Bir Davanın Siyasal Dava Olarak Kabul Edilmesinin
Ölçütleri
Prof. Dr.
Firuz Demir Yaşamış
GİRİŞ
CHP’nin butlan Genel Başkanı
Kılıçdaroğlu’nun Ekrem İmamoğlu’nun davalarının siyasal olarak kabul edilemeyeceği
yönündeki demeci önemli tartışmalara yol açtı. Kılıçdaroğlu bir televizyona
verdiği demeçte İmamoğlu davasının siyasal bir konuyla/suçla ilgili olmadığını
davaların başka nedenlerle açılmış olduğunu ve bu durumda DAVALARIN SİYASAL
DAVA OLARAK KABUL EDİLMEYECEĞİNİ ileri sürdü. Buna karşın belediye
başkanlarının hizmete devam etmeleri gerektiğini ve bu nedenle tutuklanmamaları
gerektiğini sözlerine ekledi.
Hemen belirtelim ki Kılıçdaroğlu’nun
düz mantığa dayalı açıklaması doğru ve kabul edilebilir değildir. Bir davanın
“siyasal dava” (political trial/case) olarak nitelendirilmesi yalnızca
davanın sanığının siyasetçi olmasıyla veya davanın siyasal sonuç doğurmasıyla
açıklanamaz. Hukuk ve siyaset bilimi yazınında daha güçlü bir yaklaşım davanın
hukuksal görünümü ile siyasal işlevi arasındaki ilişkiye bakmaktır.
KURAMSAL ÖLÇÜTLER
Bana göre, çözümleyici olarak şu
ölçütler kullanılabilir:
Davanın siyasal
iktidarla doğrudan ilişkisi: İlk
ve en önemli ölçüt davanın iktidarın siyasal çıkarlarıyla bağlantısıdır.
Yanıtlanması gereken sorular şunlardır: Davanın açılması iktidarın açık veya
örtülü talebiyle mi gerçekleşmiştir? İktidar mensupları dava hakkında yargısal
süreç devam ederken açıklamalar yapmış mıdır? Davanın sonucu iktidarın belirli
bir siyasal hedefini gerçekleştirmeye hizmet ediyor mu? Dava, iktidar ile
muhalefet arasındaki güç mücadelesinin bir parçası durumuna gelmiş midir? Bu
ölçütte önemli olan tek tek siyasal açıklamalar değil sistemli ilişki
örüntüsüdür. İmamoğlu davasında bu sorulara verilecek yanıtlar davaların
siyasal nitelikte olduğunu açıklıkla ortaya koyacaktır.
Seçici adalet (Selective
prosecution): Aynı veya benzer
nitelikteki eylemler bakımından kişiler arasında seçici biçimde yargılama
yapılması davanın siyasal niteliğine ilişkin güçlü bir göstergedir. Örneğin, aynı
eylemi işleyen iktidar mensupları hakkında soruşturma açılmazken, muhalif
aktörler hakkında yoğun ve ısrarlı biçimde soruşturma yürütülmesi davaların
siyasal nitelikli olduğunu gösterir. Bu durum tek başına davanın siyasal
olduğunu kanıtlamayabilir ancak başka göstergelerle birleştiğinde seçici yargı
kullanımı bakımından önemli bir kanıt oluşturur.
Zamanlama: Davanın ne zaman açıldığı son derece
önemlidir. Özellikle, seçimlerden hemen önce, parti kongresinden önce, adaylık
sürecinde, hükümet açısından önemli bir siyasal kriz sırasında ve kamuoyunda
belirli bir muhalif aktörün yükselişe geçtiği dönemde başlatılan davalar
açısından siyasal zamanlama incelenmelidir. Burada kritik soru “Neden şimdi?”
sorusudur. İmamoğlu davalarında bu öçlüt tam olarak gerçekleşmiştir.
Hukuksal
gerekçenin siyasal amaçla orantısızlığı: Bir
başka ölçüt isnat edilen eylem ile uygulanan hukuksal yaptırım veya yargısal
müdahalenin orantısızlığıdır. Örneğin göreli olarak sınırlı bir hukuksal ihlal
için tutuklama, siyasal yasak, görevden uzaklaştırma, seçilme hakkının
engellenmesi, parti etkinliklerinin engellenmesi ve uzun süreli tutukluluk ve
yargılama gibi ağır sonuçlar doğuyorsa, davanın hukuksal görünüm altında
siyasal sonuç üretme amacı taşıdığı açıklık kazanır. İmamoğlu’nun davaları ve
hakkında ileri sürülen 150’ye yakın suç isnadı ve uzun süren tutukluluk ve
yargılama süresi, kamuoyundaki görünürlüğünün sınırlanmak istenmesi ve hatta savunma
hakkının kısıtlanmak istenmesi bu ölçütün varlığını gösteren açık bulgulardır.
Usul hukukunun
araçsallaştırılması: Bu ölçüt
özellikle önemlidir. Davanın siyasal niteliği bazen maddi hukuktan değil, usul
hukukunun kullanım biçiminden anlaşılır. Örneğin, olağandışı hız, olağandışı
gecikme, tutuklamanın cezalandırma aracına dönüşmesi, delillerin seçici
değerlendirilmesi, savunma haklarının sınırlandırılması, benzer davalarda
farklı usul uygulanması, mahkemenin yetkisinin tartışmalı biçimde kullanılması,
gizli tanık yoğunluğu ve bazı tanıkların yönlendirildiği yolundaki savlar birlikte
ortaya çıkıyorsa yargısal sürecin siyasal amaçla araçsallaştırıldığı ileri
sürülebilir.
Yargı
bağımsızlığı ve yargıç-savcı davranışları: Davanın
siyasal niteliğinin değerlendirilmesinde yargının kurumsal bağımsızlığı da
dikkate alınmalıdır. Örneğin, yargıç veya savcıların siyasal iktidar tarafından
atanma biçimi, görevden alınma veya yer değiştirme baskısı, Hâkimler ve
Savcılar Kurulu (HSYK) mekanizmalarının kullanılması ve kararların üst siyasal
aktörlerin açıklamalarıyla olağandışı biçimde paralellik göstermesi önemli
göstergelerdir. Kamuoyuna yansıyan bilgiler bu konuda ciddi kuşkular
bulunduğunu göstermektedir.
Sanığın siyasal
konumu: Sanığın muhalefet lideri veya adayı, milletvekili,
belediye başkanı, gazeteci, akademisyen ve siyasal eylemci olması önemlidir
fakat tek başına yeterli değildir. Çünkü siyasetçi de gerçekten suç işleyebilir
ve normal bir ceza davasının sanığı olabilir. Dolayısıyla, sanık siyasetçi ise dava
siyasal davadır şeklindeki bir çıkarım yöntembilimsel olarak hatalıdır.
Davanın siyasal
hak ve yarışma üzerindeki etkisi: Bana
göre, özellikle demokratik rejimlerde en güçlü ölçütlerden biri budur. Davanın
sonucu seçilme hakkını, seçme hakkını, siyasi parti etkinliklerini, muhalefetin
örgütlenme kapasitesini, seçim yarışmasını ve kamuoyunun bilgi edinme hakkını doğrudan
etkiliyorsa dava yalnızca bireysel bir ceza/hukuk uyuşmazlığı olmaktan çıkıp
siyasal yarışmanın bir unsuru durumuna gelebilir. Bu ölçüt konusunda karar okuyucuların
takdirine bırakılmıştır.
Davanın siyasal
sonuç üretme kapasitesi: Burada daha
ileri bir ölçüt kullanılabilir: Davanın sonucunun hukuksal sonuçtan bağımsız
veya onun ötesinde belirgin bir siyasal sonuç doğurması. Örneğin bir dava
sonucunda muhalif aktör görevden ayrılıyor, siyasi parti zayıflıyor ve seçim
dengesi değişiyor şeklinde bir zincir ortaya çıkıyorsa davanın siyasal işlevi
ayrıca incelenmelidir.
Hukukun iktidar savaşının
aracı durumuna gelmesi: En üst
düzeyde ise şu soruya bakılmalıdır: Yargı, siyasal çatışmayı çözmek için hukuk
kurallarını uygulayan bağımsız bir kurum olarak mı hareket ediyor yoksa siyasal
çatışmanın taraflarından birinin rakibini etkisizleştirmesinde kullanılan bir
araç durumuna mı geliyor? İkinci durum, siyaset bilimi yazınında hukukun siyasal
amaçlarla kullanılması (lawfare), siyasetin yargısallaşması (judicialization
of politics) veya daha belirgin olarak siyasal güdülerle kovuşturma (politically
motivated prosecution) kavramlarıyla ilişkilendirilebilir.
ÖLÇÜTLER MATRİSİ
|
Çizelge 1: Siyasal Dava Tanılama Matrisi |
|
|
Boyut |
Temel soru |
|
Siyasal bağlantı |
İktidarın siyasal çıkarıyla bağlantı var mı? |
|
Seçicilik |
Benzer durumdaki kişiler arasında farklı işlem/süreç var mı? |
|
Zamanlama |
Dava önemli bir siyasal dönemde mi açıldı? |
|
Orantısızlık |
Hukuksal müdahale eylemle orantılı mı? |
|
Usul |
Usul kuralları olağandışı biçimde kullanılıyor mu? |
|
Yargı bağımsızlığı |
Yargısal aktörler bağımsız hareket edebiliyor mu? |
|
Sanığın konumu |
Sanık siyasal yarışma açısından önemli bir aktör mü? |
|
Siyasal haklar |
Dava siyasal hakları etkiliyor mu? |
|
Siyasal sonuç |
Dava siyasal güç dengelerini değiştiriyor mu? |
|
Sistematiklik |
Bunlar bireysel mi, yoksa bir örüntünün parçası mı? |
Burada son ölçüt, yani sistematiklik,
özellikle önemlidir. Çünkü tek bir göstergeden hareketle “bu siyasal davadır”
demek yerine birden fazla göstergenin kümelenmesi aranmalıdır. Daha da
önemlisi: “siyasal dava” ile “siyasal amaçlı dava” ayrılmalıdır. Akademik
çalışmada bu iki kavramı birbirinden ayırmak yararlı olur. Siyasal dava davanın
konusu veya tarafları doğası gereği siyasal nitelik taşıyabilir. Siyasal amaçlı
dava ise dava hukuksal olarak meşru bir uyuşmazlık görünümünde olmakla birlikte
yargısal mekanizmanın belirli bir siyasal amacı gerçekleştirmek için
kullanıldığı savını ifade eder. İkinci kavram “hukuksal tasfiye” ve “lawfare”
çözümlemeleri bakımından çok daha güçlü bir çözümleyici kategori olabilir.
Hatta bunu bir sonraki aşamada “Bir
davanın siyasal dava olduğunu belirlemek için gerekli ve yeterli koşullar”
biçiminde ağırlıklı göstergeler ve eşik değerleri olan bilimsel bir ölçüm
modeli durumuna getirebiliriz. Bu, özellikle, Kılıçdaroğlu’nun söylemi
bağlamında, Türkiye'deki güncel davaları karşılaştırmalı olarak incelemek için
oldukça kullanışlı olacaktır.
ULUSLARARASI
ÖLÇÜTLER VE İÇTİHATLAR
Uluslararası hukuk bakımından sorunsal
biraz daha farklı kurulmaktadır: “siyasal dava” diye bağımsız ve tek bir
uluslararası hukuk kategorisi yoktur. Bunun yerine AİHM, BM İnsan Hakları
Komitesi ve BM Keyfi Tutuklama Çalışma Grubu gibi organlar bir yargılamanın
siyasal güdülerle yürütülüp yürütülmediğini “adil yargılanma”, “ayrımcılık”, “özgürlükten
yoksun bırakma”, “siyasal haklar” ve özellikle AİHS m.18’deki “hakların
sınırlanmasının amacı dışında kullanılması” üzerinden değerlendirir.
Bu bağlamda en önemli uluslararası
ölçütler aşağıda sıralanmıştır:
Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi (AİHS) m. 18: En Güçlü Ölçüt
AİHM içtihadında en doğrudan araç AİHS
m.18'dir. Madde, Sözleşme'de tanınan haklara getirilen sınırlamaların öngörülen
amaçlar dışında kullanılmasını yasaklamaktadır. Dolayısıyla temel soru şudur: Devlet
gerçekten ceza soruşturması ve kovuşturması yapmak için mi hareket etmiştir,
yoksa ceza hukukunu başka bir siyasal amacı gerçekleştirmek için mi
kullanmıştır? Bu açıdan “Ilgar Mammadov v. Azerbaijan” çok önemli bir başlangıç
noktasıdır. AİHM, muhalif bir siyasetçi olan Mammadov'un tutuklanmasında AİHS
m.5 ile birlikte m.18 ihlali bulmuştur. Mahkeme daha sonra sürecin adil
yargılanma boyutunda da sorunlu olduğunu saptamıştır. Bu nedenle siyasal amacı
belirlemek için hukuksal yetkinin araçsallaştırılması, yani18. Maddenin çözümlenmesi
çok güçlü bir yöntemdir.
AİHM: “Asıl Amaç”
ile “Görünürdeki Amaç” Ayrımı
AİHM'in 18. madde ile ilgili içtihadının
en önemli yanı devletin ileri sürdüğü meşru amaç ile gerçek amaç arasında ayrım
yapmasıdır. Örneğin devlet, Kılıçdaroğlu’nun söylediği gibi, “Bu kişi ceza
hukuku bakımından suç işlediği için yargılanmaktadır” diyebilir. Fakat Mahkeme
ayrıca “Bu yargılamanın gerçek amacı neydi?” sorusunu da sorabilir. Gerçek
amacın siyasal rakibi susturmak, siyasal etkinliklerini engellemek veya siyasal
yaşamdan dışlamak olduğu ortaya konulabilirse 18. Madde gündeme gelecektir. Bu
yaklaşım, AİHM'in özellikle siyasal muhaliflere yönelik davalarda geliştirdiği
içtihadın merkezindedir. Nitekim yakın tarihli bir AİHM kararında başvurucu,
ceza soruşturmasının siyasal amaçlı olduğunu ve kendisinin siyasal yaşamdan
dışlanmasını amaçladığını ileri sürmüş ve Mahkeme de m.18 ile m.6 arasındaki
ilişkiyi ayrıca tartışmıştır.
Siyasal Amaçlı Özgürlükten
Yoksun Bırakma
Özellikle tutuklama söz konusuysa AİHM
şu sorulara bakar: Tutuklamanın hukuki dayanağı var mı? Makul şüphe gerçekten
mevcut mu? Tutuklama gerekli ve orantılı mı? Daha sonra ortaya çıkan gelişmeler
ilk tutuklama gerekçesini doğruluyor mu? Tutuklama kişiyi siyasal etkinlikten
uzaklaştırma amacı taşıyor mu? Ilgar Mammadov bu açıdan temel içtihatlardan
biridir. AİHM, ceza hukukunun muhalif bir siyasetçiye karşı kullanılmasını
yalnızca “tutuklama hukuka uygun mu?” sorusuyla sınırlamamış ve bunun
arkasındaki amacı da incelemiştir.
Adil Yargılanma: Bir davanın siyasal amaçlı olduğunun önemli
göstergelerinden biri de adil yargılanma güvencelerinin sistemli biçimde
zedelenmesidir. Özellikle, bağımsız ve tarafsız mahkeme, savunma hakkı, silahların
eşitliği, makul sürede yargılanma, delillere erişim, gerekçeli karar ve masumiyet
karinesi incelenir. Ancak önemli bir yöntembilimsel nokta vardır: Adil
yargılanma hakkının ihlali tek başına davanın siyasal olduğunu göstermez. Bunun
siyasal amaçla bağlantısının ayrıca kurulması gerekir.
İfade ve Örgütlenme
Özgürlüğü: Davanın temelinde
kişinin hükümeti eleştirmesi, gazetecilik yapması, siyasal örgütlenmeye
katılması, gösteri düzenlemesi ve muhalif siyasal etkinlik yürütmesi varsa AİHM
10. ve 11 maddeler üzerinden de inceleme yapar. Buradaki önemli nokta şudur: Ceza
yargılaması, ifade veya siyasal örgütlenme özgürlüğünü bastırmanın aracı olmuş
mudur? Bu nedenle özellikle gazeteciler, muhalefet siyasetçileri ve sivil
toplum aktörlerine yönelik davalarda 10, 11 ve 18. Maddelerin bileşimi önem
kazanır.
Seçim Hakkı:
Bir başka ölçüt de seçim hakkıdır. Eğer
dava bir belediye başkanının görevden alınmasına, milletvekilinin görevini
sürdürememesine, adaylığın engellenmesine, seçilme hakkının ortadan
kaldırılmasına veya bir siyasal partinin seçim yarışmasından dışlanmasına neden
oluyorsa, artık dava yalnızca “ceza hukuku davası” değildir. Siyasal temsil
hakkına müdahale boyutu ortaya çıkar. Bu, davanın siyasal niteliğini belirlemek
bakımından çok güçlü bir sonuç göstergesidir.
BM İnsan Hakları
Komitesinin Ölçütü:
Birleşmiş Milletler bakımından
özellikle Medeni ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi (ICCPR) önemlidir. Burada
üç madde birlikte düşünülmelidir: 14. Madde adil yargılanma hakkı, 25. Madde siyasal
katılım ve seçilme hakkı ve 26. Madde eşitlik ve ayrımcılık yasağı. Dolayısıyla
BM sistemi de şu üçlü bağlantıya izin verir: Siyasal etkinlik, seçici/ayrımcı
soruşturma ve adil yargılanma ihlali. BM İnsan Hakları Komitesi yakın dönem
kararlarında Türkiye bakımından da bağımsız ve tarafsız mahkeme, keyfi
tutuklama, ceza soruşturması ve ayrımcılık gibi konuları incelemiştir. Daha da
önemlisi, BM organları bazı ülkelerde açık biçimde “politically motivated
cases” kavramını kullanmaktadır. Komite, yargının siyasallaşmasının siyasal
güdülerle açılan davalara ve adil yargılanma güvencelerinin ihlaline yol
açabileceğini açıkça ifade etmiştir.
BM Keyfî
Tutuklama Çalışma Grubu Ölçütü: UN
Working Group on Arbitrary Detention (WGAD)
kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasının hukuksal temelden yoksun olması, adil
yargılanma hakkının ağır biçimde ihlal edilmesi, ayrımcı saikle
gerçekleştirilmesi ve siyasal görüşü nedeniyle hedef alınması gibi durumlarda
keyfi olabileceğini kabul etmektedir. Türkiye'ye ilişkin BM belgelerinde de
özellikle siyasal görüş temelinde hedef alma ve keyfi tutuklama örüntülerine
ilişkin değerlendirmeler bulunmaktadır. Dolayısıyla, siyasal güdülenme,
ayrımcılık, keyfî tutuklama ve adil yargılanma ihlali uluslararası hukuk
bakımından birbirine bağlanabilen bir zincirdir.
Venedik Komisyonu
Ölçütü - Savcılığın Siyasal bağımsızlığı: Bu
bağlamda Venedik Komisyonu da çok önemlidir. Komisyonun yaklaşımına göre
savcıların belirli davalarda siyasal talimat altında hareket etmemesi gerekir.
Özellikle belirli bir soruşturmanın açılması veya açılmaması konusunda siyasal
müdahale hukukun üstünlüğü açısından ciddi sorun yaratır. Dolayısıyla bir
davanın siyasal niteliğini araştırırken “Soruşturma kararını kim verdi ve
savcılık bu kararı bağımsız biçimde mi aldı?” sorusu uluslararası ölçün ve
ölçütlerle doğrudan bağlantılıdır.
ULUSLARARASI
SINAMA
Bütün bunları bir araya getirilirse, daha
sıkı bir “uluslararası siyasal dava matrisi” şöyle kurulabilir:
|
Çizelge 2: Uluslararası Siyasal Dava Ölçütleri
Matrisi |
|
|
Ölçüt |
Uluslararası dayanak |
|
Siyasal amaç |
AİHS m.18 |
|
Hukuki yetkinin amaç dışı kullanılması |
AİHS m.18 |
|
Keyfî tutuklama |
AİHS m.5 / ICCPR m.9 |
|
Adil yargılanma ihlali |
AİHS m.6 / ICCPR m.14 |
|
Siyasal görüş nedeniyle ayrımcılık |
AİHS m.14 / ICCPR m.26 |
|
İfade özgürlüğünün bastırılması |
AİHS m.10 / ICCPR m.19 |
|
Siyasal örgütlenmeye müdahale |
AİHS m.11 / ICCPR m.22 |
|
Siyasal katılımın engellenmesi |
AİHS Ek P1 m.3 / ICCPR m.25 |
|
Yargı bağımsızlığı sorunu |
AİHS m.6 / BM-Venedik standartları |
|
Savcılığın siyasal müdahaleye açıklığı |
Venedik Komisyonu standartları |
|
Sistematik hedef alma |
AİHM + BM içtihadı |
GENEL
DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Kılıçdaroğlu’na verilecek yanıt şu
olabilir: Bir davanın siyasal dava olarak nitelendirilebilmesi için davanın
siyasal bir kişiye veya konuya ilişkin olması yeterli değildir. Asıl
belirleyici olan, yargısal yetkinin görünürdeki hukuksal amacından saparak
siyasal bir amacı gerçekleştirmek için kullanıldığına ilişkin yeterli ve
birbirini destekleyen göstergelerin bulunmasıdır. Bu yaklaşım özellikle AİHS 18.maddesi
içtihadıyla oldukça iyi örtüşmektedir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder