşılıklı anayasal güvenceler oluşturulmuştur.
Birleşik Krallık'taki devolution ise tarihsel olarak Westminster
Parlamentosu'nun egemenliği içinde geliştirilmiştir. Bu nedenle Birleşik
Krallık'ın yapısını federalizmle özdeşleştirmek doğru değildir. Bununla
birlikte devolution sistemi bütün ülkelerde aynı biçimde
uygulanmamaktadır. İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın sahip oldukları
yetkiler, kurumlar ve anayasal düzenlemeler birbirinden farklıdır. Bu nedenle
Birleşik Krallık'ın günümüzdeki yapısı asimetrik yetki devrine dayalı bir
anayasal düzen olarak değerlendirilebilir.
Devolution
Devolution, merkezi devletin bazı yasama ve
yürütme yetkilerini ülke içindeki bölgesel veya ulusal kurumlara devretmesi
anlamına gelmektedir. Birleşik Krallık örneğinde bu kavram özellikle İskoçya,
Galler ve Kuzey İrlanda'daki yasama ve yürütme kurumlarının oluşturulmasını
ifade etmektedir. Ancak devolution ile bağımsızlık arasında temel bir
ayrım bulunmaktadır. Yetki devrinde devletin egemenliği devam ederken belirli
yetkiler başka kurumlar tarafından kullanılmaktadır. Bağımsızlıkta ise ilgili
siyasal birim kendi egemenliğine sahip ayrı bir devlet durumuna gelmektedir. Bu
ayrım Birleşik Krallık'ın geleceğine ilişkin tartışmaların anlaşılması
bakımından merkezi öneme sahiptir. Çünkü daha fazla devolution talebi
zorunlu olarak bağımsızlık talebi anlamına gelmemektedir. Aynı şekilde devolution
sisteminin genişletilmesi Birleşik Krallık'ın anayasal bütünlüğünü korumaya
yönelik bir araç olarak da kullanılabilir.
Parlamento
Egemenliği
Birleşik
Krallık anayasal sisteminin anlaşılması bakımından Parlamento egemenliği (parliamentary
sovereignty) temel kavramlardan biridir. Geleneksel anayasal anlayışta
Westminster Parlamentosu, Birleşik Krallık'ın en üstün yasama organıdır. Bu
anlayış Birleşik Krallık'ın federal bir sistemden farklılaşmasının temel
nedenlerinden biridir. Parlamento egemenliği ile devolution arasındaki
ilişki ise Birleşik Krallık anayasal düzeninin en önemli özelliklerinden birini
oluşturmaktadır. Westminster, egemen yasama organı olma niteliğini korurken
İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'daki kurumlara belirli alanlarda yasama ve
yürütme yetkileri verilmiştir. Bu durum Birleşik Krallık'ın anayasal yapısında
egemenlik ile yetki kullanımı arasında bir ayrışma yaratmıştır. Bölgesel
kurumlar belirli alanlarda demokratik meşruluğa dayanan yetkiler kullanırken
devletin anayasal egemenliği Westminster merkezli sistem içinde korunmaktadır.
Ulusal
Kimlik ve Siyasal Meşruluk
Birleşik
Krallık'ın anayasal geleceğini anlamak için yalnızca hukuk kurallarına bakmak
yeterli değildir. Çünkü İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'daki anayasal
taleplerin önemli bir bölümü ulusal kimlik ile ilişkilidir. Ulusal kimlik
bireylerin kendilerini belirli bir tarihsel, kültürel ve siyasal topluluğun
üyesi olarak görmelerini ifade etmektedir. Birleşik Krallık örneğinde
Britanyalı kimliği ile İngiliz, İskoç, Galli veya İrlandalı kimlikleri
birbirini bütünüyle dışlayan kategoriler değildir. Ancak belirli dönemlerde bu
kimliklerin siyasal anlamları birbirinden ayrışabilmektedir. Bu nedenle
anayasal düzenin meşruluğu yalnızca hukuksal yetkiye değil, siyasal
toplulukların kendilerini bu düzen içinde temsil edilmiş ve tanınmış olarak görmelerine
de bağlıdır. Ulusal kimlik ile siyasal meşruluk arasındaki bu ilişki özellikle
bağımsızlık ve anayasal statü tartışmalarında belirleyici olmaktadır.
Kendi
Kaderini Belirleme Hakkı
Kendi
kaderini belirleme hakkı (self-determination) bir halkın siyasal
statüsünü belirleme ve kendi siyasal geleceğini belirleme etme hakkını ifade
eden temel bir uluslararası hukuk ve siyaset kavramıdır. Ancak bu kavramın her
durumda bağımsız devlet kurma hakkıyla özdeşleştirilmesi doğru değildir. Birleşik
Krallık bakımından kendi kaderini belirleme ilkesi özellikle Kuzey İrlanda'nın
anayasal statüsü açısından önem taşımaktadır. 1998 Belfast/Good Friday
Agreement Kuzey İrlanda'nın anayasal statüsünün halkın rızasına dayanması
ve halkın çoğunluğunun tercihine göre değişebilmesi bakımından özel bir
düzenleme oluşturmuştur. İskoçya bakımından ise durum farklıdır. İskoçya'nın
bağımsızlık talebi güçlü bir siyasal hareket oluşturmuş olmakla birlikte bunun
Birleşik Krallık anayasal düzeni içinde hangi hukuksal mekanizma ile
gerçekleştirileceği ayrı bir sorundur. Dolayısıyla siyasal olarak bağımsızlık
talep etmek ile anayasal olarak bağımsızlık sürecini başlatabilmek aynı şey
değildir.
Anayasal
Bütünlük ve Anayasal Esneklik
Bu
çalışmanın açıklayıcı kavramlarından biri de anayasal bütünlüktür. Anayasal
bütünlük bir devletin mevcut sınırlarının, egemenlik yapısının ve temel
kurumsal düzeninin sürdürülebilmesini ifade etmektedir. Buna karşılık Birleşik
Krallık anayasal düzeninin önemli bir özelliği anayasal esnekliktir. Yazılı
duruma getirilmiş tek bir anayasa metninin bulunmaması ve anayasal düzenin
Parlamento yasaları, mahkeme kararları, teamüller ve siyasal anlaşmalar yoluyla
zaman içinde değişebilmesi anayasal yapının yeni siyasal taleplere
uyarlanabilmesini olanaklı kılmaktadır. Bu iki özellik arasında bir ilişki
bulunmaktadır. Birleşik Krallık anayasal esneklik yoluyla farklı ulusal
talepleri sistem içinde karşılayarak anayasal bütünlüğünü korumaya
çalışmaktadır. Ancak esnekliğin sınırları ve özellikle bağımsızlık veya başka
bir devletle birleşme talepleri söz konusu olduğunda daha belirgin duruma
gelmektedir.
Kuramsal
Çerçeve
Bu kavramlar
birlikte değerlendirildiğinde Birleşik Krallık'ın anayasal yapısını açıklamak
için çok uluslu devlet ile asimetrik yetki devrinin kesiştiği bir kurumsal
model kullanılabilir. Bu çerçevede temel varsayım şudur: Birleşik Krallık'ın
anayasal bütünlüğü farklı ulusal kimliklerin ortadan kaldırılmasıyla değil, bu
kimliklerin farklı düzeylerde siyasal ve kurumsal olarak tanınması yoluyla
sürdürülmeye çalışılmaktadır. Bununla birlikte bu model kendi içinde bir
gerilim taşımaktadır. Ulusal kimliklerin kurumsal olarak tanınması kısa vadede
devlet bütünlüğünü destekleyebilirken uzun vadede bu kimliklerin siyasal
kapasitesini ve ayrı bir siyasal egemenlik talep etme olanağını da
güçlendirebilir. Başka bir ifadeyle, birliği korumak amacıyla verilen siyasal
özerklik zaman zaman daha ileri anayasal taleplerin kurumsal zeminini
oluşturabilir. Bu çalışma bakımından temel kuramsal sorun da burada ortaya
çıkmaktadır: Bir devlet, farklı ulusal topluluklara ne ölçüde siyasal özerklik
tanırsa kendi bütünlüğünü güçlendirebilir ve hangi noktadan sonra ise bu
özerklik devletin bütünlüğünü sorgulayan ayrı bir egemenlik talebine
dönüşebilir? Birleşik Krallık'ın tarihsel ve anayasal gelişimi, bu sorunun
incelenmesi bakımından özgün bir örnek oluşturmaktadır. Tarihsel birlikler
yoluyla oluşan devlet yapısı devolution yoluyla farklılaşmış ancak bu
farklılaşma aynı zamanda İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın anayasal
geleceklerine ilişkin tartışmaları daha görünür kılmıştır. Bu nedenle Birleşik
Krallık örneği “birlik” ile “özerklik” arasındaki anayasal dengenin durağan
değil, sürekli yeniden görüşme konusu yapılan bir süreç olduğunu
göstermektedir.
ÇÖZÜMLEME
Birleşik
Krallık'ın Tarihsel Oluşumunun Başlangıcı: 1603 Taçlar Birliği
Birleşik
Krallık'ın oluşumunu tek bir tarihe veya tek bir kurucu siyasal iradeye
bağlamak olanaklı değildir. Bugünkü devlet yapısının kökenleri İngiltere ile
İskoçya'nın başlangıçta ayrı krallıklar olarak varlıklarını sürdürdükleri ancak
1603'ten itibaren aynı hükümdarın yönetimi altında bulundukları döneme kadar
götürülebilir. İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth'in 1603 yılında ölümü üzerine
İskoçya Kralı VI. James İngiltere tahtına I. James adıyla çıkmış ve böylece iki
krallık aynı hükümdarı paylaşmaya başlamıştır. Bununla birlikte bu gelişme iki
devletin hukuksal olarak veya kurumsal olarak birleşmesi anlamına gelmemiştir.
İngiltere ve İskoçya kendi parlamentolarını, hukuk sistemlerini ve siyasal
kurumlarını korumuştur. Bu nedenle 1603 düzenlemesini bir devlet birliği değil,
bir hanedan birliği olarak nitelendirmek daha doğrudur. Aynı hükümdarın iki
ayrı siyasal birimin başında bulunması daha sonraki anayasal birleşmenin
siyasal ve tarihsel öncülünü oluşturmuş ancak tek bir devlet yaratmamıştır. Bu
ayrım Birleşik Krallık'ın sonraki anayasal gelişimini anlamak açısından
önemlidir. Çünkü Birleşik Krallık'ın tarihsel oluşumu başlangıçtan itibaren
farklı siyasal toplulukların mevcut kurumlarını bütünüyle ortadan kaldırarak
tek bir ulusal devlet yaratılması biçiminde gerçekleşmemiştir. Bunun yerine
önce ortak hükümdarlık, daha sonra siyasal birlik ve sonunda farklı ölçülerde
yetki devri ve anayasal uyarlama aşamalarından geçen katmanlı bir süreç ortaya
çıkmıştır. 1603 sonrasında İngiltere ile İskoçya arasında daha kapsamlı bir
siyasal birlik oluşturulması düşüncesi çeşitli dönemlerde gündeme gelmişse de
iki ülkenin hukuk, parlamento ve ekonomik yapılarının farklılığı nedeniyle gerçekleştirilememiştir.
Nitekim James I'in iki krallığı daha bütünleşmiş bir yapıya dönüştürme
girişimleri parlamentoların ve mevcut kurumların dirençleriyle karşılaşmıştır. Dolayısıyla
Birleşik Krallık'ın tarihsel kökenindeki ilk temel özellik birleşmenin farklı
kurumsal kimliklerin ortadan kaldırılmasıyla değil, önce ortak egemenlik
altında bir araya gelmeyle başlamış olmasıdır.
Galler'in
İngiltere ile Bütünleşmesi: Farklı Bir Birleşme Modeli
Birleşik
Krallık'ın tarihsel yapısı incelenirken Galler'in konumu ayrıca ele
alınmalıdır. Çünkü Galler'in İngiltere ile bütünleşmesi İngiltere ile
İskoçya'nın 1707'de gerçekleştirdiği birlikten farklı bir tarihsel süreç
izlemiştir. Galler, 13. yüzyılın sonlarında İngiliz Krallığı'nın egemenliği
altına girmiştir. 1535 tarihli “Laws in Wales Act” ile Galler İngiltere
ile hukuksal olarak bütünleştirilmiş, Galler'e İngiltere Parlamentosu'nda
temsil hakkı verilmiş ve 1542 tarihli düzenlemeler ise bu bütünleşme sürecini
tamamlamıştır. House of Commons Library'nin değerlendirmesine göre bu
düzenlemeler sonucunda Galler “İngiltere ile bütünleştirilmiş” (incorporated
with England) olarak tanımlanmış ve Galler ile İngiltere arasında ayrı bir
anayasal statü kalmamıştır. Bu durum, Birleşik Krallık'ın dört ülkesinin
tarihsel konumlarının birbirinden neden farklı olduğunu göstermektedir. İskoçya
1707'de İngiltere ile bir antlaşma niteliği taşıyan Birlik düzenlemeleri
üzerinden yeni bir krallığın oluşturulmasına katılmışken Galler daha önce
İngiltere'nin anayasal ve hukuksal yapısı içine alınmıştır. Bu tarihsel
farklılık günümüzdeki anayasal asimetrinin de önemli bir arka planını
oluşturur. İskoçya'nın kendisine özgü hukuk ve kurumsal geleneğini koruyabilmiş
olması ile Galler'in uzun süre İngiltere'nin anayasal yapısı içerisinde
değerlendirilmesi aynı tarihsel sürecin ürünü değildir. Bu nedenle
"Birleşik Krallık'ın dört ülkesi" ifadesi bu ülkelerin Birleşik
Krallık'a aynı biçimde katıldıkları anlamına gelmemektedir.
1707
İngiltere-İskoçya Birliği: Birleşik Krallık'ın İlk Büyük Anayasal Birleşmesi
1707 yılı
Birleşik Krallık'ın tarihsel oluşumunda belirleyici bir dönüm noktasıdır.
İngiltere ve İskoçya parlamentolarının kabul ettiği “Birlik Yasaları” (Acts of
Union) sonucunda iki krallık 1 Mayıs 1707'den itibaren "Büyük Britanya” (Great
Britain) adı altında tek bir krallık oluşturmuştur. Yeni yapının tek bir
parlamentosu bulunacak ve bu Parlamento Westminster'da çalışacaktı. Ancak 1707
Birliği'nin niteliğini yalnızca "İskoçya'nın İngiltere'ye katılması"
şeklinde açıklamak anayasal bakımdan yetersizdir. Birlik düzenlemeleri, iki
parlamentonun kabul ettiği ve 25 maddelik “Birlik Maddeleri” (Articles of
Union) temelinde oluşturulan bir hukuksal yapıydı. Birlik ile İngiltere ve
İskoçya parlamentolarının yerini Great Britain Parlamentosu aldı. Buna
karşılık İskoçya'nın bazı temel kurumsal özellikleri korunmuştur. Birlik
düzenlemeleri İskoç hukukunun, İskoç Kilisesi'nin ve bazı kurumsal
düzenlemelerin devamlılığına ilişkin güvenceler içermiştir. Bu nedenle 1707
Birliği tek egemen parlamento altında siyasal bütünleşme ile bazı
tarihsel-kurumsal farklılıkların korunmasının aynı anayasal düzen içinde
birleştirilmesi olarak değerlendirilebilir. Birlik sonrasında İskoçya'nın
yönetimi Westminster'daki yeni Parlamento ve Londra'daki hükümet tarafından
yürütülmeye başlanmış ve buna karşılık İskoçya'nın mevcut toplumsal ve kurumsal
yapılarının önemli bölümü varlığını sürdürmüştür. UK Parliament'ın
tarihsel değerlendirmesi de Birlik sonrasında İskoçya'nın yerel yönetim
yapılarının önemli ölçüde devam ettiğini göstermektedir. Bu durum daha sonraki
İskoç milliyetçiliğinin ortaya çıkışını tek başına açıklamaz ancak İskoçya'nın
İngiltere ile birleşmesine karşın tümüyle İngiliz anayasal kimliği içerisinde
erimemiş olmasının kurumsal temelini anlamaya yardımcı olur. Dolayısıyla 1707
Birliği açısından ortaya çıkan temel sonuç şudur: Birleşme İskoçya'nın ayrı
siyasal varlığını sona erdirmiş, ancak İskoçya'nın bütün tarihsel ve kurumsal
farklılıklarını ortadan kaldırmamıştır. Günümüzde İskoçya'nın anayasal
statüsüne ilişkin tartışmaların önemli bir bölümü de bu tarihsel ikiliğin
farklı yorumları üzerinden yürümektedir.
1801
Birliği ve İrlanda'nın Birleşik Krallık İçine Girmesi
1707'de
İngiltere ve İskoçya'nın birleşmesinden yaklaşık bir yüzyıl sonra Büyük
Britanya ile İrlanda arasında yeni bir anayasal birlik kurulmuştur. 1800
tarihli Birlik düzenlemeleri 1 Ocak 1801'de yürürlüğe girmiş ve böylece Büyük
Britanya ile İrlanda tek bir siyasal yapı altında birleşmiştir. Bu tarihten
itibaren devletin resmi adı "Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı”
(United Kingdom of Great Britain and Ireland) olmuştur. 1801 Birliği 1707
düzenlemesinden farklı bir tarihsel ortamda gerçekleşmiştir. İrlanda'nın
Birleşik Krallık'a girmesi Britanya Adaları'ndaki siyasal birlik arayışının
genişlemesi anlamına gelmekle birlikte İrlanda'daki siyasal ve toplumsal
farklılıkların ortadan kalkması sonucunu doğurmamıştır. Böylece 19. yüzyıl
boyunca Birleşik Krallık'ın siyasal yapısı üç temel tarihsel unsurun
birleşiminden oluşmuştur: İngiltere ve Galler'in daha önce gerçekleşmiş
bütünleşmesi, İngiltere ve İskoçya'nın 1707 Birliği ve İrlanda'nın 1801'de bu
yapıya girmesi. Bu gelişme Birleşik Krallık'ın neden klasik anlamda tek bir
ulusun devleti olarak açıklanmasının güç olduğunu da göstermektedir. Devletin
toprakları genişlerken aynı zamanda farklı tarihsel kimlikler, dinsel yapılar,
hukuk gelenekleri ve siyasal talepler aynı egemenlik altında varlığını
sürdürmüştür.
İrlanda'nın
Ayrılması ve Kuzey İrlanda'nın Birlik İçinde Kalması
Birleşik
Krallık'ın bugünkü anayasal sınırlarını belirleyen en önemli gelişme ise
İrlanda'nın 20. yüzyılın başında Birlik'ten ayrılmasıdır. “İrlanda Hükümeti
Yasası” (Government of Ireland Act 1920) İrlanda adasında iki ayrı
siyasal yapı öngörmüş ve Kuzey İrlanda'nın anayasal statüsünün oluşmasına
hukuksal temel sağlamıştır. 1921 “İngiliz-İrlanda Anlaşması” (Anglo-Irish
Treaty) ise İrlanda'nın büyük bölümünün “Özgür İrlanda Devleti” (Irish
Free State) olarak Birleşik Krallık'tan ayrılmasını düzenlemiştir. Ancak
Kuzey İrlanda Parlamentosu Antlaşmanın öngördüğü seçenek doğrultusunda Birleşik
Krallık içinde kalmayı tercih etmiştir. Böylece İrlanda'nın büyük bölümü
Birleşik Krallık'ın dışına çıkarken Kuzey İrlanda Birlik içinde kalmıştır. Bu
gelişmenin anayasal bakımdan çok önemli bir sonucu vardır. Kuzey İrlanda'nın
Birleşik Krallık içindeki statüsü yalnızca Westminster'ın tek taraflı bir
düzenlemesi olarak değil, zaman içerisinde gelişen rıza ilkesi temelinde
şekillenmiştir. Nitekim daha sonraki Belfast/Good Friday Agreement
düzeni bu ilkeyi açık biçimde anayasal yapının merkezine yerleştirmiştir. 1927 “Krallık
ve Parlamento Hakları Yasası” (Royal and Parliamentary Titles Act) ile
de devletin anayasal gerçekliğini yansıtacak biçimde Parlamento'nun adı “Büyük
Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı Parlamentosu” (Parliament of the
United Kingdom of Great Britain and Northern Ireland) olarak
değiştirilmiştir. Böylece bugünkü Birleşik Krallık adının anayasal temeli
ortaya çıkmıştır. Burada dikkat çekici olan nokta Birleşik Krallık'ın bugünkü
sınırlarının bir "ilk kuruluş" sonucu değil, “birleşmeler ve
ayrılmalar” sonucunda oluşmuş olmasıdır. 1707'de İskoçya Birliğe katılmış,
1801'de İrlanda Birliğe girmiş, 20. yüzyılın başında İrlanda'nın büyük bölümü
Birlikten ayrılmış ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallık içinde kalmıştır. Bu
tarihsel süreç günümüzde Kuzey İrlanda'nın anayasal geleceğine ilişkin
tartışmaların neden İskoçya'nın bağımsızlık tartışmasından farklı bir hukuksal
zemine sahip olduğunu da açıklamaktadır. Kuzey İrlanda bakımından anayasal
değişikliğin temel ilkelerinden biri halkın rızasıdır. Nitekim “Kuzey İrlanda Yasası”
(Northern Ireland Act 1998) Kuzey İrlanda'nın Birleşik Krallık'ın
parçası olmaktan çıkıp birleşik İrlanda'nın parçası olması yönünde çoğunluk
iradesinin ortaya çıkacağına ilişkin makul bir beklenti oluşması durumunda Dışişleri
Bakanı’nın (Secretary of State) bir referandum düzenlemesini
öngörmektedir. Bu yönüyle Birleşik Krallık'ın tarihsel oluşumu yalnızca
"birlik kurma" süreçlerinden değil, birliğin sınırlarının halkın
siyasal iradesi doğrultusunda değişebilmesi düşüncesinin anayasal sisteme
yerleşmesinden de oluşmaktadır.
1998
Sonrası Devolution: Birleşik Krallık'ın Tekil Yapısının Dönüşümü
Birleşik
Krallık'ın anayasal gelişiminde 1998 yılı tarihsel birliklerden farklı
nitelikte yeni bir dönemin başlangıcını oluşturmuştur. “İskoçya Yasası” (Scotland
Act 1998), “Galler Hükümeti Yasası” (Government of Wales Act 1998) ve
“Kuzey İrlanda Yasası” (Northern Ireland Act 1998) ile İskoçya, Galler
ve Kuzey İrlanda'da demokratik olarak seçilmiş yasama ve yürütme kurumları
oluşturulmuş veya yeniden oluşturulmuştur. İskoç Parlamentosu ile dönemin
Galler Meclisi (Welsh Assembly)i 1 Temmuz 1999'da ve Kuzey İrlanda'daki
yeni kurumlar ise 2 Aralık 1999'da yetki kullanmaya başlamıştır. Bu düzenleme,
Birleşik Krallık'ın anayasal yapısında önemli bir değişiklik yaratmıştır.
Westminster Parlamentosu tarafından kullanılan bazı yasama ve yürütme yetkileri
artık İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'daki kurumlar tarafından
kullanılmaktadır. Bununla birlikte bu kurumların anayasal varlığı klasik
federal sistemlerdeki kurucu birimlerin statüsünden farklıdır. Devolution
Westminster'ın yetkilerini anayasal olarak tümüyle terk etmesi değil, bu
yetkilerin belirli alanlarda başka kurumlar tarafından kullanılmasına izin
verilmesi biçiminde tasarlanmıştır. House of Commons Library de devolution
ile federalizm veya konfederalizm arasındaki temel farkın burada bulunduğunu
belirtmektedir. Bu nedenle 1998 sonrasında ortaya çıkan yapı ne klasik tekil
devletin merkezi yönetim modeline ne de federal devlet modeline tam olarak
uymaktadır. Daha doğru bir nitelendirme yetkilerin farklı ülkelere ve bölgelere
asimetrik biçimde dağıtıldığı dönüştürülmüş bir tekil anayasal yapıdır. Asimetrinin
temel nedeni İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'ya aynı yetkilerin verilmemiş
olmasıdır. İskoçya geniş yasama yetkilerine sahip bir Parlamento oluştururken
Galler'in yetki modeli başlangıçta daha sınırlı tutulmuş ve zaman içinde
yapılan anayasal değişikliklerle genişletilmiştir. Kuzey İrlanda'nın modeli ise
doğrudan Belfast/Good Friday Agreement'ın oluşturduğu siyasal ve
anayasal düzen ile bağlantılıdır. Dolayısıyla Birleşik Krallık'ta "devolution"
tek tip bir yetki devri sistemi değil, farklı tarihsel ve siyasal koşulların
ürünü olan asimetrik bir yetki dağıtım sistemidir. Bu farklılık Birleşik
Krallık'ın anayasal yapısının temel özelliklerinden birini ortaya
çıkarmaktadır: “anayasal birlik” ile “kurumsal farklılık” aynı anda var
olabilmektedir.
İskoçya,
Galler ve Kuzey İrlanda'nın Farklı Devolution Modelleri
Devolution'ın üç ülkede aynı biçimde
uygulanmaması Birleşik Krallık'ın tarihsel olarak farklı siyasal toplulukların
birleşmesinden doğmuş olmasının güncel anayasal sisteme yansımasıdır. İskoçya
bakımından devolution 1707'den sonra ilk kez ülkeye özgü demokratik bir
Parlamento oluşturulması anlamına gelmiştir. Scotland Act 1998 İskoç
Parlamentosuna genel olarak yasama yetkisi tanımış ancak bazı konuları
Westminster için “saklı maddeler” (reserved matters) olarak saklı
tutulmuştur. Bu modelde savunma ve dış siyasa gibi Birleşik Krallık'ın
bütünlüğünü ilgilendiren alanlar Westminster'ın yetkisinde kalmıştır. Galler'de
ise süreç daha farklı gelişmiştir. 1998'de kurulan Galler Ulusal Meclisi (National
Assembly for Wales) başlangıçta İskoç Parlamentosundan daha sınırlı
yetkilere sahip olmuş ve daha sonraki anayasal düzenlemelerle yasama yetkileri
genişletilmiştir. 2020'den itibaren kurumun resmi adı “Senedd Cymru/Welsh
Parliament” olmuştur. Böylece Galler de yalnızca yönetsel bir bölge
olmaktan çıkarak kendisine ait demokratik bir yasama kurumuna sahip olmuştur. Kuzey
İrlanda ise diğer iki ülkeden daha farklı bir anayasal konuma sahiptir.
Buradaki devolution yalnızca yönetsel yetki paylaşımının sonucu değildir.
1998 Belfast/Good Friday Agreement'ın oluşturduğu barış ve anayasal
düzenin bir parçasıdır. Anlaşma Kuzey İrlanda'da güç paylaşımına dayalı bir Parlamento
(Assembly) ve Yürütme Erki (Executive) oluşturmuş ve aynı zamanda
Birleşik Krallık ile İrlanda arasındaki ilişkiler ve Kuzey-Güney iş birliği
için ayrı kurumsal mekanizmalar yaratmıştır. Dolayısıyla üç ülkenin mevcut
anayasal statüsü aynı kavram olan "devolution" altında
toplanabilmekle birlikte bu statülerin tarihsel ve siyasal temelleri
birbirinden farklıdır. Bu farklılık Birleşik Krallık'ın neden asimetrik birçok
uluslu anayasal yapı olarak değerlendirilmesinin daha açıklayıcı olduğunu
göstermektedir.
Parlamento
Egemenliği ile Devolution Arasındaki Gerilim
Birleşik
Krallık anayasal sisteminin anlaşılması açısından devolution kadar
önemli olan ikinci kavram “Parlamento egemenliği” kavramıdır. Klasik Dicey’ci [1]
anlayışa göre Westminster Parlamentosu Birleşik Krallık'ın en üstün yasama
makamıdır. Parlamento hukuk yaratabilir veya mevcut hukuku değiştirebilir,
mahkemeler normal koşullarda Parlamento'nun çıkardığı birincil yasaları
geçersiz kılamaz. Birleşik Krallık Parlamentosu da parlamenter egemenliği
Birleşik Krallık anayasal düzeninin temel ilkelerinden biri olarak
tanımlamaktadır. Bu ilke ile devolution arasında ilk bakışta bir çelişki
ortaya çıkmaktadır. Bir taraftan İskoç Parlamentosu, Senedd Cymru ve Northern
Ireland Assembly belirli alanlarda gerçek yasama yetkileri kullanmaktadır.
Diğer taraftan bu kurumların yetki alanları Westminster tarafından çıkarılmış
anayasal yasalarla belirlenmiştir. Dolayısıyla devolution Westminster
egemenliğinin yerine geçen ikinci bir egemenlik merkezi yaratmamıştır. Daha
doğru ifadeyle, egemenlik ile yetki kullanımı birbirinden ayrılmıştır.
Westminster hukuksal olarak egemen yasama makamı olmayı sürdürürken belirli
yetkilerin uygulamada demokratik olarak kullanımını alt-ulusal kurumlara
bırakmıştır. Bu durum, Birleşik Krallık anayasal sisteminin en önemli
özelliklerinden birini oluşturmaktadır. Devolution kurumları siyasal
açıdan güçlü ve demokratik meşruluğa sahip olabilir ancak bu durum onların hukuksal
olarak Westminster'a eşit egemenlik sahibi oldukları anlamına gelmez. House
of Commons Library'nin de belirttiği üzere devolution kuramsal
olarak geri alınabilir bir yetki devri niteliğindedir. Çünkü bu kurumlar
Westminster tarafından çıkarılan yasalarla oluşturulmuştur. Bununla birlikte
uygulamada bu kurumların siyasal meşruluğu ve özellikle İskoçya'daki anayasal
gelişmeler salt "Westminster'ın verdiği ve istediğinde geri alabileceği
bir yönetsel yetki" yaklaşımını siyasal bakımdan oldukça karmaşık duruma
getirmiştir. Burada anayasal sistemin önemli bir paradoksu ortaya çıkmaktadır: devolution
Birleşik Krallık'ın bütünlüğünü korumak için kullanılmış fakat aynı zamanda
İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'nın ayrı siyasal kurumlarının ve siyasal
kimliklerinin güçlenmesine de olanak sağlamıştır.
2014
İskoçya Referandumu: Birlik ile Bağımsızlık Arasındaki Anayasal Sınır
İskoçya
örneği devolution'ın birlik ile bağımsızlık arasındaki ilişkiyi nasıl
değiştirdiğini göstermesi bakımından özellikle önemlidir. 2014 yılında
İskoçya'nın Birleşik Krallık'tan bağımsızlığı konusunda referandum
gerçekleştirilmiştir. Referandum İskoçya'nın Birleşik Krallık içinde kalıp
kalmaması sorusunu doğrudan seçmenlerin önüne getirmiş ve Birleşik Krallık'ın
anayasal bütünlüğünü demokratik bir oylamayla sınayan en önemli gelişmelerden
biri olmuştur. Ancak 2014 referandumunun gerçekleşebilmesi İskoç
Parlamentosunun tek taraflı olarak bağımsızlık ilan etmesinden
kaynaklanmamıştır. Referandum, Westminster ile İskoç hükümeti arasında yapılan
düzenleme sonucunda gerçekleştirilmiştir. Bu durum, Birleşik Krallık anayasal
sisteminde bağımsızlık sorunu ile devolution arasındaki hukuksal ayrımı
açık biçimde göstermektedir. Bu ayrım 2022 yılında Birleşik Krallık Yüksek
Mahkemesi tarafından daha da belirginleştirilmiştir. Mahkeme, Scottish
Independence Referendum Bill konusunda verdiği [2022] UKSC 31 sayılı
kararda İskoç Parlamentosunun Westminster'ın onayı olmaksızın bağımsızlık
referandumu düzenlenmesine ilişkin bir yasayı çıkarma yetkisine sahip olmadığı
sonucuna ulaşmıştır. Mahkemenin temel gerekçesi böyle bir referandumun Birleşik
Krallık ile İskoçya arasındaki anayasal birlik ve Westminster Parlamentosunun
yetkileriyle doğrudan bağlantılı olmasıdır. Bu karar Birleşik Krallık'ın
anayasal yapısındaki temel ayrımı somutlaştırmaktadır: Devolution,
bağımsızlık değildir. İskoç Parlamentosunun sağlık, eğitim, adalet ve diğer
yetki alanlarında geniş yasama yetkisine sahip olması, İskoçya'nın Birleşik
Krallık'tan ayrılma konusunda tek taraflı anayasal yetkiye sahip olduğu
anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla Birleşik Krallık'ın mevcut anayasal sistemi
bir yandan İskoçya'nın ayrı siyasal kimliğini ve demokratik kurumlarını
tanırken diğer yandan devletin egemenlik bütünlüğünü Westminster düzeyinde
korumaktadır. Bu durum, makalenin kuramsal çerçevesinde ortaya konulan temel
önermeyi doğrulayan önemli bir görgül örnektir: Birliğin korunması amacıyla
tanınan siyasal özerklik zaman içerisinde daha ileri anayasal taleplerin
kurumsal zeminini oluşturabilmektedir.
Kuzey
İrlanda: Devolution'dan Daha Fazlası Olarak “Rıza” İlkesi
Kuzey
İrlanda'nın anayasal konumu ise İskoçya'dan farklı bir model ortaya
koymaktadır. Burada anayasal gelecek sorunu yalnızca Westminster ile Belfast
arasındaki yetki paylaşımı sorunu değildir. Aynı zamanda Birleşik Krallık ile
İrlanda arasındaki egemenlik ilişkisinin geleceğiyle ilgilidir. 10 Nisan 1998
tarihli Belfast/Good Friday Agreement Kuzey İrlanda'nın anayasal
statüsünü "rıza ilkesi" üzerine kurmuştur. Buna göre Kuzey
İrlanda'nın Birleşik Krallık'ın parçası olarak kalması veya birleşik
İrlanda'nın parçası olması konusunda değişiklik ancak Kuzey İrlanda halkının
çoğunluğunun rızası temelinde gerçekleşebilir. Anlaşma aynı zamanda Kuzey
İrlanda halkının kendisini Britanyalı, İrlandalı veya her ikisi olarak
tanımlama ve buna bağlı olarak Britanya veya İrlanda vatandaşlığına sahip olma
hakkını tanımıştır. Bu model İskoçya'dan önemli ölçüde farklıdır. İskoçya
bakımından bağımsızlık Birleşik Krallık'tan ayrılma yönünde yeni bir egemen
devlet yaratılması anlamına gelirken Kuzey İrlanda bakımından anayasal
değişiklik, anlaşmanın öngördüğü rıza mekanizması içerisinde Birleşik İrlanda
seçeneğini de içermektedir. Böylece Birleşik Krallık içinde tek bir
"ayrılma modeli" bulunmadığı görülmektedir. İskoçya'nın statüsü
Galler'in özerklik arayışı ve Kuzey İrlanda'nın anayasal geleceği farklı
tarihsel ve hukuksal temellere dayanmaktadır.
Tarihsel
Birlikten Asimetrik Anayasal Yapıya
Buraya kadar
ortaya çıkan tarihsel ve kurumsal gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde
Birleşik Krallık'ın bugünkü yapısının tek aşamalı bir ulus-devlet kuruluşunun
ürünü olmadığı görülmektedir. 1603 Taçlar Birliği ortak hükümdarlığı yaratmış,
1707 Birliği İngiltere ve İskoçya'yı tek bir Parlamento altında birleştirmiş,
Galler daha önce İngiltere'nin hukuksal yapısına dahil edilmiş, 1801'de İrlanda
Birliğe katılmış, 20. yüzyılın başında İrlanda'nın büyük bölümü ayrılmış ve
Kuzey İrlanda Birlik içinde kalmıştır. 1998 sonrasında ise İskoçya, Galler ve
Kuzey İrlanda'ya farklı kapsam ve nitelikte yetki devredilmiştir. Bu tarihsel
katmanlar sonucunda ortaya çıkan yapı tek merkezli ve homojen bir ulus-devlet
olmaktan çok farklı tarihsel siyasal toplulukların aynı egemenlik alanı içinde
farklı kurumsal statülerle varlıklarını sürdürdüğü asimetrik bir anayasal
birlik niteliğindedir. Buradaki temel anayasal sorun Birleşik Krallık'ın
farklılıkları ortadan kaldırarak mı, yoksa farklılıkları tanıyarak mı ayakta
tutulabileceği sorusudur. 1998 sonrası devolution deneyimi ikinci
yaklaşımın tercih edildiğini göstermektedir. Ancak aynı gelişme İskoçya ve
Galler'de daha geniş anayasal yetki taleplerinin, Kuzey İrlanda'da ise anayasal
statünün geleceğine ilişkin tartışmaların kurumsal zeminini de oluşturmuştur. Bu
nedenle Birleşik Krallık'ın anayasal bütünlüğü durağan bir durum değildir.
Birlik farklılıkların tanınması yoluyla sürdürülmeye çalışılan ve dolayısıyla
sürekli yeniden görüşme konusu yapılan bir anayasal ilişkidir. Tam da bu
noktada makalenin ikinci bölümüne geçiş sağlayan temel sorun ortaya
çıkmaktadır: Devolution ve asimetrik özerklik Birleşik Krallık'ı
farklılıkları bünyesinde tutabilecek ölçüde esnek bir anayasal yapıya mı
dönüştürmüştür, yoksa bu esneklik İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'da Birlik'in
geleceğini yeniden tartışmaya açan kurumsal bir zemin mi yaratmıştır? Bu soru,
yalnızca tarihsel anayasal yapının değil, Birleşik Krallık'ın günümüzdeki
siyasal geleceğinin de temel sorusudur. İkinci makalenin konusu olan İskoç
bağımsızlığı, Galler'in anayasal arayışı, Kuzey İrlanda'nın olası anayasal
değişimi ve Cardiff girişimi bu bağlam içinde değerlendirilmelidir.
Çözümlemenin
Genel Sonucu
Yukarıdaki
tarihsel ve anayasal çözümleme Birleşik Krallık'ın bugünkü yapısının tek bir
kurucu işlemle ortaya çıkmış homojen bir ulus-devlet modeli olmadığını
göstermektedir. Birleşik Krallık farklı dönemlerde gerçekleşen birleşmelerin,
ayrılmaların, kurumsal uyarlamaların ve anayasal uzlaşmaların sonucunda oluşmuş
katmanlı bir siyasal yapıdır. Bu nedenle Birleşik Krallık'ın anayasal yapısını
anlayabilmek için yalnızca mevcut kurumlara değil, bu kurumların ortaya
çıkmasına yol açan tarihsel ilişkilere de bakmak gerekmektedir.
Bu tarihsel
süreç içerisinde dört temel gelişme birbirinden ayrılabilir. Birincisi, 1603
Taçlar Birliği ile İngiltere ve İskoçya'nın aynı hükümdar altında bulunmaya
başlamasıdır. İkincisi, 1707 Birliği ile iki krallığın tek bir Parlamento
altında Büyük Britanya’yı oluşturmasıdır. Üçüncüsü, 1801'de İrlanda'nın Birliğe
alınması ve daha sonra İrlanda'nın büyük bölümünün Birleşik Krallık'tan
ayrılmasıdır. Dördüncüsü ise 1998 sonrasında İskoçya, Galler ve Kuzey
İrlanda'ya farklı kapsam ve nitelikte siyasal ve yasama yetkilerinin
devredilmesidir. Bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde Birleşik
Krallık'ın tarihsel oluşumunun doğrusal bir bütünleşme süreci olmadığı
görülmektedir. Tersine, birleşme ve ayrılmanın birbirini izlediği ve anayasal
yapının da bu tarihsel değişimlere uyum sağlayacak biçimde yeniden düzenlendiği
bir süreç söz konusudur. 1707'de İskoçya'nın Birliğe girmesiyle 20. yüzyılda
İrlanda'nın büyük bölümünün Birlikten ayrılması aynı tarihsel sürecin ters
yönlü iki örneğidir. Bu durum Birleşik Krallık'ın sınırlarının ve anayasal
yapısının değişmez tarihsel veriler olmadığını göstermektedir.
İkinci temel
sonuç, Birleşik Krallık'ın siyasal birliğinin hiçbir zaman bütünüyle kurumsal
homojenlik anlamına gelmemiş olmasıdır. İskoçya'nın ayrı hukuk geleneğinin
korunması, Galler'in farklı tarihsel bütünleşme biçimi ve Kuzey İrlanda'nın
kendine özgü anayasal konumu Birliğin içerisinde farklılıkların varlığını
sürdürmesine olanak vermiştir. 1998 sonrası devolution ise bu
farklılıkları yalnızca tarihsel veya kültürel düzeyde bırakmamış ve onları
demokratik temsil ve kurumsal yetki bakımından da tanımıştır.
Bu noktada
Birleşik Krallık'ın anayasal yapısının temel özelliği asimetridir. İskoçya,
Galler ve Kuzey İrlanda aynı anayasal yetkilere sahip değildir. Yetkilerin
kapsamı, kurumların niteliği ve Westminster ile ilişkileri farklıdır.
Dolayısıyla Birleşik Krallık'ta "tek tip bölgesel yönetim" modelinden
değil, farklı tarihsel koşullara göre şekillenmiş asimetrik bir devolution sisteminden
söz etmek gerekir.
Üçüncü
sonuç, devolution'ın Birleşik Krallık'ın klasik tekil yapısını önemli
ölçüde dönüştürmesine karşın onu federal bir devlete dönüştürmemiş olmasıdır.
Westminster Parlamentosu Dicey tarafından sistemleştirilen klasik parlamento
egemenliği öğretisinin tarihsel mirası içerisinde Birleşik Krallık'ın temel
yasama makamı olmayı sürdürmektedir. İskoç Parlamentosu, Senedd Cymru ve
Northern Ireland Assembly ise kendilerine devredilmiş yetkileri kullanmaktadır.
Bu durum
egemenlik ile yetki kullanımının birbirinden ayrılması sonucunu doğurmuştur.
Alt-ulusal kurumlar belirli alanlarda geniş ve demokratik olarak meşru yetkiler
kullanabilmekte ancak Birleşik Krallık'ın devlet bütünlüğünü değiştirecek
nitelikteki temel anayasal sorunlar Westminster düzeyinde kalmaktadır. 2022
tarihli Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi kararı İskoç Parlamentosunun
Westminster'ın yetkilendirmesi olmaksızın bağımsızlık referandumu düzenleme
yetkisine sahip olmadığını belirleyerek bu ayrımı somutlaştırmıştır.
Dördüncü
sonuç ise hukuksal yapı ile siyasal meşruluk arasındaki ilişkinin Birleşik
Krallık bakımından özel önem taşımasıdır. Westminster'ın hukuksal egemenliği
tek başına Birleşik Krallık'ın siyasal bütünlüğünü açıklamaya yetmemektedir.
İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'da ortaya çıkan ayrı siyasal kimlikler ve
demokratik kurumlar anayasal yapının yalnızca hukuksal yetki dağılımından
ibaret olmadığını göstermektedir.
Özellikle
Kuzey İrlanda örneği, bu durumu açık biçimde ortaya koymaktadır. Belfast/Good
Friday Agreement ile anayasal statünün halkın rızasına bağlanması Birleşik
Krallık'ın sınırlarının yalnızca Westminster'ın tek taraflı iradesiyle
belirlenemeyeceğini göstermektedir. Böylece Birleşik Krallık anayasal düzeninde
parlamenter egemenlik ile demokratik rıza ilkesi aynı anayasal yapı içerisinde
birlikte işlemektedir.
Bu çerçevede
Birleşik Krallık için “çok uluslu ve asimetrik anayasal birlik” nitelemesi
açıklayıcı görünmektedir. Bununla birlikte bu niteleme Birleşik Krallık'ın
anayasal olarak federal bir devlet olduğu anlamına gelmemektedir. Daha doğru
olan, farklı tarihsel ulusal toplulukların tek bir egemenlik altında ancak
farklı kurumsal ve siyasal statülerle bir arada tutulduğu bir anayasal düzenin
söz konusu olduğunu kabul etmektir.
Buradan
hareketle makalenin temel kuramsal önermesi yeniden ifade edilebilir: Birleşik
Krallık'ın anayasal bütünlüğü farklılıkların ortadan kaldırılmasıyla değil,
farklılıkların belirli ölçülerde tanınması ve kurumsallaştırılması yoluyla
korunmaya çalışılmaktadır. Devolution bu stratejinin en belirgin
aracıdır.
Ancak aynı
mekanizma önemli bir anayasal paradoks da üretmektedir. Birlik'in devamını
sağlamak amacıyla İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda'ya verilen siyasal ve
kurumsal özerklik aynı zamanda bu ülkelerin kendi siyasal kimliklerini ve
demokratik kurumlarını güçlendirmektedir. Bu kurumların güçlenmesi ise bazı
durumlarda mevcut Birlik düzeninin sınırlarını sorgulayan daha ileri anayasal
taleplerin ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilmektedir.
Dolayısıyla
Birleşik Krallık'ın anayasal geleceği bakımından temel sorun özerkliğin Birliği
güçlendiren bir araç olarak mı kalacağı, yoksa daha ileri egemenlik
taleplerinin kurumsal altyapısına mı dönüşeceği sorusudur.
Bu soru
İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda bakımından aynı biçimde ortaya çıkmamaktadır.
İskoçya'da tartışmanın merkezinde bağımsızlık ve ikinci bir referandum talebi,
Galler'de mevcut devolution düzeninin sınırları ve daha ileri anayasal
statü arayışları ve Kuzey İrlanda'da ise Birleşik Krallık içinde kalma ile
birleşik İrlanda arasında anayasal tercih bulunmaktadır. Dolayısıyla Birleşik
Krallık'ın geleceğine ilişkin tek bir "ayrılma modeli"nden söz etmek olanaklı
değildir.
Bu
çözümlemenin ortaya koyduğu daha genel sonuç şudur: Birleşik Krallık'ın
anayasal bütünlüğü sabit ve tamamlanmış bir anayasal düzen değil, tarihsel
olarak sürekli yeniden düzenlenen bir birlik ilişkisidir. 1603'ten 1707'ye,
1801'den 1922'ye ve 1998'den günümüze kadar yaşanan gelişmeler bu ilişkinin
değişmez olmadığını ve siyasal koşullar, ulusal kimlikler ve demokratik
talepler doğrultusunda yeniden biçimlenebildiğini göstermektedir.
Bu nedenle
ilk makalenin başlangıçta ortaya koyduğu sorunsal, tarihsel çözümlemenin
sonunda daha belirgin duruma gelmektedir: Birleşik Krallık'ın anayasal
esnekliği farklılıkları Birlik içerisinde tutabilmesini sağlayan temel
güçlerinden biri olmakla birlikte aynı zamanda Birlik'in geleceğinin yeniden görüşme
konusu yapılmasına olanak veren bir mekanizma da oluşturmaktadır.
Tam da bu
nedenle Birleşik Krallık'ın günümüzde karşı karşıya bulunduğu sorun yalnızca
"Birlik bozulacak mı?" sorusundan ibaret değildir. Asıl sorun,
İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda arasındaki anayasal ilişkinin hangi
biçimde yeniden tanımlanacağıdır. Bağımsızlık, daha ileri devolution,
yeni bir federal düzen, konfederal nitelikte bir yapılanma veya mevcut Birlik
modelinin korunması gibi farklı anayasal seçeneklerin siyasal gündeme gelmesi
bu tarihsel ve kurumsal zeminin üzerinde anlam kazanmaktadır.
İkinci
makalenin temel sorunsalı da buradan doğmaktadır. “Birleşik Krallık Bölünüyor
mu? Cardiff Girişimi ve Anayasal Gelecek” başlıklı ikinci çalışmada bu
tarihsel-anayasal altyapı üzerinde özellikle İskoç bağımsızlık tartışması,
Galler'in anayasal arayışı, Kuzey İrlanda'nın olası anayasal geleceği ve
Cardiff'te ortaya çıkan yeni siyasal girişimin Birleşik Krallık'ın geleceği
bakımından ne anlama geldiği incelenecektir.
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Bu çalışmada
Birleşik Krallık'ın tarihsel oluşumu ve anayasal yapısı, İngiltere, İskoçya,
Galler ve Kuzey İrlanda arasındaki tarihsel ilişkiler ile bu ilişkilerin
günümüzdeki kurumsal yapıya yansımaları çerçevesinde incelenmiştir. Çözümleme
Birleşik Krallık'ın tek bir tarihsel anda kurulmuş, siyasal ve kurumsal
bakımdan homojen bir ulus-devlet olmadığını ortaya koymaktadır. Günümüzdeki
devlet yapısı farklı dönemlerde gerçekleşen birleşmelerin, ayrılmaların,
anayasal düzenlemelerin ve siyasal uzlaşmaların birikimli sonucudur.
1603 Taçlar
Birliği İngiltere ve İskoçya'yı ortak hükümdarlık altında bir araya getirmiş,
1707 Birliği iki krallığı tek bir Parlamento altında birleştirmiş, 1801'de
İrlanda'nın Birliğe katılması siyasal yapıyı genişletmiş, 20. yüzyılın başında
ise İrlanda'nın büyük bölümünün ayrılması bugünkü anayasal sınırların
oluşmasına yol açmıştır. Bu tarihsel süreç Birleşik Krallık'ın yalnızca bir
"birleşme" tarihi olmadığını aynı zamanda bir ayrılmalar ve yeniden
yapılanmalar tarihi olduğunu göstermektedir.
Bu tarihsel
özellik Birleşik Krallık'ın anayasal yapısının anlaşılması açısından
belirleyicidir. Çünkü devletin bütünlüğü, farklı tarihsel kimliklerin tümüyle
ortadan kaldırılmasıyla sağlanmamış aksine bu farklılıkların belirli ölçülerde
korunmasına ve daha sonraki dönemlerde siyasal olarak tanınmasına
dayandırılmıştır. İskoçya'nın kendine özgü hukuk geleneğini koruması, Galler'in
farklı tarihsel gelişimi ve Kuzey İrlanda'nın kendine özgü anayasal konumu
Birleşik Krallık'ın hiçbir zaman bütünüyle homojen bir siyasal yapı olmadığını
göstermektedir.
1998
sonrasında gerçekleştirilen devolution düzenlemeleri bu tarihsel
farklılıkları çağdaş anayasal kurumlara taşımıştır. İskoç Parlamentosu, Senedd
Cymru ve Northern Ireland Assembly'nin oluşturulması veya yeniden
yapılandırılması Westminster merkezli yönetim modelinin önemli ölçüde
dönüşmesine neden olmuştur. Ancak bu dönüşüm Birleşik Krallık'ı federal bir
devlete dönüştürmemiştir. Parlamento egemenliği ilkesi varlığını sürdürmüş ve
Westminster Parlamentosu devletin anayasal bütünlüğünü ilgilendiren temel
konularda merkezi konumunu korumuştur.
Böylece
Birleşik Krallık'ta ortaya çıkan yapı tekil devlet ile federalizm arasında
kendine özgü, asimetrik ve çok katmanlı bir anayasal düzen niteliği
kazanmıştır. Bununla birlikte "tekil-federal ara model" ifadesi
Birleşik Krallık'ın anayasal niteliğini bütünüyle açıklamak için yeterli
değildir. Daha açıklayıcı kavram farklı tarihsel ulusal toplulukların aynı
egemenlik altında farklı kurumsal statülerle varlıklarını sürdürdüğü asimetrik
çok uluslu anayasal birliktir.
Çalışmanın
önemli sonuçlarından biri de devolution'ın çift yönlü bir anayasal etki
yaratmış olmasıdır. Bir taraftan yetki devri İskoçya, Galler ve Kuzey
İrlanda'daki farklı siyasal kimliklerin Birleşik Krallık içerisinde kurumsal
olarak temsil edilmesine olanak sağlayarak Birliğin devamına katkıda
bulunmuştur. Diğer taraftan bu kurumlar söz konusu ülkelerin kendi siyasal
kimliklerini ve demokratik temsil kapasitelerini güçlendirmiştir. Böylece
Birliği korumaya yönelik bir anayasal araç aynı zamanda Birliğin geleceğinin
sorgulanmasına olanak veren kurumsal bir zemin oluşturabilmiştir.
İskoçya
örneği bu ikili etkiyi en açık biçimde göstermektedir. 2014 bağımsızlık
referandumu İskoçya'nın Birleşik Krallık içindeki statüsünün artık yalnızca
Westminster düzeyinde belirlenen bir sorun olmadığını ortaya koymuştur. 2022
tarihli Birleşik Krallık Yüksek Mahkemesi kararı ise devolution ile
bağımsızlık arasında hukuksal bir ayrım bulunduğunu açık biçimde ortaya
koymuştur. Böylece İskoçya'nın genişleyen özerkliği ile Birleşik Krallık'ın
egemenlik bütünlüğü aynı anayasal düzen içinde varlığını sürdürmektedir.
Kuzey
İrlanda örneği ise farklı bir anayasal mantığa dayanmaktadır. Belfast/Good
Friday Agreement ile yerleşen rıza ilkesi Kuzey İrlanda'nın anayasal
statüsünün halkın çoğunluk iradesine dayalı olarak değişebileceğini kabul
etmektedir. Bu durum, Birleşik Krallık'ın anayasal bütünlüğünün her durumda
Westminster'ın tek taraflı hukuksal yetkisiyle açıklanamayacağını göstermektedir.
Siyasal rıza ve demokratik meşruluk özellikle Kuzey İrlanda bakımından anayasal
düzenin asli unsurlarından biri durumuna gelmiştir.
Bu bulgular
ışığında çalışmanın temel sorusuna verilebilecek yanıt açıktır: Birleşik
Krallık'ın anayasal bütünlüğü farklılıkların ortadan kaldırılmasıyla değil,
farklılıkların tanınması, kurumsallaştırılması ve belirli ölçülerde siyasal
özerklikle yönetilmesi yoluyla sürdürülmektedir. Ancak bu modelin kendiliğinden
ve kalıcı bir denge ürettiği söylenemez. Çünkü özerklik arttıkça alt-ulusal
siyasal kurumların meşruluğu ve kapasitesi de artmakta ve bu durum bazı
koşullarda daha ileri anayasal taleplerin ortaya çıkmasına olanak vermektedir.
Dolayısıyla
Birleşik Krallık'ın anayasal yapısındaki temel gerilim birliği koruma gereksinimi
ile farklı ulusal kimliklerin siyasal olarak tanınması arasındaki dengede
ortaya çıkmaktadır. Westminster egemenliği bu birliğin hukuksal temelini
oluştururken devolution ve rıza ilkesi bu egemenliğin siyasal
kullanımını sınırlandıran veya yeniden şekillendiren unsurlar olarak ortaya
çıkmaktadır.
Bu çerçevede
Birleşik Krallık'ın geleceğine ilişkin tartışmanın yalnızca "bölünme"
veya "bölünmeme" ikiliğine indirgenmesi anayasal gerçekliği eksik
yansıtır. Önümüzdeki dönemde asıl sorun Birleşik Krallık'ı oluşturan farklı
siyasal topluluklar arasındaki anayasal ilişkinin hangi biçimde sürdürüleceği
ve yeniden düzenleneceğidir. Bağımsızlık talepleri bu tartışmanın yalnızca bir
boyutunu oluşturmaktadır. Devolution'ın genişletilmesi, federal bir
anayasal düzen arayışı, yeni bir yetki paylaşımı modeli veya mevcut anayasal
yapının korunması da aynı tartışmanın farklı seçenekleridir.
Sonuç olarak
Birleşik Krallık tamamlanmış bir anayasal proje olmaktan çok tarihsel olarak
oluşmuş ve siyasal koşullara bağlı olarak yeniden görüşme konusu yapılan bir
anayasal birlik görünümündedir. Devletin dayanıklılığı yalnızca Westminster'ın
hukuksal egemenliğine değil, farklı ulusal toplulukların bu birlik içerisinde
kendilerini ne ölçüde temsil edilmiş ve siyasal olarak tanınmış gördüklerine de
bağlıdır.
Bu sonuç,
ikinci çalışmanın hareket noktasını oluşturmaktadır. “Birleşik Krallık
Bölünüyor mu? Cardiff Girişimi ve Anayasal Gelecek” başlıklı ikinci makalede
yukarıda ortaya konulan tarihsel ve anayasal yapı güncel siyasal gelişmeler
ışığında incelenecek ve İskoç bağımsızlık tartışması, Galler'in anayasal
arayışı, Kuzey İrlanda'nın olası anayasal geleceği ve Cardiff girişiminin
Birleşik Krallık'ın gelecekteki anayasal yapılanması bakımından taşıdığı anlam
çözümlenecektir.
KAYNAKÇA
Brazier, R.
(1999). The constitution of the United Kingdom. The Cambridge Law Journal,
58(1), 1–29.
Cane, P.,
Kumarasingham, H., ve diğerleri (Eds.). (2023). The Cambridge constitutional
history of the United Kingdom. Cambridge University Press.
Dicey, A. V.
(1982). Introduction to the study of the law of the constitution (8th ed.; E.
C. S. Wade, Ed.). Liberty Fund. (Original work published 1915).
House of
Commons Library. (2024). Introduction to devolution in the United Kingdom
(Research Briefing CBP-8599). UK Parliament.
House of
Commons Library. (2025). Parliamentary sovereignty (Research Briefing
CBP-10377). UK Parliament.
House of
Commons Library. (2026). The United Kingdom and independence (Research Briefing
CBP-10649). UK Parliament.
House of
Commons Library. (2023). Parliament and Northern Ireland, 1921–2021 (Research
Briefing CBP-8884). UK Parliament.
House of
Commons Library. (2022). The Anglo-Irish Treaty, 1921 (Research Briefing
CBP-9260). UK Parliament.
Loughlin, M.
(2013). The British Constitution: A very short introduction. Oxford University
Press.
Mitchell,
J., ve Convery, A. (2023). Unionism. In P. Cane, H. Kumarasingham, ve others
(Eds.), The Cambridge constitutional history of the United Kingdom (pp.
520–539). Cambridge University Press. https://doi.org/10.1017/9781009277778.025
Nyatanga, D.
(2026). Sub-state constitutional identity and the United Kingdom's plural
constitution. The Cambridge Law Journal.
Northern
Ireland Act 1998, c. 47. (UK).
Scotland Act
1998, c. 46. (UK).
Scotland Act
2016, c. 11. (UK).
UK
Parliament. (1707). Articles of Union. Parliamentary Archives.
UK
Parliament. (1707). Act of Union 1707.
UK
Parliament. (1800). An Act for the Union of Great Britain and Ireland.
Parliamentary Archives.
UK
Parliament. (1998). The Belfast Agreement. Northern Ireland Office.
UK
Parliament. (2022). REFERENCE by the Lord Advocate of devolution issues under
paragraph 34 of Schedule 6 to the Scotland Act 1998 [2022] UKSC 31. UK Supreme
Court.
[1] “Dicey
tarafından sistemleştirilen klasik parlamento egemenliği öğretisine göre
Westminster Parlamentosu yasa yapma bakımından üstün ve genel bir yetkiye
sahiptir ve hiçbir Parlamento kendisinden sonraki Parlamentonun yasama
yetkisini hukuksal açıdan bağlayamaz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder